Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkiye'den İnsan Manzaraları
Yeryüzünde insanlar ya sigara içerler ya da içmezler. Içenlersigaralarini çakmak ya da kibritle yakarlar. Ve bunlarin bir kismi da kanserden ölür.Ama, dünyada demir çelik haddehanesinde çalisan hiçbir isçinin, sigarasini yakmak amaciyla 600 tonluk pres makinesinin arasindan emekleyerek geçip 2450 santigrad sicakligindaki firina ulasmaya çalisirken can verdigi görülmemistir.
Türkiye'de görülmüstür.Karabük'te.
Bütün dünyada hasarat,özellikle sivrisinek vardir, buralarda da sinek ilaci kullanilir.Ama, sivrisinek yutup da midesine kaçan sinegi öldürmek üzere agzina Shelltox sikmak suretiyle zehirlenip ölen,
Türkiye'dedir.Istanbul, Sultanbeyli'de.
Dünyanın her yerinde insanlar berbere gidip tiras olurlar ama, hiçbir berber, rahatlatmak amaciyla müsterinin kafasini saga sola kanirtirken adamin boynunu kirip onu öldürmemistir.
Türkiye'de öldürmüstür.
Erzurum'da.
bir bankamatikten para çekmek için dügmeye bastiginizda elektrik çarpmaz ve ölmezsiniz ...
Türkiye'de ölürsünüz.
Bozcaada'da
hiçbir yerde, otoyolda giderken radyoda duydugu göbek havasi esliginde göbek atmak için arabayi 'sag seride çeken' ve az sonra da arkadan gelen arabanin çarpmasi sonucu ölen bilinmez.
Türkiye'de bilinir.
Adapazari'da.
Nüfus sayim günü sokaga çikma yasagi nedeniyle bombos otoyolda (Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sey yoktur ve olamaz) sayimgörevlisi 'bariyerlere' çarpip ölmez.
Burada ölür.
Gebze'de.
Ayni isyerinde biri gece, biri de gündüz vardiyasinda çalismakta olanve her ikisi de 'mobilet' kullanan bir baba-ogul, birisi isten çikip eve gider, öteki evden ise gelirken bir kavsakta karsilasmazlar ve birbirlerine selam vermek için ellerini kaldirinca çarpisip her ikisi
de ölmezler.
Konya 'da.
Marangoz atölyesinde çalisan isçiler paydosta üzerlerindeki talaslaritemizlemek için birbirlerine 'kompresör' tutarlarken, biri ötekine saka yapmak için kompresörü onun arkasina yöneltmez
adam bagirsaklari patlayarak ölmez.
Istanbul, Ayazaga'da.
Gemi mühendisi kazani kontrol etmek için kazana girdiginde biri gelip kazanin kapagini kapatmaz ve sonra da gemi yola çikmaz.
Kocaeli, Dilovasi 'nda.
Bir adam ayakkabisinin içine kaçan tastan kurtulmak için elektrikdiregine yaslanip ayakkabisini çikarip silkelediginde, yoldan geçen bir baskasi onu elektrik çarptigini sanmaz ve elektrikle
baglantisini kesmek amaciyla kafasina kürekle vurarak onu öldürmez.
Rize'de.
Yorumsuz..
Hiç bir adamda oruç tutmadığı için dövülüp öldürülmez, erzurumda antalyada...
Hiç bir kız sevdiğine kaçtı diye töre gereği öldürülmez güney doğuda
Hiç bir insan (T. Dursun) Kuran muhammedin uydurmasıdır dediği için öldürülmez benim ülkemde
Hiç bir çocuk orucunu bozdu diye ölesiye dövülmez babası tarafından benim ülkemde.
merwe ablam acımızda bile komik bi yanımız var.hoca nasrettinin torunları olmamızdan diyecem ama.aptallığımız kimden onu hiç bilemiyorum.
merve bu yazdıkların zaten gereksiz insanlar, kendileri ucuz oldukları için ölümleri de haliyle ucuz olacak, ölümlerinde bir sakınca görmüyorum :D
Sevgili gandalf
ölümlerinde bir sakınca görmüyorum dedin.
Kazan kapısı senin üstüne kapatılsa ne olacak. normal mi ölümün...
Bankamatikten para çekerken elektrik çarpıp ölen sen olsan, paramatik teknisyeni göbek mi atsın kendi ihmaline...
dostum walla biz isdediğimiz kadar burda kendimizi yırtalım değişen hiç bir şey olmayacak,sonuçta başımıza gelecek o kaza, arkadaşının makatına
hava tutan zihniyetin elinden olacak,çünkü o zihniyet bu ülkenin % 90
nına hakim.
spartacus
07-10-2006, 21:52
çünkü o zihniyet bu ülkenin % 90 (Gandalf)
O zihniyet nerede eğitilmektedir? Biz %10 olmayı neye göre hakettik?
Üreten ve çalışanların, SSK da tedavi olmak için akşama kadar beklediği, emekliliğini mezar taşına yazdığı, asgari ücretin bir ev kirası bile etmediği, bir film için 3 gün beklediği, 3 aylık hamile kadına özel parahanelere muhtaç kalarak sağlığın toplumdan çıkıp paraya dönüştüğü ve oraya yönlendirmek için 6 ay sonraya Ultrason günü verdiği, başı ağrıyor diye gidenin apandistini almaya kalkıldığı, acil kapısında adam ölüyor dediğinizde Güvenlik ile yumruklaşmadan doktora ulaşamadığı, dedesi Zonguldak da ölenin, kömür çıkan topraklarında hiç bir hakkı olmadığı halde, kendi toprağında, kendi hammaddesinde köleler gibi çalıştığı, Divriğide dedeleri ölenlerin, kendi topraklarında demir işletiminde köle olarak çalıştığı, bir insan hayatının, bir yol mütehati ile onunla kağıda imza atacak olanın götüreceği 3-5 paradan ve 3-5 uyarı levhasından daha değersiz olduğu, insanların sosyal yaşamının her gün televizyonlarda kusulan bakırköy dizilerinden daha değersiz olduğu, kitap parasına zor yeten bir kemer değil boğaz sıkmanın getirdiği başarısızlıkla, milyonlarca gencin geleceğinin, hiç bir şey öğretmemek için çalışan ve atomun parçalanmasından 40 yıl sonra bile parçalanamaz en küçük yapı taşı diyen okul kapıları ve müfredat programları ile, özel parahanelere parsa toplamaya giden eğitim sisteminin varlığı, zihniyetin bozukluğunun temel kökenlerinin gerçekleri saklamak olduğu bir ülkede, biz ancak renkler ile, flamalar ile, takımlar ile, önümüze sunulan yarı dünya ile, müslüman-değil, oruçlu-oruçsuz, A, B, yüce, kutsal diye yediğimiz baklayı sindiremeyeceğiz.
Başbakanın günlük demeçlerinden sonra verildi
Oktay Rıfat'ın ölüm haberi
Oktay Rıfat sanki
Hergün ölecekmiş gibi.
Ş.Erbaş.
Yazık. Kavanozda olan bir insanlık ve sürekli kapağını övüyor!
Kral çıplak da, kafamızın sokulduğu kumun daha derinliğini ölçmemişiz, neyi göreceğiz ki?
Varmı içinizde Fenerbahçeli olmayan, var mı Yahudi olan, var mı oruç tutmayan, var mı kutsal temsillerine saygı duymayan, var mı benim babam senin babanı döver, var mı Kardak kayaları, Var mı Hakkari, var mı godoman dizileri, var mı silah dizileri, var mı tarih deyince sadece padişah adlarını ezberletmek, varmı sosyal bilimler deyince içinde sosyal hiç bir şey olmamak, var mı fizik deyince göz korkutmak, var mı kimya deyince masal gibi anlatmak, var mı bilgisayar deyice dünyanın 30 yıldır kullanmadığı programları laf osun diye göstermek, var mı biyoloji deyince soğan zarı anlatmak, ama ya bunların yanında var mı 6 ay sonra doğuracak olana 6 ay sonraya gün vermek, var mı ancak 3 ay yaşayacak olana 2 yıl sonraya makineye bağlamak, var mı bir tabela için 10 kişiyi yaşamından etmek, var mı oy avcılığı için her şeyi kullanmak.....?
Var mı şimdi %90 dan geriye kalan bir %10? Nerede mars'da mı yaşıyoruz? Hadi anladık %90 Üçüncü boyut alemlerinde yaşatılıyor da ya %10?
Uykuya bakılır ninniye değil?
doğrusunu istersen spartacus,sıfr farklı olmak adına senin çizdiğin dar kalıplar içine kendimi sokup dunyamı zehir edemem,takımda tutarım
tv de seyrederim,ssk kuyruğunda yada maaş kuyruğunda ölenler için
üzülsem ne olacak, bu onların kendi seçimi uyanmak istemiyorlar
uyandırmak isteyenlere basıyorlar yaftayı vatan haini diye,hatta
linç etmek bile istiyorlar,onları o uykuda tutan birileri var,onlar uyanınca
uyutanların kurduğu düzen bozulacak,kimileri din iman diye uyutuyor
kimiler vatan millet sakarya diye uyutuyor,ssk *kuyruğunda neden beklediğini sorgulamıyor,ama bayhan birinci olsun diye sms atıp
yırtıyor kendini,ülkenin eğitim sistemini sorgulamak yerine telli babaya
oğlum ders çalışsın diye çaput bağlıyor,uyanmak istemiyor o uyansın
diye ben neden dünyamı zehir edeyim bu onun seçimi,uyanmak istemiyor
Sevgili Spartacus,
Sormak istediğim soruları cok guzel dile getirmişsin. Teşekkür ederim.
Biz farkına varabildiysek içinde bulunduğumuz toplumun durumunun, diğerlerinin varamaması imkansız mı?
Onların bu durumun farkına varamaması onalrın sucu mu yoksa farkına vardıgı halde onları silkeleyip kendine getirme çabasına tenezzül bile etmeyen bizler mi?
Toplumun okumuş, aydın olmaya aday gençleriyiz hepimiz, aydın abilerimiz de aramızda. Söyler misiniz, biz okumuşlar ne verdik bu farkında olmayan yuzde 90'a?
Kendi adıma soyleyeyim, hiç bir şey yapmadım, utanarak belirtiyorum.
Spartacus'un ornegindeki kavanoz kapagını gorduk biz, ama bunun varlıgını mırıldanmaktan başka bişey yaptık mı?
Denilecek ki geri kalan %90 buna izin vermeyecektir. Denemeden bilemeyiz.
Her neyse diyeceğim o ki, bu ülkenin bu trajikomik sahnelerinden, boşa giden canlarından ben de suçluyum.
Buraya sadece suçlarımdan bir kısmını koydum. Suçlarıma sparta'nın bahsettiği kişilerin düştüğü durumları da ekleyebilirsiniz.
Türk genci Atatürkü anladığı zaman modern bir toplum olacağız, ama anlamak için daha çok zamana ihtiyacımız var, hatta anlamamak için Atatürkü düşman gibi görenler var.
Her Toplum Layık Olduğu Hayatı Yaşar.
dersimmm
08-10-2006, 17:20
sevgili walla
adam bankamatikten para çekerken ölüyor,
başka bir insan sigara yakmaya kalkerken ölüyor
sence bu olayların atatürk le veya atatürkçülük le ilişkisi ne olabilir???
:roll:
cewaplarsan sewinirim
sevgili walla
adam bankamatikten para çekerken ölüyor,
başka bir insan sigara yakmaya kalkerken ölüyor
sence bu olayların atatürk le veya atatürkçülük le ilişkisi ne olabilir???
:roll:
cewaplarsan sewinirim
Ne alakası var. Din bilime karşıdır, dolayısıyla müsbet bilimler yerine din bilimleri okutmak toplumları geri bırakır. İşte bu yüzden saçma sapan ölümler oluyor.
Zaten bu soruyu soran adam Atatürk'ü anlayamamış demektir.
Biz farkına varabildiysek içinde bulunduğumuz toplumun durumunun, diğerlerinin varamaması imkansız mı?
Onların bu durumun farkına varamaması onalrın sucu mu yoksa farkına vardıgı halde onları silkeleyip kendine getirme çabasına tenezzül bile etmeyen bizler mi?
Toplumun okumuş, aydın olmaya aday gençleriyiz hepimiz, aydın abilerimiz de aramızda. Söyler misiniz, biz okumuşlar ne verdik bu farkında olmayan yuzde 90'a?
Kendi adıma soyleyeyim, hiç bir şey yapmadım, utanarak belirtiyorum.
Sevgili Merwe,
Hepimiz bu dini sorgulamadan önce o suçladığımız insanların durumunda değil miydik? Şu anda farkında olduğumuz gerçeklerin o zaman farkında mıydık?
Seni dürüstlüğünden dolayı kutluyorum. Evet. Bu insanları suçlayacağımıza acaba biz ne yaptık. Bunu dürüstçe kendimize sorabiliyor muyuz? İşte sorun burada.
Bu ülkede acı bir gerçektir ki askerlerin zorlamasıyla sekiz yıllık eğitime geçeli kaç yıl oldu ki. Dikkat edin askerlerin zorlamasıyla diyorum. Eğer siyasilere kalsaydık iddia ediyorum henüz sekiz yıllık eğitime geçmemiş olacaktık. Çünkü bu kanun yetmişli yıllarda gündeme geldi. Ancak doksanlı yıllarda uygulamaya geçti. Bu kadar eğitimin önemini algılayamamış basiretsiz liderlerle yönetilen bir ülkeden başka nasıl bir tablo beklenilebilinir ki..
Görüyoruz işte bunlar geldikten sonra eğitimin ne duruma düştüğünü. Bir ülke düşünün ki okul sayısı kadar cami olsun. Bir ülke düşünün ki körpe beyinleri kuran kurslarıyla köreltin. Bir ülke düşünün ki halen şeriat ve laiklik tartışılması yapılsın. Bir ülke düşünün ki bütçesinin önemli bir bölümünü din hizmetlerine ayırsın. Bir ülke düşünün ki bilimsel eğitim yerine dini eğitimi temel alma girişiminde bulunsun. Ve tüm bunlar yapılırken kendi irademizle değil de emperyalistlerin bilinçli güdümleriyle yapılsın. Çünkü insanlar ne kadar cahil bırakılırlarsa ve sürü haline getirilirse o insanları yönetmek kolay oluyor. Ülkemizin içinde bulunduğu durum budur.
İşte şimdi hepimizin yapacağı şey bu insanları küçümsemek aşağılamak değil bu insanları bu durumdan nasıl kurtarabiliriz arayışına girmek gerekir. Sorumluluklarımızın bilincinde olup çözüm üretmek gerekir. Mücadele etmek gerekir. Eleştirmek kolay. Yıkmak da kolay. Ya yapıcı olmak biraz zor mu acaba...
Aydın insan olmak kolay değil. Böyle toplumlarda aydın olmak özveri ister. Yürek ister. Bakın bu cesur aydınların yaşamlarına bunu rahatlıkla hepimiz görebiliriz. Masa başlarında sanal ortamlarda nutuk çekmekle bu işler olmuyor. Kendimizi sorgulamaktan korkmayalım arkadaşlar. Eğer ülkemizi ve milletimizi seviyorsak Merwe arkadaşımız gibi kendimizi sorgulayalım. Sorgulayalim ki ülkemiz bu durumlardan kurtulsun. Belki sıkıntı çekeceğiz ama gelecek nesillere güzel bir ülke birakırız...Sevgilerimle...
Bu yıllarda daha mı iyiydik?
http://www.ktuvakfi.org.tr/images/ikiturk.jpg
Üst başımız perişandı, ayağımızda çarık yoktu çünkü onu açlıktan kemirmiştik, ama yüreğimiz özgürlük için çırpınıyor, Vatan için mermilere siper oluyordu keçeleşmiş derimiz.
Şimdiki nesil yokluk nedir görmemiş, esaret nedir bilmiyor, Israr ediyor emperyalizme uşak kalmayı, Israr ediyor Arab yalakalığı yapmaya.
Sevgili ezkamo, yine dusunduklerimi dile getirmissin.
* Sahiz olarak yapabileceklerimiz, bu forumda tartismak, belki etrafimizdaki, aile ve dostlarimiza dusuncelerimizi asilamaktan ileri gitmeyecektir malesef.
*Esas cozum orgutlesebilip daha buyuk kitlelere hitap edebilmektir. bizlerin gorusunun, dunyada daha guzel, daha huzurlu, daha insancil bir yasam saglayabilecegini ispat edebilmektir.
*Gencken daha fazla ihtimal gorurdum bu olasiliga, simdi o kadar umitli degilim. Tabi ki, kazanabildigimiz tek fert bile deger bu calismaya, ancak kutleleri yoneltmek biraz benim mantigimi asiyor.
