Orijinalini görmek için tıklayınız : İşte Yine Bir Kadın Gerçeği
agnostic_z
29-10-2006, 14:10
http://www.hurriyet.com.tr/pazar/5331427.asp?m=1&gid=112&srid=3432&oid=2
Şimdi bu durumu yaşayan kızlarımızın bu duruma düşmelerinde islamın hiç mi etkisi yok?Avrupalıların böyle insanları görüp te türkleri ve müslümanları bağnaz,yobaz,terörist görmelerine,dünyada imajımızın sarsılmasına artık dayanamıyorum!
Tek kelime ile insanlığımdan utanıyorum ya!
Ya ne diyeyim, umarım bahsedilen babaların davranışlarını mazur gosteren cıkmaz. Cocuklarının iyiliği için yapmış demez kimse..
İnsan olamamışların cektirdikleri acılara bakarmısınız? İran mı burası ya, eve kapamalar falan...
Umarım çocuklarımızı böyle kişilerden uzakta insan olarak yetiştirebiliriz.
agnostic_z
29-10-2006, 17:18
İşte hatun/katun denen,evinin anası,devletin yönetim ortağı kadınımız cahiliyeyi kapatıp kadınlara hakkını veren islamın (!) sayesinde öyle rahatlar ki!
Avrupalının bizi hala Arab gibi tanımasının tek nedenide bu.
ozgur_beyin
30-10-2006, 15:54
tekrar yazıyorum
* *
islam dinine inananlar * ,başlarını * apış aralarından çıkarmayı birtürlü beceremediler
* *aziz nesin *tatlı betüşte *kahramanına söylettiği gibi, ÖNCE NAMIS.
exclusive
30-10-2006, 17:35
İşte hatun/katun denen,evinin anası,devletin yönetim ortağı kadınımız cahiliyeyi kapatıp kadınlara hakkını veren islamın (!) sayesinde öyle rahatlar ki!
İslamiyet öncesi *ve islamiyet sonrası Türk toplumlarında kadının yeri, kadın-erkek birlikteliği ve aile anlayışı karşılaştırıldığında çok bariz bir ilkelleşme sözkonusu. Bu konuda ayrı bir başlık açmak gerek...
İslamiyet, cahiliye araplarına ne kazandırmış onu bilmem ama bin küsür sene öncesinin Türk toplumunu birkaç yüzyıl geri götürmeyi başarmış, kültürel yozlaşmaya sebep olmuş, topluma büyük güç kazandıran, çok sağlıklı bir kadın-erkek dayanışmasını hastalıklı bir zıtlaşmaya, erkeğin kadına hükmetme çabasına dönüştürmüş, aile kurumunun kutsallığını bozmuş ve bütün bu olumsuz etkiler toplumsal hayatın bütün alanlarına da aynı şekilde yansımış.
Eskiden "Hakanın buyruğudur" şeklinde başlayan bir buyruk geçerli bile sayılmazmış. Hatunun da onayı alınmış olmalı ve "Hakan ve Hatunun buyruğudur" şeklinde duyrulmalıymış. Destanlarda anlatılan mücadelelerde kadın daima erkekle birlikte omuz omuza, tüm gücüyle destek olur şekilde aktarılmış.
Manas destanında "kadın, evin namusunun koruyucusudur" denirken islamiyetle birlikte hastalıklı bir anlayış olan "erkek, kadının namusunun koruyucusudur" zihniyeti yerleşmiş.
Çok sevdiği ayşe'si kolyesini düşürdüğü için kafileden uzak kalan, sonra bir erkekle çıka gelen, karısının yatağında cariyesiyle yatarken basılan, daha tonla vukuatını sayabileceğimiz muhammedin dini sayesinde yerleşen bu zihniyetin ne kadar çarpık olduğu ortada.
Yunan mitolojisinde tanrılar bile kadının ihanetine uğramıştır, güya kutsal olan kuranda bile ihanet bahsi vardır, oysa islam öncesi Türk destanlarında böyle bir ihanetin esamesi bile okunmaz. İranlı bir tarihçi olan Gerdizi "Malumdur ki Türk kadınları çok iffetlidirler" demiş, İbni Batuta ise Şehnamesi'nde Kırım'daki hatıralarını anlatırken "Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler'in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür." demiştir.
