PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Müslüman ülkelerde yolsuzluk niçin yaygın?


sargon
31-08-2006, 20:59
Haluk Şahin'den harika bir yazı. Bakalım bizim site nasıl değerlendirecek.

Müslüman ülkelerde yolsuzluk niçin yaygın?
Haluk Şahin

Benim ne zamandır aklımda olan soruyu bu kez Malezya Başbakanı Abdullah Ahmed Bedevi sormuş. Başkalarının, hele son zamanlarda sayıları iyice artan 'İslamofob'ların sormasından çok daha anlamlıdır. Çünkü Bedevi aynı zamanda İslam Konferansı Örgütü'nün (İKO) başkanı ve üç yıl önce ülkesindeki yolsuzlukların köküne kibrit suyu dökeceği vaadiyle seçim kazanmıştı.

Soru şu: "Müslüman ülkelerde yolsuzluk niçin bu kadar yaygın? Konu yolsuzluk olunca niçin Müslüman ülkeler uluslararası sıralamalarda en sonlarda yer alıyor?"

Yolsuzluk illetinden çok çekmiş olan bizi de doğrudan ilgilendiren bir soru.

Bu alanda en güvenilen sıralamanın Uluslararası Saydamlık Örgütü'nün (Transparency International) Yolsuzluk Endeksi olduğunu biliyoruz. Malezya Başbakanı bu sıralamada 158 ülke arasında ilk Müslüman ülkenin (Umman) 29. olduğunu, en sondaki 10 ülke arasında tam beş Müslüman ülke bulunduğunu üzüntüyle kaydetmiş. Ve birtakım reformlara acilen ihtiyaç
duyulduğunu söylemiş.

Türkiye 2005 yılı endeksinde 69. sırada yer alıyordu. Övünülecek bir yerde değiliz yani.

Peki, niçin böyle?

Bedevi bu durumu yoksulluk ve kötü yönetime bağlıyor ama, aslında sorusunu yanıtlamış olmuyor. Yoksulluk ve kötü yönetim yolsuzluğun nedeni olduğu kadar, hatta
ondan daha fazla, sonucu da.

O zaman soruyu şöyle sormamız da gerekiyor: Peki, Müslüman ülkeler niçin yoksullar ve niçin kötü yönetiliyorlar?

İKO Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, bu türden ülkelerde çok yaygın olan bir yöntemle, suçu başkalarına atmayı tercih etmiş. İhsanoğlu'na göre baş sanık, bu ülkeleri ahlaksızca sömüren Batılı çok-uluslu-şirketler ve 'haksız küreselleşme'dir.

Söylediği kısmen doğru, ama gene bir soru çıkıyor karşımıza: Bu şirketler niçin Müslüman ülkelerde daha rahat iş tutuyorlar?

Belli ki, konuyu derinlemesine kavrayabilmek için bu ülkelerdeki egemen kültüre ve bu arada dinin algılanmasına inmek gerekiyor.

Örneğin şu soruya: Acaba Müslüman ülkelerde dinin içselleştirilmiş bir ahlak ve yaşam tarzından çok, bir ibadet tarzı olarak algılanması nedenlerden birisi olabilir mi? Özden çok biçime değer veren bir tarzın egemenliğinin rolü ne? Eylemden çok sözün ve görünüşün ödüllendirildiği ve cezalandırıldığı bir ortam asıl etmen olmasın?

Öyle ki, dindar görünmek, dürüst yaşamaktan daha önemli sayılıyor. Dinsel öğreti, kitlelere bu biçimde sunuluyor ve ortaya adeta bir ibadet fetişizmi çıkıyor.

Bunun ilginç bir örneğini geçen yıl Mısır'da görmüştüm. Mısır yolsuzluğun, rüşvetin, görevi kötüye
kullanmanın çok yaygın olduğu ama aynı zamanda çok da dindar bir ülke. Rastladığım birçok kişinin alınlarının yara olduğunu fark ettim, sordum: Bir övünç vesilesiymiş, başlarının secdeden kalkmadığını göstermek için böyle yapıyorlarmış. Ama baktım, bunlardan bazıları nöbette uyuyor, "Bahşiş, bahşiş" diye turistlerin peşinden koşuyor, turist kadınlara ayaküstü evlenme teklif ediyor...

