PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : BUDIZM


24-01-2005, 08:40
Budizm hakkinda bilgisi olan varmi?
Hristiyanligi terketmis ve budist olmus bir tanidigim var.Budizmin daha insancil oldugunu iddia ediyor.

24-01-2005, 13:19
Aslında Budizmi bir din değil de bir felsefe olarak yorumlayanlar var ki benim bildiğim, anladığım kadarıyla da Budizm, bir dinden ziyade bir felsefe. Sonradan değiştirilip, dinleştirildiğini iddia edenler de var.
Benim bildiğim kadarıyla Budizm, ateist bir felsefedir. Bu çok ilginç gelebilir belki de ama Budizmde tanrı, peygamber, cennet, cehennem, melekler ve kutsal kitaplar yoktur!!! BUnların hiç biri olmadığı içindir ki Budizmi bir din değil de bir felsefe olarak yorumluyorlar.
Buda heykelleri, dini ibadet için değil, Buda''nın şahsına, felsefesine duyulan saygıdan ötürü bulunuyor diyorlar. O heykelleri ziyaret, bizim Anıtkabirde Atatürkü ziyaretimiz gibi bir şey anladığım kadarıyla. Zaten Buda heykellerinin görüntülendiği foroğraf karelerini incelerseniz çevresinde büyük kalabalıklar, izdiham göremeyeceksiniz. Çünkü bu birt ibadet değil. Oysaki budizmin yaygın olduğu ülkeler nüfus olarak çok kalabalık (Çin, Japonya vs.).
Budizm, tamamen bu dünyaya yönelik, yani öteki dünya hesapları yok. Bu dünyadaki acıya, sorunlara bakış açısı, kişiliğin olgunlaşıp, nirvana adını verdikleri aydınlanmış insan düzeyine ulaşma gibi insani öğeler ağırlıkta.
Ancak, mezhepleri var mı, var ise ne gibi ayrımları var gibi soruların yanıtını bilmiyorum.

Humanist
27-02-2005, 22:12
"Buda ve Öğretisi"

Sayamuni''nin ögretisi ve yasam öyküsü çevresinde dine dönüstürülmüs bir yasam felsefesidir. Buda''nin Hindistanin Kuzeydogu''sunda Nepal sinirlarinda sakya kralliginin baskenti Kapilavastu yakinlarinda Lumbini korulugunda dogdu ve seksen yasinda Kusinara''da öldügü söylenir. Dogum tarihi olarak çesitli tarihler ileri sürülmekle birlikte genel kani IÖ 563 yilinda dogdugu ve 483 yilinda öldügü yolundadir.
Buda''nin dogumu ve yasami öylesine efsanelestirilmis öylesine olagandisi simgesel motiflerle süslenmistir ki çok yerde gerçegi hayalden, ayirmak olanagi kalmamistir. Efsanelestirilmis yasamini yalinlastirirsak, sakya Krali Suddhodana''nin oglu Prens Siddharta Gautama olarak dogmus, sonradan Sakyamuni Buda adini almistir.
Söylenceye göre Buda sarayda mutlu bir yasam geçirmis 16 yasinda güzel kuzini Yosadhara''yla evlenmistir. 29 yasina kadar sarayin disindaki yasamdan halkin çektiklerinden habersiz, bolluk ve refah içinde yasamini sürdürmüs, bir gün sarayin disinda bir gezinti yapana kadar bu böyle gitmis. O gün önce eli ayagi tutmaz bir ihtiyar görmüs, sonra hasta bir adam çikmis karsisina daha sonra bir ölüyle karsilasmis en sonunda da saygin bir dervise rastlamis. ilk üç görünüm genç prense o güne dek bilmedigi yasamin üç acimasiz yanini sergilerken dördüncü görünüm yasamin acimasizligina karsi koymanin ve iç suskunluk ve iç baris içinde yasamanin yolunu göstermis. Böylece Prens Siddharta nefis hazlarinin yararsizligini anladigindan dünya islerinden çekilmeye karar vermis ve 29 yasindayken bir gece sarayini birakmis fikaraligi seçmis, evsiz barksiz gezgin dervis yasamini benimsemis.
Önceleri çileyle perhizle ermisligi arayan dervislerden sorularina cevap bulmaya çalismis ama sonunda hiç kimsenin kendisine yardim edemeyecegini anlayarak aradigi gerçek iç suskunluk ve iç barisi ancak kendi içinden bulabilecegine inanmis. Her tür çile ve perhizi uygulamis ama kendine ne kadar çile çektirdiyse, ne kadar perhize düskünlük gösterdiyse o kadar amacindan saptigini anlamis. Bütün bu çilelerden, perhizlerden, bitkinlikten baska bir sey elde edememis. Yeniden nefis hazlarina, dünya nimetlerine dönmeye kiskirtmis onu içindeki seytan. Ama o kararindan dönmemis öbür yandan çileden, perhizden de vazgeçmis. Çilecilik, perhizcilikle nefse düskünlük, dünya islerine baglilik arasindaki orta yolu seçmis, Yedi yil böyle gezgin dervis yasami sürdürdükten, yoga''yla meditasyon''la gerçegi arastirdiktan sonra bir gece iyice karnini doyurmus, Gaya''daki kutsal Hintinciri agacinin altina oturmus ve oradan aydinlanmadan kalkmamaya ant içmis. Öykünün buraya kadar olan bölümünün büyük bir özelligi yok. Prens Siddharta Gautama kastinin kendisine yükledigi toplumsal görevleri birakarak gezgin dervis (sannyasin) yasamini benimserken bütünüyle Hint gelenegine uygun bir tutum izlemis oluyordu.
Bugün bile belirli bir yastan sonra aile ve toplumsal görevlerini tamamlamis kimseler kastinin yükümlülüklerini birakarak gezgin dervis yasamini seçmege, ermisligi, bilgeligi aramaya özendirilir.
Buda aslinda bir din kurucusu, hatta bir reformcu olmak savinda bile degildi. Buda''nin yasadigi dönemde Upanisad''lardan en basta gelenleri, en önemlileri vardi. Bir bakima Buda''nin ögretisi, Upanisad''larin ögretisinin bir uzantisi sayilabilir. Bunun için Budizm''in Brahmanizm''den ayri bir din, ayri bir akim olarak gelismesinin nedenini felsefe içeriginin farkliligindan daha çok kurulu düzenin kurumlarini onaylamamasinda aramak gerekiyor.
Budizm''in bütün özü Buda''nin, aydilanmadikça kalkmamaya ant içtigi Gaya''daki Hintinciri agacinin altindan tam ve asilmaz aydinlanmaya (anuttara samyak sambodhi) ulastiktan sonra kalkmis olmasinda yatiyor. Gautama yedi yil yoga''yla, çileyle, meditasyon''la insanin maya''ya bagimliliginin nedenlerini bulmaya çalisip yasama, dünyalik islere bagimliligin insani sürükledigi dogum ölüm döngüsünden (samsara) nasil çikabilecegini arastirdiktan sonra bütün bu sorularina bir cevap bulmadan kalkmamak üzere oturdugu agacin altinda sabah yildizinin ilk isinlari zihninde bütünüyle bir saydamlik yaratip anlayisini açana kadar oturdu ve orada tam ve asilmaz aydinlanmaya ulasti. Maya''nin arkasinda yatan evrenin gerçek böylesiligini (tathata) gördü ve dogum ölüm döngüsünden (samsara) kendini kurtardi.
Ama bu yasantinin özü öyle sözcüklere sigdirilabilecek, sözcüklerle anlatilabilecek seyler degil. Sözcükler maya''nin kaliplaridir (rupa). Sözcükler bu yasantinin içerigini anlatmaya yetmezler.
Zen açisindan Buda''nin ögretisinin bütün özü bu sözlere, lakirdilara sigdirilamayacak tam ve asilmaz aydinlanmada saklaniyor. Zen yolunu izleyenler Buda''ya maledilen bunca kutsal yazilari bilmezlikten gelerek ya da önemsemeyerek Buda''nin bu yasantisi konusunda hiç bir sey söylemedigi ya da söylememesi gerektigini savunurlar.
Zen''in konuya bakis açisina göre bu aydinlanma yasantisi sözcüklere sigdirilamaz. Sözcüklere sigdirildigi zaman ögreti kaybolur.
Eger bir ögreti sözcüklerle anlatilamiyorsa o ögretiyi iletmek için bir iletim yolu, yöntemi bulunabilir. Bu böyle olmasaydi Budizm''in iç ögretisinin kusakdan kusaga günümüze kadar aktarilmasi, iletilmesi olanagi bulunamazdi.
Zen gelenegine göre Buda aydinlanma yasantisini önde gelen ardillarindan Mahakasyapa''ya elinde bir çiçek tutup suskunlugunu sürdürerek iletmek yolunu bulmus, Mahakasyapa, Buda''nin böylece iletmek istedigi ögretiyi hemen içtenlikle kavramis ve o da o anda aydinlanmis.
Zen''in bu konudaki yorumu böyle ama Pali derlemesi (Pali Canon) Buda''nin aydinlandiktan sonra ögretisini sunus biçimini biraz degisik olarak anlatiyor.
Pali derlemesine göre Buda aydinlandiktan sonra Benares''de Ceylan Parkina gidip önceleri ormanlarda birlikte çile doldurduklari gezgin dervis arkadaslarini bulmus ve onlara Budizm ögretisinin özü olarak kabul edilen varolusun üç özelligini, dört yüce gerçegi ve nirvana''ya götüren sekiz basamakli yüce yolu anlatmis.
Hemen surasini söyleyelim Budizm''le ilgili kutsal yazilar iki bölümde toplanabilir.
Birinci bölüm Güney Budizmi diye de isimlendirebilecegimiz, Seylan, Burma, Kamboçya ve Tayland''da yaygin olan Theravada Budizmiyle ilgili Sakyamuni Buda''nin ana dili olan Pali dilinde yazilmis kutsal yazilari bir araya getiren Pali derlemesi (Pali Canon); Ikinci bölüm Sanskrit, Tibet, Çin derlemelerinden olusan Kuzey okulu derlemesi ya da Mahayana derlemesidir. (Canon of the Mahayana).
Budizm konusunda arastirma yapan bilginler arasinda bunlardan daha eski olaninin Pali derlemesi oldugu konusunda görüs birligi vardir. Ama Pali derlemesi ya da Pirlerin ögretisi adi verilen derleme de Sakyamuni Buda''nin ölümünden en az üç yüz yil sonra derlenmistir. Mahayana derlemesine gelince i.s. I. yy, dan sonra derlenmeye baslandigi
saptanmaktadir.
Pali derlemesinin yazilis biçimi buradaki sutra''larin Buda''nin agzindan çiktigi gibi yazildigi izlenimini vermez. Kuskusuz her iki derleme de sonraki dönemlerde yasamis Budist kesislerin kalemlerinden çikmistir. Her durumuyla ögretinin dinsel ve saygin bir kiliga sokulmaya çalisildigi anlasiliyor. Sutra''lari eskiliklerine göre siraya koymak olanagi da bugün için kalmamistir. Bunun disinda bunlar Buda''nin sözleri olabilecegi gibi Buda''ya maledilmis sözler de olabilir.
Mahayana derlemesi konusuna daha ilerdeki bir ayrimda yeniden dönecegiz. Burada Pali derlemesinin ögretisini özet olarak sunmaya çalisacagim.

