Orijinalini görmek için tıklayınız : İsrail, ABD ve İngiltere'ye karşı bir imza verin..
Günlerdir TV'lerde, gazetelerde bir katliam seyrediyoruz. İsrail, ABD ve İngiltere'nin savaş makineleri çalışıyor ve suçsuz siviller, çocuklar öldürülüyor, hayatlar karartılıyor. Hiç birşey yapamıyorsanız bile aşağıdaki kampanyalara birer imza verebilirsiniz.
http://www.weaccuse.net/index.php
http://kampanya.org.tr/baris/index.php
hiramusta
09-08-2006, 19:55
Daralan vakitler
Cahit Zarifoğlu (1940 – 1987)
Yanakları, saçları, gözleri yanmış,
Zehirli gaz bombaları
Yılan gibi sokmuş, yalamış gövdelerini
Ağızları, küçücük dilleri yanmış
Bütün Beyrut sapsarı kalmış
Sanki ağlamak imkansız
Başları
Paletlerle ezilmiş babaları,
Yahudi doğramış analarını,
Binlerce çocuk topların, betonların altında.
Beyrut'un gözyaşları şimdi,
Kudüs'ün yanıbaşında,
Müslümanlarsa uzakta,
Sanki başka,
Gelinmez bir dünyada.
Acın, bir vadi,
Zehirli çiçekler, bir ova gibi karşımda.
Gözüm baksın sadece,
Ayrıntıları,
Kıvrılıp kırılmış bilekleri,
Kemikten yakılmış etleri,
Kuma serilmiş cesetleri,
Büyük ajansların yaydığı resimleri,
Bir seyirci gibi görsün dursun,
Bir kadın gibi ağlasın..
Beyrut yengeç kıskacında,
Çoğu Müslüman kafir yanında,
Yaslanmış yastıklara sonunu beklerler filmin.
Sen Filistin, hokkaları doldur kanla,
Şairler eğer ahın varken
Uzanırlarsa tomurcuklara güllere
Herbiri kanlı bir ateş gibi korku
Bir azar, bir şamar olsun.
Filistin, sen işine bak, kar toprağını,
Yoğur gazabını Yaradanın..
Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde?
Çam ormanlarının salınışında,
Kuşların cıvıldayışında,
Otların serin tenlerinde.
Eğer varsan bakıp görmeye
Şeffaf perdenin az ötesini,
Bir ateş bulutu var en bildik yerde,
En emin yerde.
Ve bak, asıl ölen yaylalar, villalar, tok karınlar
Hissiz dudaklar, gayretsiz kalpler,
Asla değil kavruk çölde yatan kadavralar.
Farzet körsün, olabilir,
Elele tut,
Taş al ve at,
Kafiri bulur.
Hani ceylanların,
Hani cihat marşın?
Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın?
En arka safta bile kalmadın,
Cengi attın, dünyaya daldın,
Tezeğe konan sinekler gibi.
Dönüyor burgaç,
Dünya üstten, yanlardan daralıyor.
Ovalardan,
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,
Bir gün ister istemez,
Karşısında olacaksın kaçtıklarının.
Dua et,
O gün henüz mahşer olmasın...
hiramusta
10-08-2006, 16:38
"Resimleri içerdiği şiddetten ve şikayetlerden dolayı kaldırdım -merwe"
O Lübnanlı bebek Vaad... 10 gün önce Şiye'de dünyaya geldi. İsrail bombaları kendi ülkesinin güvenliği için Beyrut'ta, Kana'da Sur'da ölüm yağdırırken... Minik Vaad, birçoğumuzun çektiğinden daha fazla acı ve korku yaşadı 10 günü geçemeyen 'hayatı' boyunca... Doğumu bomba sesleri arasındaydı, ölümü de... Başka ülkelerde bebekler çıngırak sesleriyle neşelenirken, o bomba seslerini dinledi ninni yerine... Anneler bebeklerini kollarına alıp mis gibi saçlarını koklarken, o tonlarca beton ve çeliğin altında ölümle koyun koyuna yattı, saçlarında tozlar, gözlerinde akamayan yaşlarla...
Minik Vaad, İsrail'in öldürdüğü 1088 Beyrutlu'nun arasına katıldı annesinin memesini emerken... Annesi son bir çabayla onu korumak istemişti, sarılarak... Ama annesi ve 11 akrabası daha can verdi o enkazın altında...
Amcası Abbas Vehbi, elleriyle kazarak enkazı çıkardı Vaad'ı... Acıyla lanet etti, bulutların üstünden bomba atıp giden İsrail uçaklarına...
Hayat akıp gitti ellerinden
10 günlük bedeni tonlarca beton ve demirin altında ezilirken Vaad'ın minik elleri son bir kere kapandı. Sanki hiç yaşamasına izin verilmeyen hayatı sıkıca tutmak ister gibi...
İşte Vaad'ın 10 günü
29 TEMMUZ, VAAD DOĞDU: İsrail'in bombaladığı Sur'da doğdu. Babası, güzel günler umuduyla adını Vaad koydu.
30 TEMMUZ, BÜYÜK KATLİAM: Dünya 37 çocuğun öldüğü Kana katliamıyla tanıştı. Vaad günü bodrumda geçirdi.
31 TEMMUZ, BEYRUT'A KAÇIŞ: İsrail, bölgeyi boşaltmaları için halka 48 saat tanıdı. Vaad ailesiyle Beyrut'a kaçtı.
1 AĞUSTOS, İLK GÜLÜCÜK: İsrail saldırılarını daha geniş alana yaydı. 4 günlük Vaad, çevresine gülücükler dağıtıyordu.
2 AĞUSTOS, 19 SİVİL KATLEDİLDİ: İsrail, Baalbek'te 19 sivil öldürdü. Vaad'in ailesi gelişmeleri radyodan izledi.
3 AĞUSTOS, ÖLÜM PEŞLERİNDE: Uçaklar Taybe'de 3 kişilik aileyi yok etti. Vaad'in ailesi yaklaşan ölümden tedirgin.
4 AĞUSTOS, VAAD 1 HAFTALIK: Vaad'ın ailesi buruk bir mutluluk yaşarken, İsrail bir çiftlikte 33 kişiyi öldürdü.
5 AĞUSTOS, BOMBA YAĞIYOR: Vaad'in ailesi güvenli bir eve yerleşti. Ancak İsrail bombaları kent merkezine ulaştı.
6 AĞUSTOS, İLK KORKU: Bombalara tepki vermeye başlayan Vaad, uykusunda irkildi. Ensar köyünde 5 sivil öldürüldü.
7 AĞUSTOS, ANA KUCAĞINDA ÖLÜM: Bombalar altında doğan Vaad, İsrail füzelerine, tek güvenli yer bildiği annesinin kucağında hedef oldu.
hazretikömürcü
10-08-2006, 17:23
İsrail'in adını ben "AZRAİL" koydum. Tüm saldırganları kınıyorum.
Bunlar; adaletin gücünü değil, gücün adını uyguluyorlar.
hazretikömürcü
istavrit
20-08-2006, 10:55
DURUST OLUN
Türk basını, elbette “esas olarak Müslüman olan” okurunu gıdıklamak için, İsrail’e verip veriştiriyor. Duygu sömürüsü yapıp para kazanacak.
Bu doğaldır. Üstelik İsrail’in “sivil öldürmesinin” savunulacak hiçbir yanı yoktur.
Fakat bu bir savaştır, ve savaşlarda siviller de ölürler, kadınlar da, çocuklar da... * *
“Amca teyze bir imza ver, çocuklar ölmesin, şeker de yiyebilsinler” edebiyatı, adı üstünde, edebiyattır ve “sanatçı yaklaşımıdır”.
Bu ne kadar muhteremse, savaşın sosyoekonomik, sosyopsikolojik ve de alafortanfonik yönlerini “irdelemek” de o kadar gazeteci işidir. Ben şair değilim, istesem de olamam.