Eşitlik, saygı ve güvene dayalı islam öncesi Türk kültüründeki kadın-erkek ilişkisinin ne kadar güzel ve sağlıklı bir birliktelik olduğunun daha pek çok ispatı var. İslamiyetle birlikte gelen eşitsizlik ve güvensizlik temeline dayalı kadın-erkek ilişkisi ise her türlü olumsuzluğa ve çarpıklığa zemin hazırlamış, toplumu en temel birlikteliği olan aileden vurmuş, bugün bile kötü etkileri süren hastalıklı bir anlayış olmayı başarmıştır.
sodomo--
30-10-2006, 18:06
İslamiyet öncesi *ve islamiyet sonrası Türk toplumlarında kadının yeri, kadın-erkek birlikteliği ve aile anlayışı karşılaştırıldığında çok bariz bir ilkelleşme sözkonusu. Bu konuda ayrı bir başlık açmak gerek... (Ex)
İşte tam raştırılması gerek bir konu. Özellikle İlhan Arsel'in "Şeriat ve Kadın"ında bu ayırımlar çok net konulmuştu.
Ex, yapsana bu araştırmayı ne bekliyorsun ?
İlhan Arsel'deki o konu benim ev ödevim aslında.
Cem'e de söz verdim ama hala yazamadım.
Tez vakitte bu konuya eğilmek şart oldu bana.
sodomo--
30-10-2006, 18:19
Harika. Mutlaka başlamalısın bir an önce. Eğer gözüme ilişirse kaynak konusunda sana yardımcı olurum.
İlhan Arsel'in kitabından aynen yazmayı düşünüyordum. Bende başka kaynak yok:( Sizin tavsiye edeceğiniz varsa onlara da bakayım.
M.İ.Çığ'ın bir kitabında kadınlarla ilgili bir karşılaştırma var ama Türk kadını değil onlar da.
Sn. Agnostic_z,
“Şimdi bu durumu yaşayan kızlarımızın bu duruma düşmelerinde islamın hiç mi etkisi yok?” Diye sormuşsunuz;
- Kişisel ve hatta yerel yanlış davranış tarzlarında asıl felsefenin etkisi nedir sizce?
- Stalin’in katliamlarının sorumlusu Marx mı, Komünizm’mi?
- Beş on yıl önce Karadeniz bölgesine; sefaletin getirdiği Rus kadınlarının öyküsündeki, Sosyalizmin katkısı nedir sizce?
“Avrupalıların böyle insanları görüp te türkleri ve müslümanları bağnaz,yobaz,terörist görmelerine,dünyada imajımızın sarsılmasına artık dayanamıyorum!” Demişsiniz.
Önemli olan var olan imajımızın diğer kültür ya da milletlerce görülme ya da aşağılanması olmamalı kanımca. Yanlış varsa bu toplumda düzeltilmeli yine toplumun faydasına. Yoksa karşılaştırmalı bir yarış değildir evrensel kültür değeri üretmek.
Sn. Merwe,
“Ya ne diyeyim, umarım bahsedilen babaların davranışlarını mazur gosteren cıkmaz. Cocuklarının iyiliği için yapmış demez kimse..” *Demişsiniz.
Sizi biraz üzeceğim ama ben savunurum o babaları. Anadolu’mun dağlarında henüz kendi karınlarını dahi doyuramayacak ekonomik, okuma yazma dahi bilmeyecek kültürel, bir sakal ve bir şalvardan oluştuğunu düşündüğü dinsel değerleri olan garip ve kimsesiz babaları ben savunacağım. Ellerinden gelecek hiçbir şey olmadığını gördükleri ve anlayamadıkları ve anlayamayacakları değerlerden koruma güdüsünü ben savunacağım.
Suçlu derseniz yön değiştirir suçlamanız. Yanlış devlet politikaları, yanlış politikacılar ve yöneticiler, yanlış zamanda yanlış mekanda olmamasını sağlamadığımız halkımızı ben savunurum. Doğruluğunu değil ha, yanlış ta olsa masumluğunu ve çaresizliğini savunurum.