VAROLUSUN ÜÇ ÖZELLIGI,:
Pali derlemesinden anlasildigina göre Buda varolusun üç özelligini söyle siralamis: Birinci özellik; varligini görebildigimiz ya da varligini göremeyip zihnimizin yardimiyla varligindan haber alabildigimiz her seyin olusum (bhava), degisim (anikka) içinde olmasi; Varolusun ikinci özelligi, varolan hiç bir seyin acinin, istirabin (dukkha) bir türlüsünden ya da öbür türlüsünden kendini kurtaramamasa, üçüncü özelligiyse varolan hiç bir seyin varolan öteki seylerden ayrik, sürekli bir benlige sahip olmayisi (anatman). Sakyamuni Buda bu üç özellige parmak basmis, bu üç özelligin ayni zamanda birbirleriyle baglantili olduguna da isaret etmek istemis.

ANIKKA :
Her sey degisir her sey sürekli degisim içindedir dendigi zaman aslinda pek de yeni, öyle hiç bilinmeyen bir sey de söylenmis olmuyor. Bu herkesin içtenlikle bildigi bir sey. Bu konu üzerine nice siirler yazilmis, pismanliklar dile getirilmis, ögütler verilmis, nutuklar çekilmistir.
Bilimsel olarak da bunun böyle oldugu tartisma götürmeyecek kadar açik. Hepimiz biliyoruz ki dogan her sey büyür, sonra yaslanir, ölür, sonunda yok olur.
Hepimiz her seyin geçici oldugunu biliyoruz ama sanki öyle degilmis gibi davranmaya, bu gerçegi bilmezlikten gelmeye çalisiyoruz. Budizm''in ögretisi iste burada... Kalici hiç bir sey olmadigini her seyin sürekli degisim içinde oldugunu kulak arkasina atip sanki öyle degilmis gibi davranmaya çalistigimiz bir mantik zorunlugu gibi degil, bütün varligimizla özümleyip gereklerine göre davranmak zorunda oldugumuz bir gerçek olarak içimize sindirmeyi öneriyor. iste bilemedigimiz, yapamadigimiz sey bu... Bunun gerçeklestirilebilmesi, basarilabilmesi için yasama ve olaylara o her günkü yasamimizin dar açisindan, dar zaman diliminden degil de daha genis bir açidan, daha genis bir zaman diliminden bakmak gerekli; bunun için uyur gezerligi birakip uyanmak gerekli; akan degisen yasamla birlikte akmasini, degismesini ögrenmek gerekli. Bilemedigimiz sey yasamimizi bu zorunlukla uyum içine sokabilmek bu gerçegin gereklerine göre yasayip davranmasini ögrenmek.
Her sey dogup büyüyor, sonra yaslanip ölüp, çürüyüp yok oluyor ama gövdelerin, kaliplarin arkasinda saklanan yasam sürüp gidiyor. Aslinda bu degisiklik içinde de bir süreklilik var, degisenin ardinda degismeyen bir sey de var: degiskenligin sürekliligi...
Karma yasasi, neden sonuç bagimliligi bütün bu degisikligin dinamigini, degiskenligin ardindaki devitken gücü olusturuyor. Zihnimizin kavramaya çalistigi görünümler, olgular, olaylar, degisken kaliplar (rupa) ve soyut adlar (nama) arkasinda saklaniyor. Öylesine saklaniyor ki filozofun da anlayisini asiyor, yasamin tadini çikarayim diye bu degisen kaliplari yakalamak isteyenin de ellerinden, kollarindan kaçiyor. Tipki avucundaki suyu daha siki siki tutmak için avucunu kapatan kimsenin parmaklarinin arasindan suyun akip, kaçmasi gibi. Yasama, bos kaliplara sarilmak isteyen kimse kollarini kavusturdugu zaman kollarinin arasinda bosluktan baska bir sey bulamiyor.
Yasam bir sel yatagidir. Orada yürüyebilirsiniz, ama yapacaginiz yapilari ergeç sel alip götürecektir. Yasamda hip, bir sey degismeyecekmis gibi bos kaliplara tutunmaya, sarilmaya kalkmanin bos bir çaba oldugunu iyice kafamiza sokmadikça düs kirikligindan kendimizi kurtaramayiz. Yasama dört elle sarildikça, sarilip baglandigimiz seylerin degistigini ya da diledigimiz, istedigimiz yolda degil de baska yolda degistigini görüp aci çekmekten kendimizi kurtaramayacagiz.
Yasamda tutunmaya, yakalamaya çalistiginiz her sey bir andan ötekine sizinle birlikte degisiyor. Size o seye sahip olmak olanagini veren kosullar da degisiyor. Sizin sahip olmak savinda oldugunuz sey sahip oldugunuzu ileri sürdügünüz anda bile degisiyor. Gövdeniz, duygulariniz, zihniniz bile sürekli degisim içinde... Onun için varolusun bu özelligini içtenlikle özümlemez, akip giden yasamla birlikte akmasini ögrenmezseniz acidan, istiraptan (dukkha) baska bir sey elde edemezsiniz.
Yaslilik için yerinmekten, yitirmis oldugunuz, gerilerde biraktiginiz bir daha gelmeyecek seyler için acinmaktan, olmasini arzuladiginiz ama bir türlü gerçeklesmeyen istekleriniz için sabirsizlanmaktan vazgeçerseniz belki o zaman geçicilikten degiskenlikten duyulan aci ve istirap yerini, olana razi olmaktan gelen bir iç suskunluk ve iç barisa birakabilir. O zaman bundan bir tür mutluluk bile duymaya basliyabilirsiniz. Yasam merakli heyecanli bir roman okur, filim seyreder gibi bir serüven görünümü kazanabilir. ilk defa gittiginiz bir ülkede her köse basini dönünce karsiniza ne çikacak diye zevkle, merakla, umutla bekleyisiniz gibi yasama da böyle bir
merakla, umutla, serüven duygusuyla bakabilirsiniz. Onun için bazi Bati''lilarin yorumladiklari gibi Budizm yasama kötümser bir açidan bakmaz. Hele Zen kesinlikle kötümserlikten uzaktir. Zen yasamin geçiciliginden, degiskenliginden, yasamla birlikte akmaktan cosku duymasini becerebilmektir. içine dogdugumuz dünya bu... Begenip begenmemek gibi bir düsüncenin ne yeri var, ne de yarari... Geceler olmasaydi, kis olmasaydi, insanlar ölümsüz olsaydi gibi bir düsünce ne kadar yersiz, ne kadar anlamsizsa varolusun degiskenliginden, geçiciliginden, yasamin akip gitmesinden, yasamin sunu, ya da bunu getirmediginden yakinmak da o kadar yersiz anlamsiz.
Yasam ne getirirse onu oldugu gibi kabul etmekten baska bir seçenegimiz yok. Bu dünyada güven pesinde kosmak bos bir çabadir. Akilli adam güvenini güvensizlikte arar. Yani yasamin getirecegi iyi ya da kötü seyleri oldugu gibi kabul etmege kendini hazirlayip, alistirir.
Degistirilmesi elimizde olmayan kosullari degistirip de güvenimizi saglayacagiz diye bütünüyle bos, verimsiz bir çaba içinde akintiya kürek çeken bir kayikçi gibi bosu bosuna sinirlerimizi yipratmaktan, coskuyla yasamak, yasamaktan sevinç duymak olanaklarimizi yitiriyoruz.
Aslinda yasamin akip gitmesini ve akip giderken getirdigi olaylar dizisini karsi koymadan kabullenmekten baska bir seçim yok elimizde. Yer çekimi yasasini nasil karsi koymaya kalkmadan ya da yeryüzünde böyle bir yasa var diye, tasalanmadan, yerinmeden, baska türlüsünü düsünmeden kabulleniyorsak, yer çekimi yasasina nasil tasa duymadan katlaniyorsak, yasamin akip giderken her seyin degisim içinde olmasini da kabullenmek, böyle olmasina katlanmaktan baska elimizde yapacak bir sey yok.
Güvensiz bir dünyada güvenimizi saglayacagiz diye bosu bosuna bir savas vermenin bir anlami var mi? Sunu içimize sindirmeli ve bundan mutsuzluk duymamayi ögrenmeliyiz:

Saglam toprak diye ayagimizi bastigimiz dünya boslukta sonsuza dogru düsmekte olan bir gezegendir. Biz de bu dünyada geldigimiz bir bosluktan gitmekte oldugumuz bosluga dogru yolculugumuzu tamamlamak çabasi içindeyiz. Böyle bir durumda, boslukta bitecek bir yolculukta degistirilmesi olanaksiz olan olaylar dizisini degistirecegiz diye bos bir çaba içinde kendimizi harciyoruz.
Bütün sorun yasama çok dar bir açidan çok dar bir zaman dilimi içinden baktigimiz için yasamin bu güvensiz yanini bu geçiciligini, degiskenligini bütün zorunluluklariyla içimize sindirememizden çikiyor. Mantigimizla bunun böyle oldugunu kabul etsek de duygularimizla maya''nin yanilgisi içinde geçici, degisken seylere tutunacagiz diye didinip duruyoruz.
Bütün sorun surada; Yasam akarken biz kalici olmayan seylere tutunup bu akisa karsi koymaya çalisiyoruz. Yasami, çaglaya, çaglaya akan bir dereye, kendimizi de bu dere üzerinde hoplaya, ziplaya suyla birlikte akip giden bir lastik topa benzetebiliriz. Top dereyle birlikte su üstünde akip giderse denize ulasir. Ama bir yerlere takilirsa suyun etkisi altinda hirpalanip parçalanir.

DUKKHA :
Varolusun ikinci özelligi aci ve istiraptir (dukkha) (29). Aci ve istirap, aci ve istiraptan insanin kendini nasil kurtarabilecegi sorunu Hint felsefesinin baslica konusu olmustu. Budizm hatta daha da büyük bir duyarlikla ayni konuyu temel sorunu yapti.
insani aci ve istiraptan kurtarmak ve mutluluga götüren, yolu bulmak... iste bu konuya bir yanit aramakta Hinduizm ve Budizm ortak bir çabayi sürdürmüslerdir.
[i](29)Dukkha sözcügü, aci, cefa, ictirap, aci istirap çektiren sey, eksimis, bozulmus, buruk gibi anlamlara gelir.

