Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaratılış Efsaneleri
Vaktim oldukça farklı Yaratılış Efsanelerini bu başlığa taşımak istiyorum. Özellikle sargon ve spartakus arkadaşlarım da buraya desteklerini ve yorumlarını eksik etmezlerse sevinirim.
SUMER YARATILIŞ EFSANESİ
İlk olarak her taraf büyük bir su idi. Bu suyun Nammu adında bir Tanrıçası vardı. (benim notum: İlk Sumer döneminde Anaerkil bir yapı vardı. Hatta kadınların çok eşliliği söz konusuydu sanırım bunun etkisiyle Tanrılardan ziyade Tanrıçalar revaçtaydı) Bu Tanrıça gök ile yeri kaplayan Evren dağını doğurdu. Bu dağın tepesi gök, alt kısmı yerdi. Gök Tanrısı An ve Yer Tanrıçası Ki'nin birleşmesinden oğulları Hava Tanrısı Enlil meydana geliyor. Enlil gök ile yeri ayırıyor. An göğü, Ki de Enlil ile yeri alıyor. Enlil ile Bilgelik ve Suların Tanrısı Enki, yeri, bitkiler, ağaçlar sular ve hayvanlarla donatıyor. Tanrı enlil ile Tanrıça Ninlil'den Ay Tanrısı oluyor. Ay Tanrısı Nanna ile Tanrıça Ningal'den de Güneş Tanrısı Utu ve Bereket Tanrıçası Venüs yıldızını simgeleyen İnanna meydana geliyor. Bundan sonra yeryüzünde yaratılanları idare edecek Tanrılar yaratılıyor.
Tanrılar çoğalınca kendi işlerini yapamaz oluyorlar ve Baştanrılara durumlarından yakınarak işlerine yardımcı istiyorlar. Bilgelik Tanrısı çamurdan kendilerine benzer şekilde insanı yapıyor. Ana Tanrıça da ona can veriyor ve böylece insan yaratılmış oluyor."
M.İ.Çığ'ın Ortadoğu Uygarlık Mirası kitabının 168.s.'ndan aktardım.
Üstteki Sumer Yaratılış Efsanesi ile Kur'an ayetleri arasındaki paralelliği sanırım fark etmeyecek yoktur. "Gök ile yerin ayrılması", "Yer yüzünde yaratılanları idare edecek Tanrılar İslam'da melek şeklini almış.", "İnsanın çamurdan yaratılışı." "İnsanın Tanrıların suretine benzer şekilde yaratılışı.", "Tanrının çamura can verişi. (Ruh üfleyişi)."
coolfire
26-10-2006, 15:03
buda eski turklerin yaradılış hikayelerinden... çok uzun biliyorum ama okursaız ilahi din denen dinlerdeki özellikle yasak elma olayına benzer şeylere rastlayabiliyosunuz(10 ve 11. paragraf)... buda dinleri mitlerin doğurduğu konusundaki tartışmalarda önemli bir yer ediyor :wink:
Her şeyden önce su vardır. Yer , gök , ay ve güneş yoktu. İlah Kara Han ( Kayra Han ) ile insan vardı. Her ikisi de birer kara kaz şeklinde , suyun üstünde uçuyorlardı.
Kara Han hiç bir şey düşünmüyordu. O sırada insan rüzgârı icât edip suyu dalgalandırdı, Kara Hanın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin ilahlardan daha güçlü olduğunu sandı, daha yüksekte uçmak istedi.
Ama uçamadı ve suya düşüp dibe doğru dalmağa başladı. Neredeyse boğulacaktı; "Bana yardım et!" diye bağırıp Kara Handan yardım istedi.
Kara Han izin verdi ve insan su yüzüne boğulmadan çıktı. Ondan sonra Kara Han: "Sağlam bir taş olsun!" dedi; suyun dibinden bir taş yükseldi. Kara Han ile İnsan, bu taşın üstüne oturdular. Kara Han İnsana: "Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!" diye emir verdi, insan bu emri yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kara Han'a götürdü.
Kara Han, insanın getirdiği toprağı suyun üzerine serpti ve serperken de: "Yer olsun!..." diye buyurdu. Buyruk yerine geldi, böylece yer yüzü yaratılmış oldu. Kara Han, insana yi-, ne: "Suya dal ve suyun dibindeki topraktan çıkar!.." diye emir verdi, insan suya daldığı zaman, bu sefer, kendim için de toprak alayım, diye düşündü, iki avucuna da toprak doldurdu, birindekini Kara Han'dan gizlemek için ağzına attı, sakladı. Maksadı, Kara Han'dan saklayıp kendine göre bir yer yaratmaktı.
Bu düşünceyle avucundaki toprağı getirip Kara Han'a uzattı. Kara Han, bu toprağı da suyun üzerine serpti ve genişlemesini buyurdu. Ne var ki Kara Han'ın suya serptiği toprak gibi, insanın ağzının içine sakladığı toprak da büyüyüp genişlemeğe başlamıştı. Bunu düşünmeyen insan korktu, soluğu kesilecekti, neredeyse Ölecekti. Kaçmağa başladı. Ama nereye kaçsa yani başında Kara Han'ın varlığını hissediyordu, ondan kaçamıyordu. Çaresiz kalınca yalvarmağa başladı.
Kara Han, insana: "Ağzındaki toprağı ne için sakladın?" diye sordu, insan: "Kendim için yer yaratmak niyetiyle saklamıştım." diye cevap verdi. Kara Han da: "Öyleyse at ağzından da kurtul!" dedi. insan, ağzında sakladığı toprağı attı. Bunlar yere dökülürken küçük tepeler meydana geldi. Bunun üzerine Kara Han: "Şimdi sen artık günahlı oldun" dedi; "Bana karşı geldin, kötülük düşündün. Senden sonra sana uyan, senin gibi kötülük düşünenler, senin gibi kötü kişi olacaklar; bana itaat edenler ise iyi ve temiz düşünceli olacak, onlar güneş ve aydınlık yüzü göreceklerdir. Bundan sonra senin adın Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarım senden saklayanlar ise benim olsunlar!..."
Bu sırada, yer yüzünde dalsız budaksız bir ağaç yeşermişti. Kara Han bu dalsız budaksız ağacı görünce hoşlaşmadı ; "Dallan, yaprakları olmayan ağaca bakmak hoş değil, bu ağacın dokuz dalı birden olsun!..." dedi. Dalsız budaksız ağaç bir anda dokuz dallı oluverdi. Kara Han bunu görünce: "Bu dokuz dalın her birinin kökünde birerden dokuz kişi türesin ve bunlardan dokuz millet olsun!.." dedi.
Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duymuştu. Nedir acaba? diye bakınıp düşünürken vardı Kara Han'a gürültünün sebebini sordu. Kara Han da: "Ben bir Hakanım sen de kendince bir Hakansın. Duyduğun gürültüyü yapan insanlar benim insanlarımdır." diye cevap verdi. Erlik bu milleti kendisine vermesi için Kara Han'a rica ettiyse de Kara Han: "Hayır!" diye karşıladı; "Sen git kendi işine bak!"
Erlik'in canı sıkıldı. "Hele dur bir gidip şu milleti göreyim" diye kalabalığın yanına vardı. Orada, insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha bilmediği bir çok güzel yaratıklar vardı. Erlik: "Kara Han bunları nasıl yarattı acaba? Bunlar burada ne yiyip ne içiyorlar?" dîye düşünmeğe başladı. O düşüne dursun , insanlar ağacın meyvelerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnız bir yanındaki meyvelerden yiyorlar, öte yandakilere ellerini bile sürmüyorlar. Gidip bunun sebebini sordu, insanlardan aldığı cevap ise: "Tanrı bize o yandaki meyvelerden yemeyi yasak etti, biz de bunun için o meyvelerden yemiyor ancak, irin verdiği güneşin doğduğu yandaki meyvelerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, o yasak yandaki meyveleri ye-mememiz için bekçilik ediyor."
Bu cevap Erlik'in canını sıkacağı yerde sevindirdi. Ağacın çevresindeki insanların arasında bulunan Doğanay (Törüngey) denilen bir adam buldu ve ona: "Kara Han size yalan söylemiş. Asıl size yasakladığı meyvelerden yemeniz gerekir; daha tatlıdır, göreceksiniz" dedi. Bu sırada uyumakta olan yılanın ağzına girdi ve yılana ağaca çıkmasını söyledi. Yılan da ağaca çıkıp yasak meyvelerden yedi. Doğanay'ın karısı Ece (Eje) yanlarına gelmişti. Erlik, Doğanay'la Ece'ye de meyvelerden yemeleri için ısrar etti. Doğanay, Kara Han'ın sözünü tutarak yasak meyvelerden yemedi ama karısı Ece dayanamadı, yedi. Meyve çok tatlı-idi. Alıp, kocasının ağzına sürdü o anda Doğanay ile Ece'nin tüyleri dökülüverdi, birden utanmağa başladılar, kaçışıp her biri bir ağacın ardına saklandılar.
Bu işler olurken Kara Han oraya gelmişti, insanların hepsi birden kaçışıp aklınca birer köşeye gizlenmişlerdi. Kara Han: "Doğanay!. Ece!. Doğanay! Ece!" diye haykırmağa başladı. "Neredesiniz?"
Doğanay'la Ece: "Ağaçların arasındayız" diye cevap verdiler. "Sana görünemeyiz. Utanıyoruz."
Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kara Han, bildiği şeyleri duymanın Öfkesi içinde her birine ayrı ayrı cezalar verdi: "Şimdi sen de Erlik'ten bir parça oldun" diye yılana verdi ilk cezasını; "İnsanlar sana düşman olsun, seni görünce vurup, ezip öldürsünler!" dedi.
Ece'ye döndü: "Sen Erlik'in sözüne uydun, yasak meyveyi yedin, öyleyse cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın, doğururken de türlü eza cefa ve acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın!"
Doğanay'a da şöyle diyerek cezasını verdi: "Erlik'in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin. Madem Erlik'in sözüne uydun öyleyse onun adamları onun ülkesinde yaşar, karanlık dünyasında bulunur. Benim ışığımdan mahrum kalır. Benim sözümü dinlemiş olsaydın benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun ve dokuz kızın olacak. Bundan sonra ben insan yaratmayacağım. Bundan sonra insanlar senden türeyecek. Tek başına ne yaparsan yap."
Erliğe de kızdı: "Benim adamlarımı neden aldattın?" diye sordu öfkeyle. ,
Erlik: "İstedim vermedin" dedi; "Ben de senden çaldım. Artık hep çalacağım. Atla kaçarsa düşürüp çalacağım; içip içip sarhoş olurlarsa birbirine düşürüp döğüştüreceğim.. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım."
Kara Han da: "Öyleyse üç kat yerin altında, ayı güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum!" diye Erlik'i cezalandırdı.
Bu iş de bitince bütün insanlara birden ceza verdi: "Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz, benim yemeğimden yemek yok" dedi; "Artık yüz yüze 'gelip sizinle konuşmayacağım. Size bundan sonra Gök Oğul'u (Maytere) göndereceğim."
Gök Oğul gelip insanlara bir çok şeyler yapmasını öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ayrıca ot köklerini, yenebilecek bir kısım otlan yemeyi insanlara öğretti.
Bu böylece sürüp giderken Erlik Gök Oğul'a yalvarıyordu: "Ey Gök Oğul, bana yardım et, Kara Han'dan izin iste, yanına çıkmak dileğimi söyle, yardım et bana!" ,
Gök Oğul, Erlik'in bu dileğini Kara Han'a iletti ise de Kara Han aldırış bilş etmedi; Gök Oğul tam altmış yıl yalvarma-sına devam etti. Bunun üzerine, altmış yılın sonunda Kara Han Erlik'e haber gönderdi: "Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin." dedi. Erlik söz verdi. Bunun üzerine, Kara Han'ın huzuruna çıktı, baş eğdi: "Beni kutsa, bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım" diye yalvardı.
