PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Atatürk Bölümü


Sayfa : [1] 2 3

explorer
26-01-2005, 04:52
http://www.webegitim.net/images/ataturk/ata.jpg

ATATÜRK 10. YIL NUTKU

http://aton.ttu.edu/mp3/10yilnutku.mp3


10.yıl marşı (kenan doğuludan)

http://www.ataturk.net/mp3/10yilmarsi.mp3

1935 Kurultay Konuşması (3,4 MB)

http://www.ataturk.net/mp3/1935_kurultay.mp3

ATATÜRKÜN SEVDİĞİ PARÇALAR (linkten download yapılacak)

http://www.ataturk.net/?sayfa=mp3

Alişimin Kaşları Kara (1,5 MB)
Atladım Bahçene Girdim (2,2 MB)
Cana Rakibi Handan Edersin (2,2 MB)
Çanakkale İçinde (3,8 MB)
Dayler Dayler, Viran Dayler (1,6 MB)
Hab-gah-ı Yare Girdim Arz İçin Ahvalimi (2,6 MB)
Kırmızı Gülün Alı Var (3,4 MB)
Köşküm Var Deryaya Karşı (4,4 MB)
Mani Oluyor Halimi Takrire Hicabım (2,0 MB)
Sarı Zeybek (4,9 MB)
Vardar Ovası (2,4 MB)
Yanık Ömer (4,1 MB)
Şahane Gözler Şahane (2,2 MB)



ATATÜRK İLE İLGİLİ SİTELER
http://www.meb.gov.tr
http://www.add.org.tr
http://www.kho.edu.tr/atasayfa/
http://www.ataturk.net
http://www.metu.edu.tr/home/wwwadt/
http://www.adk.boun.edu.tr/
http://www.adt.hacettepe.edu.tr/

ngcoskun
26-01-2005, 11:23
teşekürler explorer.
ben bu sesi dinlediğimde tüylerim diken diken oluyor inan.

ngcoskun
26-01-2005, 18:24
arkadaşlar explorer''in başlattığı bu topice atatürk ile ilgili bulduğumuz herşeyi yazalım.bir nevi arşiv olsun .saldırı niteliğinde yazılar yazmamanızı rica ediyorum.istemeyen yazmasın ama saldırmasın da lutfen.teşekkürler.

ATATÜRK BİZİMLE

SEVDİĞİ ŞARKILAR

Yemen Türküsü
Vardar Ovası
Çanakkale İçinde
Yanık Ömer
Kırmızı Gülün Alı Var
Alişimin Kaşları Kara
Cana Rakibi Handan Edersin
Mani Oluyor Halimi Takrire Hicabım
Nihansın Dideden Ey Mest-i Nazım
Olmaz İlaç Sine-i Sad Pareme
Atladım Bahçene Girdim
Dayler Dayler, Viran Dayler
Esiri Zülfünün Ey Yüzü Mahım
Gitti de Gelmeyi Verdi
Hab-gah-ı Yare Girdim Arz İçin Ahvalimi
Köşküm Var Deryaya Karşı
Şahane Gözler Şahane

ngcoskun
26-01-2005, 18:31
YAZDIĞI ŞİİRLER

BİR ASKERİN MEZARINA

Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!...

MUSTAFA KEMAL
· Harbiye talebesi iken yazmıştır.


HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya''nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa''nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?

MUSTAFA KEMAL



BEŞİKE HÂDİSESİ İÇİN

Çıkıyor gönüllere istimdadı
Sâmiamda vatanın feryâdı
Çıkıyor gönüllere istimdadı
Yaralı bir ananın evlâdı
Etmesin mi anaya imdadı?

Rumeli can veriyor yok mu ilaç.
Edelim sıhhatini istimzaç;
Etmeyelim kimseyi izaç?

Zırhlılar her yeri tehidt ediyor,
Makedonya bunu tes''it ediyor.
İnkırazı bize teyit ediyor.

Yemenin purişi malumu cihan
Ne için eyledi millet isyân?
Zulme ister mi bu yoldan burhan
Turuşkalar bile aldı meydan

Hani kânun-u adaâlet nerede?
Mülk-ü millette himâye saadet nerede?
Haricen mülk-ü himaye nerede?
Bizde evvelki şecaat nerede?

Gelse Ertuğrul şöhret-i pervas
Eder elbette tahayyür ibraz
Vatanın feyzine kâdir olamaz
Yeniden fethine verseydi cevâz...

Yıldırım görse şu ahvâlimizi
Ateş kahrı yakar hâlimizi,
Af eder mi bizim efâlimizi,
Mahveder cumle-i emsâlimizi,

Ey büyük Fâtih''i İstanbul''un...
Bu revş olmadı mı makbulün
Sây ile toplanılan mahsulün
Berhava oldu fakat meçhulün...

Yazık oldu Vatana âh yazık...
Her ağızdan çıkıyor: Eyvâh yazık!..
Acısın bizlere, âh yazık!

MUSTAFA KEMAL
· Sinop 25 Kânunu Evvel 321 (1905)



HAYAT SERENADI

Atatürk''ün Salih Bozok''a yazdığı mektuptan :

"Bir Fransız şairi hayatı şöyle tarif ediyor :

Hayat kısadır,
Biraz hayal,
Biraz aşk
Ve sonra Allahaısmarladık.

Diğeri de :
Hayat boştur.
Biraz kin,



KASİDEİ İSTİBDAT YAHUT KIRMIZI İZLER

Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus,
Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi,
Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus
Efkârı sakimane ile âleme karşı
Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit,
Âmali harisanesini eyledi tezyit...
Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur,
Tırnaklarını aileler kalbine saplar;
Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar,
Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur...
Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük.
Ey gazii mecruhu vega dideye döndük.
Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail,
Ey enmilei sürbu cinayata delâil
Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr,
Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar,
Ey varlığı bir millet için bâdii zillet.
Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet,
Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur,
Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur.
Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler..
Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler...
Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken
Âtimizi dendanı harisin kemirirken
Bir gün Rumeli dağları envara boyandı;
Hürriyetin enfası ile herkes uyandı.

MUSTAFA KEMAL
ŞANLI ORDU GAZETESİ : 24 Kasım 1908

n0thing
27-01-2005, 18:31
Sesi biraz ince gibi HI?

28-01-2005, 15:30
Benim de hoşuma giden bir fotoğrafı var bulursam koyarıum buraya. Bazı islamcılar o resmi Atatürkü müslüman göstermek için gösteriyorlar: Atatürkün yanında beyaz sakallı bir adam ve herkse ellerini yukarı açmış dua ediyor resimde. Yalnız ilginç olan Atatürkün elllerinin seviyesi hepsinden daha aşağıda. :lol: Belli ki gönülsüz bir şekilde ellerini açmış, sırf dinsiz damgası yememek için. Eeee kolay mı, açıkça söylemediği halse dinsizliğini bir sürü belalı islamcıyla uğraşmıştı. Bir de açıkça gösterseydi ne ne felaketlerle uğraşırdı kim bilir.

ngcoskun
31-01-2005, 14:06
Bende o resim var ama buraya pas edemiyorum CEM.
yazdığın gibi olmuyor.benim bilgisayarımda kayıtlı o resim.
ne yapmalıyım.

at_arabas?
31-01-2005, 17:51
Yine tepeler, yine öldürürüm
20.03.1923: konya türk ocaginda verilen çayda:
Atatürk''ün söylevleri sirasinda türk ocagi azasindan (üyesinden) operatör eyüp sabri''nin:
- milletimizin inkilabina muhalefet eden ve kendini din irsadiyle (yolunu gösterme ile) mükellef (yükümlü) telakki eyleyen (sayan) bir sinif var, bu sinifa karsi ne gibi tedbirler alinmistir?
Sorusu üzerine mustafa kemal ayaga kalkarak sözüne tekrar baslamis ve sonunu söyle bitirmistir:
- benim ve benimle hem fikir (ayni görüste) arkadaslarimin yapacagi sey mutlaka ve mutlaka o adimi atani tepelemektir.
Sizlere bununda ötesinde bir söz söyleyeyim. Mesela bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek meclis olmasa, öyle menfi adimlar atanlar karsisinda herkes çekilse ve ben kendi basima yanliz kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm.
Atatürk''ün söylev ve demeçler''den



Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği

Mustafa KEMAL ATATÜRK (bursa söylevi)
************************************************** ***********

ATAM yüzyıllarca ileri görüşlü bir insanmış .
hersözü güncelliğini hala koruyabiliyor ,asla mantık hatası vermeden.
bize düşen onu daha iyi anlayabilmek .
irticacılara kaptırmamak.
kurtuluş savaşımızla bizler gurur duyarken ,irticacılar bu zaferi başı sarıklı ,eli palalı ,atlı ,hayali muhammed ordusuna yamamaya çalışıp , ATATÜRK''Ü unutturmaya , zaferimizi bizden alıp arap antika dinine maletmeye çalıştılar.
MIZRAK ÇUVALA GİRMEDİ, ardından,O ne yaptıki imanlı TÜRK askeri olmasa onlar ölmese tek başına bu savaşı nasıl kazanacaktı,DEDİLER .
EVET , ÇOK TÜRK ASKERİ ÖLDÜ ,ZAFER KAZANILDI AMA !!! ATATÜRK''ÜN KOMUTASI VE VASIFLARI OLMASA.. BUKADAR TÜRK ASKERİNİN YANI SIRA NE KADAR TÜRK (DEDELERİMİZ, ANALARIMIZ DAHİL) VARSA TÜM HALKIMIZ İMHA EDİLİP YER YÜZÜNDEN (arap müslümanların desteği ile) SİLİNİP TÜRKÜN ESAMESİ OKUNMAYACAKTI.

bize bunları unutmuş muamelesi yapanların aklına şaşarım.


« Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır. »

(1931) M. KEMAL ATATÜRK

Onu çok seviyorum, ÇOK SEVİYORUM , ÇOK SEVİYORUM...

SAYGILAR.....

t0ygun
03-02-2005, 18:45
Bu sayfaya Mustafa Kemal"in kendi siiri degil ama, Süleyman Apaydin"in onun icin yazdigi muhtesem bir siir de benden olsun.


Yıkın Heykellerimi


Ey milletim
Ben Mustafa Kemal''im
Cagin gerisinde kaldiysa düsüncelerim
Hala en hakiki mürsit degilse ilim
Kurusun damagim dilim
Özür dilerim

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Özgürlük hala
En yüce deger
Degilse eger
Prangali kalsin diyorsaniz köleler

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Yoksa cagdas medeniyetin bir anlami
Ortacaga tasimak istiyorsaniz zamani
Bas taci edebiliyorsaniz
Sanatin icine tüküren adami

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Yetmediyse acisi siddetin savasin
Anlami kalmadiysa
Yurtta sulh dünyada barisin
Eger varsa ödülü silahlanmayla yarisin

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Özlediyseniz fesi peceyi
Aydinliga yegliyorsaniz kara geceyi
Hala medet umuyorsaniz
Sihtan seyhten dervisten
Sifa buluyorsaniz
Muskadan üfürükcüden

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Esit olmasin diyorsaniz kadinla erkek
Karacarsafa girsin diyorsaniz
Yobazin gazabindan ürkerek
Diyorsaniz ki okumasin
Kadinimiz kizimiz
Budur bizim alin yazimiz

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Fazla geldiyse size
Hürriyet cumhuriyet
Özlemini cekiyorsaniz
Saltanatin sultanin
Hala önemini anlayamadiysaniz
Millet olmanin
Kul olun
Ümmet kalin
Fetvasini bekleyin sayhül islamin
Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi
RAHAT BIRAKIN BENI

Süleyman Apaydın

ngcoskun
04-02-2005, 15:01
selam Toygun
öncelikle hoşgeldin
ben bu şiiri http://www.turandursun.com/phpBB/viewtopic.php?t=301 bu topic altına yazmıştım ama yazarın adını bilmiyordum iyi oldu yazdığın.katıldığın ve bu şiiri buraya taşıdığın için teşekkür ederim.

t0ygun
08-02-2005, 14:12
Selam sevgili ngcoskun,

Öncelikle hosbuldum tesekür ederim.Malasef ben sizin asmis oldugunuz o siiri , buraya yapistirdigim gün farkettim.

Sevgi ile kalin.

_Che_
17-03-2005, 22:18
Büyük önder atatürk ile ilgili araştırma için çok teşekkür ederim..zaman buldukça, ilgileneceğim.

ngcoskun
02-12-2005, 11:27
İŞTE İNSAN BÖYLE DİNLENİR..

http://img362.imageshack.us/img362/233/adsz7zr.png

katatonik
11-12-2005, 03:27
onun nasıl ınsan dınledığını cok ıyı bılıyoruz bız!!!

Mutezile
11-12-2005, 08:30
Ngcosku; ne kadar güzel bir resim asmışsın Gazi Mustafa Kemal'den..

Cumhuriyet tarihinde acaba herhangi bir siyasetçi Anadolu insanına böyle

içten, yürekten kulak vermiş midir?. Verseydi Büyük şehirlerin dışındaki

Türkiye; ülkenin diğer kısmından bu kadar farklı olur muydu?

ngcoskun
16-12-2005, 16:48
mutezile
Cumhuriyet tarihinde acaba herhangi bir siyasetçi Anadolu insanına böyle

içten, yürekten kulak vermiş midir?. Verseydi Büyük şehirlerin dışındaki

Türkiye; ülkenin diğer kısmından bu kadar farklı olur muydu?
evet haklısın Mutezile , burjuva diye bir kelime olmazdı insanlarımız arasında.
bakışının samimiyetine inanmayan djhakan için de birşey söylemek istemiyorum.saddam resimlerine bak o zaman sen.
bu resmi başka samimiyetsiz bulan varsa yazsın lütfen.böyle zanneden insanlar var mı merak ediyorum.
sadece Atatürk'ün bakışı değil bir de arkasındakilere bakın.orda ciddi bir konu anlatılıyor ve köylüyü herkes dikkatle dinliyor.mutlak bir derdini anlatıyor.fıkra anlatmıyordur sanırım...........

ngcoskun
21-12-2005, 11:03
Bilirsiniz ki,
hayat demek, mücadele demektir.
Hayatta başarı, mutlaka mücadelede
başarıyla mümkündür.
Bu da,
manen ve maddeten kuvvete, kudrete dayanır.
Hakikati konuşmaktan asla korkmayınız.
Durumu gözden geçirirken ve tedbir düşünürken,
acı da olsa, hakikati görmekten biran geri kalmamak lazımdır.
Ve başarı içi lüzumuna emin olduğunuz bir işi derhal yapmalısınız.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

ngcoskun
29-12-2005, 12:22
Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini

borçlu olduğu

insan:

ATATÜRK...

Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup

hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...

Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin,

first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej

esliğinde

Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...

Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında

spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...

Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli

ponpon kızlar da yokmuş...

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize

döktükten sonra

timsah yürüyüşü de yapmamışlar...

Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not

alacağı bir

cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde

bulunacakları

da cep telefonundan öğrenememiş!

Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden,

İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra

arabaya atlayıp

sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.

Atatürk'e acıyorum...

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir

dönemde dünyaya gel,

sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini

getir. Aaaah ah...

Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken... Bunları yapmadı Atatürk...

Keyif çatmadı...

Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE SADECE

BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

BÜTÜN SUÇU

2 KADEH RAKI IÇMEKTI

O KADAR.....

ege-sum
29-12-2005, 13:08
http://img465.imageshack.us/img465/5929/ata0jl.jpg

ngcoskun
29-12-2005, 15:04
http://img362.imageshack.us/img362/6195/ata54yr.jpg (http://imageshack.us)

ngcoskun
29-12-2005, 15:06
MUSTAFA KEMAL HAKKINDA BILINMESI GEREKEN 30 OZEL SEY

1."ATA" LAFINI SEVMEZDI
"Ataturk" hitabini ilk kez donemin Turk Dil Kurumu Baskani bir konusmasinda kullanmis, Mustafa Kemal de cok begenerek soyadi olarak almisti.Kendisine Ata" diye hitap edilmesinden hic hoslanmazdi.

2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastir Askeri Lisesi yillarindan kalan bir aliskanlikla hayati boyunca en sevdigi yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldi. Tatliya duskun degildi ama cani istediginde cok sevdigi gul recelini tercih ederdi.

3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
Omru yetseydi bir dunya turuna cikip Turk dili ve tarihi uzerindeki calismalarini genisletmek en buyuk hayaliydi.

4.BASUCU KITABI "CALIKUSU" YDU.
Binlerce kitabi vardi.Ama bunlarin arasinda bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile basucundan ayirmadi. Resat Nuri Guntekin'in unlu Calikusu" romanini hep yaninda tasir, her gun rastgele bir yerinden acar, birkac sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdigi hayvan kopekti. "Fox" adini verdigi kopegi, Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara duskunlugu o dereceydi ki bir gun misafirlerinin de gorebilmesi icin yeni dogmus bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmisti.

6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdigi dans valsti. Muzik zevki cesitlilik gosteriyordu.Klasik Bati muzigi disinda Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
Gomleklerinin hepsi beyazdi. Bu gomlekler ilk yillarda Isvicre`de ozel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasina onculuk edebilmek icin Beyoglu`nda bir terziye diktirilmeye baslanmisti.

8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takim elbiselerinin tasarimlarini hep kendisi cizerdi.Lacivert takim giymeyi sevmezdi.

9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son donemlerine kadar 76 olan kilosu hastaliginin ilerlemeye baslamasiyla 46'ya kadar dusmustu. 43 numara siyah rugan ayakkabi giyerdi.

10.RUMELI SIVESI
Ozenli ve temiz bir Turkce konusurdu. Ancak bazi kelimeleri Rumeli sivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatinda bir donem cok onemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatina trajik bir sekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarinin nerede oldugu bilinmiyor.

12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin cogunu gecirdigi savas cephelerinden sonra Cumhurbaskani olarak gecirdigi yillar ona bir tecrit yasantisi gibi geliyor, cok sevdigi halkindan ve sade bir vatandas yasamindan uzaklastigini dusunuyordu.

13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kiyafet Kanunu cercevesinde tum din adamlarinin dini kiyafetleriyle sokaga cikmalari yasaklaninca, Monsenyor Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milasli eliyle bir koleksiyon hazirlatti.

14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltilariyla arasi hic hos degildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasindaki divanin uzerine bagdas kurarak oturur, gunun ilk kahvesini sigarasini icerdi.Bir ozelligi de kendi kendine tiras olmamasiydi.

15.DUZEN TAKINTISI VARDI
Evinde ,cevresinde hatta konuk oldugu evlerde bile egri duran esyalari duzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOSGORULU LIDER
Koylunun birinin gazete kagidina sardigi tutunu icmeye calisirken eli yanmis,"Alin bunu kendi icsin" diyerek Ataturk`e
kufretmisti.Mahkemeye cikarilacakti. Ataturk olayi dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceginize dogru durust sigara icmesini temin edin" dedi.

17.SIGARA PAZARLIGI
Hastaliginin baslangicinda kendisini muayene eden Dr.Fissinger gunde kac paket sigara ictigini sormus, Ataturk "sekiz" demisti. Doktor bunu gunde bir pakete indirmesi gerektigini soyleyince gulumseyerek cevap vermisti:"Ben zaten bir paket iciyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacagim".

18."BU NASIL HALKCILIK?"
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Konduktorun milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini
sormustu.Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ogrenince epey sinirlenmis, "Ne de guzel halkcilik ama" demisti.

19."LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!"
Ilk mecliste bir oturum sirasinda uyelerden biri laikligin ne manaya geldigini anlamadigini soyleyince Gazi cok sinirlenmis ve elini
kursuye vurarak bir din bilgini olan uyeye cevap vermisti: "Adam olmak demektir hocam,adam olmak!"

20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittigi yurt gezilerinde kendisi icin kurban edilen hayvanlara bakamaz boyle durumlarda sirtini doner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede ogrenmeye basladigi Fransizca'yi sonraki yillarda gelistirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardi. Konusurken araya
Fransizca sozcukler de eklerdi.

22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoslanmaz ama arkadaslariyla fasulyesine poker oynardi.Oyun sonunda kazandiklarini iade ederdi.

23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde dusmanla gogus goguse savasmis biri olarak en ilginc ozelligi savas meydanlari disinda kan gorunce fenalasmasiydi.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransiz tarihcisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin kulaklarinin duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille anlatmisti: "T.C`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da Cumhurbaskani yapmislar".

25.BIR RICASI BAS ACTIRDI
Bir gun halk arasinda dolasirken carsafli bir kadina rastlamis, "Hafiz Hanim benim hatirim icin basindaki ortuyu acar misin?" diye sormustu. Kadin bas ortusunu acarak , Ataturk`un onunde egildi ve ellerini optu.

26.BILARDO VE YUZME
Sportmen kisiligi vardi. Her gun at biner , yuzmeye gider ve bilardo oynardi.

27.EN BASARILI DERS.
Egitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca surdu.

28.YAGCILARA GECIT YOK
Yagcila cok kizardi Bir aksam sofrasida kendisine gereksiz sekilde iltifat eden Abdulhak Hamit`e mudahale etti.

29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e baglayan son yilbasi gecesini Disisleri Bakani Tevfik Rustu Aras ile bas basa gecirmisti. O gece dolabindaki bazi elbiseleri bakana hediye etmisti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuslari cok severdi.Cankaya Kosku`nde ozel bir bakicinin ilgilendigi guvercinligi vardi.

ngcoskun
29-12-2005, 15:13
http://img454.imageshack.us/img454/2294/ata3xj.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/7200/ata27tk.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/5184/ata82qx.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/53/resim99oh.jpg (http://imageshack.us)

ngcoskun
29-12-2005, 15:18
http://img454.imageshack.us/img454/9937/resim28nv.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/7564/resim77rx.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/2964/resim119to.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/7488/resim122hq.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/8870/resim157ox.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/2817/resim206tr.jpg (http://imageshack.us)

http://img454.imageshack.us/img454/1826/resim230jv.jpg (http://imageshack.us)

exclusive
30-12-2005, 02:38
diktator gibi her ta$in altinda çikiyor, Saddam in bile bu kadar çok heykelleri ve portreleri, vs. yoktur
Senin gibi bir hıyara cevap yazmak büyük lutuf olur ama cevabı oturtmak da Türk genci olarak görevimiz...

ULAN HÖDÜK SEN BİR DİKTATÖRÜN HAKİMİYETİ HALKA DEVRETTİĞİNİ, HADİ ONU GEÇTİM, BU KADAR SEVİLDİĞİNİ, HALKI TARAFINDAN BU KADAR SAHİPLENİLDİĞİNİ NERDE GÖRDÜN...

Başka bir başlıkta yazdığım, yakın tarihimizden küçük bir olay....

70 öncesi dönem (tam tarihini hatırlayamadım) Dönemin başbakanı süleyman demirel..

Fransada öğrenciler ilk gösteri provalarına başlamışlar ama bizde ortalık süt liman, herkes işinde gücünde... Zaten "toplu gösteri yasası" diye illet bir yasa var ki millet iki kişi yanyana yürümekten çekiniyor. Siyasetten azcık bahsedene kelepçe vurulup doğru Selimiye'ye gönderiyorlar.. En solcu gazete-dergiler bile iddialı yazılar yazamıyorlar. Zaten kalemi sivri yazarların çoğu içeride. Diğer gazete-dergiler desen basit güncel konularla dolup taşmış durumda. Memleket meseleleri ancak üniversite kantinlerinde, kısık sesle konuşuluyor. İşte öyle bir dönem...

İşte bu sukunet ortamında İzmir'de kendini bilmez bir yobaz, öyle sıradan kör cahil bir yobaz, bir elinde seccade diğerinde balta, bir ATATÜRK heykelinin yanına gidiyor ve namazını kıldıktan sonra elindeki baltayla heykele saldırıyor.

Başta süleyman demirel olmak üzere herkesi şaşırtan olaylar ise ertesi gün başlıyor... Ertesi gün "toplu göstesi yasası" yurdun hertarafında ihlal edilmiş durumda. Çoğunluğu üniversite öğrencisi olan gençler ATATÜRK heykellerinin önünde "nöbet" tutmaya başlamış. Sloganlar atılıyor (daha sonra türban vs. için kullanılan "ATA'ya uzanan eller kırılır" sloganı ilk o zaman ortaya çıkmış) halaylar çekiliyor, gençlerin biri gidip biri geliyor. Gazete manşetleri coşmuş durumda "Türk genci ATA'sına sahip çıkıyor" şeklindeki manşetler neredeyse bütün gazetelerde. Haberler 4-5 sayfayı geçmiş. Yurdun her köşesinden ATATÜRK heykelleri ve önündeki devasa kalabalığın resimleri gazete sayfalarına sığmaz olmuş durumda...

Böyle geçen günün sonunda akşam oluyor, ama o da ne!!! Kimse beklendiği gibi evine gitmemiş. Gençler hala ATATÜRK heykellerinin başında bekliyor hatta kalabalıkların gittikçe artmaya devam ettiği haberleri geliyor... Ünlü aydınlar da gençlerin arasında yerlerini almaya başlamış ve kalabalıklar yavaş yavaş 7'den 70'e bir şekle bürünüyor... Hükümet panik. polis ve askeriye'ye tam kadro olunması emri veriliyor.

Sonraki gün... Olayların başlamasının ardından 24 saat geçmiş olmasına rağmen bir durulma yok. Gençler işi gücü bırakmış ATA'sına sahip çıkmaya devam ediyor. İzmirdeki kalabalık koca konak meydanına sığmamış ara sokaklara taşmış durumda. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere yurdun çoğu yerinde manzara aynı...

Daha sonra gazeteler günün 2. baskısını çıkartıyor. Manşetler şöyle: "Yurdun dört köşesindeki ATATÜRK'çü gençler Ankara'ya doğru yürüyüşe başlama hazırlığında" Polis ve askeriye kırmızı alarma geçiliyor. Hükümette panik en üst düzeye ulaşmış durumda. "ATATÜRK'çü öğrenciler hükümeti devirecek" dedikoduları almış yürümüş. sonunda başbakan süleyman demirel yaşanan paniği gizlemek maksadıyla umursamaz bir tavır takınıp o meşhur açıklamasını yapıyor; "yollar yürümekle aşınmaz"

Şehirlerin çıkışları güvenlik güçlerince tutulmuş durumda. alınan emir gayet net; ne pahasına olursa olsun bu yürüyüş engellenecek. Yürümekle aşınmayan yollarda bir yürüyüş yapılmasını engellemek amacıyla gereken tüm önlemler alınmış. yol kenarları tanklarla süslenmiş vaziyette..

Polisle karşı karşıya gelen gençler aralarındaki aydınların sözünü dinleyerek kaba kuvvete başvurmuyor... Mahir Çayan imzalı KEMALİST bildiri yüksek sesle okunduktan sonra aralarından gönüllü olanları polis "toplu gösteri yasası"na muhalefetten mahkeme karşısına çıkarmak üzere götürüyor. Polisin götüremedikleri de kendileri gidiyor ve arkadaşlarıyla beraber mahkemeye çıkmak istediklerini söylüyorlar..

Bu defa kalabalığın yeni mekanı mahkeme önleri olmuş durumda... Bütün gözler mahkemede olunca adalet gecikmeye cesaret edemiyor ve ilk oturum yıldırım hızıyla başlıyor...

Hakim soruyor: toplu gösteri yapmanın yasak olduğunu bilmiyormusunuz?

Gençler: Çok iyi biliyoruz.

Hakim: Peki neden böyle bir yürüyüşe kalkıştınız?

Gençler: Biz ATATÜRK'çülük neyi gerektiriyorsa onu yaptık. Siz bu mahkemede ATATÜRK'çülüğü mü yargılıyorsunuz? Bu yetkiyi, bu gücü kimden aldınız da ATATÜRK'çülüğü yargılamaya cürret edebiliyorsunuz?

Bu soruya verilen cevap bazılarının ısrarla görmek istemedikleri bir gerçeği haykırıyor. Hangi ülkede yaşadıkları gerçeğini...

Hakim ayağa kalkıyor ve şöyle söylüyor: Gençler şu bir gerçektir ki bu ülke hudutları içinde ne benim, ne bu mahkemenin, nede bakşa bir gücün yapamayacağı tek birşey vardır. O da Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ü yargılamaktır...

ngcoskun
30-12-2005, 12:12
sevgili exclusive yazdıklarını tüylerim diken diken okudum.ne kadar duygulandığımı anlatamam.paylaştığın yazı için çok teşekkür ederim.

Xander85
25-01-2006, 01:59
ben gercekten biktim bu yalancinin meymenetsiz suratinda

diktator gibi her ta$in altinda çikiyor, Saddam in bile bu kadar çok heykelleri ve portreleri, vs. yoktur

mussolini ve hitleri bile geçmi$, onlarin rekorunu bile kirmi$ (cunku diktatorlugu halen suruyor)
Diyecek bir şey bulamıyorum.Bunu yazmanı bile kabul edemiyorum.
Atatürk bizi kurtardı, o olmasa şu anda halifeni ordusu(!) yunanlılar tarafından yönetiliyor olacaktık.Onun sayesinde modern bir ülkede çağın gerektirdiği gibi özgürce ve modernce yaşıyoruz.

BRAKISEFAL
06-02-2006, 19:50
Atatürk'ün düşmanları buraya da sızdı ya anladım ki ona kurtuluş savaşından daha çok ihtiyacımız var.

onu idrak edebilmek başlıbaşına bir asalettir.şimdi anlıyorum niye içtiğini bu kadar.bu millete bakıp da içilmez mi ?

ne ararsın tanrı ile aramda
sen kimsin ki orucumu sorarsın

hakikaten gözün yoksa haramda
başı açığa neden türban sorarsın

rakı, şarap içiyorsam sanane
yoksa sana bir zararı içerim

ikimiz de gelsek kıldan köprüye
ben dürüstsem sarhoşken de geçerim

esir iken mümkün müdür ibadet
yatıp kalkıp atatürk'e dua et

senin gibi dürzülerin yüzünden
dininden de soğuyacak bu millet

işgaldeki hali sakın unutma
atatürk'e dil uzatma sebepsiz

sen anandan yine çıkardın amma
baban kimdi bilemezdin şerefsiz

BRAKISEFAL
06-02-2006, 19:58
"türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük kıpırtı ve davranış duydumu, 'bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır' demeyecektir. hemen araya girecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. polis gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, 'polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, 'demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek!' onu hapse atacaklar. yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, ismet paşa'ya ve meclis'e telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, 'ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek benim görevimdir!' işte benim anladığım türk genci ve türk gençliği!''
6 şubat 1933 / bursa nutku

pante
08-03-2006, 21:13
Tarih, 18 Mayis 2002... Yer, Italya'nın Perugia kenti...
Genç Türk işadamı Utku Oğuz , bilgisayarında kayıtlı son Atatürk
fotoğrafını projeksiyon makinesinin aydınlattığı duvara yansıtıp
sözlerini tamamladı :

- İşte , Anadolu aydınlanmasının temeli olan Türk Devrimi budur...

Perugia'nin önde gelen kişilerinin oluşturduğu Felsefe ve Tarih
Kulübü'nün üyeleri ve konuklar büyük bir coşkuyla alkışladılar
genç adamı. Genç adam da bir saatlik ''1918 - 1939 arası Türkiye
ve Atatürk Reformları'' konferansının gördüğü ilgiden
mutlu , biraz da şaşkındı!..

Kulübün Başkan Yardımcısı İtalyan dostu bir süre önce , ''Şu hayranı
oldugun ve her karşılaşmamızda bana anlatıp durdugun Atatürk'ü bizim
kulüp üyelerine de anlatırmısın?''dediginde hiç tereddütsüz kabul etmiş , ama böylesine yogun bir ilgi düşünmemisti...

Ama Utku Oguz için o 18 Mayis gecesini asla unutulmayacak kılan
yorum , orada konuk olarak bulunan yaşlı bir Norveçliden geldi :
- Norveç dilinde ''Mustafa Kemal gibi düsünmek''diye bir deyim vardır...Herhangi bir problem karsisinda , çözümü imkânsiz oldugu
düsüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma egiliminde olan , ne
yapıp edip bir çözüm üretmek için yaraticiligini zorlama zahmetine
katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kisilere söylenir bu söz...
Bu tip insanlara derhal , ''Hayir, yaniliyorsun bu problemin mutlaka
bir çözümü olmali , biraz da Mustafa Kemal gibi düşün'' deriz... Ancak
sizin bu geceki sunuşunuzdan sonra bu sözün arkasindaki anlami çok
daha derin bir sekilde kavramış durumdayim ; bu güzel fotograflar
esliginde yaptiginiz sunuşunuz bana bu yaşımda bir sey daha ögretti ;
yani benim anadilim olan Norveç'çeye yerlesmis olan eski bir deyimin
arkasindaki gerçek ve derin anlamı!.. Size bunun için minnettarim...
Genç Türk'ün gözleri yasardi... Dünyanin bir baska ucundaki ülkenin
anadiline bir deyim olarak yerlesmis büyük devrimciyi bir kez
daha minnet ve özlemle andı...Yalnizca bir saatlik bir konferans olarak planlanan gece ancak 19 Mayis'in ilk saatlerinde sona erebildi. Saatlerce süren tartışma ve yorumlar ise şu ortak yargıyla sonuçlandı:

- Atatürk Devrimleri bütün ülkelere uygulanabilecek evrensel bir
reçetedir... Zira din ve etnik ayrım temellerine dayanmayan çagdaş devlet modeli ne kadar çok ülkede uygulanırsa , dünya o kadar daha huzur ve barış içinde bir yer olacaktır...

Genç adam gecenin sessizliginde yürürken büyük bir iç sızısıyla ''Türk
Devrimi'ni yikmak için yola çıkan karşı devrimciligin ülkeyi sürükledigi
bataklığı , baska çare yok diyerek boyun büken siyasetçileri'' düşündü.... Sonra büyük bir heyecan ve coşkuyla yaşlı Norveçlinin bu kölelik zincirini kırmak için müthiş bir formül sundugunu anımsadı:
- Mustafa Kemal gibi düsünmek!..

aspartam
09-03-2006, 16:40
Hiçbir siyasi partiye üye değilim.Hatta seçimlerde oy bile kullanmam.Çünkü inançlarıma ters düşmek istemem.Siyasi partiler Kemalizm dininin birer mezhebidir.Bu yüzden sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemem.Emin olun Atatürk'ün elinde olan siyasi imkanlar (tek adamlık,ordu,yargı ve basın hizmetinde,ağzından çıkan hercümle adeta kanun hükmünde,birnevi padişah adeta)Tayyip Erdoğan'ın elinde olsun.Atatürk'ten çok çok daha iyisini yapardı.Adamın bir ayağını yargı bağlamış,bir ayağını ordu,bir elini medya ,diğer elini yök iş yapmaya çalışıyor.Bu kadarını Atatürk bile başaramazdı.

pante
09-03-2006, 17:07
Aspartam amma sallamışsın ha.Tayyip Erdoğan'ı , Atatürk'le kıyaslamak kadar saçma birşey olabilir mi..
Tayyip kim Atatürk kim?
Sen tarih kitaplarını aç , Dünya tarihinden ünlü liderleri çıkar da , Atatürk'le bir kıyaslama yap , bırak Tayyip'i.
Tayyip Erdoğan'ı , Özal'la kıyaslayabilirsin , Erbakan'la kıyaslayabilirsin , ama Menderes'le , Demirel'le , Ecevit'le , İnönü ile dahi kıyaslanamayacak ölçüde iken bu ne hadsizlik!!
Bir de siyaset bağlılığım yok deme.Partiye üye olmaman , siyasi bir taraf olduğun gerçeğini değiştirmez.
Sen ılımlı bir şeriat düzeni yanlısısın.Bugünkü mevcut demokratik , laik , hukuk sisteminin yıkılmasından , yerine Kur'an'a dayalı bir rejim kurulmasından yanasın.Son günlerde fikrin değişmediyse.
Dolayısıyla tabi ki Atatürk'ü sevmeyecek , Tayyip'i ondan üstün göreceksin..
Elini bağlamışlar yalanını külahıma anlat.Hangi hükümet AKP kadar bir sayısal üstünlük yakaladı mecliste.Niye çözemediler hiçbir ekonomik sorunu.Masum Türker'in bıraktığı yerden devam ediyor. Derviş'in ,Türker'in ekonomik kararları aynen devam ettiriliyor.3yıl bitmiş , cari açık cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesinde , işsizlik en yüksek oranda.
Hangi başarı.Yolsuzluklar aynen devam.Unakıtan'ı durduramadılar.Fil gibi saldırıyor her tarafa.
Susturulan terör tekrar canlandırıldı.Bir de üstüne kapkaç terörü çıktı.
Tarihin en büyük suç işleme oranları yaşanıyor.
Krizden çıkarıldı deme sakın.Krizin Amerika eliyle yaratıldığı çocuklar biliyor artık.Dolar niye çakılıp kaldı sanıyorsun.Hükümetin başarısı falan değil.Tersine hükümet yükselsin istiyor.Kriz sırasında suni olarak ,anormal yükseltildi de ondan.
Tayyip Erdoğan , hiçbir vasfı olmayan , uzmanlık dalı olmayan , yabancı dilden yoksun , vatandaşıyla , medyayla , muhalefetle konuşma nezaketinden anlamayan , saygısı olmayan , servetinin , mal varlığının hesabını veremeyen , ihtiyacı olmadığı halde çocuklarını bir iş adamının bursuyla okutacak kadar etik dışı , bir devlet adamı niteliği olmayan basit bir takiyyeci.
Atatürk'ün tırnağı olamıyacak adamları tutabilirsiniz , özgürsünüz ama böyle kıyaslamalara da kalkışmayın.Komik oluyor..

pante
09-03-2006, 22:06
Şimdi , Aspartam gibi pırlanta ile demiri kıyaslamaya kalkanlara , Atatürk için dünyanın ileri gelenleri neler söylemiş , bir gösterelim ;

* Atatürk , bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır... Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye'nin doğması, yeni Türkiye'nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan ve o zamandan beri koruması, Atatürk'ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye'de giriştiği derin ve geniş inkılaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur.
John F.KENNEDY
(A.B.D.Baskanı, 10 Kasım 1963)

* Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır. Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa'nin en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa'nin en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.
Franklin ROOSEVELT
(A.B.D.Baskanı, 10 Kasım 1963)

* Asker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi, Türkiye'nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hakettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.
General Mc ARTHUR

* Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.
Chicago Tribune

* Savaş sonrası döneminin en yetenekli liderlerinden biri.
New York Times

* İnsanı teslim alıcı fevkalade önderlik kuvveti vardır. O, tetiktir, hazır cevaptır, dikkati çekecek kadar zekidir.
Gladys Baker (Gazeteci - ABD)

* O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktator değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmağa uğraşan bir kahramandı.
Prof.Walter L.WRIHT - Almanya

* Atatürk Türkiye'yi tek düşmanı kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır.
Alman Volkischer Beobachter Gazetesi

* Almanya, ATATÜRK'ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda, tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir.
Berlin, Alman Ajansı

* Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk'ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.
Prof. Herbert MELZIG (Alman Tarihçi)

* Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye'ye bakılarak bu günden ölçülebilir.
Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır.
Illustrierte Dergisi - Almanya

* O, kendi milleti ve beşeriyet alemi için beslediği muhabbetle, bir dahinin neler yarattığına dair, cihana fevkalade heyecanlı bir sahne seyrettirmektedir.
Herbert MELZIG - Almanya

* Eski Osmanlı imparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk Devleti'nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk'ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.
Prof. Maurice BAUMANT- Fransa

* Büyük insanlığın bütün belirtileri O'nda kendini hemen gösteriyor.
Noelle Gazetesi - Fransa

* Çok büyük bir adamdı... bir siyasi dahiydi.
Fransiz Excelsior Gazetesi

* Dünyanın en çağdaş, en büyük kişilerinden biri.
Le Jour-Echo de Paris

* Atatürk'un yurt kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı olan Türkler asla unutmayacaklardır.
Noell Roger Gazetesi - Fransa

* Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde hiçbir şüphe aranamazdı.
Claude Farrer (Fransiz Yazar)

* Asırları aşan adam !..
Fransa, Paris Basını

* Bu günün Türkleri, yüzyıllar önce Avrupa’yı titreten canlı millet durumuna erişmiştir. Ve bu akşam O büyük ölünün başında bekleyen Türkiye, güçlü ve dipdiri Türkiye'dir.
Pierre Dominique (Fransiz Gazeteci)

* Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır.
Albert LEBRUN
Fransız Cumhurbaskanı

* Mevcut rütbelerin hepsini kaldırdığı bir memlekette, bu adam, bütün rütbeleri, kazanmıştır. O memlekete, bulabilecek en şerefli isim O'na verilmiştir.
Mercel Sauvage (Fransiz Gazeteci)

* Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Atatürk yüzyıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.
Gerrad Tongas (Fransiz Yazar)

* Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felaketinin içine sürüklemişlerdir.
Sanerwin Gazetesi - Fransa

* Yeni Türk Devleti ile Ankara Andlaşması'nın imzalanması nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının Mecliste verdiği cevap:
"Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O'nun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir andlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.
Fransız Basbakanı BRIAND (1921)

* Denilebilir ki onsuz, İslam alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti.
Berthe Georges Gaulis - Fransa

* O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, O'na çok uzaklardan bakmak gerekir.
Claude FARRER - Fransiz Edibi

* Türkiye tarihi, bugün her zamandan çok Batı ve Avrupa tarihinden ayrılmaz bir haldedir. Ve Atatürk'ün bu yöndeki gayretleri sonuçsuz kalmamıştır. Memleketlerimiz arasındaki yüzyılları aşan dostluk, bu gelişmenin temel öğelerinden biridir.
Charles De GAULLE - Fransa

* Sırasıyle ihtilalci ve asi, sonradan muzaffer bir kumandan olan "Türklerin babası" Yeni Türkiye'yi yarattı, sultanları kovdu, kadınlara hürriyet verdi, fesi kaldırdı, ülkesinde radikal bir inkılap yaptı.
Soir - Paris, Fransa

* O, Türkiye'nin önceki kuşaklarından hiç birine nasip olmayan özgürlük ve güven dolu bir hayat sagladı. Başarıları, Türkiye'nin Avrupa devleti olmasını sağladı, yakın doğunun tarihini değiştirdi.
Times Gazetesi - Ingiltere

* Kemal Atatürk'ün karakterinin bir cephesini göstermek itibariyle bir noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu. Birdenbire durdu: "Görüyorsunuz ya", dedi. "Birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum." Cesaret ve zekasından başka yüreği bu kadar yüce olan böyle bir şef'in, yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?...
George BENNES
Vu Gazetesi- Fransa (1938)

* Devrin yüksek şahsiyetleri kitaplarda, konferanslarda Türkiye'nin asla değişmeyeceğini ve değişmeden öleceğini ilan etmişlerdi. Halbuki ölmeden değişti. Hem de kökünden ve baştan aşağı değişti. İnançlar, gelenekler, yöntemler yıkıldı. Son döküntülerini de yabancı zırhlıları ve kapütülasyonlar gibi memleketten sürüp attılar. Türkiye, ruhunu değiştirmişti. Tamamen ve tasavvur edilmesi mümkün olduğu kadar...
Raymond CARTIER
Le Nouvelliste Gazetesi - Fransa

* Savaş sonrasının en ileri gelen devlet adamlarından biri. Kendi başına bir klas oluşturuyordu ve hemen her açıdan tekdi.
The Fortnightiy, Londra

* Avrupa, savaştan sonra belirmiş az sayıdakı yapıcı devlet adamlarından birini kaybetti.
Spectator - İngiltere

* Çağımızda hiçbir isim Atatürk'ün adı kadar büyük saygı yaratmamıştır. Observer - İngiltere

* İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır.
Sunday Times - İngiltere

* O, benzeri olmayan bir devlet adamı idi. Diktatörlerin tahammül edemedigi serbest bir nizamla, demokrasilerin başaramadığı ve başaramıyacağı işler yapmıştır. Tarihte böyle adamlar devirlerine kendi adlarını vermişlerdir.
Word Price - İngiltere

* Savaş Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Milletini yeniden dirilten Atatürk'un ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye'nin Ata'sına değer bir görünümden başka bir şey değildir.
Winston CHURCHILL
İngiltere Başbakanı

* Atatürk, Türk Milleti'nin ruhunda Türk Bayrağı gibi dalgalanan bir baştı.
Daily Telegraph - İngiltere

* Cumhuriyet Türkiyesi'nin Devlet Başkanı Kemal Atatürk, diğer önderlerde görmeye alışmadığmız şu değerli nitelikleri kişiliğinde toplamış bulunuyor: alçak gönüllülük, yeterlik ve başarı...
The Truth - İngiltere

* O genç ve dahi Türk şefinin o esnada Çanakkale’de bulunması, müttefikler bakımınden talihin en acı darbelerinden biridir.
Alan Moorehead (İngiliz Yazar)

* Atatürk, eskimiş bilimlerle boş yere kafasını yormamış olduğundan daha taze ve cesur düşünen bir önderdir. Kendisi için, bugünkü Avrupa'nın en güçlü Devlet Adamıdır diyebileceğimiz Atatürk, hiç şüphesiz devlet adamlarının en cesur ve orjinalidir.
Herbert Sideabotham (İngiliz Yazar)

* Herhangi bir olayı derinliğiyle kavramak, çıkar yolu görüp birdenbire harekete geçmek iktidarı, O'nun eşsiz otoritesinin başlıca kaynaklarından biridir.
Grace Ellison (Ingiliz Gazeteci - 1923)

* O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi.
Emanullah HAN
Afgan Krali

* Bu Türk Milleti yastadır. Çünkü yeni Türkiye'nin yaratıcısı olan eşsiz şefini kaybetmiştir.
Stipsi Gazetesi - Arnavutluk

* Büyük düşüncelerin adamı... bir devlet mimarıydı.
Neue Freie Presse, Viyana - Avusturya

* Atatürk öyle bir insandır ki, hayali değildir. İstediğini bilir, bildiğini yapar, yapamayacağı birşeyi de istemez.
Avusturyali Heykelci KRIPPEL

* Atatürk, yirminci asrın en büyük gerçeğini yaratan adamdır.
Nasyonal Tidende - Belçika

* Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk'tür.
Libre Belgique - Belçika

* Hiçbir memleket, yeni Türkiye'nin Ata'sı tarafından başarılan kadar güçlü, hızlı ve kökten bir yenilik hamlesine erişmemiştir.
Dness Gazetesi - Bulgaristan

* Mustafa Kemal yeni Türkiye'nin kalbidir. Eski, yıpranmış bir toplumdan yep yeni, güçlü bir millet yaratmış, essiz kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi kendine inandırmıştır.
Ma Shao-Cheng (Çinli Yazar)

* Atatürk, şahsiyet ve yeteneğin dev gibi bir simgesi idi, O, yirminci yüzyılın en görkemli olayını yaratan adamdı.
National Tidence Gazetesi - Danimarka

* Atatürk, olağanüstü nitelikte bir devlet adamı, savaş sonrası dünya tarihinin en önemli simalarından biri idi.
Hufvud Stadbladet Gazetesi - Finlandiya

* Dünyanın yetiştirdiği en büyük insanlardan biri. Star of India - Hindistan

* Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
Bayan Sucheta KRIPALANI
Hint Parlamento Heyeti Baskanı

* Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır.
Tahran Gazetesi - İran

* Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir şefi olmakla kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evladı olmuştur.
İran Gazetesi

* Dünya, çağımızın en dikkati çekici adamlarından birini kaybetti.
Palestine Post - İsrail

* Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılapçı olmuştur.
Ben Gurion
Israil Basbakanı (1963)

* O, olmasaydı modern Türkiye olmazdı. O'nun sayesinde Türkler, O'nun olağanüstü eserini izleyebilecekler ve zaten dünyaca pek yüksek olan onurlarını daha fazla yükseltebileceklerdir.
Nya Dagligt Gazetesi - İsveç

* Türkiye'yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adamını başımı en derin hürmetle eğerek selamlarım.
Prof. MORRF - İsviçre

* Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha göremiyecegi bir dahi idi.
Prof. SEKRETAN - İsviçre

* Hayatının sonuna kadar milleti'nin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.
C.C.SFORZA - Italya

* Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri degil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı.
F.Perrone Di San Martino (Yazar)

* Atatürk'ün ölümü ile Yakın Doğu'nun gelişmesine birinci derecede etken olan son derece kuvvetli bir şahsiyet kaybolmuştur.
Tribuna Gazetesi - Italya

* Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet adamı olarak daha büyük.
Japon Times

* Yüzyıllardandan beri Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider. The Japon Chronicle

* Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti'nin başındaki büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı.
KERAMA
Lübnan Basbakani, 10 Kasim 1963

* Kelimenin tam anlamıyla bir yapıcı ve yaratıcı olan Atatürk, dünya haritasında memleketine yepyeni bir sınır çizmiştir...

Loryan Gazetesi (Lübnan - 1938)

* Atatürk, dünyanın cok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. O, bütün bir tarihin seyrini değiştirmiştir.
Ennehar Gazetesi (Lübnan - 1938)

* Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.
An Nahar - Lübnan

* Yüzyılımızda, "olmayacak hiçbir sey yoktur" şeklindeki tarihi gerçeği isbatlayan ilk adam olmuştur.
Esti Ujsag - Macaristan

* Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile yoksul düşmüştür.
Pester Lioyd Gazetesi - Macaristan

* Türkiye'yi bir arı kovanının ve bütün Türkleri de bal aramağa çıkmış çalışkan arılara benzetiyorum. Nasıl arılar beylerinin etrafında toplanıp çalışırlarsa bütün Türk Milleti bugün büyük dahi Mustafa Kemal etrafında toplanmışlardır.
Prof. M.Zaajti Franes - Macaristan

* Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biri.
Egyptian Gazetesi - Mısır

* Atatürk, tarihte, memleketinin en büyük adamlarından biri olarak kalacaktır.
Le Morgen Bladet Gazetesi - Norveç

* Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan'da, O'nu geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever...
Eyüp Han - Pakistan
Pakistan Cumhurbaskanı

* Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O'nun bakışı ile cihani kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.
Muhammed İkbal (Pakistanlı şair)

* O'nun yaratıcı ruhunun ve ateşli yurtseverliğinin harekete geçmemiş olduğu hiçbir alan yoktur...
Gazeta Polska - Polonya

* Atatürk, tarihte teşkilatçı bir dahi, bir milletin harikalar yaratan yöneticisi ve memleketinin kurtarıcısı olarak kalacaktır.
Independance Romaine Gazetesi
(Romanya - 12 Kasim 1938)

* Bir milleti, uçurumun kenarından sarsılmaz azmiyle kurtaran, kuvvetlendiren, yükselten yöneticiler arasında Atatürk, en birincisidir.
Timpul Gazetesi (12 Kasim 1938)

* Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti'nin milli bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır.
Sovyet Basbakanı Kalinin

* Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan, essiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adami idi...
Elifba Gazetesi - Suriye

* Atatürk'un başardigi işler mucize ve harika kabilindedir. Birkaç yıl içinde memleketinde yaptığı inkılaplar, birkaç yüzyılda gerçekleştirilmeyecek işlerdir.
El Tekaddum Gazetesi - Suriye

* Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun faziletine en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir.
Branko Aczemovic (Büyükelçi - Yugoslavya)

* Türkiye, dost ve düşmanlarının hayran olduğu bir deha adama malik bulunmak bahtiyarlığına erişmiştir. Katimerini - Yunanistan

*** BU SÖZLER BAŞKA MİLLETTEN BİRİ İÇİN SÖYLENMİŞ OLSAYDI,BİR TÜRK VATANDAŞI OLARAK "Bizim neden böyle büyük bir adamımız yok" DİYE KOMPLEKS YAPABİLİRDİK.Çok şükür ki ATATÜRK'ÜMÜZ VAR.

***Bu sözleri söyleyenlerin bir çıkarı olduğunu *, bir amaca yönelik olarak söylendiğini de düşünecek kadar *gözünüz dönmediyse eğer , Tayyip efendi için bu sözlerin en basitinin dahi söylenebileceğini düşünmek değil hayal edebilir misiniz hiç?

aldostu
10-03-2006, 00:16
Aspartam...,,

Yapma gözünü yediğim dostum , yapma..

Şunun şurasında aklı başında inanç sahibi,
konuşabildiğimiz,
hem fikir olsak da olmasak da..
yazılarını okuduğumuz bir dostumuzsun..

Atatürkün putlaştırılmasına ben de karşıyım..
ama..

insaf et be dostum..
İnsaf et..
insaf et..
insaf et..