Dünyanin asil hastaligi dukkha''dir (aci ve istirap). Bu hastaligin önce ne oldugunu ortaya koymali ki sonra hastaligi iyi etmek için yollar, yöntemler bulunabilsin... Budizm''in hastaligi iyi etmek için önerdigi yolu ilerde açiklayacagiz. Simdi hastaligi iyice taniyalim.
»Yasamdaki en temel gerçek istiraptir (dukkha). Dogum istirapla olur, yaslanma istiraptir, hastalik, ölüm istiraptir. Istemedigimiz, tiksindigimiz seylerden kurtulamamak, sevdigimiz, istedigimiz seylere sahip olamamak ya da onlari yitirmek istiraptir.»
Ancak bunun böyle olmasi yasam her durumuyla ve bütünüyle (dukkha) aci ve istiraptir demek degildir. Çünkü yasam bizim yasadigimiz biçimiyle (dukkha) aci ve istiraptir. Ya da yasam olanaksiz olani yapmaya çabaladigimiz için bize (dukkha) aci ve istirap getiriyor. Dukkha bekleneni, isteneni, umut edileni elde edememekten duyulan üzüntü, umut kirikligidir. Gerçi (dukkha) tam olarak sukha (hos, zevkli) anlamina gelen sözcügün karsitidir. Ama beklenip istenen, elde edilmege çalisip da elde edilemeyenden duyulan sabirsizlikla karisik umut kirikligindan duyulan mutsuzluk anlamina daha yakindir.
Hint düsüncesi her zaman bir seylerin pesinden, arkasindan gitmekte bilgelige ters düsen bir sey oldugunu söyler durur. Çünkü bir seyin pesinden gitmenin sonunda ergeç düs kirikligi, umut kirikligi, sabirsizlik, huzursuzluk vardir. Bir bakima bu tutum gerçegin, olmasi kaçinilmaz olan olacagin yerine hayaller, kuruntular koymak oluyor.
Gönlümüzün istedigiyle her seyin gönlümüzce olmamasindan, olamamasindan duyulan mutsuzluk, sabirsizlik, aci, tepki bütün bunlarin hepsi dukkha''dir. Eger olan her seye oldugu gibi katlanmak, kabul etmek gücünü kazanabilsek, yasamin her getirdigini bir oyun, bir flim seyreder gibi yansizlikla seyredebilsek o zaman yasam merakli, heyecanli bir serüvene dönüsecek; o zaman yasam hep acaba ne olacak diye sonunu merakla bekledigimiz bir oyun olacak. Biz de bu oyunun hem oyuncusu hem seyircisi olacagiz.
Karma yasasinin zorladigi ve bizim özgür olmayan istencimizle degistirmek gücüne sahip olmadigimiz, olusmasinda etkili olamadigimiz olaylarin akimina karsi benim gönlüm söyle olsun, böyle olsun istiyor, söyle olmali, böyle olmali diye düsünmek sonra da gönlümün istedigi olmadi diye üzülüp yerinmek bütünüyle yararsiz bir davranis, Böyle düsünüp böyle davranmak bize aci ve istiraptan (dukha) baska bir sey getirmiyor.
Lao-Tzu''nun sözlerini tekrarliyalim;
insan gönüllü degildir Tao. Bilgeler de öyledir.
Tao-Te-Ching (V)
Bilgeler insan gönüllü degildir. Çünkü bu dünyanin gönlümüzün istegine göre yaratilmamis oldugunu, olaylarin da gönlümüzün istegine göre olusmasinda katkimizin önemsiz oldugunun farkina varmislar, olana razi olmuslardir. insan gönüllü olmayan bir dünyadan verebileceginden fazla bir sey istenemeyecegini anlamislardir.
Budizm her neyse, her nasilsa oldugu durumuyla gerçekle ilgilenir. Gönlümüzün istegine uygun ama gerçege uymayan düssel bir dünya yaratmakla ilgilenmez. Yasami, dünyayi gerçek BÖYLESiLiGi''yle görüp kavramayi ve onu öylece kabullenip öylece SEViP YASAMAYI önerir.
Bir kere daha yineleyelim. Budizm tanitilmak istendigi gibi kötümser bir ögreti degildir. Gerçeklere gözlerimizi kapamadan, kendimizi uyutup kandirmadan yasami sevmeyi önerir.
Budizm''e göre yanilgi içinde olanlar için yasam dukkha''dir. Ama uyanmis, aydinlanmis olan bilgeler için yasam , dukkha degildir.

ANATMAN:
Varolusun üçüncü özelligi varolan hiç bir seyin öteki seylerden ayrik, sürekli, ölmez bir benlige, özvarliga da (Atmazi) sahip olmayisidir. Budizm''in bütün mezhepleri, okullari bu konuda az yada çok farklarla görüs birligi içindedir.
Daha önceki ayrimlarda açiklamaya çalisildigi gibi Vedalarin, Upanisad''larin temel ögretisine göre evrensel Özvarlik (Atman), varolan her seyin özünü olusturur. Varolan her seyden ondan bir parça vardir. Özvarligin ölmez, bozulmaz, degismez, bilesmez bir niteligi oldugu için gövdeler yok olsa da Özvarlik yok olmaz. Varligini bir gövdeden ötekine sürdürür gider.
Budizm Vedalarin, Upanisad''larin bu temel ögretisinden önemli bir noktada ayrilir. Bu nokta bireyin bütünden ayri, kisisel sürekli bir özvarligi olmadigi konusundaki israrli tutumudur. Anatman, Atman yok anlamina gelen bir sözcük. Aslinda anatman ögretisi Özvarligi (Atman) bütünüyle yadsimaz. Anatman ögretisinin Vedalardan, Upanisad''lardan ayrilarak yadsidigi kisisellesmis bir Özvarlik ve bu Özvarligin sürekliligi konusudur. Alan Watts''in dedigi gibi Buda yasam deneyle dogrulanamayacak böyle bir inancin bir amaca dönüsebileceginden, zihnin bu ögretinin arkasinda yasamin akisina karsi koyabilecegi bir tutamak bulabileceginden, bu inancin arkasina siginabileceginden çekindi. Onun için de evrensel Özvarliktan ayri, bölünmez, bilesmez bir bütün olarak içine kapali kisisel bir ben, kisisel bir Özvarlik (Jivatman) inancina karsi çikti. Buda''nin görüsüne göre yasantiyla degil de bir hazir inanç olarak kabullenilen kisisel ben (Jivatman), gerçek ben degil, maya''nin öbür kaliplari gibi bir yanilgadan baska bir sey degildir. Onun için anatman ögretisi çeliskili gibi görünen su tümseyle anlatilmaya çalisilir, »gerçek ben, ben''in varolmayisidir Ben''e inanmak, beni aramak ben''e sarilmaya, tutunmaya çalismak ben''le aramizdaki açikligi büyütür, ona ulasmayi olanaksizlastirir.»
Daha açik bir deyimle Buda''nin Anatman ögretisi insanin kisisel bir ruhu oldugunu yadsir. Benlik ancak soyut bir anlamda vardir. Alan Watts''in dedigi gibi bir mesaleyi havada çevirdiginiz zaman gördügünüz daire imgesi gibi bir sey. Kusun havada uçarken izledigi yolu bir çizgi gibi düsünebiliriz ama bu çizgi dünyayi böldügünü varsaydigimiz enlem çizgileri gibi soyut bir seydir. Somut gerçek uçan kusun havada hiç bir iz birakmadagi, havada çevrilen mesalenin bir daire imgesi olusturmasinin, bir göz aldanmasi, bir yanilsama oldugudur. Bunun gibi geçen her an da hiç bir iz birakmadan kaybolur gider. Bellegimizde kalan geçmisin anisi, Özvarliga, içimizdeki kisisel ben''e degil yalniz bellege, animsama gücümüze bagimlidir. Bellek bozulur ya da yok olursa bu anilar da silinir, kaybolur. Onunla birlikte geçmisin bir izi kalmaz. Geçmiste yaratilmis olan
nedensellikten kaynaklanan zorunluklar elbet etkinligini sürdürür ama bu etkinlik nedenlerin sonuçlarindan etkilenebilecek bir ben''in varligina baglidir. Onun için ben''e sarilmak, her iste ben''e saglayacagimiz yarari öne almak bu yolda çaba harcamak ben yanilgisinin dogal sonucudur. Bir yanilgiya dayandirilan ben tutkusu da elbet düs kirikligiyla sonuçlanacaktir. Bu bakimdan kisisel genedogum inancinin Budizm''in bozulmamis, saptirilmamis biçimiyle bagdastirilmasi, uzlastirilmasi pek kolay olamiyor. Daha öncede belirtildigi gibi Zen ve bir çok Mahayana okullari genedogumdan (samsara) söz ettikleri zaman kisisel genedogumdan sözetmek istemiyorlar. Eger ben geçici bir süre için bir araya gelmis moleküllerin olusturdugu geçici bir birlik ve bütünlügün bellegimiz araciligiyla bilincimize ulasmasinin ortaya çikarttigi bir yanilgidan baska bir sey degilse, benligin ölümle birlikte dagilip yok olmasindan daha dogal bir sey olabilir mi?
Bir yaz günü göke baktigimiz zaman gördügümüz beyaz parça bulutlari düsünün. Su buharinin yogunlasmasindan olusan bu bulutçuklar kisa bir süre öteki bulutlardan ayri bir bütün olarak görünüyorlar. Ama bu ayriligin hiç bir amaci olmadigini biraz sonra rüzgarlarla sürüklenen bu bulutlarin rüzgârin etkisiyle baska bulutlarla birlesecegini ya da daha da parçalanacagini biliyoruz.
Gökte bir süre izledigimiz biçimlerini bir çok seylere benzetmeye çalistigimiz bu bulutlara bir takim adlar da verdigimizi düsünelim ama gene biliyoruz ki bu çok kisa bir süre için bir araya gelmis ve bize ayri bir bütünlük olarak görünen bulutçuklar biraz sonra öteki bulutlarla birlesip bu ayrik bütünlüklerini yitirecekler, belki biraz sonra yagmur olup topraga düsecekler, toprakdan sellerle, derelerle, çaylarla yer üstünden, yer altindan nehirlere en sonunda da denizlere ulasacaklar, gene denizlerden buharlasip gene bir yaz günü beyaz bulutlar olusturacaklar. O evvelce gördügümüz beyaz bulutlara çok benzeyen bulutlar olusturacaklar, Zen''in ve diger bazi Mahayana okullarinin genedogumdan anladigi buna benzer bir sey...
Budistler bireysel varligimizi büyük bir yag çanaginda yüzlercesi bir arada yanan fitillere benzetirler. Yag çanagindaki bütün fitiller yanma gücünü ayni kaynaktan ayni çanaktaki yagdan aliyorlar, yanip tükenen fitillerin yerine konan yeni fitiller de ayni kaynaktan aliyorlar yanma güçlerini. Yanip tükenmis fitillerinkine hemen hemen es bir alev olusturuyorlar. Tipki çanakdaki fitiller gibi bizlerde yasam gücünü ayni kaynaktan aliyoruz. Biz tükendigimiz zaman kalanlar bizden sonra doganlar, dogacak olanlar yasam gücünü sürdürüp gidiyorlar. Degisiklik içinde degismezlik, degisiklik de süreklilik iste burada..