Kara Han buna da izin verdi, îzni koparan Erlik kendisi için gökler yaptı Adamlarını başına topladı, yaptığı göklere yerleştirdi, kendisi de başlarına geçti, çok kalabalık oldular. .
İlâh Kara Han (Kayra Han) ın en sevgili kullarından olan Ulu kişi bu durumu görüp üzülmüştü. Üzüntü içinde düşündü: "Bize bağlı, bizim öz insanlarımız yer yüzünde cefa çekip yoruluyor; Erlik'in adamları ise göklerde keyfedip duruyor. Bu iş, bir işe benzemez."
Bu üzüntülü düşünce içinde, biraz da Kara Han'a gücenmiş olarak, Erlik'e savaş açtı. Ne var ki Erlik daha güçlü çıkıp karşı geldi ve ateşle vurup Ulu kişiyi kaçırdı. Ulu kişi doğrulayıp Kara Han'ın huzuruna çıktı. Kara Han'ın: "nereden geliyorsun?" diye sorması üzerine Ulu Kişi: "Erlik'in adamlarının gökyüzünde oturması, buna karşılık bizim iyi insanlarımızın yer yüzünde yorgun argın yaşamaları ağınma gitti, bu çok kötü bir durum diyerek Erlik'in yandaşlarım yere indirmek göklerini başına yıkmak için Erlik'le savaş etmek istedim. Fakat gücüm yetmedi, o beni kaçırdı" diye üzgün ve ağlamaklı cevap verdi.
Kara Han üzülmemesini söyledi. "Erlik'e benden başka kimsenin gücü yetmez" dedi. "Erlik'in gücü senden fazladır. Ama bir gün gelecek senin gücün Erlik'in gücünden daha üstün olacak..."
Bu söz üzerine Ulu Kişi'nin yüreği "ferahladı rahat rahat uyudu.
Bir gün geldi Ulu Kişi o gün güçleneceğini hissetti. Yine o gün Kara Han Ulu Kişiyi yanına çağırttı ve: "Var git, güçlendin gayri; Erlik'in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni, maksadına ereceksin" dedi. "Kendi gücümden sana güç verdim."
Ulu Kişi önce hayret etti: "Yayım yok, okum yok, kargım yok, yatağanım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik'i nasıl yok edebilirim ben?"
Kara Han, Ulu Kişi'ye bir kargı verdi. Ulu Kişi kargıyı alıp Erlik'in göklerine gitti. Erlik'i yendi, kaçırdı; göklerini alt üst edip kırdı geçirdi. Erlik'in gökleri parça parça oldu yeryüzüne döküldü. O zamana kadar dümdüz olan yer yüzü, o günden sonra kayalıklarla, sipsivri dağlarla doldu. Görklü Güzel Tanrının özene bezene yarattığı o güzel yer yüzü eğri büğrü oldu. Erlik'in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu; ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi; sipsivri taşların kayaların üstüne düşenler öldü; hayvanlara çarpanlar hayvanların ayaklarının altında kaldılar.
Durum böyle olunca Erlik varıp Kara Han'dan kendine bir yer istedi. "Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin, benim barınacak bir yerim kalmadı" dedi. Kara Han Erlik'i yerin altındaki karanlık ülkesine sürdü, üzerine yedi kat kilitler vurdurdu. "Burada güneş ve ay ışığı görmeyesin; iyi olursan yanıma alırım kötü olursan daha derinlere sürerim" dedi. Erlik bunun üzerine: "Öyleyse ölmüş insanların canlarını bana ver; bedenleri senin olsun canları benim işime yarasın" diye bir istekte bulundu. Kara Han : "Hayır, onları da sana vermeyeceğim" dedi; "İstiyorsan kendin yarat." Böylece yaratma iznine kavuşmuş olan Erlik eline bir çekiç, bir körük ve bir örs alarak vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Sırasıyla kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yer yüzünü doldurdu. Sonunda Kara Han gelip Erlik'in elinden çekici, örsü ve körüğü aldı, ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kara Han kadını yakalayıp yüzüne tükürdü. Tükürür tükürmez, kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen tüyü bir işe yaramayan Kurday denilen kuştur.
Kara Han erkeği yakalayıp onun da yüzüne tükürdü, o da bir kuş olup uçtu, adına Yalban Kuşu dediler.
Bütün bunlardan sonra Kara Han, insanlara: "Ben size mal verdim, aş verdim; yer yüzünde iyi, güzel, temiz ne varsa verdim, yardımcınız oldum, siz de iyilik yapınız. Ben göklerime çekileceğim, belki bir daha dönmeyeceğim." dedi. Arkasından yardımcı ruhlarına: "Gün Aşan, sen, içki içip aklını yitirenleri; körpecik çocukları, kısrak yavrularını inek buzağılarını koru, onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al, intihar edenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızlan, başkalarına düşmanlık edenleri koruma. Benim için, bir de Hâkanları ile Yurtlan için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.
İnsanlar! Size yardım ettim, sizden kötü ruhları uzaklaştırdım. Onlar insanlara yaklaşırlarsa insanlar onlara yiyecek versinler, ama o kötü ruhların yemeklerinden yeme-sinler, yerlerse onlardan olurlar. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum ama yine geleceğim beni unutmayınız, geri gelmez sanmayınız. Tekrar geldiğimde iyiliklerinizin ve kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ, Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar, sizlere yardımcı olacaklar.
Ağca Dağ! Gözlerini dört aç! Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi'ye söyle, o güçlüdür. Gün Aşan, sen de iyi dinle, kötü ruhlar yerin altındaki karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar, çıkarlarsa hemen Gök Ogul'a git ve haber ver, ona güç verdim, kötü ruhları kovar.
Alma Ata ayı ve güneşi bekleyecek. Ulu '"işi yer yüzünü ve gök yüzünü koruyacak Gök Oğul ise iyilerden kötüleri uzaklaştıracaktır."
Bunlan söyledikten sonra Kara Han uzaklaştı.
Ulu Kişi Kara Han'ın öğütlerini bir bir yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı; tüfeği barutu icât etti, sincap o vurdu.
Sonra bir gün geldi Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı:
"Bugün beni rüzgâr uçuracak, alıp götürecektir!"
Ulu Kişi'nin dediği gibi rüzgâr geldi, aldı Ulu Kişiyi uçurdu götürdü. Ağca Dağ bunun üzerine insanlara: "Ulu Kişi'yi ilâh Kara Han yanına aldı. Onu bulamazsınız artık, beni de bir gün gelecek yanına çağıracak, nereye isterse oraya gideceğim. Siz öğrendiklerinizi unutmayın, Kara Han böyle istedi" dedi.
İnsanlar kendi hâline bırakıp o da gitti.
Coolfire katkın için teşekkür ediyorum. Ama keşke biraz özet şeklinde yazsaydınız. :)
BABİL YARATILIŞ EFSANESİ
Evrende ilk önce üç türlü su var. Biri tuzlu, adı Tiyamat. İkincisi tatlı, adı Apsu. Üçüncüsünün nasıl olduğu belli değil, o da Mummu adında.
Mummu ile tatlı su Apsu, Bilgelik Tanrısı Ea'nın yaverleri, ondan bilgi ve hikmet alıyorlar. Tiyamat ile Apsu karı koca. Onlardan Tanrılar ürüyor.. Bunların başında Gök Tanrısı Anu (Sumer'de An), Yer veya Bilgelir Tanrısı Ea (Sumer'de Enki) geliyor.
Tanrılar çoğaldıkça işleri ve dolayısıyla gürültüleri artıyor. Bu da Tiyamat ve Apsu'yu rahatsız ediyor. Apsu ve Mummu, Tiyamat'a bunların yok edilmesini öneriyorlar. Ea bunu haber alınca Marduk ve karısı Tunika'yı yaratıyor ve Apsu'yu zararsız hale koyuyor. Tiyamat bir deniz ejderi Kingo ile evleniyor. Tanrılar ikiye ayrılıp savaşa hazırlanıyorlar. Ea ile onun taraftarları Tiyamat'a karşı duramıyorlar. Marduk ortaya atılıyor. Eğer Tiyamat ve yandaşlarını yenerse Tanrıların başı olmak koşuluyla savaşacağını söylüyor. Tanrılar bunu kabul edip ona çeşitli güçler veriyorlar. Onu rüzgar ve şimşekle donatıyorlar.
Tiyamat Marduk'u yutmak üzere ağzını açtığında Marduk rüzgarı içine dolduruyor ve üzerine bir ağ atıyor. Ok ile kalbini parçalıyor ve vücudunu ikiye bölüyor. Onun yarısı gök, yarısı yer oluyor. (Başlangıçta su olan Tiyamat ikiye bölünüp yer ve göğü oluşturuyor, İslami inanışla ve diğer destanlardakine paralel bir efsane) Bundan sonra göğe güneşi, ayı yıldızları koyuyor. Tiyamat ile birlikte öldürdüğü Kingo'nun kanı ve damarlarından insanı yaratıyor. (İnsanın Tanrıya benzerliği bu efsanede de var) Böylece marduk gögün ve yerin hakimi oluyor. Bundan çok memnun olan Tanrılar, Marduk'a gökte Esagila mabedini, Babil'de de onun bir benzerini yapıyorlar. Marduk'a da 50 ad veriyorlar. (Allah'ın esma-ül hüsnası gibi)
exclusive
28-10-2006, 14:39
Zuni (Güneybatı ABD Kızılderilileri) Mitolojisi
Zuni mitolojisinde Awonawilona yaratıcı tanrıdır. Bulut ve okyanusları yaratır. Okyanus yeşil alglerle kaplıydı, bunlar sertleşip yarılmış ve gök-baba Awitelin Tsita ile dünya-ana Apoyan Taçu'yu oluşturmuştur. Awitelin Tsita ile Apoyan Taçu Dünya'daki tüm yaşamın ebeveyni, sebebidirler.
İnanışa göre ilk insanlar yer altı dünyasındaki dört mağaradan gelmiştirler. Arz su ve canavarlarla kaplı tehlikeli bir yerdi. Güneş'in çocukları insanlara acımış ve arzı yıldırımlarla kurutup sertleştirmiş, onların zamanına (yani bugüne) kalan hayvanlar dışındaki çoğu hayvanı taşa dönüştürmüştürler. Böylece arz insanlar için yaşanabilecek, uygun bir yer olmuştur.
Kızılderili'ler Ortadoğuya uzak olmaları sebebiyle epeyce farklı bir mit çıkmış ortaya. Teşekkürler Ex.
exclusive
28-10-2006, 16:01
Aslında daha fazlasını bulmaya çalıştım ama ancak bu kadarını bulabildim. Şu dünyada canavarların dolaşması ve dünyanın insan için uygun bir yer haline getirilmesi amacıyla bu canavarların taşa dönüştürülmeleri kısmı çok ilginç.
Bence bu bi mucize. Kızılderili mitolojisi dinazorlara ve bunların fosilleşmesine işaret etmiş. Harun yahya daha iyisini bilir tabii, mesela 4 mağara hikayesi de kesin bişeye işaret ediyodur da benim aklım yetmiyo o kadarına :D
exclusive
28-10-2006, 16:17
Mısır Mitolojisinde Yaratılış.
Mısırlılar başlangıçta evrenin kaosun kara sularıyla dolu olduğuna inanırlardı. İlk tanrı, Re-Atum, aynı Mısır karasının Nil'in taşan sularından her sene ortaya çıkışı gibi sudan (yükseldi ve) ortaya çıktı.
Heliopolis yaradılış efsanelerine göre , Atum/Ra tek bir erkek tanrı olduğu için , ancak masturbasyon yolu ile başka varlıkları meydana getirmiştir. Piramit metinlerine göre , Atum/Ra “ erkeklik organını elleri arasına alıp , fışkırtarak ikizleri meydana getirdi : Şu ve Tefnut .”