Sn. Walla,
“Avrupalının bizi hala Arab gibi tanımasının tek nedenide bu.” Demişsiniz.
Bizi; birilerinin birilerine benzetmesinden utandığımız kadar utansak bilgisizliğimizden, cehaletimizden ve yönelsek aydınlığa. Kalır mı utancımız ırkçı Avrupa’ya? *
Sn. Exclusive,
1600 yıllarında yöremde bulunan bir batılı seyyahın not defterindeki alıntıları size aktarıyorum. “Yöre kadınları, Anadolu’nun diğer yerlerinde olmadığı kadar aktif ve göz önünde bulunuyor. Çok şaşırmama rağmen buradaki kadınların etkinliği erkeklerle aynı hatta bazı konularda onlardan da üstün olarak tespit ediyorum.” Diye geçmişti. O dönemde yöremde İslamiyet hakimdi ve benim yöremde hala kadınlar el üstünde tutulurlar. Enteresan değil mi?
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Evet devleti sucluyorum ben de, bu zavalli insanlarin uyutulmasina musade ettigi icin.
Oy toplama davasina, daha kim bilir kimler kurban ediliyor.
* Adi laik, kendi *butcesiyle dini destekliyen bir devlet zaten bastan kendi ile celiskide. En once bunun caresi arastirilmalidir.
Iki laftan biri laiklik ama sozu var kendi yok.Parasini maaslariyla odedigi bu memurlarina hic degilse, bu yanlis ogretilerin durdurulmasini emretse, belki biraz durulanir ortalik.
* Okulla giremedigi koylerimize, hic degilse, din yoluyla insanlik ogretse ya devletimiz.
* *Ogretmenden cok imam hatip mezunu varmis ulkede anladigim kadariyla, bunlara neden insanlik ogretisi asilanamiyor, bilemiyorum.
exclusive
30-10-2006, 19:36
Sn. mhmmd.
O dönemde yörenizde islamiyetin ne kadar hakim olduğunu araştırmak gerek. Ayrıca batılı seyyahın sözlerinden anladığım kadarıyla bu durum sizin yöreye has, istisnai bir durum.
İstisnalar kaideyi bozmaz. Ben genel durumdan bahsetmiştim. Tabiki bazı yerlerde islam çok etkili olmamış, yani halk müslüman olsa bile oturup kuranı ezberlemeye, tüm yaşantısını kurana göre idame ettirmeye kalkmayıp eski alışkanlıklarını korumayı başarmış.
Sizde takmışınız kafaya milletin örtünmesini. Bırakın isteyen *istediği gibi giyinsin. Hepimiz gerçek insanız. Karılar , kızlar iyice açılıncada iyi olmuyor. Medeniyet açılmak saçılmak olsa idi. Afrikadaki yamyamlar bizden daha medeni olurlardı. Gerçi onlarda insan ama insan yiyen insanlar. ilginç.
Herkesin dini inançlarına saldırmayın. İsteyen istediği gibi giyinsin. İsteyen çıplak dahi gezebilir. İsteyende öcü gibi kapkara giyinebilir.
Biz gerçek insanlar birbirimizi tutmalı ve sevmeyiliyiz. Cyber insanların tuzağına düşüp birbirimize düşman olmamalıyız.
cyber- yapay insanların da istediği zahten bu. Bütün insanlar birbirine düşman olsun ve birbirlerini öldürsünler.
Bunumu istiyorsunuz. Bütün insanlar birbirine düşman olsun ve birbirlerinin gırtlaklarını kessinler. Bunumu istiyorsunuz ?
Sizde takmışınız kafaya milletin örtünmesini. Bırakın isteyen *istediği gibi giyinsin
İsterseniz bir gizli oylama yapalım bakalım kim kendi isteğiyle kapanıyor.