DÖRT YÜCE GERÇEK :
Buda Pali Derlemesine göre ögretisini dört yüce gerçek etrafinda toplamis, Birinci yüce gerçek olarak ayni zamanda varolusun üç özelliginden de biri olan aci ve istirabi (dukkha) isaret etmis. Ikinci yüce gerçek olarak da bos seylere, bos kaliplara karsi duyulan asiri istekleri, tutkulari (trishna) göstermis. Acinin, istirabin (dukkha) asil nedeninin de bu asiri istekler, tutkular (irishna) olduguna da parmak basmis. Bu asiri istekler, tutkular (trishna) iki bölükte, iki katta toplanabilir. Birinci kat nefis ve nefis hazlarina düskünlükten gelen tutkular... Mala, mülke, paraya, üne, hazza düskünlük, yenmek, basarmak, kazanmak gibi hirslar, asiri cinsel tutkular gibi seyler... Bütün bu tutkularin, isteklerin kökenine inince hepsi de güçlerini cahillikten, yanilgidan (avidya) aliyorlar. Zihin maya yanilgisi içinde soyut seyleri, somut gerçeklerden ayiramiyor. Örnegin çok defa parayla, zenginligi, geçim genisligini birbirine karistiriyor. Oysa para, zenginlik ve geçim genisligi degil, zenginlik ve geçim genisligi satin almaya da yarayan bir araçtir,. Para tutkusu da zenginlikle, geçim genisligiyle paranin birbirine karistirilmasindan gelen bir yanilgidan baska bir sey degildir. Gereksinmeler doygunlasinca paranin satin alabilecegi bir sey de kalmayabilir ama yanilgidan gücünü alan para tutkusunu ne milyarlar, ne trilyonlar doygunlastiramaz... Yalniz bilançolarda, hesaplarda görünen, yalniz aritmetik bir soyutlama olarak varolan para ne kadar çok aci ve istiraba neden olmus olabilir... Aslinda her tutku gibi para tutkusu da kendi kendimizi tanimaktaki yetersizlikten gücünü aliyor. Kendini taniyan kimse için kendisiyle çevresi arasindaki çeliski de ortadan kalkiyor. Kendi kendimizi taniyinca yanlis deger ölçüleri kullandigimizin, bos kaliplara, soyut kavramlara baglandigimizin farkina varabiliyoruz. Cahillikten, yanilgidan güç alan tutkular da (trishna) etkinligini yitiriyor
Ikinci kattaki tutkularsa (trishna) manevi olanlardir. Bunlarda ruhun ölmezligine tutunmaya çalismak, öldükten sonra da varligini sürdürmek, öldükten sonra, ahrette ödüllendirilmek ya da genedogumda bu yasamdakinden daha iyi bir durum elde etmek istegi gibi dinsel istekler, tutkulardir. Bu tutkular da günah islemek kaygusu, dinsel görevlerini geregi gibi yapamamaktan duyulan kaygu gibi binbir nedenle aci ve istiraba neden oluyorlar. Bu tutkular da ben yanilgisinin bir sonucu...
Dukkha ve trishna yani birinci ve ikinci yüce gerçekler birbirleriyle siki sikiya baglântilidir. Biri varolusun bir hastaligiysa ikinçisi de bu hastaligin nedenidir. Üçüncü ve dördüncü yüce gerçeklerse bu hastaliga nasil çare bulunabilecegini ve bu hastaliktan kurtulmak için izlenecek yolu gösteriyorlar.
Üçüncü yüce gerçek nirvana''dir. Bir bakima Nirvana''ya ulasmak, aci ve istirabi yok etmektir. Nirvana aci ve istirabin etkisiz kaldigi bir alan olarak tanamlaniyor. Nirvana mutlaga, algilar ötesi askin (transcendent) gerçege verilen ad... Sanskrit kökenli bu sözcügün Sanskritçedeki anlami pek açik degil. Alevin sönmesi, dalgalarin yatismasi, zihindeki duygusal birikimlerin (vritti) yok olmasi gibi anlamlara geliyor (33). Ayni zamanda nirvana bagimsizlik (moksa - liberasion) iç özgürlük sözcükleriyle es anlamda da kullaniliyor. Genellikle nirvana''ya ulasmak denince Buda''liga erismek amaçlaniyor. Budizm''in temel amaci nirvana''ya ulasmaktir. Ama bu amaca varmak ve bu amaç çesitli Budist mezhepler, çesitli Budist okullar tarafindan farkli biçimlerde yorumlaniyor. Birçok Budistler bu amaca ancak çok sayida genedogumlar sonucunda ulasabileceklerini umut ederlerken bir kisim Budistler de nirvana''yi ancak ölümden sonra ulasilabilecek bir durum, bir tür cennet olarak düsünüyorlar. Zen ve bazi Mahayana okullari açisindan Nirvana istirabi (dukkha), yanilgiyi (avidya) yenip mutlak mutluluk bilincine ulasmaktir. Böylece umutsuzluk coskuya ve yaratici güce dönüsür, aydinlanma sonucu bütün tutkular, istekler (trishna) gerçekçi boyutlarina geri döner. Diyelim ki dalgalar ayin sudaki yansisini görmemize engel olsun. Ancak dalgalar yatisip da suyun yüzü durulunca ayin yansisini görebiliriz. Bunun gibi yanilgidan dogan tutkular, asiri istekler kalmayinca aci ve istirap duymak için de neden kalmayacaktir. O zaman dogmamis, öncesi olmayan, kaliplar arkasinda saklanan, biçim almamis olanin niteligini fark edebilecegiz. Nirvana iste burada... Ama Nirvana, ulasmak istemekle elde edilebilecek bir sey degil. Her istek, her tutku gibi Nirvana''ya ulasmak istegi de huzursuzluk, sabirsizlik, umut kirikligi, istirap nedeni olabilir. O zaman nirvana''ya ulasmayi istemek de bizi nirvana''dan uzaklastiracaktir. Istek istenilen seyle istek arasinda bir açiklik olusturur. Öyleyse nirvana istenmeden, çaba harcanmadan ulasilacak bir durum olmali. Nirvana''ya ulasmaya çalismak nirvana''ya ulasmayi olanaksizlastirir. Bütün istekler, tutkular gibi Nirvana''ya ulasmak tutkusu da birakilmalidir.
Nirvana maya yanilgisinin, dogum, ölüm
döngüsünün (samsara) tam karsitidir. Karma''nin etkisini yitirdigi bir alandir. Ama bu alan nerede? Biz Nirvana''yi nerede bulabilecegiz?
Nirvana burada... Bu yasamin içinde... Özellikle Zen açisindan bu böyle. Nirvana dogum, ölüm döngüsünün (samsara) yani acili, istirapli karmasik gürültülü yasamin içinde, ardinda saklanan iç suskunluk, iç baristir. Samsara nirvana''yi, nirvana da samsara''yi içerir. Bunlar sanki bir paranin yazi yüzüyle tura yüzü gibidir. Paraya hangi yüzünden bakarsaniz o yüzü görürsünüz. Ya tura yüzünü, ya yazi yüzünü:..
Güzel bir bahar sabahi kirlara baktiginiz zaman, masmavi gök, çiçekler içinde yemyesil çayirlar, civil civil ötüsen kus sesleri size baris içinde bir doga izlenimi verebilir.
Ama dogadaki bu baris görünümü yanilticidir. Bu huzur ve baris görünümünün ardinda en basta kuslarla, tirtillar, solucanlar arasinda olmak üzere tüm canlilar arasinda acimasiz bir yasam savasi sürüp gitmektedir. Bir ögün yemek için ne kanli bir savas... Bitkiler bile bu sakin bahar gününde aralarinda bir yasam alani savasi yürütmektedirler... Bunun tersi de dogru... Bütün bu savaslarin, kavgalarin ardinda dogada nasil bir uyum, nasil bir düzen ve huzur var. ikici karsitlar düzeyinin ötesindeki gerçek bu... Samsara nirvana''yi, nirvana samsara''yi içerir dedigimiz zaman ikici karsitlar düzleminin üstünden ötesindeki bir boyuttan (advaita) varolus sorununa bakmis olmuyor muyuz.

Dördüncü yüce gerçek, (dharma) aciyi istirabi yenip nirvana''ya ulasmak için Buda''nin gösterdigi yol, yöntemdir. Buda''nin önerdigi yol yöntem (dharma) ne asiri çile, perhiz yoludur, ne de asiri nefse, nefis hazlarina düskünlük yoludur. Bu yol ikisinin ortasindaki orta yoldur. Bu yol sekiz basamakli yüce yoldur, Bu yüce yoldan giderek uyanmak, aydinlanmak, nirvana''ya Buda''liga ulasmak gerçeklestirilebilir. Bu yüce yolun ilk iki basamagi düsünceyle sonra gelen dördü davranisla, en sonda gelen ikisi de uyanma, aydinlanmayla ilgilidir.
Söyle siralayabiliriz yüce yolun basamaklarini:

1-Tam görüs (samyag-dristi)
2-Tam anlayis (samyag-samkalpa)
3-Dogru sözlülük (samyak-vak)
4-Tam davranis (samyag-karmanta)
5 Dogru yasam biçimi (samyagajiva)
6-Tam çaba, tam uygulama (samyag-vyayama)
7-Tam bilinçlilik (samyak-smriti)
8-Tam uyaniklik (samyag-samadhi)

Bilinçle izleme, farketme alisikliginin edinilmesi için bilinci güçlendirecek alastirmalara gerek oldugunu söylesem bilmem bu görüse karsi çikacaklar olur mu? Dikkatimiz öylesine daginik, zihnimizi öylesine düzensiz düsünceler doldurmus ki yasamdaki en önemli seyleri fark edemiyoruz. Karsimizdaki somut gerçegi göremiyoruz. Zihnimizi bir ayna gibi yapmaliyiz ki önemli önemsiz her sey oraya yansisin. Her sey bilincimize ulassin da zihnimiz seçmeden, ölçmeden, bölmeden, degerlendirmeden bütünü görüp kavrayabilsin. Bu alisiklik edinilmeden zihnimizin seçerek, bölerek, ölçerek degerlendirerek topladigi bölük börçük parçali, yanlis bilgilerle bütün konusunda tam ve yansiz bir bilgi sahibi olabilmemiz olanaksiz. Onun için de çevremiz konusunda daginik, parçali bilgiler ediniyoruz. Çevremizi gerçek böylesiligiyle görüp taniyamiyoruz. Dünyayi neyse öyle, oldugu gibi görebilmek için de dikkatimizi duyu organlarimiza ulasan her uyariya açik tutabilmeliyiz ki bütünü birden görüp farketmek alisikligini kazanabilelim. ilk iki basamak bununla ilgili.