Adını “kaldırmak” anlamına gelen bir sözcükten alan Şu, Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır. Şu, havayı sembolize etmektedir.
Tefnet ise Şu’nun ikiz kardeşi olduğu gibi aynı zamanda karısıdır. Kökeni daha eskiye hatta Güneş kültüne dayandığı zannedilen Tefnet daha çok havadaki nemi ve yağmuru sembolize eder. Bazı metinlerde kardeşi Şu ile beraber , Güneş’in doğuşundan itibaren gökyüzünü taşır.
Şu ve Tefnut'un iki çocuğu olduğu zaman dünya yaratıldı: Nut (gök) ve Geb (yer). Şu ve Tefnut karanlıklarda gezerken kaybolunca insanlar yaratıldı. Zira Re-Atum gözünü onları aramaya gönderdi ve onlara kavuştuğunda döktüğü sevinç gözyaşları insanlara dönüştü.
http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r_mitolojisi
http://www.hermetics.org/Eski%20Misir.html
K.C., başlığını biraz geç gördüm. Yaratılış öyküleriyle ilgili ilk yazında birşey dikkatimi çekti. Daha önce burdaki bir ayrıntıyı düşünmemiştim.
Bu suyun Nammu adında bir Tanrıçası vardı. (benim notum: İlk Sumer döneminde Anaerkil bir yapı vardı. Hatta kadınların çok eşliliği söz konusuydu sanırım bunun etkisiyle Tanrılardan ziyade Tanrıçalar revaçtaydı)
Anaerkil dönemde tanrıçaların tanrılarla eşit hatta doğurgan/yaratıcı güçlerinden dolayı daha yukarda olduğunu biliyoruz. Ancak senin yazını okurken "su" konusu aklıma takıldı. Gerçekten birçok yaratılış öyküsünde başlangıçta su vardır. Bu bir "arketip" olarak dünyanın birbirinden uzak köşelerindeki destanlarda bile karşımıza çıkar.
Önce "arketip" sözcüğünü açıklayayım. Daha önce yazmıştım ama unutulmuş olabilir. Eliade, birbirinden farklı ve uzak topluluklarda benzer öykülerin çıkmasını "arketip"lerle açıklar. İnsanların benzer tarzda sembolize etme özelliğinden kaynaklanır bu. Psikolojinin ve psikanalizin gelişmesiyle bugün "arketip"ler hakkında daha da fazla bilgimiz var. Tufan öyküsü tipik bir arketipdir. 300 değişik toplumda tufan öyküsü var ve aslında yokoluş ve yeniden doğuşu sembolize eden bir doğal felaket anlatımıdır. Her tufanda gemi yoktur ama doğal felaket vardır.
Peki "su" ne anlam taşıyor. Buna cevabı da yine psikanalizden bulabiliriz. Freud'un rüyalar üzerine 2 ciltlik son derece ilginç bir çalışması var. Rüyalarda kullanılan sembolleri çözümlemeye çalışıyor. Hastalarını kendi rüyalarını yorumlayabilmeleri için eğitip iyileştirmiş bu şekilde. Freud'a göre rüyalarda su görmek genellikle "doğum"la ilişkilidir.
Çeşitli mitolojilerde de hep "başlangıçta su var"dır. Başlangıçta su olmasının sembolik anlamı ise toplumun anadan gelmesidir. Evet hepimiz ana rahmindeki sudan geldik. Sonradan yumurta, alak şeklinde biçimler de alıyor bu tabii. Kuran'da insanın "alak"tan yapılması tabiri, muhtemelen eski anaerkil arap inanışlarından kalma birşey.
Su aynı zamanda arıtıcı da bir güç. Su ile arındırma hıristiyanlıkta vaftiz, İslam'da abdest biçimini almadan önce de var. Doğan çocuklar yüzlerce değişik kültürde suya batırılıyor.
Yaratılış efsaneleri konusunun biraz dışına çıktım ama bundan sonrakilerde yine yaratılışa dönerim.
ESKİ MISIR YARATILIŞ EFSANESİ
İlk önce bir ruh şeklinde olan Ra geniş bir boşluğa yayılmış. Bir zaman sonra Ra kendisinin benzerini görüyor vee ona 'Amon' diyor. Bu evrenin ışığı ve bilinci oluyor. Onun yaratma gücü ile Shu Hava Tanrısı Tafnat da Ateş Tanrıçası oluyor. Shu, yani Hava Tanrısı, uçsuz bucaksız su olan Nunu'dan yumurta şeklinde çıkan tepeyi ikiye bölüyor. (Benim notum: lütfen bu yumurtanın bölünmüş halini tasavvur edin. Üstte kalan kısım sizce de bir kubbeye benziyor mu? Gök kubbe? :) ) Üstü Tanrı Nat adı verilen gök, altı Geb adı verilen Tanrıça oluyor. Bundan sonra Amon-Ra Yeraltı Tanrısı Osiris ile sevgi, güç ve bereket veren Tanrıça İsis'i var ediyor. Bundan sonra Selh adlı yok edici Tanrı ve Neftis (Nephthiys) adlı İsis'e yardımcı Tanrıça yartılıyor. Görüldüğü gibi Havva'nın kız erkek ikiz çocuklarını andırıyor bunlar. Amon-Ra daha sonra her çeşit canlıyı çift çift yaratıyor. (notum: Çift yaratma Kur'an'daki ayetlerle paralel bir hikaye) İnsanlar da onun gözyaşlarından meydana geliyor. (gözyaşı yani sudan yaratma)
* * Bir başka efsaneye göre ise Khnum adındaki Tanrı insanları çamurdan yaratıyor. (Cyrus Gordon. The Commen Background of Greek and Habrew Civilizations, Canada 1965, s.62) (Kur'an'da insanın yaratılışı ile ilgili farklı bilgiler bulunması (su, nutfe, çamur, toprak, balçık gibi) efsanelerdeki farklılıklardan kaynaklanıyor sanki)
FENİKE YARATILIŞ DESTANI
Başlangıçta çetin bir rüzgarla kaos vardı. uzun süre sonra bu ikisi birbirine karıştı ve yumurta biçiminde bir kitle meydana geldi. Bu da ortadan ayrıldı. Gök, yer, yıldızlar ve hayvanlar böylece yaratılmış oldu.
Her iki efsanede de yumurtanın ortadan ayrılmasını görüyoruz. Böyle bir yumurtanın üstte kalan kısmı gerçekten gök kubbe tasvirine uygun. Gerçekte kubbe şeklinde olmadığını bildiğimiz bir gök için neden böyle bir isim kullanıldığını bence bu efsaneler çok güzel izah ediyor.
Mürselat suresi:
* * * * 8. Hani o yıldızlar silindiği vakit. *
* * 9. o gök kubbe açıldığı vakit, *
* * * 10. dağlar savrulduğu vakit,
İRAN YARATILIŞ EFSANESİ
Ahura Mazda iki ruhu olan bir Tanrı. Ruhun biri iyi, diğeri kötü. Bu Tanrı önce göğü, sonra suyu, sıra ile dünyayı, bitkileri, davarı, insanı, son olarak da kendisini yaratıyor. *
(Buradaki Tanrı tasviri de, yaratılanların sırası da İslamdakine oldukça benziyor. En son kendisini yaratıyor derken bir çelişki varmış gibi görünüyor. Ben onu 'en son kendi bedenini' yaratıyor şeklinde yorumladım. Kendisi baştan beri iki ruhlu bir tanrı. Sonradan yaratılan, kendisinin belki görünürlüğünü sağlayan bir şekil, bir beden olabilir)
Gök bir yumurta şeklinde parlak bir maden. Tepesi sonsuz aydınlık olan gök, sanki bir ev veya kale gibi. Herşey bunun içinde yaratılıyor. Gök bir yere dayanmıyor. Yer, yumurtanın sarısı gibi onun içinde.
(işte bu cümleler Kur'an'da olsaydı dünyanın bir küre şeklinde olduğunu bin yıllar önce Kur'an söylemiştir diyebilirdik rahatlıkla. Kuran değil ama İran mitolojisi söylemiş. Burada benim dikkatimi daha çok çeken kısım ise 'Gök bir yere dayanmıyor' cümlesi. Bu şimdiki bilgilerle bize çok olağan gelen hatta aksi düşünülemeyen bir durum. Ancak Kur'andaki 'göklerin direksiz oluşu' bir mucize gibi gösterilirken sanırım bu direksizlik durumunun ilham kaynağı İran Yaratılış destanındaki '
Gök bir yere dayanmıyor' cümlesi olabilir. Normal bir akılla düşünüldüğünde, veya bu konuda hiçbir bilimsel bilgisi olmayan bir kişi göğe baktığında 'yahu bu direksiz nasıl durabiliyor' gibi bir cümle sarfetmez zannımca. Kur'an'daki bu cümlenin kaynağının eski inanışlar olduğunu düşünüyorum ki bu efsane de onlardan biri.)
Göğün özünden su yaratılıyor. Bu suyun içinden de yer. Sonra madenler, dağlar yerden yükseliyor. Sonra bitkiler çıkıyor. Göğün ışığı ve tazeliğinden de insan ve boğa yaratılıyor. Ahura Mazda'nın ilk yarattığı insan Gayomart, güneş gibi parlıyor ve uzunluğu ile genişliği eşit. Bunun tohumundan kadın ve erkek var oluyor. Fakat Gayomart kötü olan Ahriman tarafından öldürülüyor. Ölünce tohumları dökülüyor. Bunun bir kıbmını yer alıyor. Bu tohumlar 40 yıl yeraltında kaldıktan sonra bitki gibi, kadın, erkek olarak yerden çıkıyor.
(Bu kısmı Fâtır suresi 9. ayetine benzettim: *Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yer yüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.) *
İnsan şekline gelince Ahura Mazda onlara "Siz insan ve yerin annesi, babasısınız. Aklınızla ve doğrulukla çalışın, düşünün, konuşun ve ne iyi varsa onu yapın, cinlere ibadet etmeyin!" diyor. Onların da 50 yıl sonra çocukları oluyor.
(S.N. Kramer. Mythologies of the Ancient World içinde M.Y. Dresden, "Mythology of Ancient Iran" New York 1961, s.333)
Her iki efsanede de yumurtanın ortadan ayrılmasını görüyoruz. Böyle bir yumurtanın üstte kalan kısmı gerçekten gök kubbe tasvirine uygun. Gerçekte kubbe şeklinde olmadığını bildiğimiz bir gök için neden böyle bir isim kullanıldığını bence bu efsaneler çok güzel izah ediyor.
-----------
* * * * Burada izin verilirse gene bir ekleme yapmak istiyorum.Tüm ilkel mitolojilerde yumurta dişiligi simgeliyor.Yumurtanın ayrılıp dogumun ortaya çıkması ya da yaratılışın olmasını bu baglamda ele almak gerekiyor.
* * * * *İnsanlar doganın haricinde hiç bir şey gözlemleyemediler.Tüm inanç biçimleri de dogaya ve onun işleyişine uygun olarak gelişti.İlkel insanın ilk gözlemledigi şey toprak sonra da yumurta.Bitkiler topraktan çıkıyor toprak ve onun yarattıklarıdır yaşamı götüren ve aynı toprak dogum yaşam ve ölüm sarmalının en bariz uygulayıcısıdır.Bu yüzden her halkın inanışında toprak bir tanrıçadır.Ana dır.Çogu mitolojide de ana tanrıçadır.Gök ise erildir ve tanrıdır.
* * * * * Dogum sarmalını yaradılışı en iyi yumurta simgeler.Yumurta kırılır ve içinden yaşam fışkırır.Bu yüzden her dinde dişiligi simgeler yumurta.