Çok ibadet ediyor olmak adeta birtakım şeyleri yapmayı mubah hale getirmiş.

Yani, araba atın önüne konmuş. İnanç içselleşmiş bir ahlak haline geleceğine, dünyevi konularda bir çeşit emniyet supabına dönüşmüş.

Neden böyle? Bu durumun tarihsel, kültürel, eğitimsel boyutları nelerdir?

Bakalım İKO, Bedevi'nin sorduğu zor sorulara biçimsel mazeretler üretmek yerine özüne ilişkin dürüst cevaplar arayabilecek mi?

mhmd
01-09-2006, 08:01
Sn. Sargon,
Haluk beyin yazısına bir soru sorarak katkı yapmak isterim. Bilinen peygamberlerin çoğu Ortadoğu ve şu an Müslüman ülkeler adı altında olan coğrafyadan çıktığı doğru mudur?

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

sargon
01-09-2006, 17:00
Doğru sevgili mhmmd. Hatta bu konuda açmış olduğum bir de topic vardı, ezkamo hocam yenilemiş. Hatta bir adım ileri giderek bütün peygamberlerin (en azından İbrahim/İshak serisinden başlayarak İsa'ya kadar hepsi) Yahudi olduğunu da ileri sürmüştüm.

Tabii İsrail küçücük bir topluluk iken epey peygamberi vardı ama, diğer halkların hiçbirinin bunlardan haberi falan yoktu. Onlar sırasıyla Sümer, Babil, Asur, Hitit, Pers, Bizans vb. egemenliğindeki putperestlerdi. Ve yüzyıllar boyunca uygarlığın beşiği oldular. Şimdi aynı coğrafyada yaşayanların çoğu Arap ve dünyanın en ilkel koşullarında yaşıyorlar.

vartor
01-09-2006, 19:11
Dunyaya yayilmis olan yahudilerde, bu farki rahatlikla gorebiliyorsunuz. Bir Alman yahudisiyle, bir Fas'li yahudisini mukayese ettiginizde, bulunduklari toplumun onlari nasil farklilastirdiklarini gorememek mumkun degil.
Ahlak anlayislari ve disiplinleri tamamen farkli. Alman, calisarak, durustce bir hayat sekli yasarken, digeri uc kagit,yalan dolanlarla duzenlerini kurmaya cabaliyor.
*Ayni farkliligi, bir turk ermenisi ile, bir lubnan ermenisi arsinda da gorebilirsiniz.
*Yolsuzlugun, musluman ulkelerde yaygin olmasinin en buyuk nedeni, Kanaatimce dini baski ve dolayisiyla, cehaletten kurtulamamalaridir . Bilime,ve dogal gelismeye insan beynini muhurleyen bir doktrine, tek care kilidi kirabilmektir.
* Bu farkliliklari gordukten sonra(Kanada'da her turlusu var.)Turkiyenin *ve evlatlarimizin gelecegi yonunden .Turkleri araplastirmaya, onlarin ahlaksizliklarini ogretmeye calisan her fikire, turkiyelilerin hep birlikte karsi cikmasi bir vatan borcu olmalidir.

01-09-2006, 23:32
Sevgili Sargon,

Aslında yazmayı düşündüğüm bir konuydu. Yeri gelmişken düşüncelerimi belirtmek istiyorum.

Ben müslüman ülkelerindeki bu durumu üç nedene bağlıyorum. Din faktörü. Geri kalmışlık. Cehalet. Bu durumun oluşmasında bu faktörler etken olmuştur. Ama bunların içinde en belirleyicisi de din olmuştur. Çünkü bu ülkelerin *toplumsal düzenleri dine dayalıdır. Üst yapı kurumlarında dinin egemenliğini görüyoruz. Dolayısıyla ahlak anlayışları da dine göre şekillenmektedir. *Kendi toplumsal düzenlerini dine dayandıran yani şeri kurallarla yönetilen bu ülkelerdeki *dini anlayışı da irdelemek gerekir. Şimdi sana ayet ve hadislerden örnekler vereceğim:

TAHRİM:2. Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır. Sizin yardımcınız Allah'tır. O, bilendir, hikmet sahibidir.