* Tenkit degil, secenek gosterilerek kazanilir kalpler. Egitim sistemi, en buyuk silahtir zannimca, nasil degistirilebileceginin cevabi, sorunun cozulmesine en buyuk etken olabilir. Degerli bir ogretmen olarak, sizin bir cozum yolunuz varsa, bizlerle paylasmaniz, bir baslangic olabilir. yoksa butun yakinmalarimiz lafta kalacaga benzer.
* * *Saygilarimla...
Sevgili Vartor,
Yaşımdan kaynaklı olsa gerek, ben hala bir şekilde bir şeyleri değiştirebileceğimizi düşünmekteyim. En azından sizlerden teslim aldıgımız bayragı çocuklarımıza devredeceğiz.
Bence bu ülkenin sadece bu ülkenin de değil, insanlığın boşa harcanacak canı yok!
Ve bir şekilde buna engel olacak birşey yapmadıgımız surece hepimiz suçluyuz.
Ezkamo öğretmenim,
Belirli bir yerde tıkanıp kalıyoruz. Neden? Neden bir adım oteye gecip bir seyler yapmaya calışmıyoruz?
Ne yapmalıyız peki?
Atatürk diyor ki;
Cumhuriyet sözcüğünü söylemekten bile çekinenler, Cumhuriyeti daha doğduğu gün boğmak isteyenlerin <<Parti Dinsel Düşünce ve İnançlara Saygılıdır>> sözlerini ilke edinip bayrak gibi kullanan kişilerden iyi niyet beklenebilir mi? Bu bayrak yüzyıllardan beri bilgisizleri, bağnazları ve boş inanlara saplanmış olanları aldatarak, özel çıkarları sağlamaya kalkışmış kimselerin taşıdığı bayrak değil miydi? Türk Ulusu yüzyıllardan beri sonu gelmeyen yıkımlara, içinden çıkabilmek için büyük özveriler isteyen pis bataklıklara, hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş miydi? Cumhuriyetçi ve ilerici oldukları sanısını vermek isteyenlerin yine bu bayrakla ortaya atılmaları; dinsel bağnazlığı coşturarak, ulusu , Cumhuriyete, ilerlemeye ve yenileşmeye karşı kışkırtmak değil miydi
Birtakım seyitlerin. dedelerin, şeyhlerin, emirlerin, çelebilerin, babaların arkasından sürüklenen ve yazgılarını ve canlarını; falcıların, büyücülerin, üfürükçülerin, muskacıların ellerine bırakan insanlardan oluşan bir topluluğa Uygar bir Ulus gözüyle bakılabilir mi? Ulusumuzun gerçek niteliğini yanlış bir yolda gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi adamların ve kurumların Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinde daha da çalışmalarına göz yumulamaz
arkadaşlar hayal dünyasında yaşıyorsunuz, bizim çabamız don kişotun
yel değirmenlerine karşı verdiği savaştan öteye gitmez,bir kaç kum tanesi
koca demir çarkların önünde durmuş çarklar ders dönüyor hadi durduralım
diyorsunuz, bir fısıltıdan öteye gidemiyoruz,idealist cesur arkadaşlarım
illada bu milleti aydınlatacağız diyorsanız hadi gelin gidelim taksim
meydanına haykıralım ''ey türk milleti bu ülke bütçesinin % 40 askeri harcamalara gidiyor hesap soralım'' yada sultanahmet meydanına
gidelim '' ey türk milleti geçmişte atalarımız bir hata yapıp arapların
uydurma dinine inanmışlar,islamiyet bizi geri götürüyor,gelin camiye
kuran kursuna yatırdığınız parayı eğitime yatırın'' diyelim,peki sonra ne
olacak,ben söyliyeyim bizi linç edecekler,cenaze törenimiz bile olmayacak
çünkü en az bin parçaya bölecekler bizi,yada tüm site sakinlerinin katkısıyla bir kitap hazırlayıp bastıralım,peki sonra hepimizin hayatı kararmayacakmı belki şimdi korkak damgası yiyeceğim ama bu ülkenin gerçekler bunlar.
Sevgili gandalf,
Bu yaklaşımınız beni çok üzdü açıkçası, sonucta ümidinizi kestiğiniz halk sizin içinden çıktığınız, sizin bu entellektüel birikime sahip olmanızı sağlayan halk, sizin halkınız.
Milleti uyandırma yöntemi meydana çıkıp bağırmak olmaz bunu hepimiz biliyoruz, ki bizim gibi okumuş insanlara bu yakışmaz zaten. Uyandırmak bilgilerimizi seviyeli bir sekilde objektif olarak ortaya koymakla olur.
Sizi korkak olmakla itham edemem, ama kendinizden ve insanlarınızdan bu şekilde ümidi kesmiş olmanız çok yazık.
Sadece siz değilsiniz bu şekilde olan, bir çok kişi böyle düşünüyor, ama soruyorum, bu nasıl bir aydınlanmadır ki bizden başkasına fayda vermiyor!
Bu yazım ben de dahil herkese,
Sitenin adını aldığı kişi, çok ağır bir bedelle bizim gibi binlerce kişinin aydınlanmasını sağladı, biz bu bedeli vermesek de en azından onun adına yaraşacak şekilde birilerine bir yol gosterme cabasının içinde bulunamayacak mıyız? Bayrak elimizde mi kalacak?
Bu tavırda açıkçası korkunç bir ego da görüyorum, sanki bir biz akıllıyız, başkaları bizim gördüklerimizi göremez, anlayamaz cinsinden tavırlar... Yanılmak istiyorum.
Bir şeyden şikayetçi olup devamlı bundan dolayı mızmızlanan ama bu şikayetçi oldugu sorunun da kendi kendine çözülmesini bekleyen mızmız çocuklarız biz ne yazık ki!
Gandalf,
70'li yılların sonlarında birçok insanın düşmüş olduğu en büyük yanılgı, 1 yılda herşeyi değiştirebileceklerini sanmaları idi. İnançlı idiler, tutkulu idiler, büyük olasılıkla bugün bizim olduğumuzdan daha iyi donanımlı idiler. Ama gerçekçi değillerdi. 80 darbesi, o insanların büyük çoğunluğunu ezip geçti.
Burada, bu ufak sitede yaptığımız bile bir çabadır, bir uğraşıdır. 1 yılda, 10 yılda herhangi bir değişiklik olmasını beklemeden, ufak da olsa, 1 milyon kişinin içinden 1 kişiye ulaşabilecek de olsak, hiçbir şey olmamasından iyidir.
Radikal çıkışların aslında çok iyi bir donanıma sahip olmadan gerçekleştirildiğinde ters teptiğini de hepimiz biliyoruz umarım. Turan Dursun, donanımlı idi ve topluma tamamen radikal gelen bir çıkış yapabildi ve bunun arkasında da durabildi. Öldürülene kadar.
İnsanların uyanmaları, aydınlanmaları bir tek dinsel sorgulama ile olan birşey değil. Burada önemli olan, sorgulama kavramının insanlarımız tarafından anlaşılabilmesi, kabul edilebilmesi. "Sen bunu doğru sanıyorsun ama, gerçekten doğru mu, hiç araştırdın mı?" gibi oldukça basit bir sorunun bile bir fark yaratabileceğine inanıyorum ben. 1 yılda değil belki, ama bir kere bu düşüncenin, nakil yerine akıl düşüncesinin yerleşmesine bir katkı sağlayabilirsek, bunun devamı gelir. Bugün söyleyemediğin şeyi, yarın söyleyebilir hale gelirsin. Bugün savunamadığını yarın en azından birkaç kişiye daha savunabilir hale gelirsin.
Cesaret, Taksim meydanında bağırmak değildir sadece. O cesaret bile değil, doğrudan aptallık kanımca. "Herkes Mersin'e gidiyor, ama ben tersine gitmeyi tercih ediyorum" diyebilmek ve bunun arkasında durabilmek bile bir cesarettir.
Merwe çok güzel yazmış. Birşeyler yapabilmenin ne Taksim meydanında bağırarak, ne de olduğumuz yerde mızmızlanarak olamayacağını çok güzel ifade etmiş.
Buralarda, sık sık Evrim kuramından bahsediyoruz. Sanırım birçoğumuz o kuramı kabul etse bile tam olarak anlamış değiliz. "Canlılar, uzun sürelerde, neredeyse farkedilemeyecek oranlarda değişirler". Bu canlılardan biri de, H.Sapiens (insan).
neutrino
Sitede karanlik "din" tabusunu kafalardan silip aydinliga ve refaha dogru isik tutan tum arkadaslara bir kez daha sukran sunmak istiyorum.Aslinda ulkemizde bazi degerli arkadaslarimizin da onemle uzerinde durdugu gibi cok ciddi bir *egitim eksikligi var.Yuksek ogrenim bitirmis insanlar bile siyasi ve kisisel cikarlar ugruna maalesef ki "gudumlu"yetisiyor.Ulkemizde insan "tabu"kelimesinin anlamini bilmeden hayata meydan okuyarak bazi tabulari sirf kendi caba ve gayretleri ile yikabiliyor.Turan Dursun da bu degerli sahsiyetlerden maalesef ki sadece biriydi.Maalesef ki diyorum cunku olumun en yakismadigi,ulkemize daha cok kazandiracagi seyler vardi kanimca.
*Ulkemizin sokaklarda bagiranlara,govde gosterilerine degil,ilimle,bilimle gelecek kusaklara isik tutacak ozgur ve gercekci beyinlere ihtiyaci var.Egitim de evde analarimizdan,kadinlarimizdan basliyor.Yeni nesilleri ileriye tasimak istiyorsak once kadinlarimizi egitmeliyiz.Bu konuda ogretmenlerimize de cok degerli paylar dusuyor.Ezkomo yu bu degerli meslegi,oneminin bilincinde yuruttugu icin tekrar saygiyla kutluyorum.
*Ayrica site yonetimine de bu degerli cabasi icin sukranlarimi sunuyorum.Bir insani bile kurtarmak insanlik adina cok buyuk bir adimdir.
Ezkamo öğretmenim,
Belirli bir yerde tıkanıp kalıyoruz. Neden? Neden bir adım oteye gecip bir seyler yapmaya calışmıyoruz?
Ne yapmalıyız peki?
Sevgili Merwe,
Anımsarsan ''Bana değmeyen Yılan'' diye bir başlık açmıştım. O başlıktaki amacım duyarsızlığa dikkat çekmekti. Ne kadar duyarsız insanlar olduğumuz o başlıkta da ortaya çıktı. Ne mi yapmalıyız?
Önce aydın bir insanım diyorsan aydın insan olmanın gereğini yapacaksın. Nedir aydın insan olmanın gereği. İnsanları aydınlatmak. Bu ülkenin aydınlanma devrimine katkıda bulunmak. Bu katkıyı yapabilmek için de ülkenin şartlarını çok iyi tahlil etmek gerekir. Bu tahlil temelinde doğru çözümler üretmek gerekir.
Tamam bizler burada dinlerden özgür kişileriz. Sanki tek sorunumuz dinmiş gibi başka bir şey umurumuzda değil. Ya ülke elden gitmiş. Daha bunun farkında değiliz. Ekonomik bağımlılık sonucu gelen bir siyasi bağımlılık var. Yani her şeyden önce bağımsızlığım ipotek edilmiş. Ülke olarak millet olarak özgür irademizle hareket edemiyoruz. Tamam dinleri de eleştirelim ama laik demokratik cumhuriyetimizi de sahip çıkalım. Bugün bu ülkede emperyalist gücün onayı olmadan kimse iktidara gelemiyor. İktidara gelenler de onların kuklası olarak iktidara geliyor.
Eğer aydın olma iddiasında isek her şeyden önce bir bağımsızlık mücadelesi verelim. Bence en temel sorunumuz bu.
İkinci temel sorunumuz ise gerçek anlamda bir demokrasi. Bu ülkenin aydın insanlarının bu iki asgari müşterekte birleşmeleri gerektiğini düşünüyorum.
İşte bundan hareketle neler yapabiliriz. Ben diyorum ki ülkesini ve milletini seven her bireyin bir sorumluluğu vardır. Nedir bu sorumluluk? Bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi yürütmek. Bu mücadelenin de etkili olabilmesi için de örgütlenmek gerekir. Bu bir demokratik kitle örgütüde olabilir bir partide olabilir.
Bu gün eğer din tacirleri bu ülkeyi yönetiyorsa kimseyi suçlamayalım. Eğer bu gün bu halk bir sürü haline getirilmişse bunun sorumlusu yine biz aydınlarız. Çünkü biz bu halka bir şey veremedik. Bir şeyler vermek isteyenler ya ceza evlerine konuldu. Ya öldürüldü. Ya da ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Ama bunun dışındakiler ne yaptı? İşte onun için dürüstçe kendimizi sorguluyarak işe başlayalım. Başta bunu sen yaptığın için seni kutluyorum. Senin gibi hepimizde bunu yapabilirsek ancak yol alabiliriz. Kendimizden ve çevremizden başlayarak bunu ülke geneline yansıtıp insanları aydınlatmak gerektiğini düşünüyorum. Yani sonuç olarak aydın bir insan olmanın sorumluluğunu taşıyıp cesurca canımız pahasına da olsa mücadele etmemiz gerekiyor. Canı pahasına mücadele etmiş insanların canı can değil miydi?...
Sevgili Vartor,
Eğitim sorunumuzun çözümü merwe arkadaşımıza yazdıklarımın içinde. Bu iki temel soruna çözüm getiremediğimiz sürece eğitimi de çözemeyiz. Çağdaş bilimsel bir eğitimin yolu çağdaş ve bilimsel düşünen bir iktidarla mümkündür. Ülke olarak millet olarak emperyalistlerin bu kukla hükümetinden kurtulmamız gerekiyor. Bunlardan kurtulmadığımız sürece çağdaş ve bilimsel bir eğitim mümkün değildir. Onun için ülkesini ve milletini seven inançlı inançsız tüm insanlarımızın birlik ve beraberlik içinde bir bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi yürütmeye çağırıyorum. Bunu başarabilirsek diğer sorunlarımızın da çözüleceği inancındayım. İşte onun için de diyorum ki ülke hepimizin. Ben bir birey olarak ve aydın bir insan olarak inançlı ve inançsız tüm insanlarımı seviyorum. Benim gibi düşünmeyen insanların da en az benim kadar ülkesini ve milletini sevdiklerini düşünüyorum. Ben onlara saygılı olduğum zaman onların da bana saygılı olacaklarını düşünüyorum. Eğer karşılıklı böyle düşünürsek barış huzur ve mutluluk içerisinde bağımsız ve özgür bir şekilde yaşamamıza hiç bir emperyalist güç engel olamayacaktır. Çünkü onlar hep bu ülkede böl, parçala, yönet taktiği uyguladılar. Ve bizler de hep bu oyuna geldik. Bunların bu oyunlarına artık alet olmayalım. Alet olmadığımız zaman bu ülkede aynı zamanda can bu kadar da ucuz olmayacaktır. Onların canı varsa ve kıymetliyse bizim canımız da onlardan daha kıymetlidir. Bu bilince ulaştığımız zaman bu ülkede can hiç bir zaman ucuz olmayacaktır. Bunu başarmak da kendi elimizde. Başaracak gücümüzün de olduğuna inanıyorum. Yeter ki sorumluluğumuzun bilincinde olup gereğini yapalım...
Eğer sorumuz "Türkiye'de CAN bu kadar ucuz mu ? ise;cevap:evet ucuzdur.
Peki bu ucuz olan hayatı sevgili Aziz Nesin'in,halk dilinde "Böyle gelmiş böyle gider" deyimini,bir kitabında "Böyle gelmiş böyle gitmez" e çevirdiği anlayışa nasıl eriştirebiliriz ?
Ezkamo hocam iki çözüm önerisi sunmuş ki gayet mantıklı.
Peki hocam siz bu ülkenin,eğitime senelerini vermiş emekli bir eğitimcisiniz?Bizlerden çok daha iyi bilirsiniz eğitimi ve önemini.Ülkemizi yöneten ister siyasi olsun ister bürokrat kesimi eksik eğitimli midir?Çoğu ülkemizin medarı iftiharı üniversitelerinden mezun değil midir?Peki iyi bir pozitif eğitim almış bu insanlarımızda ne eksik ki ülke hala bu durumdadır.
Eğer olayı dine bağlarsanız dinciler bildiğiniz gibi ahlakı,iffeti,namusu,dürüstlüğü vb olguları kimselere bırakmayıp bizleri de bunlardan yoksun diye nitelemiyorlar mı?Onlar niteleselerde bizler de biliyoruz ki Ahlaki gelişim,aklımız ve yüreğimiz zincirli olmadığından,onlarda var olduğundan daha fazla var bizlerde.