Budizm''in ögretisi uyaniklik oldugu için önerisi de hem içe, hem disa dönük bir dikkati sürekli olarak uyanik tutmak... Bunun için de yapilmasi gerekli uygulama dista bütün olup bitenlerin, önemli önemsiz her görüntünün, her sesin bilince ulasmasini saglayacak bir uyaniklik sürdürülürken diger yandan da içimizde, gövdemizde olup bitenleri de hissetmek, gövdemizden de haberli olmak, örnegin her nefes alip verisimizde havanin burun deliklerimizden girip ta karin bosluguna kadar cigerlerimizi doldurdugunu, sonra burun deliklerinden çiktigiini, gene ayagimizin yere bastigini,
kaba etlerin oturdugumuz yere degdigini fark etmek. Diger dört basamak davranislarla ilgilidir. Uyanma çabasinda olan kimse davranislarinda da ayni uyanikliga sürdürmelidir, Sözleri dogru, davranislari tutkusuz olmalidir. Uygulamalari bilinç disinin dürtülerinin etkisinde olmamali bunlar üzerinde de sürekli bilinçli bir dikkati sürdürebilmelidir. Bu bilinçli dikkat, sözlerin, davranislarin içtenligini bozacak bir denetleme biçiminde degil, bu içtenligin ortaya çikmasini saglayacak bir uyaniklik, siki bir denetleme degil de yansiz, pesin yargisiz olarak içtenligimizi, iç derinligimizi bilinçlestirebilecek bir dikkat biçiminde olmalidir.
Sonraki iki kat da uyanip aydinlanmakla ilgili tam biinçlilik, tam bir saydamlik, tam bir uyaniklik halidir. Nasil bir aynaya her sey tam bir yansizlikla yansiyorsa, her seyin bir seçim, bir yorum söz konusu olmadan öylece tam bir yansizlikla, zihnimize yansimasidir. Böyle bir uyaniklik durumunda görenle; gördügü sey, düsünenle düsünce, bilenle bilgi arasindaki ayrim ortadan kalkiyor. Özneyle nesne arasinda bir açiklik kalmiyor. O zaman zihin ikici karsitlar düzeyinin ötesinden bir boyuttan (advaita), kendisiyle çevresini bölmeden bütün içindeki yerini aliyor. Iste bu hal samadhi durumudur (34),
Samadhi derinlemesine bir iç suskunluk, bir iç baris, gücünü bütünü birden kavrayan uyanikliktan alan bir cosku halidir. Bir kere samadhi''ye ulasildi mi samadhi. etkisini her durumumuzda sürdürür. Yürürken, gezerken, otururken,
(34) Samadhi Buda''nin sekiz basamakli yüce yolunun son basâmagidir. Burun için Budizm''in amaci olan Aydinlanma: anlaminda anlasilmalidir. Zen deyimiyle satori''yle es anlamda sayilmasi gerekir, gene de Zen dilinde satori''den daha geride bir yeri vardir.
yatarken samadhi''nin vermis oldugu iç suskunlugu iç barisi. beraberimizde götürürüz.
Budizimin samadhi''ye ulasmak için önerdigi yol dhyana (Pali : Jhana) dir. Yani Bati dillerine meditasyon sözcügüyle çevirdigimiz uygulama, Çinceye Ch''an diye geçmis olan bu sözcük yazi özellikleri nedeniyle Japonca''ya da Zen olarak geçmis ve uygulama zazen adini almistir. Dhyana sözcügünün anlaminin tam olarak anlasilmasi Zen bakimindan son derece önemlidir. Zen''deki uygulama biçimiyle dhyana''nin, meditasyon sözcügünün animsattigi gibi bir konu üzerinde derinlemesine düsünmekle bir ilgisi yoktur. Trans haline girmek, içe dalmak gibi sözcükler de yanlis anlamalara, yanlis yorumlara yol açabilir, hipnotik bir durumu akla getirebilir. Onun için yapilacak en dogru sey bu sözcügü bir karsilik bulmaya çalismadan oldugu gibi Zen diliyle Zazen olarak kullanmaktir. Zen açisindan dhyana disa dönük ilgi ve dikkati ayni zamanda içe de dönük tutmak, ikisi arasinda dengeli bir birliktelik kurmaktir. Dhyana hem zihni tam uyanik tutmak hem de samadhi anlamlarini içerecek bir genislikte kullanilir. Dhyana deyince Buda heykellerindeki biçimde bagdas kurup kimildamadan oturmak akla gelir. Aslinda bu tür oturma pek çok kimsenin sandigi gibi dinsel bir tutum degil Budist''e göre oturmanin dogal biçimidir. Yapacak baskaca bir seyi olmayinca öylece oturup zihnini de kendi haline birakmak Budist''e çok olumlu, çok uygun bir davranis olarak görünüyor.
Böylece bagdas kurup kimildamadan oturmak zihni de bos birakmaya çalismak çagimiz insanina yararsiz ve sakintili bir disiplin gibi görünebilir. Çok kimse sanki daha önemli bir sey yapmasi olanagi varken zamanini bosuna harciyormus gibi bir iç huzursuzlugu duyabilir. Böylece kimildamadan oturmak zihni kendi haline birakmak belirli bir yarar saglayacaksa çagimiz insani ancak o zaman böyle bir
disipline katlanabilir. Oysa Budizm''in görüsüne göre eger bir amaç varsa, üzerinde derin derin düsünülecek bir konu varsa o zaman bii yapilan Budizm''in anladigi, yorumladigi biçimiyle dhyâna (meditasyon) degildir.
Bati''da zaman zaman meditasyon''un is alaninda etkinlik ve basari saglayacagindan söz ederek, meditasyon sonucu zihnin elde edecegi güçlerin is ve basari alanina aktarilmasini hedef alan bir takim Dogu usulü dhyana yöntemlerinin propagandalarinin yapildigi çogumuzun kulagina gelmistir. Bunlar konuyu tersinden ele almaktan ileri gelen düsüncelerdir. Aydinlanma zihnin çevreye alan dikkat ve ilgisini önem siralamasi yapmadan, yan tutmadan uyanik tutmakla baslar. Her basarili is adaminda uyaniklik vardir. Ancak basarili is adami bu yetenegini basari ve para kazanmak için harcayacagindan bu uyaniklik ona ancak para kazandirabilir. Aydinlanmasini saglayamaz. Tam tersine daha çok maya''nin aldatmacalarina kanmasina, daha çok samsara döngüsüne kendini kaptirmasina neden olur.
Uyanikligin yan yararlarini öne alip bir amaç olarak ortaya koydugumuz zaman elde edeceginiz sey aydinlanma olamaz. Aydinlanan kimse, paraya, basariya, maddesel seylere bagliliktan kendini kurtaramamissa, maya yanilgisindan, samsara döngüsünden de kendini kurtaramamis demektir. Aydinlanan kimsenin kazandigi olanaklari is hayatinda degerlendirmek istemesi bir yana is hayatinda kalmak istemesi olasiligi bile pek azdir.
Özet olarak: Aydinlanmanin amaci ne para, ne basari kazanmak degildir. Zihni saplantilardan, kosullanmalardan, bagimliliklardan kurtarip, özgürlesmesini saglamaktir. Bir kere zihin özgürlesince de aydinlanma dogal olarak kendiliginden ortaya çikar. Çok defa Budist sutra''larda herkeste Buda zihni oldugundan ya da zihnin dogmamis yani kosullanmalardan, saplantilardan, ruhsal dügümlerden ari durumunun yeniden kazanilmasindan söz edilir. Budizm''in gözlemlerine göre hepimizde var olan Buda zihnine sahip oldugumuzun farkina varmak, zihnimizin önüne konmus olan ve zihnimizin gerçegi oldugu gibi görüp anlamasina olanak vermeyen engelleri aradan kaldirmak, yok etmek, aydinlanma için yeterlidir. Zihin en basta kisisel benlik yanilgisindan kurtarilip, bagimsizlastirilip özgürlestirildi mi ortada uyanip aydinlanmamak için bir neden kalmaz.
Dünyaya gelis nedenimiz herhalde uyumak degildi. Uyanmak, bütün bunalimi, bütün acisi, sevinciyle yasadiginin farkinda olmak... insani insan yapan tek degerli amaç bu... içine dogdugumuz bu yasami anlayarak, duyarak yasamak, iyi ya da kötü yanlariyla bu yasamak dedigimiz serüveni üstlenmek.