Atatürk gibi karizmatik..
Lider gibi lider..
adam gibi adammm..

Tayyip Bey iyi hoş..Allah sevenine bağışlasın..

ama...........

ATATATÜRKÜMÜ yattığı sürece herşeyiyle Rabbim bize bağışlasın..

BİR TANEYDİN
BİR TANEYDİN
BİR TANEYDİN
BİR TANEYDİN ATAM
BİR TANEYDİN
BİR TANEYDİN
BİR TANEYDİN
BİR TANEYDİN ATAM

HALENDE BİR TANESİN ATAM...


ATATÜRK RESİMLERİ
http://www.showtvnet.com/hobby/wallpaper/bolum.asp?bolum=ata

aspartam
10-03-2006, 09:36
Şimdi burda sidik mi yarıştıralım dostum.Atatürk'e bişey diyen mi var?Ben sadece Atatürk'ün elinde olan yetkiler Tayyip'te olsa daha iyi işler yapardı diyorum.Saygı duysanız da duymasanızda bu benim öngörüm.

dirilis
10-03-2006, 10:30
tamam arkadaşlar vacstm ve mutezile atanın din düşmanı olduğuna inandım.başardınız. :)

şimdi ne yapmamız gerekiyor atamız ve vatan için ...

pante
10-03-2006, 11:20
Atatürk , din düşmanı da değildi dindar da.Din dışında bir insandı o.
Gözü dinden başka birşey görmeyenlerin ve taassubun batağına saplanmışların Atatürk'ü sevmesi , takdir etmesi beklenemez.
Ama dini inançları haricinde , biraz olsun vatan sevgisi , biraz olsun ulus bağlılığı olan birinin Atatürk'le onur duyması gerekir.
İçinde böyle bir duygu taşımayan biri , kendini sorgulamalı , bir düşünce , bir beyin kontrolünden geçmelidir.
Ne yapmalıyım diyenlere tavsiye olunur ;Kendinize bir vakit ayırın , kırlara , özgürce bağıracağınız tepelere çıkın.Size kimler ne yaptı? Çocukluğunuzdan itibaren sizi kimler neye yönlerdirdi?Gencecik beyinlerinize neleri aşıladılar , enjekte ettiler?Size nasıl başka bir milleti sevdirdiler?Sizi nasıl Arap kültürüne , bedevi adetlerine alıştırdılar?Herşeyi sorgulayın..Hesap sorun.Ama sizde bunu yapacak bir + enerji bırakmamış da olabilirler.Dolayısıyla bu + enerjiniz yoksa , bu fikre saçma gözle bakacak ve büyük olasılıkla yaklaşmayacaksınız.Hatta şeytan doldurur düşüncesiyle , beyninizdeki size zararlı yüklerden kurtulmayı dahi düşünmeyebilirsiniz.Bu durumda tek çareniz var.İyi bir Psikiyatriye gideceksiniz.. Ben vatanımı , milletimi sevemiyorum.Türk büyüklerini değil de sadece Müslüman büyükleri sevebiliyorum.Atatürk'ü düşman görüyorum.Ne yapmalıyım diyeceksiniz.Belki bir çaresi bulunur.Allah şifa versin. .)

dirilis
10-03-2006, 11:27
Atatürk , din düşmanı da değildi dindar da.Din dışında bir insandı o.
Gözü dinden başka birşey görmeyenlerin ve taassubun batağına saplanmışların Atatürk'ü sevmesi , takdir etmesi beklenemez.
Ama dini inançları haricinde , biraz olsun vatan sevgisi , biraz olsun ulus bağlılığı olan birinin Atatürk'le onur duyması gerekir.
İçinde böyle bir duygu taşımayan biri , kendini sorgulamalı , bir düşünce , bir beyin kontrolünden geçmelidir.
Ne yapmalıyım diyenlere tavsiye olunur ;Kendinize bir vakit ayırın , kırlara , özgürce bağıracağınız tepelere çıkın.Size kimler ne yaptı? Çocukluğunuzdan itibaren sizi kimler neye yönlerdirdi?Gencecik beyinlerinize neleri aşıladılar , enjekte ettiler?Size nasıl başka bir milleti sevdirdiler?Sizi nasıl Arap kültürüne , bedevi adetlerine alıştırdılar?Herşeyi sorgulayın..Hesap sorun.Ama sizde bunu yapacak bir + enerji bırakmamış da olabilirler.Dolayısıyla bu + enerjiniz yoksa , bu fikre saçma gözle bakacak ve büyük olasılıkla yaklaşmayacaksınız.Hatta şeytan doldurur düşüncesiyle , beyninizdeki size zararlı yüklerden kurtulmayı dahi düşünmeyebilirsiniz.Bu durumda tek çareniz var.İyi bir Psikiyatriye gideceksiniz.. Ben vatanımı , milletimi sevemiyorum.Türk büyüklerini değil de sadece Müslüman büyükleri sevebiliyorum.Atatürk'ü düşman görüyorum.Ne yapmalıyım diyeceksiniz.Belki bir çaresi bulunur.Allah şifa versin..

tavsiyeler veren değerli insan. sağol.tavsiyelerini okudum.
küçüklüğümden beri beni çeşitli görüşlerdeki insanlar : ateistler ,komunistler ve evrimciler yönlendirmeye çalıştılar. ve bu böyle sürüp gitti pant... ve biz bu yönlendirmeleri çok duyduk.hala da devam ediyor. hayat sevgisi ile kırları vb sevmeye gelince bu yeterince var bende merak etme.ayrıca vatan ile alıp veremediğim asla yoktur. vatan sevgisi kutsaldır bence bunu da böyle bil.vatan adına ufak veya büyük hizmeti geçen herkesi sever sayarız.benim mesajımı iyi oku lütfen .sadece mutezilelerin filan dediğine inandım dedim yani onları ata hakkında iddiaları doğru gibime geliyor :) o kadar pant.hadi saygılar sevgiler.
sizde de yazılan iki kelimeden büyük !!!! çıkarsamalar yapma ve niyet okumaya çalışma durumu var.asıl siz psikologa gidiniz! ok?vatan sevgimizi burada ölçemeyiz sen benden çok sevdiğini söylersin ben de sana haltediyorsun derim bu böyle uzayıp gider.konumlarımızı söylersek pişman olursun.iyisimi niyet okuma yerine birbirimizi anlamaya çalışalım veya en azından suçlamayalım ok?

vatana canım feda...

pante
10-03-2006, 13:14
Memnun oldum Diriliş.İfadelerin şimdi netleşti.Zaten yanlışa düşmemek için , yazımda ismine yer vermediğim için sorun da yok.Yazım vatan sevgisinden , ulus sevgisinden yoksun olanlara yönelik-Diriliş'e-Aspartam'a değil..
Vatanı-milleti sevmek için illa Atatürk'ü de sevmek gerekmiyor.Ama , hele şu günlerde büyük tezgahlar dönerken dikkatli olmamız gerekiyor. *ulusal değerlerimizin de üzerine giderek , çirkin emellerinin önündeki engelleri yok etmek , sindirmek istiyenler var..
İran üzerinde düşünülen planın uygulamaya alınabilmesi için , önce Türkiye'de birtakım operasyonlar planlanıyor.Ordumuz da hedeflerden biri.Halkımızın en büyük değerlerinden olan Atatürk ve Ordu sevgisinin , saygınlığının kırılması amacına yönelik olanlara fırsat verip , onlara alet olmayalım.
Bugün Irak.Yarın İran.Sonra da sıranın Türkiye olabileceğini unutmayalım..İran için susmazsak , sıra Türkiye'ye gelmeyecektir..

dirilis
10-03-2006, 13:28
Memnun oldum Diriliş.İfadelerin şimdi netleşti.Zaten yanlışa düşmemek için , yazımda ismine yer vermediğim için sorun da yok.Yazım vatan sevgisinden , ulus sevgisinden yoksun olanlara yönelik-Diriliş'e-Aspartam'a değil..
Vatanı-milleti sevmek için illa Atatürk'ü de sevmek gerekmiyor.Ama , hele şu günlerde büyük tezgahlar dönerken dikkatli olmamız gerekiyor. ulusal değerlerimizin de üzerine giderek , çirkin emellerinin önündeki engelleri yok etmek , sindirmek istiyenler var..
İran üzerinde düşünülen planın uygulamaya alınabilmesi için , önce Türkiye'de birtakım operasyonlar planlanıyor.Ordumuz da hedeflerden biri.Halkımızın en büyük değerlerinden olan Atatürk ve Ordu sevgisinin , saygınlığının kırılması amacına yönelik olanlara fırsat verip , onlara alet olmayalım.
Bugün Irak.Yarın İran.Sonra da sıranın Türkiye olabileceğini unutmayalım..İran için susmazsak , sıra Türkiye'ye gelmeyecektir..

aynen imza atıyorum yazının altına. karanlık güçler elbette güzelim vatanımda kin ve nefret tohumları ile kardeşi kardeşe kırdırmak planındalar.bu konuda sizinle aynı fikirleri paylaşıyoruz.işte dün van daki patlamalar filan .bunlar çok üzücü olaylar .gerçekten vatanın bir noktası dahi vazgeçilemezdir.iran konusunda da katılıyorum size.ırak ,iran sonrasında sıranın bizde olmadığının garantisini kimse veremez.gözü dönmüş abd hiçbir konuda güvenilir değildir.
saygılar.

CMKT
02-05-2006, 05:55
Tayyip denen takiyyeci aşağalık herif ile ATATÜRK'ü kıyaslayan ve bunda tayyipin üst olduğunu söyleyen birisinin akıl ve mantıkla uzaktan yakından ilgisi olamaz.Ulusal duygular değil sadece akıl ve mantık..Bu bile yeterli bunu görmek için.Her insan savunduğu lider'den (tabi o lideri çok iyi bilmek şartı ile) birşeyler alır.Atatürk'e göre tayyip'i tercih eden birisi ise tayyip kadar çapsızdır.

maddeoz
28-05-2006, 23:44
Benim de hoşuma giden bir fotoğrafı var bulursam koyarıum buraya. Bazı islamcılar o resmi Atatürkü müslüman göstermek için gösteriyorlar: Atatürkün yanında beyaz sakallı bir adam ve herkse ellerini yukarı açmış dua ediyor resimde. Yalnız ilginç olan Atatürkün elllerinin seviyesi hepsinden daha aşağıda. *Belli ki gönülsüz bir şekilde ellerini açmış, sırf dinsiz damgası yememek için. Eeee kolay mı, açıkça söylemediği halse dinsizliğini bir sürü belalı islamcıyla uğraşmıştı. Bir de açıkça gösterseydi ne ne felaketlerle uğraşırdı kim bilir.
yukarıdaki yazı cem abiye ait.
aşağıda da bahsedilen resim var.
cem abiye katılıyorum.

http://www.biriz.biz/ata/ata12.htm

29-05-2006, 02:44
ATATÜRK VE DİN
''Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.. '' Atatürk-1926
Andrew Mango, Atatürk Syf.447

''Aziz Millet Ve''Aziz Millet Vekilleri,
Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz Söylev ve Demeçler / Cilt 1 / Syf. 389

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak gayri insani ve son derece teessüfe şayan bir sistemdir.
İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.
Cihan sulhü içinde beşeriyetin hakiki saadeti, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasıyla mümkün olacaktır.''

''Türk’ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah'a kendi lisanında değil Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.''
(Dil Tarih Yüksek Kurumu-Atatürk'ün El yazmaları 1998/ Prof Afet İnan)

“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..”
Atatürk -Kazım Karabekir-Paşaların Kavgası Syf,159

Atatürk diyor ki:

''Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur.." Atatürk

''Muhtelif inanışlı kimseler, birbirlerine kini nefret besliyorlarsa, birbirlerini hor görüyorlarsa ve hatta sadece birbirlerine acıyorlarsa, bu gibi kimselerde taassupsuzluk yoktur, bunlar mutaassıptırlar.Taassupsuzluk o kimsede vardır ki, vatandaşının veya herhangi bir insanın vicdani inanışlarına karşı hiç bir şekilde kin duymaz, bilakis hürmet eder. Hiç olmazsa başkalarının, kendininkine uymayan inanışlarını bilmemezlikten duymazlıktan gelir. Taassupsuzluk budur. Fakat hakikati söylemek lazım gelirse diyebiliriz ki, hürriyeti hürriyet için sevenler, taassupsuzluk kelimesinin ne demek olduğunu anlayanlar bütün dünyada pek azdır. Heryerde umumi olarak cari olan taassuptur. Heryerde görülebilen sulh manzarasının temeli, taassup ile, hür fikrin birbirine karşı kin ve nefreti üstündedir. Temelin devrilmemesi, kin ve nefret zeminindeki muvazeneyi tutan fazla kuvvet sayesindedir.
Bu söylediklerimizden şu netice çıkar ki, aramızda, hürriyet haillerinin ( engelcilerin ) zail olduğuna (sona erdiğine) bizim gibi düşünenlerle birlikte yaşadığımıza hüküm vermek müşküldür. O halde görülen, taassupsuzluk değil zaafın dermansız bıraktığı taassuptur. Şüphesiz fikirlerin, itikatların başka başka olmasından şikayet etmemek lazımdır. Çünkü bütün fikirleriyle itikatlar, bir noktada birleştiği taktirde, bu hareketsizlik alametidir, ölüm işaretidir. Böyle bir hal elbette arzu edilmez. Bunun içindir ki, hakiki hürriyetçiler, taassupsuzluğun umumi bir haslet olmasını temenni ederler.'' (DTYK-Afet İnan)

Atatürk ve Türban

''Kimi yerlede kadınlar görüyorum ki, başına bir bez, ya da bir peştemal ya da benzer bir şeyler atarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir, ya da yere oturarak yumulur. Bu durumun anlamı, gösterdiği nedir?
Efendiler uygar bir ulus anası, ulus kızı bu şaşırtıcı biçime, bu vahşi duruma girer mi? Bu durum ulusu çok gülünç gösteren bir görünüştür. Hemen düzeltilmesi gerekir."
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri,
Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yay., C. II., s. 217.

ÖTE YANDAN:
Ata'nın Meclis açılışında ellerini kaldırmış dua ettiği fotoğrafı asılıdır. Fotoğrafın altında da Ocak 1923'teki konuşması vardır.
"Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa tekabul etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır."

30-05-2006, 00:06
ATATÜRK DEVRİMLERİ

Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda
büyük bir devrimcidir. O dönemde, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş
medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi ve kültürel açıdan gelişmiş toplumların
aktif bir üyesi olabilmesi için, modernize edilmesi gerekmektedir.

Mustafa Kemal de bunu yapmış,
1924 ile 1938 yılları arasında, insanlarının kurtuluşu ve hayatta
kalabilmesi için yaşamsal öneme sahip olan devrimleri hayata
geçirmiş; bu devrimler, Türk halkı tarafından büyük bir coşku ile
karşılanmıştır.

Harf Devrimi

Atatürk'ün gerçekleştirdiği en önemli devrimlerden birisi de, 3 Kasım 1928 tarihinde
Arap alfabesinin kaldırılması ve Latin alfabesinin kabul edilmesi olmuştur.

Kıyafet Devrimi

Kıyafet devrimi ile birlikte, kadınlar dinsel geleneklerden kaynaklanan çarşafı atıp,
modern giysiler, erkekler ise fes yerine şapka giymeye başlamışlardır.

Hukuk Sisteminin Laikleştirilmesi

1920 yılında kurulmuş olan yeni Türkiye Devletinin yeni bir hukuk
sistemine de ihtiyacı olduğunu bilen Atatürk, Mecelle, yani din esaslarına dayalı
Medeni Kanun yerine İsviçre Medeni Kanununu getirmiş, o dönemde geçerli olan ceza
yasasını ise İtalyan Ceza Yasası ile değiştirmiştir. Kısacası Türk Hukuk Sistemi tüm çağdaş
gereksinimler ışığında modernize edilmiştir.

Öğrenimin Laikleştirilmesi

19. Yüzyıl başlarına dek, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde çeşitli eğitim sistemleri
uygulanmıştır. Atatürk, İslami eğitim veren medrese sisteminin, yeni toplumun
ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğini; bu nedenle, batı modellerine benzeyen yeni bir eğitim
sisteminin oluşturulması gerektiğini görmüş, böylece önce öğretimin birleştirilmesi
(Tevhid-i Tedrisat) kanunu çıkarılıp dini eğitim veren tüm öğrenim kurumları kapatılarak,
bütün eğitim işleri Milli Eğitim Bakanlığı çatısında birleştirilmiş,
1933 yılında da bir üniversite reformu gerçekleştirilmiştir.

Kadınlara Sağlanan Medeni Haklar

Atatürk Devrimleri ile birlikte, yüzyıllar boyunca ihmal edilmiş olan Türk kadınına
yeni haklar tanınmış; kabul edilmiş olan yeni Medeni Kanun gereğince kadınlar da
erkeklerle eşit haklara sahip olmuş, resmi görevlere atanmaları, oy vermeleri ve
Millet Meclisine seçilmeleri mümkün kılınmış; tek eşlilik ilkesi ve
kadınlara tanınan eşit haklar, Türk toplumuna bir canlılık kazandırmıştır.

ATATÜRK İLKELERİ

Atatürk ilkeleri, altı ana başlık altında toplanabilir:

Cumhuriyetçilik:

Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir
İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece
modern Türkiye'nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.

Halkçılık:

Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi
ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu
olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye'de uygulamaya konulmasıyla birlikte
kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934
yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.
Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye'nin gerçek yöneticilerinin köylüler
olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan
çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf
farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin,
sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul
etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade
edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri,
halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki
sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.

Laiklik:

Laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına
gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması
anlamını taşır. Laiklik, devletin dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız
olması, ve genel olarak düşünce özgürlüğü anlamına gelmektedir.

Devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleri
ise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir. Laiklik ilkesi
akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir.

Osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır.

Devrimcilik:

Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı
Türkiye'nin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır.
Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir.
Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.

Milliyetçilik:

Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik
ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.

Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir;
yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine,
gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik
Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

Devletçilik:

Mustafa Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin
bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı
olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesini de devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesi anlamında yorumlamaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜ

Atatürk ülke içerisinde sık sık seyahat etmektedir.
Gemlik ve Bursa gezileri esnasında Atatürk soğuk alır. Tedavi olmak ve dinlenmek üzere
İstanbul'a geri döner. Ama, ne yazık ki hastalık ciddidir.
10 Kasım 1938 tarihinde saat 9.05'te tüm çabalara rağmen çok sevdiği halkından
ayrılmak zorunda kalır. Ama insanlarının gözünde ölümsüzlük kazanmıştır. Öldüğü andan
itibaren, çok sevilen ismi ve hatırası, çok sevdiği halkının kalbinde
yerini almıştır. O bir kumandan olarak birçok savaş kazanmış, bir lider
olarak kitleleri etkilemiş, bir devlet adamı olarak başarılı bir yönetim
sergilemiş ve nihayet bir devrimci olarak bir toplumun sosyal, kültürel,
ekonomik, politik ve hukuki yapısını kökten değiştirmeyi başarmış; dünya tarihindeki
en üstün şahsiyetlerden birisi olmuştur.Tarih onu Türk ulusunun en şerefli evlatları ve
insanlığın en büyük liderleri arasında sayacaktır.

30-05-2006, 00:17
ATATÜRK'TEN DÜŞÜNCELER

Medeniyetin ne olduğunu başka başka tarif edenler vardır. Bence
medeniyeti, kültürden ayırmak güçtür ve lüzumsuzdur. Bu görüşümü izah için kültür ne demektir tarif edeyim : Bir insan cemiyetinin a- Devlet hayatında, b- Fikir hayatında yani ilimde, içtimaiyatta ve güzel sanatlarda, c- İktisadî hayatta yani ziraatte, sanatta, ticarette kara, deniz ve havaya ait ulaşım işlerinde yapabildiği şeylerin bileşkesidir. Bir milletin medeniyeti denildiği zaman, kültür namı altında saydığımız üç nevi faaliyet bileşkesinden hariç ve başka bir şey olamayacağını zannederim. Şüphesiz her insan cemiyetinin kültürü, yani medeniyet derecesi bir olamaz. Bu farklar, devlet, fikir, iktisadî hayatların her birinde ayrı ayrı göze çarptığı gibi bu fark, üçünün bileşkesi üzerinde de görünür. Mühim olan bileşkeler üzerindeki farktır. Yüksek bir kültür, onun sahibi olan millette kalmaz, diğer milletlerde de tesirini gösterir, büyük kıtalara şamil olur. Belki bu itibarla olacak, bazı milletler yüksek ve kapsamlı kültüre, medeniyet diyorlar. Avrupa medeniyeti, şimdiki çağ medeniyeti gibi.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 267)

Medeniyet demek, af ve müsamaha demektir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s. 29)

Zulüm, medeniyetle uyuşamaz. Yeteneksizlik de affa lâyık bir şey olamaz. Çünkü, milletler işgal ettikleri arazinin hakikî sahibi olmakla beraber beşeriyetin vekilleri olarak da o arazide bulunurlar. O arazinin servet kaynaklarından hem kendileri istifade eder ve dolayısıyla bütün beşeriyeti istifade ettirmekle görevlidirler. Bu prensibe göre, bundan âciz olan milletler yaşama ve bağımsızlık hakkına lâyık olamamak lâzım gelir.
1920 (Nutuk III, s. 1182)

Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet boşunadır ve o, gafil ve itaatsizler hakkında çok amansızdır. Dağları delen, göklerde uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, tetkik eden medeniyetin kudret ve yüksekliği karşısında, ortaçağa ait zihniyetlerle, iptidaî hurafelerle yürümeye çalışan milletler, mahvolmaya veya hiç olmazsa esir ve aşağı olmağa mahkûmdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı, yenileşen ve olgun bir kütle olarak ilelebet yaşamaya karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihte görülmemiş kahramanlıklarla parça parça etmiştir.
1925 (Mustafa Selim İmece,Atatürk’ün Ş.D.K. ve İ.S., s. 47)

Benim kanaatim o idi ki ve daima o oldu ki, dünyada insan diye yaşamak isteyenler, insan olmak vasıflarını ve kudretini kendilerinde görmelidirler... Bu uğurda her türlü fedakârlığa razı olmalıdırlar. Yoksa, hiçbir medenî millet, onları kendi sırasında ve safında görmek istemez.
1926 (Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün B.A., s. 99-100)

Bilirsiniz ki dünyada her milletin varlığı, kıymeti, hürriyet ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medenî eserlerle orantılıdır. Medenî eser vücuda getirmek kabiliyetinden mahrum olan milletler, hürriyet ve bağımsızlıklarından soyunmaya mahkûmdurlar. Medeniyet yolunda yürümek ve muvaffak olmak, hayatın şartıdır. Bu yol üzerinde ileri değil, geriye bakmak bilgisizliği ve ihtiyatsızlığı gösterenler, umumî medeniyetin coşkun seli altında boğulmaya mahkûmdurlar.
1924 (Atatürk’ün B.N., s. 85)

Medeniyet yolunda muvaffakiyet, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadî hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegâne gelişme ve ilerleme yolu budur. Hayat ve yaşayışa hâkim olan hükümlerin zaman ile değişme, gelişme ve yenileşmesi zarurîdir. Medeniyetin icatları, fennin harikaları, cihanı değişiklikten değişikliğe sürüklediği bir devirde asırlık köhne zihniyetlerle, maziye düşkünlükle mevcudiyetin muhafazası mümkün değildir. Medeniyetten bahsederken şunu da kesinlikle söylemeliyim ki, medeniyetin esası, ilerleme ve kuvvetin temeli aile hayatındadır. Bu hayatta fenalık, muhakkak sosyal, iktisadî, siyasî güçsüzlüğe sebep olur. Aileyi teşkil eden kadın ve erkek unsurların tabiî haklarına malik olmaları, aile vazifelerini yürütmeye yetenekli bulunmaları lâzımdır.
1924 (Atatürk’ün B.N., s. 85)

Biz, kendi benliğimiz içinde ve kendi mizaç ve tabiatımızla ilerliyoruz ve ilerleyeceğiz.
1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 199)

Bağımsızlığını ve değerini dünyaya tanıtmak özellikleri, liyakati ve kudreti taşıyan milletlerin, medeniyet yolunda da hızlı ve başarılı adımlarla ilerlemek istidatları, kabul olunmak lâzımdır. Gerçi bir toplumun zamanla kökleşmiş örf ve âdetleri, hisleri ve inanışları mühimdir. Bu itibarla, toplumlar, ön ayak olacak fertler üzerinde, âdeta âmir ve hâkim bir tesir gösterirler. Fakat, yaradılıştaki istidat ve liyakati, gelişme ve yükselmeye erişmiş milletler, medeniyetin bugünkü gelişmelerinden feyiz ve ilham almış aydın evlâtlarının sevk ve rehberliğiyle, mazide kaçırdıkları fırsatların doğurduğu gecikmeleri, telâfi çaresini bulmakta gecikmezler.
1928 (Atatürk’ün S.D. II, s. 249)

Ülküyü kafasında daima canlı bulunduranların attığı kuvvetli ve maddî adımlar, esersiz kalmamıştır. Fakat, her adımı kısa ve noksan görmek, her an daha uzun ve art arda esaslı adımlarla ileriye yürümek, bütün vatandaşlarca esas meslek sayıldıkça israf olunan uzun asırların kaybının nispeten az zamanda telâfisinin mümkün olacağı kanaatindeyim.
1924 (Atatürk’ün S.D. III, s. 75)

Bugünkü Türk milleti, mazinin en derin medeniyetlerinde kuruculuk iddia eden bu Türk milletinin bugünkü çocukları, açık ve sağlam yolu bulmuşlardır.
1930 (Asım Us, Gördüklerim, Duyduklarım, Duygularım, s. 141)

Memleket mutlaka çağdaş, medenî ve yepyeni olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır. Bütün fedakârlığımızın faydalı bir sonuç vermesi buna bağlıdır. Türkiye, ya yeni fikirle donatılmış, namuslu bir idare olacaktır ve yahut olamayacaktır.Halk ile çok temasım vardır. O saf kitle, bilmezsiniz ne kadar yenilik taraftarıdır. Yapacağımız işlerde hiçbir zaman bu engeller, kesif tabakadan gelmeyecektir. Halk müreffeh, bağımsız, zengin olmak istiyor; komşularının refahını gördüğü halde, fakir olmak pek ağırdır. Gerici fikirler besleyenler belli bir sınıfa dayanabileceklerini zannediyorlar. Bu kat’iyen bir vehimdir, bir zandır. Gelişme yolumuzun önüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenileşme yolunda duracak değiliz. Dünya müthiş bir cereyanla ilerliyor. Biz bu ahengin haricinde kalabilir miyiz?
1923 (Atatürk’ün S.D. III, s. 72)

Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün mesaimiz Türkiye’de çağdaş, bu nedenle batılı bir hükûmet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek arzu edip de, batıya yönelmemiş millet hangisidir? Bir istikamette yürümek azminde olan ve hareketinin, ayağında bağlı zincirlerle güçleştirildiğini gören insan ne yapar? Zincirleri kırar, yürür!
1923 (Atatürk’ün S.D.III, s. 68)

Türk milletinin gelişmesine asırlardan beri karşı koyan engelleri kaldırmak ve genel hayata çağdaş medeniyetin kanunlarını ve vasıtalarını vermek için sarf ettiğimiz çalışmanın, milletin umumî tasvibini kazandığı muhakkaktır.
1926 (Atatürk’ün S.D.I, s. 331-332)

Bugüne kadar elde ettiğimiz başarı, bize ancak ilerleme ve medeniyete doğru bir yol açmıştır; yoksa ilerleme ve medeniyete henüz ulaşılmış değildir. Bize ve torunlarımıza düşen vazife, bu yol üzerinde tereddütsüz yürümektir.
1923 (Atatürk’ün S.D.I, S. 307)

Gezdiğim ve gördüğüm her yerde millet, bilgisizlik ve taassuba harp ilânı halindedir. Medeniyet ve yenilik yolunda bir an kaybetmeye izni yoktur. Paslı beyinlerin şuursuz sözleri, anide milletin müşterek ve müthiş öfkesiyle bunalmaktadır. Bunu gözlerimle gördüm.
1924 (Atatürk’ün S.D.V, s. 149)

Biz, her görüş açısından medenî insan olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun sebebi, dünyanın vaziyetini anlamayışımızdır. Fikrimiz, düşüncemiz, tepeden tırnağa kadar medenî olacaktır. Şunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyeceğiz. Bütün Türk ve İslâm âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini, medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uydurmadıklarından ne büyük felâket ve ıstırap içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız, en nihayet son felâket çamuruna batışımız bundandır. Beş altı sene içinde kendimizi kurtarmışsak zihniyetlerimizdeki değişmedendir. Artık duramayız; mutlaka ileri gideceğiz, çünkü mecburuz! Millet açıkça bilmelidir: Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder. İçinde bulunduğumuz medeniyet ailesinde lâyık olduğumuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır.
1925 ( Mustafa Selim İmece,Atatürk’ün Ş.D.K. ve İ. S., s. 18)

İlerlemeyi, yükselmeyi ve asrın icabını seven ve isteyen güzide bir halkımız vardır. Türk’e müspet ve iyi bir şey veriniz, bunu reddetmesi ihtimali yoktur. Fakat düne kadar ona menfi ve ezici şeyler verdikten sonra bunun neticelerinden yine onu kabahatli görmek haksızdır, haksızlıktır. Halkın karanlığı aşmak, refaha ve iyiliğe varmak arzusu el ile tutulacak kadar barizdir. Cumhuriyetin eli bu arzuyu tutmuştur ve bundan dolayı, tarihin daima takdis ettiği, halkı istediği gayeye ulaştıracaktır.
1924 (Reşit Metel, Atatürk ve Donanma 1966, s. 87)

Vatan artık bayındır hale getirilme istiyor, zenginlik ve refah istiyor! İlim ve bilgi, yüksek medeniyet, hür fikir ve hür zihniyet istiyor! Şeref, namus, bağımsızlık, öz varlık, vatanın bu isteklerini tam olarak ve hızla yerine getirmek için esaslı ve ciddî bir şekilde çalışmayı emreder.
1924 (Atatürk’ün S.D.II, s. 180)

İnkılâbın temellerini her gün derinleştirmek, desteklemek lâzımdır. Birbirimizi aldatmayalım, medenî dünya çok ilerdedir. Buna yetişmek, o medeniyet dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün boş ve temelsiz sözleri ortadan kaldırmak lâzımdır. Şapka giyelim mi, giymeyelim mi gibi sözler mânasızdır. Şapka da giyeceğiz, batının her türlü medenî eserlerini de alacağız. Medenî olmayan insanlar, medenî olanların ayakları altında kalmaya maruzdur.
1925 (Atatürk’ün S.D. II, s. 223)

Ben, şimdiye kadar millet ve memleket iyiliğine ne gibi hamleler, inkılâplar yapmış isem, hep böyle halkımızla temas ederek, onların ilgi ve sevgilerinden, gösterdikleri samimiyetten kuvvet ve ilham alarak yaptım. Hedefimiz, gayemiz hep millet ve memleketimizin kurtuluşu, mutluluğu ve gelişmesidir. Şimdiye kadar yaptığımız işlerde ve aldığımız kararlarda, bizi aldatan ve millet aleyhine neticelenen hiçbir şeyimiz yoktur ve gösterilemez. Milletimizi, en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.K. ve İ. S., s. 39)

Türk milleti, her gün yeniden yeniye ve çok dikkatli tetkik olunmaya değeri olan bir cevherdir. Bugün başları yüksekte, alınları hürriyet ve medeniyet güneşiyle parlayan Türk milletinin, onun kıymet ve önemini görmek istemeyenlere yakın bir gelecekte gerçeği, reddi ve inkârı imkânsız bir tarzda itiraf ettireceğine asla şüphe edilmesin ve bütün dünya bilmeli ki, Türk milleti artık, mazinin bin türlü fenalıkları eseri olarak beyninde yer tutan pası tamamen silmiştir. Gözleri önünde her gün biraz daha fazla yoğunlaştırılmak istenen bulutları, kesinlikle dağıtmıştır. Artık bütün anlamıyla ve bütün çıplaklığıyla gerçeği görüyor ve anlıyor. Bu milleti bütün varlığıyla temas ettiği gerçekten, gerçeğe yürümekten menetmek imkân ve ihtimali kalmamıştır. Türk milletini kendi nefsini bile anlamaktan meneden seller, setler imha edilmiştir, yıkılmıştır ve sürekli olarak imha edilecektir, yıkılacaktır. Kesinlikle millet, tuttuğu yolda süratle, şiddetle yürüyecek ve mutlaka lâyık olduğu mutluluk ve iyi sonuca kavuşacaktır.
1925 (Atatürk’ün S.D.II, 222)

Hakikî insanlık tereddütsüz kabul eder ki, Türkiye Cumhuriyeti ve onun bugünkü sahipleri olan Türkler, butün dünya medeniyet ve insanlığı için bir davranış örneğidir. Yalnız bu kadar değil, Türkler tarihin çok eski devirlerinde beşeriyete yaptıkları kültürel vazifeleri yeniden, fakat bu sefer daha iyi surette yapmaya hazırlanan yüksek bir varlıktır.
1937 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 591)

İmparatorluk zamanında sultanın hükûmetleri, Türk milletinin Avrupa ile temasına mâni olmak için ellerinden geleni yapmışlar ve milletin arzu ve iradesinden uzak ve ayrı olarak devleti idare etmişler ve Türk milletini gelişmeden hariç bırakmışlardır. Biz milliyetçiler, gözleri açık adamlarız. Gözlerimizi her gün daha ziyade açmaktayız ve gerek içerde ve gerek hariçte olup biteni görüyoruz. Milletimizin medenî milletlerle temasını kolaylaştırmak, menfaatlerimiz için gereklidir. Bu temasın, münasebetlerin yeniden kurulmasını yalnız arzu etmekle kalmıyoruz; onları geliştirmek için her şey yapıyoruz.
1923 (Atatürk’ün S.D. III, s. 65)

Şu bilinsin ki, biz yabancılara karşı herhangi düşmanca bir his beslemediğimiz gibi onlarla samimî münasebetlerde bulunmak arzusundayız. Türkler, bütün medenî milletlerin dostlarıdır. Yabancılar memleketimize gelsinler; bize zarar vermemek, hürriyetlerimize güçlükler çıkarmaya çalışmamak şartıyla burada daima iyi kabul göreceklerdir. Maksadımız, yeniden yakınlık meydana getirmek, bizi başka milletlere bağlayan ilişkileri artırmaktır. Memleketler muhteliftir; fakat medeniyet birdir ve bir milletin gelişmesi için de bu yegâne medeniyete iştirak etmesi lâzımdır. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü, batıya karşı elde ettiği zaferlerden çok mağrur olarak, kendisini Avrupa milletlerine bağlayan ilişkileri kestiği gün başlamıştır. Bu, bir hata idi, bunu tekrar etmeyeceğiz.
1923 (Atatürk’ün S.D. III, s. 67-68)

Biz, batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 176)

30-05-2006, 00:25
ATATÜRK'TEN DÜŞÜNCELER

BAŞARI VE BAŞARI YOLU

Ben, bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem; o işe neler mâni olur,
diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 10)

Yeni kuruluşlar için bina, para, ortam imkânlarından söz edilmesi üzerine söyledikleri:
Gerekli sebeplerde hata ediyorsunuz! Bana, yeni bir tesis yapacağınız yerde cansız maddelerden bahsediyorsunuz; halbuki bana adamdan bahsetmelisiniz! Filân yerde Ali Bey var deyin; onu, bana tasvir eden! Eğer bu Ali Bey istenen adamsa binayı da, parayı da, etrafına toplanacak kitleyi de yaratır. Taşa toprağa değil, insana kıymet verin!
1933 (Atatürk’ten B.H., s. 59)

Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice tespit etmek, sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek. Bu kararı bir kere verdikten sonra artık acaba yapayım mı, yapmayayım mı, diye tereddüt etmemek, tereddütsüz kararı tatbik etmek ve muvaffak olacağıma inanarak tatbik etmek!
(Asım Us. G.D.D., s. 109)

Ağır ve kesin bir kararın doğruluğuna inanmak için, vaziyeti her köşesinden mütalâa etmek lâzımdır. Ağır ve kesin bir karar tatbik edilmeye başlandıktan sonra “Keşke şu tarafını, bu tarafını da düşünseydim.. Belki bir çıkar yol bulurduk. Yeniden bunca kan dökmeye, bunca can yakmaya ihtiyaç kalmazdı!” gibi tereddütlere yer kalmamalıdır. Böyle bir tereddüt, karar sahibinin vicdanında kanayan bir nokta olur ve onu yaptığının doğruluğundan da şüpheye düşürür. Bundan başka beraber çalışacak olanlar, yapılandan başka bir şey yapılmak ihtimali kalmadığına inanmalı.
1919 (Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün B.A., s. 97)

Bazen hiç umulmadık adamdan, ben pek çok şeyler öğrenmişimdir.Hiçbir kanaati, değersiz görmemek lâzımdır. Neticede, kendi fikrimi uygulayacak bile olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım.
(Salih Bozok, Yakınlarının Ağzından
Atatürk, Yazan: Selâhaddin Güngör, s. 30)

Verdiğiniz emrin yapılmasından emin olmak istiyorsanız, tâ en son gerçekleşme ucuna kadar, kendiniz onun başında bulunmalısınız.
(Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk T. ve D. K. H., s. 10)

İlerlemek yolunda yapılacak her mühim girişimin, kendine göre mühim mahzurları vardır. Bu mahzurların en az dereceye indirilmesi için tedbir ve girişimlerde kusur etmemek lâzımdır.
1921 (Nutuk II, s. 600)

Benim yaptığım işler, biri diğerine bağlı ve lüzumlu olan şeylerdir. Fakat, bana yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan bahsedin!
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 301)

Benim her emrim yapılır, çünkü benden yapılmayacak emirler çıkmaz!
(Asaf İlbay, Atatürk Anekdotlar Anılar. Der : Kemal Arıburnu, s. 28)

Büyük kararlar vermek kâfi değildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır.
(Baki Vandemir, Atatürk, Atatürk Görüşler ve Hatıralarla, s. 96)

Çalışmak, umumî kanundur; gelir sahipleri zenginler dahi, bu kanundan hariç kalamazlar; mevcut servetini millî servetin ziyadeleşmesine yardım edecek surette kullanmalıdır. Bir zengin, bedenî çalışmadan uzak kalabilir; fakat bu takdirde, faaliyetini fikir meşguliyetine yöneltmelidir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 538)

Çalışmak, gerçekte zahmetli değildir. Yalnız, tutulan iş ile şahsın
kabiliyetleri ve zevkleri arasında uygunluk olmalıdır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K Atatürk’ün El Yazıları, s. 75; 534)

Neticesiz uğraşmak, çalışma sayılmaz. Hiçbir şey yapmamak veyahut neticesiz, mânasız şeyler yapmak, çalışma kanununa karşı büyük kabahattir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 536)

Çalışma, insanların bedensel kuvvetlerini geliştirir ve hayat için gerekli olan şeyleri temin eder. Çalışmaksızın, fikrî gelişme ve ahlâkî olgunlaşma da mümkün değildir.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk’ün El Yazıları, s. 535)

İnsan, çalıştığı işin eli altında veyahut kafasının içinde eserini büyümekte ve yükselmekte gördüğü zaman ne büyük zevk duyar. Bu eser, ister çiftçinin hasadı, ister mimarın evi veyahut heykeltraşın heykeli, ister bir âlimin veya bir sanatkârın keşfi, kitabı olsun, zevk birdir. Zevk, bütün zahmetleri, saban arkasında dökülen terleri, sanatkârın, düşünürün bazen pek elemli olan yorgunluklarını derhal unutturur.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk’ün El Yazıları, s. 75 - 76; 536 - 537)

İnsanlar ferdî olarak çalışırlarsa muvaffak olamazlar. Çünkü Allah insanları yaratırken onlara öyle bir muhtaçlık vermiştir ki, her insan hemcinsi insanlarla çalışmaya mecbur ve mahkûmdur. Bu iştirak faaliyeti, âdeta bir ilâhî ihtiyaç olunca, maksatları birleştirmenin nasıl zorunluk olduğunu kolayca anlarız.
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 125)

İş bölümü, insanlar arasında mevcut olan tabiî ve tarihî bağlara, yeni birçok kuvvetli bağlar ilâve etmiştir.Bu yeni bağlar, insanlara birbirlerinin eksiklerini tamamlatan, yalnız bugünü değil, yarını da temine çalışan bağlardır.
1930 (Afetinan, M.M. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 521)

Bir insan milyoner olur. Fakat bir gün bütün servetini kaybeder, düşebilir. Ancak, o adamın içinde cevher varsa, çalışma kudreti, çalışma aşkı yaşıyorsa gene kazanıp eski servetini elde edebilir.
(Hikmet Bayur, T.D.K. Türk Dili, Belleten, No:33, 1938, s. 16)

Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliğe mukavemet etmek lâzımdır.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H. B. s. 90)

Bir insan, hayatında büyük bir başarı kazanabilir, fakat yalnız onunla övünerek kalmak isterse, o başarı da unutulmaya mahkûmdur. Onun için çalışmak ve daima başarı aramak, herkes için esas olmalıdır.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 301)

Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, başarılı olması, o kurumun başına geçenlerin iyi huylu, dürüst, imanlı kişiler olmasına bağlıdır.
1933 (Akşam gazetesi, 27. 8. 1933)

Türkiye İş Bankası’nın kuruluş gecesi (26 Ağustos 1924), Banka’nın İdare Meclisi üyelerine söyledikleri:
- Sermayenin azlığına bakarak cesaretiniz kırılmasın! Böyle kurumlar için en kuvvetli sermaye zekâ, dikkat, iffettir. Teknik ve metodik çalışmasını bilmektir. Bu kanaatle işe sarılınız, mutlaka başarırsınız! Bu işte başarılı olmayı, eğer şahsî bir izzetinefis meselesinden daha ileri, millî bir gurur, millî bir izzetinefis meselesi yaparsanız çalışmak için, hedefinize ulaşmak ve daha yükselmek için muhtaç olduğunuz ateşi, enerjiyi bol bol yüreklerinizde bulacaksınız!
1924 (Cumhuriyet gazetesi, 27. 8. 1934)

Üyeleri pek fazla olan bir komisyon, büyük işler meydana getiremez.
1930 (Atatürk’ün S.D. III, s. 88)

İnsanları istediği gibi kullanan kuvvet, fikirler ve bu fikirleri tanıyan ve umumîleştiren kimselerdir. Fikrin özelliği de, hiçbir itirazın bozamayacağı bir kesinlikle kendi kendini kabul ettirmektir. Bu ise, fikrin yavaş yavaş duygular haline gelerek inanca dönüşmesi ile mümkündür. Ve böyle olduktan sonradır ki, onu sarsmak için bütün başka mantıkların, başka değerlendirmelerin hükmü olamaz.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K. Hasbıhal, s.18)

İnsanların hürmet ve saygılarının, itaatlerinin kendinden maddeten değil, mânen yüksek olanlar hakkında belirmesi, insan ruhunun gereklerindendir.
1914 (Mustafa Kemal, Z. ve K.Hasbıhal, s. 9)

Çok söz, uzun söz bir şey için söylenir: Gerçeğe anlamayanları gerçeğe getirmek için!
1928 (Atatürk’ün S.D.II, s. 252

30-05-2006, 00:35
ATATÜRK'ÜN ÖZDEYİŞLERİ

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım.

Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin , namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim.

Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

Egemenlik kayıtsız ve şartsız millettindir.

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.
Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti bir kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kasdetmiyoruz. Kasdettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâröğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını kesfetmemiştir.
Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir

30-05-2006, 00:55
"İki Mustafa Kemal vardır;
biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal...
İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem.
O, ben değil, bizdir. O, memleketin her köşesinde yeni fikir,
yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan
aydın ve savaşçı bir topluluktur.
Ben onların rüyasını temsil ediyorum.
Benim teşebbüslerim, onların özlemini
çektikleri şeyleri tatmin içindir.
O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz.
Geçici olmayan, yaşaması ve muvaffak olması gereken
Mustafa Kemal odur." M.K. ATATÜRK


Evet o Mustafa Kemal bizleriz.Sen bizim rüyamızı temsil ettin ve o rüyanın
temellerini attın.Biz aydınlar da o rüyanın gerçekleşmesi için büyük ülkün
için savaşımızı sürdürüyoruz.İkinci Mustafa Kemaller olarak bağımsız, çağdaş,
uygar, laik ve demokratik Türkiye özleminin sıkı takipçisi olacağımızdan hiç bir endişen olmasın.

31-05-2006, 02:26
Bu günlerin anlam ve önemine uygun
ALİ POYRAZOĞLU'DAN MÜTHİŞ BİR ANALİZ....


"Bankacılar paranın sahte olup olmadığını anlamak için, parayı ışığa doğru
tutup içerisinde ATATÜRK filigranı var mı yok mu diye bakarlar. Siz de bir
adamın ne mal olduğunu anlamak için, onu ışığa tutun; bakın bakalım
içerisinde ATATÜRK var mı, yok mu. İçerisinde ATATÜRK olmayan adamlara
iltifat etmeyiniz. Cumhuriyet'e sahip çıkınız."

01-06-2006, 00:20
UYGARLIK BİLGİLERİ

*Atatürk'ün el yazısıyla aldığı notlardan Prof Dr. Afet İnan'ın hazırladığı bir kitap var:MEDENİ BİLGİLER:Türk Tarih Kurumunun yayımladığı bu kitap acı ama gerçek,sansüre uğramış.Örgün Yayınevi'nden çıkan Medeni Bilgiler kitabının önsözünde Nurer Uğurlu sansürlenen bölümleri açıklıyor ve kitapta Atatürk'ün el yazısıyla tuttuğu notlar tümüyle okurun bilgisine sunuluyor.

*Atatürk'ün görüşlerinden sansürsüz alıntı:

*"Bu Arap fikri,ümmet kelimesiyle ifade olundu. muhammmed'in dinini kabul edenler kendilerini unutmaya,hayatlarını Allah kelimesinin,her yerde yükseltilmsine hasretmeye mecburdurlar.Bununla beraber,Allah'a kendi milli lisanlarında değil,Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı.Arapça öğrenmedikçe,Allah'a ne dediğini bilmeyecekti.
*Bu vaziyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar,ne yaptığını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar,Türk Milletine karışık,cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan,dini,hırs ve siyasetlaerine alet ittihaz ettiler.
*Bir taraftan Araplar'ı zorla emirleri altına aldılar,bir taraftan Avrupa'da Allah kelimesinin ilahi parolası altında Hristiyan milletlerini idare altına geçirdiler,fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.
*Ne onları ümmet yaptılar ne de onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar.
*Mısır'da,belirsiz bir adamı halifedir diye yokettiler,hırkasıdır diye bir palaspareyi,hilâfet alâmeti ve imtiyazı olarak altın sandığa koydular,halife oldular.
*Kâh şarka,cenuba,kâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra,Türk Milletini Allah için Peygamber için topraklarını,menfaatlerini,benliğini unutturacak Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.Milli duyguyu boğan,fani dünyaya kıymet vermeyen,sefaletler,zaruretler,felaketler hissolunmaya başlayınca,asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını ve vaat ve temin eden dini akide ve dini his,millet uyandığı zaman onu şu acı hakikatı görmesine mani olamadı."

*Bir de bugüne bakın:

*Osmanlı'nın torunları görev başında!


*Deniz Som'un köşesinden

*28 Mayıs 2006 Cumhuriyet

29-08-2006, 03:24
YIKIN HEYKELLERİMİ

"Ey milletim,

Ben, Mustafa Kemal'im...

Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim.

Hala en hakiki mürşit, değilse ilim,

Kurusun damağım dilim.

Özür dilerim...

Unutun tüm dediklerimi.

Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

****

Özgürlük hala,

En yüce değer

Değilse eğer...

Prangalı kalsın diyorsanız, köleler...

Unutun tüm dediklerimi.

Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*****

Yoksa, çağdaş medeniyetlerin bir anlamı,

Ortaçağ'a taşımak istiyorsanız zamanı,

Baş tacı edebiliyorsanız

Sanatın içine tüküren adamı...

Unutun tüm dediklerimi.

Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*****

Yetmediyse acısı, şiddetin,savaşın.

Anlamı kalmadıysa

Yurtta sulh dünyada barışın.

Eğer varsa ödülü silahlanma ile yarışın.

Unutun tüm dediklerim.

Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*****

Özlediyseniz fesi, peçeyi.

Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.

Hala medet umuyorsanız

Şıhtan,şeyhten,dervişten.

Şifa buluyorsanız,

Muskadan, üfürükçüden...

Unutun tüm dediklerimi.

Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*****

Eşit olmasın diyorsanız kadınla, erkek...

Kara çarşafa girsin diyorsanız,

Yobazın gazabından ürkerek...

Diyorsanız ki, okumasın

Kadınımız, kızımız;

Budur bizim alın yazımız...

Unutun tüm dediklerimi.

Yıkın,diktiğiniz heykellerimi...

*****

Fazla geldiyse size, hürriyet, cumhuriyet...

Özlemini çekiyorsanız,

Saltanatın, sultanın...

Hala önemini anlayamadıysanız,

Millet olmanın...

Kul olun , ümmet kalın,

Fetvasını bekleyin, şeyhülislamın...

Unutun tüm dediklerimi.

Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

RAHAT BIRAKIN BENİ..."

SÜLEYMAN APAYDIN

mhmd
29-08-2006, 10:19
Sn. Arkadaşlar (Konuya olumlu yaklaşmış olanlar)
Hepinize teşekkür etmek istiyorum. Bildiklerimi hatırladım, bilmediklerimi öğrendim. Fotograflar müthiş olmuş. Bu bölüme katkı yapmak isterdim. Ancak; verdikleriniz, bildiklerim yanında derya kalıyor. Bu yüzden sadece teşekkür etmek istedim. Sizler gibi düşünmüyor, uygulamıyor, algılamıyor olsam da!

Hatalarımızı cehaletimize bağışlayın.

30-08-2006, 14:49
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ
* Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
* Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.
* TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.
* Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.
* Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı.
Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık
Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
* Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.


Tüm ulusumuzun 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun...

agnostic_z
30-08-2006, 14:59
Merhaba güzel insanlar.Bugun benim doğum günüm ve 22 yaşına girdim.Onun için bu günün anlamı ve önemi biraz daha farklıdır benim için:D Çağdaş,laik ve inancı nolursa olsun birbirine kenetlenmiş bir bütün türkiye görmek dileğiyle Neyzen Tevfik'ten bi şiirle yazımı noktalıyorum;


Ne ararsın tanrı ile aramda,
Sen kimsin ki orucumu sorarsın.
Hakikaten gözün yoksa haramda,
Başı açığa niye türban sorarsın.

Rakı şarap içiyorsam sana ne?
Yoksa sana zararım içerim.
İkimizde gelsek kıldan köprüye,
Ben dürüstsem, sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün mü ibadet,
Yatıp kalkıp atatürke dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürke dil uzatma sebebsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz...

deli_cevat
30-08-2006, 16:47
aspartam hayatım boyunca gördüğüm en büyük yalan tayyip efendi Atatürk ile kıyaslanamıyacak kadar çapsız bir adamdır kendisinin tarımın öldürülmesinde ve amerikan uşağı olmamızda çok büyük katkıları vardır ama milletimize yaptığı katkılar bunlarla sınırlı değildir zina yasa tasarısı kırmızı sokaklar ıraka asker göndermeye çalışmak çiftçiye ananı da al git burdan demek gibi zibilyonlarca incileri vardır ve bir insan tayyiple Atatürkü kıyaslayıp tayyipi daha büyük bir önder olarak görüyosa ya şuursuzdur ya takkiyeci

troçki
08-09-2006, 03:04
arkadaşlar her ne kadar atatürkün dinsiz olduğunu söylersek o kadar çok düşmanı olduğunu düşünerek bence tam tersini yapmalıyız diye düşünüyorum o korktuğu için öekindiği için hiç değil sadece genç neslin büyükleri tarafından kendisine düşman edilerek öğretilerinden uzak kalmamaları için gerektiği gibi davrandı ki şimdi ATATÜRK ışığında yürüyen binlerce milyonlarca aydın genç var..

walla
05-10-2006, 15:41
Her Türk genci NUTUK kitabını okumalıdır.

mhmd
05-10-2006, 16:20
Bence herkes okumalıdır.