Hadis No : 4129
Ravi: Ebu Eyyub
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teala hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı." *
Kaynak: Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizi, Da'avat 105, (3533 )

Şu ayet ve hadise göre hareket eden bir toplum düşün. Devamlı allahın bağışlayıcılığından söz edilsin. İşlediğiniz günahların karşılığında ibadet ederseniz allah sizi bağışlıyacaktır denilirse o insanlar suç işlemeye devam etmeyecekler mi? *İslamın şartlarına bakıldığı zaman tapınma ibadetlerinden başka bir şey göremezsiniz. İmanın şartlarına bakın aynı anlayışı oradada görürüsünüz. Çünkü bu dinin allahı bu insanları *kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır. Onun için önemli olan kendisine yapılacak ibadettir. Bu ibadet uğruna günah da işleyebilirsin. O önemli değildir. İstediğin kadar günah işle yeter ki ibadet et. Sen ona karşı olan sorumluluklarını yerine getir o seni günahlarından dolayı bağışlıyacaktır.

Haluk Şahin'in şu sözleri dikkatimi çekti: Örneğin şu soruya: Acaba Müslüman ülkelerde dinin içselleştirilmiş bir ahlak ve yaşam tarzından çok, bir ibadet tarzı olarak algılanması nedenlerden birisi olabilir mi? Özden çok biçime değer veren bir tarzın egemenliğinin rolü ne? Eylemden çok sözün ve görünüşün ödüllendirildiği ve cezalandırıldığı bir ortam asıl etmen olmasın?
Öyle ki, dindar görünmek, dürüst yaşamaktan daha önemli sayılıyor. Dinsel öğreti, kitlelere bu biçimde sunuluyor ve ortaya adeta bir ibadet fetişizmi çıkıyor.

Evet bu yazarımıza aynen katılıyorum. Ülkemizin de gerçeği budur. Müslüman ülkelerinde dindar görünmek her şeyden önemli. Dürüstlük mü, sevgi mi, bilim mi, sanat mı , eğitim mi bunlar önemli değil. Varsa yoksa dindar gözükmek. Dikkat et gözükmek diyorum. Çoğunun yaptığı da gösterişten öteye geçmiyor. *Bunu da normal görüyorum. Çünkü ortaçağa ait bir kitabın bu insanlara daha fazla bir şey veremeyeceği ortadadır.

Bizim ülkemizde dahil tüm müslüman ülkelerdeki dini anlayış biçimseldir. Onlar için önemli olan o beş şartı yerine getirmek. Namazımı kılarsam, orucumu tutarsam, hacca gidersem, zekat veririsem, şehadet getirirsem günahlarımdan dolayı tanrım beni bağışlayacaktır inancı vardır. Gerçekten tanrıları da kendilerine bu açık kapıyı bırakmıştır. *Ve ne yazık ki genelinde bu insanlarda dürüstlük adına bir şey göremiyorsun. Dürüstlük olmayınca da kapalı toplumlar oldukları için illegalite başlıyor. Her şey gizli kapaklı yapılmaya başlanılıyor.

Sadece dine olayı yüklemek de haksızlık. Belirleyici bir temelde dini ele aldım. Olayın ekonomik ve eğitim boyutunu da ele almak gerekir. Yoksulluğun ve cehaletin olduğu her yerde yolsuzluklar da diz boyudur. Müslüman ülkelerinde bu yolsuzluklar yaygınsa bu üç faktörden kaynaklanıyor. Yaşadığım çevrede dikkatimi çeken bir durum var. Özellikle yoksul halk tabakalarının çocukları bunların ağına düşüyor. Yurtlarıyla ve evleriyle bu çocukları birer şeriatçı olarak yetiştiriyorlar. Kapanan kızlarımızda da genelinde olayın temelinde yoksulluk yatmaktadır. İktidarın oy deposuna bakıldığında büyük çoğunluğun varoşlar olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Müslüman ülkeler bu geri kalmışlıktan bu cehaletten kurtulmak istiyorsa acil olarak Avrupalıların yaptığı gibi *dinde reform yapmalıdırlar. *Bilime ve eğitime önem vermelidirler. Eğer bunu yapabilirlerse çağdaş uygar ülke olma şansları doğacaktır. Aksi takdirde geri kalmışlık kaderleri olacaktır. Yolsuzluklarda da ilk sıralarda olmaya devam edeceklerdir...