SONUÇ
insanlarin büyük çogunlugu gelecekte yasarlar. Onlar için yasam hiç gelmeyecek bir yarina hazirliktir. . Umutlarini da gelecek üzerine kurduklari düslere dayandirdiklarindan gelecek umutlarina , düslerine uygun düssün isterler. Bunun için de didinir dururlar. Gelecegin umutlari, düsleri dogrultusunda gerçeklesmemesi olasiligi onlar için sürekli bir kaygi, huzursuzluk kaynagi olur. Yarinin güveni için üzülüp, bu günlerini gerilim, bunalim içinde tüketirler.
insanlarin diger bir bölümüyse özellikle yaslilar geçmiste yasarlar. Onlar için geçmis bütün olumsuz. huzursuz, üzüntülü ayrintilardan ayiklatilmis, arinmis, duygularla tadlandirilmis bir takim seçkin anlarin anilarindan olusan bir düs dünyasidir.
Zen ne gelecekte, ne geçmiste degil, simdide yasamayi öneriyor. Uygulamasi çok güç bir öneri... Bunu hayvanlarla, çocuklar dogal olarak yapiyorlar. Ama bilinçli olarak simdide yasamak için uyanip, aydinlanmak gerekli.
Simdi nedir? geçmisin gelecege degdigi an parçacigina simdi diyoruz. Su satiri okudugunuz an simdi geçmiste kaldi. Simdi verdiginiz nefesi geçmiste almistiniz: Deniz suyunun kumsali yaladigi kiyi seridi gibi bir sey bu. Geçmis gelecege hafifçe degiyor. Degdigi anda da gelecegi yutuyor. Geçmisle gelecegin birbirine degdigi bu anlarin bir akin içinde birbirlerine baglanmasindan olusan zamana Meicter Eckhart''in ardindan sürekli simdi (eternal present) adini verebiliriz .
Sürekli simdi pek çogumuz için bir yasanti olmak söyle dursun, bir kavram bile degil. Pek azimiz içinse çocuklugumuzun kaybolmus anilari arasinda animsadigimiz tatli bir düs.:. Sürekli simdide yasamak akip giden zamana uyanmak, simdinin her an bilincinde olmak, her geçen saniyeyi farketmekle saglanabilecek bir sey. Böyle geçmise gelecegin ortalik yerinde, tam birbirine degdikleri noktada, simdide yasamak... Aslinda tarifsiz cosku verici bir sey bu... Geçmis bir daha geri dönmemek üzere geçmistir. Gelecegi de her an simdiyi yutup geçmise dönüstürdügüne göre gelecek hiç bir zaman gelmeyecektir. Bunun disinda gelecegin ne getirecegini de kimse bilemez. Gelecek konusunda bilebilecegimiz bir olasiliktan öteye geçemiyor. Öyleyse degerli olan, özenle duyarlikla, uyaniklikla yasayabilecegimiz zaman parçacigi su gün, su saat, su andir. Bir kere bu anlarin hepsinin farkina varip doya doya yasasak, hepsini içimize sindirebilsek yirmi dört saatte ne kadar çok an olduguna sasip kalacagiz. O zaman, zamansiz anlara ulasacagiz. Zaman duracak.
Zen yolcusu için yol ve yolda geçen her an hedeftir. Erisilecek bir yer olmadigina göre acele etmenin, sabirsizlanmanin da gereksizligi kendiliginden ortaya çikar. Simdide yasamak geçmisin, gelecegin bilincimizden bütün bütün çikarilmasi, bir tür vurdum duymazlik demek de degil elbette, ama vurgunun simdi üzerine konmasi, agirligin simdi üzerine aktarilmasi... Bu an bir önceki, ya da bir sonraki kadar anlamli veya anlamsiz. Ama ne daha az ne daha fazla... Sürekli simdide yasamak kendimizi bu gerçege uyandirmak demektir.
Simdide yasayabilmek için bazi seyleri iyice içimize sindirmeliyiz. En basta yasamin getirdigi her seyi oldugu gibi kabul etmeye hazir olmaliyiz: Hiç kusku yok Budizm''de en güç ögreti budur. Dünyanin her zaman gönlümüze göre olmayabilecegine gönlümüzü yatirmak... Olan istedigimizden farkli bir seyse elimizden gelmeyeni yapamamis olmaktan, hatta elimizden geleni dahi yapmamis olmaktan pismanlik duymadan, olani tartismadan, olandan memnun muyum, degil miyim diye bile düsünmeden kabul etmek. Her seye, hatta tasinamayacak acilara bile katlanmasini ögrenmek.
insan bir kez simdide yasamasini ögrenince böyle bir yasamin pismanlik, acinma, yerinme duygularini yokettigini farkediyor, gelecek bir kaygi bir huzursuzluk nedeni olmaktan çikiyor.
Kuskusuz gelecegi planlamanin zamani simdidir. Ama gelecegi planlamak simdiyi, su ani yasamamiza engel olmamali. Bos umutlara, bos hayallere göre degil de gerçekçi bir degerlendirme sonucu planladigimiz gelecegin, planladigimiz biçimde gerçeklesmemesi olasiligini da hatirimizdan çikartmamaliyiz ki gelecegin hesaplarimiza uymamasi bir umut kirikligi, bir düs kirikligi nedeni olmasin, yaptigimiz islerin nasil sonuç verebilecegini kestirmek zihin gücümüzü asiyor. Öyleyse kendimizi kaygilara, tasalara kaptirmadan bugünümüzü gerilimlerle, huzursuzluklarla zehirlemeden gelecek için bugünden yapilabilecek bir sey varsa onu yapmakla yetinmek... Hepsi bu kadar.
Dokuzuncu yüzyilin ikinci yarisinda yasamis Zen ustalarindan Muchou''ya ögrencilerinden biri«Her gün giysilerimizi giymek ve yemek yemek zorundayiz. Bundan kendimizi nasil kurtarabiliriz?» diye sormus. Muchou «Giyiniyoruz, yiyoruz.» diye karsilik verince ögrenci, «Ustam sizi anlayamiyorum» demis. Muchou «Madem ki anlayamiyorsun öyleyse giysini giy, yemegini de ye» diye ögüt vermis.

Zen size simdide yasamanizi önerirken distan bakinca öyle olagandisi görünecek bir sey yapmanizi istemiyor. Ama içten bakinca istedigi çok olagandisi bir sey... Gerilime, bunalima düsmeden, kaygisiz, tasasiz simdide yasamamiz. Zen her zaman yasamda bir tutamak, bir dayanak aramanin bagimsizligimiza bir engel olduguna gözlerimizi açmaya çalisir. Insan isteyip istemedigi sorulmadan geldigi bu dünyada adamakilli yabancilik çekiyor. Çevreye uyma içgüdüsü de zayif oldugundan sürekli bir güven yoklugu içinde. Güvenini saglayabilmek için hep kendine bir tutamak bulmaya, suraya buraya tutunmaya çalisiyor. Bu bir tutamak bulmak, suraya buraya tutunup sarilmak için harcadigi çaba insanin gerilimlerinin, bunalimlarinin, kaygilarinin asil nedeni... , Nasil yensin zavalli insanoglu bu güven yoksullugunu? Zen''in gösterdigi çözüm ilk bakista biraz ters gibi görünüyor, ama bir tutamak aramanin insanoglunu düsürdügü kisir döngüden baska çikis yolu da yok. Bu çözüm Alan Watts''in çok anlatimli olarak dile getirdigi gibi Güvenini güvensizlikte aramak». Kendini ben yanilgisindan kurtarmali ki insan, ben''i sakinabilecegi bir kötülükte kalmasin, elde edilecek bir yarar da. Ben''in ölümden sonra ne olacagi da bir sorun almaktan çiksin. Arkasina saklanacak ne ben kalsin ne Buda.
XI yy. da yasamis Hsiao-ch''un Zen ögrencilerine bir vaazda söyle seslenmisti; «iste bir adam ki daha en bastan beri oturacak bir yeri, hiç bir dayanagi yok. Ne üstünde kafasini sokacak bir kiremit, ne altinda ayagini koyacak bir karis toprak var. Söyleyin bakalim gövdesini nerede dinlendirebilsin, güriürt on iki bölümünü nerede geçirebilsin bu adam? >.
Zen güvenini bir inanda aramanin bagimsizliga, özgürlüge engel olacagi gerçegine bizi uyandirmaya çalisirken <<:Hatta Tanri''dan bile bagimsizlasmak istiyor. Bu Zen''in kaba bir biçimde Tanri''ya karsi olmasindan, manevi özden yoksun olmasindan gelmiyor ama mutlagi bir isim içine sigdirmanin yetersizligini farketmis olmasindan geliyor (4)».
Chao chou «Buda''nin adini agziniza alinca iyice agzinizi yikayiniz» diye ögüt vermis baska bir defasinda da «Buda''nin oldugu yerde fazla kalmayin, olmadigi yerden de çabuk geçip gidin.» demis (5).
T''ang soyu dönemi ustalarindan Tan-hsia bir gece bir Budist tapinaginda misafir kalmis. Hava da adamakilli sogukmus, tahta Buda heykellerinden birini yakip isinmis. Tapinak bekçisi Tan-hsia''yi yakalayip : «Bu ne cüret! Sen nasli kutsal Buda''yi yakarsin!>> diye çakisinca bir sey ariyormus gibi yanan heykelin küllerini karistirmaya baslamis. Bekçi ne aradagini sorunca da :
<Buda''nin kutsal kalintilarini ariyorum diye yanit vermis. Bekçi dayanamamis :
«Tahta Buda''da kutsal kalinti ne arasin?» demeden edememis. Bu kere Tan-hsia bekçiye; «Eger kutsal kalinti yoksa geriye kalan su iki tahta Buda''yi da ver de yakip isinayim» demis .
Bütün bunlar Zen''in küfür içinde aldugu, kutsal :;eyle-
ri yikip kirmaktan kaba bir zevk duydugu biçiminde yorumlanmamalidir. Bu sözlerin, bu öykülerin içerigi Zen''in Buda''ya bile bagimli olmak istemedigini, Buda''dan bile bagimsizlasip, özürlesmek çabasi içinde oldugunu gösteriyor.
Zen''in Taoculuk''tan aldigi dünya görüsüne göre amaçsiz, bombos bir yasam öyle insani kötümserlige, umutsuzluga düsürecek arzulanmayacak bir sey degil. Tam tersine <<Rastgele oradan oraya giden bulutlarin rastgele daglardan akan sel sularinin, hiç kimsenin göremeyecegi dag yamacinda açan kir çiçeginin, biteviye sahilleri yalayan okyanus dalgalarinin özgürlügünü animsatiyor. Günes isiginin nereye düstügüne aldirmaz. iyiye de kötüye de fark gözetmeden isik saçar. Ya da tarla kenarinda çiçek açmis yaban zambagi, kokusuna, güzelligine hayran olan biri olup olmadigina bakmaz.>> <<Kazlarin yansilarinin durgun suya düstügünden haberleri bile yoktur. Durgun suyun da bu yansiyi olusturmakta bir katkisi olmaz .>> Bir anlam aramadan yasamanin bu rastlantisalligindan bir cosku, bir haz duymasini becerir Zen ustasi.
Zen ustasinin bütün olagan disi yani bu iç yasantilarinda saklaniyor. Distan bakinca olagan disi hiç bir sey görünmüyor. Alan Watts''in dedigi gibi <<Hasta da oluyor, günü gelince ölüyor da. Kederi de, neseyi de taniyor. Bazen kizdigi da oluyor. Ufak tefek karakter kusurlari da olabiliyor. Asik olmanin da, cinsel iliskiler kurmanin da üstüne çikabilmis degil. Zen''deki mükemmellik insan olmayi, yalnizca insan olmayi basarabilmektir. 0 zaman bir Zen ustasinin herhangi bir kimseden ne farki var diye sorabilirsiniz. Her hangi bir kimse insanligiyla bu yolda çeliskiye düsebilir. Melek olmak ya da ifrit olmak arasinda bocalayip
durur>>. Zen ustasiysa yanliz insan olmaya çalisir. Yasami neyse, ne getiriyorsa, öyle kabul edip hiç bir dayanak , hiç bir güvence, hiç bir amaç, hiç bir anlam aramadan kendini de, çevresini de kandirmadan, kaçmadan, bir seylerin ardina saklanmadan, bütün bunalimiyla, acisiyla, nesesiyle, mutluluguyla yasam serüvenini üstlenip sürekli simdide yasamayi becerebilir,.
"Buda ve Öğretisi"; "İlhan Güngören"
ZEN BUDİZM, BİR YAŞAMA SANATI "İlhan Güngören"
YOL YAYINLARI

08-03-2005, 23:59
Budizm bildiğim kadarıyla,her ne kadar inanlıları tarafından sıkça dile getirilmekten kaçınılsa da, tamamen materyalist-ateist bir felsefedir

Ateizmin ve Budizm''in ortak özellikleri şunlardır:

1)Ateizm de Tanrı''nın varlığına inanmaz "Tanrı yoktur" der Budizm de...
2)Ateizm de ruhun varlığına inanmaz Budizm de...
3)Ateizm de doğa üstü olan "gözle görünmeyen beş duyu organıyla hissedilmeyen" varlıklara inanmaz Budizm de...
4)Ateizm de materyalisttir Budizm de...