07-10-2006, 04:28
"Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır."
Mustafa Kemal Atatürk

"Türkiye Cumhuriyetinde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez."
M.Kemal Atatürk

"Taassupsuzluk o kimsede vardır ki, vatandaşının veya herhangi bir insanın vicdani inanışlarına karşı hiçbir kin duymaz, bilakis hürmet eder."
M. Kemal Atatürk
( Yukardaki anlatımda dini inanışlar yerine vicdani inanışlar ifadesinin yer almasına dikkat edilmelidir. )

"Bizi yanlış yola sevkeden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir."
M. Kemal Atatürk

Atatürk ve İslam
-------------------------------------------------------------------------------

Atatürk'ün İslam Dini hakkındaki gerçek düşüncelerine geçmeden önce bilmek gerekir ki, bugüne kalmış yüzlerce fotografı vardır ancak içlerinde namaz kılarken çekilmiş tek bir fotograf karesi yoktur ve öldüğünde cenaze namazı kılınmamış, kardeşinin son anda isteği üzerine kısa bir dua okunarak, Dolmabahçe Sarayı bahçesinde bir tören yapılmıştır..Cenazesi herhangi bir camiden kalkmamıştır..

Halk önünde yapılan konuşmalarında, İslam'a karşı bir görüş belirtmediği gibi, Atatürk, 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir'deki Paşa Camii'nde verdigi hutbede, Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmistir. şeklinde konuşmuştur.. Burada unutmamalıdır ki, Napolyon gibi bir imparator dahi, Mısır seferi sırasında, Mısırlılara kendisinin de bir Müslüman olduğunu söylemiştir.. Atatürk'de aynı şekilde, uygulamak istediği siyaset icabı, halk önünde İslam'a karşı bir konuşma yapmamayı uygun görmüştür. Ancak, kendi öz düşüncelerine baktığımızda, İslam hakkındaki görüşlerinin Müslümanlar tarafından pek kabul edilebilir nitelikte olmadığı açıkça görülür.
Türkiye'nin geleceğine yönelik aldığı bütün kararlarda, dehası tartışılmaz olan ulu önderin *ilkelerini savunan her Türk'ün, O'nun, İslam Dini hakkındaki gerçek düşüncelerini de çok dikkatli bir şekilde okuyup anlaması gerekir.

Atatürk diyor ki,

1-) Muhammed’in peygamberlik vazifesinin nasıl başladığını izah etmek en nazik ve en müşkül meseledir. Muhammed’in bir melek ve Allah ile hakikaten konuşmuş olduğu kanaatinde bulunanlar olduğu gibi, Muhammed’in isteyerek böyle söylediğini ileri sürenler de olmuştur. Bu faraziyeleri bir tarafa bırakmak ve meseleyi ilmi ve mantık çerçevesi içinde mutalaa etmek daha doğru olur.

2-) Din birliğinin’de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.

3-) Türk’ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve nede Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu.

4-) Bu pek tabii idi çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arab milliyeti siyasetine muncer oluyordu. Bu Arab fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdurlar. Bununla beraber, Allah’a kendi milli lisanında değil, Allah’ın Arab kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler..

5-) Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa’da Allah kelimesinin ilası parulası altında, ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar. Mısır’da belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular.

6- Kah şarka, kah garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini topraklarını menfaatlerini benliğini unutturacak, Allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaad ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin, ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatina kavuşmak telkin eden din hissi, dünyanın acısı duyulan tokatıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdanı umumisi derhal yüzlerce asırlık kudret ve kusayısiyle büyük heyecanlarla çarpışıyordu.. Ne oldu..? Türk’ün milli hissi artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk cenneti değil, eski hakiki büyük cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra..

Gene Atatürk'le ilgili aşağıdaki kaynaklara baktığımızda, Atatürk'ün gerçekte İslam'ı hiç benimsemeyen yaklaşımlarını görebiliriz.

1- Atatürk'ün emriyle liselerde okutulan Tarih Kitabı (1931) II. cilt, "Kur'an ve Vahiy": "Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur'an denir..... İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed'e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.
Tarihi nokta-ı nazardan da mütalaa edildiği zaman görülüyor ki; Muhammed birdenbire Allah'ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları islah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur....."

2- Atatürk'ün El Yazmaları ( Medeni Bilgiler Afet İnan):
"Gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur; din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir.....
Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur.

''Tüm dönemlerde toplumun kutsallaştırdığı boş düşüncelerden tehlikesizce sıyrılmak imkansızdır."

3- Kralların ve Padişahların istibdadına, dinler mesnet olmuştur.
Medeni Bilgiler Syf. 30

4- Kuvvetinin ve selahiyetinin Allah'tan geldiğini ve yalnız ona karşı, ahırette, hesap verebileceğini farzeden *ve devleti, memleketi mevrus bir malikane kabul eyliyen bir hükümdar, hertürlü kayıttan kendini verasete görür.
Medeni Bilgiler Syf. 33

humayun
07-10-2006, 04:47
Bu günlerin anlam ve önemine uygun
ALİ POYRAZOĞLU'DAN MÜTHİŞ BİR ANALİZ....


"Bankacılar paranın sahte olup olmadığını anlamak için, parayı ışığa doğru
tutup içerisinde ATATÜRK filigranı var mı yok mu diye bakarlar. Siz de bir
adamın ne mal olduğunu anlamak için, onu ışığa tutun; bakın bakalım
içerisinde ATATÜRK var mı, yok mu. İçerisinde ATATÜRK olmayan adamlara
iltifat etmeyiniz. Cumhuriyet'e sahip çıkınız

Sevgili Ezkamo hepsi birbirinden güzel.Çok teşekkürler gerçekten.Ama bu bambaşka .Hiçbir yerde duymamış ,okumamıştım.Tekrar teşekkürler

dilaver
07-10-2006, 07:09
arkadaşlar
* * Atatürk.net e nasıl girebiliyoruz
* * password istiyor

humayun
07-10-2006, 09:14
"Hz.Muhammed Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir. Fakat sonsuza kadar O ölümsüzdür. "
(AK.DTYK Yaymları Atatürk Düşüncesinde Din ve Laiklik s.l27Atatürkçülük Cilt l s.455)
***
İnsanların mücadelesinde en kuvvetli istihkâm, iman dolu göğüslerdir.
(Atatürk'ün S.DA", cilt III s.58) ***
Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından in¬sanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu he¬pimizce bilinmektedir ki, yüce Kur'an'daki manası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa, gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki ol¬ması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarım yapan Cenabı Hak'tır.
(Atatürk'ün SDY. Cilt lI s.98) ***
Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur -tefsirler, hurafeler- binayı daha fazla hırpalamış. Bu gün bu binaya doku¬nulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam te¬meller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır.
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamağa çalışıyor; kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
(Asaf İlbay Anlatıyor, Yakınlardan Hatıralar, s. 102-103)
-MUSTAFA KEMAL ATATÜRK-110


1930 yıllarında, İslam düşmanı bir şarkiyatçının Hz. Muhammed hakkında yazdığı bir kitabı tercüme eden bir yazar eserini Atatürk'e takdim eder. Atatürk kitabı inceledikten sonra tarihçi Prof. Dr. Şemsettin Günaltay'ı çağırtır ve kitap hakkında fikrini sorar. Günaltay'ın cevabı:
—Ele alınacak bir şey değil, bir facia olur, Paşam.
Atatürk Günaltay'ın sözünü bitirmesini beklemeden yerinden fırlar ve yanı¬na bulunan
Başvekil İsmet Paşa'ya dönerek:
—Bu paçavrayı toplatın ve tercümeyi yapanı da devlet hizmetinde kullanılmamak üzere hükümet kapısından uzaklaştırın, der.
(Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s.35Atatürk Düşüncesinde Din ve Laiklik, s. 127)
***
"Hz. Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttır¬mak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlarıdır... Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir? Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, be¬lirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasi görüşü ile de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen ca¬hil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar."
(Kemal Arıburnu, Atatürk' den Hatıralar; 1930 Şemsettin Günaltay. Ülkü Dergisi, Cilt 9, Sayı: 100, s.3,
1945)

humayun
07-10-2006, 09:16
Dinle hilafeti birbirinden ayırt etmek lazımdır. Birincisi ne kadar faydalı ise ikincisi o kadar lüzumsuz bir hal almıştır. Hilafeti kaldırdığımız günden bu güne kadar kimsenin buna sahip çıkmaması, Müslüman dünyasının Halifesiz de yürüyeceğine ve yürümekte olduğuna en güzel misal değil midir?
1932 (Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, s.117)
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK-111




Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin şekli, milletimizin duygusal fikirleri ve lisanı ile medeni ihtiyaçlarıyla uygun görülme¬mektedir. Efendiler, hutbe demek topluma hitap etmek, yani söz söylemek demektir. Hutbenin manası budur.
Hutbe denildiği zaman bundan bir takım kavram ve manalar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hz. Peygamberin hayatta olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendisi söylerlerdi. Gerek peygamber efendimiz ve gerek dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır, o günün askeri, idari, mali ve siyasi, sosyal konularıdır. İslam toplumunun çoğalması ve İslam ülkeleri genişlemeye başlayınca, cenabı Pey¬gamberin ve dört halifenin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye bir takım kişileri memur etmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişiler idi. Onlar camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek için ne söylemek lazımsa söylerlerdi. Bu şeklin devam edebilmesi için bir şart lazımdı. O da milletin lideri olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması! Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü her şey açık söylendiği zaman halkın beyni faaliyet halinde bulunacak iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir. Ancak millete ait olan işleri milletten gizli yaptılar. Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisanda olması ve onların da bugünün gereklerine ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife ve Padişah sıfatını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi. Hutbeden amaç halkın aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullanıldığı dil ile konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisinde söylediğim bir nutukta demiştim ki "Minberler halkın akıllan, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur." Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun ol¬ması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.
(Atatürk'ün SDV Cilt l, s.98-99)






Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. DİNDEN MADDİ MENFAAT TEMİN EDENLER İĞRENÇ KİMSELERDİR. İŞTE BİZ BU VAZİYETE MUHALİFİZ VE BUNA MÜSAADE ETMİYORUZ. BU GİBİ DİN TİCARETİ YAPAN İNSANLAR SAF VE MASUM HALKIMIZI ALDATMIŞLARDIR. BİZİM VE SİZLERİN ASIL MÜCADELE EDECEĞİMİZ VE ETTİĞİMİZ BU KİMSELERDİR.
1930 (Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, s. 116)

Arkadaşlar; Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi diğeri Allah'ın evi idi. Millet işlerini Allah'ın evin¬de yapardı. Hz. Peygamberin mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize; milletimizin bu gününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah'ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna eriştiren Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır, Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevap kazanacağımı ümit ediyorum efendiler camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır.
(Atatürk'ün SDV, cilt: II, s.99)

07-10-2006, 13:24
Bana gelen bi maili koymak istedim. Bence cok hoş. Bir göz atıverin.


"ananı da al git"
"kes ulan sesini"
"şerefsizler"
"bizim çocuklar aç mı kalsın"
"otur ulan oturduğun yerde herşeye burnunu sokma"
"Askerlik yan gelip yatma yeri değildir"

YUKARDAKİ GÜZEL TERİMLERİ BİZE ÖĞRETEN ŞİMDİKİ SİYASETE DE TEŞEKKÜRLER.
Izmir kurtuldu, cok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler.
Trene binerler kompartimana cekilirler.
Ertesi gun kompartimanin kapisini calar yaveri, acar yorgun, bitkin,
kravatini yikamaktadir Ataturk.
Yaveri " pasam , bu ne hal hic uyumadiniz herhalde niye boylesiniz"der.
"Ya çocuk kompartimanina yastikla battaniye koymayi unutmussunuz.
Kolumu yastik yaptim agridi , setremi yastik yaptim usudum , bende
uyumadim kalktim"der.
Yaveri;"aman pasam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla
battaniye getirirdik"der.
Ve bir ulke kurtarmaktan donen komutan tarihi bir cevap verir,der ki
Gec farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hicbirinize kiyamadim.
Onemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi".

BUNU HIC DURMADAN MILYONLARAGONDERIN,GÖNDERIN KI..
BELKI YUZLERI BIRAZ KIZARIR..
ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ HALA UYANAMADIK

[/b]

akson
07-10-2006, 14:09
17 Mart 1923 Tarsus;

Mustafa Kemal istasyondan sehre dogru ,bir sure yaya olarak yurudu.O'nu gormek icin sabahtan beri yollari dolduran Tarsuslularin arasindan nese ile selam vererek ilerledi.O sirada bir olayla karsilasti.
Milli mucadeledeki cete elbisesi ile bir kadin Ataturk'un ayagina kapandi.Gozyaslari ile soyle hayrikiriyordu;

-"Bastigin topraga kurban olayim Pasam.!

Mustafa Kemal onu kaldirmak icin yere dogru egilirken kulagina bu kadinin Kurtulus Savasinda cephelerde carpismis olan Adile Cavus oldugunu fisildadilar.

Gozlerinden iki damla yas suzulen Mustafa Kemal,gunesten yuzu yanmis kadinin elinden tutup ayaga kaldirdi ve ona soyle seslendi;

-Kahraman Turk Kadini! Sen yerlerde surunmeye degil,omuzlar uzerinde yukselmeye layiksin.!

07-10-2006, 14:43
MİLLİ SIR

Atatürk'ün, Balıkesir Paşa Cami, konuşmalarına bakarak, buradan Atatürk'ün İslam'ı savunduğu fikrine kapılanlar, O'nun, Nutuk'da söylediği çok önemli bir sözü unutmaktadırlar. Tarihe Milli Sır olarak geçen bu söz, Atatürk'ün, devrimlerini ne şekilde tekamül ettirdiğini çok açık bir şekilde göstermektedir.

''Milli mücadeleye beraber başlayan yolculardan bazıları, milli hayatın bugünkü Cumhuriyete ve Cumhuriyet kanunlarına kadar gelen tekamülatında, kendi fikriyat ve ruhiyatının ihatası hududu bittikçe, bana mukavemet ve muhalefete geçmişlerdir. Bu noktaları, tenevvür etmeniz için, efkarı umumiyenin tenevvürüne medar olmak için, sırası geldikçe, birer birer işaret etmeye çalışacağım.
MİLLİ SIR: Bu son sözlerimi hülasa etmek lazım gelirse, diyebilirim ki, ben milletin vicdanında ve istikbalinde ihtisas ettiğim büyük tekamül istidadını, bir milli sır gibi vicdanımda taşıarak peyderpey, bütün heyeti içtimaiyemize tatbik ettirmek mecburiyetinde idim.'' (Ves.10.Sayfa.16)

07-10-2006, 15:12
Lise II Tarih Kitabından İslam Tarihi, Kuran ve Muhammed
( Atatürk'ün Emriyle 1931 - 1949 Yılları Arasında Liselerde Okutulan Tarih Kitabına Konulan Bölümler )

Syf. 84 'den başlayarak ifadeleri tek tek inceleyelim.

KABE VE SAİR MABETLER VE KAHİNLER
Arabistan'ın muhtelif yerlerinde *insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. Muhammed'in neş'et etmiş olduğu Mekke'de ki Kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. Her mabet kahinler tarafından idare olunurdu. Kahinler nezirleri sadakaları kabul ve ayinler icra ederlerdi.Güya gayıptan haber verirler, rüyaları tabir ederlerdi. *

Syf. 85 *Kabe, mikap yani tavla zarı şeklinde demektir. Filhakika, kabe zar şeklinde, insan boyunda dört duvardan ibaretti, duvarlar harçsız adi taştan yapılmıştı. Binanın çatısı da yoktu, dört köşesinde dört taş vardı. Bunların en meşhuru Haceriesvet denilen bir karataştı. Kabe çok eskidir. Ne vakit ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Arap ananesi, kabenin inşasını İbrahim peygambere atfetmektedir.
Bu mukaddes karataş ananesi aynen Frikler'de de vardı. Friklerin mukaddes sayarak ihtiram ve ibadet ettikleri karataş bugünkü Afyon Karahisar şimalinde kadim Pessinüs şehrinde bulunuyordu. Bunun kutsiyeti ananesi bu şehrin Romalılar tarafından zaptına kadar devam etmişti. Demek ki, Kabe'nin bir köşesindeki karataşın kutsiyet almasından, ziyaret tavaf edilmesinden çok evvel Friklerde karataşın mabet ve ziyaretgah esası olması adeti teessüs eylemiş bulunuyordu. *Kabe bidayette mahalli bir mabet iken Mekke ahalisi burasını bir milli mabet derecesine yükseltmişlerdi. Mekkeliler Arapları kendi mabetlerine celbedebilmek için Arap yarımadasının muhtelif yerlerinde mabut tanınan 360 putu Kabe'de yerleştirmişlerdi. Kabe'nin kutsiyetini Yahudi ananelerine de raptetmişlerdi. Bu uydurmalara göre İbrahim karısı Hacer ile oğlu İsmail'i buraya getirmişti. Zemzem'de onlar için fışkırmıştı. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kabe'yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan * Haceriesvedi getirmişti, bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır. *
Kureyşliler, Kabenin teşkilatınada ehemmiyet vermişlerdi, ayrı ayrı dini vazifeler ihdas etmişlerdi. Kabe kapıcılığı ve hacılara su temin etmek ve fakir hacılara meccanen *yemek tevzi eylemek gibi Arapları celbedecek işleri görmeğe mahsus bir takım memuriyetler ihadas edilmişti. Bu itina neticesinde Kabe bütün Arabistan'ın dini ve milli bir merkezi oldu. Bundan başka Mekke'de bir panayır tesis edildi. Ticaret Kureyşliler elinde olduğundan bu panayırdan çok istifade ederlerdi. Panayırda şiir ve hitabet müsabakaları açmak sureti ile de Mekke ve havalisinin ehemmiyeti büyütülmüştü. Ticaretlerinin inkişafı ve Kabeyi ziyaret etmek üzere hacıların gelmesi için emniyet ve asayişin temini lazım olduğundan Mekke'nin etrafında *

Syf. 86 muharebelerin men'i maksadı ile birtakım kaideler konmuştu. Bunların herbirine dini şekiller verilmişti. Kabe'nin İbrahim tarafından bina edilmiş olduğu söylenerek dört ay etrafında muharebe etmek men olunmuştu. Bu tedbirlerin herbiri Mekke ve Kabe'nin ehemmiyet ve şerefini arttırmıştı. Arabistan'da az çok Hristiyanlar da bulunduğundan, diğer putlar arasına elinde çocuğu İsa olduğu halde Meryem'in de resmi konulmuştu. İşte bu şeriat içinde Kabe Kureyşliler için iktisadi ve ticari menfaatler teminine yarayan bir vasıta oldu. *

Syf. 90
1- Medineniler ile Mekkeliler arasında derin bir düşmanlık ta vardı. Medinelileri Muhammed'in davetine icabet etmeye sevk eden başlıca sebepler işte bunlardır. Bu anlatım, öncelikli olarak, Medinelilerin
İslam'ı kabul etmelerinin, doğrudan İslam'la bağlantılı olmadığını belirtiyor. Ayrıca, bilindiği gibi, bütün Müslümanlar, peygamberlerinden bahsederken isminin başında mutlaka *yücelik ifadesi olarak Hz. sıfatını kullanırlar.
2- Muhammet te Mekke'den kalkıp Medine'ye kaçtı. Buna Hicret denildi.
Hiçbir İslami anlatımda rastlanmayacağı gibi, bir Müslüman tarafından yazılmış hiçbir tarih kitabında, *Muhammed'in, Mekke'den Medine'ye kaçışı için, kaçtı ifadesi kesinlikle kullanılmamıştır.
3- Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir.
İslam inanışına göre Kuran, Muhammed'in koyduğu esaslar değil, Allah'ın koyduğu hükümlerdir. Muhammed ise, bu esasları vahiy yolu ile alan peygamberdir.
4- Bu esasları ihtiva eden cümlelere ayet, ayetlerden mürekkep parçalara da sure derler. İslam an'anesinde bu ayetlerin Muhammed'e Cebrail adında bir melek vasıtası ile Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.
Buradaki ifade de görüldüğü gibi, *ayetlerin Allah tarafından geldiği değil, Allah tarafından geldiğinin İslam an'anesi tarafından kabul edildiği belirtilmektedir. Böyle bir ifadeden, ancak Kuran, Allah'tan gelen bir vahiy olmasa da, İslam gürüşünün şekli budur anlamını çıkarmak mümkündür. Kuran'ın, Allah tarafından gelen bir vahiy olduğuna inanan bir Müslüman'ın, insanı düşünmeye zorlayarak, kafasında böylesine soru işaretleri bırakan bir anlatımda bulunması mümkünmüdür ?
5- Muhammet birdenbire Allah'ın Resulüyüm diye ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.
Vahiy *insanda fikir olarak doğmaz ve bir insan hiç bir şekilde vahiy almaya karar veremez. Bir insanın kendisinde vahiy fikrinin doğması, ancak çevresine böyle bir telkinde bulunarak insanlar üzerinde etki sağlamaya çalışması fikrine kapılması şeklinde açıklanabilir. Burada da Muhammed'in aynı kavram içinde bulunduğu çok açık bir şekilde belirtilmektedir. Tenha yerlere çekilerek, yıllarca tefekkürden kastedilen Hira dağında geçirdiği zamandır.
6- Vahiy, ilham fikri Muhammetten evvel de Araplarca meçhul değildi.
Yani, Muhammed'in vahiy fikrine kapılması için, kendiliğinden böyle bir fikri bulması da gerekmiyordu. Kendisinden önce de aynı konuma gelmiş kişilerden vahiy konusunu bilmekteydi.
7- Bütün iptidai kavimler gibi, Araplar da, şairlerin akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı.
Burada da, Muhammed'in, Arapların bu tür inançlarını, kendi vahiy inançları doğrultusunda kullanmaya çalıştığı anlatılmak istenmiştir.
Syf.91
8- Bu kuvvetler Araplar için cinlerdi. Cinler güya, kahinlere gayıptan haber vermek kudretini *ilham ederlerdi. Bu nevi itikatlar Arabistan da herzaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır.
Muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır ifadesi, Muhmmed hakkındaki düşünceyi bir defa daha açık olarak vurgulamaktadır.
9- Araplar şairleri bir kahin gibi telakki ederlerdi. Muhammed'in Musa, İsa, dinlerine dair öğrendikleri de, kendisinde bu itikadı kuvvetlendirmiştir. Bu peygamberler de melekler vasıtası ile ilham aldıklarını söylemişlerdi.
Atatürk el yazılarında, ' Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur.' demektedir. İslam'da bütün dinler kapsamındadır ve aynı yaklaşım burada da geçerlidir.
10- Muhammet başlangıçta herhalde şedit bir heyecana maruz oldu.
Muhammed'in peygamberliğine kendisinin de inandığını ancak, bunun bir heyecana kapılarak oluştuğunu düşünmektedir.
11- Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kati surette malum değildir.
Burada da, ayetlerin Muhammed tarafından söylendiği belirtilmekte.
12- Muhammet uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri luzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.
Ayetlerin Muhammed'in düşüncelerinin bir mahsulü olduğunu belirten bir açık ifade daha.
13- Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi. Muhammedi harekete getiren ilk amil bu samimi heyecanlar olmuştur. *
İfadelerden anlaşılacağı gibi, Muhammed'i harekete getiren, gerçekte Cebrail'i görmüş olması değil, *bir kuvvet tarafınan tahrik edildiğini sanarak, kendi peygamberliğine inanması ve harekete geçmesidir. *
Syf. 92
14- Muhammet davet ettiği dinin, kendinden evvel, Musa, İsa ve sair peygamberler tarafından davet edilen İbrahim ve Tevhid dini olduğunu söylemiştir.
Bu söylem, Kuran'da ayet olarak yer almaktadır ve dolayısı ile Allah'ın söylemidir. Ancak, burada da, Muhammed'in söylemi olarak geçmektedir.
Syf. 93
15- Caminin kıblesi Kudüs idi sonraları Mekke'ye döndürüldü. Burada, Allah'ın yanılmaz iradesine dikkat çekilmektedir. Kıble, madem ki Kabe olacaktı ki, önceleri öyledir. Sonradan Kudüs'e çevrilmiştir. Öyleyse neden daha sonra tekrar Mekke'ye çevrilerek ikide bir fikir değiştiren bir irade ortaya çıkmıştır.
Bakınız, Kıble'nin Değiştirilmesi
Syf. 94
16- Muhammet Medinede yerleştikten ve az çok teşkilat yaptıktan sonra Mekke ile Suriye arasında gelip giden tüccar kervanlarına tecavüzlere başlamıştı. Suriyeye ticaret içingitmiş bir kervan hepsi Kureyş kabilesine mensup 70 kadar suvari ile Mekke'ye dönüyordu. Bunların başında Ebu Süfyan vardı. Sahil yolu ile yürüyorlardı. Muhammet bunu haber aldı. Kervanın yanında nekadar servet olduğunu ve kuvvetlerinin azlığını da öğrenmişti. Muhammet Müslümanları topladı. Onlara vaziyeti anlattı ve bu kervanı vurmak üzere Medine'den hareket olundu.
Yukarıdaki ifadeler, açıkça bir soyguncu çetesinin yaptıklarını *alatmaktadır. Bu soygunlar İslam adına yapılan talanlardır. Soyguncu çetesinin başındaki de İslam peygamberi Muhammed'dir. Konu için bakınız Seriyye. Atatürk'ün bu gerçekleri Tarih kitabına koymasındaki en büyük amaç, Türk Gençliğine İslam'ı bütün yönüyle göstermek istemesiydi hiç kuşkusuz.
Syf. 95
17- Medineye dönüldüğü zaman Müslümanlar arasında ganimetlerin taksimi yüzünden ihtilaf çıktı. Muhammet bu ihtilafı teskin için Ganaim denilen ayetleri tebliğ etti.
Dikkat edilecek olursa burada da, ayetleri tebliğ eden Allah değil, gene Muhammed'dir. Ganimetlerin dağılımı konusu ile ilgili olarak bakınız Ganimet ve Ganaim Ayetleri
Syf. 119
18- Kuran ayetlerini bir cilt halinde toplayarak, Kuran denilen kitabı ilk vücuda getiren Ebubekirdir.
Atatürk'ün, çok kitap okuyan ve kitaba karşı *saygılı olan bir şahsiyet olduğu bilinir. Burada, Kuran denilen kitap ifadesi ile, Kuran'a ne kadar saygı gösterildiği meydandadır

07-10-2006, 15:37
Sevgili Humayun,
Atatürk bölümüne katkın için teşekkür ediyorum. Ama biraz fazlaca ve gereksiz katkılar yapmışsınız. Sizin yazdıklarınızı okuyanlar acaba biz farklı bir sitede miyiz diye düşüneceklerdir. Biz bu köşede başkalarına ait bakış açılarına ve yorumlarına yer vermiyoruz. Eğer Atatürk'le ilgili kendi düşünceniz ve yorumunuz varsa buyrun yazabilirsiniz. Onun için de ben düzeltmeler yaptım. *Umarım bunu yanlış anlamazsınız.
Atatürk'ün din hakkında zaten kendi görüşü vardır. Bu görüşlerin yorumlanmasına gerek yoktur. Biz zaten din hakkındaki görüşlerini bu köşeye almış bulunuyoruz. Ama bu köşeye katkı anlamındaki alıntılarınızı da silmedim. Evet. Atatürk o konuşmaları yapmıştır. Ama cumhuriyeti kurduktan sonra uygulamalarına baktığımız zaman bu konuşmalara ters uygulamalar içine girmiştir. Devrimlerinden zaten bunu anlıyoruz.

Atatürk'ün dine bakış açısını özetle belirtmek istiyorum:

Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur.." Atatürk
*
“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..” Atatürk *
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Kazım Karabekir-Paşaların Kavgası Syf,159 *

Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini *gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.. *Atatürk-1926
Andrew Mango, Atatürk Syf.447

Sevgili Humayun,
Atatürk'ün ateist olup olmadığı bence pek de önemli değil. Önemli olan onun dine bakış açısı. Bence bu bakış açısını Andrew Mango'nun Atatürk adlı eserinde net bir şekilde ifade etmiştir. Buna bir itirazınızın olabileceğini zanetmiyorum. Bence de doğrusu da budur. Meseleyi farklı boyutlara çekmenin kimseye bir yararı olmayacaktır. Sevgilerimle...

humayun
08-10-2006, 04:39
Sevgili Ezkamo emek vererek hazırladıklarımı silmişsin çok üzüldüm.Bence sunmuş olduğun sebebler hiç bir şey ifade etmiyor ve çok yazık olduNeyse sonuçta site senin yönetimindedir istediğini yapmak senin hakkındır.İslami sitelerde de böyle şeylerle çok karşılaştım.Adamlar benim yazdıklarımı okuyorlar ondan sonra yazıyorlardı.Fikirlerim çok tehlikeli ve sapıktı onlar için.Senin de böyle davranmam çok zoruma gitti.Ama malesef bazı gerçekler karşısında susmam mümkün değildir.Bu gerek İslam adına olur gerekse Atatürk adına olur.

Türkiye'nin başına Ermeni soykırımı yalanını saranlarla Atatürk'ün dinsiz olduğunu içeren sloganları üretenler, aynı adamlardır.Son günlerde sözde gizli din söyleşilerinin ortaya çıkmasıyla Atatürk'ün din konusuna koyduğu mesafenin varlığı iddiaları tekrar gündeme geldi.Atatürk'ü anlamak ve dayatmak tabirine dikkat etmek gerekiyor. Türkiye'de iki şey dayatıldı, anlatılmadı. Bunlardan biri İslam'dır, anlatmadılar, dayattılar, birileri de Atatürk'ü dayattı. İkisi de insanımıza kahır çektirdi. Her iki dayatmada da Atatürk dinsiz gösterilmeye çalışıldı. Dinciler, O'nun gerçek dini öne çıkaran tarafından kaçtılar, dinin gerçeğine saygılı Atatürk'ten rahatsız oldular.

Atatürk, Hıristiyan emperyalizmine karşı savaş veren, onları mağlup eden ve onlara rağmen devlet kuran tek Müslüman liderdir. Bugün İslam dünyasında haçlı pergeliyle sınırları çizilmemiş bir tane devlet var mı ? Türkiye dışında. BOP coğrafyasını şekillendirmeye çalışan süper güç, iki kuvvetten çok çekiniyor; bunlardan bir tanesi Türkiye, diğeri İran. Bu nedenle Türkiye üzerinde tahrip operasyonları yapılıp, Türkiye devleti zayıflatılmak isteniyor. Bilinçaltı, içi boşaltılıyor. Bakın Atatürk'ün İslam dünyası ülkelerinde ortak bir adı vardı: "Müslümanların militan lideri." Atatürk'e peygamberimizin kim olduğunu soruyorlar verdiği cevap şu: "Benim için esaret tanımamanın sembolüdür." Kur'an-ı Kerim de Peygamberi tanımlarken, "O müminlerin ayağına, boynuna vurulmuş bukağıları da parçalayan peygamberdir" diyor. Atatürk de bunu ifade ediyor. Mustafa Kemal de esaret tanımamanın sembolüdür. 'Bağımsızlık benim karakterimdir' diyor. Atatürk, Hz. Muhammed Mustafa'yı böyle anlıyorsa, burada emperyalist Batı için çok ciddi bir sorun var demektir. Bu anlayış İslam coğrafyalarına eğer egemen olursa, 21. Yüzyıl batı için yok olmuş demektir. Arnold Toynbee, daha 1940'ların başında, ideolojilerin çökeceğini ve yerine dinlerin geleceğini, parsayı ise İslam'ın toplayacağını söylüyor. İslam'ın kana ve teröre bulaştırılmak istenmesinin altında bu yatıyor. Bunları yapacak olan batı için Atatürk en büyük engeldir. Mustafa Kemal emperyalizme karşı İslam dünyası için stratejik bir reçete ortaya koyuyor. Dincilerin Mustafa Kemal'i dinsiz göstermek için kullandığı bütün sloganlar, İngiliz gizli servisi tarafından üretilmiş. Türkiye'nin başına Ermeni Soykırımı yalanını saranlar ile Atatürk'ün dinsiz olduğunu içeren sloganları üretenler aynı adamlar. Batı, Atatürk'ün hazırladığı reçetenin İslam dünyasında yaratacağı etki konusunda önlemini aldı ve başarılı da oldu.

Günümüzde bu hızla yayılmaya başladı.Bunun en büyük nedenlerinde birisi , Türkiye'ye ihanet edenlerin tekrar devreye girmeleridir.
Zaman zaman filan dış gazete, yazar diyerek bunu oynuyorlar. Mustafa Kemal'in dini mektebe gitmediğinden bahsedilmekte. Ne olacak, Mustafa Kemal'in ilahiyatçı olması mı gerekiyor. Kaldı ki Mustafa Kemal İslam ilahiyatını bir çok uzman kişiden daha iyi biliyor. Mustafa Kemal'in hayatında yaptığı en uzun konuşma 18 sayfalık bir konuşmadır. TBMM konuşmasıdır bu. Onu iyice bir incelemek gerekiyor. 20'ye yakın Kuran ayetini orijinal metninden okumuş, tercümesini yapmış ve hadislerle de açılımını yaparak yorumlamış ve İslam dünyası için oradan reçeteler çıkarmıştır. O gün bu bi-lince ulaşmış ilahiyatçı bulmanız da zordu. Bunlar gizli kalmış belgeler değil, Atatürk'ü İslam dışı göstermenin belgeleridir. Atatürk'ün Arapça duaların Türkçesini halkın bildiğinde dinden tiksineceğini söylediği de iddiaların arasında.

Atatürk'ün açık beyanları ve icraatı var. Bazı dinin bütününden rahatsız olanlar, utanmadan sıkılmadan şunu söylüyor: Bir dönemde Atatürk onları yaptı da sonradan değişti. Ben sizin Atatürk'ün ölümüne yakın din ile ilgili tespitlerini de ortaya koyarım. Atatürk başarıya ulaşıncaya kadar dini kullandı, sonra dine ters düştü diyenler Atatürk'ü hiç anlamamıştır.

Atatürk'ün din ile ilgili en güzel beyanları, başarıya ulaşıp, Cumhuriyeti kurup, Reis-i Cumhur olduktan sonradır. Atatürk ilahiyatçı da değildir. Bırakın da biraz nakiseleri olsun. Atatürk çok derinini bilmiyor ama yaptığı icraat budur. Bir de Atatürk'ü Tekke ve zaviyeleri kapatmakla suçlarlar. 19. yüzyıl Türk Tasavvuf hayatı benim doktora tezim. Kuşadalı'yı inceledim. Kuşadalı 1845 yılında esas İslam adına tekkeleri kapatan, İslam tarihinin devrimci adamlarından biri. Kuşadalı tekkelerin devrini doldurduğunu ve buralardan feyz gelmeyeceğini söylüyor ve bizzat kendi tekkesini kapatıyor. Bunları Atatürk değil Kuşadalı İbrahim söylüyor. Atatürk bunun resmî tescilini yapmıştır. Tekkeleri esas İslam adına Kuşadalı İbrahim kapattı. Bunları Batı biliyor, ama bizim insanımız bilmiyor. Bizim insanımızın bilmesinden rahatsız olanlar ise dinin hakikatinden rahatsız olan dincilerle, dinin bütününden rahatsız olan dinsizler. Ortak çalışıyorlar.

Sizin gibi bilgi birikimi olan bir insanın şeriatçılarla aynı fikirde olması beni çok şaşırtıyor.Nasıl olurda Andrew Mango adlı ingilizin belgesini bu konuda delil olarak tutabilirsiniz.Hiç aklınıza hayalinize gelmiyor mu acaba Atatürk bu demeci nasıl ve nerede verebilir.Kim olursa olsun Atatürk'e hangi hakla iki yüzlülük isnat edilebilir.Onun siyasi ve politik karakteri ortadadır.Zamanı geldiğin de herşeyi açıklık ile ve KORKMADAN yapmıştır.Tekke ve zaviyelerin kapatılması , kılık kıyafet kanunu nasıl ki Cumhuriyetten sonra ki icraatlar ise birçok hutbe ve dini adına sözledikleri de Cumhuriyetten sonradır.

Son derece aldatıcı , alçakça ve kendi milletinden korkan bir siyasetçiye yakışacak bu hareketi , ona isnad etmek çok büyük bir çarptırma ve yanlıştır.Şimdi birileri çıkıpta bir milletin istikbal ve bağımsızlığı söz konusu ise bunları yapmaz caizdir diye zırvalasada Atatürk'ü bu konuda hiç bir lider siyasetçi ile aynı kefede tutamazsınız.O zaman annesi Zübeyde hanım ve gerek Latife hanım gerekse kız kardeşi Makbule hanımın başını bu siyasi emellerine alet etmek için mi kapatmıştır.Onca hoca efendiler ile çekilen fotoğraflar da mı milleti aldatmak içindir.Meclisin açılışında ve bir çok yerde ellerini kaldırıp dua etmesi de mi kendi halkından korktuğu içindir.Bu nasıl bir isnad dır.

Sevgili Ezkamo seni eleştirimden uzak tutuyor ve şunu söylemek istiyorum:Bir çok İslami sitede de bu gibi asılsız ve abtalca iddaalar ile tartıştım.Ve ....../islampencereleri .com dan yayıldığı açık olan bu iftiraların perde arkasını çok iyi bilirim.Bu yüzden Atatürk ün dini eleştirdiği yanlarını hiç değilse biz doğru anlıyalım.Çünki yorum yanlışlıkları ve kasıtlı çarpıtmalar burada da söz konusudur.Yani aslında burda da aynı İslam dininde olduğu büyük bir yozlaşma söz konusudur.Bu saatten sonra Atatürk ün ne Dini ne de Dinsizliği bu milletin işine yarar.Bütün bunların temelinde müslüman kimliğe sahip olan insanımızı Atatürk e düşman etmek ve onu dejenere ve yıpratma çalışmaları yatmaktadır.Tarih ve söylenenler ve vesikaları ortadadır.
Ama isterdim ki benim katkılarıma biraz olsun saygılı olunsa idi.Çünki eğer iddaa ettiğiniz gibi uydurma ise onları düzenlemek yerine tartışmaya açmak daha doğru olurdu.Neyse Sevgi ile kal. Ne mutlu Türküm diyene :idea:

17-10-2006, 03:47
ATATÜRK-ÜN EL YAZISIYLA
DİNİN ROLÜ
DİN VE MİLLET


* * Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır.Fakat biz,bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.

* * * Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük millet idi.Arap dinini kabul ettikten sonra,bu din,ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi.Bilakis,Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi.Çünkü, Muhammed-in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu.Bu Arap fikri,Ümmet kelimesi ile ifade olundu.Muhammedin dinini kabul edenler,kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin , her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular.Bununla beraber,allaha kendi milli lisanında değil,allahın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, allaha ne dediğini bilmeyecekti.Bu vaziyet karşısında Türk milleti bir çok asırlar,ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin,adeta, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, kuranı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar,Türk milletince, karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan,dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar,bir taraftan Avrupa-da, Allah kelimesinin ilası(yüceltilmesi) parolası altında,Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler,fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.

* * * Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar.Mısır-da, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pareyi, hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gah şarka, gah garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini, topraklarını,menfaatlerini, benliğini unutturacak, allaha mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler,felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahrette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin, ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek, ahiret hayatına kavuşmak telkin edendin hissi; dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı.,davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti.Türk vicdanı umumisi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle(açıklıkla,ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu.Ne oldu? Türkün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra.

* * * Türk milleti, milli hissi;dini hisle değil *fakat insani hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında, milli hissin yanında, insani hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir(öğünür). Çünkü, Türk milleti bilirki, bugün medeniyetin şahrahında(büyük yolunda) müstakil ve fakat, kendilerine muvazi yürüdüğü umum medeni milletlerle, keşifleri, mütekabil insani ve medeni münasebet, elbette inkişafımızda devam için lazımdır. Ve yine malumdur ki, Türk milleti, her medeni millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle,ihtiralarıyla medeniyet alemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet aleminin, samimi bir ailesidir.

* * * *Türk milleti en eski tarihlerde,meşhur kurultaylarıyla,bu kurultaylarında devlet reislerini intihap etmeleriyle demokrasi fikrine ne kadar merbut olduklarını göstermişlerdir.Son tarih devirlerinde,Türklerin teşkil ettikleri devletlerde,başlarına geçen padişahlar,bu usulden ayrılarak müstebit olmuşlardır.

* * * * Kralların ve padişahların istibdadına,dinler mesnet olmuştur.Krallar,halifeler.padişahlar etraflarını alan papazlar,hocalar tarafından yapılmış teşviklerle,ilahi hukuka istinat etmişlerdir.Hakimiyet,bu hükümdarlara Allah tarafından verilmiş olduğu nazariyesi uydurulmuştur.Buna göre,hükümdar,ancak allaha karşı mesuldür.Kudret ve hakimiyetin hududu din kitaplarında aranabilir. İlahi hukuka mütenit bir mutlakıyet kaidesi önünde,demokrasi prensibinin,ilk aldığı vaziyet mütevazıdır.O,evvela hükümdarı devirmeğe değil,onun yalnız kuvvetlerini tahdide,mutlakıyeti kaldırmağa çalıştı.Bu çalışma 400-500 sene evvelinden başlar.Evvela,kuvvetin milletten geldiği ve kuvvet gayrı muktedir bir ele düşerse iştirak etmesiyledir..... * *

* * * * * * * * * * * * * * * *Medeni Bilgiler (sayfa: 364,365,366,367,368,369,370,402,403 )

17-10-2006, 20:04
Benim halkım demokrasi ilkelerini *gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.. *Atatürk-1926


Sevgili Hümayun,

Atatürk'ün uygulamalarına baktığımızda bu düşüncesi doğrultusunda hareket etmiştir. Doğrusu da budur. Kalkıp da hatıralarla Atatürk'ü çarpıtmanın ve takiyye yapmanın bir anlamı yoktur. Takiyye diyorum. Çünkü baktılar ki önlerinde Atatürk engeli var. Bu engeli aşmak için takiyye yapmaya başladılar. Buna alet olmayalım arkadaşım. Atatürk'ün ateist mi dindar mı olduğu önemli değildir. Önemli olan yukardaki düşüncesine katılıyor muyuz? Katılmıyor muyuz?

walla
17-10-2006, 21:21
Atatürkün söyledikleri gayet net ve yorumlamaya bile gelmez çünkü o bilimi savunur, doğru olanda budur...

habilis
30-01-2007, 17:12
atatürk ün gelişmiş kronolojisini vermek istiyorum

herhlde atatürk bölümünde olması lazım değilmi :)

19 Mayıs 1881 Mustafa'nın Selanik'te doğuşu

1893 Mustafa'nın Selanik Askeri Rüştiyesi'ne yazılması,

1896 Askeri Rüştüye'de Mustafa adlı öğretmeninin kendisine Kemal adını verdiği Mustafa Kemal, Manastır

Askeri İdadisi (Lisesi)'ne geçti.
13 Mart 1899 Mustafa Kemal,

İstanbul'da Harbiye (Harp Okulu) piyade sınıfına girdi.

10 Şubat 1902 Mustafa Kemal'in Harp Okulu'nu teğmen rütbesiyle bitirerek Harp Akademisi'ne geçmesi,

11 Ocak 1905 Mustafa Kemal'in Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi'nden mezun olması ve merkezi Şam'da bulunan Beşinci Ordu emrine verilmesi,

Ekim 1905 Mustafa Kemal'in bazı arkadaşlarıyla birlikte Şam'da gizli "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurması,

20 Haziran 1907 Mustafa Kemal'in rütbesinin Kolağasılığına (kıdemli yüzbaşı) yükseltilmesi,

13 Ekim 1907 Mustafa Kemal'in Selanik'te III. Ordu'ya atanması,

15 - 16 Nisan 1909 Mustafa Kemal'in 31 Mart (13 Nisan) ayaklanması üzerine Hareket Ordusu'nun kurmay başkanı olarak İstanbul'a hareket etmesi,

6 Eylül 1909 Mustafa Kemal'in Selanik'te III. Ordu Piyade Subay Talimgâhı Komutanı olması (aynı yıl içinde Kolağası rütbesiyle 38. Piyade Alayı komutanı olmuştur),

Mayıs 1910 ustafa Kemal'in Mahmut Şevket Paşa'nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk harekâtlarında bulunması,

17-21 Eylül 1910 Fransa'da yapılan manevralara (Picardie) Türk Ordusu temsilcisi olarak katılması.

13 Eylül 1911 Mustafa Kemal'in İstanbul'a Genelkurmay'a nakledilmesi,

27 Kasım 1911 Mustafa Kemal'in Binbaşılığa yükseltilmesi,

22 Aralık 1911 Mustafa Kemal'in İtalyan - Osmanlı Trablus savaşında Tobruz Taarruzunu başarıyla idare etmesi,

25 Kasım 1912 Mustafa Kemal'in Bahrısefid Boğazı (Çanakkale) Kuvâ-yı Mürettebesi Harekât Şubesi Müdürlüğü'ne atanması,

27 Ekim 1913 Mustafa Kemal'in Sofya Ataşemiliteri olması,

1 Mart 1914 Mustafa Kemal'in Yarbaylığa yükselmesi,

2 Şubat 1915 Mustafa Kemal'in Tekirdağ'da 19. Tümeni kurmaya başlaması (25 Şubat 1915'te tümen kuruluşunu tamamlayarak Maydos'a gelmiştir),

25 Nisan 1915 İtilaf Devletlerinin Arıburnu'na asker çıkarmaları üzerine Mustafa Kemal'in tümeniyle düşmanı önleyerek durdurması.

1 Haziran 1915 Mustafa Kemal'in Albaylığa yükselmesi,

8 - 9 Ağustos 1915 Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu Komutanlığı'na atanması,

10 Ağustos 1915 Mustafa Kemal'in bizzat idare ettiği taarruzla Anafartalar cephesinde düşmanı geri atması,

17 Ağustos 1915 Mustafa Kemal'in Kireçtepe'de zafer kazanması,

21 Ağustos 1915 Mustafa Kemal'in II. Anafartalar Zaferini kazanması,

1 Nisan 1916 Mustafa Kemal'in Tümgeneralliğe yükseltilmesi,

7-8 Ağustos 1916 Mustafa Kemal'in Bitlis ve Muş'u düşman elinden kurtarması,

7 Mart 1917 Mustafa Kemal'in Diyarbakır'daki II. Ordu Komutan Vekilliğine atanması,

16 Mart 1917 Mustafa Kemal'in Diyarbakır'daki II. Ordu Komutanlığı'na asil olarak atanması,

5 Temmuz 1917 Mustafa Kemal'in Halep'teki VII. Ordu Komutanlığı'na atanması,

20 Eylül 1917 Mustafa Kemal'in VII. Ordu Komutanı sıfatıyla memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu göndermesi,

15 Ekim 1917 Mustafa Kemal'in VII. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılarak İstanbul'a dönmesi,

15 Aralık 1917 Mustafa Kemal'in Veliaht Vahdettin ile Almanya'ya gitmesi,

16 Aralık 1917 Mustafa Kemal'e "Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı" verilmesi,

4 Ocak 1918 Almanya gezisinden dönmesi,

7 Ağustos 1918 Mustafa Kemal'in Filistin'de bulunan VII. Ordu Komutanlığı'na ikinci defa tayin edilmesi,

26 Ekim 1918 Mustafa Kemal'in komuta ettiği VII. Ordu Birliklerinin düşman taarruzunu Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde durdurması,

31 Ekim 1918 Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olması,

13 Kasım 1918 Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'nın lağvı üzerine İstanbul'a gitmesi,

30 Nisan 1919 Mustafa Kemal'in IX. Ordu Müfettişi olması,

16 Mayıs 1919 Mustafa Kemal'in Samsun'a gitmek üzere Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrılması,

19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkması,

21-22 Mayıs 1919 Mustafa Kemal'in Amasya'dan yolladığı genelgeyle, Milli Kuvvetleri bir gaye ve bir teşkilat çerçevesinde toplamak amacıyla Sivas Kongresi'ni toplanmaya çağırması,

26 Haziran 1919 Amasya'dan Sivas'a hareketi,

3 Temmuz 1919 Mustafa Kemal'in Erzurum'a ilk gelişi,

8-9 Temmuz 1919 Mustafa Kemal'in resmi görevinden ve askerlikten çekilmesi,

23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi'nin toplanması ve Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi'ne başkan seçilmesi,

4 Eylül 1919 Sivas Kongresi'nin toplanması ve Mustafa Kemal'in Sivas Kongresi'ne başkan seçilmesi,

11 Eylül 1919 Mustafa Kemal'in Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi Başkanlığına seçilmesi,

20-22 Ekim 1919 Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen Bahriye Nâzırı (Bakan) Salih Paşa ile Amasya'da görüşmesi ve Amasya bildirgesinin imzalanması,

7 Kasım 1919 Mustafa Kemal'in İstanbul'da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum'dan Milletvekili seçilmesi (Büyük Millet Meclisi'nin birinci dönemi için yapılan seçimde ve ondan sonraki seçimlerde Ankara'dan Milletvekili seçilmiştir),

27 Aralık 1919 Mustafa Kemal'in Heyet-i Temsiliye üyeleriyle birlikte Ankara'ya gelmesi,

16 Mart 1920 İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali üzerine Mustafa Kemal'in durumu bütün devletler ve Millet Meclisleri nezdinde protesto etmesi ve Ankara'da yeni bir Millet Meclisi girişiminde bulunması,

23 Nisan 1920 Mustafa Kemal'in Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açması,

24 Nisan 1920 T.B.M.M.'nin Mustafa Kemal'i başkanlığa seçmesi,

11 Mayıs 1920 Mustafa Kemal'in İstanbul Hükümetince ölüm cezasına çarptırılması (Bu karar 24 Mayıs 1920'de Padişah tarafından onaylanmıştır),

13 Eylül 1920 Mustafa Kemal tarafından "Halkçılık " programının Büyük Millet Meclisine sunuluşu,

5 Aralık 1920 Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen Osmanlı delegeleri Ahmet İzzet ve Salih Paşa'larla Bilecik İstasyonunda görüşmesi,

10 Mayıs 1921 Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kurulması ve kendisinin Grup Başkanlığı'na seçilmesi,

13 Haziran 1921 Mustafa Kemal'in Fransız temsilcisi F. Bouillon ile Ankara'da görüşmesi,

5 Ağustos 1921 Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal'e Başkomutanlık görevinin verilmesi,

23 Ağustos 1921 Mustafa Kemal'in 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı'nı yönetmeye başlaması,

13 Eylül 1921 Mustafa Kemal'in Sakarya Zaferi'ni kazanması,

19 Eylül 1921 Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından Mareşallik rütbesinin ve Gazi unvanının verilmesi,

26 Ağustos 1922 Gazi Mustafa Kemal'in Kocatepe'den Büyük Taarruzu idareye başlaması,

30 Ağustos 1922 Gazi Mustafa Kemal'in Dumlupınar'da Başkomutan Meydan Savaşı'nı kazanması,

10 Eylül 1922 Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'e girişi,

1 Kasım 1922 Gazi Mustafa Kemal'in teklifi üzerine Büyük Millet Meclisi'nin saltanatı kaldırılmasına karar verişi,

14 Ocak 1923 Gazi Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'ın İzmir'de ölümü,

29 Ocak 1923 Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'de Lâtife (Uşaklıgil) Hanım'la evlenmesi (5 Ağustos 1925'te ayrılmışlardır),

17 Şubat 1923 Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'de ilk Türkiye İktisat Kongresi'ni açması,

13 Ağustos 1923 Gazi Mustafa Kemal'in ikinci kez Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçilmesi,

11 Eylül 1923 Gazi Mustafa Kemal'in Halk Partisi'ni kurması,

29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanı ve Gazi Mustafa Kemal'in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi,

1 Mart 1924 Gazi Mustafa Kemal'in Büyük Millet Meclisi'ni açışı ve Halifeliğin kaldırılması ile öğretimin birleştirilmesi gereğini konuşmasında belirtmesi,

23 Ağustos 1925 Gazi Mustafa Kemal'in Kastamonu'da şapka ve kıyafet devrimini başlatması,

3 Ekim 1926 İstanbul'da Sarayburnu'nda Mustafa Kemal'in ilk heykelinin dikilmesi,

1 Temmuz 1927 Gazi Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk defa İstanbul'a gelmesi,

15-20 Ekim 1927 Gazi Mustafa Kemal'in CHP İkinci Kurultayı'nda tarihi büyük nutkunu söylemesi,

1 Kasım 1927 Gazi Mustafa Kemal'in ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçilmesi,

4 Kasım 1927 Gazi Mustafa Kemal'in Ankara Etnografya Müzesi önünde ve Yenişehir'de dikilen heykellerinin açılışı,

20 Mayıs 1928 Afgan Kralı Amanullah Han'ın Gazi Mustafa Kemal'i Ankara'da ziyareti,

9-10 Ağustos 1928 Gazi Mustafa Kemal'in Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi,

12 Nisan 1931 Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu'nun kurulması,

4 Mayıs 1931 Mustafa Kemal'in üçüncü kez Cumhurbaşkanlığına seçilmesi,

12 Haziran 1932 Irak Kralı Emir Faysal'ın Ankara'da Mustafa Kemal'i ziyareti,

12 Temmuz 1932 Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu'nun kurulması,

4 Ekim 1933 Yugoslavya Kralı Aleksandre'ın Gazi Mustafa Kemal'i İstanbul'da ziyareti,

29 Ekim 1933 Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in onuncu yıldönümü dolayısıyla tarihi nutkunu söylemesi,

16 Haziran 1934 İran Şehinşahı Rıza Pehlevi'nin Gazi Mustafa Kemal'i Ankara'da ziyareti,

24 Kasım 1934 Büyük Millet Meclisi'nin Mustafa Kemal'e ATATÜRK soyadını veren yasayı kabul etmesi,

1 Mart 1935 Atatürk'ün dördüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi,

4 Eylül 1936 İngiltere Kralı Edward VII'in İstanbul'da Atatürk'ü ziyareti,

11 Haziran 1937 Atatürk'ün çiftliklerini devlete ve bir kısım gayrimenkullerini Ankara Belediyesi'ne bağışlaması,

30 Mart 1938 Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nce ilk kez resmi tebliğ yayınlanması,

19 Haziran 1938 Romanya Kralı Karol II'nin Atatürk'ü İstanbul'da ziyareti,

5 Eylül 1938 Atatürk'ün vasiyetnamesini yazması (Açılış: 28 Kasım 1938),

16 Ekim 1938 Atatürk'ün hastalık durumu hakkında günlük resmi tebliğler yayımına başlanması,

10 Kasım 1938 Atatürk'ün ölümü,

21 Kasım 1938 Atatürk'ün cenazesinin Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre törenle konulması,

10 Kasım 1953 Atatürk'ün nâşının Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrinden Anıtkabir'e nakledilmesi,

1981 UNESCO'nun aldığı bir kararla Atatürk'ün doğumunun 100. Yılının bütün dünyada "Atatürk Yılı" olarak kutlanması,

dersimmm
30-01-2007, 17:14
ne kadar çok atatürk başlığı var, hepsini bi yerde toplasanız daha iyi olmaz mı?

ayrı ayrı takip etmesi zor oluyor

tewderi
30-01-2007, 17:22
ne kadar çok atatürk başlığı var, hepsini bi yerde toplasanız daha iyi olmaz mı?

ayrı ayrı takip etmesi zor oluyor


:):):)

Ben diim bu kez kesin ihraç edilirsin:D

frodo
30-01-2007, 17:48
Tewderi kızmaya başlıyorum. Güzel kardeşim ben " Atatürkçü" değilim. Ama "armut dibine düşer", "baba tarafından soyu ne" türü yaklaşımlara Atatürkçü düşünceye olduğumdan daha uzağım.