* * * * * Erkek ise sudur.Sudur topragı dölleyen ve bereket getiren.Özellikle eski Mısır söz konusu olunca bu daha barizdir.Çünkü topragı dölleyen Nil dir.Nilin taşkınlarıyla *Mısır 'a bereket gelir.Bu yüzden Osiris Nil tanrısıdır yeraltı suları ile döller topragı.İsis ise toprak tanrıçasıdır,toprak ile özdeşir bereket verir.Eski Yunan da toprak ana Gaia dır.Dölleyici erkek ise her şeyin babası Oceanus tur.
* * * * * *Bu yüzden Plutarkos un anlattıgına göre Mısırda papazlar toprak ile suyu altın bir kutu içinde karıştırırlar.Acanthus ta topragın bereketli nemle gebe bırakılışını simgeleyen bir dinsel törenle delik deşik bir fıçıya her gün 360 külkabıyla Nil in suyunu doldururlar.Burada toprak İsis su Osiris tir.
* * * * * * saygılarımla
--KADININ VE ERKEGIN YARADILISI--
-KADININ YARADILIŞI-
Allah, yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı, rüzgarın kararsızlığını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi.
Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı.
Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı. Yarattığı kadını erkeğe armagan etti.
-ERKEGIN YARADILISI-
Allah, kaplumbağanın yavaşlığını, boğanın bakışını, fırtına bulutlarının kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı, sülüğün yapışkanlığını, kedinin nankörlüğünü, hindinin kabarışını, gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi.
Bunlarin üzerine, bukalemunun
şıpsevdiliğini, sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı.
YARATTIGI ERKEGI, ADAM ETSIN DIYE KADINA VERDI. *
* *
Aman arkadaşlar alınmayın lütfen. Nükte yapmış bulunmaktayız "YARADILIŞ" kavramına. Bir de başka bir versiyondan bakma latifesi:) Saygılarımla.ilge
Değerli arkadaşlar üstteki YARADILIŞ Hint mitolojisinden alınmadır bilginize deyip bir yorum yapmak isterim:
Bu hintli erkekler de ne kılıbıkmış kadını o kadar yüceltmişler kendilerini küçültmüşler.
En güzeli İslam felsefesi. Mitolojiler falan tırs gelir tırs gider. Allah erkeği üstün yaratmış. Bu kadar basit. *:lol: Saygılarımla.ilge.
Dip not: Bugün iyi günümdeyim çok mail atacağım. Hafta içine depolama işlemi. :lol:
Tanrı yarattığı erkeği, adam etsin diye,kadına bıraktı...
Beni Türk kadınlarına emanet edin..
Allah korusun.. :lol: Mitolojiyi yazan kesin kadınlardır (Erkek dilince) *:lol:
Yine saygılar bizden. ilge.
Hamiş: Dedimya iyi günümdeyim.. :lol:
İlgee arkadaş,
yukarda yazdıkların Hint mitolojisinden değil, ama daha çok islami arkadaşlık sitelerinde uydurulmuş bir yazı gibi duruyor. Hint mitolojisi derindir, enteresandır ama öyle "Allah" diye bişey yoktur bir kere. Bir sürü tanrı vardır *Yukardaki metinin tamamen uydurma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
İlgee arkadaş,
yukarda yazdıkların Hint mitolojisinden değil, ama daha çok islami arkadaşlık sitelerinde uydurulmuş bir yazı gibi duruyor. Hint mitolojisi derindir, enteresandır ama öyle "Allah" diye bişey yoktur bir kere. Bir sürü tanrı vardır *Yukardaki metinin tamamen uydurma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Eh Sargon kardeş aşağıdaki linke bakalım mümkünse..
Sargon kardeş Hint mitolojisinden aldığım yukarıdaki alıntının link adresi aşağıda belirtilmiştir. Bilginize.
http://www.toplumdusmani.net/modules/newbb/viewtopic.php?topic_id=961&forum=7
Bu durumda HİNT mitolojisini yazmak farz oldu. :)
HİNT MİTOLOJİSİ
Tanrı, kozmik bir sudan göğü ve yeri yaratıyor. Aynı zamanda İndra'yı bu sudan var ediyor. İndra, Sama adlı bir içkiyi içerek güçleniyor, öyle büyüyor, genişliyor ki, bitişik olan gök ve yer ayrılılarak birbirinden uzaklaşıyor. Arayı da İndora kaplıyor. Bu arada diğer Tanrılar yaratılıyor. İnsanın nasıl yaratıldığı belli değil.
Bir başka söylenişe göre evren Tanrıların kurban ettiği ilk insan Puruşha'nın vücudundan çıkmıştır. Bu varlığın başı gök, burnu hava, ayakları dünya, diğer organları da dört sınıf ve bölgeyi oluşturmuş. Güneş ve atmosfer de ondan vücut bulmuş.
S.N. Kramer, Mythologies of Ancient World içinde W. Norman Borew, 'Mythology of İndia."
Başlamışken uzakdoğu ile devam edeyim.
ÇİN YARATILIŞ EFSANESİ
Bu kaynak MS 3. yüzyılda yazılmış. Gök ve yer bir tavuk yumurtası gibi bir arada. Bundan Pan-ku çıkıyor. 18 bin yıl sonra bu dağılıyor. Parlak ve ışıklı olan göğü, ağır ve karanlık olan yeri meydana getiriyor. Tekrar 18 bin yıl geçiyor, gök her gün on ayak yukarı çıkıyor, yer her gün on ayak sıklaşıyor.. Bunların arasındaki Pan-ku da her gün on ayak genişliyor. Böylece gök ve yer arası bugünkü uzaklığa ulaşıyor. (90 bin li = 30 bin İngiliz mili).
Pan-ku ölüyor. Onun soluğu rüzgar ve bulutu, sesi gök gürültüsünü, sağ ve sol gözü güneş ve ayı, kolları bacakları dünyanın dört köşesini, parmakları beş büyük dağı, kanı nehirleri, damarları ve kasları dünyanın katmanlarını, saçları ve sakalı burçları, derisi ve kılları bitkileri ve ağaçları, dişleri ve kemikleri madenleri ve taşları, ilikleri altın ve kıymetli taşları, teri yağmuru oluşturmuş. Rüzgarın vücuduna koyduğu parazitlerden de insanlar meydana gelmiş.
(3. Y.Y.'da parazitin biliniyor olması bana ilginç geldi. İnsanların dünyaya kıyasla parazit kadar küçük olduklarının tespiti de ayrıca ilginç ve taktire şayan. Parazitten meydana gelmiş olmamız ise sanki Evrim teorisini destekler nitelikte. :) )
Çin'in diğer bir efsanesine göre Nü-kua adlı bir Tanrıça sarı toprağı sıkıştırararak ilk insanı yapıyor. *Bu iş o kadar hoşuna gidiyor ki, bu kez çamuru yığıp üzerine ip çekiyor. Böylece çamurdan birçok insan oluşuyor. Bu yüzden zengin ve asil adam sarı topraktan, fakir ve asil olmayan da çamurdan meydana gelmiş sayılıyormuş.
Derk Badde, "Myths of Ancient World"
Sn. ilgee,
verdiğiniz linkte Hint Mitolojisi yok. Ya da ben bulamadım.
Daha ayrıntılı bir link verir misiniz?
spartacus
13-11-2006, 10:52
[quote:d8d51637a5="Dilaver"]Erkek ise sudur.Sudur topragı dölleyen ve bereket getiren.Özellikle eski Mısır söz konusu olunca bu daha barizdir.Çünkü topragı dölleyen Nil dir.Nilin taşkınlarıyla *Mısır 'a bereket gelir.Bu yüzden Osiris Nil tanrısıdır yeraltı suları ile döller topragı.İsis ise toprak tanrıçasıdır,toprak ile özdeşir bereket verir.Eski Yunan da toprak ana Gaia dır.Dölleyici erkek ise her şeyin babası Oceanus tur.[/quote:d8d51637a5]
Bu noktaya iyi dikkat etmek lazım. Evet Toprak dişil, Gök eril bu yaratılış efsanelerinde.
Sümerler'de ise önce su vardır Nammu, suyun Tanrıçası değil Sevgili K.C. suyun kendisi gibi.
Sümerlerde ilk büyük Tanrı ve Tanrıçalar var ve efsanelerde görülür ki, Tanrı ve Tanrıçalar doğumculdur, yani doğarlar, doğururlar. Nammu bir dağ doğurur(evet bildiğimiz doğum)...
Efsanelerin evveli daha çok anaerkilmiş gibi görünüyor, sebebi ise kutsal doğum. Ancak giriş bölümünde öyle bir görüntü olsada gelişme bölümünde görüyoruz ki, Kral Tahtına Enlil yaşlı babasından devralarak geçiyor, yani arada sayfalarca sözcük yok. Bilgelik Tanrısı ise Ea(Enki) aynı zamanta Su Tanrısıdırda-ve suyun oğludur ayrıca-? Ziusudra'yı(Nuh) uyaranın ve her şeyin çiftinden alması için seslenenin yine Enki olması bir rastlantı değildir yani Nammu, su olmak ile anaerkil olmayı göstermiyor, aksine oda yönetilmektedir. Ataerkil toplumda doğum yine vardır, süreğendir, değişen ise doğuma sahip olmak faktörüdür, böylelikle doğuma sahiplik-hükmetmek güç ve idare noktasında eril olmuştur.
Sümerlerde tanrılar erki panteon şeklinde ve taht her zaman eril olmuş. Sümer yaradılış efsanesi bu anlamda anaerkil değil, ataerkildir.
Toplumların ve dini teorinin dahilinde kadınların kaderi ile toprağın kaderi birdir demiştim. İnsanlığın yerleşik hayata geçmesinin en önemli koşulu ve bu koşulu oluşturan toprağa sahip olmak yani mülkiyettir. İnsanlığın bu mülke sahip olduğu dönemlerde ve bilhassa MÖ 4000 ler, anaerkil olamazalar, çünkü artık topraka n a özgür değildir, tabi toprağın temsil ettiği kadında özgür değil artık onun bir sahibi vardır ve sahiplik erildir. Erken efsanelerde(sümer) bir geçiş süreci(ataerkile) döneminin izleri vardır
Anaerkil toplum yapısının çökmesinin nedenini anlamak için toprağa bakmak yeterlidir. Ataerkil toplum yapısından kurtulmanın ise olmaz ise olmaz tek koşulu toprağın(tanrıçanın) özgürlüğüdür. Bu konuda tüm yaradılış efsanelerinde ve teolojide toprak ile kadın arasındaki bağı-denkliği rahatlıkla görebiliriz.
Toprak = Kadın
Gök = Erkek
Ataerkil = Gök yerin ki ayrıca suyunda sahibidir ona hükmeder.
İslamiyette neden Allah Göğün 7. katındadır, belli değil mi?
Bir dip not: Sümerlerin Cenneti Dilmun İranın batısında kalıyordu. Burası ise muhtemel Umman bölgesidir. İngilizce Oman.
Burada dikkati çeken ise, Nammu kelimesi ile Umman kelimesi arasındaki benzerlik, tersinden okuyunca aynılık ve ayrıca Umman kelimesinin anlamının derya-deniz olmasıdır? Garip mi değil mi?:)
Sümerler'de ise önce su vardır Nammu, suyun Tanrıçası değil Sevgili K.C. suyun kendisi gibi.
Sümerlerde ilk büyük Tanrı ve Tanrıçalar var ve efsanelerde görülür ki, Tanrı ve Tanrıçalar doğumculdur, yani doğarlar, doğururlar. Nammu bir dağ doğurur(evet bildiğimiz doğum)...