Şimdi bu durumda budizmin ateizmden hiçbir farkı yoktur

Budistlerin bazıları reenkarnasyona inanır ama bu tabi ki, sanılanın aksine ruh ile iglili değildir(Budistler zaten ruhun varlığına inanmaz)

Daha çok insanın ölüp artıklarının azot döngüsüne karışmasıdır....


Sonuçta Budizm bir din değil tamamen ateist/materyalist bir felsefedir..

Budistlere rahatlıkla "stresten kurtulmak ve rahatlamak için meditasyon yapan ateistler" denilebilir...

Saygılarımla..

Russell
15-03-2005, 02:02
YAW BU BUDDHAA''NIN SUTRALARI VAR BUNLARDAN ELİNDE OLAN VAR MI?

25-03-2005, 21:35
Budizm üzerinde biraz araştırma yaptıktan sonra yukarıda yazdığım bazı ifadelerin yanlış olduğunu farkettim...birkaç düzeltme yapacağım...

1)Ateizm de Tanrı''nın varlığına inanmaz "Tanrı yoktur" der Budizm de...

Aslında Budizm "Tanrı yoktur" demez...Ama Tanrı''nın varlığıyla ilgilenmez..Yani Tanrı var mıdır? yok mudur? Bu, Budizme göre gereksiz bir sorudur...Ama tabi ki Budizm islami ya da Hristiyan mantığındaki Cezalar veren,vahiy yollayan,kızan, koruyan...vs Tanrı inancını reddeder..

2)Ateizm de ruhun varlığına inanmaz Budizm de

Budizm, bizim anladığımız manada olan ruhun varlığına inanmaz... Yani Budizm kısaca "ruh" deyince aklımıza ilk gelen şeyi kabul etmez....
Ama Budizm kavram olarak "ruh"a yakın olgulardan bahseder..."Bilinç","Mental enerji" (zihinsel enerji).... tabi Budizm gibi bir sistemi anlamak için epeyce çalışmak gerekmektedir...

Ateizm de doğa üstü olan "gözle görünmeyen beş duyu organıyla hissedilmeyen" varlıklara inanmaz Budizm de.
Budizme göre "doğa üstü" kavramı diye birşey aslında söz konusu değildir..
Çünkü madde ya da ruh her ikisi de beynin yanılsamalarından ibarettir...
Bunlar dışında gerçeklik,"saf bilinç" diye nitelenebilir...

Ateizm de materyalisttir Budizm de

İşte en yanlış yorumum sanırım bu olmuş...
Budizm kesinlikle materyalist değildir..Çünkü Budizme göre madde de sadece bir yanılsamadan ibarettir/ruh da...

Budizmin ateizm ile birleştiği tek nokta cezalar veren,koruyan,vahiy gönderen bir Tanrı kavramını reddetmesidir...

Bu reddetmenin dışında Budizmin "Tanrı" denebilecek bir gücün varlığıyla ilgili düşünme biçimi agnostisizm ile aynıdır...

Budistlerin bazıları reenkarnasyona inanır ama bu tabi ki, sanılanın aksine ruh ile iglili değildir(Budistler zaten ruhun varlığına inanmaz)

Budizm bildiğimiz anlamda reenkarnasyona inanır ama reenkarnasyon da bedenden bedene geçen "ruh" değil, Mental enerjidir...

Yani nasıl ki radyo dalgaları havada,alıcısı olunca da sese,müziğe dönüşüyor olmayınca da orada kalıyor, insanın mental enerjisi bedene girerse reenkarnasyon gerçekleşir ama Nirvana''ya eren biri için yeniden doğuş yoktur..O havadaki radyo dalgaları gibi Saf bilinç halindedir.....vs

milomanara
28-05-2008, 02:58
Ateist olmasaydım kesin budist olurdum :)

Budist dünyasını sallayan bir haber vereyim bu arada; Tibet budizmi diğer adıyla tantrik budizmim lideri 14.Dalai lama(bilgelik okyanısu demek) oldukça yaşlandı. İnançlarına göre dalai lama öldüğünde nerede tekrar dünyaya geldiğini panchen lama(ikinci büyük rahip) söylüyor ve panchen lama öldüğünde de dalai aynı şekilde. Fakat son panchen lama tibetli rahipler ulaşmadan Çin devleti tarafından bulundu ve koruma latına alındı. Çinliler küçük yaşta ki çocuğun dinle zehirlenmemesi gerektiğini, panchen lama'nın da diğer yaşıtları gibi rasyonel eğitim alacağını söyleyip tibetlilere vermediler onu. Şimdi allah gecinden saklasın:) süper şeker şahsiyet 14. dalai(http://www.dalailama.com/) öldüğünde yeni dalai'ın kim olacağı budist dünyasında ciddi bir kriz. Çünkü nerede olduğunu söylecek kimse yok. Gerçi bazı budistlere göre dalai ölmeden kendi yerini söyleyebiliyormuş ama yine kriz tabi.

Sevgiler,

Squall
02-06-2008, 08:22
yazılanlar çok etkileyiciydi..her an budist olabiilirim..:)

evrensel-insan
02-06-2008, 09:12
Saygideger arkadaslar;

Budha ilk defa bu gorusu ortaya attiginda-ki bu samanizmdir-insanlik tarihinde ilk defa tanriyi erisilmez ve soyut kilmistir.

Budha' dan once tanrilar somuttu ve ya isimlendirilmis yada putsallastirilmisti.

Islam dininin kokeni de samanizme dayanir ve tanriyi erisilmez ve soyut kilar.Oyuzden islamda da tanri tartismasi yoktur.Kulluk algisi vardir.

Hristiyanlik ise-hemen hemen butun dallari-hem tanriyi-soyut- hemde ona erisilecek kopruyu-isayi-somut- ortaya koyar.Bu yuzden dunya uzun zaman hristiyanligin etkisinde kalmis ve bu etki yuzyillar surmustur.Ta ki ronesansa-1500' lere kadar.

Budizmin tanriyi sorgulamamasinin temeli de tanriya erisilmez olmasidir.

Ne yazikki yeryuzunde henuz tanriyi sorgulayan bir ideoloji uretilememistir.Sadece tanri var-yok temelinde tartisilmis; inanisin inanma-inanmama temelinde inanca tasinmis ve inanc ve tanri sabit birakilmistir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Squall
02-06-2008, 21:42
Tanrı konusunda pek bi fikrim yok..aslında varlığı yada yokluğu pek ilgilendirmez beni..yani günlük yaşantıma etkisi yok denecek kadar azdır..genelde şans oyunları mevzu bahis oldumu kendisinden ekonomik yönde bi kaç beklentim olur hepsi bu kadar..yinede varlığına dair bi kaç kanıt sunsa iyi olurdu..peygamberler ve ya kitapları şeklinde diğil tabikide..(:

evrensel-insan
04-06-2008, 07:36
Saygideger squall;

Birseyin ne oldugunun bilincine vararak, onu hayatina sokmamak, bence en uygun olandir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

aparain
04-06-2008, 09:58
Ne yazikki yeryuzunde henuz tanriyi sorgulayan bir ideoloji uretilememistir.Sadece tanri var-yok temelinde tartisilmis; inanisin inanma-inanmama temelinde inanca tasinmis ve inanc ve tanri sabit birakilmistir.


sevgili evrensel, tanrıyı sorgulayan bir ideolojiden tam olarak kastınız nedir?Tanrıyı tartışmanın temel noktası, genel anlamda varlık veya yokluk hususu değil midir sizce?

sevgiler

evrensel-insan
04-06-2008, 11:44
Saygideger aparin;

Seyin varligi-yoklugu tartisilmadan once, seyin kendisinin ortaya konmasi gerekir.Yani tanri kavram olarak vardir.Sozluge baktiginizda-yorumsal olarak-bir ifadesi vardir.

Soyut varliklar-dogru, yanlis, sevgi, saygi v.s. ancak sezginin duyumuyla alinir.

Bunlarin varligini yoklugunu tartisiyormuyuz? Tartismiyoruz. Sadece bana gore dogru-yanlis diyoruz.

Eger herhangibir soyut varsa-ki bizim dusuncemizi yonlendiren en buyuk soyut, dogrudur, iyidir, guzeldir ve tum pozitif degerlerdir-.TANRIDA SOYUT BIR VARLIKTIR.

Sezgisel olarak duyumunu alan icin vardir, alamayan icin yoktur.Ayni bir gencin bir kizi sevmesi gibi, genc icin duyum vardir ama kiz icin yoktur.

Dolayisiyla bu tartisma kisir bir dongudur.Ne duyumsal olarak varlayan ne de duyumsal olarak yoklayan ispat edemez. KAVRAM OLARAK TANRI VARDIR.

Ozaman benim onerim, tanrinin kavramsal tanimi ve buna ihtiyaci olanin, ya varlamasi ya da yoklamasi.

BEN TANRI KAVRAMINA IHTIYAC DUYMUYORUM.Cunku tanrinin kavramsal olarak ne oldugunu ortaya koydum.Bu kavramada ihtiyacim yok.

Dolayisiyla tartisma, bu kavrama ihtiyac duyanlarin tartismasidir.

Benim " tanri nedir, kimdir?" yazimi ve tanri ile ilgili diger yazilarimi "evrensel'in kosesi"-felsefe-psikoloji basligindan bulabilirsin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

milomanara
13-06-2008, 23:36
Neden bütün dinlar budizm gibi olmalıır?

Çünkü budizm de amaç bu dünyada ideal insan olmaktır. Çinliler buna JunZi(cünzı) diyorlar. Bir nevi insan-ı kamil. Burada genel ahlak dışında bedenin terbiyesi konusunda biraz ileri gidiyorlar belki ama bu adamlar zararsız. Diğer dinler gibi hep birileriyle cihat halinde değiller. Kendi kendilerinin afyonular. Keşke bütün inanların hedefi insan-ı kamil olmak olsa.