O halde nedir eksik olan ki istenilen olaylar gelişemiyor.Nehar Tüblek'in çizdiği karikatüründe ki çöpçünün dediği "Atam bugün herkes İZİNde yalnız ben çalışıyorum" da ki espri "Ben üreten ve çalışan Türkiye istiyorum" a mı ait acaba.
Ölü ozanlar derneği isimli filmde ki bir sahne güzeldi.Çocuklara tek tek bir şey olmadıkları ama BİRLİK olduklarında onları hiçbir gücün kıramayacağı sahne.
Acaba Atamız kurtuluş savaşı esnasında makus talihimizi;bu birliği akıl dolu yöntemlerle oluşturup,kırarak mı yenmişti ?
meşveret
isim, eskimiş Arapça meşveret
1 . Bir konu hakkında birinin düşüncesini sorma, danışma:
"Ne kadar hükûmetler varsa, meşveret usulüne kabul etmiş."- Ö. Seyfettin.
2 . İki veya daha fazla kişinin birbiriyle fikir alışverişinde bulunması.
Bu bir yöntemdir.Fikir teatilerinde bulunulur ve bir fikir olgunlaşır ORTAK kabulden sonra,o fikri beğenmeyenin bile(çoğunluğun kabulü olması dolayısı ile kendi egosunu bir tarafa atarak)onun oluşması için çaba sarfedeceği,son derece önemli bir yapılanmadır.
Atamızın T.B.M.M ile olan diyaloglarını şöyle bir düşünürsek acaba bu yöntem mi izlenmiştir diye bir derin düşünce içine girebilir miyiz?
Dolayısı ile şu an makus talih olan hayatın ucuzluğunu birlikte ucuz olmaktan çıkarabilirmiyiz?Düşüncede ki birliği eyleme de sokarak.
Sevgili Merwe den rica etsek sorusunu "Türkiye'de hayat bu kadar ucuz mu?" dan "Türkiye'de hayat bu kadar ucuz mu?Ucuzsa bunun pahalı olmasını nasıl başarabiliriz" e çevirip meşveret'in yolunu açabilir mi bize?
Sitede bulunan doktor arkadaşlarımız eğer yanılıyorsam lütfen düzeltsinler.İyi bir doktor önce teşhisi yapar ve teşhisten sonra tedaviye geçer.Acaba bizler teşhisi yapmadan tedavi yöntemlerinde miyiz?
Sevgilerimle.
Psikokemoterapi, sorunu sanırım tam olarak açıklayamamışım, ama şöyle de bir durum var, sitenin genel konusu gördüğümüz sorunlar değil mi zaten?
Empati yoksunluğu, hakkını savunma yetisine sahip olmayan sessiz çoğunluk, sorgulamayı unutmuş halkımız... Bütün sorunlarımız buradan kaynaklanmıyor mu zaten?
Çözmek istediğimiz bu psiko arkadaşım, senin önerin nedir?
"Empati yoksunluğu, hakkını savunma yetisine sahip olmayan sessiz çoğunluk, sorgulamayı unutmuş halkımız... Bütün sorunlarımız buradan kaynaklanmıyor mu zaten"
Evet ama valla çözümü bilmiyorum.Bilsem dükkan senin derler ya.Ama söz bulursam söyleyeceğim.Kendime saklamayıp paylaşacağım sitede ki arkadaşlarımla.Önce de sana söyleyeceğim *:D
"İlaçların pahalı olduğu bir ülkede insan hayatı ucuz olurmuş." diye bir sözü hatırlattı bana Merve'nin yazdıkları.
Psiko'nun güzel bir tespiti var bence. Sürekli, hepimiz 'eğitim' diyoruz. Eğitim'i okulda öğrenilen, ebeveynlerimizden öğrenilen birşey olarak algılılama hatasına düşüyoruz bence.
Asıl eksikliğimiz 'birlik' olma güdüsü. Öylesine 'ben' merkezciyiz ki, gerçeği ve doğruyu biliyor olsak bile 'ben' yüzünden gerçeklerden de doğrulardan da taviz verme durumunda kalıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki 'biz' olarak düşünmeyi zorlanarak da olsa başarsak bile 'ben' olmayı tercih edenler yüzünden bu 'birlik' bozulacaktır.
'biz' kelimesini kapsayan fertlere güvenimiz yok çünkü. Onların da bize yok zaten.
Bir zamanlar SSCB'de işçilik ucuzken o işçiler 'biz' olmayı başaramadan haklarını alamayacaklarını geç de olsa fark ettiler. Fakültede okutulanlardan çok az şey kalmış aklımda, hatırladığım tek şey, biri işinden çıkarılacak olsa bile dışarıda bir ploretarya ordusunun bekliyor olduğunu bilmekti. Hal böyle olunca da 'ne kadar köfte, o kadar iş' deme şansları yoktu. Daha az köfteye daha çok iş yapacaklar kuyruktaydı zira.
Bizdeki durum da farklı değil. Onlardan onyıllar önce Cumhuriyet olmuş olsak da (SSCB'nin Cumhuriyet anlayışından farklı bir Cumhuriyet) bizler onlardan daha geç akıllanıyoruz.
Türkiye'de insan hayatının ucuzluğunu hele ki Merve'nin ilk mesajında verdiği örneklere bakınca dinle bağlantılı olduğunu düşünmüyorum ben. Dinin etkisi bazı olaylarda vardır, kabul ediyorum, ancak tek ve yegane sebep bu değil. Hatta din önemsiz bir sebep bile sayılabilir.
Eğitim, evet, ama öğretim anlamında kullandığımız eğitim değil. Sadece okullardan, aileden alıp kabulleneceğimiz ders bilgileri değil. Ki o derslerin de 'insan hayatını pahalılaştırma' üzerinde bir etkileri olduğunu hiç sanmıyorum.
Bizler doğrular dayatılmadıkça, birşeyler başımıza zorla çakılmadıkça doğruyu bilse de uygumaya geçiremeyen insanlarız kanımca.
Merve'nin dediği gibi, şikayet ediyoruz, doğruyu da biliyoruz ancak uygulamada hep korkuları yüzünden, 'biz' olamamış insanların varlıkları ve güvensizliğimiz yüzünden, kaybedecek maddi değerlerimizin varlığı yüzünden tökezleyen, susan insanlarız.
Vakitsiz öten horozların başına neler geldiğini bildiğimizden, sindirilmiş insanlarız.
Nasreddin hocanın 'Fil' hikayesindeki gibi, birlikte çıktığımız yolda arkamızdakileri kaybetme korkusu yüzünden hükümdardan daha çok fil tahsis etmesini istemeye kadar gidebilecek insanlarız.
Bu yüzden öncelikle 'birlik' olma duygularımızı geliştirmemiz ve birbirimize güven duymamız gerekir diye düşünüyorum.
Bir 'Türke birşey olmaz' zihniyetinden tez vakitte kurtulmalı ve özellikle sağlık konusunda fabrikalarda, şurda burda konulan kurallara uymayan 'üstün zekalı' milletimizi uyarmayı da görev bilmeliyiz.
Bir hususta mercedes arabasındayken uyardığım bir kişinin 'pardon siz salak mısınız?' sorusuyla her ne kadar zıvanadan çıkıp ağzıma geleni söylemiş olsam da, ben hala yanlış bulduklarımı hakarete uğrama pahasına uyarıyorum arkadaşlar. Bazı doğruları savunmak için birlik olmaya gerek yok ama aynı doğrular ne kadar çok insanca dillendirilirse o kadar çok insan da o doğruları kabullenebilir, en azından belki kendilerini sorgulamaya başlarlar.
Merveciğim, ilk mesajında yazdıklarına ben de bir ilavede bulunayım.
Uğur Dündar güya bir hayat kadınını otobana bırakır ve kamerayla görüntüler çekilir. Kadın arabadakiyle pazarlığını eder, herşey tamam, son olarak önemsiz bir hususu dile getirir: "yalnız bende AİDS var" el cevap: "Ben Türküm anam, bana bişey olmaz."
Kaza; bir tek Türkiye'de 'geliyorum' der.
The end.
Bir dakika bir dakika aklıma bir kaç şey geldi bir anda.Ukraynada seçime hile karıştırılmıştı.Halk meydanda 3 gün boyunca toplanmış ve seçimin yenilenmesini istemişti.Turuncumuydu bordomuydu neydi öyle bir devrim dediler.Kan falan da akmadı.Hani F.B-G.S-BJK gibi takımlar şampiyonluğu kaybettiklerinde bir araya gelen ve olmaz türlü taşkınlığı yapan arkadaşlarımız bu tür demokratik bir yaklaşımda da bunu yapabilirler mi?
Mesela İngilterede yapılan et zammına tüm kadınlar et almayarak demokratik bir tepki, ile zammı geri aldırmışlardı.
Sanırım burada ki ortak özellik BİRLİK
Şimdilik aklıma gelenler bunlar umarım çocukça değildir :D
Belki, bir siyasi partiyi destekleyip, ayni goruse yakin diger partileri de bir araya toplayabilmek, kolay degil ama bir cozum yolunun ilk basamagi olabilir, diyecektim ki, daha yazarken bir utopya oldugunu farkettim.
* Aslinda Tanri coktan oldu, gunumuzun allahi para Partiler bile ideal icin degil, memeleketi nasil biraz da biz soyabiliriz art niyetiyle hareket eden insanlar toplulugu. Tabi ki sonuc, sahsi menfaat olucaksa vatan millet Sakarya da sloganlari olacaktir.
* Emperyalist dedigimiz ulkeler bile, aslinda bakanlari tarafindan degil, buyuk sitketlerin lobisiyle idare ediliyor. Amerika baskanina kadar, secimi yapan halk degil, bu para babasi sirketler.
* Benim de butun barajlari bombalamak geliyor icimden.....
Sevgili K.C yazımı yazarken senin yazını görmedim.
Değerli arkadaşım seni inan ki şaka veya alay değil ayakta alkışlıyorum.
Birlik gibi bir olguyu oluşturacak o GÜVEN eksikliğini,eksiksiz ifade eden yazın için.
Yazındaki tüm yargılara yüreğimin en içten duyguları ile katılıyor,eksik olan güven duygularının fazlalaşarak ortak güzelliklerde bizi buluşturup,bizleri bunları şikayet etmek yerine,bunları yenecek ve bizleri refaha taşıyacak olan birliğe ulaştırması temennilerimle.
S.T.K lar KATILIM ın alt yapılarıdır.Sitemizin kurucusu Cem'in bu öngörüsünü burada başarabilirsek,odada bu konuda bizimle alay etme aşağılama tavırlarında olanlara da en iyi cevabı verecektir.Bir ilki başarabileceğimizden eminim ve buna GÜVEN im tam.
Hoş ve esen kal arkadaşım.
Bu onemli konu burada bitti mi? Hepimiz birseyler soylemisiz ama sonuc yok.
Sevgili Vartor,
Bu konu sadece burada değil, başka başlıklarda da açıldı. Ama malesef bu konular bizim için önemli değil ki. Bir Orhan Pamuk olayındaki katılıma bak bir de burdaki katılıma bak. İşte bizim için önemli olan işin magazin boyutu. Hani bizim toplumsal özelliğimizdir. Her şeyin en iyisini ben bilirim. Bilgim olmasa da hiç önemli değil. Ben...Ben...Ben...Varsa yoksa ben...Aslında KC arkadaşımız çok doğru bir tespit yapmış. Bir türlü biz demeyi başaramıyoruz. Ülke olarak millet olarak ne zaman biz demeyi başarabilrsek o zaman kurtuluşumuz mümkün. Bir de adam gibi adam dürüst bir lider çıkarabilirsek...Aynı Atatürk gibi...
Ataturk gibi liderler her zaman cikmaz. Tabi harp zamani olusu da isini biraz kolaylastirdi. Yoksa, o bile dert anlatamazdi elinde kilic olmasaydi.
* Gayet iyi bilirsin, buyuk sehirlerde guruplasir kucuk sehirden gelenler. Sonra bir rekabet baslar, Sivaslilar, Konyalilar, mersinliler, ordulular. Bunlar da aralarinda koylere bolunur. , bunlar da ailelere, sulalelere. Bolunme o kadar cok ki, ancak elinde sopayla idare edebilirsin boyle bir zihniyet sahiplerini.
* * *Kaba kuvvetle sinerler ayni hayvanlarin terbiye edildigi gibi, fakat acarsan kapiyi gunun birinde, hic degismediklerini gorursun. Senin de her zaman belirttigin gibi, egiterek, ogrendigini sindirerek basariya ulasilir, sopayla ancak sindirilir.
Nedense aklima Saddam geldi, Sopayla idare ederken halkini, binlerce vatandasini oldurtdu gerekcesi ve demokrasi adina Irak'a girenler, son dort senede, 650.000 Irakli oldurmusler, gikini cikaran yok. Bazilarinin hayati bazilarina cok, hem de pek cok ucuz.
spartacus
13-10-2006, 10:17
doğrusunu istersen spartacus,sıfr farklı olmak adına senin çizdiğin dar kalıplar içine kendimi sokup dunyamı zehir edemem
takımda tutarım tv de seyrederim,ssk kuyruğunda yada maaş kuyruğunda ölenler için üzülsem ne olacak, bu onların kendi seçimi uyanmak istemiyorlar
uyandırmak isteyenlere basıyorlar yaftayı vatan haini diye
uyutanların kurduğu düzen bozulacak,kimileri din iman diye uyutuyor
kimiler vatan millet sakarya diye uyutuyor,ssk *kuyruğunda neden beklediğini sorgulamıyor,ama bayhan birinci olsun diye sms atıp yırtıyor kendini
ülkenin eğitim sistemini sorgulamak yerine telli babaya
oğlum ders çalışsın diye çaput bağlıyor,uyanmak istemiyor o uyansın
diye ben neden dünyamı zehir edeyim bu onun seçimi,uyanmak istemiyor
----------------------------------------------------------
Sevgili Gandalf, sana olancevabım kesik çizgiler arasında, *banane diyorsan da, doğru noktadan yaklaşamıyorsun.
Birincisi, farklı olmak adına benim çizdiğim bir sınır yok, aksine ben o farksızlığın sınırını ifade ettim.
Öyle düşünmüyorsan, bu sınırları benim çizmediğimi bilmen gerekirdi, zehir edemem demen ise, abes kalmış, bireysel kalmış, çünkü, ben sana hayatını zehir et demedim, insanların yüzyıllardır hayatlarını zehir eden şeylerin ne olduğunu söyledim, ha sen zehir olanlar değil, zehir edenler tarafındasındır, üzerine alınabilirsin, çünkü düşüncemi söylüyorum, tespitimi koyuyorum ve bu tespit herkesin olumlayabileceği bir tespit değil, kavanozda iseniz ayrı, kapağını tutuyorsanız ayrı tepkiye yol açar..
Sonraki dediklerinde ise kendinle çelişiyorsun, işte yukarıda tek tek alıntıladım, ve benim açımdan, benim yada senin hayatının zehir olması yada senin mantıklı çabanla olmaması konunun genel düzlemi açısından hiç umurumda değil, çünkü sana rağmen, hala yaşamı zehir olanlar var demek ki, bir ayrıntı oluşturamıyor ifadelerin. SSK kuyruğunda saatlerce bekleyip, Bayhana sms atması bir sonuçtur, benim açımdan sen yada o yada bu değil bu konuda önemli olan, bu sonucu doğuran, bu koşulları böyle tezat bir biçimde oluşturan öze, nedenlere inmektir, sonuçlar ile ilgileniyorsan, bunun nednelerine inmek gibi bir çaba, bilgi alışverişinde olmayacaksan, zaten farklı konuları konuşuyoruz demektir, benim söylediklerimi, sırf sonuçlardan yorumlayarak, ancak kendinize pay çıkartabilirsiniz(senin sınırınla kendimi zehir edemem), benim böyle bir iddiam yok.
Mütahitin, binanın harcından çalması, yüzlerce binanın yıkılması söz konusu iken, siz banane benim oturduğum bina sağlam, yıkılmadı deme durumunda oluyorsunuz, iyi o halde, benim binamda yıkılmadı ama o binaların çökmesinin nedenini araştırmaya çalışıyorum, kısaca konuya bakış açım budur, aynı açıya sahipmiyiz?
Peki neden bu kadar ucuz, çünkü yaşamının değerini bilmeyen toplumların, ölümlerinin de değeri o kadardır. Bir Afrikalı ölmüş, aman sende zaten her gün ölüyorlar, işte bu noktada duruyoruz, peki neden ölüyorlar, nasıl ölüyorlar, demek yerine, doğal afet gibi karşılıyoruz.