---------------------------
Sevgili Sparta,
Ben Samuel Noah Kramer'in yalancısıyım. Belki de Muazzez İlmiye Çığ'ın yanlış bir tercümesidir. Bilemiyorum. :)
Nammu = su = Tanrıca. Suyun bizzat kendisi Tanrısal bir sıfata sahip, Dağı su doğurmuştur. Doğru mu anlamışım?
Diğer açıklamalarından çıkardığım sonuç ise Cennet'in dişi olduğu. *:roll:
Sevgili K.C.
Kramer'in Sumerlerle ilgili Turkce olarak cikan kitaplarini okumustum ama dogrusu "Mythologies of Ancient World" adli kitabindan haberim yoktu. Ingilizcesini internetten gordum. Acaba turkcesi var mi yoksa sen mi ceviriyorsun?
Ayrica su ve yumurta uzerinden yapmis oldugun aciklamalar da oldukca ilginc. Gercekten de bir tur arketip kesfetmis durumdasin. Yani farkli kulturlerdeki benzer semboller birbirinden aktarma olmak zorunda degil. Bu arketipleri daha cok arastirmamiz lazim.
Sevgili Spartakus,
bu Dilmun'la bir zamanlar ben de ugrastim. Hatta Kramer bi kitabinda dipnot olarak Dilmun'la ilgili bazi yeni bulgularin simdiye kadarki dusunceleri degistirebilcegini soyluyordu. Ona gore baslangicta Dilmun Hindistan olmaliydi. Simdilerde Dilmun'un Bahreyn adasi olmasi gerektigi kesinlesmis gibi.
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=7308
Anaerkillik konusunda haklisin. Sumerlerde anaerkillik kalintilari bile oldukca zor gorunuyor. Belirgin sekilde ataerkiller. Anaerkillik cok daha eski donemlerden kalma, yerlesik hayata uzun sure gecmeyenler biraz daha gec gecmislerdir ataerkillige. Onlardan daha net gorulebilir bence. Sumer, Misir, Hint uygarliklarindan bakildiginda anaerkilligi gorebilmek daha zor.
Sevgili ilgee,
verdigin link gibi onlarca link var internette ama hepsi de dedigim gibi arkadaslik siteleri falan. Bunlar ana kaynak degil yani. Hint uygarligi ve mitolojisi hakkinda az bir bilgi bu yazilarin birileri tarafindan uydurulmus oldugunu anlamaya yeterli.
spartacus
13-11-2006, 14:10
Sevgili K.C. bazı şeyler benim kurgularımdır, yani okuduğum kitaplarda yazmıyor, ben sadece bağ kurmaya çalışıyorum. En altta Kur'an ile Enki arasında kurduğum bağı ifade edeceğim, kısaltırken zorlandığım için kesik ve karışık gelebilir.
Tarih Sumer'de Başlar, *S.Noah Kramer s.64-69, arası, uçsuz bucaksız tanrıça, Nammu yani suyun kendisi. Umman da su ve garip Nammu-ummaN benzerlik şaşırtıcı, ayrıca bunada temas ettim, biraz beyinimizi yoralım istedim, Sümerler açısından kelimeler ile özel ilgileniyorum, efsaneleri bıraktım artık kelimelerin peşine düşmeyi düşünüyorum :)
http://www.islamiyetgercekleri.org/yaratilis.html#27
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya
Sümerce, An kelimesi Gök demek, onu ise An temsil ediyor, Anna kelimesi a n a demek ve Tanrı An ın anna kelimesinin başında gelmesi garip değil mi, Anna= An'ın annesi gibi düşünüyorum? *Enlil'in kızı Nanna, İnanna(İştar-Babil) daki annalar oradan geliyor olsa gerek.
O dönemin kralı ise An görünüyor, ancak ilk çıkış gerçekten bir doğum. Sonrası ise An'ın tahtı oğulu(ul'u) Enlil'e bıraktığı görülüyor, yaratılma ile ilgili ise Enlil'in oğlu Enki öne çıkıyor. En-ki deki "ki" beni hep düşündürmüştür. An-Ki olabilir mi bu derim bazen, Enlil tarafından babası ve annesinin isimlerinin birleşimi olarak konmuş bir isim?
Ki yer demek ise, An gök demek ise, Enki, aslında yerlerin efendisi değilmidir, Efsanelerde Enki yaratılış konusunda her zaman önde gitmektedir, hatta en çok adı geçen tanrıdır da?
...
En-lil ise An-lil olamaz mı? Olursa Lil demek sümerce yel, fırtına, hava demek değil mi?
Ayrıca Lil demek hava demeksede, yıl demektirde, bu ise sümerlerin havaya yani gökyüzüne bakarak yılları belirlemesi mantığından değil mi?
...
Enlil ise doğal afetlerin, doğa olaylarının tanrısı olmakla, en çok kurban almış olan Tanrı olarak ortaya çıkıyor. Babilde ise bu tanrının özdeşi Bel'dir, Fenikelilerin(Kenan'i) özdeş olanı ise bana göre El tümleşik ifade ile El-ilah dır, ve ortada bu tanrının kurbanı çok sevdiği, o yüzden insanda dahil çok kurbanlar verildiği gerçeği vardır. İnsanlar bereket ve yaratım için sanırım en çok Enki ye yalvardılar, ama korkularını bastırmak için Enlil'e (Bel, Baal, Bal, El, El-ilah, Eloah, Ellah) ibadet ettiler, kurban kestiler, diz çöktüler...
Aşağıdaki linkteki resim sanırım bir şeyler anlatıyor.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Bearded_man_Uruk_Louvre_AO5718.jpg
An(tanrı) zamanla Enlil ile sanki özdeşleşmiş, garip ve göklerin efendisi haline gelmiş. An demek Gök demek ise Enlil onun efendisi oluyor?
...
Toprak dişil gök erildir, o yüzden An(gök) demek oluyor. Efsanede diyor ki göğü An yeri ise Ki(Tanrıça) ve Enlil alırlar. Bu anlamda "ki" demek yer demekde oluyor, Enlil ise görüyoruz ki hem sonradandır, hemde daha çok yer güçlerinin efendisidir(Tufan, taşkın, deprem vs). Suyun ve bilgeliğin Tanrısı ise Enki'dir. Dicle ve Fırat nehirlerinin oluşumuna bir örnek :)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Enki
An kelimesi daha sonra Anu olmuş, kullanımda böyle görünüyor, ama aslı An dır..
Lil=Fırtına, rüzgar, yel, yıl.
Ki = Hem yer demek ama hemde Yapmak, kılmak anlamı var.(bu anlamda Tanrıça olarak Ki kullanımı sanırım doğumdan(doğum "yapmak") geliyor, yani dişil)
Kir,Kiri, Kur= Yer, "toprak" anlamına geliyor.
Anna = Anne
E-Anna=A n a evi
Numun=tohum demek.
Nummun=Su, Meni suyu
Nammu = Dağ doğuran Tanrıça, su.
...
Benzerlik var mı, peki anaerkil mi acaba yoksa ataerkil mi, Nammu ile Nummun arasındaki bağ ve ortak özellik farklı bir şey mi? Peki ya dicle ile Fırat'ın oluşumu-Enki ve fışkırttığı su(meni), Burada Kur'an da o sizi fışkıran bir sudan yarattı sözü hatırlanmalıdır?
Başlangıçtaki su ne olabilir acaba?
Sayın K.C detaylı link ayrıntılı olarak aşağıda verilmiştir.
http://www.indigodergisi.com/uzay_enerji_donusum_05.htm
spartacus
13-11-2006, 15:37
Sevgili Sargon;
Bilgi için teşekkür ederim, zaten sonraları Dilmun'a deniz ticaretinden bahsediliyor. Malesef buralara kadar tam inceleyemedim, İran'ın batısı diye ifade ediyordum..
Bahreyn'in yeri aşağıda.
http://www.supertravelnet.com/maps/?country=112_0_4
Geniş görüntü, Qatar'ın üstünde.
http://www.supertravelnet.com/maps/index.php?action=showmap&country=249_0_4&language=68
Hindistan konusu ise, bazı nedenlerden dolayı bana göre merkezi bir konum alıyor. Sümerler'in Tufan efsanesinin kökeni coğrafik olarak araştırılmalıdır. Hindistan ile Sümer arasında bağ olabilir mi konusunda düşünmüşümdür, fazlaca araştırma yapabildiğimi söyleyemem, öğrendiklerim ise yetersiz. Bu yüzden yer adlandırmalarına fazlaca girmemeye çalışıyorum.
Sümer diyarında yapılan kazılarda toprağın 13 metre civarında balçık bulunduğu, bununda MÖ 5000 evveline denk düştüğü söylemleri var, fırsat olduğunda bunun doğruluk derecesini araştıracağım.
Bir diğer bilgide, Mu kıtası ve kıtanın MÖ 12.000 yılında battığı(tufan) sanılmaktadır, bu durumda Sümerler'in o taraftan geldiği, kaçtığı, yada efsanelerde kaynak olduğu durumuda var. Tabi buzulların eridiği, suların yükseldiği bir durum sözkonusu oluyor.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mu_K%C4%B1tas%C4%B1
http://img401.imageshack.us/img401/7752/kaypmuharitas9vc.jpg
Buna göre Dilmun, Mu kıtasıda olabilir diye düşünmüşümdür. Evvelki binlerce yıl hüküm süren Tanrılarında(kralların) orada yaşamış oldukları varsayımını es geçemiyorum. Mu ile Hindistan arası ve Arabistan ile Hindistan arası Deniz yolu ile çok uzak değil, bildiğimiz bir şey var, arkeologların Sümerler'in oranın yerlileri olmadıklarını ifade ediyor olmalarıdır.
Sevgili K.C. Cennet'in dişi olduğu konusunda ise, orası bir ülke, toprağından yer tanrıçası bitkiler yetiştirmiş ve toprakda dişil ise cennet neden dişil olmasın?
Ne diyor Allah(El, Enlil, Bel, El-İlah), Kadınlar sizin tarlanızdır ve bu İslam'ın değil çok daha evvellerin düşüncesidir. Çünkü toprak dişidir.
Sevgili Sparta,
Dilmun'dan MU kıtasına nasıl bir beyin cimnastiği ile ulaştığını tam anlamamışsam da ulaştığın nokta başka tarihçilerin de ulaştığı bir noktadır. Öncelikle bunu söyleyip seni taktir ettiğimi söylemek istedim.
Madem artık kelimeleri yorumluyorsun bir de şuna bak: dilMUn :) Nasıl bir benzerlik ama?
J. Chtuward (adamın adını yanlış yazmış olabilirim, şu meşhur Mu araştırmacısı) Dilmun'un değil ama Tevratta tarif edilen Aden bahçelerinin (Ki bu bahçeler Kur'an'da Cennet halini almıştır) MU kıtasında var olduğunu yazmış.
Mu'nun yok oluşu ile Tufan arasında gerçekten büyük benzerlikler var. Suların alttan fışkırması, günlerce kesilmeyen bir yağmurun yağması, insanların dağlara kaçmaları. Ancak ayrıldıkları bir nokta da var benim tespitime göre, ki o da (yanlış hatırlamıyorsam) Mu'nun batışı esnasında yerden fışkıran alevler. Ateş topları. Bana volkanik bir /veya birkaç patlamayı hatırlatmıştı bu bilgi.
Yine adını yazmakta zorlandığım yazara göre, Mu batmadan önce orada mukim insanlar 3 ayrı kolla dünyanın farklı yerlerine dağılmışlar. Bunlardan birinin Maya uygarlığını oluşturduğu, bir diğer kolun Hindistan'a gittiğini, öteki kolun ise Mezopotamya- Arap yarımadası-Mısır civarına gittiğini yazmıştı Mu araştırmacısı.
Bu araştırmasını yaparken de zaten Hindistan'daki tapınaklarda yüzyıllardır saklı bulunan ve onları korumakla görevli rahiplerin dahi ondan önce görmediği tabletlerden yararlandığı gibi, Maya'lardan geride kalan eserler ve Mısır'daki hiyerogliflerden yararlanmış.