Atatürkçü düşünce ya da Atatürk'ün pratiği emperyalizme,gericiliğe ve o dönemde yükselen faşist ideolojiye karşı duruşu ile "saygındır".

Dersimmm'e kızdım çünkü o kendisinin Komünist olduğu iddiasında. Sana da dersimmm'e de bu konuda kendimce nasihatte bulunmaya çalıştım. Kafatasçılık yapmayın diye. Çünkü bir komünist asla ve asla kimsenin soyu ile ilgilenmez. Bu "yarın yanağından gayri her herde hep beraber" diyen bir ideolojiye hakarettir.

Atatürk'ün pratiğini eleştirebilirsin, düşüncelerini de. Ama bir ırkı, bir ulusu ya da bir azınlığı kendince tiiye alan ırkçı yaklaşımlara izin vermeme niyetindeyiz.

dersimmm
30-01-2007, 17:50
atar mı atarlar tewderi belli olmaz
:lol: *:lol:

tewderi
30-01-2007, 18:13
Frado Abim,

Ben kafatasçılık yapmadım Soy önemlidir dedim lakin ırkçılık şeklinde anlaşılacağını tahmin etmemiştim.

Irkı ne olursa olsun ,isterse ailemdeki fert olsun önce insan olmadıktan sonra kendinden başkalarını aşağlık gördümü benim için en aşağlık insan kendisidir..

Kendi atalarının yapmış olduğu katliamları övünerek anlatı mı ve yeniden atalarının yaptığı katliamı yapmak istedi mi?


Abi ben kafatasçı değillllllllllllllllllllllllllllllim

30-01-2007, 18:25
explorer öncelikle şu yazın beni *çok tebessüm ettirdi.
"Tanr?, kendisinin yarat?lmad?g?n? ve sonsuztan beri varoldugunu söylüyor. öyleyse tanr?da bir Ateisttir."
unutma bu sözümü *,yada iyice oku birşey yazarken. yada bu sözü nereden buldu isen *,reklamını yapma çok basit ve değersiz bir cümle.az bir imanı olan bile sana tebessüm eder. sana bu konu ile ilgili 2 şey yazıcam bir.biz ya inanırız ,yada inanmayız.o bizi alakadar eder. ve *ATEİST TANRIYA İNANMIYAN DEMEKTİR.ALLAHINDA *üstünde başka bir tanrı yoktur.
bu sözünde ayrıca hem tanırı yok diyorsun ,hemde tanrı ateisttir diyorsun.

AYATA
30-01-2007, 20:52
NE OLUYOR ?

* * * ‘’BİZ TÜRK GENÇLİĞİ,ATA’SININ BIRAKTIĞI MİRASA,O’NUN CUMHURİYETİNE,O’NUN İNKİLAPLARINA,O’NUN KUDRETLİ VE KUVVETLİ REJİMİNE DAİMA SADIK KALARAK,TOPRAĞINAKANIMIZI,İSTİKLALİNE CANIMIZI VERMEYİ,GENÇLİĞİMİZ,ŞEREFİMİZ,NAMUSUMUZ VE TÜRKLÜĞÜMÜZ NAMINA,YÜCE ANITININ ÖNÜNDE SÖZ VERİP AND İÇİYORUZ.’’diyerek verilen sözler.

* * * Daha dün ,ilkokul sıralarında,o kutsal ocakta tam beş yıl süre ile her sabah
‘’TÜRKÜM,DOĞRUYUM,ÇALIŞKANIM
YASAM;
KÜÇÜKLERİMİ KORUMAK,BÜYÜKLERİMİ SAYMAK,
YURDUMU, MİLLETİMİ ÖZÜMDEN ÇOK SEVMEKTİR
ÜLKÜM;
YÜKSELMEK İLERİ GİTMEKTİR.
VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN.
EY,BU GÜNÜMÜZÜ SAĞLIYAN ULU ATATÜRK.
AÇTIĞIN YOLDA,GÖSTERDİĞİN AMAÇTA,HİÇ DURMADAN YÜRÜYECEĞİME AND İÇERİM.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.’’ Diyerek verilen sözlerve daha niceleri ne çabuk unutulmuştur?

* * * Bütün bu sözler giderek, burada ifade etmek istemediğimiz sözler haline nasıl dönüşmüş?
* * * TÜRK ÇOCUKLARI,meselelere bambaşka gözlerle bakıp başka ufuklardan medet umar ve hele hele birbirlerini kırar hale nasıl gelmiş?

* * * İthal malı düşünceler uğruna,vatan sathında sürdürülen meydan muharebesinde,özbeöz TÜRK MALI damgasını taşıyan düşünceler neden yok?

* * * Bütün dünyada büyük yankılar uyandıran TÜRK inkilabına ve onun yaratıcısının düşüncelerine,KEMALİZM’e ne oldu ?

* * * O,bütünüyle anlaşıldı,fikirleri saptırılmadan uygulandı da sonuç alınmadığı içinmi? Yoksa Ata’mızın fikirleri temelde güçsüz olduğu içinmi bu dönüş?bu arayış neden?

* * * Ve hele hele öyle durumlarda öyle olaylarla karşılaşıyorki insan,bunun sonucu kendi kendine soruyor;ATATÜRK GERÇEKTEN YAŞADIMI?


* * * * * * * Ne hazin tablodur bu.
* * * * * * * Nedenini,önyargısız olarak incelediğimiz zaman görüyoruz ki ;

* * * * * * * O’nu hep bunaldığımız günlerde aramış ve anmışız.
* * * Bu dönemlerin dışında ,10 KASIM’lar ve birkaç bayram hariç,pek hatırlamamışız.Bu günlerdeki yaklaşımımız ise,yalnızca edebiyat şeklinde olmuş.O’nun fikirlerinden yalnızca bu alanda yararlanmışız.Nedense,gözümüz,gönlümüz,elimiz bir türlü O’nun düşüncelerinin özünü yakalamaya gitmemiş.

* * * Nedense.’’YURT DAVALARININ İDEOLOJİSİNİ ANLAYACAK,ANLATACAK,KUŞAKTAN KUŞAĞA YAŞATACAK KİŞİLER VE KURUMLAR YARATMAK....’’yerine O’nun düşüncelerini kütüphanelerdeki kitapların sararmış yaprakları arasına terk etmeyi,fikir ve hareketi birbirinden ayırmayı,hareketi ise O’nu yalnız edebiyatta kullanmayı yeğlemişiz.

* * * Halbuki;

* * * ‘’İNSANLARI İSTEDİĞİ GİBİ KULLANAN GÜÇ;FİKİRLER İLE BU FİKRE HAYATİYET KAZANDIRAN VE YAYAN KİMSELERDİR. FİKRİN NİTELİĞİ DE,HİÇ BİR İTİRAZIN BOZAMAYACAĞI KESİN BİR ŞEKİLDE KENDİ KENDİSİNİ KABUL ETTİRMEKTİR.BU İSE,FİKRİN YAVAŞ YAVAŞ DUYGULARA NÜFUZ ETMeSİ,BENİMSENMESİ VE İNANÇ HALİNE *DÖNÜŞMESİ İLE MÜMKÜNDÜR.VE BÖYLE OLDUKTAN SONRADIR Kİ ,O NU SARSMAK İÇİN BAŞKA MANTIKLARIN DÜŞÜNCELERİN HÜKMÜ KALMAZ....’’demişti ATATÜRK. Bizler bu gerçeğe ve ayrıca kitapların dillerinin olmadığı gerçeğine gözlerimizi kapamışız.

* * * Bundan dolayıdırki O’ndan fazla bir şey kalmamış kafalarımızda ve gönüllerimizde.Bizde kalanlar ise birkaç bilgi kırıntısından öteye geçememiş.

* * * Durum böyle olunca;

* * * Bu birkaç bilgi kırıntısı,o meydan muharebesinde yerini alacak kişiye yeterli muharebe gücü sağlamaya yetermi?

* * * Bu kişiler;

* * * En güzel diye sunulan düşüncelerin savunucularına;

* * * ‘’Güzel’in güzel olup olmadığını anlamak için diğer güzel!e güzel diyebilmek için çirkinin,çirkine çirkin diyebilmek içinde güzelin tanınması gerekmezmi?

* * * ‘’Türk isek,bu memleketin çocuğu isek,bu memleketin ve bu milletin iyiliği için çalıştığımızı iddia ediyorsak;O,en büyük TÜRK’ü anlamadan özbeöz TÜRK MALI olan KEMALİZM’i öğrenmeden O’nun ilkelerini saptırmadan,bütünüyle uygulamadan,sonuçlarını görmeden,doğruca güzel diye sunulan ithal malı düşüncelere yönelmek,en azından kendimizi,TÜRKLÜĞÜMÜZÜ inkar etmek olmaz mı?’’

* * * Bu kişiler;

* * * ‘’Dünyada hangi inkilap,fikri cephesi ile bu kadar az incelenmiş ve hangi inkilap bu denli saptırılmıştır?’’ diye sorabilirlermi?

* * * Hiç tereddütsüz hayır.

* * * Bu durumun,bu arayışın sorumlusu kimlerdir?kusur kimlerdedir?

* * * Bu kusur,kuşkusuz ATATÜRK’e ait olamaz.O söylenebilecek her şeyi,kendi kendini kabul ettirebilecek tarzda açıkça söylemiş ve yapılabilecek her şeyi yapmıştır.

* * * Kusuru her halde,YURT DAVALARININ İDEOLOJİSİNİ ANLAYACAK,ANLATACAK,KUŞAKTAN KUŞAĞA YAŞATACAK KİŞİLERİ VE KURUMLARI YARATMAYI yeğlemeyenlerde,fikri edebiyatta bırakıp hareketi o düşünceden koparanlarda,analarımızda,babalarımızda,özetle O,ndan gayrı herkeste aramak gerekir.

* * * Her beyse olan olmuştur,artık geçmişe değil,geleceğe bakmak gerekir.

* * * ATATÜRK’ü O’nun düşüncelerini her türlü ön yargıdan uzak derin bir davranış yeteneği,istekli ve araştırıcı bir ruh ve öze bakma alışkanlığında olan bir zihinle,dikkatle ve anlayışla inceleyelim.Diğer düşüncelerle,bu düşüncelerin kendi toplumlarına ve insanlık alemine verip aldıkları ile kıyaslıyalım.O’nu ve eserlerini anlamaya çalışalım.Bu sırada,sorunlarımızın teşhisinde ve tedavisinde yetersiz olduğunu görürsek o zaman başka reçeteleri hep beraber düşünebiliriz.Eğer,KEMALİZM’in fikri gücünü yakalıyabilirsek,(ki,gerçekten anlayışla incelersek yakalarız) o zaman kendimizi inkar etmeye,birbirimizi kırmaya bir son vermiş oluruz.Birbirimizi anlıyalım,hep birlikte O’na sarılalım ve O’nun direktifleri ışığında,O’nun yolunda Türk’ü Türk’e kırdırma ,bu cennet *vatanı parçalama tuzaklarını da paramparça ederek dosdoğru yürüyelim.

* * * Hiç şüphesiz ATATÜRK’ün *fikirlerini doğru anlayabilmenin ilk şartı.O’nu ve fikir yapısını tam olarak anlamaktır.O’nu anlamadan eserlerini sağlıklı olarak değerlendirmek,hatta anlamak mümkün değildir.Böyle bir girişim,insanı yanlış noktalara götürebilir.

* * * O’nu anlıyabilmek içi;aslında tüm yaşamını,bu yaşamı boyunca etkilendiği olayları,çevreyi,önce imparatorluğun sonrada GENÇ TÜRK DEVLETİ’nin siyasal,sosyal ve ekonomik durumunu en ince ayrıntısına kadar bilmek gerekir.

* * * Ancak,bu kadar geniş bir araştırmaya,bu kadar ayrıntıya girmeden,ta 1881 e gitmeden dahi O’nu anlamak mümkün olabilir kanısındayız.Yeterki anlamayı gönülden isteyelim.

* * * Bunun için iki ana kaynak vardır.’’BÜYÜK NUTUK’’,’’SÖYLEV VE DEMEÇLER’’.
Bu asgari ölçüdeki iki kaynak dahi bize bir şeyler verebilir.Yeterki defalarca okuyalım ve hatta eski tabir ile HIFZ edelim.

* * * Bilindiği üzere ATATÜRK büyük nutkuna;’’1919 SENESİ MAYISININ 19 NCU GÜNÜ SAMSUNA ÇIKTIM,VAZİYET VE MANZARA’İ UMUMİYE’’ sözleri ile başlamışve Türk ATA yurdunun ANADOLU’NUN O günkü manzarasını uzun uzun anlatmıştır.

* * * Özetlemek gerekirse;

* * * Memleketin dört bir yanı işgal ediliyor.Ermeniler Ermenistan,bir kısım Rumlar PONTUS,Yunanlılar MEGALO-İDEA hayalleri peşinde insanlarımızı kesiyorlar.Herkes,Türk Milletinin 16’ncı devleti ile birlikte yok olması için çalışıyor.Adı var kendi yok bir ordu,Osmanlı devleti,O’nun bağımsızlığı,padişahı,halifesi,hükümeti,bunlar hepsi anlamı kalmamış bir takım sözler.Sanki,tarih kara bir sayfa açmıştır türk milletinin önüne .

* * * İşte bu manzarayı,bunun altında yatan gerçeği anlamadan O’nu ATATÜRK’ü anlamak mümkün değildir.

* * * Böyle bir ortam için kurtuluş reçeteleride getirilmiştir gündeme.

* * * Bu reçeteleri biliyorsunuz ,İki tanesi MANDA reçetesi,sonuçları aynı amma,efendileri değişik.

* * * Bakın ne diyorlar ;

* * * ‘’Bizim Amerikan mandası tercih etmekten maksadımız,bütün cemiyetleri esir eden kalpleri,vicdanları sömüren İngiliz mandasından kurtulmak ve sakin ve milletlerin vicdanlarına riayetkar Amerika’yı kabul etmektir.’’

* * *‘’ Gelin ne kadar yaşama kabiliyetine haiz bir millet olduğumuzu görün ve anlayın,bu memleketi imar edin diyelim’’(Rafet Paşa)

* * * ‘’Yardıma muhtacız,mali durumumuz müstakil olarak yaşamaya müsait değil’’.(İsmail Hakkı Danişment)

* * * ‘’Mandater,buraya imar programı ile gelecektir.İşte bizim istediğimiz manda budur’’.(İsmail Fazıl Paşa)

* * * ‘’Bu tehlike karşısında Amerika’nın yardımını kabule mecburuz.Ben bu kanaatteyim.’’(Rauf bey)

* * * Bunları kimler söylüyor görüyorsunuz,ve daha kimler kimler var.

* * * Tabii başka reçetelerde var bu arada genel anlamı ile şöyle.
* * * ‘’Ülkenin manzarası bir ATEŞTEN GÖMLEK,bir yangın,bu yangından ülkenin tümünü kurtarabilmek mümkün değil,bari kurtarabildiğimizi kurtaralım.

* * * Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetleri çerçevesinde düşünenler de bunlar.

* * * İşte böyle bir ortamda ,tek bir kişi çıkmıştır ortaya ve şunları söylemiştir.

* * * ‘’EFENDİLER,BU DURUM KARŞISINDA TEK BİR KARAR VARDIR.O DA,MİLLİ EGEMENLİĞE DAYANAN,KAYITSIZ ŞARTSIZ,BAĞIMSIZ YENİ BİR TÜRK DEVLETİ KURMAKTIR.’’

* * *İŞTE DAHA İSTANBUL’DAN ÇIKMADAN ÖNCE DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ VE SAMSUN’DA ANADOLU TOPRAKLARINA AYAK BASAR BASMAZ UYGULAMAYA BAŞLADIĞIMIZ KARAR,BU KARAR OLMUŞTUR.

* * * BU KARARIN DAYANDIĞI EN KUVVETLİ DÜŞÜNCE VE MANTIK ŞU İDİ ;

* * * ESAS,TÜRK MİLLETİNİN ONURLU VE ŞEREFLİ BİR MİLLET OLARAK YAŞAMASIDIR. BU ESAS ANCAK TAM BAĞIMSIZ OLMAKLA SAĞLANABİLİR.NE KADAR ZENGİN VE REFAH İÇİNDE OLURSA OLSUN,BAĞIMSIZLIKTAN MAHRUM BİR MİLLET,UYGAR İNSANLIK İÇİNDE UŞAK OLMAK DERECESİNDEN YÜKSEK BİR MUAMMELEYE LAYIK OLMAZ.

* * * YABANCI BİR DEVLETİN HİMAYE VE YARDIMLARINI İSTEMEK,İNSANLIK NİTELİKLERİNDEN YOKSUNLUĞU,ACZİ VE BECERİKSİZLİĞİ İTİRAF ETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.
*
* * * OYSA TÜRK’ÜN ONURU,İZZET’İ NEFS VE KABİLİYETİ ÇOK YÜKSEK VE BÜYÜKTÜR.BÖYLE BİR MİLLETİN,ESİR YAŞAMAKTANSA YOK OLMASI DAHA İYİDİR.

* * * *ÖYLEYSE; YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

* * * * *İŞTE GERÇEK KURTULUŞU İSTEYENLERİN PAROLASI BU OLACAKTIR.

* * * BİR AN İÇİN BU KARARIN UYGULAMASINDA BAŞARISIZLIĞA UĞRANILACAĞINI DÜŞÜNELİM,NE OLACAKTI? ESARET

* * * *PEKİ EFENDİM,DİĞER KARARLARA UYULMASI HALİNDE NETİCE BUNUN AYNI DEĞİLMİYDİ?
* * *
* * * ŞU FARKLA Kİ,İSTİKLALİ İÇİN ÖLÜMÜ GÖZE ALAN MİLLET;İNSANLIK ONUR VE ŞEREFİNİN İCABI OLAN BÜTÜN FEDEKARLIĞI YAPMAKLA TESELLİ BULUR VE ŞÜPHESİZ ESARET ZİNCİRİNİ KENDİ ELİYLE BOYNUNA GEÇİREN MİSKİN,ONURSUZ,BİR MİLLETE NAZARAN DOST , DÜŞMAN NAZARINDAKİ MEVKİİ FARKLI OLUR’’
*
* * * ATATÜRK neden böyle bir şeye kalkmış,ne uğruna hareket etmiştir.sırtına o ATEŞTEN GÖMLEĞİ nasıl geçirmiştir.

* * * ERZURUM’da Kazım KARABEKİR Paşa ‘’ben ve kolordum emrinizdeyiz paşam’’yerine ‘’Sizi tutukluyorum paşam’’ deseydi acaba ne olurdu?

* * * Bütün hissiyatını ;

* * * ‘’ÖNEMLİ KARARLARIN BÜTÜN GEREK VE ZORUNLULUKLARINI İLK GÜNDE ANLATIP AÇIĞA VURMAK UYGUN DÜŞMEZDİ.UYGULAMAYI BİR TAKIM SAFHALARA AYIRMAK,OLAY VE GELİŞMELERDEN YARARLANARAK,MİLLETİN DUYGU VE F,KİRLERİNİ ORTAYA ÇIKARMAK VE ADIM ADIM YÜRÜYEREK HEDEFE VARMAYA ÇALIŞMAK GEREKİYORDU’’

* * * ‘’BEN,MİLLETİN VİCDANINDAN VE GELECEĞİNDEN SEZDİĞİM BÜYÜK GELİŞME İSTİDADINI,MİLLİ BİR SIR GİBİ VİCDANIMDA TAŞIYARAK,ADIM ADIM BÜTÜN TOPLUMUMUZA TATBİK ETTİRMEK MECBURİYETİNDEYDİM’’ sözleriyle özetleyen ATATÜRK’ün duygu ve düşüncelerini anlamadan,eserlerini sağlıklı olarak değerlendirme olanağı yoktur.Eser; ister bir mimari eser olsun,ister bir edebi eser olsun,ister bir güzel san’atlar eseri olsun,isterse bir devletin kuruluşu olsun fark etmez.

* * * Bir eserin ortaya çıkışında,eserin üzerinde yükseldiği temel düşünce ile ona şekil veren yaklaşım tarzının yeri önemi çok büyüktür.Bunlar (Düşünce ile yaklaşım tarzı) esere ruh veren,kişilik kazandıran unsurlardır.Bir esere ruh ve kişilik kazandıran bu unsurları,bu fikri temel ve çatı içinde inceleyip,irdelemeden,bir eseri doğru olarak değerlendirmeye ve hatta anlamaya imkan yoktur.

* * * ATATÜRK’ü ve eserini anlıyabilmenin,doğru olarak değerlendirebilmenin,en akılcı ve en gerçekçi yolu ve yöntemi seçebilmenin ikinci adımı ise eserin dayandığı fikri temeli ve çatıyı anlamaktır.

* * * Bilindiği üzere ATATÜRK2ün eseri 17 nci TÜRK DEVLETİNİN kurulması olayı,büyük ve eşsiz bir olay olarak dünya ve özellikle TÜRK TARİHİ içinde seçkin yerini almıştır.

* * * Böylesine seçkin bir olayında hiç şüphesiz,kendine has bir mantığı,bir düşünce dayanağı,bir sistemi vardır.Zaten olmasaydı O büyük TÜRK,ne giriştiği köklü inkılapta başarıya ulaşabilir,ne de mazlum milletlerin hayatında derin izler bırakabilirdi. Buna örnek verelim.

* * * Büyük Şair Behçet Kemal ÇAĞLAR şunları anlatıyor *:

* * * ‘’Bir başka sefer TOKYO’da dünyanın dört bir ucundan gelmiş delegeler şerefine düzenlenen bir yemekte,iki VİETNAM’lı delege ile yan yana düşmüştük.Türk olduğumu söyler söylemez ATATÜRK’ten söz açtılar.Biri şöyle konuştu :
*
* * * Fransız işgalinden kurtulmak için SOVYET RUSYA ‘dan akıl ve para yardımı gördük. Ne çare ki ATATÜRK gibi yapamadık.Onların akıl hocalığından zamanla kurtuluvermeyi başaramadık.Ben şimdi sıyrılmış ve ayrılmış durumdayım.Ama bu bulaşıcı belayı bilmeyenlere,bu suret’i haktan görünüşün iç yüzünü nasıl anlatmalı ? Bizde ‘’Nazariyeci’’profösörlerle,tecrübesiz ve yenilik tutkunu,yeni ‘’İZM’’ modası düşkünü gençler şimdi hep komünist.Sizde öyle değil her halde.ATATÜRK bekler sizi.

* * * Öteki VİETNAM’lı da söze şöyle girişti ;

* * * Şu çenemdeki yaranın hikayesini anlatayım size.Ortaokulda öğrenci idim.Bir akşam babam eve Fransız dergilerinden birinde çıkmış bir MUSTAFA KEMAL resmi getirdi.Anlatıp gösterdikçe coştum.Ertesi sabah ilk işim o resmi alıp okula koşmak ve babamdan öğrendiklerimi arkadaşlarıma anlatarak resmi göstermek oldu.Resim bir ara elden ele dolaştı ve sonra ortadan kayboldu.Bir arkadaşımdan ,çantasına koymuştur diye şüphelendim.’’Resmi isterim ‘’ diye üzerine yürüdüm.Kavga ettik.Çenemdeki yara izi o günden kalmaktadır işte.

* * * Ben de o Vietnamlıyı,O yara izinden öptüm’’

AYATA
30-01-2007, 20:57
‘’ADI PARTİ OLAN HALK KURULUŞUNDAN AMAÇ,MİLLETİN ÇOCUKLARINDAN BİR KISMININ,HALK SINIFLARIN ZARARINA,YARARLARINI SAĞLAMAK DEĞİLDİR.BİRBİRİNDEN AYRI VE BİRBİRİNİN DIŞINDA OLMAYIP HALK HALK ADI ALTINDA TOPLANMIŞ BULUNAN BÜTÜN MİLLETİ ORTAK VE BİRLEŞİK BİR SURETTE ORTAK VE GENEL OLAN GERÇEK REFAHA ULAŞTIRMAK İÇİN HAREKETE GEÇİRMEKTİR.’’

* * * ‘’TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKINI AYRI AYRI SINIFLARDAN OLUŞMUŞ DEĞİL VE FAKAT KİŞİSEL VE TOPLUMSAL HAYAT İÇİN İŞ BÖLÜMÜ GEREĞİ İLE ÇEŞİTLİ MESLEK GRUPLARINA AYRILMIŞ BİR TOPLUM KABUL ETMEK ANA İLKEMİZDİR.’’

* * * ‘’BİZİM İNANCIMIZA GÖRE,ULUSUMUZUN YAŞAYABİLMESİ VE YÜKSELMESİ KENDİ BENİMSEYEBİLME YETENEĞİ İLE ORANTILI OLAN BAKIŞ NOKTALARINDADIR.FAKAT ,ESAS OLARAK İNCELENİRSE,BİZİM BAKIŞ NOKTAMIZ Kİ HALKÇILIKTIR GÜCÜN KUDRETİN,EGEMENLİĞİN ,YÖNETİMİN DOĞRUDAN DORUYA HALKA VERİLMESİ VE HALKIN ELİNDE BULUNDURULMASIDIR.YİNE ŞÜPHE YOKKİ,BU DÜNYANIUN EN GÜÇLÜ VE ESASLI İLKESİDİR.’’

dilaver
30-01-2007, 21:20
..

* * Sayın SIRIUS-B

* * Tam olarak sizin olup ulmadıgını anlayamadıgım, genellikle haykırarak yazdıgınız yazıdaki manda mevzuuna bir ilave yapmak istiyorum.

* * " Hülasa olarak maksat Osmanlı İmparatorlugu'nun bütünlügün bitaraf büyük bir devlet ve hepsine tercihen Amerika Birleşik Devleti'nin mandası *altında muhafaz etmek oldugunu söyledi. Topladıkları kongrede verilen kararreisicumhura telgrafla bildirilmişve Senato tarafından buraya bir tahkik heyeti gönderilmesi rica edilmişti.Lakin onların manda hakkındaki fikirleri bizimki gibi degil. Onlar bunu yanlız büyük bir biraderin nasihatı ve yardımı diye düşünüyorlar."

* * *Yukarıdaki satırlar Ali Fuat Cebesoy'un Askeri ve Siyasi Belgeler adlı kitabının 94. sayfasından alınmıştır. Ali Fuat Paşa'nın buraya aldıgı rapor General Harbord tarafından yazılmıştır. Harbord Ermeniler için Mandatörlük tavsiyesi için bir inceleme yapmak üzere gönderilmiştir ve yukarıda alıntıladıgım paragrafı Mustafa Kemal ile görüşmesinin sonucu kaleme aldıklarıdır.

* * *Sizin yazınızda yüksek sesle ifade ettiginiz mandacılık hususuna Mustafa Kemal'in de karşı olmadıgı anlaşılıyor. Hatta Sivas kongresi ABD senatosuna başvuruda bile bulunuyor. Fakat generalin dedigi gibi farklı bir manda anlayışı bu.

* * * Şimdi buradan hareketle tek mabudlu bir panteon yaratmak adına, diger manda isteyenlerin de nasıl bir manda istediklerini dikkatlice inceleyip ondan sonra tezler ileri sürmek gerekir diye düşünüyorum.

* * * *Şöyle düşünmek mümkün gözüküyor. Aralarında Mustafa Kemal'in de bulundugu kurtuluşçular ilk başlarda manda fikrine soguk bakmadılar. Ancak onların savundugu manda fikri bir nevi koruyuculuk ve kollayıcılıktan ileri gitmedi. Ancak ABD ne Ermeniler için ne de Türkler için Manda fikrine sıcak bakmadı.


* * * * *saygılarımla

AYATA
30-01-2007, 23:10
Sayın dilaver Atatürk ile ilgili bir araştırma yapıyorum 300 sayfayı bulan bu derlemelerde *1940 larda, 50 lerde yazılan bazı makalelerden de yararlandım. Fakat yukardaki makale yi yazmak için 1982 de yayınlanmış olan Atatürkçü düşünce ve yaklaşım tarzı adlı bir broşürü kaynak olarak gösterebilirim, fakat bire bir kopya değil kaynaktır sadece...
* saygılarımla...

04-04-2007, 11:59
ATATÜRK BAŞARISIZ BİR DEVLET KURUCUSUDUR...

tepkileri ve küfürleri duyuyor gibiyim. evet atatürk başarısız bir devlet kurucusudur. neden derseniz; bu ülke için savaşmış gazilerden bir tanesini daha kaybettik ve o gazinin bir dikili ağacı bile yoktu ölürken, kalan son gazinin durumu da aynı. çanakkale aslanı seyid onbaşı ömrünün sonuna dek odun taşıdı geçinebilmek için. çünkü bir gazi maaşı bile çok görülmüştü ona!

bu ülkenin kurtuluşunda hiç bir payı olmayan mason-yahudi teşkilatı ise bütün türk ekonomisini ele geçirmiş durumda. iett arazileri 1. dünya savaşı'nda arkadan hançerleyen arapların elinde...
daha neler neler.

atatürk ülkesini batının namlusundan kurtarmış ama batının parasından kurtaramamıştır. kurduğu yönetim şekli yanlış olduğunu göstermektedir. sömürü sadece silahla olmaz, kültürlede olur, paraylada olur. biz amerikan emperyalizminin en sağlam sömürülerindeniz. eğer sosyalizm o dönemde kurulsaydı bunlarn hiç biri olmayacaktı.

hokusai
04-04-2007, 13:55
Sosyalizm kurulsaydi Rusya seni rahat biracakti öyle mi? Eskiden sosyalizm savunurdum ne güzel ülkede hic ac insan olmasa ne güzel olur derdim. ama durum öyle degil Trocki nin bir sözü var meshur "Bütün dünya komünist olmadan gercek komünizm yasanmaz" cok dogru, global dünyada nereye kadar dayanacaksin ki izolasyonlara, bir de düzen biraz aksadimi yandin.

Ülkenin bu durumu Gazi nin sucu degil ,elinden gelen herseyi yapmis hatta dünyada yapilabilecek en iyisini yapmis. İnönü sagolsun diyecegim ama degil M.kemal öldükten sonra yaptiklarina bakman icin Çetin Yetkin in Karsi Devrim kitabini okumalisin belki o zaman daha iyi anlarsin.

Belki 3 kusak yetistirebilseydik(dede,baba,ogul) su an durum böyle olmayabilirdi,hatta kesin olmazdi. Önceki yazilarimin birinde yazmistim cumhuriyetin ilk on yilinda %11 gibi bir büyüme ortalamsi tutturulmus muazzam birsey. Bunu bugün Çin bile tutturamadi Bu da mi Gazi nin basarisizligi
o yüzdenmidir ki güney amerikadaki ülkelerin bir cogu (peru,venezuella vb.) M.Kemal'in ekonomik kalkinma programini benimsiyorlar onun arastirmalarini yapiyorlar Kemalist bir hareket yayiliyor. Sence?
Bizim sucumuz demen lazim cumhuriyetin kazanimlarini koruyamadik desene, dünyada örnegi olmayan Köy Enstitülerini koruyamadik desene. Bursa nutkununun bir cümlesini bile yerine getiremedik desene,daha bu uzar gider anlayan anladi...

04-04-2007, 16:29
ATATÜRK BAŞARISIZ BİR DEVLET KURUCUSUDUR...


Zaten Çanakkale'de de çanak çömlek patladığı için itilaf devletleri geri dönmek zorunda kalmışlardır, yoksa o'nun bir katkısı yoktur. Hiç bir işte dikiş tutturamamış, askerlik, devlet adamlığı, devrimcilik, başöğretmenlik gibi bilumum işlere girip çıkmış, hepsini de eline yüzüne bulaştırmıştır. Üstelik bir de akşam oldu mu rakı içermiş diyorlar, eh kendini bilene bu kadar rezillik bir ömürde yeter de artar bile. Öldüğünde bıraktığı büyük servetle çocukları kuru yük gemileri almışlar, paraları pavyonlarda yiye yiye bitirememişler diyorlar, günahı söyleyenin boynuna. Bu durum İlhan Selçuk'un da gözünden kaçmamış ve bu beceriksiz adamın bütün kabahatlerini bir bir sıralamış:


"Atatürk Suçlu!.."



Sağa sola bakıyorum, gazete, kitap, dergi okuyorum; Atatürk'e saldırı, taşlama, yergi, eleştiriden geçilmiyor; anlıyorum ki Atatürk büyük suç işlemiş...

Niçin?

*

Çünkü dünya görüşünde, evrene bakış felsefesinde, ideolojik içeriğinde 'Aydınlanma' yı yeğlemiş Atatürk, 'Akıl inançtan, bilim dinden bağımsızdır' demiş. A benim canım Mustafa Kemal'im, uygarlığın ışığına neden yüzünü dönersin? İran'a bak, Suudi Arabistan'a bak!.. Bırakaydın, bağnazlığın dipsiz kuyusunun bostan dolabında dönenseydik. En büyük suçunu 'Gerçek yol gösterici bilimdir' diyerek işledin.

Atatürk suçlu...

"Vatanın bağrına düşman dayamışsa hançerini" Gazi Paşa görmezlikten geleydi; "İngiliz muhibbi" olaydı, "Amerikan mandacılığı" na sarılaydı; "Ya istiklal ya ölüm" deyip ortalığa atılarak pişmiş aşa neden soğuk su kattı?

Atatürk suçlu...

Osmanlı, Sevr Antlaşması'nı kuzu kuzu imzalamışken bizlere Konya Ovası yetmez miydi? Denizi zaten sevmeyiz, dağların gerisine çekilip bozkırda otururduk. Eloğlu vatanın minarelerine çan takar, bizim cami yaptırma dernekleri de Haymana bölgesinde çalışmalarını yoğunlaştırırdı. Nemize gerek İstiklal Savaşı? Nemize gerek İzmir, Aydın, Edirne, Çanakkale, İstanbul? Nemize gerek Lozan, a Mustafa Kemal Paşa?

Atatürk suçlu...

Sevgili Mustafa Kemal, kadın hakları senin neyine? Bak, şimdilerde genç kızımız başına türban dolarken sana da verip veriştiriyor. Yurttaşlık Yasası çıkardın, erkek karısını iki sözcükle boşayamıyor; ama kadın kara çarşafa girip sana beddua ediyor. Hukuk devrimini neden yaptın Kemal'im?

Atatürk suçlu...

Çünkü cumhuriyeti ilan etti. Haydi padişah efendimize kıydı, hilafete neden dokundu? Laik devletten daha büyük günah olur mu şu dar-ı dünyada Gazi Kemal'im?..

Atatürk suçlu...

Osmanlı'nın cengâverliğinden bizi soyutladı; 1923'ten bu güne "Yurtta barış, dünyada barış" diye yaşamak erkekliğimizi öldürmedi mi? Biz korkak mıyız a Gazi Paşa? Savaşçılıktan nasıl vazgeçeriz? Senin en büyük suçun barışçılık değil mi?

Atatürk suçlu...

Çünkü 1923'te kurulan cumhuriyete 1925'te başkaldıran Şeyh Sait 'e el sürmeyecekti; hilafetçi Said-i Nursi 'yi başkente buyur edip devletin başına oturtacaktı. On bir yıl süren savaşlardan sonra temelini attığı devleti, İngiliz işbirlikçisi şeyhlere, aşiret reislerine, seyyitlere lokma lokma sunarak, parça parça edecekti. A benim Mustafa Kemal Paşam, ayaklanmalara karşı neden beyaz teslim bayrağını çekmedin de üstlerine yürüdün?

Atatürk suçlu...

Öyle bir cumhuriyet kurmuş ki, bir türlü yıkılmıyor. 21'inci yüzyıla yaklaşıyoruz, devleti Amerika'ya teslim edemedik, parçalayamadık; bu yüzden Gazi'ye çok kızıyoruz, cumhuriyetin harcını sağlam karmış diye öfkeleniyoruz.

Atatürk suçlu...

Yetmiş yıl önce bağımsız bir cumhuriyet kurmuş, bize bırakmış; yarım yüzyıldan beri laik cumhuriyeti çağdaş demokrasiye yakışır bir düzeye getiremedik; bu yüzden öfkelendikçe yarım yüzyıl öncesine dönerek Atatürk'e veriştiriyoruz.

Atatürk suçlu...

Çünkü canım Mustafa Kemal, bizim adam olacağımızı sandı, biz cüdam olduk; başımızı dik tutacağımıza, Ortadoğu'da "süper yabancı devlet" in taşeronluğuna soyunduk; içimizdeki aşağılık duygusunu Atatürk'ü eleştirerek gidermeye çabalıyoruz.


Cumhuriyet
İlhan Selçuk

04-04-2007, 17:03
Öyle sanıyorum ki Enkidu sadece ilkokulda "Mustafa tatilde dayısının çiftliğinde kız kardeşi Makbüle ile kargaları kovalardı"dan başka bir şey okumamış. Bu ne özgün görüş.

04-04-2007, 18:54
Türkiye'nin, Amerika'nın sömürgelerinden biri olduğu Marxistlerin en büyük abartılarından biridir görüşündeyim. Enkidu'da aynı abartıya başvurmuş. Hele bir de Amerika'ya olan bazı bağımlılıklarımızı Atatürk'e mal etmek hatasına düşmüş.

Amerika olan ilişkilerimiz esasen 1950 lerde başlıyor kabul etmemiz gerekir. Bu dönemde Marshall Yardımı ve sonrasında NATO'ya giriş ile Amerika ile ilişkilerimiz yoğunlaşıyor. Dolayısıyla Atatürk'e bağlanacak bir durum söz konusu değil.

Amerika'ya tek önemli bağımlılığımız askeri alandadır. Bunu dışındaki ekonomik alanlarda *Japonya ve Avrupa ülkelerinden temin etmekteyiz pek çok malzeme ve teknolojiyi. Askeri alandaki bağımlılığa rağmen Türkiye ulusal politikalarında Amerikanın hegemonyasına hiç bir zaman tam olarak girmemiştir. Örneğin Amerika, 1974 Kıbrıs çıkartmasına karşı olduğu halde TC bu harekatı yapabilmiştir. Demek ki Amerikan hegemonyası hiçbir zaman marxistlerin abarttığı düzeyde olmamıştır.

Herşeyden evvel 1950 lerin fakir Türkiyesinin Amerikan sermayesinin ağzını sulandıracak hiç bir şeyi yoktur. Eğer Amerikan emperyalizmi gerçekten sömürecek, gelişimini engelleyeceği ülkeler arasaydı en başta en büyük rakibi olacak Japonya ve Almanyayı kontrolüne almak isterdi. Üstelik her ikisisi 2. dünya savaşı sonunda Amerikan işgali altındaydı. Amerika'nın Türkiye'den istediği en önemli şey Komünist Rusya'ya karşı bir müttefiği olması ve askeri üslerinden faydalanmasıdır.

Almanya ve Japonya'da Türkiye gibi kapitalist (daha doğrusu serbest piyasa ekonomisi) seçmelerine rağmen Amerikan hegemonyasına girmediler. Üstelik Amerikan işgali altında olmalarına rağmen. Demek ki seçilen ekonomik sistem değil Amerikaya bağımlılığa yol açan. Kültürel birikim ve yönetim anlayışı farklılığıdır.

Türkiyede Amerikan üslerine izin verilmeliydi-verilmemeli miydi? Bu başlıbaşına ayrı bir konu. Ancak üslerin verilmesi sayesinde Türkiye'ye her yıl 1 milyar dolar hibe şekline askeri yardım yıllarca yapıldı. Türkiye binlerce Amerikan tankını ve topunu, füzesini kiraya verdiği İncirlik gibi üsler sayesinde kazandı. Alınan silahlarla ne yapıldığı ise gene başıbaşına ayrı bir konu. Militarist iç ve dış politikalarda kullanılmıştır benim gözümde. Ancak dediğim gibi bu ayrı bir konu. Demek istediğim şu ki Amerikan üsleri sayesinde Türkiye sömürülmedi. Bu üslerin 50 yıldır Türkiyenin onaylamadığı hangi savaşta kullanıldığını söyleyebilirsiniz?

1960 ların başında Kıbrısa çıkarma yapacak gemi, indirme yapacak uçak bulmadığı için müdahale edemeyen TC, Amerikan askeri yardımı sayesinde 1974 de bunu yapabildi (çıkartmayı desteklediğim sanılmasın buradan).

Kurtlar Vadisi Irak filminde bir sahne vardı. Amerikalı kötü adam Polat'a diyordu ki:

"Kıçınızdaki donu bile biz verdik size". Bu acı ama gerçek bir sözdü.

1950 lere kadar bir şey üretemeyen Türkiye, 1950 lerden sonra Amerika ülkeye girdi diye mi sömürüldü, geri kaldı? Hangi olumlu gidişat vardı da 1950 lerden sonra bozuldu? Lenin'in Emperyalizm Teorisi'nin peşine düşüp geriliğimizin faturasını Amerika'ya kesmek çok abartılı bir belirlemedir. Bu toplum en az 500 yıldır gerileme çizgisindedir. Cumhuriyetle birlikte önemli bir ilerleme hamlesi yapmıştır ancak gerisi gelmemiştir.

Evet Amerika dünya üzerinde bir egemenlik politikası güden bir devlet ancak bu egemenlik her zaman katı bir sömürü sistemi değil ve Almanya ile japonyanın yaptığını yapabilmemiz mümkün. Geriliğimizin esas dinamiğini Amerikaya bağlamayalım.

05-04-2007, 09:18
Ben Cem’in bu iletisine katılmıyorum. Demek Enkidu da Marksistlerin abartısına baş vurmuş. Tabi Atatürk Rusya’yı pek fena bir şekilde ekmişti. Marksist’lerin Atatürk’ü sevmemesi normaldir. Mesele şu ki Atatürk Rusya’nın peyki olmak istememiştir. Tam bağımsızlıkla, mandaya hayır sloganı ile *yola çıkan ilkeli insandan da hiçbir ülkenin kontrolüne girmemesi beklenirdi. Atatürk’ün Türkiye’nin o fakir, silahsız halinde üstün İtalyan gücü karşısında da ‘Bana çizmemi giydirtmesinler’ dediği herhalde halen anımsanıyordur.

Amerika elbette Türkiye ile çok önceden ilgileniyordu ve Türkiye’yi kontrol altına almak istiyordu. Cem’in anlattığı kadar yanlış bir stratejiyi Amerika hiçbir zaman uygulamazdı. Türkiye öyle bir konumdaydı ki ABD bu iş için can atıyordu. Türkiye 1950 yılına kadar çok başarılı bir bağımsızlık politikası uygulamıştır. 2. Dünya savaşında Ruslar kuzey doğu Anadolu’yu ve Boğazları isterken yanımızda kimse, ama kimse yoktu. İnönü’nün dirayetli idaresi ile politik dengeleri koruyarak o berbat durumdan kurtulundu. Hiçbir vesayet istenmedi.

Gelelim ABD’ye. Bir kere Sevr anlaşmasında ABD doğrudan masada değildi, ama taraftı. Geçenlerde ya bir gazetede okudum ya da bir gruptan ileti geldi tam anımsamıyorum şu anda, ABD gemileri İzmir’e Yunan çıkartmasına yardımcı olmuşlar, bu özenle saklanan bir gerçektir. Tamam! Hulki Cevizoğlu ‘kimse yazmıyor, bari ben yazayım’ başlığı ile yazmıştı. ABD hiçbir zaman Lozan anlaşmasını tanımamıştır. Çünkü işine gelmemiştir.O bölgede güçlü bir devlet istemez. Hala da tanımaz. İnönü’nün en büyük hatası, bakalım nasıl oluyormuş diye hiç gerek yokken 1946 sonrasında borç almasıdır. Adamların Lozan’da ‘bunları sizden tek tek geri alacağız’ demesini çok iyi anımsamasına rağmen bu hatayı yapmıştır. Daha sonra ise DP işi tamamen ABD yalakalığına vardırmış, her mahallede bir milyoner derken Türkiye’yi bu rezil hallere sokmuştur. DP’nin sadece yobazlıktan dolayı mı kötü olduğunu sanıyoruz? O meşhur Marşal yardımı geldiğinde, gelen aletlerin yedek parçasını yerli ürettirmediler. O aletleri geliştirecek ek işlem yaptırmadılar. Araçları verdikleri kurumlardan sürekli rapor alarak ve kendi müşavirleri yoluyla da kurumların geri kalmışlığını kontrol ettiler. Geçen sene yine haber olmuştu: Yerli silah üretimini ne kadar da ilkel olsa, ‘biz size ucuza kaliteli silah verelim’ diyerek baltaladılar. Benzeri örnek çoktur.

Gelelim Japon ve Alman’lara, adamlar bizim gibi enayi mi, her şeyleri ile teslim olup da şimdiki gibi komprador sermayeyle esir olacaklar? Elbette yavaş yavaş mücadele ile bağımsızlıklarını elde ettiler, Zaten sıfır değillerdi. Bilimsel ve teknik birikimleri vardı. Bu hale geldiler. Ancak Japonya ve Almanya’nın o zamanlar da enerji fakiri olduğu unutulmasın. (Şimdi sermaye de yerli değildir. Komprador lafı az. Tüsiad tamamen yabancı sermayedir. Ortaklıkları onları öyle hale gelmiştir ki, Türkiye ne olursa olsun, kendilerine bir şey olmasın)

Gelelim Kıbrıs’a. Türkiye Kıbrıs’a çıktığında kıyamet kopmadı mı? İnönü zamanında (yani 2. İnönü hükümetler- 60 sonrası) Conson efendi benim silahımla Kıbrıs’a çıkamazsın demedi mi? Bunun üzerine İnönü ‘yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de yerini bulur ‘ demedi mi? Bunun üzerine ABD koalisyon ortaklarını istifa ettirtip İnönü’yü ABD ziyaretinde cascavlak ortada bırakmadı mı? Daha sonra Türkiye Kıbrıs’a çıkabilmek için NATO *dışında ordu kurmadı mı? Dışardan kendisi silah alıp çıkartmayı öyle yapmadı mı? Çıkartma sonrası – şimdi anımsamıyorum – kim bilir kaç sene ABD bize silah ambargosu uygulayarak inletmedi mi?

Kuzum sömürgecilik hala koloniyal tarzda mı sürüyor sanıyoruz? *Bana son sıralarda Amerika’ya gidip icazet almadan başbakan olan kaç kişi sayarsınız? Şu AKP’nin haline bakın. Adam meclisten çoğunluk oy çıkardı ama gerekli sayıyı çıkaramadı diye neler çektiler? N’olur bizi deliğe süpürmeyin diye aracılar göndermediler mi?. AB+D dış siyasetimizi yönlendirmiyor mu? Adana’daki üstte bizimkilerin mi dediği oluyor sanıyoruz.? Havalanan uçakların nereye gittiğini biliyor muyuz? Aman ne güzel ne yaparlarsa yapsınlar, yeter ki senede 1 milyar dolar gelsin. Sonra da hala kıçımıza giyecek don bulamayalım. Ne farkı var? Şimdi Fethullah Efendi neden Amerika’da ? Fethullah efendi dünyanın 4 bucağındaki Müslüman ülkelerde okul açacak parayı nasıl buluyor, sadece Türkiye’yi sağarak mı? *Neyse eskiye ait çok daha fazla örnek de var ama şimdi aklıma gelmiyor.

Hiçbir zaman 1950’ye kadar olan süreyi başka süreyle kıyaslamayın. O zaman fakirdik, yolumuz, suyumuz yoktu. Ama başımız dikti. Onurluyduk. O devirde – daha önce de yazdım – Türkiye’de ilk defa doğru dürüst bir etik olmaya başlamıştı. Dini ahlak olguları yerine yurttaşlık ahlak olguları oluşmuştu. Bunu Kurtuluş Savaşı sonrasında asıl savaş şimdi başlıyor diyerek top yekun bir kalkınma hamlesiyle her koldan işleyerek yapmaya başladılar. Ama 1950’de DP’nin ilk icraatı ezanın Arapça okunması ile başladı ve dini ahlak olgularına yine döndük. 1950 sonrasında hiçbir zaman küçük Amerika olmak sevdasından vazgeçemedik. Ancak kesin doğru olan husus, geriliğimizin faturasını Amerika’ya değil kendimize kesmemiz gerektiğidir.

05-04-2007, 10:33
Hulki Cevizoğlu ‘kimse yazmıyor, bari ben yazayım’ başlığı ile yazmıştı.

Hulki Cevizoğlu'nun yazısının linki aşağıda:

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=87&ArticleID=4794

ABD'nin Türkiye'ye ilgisinin nerelere uzandığını göstermesi açısından güzel bir yazı gerçekten.

sargon
05-04-2007, 16:47
Evet ABD dunya egemenligini 1940'lara kadar Ingiltere'den devralmis degildi. Bu yuzden 1919'lardaki ABD'yi simdiki ABD ile karistirmamak gerek. Ataturk zamaninda dunya egemeni Ingiltere idi. Iki dunya savasi arasinda bir gecis sureci yasandi ve II. Dunya savasindan sonra da tahta ABD oturdu. Dolayisiyla ABD'nin o donemki Turkiye'ye etkisi abartilmamali.

Turkiye sanayisi 1950'lerde atilim yapti ve hizli bir buyume gosterdi. Iktidarda kim olsa bu olacakti aslinda. CHP'nin gitmesi, DP'nin gelmesinin bu konuda pek bir onemi yoktur. Dunya savasi bitmis ve ekonomi tum dunyada buyumeye baslamisti. Turkiye'de de buyudu. Ve ayni donemde ABD gucu dunyayi daha etkili sekilde sarmaya basladi. Turkiye'yi de sardi. Eger CHP iktidarda kalmayi surdurebilseydi farkli birsey olmayacakti. Belki bu sefer de ekonomik buyumenin sahipleri olarak ovunme firsati bulacaklardi. Ama ABD'nin gelisen etki alanindan kurtulmasi mumkun degildi. Zaten boyle bir niyeti de hic olmadi CHP'nin.