şi'ra
14-07-2008, 03:39
Budizm ve Kadın

1)

“Kadınlar, zavallı yaratıklar…Kadınlar nankördür, haindir……………Bütün kadınlar aşağılıktır….” (Tipitaka, Khuddaka Nikaya, Kunala Jataka)

İngilizcesi:

"Poor fickle creatures women are, ungrateful, treacherous they, No man if not possessed would deign to credit aught they say…………….”

“Dishonest, fierce and hard of heart, as sugar sweet their words,
Nothing there is they do not know to cheat their wedded lords.
Surely all womenfolk are vile, no limit bounds their shame,
Impassioned and audacious they, devouring as a flame. Dishonest, fierce and hard of heart, as sugar sweet their words” (Tipitaka, Khuddaka Nikaya, Kunala Jataka)

2)
“-Efendi Gautama, neden kadınlar önemli işlerimizde rol almıyor, neden yabancı yerlere gönderilmiyor? -Ananda, çünkü kadınlar irfan sahibi değillerdir, çünkü kadınlar aptaldır, çünkü kadınlar öfkelidir, çünkü kadınlar kıskançtır, çünkü kadınlar aç gözlüdür,” (Tipitaka, Anguttara Nikaya 2, bölüm 8 VPTS)

3)
“Ey keşişler, zehirli yılanların özellikleri: nefret doludurlar ve hınç sahibidirler, zehirlidirler, Zor ortamlarda bulunurlar ve dostluğu engellerler Ey keşişler, aynı şekilde kadınların özellikleri: Nefret ve hınçla doludurlar, dostlukları engellerler, bu kadınların zehiridir. Çoğu zaman iftira atarlar.” (Tipitaka, Anguttara Nikaya 3:23)

Google'da yaptığım aramada rastladıklarım:

*Budizm'in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir.
*Budizm'de kadın hislerinin esiri bir varlık olarak görülüyor, ona bakılmaması, bakılırsa görülmemesi, görülürse kendisiyle konuşulmaması, konuşmak zorunda kalınırsa da uzak durulması tavsiye ediliyordu.
*Karma dogmasına göre “her ruh, hak kazandığı yaşamı elde eder: sofu davranışları iyi karmaya aracılık eder ve bununla diğer yaşamda sosyal statüde yükselme beraberinde gelir, tanrıdan korkmaz davranışlar kötü karmaya aracılık eder ve diğer yaşamda böcek olurlar (yada kadın)”
*tibet’in sınıf ilişkileri manastırlar içinde oluşturulurdu. rahiplerin büyük çoğunluğu, üstteki baş keşişlerin kölesi ve hizmetçisiydi ve yarı aç aşağılık işlerde çalışıp,dualar mırıldanarak ve rutin dayaklarla yaşarladı. tepedeki rahipler, yoksul rahipleri dinsel sınavlara veya seksüel hizmetlerinin yerine getirilmesi için zorlarlardı. (tibet tarikatlarının çoğunda homoseksüel seks, kadınlardan uzaklığın kutsal bir işareti olarak kabul edilirdi)

......
Ayrıca kölelik de mevcutmuş bu sistemde. Kölelere de kaderlerine boyun eğmeleri salık verilirmiş, malum zen felsefesi. Madem kölesin, akışına bırak gitsin.

Belki Buda böyle buyurmamıştı da uygulayıcıları bozdular, ne dersiniz? Fakat yaşanılanlara ve binlerce yıllık adetlere bakma geleneği gereğince suçlu kendisi mi olmalıdır?

KerimM
04-09-2008, 01:57
Budizm bildiğim kadarıyla,her ne kadar inanlıları tarafından sıkça dile getirilmekten kaçınılsa da, tamamen materyalist-ateist bir felsefedir

Ateizmin ve Budizm''in ortak özellikleri şunlardır:

1)Ateizm de Tanrı''nın varlığına inanmaz "Tanrı yoktur" der Budizm de...
2)Ateizm de ruhun varlığına inanmaz Budizm de...
3)Ateizm de doğa üstü olan "gözle görünmeyen beş duyu organıyla hissedilmeyen" varlıklara inanmaz Budizm de...
4)Ateizm de materyalisttir Budizm de...

Şimdi bu durumda budizmin ateizmden hiçbir farkı yoktur

Budistlerin bazıları reenkarnasyona inanır ama bu tabi ki, sanılanın aksine ruh ile iglili değildir(Budistler zaten ruhun varlığına inanmaz)

Daha çok insanın ölüp artıklarının azot döngüsüne karışmasıdır....


Sonuçta Budizm bir din değil tamamen ateist/materyalist bir felsefedir..

Budistlere rahatlıkla "stresten kurtulmak ve rahatlamak için meditasyon yapan ateistler" denilebilir...

Saygılarımla..

Bu durumda; "meğerki, BUDİSTMİŞİM de haberim yokmuş" demeliyim.:D

Yaaşasın budha.. yada.. buda... veya her neyse işte !!:rolleyes:

Ayejj
04-09-2008, 15:18
Budizmin ateist bir din anlayışı olduğu kendi ilk kaynaklarında açıklanır.Sonradan budizmde her din gibi değişimler geçirmiştir.Özellikle eklenmeci anlayışa sahip olması bazı mezheplerde köklerinden iyice uzaklaşmasına neden olmuştur.Kadına bakışıda cinsellikten uzak kalma prensipleri gereği cinselliği hakir görmekle başlayan ve sonuçta kadını hakir görmeye dogru evrilen bir içerik yüzünden kazanmış olabilir.

KerimM
05-09-2008, 02:20
Budizmin ateist bir din anlayışı olduğu kendi ilk kaynaklarında açıklanır.Sonradan budizmde her din gibi değişimler geçirmiştir.Özellikle eklenmeci anlayışa sahip olması bazı mezheplerde köklerinden iyice uzaklaşmasına neden olmuştur.Kadına bakışıda cinsellikten uzak kalma prensipleri gereği cinselliği hakir görmekle başlayan ve sonuçta kadını hakir görmeye dogru evrilen bir içerik yüzünden kazanmış olabilir.

Haydaaaaaa..!!!! :eek: Cinsellik nasıl hakir görülür, anlamadım??

Buda denen adam bülent ersoylaşmış mı yani?:D

Cinsel tercihi mi farklılaşmış?

Ne olmuş da hatunlara rest çekmiş??

Bu durumda artık budist falan olamam.... ben ayrılıyom bu dinden. Hadi bana eyvallah... :D

Ayejj
06-09-2008, 13:58
Haydaaaaaa..!!!! :eek: Cinsellik nasıl hakir görülür, anlamadım??

Buda denen adam bülent ersoylaşmış mı yani?:D

Cinsel tercihi mi farklılaşmış?

Ne olmuş da hatunlara rest çekmiş??

Bu durumda artık budist falan olamam.... ben ayrılıyom bu dinden. Hadi bana eyvallah... :D

Buda nın cinsellikle sorunu şurdan kaynaklanır.Buda insanın yaşamında kendisine ıstırap veren herşeyin kökeninde yine insanın arzularının yattığını düşünür.Istıraplardan kurtulmanın yoluda arzuları terk etmekten geçer.İşte bu yüzden cinsellikte onlara göre vaz geçilerek ıstıralarından kurtulunabilir bir tuzaktır.

imhotep
10-09-2008, 10:53
Aslında Budizm ile Hrıstiyanlığın hümanist yönü birbirine çok benziyor. Acaba Hrıstiyanlığın bir ayağı da Budizm'de olabilir mi? Ortadoğu mitlerinin ciddi payları olması dışında oradan da besleniyor olabilir mi?

Saygılar

K.C.
10-09-2008, 11:35
Aslında Budizm ile Hrıstiyanlığın hümanist yönü birbirine çok benziyor. Acaba Hrıstiyanlığın bir ayağı da Budizm'de olabilir mi? Ortadoğu mitlerinin ciddi payları olması dışında oradan da besleniyor olabilir mi?

Saygılar

bu sayfayı dün Pante'nin verdiği bir linkle keşfettim.
şiddetle tavsiye olunur. Bilgisayarın sesini açarak okuyunuz. :)

http://firatb84.blogcu.com/

imhotep
10-09-2008, 11:47
Yani ancak bu kadar denk gelebilir!

Biraz önce bir film seyrettim tam da konuyla birebir alakalı. Şiddetle öneririm.

The Man From Earth

Saygılar

K.C.
10-09-2008, 11:51
Filmi nerden bulacağız :(

imhotep
10-09-2008, 12:52
Filmcilerde vardır herhalde. Film yeni daha, 2007 yapımı. O da olmadı internette vardır büyük ihtimal.

Saygılar

milomanara
25-04-2009, 17:47
Taiwan'da yarım milyar dolar cirolu bir şirketin hidayete eren eski CEOsuyla sohbet ediyordum. Neyiz nereye gideceğiz geyiği falan. Sonra neden tantric(tibet) budizmi değil de sizin versiyon gibi sorular sordum adama. Bütün dinciler gibi bu amca da beni kurtarılması gereken bir ruh olarak gördü ve içimi bayacak uzunlukda zırvaladı bende kaçtım tabi. Bir kaç gün sonra aşağıdaki kitap bölümlerini göndermiş. Çevirmedim, ilgilenen olursa oturup uğraşırım.

sevgiler,

[img=http://img10.imageshack.us/img10/1585/page0009.th.jpg] (http://img10.imageshack.us/my.php?image=page0009.jpg)
[img=http://img7.imageshack.us/img7/1617/page0007.th.jpg] (http://img7.imageshack.us/my.php?image=page0007.jpg)
[img=http://img15.imageshack.us/img15/3572/page0005.th.jpg] (http://img15.imageshack.us/my.php?image=page0005.jpg)
[img=http://img22.imageshack.us/img22/9283/page0004.th.jpg] (http://img22.imageshack.us/my.php?image=page0004.jpg)
[img=http://img12.imageshack.us/img12/6061/page0003g.th.jpg] (http://img12.imageshack.us/my.php?image=page0003g.jpg)
[img=http://img6.imageshack.us/img6/1726/page0002i.th.jpg] (http://img6.imageshack.us/my.php?image=page0002i.jpg)
[img=http://img7.imageshack.us/img7/3382/page0001j.th.jpg] (http://img7.imageshack.us/my.php?image=page0001j.jpg)

milomanara
26-04-2009, 13:59
Yani ancak bu kadar denk gelebilir!

Biraz önce bir film seyrettim tam da konuyla birebir alakalı. Şiddetle öneririm.

The Man From Earth

Saygılar

Tavsiye için teşekkürler. Az önce izledim, harika bir filmdi.

Cem
18-06-2009, 23:10
Budizmde kölelik sistemi var mı, bileniniz var mı arkadaşlar?