Hindistan'da bulunan tabletler (ki sargon bunların kadim tablet olmayabileceğini söylüyor) resim ve simge şeklinde yazılmış tabletler. Bu resim ve simgeleri okuyabilen nadir bir kaç kişiden ders almış onlardan biriyle de okumayı tamamlamış.
Ancak bana kalırsa o şekiller kesinlik içermiyor. Büyük ölçüde yoruma bağlı simgeleri ihtiva ediyor.
Gamalı haç'ı ilk o tabletlerden birinde gördüm. (Tabletin resmi tabii) ve benzer bir işaret yine aynı kökene sahip olduğu iddia edilen Maya'larda da var. Ki Chuward hristiyanlığın haç işaretinin kaynağını da buna bağlıyor.
Tahsin Mayatepek'in de bu konuda ilginç yorumları var.
Mu ile ilgili Türkçe ne kadar kaynak varsa sanırım çoğu (belki de tamamı) bende de mevcut. Yazarı - araştırmacısı pekçok yerde Tevrat'a atıflarda bulunmuş. Hatta öyle ki, sanki o tabletleri Tevrat'a uyarlayarak tercüme etmiş. Sanki Tevrat olmasaydı o yorumları yapamayacaktı diye düşündüm.
Dün Anıtkabirde idik. Özellikle Kayıp Kıta Mu kitabını aradım. Anıtkabir müze müdürlüğü bu kitaba ayrıcalık tanımış, ve diğerleri gibi Atatürkün okuduğu kitapların bulunduğu raflarda değildi. Bir cam sehpanın üstünde/içinde açılmış (ki galiba fransızca) olarak sergileniyordu. Atatürk'ün altını çizdiği ve not aldığı iki sayfası görünüyordu.
Dikkatimi çeken bir nokta da şu: Bazı dillerde eşyaların, cansızların erkeklik-dişilikleri var ya. uygun takılar getirilir. Ki benim doğduğum ülkede bu böyleydi. Çok dalga geçer takılarını değiştirip eşyaların cinsiyetlerini değiştirerek eğlenirdik çocukken. Acaba bunun sebebi de tarihsel bir süreçte o kelimelere atfedilen anlam olabilir mi? Ana dilimde su dişi takısı alıyordu mesela. :)
Sevgili Sargon,
Kramer'in kitabını tercüme etmek kim ben kim? :) Muazzez İlmiye Çığ bazı bölümlerini tercüme etmiş, ben onun "Ortadoğu Uygarlık Mirası- 1. Cilt"inden alıntı yaptım.
spartacus
13-11-2006, 17:52
Sevgili K.C.
Başlangıçtaki su bana o suyun tohum olduğu çağrışımını yapıyor, anaerkillik göremiyorum.
Dediğim gibi benimkisi kurgular, nasıl ulaştığım ise biraz uzun zaman alır.
Sümer yaratılış efsanesi için 2 evvel yazımda kelime kökleri için söylediklerim dayanaksız değil, ancak Dilmun ile Mu arasında öyle bir dayanağım yok, yani kelime kök anlamına girebileceğimizi sanmıyorum çünkü Sümer kaynaklarında kök anlamında MU üzerine bir şey görmedim, ama kelimelerde mu çokca geçer, anlamı olmayınca ayıramayız. *Mesala An demek gök demek bu açık, Lil demek hava demek, Ki demek yer demek, An-Ki dersek, gök ve yer demiş oluruz, An-Lil dersek, Gök ve Hava deriz, bunlar zaten biliniyor. Mu ne demek böyle bir şey bilmiyorum:)
Şekilciliğe gelirsek;
Sümer Zigguratları ile Maya dönemi Piramidleri, Mısır Uygarlığı arasında benzerlik vardır. Tahsin Mayatepek'in verdiği raporlarda Meksika'dakiler karşılaşıtırılabilir. Ancak bu bilgilere sansanyonel bakış egemen olmuş, yani bilimsel olmaktan çok ırkçı yani milli yaklaşımlara araç etmek adına kullanıldıkları için tutarlılık ve güven zedenlenmesi olmuş, bu tür şeyleri malesef temel alamıyorum. Mesala Çin de bulunan Piramitlere bakarak, hemen denmiş, Mayaların, Mısırlıların ataları Türklerdir? Yani burada bilgi öne çıkmıyor, evrensellik yitiriliyor.
Kelimeleri bırakıp, şekilciliğe geldiğimizde Amerika Kıtası ile Mısır, Çin arasındaki bu büyük benzerlik ile, Sümerlerin daha erken bulgular olması ve yine kozmolojide olan ileri durumları ve üçgen yapı beni düşündürür. Ayrıca Japonyada sular altında bulunan bulgularda beni düşündürür, Japonaya ile Amerika arasında Atlantis kıtasından evvelce Mu kıtasının kolonisi, sonrasında ise kendi uygarlığı olarak varlığından söz edilir vs...
http://www.angelfire.com/al2/arkeoloji/yona1.htm
Üstteki linkin kaynağı.
http://www.robertschoch.net/Enigmatic%20Yonaguni%20Underwater%20RMS%20CT.htm
Ziggurat tasviri.
http://www2.hawaii.edu/~kjolly/151/images/ziggurat.jpeg
Meksika dan bir Piramid.
http://www.kristiina.kaapeli.fi/images/aurinkopyramidimini.jpg
Tahsin Mayatepek raporları için, Kaynak: Turan Dursun Din Bu II, öyle anımsıyorum, okumuş incelemiştim.
Ayrıca kubik Kabe'nin altında kazı çalışması yapılmasını talep ediyorum, *Zigguratın tepe tasviri için :)
Yada yapılmışmı bilen var mı? Yapılmış ise kim yapmış?
Sevgili K.C. ve Spartakus,
Konu oldukça dağılmış durumda. K.C.'nin baştaki çerçevesi bence oldukça güzeldi, ama artık madem buralara kadar daldık birkaç şey söylemek isterim. Herşeyden önce Mu kıtası tamamen hayali bir kıtadır. K.C.'nin adını zor söylediği adam (ben de zor söylüyorum) ise hiçbir bilimsel sıfatı olmayan, açıkçası bence şarlatan bir adamdır. Mustafa Kemal'e uzanabilmek için uğraşmış, Tahsin Mayatepek'i de kafaya almayı başarmış bir adam. Bugün bilim çevrelerinde Mu kıtası, Erich von Daniken'in tanrı arabaları, Mısır piramitlerinin gizemi falan gibi şeyler ciddiye alınmıyor ve bu kitaplar da fantastik öykü kitapları olarak kabul ediliyor.
Dil benzerlikleri konusunda ise yapılmış bazı araştırmalar var aslında. Zamanında Mustafa Kemal, Sümercenin Türkçe ile benzerliğine ilişkin yazılan bazı şeyleri okuyor ve bu konunun araştırılmasını istiyor. Hatta Çığ'ın anlattığına göre Asuroloji bölümü kurulacağı zaman karşı çıkıp Sümeroloji bölümü kurulmasını istiyor. Bazı Türkçü yazarlar Sümerce sözcüklerin Türkçe'ye benzerliği üzerinden yola çıkıp Sümerleri Türk ilan ediyorlar. Ancak bu iddia yanlıştır. Bu konudaki tartışmaları Kramer kitabında gayet güzel özetler. Sümerce Ural-Altay dil ailesindeki dillere benzer özellikler gösteren bir dil. Bu ailenin içinde sınıflandırılmıyor ama oldukça yakın. Yani Macarca, Fince, Türkçe, Moğolca gibi dillerle yakın. Bazı kelimlerdeki benzerlikler burdan geliyor. Türkçü yazarlar 300'e yakın ortak kelime çıkarmışlar. Ama bu sayının objektif olup olmadığını bilmiyorum.
Enki ile ile ilgili Kramer'in güzel bir çalışması var. Türkçe çevirisi de var. Sümerlerin kurnaz tanrısı: Enki adında. Bence çok değerli bir çalışma. Orda Enki'nin farklı kültürlere nasıl taşındığı anlatılıyor. Ama bu olaya şöyle bakmak yerinde olur. Her araştırmacı kendi araştırdığı alana giderek aşık olur. Onu öne çıkarmaya çalışır. Kramer bir Sümer aşığı, Roux bir İran aşığıdır örneğin. Kramer birçok şeyi Sümer'e bağlamaya çalışır. Örneğin Tevrat ve Kuran'la Sümer bağını kurarken bu anlamlıdır bizim için. Ancak bu metinler ve dinler başka kültür ve dinlerden de etkilenmiştir. Tevrat'ın oluşumunda Sümer kültürü dışında Hitit, Fenike (eski İsrail de diyebiliriz), Kalde, Kenan gibi birçok uygarlıktan izler var. Aynı şekilde Kuran'da da Arap, İran ve İbrani kültürü derin etkilerde bulunmuş.
K.C.'nin yaradılış öykülerinde anaerkil izler aramasını ben takdir ediyorum. Bence çok güzel birşey. Anaerkillik kadının üstünlüğü anlamında bir kültür müdür? Pek öyle olduğunu düşünmüyorum. Kadın doğurganlığının kutsal sayılmasından kaynaklanan bir öne çıkış gibi geliyor bana. Bence bu efsanelerde, su ve yumurta paralelliklerinde anaerkilliğe ait izler vardır. Sümer'de Enki'nin menisiyle Dicle ve Fırat nehirlerini yaratması öykünün ataerkil hale gelmiş olması ise, Mısır'da Hathor'un göğsünden süt akıtarak Nil'i yaratması anaerkil görüntüsüdür.
İyi araştırmalar.
Birşey söylemeyi unuttum. Bunu özellikle K.C.'nin Çığ'ın Ortadoğu Uygarlık Mirası'nı okuması nedeniyle yazıyorum. Çığ'ın Piri Reis haritası gibi bazı konularda mistik bir eğilimi var. Turan Dursun'un güneş kültü ve Mu kıtası konusundaki hatalı eğilimlerini Çığ'ın da Piri Reis konusunda taşıdığını düşünüyorum.
JAPON MİTOLOJİSİNDE YARADILIŞ DESTANI
Başta yağdan bir okyanus var. Bundan kamışa benzer bir nesne fırlıyor. Buna Tanrı adı veriliyor. Arkadan kadın, erkek çift çift Tanrılar oluşmaya başlıyor. Fakat hepsi yok oluyor. Sonuncu çift, İzanagi erkek ve İzanami kız kardeşler yok olmuyorlar. Onları meydana getiren Tanrının emri üzerine gökyüzü köprüsü üzerinde duruyorlar. Ellerindeki mücevherli göksel bir kılıcı uçsuz bucaksız tuzlu suyun içine daldırıyorlar. Suyu karıştırarar koyulaştırıyorlar. Kılıcın ucundan damlayan su okyanusta Onogora adasını meydana getiriyor. Bu çift adaya iniyor ve adayı ülkenin orta direği yapıyorlar. Bu çiftin birleşmesinden birçok ada oluşuyor, çeşitli Tanrılar, denizler, dalgalar, dağlar meydana geliyor. Tanrıça İzanami'nin sol gözünden Güneş Tanrıçası, sağ gözünden Ay Tanrısı oluşuyor.
Japonların coğrafik durumlarına uygun bir Destan.
İSKANDİNAV MİTLERİNDE YARATILIŞ
Başlangıçta yalnızca büyük bir boşluk vardı (Ginnungagup). Yeryüzü biçimlenmeden önce, ölüler dünyasından *(Niflheim) başka hiçbir şey yoktu ve burası içinde 11 nehri barındıran büyük bir kuyuydu. Niflheim'ın güneyi aşırı sıcaktı ve muhafızlığı Sutr (zifir anlamında) adlı bir dev tarafından yapılırdı. Niflheim'ın geri kalanındaki tüm nehirler donmuştu ve bu nehirler Ginnungagup tarafından çepeçevre sarılıyordu. Ta ki sihirli kıvılcımlar donmuş nehirlerin üzerine düşene ve onları eritene dek. Eriyen sulardan sızan damlalar Ymir'in, bir devin, şeklini alır ve Ymir'in terinden diğer dişi ve eril devler meydana gelirler.