1950'ye kadar nispeten kapali bir ekonomik buyume polikasi izlendi. Bunun nedenini Turkiye yoneticilerinin basiretinde aramak bana cok anlamsiz geliyor. Emperyalizmin el degistirmesi cok kanli oldu. Almanya egemenlige sulandi ve dunyayi kana buladi. Ingiltere zayiflamisti ama Almanyaya egemenligi kaptirmaya niyeti yoktu. ABD bu arada yukseldi ve aradan kolayca siyrilip ipi gogusledi. Butun bu surecte kimse Turkiye'yle, OrtaDogu'yla falan ugrasacak durumda degildi ki. Ne zaman kavga gurultu sona erdi, aslan payinin kime dusecegi ortaya cikti, ancak ondan sonra Turkiye ile ilgilenmeler basladi.

1940'larda Inonu'nun en buyuk basireti Turkiye'yi savasa sokmamasidir. Bence Turkiye'nin 80 kusur yillik tarihinin en onemli kararidir. O zamanlarda da simdiki ulusal solcu, irkci kesimin benzerleri Almanya'nin yaninda Turkiye'yi savasa sokmaya calisiyorlardi. Cumhuriyet gazetesi o zamanlar tam bir Almanya savunucusuydu, buna ragmen basaramadilar. Bu adamlarin gericiligi daha o zamandan beri surmektedir. (Cumhuriyet gazetesi degil tabii, kastettigim kesimler irkci yeni ulusal solculardir, donem donem diger Kemalistleri ve solculari da etkilerine almayi basarirlar.) Darbeci, baskici, dehset propagandacisi, Kemalizm denince "kelle isteruz deyi" sokaklara dokulen yeniceri agasi benzeridirler. Yenicerilerin cikarlarina dokunulunca onlar da boyle vahsi sekilde sokaklara dokulurlerdi. Hesapta Osmanli'yi koruyacaklardi. Simdikiler de laikligi koruyacagiz numarasiyla kendi fasist zihniyetlerine bizi kul kole yapmaya calisiyorlar.

Turkiye'nin modern anlamda bir sanayiye, gelismislige, modern akimlara ve nispeten bir demokrasiye ulasmasi ise 60'lardan sonra gerceklesti. ABD'nin etkisi giderek daha da artti. Cem'in ABD'nin Turkiye uzerindeki askeri etkisi oldugu dusuncesine katiliyorum. Ancak bu ayni zamanda siyasal etki demektir, cunku Turkiye'de asil guc askerdir. AKP iktidarda kaliyorsa ABD sayesinde kaliyor. ABD razi olsa ordu coktan darbe yapip tekrar kendi iktidarini kurmustu. Tabii ABD'nin sert yaptirimlariyla karsilasip bir daha darbe yapamayacak hale gelene kadar Turkiye'yi geri goturup sonra da iktidari kalici olarak birakirlardi.

06-04-2007, 19:06
Hulki Cevizoğlu'nun yazısının linki aşağıda:

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=87&ArticleID=4794

ABD'nin Türkiye'ye ilgisinin nerelere uzandığını göstermesi açısından güzel bir yazı gerçekten.

verilen nick yeniçağ gazetesine ait. türkeş'e başbuğ diyerek abd'nin türkiye'nin başına bela ettiği ülkücü hareketi öven bir gazetede abd'ye karşı gelmek ülkücü iki yüzlülüğünden başka bir şey değildir. dogmalardan ve ölülerden başka kimseyle işi olmayan ülkücülük ve kemalizm gerçekten ii anlaşmış. bakalım daha kaç hrant'ı, kaç santoro'yu öldürecekler.

hem ülkücülerin kirli gazetesinin propagandasını yapacaksın, hem hrant öldüğü zaman güvercinimizi vurdular diceksin. bukalemun gibisiniz. tebrikler...

06-04-2007, 19:57
Enkidu,

Sen şimdi boş ver o ülkücü vs laflarını. Ben ne ülkücüyüm ne de onların reklamını, ne de onların gazetesinin reklamını yaparım. Sen ne diyorsun onu söyle. Benim Hrant üzerine de burada herhangi bir iletim olmadı. Bu şekilde şeyler yaptığımı nereden çıkardın? Bir adamın adını vermekle bütün bunları yaptığımı nasıl varsayabilirsin? Bu ne acaip tatsız bir yakıştırma.

Sen yazının içeriğine bak. Sen Amerika evet Lozanı tanıdı mı diyorsun? Hani imzası? Amerika'nın Orta doğu petrolleri dolayısıyla Türkiye'ye özel ilgi göstermediğini mi söylüyorsun. Eskiden yeşil kuşak projesi için müslümanları (Türkiye dahil) desteklemediğini mi söylüyorsun? BOP yalan mı diyorsun? Amarikalı subayların NATO'da çıkardığı Kürdistan'ı gösteren haritalar yok mu diyorsun?

Amerika Kıbrıs için öyle davrandı ki sonunda İnönü "yeni bir dünya kurulur, Türkiye de yerini bulur" demedi mi? Sonra da ABD Ozamanki YTP vs Koalisyon ortaklarını istifa ettirtip İnönü'yü al aşağı etmedi mi? Yani bunlar gerçek değil mi? Belki senin yaşın küçük bunları yaşamadın ama biraz da yakın tarih oku. Şimdi Kuzey Irak'a harekat yaptırtmayıp, PKK'yı beslemiyor mu?

Bir de insanlara suçlama yaparken biraz dikkatli ol. Şunu bil ki insanlara isim takmak çok kolaydır, bunu herkes ama herkes yapabilir. Sadece sen kendin yaparsın sanma. Sen Kemalizm'in ne olduğunu biliyor musun da Kemalizm'e laf atıyorsun? Sen olsan olsan küreselci olabilirsin onun da anlamını bildiğin şüpheli. Belli olmaz ama, küresel işbirlikçi bir misyoner de olabilir misin acaba?

vartor
06-04-2007, 21:11
Arkadaslar, hepimizin degisik fikirleri olmasi normaldir, sahsiyete dokmeyip sadece fikir tartismasi duzeyinde kalmamiz da bu forumda acilan tum konularin sihhati yonunden bence cok onemlidir. Hepimiz de savundugumuz fikirlerin cevresini asmamaya gayret etmeliyiz. Daha once benzeri durumlarda, cok degerli katilimcilari, bir incir cekirdegini doldurmayacak nedenlerden dolayi kaybettik. Bu kayiplar hepimizin kaybidir.

06-04-2007, 21:45
Hulki Cevizoğlu'nun yazısının linki aşağıda:

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=87&ArticleID=4794

ABD'nin Türkiye'ye ilgisinin nerelere uzandığını göstermesi açısından güzel bir yazı gerçekten.

verilen nick yeniçağ gazetesine ait. türkeş'e başbuğ diyerek abd'nin türkiye'nin başına bela ettiği ülkücü hareketi öven bir gazetede abd'ye karşı gelmek ülkücü iki yüzlülüğünden başka bir şey değildir. dogmalardan ve ölülerden başka kimseyle işi olmayan ülkücülük ve kemalizm gerçekten ii anlaşmış. bakalım daha kaç hrant'ı, kaç santoro'yu öldürecekler.

hem ülkücülerin kirli gazetesinin propagandasını yapacaksın, hem hrant öldüğü zaman güvercinimizi vurdular diceksin. bukalemun gibisiniz. tebrikler...

Link'i ben verdiğim için bir cevap hakkı doğmuş sanırım. Hulki Cevizoğlu yeniçağ gazetesinde yazdığına göre başka bir adesten link verme olanağı yok. Peygamberimiz ne demiş? ilim Çinde olsa gidip alacaksınız (Bukalemunlu bölümü görmezden gelmeyi tercih ediyorum).

Sonra da ABD Ozamanki YTP vs Koalisyon ortaklarını istifa ettirtip İnönü'yü al aşağı etmedi mi? Yani bunlar gerçek değil mi?

Sevgili Burlap,

Bu bölüm yanlış bilgidir ama hata sende değil, zira ne yazık ki İnönü'nün Çerkes düşmanlığı nedeni ile tarihe bu şekilde geçmiştir. YTP genel başkanı Ekrem Alican Çerkesti ve ABD ile uzaktan yakından alakası yoktu, 1967 yılında da politikayı bırakıp köşesine çekildi.

Olay şudur:

O dönemde yerel seçimler yapılır. Alican, yerel seçimlerde oyları düşerse koalisyondan çekileceğini, zira seçmenin bu koalisyonu onaylamadığı anlamı çıkacağını İnönü'ye önceden bildirmiştir. Alican'ın tek hatası zamanlamadır, İnönü ABD'de iken seçim sonuçları belli olur, YTP'nin oyları azalmıştır, Alican da İnönü döndüğünde koalisyondan çekileceğini açıklar. Bu durum, "İnönü ABD'deyken başbakanlıktan düşürüldü" şeklinde tarihe geçmiştir, bunu sağlayan ise İnönü'nün damadı Metin Toker'dir. Ekrem Alican bu ülkenin gördüğü en dürüst ve vatansever politikacılardan biriydi.

06-04-2007, 23:28
Sevgili yfln,

Ben bu durumu çok iyi anımsıyordum. Ancak sen kısmen haklı çıktın. İnternette epey uğraşarak (sayende :) ) durumu çıkarttım. İnönü başbakamlığında 2 tane CHP-CKMP-YTP hükümeti var. Birincisi 25.06.62'de başlayıp 25.12.1963'de sonlanıyor ve 2. koalisyon da o tarihte başlayıp 20.02.1965'de bitiyor. Yani istifa meselesi Johnson mektubu sonrasında değil öncesinde olmuş:

"Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, suikast sonucu öldürülen ABD Başkanı Kennedy'nin cenazesine katılmak için 24 Kasım 1963'te Amerika'ya gitti. Ancak İnönü ABD'de iken ortakları çekildi ve hükümet düştü. İnönü, başbakan olarak gittiği ABD'den muhalefet lideri olarak döndü."
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2002/01/14/politika/politika3.html

Ben İnönü'nün Çerkes düşmanlığını bilmem. Ekrem Alican'ın da dürüstlüğü ve vatanseverliği konusunda şüphem olamaz. Nitekim İnönü de onunla 27. hükümetten sonra 28. hükümeti de kurmuştur. Ancak 27. hükümetin Alican'ın İnönü ABD'de iken ayrılması sonucu düştüğü yukarıdan kesinleşti. Burada etik olmayan davranış da kesin, yani başbakanın dışarda iken 2 gün daha bekleyeme ve bas istifayı. O sırada İnönü'nün Johnson ile görüştüğünü anımsıyorum çünkü. Yukarıda anlattığın sebep için herhalde 2 gün beklenirdi. Bu durumdan sonra Johnson'un İnönü ve Türkiye'yi kale almadığı ve mektubu aşağılayıcı bir şekilde yazdığını varsayabiliriz. Alican'ın çok namuslu olduğunu hep söylendi, ama bu yaptığına bakarak muteber bir devlet adamı olduğunu söyleyemeyeceğim. Sen başbakan olsan yurt dışı ziyarette bu başına gelse ne düşünürdün?
Neyse o mektuptan sonra da koalisyon 3 ay dahi dayanamamış. Sonuçta mektubun etkin olduğu kesindir.

Bu husus çok önemli. Çünkü şu anda dünyada Amerikalı'ları sevmeyen 1. ülke Türkiye (biliyorsunuz ABD dışişleri bakanı Türk hükümetinden bunu değiştirmek için yardım falan istedi). İşte Amerika nefreti bu devirde başlıyor. Bu gerçekten bir dönüm noktası, güvensizlik başlangıcıdır.

07-04-2007, 09:11
Sevgili Burlap,

Alican'ın koalisyondan çekilme sebebi yerel seçim sonuçları ile ilgili idi. İnönü, seçim sonuçlarına göre koalisyon'un devam edip etmeyeceğini biliyordu, hatta Alican'ı "yerel seçim sonuçları genel seçimler için gösterge değildir" diye bu kararından caydırmaya uğraşmış ama başaramamıştı. İnönü'nün ABD ziyareti planlı bir ziyaret değildi, senin de belirttiğin gibi Kennedy'nin ölümü üzerine gerçekleşen bir formalite ziyaretiydi ve siyasi açıdan hiç bir önemi yoktu. Kennedy'nin öldürülmesinin yarattığı kargaşada ABD'de kimsenin İnönü ile ciddi birşeyler görüşecek durumu da yoktu ama 2 gün bekleyemez miydi sorusu haklı bir sorudur, en azından olayın tarihe bu şekilde geçmesi engellenirdi.

İnönü hatalarıyla, sevaplarıyla Türkiye Cumhuriyeti tarihine dışarıdan görüldüğünden çok daha fazla etkisi olmuş ilginç bir kişiliktir ve bence hataları sevaplarından çoktur. Çerkes düşmanlığı ile ilgili sanırım Avni Özgürel bir yazı yazmıştı, bulabilirsem linkini de veririm. Talat Aydemir'in 22 Şubat hareketinden sonra İnönü'nün "ömrüm bunlarla uğraşmakla geçti" dediğini belirtiyor ve bu sözle ihtilalcileri değil, Çerkesleri kastettiğini söylüyordu.

07-04-2007, 09:41
Sevgili yfln,

Niye bu çerkesliğin üzerinde bu kadar durduğunu anlamıyorum. İstediği kadar İnönü onlardan nefret etsin, kabineden sonra tekrar koalisyon kurarak (28. hükümet) yine 14 ay hükümet etmişler. Daha önceki hükümetleri de 17 ay sürmüş.

Sen Alican hususunda hassas olduğun için daha önce söylemedim ama ben o sıralarda Alican'ın çok kaprisli davrandığını biliyorum. İnönü için ise söylediklerine katılmıyorum. O sırada a)genç subaylar, b)Alpaslan Türkeş tayfası İnönü'nün de çabaları ile kısmen engellenebilmiştir. Sonrasında da İnönü senin de pek gzel anlattığın gibi 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe teşebbüsleri ile boğuşmuş bu sırada tamamen rejimi kurtarmaya ve oturtmaya çalışmıştır. Aksi takdirde Türkiye bir Afrikalı ülke gibi darbeler ülkesi olacaktı. Alican'ın ise şimdi anımsayamadığım davranışları bunların üstüne çok gereksiz oluyordu. (Alican kendisi olmakla DP oylarına sahip çıkmak arasında kararsız kalıp çelişkili davranışlar içinde kalıyordu diye anımsıyorum)

07-04-2007, 11:08
Sevgili Burlap,

Öncelikle şunu belirtmek isterim, Çerkesliğin üzerinde duran ben değilim, İnönü. Bunu vurgulamak için mecburen Çerkeslikten bahsediyorum. Daha önce başka bir başlık altında da Çerkes Ethem'in etnik kimliği ile anılmasının nedeninin İsmet paşa olduğunu anlatmaya çalışmıştım, Ethem beyin hain ilan edilmesinin nedeni İnönü'dür. O'nun bu takıntısı nedeni ile yakın tarihteki çeşitli olaylar bugün çok farklı şekillerde hatırlanmaktadır. YTP'nin hükumetten çekilmesi de bunlardan biridir.

Hassasiyetim Ekrem Alican'dan çok tarihi gerçekleredir. Örneğin 28. hükumette Ekrem Alican, YTP genel başkanı olduğu halde yer almamıştır:

http://www.basbakanlik.gov.tr/sour.ce/index.asp?wpg=kabine&did=basbakanlik.123483

YTP'den birkaç bakan vardır, ama ağırlıklı olarak CHP-bağımsızlar koalisyonudur, hassas bir dönem olduğu için meclisteki tüm partiler gerekli desteği vermişler ve 1965 yılına kadar devam etmiştir.

Ekrem Alican'ın davranışları ise çelişkiliden çok kendi açısından ilkeli olarak tanımlanabilir ama bu ilkeler herkes tarafından farklı şekilde algılanmıştır. Adnan Menderes'in kendisi için yaptığı şu saptama bu durumun nedenini daha iyi açıklar:

"Bırakın şu adamı yahu halâ kendisi mi büyük, Churchill mi büyük karar verememiş" :)

Darbeler konusunda da şu söylenebilir, "Allahtan" İnönü başarılı olmuş da ülkemiz darbeler ülkesi olmamış :)

07-04-2007, 11:55
Sevgili yfln,

Yani İnönü Çerkes Ethem'i o şekilde tahrik etti ki Çerkes de kalktı Yunanlı'larla anlaşma yapıp milli mücadeleye karşı geldi. Yani pes doğrusu, daha neler öğreneceğiz. Şu çerkesin kıymetini bilememişiz. Bilseydik şimdi onun oğlu padişah durumunda olurdu ne güzel. Tüh tüh!

İnönü için söylediklerin de tamamen doğrudur. İnönü elbette Çörçilden büyüktür. Darbeleri de bizzat İnönü'nün kendisi önlemiştir. Ekrem Alican yaptığı kaprislerin ve çocuklukların sonucunda kimseden itibar göremiyerek köşesine çekilmiş biridir.

07-04-2007, 12:25
Sevgili Burlap,

Adnan Menderes o sözü İnönü için değil Ekrem Alican için söylemiştir, iyi anlatamamışım herhalde. Konumuz ise Ekrem Alican'ın kaprisleri değil de yakın tarihle ilgili yanlış bilinen bir bilgiyi düzeltmekti sanırım.

Ethem bey Yunanlılarla anlaşma yapmamıştır, İnönü'nün kuvvetleri ve Yunan kuvvetleri arasında kalınca kardeş kanı dökmemek, Türk kuvvetlerine kurşun sıkmamak için Yunanlılardan geçiş izni istemiştir. Bunun böyle olduğunu Cemal Kutay dahil pek çok tarafsız yakın tarih uzmanı onaylamıştır. Hatta Atatürk de onaylamış ve Ethem bey Ürdün'deyken kendisine pasaport göndermiştir, ama Ethem bey tek bir şart ileri sürmüştür: Yargılanacak ve hain olduğu kanıtlanacaktır. Bu şart kabul edilmediği için çok sevdiği ülkesine geri dönmemiş ve yurt dışında ölmüştür.

Amacım ne İnönü'yü kötülemek, ne de Ethem bey'i yüceltmektir. İnönü de bu ülkeye kendine göre hizmet etmiştir, ama büyük kusurları da vardır. Bunları görmeden yakın tarihi doğru şekilde okuyamayız.

Ethem bey'in hataları yok mudur? olmaz olur mu? Zaten kendisi de kabul eder, şöyle demiştir:

"Çok hatalar yaptım ama hain olmadım".

22 Şubat'ı İnönü falan engellememiştir, bizzat Talat Aydemir'in kendisi engellemiştir. Fethi Gürcan tüm hükumet üyelerini tutuklayacak konumdayken Talat Aydemir'in kararsızlığı nedeni ile darbe girişimi başarısız olmuştur. İş bittikten sonra her zamanki gibi bu olay da İnönü'nün başarı hanesine yazılmıştır.

07-04-2007, 13:33
Sevgili yfln,

Şu şöyle olsaydı böyle olurdu şeklinde konuşmayalım. İnönü'nün 22 Şubat'ta bizzat saniye saniye olayı takip ederek kısmen yönetip karşı çıktığı kesin biliniyor. Arkasından 21 Mayıs'ta o kadar müdahil olmamıştır. Ekrem Alican için kimin ne dediği önemli değil. Ama Çerkez Ethem için korkunç bir yanılgı içindesin. İşte sana Nutuk'tan alıntı. Bakalım Atatürk ne demiş:


ETHEM VE KARDEŞLERİ ZAMAN KAZANMAK İÇİN BİZİ YANILTMAYA ÇALIŞIYORLARDI

ÇERKEZ ETHEM HÜKÜMETİN KANUNLARINI TANIMIYOR

REŞİT ORDUYU YANILTMAYA ÇALIŞIYOR

ASİ ETHEM VE KARDEŞLERİNE KARŞI FİİLİHAREKATA GEÇİMESİNİ EMRETTİM

Efendiler, Kütahya'ya, Bakanlar Kurulu kararı ve hey'etin geri dönmesi gereğini bildirdikten sonra cephe komutanlarına da âsî Ethem ve kardeşlerine karşı fiilî harekâta geçmelerini emrettim.

Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını kurtulmalık dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren ve Türk milletinin Büyük Meclisi'ni kendileriyle uğraştıran utanmaz, haddini bilmez, küstah ve herhangi bir düşmanın boğazı tokluğuna casusluğunu, uşaklığını yapacak kadar aşağılık ve bayağı yaratılışta olan bu kardeşleri, ellerindeki bütün kuvvetler ve dayandıkları düşmanlarla birlikte yola getirmek ve ortadan kaldırmak suretiyle, ınkilâp tarihimizde, etkili bir ibret örneği vermek zarurî görüldü. Onun için şöyle bir hazırlık yapmıştık : ...

ETHEM VE KARDEŞLERİ KUVVETLERİYLE BİRLİKTE DÜŞMAN SAFLARINDA MÜSTAHAK OLDUKLARI YERİ ALDILAR

Efendiler, Ethem kuvvetlerinin peşine düşen birliklerimiz, 5 Ocak 1921 günü Gediz'i işgal ederek, o ciyarda toplandılar. Ethem ve kardeşleri de, kuvvetleri ile birlikte düşman saflarında müstahak oldukları yeri aldılar. Artık Ethem olayı diye bir şey kalmamıştı.Ordumuzun içinde bulunan düşman kovularak kendi cephesine gönderilmişti. Bundan sonra, karşımızda yalnız bir tek düşman cephesini ve bu cephe ile ilgili olayları göreceğiz. Gerçektende bir gün sonra 6 Ocak 1921'de Yunan ordusunun tamamı bütün cephe üzerinde her noktadan taarruza geçti.

Efendiler, o günkü askerî durumu basit bir şekilde açıklamak için şöyle diyeceğim :
BİRİNCİ İNÖNÜ ZAFERİ

İznik'ten, Gediz üzerinden Uşak'a kadar bir hat çekildiğini düşününüz, bu hattın,Gediz'in kuzeyinde kalan parçası iki yüz kilometredir. Gediz'den Uşak'a olan parçası da otuz kilometre kadardır. Düşman, üç tümenle bu hattın kuzey ucundan Eskişehir üzerine yürüdü. Bizim Gediz'de bulunan önemli kuvvetlerimiz, Eskişehir üzerinden bu düşman tümenlerini karşılamaya mecburdu. Karşıladı ve yendi. İnkılâbımızın tarihine, Birinci İnönü Zaferi'ni kaydetti...


Efendiler, 8 Ocak 1921 Cumartesi günü, Meclis'in açık oturumunda durumu anlatıyordum. Artık herkes gerçeği görmüş ve anlamıştı. Ethem ve kardeşlerinin lehinde ve yumuşak hareket edilmesi görüşünde olanlar, bu defa aleyhlerinde ve pek coşkun idiler. Ben konuşurken "Ethem, Tevfik ve Reşit Bey'lerin" diyerek konuşmama itiraz edildi. Yükselen bir ses : "Paşa Hazretleri, artık "Bey" demeyiniz, "Hâin" deyiniz. " uyarısında bulundu. "Ethem ve Tevfik hainleri diyeceğim fakat daha Büyük Millet Meclisi üyesi sıfatını taşıyan Reşit Bey içinde aynı sözü kullanmak mecburiyetindeyim. Yüce hey'etinize olan saygım dolayısıyla bunu söyleyemem. Önce, Reşit Bey'in Büyük Millet Meclisi üyeliğinin kaldırılmasına oy vermenizi rica ederim." dedim....

Yunan ordusunun giriştiği bu taarruzda, Ethem ve kardeşleri de kendilerine düşen görevi yerine getirmekten geri durmadılar. Tekrar Kütahya'ya yönelerek, orada bulunan zayıf tümenimize saldırmaya başladılar. İzzettin Paşa'nın sağlam karakteri, vukuflu komutası ve emrindeki Türk subay ve erlerinin yüksek kahramanlıkları Ethem ve kardeşleriyle saldıran hain kuvvetleri yenerek geri çekilmeye mecbur etti. *Eğer kendi şahısları da dahil olmak üzere toptan yok edilmekten kurtulabilmişler ise, bunu da hiç sevmedikleri Refet Paşa'ya borçlu olduklarını söylemeliyim.

07-04-2007, 14:05
Sevgili Burlap,

Ben nutuk'u Atatürk'ün edebi yeteneğini takdir etmek için okurum, bir de devletin o dönemdeki resmi görüşü neymiş, güzel yansıtır. Nutuk resmi tarihtir, öyle olmak zorundadır ve olmuştur. "Şu çılgın Türkler" kitabı da resmi tarihin romanıdır. Bunların böyle olması ne gerçek tarihi değiştirir, ne de Mustafa Kemal'in büyüklüğüne halel getirir. 22 Şubat ve Çerkes Ethem ile ilgili söylediklerim kelimesi kelimesine doğrudur, biraz da farklı kaynakları araştırmanı öneririm.

07-04-2007, 14:37
Sevgili yfln,

Senin bu son iletin artık bana yanıt verme olanağı tanımıyor.
Tamam Atatürk roman yazarıdır, yalancıdır. Senin padişahın da Çerkes Ethem'miş, anladım.

murder
30-06-2007, 02:30
ATATÜRK'TEN SON MEKTUP
Siz beni hala anlayamadınız
Ve anlamayacaksınız çağlarca da
Hep tutturmuş "Yıl 1919 Mayısın 19u" diyorsunuz
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz
Mustafa Kemal'i anlamak bu değil.

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artik
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler
Siz bana neler yaptınız ondan haber verin
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin?
Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Bana muştular getirin bir daha
Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan
Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülleriyle yazdınız mı?
Mustafa Kemal'i anlamak avunma değil
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Hala o acıklı ağıtlar dudaklarınızda
Hala oturmuş bana On Kasımlarda ağlıyorsunuz
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın!
Uluslar fethine çıkıyor uzak dünyaların
Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil!

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız
Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil
Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar
Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar
Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Demokrasiyi getirmişim size özgürlüğü
Görüyorum ki hala aynı yerdesiniz hiç ilerlememiş
Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek dururken
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen?
Mustafa Kemal'i anlamak itişmek değil
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Arayi kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla
Bu vatan, bu canım vatan sizden çalışmak ister
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter yeter
Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.


Halim Yağcıoğlu

20-07-2007, 11:56
http://mypage.koc.net/internet/yd1953/ata.jpg


SENİN İLKELERİNDEN VE SENİN AYDINLIK YOLUNDAN HER ZAMAN GİDECEĞİMİZE,SANA SÖZ VERİYORUM.SENİ ÇOK SEVİYORUM ATAM.

gerilla
15-09-2007, 18:16
çok etkilendim

pitxtr
01-11-2007, 19:16
Atatürk'ün Amerikaya konuşması! Şu günlerimizda çok anlamlı olacağı kanısındayım.
Yıl:1925 ANKARA

http://www.youtube.com/watch?v=j9x1xyfeoeU

Atamızın yanındaki Amerika büyükelçisi hareketlerini izleyin yorum sizin nereden nereye geldik...

habilis
21-01-2008, 17:07
İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben et ve kemik, geçici Mustafa Kemal.
İkinci Mustafa Kemal, onu ‘ben’ kelimesiyle ifade edemem; o ben değil, bizdir!
O, memleketin her köşesinde yeni bir fikir, yeni bir hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın
ve mücadeleci bir topluluktur. Ben onların rüyasını temsil ediyorum.
Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.
O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz.
Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal O'dur.

evrensel-insan
14-03-2008, 04:15
Saygideger arkadaslar;
Benim Ataturk'le ilgili hemde dusunceme uyan bir sozunu sizlere aktariyorum ve zannediyorum ki bu sozun arkasinda durursak hem kendimize,hem toplumumuza,hem ulkemize,hem dunyaya hemde insanliga ait gorevimizi yerine getirmis oluruz.

Ataturk demiski;

BENI OVME SOZLERINI BIRAKINIZ GELECEK ICIN NE YAPILACAK ONU SOYLEYINIZ.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
14-03-2008, 04:57
Saygideger arkadaslar;

Peki Ataturk'un gelecek Turkiye icin istedigi neydi?Cagdas ulkeler seviyesine erismek,eger bundan sosyalizmi kastetmiyorsa neyi kastediyordu?

Kapitalist uretim iliskilerini destekleyerek gelistiren Ataturk,o donemde emperyalist asamasina ulasmis dunya ekseninde nasil bagimsiz kalabilecegini dusunuyordu ve o donemdeki ilerici ve cagdas ulkeler emperyalist olduguna gore,cagdas olmaktan kasti neydi?

Eger Turkiye ekonomik ve sosyal olarak geliserek emperyalist olamayacaksa onunde baska hangi secenek vardi?

Emperyalizmin yeni ulkelere disariya acilim olanagini vermeyecegini bile bile TC'ni hangi yapiyla nerden bagimsiz (ekonomiden mi,siyasetten mi v.s.) olarak yasatacakti?

Osmanlida oturmamis milli bilincin ne zaman TC de oturacagini umuyordu ustelik osmanli milli-dini kokensel zenginligini bilerek.

Bugun vatandasin bireye donustugu ulkelerde -ki Turkiye de buna dahil-hangi ortak temelde TC nin birligi,butunlugu,uniter yapisi korunacak.

Bunun tehlikede oldugunu bile bile neden kimsenin kili kipirdamiyor?
Neden bu tehlike toplumun buyuk bir cogunlugu tarafindan algilanmiyor ve gorulmuyor,Bu tehlikeyi bertaraf etmenin basini kim cekecek.TSK bu tehlikenin bilincinde degilmi tarihte demokrasiyi hice sayarak uc darbe getirenler,simdi niye sessiz.

Bu sorularima kimse alinmasin ben TC nin haritasini ortaya koymak icin bu sorulari sordum.Tabi isteyen yorumlayip,cevap verebilir.Kendi bireysel dusuncesi olarak,elestirisel olsa da saygiyla karsilarim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

gozeneli
23-03-2008, 21:24
Atatürk yalnız dinlemesini degil konuşmasınıda bilirdi

evrensel-insan
24-03-2008, 04:54
Saygideger gozeneli;

Yazmis oldugunuz cumle de neyi vurgulamak istediginizi biraz daha aciklarmisiniz?

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
09-04-2008, 02:06
Saygideger arkadaslar;

Bugun amerikan idealizminin ve onun tikir tikir isleyen siteminin onunu alabilmek ve ona artik bir"dur"diyebilmek ve bunun algilamasini tam anlamiyla sagliyabilmek icin,TC geneline ve oncesi osmanlilara bakmakta buyuk yarar var.

1.mesrutiyetten sonra-bilhassa yurt disinda egitim ve ogretim goren zamanin aydinlari eliyle-bati ve bati hayranligi osmanlilarda ses getirmeye baslamistir.

Bu bati hayranliliginin altinda yatan temel genelde gelismekte olan ve ulkeleri bir ahtapot gibi saran milliyetci akimdir.

Aslinda cok ilginctir.Fransa ihtilalindeki milliyetci cikisin yaninda ortaya cikan sehirlilik-burjuvazi-ve laiklikte dunyayi sarmaktadir.

Bati kendi icinde hem burjuvalasmakta,emek-sermaye celiskisini buyutmekte,hem laikligi uygulamakta hemde kendi ulusal sorununu milli-dini kokensel temeldeki farkliliklarini demokrasi ve sivil hukuk anlayisi temelinde,kendine guvenli kendi oz fikrini olusturma cabasina giren ve hak ve ozgurluklerini hukuk yapisiyla koruyan bir sistemde bireysellesmektedir.Dis iliskilerde de disaridan kendi ulkesine ekonomik cikar saglamakta ve emperyalistlesmektedir.

Balkanlar bu milli cikis sayesinde bir bir osmanlidan kopmakta ve "bagimsizlasmaktadirlar".Rusya ise Fransa ihtilalinin burjuva cikisini onleyecek-ki ulkesinde *alt yapi ve ekonomik uretim iliskileri temelinde tam olusmamis-isci sinifi hareketine isik yakmaktadir.

Bu arada osmanlilarda da ic celiskiler baslamis,milliyetin ne oldugunu tanimayan ve din temeline kurulu osmanliyi sarmaya baslamistir.

OSMANLILAR,MILLIYETCI TEMELDE;OTTOMANIZM,TURANIZM,ve daha sonralari TURKIZM ve sonundada Kemalizm AKIMLARINA SAHNE OLMUSTUR.

Bu tarihsel gelismeden ,su cok iyi algilanmalidir.Tum osmanli imparatorlugunu cokerten milli cikislardir-ki bunlardan biri de kurtulus savasi ve osmanlinin sonudur-.

Bu temelde osmanlinin son zamanlarinda Anadoluda da Turklestirme hareketleri osmanlilar tarafindan baslatilmistir-bu yapilanmanin hem gonullu hem zorunlu yapisinida iyi algilamak gerekir.Osmanlilar,batiya teslim olmus,pes etmistir.

Gelelim,Ataturk'e.Ataturk bu milliyetci akimlardan Turkizmi benimsemis ve bunu da ilk defa ittihak ve terakki cemiyetinden almistir-daha sonra onlardan ayrilmis olsa bile-Bunun yaninda Fransa Ihtilalindeki laikligi benimsemis,milli,laik,tek duze demokrasisini kurmak icin devrimci bir hareket gelistirmistir.

ATATURK'UN BU BUTUN DUSUNCELERI BATIDAN ALINAN DUSUNCELERDIR.DOLAYISIYLE ATATURK BATIYA KARSI CIKMAMIS AKSINE BATININ TARIHSEL GELISIMINI UYGULAMISTIR.

Burdaki tek eksik,burjuvaya karsi cikis yerine burjuva yetistirmektir.Ataturk'te olmayan baska bir bati anlayisida milli-dini kokensl cesitlilik ve onun islevligini saglayacak devlet yapilanmasidir.Cunku ATATURK,TURK MILLIYETCISIDIR.

Yani Ataturk ISCI SINIFI YANLISI DA DEGILDIR.

Ataturk'u tek batiyla ters dusuren ,onun batiya teslim olma yerine verdigi batiya fiziki teslim olmama savasidir.

ATATURKUN DUSUNCESI TAMAMEN-felsefede marxismden geri kalmis, ve batinin milli-dini kokensel farkliliklarini gozeten cesitliligi kucaklayan devlet yapisindan da geri kalmis- BATI DUSUNCESIDIR.YAPILACAK OLAN ULKEYI,BATININ HIMAYESINDEN KURTARMAK-DIGER MILLI CIKISLI ULKELER GIBI-KENDI MILLI ULKESINI KURMAK.

O yuzden Ataturk anti degildir.Ne antibatici nede antiemperyalisttir.Ataturk'un tek antisi-osmanli teslimiyeti yerine-teslimiyete karsi cikistir.Yani Ataturk ulkesinde ayni batinin yaptigini yapacak ve gelistirecektir.

O yuzden TC dahil,1, MESRUTIYETLE GELEN BATIYA HAYRANLIK VE BAGIMLILIK GUNUMUZE KADAR GELISEREK DEVAMEDEGELMEKTEDIR.

ATATURK KENDI BATILASACAK OLAN CUMHURIYETINI KURAN TAM BIR BATICI VE BATI HAYRANIDIR.TC'NIN KURULUMUNDA DA-OSMANLIYI YOK EDEREK-OYLE VEYA BOYLE HER TURLU BATI YARDIMINDAN YARARLANMISTIR.

ATATURK,ANTIDINCI,ANTIISLAMCI VE ANTITESLIMIYETCI BIR DUSUNCEYE SAHIPTIR.

ATATURK'UN DUSUNCESI ISE BATICI,CAGDAS,LAIK,MILLIYETCI-TEK-CUMHURIYET VE *TEK DUZE DEMOKRASI ANLAYISI.

Not:Bu konudaki daha detayli acilimi,isteyenler asagidaki linkten,benim yazilarimi okuyarak ogrenebilirler.

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7935

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep
09-04-2008, 03:58
Mustafa Kemal'in çağdaşlık kavramı ne batıdır ne anti-batı'dır. Bağımsız olabilmek için, batı gibi olunmalı ancak anti-emperyalist de olunmalıdır anlayışı vardır. Batı gibi olmaktaki mana da kültürel sömürüye açık olmak değil, insanlığın ortak mirası olan uygarlıktan nasibini almaktır. Avrupalılar ilmi, İslam dünyasından alırken islamlaşmadıkları gibi İslam dünyası da antik yunan fikriyatıyla tanıştığında grekleşmemişlerdir. Bu ayrım önemlidir.

Sümerbank, Etibank gibi kuruluşları kurduran zihniyet acaba ne kadar batıcı olabilir ? Mustafa Kemal'in ağzından hiç Batı'nın atası sayılan Yunan Medeniyetine methiyeler düzdüğünü duydunuz mu ? Yoksa Mustafa Kemal'in Meksika'ya bile elçi göndererek oradaki Türk kültürünü araştırtan yönü mü gözünüzün önünde daha ağır basıyor ? Milliyetçi bir insanın nasıl batıcı olmasını bekleyebiliriz ? Hele hele batıyla bu kadar çok savaştıysa...

Siz, "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh !" diyen ve de anti-emperyalist olmayan bir lider gördünüz mü ?

Mustafa Kemal, anti-emperyalisttir. Çünkü en temelinden, yaptığı büyük mücadele emperyallere karşıdır. Bu, onu doğal olarak anti-emperyalist yapar. Siyasi yaşamında davet edilmesine rağmen Birleşmiş Milletler'e katılmaması ama buna karşın Balkan Antantı, Sadabat Paktı gibi antlaşmalarla emperyal olmayan, küçük devletlerle anlaşmaya çalışması da bunu gösterir.

Atatürk, işçi sınıfının yanında değildi. Zaten ortada ne işçi sınıfı ne de brujuva vardı. Böyle bir ortamda en akıllıca davranışın oluşmamış sınıfları hiç oluşturmamak olduğunu anladı ve altı oku arasına "Halkçılığı" bu sebepten dolayı koydu.

Atatürk'ün demokrasi modeli tekdüze değildir. Sadece demokrasinin gerekli unsurları toplumda oluşmadığı için öncelikle devrimlerin gerçekletirilmesi gerektiğini düşünür ve bu yönde hareket eder. Çok partili yaşama geçme denemelerini unutmamak lazım. Makbule Hanım'ı bile Serbest Cumhuriyet Fırkası'na üye yaparak ülkede siyasi çeşitliliği arttırmaya çalışan bir insan acaba tekdüze demokrat olabilir mi ? Ayrıca, tekdüze demokrasi ne demektir ? Tekdüze bir sistem isteyen insan neden demokrasi söylemlerinde bulunur ? Neden Cumhuriyet'i kurar ?

evrensel-insan
09-04-2008, 04:24
Saygideger imhotep;

Ulkesinde kapitalizmi ve onun uretim iliskilerini gelistiren ve bu uretim iliskileri temelinde paraya dogmayan ve ulke disina acilma zorunlulugu hisseden ve bunuda cesitli acilardan basaran ulkeler emperyalist olmustur.

Bu gun emperyalizm oyle bir ag kurmusturki,yeni gelismekte olan ulkelere ne bu sansi verir ne de onlarin emperyalist olmasina izin verir.Bu temelde gelismekte olan ulkelerin emperyalist olabilme olanagi kalmaz.Ama bu onlari antiemperyalistte yapmaz."kedi erisemedigi cigere" mundar"dermis.ISTE BU ANTI EMPERYALIZM BU TEMELDEDIR.

Gelelim,demokrasi,cumhuriyet,milliyetcilige ve halkciliga.

Ataturk,Turk milliyetcisidir ve bunun demokrasini ve cumhuriyetini kurmustur.

Demokrasisi,Ataturk demokrasisidir yani ona karsi cikanlar bunun diktatorlugunu yasarlar.

Cumhuriyette hic bir zaman halkin olamamistir.Secimle halk partileri secse bile,ne onlari denetleyebilir ne de partinin sececegi kisileri tanima ve secme olanagi vardir.

Parti sistemide demokratik degil,diktatorluk uzerine kurulmustur.Cok partili sistem ise diktatorlerin iktidar savasidir.Halki hangisi daha iyi kandirir,ikna ederse o parti iktidara gelir.

Ayrica Ataturk'un demokrasisi,yaptigi yeniliklerdeki uyguladigi yontem ve karsi cikanlara olan diktator tutumuyla ortaya konmustur.

Ataturk'un demokrasisi,dediklerini uygulayanlar icin gecerlidir,karsi cikanlar icin degil.

Oyuzden Turkiye'de hicbir zaman ne dusunce ve ifade ozgurlugu ne de insani hak ve ozgurlukler uygulanmistir.Boyle bir ulke,ne demokratik,ne cumhuriyetci,ne de halkci olabilir.Ulkesini devamli vatandaslari temelinde kutuplu kilar,kutuplar arasi cekismeyle iktidarlar olusur ve halk suru psikolojisinin ve korku felsefesinin temelinde uyutulur ve yonlendirilir.

Bunun temelinide Ataturk atmistir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep
09-04-2008, 04:36
Sevgili evrensel-insan,

60 yıldır bu ülkede 2. cumhuriyetçiliğe soyunanların, Kemalist devrimi yerle bir etmeye çalışanların, darbecilerin üretmiş oldukları olumsuz devlet imajının sorumlusu 60 yıl önce bu millete çağ atlatanlar değildir. Siz, sağcı-işbirlikçi politikacıların yaratmış olduğu bu durumun vebalini Kemalizm'e yüklüyorsunuz. Unutmayın ki 1946'dan bu yana bu devlet kemalist değildir. Kurduğu kurumları yavaş yavaş eritmişlerdir.

O yüzden bu eleştirilerinizi kabul etmem mümkün değil.

evrensel-insan
09-04-2008, 05:11
Saygideger imhotep;

Ben bu yazilari birisi kabul etsin veya red etsin diye yazmiyorum.Ben Turkiyenin icinde bulundugu durumu ve bunun tarihsel ve felsefi kokeninin resmini vermeye calisiyorum.

Bu ister kabul edilsin ister karsi cikilsin,onemli degil.Cunku tarafli bakis acisi ya kabul edecektir,ya da red.

Ama sorgulayici,nedenleyici bakis acisi irdeleyecek ve sorunun kokenine inerek ve sorunlarin temelini bir resim olarak ortaya koyarak herkesi kucaklayan bir cozume yonelecektir.

Turkiye'nin selameti ve gelecegi acisindan da bence yapilmasi gereken budur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep
09-04-2008, 14:29
Sevgili evrensel-insan,

Ama bu resimde yanlışlıklar var. Hatadan öte iftiraya varan söylemler bunlar. Olmayanı oldu gibi göstermeye çalışan bir resim bu. Taraflı olunsa da olunmasa da bunlar kabul edilmez. *

Hele hele objektiflik adı altında yapılıyorsa iki kat daha kabul edilmez.

Saygılar
Sevgiler

evrensel-insan
09-04-2008, 14:37
Saygideger imhotep;

Istiyorsan kalem kalem benim verdigim resmin baska bir bakis acisini degerlendirirsin.Benim dediklerime itiraz ettigin noktalarida kalem kalem degerlendirirsen sevinirim.

Bence bir seye karsi cikmak,yeterli degildir.Neden karsi cikildigi gosterilmeli ve karsi cikilan yerler mumkunse alternatifiyle aciklanmalidir.

O zaman baska okuyanlarda bende en azindan yazilanlar arasinda mukayese etme sansini gorur ve degerlendiririz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

mutluluk35
09-04-2008, 15:30
Sayın evrensel
ATATURK'UN BU BUTUN DUSUNCELERI BATIDAN ALINAN DUSUNCELERDIR.DOLAYISIYLE ATATURK BATIYA KARSI CIKMAMIS AKSINE BATININ TARIHSEL GELISIMINI UYGULAMISTIR,demişsiniz.
1)Batı emperyalizmine karşı çıkmanın yolu,batının *ürettiği teknolojik ya da ideolojik hiçbir değeri *kabul *etmemekten mi geçiyor.Öyle düşünüyorsanız unutmayın ki,bugün Ortadoğu halklarının geri *kalmışlığının sebebi, bu ''gevur icadı'' felsefesidir.Matbaa bu topraklara geldiğinde Osmanlı devleti önce kesinlikle reddetti,sonra kuran ve hadis dışında eser basılmamak şartıyla kabul etti.Sonra ne mi *oldu ?.Dünya savaşında Almanya kışlık *ceket * gönderemedi,onbinlerce asker donarak öldü.

Atatürk'ün batıdan etkilenmişliğiyle,antiemperyalist olmayışını sürekli *vurgulamışsınız.
2)Unutmayın ki emperyalizm,marxizm.işçi sınıfı vb. gibi yazınızda kullandığınız kavramlar da batı felsefesinin ürünüdür.Karl Marx arap çöllerinde yetişmemiştir.Bu *mantıkla komünist felsefe de batının kapitalizmine hizmet *ediyor olsa *gerek.

3)Demokrasi meselesine *gelirsek,sözkonusu dönem İtalya da Musolini faşizminin,Almanyada *Hitler faşizminin,İspanyada Franco faşizminin,Rusyada Sovyet diktatörlüğünün mevcut olduğu bir *Avrupa dönemidir.Bu ülkeler *bugünün en gelişmiş demokrasileri.O *dönemde Atatürk Türkiyesi bu diktatörlüklerin *hepsinden çok daha ılımlıydı.Her *dönemi kendi konjonktürel yapısı içinde değelendirmenizi tavsiye *ederim.

4)Son olarak Atatürkün demokrat olmadığını *iddia *ederek eleştirmişsiniz.Demokrasi de batı *felsefesinin ürünüyse,size *göre beğendiniz *tek olumlu yanının bu *olması *gerekmez mi ?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Saygılar

imhotep
09-04-2008, 15:38
Size açıklamayı ilk iletide yapmıştım ama siz aynı söylemlere açıklama getirmeden devam ettiniz. Bugünkü sistem bozukluklarını Mustafa Kemal'in diktatörce (!) uyguladığı demokrasiye (ne demekse ?) bağladınız. Bence bu noktada sizin birşeyleri cevaplamanız lazım.

Makbule Hanım'ı bile Serbest Cumhuriyet Fırkası'na üye yaparak ülkede siyasi çeşitliliği arttırmaya çalışan bir insan acaba tekdüze demokrat olabilir mi ?

Tekdüze bir sistem isteyen insan neden demokrasi söylemlerinde bulunur ?

Neden Cumhuriyet'i kurar ?

Gibi bir takım sorular sordum size bu konuda ama cevaplamadınız.

Bu gun emperyalizm oyle bir ag kurmusturki,yeni gelismekte olan ulkelere ne bu sansi verir ne de onlarin emperyalist olmasina izin verir.Bu temelde gelismekte olan ulkelerin emperyalist olabilme olanagi kalmaz.Ama bu onlari antiemperyalistte yapmaz."kedi erisemedigi cigere" mundar"dermis.ISTE BU ANTI EMPERYALIZM BU TEMELDEDIR.

1920'lerin koşulları oluşmasaydı da Türkler Batı gibi ileri derecede sanayiileşmiş olsaydı onlar da emperyalist olurdu demeye çalışmışsınız herhalde. Evet, olabilir. Hatta olurdu. Ama zaten böyle olmadığı için Kemalizm oldu. Böyle olmadığı için Mustafa Kemal oldu. Ve yine böyle olmadığı için ulusal kurtuluş mücadelesi oldu. Tarih de etkilenen olaylar çerçevesinde gelişmez mi zaten ?

evrensel-insan
09-04-2008, 17:35
Saygideger mutluluk35 ve imhotep;

Eger hersey tarihsel surec icinde gelistiyse ve bu surecte bati sureciyse,o zaman tartisilan nedir?
Ben bugun amerikan idealizminin marxizme kendine nasil uyarladigini,daha onceki yazilarimda aciklamistim.

Ataturk ve onun demokrasisinin ne anlama geldigide ana yazimdan sonraki verdigim cevapta anlatilmis.

Ben Ataturk'un iki yapmadigi seye karsi cikiyorum.

Birincisi,bireyi ve onun hukuk devletini saglayacak sivil toplum kuruluslarini kurmamasi-ki bu da daha onceki yazilarimda detayli bahsettigim konu.

Ikincisi Anadolunun tarihsel yapisina uygun cok sesli milli-dini kokensel yapiya uygun bir politika izlemek yerine,Turk milliyetciligini tercih edip,Turklestirme politikasi uygulamasi.

Bu iki konudaki atilamayan adimlar,bizi bu gunlere tasimis ve hala cozum bekleyen konulardir.

Insan haklarida,bireysel hak ve ozgurluklerde,dusunce ve fikir ozgurlugude,ozlenen,laiklik,demokrasi,birlik butunluk ve uniter yapida bu yukaridaki iki ana konuya baglidir.

Bana gore bu Ataturk'un hatasidir.Isteyen bunu Ataturk sonrasi bir surec olarak algilayabilir.

Surasi bir gercektirki,biz bu sorunlari asamadikca,amerikan idealizmi,bizim gelecegimizi bizim adimiza cizmeye devam edecektir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep
09-04-2008, 18:41
Birincisi,bireyi ve onun hukuk devletini saglayacak sivil toplum kuruluslarini kurmamasi-ki bu da daha onceki yazilarimda detayli bahsettigim konu.

Okuma-yazma oranı %5'i bulmayan bir topluma ileri derecede sanayileşmiş ve aydınlanma devrimini tamamlamış bir dünya gözüyle bakılamaz. Yarı-feodal bir toplumda demokrasi ve kurumlarının tam olarak yerleşmiş olması için öncelikli olarak bir kültür devrimine ihtiyaç vardır. Halk Evleri, Köy Enstitüleri gibi yapılar bu amaca ulaşmak gayesiyle oluşturulmuştur. Yöntem, bugün baktığınız şekliyle çok da demokratik olmayabilir. Ancak, söyler misiniz dünyada hangi devrim referandumla yapılmıştır ?

Ikincisi Anadolunun tarihsel yapisina uygun cok sesli milli-dini kokensel yapiya uygun bir politika izlemek yerine,Turk milliyetciligini tercih edip,Turklestirme politikasi uygulamasi.

Türk Milliyetçiliği, çıkış itibari ile kana dayalı bir ideoloji değildir. Mustafa Kemal'in tanımıyla da sabit olmak üzere siyasi bir kavramdır. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halka Türk Milleti denir gibi bir tanımlama da bu siyasiliğin bir ifadesidir.

Ulus-devletler çağında daha iyisi ne olabilirdi ?

Çağdaş Ulus nasıl oluşmaktadır ?

Fransızlar sadece Franklardan, İtalyanlar sadece İtalyotlardan mı oluşmaktadırlar ? Yoksa başka etnik unusurların da katkısıyla mı bir Fransız ya da İtalyan milleti oluşmuştur ? Tarihsel süreç diyorsak, ulus kavramının tarihsel sürecini de iyi incelememiz gerekir.

qw19
09-04-2008, 18:44
"Parti sistemide demokratik degil,diktatorluk uzerine kurulmustur.Cok partili sistem ise diktatorlerin iktidar savasidir.Halki hangisi daha iyi kandirir,ikna ederse o parti iktidara gelir." ei

Burjuva demokrasisi adı üstünde herhelde halka soracak halleri yok. Burjuvazinin devlet tipini ve şeklini belirlediği sistem kapitalist sistemdir. Devlet tipi kapitalist, devlet şekli burjuva demokrasisi veya faşizmdir. İngiltere'de, Amerika'da, Fransa'da mı halk demokrasisi vardır.


O zaman Atatürk'ün yaşadığı dönemi mukayese edebileceğiniz ülke dahi yok ve hatta demokratik açılımlar konusunda Dünya'da başı çeken ülkedir Türkiye.

Selamlar

evrensel-insan
09-04-2008, 22:19
Saygideger imhotep ve vgm;

Yazilarinizdan anlasilan o ki,evrimci temeldeki gelisimde pek bir sorun yok.

Yalniz size su kadarini soyliyeyimki,84 yildir birakin baska seyi Ataturk'un ust yapi devrimleri alt yapiya gecirilemedigi ve halk bu konuda bilinclendirilemedigi gibi,Turkiye geriye dogru cekilmekte ve yapilan tum yenilikler bir bir geri dondurulmeye calisilmaktadir.

Madem bu kadar evrimci dusunuyorsunuz o zaman Anadolu,Ataturk'un getirdiklerini de hazir degil deyip tekrar osmanli donemine donelim,istermisiniz.?O zaman tam evrimci dusunmus olur ve cagi yakalariz.