Bizim burada, oturduğumuz yerden yapacağımız “insani edebiyatın” bu olayda hiçbir “kıymet-i harbiyesi” yoktur. Hiçbir İsrail yöneticisi, Türk basınını izleyip orada çıkan yorumlara göre politika değiştirmez. Pek pek Mossad bunun çetelesini tutar, bize karşı olanlar, olmayanlar şeklinde, o kadar.
Dolayısıyla da, kendi yüreğimizi soğutmuş oluruz, bir, asıl önemlisi, okurumuzu okşamış oluruz, iki. Başka bir halta yaramaz.
Bir önemli nokta daha: “Eşit güç kullanılsın” demek, salaklıktır.
Yani Hizbullah on beş Yahudi öldürdü, Tsahal da (İsrail ordusu) on altıyı geçmesin...
Aynı şeyi Türk ordusundan da istiyor musunuz? PKK on beş askerimizi şehit etti, on altı militan öldürmeyelim, ayıp olur... PKK helikopter kullanmıyor, biz de kullanmayalım, yakışık almaz...
Bitmez o savaş!
O zaman, Alman çocuklarının ne günahı vardı? Geceleri İngiliz uçakları, gündüzleri Amerikan uçakları durup dinlenmeden Almanya’yı bombaladığında kaç milyon kadın ve çocuk öldü, biliyor musunuz?
Herif durduğu yerde sivil hedefe saldıracak... Sabah kalkıp işine gelmekten başka bir suçu olmayan sekreter kızcağızları öldürecek... Koca bulmak için çırpınan zavallı Claire, Samantha, Miranda, Charlotte güme gidecek... Herif Tel Aviv belediye otobüsüne bomba koyacak, pazara giden Rebeka kucağında emzikli Mişon’la can verecek... Herif, “İsrail devleti yokolacaktır” diye çığlıklar atacak... Herif utanmadan ve sıkılmadan “Yahudi soykırımı olmamıştır, yalandır” diyecek... Ve karşı tarafın da eli armut toplayacak!
Sivil hedeflere saldıracaksın ama kendin de askeri hedef göstermeyeceksin, sekiz çocuklu ailenin alt katına roketatarları dizeceksin, sonra da bombayı yiyince “İsrail sivilleri hedef alıyor” diye ağlayacaksın... Atma Arap, din kardeşiyiz!
Sen de atma Türk gazetecisi, seninle de meslekdaşız.
yazi engin ardic'tan alintidir.
savas bittiginde pazar yerine,metroya,otobuse bomba koymaya devam
edecekler...
2002 yılının nisan ayında, Suudi televizyonunda Şeyh Saad El-Buraik demişti ki, “Filistinli Müslüman kardeşlerim, Yahudiler’e acımayın, kanları, paraları ve karıları size helaldir”...
kendi cocuklarinin olumlerine zemin hazirlayanlari kaybetikleri cocuklarinin acisi ile yasayacaklar..
kendi cocuklarinin olumune imza atanlari tarih affetmeyecek..bagisla sargon kardesim..bende affetmiyor ve imza vermiyorum..haketmiyorlar
hiramusta
21-08-2006, 11:11
Sana ne diyeyim istavrit?İnşallah birgün yolun Filistine düşer de orada aylarca yaşamak zorunda kalırsın.Çaresizliğin,kimsesizliğin,unutulmuşluğun ,açlığın-sefaletin,heran bir israil kurşunuyla ölme ihtimalinin ne olduğunu anlarsın.
İsrail, ABD ve İngiltere O.Ç'nin önde gideni olabilir. Ancak Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin yani Lübnanın Ermeni tasarısını onayladığını asla unutmamalıyız.
Ermeni tasarısını kabul eden tek Müslüman ülkeye çocukları ve masum insanları ölse bile eskisi kadar duygusal bakamıyorum.
liopleurodon
21-08-2006, 11:23
hiramusta, senin de umarım yolun bir gün İsrail'e düşer de, her an bir filistinlinin intihar bombası ile ölme korkusu ne demekmiş bir anlarsın. Yada, çocuğunun okula gittiği otobüsün patlama korkusunu..
Bir şeyi göremiyorsunuz. Bir yerde, zavallı, öylesine oturan Filistinliler, öbür tarafta kana susamış israil.. Sizin gördüğünüz şey bu. Oysa, sağ duyu ile bakınca olay hiç te öyle görünmüyor. İslami terörün, 1970'lerde uçak kaçırma ile başladığını, ilk uçak kaçırma vakalarının, Filistinlilerce yapılarak, literatüre uçak korsanı teriminin girdiğini... Cezayir'de kaçırılan Fransız uçağında, "Bakın hespini böyle öldüreceğiz" diye kameraların karışısında takır takır adam vurup ıçaktan aşağı atan müslümanların "Allhuekber" sloganlarını..
Bu kadarla da bitmez. Ama, İsrail masum, zavallı değildir, Filistin ise hiç değildir. Tek mesele, İsrail'in bıçağın sapından tutuyor olmasıdır. Adam elbette, bir kaç vatandaşım öleceğinie, sürüsü gebersin demektedir, çünkü karşıdaki bir kuduz köpek sürüsüdür, fırsatını denk getirince, acımadan saldıracağı malumdur. Bu nedenle, o bebelerin tek şansı, oradaki FKÖ, Hizbullah, Hamas vs. nin, kuduzluktan vazgeçmesidir. Gandhi modelidir yani gerekli olan..
exclusive
21-08-2006, 13:19
Bence İsrail'in bu saldırısı çok kötü, vahşi bir olaydı. Ayrıca savaşın sona erme ihtimalini de azalttığı kanaatindeyim. Hizbullah'ın da sadece varlığı bile aynı derecede kötü. Bir terör örgütünün barışı tehdit etmeden rahat durması biraz zor.
Neticede bölgede sivillerin ölmesi, ortamda sürekli bir savaş hali olması hem Hizbullahın hem de İsrail'in işine geliyor. Her ikisinin de çıkarları var bu işten, bu yüzden de ölen her Filistin'liyi, her Lübnan'lıyı, her İsrail'liyi el birliğiyle, beraber öldürüyorlar. Hiramusta'nın resmini koyduğu ölü bebek, İsrail'in olduğu kadar Hizbullah'ın da eseri.
Temennim en kısa zamanda Hizbullah'ın silahsızlandırılması ya da daha iyisi tamamen dağıtılması ve İsrail'e yapılan askeri yardımların durdurulup sınır ötesi askeri operasyon düzenlememesini sağlayacak uluslararası yaptırımların uygulanmasıdır.
Ortada iki kuduz köpek var. Biri her seçimde aşırı milliyetçilerin başa geldiği İsrail, diğeri İran tarafından kurulmuş acımasız bir islami terör örgütü olan Hizbullah. Bu iki kuduz köpekten birini bağlasan öteki zaten diğerinin yanına gider, yine birbirleriyle dalaşırlar. İkisinin birden bağlanması lazım.
hiramusta
21-08-2006, 14:15
Tabi tabi Hizbullah silahsızlandırılsın.İsrail de bizim güney sınırımıza kadar dayansın.Şunu kafanıza yazın.Abdnin veya sizin birilerine terörist demenizle,o birileri terörist olmaz.Yarın birgün Türk askeri Abd ve israille savaşa girerse,Türk askerine de mi bu yaftayı yapıştıracaksınız?Adam bana tutmuş,İsrail'de ölen 3-5 masum (ki çocuk dışındakilerin masumluğu tartışılır,yetişkin hiçbir israilli sivil değildir.) hesabını soruyor.O 3-5 masum Filistinde saat başına ölüyor.Orada doğru dürüst su yok,gıda yok,enerji yok,sağlık hizmeti yok,eğitim yok,seyahat özgürlüğü yok,can-mal-namus emniyeti yok.Var olan tekşey etrafı yüksek duvarlarla çevrilerek dünyadan tecrit edilmiş,koskoca bir açık hava hapishanesi.
liopleurodon
21-08-2006, 14:38
Hiramusta, israil gelip taa burada senin güney kapına dayanacak olsa, zaten şimdiye dayanırdı. Seni israili azgın bir köpek olarak görüyorsun, tamam, kabul, öyledir belki ama, bu o hizbullah vs. nin azgınlığını maruz göstermiyor.