sodomo--
02-09-2006, 03:43
Açıkcası diğer Müslüman ülkelerde insanlar nasıl bir halet-i ruhiye içinde bilmiyorum ama gördüğüm kadarı ile Türkiye'de son 20-25 yıla damgasını vuran yolsuzluk döneminin aynı zamanda Türkiye'de şeriatçılığın yükselişi ile parelellik arzettiği. Eskiden insanlarda "Allah korkusu" diye tabir edilen bir reaksiyon şekli vardı. Kötü bir iş yapmaya yeltenen kişi bu korku türü ile karşılaşır ve kendisini dizginlerdi.

O zamanlar gerçekten de saf, temiz, kirlenmemiş, dünya malına alet edilmemiş, üzerinden bir çıkar elde edilmeyen, sadece insanların iç dünyalarını ilgilendiren bir dinsel kültür ve bakış açısı vardı. Evet insanlar Kuran okumuyorlardı, dinleri hakkında pek fazla bilgileri yoktu ve arada bir cuma namazına, bayram namazına giderlerdi ama bunlar sadece birer ritüeldi onlar için ve genellikle din dediklerinde iyi ahlak, doğruluk, dürüstlük vb. değerler gelirdi akla. Yani ahlak ile din birbirlerine oldukça yakın şeylerdi.

Efendim, sonra ne oldu ise bir 12 Eylül darbesi oldu ve neo-liberal çağa adım atıldı. Takunyalı, şeyh icazetli, tarikat patentli siyaset ve ticaret dönemleri başladı. Türkiye ilk defa o dönemde Avrupa'daki imamlarını maaşını S.Arabistan'a ödetti. Aslında ortalıkta bir "yeşil kuşak" projesi dolaşıyordu kominizme karşı kullanılan ve bu projenin pilot ülkesi olarak da Türkiye seçilmişti. Bir baktık ki, mahalllerde ufaktan ufaktan ışık evleri adıyla maruf tarikat hücreleri kuruluyor, okullu gençler bu evlere ders çalışma bahaneleri ile götürülüyorlar, oralarda bi güzel Vahabi patentli İslami eğitime tabii tutuluyorlar ve beyinler daha genç yaşlarda dolduruluyordu.

Tabii tek tarikat evleri bunlar değildi, Nakşisinden Kadirisine, Süleymancısına kadar onlarca tarikat her mantar gibi çoğalarak faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Efendim bu zamanlar yeşil sermayenin yükseliş dönemleri idi aynı zamanda. Yurt dışındaki işçilerimiz başta olmak üzere ülke içinde de bir çok işçiden, esnaftan ufak, orta boy sermayeden din adına, Allah adına paralar toplanıyor ve ilave olarakta Arap petro-dolarlarından Türkiye'ye çeşitli kanallardan paralar akıyordu. Avrupa'daki imamlarımızın maaşlarını bile ödeyen Rabıta hiç burayı unutur muydu ? Sonradan anladığımız kadarıyla bu tarikat evlerinde yetişen gençler aynı zamanda bu yeni palazlanmakta olan yeşil sermayenin de tüketici kitlesini oluşturacaktı.