Devrim anadolu halkinin neyine!yapilan devrimleri devam ettiremiyen bir algidan ancak geriye donus beklenir,baskada birsey beklenmez.Belki Anadolu,Ataturk'un getirdiklerini hazmedebilmesi icin bir 100 yila daha ihtiyaci vardir.

Eh belki ondan sonra benim dediklerimi gerceklestirecek duzeye gelir.Tabi 100 yil sonra ortada TC diye bir ulke kalirsa!

Unutmayalim ki,SSCB tam 73 sene dayanabildi.Biz onlari gectik,hala kor topal ilerliyoruz.Biz evrimci dusunceye devam edelim!

Sunu da unutmayalim ki biz bu evrimci dusunceye sarilirken,amerikan idealizmi eliyle Turkiye'nin karsi devrimi yakindir.

Sizler belki karsi devrimi evrimci dusunceyle yenersiniz-umarim.Tevekkeli degil,bizi evrimden ve dusuncesinden hep kurtaran biz degilde,bati olmus.

Ama ne yazikki hep gerici ve karsi devrimle.Yaslarinizi bilmiyorum ama,umarim o gunleri gormezsiniz.Ama sonucta gelecek nesilede evrimci dusunceden baska birsey birakmamis olursunuz.

Sunu da unutmamak gerekirki!amerikan idealizmin evrimci dusunceye bile tahammulu yok,biran evvel karsi devrimlerini yapip,bizim gibi ulkeleri-sizin istediginiz gibi tarihteki layik oldugu yere degil;daha da geriye cekme amacinda,benden soylemesi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep
09-04-2008, 22:51
Sevgili evrensel-insan,

Toplumun evriminin bilincindeyiz elbet. Sorun şu ki, Kemalizm'in amacı en kısa yoldan Muasır Medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmaktır. Yoksa yapılan o kadar devrimin bir anlamı olmaz. Birkaç yüzyıl beklenir, bu istek en sonunda halktan gelir ve değişim zaten halkta olduğu için geriye üst yapıyı uydurmak kalır. Ne yani ? Yüzlerce yıl çağın gerisinde kalın mı diyorsunuz ?

Amerikan idealizmi konusundaki fikirlerinize katılıyorum.

Saygılar

evrensel-insan
09-04-2008, 23:26
Saygideger imhotep;

Ne yani ? Yüzlerce yıl çağın gerisinde kalın mı diyorsunuz ?-imhotep.

Buradaki ironiyi bile algilayamamisiniz.Ama bana gore bu evrimci dusunce suregeldikce,sonucta olacak maalesef,bu.

Hatirladigim kadariyla,amerikan idealizmi konusundaki soylediklerim daha once tarafinizdan algilanamamisti.

En azindan sizin kemalizmi korumaniz,-84 yil geri kalinsa bile-ve bunu istemeniz,amerikan idealizminin karsidevrimci yapisi temelinde-ilericilik olmasa bile-devrimciliktir.

Kavramlar daha iyi anlasilsin diye bir linkimi verdim.Gozatarsan sevinirim.

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&p=115749&highlight=#115749

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep
10-04-2008, 19:04
Sevgili evrensel-insan,

Link verdiğiniz iletideki tespitlere genel olarak katılıyorum. Bunun yanında Kemalizm'in devrimci olduğu kadar ilerici olduğunu da düşünüyorum. Çünkü devrimler iki yönlü olur. Ya ilerici ya da gericidirler. Bunun neye göre tespit edildiği de toplumların evrimsel gelişiminde gizlidir. Toplumu ileri bir evrimsel aşamaya götürüyorsa bu devrim ilericidir, tersi olursa da gericidir.

İlericilikle devrimciliği birbirinden bu kadar keskin çizgilerle ayırmanızın sebebini anlayamadım bu yüzden. Bu iki kavramın işbirliğinden söz etmişsiniz çok farklı şeylermiş gibi.

Saygılar

evrensel-insan
10-04-2008, 20:31
Saygideger imhotep;

Ilercilik ili devrimciligi ayirmamin bas nedeni:

Devrimciligin ulkelerin icinde bulundugu sartlara gore degiskenligi.

Ilericilik ise tamamen global, yani amerikan idealizmine endeksli.

Bilindigi gibi amerikan idealizmi global temelde dunyayi ve toplumlarini ortacag karanliginin guc temeline gommek istemekte. Burada ki tek kistas insan ve onun insanligi, yani amerikan idealizmi insani ve onun insanligini bireyin, bireyci akilciligina mahkum etmek istiyor.

O yuzden ilericilikteki tek kistas insan ve insanligi hicbir ayrim ve ayrimcilik gozetmeden savunmak.

Ben temelli dusuncenin, tum ayrimciliklarindan arinip, insan butununu birligini ve beraberligini savunmasi cok farkli bir olgu.

Kisaca hem evrensel temelde birlestiriici hem de insan temelinde butunleyici olmak durumunda.
Yani dunya ile bireyi birlestirmek durumunda.

Bu tip bir arinmisligi bir bireyin bireysel temelde savunabilmesi, onun once kendi ben yapisindan-dusunce ve davranista- arinmasini gerektirir.

Bu konuda benim"dinlilik-dincilik,Turkluluk-Turkculuk ve insanlilik-insancilik" yazim var. Orada daha detayli bunu anlattim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

aydoe
10-04-2008, 22:11
Cumhuriyet 10.04.2008
İŞÇİNİN EVRENİNDEN

ŞÜKRAN SONER



AB'nin Öteki Yüzü





Gençler bilmezler, 12 Eylül sürecinde AB siyasilerinin Türkiye'de insan hakları, demokrasi duyarlılıklarının içten olduğuna inanırdık. Gerçekten de AB yetkili organlarının 12 Eylül askeri darbesine yönelik çok sert eleştiri kararları olmuş, onların sıkça vurguladıkları kavramla "cunta yönetimi" nin yasakçı anayasası, yasalarına da karşı çıkılmıştı..

Bu arada gerçekten, içtenlikli AB ülkelerinin sendikal hareketlerinin dayanışmaları bağlantılı koyulaşan ilişkilerimiz içinde, madalyonun bir başka yüzünün de olduğuna sık sık tanıklık etmiştik. Örneğin AB emek cephesi Türkiye'de sendikal yasaklara, sosyal devletten sapmalara çok sert çıkışlarla yanıt verir, Türk emek hareketinin standartlarını kendi kriterlerine çıkarmak için çırpınırken, AB patronajının kimi uyarıları ile karşı karşıya kalıyordu.

AB sermaye örgütleri çok açık ve net olarak AB sendikacılık hareketinin Türk sendikacılık hareketini kucaklama, emek haklarına yükseltme çabalarını yanlış buluyor, "Ama Amerikanın NAFTA'sı var" itirazında bulunuyordu. 1980'li yıllarda da sermaye çıkarları, piyasa düzeni Türkiye'ye AB üyeliği değil, arka bahçe rolü biçmişti. Bu nedenle de AB siyasileri bir yandan "cunta yönetimini" kendi siyasi çıkarlarının gereği, kendi kamuoylarına dönük olarak çok ağır eleştirirlerken, kapalı kapılar arkasından el altından çok ciddi destekliyorlardı. Çarpıcı somut örnek, TC'nin kuruluşundan 12 Eylül 1980'e kadar Türkiye'ye yapılmış dış yardımın, yaklaşık 7.5 katının Almanya tarafından ABD istemi bağlantılı, cunta olarak suçlanan yönetime yapılmasıydı. Hele de 1977 sonrası Ecevit hükümetinin günlük petrol için döviz bulamadığı gerçeği belleklerde taze iken.


***


ABD kartlarını daha açık oynamış; demokratik düzen içinde, sivil iktidar eliyle uygulanamayan ünlü 24 Ocak kararlarının uygulatılması görevi askeri darbe yönetiminin vizyonu olarak gündeme getirilmişti. Anarşi, terör gerekçeli 12 Eylül darbesinin kimlik icraatları, ekonomik ve sosyal alanda, solun silindir gibi ezilmesi, sendikal hakların gasp edilmesi, 24 Ocak kararlarının eksiksiz uygulatılması.. olarak gündeme gelmişti. Hani medyatik olarak kamuoyuna Özal, darbenin karşıtı sivil lider ve iktidar olarak pazarlanır ya. Kuyruklu yalandır. 12 Eylül darbesinin ardından ekonomik modelin beyni Özal, Özalizm icraatlarıdır. 12 Eylül; serbest piyasa düzeni, Özalizm, daha doğrusu liberalizmin Türkiye'ye yerleştirilmesi projesinin ta kendisidir.

Günümüze, AB ve ABD'nin Türkiye üzerindeki hesaplarına gelince... Biz söylemiyoruz, Batı dünyasının Marksizmin yanından geçmemiş liberal teorisyenleri söylüyor ve itiraf ediyorlar; serbest piyasa gidişi artık bütün dünyada gerçek demokrasiyi tehdit etmekle kalmıyor, işlevsiz kılıyor. Medya tekelleri, piyasa düzeninin elinde ve emrinde, "iliştirilmiş, tetikçi gazetecileri" ile, kuralsız düzenin sadece çalışanlarını sömürdüğü, ezdiği bir yapı olmanın ötesinde, kitlelerin beyinlerine, algılama, düşünme sistemlerine el koymuş oluyorlar.


Zengin Kuzey dünyasında bile siyaset, iktidar savaşımları ideolojiler, halka yönelik ekonomik programlar üzerinden değil. Sağ ve sol adı kalmış partilerin tümü, liberal politikalara tam teslim. İktidar savaşımlarında, ırklar ve dinler ayrımcılığının yoksul Güney dünyasına göre daha uygar ölçeklerde, "ötekiler" kavramından yürütüldüğü bir düzen geçerli. "Yeni yüz, değişim" kavramlarıyla, aslında aynı programları uygulayan iktidarlar, siyasi partiler ve liderlerle umut pompalanmakta, kitleler uyutulmakta.


ABD, AB siyasal lider ve yapıları, bütün dünyada bilimsel teknolojik devrim çağında yaşanacağı düşünülmemiş bir vahşi, kanlı hak hukuk dışı savaşların, işgallerin suçluları konumundalar. Irak, Afganistan işgallerinde, dünyanın her yerinde yaşanan ırklar ve dinler, mezhepler kanlı çatışmaları, her tür evrensel hukukun, insan hakları, savaş hukukunun ayaklar altına alındığı, şimdilik petrol odaklı emperyal çıkarlar, işgaller, savaşlar projelerinin sonu gelecek gibi değil.

Bataklığa batıldıkça da, ABD ve AB odaklı yeni projeler üretiminde, başlarına dert olan, kendi yarattıkları canavarlar, radikal İslami terör örgütleri, siyasal, iktidar yapılanmaları karşısında son mucizevi projeleri arasında "ılımlı İslam kuşağı" yaratmak da var. Türkiye için uygarlık projesi, Kemalist devrimin ürünü laik Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin bu son projesinde yer bulamıyor. ABD, AB siyasal kadroları, ılımlı İslam projesine fazlası ile bel bağlamışa benzerler.


Teröre karşı demokrasi ihracı ile, petrol odaklı ülkeleri işgal projelerinde yaşadıklarından daha da büyük bir düş kırıklığına, bataklığa saplanacaklarına hiç kuşku yok. Ancak Türkiye'yi sivil darbe ile ılımlı İslam cumhuriyeti yaptıkları varsayımı ile, sömürge görerek yaptıkları ikiyüzlü, çifte standartlı çıkışlarının da akılcı, bir başka anlamı ve açıklaması yok.

aydoe
10-04-2008, 22:22
Strateji 07.04.2008
Ülkenin genel durumu ve görünüşü

Ulusal harekata başlarken...

Ekonomik işgal, siyasal zayıflık ve kültürel yozlaşmanın Türkiye'yi getirdiği nokta, Osmanlı'nın son döneminden işaretler taşıyor. Türkiye, bizzat kendisini bölmek isteyenlerle ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor. Çıkış yolu Atatürk politikalarıyla netleştirilmeli, ilk adım 'Ankara Tamimi' olmalı...

Erdal SARIZEYBEK


TUSAM İç Güvenlik ve Terör Danışmanı



esarizeybek@tusam.net


Yirmi beş yılı aşkın zamandır PKK denen mafya ve terör örgütüne karşı sürdürülen iç güvenlik harekâtı bir sonuca ulaşamamış, örgütün mali kaynakları kesilmediği için yurt içindeki bazı siyasi oluşumlar ile yurtdışındaki örgütlenmeleri hâlâ devam etmekte. Uzun süren terörle mücadele yılları milletimizi yorgun ve yoksul düşürmüş. Ulusu ve ülkeyi bu terör belasına düşüren iktidar sahipleri, hâlâ ulusal bir plan ortaya koyamamış, katiller siyasi mülteci olarak Avrupa sokaklarında dolaşmakta.

İktidara sahip olanlar katil Fehriye Erdal'ı bile teslim etmeyen Avrupa'ya tavır alamamakta. İktidarın gafletini fırsat bilen AB ve ABD katillere kucak açmakta, onurlu bir dış politika tatbik edemeyen iktidar sahiplerinin cılız seslerine cevap vermeye bile tenezzül etmemekte.

Kahraman ordumuz dağdaki eşkıyaya karşı tek başına mücadele vermekte, terörle mücadele topyekûn yapılmadığı için, bu da sonuçsuz kalmakta. Ordumuzun komutanları akla hayale gelmedik suçlamalara maruz bırakılmış, genç subaylar "la havle'' diyerek tevekküle sığınmış.

Amerika demokrasi vaadiyle Irak'ı işgal etmiş, her geçen gün Irak kuzeyinde gelişen Kürt devleti oluşumuna destek vermekte. Bundan cesaret alan Barzani ve Talabani adım adım Kürt devleti kurma yoluna gitmekte, PKK denen mafya ve terör örgütüne desteklerini sürdürmekteler. Bir zamanlar uğruna savaşı bile göze aldığımız Kerkük yok olmakta. Kıbrıs dara düşmüş.

Rum patrikhanesi ekümenik iddialarını açık açık söylemekte ve her yerde ayinler düzenlemekte. İktidar sahiplerinin AB'ye uyum adı altında yaptığı son vakıflar kanunundaki değişikliklerden 75 Rum Ortodoks, 57 Ermeni, 18 Yahudi ve 15 Süryani ve diğer cemaat vakıfları yararlanmakta ve vatan topraklarından mal mülk edinmekteler. Özelleştirme adı altında ülke toprakları, alın teriyle kazandığımız milli ve hayati tesisler ecnebilere satılmakta.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, iktidara sahip olanlar: Doğuda Kürt sorunu var demekte, İstiklal Savaşı sonucu yaratılan ulus kimliği ve Türk kimliği unutturulmaya çalışılmakta. Yine bu iktidar sahipleri: Türk olmaktan gocunmayanlar, kendilerine Türk diyebilir gibi beyanatlar vererek, "Türkiyelilik" gibi kavramlar gündeme getirerek Türk varlığını, asil Türk kimliğini yıpratmaya çalışmakta ve tarihsel dayanaktan yoksun çareler aramakta. Bu da yetmezmiş gibi, memleket meseleleri ulemaya danışılmakta, şıhlar, şeyhler yeniden ortaya çıkmakta.

PKK terör örgütünün başı, hakkı idam olmasına karşın cezası değiştirilmiş, verilen müebbet hapis cezasını İmralı gibi özel bir yerde çekmeye başlamış, buna rağmen örgütünü ayan beyan idare ediyor. Bundan cesaret alanlar Türk Bayrağını yere atmakta, İstiklal Marşını bile okumaktan imtina etmekte. Canını bu vatana feda etmiş şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunmamakta. İşi daha da ileri götürerek, bu katillere arka çıkmakta, siyasi haklar ve aflardan dahi söz edebilmekteler.

Kahraman ordumuzun kahraman askerlerinin başına çuval geçirmeye cüret eden düşmanlar, dıştan ele geçiremedikleri Türk devletini içten fethetme çabalarını alenen sürdürmekte, Türkün asil varlığını incitmek, asil değerlerini yok etmek için her çareye başvurmaktalar.

Açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan milyonlar bir yandan şehitlerine gözyaşı dökerken, diğer yandan Allaha sığınarak tevekkül etmekte. Halkın sesi durumundaki sivil toplum örgütleri her ne hikmetse sessizliğini korumakta, büyük sermaye sahipleri ülke sorunlarını görmezlikten gelmekte, halk adına konuşacak sendikalar, odalar, borsalar, işadamları, dernekler, vakıflar sanki yokmuş gibi memlekette bir hava esmekte. Üç yılda ülkenin yüz elli milyar dolar olan borcu ikiye katlanmış, milletin atideki elli yılı ipotek altına alınmış.

Harap ve bitap düşmüş milletin sesi, şehit cenazelerinde "Şehitler ölmez, vatan bölünmez'', "Kahrolsun PKK'' haykırışından öteye gidememiş.

Cumhuriyetin emanet edildiği gençlerimiz bıkkın, umutsuz, ömürleri dershane köşelerinde geçmekte. Bir medya türemiş, her yeri magazin, ciddiyetten uzak, memleket meselelerinden uzak. Öğretmene, bilgiye saygı kalmamış, memlekette saygı, sevgi kalmamış. Nerdeyse şehitler bile unutulur olmuş, gaziler bir kenarda olan biteni gözü yaşlı seyrediyor, şehit anaları ağlıyor.

Ulus karanlık ve belirsizlik içinde olup bitecekleri bekliyor.

Durumun dehşet ve korkunçluğu karşısında, her yerde, her bölgede birtakım vatanseverler tarafından kurtuluş çareleri düşünülmeye başlamış.

KURTULUŞYOLLARI

Bu durum ve koşullar altında kurtuluş için her kafadan bir ses çıkıyor:

Kimi diyor, ver kurtul.

Kimi diyor, ya sev ya terk et!

Kimi de, AB'ye ABD'ye soralım, onlar bizden daha iyi bilir, diyor.

Kimi de diyor; yazıktır bu hainlere, affedelim.

Halbuki bu kararların hiçbiri yerinde değil, çünkü bu kararların dayandığı kanıtlar ve mantık çürük. Bu durum karşısında bir tek karar olabilir: O da ulusun birlik ve bütünlüğüne düşman olanları yok etmek, Türk devletinin hem ekonomik hem de siyasal tam bağımsızlığını sağlamak. Bu kararın dayandığı mantık şu: Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu; tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileri gidemez.

Türk'ün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus, bölünmüş olarak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Öyleyse ya birlik, bütünlük ve bağımsızlık ya ölüm! İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır. Türk anayurduna, Türk bağımsızlığına, Türk'ün birlik ve bütünlüğüne saldıranlara karşı çıkmak ve onları yok etmek parolamızdır!

Bu paroladan hareketle, ulusun birlik, beraberlik ve bütünlüğü için hayatını ortaya koyan vatansever insanlara bir çağrı yapalım.

'ANKARATAMİMİ'

Yurdun bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir.

İktidar sahipleri terör örgütü PKK'nın faaliyetlerine son vermek için Avrupa'ya, Amerika'ya ve Irak'a karşı tavır alamamakta, örgütün mali kaynaklarını kesmek ve mülteci adı altında Avrupa'ya sığınanları önlemek için yaptığı çalışmalar sonuçsuz kalmaktadır.

Gene iktidar sahipleri asil milletimizin temiz dini duygularını siyasete alet etmekte, türban, laiklik, imam hatip, milli eğitim gibi hassas konuları istismar etmekte ve halkımız geleceğinden endişe duymaktadır.

Bu durum Türk milleti ve devletinin ulusal saygınlığına, onuruna ve bağımsızlığına gölge düşürmektedir.

Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.

Sivil toplum örgütlerinin tamamı vakit geçirmeksizin Ankara'da toplanacak ve yapılacak ulusal bir kongre ile İstiklal Savaşı sonrası takip ettiğimiz yol, aynen izlenerek ulus bağımsızlığına kavuşturulacak, bütünlüğümüzü parçalamak isteyenler demokratik sistem içinde yok edilecektir.

Parolamız, ya birlik ve bütünlük ya ölümdür!

Türk onurludur, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir.

Türk milleti asildir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Türk milleti kendi tarihini kendi yazar.

Böyle bir ulus, bölünmüş olarak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.

Unutmayınız ki; zabitan için "Ya İstiklal, Ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız. (31 Temmuz 1920).

Ne Mutlu Türküm Diyene!

Ne diyelim, başka ne söyleyelim...

evrensel-insan
11-04-2008, 00:14
Saygideger aydoe;

Verdigin bilgiler icin, tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

kuranyeter
08-05-2008, 19:14
merhabalar.
bu alttaki yazıyı yeni açılan bir sitede gördüm çok yakın bir tarih olmasına rağmen atatürk hakkında net bir bilginin olmaması çok daha önceleri yaşamış bir insan hakkında daha çok bilgi sahibi olunması dikkatimi çekti.

Atatürk Hakkında

Atatürk dinin değil; bid'atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde gösterilmiştir.

Bütün bu yalancı ağızlardan ne çıkarsa çıksın:Atatürk,Türk İslam çocuğudur.Babası ve anası İslam Türk'tür.Mustafa Kemal;babasıyla camiye de gitmiştir,oruç da tutmuştur,Kur'an da okumuştur, Kuran'da okutmuştur. Bakın sizlere Atatürk'ün günlüğünden bazı notlardan alıntılar yapalım,Çankaya Köşkü'ndeki hafızlara Kur'an okuttuğunu bırakın bir kenara, cephedeki notlarına bir bakalım:

9 Mart 1922, Perşembe - Sivrihisar

"Saat 8'e doğru (akşam) İsmet Paşa geldi. Evvela yemek. Yemekten sonra 10 Mart için program kararlaştırıldı. Siyasi durum hakkında... bilgi verdim. Ondan sonra hafıza Kur'an okuttuk."

10 Mart 1922, Cuma - Aziziye

"Saat 5 (akşam) Aziziye, yorgunluk hissettim... Bir saat kadar uyudum. Sonra vücudumu süngerle sildim. Yeterli istirahat etmiştim. İsmet, Yakup Şevki ve Selahattin Paşalar gelmişlerdi. Beraber yemek yedik. Bazı telgraflar gelmişti, gördüm. Hafıza Kur'an okuttum. Saat 10'da gittiler. Benim notları yazıyorum. Biraz kitap okuduktan sonra yatacağım. Yarınki planımız üç tümenin teftişidir…"
Bu konuda Hafız Yaşar Okur'a kulak verelim:
"Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Ramazan gelir gelmez incesaz heyeti Çankaya Köşkü'ne giremezdi. Kandil geceleri de saz çaldırmazlardı. Sadece beni huzurlarına çağırır, Kur'an-ı Kerim'den bazı sureler okuturlardı. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu ile dinlerlerdi. Ruhen çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılırdı."
Bakın ne diyor Atatürk:
"Büyük bir inkılap yaratan Hz.Muhammed (S.A.V)'e karşı beslenilen sevgi,ancak O'nun ortaya koyduğu fikirleri,esasları korumakla tecelli etmek gerekir" (7 Şubat 1923)

"Hz.Muhammed (S.A.V) Allah'ın birinci ve en büyük kuludur.O'nun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor.Benim,senin adın silinir fakat o sonsuza kadar ölümsüzdür."
"Allah ve Peygamber konuları ulu orta Atatürk'ün yanında tartışma konusu yapılamazdı. Bir gece sofrada sohbet sırasında Peygamberi tenkit ederek Atatürk'e yaranacağını zanneden birisinin konuşmasını kızgın bir şekilde elini masaya vurarak, keser ve 'bu konuyu kapatın… Peygamberi küçültmek isterseniz, kendiniz küçülürsünüz!' demişti."
Bakın Ata ne diyor;
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." (Atatürk, Nedim Senbai, A.Ü. Dil, Tarih, Coğrafya Yay., s. 102, 1979)
Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor" ( Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, cilt 3, S. 30 )

__________________
SAYGILARIMLA.

Squall
09-05-2008, 10:43
Atatürk'ü anlamayan ve de ona karşı olan insanlar onun "ne mutlu türküm" lafına nedense çok bozulur..o cümlede geçen türk kelimesinin ırksal bir anlam taşıdığını sanır..

Bence bi kürt vatandaşımız tabikide ne mutlu kürdüm diyebilmelidir..ancak bunun yanında ne mutlu türküm diyemiyorsa işte ozaman o kişi üniter ulus devlete karşı olan ırkçı, bölücü bi karakter sergilemiş demektir..

gozeneli
26-05-2008, 08:02
''Atatürk dinin değil; bid'atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde gösterilmiştir.'' Kuranyeter'den alıntı.

Bu nasıl olur?
Dinin kendisi yobaz,geri, Atatürk' ün düşündüklerine tamamen ters.

imhotep
21-06-2008, 03:18
Mustafa Kemal siyasi bir kişilik olduğu ve de Milli Mücadele'yi yapabilmek için toplumun her kesimini örgütlemeye çalıştığı için o dönem için islami motiflerle süslenmiş sözler sarfetmiş olabilir. Ancak bunu genele yaymak doğru bir davranış olmaz.

Kuran'ı Türkçe'ye çevirmesinin sebebini Karabekir'e "Arapoğlunun yavelerini Türkoğlu anlasın" diye yaptıran bir insanın müslüman olmasını beklemek pek de doğru olmaz. Ama tabi bu durum onu ateist de yapmaz.

Mustafa Kemal'in deist olduğu tezi doğrudur.

O yüzden ne ateist ne de müslüman yakıştırması uygun düşmez.

Saygılar

imhotep
01-07-2008, 17:07
Atatürk büyük bir dindardır zırvalığı yıllardır cumhuriyet yıkıcılarının arkasına sığındıkları bir iddiadır. Aslı da yoktur.

Bu anlayış, kavramları yeniden tanımlamaya çalışan yenilikçi (!) anlayışın bir ürünüdür. Atatürk gibi materyalist bir insanı dogmalara hapsetmeyi amaçlar.

İşte bu anlayış yeri gelir İslamiyetle Laiklik arasında bir fark olmadığını bu kavramların birbiriyle çelişmediğini de iddia eder. Ne de olsa İslamı laik göstermek sureti ile onu daha kolay iktidara taşıyabilecektirler. İslamın iktidar olması laikliğin de iktidarda olması demektir bu zihniyete göre.

Benzer mantık Atatürk'ün dindarlığı mavalı üzerine de kurulmaya çalışılıyor. Atatürk dindarsa, dindar olunmalı, olaylara dinin dogmatik kalıplarından bakılmalıdır öyle değil mi ?

Atatürk'ün deist olduğu tezi en güçlü tez olarak karşımızda bulunuyor. O yüzden kimse onu dindarlık gibi bir kalıba sokmaya çalışmasın.

Zira komik oluyor.

Saygılar

caymer
20-07-2008, 17:42
merhaba bu photograftan mi bahsediyorsunuz acaba?

caymer
20-07-2008, 18:18
merhaba bu photograftan mi bahsediyorsunuz acaba?

ozur dilerim galiba benim yazma hakkim yokmus ayrica fotograf nasil gonderildiginide bilmiyorum, bana ogretirseniz yada sizin email adresinize ingiliz bir yazarin M.Kemal uzerine yazdigi kitap word sayfasinda gonderebilirim, ayrica felsefe, politique konulardada epeyce kitap ve yazilar var ilgilenirseniz bana email adresimden eamil gonderiniz. Hosçakalin
caymer

dilaver
20-07-2008, 18:24
sayın caymer

10 mesajı doldurmadan başlık açamazsınız, ancak Tanışalım forumunda kendinizi tanıtır bir başlık açabilirsiniz. Yoksa yazma hakkınız var, zaten de yazmışsınız.

Aramıza hoş geldiniz, iyi katılımlar diliyorum.

saygılarımla

volkania
25-07-2008, 14:29
Bir çelişki yokmu içinizde Atamız bu kadar çağdaş görüşlüydü. İlericiydi. Ama Kutsallara hiçbi zaman karşı gelmedi hatta Anıtkabiri ziyaret edenlerin dikkatini çekmiştir. Kuran üzerinde ne kadar çalıştığı açıktır.

gozeneli
26-07-2008, 22:39
Evet Kuran üzerinde çok çalıştı. Onun içinde laiklik getirdi. Yanlış bilmiyorsam Avrupa'danda önce ve diger Müslüman ülkelerden öncede kadınlara oy hakkı verdi.

Sonra Atatürk'ün cenaze namazı camide kılınmadı.

Atatürk o kadar çok şey yaptı ki, ama o zamanlar çok büyük bir kahraman olarak sevilseydi bile yapacakları sınırlıydı.
Bu bilimsel olmayan yorum kendi düşüncemdir. Atatürk Kuran'ın Türkçe'ye çevrilmesi ve yeni ABC ile ulusun bu Kuranı okuyup bir gün kendiliginden Kurandaki mantıksızlıgı anlayacagını düşünüyordu (bence).

Böyle olması Atatürk'ün emir ile dini kaldırıyorum demesinden daha iyi olurdu.

Ama karamsar olmayalım, bu ulus bir gün uyanacak ve Arap sömürgesi sonucu dilimizi ve kendi benligimizi köle alan karanlıktan kurtulacaktır.
Yeter ki Herkes Kuran'ı Türkçe okusun.

o Küçük çocukların Kuran kursu diye gittikleri ve anlamadıkları ve hiç bir katkı almadıkları kurslar insanlık suçudur.

Cahilligin tohumunun atıldıgı yerlerdir.

kaancan
28-07-2008, 07:18
göze senin samimiyetine inanmasamda bu kadar ortak düşencemizin olması açıkçası beni rahatsız ediyor!
o Küçük çocukların Kuran kursu diye gittikleri ve anlamadıkları ve hiç bir katkı almadıkları kurslar insanlık suçudur(doğru söze ne denir?)
Atatürk Kuran'ın Türkçe'ye çevrilmesi ve yeni ABC ile ulusun bu Kuranı okuyup bir gün kendiliginden Kurandaki mantıksızlıgı anlayacagını düşünüyordu (bence).(bencede ama mantıksız ve akla zarar ekleme düşüncelerin ayıklanması konusunda! reformistlik...)
Yanlış bilmiyorsam Avrupa'danda önce ve diger Müslüman ülkelerden öncede kadınlara oy hakkı verdi.(tartışmamızı unutmamışsın sevindim!)

kuranyeter
28-07-2008, 18:41
''Atatürk dinin değil; bid'atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde gösterilmiştir.'' Kuranyeter'den alıntı.

Bu nasıl olur?
Dinin kendisi yobaz,geri, Atatürk' ün düşündüklerine tamamen ters.

merhaba.
ben o yazıyı senin gibi atatürkü sevdiğini idaa eden ve atatürke müslüman diyen insanlardan almıştım.
ama bakıyorum sizde atatürke müslümanlık dışında başka başka kimlikler biçiyorsunuz.

çok yakın bir zamanda yaşayan atatürk için bile net bilgileriniz yokken ona sırf egonuzu tatmin etmek vede arkasına sığınmak için ya müslüman yada ataist kimliğini isnat etmek yobazlık değilde nedir.

bilmediğin ve hiç yaşamadığın bir oluşuma yada bir topluluğa yobazlık demek sadece kişinin kültür ve ahlaki seviyesini apaçık şekilde ortaya koymaktadır.

hiç yaşamadığın ve anlamak istemediğin bir şeye hakaret etmek kişinin insanlara saygısı olmadığı anlamını ortaya çıkarır başkalarına saygısı olmayan onların yaptıkları ile alay eden kişi kendisi ile alay edilecek bir günü mutlaka yaşayacaktır.


insanların şartlar ne olursa olsun her türlü inancına ve inaçsızlığına saygı duyulacak yarınlar dileğiyle

sevgi ile

kuranyeter
28-07-2008, 18:46
Atatürk büyük bir dindardır zırvalığı yıllardır cumhuriyet yıkıcılarının arkasına sığındıkları bir iddiadır. Aslı da yoktur.

Bu anlayış, kavramları yeniden tanımlamaya çalışan yenilikçi (!) anlayışın bir ürünüdür. Atatürk gibi materyalist bir insanı dogmalara hapsetmeyi amaçlar.

İşte bu anlayış yeri gelir İslamiyetle Laiklik arasında bir fark olmadığını bu kavramların birbiriyle çelişmediğini de iddia eder. Ne de olsa İslamı laik göstermek sureti ile onu daha kolay iktidara taşıyabilecektirler. İslamın iktidar olması laikliğin de iktidarda olması demektir bu zihniyete göre.

Benzer mantık Atatürk'ün dindarlığı mavalı üzerine de kurulmaya çalışılıyor. Atatürk dindarsa, dindar olunmalı, olaylara dinin dogmatik kalıplarından bakılmalıdır öyle değil mi ?

Atatürk'ün deist olduğu tezi en güçlü tez olarak karşımızda bulunuyor. O yüzden kimse onu dindarlık gibi bir kalıba sokmaya çalışmasın.

Zira komik oluyor.

Saygılar

merhaba.

onu dindarlık gibi bir kalıba sokma gibi bir komiklik yapacak değilim ama sizler gibi yazıştığım kişilerde atatürk için farklı kimlikler düşündüğü için onlardan aldığımı size sizden aldığımı onlara sunup güzel bir fikir ortaya çıkmasını ve atatürkü her yönü ile tanımak istiyorum zira bu her insan gibi benimde en doğal hakkımdır diye düşünüyorum.
yazılarınız için teşekkür eder bu konuda yardımcı olma temennisi ile
sevgilerimi sunarım.

sevgi ile

baykadir
31-07-2008, 02:16
akılcı bir insan olduğu gerçegi tartişilmaz bugun soyledikleri sözler hale insanliğa uzun süreler yön verecek kadar yeni gibi

LifeOwneR
03-08-2008, 00:56
İdeal Düzenin Sırrını İlkeleriyle Açıklamış Olan Büyük Zat-ı Şahanedir.

Saygılar

Kandandahakan
15-08-2008, 01:07
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, İKTİDARA sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!





BİR SOSYALİST OLARAK

SENİNLE GURUR DUYUYORUM ATAM !!!

Neden mi :


1 ) Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, İKTİDARA!!! sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

2 ) İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek DÜŞMANLAR, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

pante
17-08-2008, 20:28
Bakalım sizde Atatürk'ün gizemlerinden etkilenecek misiniz?

http://www.tarihsayfam.com/ataturkun-39-un-gizemi/

En çok etkilendiğinizi alıntılayabilirsiniz.

Squall
17-08-2008, 21:01
-Efsunlu Kemal-

Mustafa Kemal yönettiği savaşlarda cephenin ateş altında sık sık dururdu. Siperleri dolaşarak hatta bazen öne çıkarak askerlerin moralini yükseltmeye çalışır, tüm gelişmeleri yakından takip ederdi.

Atatürk'ü karalayan bir yazar olarak bir hayli eleştirilen ve bir zamanlar kitabı Türkiye'de yasaklanan H.C. Armstrong bile "Bozkurt" adlı kitabında Mustafa Kemal'in mucizevi bir şekilde vurulamadığından bahseder:

Bir keresinde yeni kazılmış bir siperin dışında duruyordu. Avcılarımızın yoğun ateşi altındaydı. Bir İngiliz Bataryası da o sipere ateş açtı. Toplar menzili ve hedefi buldukça şarapneller gitgide daha yakınlarına düşmeye başladı. Vurulması matematiksel olarak kesindi. Kurmayları sipere girmesi için yalvarmaya başladılar. Dürbünle görüyorduk. Fakat o sigara yakıp gayet sakin bir şekilde sigara içmeye başladı. Ne yakınında patlayan şarapneller, ne de yoğun avcı ateşi Mustafa Kemal'e bir şey olmuyordu. Çünkü O'nu vuramıyorduk.

O, zaman zaman eline bir tüfek alıp yoğun ateş altında, siperden dışarı çıkıyor, Avustralya siperlerine dikkatli, telaşsız ve isabetli atışlar yapıyordu. Bu kısa menzilde bile avcılarımız onu vurmayı başaramıyorlardı. Vurulmuyordu... Onu vuramıyorduk...

Bu inanılmaz gerçeği büyük bir şaşkınlıkla kaleme alan Armstrong, sonra şöyle devam ediyor: Sonra duyduk ki, Mehmetçik adı verilen Türk Neferleri bu inanılmaz olayı gördükten sonra Mustafa Kemal'e bir isim takmışlar: "Efsunlu Kemal..." Bu isim askerlerimizin moralini bozmuştu. Gelip soruyorlardı:

"Karşıdaki Türk Birliği'nin komutanı kim? O mu?"
"Hayır... Hayır..." diyorduk,
"O değil, O burada değil, sakin olun..."

aydoe
20-08-2008, 13:05
Cumhuriyet 20.08.2008Atatürk’ü Putin Anladı, Çin Anladı, Biz Anlayamadık
“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” diyen Atatürk, ulusumuzun kültür ve aydınlanma öncüsüdür. Atatürk ulusal kültürümüzün her öğesinde ulusumuzun çağdaş dünya ile bütünleşmesini Cumhuriyetle birlikte kültürümüze kazandırılan çağdaş değerlerin diğer uluslarla paylaşılmasını sağlayıcı adımlar atmış, pek çok konuda pek çok ülkeye örnek olmuştur.

Prof. Dr. Taciser ONUKBaşbakanlık Atatürk Yüksek Kurumu Eski Atatürk Kültür Merkezi Başkanı
Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından sadece Türk ulusu için değil, tüm insanlık için bir onur simgesi olarak tanımlanan, ulusumuz için gerçek bir aydınlanma öncüsü, bağımsızlık, barış, özgürlük, mutluluk, hukuka saygı gibi evrensel değerleri kişiliğinde bütünlemiş yüce Atatürk 20. yy’dan 21. yy’a manevi varlığını sürdüren tek liderdir.
1976 yılında UNESCO tarihinde ilk ve tek 152 ülkenin oybirliği ile onayladıkları belge şöyledir:
“Atatürk kimdir; Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu.”
Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Türkiye Cumhuriyeti, her yönüyle ileriye dönük, temelinde ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık kavramları olan büyük bir toplumsal değişim, dönüşüm ve gelişim projesidir. Ulus olarak daima birlik bütünlük ve dayanışma içinde olmak salt devletimizin değil, kültürümüzün de temel özelliklerindendir. Bu anlamda Cumhuriyet toplumu oluşturan insanların duyuş, düşünüş ve davranış birliği anlamına gelen kaynaştırıcı ve birleştirici nitelikteki “kültür” temeli üzerinde yükselen bir yönetim biçimidir ve başarısı da kültürün gelişmişliği ile doğru orantılıdır.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” diyen Atatürk, ulusumuzun kültür ve aydınlanma öncüsüdür. Atatürk ulusal kültürümüzün her öğesinde ulusumuzun çağdaş dünya ile bütünleşmesini Cumhuriyetle birlikte kültürümüze kazandırılan çağdaş değerlerin diğer uluslarla paylaşılmasını sağlayıcı adımlar atmış, pek çok konuda pek çok ülkeye örnek olmuştur.
Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin hedefi, ulusunu kadın-erkek bütün dinamikleriyle devletin temelinde bütünleştiren ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmaktır.
2002 Ocak-2006 Ocak tarihleri arasında ilk kadın başkanı olmaktan büyük onur ve gurur duyduğum AYKAKM’nin amacı milli varlığımızın, milli gücümüzün gelişmesinde ve devamında Türk kültürünün Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda bilimsel yoldan incelemek, araştırmak ve bir bütünlük içerisinde tanıtmak, yaymak, yayınlamak Türk ulusu ve dünya kültürleriyle buluşturmaktır.
Bu amaçla AYKAKM’de süreli süresiz yayınlar yapıp kongre, konferans, sempozyum, panel, bilim ve eğitim projeleri gerçekleştirilmiştir.
17-21 Aralık 2002’de Ankara’da gerçekleştirdiğimiz “Cumhuriyetten Günümüze Türk Kültürünün Dünü Bugünü ve Geleceği” konulu beşinci Türk kültürü uluslararası kongre çok olumlu yankılar uyandırmıştır. Kültürümüzü oluşturan 16 konu başlığı altında ayrı kitaplar yayımlanmıştır. Atatürk’ün vasiyeti olan Türk kültürünün dünya kültürlerine etki ve katkıları ise Cumhuriyet döneminde ilk kez derinliğine ve genişliğine altıncı Türk kültürü kongresinde ele alınmıştır. Atatürk’ün ve Türk kültürünün dünyadaki etki ve katkılarının, on altı başlık altında bilimsel yoldan tüm ayrıntılarıyla dünyadaki varlığı kanıtlanmıştır. Bazı örnekler verecek olursak; Türkçe bugün dünyada en yaygın altıncı dil konumundadır. Türk şair ve yazarlarının verdiği birçok eser başka dillere çevrilmiş dünya literatürüne katkıda bulunmuştur. Türk tarihçilerinin Türk tarihiyle ilgili araştırmaları birçok ulusun tarihini aydınlatmaya yaramıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde kazanılan Türk İstiklal Savaşı ve yaptığı devrimler, Gandi ve Nehru gibi önemli liderleri etkilemiş, sömürge imparatorlukları bünyesinde olan birçok ulusun özellikle de Doğu uluslarının uyanmasını ve bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamıştır. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti bugünkü varlığını Atatürk devrimlerinden esinlenerek korumuştur. Avrupa dışında Cumhuriyet kuran tek lider Atatürk’tür. Fransız devriminin iyi bir takipçisidir. İslam dünyasında laik demokratik devlet düzenlerinin kurulmasında Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti iyi bir örnek olmuştur. Bugün de İslam devletlerine model olarak Türkiye’yi örnek almaları önerilmektedir.
Bu bağlamda kongre döneminde çok etkilendiğim iki görüşmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İlki Çin Büyükelçiliği Kültür Müsteşarı ile AYKAKM makam odasındaki görüşmemizde, Atatürk’ün Çin eğitim sistemindeki yeri, önemi ve etkisini şöyle ifade etmişti: “Çin’in gelişmesindeki en önemli etkenlerden birisi Atatürk’tür. Bizim eğitim sistemimize göre ilköğretim öğrencilerimize dünya çapında dört büyük lideri öğretiyoruz. Bunların başında Atatürk gelir. Atatürk’ü nasıl öğretiyorsunuz, diye heyecanla sorduğumda, Müsteşar, Atatürk’ü ders kitaplarındaki metinlerle tanıtıp, Türkiye’nin emperyalist saldırganlara karşı Atatürk’ün önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı nasıl kazandığını, tüm dünyanın ezilen halklarına da nasıl örnek olduğunu öğretiyoruz. Üzerinde önemle durduğumuz konu, onun o zor zamanlarda her türlü olanaksızlıklara karşın yılmadan nasıl böyle bir mucize yaratabildiğini, özellikle mücadele ruhu, düşünce sistemi ve beyin gücünü çocuklarımıza öğretmeye çalışıyoruz. Bugün bizim eğitim sistemimizde ve felsefemizde başarı için mutlaka bir çıkış yolu, bir alternatif vardır düşüncesiyle sorunlar karşısında pes etmek yoktur, çünkü Atatürk pes etmedi ve kazandı.”
Gerçekten çok etkilenmiştim, Atatürk’ü ve düşüncelerini unutturmaya çalışan vefasız toplumun bireyi olarak çok utanmıştım.
Diğeri, kongre nedeniyle Ankara’ya gelen o dönemde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanlarından gazeteci Zorap ile görüşmemizdeki ifadesine göre; Putin Atatürk’e hayran. Atatürk’ün yaptıkları Kurtuluş Savaşı’ndaki başarıları yoktan var ettiği Türkiye Cumhuriyeti, Putin için çok önemli bir örnek. Putin’in çalışma masasının üstündeki pek çok kitap Atatürk’e ait. O Atatürk’ten, onun düşüncelerinden ve başarılarından çok etkileniyor ve yararlanıyor sözlerini unutamam.

Titan
14-10-2008, 20:46
http://img465.imageshack.us/img465/5929/ata0jl.jpg

Şu resme bakınca tarihin tersyüz olduğunu görüyorum, o zamanlara imrenmemek mümkün değil, Atatürk söylemleri ve eylemleri ile bir evliya sanki.

Titan
14-10-2008, 20:55
djhakan18´isimli üyeden Alıntı
diktator gibi her ta$in altinda çikiyor, Saddam in bile bu kadar çok heykelleri ve portreleri, vs. yoktur


Sana verilecek en güzel cevap t0ygun adlı yorumcudan aktaracağım şu şiir olacak; kıymetini bil!

Yıkın Heykellerimi


Ey milletim
Ben Mustafa Kemal''im
Cagin gerisinde kaldiysa düsüncelerim
Hala en hakiki mürsit degilse ilim
Kurusun damagim dilim
Özür dilerim

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Özgürlük hala
En yüce deger
Degilse eger
Prangali kalsin diyorsaniz köleler

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Yoksa cagdas medeniyetin bir anlami
Ortacaga tasimak istiyorsaniz zamani
Bas taci edebiliyorsaniz
Sanatin icine tüküren adami

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Yetmediyse acisi siddetin savasin
Anlami kalmadiysa
Yurtta sulh dünyada barisin
Eger varsa ödülü silahlanmayla yarisin

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Özlediyseniz fesi peceyi
Aydinliga yegliyorsaniz kara geceyi
Hala medet umuyorsaniz
Sihtan seyhten dervisten
Sifa buluyorsaniz
Muskadan üfürükcüden

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Esit olmasin diyorsaniz kadinla erkek
Karacarsafa girsin diyorsaniz
Yobazin gazabindan ürkerek
Diyorsaniz ki okumasin
Kadinimiz kizimiz
Budur bizim alin yazimiz

Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi

Fazla geldiyse size
Hürriyet cumhuriyet
Özlemini cekiyorsaniz
Saltanatin sultanin
Hala önemini anlayamadiysaniz
Millet olmanin
Kul olun
Ümmet kalin
Fetvasini bekleyin sayhül islamin
Unutun tüm dediklerimi
Yikin diktiginiz heykellerimi
RAHAT BIRAKIN BENI

Süleyman Apaydın

Titan
14-10-2008, 21:06
Şimdi burda sidik mi yarıştıralım dostum.Atatürk'e bişey diyen mi var?Ben sadece Atatürk'ün elinde olan yetkiler Tayyip'te olsa daha iyi işler yapardı diyorum.Saygı duysanız da duymasanızda bu benim öngörüm.


Tayyipin elinde kısıtlı da olsa yetki var ve Türkiyenin geldiği konum gösterdi ki, onun faşist bir diktatörlük hevesinden başka istediği bir şey yok, baksanıza en ufak bir eleştiriye tahammülü bile yok. Yok yargı, yok ordu ellerini bağlamışta iş yapamıyormuş. Demek ki sen kendi inançlarının sonuçlarını görebilmek için Tayyip'e diktatörlük payesini uygun görüyorsun.

Bir de, bu yazdıkların Atatürke diktatörlük etiketini zorlama olarak yapıştırmaktan başka bir şey değil.

Titan
14-10-2008, 21:33
Biri; karanlık bir zaman diliminde ülkesi için savaşmış, korumuş, ırk ve mezhep ayrılıklarını gözetmemiş, ülkesinin dünya milletleri arasında yer alması için uygarlığı kendine en büyük doktrin edinmiş,

Diğeri ise artık neredeyse insanın sırrının tamamen (DNA) çözüleceği uzay/bilgi çağında ki olguları, ortaçağ kafasıyla çözmeye çalışmayı kendine şiar edinen bir imamı, ibret olsun diye Atatürkle karşılaştırmak kadar doğal bir şey olamaz.

Squall
28-10-2008, 14:55
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden 15 gün sonra dönemin İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine'in Londra'ya özel bir kuryeyle gönderdiği ve üzerine " 40 Yıl Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubun tam metnidir.
(Bu kripto metni ilk kez 10 Kasım 1997 tarihinde Kuva-yı Medya tarafından kamuoyunun bilgisine sunulmuştur)


G İ Z L İ

Telgraf No: 608

İngiltere Büyükelçiliği


Ankara, 25 Kasım 1938

Aziz Lordum,

Size Mösyö Kemal Atatürk'ün ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı çok derin üzüntüler içinde sunmuştum.

2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşarı tarafından hazırlanan ve Kemal Atatürk'ün geçmişteki kariyerini içeren belgeyi sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk'ün yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım. Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır. Ancak bunların çok azı, Atatürk'ün gerçek kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktır ki; onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır.

3. Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim. Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaşkanı ile çok nadir karşılaşmış olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkine nazaran daha sık ve daha uzun olmuştur. Bütün bunlar bir yana, görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost gibi görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı doğduğunda bundan hoşnut kalmış, karşılıklı konuşmalarımız esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır. Galiba, onun yeteneklerini ortaya çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı, bu yüzden olsa gerek görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konu ile ilgili sunduğu sonuca karşı çıktığımda benim bu tavrıma direnmezdi. Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer yabancılara gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum.

4. Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu gördükten sonra benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen Kabine'deki bazı Bakanlardan da birçok kez dinleme fırsatım oldu.

5. Atatürk'ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım.

6. Sanırım bunu temelde "çift karakterlilik" olarak açıklayabiliriz. Bu ülkede nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong'un Grey Wolf (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli; inatçı bir enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle karşılaşmaktadır. Bu tesbiti doğrular görünecek kanıtları toplamak hiç de zor olmayacaktır; ancak şahsen ben, bir insanın bu şekilde tanıtılmasını tamamıyla yanıltıcı buluyorum. Gözle görülen bir dizi kural dışılığı sadece ayrı karakterlilikle anlatabileceğime inanıyorum. Sadece şu veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil, yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi gerektiğine inandığı için çok sayıda kuvveti harekete geçirip, -bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece iyiliği ile ölçülebilir- on beş yıl gibi kısa bir sürede bu insan bir çok iyi şey yapmıştır. Gerisi ayrıntıdan ibarettir; sadece dedikoducu zihniyetin üzerinde duracağı ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını vereceği ayrıntılar.

7. Atatürk'ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok, bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır. Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka özelliğine değinmek istiyorum: Bu da; Atatürk'ün doğuştan gelen, belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi, faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi.

8. Atatürk'ün tüm karakterinde veya en azından mevcut şeklinde, bazı çelişkilerle karşılaşılmaktadır. İddia edilen acımasızlığı, onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu sevgiyle uyuşmamaktadır. Tensel günahlar ve geçici ilişkilere duyduğu varsayılan zevklere karşın, toplumda kadının rolü kavramı, halk devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu kadın hakları ve önemi ile bağdaşmamaktadır. Zira bir iki sene içinde çokeşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem kadınlarına bile devletin liberal mevkilerinin açık olduğunu ortaya koymuştur. (Kimi zaman toplum içinde de olsa) özel hayatını
tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti ile garip bir çelişki yaratmaktadır. Sadece bir kaç büyük adam daha rahat ve daha güvenli hissetmenizi sağlayabilir; sanırım yok denecek kadar azı da gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir.

9. Atatürk, Batı'da "yes-men " ve uzun süredir Türkiye'de "evetçi" olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanları aşağılıyordu. Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu. Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü. Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı. Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşıyor, onlar için düşünüp, onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa, görevlerini yerine getiremedikleri kanaatına varıyordu.

10. Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak. Bunun yanlış olacağı kanısındayım. Hem savaşta, hem barışta evet o büyük bir liderdi -ancak gerçek bir diktatör değildi . Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum. Ancak Hitler ve Mussolini'nin
tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi. Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve tüm devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar edebilirsiniz. Doğru,
ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin onayının hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu. Olayların gidişi, Atatürk'ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir. Dolayısıyla sıkça fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı
değil. Ancak onu Mussolini, Hitler veya Primo de Rivera gibi diktatörlerden ayıran belki de en büyük özellik, başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya çalışmasıdır. Atatürk'ten sonraki cumhurbaşkanı seçiminin sessizce hallolması ve ölümünden sonra kurduğu rejimin sakince sürmesi bir kriterse, evet başarılı olmuştur.

11. Atatürk'ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı; küçük şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı.

12. Müslüman olarak doğmuş, ancak din karşıtı bir kişi olmuştu, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti; işini iyi bilen, istidak sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi. Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve barış ortamını sağlamayı başarmıştı. Türkiye'nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist Cumhuriyet'in dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi yoktur. Uzatılan dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir biçimde sağlanmıştır.

13. Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti. Hastalığının şiddetlendiği anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeyi başaramamıştı. O, Türk Milleti'ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini ondan çalmayı başaramamıştır. İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de tüm bunlardan daha önemlisi bu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.

Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazı hizmetkarınız olduğumu bildirmekten şeref duyarım.

Percy Loraine

G İ Z L İ

evrensel-insan
31-10-2008, 01:06
Saygideger arkadaslar;

Benden, sizlere yorumlamaniz ve gorus belirtmeniz icin; bir varsayim.

Selanik kokenli, Ataturk'un TC kurulmadan once, osmanlidan; milli cikisi sayesinde bagimsizligini kazanan Yunanistan'in Yunan milliyetciligine, paralel olarak, idealinde yarattigi bir TC'yi gerceklestirme amaci icin, harekete gecisi olabilirmi? Cunku, hep Yunanlilardan bahsederken "dusman" terimi kullaniliyor. Neden ve kime-kimin dusmani?

Acaba, Ataturk; Selanik'te cocuklugunu-ki aile temelinden yoksun olarak- yasarken, kisisel, cevresel veya sulalesel olarak, gorup yasadigi; bir yunan milliyetciligi kokenli; "Osmanli, ya da Turk olma, ya da savunma"dan dolayi bir siddet, iskence veya zorbalik yasamis olmasi mumkun degilmi?

Ayrica, Osmanli'yi tamamen tarihe gommek isteyen batinin, Bu konuda Ataturk'e bir yardimi, onerisi veya yol gosterimi olmasi ve Anadolu'nun sahipligi temelinde Yunan-Turk savasina seyirci kalmasi ve "yenen Anadoluyu sahiplensin" dusuncesi temelindeki, davranisi olabilir mi? Sonucta batinin, ustelik Lozan da, Yeni bir ulke ve TC degilde; Osmanlinin devami bir TC olarak TC'ye bakis acisinin altinda yatan neden nedir?

Kurtulus savasinin basarilmasinda; batinin yonetip yonlendirme, yardim ve destegi nedir ve neye karsiliktir? Kemalizm' deki "bati damgasi" nedir?
Ataturk'un din degilde; milliyetci temelde; Anadolu'nun cok sesli mozaik yapisini tek sese "Turklestirme" ye indirgemesinin altinda yatan dusunce nedir?
Ataturk, getirdigi dini iceriklerle-diyanet isleri gibi, Istiklal marsi gibi,- Osmanli'daki islam yapisini aslinda "ilimlastirmamismidir?"

Saygilarimla;
evrensel-insan

dilaver
08-11-2008, 02:22
ATATÜRK’TEN MUSTAFA’YA

Hoş bir öyküdür ya da yakıştırma.
Kurtuluş Savaşı efelerinden Demirci Mehmet Efe kızanlarını yüreklendirmek için hiç görmediği Mustafa Kemal’i şöyle anlatmış:
- Akıdeşle, Mustafa Kemal Paşa’da bi boy pos vamış, kapıladan sığmıyomuş. Ben diyeyim iki metre, siz deyin daha fazla.
- Akıdeşle, Mustafa Kemal Paşa’da bi ses vamış… Bi nara attı mı, dağla taşla zangır zangır titrerimiş. Düşmanla “Böle bi ses olsa olsa bi ejderhadan çıka. En iyisi gözüne görünmeden gaçalım.” deelemiş...
- Akıdeşle, Mustafa Kemal Paşa gayfeyi de sade içerimiş haaa!
Tabii Ege yöresinde sade kahve biraz da yiğitliğin şanından. Erkekler alay edilmemek için şekerli kahve içmekten kaçınırlarmış.
Savaş zaferle biter, ordu İzmir’e ilerlemektedir. Mustafa Kemal Paşa İzmir yolunda Demirci Efe’ye misafir olur. (Ya da Kemal Paşa Efe’yi ve kızanlarını misafir eder.) Karşılama merasiminde kızanlar bakar ki, Kemal Paşa hiç de boylu poslu değil. Fısıltıyla Efe’ye sorarlar:
- Efem, hani, Kemal Paşa kapıladan sığmıyodu. Boyu iki metreden fazlaydı?
Demirci Efe bozuntuya vermez:
- Len siz onu bi de saveşirken göreydiniz. Şindi böle göründüğüne bakmeyin…
Mustafa Kemal yüksek sesle kızanları selamlar. Kızanlar şaşkın, Efe’ye sorarlar:
- Efem, hani Kemal Paşa nara atınca dağlar zangır zangır titrerdi?
Efe yine bozuntuya vermez:
- Len oğlum siz onun sesini saveşirken dinecektiniz. Normal zamanlarda öle bağırmaz…
Hoşbeşten sonra kızanlar yorgunluk kahvesi için hamle yaparlar:
- Paşam, gayfeyi nasıl arzu idersiniz?
Mustafa Kemal Paşa “Şekerli olsun!” der.
İşte o an Demirci Mehmet Efe dağılır:
- Paşam, bana bunu yapmeceydin!
Gerçek ya da yakıştırma. Sonuçta hoş bir öykü.

“Beton Mustafa”
Demirci Efe’nin Mustafa Kemal Paşa’yı kendince kültleştirmesi masumcaydı. Ama resmi ideoloji eşkıyalarının ölümünden sonra Atatürk’ü kültleştirmesi hiç masumca değildi.
Atatürk’ü kahrından öldüren resmi ideoloji baronları cenazesinde en ön safta yer aldılar, tabutunu herkesten önce omuzladılar, ölüsünü dirisinden daha çok sevdiler. Atatürk’ü bizden biri olarak algılatıp sevdirmek yerine, peygamberlere özgü erişilmezlik ve dokunulmazlıkla sarmalayıp ululaştırdılar, tabulaştırdılar. Atatürk’ü kendileri için değil, iliklerine kadar sömürdükleri halk için kültleştirdiler. Sonra da Atatürk kültünü, ülkeye reva gördükleri sömürünün, baskının, çürümüşlüğün, yozlaşmanın sorgulanmasını önleyen bir kalkan gibi kullandılar. Halk bir yandan Allah ve Peygamber ile aldatılırken, öte yandan Atatürk ile aldatıldı.
Kültleştirme özellikle darbe dönemlerinde yoğunlaştı. Gerçek tümüyle karanlığa gömülüp Atatürk algısı iyiden iyiye insanüstüleştirildi.. Darbeciler neo liberal ekonomi politikalarını süngü zoruyla uygular, patronlar “Artık gülme sırası bizde” diye düğün bayram ederken, sofrası küçültülen halka Türk-İslam sentezi ve Atatürk kültü ikram ettiler. Okullarda sabahları okunan Türklük andına Atatürk’e sadakat yemini eklendi. Anayasa’da hâlâ duran ifadesiyle Atatürkçülük yasal, resmi ideoloji ilan edildi. Atatürkçülüğü tanımlamadıkları gibi tartışılmasını da cezai yaptırımla önlemeye çalıştılar. Büyük küçük demeden havaalanlarına, bulvarlara, barajlara, stadyumlara O’nun adını verdiler, kendisine ait olup olmadığı tartışmalı sözleri ayet hükmünde oraya buraya astılar. Nihayet darbeciler, her yere estetik açıdan sorunlu heykellerini dikerek, adını “Beton Mustafa”ya çıkarmayı becerdiler.
Atatürk’ün insanüstü konuma yükseltilip kültleştirilmesi bir de riyakârcaydı. Resmi ideoloji eşkıyalarının açıkça cesaret edemedikleri itiraf, küçük rütbeli bir subaydan gelmişti. 12 Mart döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde görevli Üsteğmen Burhan Poturna, kendisiyle Atatürk’ü tartışan tutsaklara “Atatürk yaşasaydı şimdi o da burada olurdu” diye karşılık vermişti. (Aktaran Ali Tartanoğlu, YALNIZ ADAM MUSTAFA KEMAL, Öncü Kitap, Ankara, Şubat 2002, s: 445)
Üsteğmenin sözleri bir fantezi değil, mensubu olduğu resmi yapılanmanın yüzündeki maskeyi düşüren bir itiraftı. Yani, Atatürkçülük maskesi altında Atatürk’e düşmanlığın ifadesiydi. Atatürk’ün dirisini değil ölüsünü seviyorlardı.
Unutanlar ya da yaş itibariyle bilmeyenler için belirtmekte yarar var. 12 Eylül döneminde cezaevlerinde İstiklal Marşı ve Onuncu Yıl Nutku da işkence ve eziyet uygulamasının parçası haline getirilmişti. Üsteğmenin ağzından kaçırdığı fantezi gerçek olsa, 12 Eylül zebanileri Atatürk’ü yakalayabilseler, hiç kuşkusuz, O’na da her gün sabahtan akşama kadar İstiklal Marşı söyletip Onuncu Yıl Nutku’nu ezberlettirirlerdi.
Kısaca tanımlamak gerekirse, kült olarak adlandırılan sosyal rahatsızlık, kutsallaştırılan kişiye bağlılık, saygı ve sevginin ötesinde tüm mutlak doğruları ve erdemi o kişiye mal edip, onu taparcasına yüceltme ve ululaştırma, onu yüceltirken kendisini acizleştirme pratiği.
Kültleştirme çocuğun babayı her şeye kadir sanması gibi bir şey. Yani gerçeklikten uzak, abartılı betimlemelerle örülü bir baba algısı. Ergenlik döneminde babasının her şeye kadir olmadığını fark eden çocuk, kültleştirdiği babasına karşı asileşir, huysuzluk eder. Sonra olgunlaştığında babasına saygısı ve sevgisi de olgunlaşıp yerli yerine oturur.
Atatürk’ün liderliğindeki cumhuriyet ve laiklik devrimiyle sıçrama kaydeden modernleşme sürecinde onca mesafe kat etmesine karşın, Türkiye henüz çocukluktan tam kurtulamadı. Ergenlik sancılarıyla kıvransa da Atatürk hâlâ “Ulu Önder”. Kültleştirme, efsaneleştirme Atatürk’ün anlaşılmasına değil anlaşılamaz, sorgulanamaz, eleştirilemez olmasına hizmet etti. Teokrasiden laikliğe, saltanattan cumhuriyete, ümmetten millete, kuldan yurttaşa evrilmeyi hedefleyen Atatürk kendisinin böyle kültleştirilmesine razı olur muydu, tartışılır. Demirci Efe’nin kurduğu hayalin bozulması gibi, zihinleri resmi ideolojinin ve 12 Eylül darbesinin çimentosuyla betonlaşan, Atatürk diye “Beton Mustafa”dan başkasını bilmeyenler, bilinmesini istemeyenler, şimdi “Mustafa” ile yüz yüze gelince ezberleri yara aldı. Ezber bozulunca akıl ve ruh sağlığı bakımından ne denli sorunlu oldukları da ortaya çıktı. “Mustafa”ya gösterilen tepkiler ve eleştiriler biraz da çocuklukta ısrar ya da ergenlik sancıları, öksüz ve yetim kalma kaygısının huysuzluğu olarak görülmeli.

Alıntıdır.

saygılarımla

unbe
26-11-2008, 22:30
değerli arkadaşlar
kim ne derse desin ATATÜRK gelmiş geçmiş çok büyük bir insandı.Ömrü yetmedi herşeyi tamamlamaya.Bütün dünya onu takdir edip yüzyılın en büyük dehası olarak kabul ederken türkiyede(ki en çok değerinin görülmesi gereken yer) ATA'mızın yaptıkları bilinçli bir şekilde unutturulmaya çalışılıyor.Ama o öyle büyük bir insan ki kimse unutamaz.Eğer bugün bağımsız isek, herhangi bir ülkenin boyunduruğu altında değilsek bunu O'na borçluyuz Türküm diyen herkes bunu hatırlasın.Ve inadına:NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!

pante
26-11-2008, 22:55
- Paşam, gayfeyi nasıl arzu idersiniz?
Mustafa Kemal Paşa “Şekerli olsun!” der.
İşte o an Demirci Mehmet Efe dağılır:
- Paşam, bana bunu yapmeceydin!
Gerçek ya da yakıştırma. Sonuçta hoş bir öykü.

Yakıştırma.
Çünkü Atatürk, kahveyi orta şekerli içerdi.
Kahve orta şekerli içilir. :)

Demirci Efe’nin kurduğu hayalin bozulması gibi, zihinleri resmi ideolojinin ve 12 Eylül darbesinin çimentosuyla betonlaşan, Atatürk diye “Beton Mustafa”dan başkasını bilmeyenler, bilinmesini istemeyenler, şimdi “Mustafa” ile yüz yüze gelince ezberleri yara aldı. Ezber bozulunca akıl ve ruh sağlığı bakımından ne denli sorunlu oldukları da ortaya çıktı. “Mustafa”ya gösterilen tepkiler ve eleştiriler biraz da çocuklukta ısrar ya da ergenlik sancıları, öksüz ve yetim kalma kaygısının huysuzluğu olarak görülmeli.

Türkiye'de gerçek Atatürkçülerden çok beton Mustafacılar olduğu gibi, dünyada da beton Vilademirler, beton Jozefler, beton Karllar, beton Maolar çoktu. Bunlar hakkında da değil eleştiri yapmak, eleştiri imasında bulunmak dahi kabul edilemez, yeltenene şiddetle yanıt verilirdi. Sosyalist geçinen parti ve örgütler içinde hala bu böyledir. Deneyebilirsiniz.

"Beton Mustafa" Said Nursicilerin, Fethullahçı Nurcuların yakıştırmasıdır.
"Mustafa" ise, "Beton Mustafa" diyemeyenlerin yakıştırması.
Gerçek olan, ne Mustafa'dır ne de Beton Mustafa.
Hem Mustafa'yı, hem Mustafa Kemal'i, hem de Atatürk'ü birlikte görebilmek, birlikte değerlendirebilmek de ne gerici yobazların, ne Yeni İttihatçı ırkçıların ne de Yeni İtilafçı işbirlikçilerin harcı değildir.
Bunun için hem ilerici, hem yurtsever hem de devrimci olmak gerekir.
Akıl ve ruh sağlıkları eksik midir bilemem ama, bu üç niteliğin en az biri tamamen eksiktir bunlarda.

pante
26-11-2008, 23:03
Selanik kokenli, Ataturk'un TC kurulmadan once, osmanlidan; milli cikisi sayesinde bagimsizligini kazanan Yunanistan'in Yunan milliyetciligine, paralel olarak, idealinde yarattigi bir TC'yi gerceklestirme amaci icin, harekete gecisi olabilirmi? Cunku, hep Yunanlilardan bahsederken "dusman" terimi kullaniliyor. Neden ve kime-kimin dusmani?


Atatürk'ün "düşman" sözcüğü sadece işgal ve saldırı halindeki Yunan ordusu içindir. Yerinde ve doğru bir sözcüktür. İzmir'in işgalinden önce bu sözcüğü kullanmamıştır, İzmir'in kurtuluşundan sonra da.

Bu izahımdan, sonraki paragraflarına da vereceğim yanıtın ne olabileceğini çıkarabilirsin sanırım. Ya da bu izahımdan sonra sonraki paragraflarını düzeltebilirsin.

evrensel-insan
26-11-2008, 23:13
Saygideger pante;

Algiladigim birsey var. Ataturk konusu, sende; tanri konusundan; daha duygusal. Oyuzden, Ataturk konusuna; senle girmeyecegim. Cunku, bu konudaki; duygusal hassasiyetinin farkindayim.

Tanri konusunda sen yoktun, ben kabul ettim. Ataturk konusunda da; benim sezgilerimin; yapacagimiz yazismalarda, sana "zarar verecegi" o Yuzden, seninle bu konuya girmeyecegim. Tabi, zorlamazsan.

Bana gore; insanoglunun; onu evrensel ve insansal yapamiyan iki ana ayrimci degeri-boyunduruk tutsakligi- vardir. Bunlardan, biri inanc-dini veya din disi-digeri milliyetciliktir. yani, milli-dini inancsal-inanma veya inanmama- savunusu.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante
26-11-2008, 23:58
Algiladigim birsey var. Ataturk konusu, sende; tanri konusundan; daha duygusal. Oyuzden, Ataturk konusuna; senle girmeyecegim. Cunku, bu konudaki; duygusal hassasiyetinin farkindayim.

Tanri konusunda sen yoktun, ben kabul ettim. Ataturk konusunda da; benim sezgilerimin; yapacagimiz yazismalarda, sana "zarar verecegi" o Yuzden, seninle bu konuya girmeyecegim. Tabi, zorlamazsan.

Bana gore; insanoglunun; onu evrensel ve insansal yapamiyan iki ana ayrimci degeri-boyunduruk tutsakligi- vardir. Bunlardan, biri inanc-dini veya din disi-digeri milliyetciliktir. yani, milli-dini inancsal-inanma veya inanmama- savunusu.


Yanlış algılamışsın.
Hele bir Atatürkçü çıksın da, senin ve bazı arkadaşların yanlı ya da yanlış yazdığı gibi o da yazsın. Olumsuz yanıtı alacaktır. Bu defa da tersinden algılarsın.
Örneğin, Atatürk'ün en büyük deha olduğu, en mükemmel insan olduğu, en büyük devrimci olduğu, en korkusuz asker olduğu vb. gibi.
Kaldı ki Atatürk, kendisi hakkında yazılmış bu türden abartılı bez afişleri kaldırtmış, sadece;
"Atatürk bizden biridir" yazdırtmıştır.

Eleştirirken doğru bilgilerle eleştirmek gerekir.
Birinin Atatürk'ün Yunan düşmanı olduğunu söyleyebilmesi için bir dayanağı olması gerekir. Bu dayanak Türk-Yunan savaşları ve bu savaşlar üzerine yazılmış notlar olamaz. Savaşta karşı tarafın adı düşmandır.
Savaş sırasındaki değil, savaştan sonraki düşünceleri önemlidir.
Çanakkale Savaşları sonunda Anzaklar için, Kurtuluş Savaşı sonunda da Yunanlılar için düşüncelerini bilmek gerekir.
Atatürk, Yunan düşmanı olsa Venizelos ona ne diye barış ödülü versin?

evrensel-insan
27-11-2008, 00:15
Saygideger pante;

Birinin Atatürk'ün Yunan düşmanı olduğunu söyleyebilmesi için bir dayanağı olması gerekir-pante

Benden, sizlere yorumlamaniz ve gorus belirtmeniz icin; bir varsayim.e.i.

Birincisi, yazimin ilk cumlesi yukarida. Ikincisi; olumsuz sorular, eger "olamaz, olmamistir v.s." ile, cevaplaniyorsa;neye ve hangi bilgiye dayanarak.Ucuncusu;

Eleştirirken doğru bilgilerle eleştirmek gerekir.-pante

Kimin dogrulari ve neye gore? Sosyal konulardaki dogrular, o dogrulari ortaya koyanin subjektif gorusudur.

Atatürk, Yunan düşmanı olsa Venizelos ona ne diye barış ödülü versin?-pante

Sence, Ataturk; nasil bir politikaciydi ve hangi politikayi izledi?

Hele bir Atatürkçü çıksın da, senin ve bazı arkadaşların yanlı -pante

Sence, ben ne yanlisiyim?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Squall
28-11-2008, 01:05
Gerçek olan, ne Mustafa'dır ne de Beton Mustafa.
Hem Mustafa'yı, hem Mustafa Kemal'i, hem de Atatürk'ü birlikte görebilmek, birlikte değerlendirebilmek de ne gerici yobazların, ne Yeni İttihatçı ırkçıların ne de Yeni İtilafçı işbirlikçilerin harcı değildir.
Bunun için hem ilerici, hem yurtsever hem de devrimci olmak gerekir.
Akıl ve ruh sağlıkları eksik midir bilemem ama, bu üç niteliğin en az biri tamamen eksiktir bunlarda.

Bu adamı seviyorum ya..Pantesiz bi Turan Dursun forumu düşünülemez..=)

ofbea
13-12-2008, 16:20
http://img148.imageshack.us/img148/2287/resli7.jpg

http://rapidshare.com/files/172952580/Atatuerk_iktidar__305__goek_yuezuenden_yer_yuezuen e_indirdi.AVI.html

prozac
13-12-2008, 18:15
Sevgili ofbea ;
hoşgeldin hemen çekiyorum videoyu ..

AteistTürk
13-12-2008, 18:26
http://img148.imageshack.us/img148/2287/resli7.jpg

http://rapidshare.com/files/172952580/Atatuerk_iktidar__305__goek_yuezuenden_yer_yuezuen e_indirdi.AVI.html

Yaşa Atam be!:cool: Allah şu gökten sana cevap bile veremedi:D:D İslami kesim hele hele hiç cevap veremedi:D

Allah kitabını karşı geleni hemen öldürmeli bak öldürmedi.Allah kitabını çok seviyor ama kitabına hakaret edeni de öldürmüyor:D

cigi
30-01-2009, 00:02
Atatürk yasasaydi; özgür, bagimsiz bir hukuk devleti olacaktik.

Atatürk yasasaydi; üretmesini bilen, modern bir toplum olacaktik.

Atatürk yasasaydi; egitim sistemi oturmus, ufuklari acik insanlar olacaktik.

Atatürk yasasaydi; sokaktaki esitligi saglanmis bir vatanin bireyleri olacaktik.

Atatürk yasasaydi; namuslu, seviyeli, bilgili, sorumlu ve onurlu siyasetcilerimiz olacakti.

Atatürk yasasaydi; dünyanin merkezi olan yurdumuzun, öneminin farkinda olacaktik.

Atatürk yasasaydi; yurdumuzun dogal güzelliklerini, tarihini talan eden, bilincsiz insanlar olmayacaktik.

Atatürk yasasaydi; irk, dil, din ayirimi yapilmayan bir ülkemiz olacakti.

Atatürk yasasaydi; 100.000 okulumuz, 50.000 hastanemiz, 2000 camimiz olacakti.

Atatürk yasasaydi; T.C vatandasi olabilmek icin müslümanligin zorla dayatildigi bir ülke olmayacaktik.

Atatürk yasasaydi; emperyalist ülkeler kanlarimizi ememiyeceklerdi.

Atatürk yasasaydi; T.C topraklarinda, asirlardir gönül birligi etmis kardes insanlarin kanlari bos yere akmiyacakti.

Atatürk yasasaydi; Anadolu mozaiki, dünyada parlayan örnek bir yildiz olacakti.

Atatürk yasasaydi; gelecek kusaklarimiz, bizlerden övgü, sevgi ve saygi ile bahsedeceklerdi.

Atatürk yasasaydi; her bireyinin gururla, NE MUTLU T.C. VATANDASI OLDUGUMA diyebilecegi bir ülke olacaktik.


Saygilarimla.

eylembaba
08-03-2009, 20:23
Hiçbir siyasi partiye üye değilim.Hatta seçimlerde oy bile kullanmam.Çünkü inançlarıma ters düşmek istemem.Siyasi partiler Kemalizm dininin birer mezhebidir.Bu yüzden sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemem.Emin olun Atatürk'ün elinde olan siyasi imkanlar (tek adamlık,ordu,yargı ve basın hizmetinde,ağzından çıkan hercümle adeta kanun hükmünde,birnevi padişah adeta)Tayyip Erdoğan'ın elinde olsun.Atatürk'ten çok çok daha iyisini yapardı.Adamın bir ayağını yargı bağlamış,bir ayağını ordu,bir elini medya ,diğer elini yök iş yapmaya çalışıyor.Bu kadarını Atatürk bile başaramazdı.


gel tayyip ,git tayyip, otur tayyip ,terliklerimi getir tayyip
diz çök tayyip , havlama tayyip , bizim yemeğimize göz dikme tayyip

anlamadıysan tayyipe avcunu aç patisini versin sana.

eylembaba
08-03-2009, 20:32
sevgili arkadaşlar ,
bende atatürk'ün çıkarmış olduğu Geometri kitabı pps formatında var.buraya koyma olasılığım nedir.ne yapmam gerekir.
saygılar.

Mutezile
24-04-2009, 16:11
Politika forumunun mod'una: Bu topic altına astığım yazıdan bir haberiniz var mı?

Yazı silinmiş. Fakat yazıyı silen ''Bu Konuda Sizin yazmış olduğunuz Mesaj var '' mealindeki alt çizgili ikonu old. gibi bırakmış.

Hangi mod. burada görevli?

frodo
24-04-2009, 17:31
Hangi mesaj mutezile ? Mesaj numarasını yazarsan sevinirim.

Mutezile
24-04-2009, 18:06
Yazdığım mesajların no'sunu bir kenara not etmiyorum.

Ama mesajın konusu aklımda: ''Yurtseverlikten, bayrak sevgisinden, bu toprağı sevmekten, milletine bağlılık hissetmekten bahsederken utanç duymak mı şimdi moda oldu?
Ayrımcılığı körükleyenlere pabuç bırak var mı...'' buna çok benzer bir giriş cümlesi ile ayrılıkçılığı ve kürtlüğü yüceltmeye; ''vur gerilla vur, kürdistanı kur'' gafillerine bir yanıt mesajı idi.

''Serhildan'' ve ''Biji serokome'' şakşakçıları dikkatle not almıştır, malum yazıyı.

frodo
24-04-2009, 18:13
Ngcosku; ne kadar güzel bir resim asmışsın Gazi Mustafa Kemal'den..

Cumhuriyet tarihinde acaba herhangi bir siyasetçi Anadolu insanına böyle

içten, yürekten kulak vermiş midir?. Verseydi Büyük şehirlerin dışındaki

Türkiye; ülkenin diğer kısmından bu kadar farklı olur muydu?

Sevgili mutezile bu başlıkta üç mesajın var. Birincisi yukarıdaki ve diğer ikisi de
son yazdıkların.

Sorunun ne olduğunu anlamadığım için sormuştum. Bahsettiğin içerikte bir mesaj bulamadım. Başka bir başlığa yazmış olabilir misin ?

Mutezile
24-04-2009, 20:46
Sevgili frodo; senin dışında biri silmiş ise bu başlık altında artık görünmemesi normal değil mi?

Son 15-20 günde yazdığım msjları toplu halde görme imkanım var mı?

sargon
25-04-2009, 00:16
Sevgili Mutezile, kendi profiline gir, orda üyenin bütün mesajlari bölümünü tikla, son mesajindan baslayarak mesajlarini görebilirsin. Ancak ben kimsenin burdan bir mesaj sildigini sanmiyorum. Bu baslik 4 yildan beri burda duruyor ve sabit bir baslik olarak en üstte. Kimsenin de simdiye kadar bir itirazi olmadi.

frodo
25-04-2009, 00:20
Sevgili frodo; senin dışında biri silmiş ise bu başlık altında artık görünmemesi normal değil mi?

Son 15-20 günde yazdığım msjları toplu halde görme imkanım var mı?

Bu ihtimali de düşündüm. Vbulletin ana panelde tüm moderatörlerin işlemlerini Nisan başına kadar izledim. Böyle bir işlem yok. Yani sana ait silinen bir mesaj
yok.

pante
25-04-2009, 00:35
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5080&page=4&highlight=bayrak+sevgisi

frodo
25-04-2009, 00:49
aranan mesaj bulundu. Tşk pante.

AzinliginFeryadi
30-04-2009, 03:27
Erbakan ölmüş ve cennete gitmiş...
Meleklerin karşısında, cennet kapısında dururken arkasında saatlerle dolu çok büyük
bir kapı görmüş ve sormuş: 'Bu saatler ne böyle?'
Melekler cevap vermiş: 'Bunlar yalan saatleri.Dünya'daki herkesin bir yalan saati
vardır.Kişi her yalan söyleyişinde saatteki ibre hareket eder.'
Erbakan: 'Ooo, peki bu kimin saati?'
Melekler cevap vermiş: 'Bu ATATÜRK'ün saati...İbre hiçbir zaman oynamadı, yani hiç
yalan söylememiş.'
'İnanılmaz' demiş Erbakan. 'Peki bu kimin saati?'
Melekler cevap vermiş: 'Bu Nazım Hikmet'in' saati. İbre iki kez hareket etti, yani Nazım
tüm yaşamında sadece iki kez yalan söyledi...'
Erbakan dayanamamış ve sormuş: 'Peki tayyibin saati nerede?'
Melekler cevaplamış: 'tayyibin saati azrail'in ofisinde, azrail onu
vantilatör olarak kullanıyor.'

aydoe
01-05-2009, 13:12
Okullardan resimlerini kaldırmak istiyorlar,AB de bunu yapınız diye dayatıyor.
Neyseki hala yargıyı tümüyle ele geçiremediklerinden şu an için başaramamaktalar.
Seni ve düşüncelerini kurduğun cumhuriyeti tasfiye etmeye uğraşıyorlar.
Cumhuriyet 01.05.2009
Milli Eğitim Bakanlığı’nın itirazını reddeden Danıştay, özel okullardaki köşeyi zorunlu kıldı

Atatürk köşesi kalacak
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nde, özel eğitim kurumlarında “Atatürk köşesi” oluşturulması zorunluluğunu kaldıran düzenlemesinin yürütmesinin durdurulmasına yapılan itirazı reddetti.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), 8 Mart 2008’de yürürlüğe giren MEB Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği’ndeki söz konusu düzenlemenin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay’da dava açmıştı.

Davayla ilgili ilk incelemesini tamamlayan Danıştay 8. Dairesi, söz konusu düzenlemenin yürütmesini oybirliğiyle durdurmuştu.
Davalı MEB, dairenin kararına itiraz ederek, yürütmenin durdurulması kararının kaldırılmasını istedi. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, itirazı reddetti.

kuranyeter
24-05-2009, 17:34
http://w9.gazetevatan.com/Annesinin_kaleminden_Ataturkun_akrabalari/239931/7/Manset


ilginç.

selanikli
24-05-2009, 17:50
[quote=kuranyeter;180212]http://w9.gazetevatan.com/Annesinin_kaleminden_Ataturkun_akrabalari/239931/7/Manset


Haberi okudum sayın kuranyeter;

ilginç olanın ne olduğunu anlamadım. Açıklar mısınız?
Bekliyorum.

AzinliginFeryadi
26-05-2009, 02:39
Yav bırak Mustafa abi yaa, sen mi kurtarıcan memleketi Allah aşkına!
- Ama işgal zırhlıları...
- Boşver şimdi sen işgal zırhlılarını filan... Gün gelir, memleketin malını mülkünü tapusuyla İngiliz’e satar bunlar.
- Yok canım!
- Yeminle söylüyorum, İngiliz vatandaşı bakan bile getirip koyarlarsa şaşma.
- Ama ahval ve şerait...
- Güzel abim yaranamazsın... Bak şimdi binicez bu dandik gemiye, taaa Samsun’a gidicez, savaş, boğuş, kendimizi paralayacağız, diyelim becerdik, devrim mevrim, anlata anlata dilinde tüy bitecek, sonra sen kahırdan ölücen, önce biraz ağlıycaklar, sonra gene "Son Osmanlı Padişahı" diye pankart açacaklar, mezarında dönücen.
- Saltanat kalsın diyosun yani...
- Alışmadık kıçta don durmaz abi, egemenlik megemenlik vereceğine, iki çuval kömür ver, daha iyi... Aha buraya yazıyorum, açlıktan nefesleri kokarken padişahlarına saltanat uçakları alırlar, bu gemiyi de jilet yaparlar, söylemedi deme.
- Efkárlandım be...
- Yakma o cigarayı gözünü seveyim, yarın öbür gün belgesel yaparlar, keş gibi gösterirler seni haberin olsun.
- Hal çaresi nedir peki?
- Al padişahın kızını, yırtalım.
- Millet ne olacak?
- Onlar da ulemaya sorsun artık ne olacaklarını, bize ne, kendi düşen ağlamaz.
- Laik olmasınlar mı, birey olmasınlar mı, kendi lisanları olmasın mı, şıhlara şeyhlere mi bırakalım kaderlerini?
- Bak ne güzel söylüyorsun, kader der geçerler, takalım takkemizi bakalım dalgamıza, iş çıkarma başımıza...
- İyi de, yazık olmaz mı?
- Asıl bu yaptığını yaparsan yazık olur... Bazıları sana inanacak, etkilenecek, senin fikirlerini yaşatmaya kalkacak, hayatları kayacak, evleri basılacak, içeri tıkılacaklar, kimine saçını örtmediği için fahişe diyecekler, kimine milletin malını Arap’a satmayın dediği için komünist diyecekler, kimine Ne Mutlu Türküm Diyene dediği için faşist diyecekler, darbeci diyecekler... Yorma ahaliyi, kula kulluk edelim, rahat edelim.
- Yok arkadaş, ben bi deniycem.
- E sen bilirsin.


19 Mayıs 2009
YILMAZ ÖZDİL

Yılmaz Bey'in diline-kalemine sağlık. Ne kadar da güzel ironi yapmış. Olay aynen budur :(

Ah Atam canım Atam! Norveçlilerin dediği gibi ''Mustafa Kemal gibi düşünüyoruz''. Merak etmeyin, sizi utandırmayacağız. Bu kara bulutlar da dağılacak.Size söz veriyoruz!..

brakisefalp
01-06-2009, 19:27
Medeni Bilgiler ve Atatürk'ün El Yazıları - A. Afetinan

isimli kitapta Ata'mızın kendi el yazısı ile din-toplum ve sosyal yapı hakkında yazdıklarını her Türk vatandaşı okumalıdır.

Böyle bir insanın kurduğu devlette ve onun ideolojisi altında yaşamaktan onur duyuyorum.

walla
10-06-2009, 18:31
Duygulanmak istiyorsanız
TIKLAYIN http://ozgurbeyin.yetkinforum.com/poltka-f4/ataturk-koesi-t23.htm

evrensel-insan
04-07-2009, 02:29
Saygideger arkadaslar;

Bugun Turkiyede; yerlesmis bir ATATURKSELLIK mevcuttur. O kadar gercekdisidir ki; ya Ataturk "yanlisi", ya da Ataturk "karsiti" bir yanasim hukum surmektedir. Ataturk ile ilgili her haber Bu ATATURKSEL inancsal dogrusuna dayanmaktadir.

Ataturk "karsitlari" kendi dogrulari temelinde; Ataturk'u; Brititanya ajani, Yahudi kokenli, Selanik kokenli Sebatayci ve mason yapmakta; bununla ilgili, kendine gore, videolar, belgeler v.s. sunmaktadir.

Genelde bu kesim Turancilar ve dini kesimdir. Yine onlarin inandiklari dogrular temelinde; Bugunku laik ve Ataturk Milliyetcisi veya Ataturk "takipcisi, savunucusu" kesim; ayni Ataturke ilistirilen sifatlarla suclanmaktadir. Bu kesim daha da gerilere giderek; Osmanlinin "cokertilmesi" icerikli bir ic mucadeleden bahsetmektedir. Ayrica, Ergenekon'u da; bu kokenin bir "temizligi" olarak algilamaktadir.

Soylenen butun bilgiler tarihsel olarak gercektir. Fakat bu tarihsel gercegi olusturan sifatlarin, Ataturk ve Osmanli ve de Turkiye ile ilistirilmesinin temeli ise Ataturk "karsitliginda" yatmaktadir.

Yine bu kesim; Ataturk "taraftari" olarak baktigi kesimi; son asamada; ulkeyi Israillilere "peskes cekecek" bir grup olarak gormekte ve Tum ulkenin herturlu idaresinin onlarin elinde oldugunu savunmaktadir.

Ataturk "taraftari" kesim ise; hem kendi icinde ortak bir "Ataturk'culuk" te birlesememekte, ve yine obur kesime gore; dinsiz, ateist, komunist, v.s. kisaca "solcu" damgasiyla damgalanmaktadir.

Bu kesim de; sanki sozlesmis gibi; neredeyse ayni sifatlarla; gunumuz iktidarini "suclamaktadir"

Sonucta Ataturk'e, ve tarihe her turlu, bir disaridan bakis acisi ve notr algi uygulanamadigindan da; neyin ne oldugu, bilinememekte ve tarih tum gercekleriyle ortaya konamamaktadir.

Iste ulkenin; toplumsal-siyasal ve hatta sosyal bu bolunmuslugu, ne gecmisi gercekleriyle ortaya koyabilmekte; ne de gelecege dair bir "isik yakabilmekte" veya tutarli bir acilim getirebilmektedir.

Iste ta Osmanlidan itibaren; tarih olarak; 1700' lerde baslayan bu durum; bir turlu, tum gercekleriyle ortaya konamamaktadir.

Bilhassa; 1980 sonrasi; bu kutuplasma, bolunme ve karisiklik, daha da icinden cikilmaz bir hal almakta; yeni ve gelecek nesillere; gercekler aktarilamamaktadir.

Site yazarlari olarak ve ATATURKSEL yanasmamayi, yada tarafin gozuyle bakmamayi basarabilecek bir yazarimiz var mi? Varsa; lutfen; bu yazilanlara, bir acilim, katki, bilgi ekleme ve icerik getirsin.

En azindan; 1700' lerden bu yana; Osmanli cokusu, kurtulus savasi ve TC Ataturk donemi ve sonrasini; belkide, faili mechul cinayetleri, Askeri darbeleri, idamlari, tutuklamalari, operasyonlari, PKK, Asala ve benzeri terorist hareketleri v.s. kisaca;

Tarihi gercekci olarak algilayabilmek; tum tarihin yasanan zincir halkalarini yerli yerine oturtabilmek ve emin bir sekilde "Bugune kadar bu olmus" ve "gelecek icin nasil bir Turkiye, tum ulke halkini kucaklar ve ona layik oldugu yasam ve iliskiyi sunar?" sorusuna caga uygun bir cevap bulabilmek ve de Tum ulkenin butunlugunu tehdit eden "tehlikeleri" kalem kalem ortaya koyup, tedbir alabilmek icin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon
04-07-2009, 02:50
Site yazarlari olarak ve ATATURKSEL yanasmamayi, yada tarafin gozuyle bakmamayi basarabilecek bir yazarimiz var mi? Varsa; lutfen; bu yazilanlara, bir acilim, katki, bilgi ekleme ve icerik getirsin.

Bunu senden bekliyoruz, ama

Sonucta Ataturk'e, ve tarihe her turlu, bir disaridan bakis acisi ve notr algi uygulanamadigindan da; neyin ne oldugu, bilinememekte ve tarih tum gercekleriyle ortaya konamamaktadir.

benden de umut yok mu diyorsun, yoksa ben bu isi yaparim mi diyorsun, anlayamadim.

En azindan; 1700' lerden bu yana; Osmanli cokusu, kurtulus savasi ve TC Ataturk donemi ve sonrasini; belkide, faili mechul cinayetleri, Askeri darbeleri, idamlari, tutuklamalari, operasyonlari, PKK, Asala ve benzeri terorist hareketleri v.s. kisaca;

Bu cümle beni fena halde sarsmis durumda :)

evrensel-insan
04-07-2009, 03:04
Saygideger sargon;

Yaw, TD Sitesi; disaridan bakis acisi ve notr algi yanasiminda, bu kadar mi, "caresiz" Ergenekon'u da cozecek olan, bu yanasimdir. Neyse; bekleyelim bakalim gelecek cevaplari.

Ben Ataturk'ten ziyade; yukarida sayilan ve tarihi degistiren sifatlari aciklayabilirim. Tabi birde, tarihin ve olanlarin isiginda; zincirin halkalarini baglayan aciklayici mantik yurutebilirim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
04-07-2009, 03:22
Saygideger sargon;

Bir giris yapayim istersen. Bence; Ataturk'ten once Osmanli Imparatorlugu'nun "ortadan kaldirilmasi" ve bir "ulus yaratilmasi", TC' nin Osmanli'nin devami olarak kurulmasi ve de TC her turlu yonetim ve yonlendirim kadrolarinin, Selanikten Ulkeye getirilen Gruba verilmesi istenmis; Osmanli'nin imaji olan "Din yonetiminin", "yaratilacak olan ulus milliyetine dondurulmesi istenmistir, yani yapilan devrimler. Hatta verilere gore; Ataturk olmeden, tek basina ve gizli gorustugu kisiye, Ulkenin cumhurbaskanligini teklif etmis; o kisi bu teklifi kabul etmediginden; Inonu cumhurbaskani olmustur.

Ataturk, kisisel olarak kendinde belli bir guc hissetince; tarihteki her lider gibi; Kendi basina hareket ederek, mason localarini kapatmis ve bu onun sonu olmustur.

Ataturk, masonlar konusundaki girisimi haric; hic bir zaman, kendi dusunce ve davranislarini uygulamamistir. Sadece olunmasi gereken ozellikleri, olabilmeyi cok iyi basarmistir.

Ataturk sonrasi ise; farkli bir gelisim, hem dini "izin" hem "muhalefet "izini"

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon
04-07-2009, 04:22
Sevgili Evrensel, bana öyle geliyor ki, sen bu Sabetaycilik olayina takmissin, biraz kafan karismis. Sebatayizm konusu fena halde komplocular üretir, benden söylemesi. Yalcin Kücük gibi zeki bir adami bile bu yüzden kaybettik.

Onceki deneyimlerimden, dil konusunda anlasamayacagimiz, yada ben seni anlayamayacagim icin simdiden söyleyeyim, fazla yazamam. Ama yukarda yazdiklarini biraz anladim galiba. Isin icinde bir komplo var diyorsun. Bunu kimler yapmis? Atatürk'e emir verenler kimlermis? Atatürk'ün cumhurbaskani yapmak istedigi, ama kabul etmeyen zat kimmis? Atatürk, her konuda kendisine verilen emirleri uyguluyormus da, is masonlara gelince neden uygulamamis da tersine kendi bildigini yapmis? Bu emir sahipleri dünyada yasayan insanlar midir? Girisin sana da biraz desteksiz olmus gibi gelmiyor mu?

evrensel-insan
04-07-2009, 04:39
Saygideger sargon;

Daha once de soyledigim gibi; Sebataycilik ve masonluk tarihi bir gercektir. Ataturk'un bunu uygulayip uygulamadigini algilayabilmek; hem bugunun Turkiyesindeki; cag ve yonelim degisimini algilayabilmek, hem de Ataturk oncesi ve sonrasi; TC'nin cikara uygunlugundaki degisime ayak uydurup uydurmadigini ortaya koyabilmek le paraleldir.

Birincisi bu bir ic hesaplasmadir. Meshur "davadan doneni, davaya 'ihanet edeni' ve davayi desifreye yoneleni ve davada gorevi biteni ve davanin gidisatina 'ayak uyduramayani' vurun" demektir.

Ataturk'e gelince, cag geregi Ataturk'e uygulatilan felsefi politika pragmatizm, yani yararcilik, kullanimcilik ideolojisidir. Bugun ise Nihilizmin; ideolojik dogrular arasi savasi, suru psikolojisi ve korku felsefesi gundemdedir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
04-07-2009, 04:53
Saygideger sargon;

Birincisi, sen beni; benim "bence" diye belirttiklerimi savunmaya zorluyorsun. Ikincisi, butun bu bilgiler internette var ve ben ingilizce olarak bilgileniyorum. Ucuncusu, dedigim gibi; tarih subjektiftir ve yazanin; kendi ideolojik inancsal dogrusuna gore yazilir. Ama onemli olan; 1700'den beri; bir suregelirlik temelinde; tarihin zincirinin halkalarini, duygusal ve ideolojik sahiplenmeden yerli yerine oturtmaktir. Dorduncusu de; evrensel-insan; ispatlamaz, yanlislar ve curutur. Neyi curutur. Butun bu sifatlarin disaridan bakarak ve notr algiyla; tum resminin sorunsal gorunumunu, insansal-evrensel temelde curutur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

milomanara
05-07-2009, 01:08
Padişahı sepetlemek....
Halifeliği kaldırmak....
Laik bir demokrasi kurmak....

O dönemin Osmalısına bakınca aklım almıyor!

Biz Türkler hıyar olduğumuz kadar, ne kadar şanslı olduğumuzun da farkında değiliz. Her batışımızda bir mucize oluyor ve tasavvur edilebilenin ötesinde en iyi yere ışınlanıyoruz. Sonuncu mucizenin adı Mustafa Kemal.

Az önce Alev Coşkun'un Samsun'dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, İşgal, Hüzün, Hazırlık (http://www.idefix.com/kitap/samsundan-once-bilinmeyen-6-ay-alev-coskun/tanim.asp?sid=K3XZDGHH43Z8CS4PCI1N) adlı kitabını okudum. Pek bilinmeyen bir dönem. Mesela içinde 28 Şubat 1919 tarihli bir İngiliz gizli servis raporu var(9.baskı sayfa 242), bu rapor Fevzi Çakmak, Mustafa Kemal, Cevat Abbas(yaveri), İsmet İnönü, Kazım Karabekir ve bir kaç diğer ismin(toplam 34) görevlerinden uzaklaştırılması ve sürülmesini istiyor. 12 Nisan'da Londra'ya gönderilmiş. Mustafa Kemal'in inanılmaz stratejisi ile, hem İngilizler hem de işbirlikçi hükümet atlatılarak, geniş yetkilerle tam istediği gibi Anadolu'ya geçilmiş. 20 gün sonra uyanıyorlar tabi :) hem İngilizler hem de Osmanlı Hükümeti ısrarla geri çağıyor onu ama geçmiş olsun...

Laik bir demokrasi o gün için ilerici aydınların bile tasavvurlarının dışında, zaten kurtuluştan sonra Paşa en yakın arkadaşları Ali Fuat, Kazım Karabekir ve Rauf Orbay'la bile papaz oluyor bu yüzden.

Bugünkü tehditler o gün de var; Teal-i İslam Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti, mandacılar, vs..

Ama insan, o gün bu işin içinden çıkılmışsa, bugün konuştuklarımız sinek vızıltısı diye düşünmeden edemiyor.

sargon
05-07-2009, 03:15
Sevgili Milomanara,

Atatürk ve yeni Türkiye devletinin kurulmasina da bilimsel bakmak gerekiyor. Bunda akil almayacak birsey yok. Olayi kutsal hale getirmeden incelersek gayet acik sekilde gelisen bir sürecin devam ettigini görüyoruz. Atatürk'den önce de cumhuriyet talepleri cokca gündeme gelmis, laiklik gibi konular hic yeni degil, saltanat ve halifeligi kaldirma düsüncesi de var. Atatürk bilinmeyen seyleri kesfetmis, kimsenin aklina gelmeyen birsey yapmis degil, burda bir inanilmazlik yok. Yaptigi sey bu niyetleri hayata gecirmesi ve bu konularda oldukca da tavizsiz olmasi. Bunlar ayri tartismalar. Benim üstünde durmak istedigim Cumhuriyet, Laiklik, Saltanatin ve Hilafetin kaldirilmasi gibi konularin gökten birden bire inmemis oldugu. Bir örnek yazi vereaim. 1912 yilinda Ittihat Terakki'nin önemli isimlerinden Abdullah Cevdet'in Ictihat dergisinde yayinlanan ve o zaman cok popüler olan bir yazisi

Pek Uyanik Bir Uyku ( Abdullah Cevdet, Ictihat Dergisi, 1912)

1. Bütün şehzadelerle veliahtların tedris ve terbiyelerine son derece dikkat edilecek, zencilerin ve harem ağalarının aptalca telkinlerine nihayet verilecek, genç şehzadeler umumiyetle orduya sokulup orada terakki edecekler.
2. Padişahın tek bir zevcesi olacak, cariye istifraş etmeye hakkı olmayacaktır.
3. Fes kamilen defedilip yerine yeni bir serpuş kabul olunacaktır.
5. Kadınlar diledikleri tarzda giyinecekler, yalnız israf etmeyeceklerdir. Polisler, softalar ve arabacı makulesi kimselerle külhanbeyler kadınların giyimlerine katiyen müdahale edemeyeceklerdir. Şeyhülislâm efendiler de çarşaflara dair beyannameler imlâ ve imza etmeyeceklerdir. Polisler kadınların işine, ancak ve ancak münasebetsiz ve adab-ı umumiyeyi muhil ahvalde müdahale ve bu vazifeleri büyük bir nezaketle ifa edeceklerdir. Kadınlar, vatanın en büyük velinimeti sayılarak kendilerine erkekler tarafından o yolda hürmet ve riayet gösterilecektir.”
6. Kadınlar ve genç kızlar, Müslüman Boşnak ve Çerkezlerde olduğu gibi, erkekten kaçmayacaklardır. Her erkek gözüyle gördüğü, tetkik ettiği, beğendiği ve seçtiği kızla evlenecektir. Görücülük âdetine son verilecektir.
7. Kızlar için diğer mekteplerden başka bir de tıbbiye mektebi açılacaktır.
8. Birer tembellik yuvası olan bütün tekkeler ve zaviyeler ilga olunarak varidat ve tahsisatları kesilip maarif bütçesine ilâve edilecektir. Babadan kalma birkaç beylik kelime ve tabirle “hu, eyvallah erenler” den ibaret sözlerle şimdiye kadar halkı fikren ve ilmen zarara sokanlara hiçbir şey verilmeyecek, kendileri çalışıp kazanmaya mecbur tutulacaktır. Bunlardan üfürükçülük edenler, kalleşlikle ötekini berikini dolandıranlar cezaya çarptırılacaklardır.
9. Bütün medreseler ilga edilecektir. Süleymaniye Medresesi yerine College de France tertibinden bir ulûm-u edebiye medresesi yapılacağı gibi Fatih Medresesi yerine Ecole Politechnique tarzında diğer bir medrese-i âliye vücuda getirilecektir.
10. Sarık sarmak ve cübbe giymek yalnız ulema-yı kirama tahsis edilecek, mekatibi âliye-i diniyeden şahadetnamesiz olanlar, tefsir ve hadis-i şerif gibi sair din bilgilerinden haberi olmayanlar bu kisvelere bürünemeyeceklerdir.
11. Evliyaya nezirler yasak edilecek, bu gibi teberrular Donanma ve Müdafa-i Milliye Cemiyetleri kasalarına girecektir.
12. İçtihat kapısı yeniden açılacak, Kur’an ve hadisler Türkçe’ye çevrilecektir.
13. Ahalinin şer’i şerife mugayir bazı itikatları tashih olunacaktır. Meselâ softaların ve cahil şeyhlerin söyledikleri “Canım, dünya fanî değil mi ya? aza kanaat edip cem-i mal etmeyiniz, Ahirette o altınlar hep derinize yapışacaktır.” gibi herzelere ve maskaralıklara kimsenin inanmaması, bilâkis, israf etmemek şartıyla çalışıp kazanması, zengin olması ve para sarf etmeye alışması temin olunacaktır. Binaların üstüne asılan “Ya hafız” levhası altına bir de herhangi bir sigorta kumpanyasının levhası asılacak ve yangından kurtulmak için bundan böyle hep kagir evyaptırılacaktır.
14. Her mahallede mektebe gitmemiş veya gidememiş yaşlılar için amelî (yani ağızdan öğreten) mektepler açılacaktır.
15. Osmanlıca’nın olduğu gibi korunması için bir sözlük yazılması ve dilin Arapça ve Farsça’nın yanında Türkçe’ye karşı da korunarak mevcut olduğu gibi kalması isteniyor.
16. Osmanlıların özel teşebbüsçü olmaları ve hükümet ile yabancılardan fazla bir şey beklemeyerek kendi işlerini kendilerinin yapmaları isteniyor.
17. Arazi ve Evkaf kanunlarından başlanarak bütün kanunlar ıslah edilecektir. (İçtihat mecmuası, Sayı. 55-57) Garpçıların … neşriyatına ve münakaşalarına bakılırsa bu programa şu birkaç maddenin de katılması lâzım gelir:”
18. Şer-i mahkemeler ilga ve nizamî mahkemeler ıslah edilecektir.
19. Mecelle ilga veya o derecede tadil edilecektir.
20. Mevcut elifba-yi Osmanî atılarak yerine Lâtin harfleri kabul edilecektir.
21. Avrupa kanun-u medenisi kabul edilerek bugünkü evlenme ve boşanma şartları tamamıyla değiştirilecektir. Birden fazla kadınla evlenmek ve bir sözle karı boşamak usulleri kalkacaktır”
22. Hutbelerin Türkçe ve asrın ihtiyaçlarına göre irad edilecektir.