Filistinde, bunların hepsinin olması gayet normaldir. Bu, filistin insanının seçimidir.
Git, biraz tarih oku, resmi tarihin ötesine çıkmaya çalış. İsrail'i kınamya çalışıp, aklınca 3-5 katli vacip yahudiyi insanların gözünde kötü anlatmakla kimsenin eline bir şey geçmez..
Sn. Sargon,
Vermiş olduğunuz adresler için teşekkür. Birini kaçırsam da diğeri için oy kullanabildim.
Bu forumda yazan arkadaşlara bir hatırlatma yapmak istiyorum. Savaşın, zorbalığın, katliamın, insan öldürmenin dili, dini, ülkesi olamaz.
Şayet bunu kabul ediyor isek kendimizi bir hesaba çekelim. İkiz kulelerde ölen bir bebeğin görüntüsü; sizi, Lübnan’lı Vaad bebek kadar etkilemiyor ise lütfen düşünün. İsrail’de Hizbullah intihar bombacısı tarafından dağılan onlarca ceset için üzüldüğünüz kadar Filistin’de bir evin bombalanması sonucu ezilen aileye üzülmüyorsanız lütfen düşünün. Benim dinimin yolu için katliam mübahtır diyorsanız lütfen düşünün. Benim ülkemin siyaseti için savaş gereklidir diyorsanız lütfen düşünün. İdeolojim için bunlar gerekliydi diyorsanız lütfen düşünün. Devlet-i A’li bunu gerekli görüyor diyorsanız lütfen düşünün.
Düşünün ve bir daha o resimlere bakın, bakın bakalım biz (insanoğlu) neymişiz?
Hatalarımızı cehaletimize bağışlayın
exclusive
21-08-2006, 15:54
mhmmd, genelde farklı görüşlerde olsak da bu konuda aynı düşüncedeyiz.
Hiramusta, İsrail Türkiye'de, Türk vatandaşlarına, Türk aydınlarına suikast düzenlemedi ama Hizbullah bunu yaptı, Hizbullah benim ülkemde benim halkımdan insanları öldürdü.
Eğer ben savaşın zalimliğini bir kenara bırakıp olaya kişisel duygularla bakacak olsam "Hizbullah'a mensup herkesin gözünün yaşına bakılmadan katledilmesi gerekir" diyebilirdim ancak. İsraille savaşıyor diye Hizbullah'a karşı sempati duymamı bekleme.
Ayrıca Amerika'nın candostu AKP hükümeti sayesinde yakında Türk askeri gidip Hizbullahla çarpışacak. Sen Türk-İsrail savaşı gibi bi senaryodan önce bunu düşünsen daha iyi edersin...
hiramusta
21-08-2006, 16:20
Ne alaka.Türkiyedeki hizbullahla,Lübnandaki Hizbullah birbirlerinden farklıdır.Türkiyedeki hizbullah örgütü (Allah'a çok şükür çökertildi) mayınlı bir arazi gibidir.Bu yüzden bu konunun konuşulmasının yeri burası değildir.
exclusive
21-08-2006, 16:47
Evet Amerika'daki Mc Donald's restoranlarıyla Türkiye'deki Mc Donald's restoranları da birbirlerinden farklıdır. Kullanılan dilden, para birimine, restoranda çalan şarkılara, çalışanların uyruğuna, hatta kimi zaman menüdeki ürünlere kadar farklıdır.
Ama amacına baktığında, kime kazandırdığına, kime kar ettirdiğine baktığında aynı olduklarını görürsün...
hiramusta
21-08-2006, 17:00
Sevgili kardeşim,anlamamak istersen; sen bilirsin.
exclusive
21-08-2006, 17:13
Hiramustam, gel senle İsrail faşist yönetici istiyosa kendi bilir, Lübnan da şeriatçı rejim istiyosa yine kendi bilir ama savaş da, terör de çok kötü şeylerdir, Lübnanlının da İsraillinin de yaşama hakkı vardır diyip bi orta nokta bulalım...
istavrit
21-08-2006, 20:12
mahsun korkmaz akademisi nerededir...
cevap bekaa olmali..
peki bekaa nerede?
lubnan'da..
benim ulkemde kac kisi pkk teroru neticesinde can verdi
en az 30.000
ex guzel yazdi...
hic bir yahudiden kotuluk goren, yahudi eliyle olen bir turk varmidir?
hizbullahi biz yakindan biliriz..hizbullah kanarya sevenler dernegimidir..
burada taraf olmak durumunda isem tabiki israile tarafim,
vatanini, milletini seven herkes en azindan lubnana taraf olmamali..
"musluman cocuklari olmesin" oriyantalist musluman kurnazligi...
hic hizbullahin attigi bir roket askeri hedefe dusmusmudur..bilincsizce amacsizca atilan roketlerin israilli cocuklarida oldurdugunu bilmezlermi..
hizbullahta pazara, otobuse bomba koyarak cocuk oldurmeye devam etsin..
intahar bombacilari ölurken bile korkaklar...canini vermeyi goze alan adam gidip otobus duragindami yoksa askeri bir hedeftemi patlar..
ben bu tezgaha gelmem...benim adim kirmizi, pembe degil...
turkum ben, dostumu dusmanimida tanirim..
Cehaletimden soruyorum;
İsrail, Lübnan, FKÖ arasındaki bu durumun tarih içindeki kökü nedir? Sebep nedir? Nasıl, niçin, ne zaman başlamıştır?
hiramusta
21-08-2006, 23:19
Sevgili Ex. son sözlerine katılmamak mümkün değil.
hiramusta
21-08-2006, 23:20
Osmanlı torunun gözünden İsrail
Yeni Şafak'tan Mehmet Gündem'in konuştuğu Sultan V. Murad'ın torunu Kanize Murad, yakından tanıklık ettiği İsrail ve Filistin gerçeğini anlattı. İşte çarpıcı tespitler:
21 Ağustos 2006 18:05
* * * * * * *
Kenize Murad: Filistinde dünya kaybediyor
Dünya şunu anlamalı, bu sorunu çözmeyi ne kadar geciktirirsek terörizm de o kadar büyüyecektir ve kazanacaktır. Ölenler ve kaybedenler sadece İsrail ve Filistin olmayacak, Batı da aynı şekilde kaybedecek. Bencilliğimizin ve kayıtsızlığımızın ahlaksızlık olmasının yanısıra çok tehlikeli bir tutum içindeyiz.
Sarayında doğup Lübnan’da sürgünde 29 yaşında ölen “yamalı çoraplı prenses” Selma Sultan’ın kızıdır Kenize Murad.
15 yıl boyunca Ortadoğu’da muhabirlik yaptı. Haber, yorum ve izlenimleri daha çok Fransız basınında yayınladı.
Gün geldi aktif gazeteciliği bıraktı.
Kalem sustu, mürekkep kurudu, kağıt bitti de, Ortadoğu’da kan, gözyaşı ve yalnızlık bitmedi. Katillerin yaptığı tek iş; katliamlarla ölümün kokusu yeniden kapladı evleri, sokakları, şehirleri…
Filistin bir kere daha feryat ettiğinde Murad, kaleme yeniden sarıldı ve “Toprağımızın Kokusu: Filistin ve İsrail’in sesleri”ni yazdı, sekiz dilde yayınlandı bir süre önce.