Mitolojinin bir başka anlatımına göre eriyen damlalar Audumbla adlı bir ineği oluşturur, Ymir bu ineğin sütüyle beslenir. Audumbla, ayrıca tuzlu buz parçalarını yalayarak ilk tanrı Buri'ye biçim verir. Bir zaman sonra, Buri'nin oğlu Bor, Bolthorr adlı devin kızıyla evlenerek Odin, Vili ile Ve'den oluşan tanrılar birliğini meydana getirirler.
Odin ve erkek kardeşleri tanrıların düşmanı olan Ymir'i ve ondan meydana gelen devleri öldürdükten sonra iki kutsal ağacın gövdesine sahip oldukları maharetlerinden bazılarını sunarlar: düşünme, nefes alma, işitme, görme. Gerçekte bu ağaçlar insan ırkının arketipidir. Erkek Askr'dır (kül ağacı) ve kadın Embla'dır (sarmaşık).
Ardından Asgard'ı, tanrıların krallığını inşa ederler. Snorri diğer versiyonlarda kader ağacı Yggdrasil'in nasıl dünyanın merkezinden filizlenip büyüdüğünü anlatır. *Ağacın altındaki dişi olarak tarif edilen kader kuyusunda insan yaşamının yönü tayin edilir. Bir diğer versiyonda, tanrılar meclisi ağacın etrafında toplanır. Ağaç iki kökten destek almaktadır; köklerden biri yeraltı dünyasına uzanır (Hel), diğeri buz devlerinin dünyasına ve sonuncusu insan varlıklarının dünyasına. Tüm dünyanın refahı Yggdrasil adlı bu ilkel ağaçla ilişkilidir.
İşte yaradılış budur :) ==> * *En son yaradılış efsanesi (http://www.koreus.com/video/animateur.html)
Cok guzelmis, ben de hemen alip bloguma ekledim bu videoyu. *:D
http://sargon.blogcu.com/Adem_ve_Havva/
thunderpoint
04-04-2008, 13:57
Bu videonun -varsa- 2. bölümünün seyirci rekoru kıracağını iddia ediyorum.. :lol:
evrensel-insan
04-04-2008, 19:21
Saygideger arkadaslar;
Guzel bir video da ben tanridan cok,oynatani seytana benzettim.Siz ne dersiniz?
Saygilarimla;
evrensel-insan
yaratılış efsanelerinin birbirine benzemesi aynı kaynaktan beslendiği anlamına gelmez mi? bu da neden din olmasın bütün ilahi dinlerin ortak inancı ilk insan ve ilk peygamber hz. ademdir. neden bu peygamber halkasından gelen peygamberlere verilen vahiyde yaratılışla ilgili bilgiler olacağını gözardı ediyoruz ve turan dursunun nuh kıssasını gılgamışa dayandırması gibi bir yanlışta ısrar ediyoruz. soruyrum siz akıl sahiplarine bu ne kadar mantıklı?
spartacus
21-07-2008, 21:24
Evet güzel düşünülüp bağdaştırılmış. Yasak meyve yendikten sonra bir iradeye, duyguya vs sahip oluyorlar. Ve O'ndan sonra kukla insan oluyor.
yaratılış efsanelerinin birbirine benzemesi aynı kaynaktan beslendiği anlamına gelmez mi?
Kesinlikle haklısınız. Bence de ve pekçok kişice de Aynı kaynaktan beslendikleri anlamına gelir.
Adem ve Havva hikayesi mezopotamya ve civarının yaradılış efsanesidir.
Dünyanın başka yerlerinde farklı (Ademsiz, Havvasız ve elmasız) hikayeler var mesela. Mezopotamya civarındaki efsane Amerika kıtasına yahut Afrika'nın güneylerine, Uzak doğuya, Hıristiyanlık öncesi Avrupa'ya, Eskimolara v.s. kısaca mezopotamyaya ırak yerlere ulaşamamış. Bu da Ortadoğu ve Mısır'daki bu Adem-Havva-Elma efsanesinin kaynağının AYNI OLDUĞU ANLAMINA GELİR BENCE DE. Kaynağın Sumer inanışları olduğu ise neredeyse ispatlandı.
bu da neden din olmasın
Elbette Din. Zaten efsaneler dinselleştiğinden değil midir bunca inanırı.
bütün ilahi dinlerin ortak inancı ilk insan ve ilk peygamber hz. ademdir.
Bütün ilahi dinlerin derken Ortadoğulu (Mezopotamya ve çevresindeki) dinleri kastediyorsunuz değil mi?
neden bu peygamber halkasından gelen peygamberlere verilen vahiyde yaratılışla ilgili bilgiler olacağını gözardı ediyoruz ve turan dursunun nuh kıssasını gılgamışa dayandırması gibi bir yanlışta ısrar ediyoruz. soruyrum siz akıl sahiplarine bu ne kadar mantıklı?
Sanırım Adem-Havva-Elma hikayesi bizlere bunca canlı çeşidini, ırkları v.s. açıklamadığından, mantıksız geldiğinden, sizin "yanlış" dediğiniz fikirde ısrar ediyoruz.
Yakın gerçek
24-07-2008, 12:22
O yasak ağaç cinsel birleşme olmasın ? Onu yeyince cinsel yerleri belirdi ve utandılar hımm.Ademi ebedi hayatla kandırır şeytan bu allahın bahsettiği cennet olsa Orda 1.olarak şeytan olmaz kovuldu / 2ci olarakda zaten ölmek yok yorgunluk yok neye dayanarak ölümsüz olmak için Ağaç diye nitelendirdikleri şeyi yesinler ?Sonra cennet demek agaçlık / bahçelik / yüksek yerde demek aynı zamanda / sakın bu yer dünya üzarindeki bir yükseklik olmaısn tropik her meyvanın olduğu ?kuranda 2 adem tasfiri var bence biri ilk insan ( biride İlk halifelik / ilim verilmiş olan) O ayette ben dünyada bir halife yaratacağım demiyor / Yapacağım diyor ee demekki zaten o sıralar var. Sonra gaybı bir allah biliyorsa bunu melekler nasıl bilir onlar bozgunculuk / yapsın kan döksün diye içlerinde geçirirler.. Belkide zaten vahşi yaşayan insanlar vardı ilk yaratılmış insan (ademden ) zaten bu adem adı heryerde dirak geçmez çoğunu bizim mealciler parantez içinde koyar.Belki ilk gerçek insan hala cennette.Vu ondan sonra dünyay onun nesli gönderildi Yanlız olmasın diyede havva yapılıp yanına Kondu ? Bu ayetleri anlamak için gerçekten çok kapsamlı düşünmek laızm. Bu kadar Kelamın olması bile ilahı bir kitap olmasına yetiyor. En doğrusunu allah bilir bunlar sadece bir teaori.
Bakın arkadaşlar tufanla ilgili belki dünya üzarinde 300e yakın eser var eski olsun/ mayalardan olsun / sümerlerden olsun..
Dünyada geçmişte yaşanan iklimsel değişikliklar ortada değilmi ? Yaşanan felaketler / buzul çağı etcetc. Yani nuh tufanı tekti bidaha olmadı ? ilk defa ozaman oldu diye bir atıfmı var kuranda ??
Yakın gerçek kardeşim, hoş geldin.
Yokluğun hissedilmişti birkaç gündür.
Yazdıklarının okunmasını ve özellikle de anlaşılmasını istiyorsan önce şu "hızlı" yazma huyundan vazgeçmelisin. Türkçe imlaya, cümle yapısına, paragraflara dikkat ederek yazmalısın.
Yavaş yaz, az yaz, her konuya da laf yetiştirme, 1 tek mesajın olsun ama içi dolu, anlaşılabilir ve okunabilir olsun.
Buradaki müslüman olmayan kişileri cahillikle, algı bozukluğuyla, IQ düşüklüğüyle falan suçlamaktan da vazgeç. Hakkaten komik oluyorsun.
Burada yazı yazan insanların potansiyelini anlayamayacak düzeyde görünüyorsun gözümüze. Bizi eğlendirmene gerek yok, o işi biz sensiz de hallederiz. (he mi çocuğum) Çocuğum dedim, yanlış anlama, oğlum olabilecek yaştasın.
Yakın gerçek
24-07-2008, 14:42
Kendi yazdıklarınıza bir dikkat edin ondan sonra bizleri uyarma vazifesini üstlenin(Genel olarak atesitlere).YAş faktörü inan pek önemli değil.
Bunu bir başka topikte'de dile getirdim.Bizim süslü,laflara imlalara.yada Hoş gözüken ama boş olan yazılara ihtiyacımız yok. Sen veya sizler ne demek istediğimi veya istediğimizi gayet iyi anlıyorsunuz.
Ayrıca sayın K.C İQ düşüklüğü yada algı bozukluğu yada ona benzer ifadeleri kullanmamızın sebebi.Sizlerin kendinizi çok zeki ve herşeyden haberdar bizleri ise körü körüne dine bağlı şahıslar olarak görmeniz.Alaycı bir tavır sergileyip bizim saygı duyduğumuz şeylere hakaret hatta küfür etmeniz sonucunda .Bende sizlere soruyorum zeka ne sen kendi zekanı nasıl benden üstün görürsün Neye göre biz uyuyoruz farkında değilizde siz herşeyi bilen Akllı insanlarsınız, o yazıları yazdığım yerlere dikkat edin kesinlikle öncesinde bazı Zeki geçinen ateistlerin kibirli yazıları vardır.
Mesajların içi gayet dolu.Da Kurana Tarihe rağmen inanamadığınız hatta alay edip hakaret ettiğniz şeylere benim yazdığım İçi dolu mesajla inanıcaksan istediğin kadar süslerim mesajlarımı.
Yine tekrarlıyım sevgi saygı karşılıklı..Potansiyelinizde aşikar.Bir kaç sümer yazısı Vede kuranın türkçe mealindeki bir kaç kelimeye takılıp bütünü yok sayma vs vs.Ayeti bütün Olarak anladığımızda o kelimenin türkçeye geçirilmediği gibi olduğu çok bellidir.
Sizi eğlendirmekmi ? :D ağlanıcak halinize birde gülüyormusunuz.Saygı duyuyorum.Bak okadar yaşını başını almışsın bırak bu Turan dursun sitelerini / yada kibrinizle insanları hor görmeyide.Arkanızda size saygı duymamızı sağlıaycak eserler bırakın hem maddi hem manevi.Hani o yüce bilgilerinizle bizim anlayamdağımız şeyler varya onları herkez anlasın herkez doğruluğu bulsun diye bazı çalışmalar yapın.Sizki insan sever hoşgörü yanlısısınız,Lütfen bizleride aydınlatın ..Aa ama biz ve bizim gibi milyarlarca inanan bunları nasıl kavrar :S Binlerce yıl anlayamadıklarını kavrayamadıklarını ..Bir azınlık olan atesitler kavramış yoksa sizede vahymi geliyor? Allah aşkına gizlemeyin Allahın olmadığı hakkındaki vahyler nerden acaba ..Sizdede Anti-Allah'ı Kerim diye bir Kitapmı gelmiş ? Ve bunun ardından Onu okuyup düşünmüş taşınmışsınız ve Allahı inkar etmişsiniz..
Saygı duyarım..