Gelelim televizyona, sen ben ve televizyonum olarak yaklaşmışsın olaya, oysa ben, din gibi, başka şeyler gibi, televizyonunda bir araç olarak nasıl kullanıldığını anlatmak istemiştim. Cüppeli Hoca neyi kullanmışsa, televizyonda onun cüpbesiz hocası gibidir, burada sorun televizyon değil, onun kullanımı üzerine idi, yanlış anlamak için hiç bir neden yok. Çünkü en etkili araçlardan birisidir, diğerleri gibi oda kullanılmaktadır. *Bir futbol takımı için arkadaşını dövüyorsan, ne diyeyim, demek ki, sınırlar dahilindesin demektir, ve bu sınırları ben çizmedim.
------------------------------------------------------------
Buyrun, vatan millet sakarya, din elden gidiyor, benim babam, tanrım senin babanı, tanrını döver... edebiyatını bırakalım bir yere, bu illizyonu ve durumu perdeleyen manipülasyonu çıkıyoruz, bakalım.
Yol, su, elektrik, yakacak, barınak, eğitim, sağlık, maden, toprak, hammadde......
Bunlar her önüne gelen 3-5 yerli yabancı godomanın TEKELinde olacaksa, o halde verdiğimiz vergiler nereye gidiyor-gidecek?
Bu soruyu sorabilmek bilinci yerine, şu hanımın mayosu, bu televolenin, bu pazar keyfinin son dakikası, okullardaki eğitimin mümkün olduğunca anti-sosyal, mümkün olduğunca yüzeysel bilgi ve gelecek hazırlamayan, bir ticaret kapısı olması, sağlığın bir ticarete dönüşmesi, başı ağrıyanın dalağının alınması, benim takımım senin takımını da döver senide, tüh şu ağa, beyefendi dizilerindeki kadının durumu çok kötü, tabancasıda çok güzelmiş, racon değil kelle keseriz, bu dünya fani siz sadece iman edin, ilahi düzen bu ibadet edin biat edin gerisine boşverin etmeyenler düşmanınız haydı hurra-gırla, *tekke-tarikat, şeyh mürit el-etek, , vatan millet sakarya sen o işe aldırma, onun kılı bunun tüyü, ünlünün mayosu, ünlülerin kaşı gözü, ünlüler ağladı, şü ünlü çıplak yakalandı, bu ünlünün söyledikleri, şok, şoook, şooooook al beynine sok....... Nasıl kapak güzel mi kapak.
dersimmm
13-10-2006, 10:38
o resmşn dalavere olduğu ortaya çıktı walla
Sevgili Vartor , merak etmeyin bu konu unutulmayacak, her ne kadar arzu ettiğimiz kadar ilgi görmese de asıl sorunumuz bu konu değil mi? Bu forumda değinilen bütün konular bir çözüme ulaşsa bile bu başlıktaki sorularımız çözülmedikçe bir değişim olmayacak , olamayacak.
Ama sadece bu başlığı çözebilirsek, toplum olarak, insanlık olarak, belki de diğer soruların çözümü sadece entelektüel bir ihtiras olarak kalacak bize.
Sizinle bugün okuma fırsatı bulduğum Yeni Aktüel Dergisinin Prof. Süleyman Seyfi Öğün'ün röportajından konumuzla ilgili bir bölümü paylaşmak istedim.
Etkilendiğim ünlü bir sosyolog , Zigmund Baumann modernliğin en büyük riskinin insanların yabancılarla ve ötekilerle zorunlu, ertelenemez bir ortak yaşayış kurma noktasında düğümlendiğini ifade eder(…) Bizim anayasamız var, yasalarımızın annesi gibi çalışıyor. Ama o bir kurucu yasa değil. Yani bu ülkede yaşayan insanlar birlikte nasıl yaşayabileceklerini yüzleşmelere dayalı bir pazarlığa döküp buradan bir ilkeler demeti türetip bunu kurucu yasa haline getirmek zorunda.
İşte o zaman tartışmalardan sonuç çıkacak. Çünkü bir ideal uğruna yapılanacaklar. Beraber yaşam ideali üzerine; bunun için kimin nelerden feragat edeceğinin de konuşulmasını sağlayacak bir cesaretle…
kerkenez
13-10-2006, 16:17
Açıkçası biraz hayal kırıklığına uğradım diyebilirim!
Sorun çok büyük; öneriler ise ya genel geçer, Eğitim Şart, Atatürk'ü Anlamak, Aydın Olmakvs. gibi şeylerle dolu.
Bence Çözüm bize bu hayatı reva gören, egemen sınıflara, paşalara, hocalara, sabancılara, koçlara, badem bıyıklı, sarkık bıyıklı, pos bıyıklı ihalecilere karşı ezilenlerin yani maddi olarak bu düzenden, dinin birincil rıza aracı olarak kullanıldığı bu düzenden hiç bir çıkarı olmayanların statükodan bağımsız örgütlenmesidir. Eğer yukarıda bahsettiklerim arasında değilseniz, yada arasındaysanız "sınıf intiharınızı" yaparak kendinizden başlayarak örgütlenmek ve hayatı örgütlemek.
Halkı aşağılamak, soyut kavramlarla oynamak, kurtarıcı beklemek boşuna; yeni şeyler yaratmak lazım bu da geniş kitlelerin düzene başkaldıran eylemleriyle olur. Ancak patrona, paşaya, hocaya, düzene başkaldıran allaha başkıldırabilir. Ancak o zaman, kendi pratikleriyle anlayacaktır %90'lık kesim denilen (ki ben buna katılmıyorum, çok yanlış ve işlevsiz bir kategorizasyon) kesim, dinin, mlliyetçiliğin kendi sömürüsüne rıza göstermesinin aracı olduğunu.
Ne diyeyim? KARANLIĞA KÜFREDECEĞİNE, BİR MUM DA SEN YAK!
Sevgili Merwe
* * * Guzel bir yazi. Bu da bizim gibi dusunenlerin, sesini duyurabilme imkanina sahip uldugu zaman gerceklesebilir.Donup dolasip ayni noktaya variyoruz, insanlari uyandirip bireysellikten uzak, bir butun gibi dusunmelerini saglayabilmek, tek bir ses haline getirebilmek.
* *Gercek su ki, bu konuda, din daha guclu su anda, kutlelere hukmedebiliyor,sattiklari tek sey umit. daha guzel yarinlar umidini, biz de sermaye diye kullanabiliriz. Belki bir araya gelip dinlerden ozgur, insani temel alan noktalari bir araya getirmemiz gerekiyor baslangic olarak.
Başlığı değiştirdim, çünkü konuyu biraz daha genişletmek istiyorum.
Bugun Mehmet Tezkan'ın Vatan gazetesindeki köşe yazısını okudum. Bir parça alacağım ondan..
.....Şunu kabul edelim.. En altta yaşayan, otobüse vereceği parayı bile hesap eden o kadar çok kişi var ki..
Bir simit, bir çay parasını düşünen.. Sigarasını idareli tüttürmeye çalışan..
Pazar pazar canınızı sıkmak istemiyorum.. Ama bu, hayatın gerçeği.. Ve bayram günü tokat gibi yüzümüze çarptı..
.....En alttakiler çoğaldıkça.. Toplu taşıma araçlarına ödeyeceği paranın hesabını yapanlar çoğaldıkça, kentin ana gövdesini bilmeyen, merak eden ama gitmekten korkan, buna maddi gücü yetmeyenler arttıkça o ülke her yere savrulabilir..
Demokrasi tehdit altındadır..
Çünkü kaybedecek bir şeyi olmayanların ülkesinde her şey olabilir..
Politikacılar, yazarlar, çizerler, aydınlar dikkat..
Bayram İstanbul’da yaşadıklarımızı.. Bir kere değil, elli kere düşünün..
Bunlar tehlike sinyalleri..
Bu kentte yaşayanları, kentin misafiri olmaktan kurtaralım, kentin sahibi yapalım..
yazının tamamı için http://www2.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&tarih=29.10.2006&Newsid=91436&Categoryid=4&wid=131
Sabah haberlerinde tv de izlediğim bir manzara... Dikkatinize sunuyorum...
Yer; Balıkesir... Bir pazar yeri... Takım elbiseli bir adam elinde telsizi ile birisini kovalıyor...
2 dakika sonra... Takım elbiseli adam kovaladığı kişiyi yere yatırmış, üstüne çıkmış... Alttaki adam debeleniyor.. Takım elbiseli adam bağırıyor "Yardım edin, ben komiserim. Bu adam da hırsız! "... Etrafta çıt yok.... İki adam boğuşuyorlar....
10 dakika sonra... Takım elbiseli adam pazar yerinin oratsında bağırıyor, bir kamera da onu çekiyor... Etrafta hala çıt yok...
"Şu halime bakın, önemli değil, bu elbiseyi yıkarım geçer... Ya bu haliniz? Devletin bir komiseri hırsızı yere yatırmış, yardım için bağırıyor, bir tek kişi yardım etmiyor... Yazıkalr olsun!"
Pazarcılardan biri "Benim evde 6 çocuğum var". Bri diğeri " Bugün yakalasanız yarın bırakıyorsunuz, niye yardım edeyim?"
Hayal kırıklığına uğramış komiser;" Siz gelip şahit olmazsanız, tabi bırakılır. Neden korkusunuz, biz bu ülkeye 235000 şehit verdik, siz neden korkuyorsunuz? Yazıklar olsun!"
Yorumsuz...
sosyalist18
10-11-2006, 23:00
sayin merwe;
nasrettin hocanin dedigi gibi" Sende haklisin hanim"
Toplumun hukuka ve guvenlik kurumuna guveni kalmamistir.Hergun suc orani artmakta.Iceri giren cikmakta.Polis-mafya iliskisi *Abi kardes iliskisine dondu.Insanlar kendini guvende hissetmiyorlar.
*** Sokak oratasin Yobazin biri,kiz kardesini dovuyor!Agzini burnunu kiriyor.Bir polis memuru sadece bakiyor ve hafif sestonu ile sukadarsik soyluyor" Yeter be birader..." olaya seyirci kaliyor ve sadece bu kadar cik soyleyebiliyor devleyin maasli guvenlik memuru...Ordan Bir vatandas polise cikisiyor
-"kardesim polis degilmisin ayirsana!"
-"Aile ici mevzuymus,bizim karismamiz olmaz..."
Sevgili sosyalist,
Hukuk ve guvenlik kurumu nereden çıkmıştır? Bu toplum oluşturmamış mıdır onları?
Toplum deyince onları saymıyor muyuz?
sosyalist18
10-11-2006, 23:12
Ozur dilerim kavram hatasi yaptim,yanlis yazdim sayin merwe."Toplum" yerine "insanlar",veya "halk" yazmaliydim.
Sevgili sosyalist,
Önemli değil, ama gene de aynı soruyu soracağım. Bu hukuk ve güvenlik kurumları nereden çıkmıştır? "Halk" *yada "insanlar" olusturmamış mıdır onları?
sosyalist18
10-11-2006, 23:43
Sayin merve,
Hukuka ve guvenlik kurumlarina olusan guvensizligin sebebi,
Toplumun kendi hukukunu olusturmasi veya *olusturmamasindan ziyade Hukuk kurallarinin ne kadar isledigi,Ne kadar adletli oldugu ve Hukukun ustunde neyin olduguyla ilgilidir.
****Baklava calan genclerin 96 yil hapis yiyipte,
Interpol tarafindan aranan ve Uzerinde ruhsatsiz tabanca yakalatan catlinin,sadece "tarafimdan tasima izni vardir! Mehmet AGAR" imzali kagitla sali verilmesi!
****17 yasindaki bir gencin idam edilmek icin 1 gecede yasinin buyutulmesi.
****Istanbulda bazi Polis gorevlilerinin otopark mafyaligi yapmasi.
****Bir onceki yazimdaki gibi ornekler..
****Okulda uyusturucu satanlara polislerin goz yumasi.
Bunlar gibi binlerce ornek var....
Hukuka ve guvenlik kurumuna guvensizligin olusmasindaki sebeb,Hukukun kim icin isledigi ile ilgili.Isleyisindeki adeletsizlikle ilgili.
Sevgili Sosyalist,
Demişsiniz ki ;" Hukuka ve guvenlik kurumlarina olusan guvensizligin sebebi,
Toplumun kendi hukukunu olusturmasi veya *olusturmamasindan ziyade Hukuk kurallarinin ne kadar isledigi,Ne kadar adletli oldugu ve Hukukun ustunde neyin olduguyla ilgilidir. "
Bunlara katılıyorum. Ancak benim asıl değinmek istediğim nokta şu; bu kuralları işletmeyen kişiler kim?
Onlar da bu toplumdan cıkmadı mı? Onları yetiştiren bu toplum değil mi? Toplum aslında kendi kendine yapmıyor mu bu adaletsizliği?
Biraz daha acayım. Bahsettiğiniz örneklere gelelim.
****Baklava calan genclerin 96 yil hapis yiyipte,
Interpol tarafindan aranan ve Uzerinde ruhsatsiz tabanca yakalatan catlinin,sadece "tarafimdan tasima izni vardir! Mehmet AGAR" imzali kagitla sali verilmesi!
Bu çocuklara 96 yıl hapis cezasını veren hakim bu toplumun yetiştirdiği hakim değil mi? Bu haberi gazeteden okuyan ve tepki vermeyen okuyucular da bu toplumun bireyleri değil mi?
Çatlı'nın serbest kalmasına izin veren polis, Çatlı'yı kahraman ilan eden bu toplum değil mi?
****17 yasindaki bir gencin idam edilmek icin 1 gecede yasinin buyutulmesi.
Bu yaşı büyülten hakim nereden geldi? İdam edenleri yurtdışından mı getirdiler?
****Istanbulda bazi Polis gorevlilerinin otopark mafyaligi yapmasi.
Polisi aç bırakan, mafyalık yapan polis de bu toplumun meyveleri değil mi?
****Bir onceki yazimdaki gibi ornekler..
****Okulda uyusturucu satanlara polislerin goz yumasi.
Uyusturucuyu getiren de, satan da, sattıran da, bunu bilen de, bildiği halde ses çıkarmayan da bu toplumun üyesi değil mi?
Demek istediğim şu; toplum kimi kime şikayet ediyor?
Biz kimi kime şikayet ediyoruz?
Bunları büyüten yetiştiren, bu hale gelmelerine sebep olan biz değil miyiz?
Bu olayları oldurantoplum değiil mi?
bunları tek durdurabilecek gene bu toplum değil mi?
sevgili merwe,
aktardigin olay tabii ki cok uzucu.ve anlatmak istedigin gibi toplumsal bir duyarsizligimiz sozkonusu.
Peki ne yapabiliriz.hem duyarlilik dedigimizi nasil yerlestirebiliriz topluma.
hem de duyarlilik dedigimiz nasil birseydir?olcusu ve modeli nedir?
bu onuda yeterince caba sarfedildi mi acaba bu isin sorumlularinca ve kisisel olarak biz vatandaslarca.
simdi o pazar yerinde komisere yardim edecek bir vatandas olsan ne yapardin ?hangi hareketin ile aferin cok duyarli ve vatandaslik bilincine sahip bir kisi denirdi sana?
adam yerde komiser ustunde elinde de telsiz.komiser telsizi yere atacak bir kere ,iki elle calismasi lazim.ki kelepce taksin veya tutsun *adami.ama telsizi yere atamaz,zira zimmetlidir ve hesap sorarlar.
yaninda sersemletici bir sprey felan yoktur.veya telsizi ile losarken yardim istememis veya istemis de gelmemislerdir henuz.
vatandas olarak ne yaparsin,ya adama saldiri tutarsin.bunu kimsenin beklemeye hakki yok.zira adamin silahi veya bicagi olabilir veya polisin silahi patlayabilir.kahramanlik beklemek kimsenin hakki degildir.ve polis isbasi yaparken vatandastan yardim almayi umarak ise baslamaz.
gittin,hirsizi yakalamak icin cabaladin ve kotu birsey olmadan hirsiz yakalandi.
uzerinde suc unsuru bulunmazsa sizden davaci bile olabilir.once saatlerce karakolda ifade verirsin.bu arada kaybettigin mesain kimse tarafindan tazmin edilmez.vergini birgun eksik hesaplamaz devlet.tum yorgunluk maddi manevi ustundedir.
sonra mahkemeye intikal ederse,gunlerin oralarda gecer.yol parani cebinden verir,surunursun.kimse bu adam hakikatli vatandas demez.gel otur abi,dinlen demez.
hirsizi birakirlar,gelir seni bulur belki.ugrasirsin.
veya bir duyarli vatandas olarak ,ve senden beklenen de bu olmalidir,polis acil telefonuna telefon edersin.gerisi onlarin isidir.
ama bizde devlet daha tam anlamiyla ferdin mutlulugunun hizmetkari olma konumuna getirilemediginden,bu gibi alt yapilar eksiktir.
sen telefon edince 2 dakkada polis gelmez.veya komiser telsizi yere atip,adami tutsa o telsizin hesabinin sorulmamasi imkani yoktur.
veya sizi her turlu maddi manevi masraf ve kayiplardan azade edecek bir yapilanma yoktur.olsen gitsen o polise yatrdim etmek icin sehit ayligi baglamazlar dul kalan karina ve yetimlerine.
peki napacaz,bize dokunana dek yilana karismiycaz mi?
bu da ayri bir topic konusu ac yazalim.