Kitap yayınlandığında Filistin bugünkünden daha iyiydi, insanların evleri vardı, çocukların rüyaları düzelmeye başlamıştı, umutlar filizleniyordu.
Toprağın kokusu barıştan yana tütüyordu.
Ta ki İsrail öldürmek için Filistin’e gelene kadar…
Korkuyla geldiler, ölüm getirdiler, dehşet saçtılar, insanlığı orada bir kere daha boğazladılar.
Yeniden çekildi mavi emzikli ölü çocuk fotoğrafları.
İsrail’in Filistin’deki vahşeti beni Kenize Murad’ın bölgeyi karış karış dolaşarak topladığı “Filistin ve İsrail” seslerine yoğunlaştırdı. Ailesinin de dramı Lübnan’da saklı olan Murad’la konuşarak oradaki sese kulak kesilmek istedim.
Murad, sürgün vatansızlığı yaşamış.
Diyor ki; “İki tarafı da çok iyi anlıyorum, ben Türküm ama Türkçe bilmiyorum. Pek çok yönden Fransızım ama kendimi Fransız hissetmiyorum. Nereli olduğumu bilmiyorum. O yüzden hem İsraillilerin hem Filistinlilerin yaşadıklarını çok iyi anlıyorum.”
Mazideki sesi duyabilenlerin bugünkü sesleri de duyup yansıtabileceklerini düşündüm…
Orada masumların feryadı var.
Orada güçün ahlaksızlığı var
Orada insanlığın yenilmişliği var…
Ruhumuzun inşasıyla ilgilidir aidiyetlerimiz.
Zulme ortak olmak, zalime geçit vermek de bir aidiyet göstergesidir.
Medeniyetimiz ve vicdan kültürümüz insanlığın yenilmişlik seslerine ne kadar isyan edebiliyorsa işte o kadar varız…
* * *
Bir süre önce yayınladığınız “Toprağımızın Kokusu: Filistin ve İsrail’in sesleri” kitabınızda Filistin-İsrail ateşi arasında kalan kurbanların ölümlerini, mülteci kamplarındaki zor hayatlarını, korkularını, ihtiyaçlarını, insanlığın adalet duygusuna ve vicdanına sundunuz…
Herkes oradaki ölümler, eziyetler hakkında çok şey duyuyor, fakat bir yerden sonra acı sadece yaşayanlarda kalıyor, duyanlarda etkisini yitiriyor. Bu durumu değiştirmek için sıradan insanlarla konuşarak gerçeğe ayna tutmak istedim.
Adalet ve vicdanda bu dram nasıl karşılık buldu?
O büyük acıyı yaşayan çocuklarla, kadınlarla ve erkeklerle konuşarak, yaşanan trajedinin okuyanları da ciddi olarak acıtmasını diledim. Biliyorum ki, ötekinin acısını gerçekten hissetmeyenler, o acının dinmesi için çaba harcamıyorlar.
CESUR İSRAİLLİLER...
Olayları ve kahramanları gerçek olan Toprağımızın Kokusu’ndan Filistin’deki ateş okura da sıçradı mı?
Gerçekçi bulmuşlar, okurken ağlayanlar oldu... Sayıları çok olmasa da ben bazı cesaretli İsraillilerin -İsrailli yetkililerle sorunlu duruma düşme pahasına- Filistinlilere yardım ettiğini gördüm. Ve pek çok insanın kitabı okumasının ve okurken ağlamasının sebebi bunları gazetelerde görmemeleri.
Filistin’de acının içinden gelen insanlarla konuştunuz. İnsanlar acılarını kolay anlatabiliyorlar mı?
Acıyı anlatmak her bir insan üzerinde uzun süre çalışmayı gerektirdi. Başlangıçta herkes biraz çekingendi. Çünkü ben bir gazeteciyim ve gazetecilerle konuşmak onlara çok çekici gelmiyor. Belki elli yıldır onlardan bahsediyor gazeteler ama hiçbir sonuç yok ortada... Onları anladığınızı görünce ve size alıştıklarında konuşuyorlar, ki bunun için de çok emek vermeniz, onlara yakın olduğunuzu göstermeniz şart. Ben onları anladım ve sesleri olmaya çalıştım. Kitabım İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Yunanca, Flamanca ve Almanca başta olmak üzere 8 dile çevrildi ama pek çok ülkede boykot da edildi. Özellikle de Fransa’da. Sanılanın aksine Fransa’da özgür bir basın yok, çok fazla sansür var.
SİYONİST LOBİ ETKİN...
Fransa’da basın neden Filistinlilerin dramına ilgisiz?
Nedeni, Fransız basınının da kısmen Siyonist lobinin yönetiminde olması. Belki Amerika’da olduğu kadar değil ama ona yaklaşmış durumda. Bu Siyonist etki Amerika’da bilinirken, Fransa’da pek kimse tarafından bilinmiyor. (Fransız hükümeti bunu eleştiriyor ama baskı yüzünden pek bir şey yapamıyor.)
Fakat orada Müslüman azınlığın sayısı oldukça fazla. Bunun bir anlamı yok mu?
Fransa en büyük Yahudi ve Arap azınlığına sahip Avrupa ülkesidir. Yalnız bu iki azınlığın şöyle bir farkı var; sayıları 5 milyonu bulan Müslüman azınlığın kayda değer bir gücü söz konusu değil. Genelde önemsiz işlerde çalışıyorlar. Buna karşın Yahudiler eğitimliler ve güçlerini kullanmayı iyi biliyorlar. Üniversitelerde çalışıyorlar, medyayı ve toplumu ve hatta siyaseti kontrol eden güç durumundalar. Dolayısıyla bu boykota ben şaşırmıyorum.
İsrail’in 33 gün süren katliamına dünyanın seyirci kalması sizi nasıl etkiledi?
Bu çok korkunç bir şey ama İsrail’den de beklenen buydu. Çok üzücü ama Amerika’dan da beklenen tavır daha farklı değildi. Benim için İsrail ve Amerika’nın tavrından daha ürkütücü olanı Avrupa’nın yapılan katliama karşı çıkmaya korkması oldu.. Çünkü Avrupa da Siyonist etki altında ve artık gerçekleri göremiyor. Filistinlilere yapılanların ne denli korkunç olduğunu bir çocuğun bile anlayabileceği bu vahşeti Avrupalılar, medya yüzünden en az yirmi yıldır göremiyorlar. Buna rağmen gerçeği gören ve üzülen insanlar da var Avrupa’da. Ama onlar da ne yapacaklarını bilemiyorlar. Çünkü hükümetleri onlardan farklı hareket ediyor.
Türk toplumunda İsrail’e karşı gerçek bir tepki görebiliyor musunuz?
Türk hükümetinin sağlam bir duruş sergilediğini, Meclis Başkanı Bülent Arınç ve Başbakan Erdoğan’ın da doğrunun arkasında olduklarını görüyorum. Lakin, -bunu söylemek çok üzücü de olsa- Türkiye büyük oranda Amerika’ya bağımlı durumda. Bu da Türkiye’nin aynı zamanda İsrail’e de bağımlı olduğu ve özgür hareket edemediği anlamına gelir. Türk insanının Filistin ve Lübnan insanları yanında olduğunu biliyorum ama hükümet “dikkatli” olmak zorunda.
BARIŞ ÇOK ZOR...
Bugün için ateşkes sağlandı fakat sorun bitmiş değil. Lübnan için çözüm nerede duruyor?