Ne de olsa sermaye kapı kapı dilenerek toplanılan karşılıksız paralardan oluşuyordu, öyle kredi alıp dünya kadar borç ve borç faizi ödemek gibi ekonominin kendi kurallarına göre yürütemezlerdi faaliyetlerini, bunun yerine bir daha asla ve katta geri ödemeyecekleri paraları topladılar bizim saf ve temiz müslümanlarımızdan. Buna ilave olarakta tarikat evlerinde yetişmiş ve birbirlerini aynı "yahudilerin yaptığı gibi" destekleyen müşteri kitleleri de hazırdı zaten, öyle ar-ge, reklam, tanıtım vb harcamalar yapıp satacakları ürünlere müşteri/tüketici bulma çabası bile onlara göre değildi çünkü zaten müslümanlar birbirlerine destek olmalıydılar değil mi ? Bir işe yaramayan, eline aldığında elinde kalan kalitesiz mallar olağan üstü bir satış cirosuna ulaşıyordu hem de reklam/tanıtım harcaması yapma gereği bile duymadan.

Tabii finans alanlarında da önemli atılımlar yapılıyordu bir yandan. "Faizsiz kazanç, helal kazanç" sloganı oldukça modaydı o dönemlerde. Neden dini bütün kardeşlerimiz paralarını gidip bankalara faiz karşılığı yatırsınlardı ki ? Üstelik o bankaların sahipleri Müslüman bile değildi. Hemen faizsiz çalışan ve kar payı üzerine kurulu finans kuruluşları çıktı ortaya, "senin paranı alıyor bir yatırıma kanalize edeceğim diyor ve eğer kar ederse yatırım sen de kar payı alacaksın ama zarar ederse de sermayenden gidecek. "Hiç aldırma bizim camiada yatırımlar zarar etmez zaten hazır kıta tüketici kitlemiz de var eee daha ne duruyorsun ?" Evet bu finans kuruluşları faizsiz idiler ama o yılki ortalama faiz hadlerinde kar payı veriyorlardı ne hikmetse. Üstelik o da garanti değildi ve isteseler "yatırımlar zarar etti kusura bakma kar pay veremeyeceğiz" diyebilirlerdi. Hem dinimizn helal kıldığını yapıyoruz, hem ceplerimizi dolduruyoruz, hem de bir yandan Allah'a nurunu tamamlatma çalışmaları yani şeriat devleti kurma çalışmaları yapıyoruz değil mi ama ?

Tarikat-ticaret ilişkisine bir de "siyaset" halkasını ekledik mi kim tutabilir bizi ? Ve o da oldu. Önce yerel yönetimler sonrada genel yönetim de bu işlere dahil edildi. Artık bütün bu ilişki ağına "kamu kurumları" da dahil olmuştu. Tabii özellikle bütün bu süreçlere olan büyük katkısından dolayı CHP'li eski İstanbul Belediye Başkanı Prof. Nurettin Sözen'e de şükranlarımızı borçluyuz. İhalelerden oluk oluk paralar akıyordu yeşil sermayeye, belediyelerde işinizi halletmek için "cami yardımlaşma derneklerine" bağış yapmak zorunda bırakılıyordunuz. Açık ve gizli kaynaklar hep yeşillerimize doğru yönlendirilmişti bir kere.

Sonra da Erbakanlı yıllar ve artık kendisine güveni gelmiş, kimseden korkmayan, Cümhuriyetin temel ilkelerini çiğneme konusunda fütursuzlaşmış, dizginleri boşalmış bir "Kanlı mı geleceğiz yoksa kansız mı ?" dönemleri ve sonrada "Camiler kışlamız, kubbeler miğferimiz, minareler süngümüz ve müminler askerlerimizdir" diyen Tayyip'li dönemler.

Yani eski "Allah korkusu" dönemleri daha da bi saftı. Lüks arabaların, Amerikan jeeplerinin içinde ki terlikli, cüppeli , takkeli erkekler ve türbanlı kadınlar hep tuhafıma gitmiştir o eski dönemlerin havasını yaşamış birisi olarak. O zamanlarda insanlar bu kadar çok dinden bahsedip de bu kadar çok dünya malı meraklısı insanlar değillerdi ? Hatta zenginlik ve gösteriş ayıp karşılanırdı ve pek fazla din ile iç içe düşünmeye alışmamışlardı o nsanlar bunu. Ne oldu onlara acaba?

Yani Amerikan jeepine binen bir anne veya baba çocuğunu Kuran kursundan almaya gidyor veya bir tarikat toplantısına. Oldukça ilginç gelmiyor mu bu size ?