Sevgili soro,
Arzu ettiğin topic Ezkamo tarafından açılmış ve kimse alaka göstermemiştir. Bu *başlıkta da bunu incelemeye çalışıyorum.
Bahsettiğin durumların çoğu doğru olabilir.
Ancak, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi toplum bu ortamı kendi oluşturmuştur. bu durumu çözebilecek de gene toplumdur. Eğer ki, o hırsızı durduran kişi bir, üç beş değil de bütün pazar yeri sakinleri olsa idi, sence durum senin anlattığın gibi mi olurdu?
O pazar yerine hırsızlar bir daha uğrayabilir miydi? Polis daha bir şevk ile çalışmaz mıydı? Bütün pazar yerinin şahit olduğu bir davada hakim hırsızı serbest bırakabilir miydi? Hırsız salıverilse bile bir daha oraya gider miydi?
Bir de bu açıdan bakalım...
Sevgiler..
Temel arabasıyla İngilterede otoyolda gidiyormuş tabi ters yoldan, polis radyosu anons etmiş dikkat otoyolda ters yöne girmiş bir araç var. Temel bakmış bütün araçlar soldan gidiyor kendisi sağdan, kaç bitane kaç bitane hepsi ters yoldan gidiyor demiş.
Yav Türkiyedeki hangi çarpıklığı hangi yanlışı düzelteceğiz yoksa yanlış olan bizlermiyiz.?
sosyalist18
11-11-2006, 00:17
Cok haklisiniz sayin merve katiliyorum size.
Nazim ustanin bir siiri geldi aklima;
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim
Çok güzel şiir Sosyalist, teşekkürler bu şiiri hatırlatığın için...
sevgili merwe,
"Ancak, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi toplum bu ortamı kendi oluşturmuştur. bu durumu çözebilecek de gene toplumdur."
toplum cesitli organlar vasitasiyla bu isleri cozer,bu organlarin en buyugu devlettir,ve bu isi,onlar da bizim o pazarcidan imdugmuz gibi ucretsiz ve karsiliksiz degil,parasiyla ve de olurlerse geride kalanlara sehit maasi baglanmasi sartiyla yaparlar.
biz modern ve haklarini bilen vatansdaslar olarak hirsiz polis oynemak degil fakat gecek resmi gorevlilerden hizmetlerini kusursuz yapmalarini beklemekle mukellefiz.
"Eğer ki, o hırsızı durduran kişi bir, üç beş değil de bütün pazar yeri sakinleri olsa idi, sence durum senin anlattığın gibi mi olurdu? "
benim anlattigimin ,100 kisinin basina gelmis sekli olurdu.
"O pazar yerine hırsızlar bir daha uğrayabilir miydi?"
hirsizi doguran altyapiyi degistirmedikce yakalamakla hirsiz bitmez merwe.hem hirsizligin sebeplerini ortadan kaldirmak lazim hem de cezalarin caydirici olmasi lazim.
"Polis daha bir şevk ile çalışmaz mıydı?"
polisin sevki,vatandasin amator haliyle profesyonel hirsizi yakalamasindan degil,insanca yasayacak maas almasindan ve tam techizatli ve son teknik aletlerle donatilmasindan gecer merwecim.vatandasin psikolojik destek verme gorevi olamaz polise.
"Bütün pazar yerinin şahit olduğu bir davada hakim hırsızı serbest bırakabilir miydi? Hırsız salıverilse bile bir daha oraya gider miydi? "
o hirsiza ne olur du bilmem ama,butun pazar yeri esnafinin tezgahlari yagma edilir ve ustune devlet te isgaliyelerini ve vergilerini tam isterdi onlardan.
"Bir de bu açıdan bakalım... "
bu acidan da bak tabii ki.faydali olabilir merwecim.
istavrit
11-11-2006, 02:16
sorogren dedi;
polisin sevki,vatandasin amator haliyle profesyonel hirsizi yakalamasindan degil,insanca yasayacak maas almasindan ve tam techizatli ve son teknik aletlerle donatilmasindan gecer merwecim.vatandasin psikolojik destek verme gorevi olamaz polise.
sevgili soro'nun bu tespitlerine bende katiliyorum..modern batili ulkelerde durum soro'nun tespiti ile birebir ortusur..
batilili ulkelerde devlete bu anlamda yardimci olmak neredeyse yasaktir..vatandaslik sorumlulugu sadece devlete durumu bildirmektir, mudehale etmek degil..
ornek verelim..
bir trafik kazasi oldu..sizin kazaya mudahale etmeniz yasaktir..evet yasaktir..
bir ev yaniyor, sizin en kahraman ridvan olarak yanan eve dalmaniz yasaktir..
yolda arabanizla birine vurdunuz..karga tulumba arabaniza atip hastahaneye goturemezsiniz, yasaktir..
ve en onemlisi siz kendinizi polis yerine koyamazsiniz..
sigara icilmeyen yerde sigara icene "hemserim yasahtir" diyemezsiniz..balik avlamak yasak olan bolgede balik avlayana vatandaslik bilinci ile mudahale edemezsiniz yasaktir..
hatta bu saydiklarim yasakta degil, suctur..vatandas olarak goreviniz devleti aramaktir o kadar..
toplumda herkes, her seye mudahale ederse kaos ortami olusur, anarsi baslar ki, bizim toplumumuz buna musaittir..
en onemlisi batili ulkelerde suclunun lehine hic bir zaman kamuoyu olusmaz, basin,tv gibi kitle iletisim organlari populist davranmazlar, yasalarin ve uygulayicilarin yaninda yer alirlar..
sorunun cozumu, ekonomik olarak kalkinmis bir toplum, guclu ve uygulanan yasalar, bilinclendirilmis vatandastan gecer..
Orhan Alkaya: 'Zordur ateist ölmek'
[Sesonline] İnanılmaz bir gündem safsatasının orta yerinde canımızın içi saydığımız birileri de ölüveriyor. Sersem sepelek bu riya ikliminde nasılsak öyle durduğumuz için, gelen geçen de bize dokunuyor. Dahası ölülerimize bile...
Hayatının son deminde, Mühürdar'da, kollektör üzeri Marmara'ya değen bakışını sek rakıyla demlendirir iken, kendisini "Dinozor" addedip bir kısım hatıratını fâş eden Mina Urgan mesela, ansızın "bestseller" sınıfına giriverdiydi.
İşin bu kısmı kelebek efekti sayılıp geçilir ama, biz "gnostik"leri bile küçümseyip, sapasağlam ateist kavrayışını üzerimize boca ediveren Mina Urgan, o miniminnacık yüksek kadın, bir cami imamının son sözler seromonisine teslim edildiğinde, içim hayli acımıştı.
Dahası da var; bir set yukarıda idik, mezar yerinin hemen üstünde, Aşiyan'da. Bir kısım genç ve tertemiz delikanlı ile genç kız, sol yumruklarını havaya kaldırdıydı, tam oracıkta.
Komünist esasen sağ yumruğunu dirsek hizasından kırarak başının alın üzerine kadar kaldırır ve tutardı, bu hep böyleydi. Nedir, sağ ile sol Fransız konvansiyonunda bir yerleşme biçimi olduğu kadar, sahneden ve salondan iki ayrı yönde görülürdü. Yahut, başkanlık makamından ve aşağıdan... Bunu en fazla sahne erbabı, özellikle de rejisörler bilir. Aşağıdan yukarıya sahneye doğru baktığınızda sol olan, sahnedeki izleyene doğru baktığında, tabiatiyle sağ oluverir; yahut tam tersi.
İşte orada, Dostlar Tiyatrosu'nun çok adamlı efsane zamanlarının halk oyunları ve müzik hocası Mehmet Akan'ın kulağına eğilip fısıldamıştım: "Ne dersin, bu çocuklara Enternasyonal'i öğretmenin vakti gelmedi mi?" Mehmet de sessizce kafasını bir aşağı bir yukarı sallamıştı galiba.
Bir ara, arkadaşlar ile şu mahut krematoryum meselesini konuştuğumuzu da hatırlıyorum. Bilebildiğim, Ankara'da, halihazırda çalıştırılmayan bir adet insan fırını olduğuydu, onu söylemiştim. Benim gibi tektanrılı ritüle razı olmayan arkadaşlarım da, haydi o vakit, bir kampanya başlatalım demişlerdi. Tabii, bunu konuştuğum arkadaşlarımdan bazısı, "vakit" yerine "zaman" demiştir ve bizim durup durup birtakım sosyal kampanyalar başlatma konusunda sabıkalı bir tikimiz de vardır, o ayrı.
Sonra ne oldu? Bir şey olmadı tabii. Atıf Yılmaz'ın ardından kaç arşiv sayfası kaldı ise, sırf yönettiği 118 filmden ve ayrıca 36 senaryodan demiyorum, binlerce Bakha gecesinden, evet, bizden de o kaldı.
"Bir dize yazıyorum / dünyayı yazıyorum / ben varım/dünya var" diyerek "Vasiyet"ini noktalayan Yannis Ritsos gibi hisseden, "biz o kadarını bile yazmayanlar" için, krematoryum meselesi de örtüldü gitti idi. Yeri gelmişken, bu muazzam şairin evlâd-ı manevîsi ve çevirmeni Özdemir İnce dostumu, son günlerdeki performansına bakıp dalıp yeniden "ince" görmeyi arzuluyor, ümid ediyorum. Ne olsa, kızımın atanmış dedesidir ve edebiyatımızın nadide bir şairi ve düşünürüdür Özdemir.
Son olarak, Sıdıka Su'nun cenazesinde pek canım sıkıldı, bu "zordur Allahsız ölmek" mevzuuna dalıp, yazmadan edemeyeceğimi anladım.
SIDIKA TEYZEM
Efendim, Sıdıka Su'dan, yani 1951/52 tevkifatının (şimdi bu tevkifat da ne diye düşünecek olanlar için açmalıyım, Türkiye Komünist Partisi -şimdikiyle alakası yoktur- ve etrafına karşı, Demokrat Parti'nin özgürlükçü iddialar taşıyan deklarasyonunu iğdiş etmek üzere başlatılmış olduğundan, hanidiyse emin olduğum bir tutuklama furyasıdır burada sözünü ettiğim ve NATO serüvenimiz ile paralel incelenmesinde hayli yarar vardır), ismini söyletmek için karşısına rica minnet dikilen o tırnak sökme konusunda mahir polisleri bile sarakaya alan genç kızından bahsediyorum. Ateist, yani tanrıtanımaz, Allahın birliğine ve onun resullerine inanmaz bir insandan söz ediyorum aynı zamanda. Nâr-ı cehennem var ise, orada yanmaktan da tereddüt etmeyecek kadar sözünün ve tavrının -şimdilerde "duruş" diyorlar- arkasında duran bir kadından, Sıdıka Teyzemden bahsediyorum. İşte onun cenaze töreninde neler neler oldu, anlatamam. Görünen şu idi: Teşvikiye Camii avlusu, fevkalade samimi bir büyük topluluk ile dopdoluydu.
Ara enstantane: Tabutun başı boş iken, bir an, gidip başucuna durdum ve o ara gözüme ilişen ilk komünisti, devrimciler uğurlanırken nöbet tutulur, geç karşıma, diyerek çağırdım. Şair Serhan Özdemir yahut Fabrika komünisti Zeki Tombak, yeşil gözlerini kuşanıp Sıdıka Teyzemin ayakucuna geçti.
Devam edersek, şöyle anlatabilirim, bir kere olağanüstü bir tabut örtüsü yapmışlar. Herhalde Çiğdem ve arkadaşları becermiş bu işi, kızıl karanfillerle sıkı örülmüş bir tabut örtüsü... İşte bu örtünün başucundaki filizi yeşile çalan yazmaya tutunup, baştan sona, tek nota atlamamaya çalışarak ve tek bir nota dış ses vermeyerek Enternasyonal'i söyledim. Ne olsa Mehmet Akan'ımız da öldü artık ve Enternasyonal'i, haydi şu çocuklara öğretsene diyeceğim kimsem de kalmadı.
Sabah, Zincirlikuyu kasabasının gasilhane, yani ölü yıkama semtinde buluştuğum Ilgın, Sıdıka Teyzem ile Ruhi Amcamın oğlu olan kardeşim, tam tamına annesinin sevdiği elbiselerini giyinmişti. Berbat sıcak bir temmuz günü, sırf annemin istediği gibi olsun diye, üstelik sıkı sıkıya kravatlı ve takım elbiseli olduğum bir öğle üzerini de bu arada hatırlayıverdim. Gene, esasen bir tiyatro sanatçısının sahnede uğurlanması esnasında başlatılmış ve tuhaf bir seküler ayine dönüşmüş olan "alkışlar" eşliğinde arabası hareket etti Sıdıka Teyze'm'in ama ondan öncesi de var.
Tüyü henüz bitmiş, çakır gözlü bir delikanlı, ikindi namazını kıldırıp aşağıya, tabutun olduğu musalla taşı bölgesine avdet etti. "Mükminler" diyerek söze başladı, ki bu Arap gırtlağı artık pek de yabancımız sayılmaz, "EAllaaâh-ü teâaalaa" diye devam etti, ki Yaradan demeyi bile içine sindiremeyen, bırakın Türkçeyi, Arapça aksanı da bozuk şu delikanlı ile, bakalım neler olacak deyip sabır sınavına girmeye karar verdim.
Teşvikiye'de mûtad olandan da daha az "cemaat" saf tutunca, bizim delikanlı sinirlenip avluyu da azarladı. Olsun. Hiç değilse bu uyarısı haklıydı. Bir tür "kokteyl prolonje" havası çünkü, hakim olmaya başlamıştı avluda.
NASIL BİR MÜSLÜMANDI?!
İte kaka cenaze namazı bitecekti esasen ama, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun nazar-ı dikkatine sunmak istediğim, mühim bir husus var. Helallik istemeden önce, bir tanıklık yaptırılır ya, saf tutanlara, işte oradaki soru bilebildiğim kadarıyla şudur: "Merhûmu / merhûmeyi nasıl bilirdiniz?" Cemaat de "İyi bilirdik" der. Biz böyle bilip gördük. E, öyle ise, "İyi bir Müslüman olduğuna şehadet eder misiniz?" ya da "Merhûmu iyi bir Müslüman olarak bilir miydiniz?" gibi, affedersiniz ama terbiyesizce sorular sorulabilir mi? Yanlış anlaşılmasın, buradaki terbiyesizlik bahusus bize değil, inananın Yaradanına karşı da edilmiştir. Her ne ise, bu da oldu, bir hayli muazzep olduk. "İyi" desen bir türlü, demesen bambaşka türlü... Sıdıka Su'dan iyisini mi bulacağız da tanıklık etmeyeceğiz, öyle değil mi efendim... Ama soru yanlış sorulursa, nasıl olur da doğru bir yanıt verilebilir?
Mezarlık kısmı güzeldi. Sönmez ( Targan ) öyle duygu dolu bir konuşma yaptı ki, kendisini ağlamaktan alıkoymasaydı, eminim, bize alkış tutturmaya da kalkışmazdı. Sonuna doğru türküler ardı ardına geldi. Hele "Hayali gönlümde yadigâr kalan", cümlemizi ağlattı. Delikanlı imam, "talkın" vermeyi de hayli kısa tuttu bu kez ve olağanüstü tabut örtüsünün mezarın üzerine değil de Sıdıka Teyzemin üzerine örtülmesine sevindik.
Kıssadan hisse; bize de ıstırap veriyor bu Allahsız ölüp, mümin gömülme durumu; başta seküler cenazelerin gözde mekânları olan Teşvikiye ve Levent camilerindekiler olmak üzere, devlet memuru imamlara ve mütedeyyinlere de...
Lütfen artık, mesela yakılabilelim. İhrâk-ı binnâr ile değilse bile, krematoryum aracılığı ile, artık istedikleri gibi gönderin ateistleri, gnostikleri ve vasiyetini bu yönde tayin edenleri. Şart değil, sözgelişi sıkı entelektüel ve yelkencilerimizden Kaş Feridun'un (Aksın) cenazesinde olduğu gibi, dini tören olmaksızın, toprağa kavuşabilelim.
Size, sizin inancınıza elbette saygı duyuyoruz ve aynı saygıyı, artık sizden de görmek istiyoruz. Bize ve size karşı gösterilen bu hoyratlığa, artık bir son verin. Vasiyete saygı gösterin.