Lübnan için çözüm kolay değil, çünkü Lübnan’ın bir Hıristiyan azınlığı problemi var ama bunu göstermekten kaçınıyorlar. Siyasi güce sahip olanlar hep Hıristiyanlar ama şimdi Müslümanlar da çoğunluk olmaya ve bu güce dahil olmaya başladılar. Bu ikilik bölgede kendini hissettiriyor. İsrail Lübnan topraklarından çıkar ancak Güney Lübnan’daki Şeba Çiftliklerini elinde tutmak ister. Hizbullah da “Şeba Çiftliklerini geri almadıkça silahsızlanmayacağım” dediğine göre sorunun ne kadar karmaşık olduğu ortada. Lübnan’ın düzenli büyük bir ordusu da yok, gönüllü askerlerden oluşan ordusunda gerçek bir bütünlük de yok. İsrailli bir arkadaşım “1967’de aldığımız, barış ve huzura mani olan bu topraklar onlara geri vermeliyiz. Mısır’la da barışmak istiyorsak onlara da Sina’yı geri vermeliyiz” dedi. Görüldüğü gibi zor bir durum. Ama çözülmek istenirse de böyle basit bir çözümü var işte.
“Amerika yıllardır savaş için para verebiliyorsa barış için de verebilir” diyorsunuz. Barış ihtimali var mı sizce?
Dünya şunu anlamalı ki, bu sorunu çözmeyi ne kadar geciktirirsek terörizm de o kadar büyüyecektir ve kazanacaktır. Ölenler ve kaybedenler sadece İsrail ve Filistin olmayacak, Batı da aynı şekilde kaybedecek. Bencilliğimizin ve kayıtsızlığımızın ahlaksızlık olmasının yanısıra çok tehlikeli bir tutum içindeyiz. Tepki göstermeyi ve siyasilerimizi harekete geçirmeyi öğrenmemiz gerekiyor… Amerika bu şekilde davranmaya devam ettiği ve neo-Hıristiyanlar (fanatik olanlar) tamamıyla İsrail’i desteklediği sürece bir barış şansı yok maalesef.
Barışı imkansızlaştıran ne?
Barış için Avrupa’nın bir rolü olabilir ama İsrail yanlısı medya tarafından yanlış yönlendiriliyor. Batı dünyası olarak biz tamamen bilinçsiziz. O yüzden Londra’da, Madrid’de ve Paris’te vuku bulan terör olaylarını şaşkınlıkla karşılıyoruz. Ama ne bekliyorduk ki? Bunlar genç insanlar ve ellerinden aileleri alınıyor, gözleri önünde işkence ediliyor, bir kaos içindeler ve gelecek adına umut verici hiçbir şeyleri yok. Tabii ki çılgına döner, karamsarlığa düşerler ve karamsarlığa düşen de her şeyi yapabilir. Sivilleri öldürmek gibi eylemleri elbette desteklemiyoruz, ama neden o yolu tercih ettikleri psikolojik olarak anlaşılabilir bir şey. Eğer tüm sevdiklerini kaybetmiş, umut adına hiçbir şeyi kalmamış birinin gözüyle bakabilirseniz onu intihar komandosu olmaya götüren süreç de netleşir. Toprağı işgal eden ordu ile toprakları işgal edilen insanların dramı var orada.
KADINLAR BARIŞ İSTİYOR
İsraillilerden duyduğunuz bir barış sesi olmadı mı?
“Bir gün ölürsek bunun tek sebebi işgal ettiğimiz topraklar olacak ve bu çok acı verici” diyen İsrailliler oldu. Filistinlilere yardım eden İsrailli küçük bir grup var. 30 yıldır Filistinlilere yardım eden kadınlara İsrailliler “Arapların hayat kadını” olarak bakıyorlar. İsrail’de zulüm ve işgalin farkında olanların işi çok zor.
Barışı en çok kimler istiyor?
Kadınlar. Çocukları ölmüş İsrailli kadınlar işgali protesto ediyorlar. Filistinli kadınlar çocuklarını barikatlarda kaybediyorlar ama barış istediklerini erkeklerden daha rahat söylüyorlar. Çünkü acıyı en çok anlar biliyorlar. Oğullarının, kocalarının akşam eve gelip gelmeyeceğinin endişesini artık taşımak istemiyorlar. Gençler bıkmışlar. Filistinlilerin evlerinin yıkılmasını engellemek için İsrail buldozerlerinin önüne geçen Jeff gibi İsrailliler var; “Filistinlilerin acınmaya da sempatiye de değil, yardıma ihtiyacı var” diyor ve onlarla birlikte direniyor. İşgal edilmiş topraklarda askerlik yapmayı reddeden İsrailliler de var.
İNTİHARA HAZIRLAR...
Umutsuz ve geleceksizlik onlara “Ölümden başka çare yok” mu dedirtiyor?
Konuştuğum pek çok Filistinli genç “intihar komandosu” olmaya hazır olduklarını söyledi. Çünkü tutunacak hiçbir umutları kalmamış ve bundan dolayı hepimiz suçluyuz aslında. Eğer Filistin’de yaşanılanları daha iyi yorumlayabilseydik, oradaki insanları daha iyi anlayabilseydik sokaklara çıkar, tepkimizi gösterirdik ve hükümetlerimiz de bize kulak verirdi, destek olurdu. Ama biz konforlu evlerimizde hiçbir şey yapmadan yaşamayı tercih ediyoruz. Ne diye şaşıp kalıyoruz ki bombalamalara.
Bu süreç daha büyük olayları tetikleyebilir mi?
Filistin’de yaşanılanlardan sonra, intihar komandolarının eylemleri ve terörde artma olması beklenirdi. Fakat terörün artmaması beni şaşırttı. Irak olaylarına sessiz kaldık, Filistin’e de aynısını yaptık, Lübnan’a da. Yarın belki Suriye ve İran’a da bu şekilde sessiz kalacağız, bilemiyorum. Tüm bu olanlara göz yumuyor, tatile çıkıyor, konfor içinde güzel hayatlar yaşıyoruz. Bunların karşılığında ne olacak hiç düşünmüyoruz. Elbette bir karşılığı olacak. Daha büyük terör olayları vuku bulacak Batı dünyasında.
Bir İsrailli bana ‘Filistinlilere nefreti biz öğrettik’ dedi
Filistin’de yaptığınız röportajlarda sizde kalan en çarpıcı hikaye nedir?
Tüm hikâyeler çok çarpıcıydı, hepsi birbirinden zordu. Küçük Filistinli çocuk mesela: okuldan geliyor ve İsrail askerleri üç dört el ateş ediyor. Çocuğun yaptığı hiçbir şey yok. Anlattığına göre ona ateş etme oyunu oynuyorlar İsrail askerleri. Bu çocuğa İsrail için ne düşündüğünü sordum; kiminin iyi, kiminin kötü olduğunu söyledi, “bana ateş edenler kötü, yardım edenler iyi” dedi. Bir daha hiç yürüyemeyecek 12 yaşındaki bu çocuğun bu olgunluğu çok etkileyiciydi.
Çocuklara rüyalarını sordunuz mu?
Bir İsrailli avukat bana şöyle dedi: “Filistinliler nefretin ne olduğunu bilmezdi, biz onlara nefreti öğrettik.” Çocuklar rüyalarını anlattılar bana. O kadar umutsuzlar ki, “ne istersin” dediğimde “portakal yemek” diye cevap veriyorlar. Evlerinin defalarca yıkıldığını, ailelerinin götürüldüğünü ve arkadaşlarına işkence edildiğini görmüşler.
Ölümden kurtularak, en yakınlarını kaybederek hayata kırık tutunan çocuklar, hayaline sinmiş olan, ölüm, savaş, bombalar ve enkaza dönmüş evleriyle büyüdüklerinde daha çok barışı mı intikamı mı hayal ederler?