KAYNAK 1 İçtihat Mecmuası, Sayı. 55-57
KAYNAK 2: Peyami Safa, Türk İnkılâbına Bakışlar, Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ankara, 1988, s.33-35

evrensel-insan
05-07-2009, 03:23
Saygideger sargon;

Hadi isgal kuvvetlerini bir yere birakalim. Sence, neden osmanli ordusu; Ataturk'un Kuvay-i Milliyesi ile hic savasmadi? Osmanli, neden Ataturk'e; hic direnmeden ve savasmadan teslim oldu? Burada sence, isgal kuvvetlerinin rolu var mi? Hem Ataturk ile savasmama; hem de osmanli ordusunu Ataturk'e karsi savastirmama konusunda. Ayrica, Ataturk; Osmanli adina savasmadigi halde; nasil oldu da; Lozan'da TC Osmanlinin bir devami olarak kabul edildi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon
05-07-2009, 03:46
sevgili evrensel,

önce sunu söyleyeyim. Ben Kemalist degilim. (Gercekte Kemalist olup da, kafa karistirmak icin ben Atatürkcü degilim falan diyenlerden degil, gercekten Kemalist degilim. Kemalizmi Türk milliyetciligi olarak görüyorum ve bu yüzden karsi cikiyorum.) Ancak Kemalist olmamam, Atatürk'e karsi yapilan ve haksiz buldugum ithamlara karsi cikmamami gerektirmez. Nasil Kürtlere karsi yapilan haksiz ithamlara karsi cikiyorsam, Fethullahcilara yada Said-i Nursi'ye yapilan haksiz ithamlara karsi cikiyorsam (Fethullahcilar ve Said-i Nursi'ye yakinda tam tersi bir noktadan, onlarin milliyetciligi ve bürokraside pay kapma sevdasi üzerinden ayri bir elestiri getirecegim), ayni sey Atatürk icin de gecerlidir.

Sen henüz tezlerini ortaya koymadin. Buna karsin bence kolayca alti doldurulamayacak olan iddialar ileri sürdün. Atatürk'ün emirle bir takim isleri yapmak üzere görevlendirildigini, bunun icin daha önce aslinda baskalarinin görevlendirilmis oldugunu iddia ettin. Böyle iddialari önce ispatlaman gerekir. Bunu felsefe yaparak ispatlayamazsin, kanitlar göstermen gerekir. Eger saglam kanitlar gösterirsen, ben de haklisin derim. Karsi cikisim bunaydi.

Herseyden önce böyle bir tarih degerlendirmesi yapilamaz. Büyük gücler var, piyonlar var, onlar piyonlari ileri geri sürüyorlar seklinde yapilan komplo teorileri bana akil oyunlari oynamaya calismak olarak geliyor. Atatürk ne gökten zembille düsüp, birden bire isiklar sacarak ülkeyi degistirdi, ne de yukardan ipleri cekenlerin kuklasi olarak tarihte bir rol aldi. Bu degerlendirmeler bana gercekten anlamsiz geliyor.

Sordugun seye gecmeden önce bunlari bir aciklaman lazim.

evrensel-insan
05-07-2009, 04:08
Saygideger sargon;

Atatürk'ün emirle bir takim isleri yapmak üzere görevlendirildigini, bunun icin daha önce aslinda baskalarinin görevlendirilmis oldugunu iddia ettin. Böyle iddialari önce ispatlaman gerekir. Bunu felsefe yaparak ispatlayamazsin, kanitlar göstermen gerekir. Eger saglam kanitlar gösterirsen, ben de haklisin derim. Karsi cikisim bunaydi.-sargon-

Daha once de dedigim gibi; tum bunlar internette var. Ama bunlar, senin olaya bakis acina gore kanit olurmu, olmaz mi bilemem. Sonucta, masonluk, sebataycilik ve Selanik baglantisi, Ataturk'un babasinin istegi uzerine, annesi tarafindan bu okula gonderilmesi, Ataturk'un Selanik'li oldugu ve 1924 teki; nufus degisiminde de; Turkiye'ye Selanikten; Sebatayci kesimin geldigi ve buna karsi da; Turkiye'den bir grubun Yunanistan'a gectigi bir gercek.

Ataturk'un yalnizligi bir gercek. Inonu ile gecinememesi bir gercek. Osmanli ordusunun Ataturk'e savasmadigi; ve isgal guclerinin de; Ataturk ile savasmadigi bir gercek.

Teorilerin ise; komplo mu, komple mi oldugu da; yine bakis acisina baglidir. Butun bunlarin yaninda; Ataturk'un TC icin yaptiklari ve bugunku TC nin bugunlere de, nasil geldigi ortada ve gercektir.

Amac nedir? Eger ulke butunlugu birligi ise; bunun nelerin saglamadigini ve ulkenin bu duruma gelmesinde; Ataturk'un veya uyguladigi politikanin rolu olup olmadigi ve de Ataturk sonrasinin, ne kadar Ataturk devami olup olmadigi ve ugradigi degisimlerin masaya yatirilmasi lazimdir.

Ama bir gercek daha vardir ki; tarih subjektiftir ve tarihi ortaya koyanin dogrusudur. Iste, tarihin gercekciligiyle; tarihi ortaya koyanin dogrulugu, kendi icinde bir celiskidir.

Yine dedigim gibi; benim dusunce tarzim, ispat degil; curutmedir. Ayrica; beni bireysel olarak ilgilendiren sorulari da; yine bireysel olarak cevaplamaktan baska carem yoktur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon
05-07-2009, 04:47
Anlamakta zorlaniyorum. Bir bilginin internette olmasi, onun dogru olmasi icin yeterli midir? Sanki söylediklerinden böyle bir anlam cikiyor. Internette en uyduruk teoriler bile var. Ben bunlar internette var deyip, sanki bilinen dogrularmis gibi yoluma devam edebilir miyim. Nötr algi ve evrensel bakis acisi nasil bir sey anlayamiyorum.

Internette üc tane video bulup, bunlar üzerinden yüzlerce yillik bir mirasi degerlendiriyorsun ya, ben de buna hayret ediyorum. Atatürk Sabetayci bir aileden gelse ne olur, gelmese ne olur, bunlar irkci söylemlerdir. Yahudilerin komplosu, ABD'nin komplosu, Sabetaycilarin komplosu, Ruslarin komplosu. Istersen zibil gibi düsman bulursun.

Atatürk'ün yalnizliginin bunla ne ilgisi var. Milli mücadelenin bütün liderleri Sabetayci degildi de bir o mu Sabetayciydi da yalniz kalmisti. Bu kadar güclü bir Sabetayci örgüt vardiysa, baskalarinin da olmasi gerekirdi, Atatürk de yalniz kalmazdi.

Osmanli ordusu ile savasmanin baglantisini da anlamis degilim. Komplo teoricilerinin kurdugu bir dizi baglantinin ne oldugunu tahmin ediyorum, ama ortada birsey olmadan sen sunu niyetliyorsun demek de anlamsiz birsey. Bir komplo teorisini kabul etmek icin önce bir dizi baska seyi kabul etmek gerekiyor. Karsiniza gelen kisi, bunlarin hepsini kabul etmis, dinsel bir dogma gibi kabul ediyor ise, önce kafasinda olusturmus oldugu dogmalari ortaya koymak gerekiyor. Burda böyle bir durum sözkonusu. Senin baglantina ulasabilmek icin baska varsayimlarini ortaya koymak gerekiyor.

Kuvvayi Milliye'nin isgal gücleriyle savasmadigini varsayalim. Bence de Yunanistan disinda ciddi bir savas olmadi. Peki bunu hangi nedene baglayacagiz. Bilimsel düsünen birisi bir dizi neden siralayacaktir. Ornegin Ingiltere ve Fransa'nin o dönemki ihtiyaclarini, Rusya ile iliskilerini, Mustafa Kemal'in manevralarini, Yunanistan'a karsi Ingiltere ve Fransa arasindaki farkli yaklasimlari, diger bircok iliskileri düsünecektir. Halbuki kafasinda bir dizi komplo teorisi kurmus birisi icin bunlarin hepsi tek yere baglanir. Yedi düvel hep Sabetayci olmustur, bunlar Atatürk'ü desteklerler. Ama Yunanistan Sabetayciligi kabul etmemektedir. Simdi bu uyduruk oldugu apacik belli komplo teorisinden bir sey cikar mi?

Söyle özetleyebilir miyiz bu durumu? Komplo teorileri de dinler gibi insanlarin kafalarinda dogmalar yerlestirir. Bu dogmalarin, ispatlanamayan ama inanilan seylerin en kolay savunusu da tarihin zaten subjektif oldugunu söylemektir. Tarih subjektiftir, ben de iste böyle kendi subjektifizmimi yapma hakkina sahibim dersiniz. Sonra da nötr algidan bahsedersiniz.

Olmadi evrensel, bence iddialarinin ayaklari hepten havada.

al bundy
05-07-2009, 06:22
Evrensel gerçekten uçmuş.Chat'te birkaç kere sohbet ettiğim ve yazılarını takip ettiğim birinden böyle ucuz ithamlara inanmasını,ispat istenince de "benim dusunce tarzim, ispat degil; curutmedir" gibi bir söz söylemesini hiç beklemezdim.


Acaba cumhurbaşkanlığı teklif ettiği kişi Fevzi Çakmak olabilir mi?


Ayrıca Atatürk'ün sabetaycılığı konusuna gelecek olursak; Selanik'te büyük bir (hatta 20.yy'ın başına kadar dünyadaki en büyük) yahudi nüfusunun olduğu da bir gerçektir. Masonların dünya üzerindeki etkileri de herkesin bildiği gibi özellikle son dönemlerde sıkça işlenen bir konudur. Fakat soyu sopu belli, (bazı kesimlerin yarattığı ve muhtemelen gelecekte de yaratacağı uyduruk belgeler dışında) Atatürk'ün masonlarla veya sabetaycılarla hiçbir ilgisi bulunamamıştır. İşkembeden sallayarak ve Atatürk'e her türlü yakıştırmayı yapanlara inanmak adeta bir moda halini aldı.


"Ataturk, kisisel olarak kendinde belli bir guc hissetince; tarihteki her lider gibi; Kendi basina hareket ederek, mason localarini kapatmis ve bu onun sonu olmustur.

Ataturk, masonlar konusundaki girisimi haric; hic bir zaman, kendi dusunce ve davranislarini uygulamamistir. Sadece olunmasi gereken ozellikleri, olabilmeyi cok iyi basarmistir."


Bu yazılarınız da yine çok büyük bir iddiadır. Acaba bunun ispatını sorarsam ne cevap vereceksiniz?


"Ataturk'un Selanik'li oldugu ve 1924 teki; nufus degisiminde de; Turkiye'ye Selanikten; Sebatayci kesimin geldigi ve buna karsi da; Turkiye'den bir grubun Yunanistan'a gectigi bir gercek."

Bunların Atatürk'le ne gibi bir ilişkisi olabilir?




Son olarak da 188 nolu mesajınızda

"Site yazarlari olarak ve ATATURKSEL yanasmamayi, yada tarafin gozuyle bakmamayi basarabilecek bir yazarimiz var mi? Varsa; lutfen; bu yazilanlara, bir acilim, katki, bilgi ekleme ve icerik getirsin."

yazınızın ardından 191 nolu mesajınızda mesajımda alıntıladığım kısımları yazmanız,daha sonra da 199 nolu mesajınızda

"Teorilerin ise; komplo mu, komple mi oldugu da; yine bakis acisina baglidir. Butun bunlarin yaninda; Ataturk'un TC icin yaptiklari ve bugunku TC nin bugunlere de, nasil geldigi ortada ve gercektir." diye yazmanız kendi içinizdeki tutarsızlığı gösteriyor.yine son alıntımda her bakış açısının gerçeği yansıtmayacağını bildirmek isterim.Eğer kanıtlar yoksa bakış açıları komplo teorisinden öteye gidemez.



Eğer Atatürk'ün sabetaycı ve mason olduğuna inanıyorsanız ben de keşke bütün sabetaycı ve masonlar Atatürk gibi olsa derim.

milomanara
05-07-2009, 13:08
Sevgili Milomanara,

Atatürk ve yeni Türkiye devletinin kurulmasina da bilimsel bakmak gerekiyor. Bunda akil almayacak birsey yok. Olayi kutsal hale getirmeden incelersek gayet acik sekilde gelisen bir sürecin devam ettigini görüyoruz. Atatürk'den önce de cumhuriyet talepleri cokca gündeme gelmis, laiklik gibi konular hic yeni degil, saltanat ve halifeligi kaldirma düsüncesi de var. Atatürk bilinmeyen seyleri kesfetmis, kimsenin aklina gelmeyen birsey yapmis degil, burda bir inanilmazlik yok. Yaptigi sey bu niyetleri hayata gecirmesi ve bu konularda oldukca da tavizsiz olmasi. Bunlar ayri tartismalar. Benim üstünde durmak istedigim Cumhuriyet, Laiklik, Saltanatin ve Hilafetin kaldirilmasi gibi konularin gökten birden bire inmemis oldugu.
Sevgili sargon,

Mustafa Kemal'in bir filozof ya da felsefi bir kavramın fikir babası olduğunu iddia edebilecek biri olduğunu sanmıyorum. Zaten değildir. Kemalizm de felsefi bir akım değil, Mustafa Kemal'i destekleyenler anlamında kullanılmış, savaştan sonra altı doldurulmuştur.

Laikliği Mustafa Kemal'in bulduğu bir fikir sanan var mıdır bilmiyorum.

Uygulamaya gelince, Mustafa Kemal, demokrasiden başka bir çok alternatife yönelebilirdi. Rusya gibi sosyalist totaliter bir rejim ya da başka totaliter bir yapı. Demokratik başka bir yöntem bile kullansaydı, örneğin padişahı sepetlemeseydi, meşruti bir rejim getirseydi yine sosyal yapı elverdiği üzere totaliterleşmeye çok açık olacaktı.

Benim aklım almıyor dediğim, Samsun'a çıkışın bir birini izleyen inanılmaz tesadüflerle gerçekleşmesi(mutlaka süreç Mustafa Kemal tarafından çok iyi yönetilmiştir) ve savaşın sonunda kararlılıkla benimsenen rejim.

Çok açık ortadadır ki, siyasi hayatına görece eş zamanlı başlayan S.S.C.B., Afganistan, vs.. bu işi becerememiştir. 80 yıl gibi devletler ölçeğinde çok kısa bir sürede dünyanın 17. ekonomisi olarak stabil bir şekilde hayatımızı sürdüyoruz.

Ben onun iyilerini - kötülerini kendi mantığımca tarttığımda, iyilerinin çok daha ağır bastığını düşünüyorum. Bir keresinde, Yunan ordusunu kandırmayı başardığı bir hamle sonrasına çok güldüğüm "şimdi ananı ...m Trikupis" lafını dediği söylenir, heyecanlandığı, kızdığı, üzüldüğü belli olan lider bir adamdır Mustafa Kemal.

Ben o olmadan şu anda daha iyi şartlarda yaşıyor olabileceğime inanmıyorum. Yanlışlarıyla beraber, içten bir samimiyetle seviyorum bu adamı.

evrensel-insan
05-07-2009, 18:37
Saygideger sargon;

Hep ayni yerde tikaniyoruz. Ben bir seyi ispata calismiyorum. Sadece bir seyi ortaya koyarken; her turlu olanagin goze alinmasi gerektigini soyluyorum, hepsi bukadar. Eger herkes, bu olanaklar icinden sadece kendine uygun olani alirsa ve o temelde yanasirsa; iste bu notr algi ve disaridan bakis acisi olmaz. Istersen, senin bildigin verilerden basliyalim, birak benim verdiklerimi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
05-07-2009, 18:40
Saygideger al bundy;

Bunlar ne benim iddialarim, ne de savunduklarim. Sadece her belge, video, anlatim gibi; var edilmis olgular.

Peki senin iddialarin nedir? Sana sunulan tarih mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
05-07-2009, 19:17
Saygideger sargon;

Istersen kisim kisim gidelim. Benim onemsedigim en onemli tarihi kisim; ki seninki farkli olabilir. 1. Dunya Savasi. Osmanli, daha henuz Balkan sorununu cozememisken, neden bu savasa girdi? Osmanli'yi bu savasa sokanlarin amaci neydi? Osmanli bu savasa girmekle neyi hedefliyordu?

Bunu soyle bir ornekle destekliyebiliriz. Bugun Turkiye Iran ile savasa girse; bunu kimler ve neden onerir? Bu savastan Turkiye'nin bekledigi ne olur? Bu savasi onerenlerin, nasil bir amaci vardir?

Simdi bu temelde bak ve bana Osmanlinin 1. Dunya Savasi'na neden girdigini ve kimlerin osmanliyi bu savasa soktugunu ve amaclarinin ne oldugunu anlat. Turkiye iran savasi varsayimini da; goz onunde bulundurarak.

Burada bir ortak nokta bulursak; hem tarihte 1914'ten geriye, hem de 1914'ten ileriye gidebiliriz.

Yani balkan savaslarina, ve ta Karlofca'ya kadar. Ileri de; TC ve Kurtulus savasina ve sonrasina kadar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

al bundy
06-07-2009, 17:42
Sevgili evrensel-insan,

Benim Atatürk'ün masonluğu konusunda bir iddiam yok,aksine sizin iddianıza kanıt istiyorum. Atatürk'ün mason olmadığına dair bir kanıt göstermem herhalde saçma olacaktır. Ayrıca bir önceki mesajımda sizin mesajlarınızdaki tutarsızlığı gösterdim.

Yine "Bunlar ne benim iddialarim, ne de savunduklarim. Sadece her belge, video, anlatim gibi; var edilmis olgular." yazınızda olduğu gibi bahsettiğiniz bir olaydan daha önce Atatürk'ün masonluğu kesin bir şekilde iddia etmeniz ve kanıt olarak da Sargon'a internetten araştırın demeniz tutarsızlıklarınızdan biri daha.

Benim bu konularla ilgili tek iddiam Atatürk'ün soyu bellidir dememdir.Onun için de bakınız ;

http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=1516

http://www.atsizcilar.com/forum/74488-post10.html

Masonluk ve sabetaycılığa gelecek olursak, Atatürk'ün mason localarını kapatması Atatürk'e veya masonlara bir fayda sağlanmamıştır. Masonların Atatürk'e bunun için teşekkür ettiklerini zannetmiyorum. Kelime anlamı olarak da masonluk ve sabetaycılığa bakarsak ; masonlukta koşul ilahi dinlere inanmaktır, sabetaycılıkta ise önceden yahudi olup sonradan müslümanlığa dönmektir. Atatürk'ün soy ağacından da anlaşılacağı gibi dedesi hafız olan birinin dönme olmasına ihtimal yoktur. Yine aynı şekilde dinlerle bir ilgisi olmayan,sadece cumhuriyet öncesi halka islami öven açıklamarı olan birinin mason olmasına ihtimal yoktur. Olsa olsa farmason olur, onunla ilgili de belge yoktur.

evrensel-insan
06-07-2009, 18:12
Saygideger al bundy;

Tarihe mal olmus kisilerin; tarihi gecmisi, bir mitolojidir. Herkes istedigini soyler, bu soylev; hem leyhte olur, hem de aleyhte. Sonucta da; bu tarihi mitolojiye bakis acisidir, her degerlendirecek olanin. Ustelik tarihte, subjektiftir ve yazanin bakis acisiyla yazilir. Oyuzden, ben sana link vermeyecegim. Ama Ataturk'un aleyhine bir iki soz yazarsan, linkleri kendin de bulursun. Ben ayrica, belirttiklerimi, bir savunu icine girmedigim icin de; sorun yoktur sanirim. Ben sadece, internette bulduklarimdan bahsettim, hepsi o kadar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

al bundy
06-07-2009, 18:28
Sevgili evrensel-insan,

Tarihe mal olmus kisilerin; tarihi gecmisi, bir mitolojidir. Herkes istedigini soyler, bu soylev; hem leyhte olur, hem de aleyhte. Sonucta da; bu tarihi mitolojiye bakis acisidir, her degerlendirecek olanin. Ustelik tarihte, subjektiftir ve yazanin bakis acisiyla yazilir.
Dediğinizde haklısınız,fakat herkes tarafından kabul edilen ve gerçekliği olan belgeler ve olaylar vardır. Atatürk'ün yaptıkları da öznele göre değişse de gerçek olaylardır. Bu olaylardan çıkartılan yorumlar dediğniz gibi öznele göre yazılır.

Tarihte ve yaşamda iddialar ve gerçekler vardır.Eğer bu iddiaların gerçekliğini gösteremezseniz bunlar iddiadan öteye gidemez.

İddia: Atatürk masondu.
Gerçek: Şu ana kadar Atatürk'ün masonluğuyla ilgili hiçbir belge olmadığı,üstelik mason localarını bizzat kapattığı için bu iddia yalandır.

Bunun gibi birçok örnek verebiliriz.

Ben ayrica, belirttiklerimi, bir savunu icine girmedigim icin de; sorun yoktur sanirim. Ben sadece, internette bulduklarimdan bahsettim, hepsi o kadar.
Madem kişisel görüşlerinizin savunmasına girmiyorsunuz, o zaman başta 191 nolu mesajınızda olduğu gibi kesin ve iddiacı bir biçimde konuşmayın,ya da bunun sizin öznelliğinize ait olduğunu belirtin.

Son olarak da iddialarınıza dayanak olan belge veya linkleri çok merak ediyorum. Ondan daha önemlisi onların gerçekliğini daha çok merak ediyorum. Malum internette neyin gerçek neyin uydurma olup olmadığı pek belli olmuyor.

evrensel-insan
06-07-2009, 18:43
Saygideger al bundy;

Cok merak ediyorsan, sana o.m. yoluyla, linki veririm. Iddialar, Turancilara ve dincilere ait. Ataturk'un elini ceketinin icine sokarak duran fotograflarini, masonik durus olarak degerlendiriyorlar. Ayni duruslari, Marx ve Napolyon ve Stalinden de ornek veriyorlar.

Ayrica bir de; Newyorkta, bir gazetede ciktigi soylenen ve Ataturk'un, yahudi donmesi oldugu itirafini iceren olarak lanse edilen, ingilizce haber var. Bu arada; 1924 yilinda; Selanikten, Anadoluya getirtilen 1 milyondan fazla, sebatayci oldugu soyleniyor. Turkiye'den de; buna karsilik 600 bin kisinin Yunanistan'a gittigi. Sebataycilik ile ilgili haber de bu linkte.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=198127#post198127

Bir giris yapayim istersen. Bence; -e.i. mesaj 191

Bu yeteri kadar, oznel mi, sence?

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
17-07-2009, 18:45
Saygideger arkadaslar;

Ataturk'un Turrkiye ve dunya insanligi adina yapmis oldugu ilerici girisim; dinde uyguladigi reformizmdir. Bu reformizmin sistemlenmesi ve dusunce-davranisa tasinisi sonucu, din ve bilhassa muslumanlik ve islam dusuncesi sorgulanabilmis; hem ateizm ve dini sorgulayan diger izmler ulke butununde dogmus, hem de bu dogum, bu izmlerin istlerini yaratmistir.

Bence, Ataturk'un dindeki bu reformist yanasimi; kisiligin kimlik degerlerinden en onemli olan ikincisi, yani milli kimlik konusunda ise; tam bir diktator, tutucu ve zorlayici bir politika izlemistir. Turkiye'nin en azindan cagi yakalayabilmesi icin; bir milli reform yanasimi gereklidir. Bu yanasimda en azindan; Anadolunun gercekci yapisini, yani, milli cok sesliligini yansitacak ve zamanla dusunce ve davranisa tasinarak; hem kisisel hak ve ozgurluklere ve onlarin hukuk guvencesine acilacak, hem de gerceklere ters dusen, tek millilestirme dusunce ve davranisina bir sorgulama getirecektir. Boyle bir hareketin baslamasi, belki de ileride; ayni dinde oldugu gibi; bir milli ozgurlugu ve milliyetci cekismeyi onleyici bir yanasimi ve herkesin; kendi milli farkini ortaya koyabilmesine yol acacaktir.

Bu da belki, ilk defa Turkiye tarihi gelisiminde; tum bolucu ve ayirici milliyetci akimlarin ulke temelinde politika yurutemeyeceginin ve zamanla yok olacaginin baslangici olacaktir. Ayrica; Anadolunun o eski mozayiginin, tum Turkiye capinda saglanmasinin ve farkli milli kokene mensup kisilerin; birarada ve farklarinin esitligi temelinde bir butun olarak beraberce yasayabilmesini saglayacaktir.

Ne acidir ki; bu tarihsel bir geri donustur. Cunku osmanlilardan gelen bu milli mozaik butunlugu bir yerde yeniden saglanacaktir.

Iste Ataturk'un 80 kusur senede gozardi ettirdigi bu gercek; cagimiza uygun bir sekilde yeniden saglanacaktir.

Kisilerin kimliklerini ve degerlerini olusturan, milli konudaki bu yanasim; dinde yasanmis Turkiye halkina, milliyette de bunu yasatarak; evrensel-insansal birliktelige biraz daha yaklastiracaktir.

Iste, en azindan Ataturk ve ulke icin getirdikleri degerlendirilirken; milli konudaki tutuculugu ve teklestirme diktatorlugu, goz onune alinmalidir. Dinde getirdigi reformun da; ilericiligi goz onune alinmalidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

boğaziçi
19-07-2009, 17:11
http://www.add.org.tr/images/stories/ata/ataturk/ataturk_050.jpg
sevgili atam'in cok guzel bir fotografi...turk gencligi olarak herzaman izindeyiz ATAM...

boğaziçi
19-07-2009, 17:14
En şık erkek Atatürk





A.A
Fotoğraf koleksiyonuyla tanınan yazar Hanri Benazus, Atatürk'ün sivil fotoğraflarının yer aldığı "Çağdaş Atatürk Fotoğrafları" adlı 39. kitabını yayımladı.Benazus, yaptığı açıklamada, bugüne kadar felsefe, deneme kitapları yazdığını, 7 yaşında tanıştığı Mustafa Kemal Atatürk'e duyduğu hayranlık nedeniyle Ulu Önder ve Türk yakın tarihini anlatan kitaplarının da bulunduğunu belirtti.

http://www.yaziisleri.com/n.php?n=en-sik-erkek-ataturk-2009-07-07
http://yaziisleri.com/images/2009_07_07/en-sik-erkek-ataturk-2009-07-07_xl.jpg (http://yaziisleri.com/images/2009_07_07/en-sik-erkek-ataturk-2009-07-07_xl.jpg)

evrensel-insan
26-07-2009, 20:13
Saygideger Bogazici;

Turkiye de; "Ataturk'un izinde olmayanlar" kimlerdir, hangi partilerdir, hangi kuruluslardir, hangi ideolojik goruslerdir, neyi savunanlardir, ne onerenlerdir, ve neden? Aciklarmisiniz. Turkiyenin icinde bulundugu durumdaki; teror konusunda, PKK konusunda, Kurt ve diger milli kokenler konusunda, islam dini ve dini farklari konusunda, azinliklarin olusturdugu milli ve dini kokensel farklar konusunda NE YAPMAK, VE NASIL YAPMAK ATATURK'UN IZINDE OLMAKTIR, aciklarmisin?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Molloch
26-07-2009, 20:40
Atatürk'ün Sabetaycı, gizli Yahudi veya Mason olmasıyla ilgili iddiaları bence Islamcıların komplo teorileri açısından incelemek gerekli. Bu tür komplo teorileri meraktan değil, bilinçli ve ideolojik bir biçimde yapılıyor.

Bildiğimiz gibi Islam toplumları kapalı ve geri kalmış toplumlar. Islamcılar bu geri kalmışlığın sebebini kendi dinlerinde ya da ideolojilerinde değil, tabiri caizse "iç ve dış düşmanlarda" arıyorlar. Yahudi karşıtlığı Islam dünyasında hem Kuran ve hadislerden doğmuş, hem de Hristiyan milliyetçileri sayesinde Nazi dönemi sonrasında ikincil bir kaynaktan Orta Doğu'ya girmiştir. Naziler nasıl Yahudileri şeytanlaştırarak kendi işledikleri suçları temize çekmeye çalışmışlarsa, Islamcılar da aynı şekilde Yahudileri bütün kötülüklerin anası olarak değerlendirerek kendi vicdanlarını temize çekmeye çalışmaktalar.

Mesela Erbakan iktidarında MasKomYa adında bir piyes oynanmıştı, açılımı: Mason-Komünist-Yahudi. Bu piyese göre Yahudiler bütün kötülüğün anasıdır, Masonlar zenginler arasındaki Yahudi piyonlarıdır, komünistler ise halk tabakası arasındaki Yahudi piyonlarıdır, vs. Bütün bu Islamcı zırvalarının ortak bir noktası var: önce hayali bir Şeytan yaratmak, sonra da bütün siyasi rakiplerini bu Şeytan'la özdeşleştirerek kendi vicdanlarını silmek. Benzer bir biçimde, "CHP Şeytan'ın partisidir" diye düşünen çok sayıda AKP seçmeni var. Peki bu MasKomYa oyununu kim yazdı ve yönetti biliyor musunuz? Sayın başbakanımız, RTE.

Atatürk'ün etnik kökeni beni zerre kadar ilgilendirmez, Yahudi olsa ne farkeder ki? Beni ilgilendirmez. Önemli olan yaptıkları. Ama sonuçta Türkiye'deki Islamcılar için "Yahudi" sözcüğü bir çeşit kötülük çağrıştırıyor ve bu Islamcılar bu tür komplo teorileriyle aslında laikliğin ve demokrasinin "şeytan icadı" olduğunu savunmaktalar.

evrensel-insan
26-07-2009, 20:48
Saygideger Molloch;

Baslik degistirmissiniz. Madem sorulara da cevap verseydiniz. Bogazici arkadasa sorulan tum sorular, Ataturkcu her arkadasadir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Molloch
26-07-2009, 21:04
Evrensel,

Tam tersine, bir önceki sayfada tartışılan ve sayfalarca tartışılmış bir konuyla ilgili gözlemlerini aktardım. Sorduğunuz her soruya cevap vermek gibi bir yükümlülüğüm olduğunu düşünmüyorum, özellikle de sorunun yöneltildiği ifade benim kullandığım bir ifade olmadığı için. "Atatürkçü her arkadaş" aynı düşünmüyor ve aynı düşünmek zorunda değil.

evrensel-insan
26-07-2009, 21:18
Saygideger Molloch;

Eger bu sorulara cevap vermek istemiyorsaniz; sizin kendiniz icin de; bu sorularin cevabi yok demektir. Tabi ki sonucta cevabiniz olup olmamasi size aittir. Yalniz bir seyi ortaya koyarken; bir fikir sahibi olmak gerekir. Soru sorarak; herkese soru sordurtup, cevap aratmak;

Bu Martin HEIDEGGER (1889-1976) FELSEFESIDIR.


Saygilarimla;
evrensel-insan

AYATA
13-08-2009, 13:24
http://img56.imageshack.us/img56/4166/lljkljljih0.jpg (http://www.e-yolla.com/resimler.php)




Babası öldü.


Yetim büyüdü.

Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne;

'Harcamalarım
fazla değil, zira gelirim hep az.'
Hastalandı, böbreklerinden.
Vuruldu, göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.

Evet...


Mustafa Kemal Atatürk bu...

Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın...

Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan
ibaret değil çünkü...



Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

İşte liste yukarıda.


Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse gelmiş...



Bunu anlatın...


Direnen, teslim olmayan ruhu anlatın ..

Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.

Korkmasınlar işsizlikten...
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.

Yürek dediğin...
Sadece organ değil
Bunu anlayın !!!

AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldirilmasini protesto ediyoruz!!!



Ulusal bilincimizi yavaş yavaş yok etmelerine izin vermek istemiyorsanız bu elektronik postayı iletebileceğiniz kadar iletin !!!






Bir Anı ....

İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...
Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün
kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını
yıkamaktadır. Yaveri; 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, niye
böylesiniz?' der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı
unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı. Setremi yastık
yaptım üşüdüm. Uyumadım kalktım' der. Yaveri; 'Aman paşam! Birimize haber verseydiniz. Hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik' der ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir; 'Geç fark ettim. Hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam degil, milletimin rahat uyumasi ..'




ATAMIZ SAYESİNDE ÖYLE RAHAT UYUYORUZ Kİ;


HALA UYANAMADIK !!!

evrensel-insan
13-08-2009, 20:37
Saygideger AYATA;

Herseyi bir yana birakalim. Sizin; elestirileri, sadece savunu disinda; hic ozelestiri mekanizmaniz yok mu?, boyle bir mekanizma islemezmi?

Ataturk'un tum dusundukleri ve uyguladiklari "mukemmelmidir, sorgulanmazmidir?" Velevki, oyle olsa bile; onun tum uygulamalarinin ustunden 86 sene gecmistir. Bu 86 senede; dunya; felsefi, politik, bilim ve herturlu alanda ilerleme kaydetmemismidir?

Yoksa, sizde Muslumanlarin; Kuran icin dusunduklerini, Ataurk icin mi, dusunuyorsunuz? Hic mi, Ataturk acisindan, bir ozelestiriniz, bir yeniliginiz v.s. yok.

Eger sizde Ataturk'u sabitlerseniz, sorgulanmaz kilarsaniz; sizin bu yaptiginizin, muslumanlarin dinleri icin, kuran icin yaptigindan farki kalirmi?

Nedir "korkunuz" neden Ataturk hakkinda bir Ataturkcu olarak, oz elestiri yapamiyorsunuz da; hep elestiriler Ataturk "karsitlarindan" geliyor ve siz bunlari "gormemezlikten geliyorsunuz?"

Ataturk'un "hatalari" nelerdi? Lutfen, oz elestiri yapinda; meydan Ataturk karsitlarinin elestirisine kalmasin.

Elestiri-savunu mekanizmanizin yaninda, lutfen; ozelestiri mekanizmanizi da isletin. Tabi bunu yapacak; ozguveniniz, ozbilginiz, ozbirikiminiz, ozgozlem ve ozdeneyiniz; kisaca, OZBILINCINIZ varsa!

Saygilarimla;
evrensel-insan

AYATA
14-08-2009, 08:18
Atatürk'ün hatalarının olabileceğini elbette biliyoruz ve bazı uygulamalarını tartışıyoruz da örneğin Anadolu daki ortodoks Türkler olan Karamanlıları Yunanistan ile tehcire kurban vermesi...İstiklal mahkemelerini çok serbest bırakması, ekonomideki bazı uygulamalar, İsmet İnönü'nün Lozan'da ege adalarını yunana bırakmasının önüne geçememesi vs.biz sadece bunları O nu kayıtsız şartsız sevmeyenler ile tartışma konusu yapmıyoruz...heleki sırf karşı çıkmak adına bunu yapanlar ile yabancı ideolojilere hayatını kurban etmişler ile tartışmaya açmakta istemiyoruz..ve birde basit bir kural var.....her hangi bir özelliğini aşamadığın insanı tartışamazsın...değilmi.

evrensel-insan
14-08-2009, 11:20
Saygideger AYATA;

her hangi bir özelliğini aşamadığın insanı tartışamazsın...değilmi. -AYATA-

Yukaridaki cumleni, biraz daha aciklarmisin?

Saygilarimla;
evrensel-insan

AYATA
14-08-2009, 15:37
anladınız siz onu açmaya ne hacet sayın evrensel insan :) Atatürk'ü tartışabilecek ve ve onun ideolojisini masaya yatıracak akademik bilgiye sahip olduğunuzu sanmıyorum..
esen kalın.

evrensel-insan
14-08-2009, 15:40
Saygideger AYATA;

Hangisiymis, bu asilamayan ozellik?, sadece sizin icin mi; yoksa herkes icin mi gecerli. Bu cesit yanasim; bir cesit "putlastirma" degilmi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

AYATA
15-08-2009, 08:11
Atatürk kimdir....sayın evrensel insan...
Uluslararasi anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi, Tüm düşmanlarını savaş meydanlarında yenmiş bir komutan
olağanüstü reformlar gerçekleştirmiş bir devrimci,
sömürgecilik ve emperyalizme karsi savaşan ilk lider, Ulusal Egemenlik ve tam bağımsızlık ilkelerinin kurucusu..
insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü,
bütün hayatı boyunca insanlar arasında renk, din ve ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz bir devlet adamı, köhneleşmiş ve çağa ayak uyduramamış bir sülale imparatorluğundan modern bir devlet yaratan kişi, yendiği düşmanlarının bile saygısını kazanmış bir insan..
Laik, demokratik ve Üniter Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu.

Atatürk bir put değildir, Tanrısallığı benim Tanrısallığım kadardır, elbette siyasi alanda olsun başka alanlarda olsun hataları olmuştur, ama artıları bu hatalarını her zaman kapatmaya yeterlidir.....O sadece saygın bir liderdir..
Onun her hangi bir özelliğini aştıysanız eğer, buyrun eleştirin....sayın evrensel insan.

evrensel-insan
15-08-2009, 18:01
Saygideger AYATA;

Bir kez daha kanitlandiki; Ataturk'e sadece bir taraftan bakiyorsunuz. Benim oteki taraftan bakma gibi bir durumum yok. Bu zaten tartismadan baska birsey getirmez. Benim bakis acim, disaridan ve notrdur. Onu da zaten yazilarimda degerlendirdim.

Ama; sorun; notr alginin algilanmasindadir. Ya sizin gibi tarafli bakanlar tarafindan, "karsi" algilanir. Ya da karsi bakanlar tarafindan, icinden islerine geleni alip ortaya konur.

Sonucta, tarih; oyle veya boyle, Ataturk'un istedigi gibi gelismistir. Iste onemli olan da; bu gelisimin ne oldugunu ortaya koymaktir. Ama; sizin gibi; Ataturk yanlisi, ya da tarihi Ataturk'un istedigi gibi gelismesini arzu etmemis olanlarin, Ataturk karsitligi gibi degil. Tarihin kendisi ve bu gelismeye nelerin yol actigi.

Sana soyle ornek vereyim; nasil dine inananlar; dinin disindan bakamaz ve sen dine inanmayan biri olarak bakabilirsen; yine, sen; Ataturk yanlisi oldugundan, ayni dine inananlarin din disindan bakamiyacaklari gibi; sen de Ataturk'un disindan bakamazsin. O yuzden, nasil senin dindisi bakisin, dine inananlar tarafindan algilanamadigi icin; benim de Ataturk disi bakisim; senin tarafindan algilanamaz.

Bu yuzden ben her konuda serbest dusunur olarak; her konuya, din, milliyet, Ataturk v.s. disaridan bakarim ve notr algilarim.

Sen hic dine inananlara; dindisi bakabildigin halde; onlarin dediklerine notr algi uyguluyabiliyormusun?

Saygilarimla;
evrensel-insan

AYATA
18-08-2009, 19:46
bin kerede söylesek" biz tarafız" diye algılayamıyorsunuz galiba...ben ortada bir insan değilim...ben tarafım...bana göre ortada olanlar, karşı tarafta olanlar ile eşittir.

uğr ola.

evrensel-insan
18-08-2009, 20:11
Saygideger AYATA;

Tarafli mesajiniz, tarafinizdan iletilmistir ve sizin ideolojik inancsal dogrunuz olarak ve sadece sizi bagliyan bir dogru olarak algilanmistir.

Onerim, dogrularin; goreceli ve degisken oldugun bilincine varmaniz ve eger, dogrularinizi sahiplenir ve sabitlerseniz; dini sabitliyen muslumanlardan milli bakis acisindan, bir farkinizin olmadigini gorebilmenizdir.

Sizi, milli konudaki tarafli boyunduruk tutsakliginizla, basbasa birakiyorum. Ne zaman; boynunuzdaki, bu boyundurugu hissedersiniz ve farkina varirsaniz, zaten o zaman rahatsiz olur; ya en azindan tutsakligindan kurtulursunuz, ya da boyundurugu; boynunuzdan tamamen cikarir, atar ve serbeste erersiniz.

Tabi bu farkindalik, size ve sizin karariniza bagli. Ama; rahatsiz degilseniz, zaten; bir sorun da yoktur, sizin icin; ayni dini inanclilarin, bu inanclarindan rahatsiz olmadigi gibi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
19-08-2009, 13:11
Saygideger Ayata;

Ben Turk'um. Ustelik, burada 30 kusur yil gecirmeme ragmen de, hala Turklugumun verdigi ahlak, anane ve gelenekleri koruyorum. Basta Turkce olmak uzere.

Ben kendimi koruyabildigim gibi; hem her Turk, hemde herturlu milli kokene mensup dunya vatandaslari da; kendilerini koruyabilirler. Yeterki neyden ve nasil koruyabileceklerinin, bireysel bilincine erissinler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

malih210
24-08-2009, 09:59
eline sağlık baya güzel olmuş

nihilist
01-09-2009, 12:50
essalatü vessalamu aleyke ya atatürk,
şefaat ya atatürk,
günahlarımızı bağışla bizi affet...
şu kafirlere karşı bize yardımcı ol v.s. vs.
ya siz kemalistler yüzde yüz su katılmamış dindarsınız.
ancak tanrınız gökyüzünde değil tarihte.
minicik farkınız bundan ibaret..
bu arada sayın evrensel türk olabilirsiniz, bu verili bir durum.
ancak türklüğünüzün verdiği ahlak anane gelenek v.s. yi koruyorum diye bir ifade kullanmak zorunda değilsiniz.bu putperest tavır karşısında gerilemek benim tanıdığım everensele uymuyor.çok bağırıyorlar biliyorum ama türklüğün verdiği bir ahlak anane gelenek falan diye bir şey yoktur.sizi bile idealist savsatalar serdetmek durumuna düşürmüşler.buna izin vermeyin.

Molloch
01-09-2009, 16:47
ya siz kemalistler yüzde yüz su katılmamış dindarsınız.
Tabii, tabii. Şimdi gidip Anıtkabir'i tavaf edicem, sonra Atatürk'ün heykeline dua etmeyi düşünüyorum. Tabii ki bir türlü gerçekleşemeyen, gerçekleştiği zaman da Ispanya'da olduğu gibi yıkılan anarşist devrimi bekleyen arkadaşlarımız kesinlikle ama kesinlikle dogmatik değil. Hadis kitabından ezber getirir gibi copy/paste yapanlar hiç dindar ve dogmatik olabilir mi? Yok canım, onlar çok radikal! Hiç dindar anarşist olur muymuş? Biz elhamdülillah anarşistiz.

hako
01-09-2009, 17:36
Peygamberinin Sakal'ı şerifini görmeye ,
Fetoş'unun ellerini öpmeye çalışanlar değil ama
Atatürkçüler putperestmiş.

İlginç !

evrensel-insan
01-09-2009, 18:02
Saygideger anarchist;

Ben Turkiye'de dogdum ve 21 yasima kadar Turkiye'de kaldim. Almis oldugum bir aile terbiyesi ve yetistirimi var. 21 sene yasamis oldugum bir yasam var.Bunlar benim kisiligimi olusturdu. Ayni yetistirimi ben cocuklarima uyguluyorum. Tek farkla; ben onlari bir birey olarak ve insansal/evrensel yetistiriyorum. Oyuzden, benim Turk oldugumu soylemem, herhangi bir seyi degistirmiyor. Onemli olan bunu dusunceye, yani milliyetcilige tasimamak.

Saygilarimla;
evrensel-insan

cigi
01-09-2009, 18:57
[QUOTE=anarchist;224399]essalatü vessalamu aleyke ya atatürk,
şefaat ya atatürk,
günahlarımızı bağışla bizi affet...
şu kafirlere karşı bize yardımcı ol v.s. vs.
ya siz kemalistler yüzde yüz su katılmamış dindarsınız.
ancak tanrınız gökyüzünde değil tarihte.
minicik farkınız bundan ibaret..
QUOTE]

Leninden devir aldiginiz camurlarinizi ellerinizde tutunuz lütfen.
Kendinize gerekebilir.

nihilist
01-09-2009, 20:00
pek saygıdeğer cigi
ezberden konuşup durma
ben leninist değilim.
kimseden de bi şey devralmam.
sapına kadar sosyalistim.
kelimelerim kimsenin kulağına hoş gelsin diye tasarlanmadı.
sadece inandığım gerçeği ifade etmek üzere cümleler kuruyorum.
al gülüm ver gülüm değil yani.
çamurla işim olmaz.aksi ispat edildiğinde vazgeçebileceğim şahsi düşüncelerimdir hepsi.

nihilist
01-09-2009, 20:02
sayın hako
motivasyon olarak yani psikiyatrik açıdan v.s. v.s.
peygamberin sakalı bilmem neyine yüz sürenlerle fetoşçularla kemalistler arasında zerre kadar fark varsa bende hiç bir şey bilmiyorum şu alemde.

cigi
01-09-2009, 20:19
pek saygıdeğer cigi
ezberden konuşup durma
ben leninist değilim.
kimseden de bi şey devralmam.
sapına kadar sosyalistim.
kelimelerim kimsenin kulağına hoş gelsin diye tasarlanmadı.
sadece inandığım gerçeği ifade etmek üzere cümleler kuruyorum.
al gülüm ver gülüm değil yani.
çamurla işim olmaz.aksi ispat edildiğinde vazgeçebileceğim şahsi düşüncelerimdir hepsi.

Pek saygideger anarchist, ben de sizin ezberden konusup durdugunuzu saniyorum.

Türkiye'de Atatürk'ü tabu haline getirerek, islerine geldigi zaman arkasina sigananlarin, islerine geldigi zaman onu öne sürenleri kastediyorsaniz yerden göge kadar haklisiniz.

Fakat bu demek degildir ki, Mustafa Kemal'e saygi duyan ve onun devrimlerini, yaptiklarini hic bir cikar göstermeden ve onu unutmayanlari ayni kefeye koyamazsiniz.

Istersen çakına kadar, istersende kılına kadar sosyalist ol fakat böyle bir genelleme yapma hakkini size kimse tanimaz.

boğaziçi
01-09-2009, 20:26
=anarchist;224399]essalatü vessalamu aleyke ya atatürk,
şefaat ya atatürk,
günahlarımızı bağışla bizi affet...
şu kafirlere karşı bize yardımcı ol v.s. vs.
ya siz kemalistler yüzde yüz su katılmamış dindarsınız.
ancak tanrınız gökyüzünde değil tarihte.
minicik farkınız bundan ibaret..

motivasyon olarak yani psikiyatrik açıdan v.s. v.s.
peygamberin sakalı bilmem neyine yüz sürenlerle fetoşçularla kemalistler arasında zerre kadar fark varsa bende hiç bir şey bilmiyorum şu alemde.

hicbirsey bilmediginizi kendiniz ifade etmeniz cok iyi olmus, cunku soylemesenizde ortada...bu saldirgan tavrinizi anlamis degilim, ataturk u degerlendirecek bilgiye sahip olmadiginiz ortada. sahi neden bu kadar salgirgan bir tutumdasiniz? hadi bulent arinc olsa anlayacagim. sizinde mi kuyruk aciniz var?

nihilist
01-09-2009, 20:27
m.kemal devrimleri diye bişey yoktur.
tamamen sallama.devrim; emek-sermaye çelişkisi bağlamında sermayenin egemenliğinin ortadan kaldırılmasıdır.bana masal okuyup durma.fes yerine şapka giymeye mi sen devrim diyorsun.ben kimlerle neyi tartışıyorum ya.
kime saygı duyduğun benim değil senin kendi sorunun.unutup unutamaman da psikiyatristler tarafından konu edilebilir.ama ortaya burjuva ideolojisi koyup bunu solculuk diye kakalamaya kalkarsan öyle genellemeler yaparım ki aklın durur.

nihilist
01-09-2009, 20:29
sayın boğaziçi
atatürkü değerlendirebilmem için gereken bilgilerin ne olduğunu bi zahmet anlatsana .
sen ne anlatıyosun dostum ya.
saldırgan tavrımın sebebini izah edeyim.
putperestliğin hertürlüsüne gider yapıyorum var mı.
ama siz küçük burjuvaların kuyruk acısını görebiliyorum.
ne oldu gericiler muslıkları tutunca avucunuzu yaladınız dimi.
sizin solculuğunuz kamusal imkanları gericilere kaptırmamaktan ibaret olmadımı zaten.
oh olsun size .
yiyin birbirinizi.

aydoe
01-09-2009, 20:41
Sapına kadar sosyalist nasıl olunuyor anarşist arkadaş bir anlatsada bizde öğrensek.
Birde solun ne demek olduğunu ve sol söylemin nasıl doğduğunu yazsın ,sol bir noktamı yoksa daha geniş bir tanımı olabilirmi acaba ,solun referans noktası neresi anartşist'in durduğu yerin solu sağı varmı ?

cigi
01-09-2009, 20:43
m.kemal devrimleri diye bişey yoktur.
tamamen sallama.devrim; emek-sermaye çelişkisi bağlamında sermayenin egemenliğinin ortadan kaldırılmasıdır

unutup unutamaman da psikiyatristler tarafından konu edilebilir.ama ortaya burjuva ideolojisi koyup bunu solculuk diye kakalamaya kalkarsan öyle genellemeler yaparım ki aklın durur.

Sen yoktur dedin diye yapilanlar elbette hemen yok olacak.
Psikiyatristler düsüncene katiliyorum. Bir psikiyatriste bu konuyu sorsan cok iyi olur.:D

Sen genelleme yapmayi birakta, bir an önce sermayenin ve egemenligin kalkmasi icin bir kücük devrimcik yapiverde bizlerde görelim.:bounce:

cigi
01-09-2009, 20:47
Sermaye ve egemenligin ortadan kalkmasi icin, sapina kadar sosyalist olan arkadasimizin, bunu kanitlamasi icin, bir an önce devrim yapmasini bekliyoruz.

Bu devrimi yaparken sapmi kullanmayi düsünüyorsunuz, saman mi?:bounce:

Molloch
01-09-2009, 20:47
peygamberin sakalı bilmem neyine yüz sürenlerle fetoşçularla kemalistler arasında zerre kadar fark varsa
Kadın-erkek eşitliğinden, bilime bakış açısından, medeni hukuk farkından, laiklikten ve Alevilere bakış açısından başlayabiliriz. Ama feminizm de burjuva ideolojisi falandır şimdi. Bilim desen zaten Batı emperyalizminin icadıdır kesin. Laiklik mi, dindar emekçileri sömüren bir şey o, tü kaka.

"Kemalizm dindir" lafları artık sakız gibi çiğnene çiğnene laçkalaştı. Abdurrahman Dilipak'ın ağzından çıkan yani aşırı sağcı ve gericilerin tekrarladığı ezberleri "sapına kadar sosyalist" arkadaşlarda görmek ilginç.

nihilist
01-09-2009, 20:49
yahu olmayan allah aşkına...
nedir şu yapılanlar bi anlatsana.
üretim araçları üzerindeki mülkiyetmi kaldırıldıtoprak reformumu ne.
yapılanlar burjuva uyum yasaları.işte şimdide tayyip aynı yolu devam ettiriyor.
siz jöntürklükte takılıp kalmışsınız bi de sosyalist ayağı yapmıyomusunuz acayip ayar oluyorum.

sayın cigi
ne oldu neden gülümsediniz.hoşunuza mı gitti.orak ve çekiç kullanmayı düşünüyorum.
yanında belki balta iyi gidebilir.

nihilist
01-09-2009, 20:50
sayın molloch
dilipak aşırı sağcı ise siz de soft sağcısınız ne olmuş yani.
benim baktığım yerden pek farklı görünmüyorsunuz.
sizin o medeni hukuk dediğiniz ta gülhane de reşit paşadan beri var.yemeyin beni.

boğaziçi
01-09-2009, 21:00
orak cekic avatari kullaninca demek ki sapina kadar sosyalist olunuyormus...ilgilenenlere duyurulur...

cigi
01-09-2009, 21:07
sayın cigi
ne oldu neden gülümsediniz.hoşunuza mı gitti.orak ve çekiç kullanmayı düşünüyorum.
yanında belki balta iyi gidebilir.

Sayin anarchist,

Dinlerden özgür, solculari birlestiren bir partiye sicak bakmiyorsun.
Fakat diger yandan sadece her görüse sloganvari karalama yapmaya calisiyorsun.
Peki o zaman senin istedigin ve arzuladigin düzen nasil gerceklesecek?
Onu yazarsan bizde ne düsündügünü anlayabiliriz.

nihilist
01-09-2009, 21:07
sayın boğaziçi burda orak çekiçle ve sapına kadar sosyalist olmakla ilgilenen yok.
bende zaten bunu anlatmaya çalışıyordum.
burda solculuk diye levantenlik kakalanıyor.gençler bu ayakları yemesin diye ben de uyandırma işini üzerime aldım.yani aslında sizi aydınlatmak değil amacım.sizden ümit keseli çok oldu.siz sermayeden yana safınızı almış yolunuzu tutmuşsunuz zaten.

Molloch
01-09-2009, 21:12
dilipak aşırı sağcı ise siz de soft sağcısınız ne olmuş yani.
Evet evet, tek gerçek solcu sensin, geri kalan herkes "sağcı." Kesinlikle. Inanıyoruz biz sana. Sakin ol...


gençler bu ayakları yemesin diye ben de uyandırma işini üzerime aldım
"Gençleri ahlaksızlıktan kurtarmak"tan bahseden bir muhafazakar duyuyorum sanki... Öyle ya, gençlerimiz "gerçek Sol" nedir öğrensinler, sonra sağcılarla beraber cehennemde yanmasınlar mazallah...