( 5 Kasım 2006 Radikal Gazetesi )
sosyalist18
11-11-2006, 14:06
Sayin istavrit,
Batidada o kosullarin olusmasini saglayan yine toplum mudur ?degilmidir? :roll:
vys,
Yazı için teşekkür ediyorum. Kendimce güzel bir yazı okudum.
Benim de zihnimi kurcalar arada bu sorun. Çevremi ve sevdiklerimi düşünürüm. Hani ben öldükten sonra cesedime nasıl muamele edileceği çok da mühim değil ama, o muameleyi isteyenler geride kalanlar olacaktır.
Bilmediklerinden muhtemelen islam usulüyle olacaktır bu tören. Bilseler üzüntüleri, benim cehennemde yanacağım üzüntüsü ayrı bir dert olacaktır bana da onlara da.
Ateist arkadaşlar ve dinsiz arkadaşlar ne düşünüyor bu konuda acaba?
beni yakın ama ölünce tabi
istavrit
12-11-2006, 11:11
Sayin istavrit,
Batidada o kosullarin olusmasini saglayan yine toplum mudur ?degilmidir? *
toplum degildir sevgili sosyalist,
kendi inandigin ideoloji dikkatli incelersen, toplumlari duzenleyen ileri goturenlerin halklar olmadigini gorursun..toplumlari marjinal, karizmatik kislikler yani liderler ilerletir, halk degil..
sovyet devrimini halki orgutleyen lenin yapmistir..halk kendi kendine orgutlenmez..lidere ihtiyac vardir..
turkiyede devrimleri halkmi yapmistir, ataturkmu yapmistir..%99 'u musluman olan bir ulkede insanlar kendi inanclarini yikacaklarinimi dusunuyorsun..ataturk halka ragmen devrim yapmistir..ataturk gibi insanlara lider denir..
hic bir sey yapmadan toplumu somuren, toplum adina bir adim atmayip onlarin sirtindan gecinenlerede diktator derler..
kosullari hic bir zaman halk duzenlemez, lider olmanin farkida burada ortaya cikar..
sovyetlerde stalinden sonra lider cikaramadigi icin yikildi..sosyalizmde kendine yeni acilimlar uretecek marks gibi ideologlar yetistiremedigi icin bitti..
marksizmi din, marks'i peygamber yerine ikame edenlerin *islamci yobazlardan hic bir farki yoktur.
kendi inandigin ideoloji dikkatli incelersen, toplumlari duzenleyen ileri goturenlerin halklar olmadigini gorursun..toplumlari marjinal, karizmatik kislikler yani liderler ilerletir, halk degil.. (istavrit yazdı)
-------------
* * * * Toplumların devrimci dinamikleri her zaman zor ile olmuştur.Bu tarihsel anlamda zordur.En bariz ve bilinen örnegi Fransız devrimi.Fransız devriminin önderleri birbirinin peşi sıra kelle almalarına ragmen Fransız halkı kendi tarihini yapmıştır.Kitle olmadan önder bir hiçtir,daha dogrusu önder bile degildir.Her ilerleyen toplumsal hareket kendi dogal önderini yaratır yaratmak zorundadır.Önder kendiliginden gelen bir yıgın hareketi olmadan hiç bir işe yaramaz.
* * * * *Bir kitlesel hareketin başarıya ulaşabilmesi için üç koşul gerekir
* * * * *1-Yönetenlerin yönetim aczi içinde olmaları
* * * * *2-Yönetilenlerin yönetimden hoşnutsuz olmaları ve yönetilmek istememeleri
* * * * *3-Bu iki olguyu lehte eyleme çevirebilecek bir önderlik.
* * * * *Bu üç koşul birbirini tamamlamadan asla bir toplumsal eylemin başarısı düşünülemez.Yetri kadar kitleyi peşine takmayan ya da kitlenin çogunlugunu yönetime karşı nötr duruma getiremeyen bir önderin sonu ya daragacıdır ya da cezaevi.
sovyet devrimini halki orgutleyen lenin yapmistir..halk kendi kendine orgutlenmez..lidere ihtiyac vardir..
---------------
* * * * * sovyet devrimi tamamen rus işçi köylü ve asker sovyetlerinin eseridir.Lenin ekime kadar azınlıktadır,onun için de ismi bolşeviktir.Rus şubat devriminin esas önderligi ise menşevikler ile sosyalist devrimcilerdedir.Onun için Kerensky Hükümeti kurulmuştur.Ama 9 aylık bir mücadeleden sonraki Ekim devrimi ise Bolşeviklerin eseridir.Devrimin askeri örgütlenmesi daha çok Stalin,Troçki,Orchonidze lerin eseridir.Lenin ise devrimin teorik ve ideolojik önderidir.Bolşevik partisinin gücü ve örgütlülügü olmasa Rusyada devrimin d sinden bile bahsedilemez.Düşünün ki devrim yapıldıgı sırada bolşevik partisi üye sayısı 5000 kişi civarındadır.Lenin sadece bir önderdir ama büyük bir önder.Rus işçi sınıfının devrimci mücadelesi olmasa Lenin in dehası da bir işe yaramazdı.
* * * *Devrim sonrası NEP döneminde Stehanov diye biri çıkıyor halktan biri bir işçi.Ücretsiz çalışıyor bu tüm ülkeye Stehanovist hareket olarak yayılıyor ve bolşevizmin şiarı oluyor.Bu eylemde Lenin in hiç bir katkısı yok.Bu eylemin yeni toplumun örgütlenme fedakarlıgına çok büyük katkıları oldugu tartışılmıyor.
turkiyede devrimleri halkmi yapmistir, ataturkmu yapmistir
* * * *Türkiyede bir tek devrim oldu Milli Mücadele ve hilafet ile saltanatın tasfiyesi.Bunu da Büyük Millet Meclisi yaptı.Bizzat Atatürk bile her kararında meclisin destegini alarak yürüdü.Gerçek devrim budur.Devrim kitlelerin zorunu gerektirir.Aşşagıdan yukarı olur ve ezilenlerin mücadelesi ile olur.Devrim diye bahsettiginiz diger hususlar üstyapısal düzenlemelerdir.Çarşamba semtini ele aldıgınızda 83 sonra bile bu düzenlemelerin tam anlamıyla oturmamış oldugunu görebiliriz.Bizatihi Atatürk Milli devrimin Türk halkının eseri oldugunu söyler.
* * * * Hep şuna inanmışımdır.Kemalizmden Kemalin haberi yoktur.Haberi olsa tepkisini de merak ederdim ya.
* * * *saygılarımla
DreiMalAli
12-11-2006, 14:26
Sadece şikayet edip, derd yanma yerine düşünüp çözüm üretme çabasında olan arkadaşlara hep saygı duymuşumdur.
Durumu düzeltmek için eğitime önem vermemiz gerek.
denildi.
Durumu düzeltmek için bu dini sorgulamamız gerek.
denildi.
Durumu düzeltmek için Atatürkü anlamamız *gerek.
denildi.
Durumu düzeltmek için birlik olmamız lazım.
denildi.
Canın ucuzluktan kurtulup pahalı olması gerektiğine değinildi.
Toplumu halk değil liderler kurtarır denildi.
...
Nasreddin Hoca'nın durumuna düşme pahasına da olsa; bunların hepsi de haklı demek zorundayım.
En azından büyük haklılık payları var.
Ama bunları teker teker alsak hep ayakları havada kalıyor.
Dışardan ihraç etme imkanımız olmadığı için;
Eğitimi düzeltecek kişilerin bu eğitimsiz toplumdan çıkması gerekiyor.
Dini sorgulaması gerekenlerin de dine haddinden fazla önem veren bir toplumdan çıkması gerekiyor.
Atatürkü anlamayan bir toplumdan Atatürkü anlayanların çıkması nasıl sağlanır?
Dağınık bir toplumun birlikteliği...
...
..
.
Bütün bu konularınn arasındaki bağlantılar beni çok çok aşıyor.
Bana öyle geliyor ki...
Sanki bütün bu konuların bir veya bir kaç ortak noktası varmış gibi.
Sanki bu mekanizmanın nasıl çalıştığını henüz anlamamışız gibi.
Bu ortak mekanizma ne olabiliri?
Bilmiyorum.
Nasıl işlediğini de bilmiyorum.
Aklıma gelen noktalardan birisi.
Hepimiz insanız Ve hepimiz çocukduk.
Bebeklik ve çocukluk döneminde, henüz sorgulama yaşına gelmeden, soru sorup cevabını araştırma bilincine ermediğimiz yaşlarda bize bir şeyler oldu.
Anne-babamız kendimizi ifade etme özelliğmizi, sevgiyle veya dayakla, elimizden aldı. Onları memnun etmek iyi niyetiyle ağlayıp acımızı dahi ifade edemez olduk.
Okul ve çevre yaratıcılığımızı, sorgulama yeteneğimizi köreltmek için elinden geleni yaptı. "Aferin sana! Ne akıllı çocuksun!" lafını işitmek için kendimizi inkar ettik.
Kısacası anaya-babaya, öğretmene, müdüre, polise, devlete... Kısacası "büyüklere" *inandık. İnanmak zorunda kaldık.Hep onları haklı bulmak zorunda kaldık.
Kendimizi inkar ettik.
Hala da acımızı ifade edebilmek amacıyla da olsa, "ağlayamıyoruz" dahi.
Belki kendi acımızı dahi göremez/hissedemez bir hale geldik artık.
Başkasının acısını da ya göremiyor/hissedemiyoruz. Ya da çarpık bir şekilde farkına varıyoruz.
Bir tarafdan sınırda askerimize yapılan bir hakaretten dolayı Dünyayı yerle bir etmek için ayağa kalkarken, diğer yandan hastahanelerde, karayollarında göz göre göre ölüme terkettiğimiz vatandaşlarımızın için hiç bir şey hissetmiyoruz.
Bir tarafdan bir yakınımız hastalandığında kahrolurken, diğer taraftan oğlumuzu bıçak altına yatırıp bağırta bağırta sünnet ettirirken karşısına geçip göbek atıyoruz.
İsterdim ki, her çocuğun bir "avukatı" olsun. Çocuğun haklarını, arzularını, ifade yeteneğini, yaratıcılığını, sorgulamasını... hem anne-babaya karşı, hem de öğretmene, askere, polise, devlete, dine karşı koruma yetisi ve yetkisi olan, çocuğun "kendisi olarak" yetişmesi ortamını sağlayabilen bir "avukat".
Sevgiler
sosyalist18
12-11-2006, 19:01
Hep şuna inanmışımdır.Kemalizmden Kemalin haberi yoktur.Haberi olsa tepkisini de merak ederdim ya.
Sayin dilaver, Cok guzel bir nokta...
Sayin istavrit,Soylediklerinizde haklilik payiniz var.Toplumdan kast sadece yiginlar degil zaten.Icinde (liderler) aydin sinifida barindiriyor galiba.Mustafa kemal nediyor,"Milletin azim ve karari kurataracaktir".
Ayrica yuzde 99 musluman olan bir ulke eger bu devrimleri istemeseydi!
Olmazdi!
istavrit
12-11-2006, 21:34
sayin dilaver,
soylemleriniz slogan duzeyinin ustunde olmadigi gibi tarihsel gerceklerlerde, toplum bilinci ilede hic ortusmuyor..siz kitapta yazanlari soyluyorsunuz..sosyalizmin alfabesine yakin seyler..diyaletik bile degil..
1-Yönetenlerin yönetim aczi içinde olmaları
afrikada, asyada,ortadoguda, *birakin baska cografyalari ulkemizdeki yonetim acz'de degilmidir...muhalefetin bile olmadigi bir toplumda siz devrimden bahsedebilirmisiniz..ustelik karsi devrim yapilirken... demokrasi, cumhuriyet ve laisizm acisindan icinde dinamikler bitmis bir toplummudur turk milleti.kendi devrimini yaratamaz?
dilaver dedi:
“Toplumların devrimci dinamikleri her zaman zor ile olmuştur.Bu tarihsel anlamda zordur..
Ben farkli seylermi soyledim dilaver..toplumlarin devrimci dinamikleri zeytinyagi degildir kimsayasl olarak uste ciksin..o dinamikleri harekete gecirecek liderler olmasi gerektigini soyledim..
Lenin sadece bir önderdir ama büyük bir önder.
lenin buyuk onderdir ama ataturk degildir..bumudur dilaver?
felsefesiyi yazan marks *adina izm vardir, devrimin liderlerinden lenin'in izmi vardir size gore
Hep şuna inanmışımdır.Kemalizmden Kemalin haberi yoktur
ama kemal'in izmi yoktur. bravo size..
marksin marksizmden, leninin leninizmden haberi varmiyidi?
Türkiyede bir tek devrim oldu Milli Mücadele ve hilafet ile saltanatın tasfiyesi.Bunu da Büyük Millet Meclisi yaptı.Bizzat Atatürk bile her kararında meclisin destegini alarak yürüdü.
bu paragrafinizi keske soylememis olsaydiniz..size daha hosgorulu bakabilirdim..kendi disindaki devrimlerin liderlerine adeta tapan, kendi devrimlerini yok sayan bu zavalli dusuncenin adini burada koymak istemiyorum..
1923 yilinda kurulan meclisin cokmu demokratik oldugunu dusunuyordunuz..toplumu titreten, sallayan, turk tarihinin en buyuk devrimini yapan ataturku yok sayip meclisteki milletvekillerine malettiniz.
son kullanma tarihi bitmis soylemlerinizi, ideolojileriniz ile birlikte tarihin coplugunde yerini aldi..
ataturk devrimleri zor gunler gecirsede hala ayaktalar..
afrikada, asyada,ortadoguda, *birakin baska cografyalari ulkemizdeki yonetim acz'de degilmidir...muhalefetin bile olmadigi bir toplumda siz devrimden bahsedebilirmisiniz..ustelik karsi devrim yapilirken... demokrasi, cumhuriyet ve laisizm acisindan icinde dinamikler bitmis bir toplummudur turk milleti.kendi devrimini yaratamaz?
-------------
* * * * * sayın istavrit
* * * * * insanlar karşısındakileri neden ne dediklerine bakarak anlamaya çalışmazlar idrak etmekte gerçekten zorlanıyorum.Bu kişiye tapmanın zorunlu sonucu mu acaba.Tek kişilik panteonunuzu koruyabilmek için mi önce kafanızda bir muhalif çiziyorsunuz sonra onun muhalif olarak neler söyleyebilecegine karar veriyorsunuz ve muhalifiniz bunlardan bahsetmemiş olsa bile onu rahatlıkla yargılıyorsunuz.
* * * * * *Ben devrimci durumun üç olmazsa olmaz koşulundan bahsettim.Bunların herhagi biri eksik kalırsa bir kitlesel başarı şansı kalmaz.Yönetimin aczde olması yetmez yönetilenlerin yönetilmemek istemesi ve herşeyden evvel bu potansiyeli örgütleyecek bir siyasi irade gerekir.
lenin buyuk onderdir ama ataturk degildir..bumudur dilaver?
* * * * buyrun gene şablonunuzdan bir hüküm.Hiç bir yerde böyle bir şey söylemedigim gibi bu forumda pek çok yazımda da Mustafa Kemal 'in büyük bir önder oldugunu söyledim.
1923 yilinda kurulan meclisin cokmu demokratik oldugunu dusunuyordunuz..toplumu titreten, sallayan, turk tarihinin en buyuk devrimini yapan ataturku yok sayip meclisteki milletvekillerine malettiniz.
---------------------------
* * * * *1920 yılında kurulan ilk meclisin Cumhuriyet tarihinin en demokratik meclisi oldugunu iddia ediyorum.Ne yazık ki bu konuda zavallıgımı paylaşan pek çok kişi var.
* * * * *Mustafa Kemal'in örgütçülügü hemen her konuda meclisin yetkisini alarak davranmış olmasında yatar.Böylece o muhaliflarine en ufak bir açık kapı baırakmayarak tüm icraatini sizin güvenmediginiz millete dayanarak yapmıştır.Zerre kadar milletten kuşkusu yoktur ve tarihi yapanın kişiler degil toplumlar oldugunun bilincindedir.
* * * * * Türk devrimi bu milleti yöneten Çeşitli milliyetlerden Türkiye halkını temsil eden BMM meclisinin eseridir.Mustafa Kemal in o meclisin reisi ve o meclisin ordusunun başkomutanı olması sıfatıyla bu başarıdan birinci derecede sorumludur.Önderdir o işte o kadar.Bunu ben söylemiyorum ki bir tek bizzat Mustafa Kemal söylüyor.
* * * * * *Siz herhalde çok fazla karaoglan,malkoçoglu vs gibi kahramanlarla haşır neşirsiniz.Tarihi tek başına kahramanların yapabildigini iddia edebiliyorsunuz.Onlar yalnız çizgi romanlarda olur sayın istavrit.Ne yazık ki tek başına şimdiye kadar hiç kimse bir ülkeyi kurtaramamıştır.Ama siz tapıncınızı bu yönde devam ettirin.