Bu çocukların normale dönmesi elbette çok zor. Hatta imkansız. Çok güçlü ama nefret dolu olacaklar. Bu da onları intihar komandosu olmaya sürükleyecek. Böyle o kadar çok çocuk var ki Irak’ta, Filistin’de, Lübnan’da. Bu yüzden Batı dünyası böyle tehlikeli bir yer şimdi. Tabii ki bu çocuklar barışı istiyorlar ama kimse onlara barış vermiyor, aksine üzerlerine bomba yağıyor.
15 yıl Ortadoğu muhabirliği yaptınız. Bu sürede Ortadoğu’nun sizde bıraktığı iz nedir?
Muhabirlerin olanları doğru aktarmayışı beni rahatsız ediyor. Haber aktarımı çok çarpıtılabilir bir şey ve bunu yapan çok gazeteci var. Tüm dünyadaki ekonomik menfaatler yüzünden gazeteler bağımlı vaziyetteler, özgürce yazamıyorlar. Ben gazeteciyken daha farklıydı, daha özgürdük, gördüğümüzü yansıtabiliyorduk, şimdi böyle değil. O yüzden artık gazeteci değilim.
Ortadoğu’da Osmanlı döneminde sağlanan birliğe ne oldu?
Bu konu hakkında Avrupalı diplomatların, daha çok Fransızların bir yaklaşımı var, diyorlar ki: “artık Osmanlı İmparatorluğu’nun olmaması ne kötü. O zaman konuşmamız gerektiğinde bir kişiye gidiyorduk, şimdi öyle çok kişi var ki kime gideceğimizi bilemiyoruz.” Bu çok ironik çünkü bunu söyleyenler Osmanlı’ya son veren Avrupalılar.
Yeni Şafak
(mhmmd)
Bu forumda yazan arkadaşlara bir hatırlatma yapmak istiyorum. Savaşın, zorbalığın, katliamın, insan öldürmenin dili, dini, ülkesi olamaz.
Evet arkadaşım düşüncelerine katılıyorum. İçinde bir nebze insan sevgisi olan bir kişi kimden gelirse gelsin insanın kutsal yaşama hakkına bir saldırı varsa insanlık adına lanetlenmelidir. Bu insan olmanın gereğidir. Bu anlayıştan hareketle bu imza kampanyasına ben *de katıldım.
sodomo--
22-08-2006, 02:02
Açıkçası benim en fazla sinir olduğum konu Türkiye'nin gündeminin Ortadoğuya yönelmesi ve adeta Müslüman kardeşliği adıyla Ortadoğu'daki dinler savaşının içine çekilmesi ve Araplarla içli dışlı, kucak kucağa bir hale sokulmaya çalışılmasıdır.
Yahu kardeşim 50 tane televizyon kanalı ve hepsi sabahtan akşama kadar İsrail'in Lübnan'a attığı füzeleri bıktırırcasına tekrarlamakta ve trajik insani sahneleri adeta bizim insanlarımızın hassasiyetlerinden faydalanmak istercesine kullanmakta ve Türkiye'yi Arapların yanında savaşa sokmak veya bu kirli savaşta taraf olmak için kullanmakta ve her geçen gün ülke gündemi AB rotasından biraz daha çıkarılmaktadır.
Bakın söylüyorum eğer Ortadoğu'daki savaşalarda taraf olma durumuna gelir ve bütün enerjimizi buraya sanki orayı biz düzeltecekmişiz gibi yöneltirsek bu ülke sittim sene bataklıktan çıkamaz bilmiş olun.
Bu "İslam alemi" denen dünya tam anlamı ile bir bataklıktır. Burası dünyanın cehennemidir. Burada haklı/haksız, doğru/yanlış, iyi/kötü vb. ayırımların yapılamayacağı tam anlamı ile çorba kazanından farksız yerlerdir. Sen dersin ki Yahudi-Müslüman savaşı var Müslümanlardan yana olalım, sonra bi bakarsın ki Şii-Sunni savaşı çıkmış kendini nereye koacağını bilemezsin. Sonrada safça "Ey kardeşlerim hepimiz Müslümanız gelin savaşmayalım" dersin adamlar sana bir tarafı ile gülerler. Sonrada hepsi bir araya gelir sana karşı binbir komplonun içine girerler de bu adamlara yardım ettiğine edeceğine bin pişman olursun.
Zamanında Suriye'nin pkk'ya verdiği destek o kadar fazlaydı ki neredeyse Türkiye'de herkes Suriye düşmanı olmuştu. Ne oldu sonra ?
Şimdi Suriye'nin Batı'ya açılan tek kapısı Türkiye ve bir numaralı müttefik dost ülke Türkiye... İşte gördünüz mü biz de Araplara benzemişiz zaten çoktandır. Efendim sonra Körfez savaşından önce Türkiye'yi elindeki güçlü silahlara güvenerek tehdit eden ve Türkiye'ye karşı kimyasal silah bile kullanabileceğini ima eden Saddam'ın ülkesi Irak ama sonra da Saddam'a sempati besleyen ve onun Amerika karşıtı anti-emperyalist bir mücadele yürüttüğünü düşünen ve dahası "Saddam varken ne kadar iyiydi, pkk Kuzey Iraktan giremiyordu" diye hemen geçmişi unutup Saddam'a methiyeler düzen Türkiye...
Yahu bırakın kardeşlerim bunlar devletler arası savaşlardır ve filler kavga edince olan karıncalara olur ve biz insancıklarda bi güzel bu fillerin ayakları altında eziliriz işte böyle. Siz hala bu savaşı Müslüman-Yahudi savaşı zannedin. İşte böyle kendi topraklarını bir miltan/terörist örgüte koruması için havale eden Lübnan'ın halini pür melalini seyredin de kendi ülkenizin ve kendi ordunuzun kıymetini bilin.
Bu sözlerim anlayanlara fazla bile ama anlamamakta ısrar edenler gidip Lübnan'a Hizbullah'ın yanında savaşa girebilirler benim için bir sakınca yok sonuçta her devirde ve her dönemde zeka özürlü insanlar olagelmiştir...
Cok doğru ve yerinde bir tespit yapmış sevgili sodomo. Acaba diyorum aynı şeyi biz yaşamış olsaydık bizim gösterdiğimiz duyarlılığı onlar gösterebilirler miydi? Merak edenler bir tarihe baksınlar. Bunun cevabını rahat bir şekilde görürler.
Bu ülkenin kaderidir. Kendi milyonlarca açı dururken binlerce bulgar göçmenini binlerce afgan göçmenini ülkemize getirmedik mi? Sen ilk önce kendi ülkene bak. Ülkendeki insanların refahını sağla. Biz ülke olarak zaten bir sıkıntı içindeyiz. Kendi sıkıntılarımızı bir kenara bırakıp filistin ve israille uğraşıyoruz. Tamam ülke olarak düşünceni belirtirsin. Kalkıp gidip de orada savaşacak halin yok ya. Bilinçli olarak bu ülkemizdeki gündemi değiştirmektir.
Ve biz de tam gaz bu oyuna alet oluyoruz. Özellikle inançlı kesim alet oluyor.
İmza kampanyası açılmış. Ve ben de imza verdim. İnsanlık anlayışımın gereği olarak. Devletimiz de düşüncesini belirtmiş. Daha bu olayı günlerce kaşımanın bu ülkeye ne faydası olacaktır. Biri kalksın bana bunu izah etsin. Ne faydası var?...
exclusive
22-08-2006, 10:52
Sodomo işin enteresan bir yönü de bu AKP hükümetiyle bahsetiğin bu batağa girecek olursak İsrail ordusuna askeri destek vermek ve Hizbullahı silahsızlandırmaya çalışmak için girecek olmamız...
İsrail boşuna demiyo "Türkiye gelsin, Türkiye gelsin" diye...
Adamlar bizi "din kardeşi" söylemleriyle, güya Lübnan'ı korumak için, bölgeye çekecekler. 1-2 hafta sonra başlayacak şehit haberleri gelmeye. Daha ne olduğunu anlayamadan kendimizi Hizbullah'la savaşıyo bulacağız.