Sonra da soralım "Neden Müslüman ülkelerde yolsuzluk bu kadar arttı ?" diye.

Çünkü insanlar artık kendilerine değil tarikat imamlarının sözlerine göre yaşıyorlar. Artık içsel/vicdani anlamda iyi/kötü/doğru/yanlış yok, sadece Kuran'dak, sünnetteki, fıkıhtaki vb. emir ve uygulamaları yerine getirme ve cennete gitme arzusu var. Yani hem dünyayı hem ahireti kurtarma arzusu var. "Dünyada mekan ahiret de iman" var.

Nedir helal ve nedir haram ? Sadece bu iki soruya verilen cevaplar bağlamında yaşamak var.

Faizsiz kazanç helaldir. Paranızı FGC Finansa yatırınız ve helal kazanınız.
Hem para kazanınız hem de öbür tarafı kazanınız.
Hem oradan hem buradan
Hem lokum, hem badem şekeri
Bir taşla iki kuş

Huzur İslamda netekim.

sodomo--
02-09-2006, 04:12
Örneğin şu soruya: Acaba Müslüman ülkelerde dinin içselleştirilmiş bir ahlak ve yaşam tarzından çok, bir ibadet tarzı olarak algılanması nedenlerden birisi olabilir mi? Özden çok biçime değer veren bir tarzın egemenliğinin rolü ne? Eylemden çok sözün ve görünüşün ödüllendirildiği ve cezalandırıldığı bir ortam asıl etmen olmasın?

Öyle ki, dindar görünmek, dürüst yaşamaktan daha önemli sayılıyor. Dinsel öğreti, kitlelere bu biçimde sunuluyor ve ortaya adeta bir ibadet fetişizmi çıkıyor.
.....
.....

Yani, araba atın önüne konmuş. İnanç içselleşmiş bir ahlak haline geleceğine, dünyevi konularda bir çeşit emniyet supabına dönüşmüş.

Bu tespitler o kadar doğru ki, aynısını Türkiye'de de gözleyebilrisin.
İbadet özellikle namaz herşeyin üstünedir. Yani sen istediğin kadar içsel/vicdani değerlerden bahset eğer namaz kılmıyorsan sen iyi bir Müslüman değilsindir ve iyi bir Müslüman olmayan da iyi bir adam değildir. Gerisi de boştur. Hem namaz kılmayacaksın hem de kalıp ahlak vaazı vereceksin, doğruluktan, iyilikten bahsedeceksin öyle mi ?

Şekilcilik şeriatın ruhunda var.

Şekil her zaman özden önce gelir Vahabi şeriatçılığında.

vartor
02-09-2006, 06:02
30 seneden fazla, Turkiye disindayim.
Gerci selam verdik, rusvet degildir diye almadilarcumlesi ,Osmanlilardan beri degerini koruduguna sahit olsam da ,Turkiye'nin bu gunku durumuyla, otuz sene oncesinin ilgisi olmadigini, son ziyaretlerimde daha da cok farkettim.
Hizla donusu kolay olmayan bir yola yoneltildigini gormek icimde bir aci, bir isyan yaratiyor.
Belki de bundan dolayi bu siteye muptela oldum. kendim gibi dusunenleri gormek biraz rahatlatti.
Ezkamo hocamizin 'Bana degmiyen yilan bin yasasin' basligindaki umursamazlik ise yeni birsey degil. otuz sene once de oyleydi.
Aziz Nesin bircok hikayesinde toplumumuzun bu eksikligine defalarca dokunmus, cehalet ve yobazliga actigi savasta aydinlar tarafindan, yalniz birakildigindan yakinmistir. Memleketimizdeki zubukleri seneler once gosterdigi halde, o zamanlar tek tuk olanlar, bugun cogunluga gecmisler.

K.C.
05-09-2006, 08:41
Nette gezinirken benzer bir konunun bir islami forumda tartışıldığını gördüm.
İslam camiyasında İslam ülkelerinin niçin geri kaldığının nasıl yorumlandığını görmek isteyen arkadaşlarımız için link:
http://www.islamforum.net/showthread.php?t=2875