Hz. Ali’nin bir savaş esnasında sergilediği o destansı davranışı hatırlayın. Hani, kılıç tokuşturduğu kâfiri tam altettiği sırada kâfirin yüzüne tükürmesi üzerine kılıcını adamın üzerinden çekmesini; bunun üzerine adamın bu davranışın sebebini sormasını; “Sana kılıcı Allah için indirecektim, sen yüzüme tükürünce nefsim için indirmekten korktum ve indirmedim” cevabı alınca da adamın bir dakika öncesine kadar aleyhine savaştığı İslâm’a girmesini...
allah önce yaratıyor sonra öldürmek için kiralık katil tutuyor,komik islam,komedya
istavrit
30-10-2006, 23:57
sevgili mhmmd,
Bizi; birilerinin birilerine benzetmesinden utandığımız kadar utansak bilgisizliğimizden, cehaletimizden ve yönelsek aydınlığa. Kalır mı utancımız ırkçı Avrupa’ya? *
bu fikrinize katilmayacak insan olabilirmi..bende altina imza atiyorum..
sizinle ayni gorusteyim...
okullarimizda okuyan ogrenci kadar nufusa sahip yunanistanin sosyal refah acisindan bizden 65 basamak yukarida olmasinin sebebininide arastirmalisin mhmmd...
dun bizim vilayetimiz sayilan ulkeler ab uyesi veya adayi olmusken bu vehameti de dusunmelisin...
kriter sadece ekonomik gelismislik degildir...avrupanin degerleri arasinda insan kaliteside vardir...
bizim insanimizin kestigi kurbanin bagirsaklarini sokaklarda kedi ve kopegin agzindan alacak yapiyi avrupa bize direttigi surece ne biz o birligin uyesi olacagiz, nede cagdas normlarda insan.
birakalim 500 yil onceki avrupanin enginazyonunu...kendi kullerinde dogmayi bildiler...anka kus oldular..
yil 2006..
biz kendi enginazyonumuzu kacirdik..deve kusu olduk..kafamizi kumdan cikaramiyoruz..
bir toplumu aydinlatmaksa amaciniz önce kadinlardan baslayin
Sn. Oğuzhan,
Size ilk yazım olduğu için, öncelikle selamlar ve hoş geldiniz diyorum.
Yazım tarzınızdan henüz çok genç olduğunuz kanısı doğdu içimde. Gençlik enerjidir ve iyidir. Yalnız o enerjiyi iyi kullanın derim. Lakin kontrolsüz enerji yakar bitirir sahibini, haberiniz olsun.
Din diye bildiğiniz şeyin aslı; türban ve örtünmek değildir dikkat edin. Örtünmek ve giyim kişisel tercihlere ve toplumsal göstergelere bırakılmış bir talidir. Duruluk, sadelik, temizlik ve toplumsal kabuller özendirilmiştir aslında bu talilikte.
Afrika’da yiyecek hiçbir şeyin bulunmadığı ve yılda bir iki kez yağmur alan bir iklimde yaşar yamyam dediğiniz insanlar. O, doğadaki her şeyi değerlendirmeyi ve hiçbir şeyi çöp ve artık olarak görmemeyi düşünen aç bir insandır. Amacı; ruhsuz bir diğer insan bedenden; açlığını yatıştırmak, o kişi ile geçen hatıraları tazelemek ve ona karşı dostluk ve sadakat göstergesi olarak yer etinden. Ve inanını bizim birbirimizi yediğimizden çok daha masum ve günahsızdır.
Cyber-Human konusunda ne dediğinizi anlamış değilim.
Sn. Gandalf,
İlahi Komedyaya hoş geldiniz.
Sn. İstavrit,
Genel düşüncelerinize katılmama rağmen; bence hedef ne Avrupa’dır ne Amerika. Bizim özümüz yeter de artar bile. Tevazunun kaynağı Yunus, Hümanizmin kaynağı Mevlana olmalı bizim için, İnsan hakları beyannamesi ise yanında çerez.