Zaten 2 ay geçsin bizim millet oraya ne maksatla gittiğimizi de unutur. 2 ay sonra herkes sanki Türkiye ömrü billah bu hizbullahla savaş halindeymiş gibi algılamaya başlar olayı...
AKP hükümeti bu milleti önce Irak batağına sürüklemeye çalıştı, olmadı, geçiremediler tezkereyi. Bi düşünün Irak'da Amerika ne kayıplar verdi, ne zarara uğradı. Eminim biz daha beter batardık.
Zaten Türkiye'de ne zaman dinci yönetim iş başı yapsa Amerika'nın yanında omuz omuza alakasız savaşlara girip tonla şehit veririz. Dinci liderlerimizin öyle bir huyu var, sorarlar Amerika'ya "kaç Türk lazım diye?" Amerika da "Sen 50 tabur yolla, hiç işimize yaramasa bile mayın tarlalarında önden yürüyüp mayınları temizlerler" der.
Şu Saidi Nursi'nin elini öpen Adnan Menderes sayesinde Kore'yi görmüş oldu mehmetcik. Ulan ne işimiz var bizim taaaa Kore'de? Dünyanın öbür ucu... Amerika'nın verdiğine yakın şehit verdik, sırf Amerika'ya yaranacaz diye.
Amerika boşuna sevmiyo islamcı liderleri.. Yeşil Kuşak ülkelerinde İslami rejim taraftarlarını hep desteklemesi boşuna değildi. Afganistan'da kökten dinci Taliban'ı bizzat, tonla para akıtarak yaratması boşuna değildi. Türkiye'deki yeşil sermayenin Amerikan dolarlarıyla coşması, Merkezi Amerika'da bulunan Nur cemaatinin nakit dolarlar ödeyerek tonla okul, dershane, yurt vs. açması da boşuna değil. Amerika, İslamcı Taliban'ı sovyetlere karşı savaşa soktu, sonuna kadar kullandı, Rambo filmlerinde bile Afgan "özgürlük savaşçılarıyla"(o zamanlar özgürlük savaşçısı diyordu Amerika) Rambo kanka pozisyonundaydı. İşi bitince de o çok sevdiği, tonla para akıttığı Afganistanı, 11 Eylül bahanesiyle bombaladı, taş üstünde taş bırakmadı.
Sodomo'nun dediği gibi bu bataklığa bi girersek bi daha belimizi doğrultamayız. Yıllardır ne ince hesaplarla süren, kimin eli kimin cebinde belli olmayan, kim sağ gösterip sol vuruyo anlaşılmayan bu işler, bizim Tayyip'le Gül'ün harcı işler değil. Biz saf saf bu batağa girersek, üstüne bi de İran savaşı patlatırlarsa (ki bence kesin patlatırlar, Hizbullahla savaşıp İran'la savaşmamak olmaz) var ya işte o zaman tam evlere şenlik olur halimiz. Sittin sene çıkamayız bu işin içinden...
sodomo--
22-08-2006, 13:03
Hiramusta, savaşta ölmüş bebklerin resimlerini bu isteye koymaktaki amacın nedir kardeşim ? Sen psikopat mısın ? Sen de var mı bir ruh hastalığı ? Yoksa bir propagandist misin ? Senin amacın ne ?
Burada ki insanlara bu şekilde gerçeği gösterdiğini mi düşünüyorsun ? Biz bilmiyor muyuz orada bebeklerin öldüğünü, öldürüldüğünü ? Biz bilmiyor muyuz bütün savaşlarda olanların masum insanlara olduğunu ama devletlere hiç bir şey olmadığını ? Biz bilmiyor muyuz savaşın acımasızlığını ?
Ama bir şey var ki normal insanlar bu tip görüntüleri alıp bir propaganda aracı haline getirip başka bir amaca (yani savaş çığıtkanlığı ve daha fazla düşmalık amacına) hizmet için kullanmaz. Bunu yapan adam insan bile olamaz...
Kaldır o resimleri çabuk !!!!!
Eğer kaldırmaz isen bundan sonra sana İNSAN demeyeceğim...
spartacus
22-08-2006, 14:44
Ortadoğuda savaşın nedeni, enerji egemenliğidir. Yıllar var ki yiyiciler, işi milltiyet ile, din vs ile perdelemesin.
Gerçek oradadır ve hiç bir savaşın nedeni, toplumların gördüğü argümanlar değildir malesef. Bunlar savaşlar adına, bunda çıkarı olanlar adına kullanılıp atılan, onlar açısından sadece bir savaş gereci olan değersiz paçavralardır. Ne dindir oradaki sorun ne renk nede milliyet.
Ortadoğu egemenlik altında kalmaya her zaman müsait oldu. Aynen Türkiyeninde öteden beri müsait olması gibi. Bağımsızlık gibi bir kavram yok iken, daha ümmi birlikten öte bir bağımsızlık tanımayan o bölgeye, doğal kaynakarını sömürmek için, bu az gelişmiş ama feodal ve böylelikle çağın gerisinde kalmış güçsüz ülkeleri güdümlediler. Sırayla paylaştılar.
Paylaşanlar ülke adına paylaşıyorlardı ama kaynaklar paylaşan ülkelerinde toplumlarına akmıyordu. Bir dallama çıkıyor, bir başka ülkenin en doğal kaynağına el koyuyor, ağzını açıp akarsuyun kaynağını kendine alıyordu, o bunu yaparken şerefsizce kendi halkını sürüyor, onlar savaşlarda ölüyordu. İnsanları birbirine kırdırıyorlarken ne kıyılan insana nede kıyana zerre kadar bir varlık yok iken, 3-5 tane dallama köşelerden, başka insanların yaşamları ve kanları üzerinden dönüyordu. Gerçek budur ve bu gerçekten ne zaman bahsedilse hemen yerimizden zıplıyoruz ve nedense kabul etmek istemiyoruz.
Ne ortadoğudaki o zavallı insanların oldu o petrol nede onu elde etmek için binlerce insanını ölümlere, kıyımlara yollayan ülkelerin toplumunun. 3-5 Tane petrol ve silah devi, 3-5 tane dallama şerefsizin yeşil dolarları için koca bir ülkenin yerle bir olmasının bile hiç bir önemi yok iken, biz bu gerçeği din ile, renk ile, dil vs ile örtüp(çünkü bu dallamalar bunu öğretiyor) başka deryalara dalıyoruz.
Bir silah devinin stoğunda kalan, satılamayan silahları için bile, milyonlarca insan ölüme yatabilir ve üstelikde argüman milliyet, din, renk vs hangisi uyarsa o olabilir. 3-5 Tane istihbarat üyesi, yada 3-5 tane paravan örgüt ile bir savaş nedeni çıkartmak hiç zor değildir ve en dramatik nedenlerle bu gün yapılan budur. CIA nedir bir istihbarat örgütü iken, hiç mi sorgulamıyoruz, istihbarat örgütleri operasyonel örgütler olabilir mi? Ama bu örgüt paravan örgütler kurar, her ülkede ister dini isterse milli inançlar olsun, topluma yer edinmiş ne var ise onun üzerinden bu örgütleri kullanır, savaş nedeni aranmaz artık, çıkartmak için yeterince entrika mevcuttur. Dürüstçe kaynağına inelim göreceğiz ki, laden'in de arkasında, bir zamanlar saddam'ında arkasında, Filistindeki olayların, İsrailde yaşanan patlamaların, daha Afganistan'daki durumun, eski Yugoslavya'daki durumun araksın da bu dallama şerefsizlerin parmağı vardır.