* * * * * *Ben maalesef *muhammed ile birlikte lenin putunu da Mustafa Kemal putunu da yıllar önce gömdüm.Bir daha da çıkarmaya niyetim yok ama gördügüm rastladıgım,şahit oldugum tüm putları da yıkma kararlıgım var.
* * * * * * saygılarımla
*
[/b]
Sevgili dreimalAli,
Hislerine tamamen katiliyorum. Bizi sekillendiren, kendi toplumumuz. Dayakla, cezayla, tehditle, gelismemizi, hur dusunebilmemizi durduran, yasaklayan kendi kulturumuz.
Ilerlemis ulkelerde, cocuklarin sahsiyetinin gelismesi icin, devlet ,avukatligi yapiyor zaten. bizde ise, sivrilen zekalarin basini ezmek icin, her turlu otorite birbiriyle adeta yarisir. Kendine guvenmek adeta suctur. Hem ailenden, hem ogretmeninden hem polisten hem askerden devamli tokat yer bu asi cocuklar.....
DreiMalAli
13-11-2006, 17:08
Sevili vartor.
Orada yazdıklarımı hislerimi belirtmek, dile getirmek anlamında söylemedim.
"Ülkemizdeki İnsan Manzaraları"nın oluşmasının ortak noktalarından birisidir anlamında söyledim.
Bu bir çözüm yoludur anlamında söylemiştim.
Psikilog veya sosyalcı olmadığımı hemen belirteyim.
Ama, bebeklerimizin/çocuklarımızın duygularını, düşüncelerini, sevincini, acısını... kısacası kendisini ifade edebileceği bir ortamın olması/hazırlanması ülkemizin/insanımızın durumunu değiştirmek için yapabileceğimiz en etkili yöntemdir düşüncesindeyim.
Bu; okullarda yapacağımız eğitim değişikliklerinden, Atatürk İlkelerinin uygulanmasından, dinlerin sorgulanmasından, birlik olma çağrılarından, devrimler yapmaktan vs. bence daha önemli ve daha etkili bir yöntem olur.
Çocuklara "avukatlık" yapacak kişiler nasıl seçilir nerde bulunur sorusu/zorluğu gözümden kaçmıyor. Dışardan ihraç edemiyeceğimize göre, bunlarında, çarpık duygulu diye nitelendirdiğim bu toplumun içerisinden seçilmesi gerektiğinin farkındayım.
Yolu, yöntemi nasıl olur maalesef bilmiyorum.
Sevgiler
Ama, bebeklerimizin/çocuklarımızın duygularını, düşüncelerini, sevincini, acısını... kısacası kendisini ifade edebileceği bir ortamın olması/hazırlanması ülkemizin/insanımızın durumunu değiştirmek için yapabileceğimiz en etkili yöntemdir düşüncesindeyim.
Bu; okullarda yapacağımız eğitim değişikliklerinden, Atatürk İlkelerinin uygulanmasından, dinlerin sorgulanmasından, birlik olma çağrılarından, devrimler yapmaktan vs. bence daha önemli ve daha etkili bir yöntem olur.
Sevgili DreiMalAli,
Eğer bir ülkede dediğin anlamda insan yetiştirmek isteniliyorsa eğitime önem verilmesi gerekiyor. Zaten biz çağdaş ve bilimsel eğitim derken düşündüğünüzü kapsayacak şekilde bir eğitimden yanayız. Düşündüğünüz anlamdaki çocuk eğitimini çağdaş bir eğitim sistemiyle gerçekleştirmek mümkündür. Eğer siz ülkenizde eğitime önem verirseniz ve insanlarınızın *kültür seviyesini yükseltirseniz dedikleriniz mümkün olur.
Eğitim de bir üst yapı kurumu. Onun konumun belirleyen de ekonominiz oluyor. Eğer ekonomik olarak iyi durumdaysanız eğitiminiz de iyi durumda oluyor. Geri kalmış ve kalkınmakta olan ülkelerde eğitime yeterince önem verilmiyor. Yeterince de önem verilmediği için insanlar kendilerini ifade edemiyor. İlk eğitimini aldığı aileden bu durum başlıyor ve okullarda devam ediyor. Anne ve babada o çocuğu yetiştirecek bilgi ve kültür yoksa ve o çocuk okulda da aynı sıkıntıları yaşıyorsa avukatlık da olsa buna çözüm olamayacaktır. Dolayısıyla sorunun çözümü eğitimde yatmaktadır. İyi bir eğitim sistemiyle nitelikli bireyler yetiştirebilirsiniz.
Bu sorunların çözümü gerçek anlamda bir demokrasi mücadelesiyle mümkündür. Bu ülkeye gerçek anlamda bir demokrasinin gelmesiyle a dan z ye her şeyin de değişeceğine inanıyorum. Onun için de hep demokrasi için mücadele edelim diyorum. Demokrasiyle birlikte *bu insan manzaralarımız da azalacaktır diye düşünüyorum.
Boyle bir demokrasi, halkin bilinclenmesiyle baslatilabilinir.
Bizler de bu forumda, cok kucuk capta da olsa, bunu gerceklestirmeye calismiyor muyuz?
* Once, bana degmiyen yilan bin yasasin mantalitesinden kurtarmaliyiz kendimizi. Yalniz kendini degil, yurdunun insanlarini, hatta butun insanligi etkileyebilecek sekilge yasamayi ogrenmeliyiz.
* Ezkamo hocamizin slogani olan sevgi anlayisini, butun insanliga yoneltmeliyiz.
* Ben goremiyecegim, ancak butun dunyanin bir gun bunu idrak edip, daha doyurucu, daha mutlu insanlarla dolacagina eminim.
Katılıyorum vartor,
Benim yaşım genç olmasına rağmen ben de görebileceğimden emin değilim. Ama bir gün görecek insanlık o günleri. :)
Bizim yapmamız gereken de o günlerin gelişini hızlandırmak..
exclusive
14-11-2006, 21:04
Mustafa Kemal 'in büyük bir önder oldugunu söyledim...
Ben maalesef *muhammed ile birlikte lenin putunu da Mustafa Kemal putunu da yıllar önce gömdüm.
Bu ne çelişki arkadaşım, hem büyük önder diyorsun, heralde saygı duyuyorsun (ben birisine "büyük önder" dediysem saygı duyarım) Hem de "put" diyosun, gömdüm diyosun...
Mustafa Kemalin devrimlerine sahip çıkmaya en çok ihtiyacımız olan şu dönemde ülkemizi ve geleceğimizi tehdit eden şey "Mustafa Kemal'in putlaştırılması" tehlikesi midir?
Hem bu "putlaştırma" ne demek? nasıl oluyo?..
Resimlerini asıyoruz, o mu putlaştırma? Asmayalım mı? Çocuklarımıza öğretiyoruz, önderlik ettiği mücadeleyi, ulusumuzu uyandırışını, bağımsızlığımızı kazanışımızı, ümmetlikten kurtulup millet oluşumuzu, bu mu putlaştırma? Öğretmeyelim mi?
Bi söyleyin yahu ne yapalım da putlaştırmamış olalım... Anıtkabri mi yıkalım? Heykellerini mi yıkalım? Devrimlerini mi yıkalım? Ne yapalım?
Hadi farzedelim vatandaşın Mustafa Kemal'i ilah zannetmesi gibi bir durum söz konusu (bilemedim, acaba böyle bişey mi bu "putlaştırma"?). Bu yanlış algılama durumu da almış yürümüş, tüm yurdu sarmış... Eeee? Bu durumun tehlikesi nedir? Eğer buna karşı bir tavır alacaksak bir sebebimiz olmalı dimi? En azından "efendim Mustafa Kemalin putlaştırılması halkın bağımsızlık konusundaki hassasiyetini kırmaktadır, bu durum da ülke bağımsızlığını sahipsiz bırakmakta ve milletimizin geleceği için büyük bir tehlike arzetmektedir" gibi bişeyler söyleyebilmemiz lazım dimi?
Yoksa "putlaştırma" çağrışımları bakımından çok rahatsız edici bir kavram olduğu için olası bir "Atatürk'ün putlaştırılması" tehlikesine karşı seferber mi olmalıyız?
Yani bu putlaştırmanın ne olduğu, ne şekilde vukuu bulduğu açıklığa kavuştuktan sonra bir de "bu "putlaştırma" durumunun tehlikesi var mıdır? varsa nedir?" gibi soruların cevaplanması gerekiyor.
Dürüst olmak gerekirse bence bu "putlaştırma", "ilahlaştırma" gibi içi boş kavramlar, Mustafa Kemal'i ve devrimlerini hazmedememiş, millet olmanın, insan gibi yaşamanın değerini anlayamamış zihniyetin, Mustafa Kemal'e sataşmak isteyip cesaret yoksunluğu sebebiyle anca bu kadarını çıkarabildiği, Mustafa Kemal'in ilke ve devrimlerine sahip çıkılmasını isim takarak engelleme maksatlı içi boş yumurtalardır.
Türk devrimi bu milleti yöneten Çeşitli milliyetlerden Türkiye halkını temsil eden BMM meclisinin eseridir.Mustafa Kemal in o meclisin reisi ve o meclisin ordusunun başkomutanı olması sıfatıyla bu başarıdan birinci derecede sorumludur.Önderdir o işte o kadar.Bunu ben söylemiyorum ki bir tek bizzat Mustafa Kemal söylüyor.
* * Ben maalesef *muhammed ile birlikte lenin putunu da Mustafa Kemal putunu da yıllar önce gömdüm.Bir daha da çıkarmaya niyetim yok ama gördügüm rastladıgım,şahit oldugum tüm putları da yıkma kararlıgım var.
Sevgili Dilaver,
Her zaman savunduğum bir şey var. Bir kişiyi değerlendirirken o dönemin şartlarını da göz önüne almak gerekir. Eğer Atatürkü de bu bağlamda değerlendirirsek doğru bir sonuca ulaşacağımızı düşünüyorum. Sizin de böyle düşündüğünüzü biliyorum.
Ama sizden farklı bir şekilde düşündüğüm bir nokta var. Eğer bir devrim söz konusuysa liderlik de önemlidir. Bu gün dünya tarihinde hangi devrime bakarsınız o devrime lider damgasını vurmuştur. O devrim liderle anılır. Bizdeki olay da budur. M. Kemal sadece bir önderdir demek bu liderliği küçümsemektir. Bu lider sadece kendi ülkesine damgasını vurmamış aynı zamanda dünya liderleri içerisindeki yerini de almıştır. Elbette böyle bir kişi hem ülkesinde hem de dünyada gereken saygı ve sevgiyi görecektir. Eğer ben ülke olarak varlığımı bu lidere borçluysam ona karşı da gerekeni de yapmam gerekir. Bizim yaptığımız da budur. Eğer bu saygı ve sevgiyi göstermek putlaştırmaksa evet biz onu putlaştırıyoruz.
Ben ak ve kara *dışında gri renginin de olduğuna inananlardanım. Atatürk'ü de böyle değerlendiriyorum. Zor bir dönemden geçtiğimiz bir sureçte Atatürk devrimlerine sahiplenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Atatürk'ü kimlerin putlaştırdığını sizin de en az bizim kadar bilmeniz gerekir. Onlarla bizleri karıştırmanız doğru değildir. Bu bir haksızlıktır. Bizim Atatürk'ü putlaştırmak diye bir takıntımız yoktur.
Size tek bir şey soracağım. Atatürk'ten sonra doğru dürüst bir lider çıksaydı ülkemiz şu anda böyle bir durumda olabilr miydi? Sevgilerimle...
Size tek bir şey soracağım. Atatürk'ten sonra doğru dürüst bir lider çıksaydı ülkemiz şu anda böyle bir durumda olabilr miydi?
------------
* * * * *sevgili hocam
* * * * *bunu siz yazdınız,ama bir de altında imzanız var :
* * * * [b] Yaşamda başarılı ve mutlu olmak istiyorsanız kendi gücünüze inanınız .
* * * * *benim karşı çıktıgım anlayış kurtarıcı anlayışıdır.Kurtarılmak anlayışıdır.Kendi gücüne güvenen örgütlü bir toplulugun kurtarıcıya da ihtiyacı yoktur, kurtarılmaya da.Önder ise toplumsal pratik içerisinde kendiliginden çıkar. Mustafa Kemal in konumu bu kadar basit midir elbette degildir. Mustafa Kemal e saygı sevgi *konusunda en ufak bir tereddüdüm yok. Pek çok Kemalistten de daha bilinçli yaparım bunu hem de inanarak. Ama aynı Mustafa Kemal in Nazım Hikmet e tavrını ,Mustafa Suphileri öldürtmesini de bir kenara yazarım. Onu mensup oldugu sınıf ilişkileri ile baglarını koparmadan degerlendirmeye çalışırım.
* * * * * Tüm kurtuluş mücadelesinin tek kahramana indirgenmesine de karşı çıkarım. İttihatçıların tamamına yakını idealist ve kahraman gerçek anlamda devrimci insanlar. Gözlerini kırpmadan ölüme gidiyorlar. Bunlar da bizim ulusal degerlerimiz. Bir Ali Fuat ile Kazım Karabekir olmasaydı kurtuluş olamazdı.Bunu yerli yerine koymak lazım. Fevzi Paşanın ise hiç bir ciddi eylemini göremiyoruz ama Mareşal olmuş. İsmet Paşa ise hep çuvallamış askeri alanda. Ama nasıl biliyoruz kahraman asker diye.
* * * * * *Mustafa Kemal in tam anlamıyla devlet olmadıgı düşüncesindeyim.İsmet Paşa dır aslında devlet.Çok güçlüdür aslında kurucu odur.35 te herhalde çatışma bundan dogar ve ismet tasfiye edilir üstelik de toplumsal yankıları vardır bunun Mustafa Kemale karşıdır aslında onu arabasıyla birlikte kaldıranlar ya da yeni yönetime karşıdırlar.
* * * * * * Mustafa Kemal ne kadar devleti gerçekten yönetmiştir bunu iyi incelemek lazım.Cumhuriyet kadrolarının ortak özelligi vatansever olmalarıdır.Bu inanç devam ettirilebilseydi liderin kendiliginden aradan sıyrılabilecegini düşünüyorum.Ancak vatansever mücadele içinde liderler ortaya çıkabilir.Dogru ve halk ugruna mücadele kendiliginden liderini bulur.Ama etmen kitlenin gücüdür.Devinim oradadır, motor oradadır.
* * * * * * Spartaküs de bir liderdi hem de tarihe geçmiş bir lider, ama ne yazık ki bir köle ayaklanmasını yönetiyordu.Kölelerin kişiliksizligi liderin de sonunu hazırladı. Aslında son derece yetenekli bir lider çarmıhla son bulan bir mücadeleye girişti. Bunun suçu Spartaküs te miydi. Dayandıgı kitlelerdeydi. Kölelerdeydi.Tarihte başarılı olan uzun süreli bir köle ayaklanması ben bilmiyorum. Toplumsal dönüşüme neden olan bir köle ayaklanması bilmiyorum daha dogrusu. Nitekim köleci toplum serflige efndilerin köleleri bakmasının ekonomik olmadıgı için dönüşmüştür.
* * * * * * *Dayanılan güç inançlı ve kararlı bir güç ise lider kendiliginden dogar. Ama örgütlü bir ulus olmadan liderin başarı şansı olmaz. Bu ayrımın altını çizmek gerekir ve benim bu konuda tüm iddiam bundan ibarettir.
* * * * * * * Sorunuza cevabım ise şudur. Mustafa Kemal den sonra kim çıkarsa çıksın sonuç bundan farklı olmayacaktı. bunun liderlerle bir alakası yok devlete egemen olan sınıflarla, emperyalizm ile ,devlet yapısı ile ilgisi var. Öznel şartların özel insanlar yarattıgı dogrudur. Bu her ülkenin ve her devrimin tarihinde vardır. Devrim bittikten sonra devlete egemen olan sınıflar uzun bir süre o önderin prestijinden yararlanmaya çalışırlar, ve bir lider kültü oluşturmaya başlarlar. Dinleri eleştiren bir forumdayız bir ölü kültü nasıl oluşur inceliyoruz.Bir de tüm toplumlar için bunları sınayın bakalım hangi ortak noktalara varacaksınız.
* * * * * * * Hocam hırsızların başına lider denmez,çeribaşı ya da reis denir.Mustafa Kemal den sonra bir lider çıkarma imkanı zaten yoktu. Hala da yok. Yeni bir lider Şeyh Bedrettin gibi olabilir ancak. O mücadele içinde olabilir. Siz zannediyor musunuz ki cumhuriyet kadrolarından sonra bu ülkede ülkeye yararlı olabilmek ön dusturu ile bir iktidar geldi ya da bundan sonra gelebilecek.