Şuraya da bir el atsana ==> http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=1464&highlight=allah%FDn+matematik+hatas%FD
sonra şuraya ==> http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3258
ve şuraya ==> http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=734
yucemanitu
27-07-2008, 02:55
Ben de bir katkıda bulunayım. Greklerde yaratılışın ortaya çıkmasına vesile olan şey bir savaş. İnsanı yaratan da tanrı değil. Biraz uzun ama ilginç.
Grek Mitolojisinde Yaratılış: Grek Mitolojisi'nde titanlar (devler) ve tanrılar var. Titanlar tanrılar kadar güçlü değil ama onlar da çok güçlü hatta Tanrılara kafa tutup onlarla dövüşüyorlar. Tanrılarla titanlar arasında bir savaş çıkıyor. Ama ne savaş tanrılar ve titanlar dağları yerinden koparıp birbirlerine fırlatıyorlar. Zeus titanların üzerine yıldırımlar yağdırıyor. İşte bu savaş nedeniyle Yunanistan'ın arazisi engebeli tümsek ve çukur dolu oluyor. Sonuçta tanrılar kazanıyor ve sağ kalan titanlara çeşitli cezalar veriyorlar.
Savaş sırasında titanların yenileceğini bilip tarafsız kalan bir titan var adı Prometheus. İçten içe tanrılara kin besledi ve titan kardeşlerinin öcünü almaya yemin etti. İntikam almak için insanı yarattı. Kil aldı gözyaşlarıyla ıslattığı kili yoğurarak bir insan yarattı. Prometheus topraktan pek çok insan yarattı hepsi de erkekti. (Yani insan yine topraktan yaratılmış. Ayrıca bir "bozguncu" olması için yaratılmış. Yine kadın sonra yaratılmış biraz ilerde anlatacağım) Bu insan daha sonra tanrılar için bir baş belası olacaktı. Oldu da.
Prometeus bir gün ateş ve demircilik tanrısı Hephaistos'un ocağından bir parça kıvılcım çaldı. Bunu kuru bir dal içine koydu. Ve insanlara götürdü. İnsanlar ateşi kullanmaya başlayınca böbürlenmeye tanrıları küçümsemeye başladı. Zeus Prometheus'un bu davranışına çok öfkelendi korkunç bir ceza verdi Prometheus'a onu bir dağa zincirle bağlattı ve her sabah bir karga geldi Prometheus'un karaciğerini kemirmeye başladı akşam olunca minicik bir parça karaciğer bırakıyor uçup gidiyor. Sabaha kadar Prometheus'un karaciğeri tekrar oluşuyordu. Sabah karga gene gelip Prometheus'un böğrünü deşip canlı canlı ciğerini yiyordu. Bu ceza tam 80 yıl sürdü.(Karaciğer kendini yenileyebilen bir organ bak mucizeye daha o yıllarda bu yazılmış. Hak din bu mu ne?:D)
yucemanitu
27-07-2008, 03:07
Grek mitolojisinde kadının yaratılışı: Zeus insanlardan ve Prometheus'tan bir intikam almak için kadını yaratıyor. Prometheus, Zeus'un intikam arayışında olduğunu fark eder ve kardeşi Epimetheus'a "Zeus'tan bir hediye gelirse sakın kabul etme der." Zeus Prometheus evde yokken yarattığı kadını (Pandorra'yı) armağan olarak Epimetheus'a gönderir. Pandorra'nın güzelliğinden başı dönen Epimetheus onu reddedemez.
Zeus bir kutu da gönderir. Epimetheus bunu açmaz Pandorra'ya sakın sen de açma der. Ama Pandorra Epimetheus'u dinlemez ve o yokken kutuyu açar. Kutunun içindeki savaş, açlık, hastalık gibi şeyler birden fırlayıp dünyaya yayılır. (Görüldüğü gibi tüm kötülüklerin kaynağı ve sorumlusu kadın. Kutuyu açan Pandorra tanrının tuzağına düşen aptal burda da kadın)
Hikayeye bakılırsa Pandora'dan önce Tanrının tuzağına Epimetheus (erkek) düşüyor ki Pandora'yı kabul ediyor.
Zaten Tanrı tuzak kuranların en iyisidir. Adı ne olursa olsun, kendi itirafı.
yucemanitu
27-07-2008, 03:16
Çerokiler'de yaratılış: Tanrı çamura şekil verip bir insan yarattı bunu fırına attı ve fırından çok erken çıkardı bu yeterince pişmemiş insanı beğenmedi rengi çok soluktu. Bir kez daha çamura şekil verdi ve ikinci yarattığı insanı fırına attı bu insan çok güzel kızılımsı kahverengi bir deriye sahipti. Tanrı üçüncü kez çamura şekil verip onu da fırına attı bu arada yarattığı ikinci tipe hayran hayran bakıyordu. Tanrı bu güzel tipi seyrederken üçüncü tipi fırında unuttu burnuna yanık kokuları gelmeye başladı üçüncü tip yanıp simsiyah olmuştu. İşte soluk benizlilerin, kızılderililerin ve zencilerin yaratılışı.
yucemanitu
27-07-2008, 03:28
Greklerde Prometheus insanı yaratırken şarap da içiyor ve bazı insanları sarhoşken yapıyor bunlar anormal görünüşlü çok şişman, çok kısa, çok uzun, koca kafalı insanlar. Çerokilerde de Tanrı üçüncü tipi fırında unutarak yakıyor. Yani bunlar Semitik dinlerin tanrısı gibi hatasız tanrılar değiller. Hatta ilk yaratıcı (Prometheus) tanrı da değil.
yucemanitu
27-07-2008, 03:29
Hikayeye bakılırsa Pandora'dan önce Tanrının tuzağına Epimetheus (erkek) düşüyor ki Pandora'yı kabul ediyor.
Zaten Tanrı tuzak kuranların en iyisidir. Adı ne olursa olsun, kendi itirafı.
Çok doğru:)
K.C;
Eklemeyi unuttuğunuz bir nokta var; ''Amon'' kelimesi ile Amen, Amin kelimeleri arasında bir benzerlik var gibi sanki? :)
Şaka bir yana, sümer mitlerinin bizlere doğru olarak aktarıldığına ne kadar emin olabiliriz?
Şaka bir yana, sümer mitlerinin bizlere doğru olarak aktarıldığına ne kadar emin olabiliriz?
Bunların hepsi yazılı olarak günümüze gelmiş ve carbon testleri ile tarihleri saptanmış. Ama İslamiyetin peygamberinin yaşadıgı döneme ait tek bir yazılı belge bile yok. Var olan tüm yazılı belgeler en az 150 sene sonradan kalma. İslamiyeti tevatür yolu ile biliyoruz ama Sümer kitabeleri yazılı olarak önümüzde.
Şimdi hangi belgeler daha gerçekçi ve bilimsel deger taşırlar.
saygılarımla
Yakın gerçek
28-07-2008, 12:57
Sayın dilaver.Burda yok olmuş bir dil ve kültürden bahsediyoruz..K.C nin demek istediği metinler bunları bunları demiş diyorlar. Bunları kim bilebilir ? Daha 200 yıl öncesine kadar anlam veremedikelri sümer veya eski mısır yazılarını buldukları bir kaç yeni kitabeyle anlamlandırmaya çalışıyorlar.Yani neye göre bunları bunları anlatmış diyebilirriz.Orda kullanılan ifadelere göre orda geçen tanrının adnın XYZ olduğunu nerden bilebilirz. hepsi bir teorem.
Bir başka bakış açısıda bazı kitabelerin arkasında gerçek olma olasılığı ? belki buna benzer bir olay oldu ve destan tarzında bunları yazıya geçirdiler .Bunları bizim eski türklerdede görürürz.gerçekten yaşanmış bir olayı biraz ballandıra ballandıra destansı şekilde yazmışlar .AMA özde böyle bir olay olmuştur.Bu hikayeler neye göre yazıldı? sıkıldılar ya durun şuraya bir roman yazalım gençler edebiyat dersinde işler yapım eklerini çekim eklerinimi bulur ? yani eski kalıntıları kültürleri daha kapsamlı araştırmak ve çok farklı pencerelerden bakmak gerekir.
Kitabelerdeki olayların o anda geçtiğini nerden bilebiliriz. belki nesilden nesile aktarılan ve yaşanmış destanlanmış olayları dahada ballandırarak yazıya geçirdiler..
Dilaver, biliyorum.
Ama…
Maymunsu yürüyüşleri olan, ilkel insan ırkı olarak öğrendiğimiz neandertal bir adama ait kemikler birleştirilmiş ve evrime kanıt diye önümüze konulmuştu. Kemik yapısı incelendiğinde de eklem iltihabı sebebiyle kemik yapısının bozulduğu ve bu yüzden dik yürüyemediği anlaşılmıştı, sağlıklı bir iskelet değildi.
Aynı şey Sümer mitleri için de geçerli olamaz mı?
Aklı Başında hiç kimse Mitlerin gerçek oldugunu iddia etmez, etmemiştir de. Mitlerde yer alanlar sadece o toplumun inanış biçimleridir, dinleridir, geleneklerin aktarımıdır.
Mitlerin bize geliş tarihleri yazının bulunuşu ile birliktedir. Elbette bunlardan çok eski sözlü anlatımları da olması gerekir. Adamlar yazıyı bulunca hadi mit yazalım diye ugraş içerisine girmediler. Ancak carbon testleri onların yazıya geçirildigi tarihleri verir.
Eski medeniyetlerin yazıları karşılaştırmalı olarak çözüldü. Örnegin Kadeş savaşını anlatan bir kaç dilde taş var, bilineni bilinmeyenle karşılaştırarak bazı kelimeleri buluyorlar ve uzun ve hummalı bir çalışma ile sonuca ulaşıyorlar.
Sümer dili artık bilinen bir dildir. İsa dönemine kadar Mezopotamya da Sümer dilinin dinsel içerikli bir hakimiyeti var, bu yüzden de kendini koruyabiliyor. Artık Sümer dili ve kitabelerde anlatılanlar yalandır demek sadece alay konusu olmaktır. Sümer dili ve kitabeleri konusunda her hangi bir çelişki ya da şüphe yok.
Önemli olan Sümer kitabelerinde geçen pek çok efsanenein Yaratılış, tufan, Miraç vs. gibi daha sonraki dinlere de temel olmasıdır. Esas sorgulanması gereken de budur. KC nin anlatmak istedigi de yanılmıyorsam budur.
saygılarımla
Yakın gerçek
28-07-2008, 18:25
Carbon testleri bize o yazıtların tarihni verebilir.Ama konuların ve destanların hangi olay ve tarihten geldiğini bilemeyiz.
mayalar Bir sürü hsaplar kehanetlerde bulunmuşlar.3600 yılda bir gelen bir gezegenden bahsetmişler ve nasa bunu bügün yakaladı.. Demem oki demekki mayalar daha önceki atalarınında fikirlerine anlattıklarına itham ederek bazı şeyleri yazmışlar.
Dur yazıyı bulduk aha aklıma bir roman geldi.
Dini kitaplarda anlatılan bazı şeyler dinlerden öncede hayal edilen şeylerdi zaten.. Uçmak / miraç eskiden nekadar mucizeydi ama şimdi bizde çıkıyoruz o uzaya.göğe.
önemli olan bu kitabalerin altındaki hikayelerde doğruluk payı.Bu hayal gücü ve romanların gelişmesi için nesilden nesile aktarılan bazı gerçek olayların olması lazım değilmi.
Dinlerde / eski metinlerde ruhlar cinler vs vs olmasa bugünki filim veya eserler çıkarmıydı.Demem oki bilinen bazı gerçekler Destansı şekilde ballandıra ballandıra anlatılmış olabilir.O eserlerin nuh tufanına benzemeside doğal başka topikde konusutumuz gibi bir sürü tufan felaketi olmuş zaten..Bazı olayların üzerine bu destansı aynı zamandada onların tarihini anlatan eserler çıkmış olamazmı.
sadece fikir.