Soralım, 5 sene önce azerbaycan Bakü petrolü kimlere dağıtıldı, bakın Azerbaycanın kendi ülkesinden çıkan petrolün %20 sine sahip olduğunu göreceksiniz. İlk başta itiraz edildiğinde ne oldu, Tansu Çillerinden Demireline kadar içinde olunan bir tezgah ile suikastler düzenlendi, hemde gidenler Ermenistana karşı savaşmak için kandırılmış masum 18-20 yaşlarında gencecik çocuklardı. Anlatınca senaryo, hikaye geliyor çünkü entrikalar bunlar üzerine kurulu. Bakın Türkiyeye kaç tane açılmış ama baskı ile petrol yok diye kapatılmış kuyu vardır! Kim açtırıyor kim kapattırıyor! Kim yalan söyletiyor, IMF gibi bir zibidi örgütü gelipde asgari ücreti vermeyin, memura zam yapmayın dediğinde kimin gıkı çıkıyor. CIA ya bağlı ve gizli Bilderberg denen alt ülke örgütü toplantılarına neden bakanlıklar düzeyinde katılınıyor ve neden bu ülkenin başsıçanları(başbakanları vs) oralardan hesap alıp hesap veriyorlar? Sonra savaşmış nedeni insanların kültürel ayrımlarından kaynaklıymış diye yutturuyorlar. Nasılsa bir gün yuttuğumuzu geride kustururlar. Nasılsa seçimle yönetiliyoruz değilmi, vekil tayin ettiklerimizi dahi biz seçmiyor parası olan, yolsuzluğu bol olan, mafya olan, şerefsiz olan ne kadar var ise, düdükleme sırasına giriyor, sonrada tak kıravatı boynuna hadi düdükleme yoluna. Nasılsa toplumda ne denetleme mekanizmaları var nede geri alma. seç seç pozisyon al onlarda 5 sene düdüklesin. sanki bu şerefsizlerde dönecek topluma ister iç isterse dış nedenler olsun, savaşların gerçek yüzünü anlatacak, kimin umurunda!
İsrailin devletinin yaptığını ben kınıyorum, toplumların yaşadığı acıyı çok iyi anlıyorum, malesef filistinliler gibi israil halkıda bu oyunda kurban seçilmişlerdir. Aynen bir zamanlar Irak ve İran halkı gibi, afganistan halkı gibi, bir zamanlar Türk halkı gibi, kurban seçilmişlerdir. Birileri ölürken, birileri bel kıracak, para sayacaktır ve bu doğal olan değildir. her türlü entrikalarda ise bu bel kıranların çıkarları sözkonusudur, aynen ikiz kulelere indirilen uçaklarında öncesinde Bush ile Leden'in imzaladığı petrol anlaşmaları gibi karşılıklı kullanım ve çıkar hesaplarıdır. Topraktan çıkacak doğal kaynakları insanların yararına değil, birilerinin sindirim sistemine akacak olan paralar olarak görmek, uykuya daldırılmış insan topluluklarının canına ot tıkamaktır.
Ele geçirilecek bir ülke için önce uygulanan istikrarsızlık politikasıdır. Bu politikada amaç siyasi boşluk yaratmak, toplumu iflah olmaz bir derecede terörize etmektir. Hizbullah gibi(ki Türkiyede biliniyor artık) vs paravan örgütler bizzat doğal kaynağı ele geçirecekler olan dallamalar tarafından istikrarsızlık için kullanılırlar ve kurban daha baştan bellidir. Toplum kurban seçilir ve daha sonra oraları ele geçirecekler kendi toplumundan kurbanları alıp savaşa yollarlar. Karşı olunması gereken en temelde bu haksız çıkar ve buna bağlı savaşlar, kurban seçilmiş toplumların en genç insanlarının canları pahasına sürüp gidecek olan zevki sefa için sürüdürülen kıyım ve kan akıtmalar kabul edilebilir bir şey olmamalıdır. işte önce bu savaşa buradan karşı çıkmak gerekir, tarafların birbirlerine karşı nasıl savaştıkları ile değil, taşı olan taşı, tankı olan tankı kullanır ama bu ortada olan savaşı da kurbanlarıda gerçek dışı yapmaz.
İmza vermek isterim ama kim ki bu gün bu savaşta olup biten acıyı, kendi prpagandasına alet ediyordur değil imza, afedersiniz b..kumu bile vermem. Bu orada yaşanandan daha büyük bir insanlık ayıbıdır. Aynen insanların duygularını, inançlarını, arzularını propaganda yapanlarla hiç bir farkı yoktur, uykuya yatmış olan büyük insanlıktır, aradan malı götüren küçük insanlık. Dünya herkese yeter yeter ki, bir yerde insanlar milyonlarla açlıktan, savşlardan ölürken başka bir yerde bir kişinin serveti koca kıtayı satın alabilecek düzeyde olmasın. Ve dini yada rengine bakarak hiç ama hiç bir savaşa ortak olmayalım, kurtuluş savaşlarında ise veren kim olursa olsun meşru müdafayı kullandığını da aklımızdan çıkarmayalım. Sözde meşru müdafayı kullandığını ileri sürerek katliamlara başvuranlarında amacının bu meşruluğu yok etmek çabasından, kaos ve toplumların birlikte, gönüllü bir şekilde yaşamasına engel olmak amacında olduklarını unutmayalım. Lübnan da olan savaş değil bir işgaldir, zemininide CIA güdümlü kaos ve terör ortamı hazırlayanlar oluşturmakta, diğer tarafta bunu malzeme ederek işgla etmektedir, dönüşüklü-danışıklıdır. Kınanması gerekende budur.
hiramusta
22-08-2006, 15:24
Sevgili Merwe'ye insanlığımı kurtardığı için teşekkür ederim.
Öyle bir iddiam olmadı hiramusta, haddime de değil...
Önemli olan hepimizin burada fikirlerimizle ortaya cıkmamız değil mi?
Bir bayan olarak cesed fotograflarından kişisel olarak fazla etkilendiğim için beni mazur gorursunuz umarım..
Sevgilerimle...
hiramusta
22-08-2006, 15:44
Sözüm aslında size değildi Merwe hanım.Sodomo beni biçırpıda insanlıktan çıkarmaya niyetlenmişti de O'na dokundurmak istemiştim.Ayrıca sizi o resimlerle rahatsız ettiğim için özür dilerim.Gerçekten insan olanın rahatsızlık duymayacağı resimler değil onlar.
Fotorag konusunun burda *tartisilmasi iyi oldu,
*Herseyden once savas *insanligin insanligindan cikmasidir. Normal bir insanin *hakli ve haksizligina ,taraflarin kim olduguna bakmadan herhangi bir savasi *savunmasi dusunulemez.
* Hiramustanin yaptigi ise savasan taraflardan kendi inancina yakin olan tarafin acilarini *sadece *onlar olduruluyormus sadece onlar aci cekiyormus gibi savasin bir tarafiymis gibi araplarin propagandasi yapmakdan baska bir sey degildir.
*Ben hiramusta dan *bu savasin tek aci ceken tarafin *filistinliler olmadigini , teror eylemleri ve canli bombalarla katledilen israillerinde yasama haklarini savunmasini beklerdim , ancak iste ancak o zaman onun hislerinde dusuncelerinde ve insanliginda samimi oldugunu dusunurum .
* Fakat cecen katilleri seriatin ozgurluk savascilari olarak goren bir zihniyetin , duyabilecegi tek aci katledilen hiristiyan ,musevi cocuklarin acilari degil saece ve sadece oldurulun musluman bebeklerin acisidir.
* * Ben beslanda,lublanda tel-aviv de bati seriada,guneydoguda *dunyanin heryerinde hangi irkdan hangi *dinden hangi renkden olursa olsun katledilen her canli icin aci duyarim.Fark burda ama bu farki onlara anlatmak cok zor is cok!
bence hizbullah müslüman değildir onlar müslümansa ben müslüman değilim * eğer islam buysa *ben bu dinin mensubu değilim