* * * * * * * *Bunun bir tek yolu var o da bu sistemi aşşagıdan yukarı dogru sıkıca bir sallamak.Ama örgütlü sallamak. Bakın o mücadele ne önderler doguruyor.
* * * * * * * *Buyrun bir kült daha yaratıyoruz, Ecevit kültü. Ölüm kültü ile başladık anıt mezarlar yapıyoruz.Eski Roma nın tanrılaştırılmış imparatorlarından ne farkı var bunun.Yahu bu Ecevit ne verdi ki bu halka ona anıt mezar yapıyoruz bu ülkenin parasıyla.Anıt mezar olunca ne olacak, insanlar oyalanacak zor günlerde gidip dua edecekler kendi güçlerini unutacaklar.
* * * * * * * * Hocam Mustafa Kemal e karşı olmadıgımı biliyorsunuz, ona hayatım boyunca da dil uzatmadım, uzattırmadım da. Ancak Kemalist ideoloji diye bir şey olmaz, olur da son tahlilde bir sınıfa dayanmak zorundadır. Bu sınıfları görelim, sınıf faaliyetlerini görelim.Adamı da bırakalım yattıgı yerde huzur içinde yatsın çünkü bu ülkeye çok emegi vardır.Ama her ne hikmetse bu Atatürl ideolojisi herkesin elinde bir kalkan, Tayyip de Atatürkçü, Evren de Fettullah da,Perinçek de Bahçeli de.Bu kadar uzlaşır, uzlaşmaz sınıfların temsilcisi aynı yerde birleşiyorsa ortada bir sahtekarlık kokusu hissediyorum ben.Bu yüzden de tepki veriyorum. Vermemiz de lazım diye düşünüyorum. Ama bu tepkiyi sokaklarda vermemiz lazım kabristanlarda degil.Bu tepki bir güç olmalı ve bir çelik, bir dua defter ya da karanfil degil.
* * * * * * saygılarımla
Bunun bir tek yolu var o da bu sistemi aşşagıdan yukarı dogru sıkıca bir sallamak.Ama örgütlü sallamak. Bakın o mücadele ne önderler doguruyor.
Sevgili Dilaver,
Başta ben bu ülkedeki düzen değişikliği mücadelesinin yasal yollardan yapılmasından yanayım. Eğer ülkemizin somut şartlarını iyi tahlil edebilirsek ve hedefimizi de doğru bir şekilde ortaya koyarsak bunun mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bunun dışındaki bir mücadelenin başarı şansının olamayacağına inanıyorum. Bilmiyorum bunda hemfikir miyiz?
Tamam sistemi sallayalım. *Sallamak için de örgütlenmek gerekiyor. Buna katılıyorum. Ama örgütlenmek yeterli olmuyor. Bu örgütlülüğü doğru bir şekilde yönlendirecek güçlü bir liderlik gerekiyor. İşte liderliğin önemi burada ortaya çıkmakta. Toplumsal destek mutlaka önemli. Ama bu toplumsal destek doğru bir şekilde yönlendirilmezse başlatılan hareket başarısızlığa mahkum olur. İşte Atatürk Kurtuluş Savaşında bunu çok ince taktikler ve stratejiyle başarmıştır. Bunu hepimiz biliyoruz. Eğer bu devrim Atatürkle anılıyorsa bu toplumsal desteğin yok sayılacağı anlamı taşımıyor. Zaten böyle bir şey diyen de yok.
Kurtarıcı meselesine gelince. Elbette katılıyorum size. Benim anlatmak istediğim bu mücadelede güçlü bir liderlikti. Aslında aynı şekilde düşünüyoruz da galiba birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz. *Az çok diyalektiği biliyoruz. Bir şey kendiliğinden oluşmaz. Onun oluşumunu sağlayan şartlar vardır. Elbette lider de bu mücadelede ortaya çıkacaktır. İşte ortaya çıktığı andan itibaren hareketin başarısı ona bağlı olacaktır. Galiba buna itirazınız olmayacaktır. Benim ısrarla anlatmak istediğim budur. Yoksa bir kurtarıcı bekleme anlayışında değilim. *
Atatürkle ilgili düşüncelerine açıklık getirdiğin için teşekkür ediyorum. Umarım diğer arkadaşlarım da seni böylece daha iyi anlamış olurlar. Atatürk konusunda genel olarak aynı düşünüyoruz. Elbette nüans farklılıkları olacak. Bu da doğaldır. Ben ve diğer arkadaşlarım onun olumlu yönlerini temel alarak değerlendiriyoruz. Bu hiç bir zaman Atatürk'ün eleştirilmeyeceği anlamına gelmez. Ben kişi olarak yapıcı bir şekilde eleştirenlere de saygılı olduğumu belirtmekte yarar görüyorum. Arkadaşlarımın da öyle düşündüğünü zanediyorum. Sevgilerimle...
Deve
Bir de bana dedirtir insanoğlu, "Nerem doğru ki" diye...
Başımdan geçeni anlatayım da siz söyleyin kim eğri, kim doğru...
***
Urfalıyım.
"Bayram için" İstanbul'a gelmiştim.
Habibler'deki besicide yatmış geviş getiriyordum.
Bir telaş kaldırıp beni bir kamyonun sırtına yüklediler.
İte kaka hangar gibi bir yere getirdiler. Boynuma doladıkları ipi kamyonun kasasına bağladılar.
Karşımda çelikten beyaz bir kuş gördüm. Son gördüğüm şey bu oldu.
Etraftaki konuşmalara kulak kabarttım.
"Tayyare" derlermiş çelik kuşa....
Sabıkalı katilmiş. Yolcu taşımak için almışlar. 3 kere düşmüş, 75 cana kıymış. Onlar da hepsini
üreticiye iade etmek için sözleşme süresinin bitmesini beklemişler. Ama, o süre içinde de yolcu taşımaya devam etmişler.
Düşen tayyareleri daha çok bizim oralara, yani Doğu ve Güneydoğu'ya vermişler.
Bu konuşmayı oradaki bir adam duydu; Güneydoğuluymuş:
"Vay develer" diye söylendi.
Üstüme alınmadım.
"Bu işte bir eğrilik var" dedi adam...
"Neremiz doğru ki" diye güldü diğerleri...
Akrabalarımı bulmuş gibi sevindim.
***
Beklerken biri çıkageldi.
Süsledi beni; hörgücüme iki heybe koyup gözüme kırmızı kurdele taktı. Zaten kıllıydım; hepten kıllandım:
"Ulan bunlar burada kesmesin beni" diye geçirdim içimden...
"Yok deve" dedim kendi kendime; "Düşecek tayyarelerin iadesinden bana ne?.."
Meğer ekip şefi söz vermiş; "Şu kuşlardan kurtulalım, size benden bir deve" demiş.
Benim mevzuyla ne ilgim varsa?
Sonra, "Çok şükür, iade ettik düşen kuşları" filan diye konuşmalar yapıldı.
Derken ayaklarımı bağlayıp beni katil tayyarenin altına yatırdılar. Canım yandı, ama sonra olacakların yanında "devede kulak"mış bu... "Düşmeden kurtulduk" dedikleri uçak bana mezar oldu.
Birkaç kişi boynuma çöktü, öbürü gırtlağıma satır dayadı.
"Etmeyin" demeye kalmadı; boşaldı damarlarımdan kanım; 7 yerimden boğazlandım.
***
Bu aralar tayyareye binerseniz THY dergisine bir göz atın.
"Türklerin nasıl hayvanlarla dost ve vefakâr olduğunu" anlatan harika bir yazı var.
Hayvanları öyle severlermiş ki, onlarla birlikte gömülürlermiş.
Bana öylesi kısmet değilmiş; o gün etlerimi lime lime edip uçak önünde kanlı kaslarımla resim çektirenlerin, "deveyi havuduyla" evine götürenlerin midesine gömüldüm ben de...
Urfa'da kendi halinde bir deveydim; "Uçak altında kesilen ilk deve" olarak havacılık tarihine geçtim.
Türklerin sevdiğine "yerim seni" demesi boşa değilmiş; hayvanım ya bilemedim.
Buradaki insanlığı hissedemedim.
Kurban'ı erken kutladım bu yıl...
Eğriyim ben eğri...
Nerem doğru ki!..
Can Dündar
http://www.milliyet.com.tr/2006/12/14/guncel/agun.html
oofff, offf
bir of çektim ama karşı dağlara henüz birşey olmadı.
Sağ ol Frodo,
gülümseyerek başladım gözlerim dolu bitirdim yazıyı.
offf, offf... yorum yok.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Avusturya sefiri olarak İstanbul'a gelen O. G. Busbecy, gözlemlerine dayanarak yazdığı kitabında, halkın her türlü hayvana karşı beslediği acıma duygusuna geniş bir yer verir. Kuş tutmaya meraklı bir kuyumcunun yakalamış olduğu bir hayvanı kanatlarından evinin kapısına astığını gören "Türkler'in, adamı "yaka paça" hakimin huzuruna getirdiklerini Busbecy'den öğreniriz.
1554 - 62 yılları arasında İstanbul'da yaşayan Avusturya sefiri, halkın kuş sevgisini tanık olduğu olaylar ile anlatır: "Bizim mahallenin civarında bir yerde gür yapraklı dallarını çevreye yaymış büyük bir çınar ağacı var. Bazen, kuşçular, yanlarında bir çok küçük kuş olduğu halde bu çınarın altına gelip oturuyorlar. Gelip geçenlerde onlara para vererek kuşları alıyor ve azat ediyorlar. Serbest kalan kuşlar çoğunlukla çınarın yaprakları arasına konarak kanatlarını çırpıyor, sevinçle cıvıldaşıyor, adeta tutsaklıktan kurtulmalarının heyecanını yaşıyorlar. Onları serbest bırakmış olan Türkler de bu manzarayı görerek aralarında şöyle konuşuyorlar: Bak, nasıl seviniyor, minnetlerini nasıl dile getiriyorlar."
Şimdi de, bir İstanbul kahvehanesinde soluklanan Fransız şair ve ressam Theophile Gautier'nin yanındaki boş tabureye oturalım ve söylediklerine kulak verelim: "Kırlangıçlar yuvalarını kubbe altına örmüşler, camekan her zaman açık olduğu için bir kanat çırpmasıyla girip çıkıyorlar. Müşterilerden, ortalığı kaplayan çubuk dumanlarından hiç korkmayan kırlangıçlar, sevinçli ötüşlerle uçuşup, kuyruklarını kimi zaman oturanların fesine ya da sarığına değdirerek yavrularına böcekler getirerek beslerler. Kafalarını yuvadan dışarı çıkaran yavrular, küçük siyah çivi başına benzeyen gözleriyle aşağıda gidip gelen müşterileri seyreder ve nargile seslerinin horultusu arasında uykuya dalarlar."
Görevli olarak ya da ziyaret amacıyla İstanbul'a gelen daha bir çok devlet adamı ve sanatçının gözlemlerinde halkın kuş sevgisiyle karşılaşırız. Sevgisizlik ise Arif Nihat Asya'nın "Bayrak" adlı şiirindeki şu dizelerdedir:
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Türkçe ders kitaplarında yer alan bu şiirdeki yoruma katılmayan, bayrağa aynı gözle bakmayan bir öğrenci tehdit altındadır. Her şeyden önce karşısında bir şair değil, mezar kazıcısı vardır.
Ama, mezarlık kültürümüzü bilmeyen, halkına o denli yabancı bir kazıcı!. Öyle ki, susayan kuşlar için mezarlara konulan sunaklardan bile haberi yoktur. İstanbul'da sekiz yıl kalan Busbecy ne yazık ki, Arif Nihat Asya'dan daha çok tanımaktadır Anadolu insanını: "Cıvıltıları kırları dolduran küçücük kuşları öldürmek şöyle dursun, onları özgürlüklerinden yoksun edip kafeste beslemeye bile bir kısım Türkler asla razı olmazlar."
dersimmm
16-12-2006, 13:42
çağdaş, laik, atatürkcü ve aydın bir ülkede vatandaş olmanın ayrıcalığı işte budur
Ali Kırca'nın siyaset meydanı isimli programına daha yeni başladığı yıllardı.
Bir programda orada bulunanlara,T.B.M.M de görev yapan partiler ve milletvekilleri hakkında ne düşündükleri soruldu.
Sevgili frodo uzmanımın;Can Dündar imzalı memleketimden insan manzaralarında bir deve ve çevresinde oluşan "Nerem doğruki" olgusu o programda didik,didik edildi.Halkın nazarındaki bu gerçek eğrilikler tek tek ortaya kondu.
Sonra Ali Kırca sözü orada bulunan o dönemin bir partisini yöneten bir hanım başbakana vıcık,vıcık yağcılığı ile meşhur milletvekili olan Esat Kıratlıoğlu'na verdi "Buyrun kendinizi savunun konularda bilmediğimiz şeyler varsa bizi bilgilendirin" dedi.
Sözü alan E.K "Burada siyasete,partilere ve biz milletvekillerine getirilen tüm suçlamalar doğrudur yerindedir.Ama şunu unutmamak gerekir ki T.B.M.M ve içinde seçilmiş olan bizler kremayız.Bildiğiniz gibi krema sütten yapılır ve eğer krema bozuksa bilinmelidir ki sütte bozuktur. Başka söyleyecek sözüm yok" dedi.
Hala orada bulunan ve devenin eğriliğini muhteşem bir şekilde gözler önüne serenlerin yüzlerindeki o ifadeyi içinde şahsımında bulunduğu toplum adına buruk bir acı ile gülümsemenin dışında elimden bir şey gelmedi çünkü:Sütten çıkmış ak kaşık olmadığımı en azından ben biliyordum.Doğru ya ben neyim ki beni yöneten ne olsun ?
Doğru söze emmim ne desin değil mi ?
Edit:Her türlü düzgün,ahlaklı,temiz,cömert ve ehli namus insanları tenzih ederim. Yaşın yanında kuru da yanarmış.
Başlık kirliliğine olan katkılarımdan dolayı kendimi kınıyor ve daha
önce açılan başlığa taşıyorum. :x *:x
Eeee boşuna mı derler "İmam yellenirse Cemaat.... " diye *:lol:
Neyseki iyi bir gözlemci,takipçi ve duyarlı bir arkadaşımız olan sevgili uzmanım frodom "Hatanın neresinden dönersek kardır" ı mükemmel bir uygulama ile bizlere gösterdi adıma teşekkürler ederim :)
Türkiye'den manzaralara devam...
"....Gazi Üniversitesi'nin sevilen hocası Prof. Dr. Kadir Cangızbay aldığı tehditler üzerine dersleri bıraktı. Sorulunca da "Korktuğum için bıraktım. Terör budur, yıldırma budur. Umarım artık peşimi bırakırlar" dedi.
Neydi Cangızbay'ın peşine düşmelerine neden olan şey:
Derste Mehmet Ağar'ın "ovada siyaset" önerisini destekleyen şeyler söylemişti. Bunun üzerine de üniversitedeki zorbaların hedefi haline gelmişti.
27 Kasım günü evden çıktığında aracının dört lastiğinin de patlatıldığını gördü. Araca bırakılan notta "Üniversite kaledir. Senin gibileri sokmayız. Sabrımızı zorlamayın" yazıyordu.
Üniversite, hocasını koruyamadı; zorbalığa boyun eğdi....
...Geçen bahar da araştırma görevlisi Remzi Altunpolat, uzun saçlı ve küpeli olduğu için dövülmüştü.
Saldırganların sonraki hedefi Gazi'ye konuşmacı olarak giden arkadaşımız Metin Uca oldu.
....Geçen ayın başında 20 kişilik silahlı bir grup, sol görüşlü 4 öğrenciye saldırdı.
Bir öğrenciyi kurşunla yaralayan BBP'ye yakın Alperen Ocakları üyesi Tolunay Bostancı, kendisini yakalamaya gelen bir başkomiseri öldürdü.
Daha iki hafta önce Kurtuluş Parkı'na pusu kuran saldırganlar halı saha maçına giden öğrencilere satırlarla saldırdı. 4 öğrenci yaralandı.
Hemen ardından 8 Aralık'ta Cebeci kampusu karşısındaki kahvede yine silahlar konuştu...
...Kim bunları yapanlar?
Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç'a göre, "kendini 'reis' olarak tanımlayan 50-60 öğrenci..."
Can Dündar'ın bugünkü yazısından alıntıdır.
Sevgili Merve
Ülkücülerimi suçluyorsun kısaca. Bak iyi yapmıyorsun, birazdan çek senet tahsilinden gelirler ve seni bir güzel döverler. Walla demedi deme. *:D *:D *:D