Ve devekuşu dahi görür de tehlikeyi, anlamsızca saklarken başını kuma bizler henüz bu hayvan kadar dahi görmemekteyiz tehlikenin büyüklüğünü, karanlığını, korkunçluğunu.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
Sayın mhmmd,
demişsiniz ki: "Sizi biraz üzeceğim ama ben savunurum o babaları. Anadolu’mun dağlarında henüz kendi karınlarını dahi doyuramayacak ekonomik, okuma yazma dahi bilmeyecek kültürel, bir sakal ve bir şalvardan oluştuğunu düşündüğü dinsel değerleri olan garip ve kimsesiz babaları ben savunacağım. Ellerinden gelecek hiçbir şey olmadığını gördükleri ve anlayamadıkları ve anlayamayacakları değerlerden koruma güdüsünü ben savunacağım. "
Fakat oradaki haberi baktığımızda Anadolu dağlarında henüz kendi karınlarını doyuramayacak, okumaya yazma bilmeyecek, bir sakal ve bir şalvardan oluştuğunu düşündüğü dinsel değerlere sahip babaları görmüyoruz ki. Avusturyanın bağrında, (ne kadar medeni bir ülke olduğunu bilmiyorum ancak o babaların çıktığı toplumdan daha medeni ve eğitim kalitesi çok çok daha yüksektir yüksek bir ihtimalle) işte öyle bir ülkede, çevrede, toplumda hala kendi geri kalmışlığını, kalıplaşmış bakış açısını inatla sürdüren babalar, başkalarının oğullarını Türkiye'den kurtarmak için öz kızlarını kullanan, kızlarına kulak tıkayan, kızlarına söz hakkı vermeyen, kızlarını erkeğe ve ailesine ezdiren babalar bunlar benim gözümde.
Bu babaları örflerinden ve adetlerinden kopamadıkları yönünde kendime karşı savunmaya çalıştım ancak; Avusturya vatandaşı kızlarını hilelerle Türkiye'ye gönderip evlendirmek herhalde ne bir örf olabilir ne de bir adet.
Kızını başkalarının menfaatleri için kullandıran babalara yönelmiş bir tehdit mi var ortada? Varsa, bu tehdit yaşamsal bir tehdit midir ki kızlarının hayatını daha 13'ünde 15'inde karartma çaresizliğine götürüyor o babaları.
"Hiç akletmiyorlar mı? Hiç düşünmüyorlar mı?"
Sn. K.C.,
Sizi alalım koltuğunuzdan çıkalım bir garip tura desem gelir misiniz?
Önce tarihe gideceğiz, öyle yüz, yüzelli yıllarla değil bin iki bin yıl öncesine desem oraya götüremeyeceğiniz şey sizce ne olmalı idi. Bir kere tüm kılık kıyafetimizi değiştirmemiz gerekirdi, üstümüzde modernite adına hiçbir şey bırakamazdık. Tırnaklarımızı dahi düzgün kesmememiz gerekir oraya varmak için. Kaldı ki bu günkü değer yargılarımızla asla varamayız iki bin yıl önceye. Orayı anlamanın yolu o değerleri iliklerinde hissetmektir. Doğa güçlerinin gücünü, efsanelerin inanılmazlığını anlamayı.
Şimdi de ekonomiye açacağız yelkenleri. İlk durağımız lüksün ve şafşatanın ortası Las Vegas diyelim. Çantanızdaki boşluklar neler olmalı sizce. Para asıl olmalı ya gerisi. Vicdanı bırakmalısın bir yerlere, tamahı da yanına, müzevazilik hak getire, utanma duygusunu anmaya bile değmez. Orada güç paradır, para da güç. Orayı anlamanın tek yolu da buradan geçer parayı çok iyi koklamaktan. Burnun iyi para koklarsa anlarsın Kumarın cazibesini, çıldırtıcı gücünü, lüksün keyfini, keyfin vazgeçilmezliğini.
Yolumuz Eritre olsun. Sefaletin, açlığın, ölümün kol gezdiği garibim Eritre. Çantamızdan ilk çıkartacaklarımız ne olmalı sizce. Kendini gerçekleştirmeyi ilk etapta atarsın, tüm izmleri de yanında, aslını sorarsan bir parça ekmek ten gayrısına burada pek yer yoktur. Eğer almışsan yanına gayrısını anlamaz göremez duyamazsın açlığın korkunçluğunu.
Bilmem anlata bildim mi? Bunlara rağmen hala Avusturya’daki babalardan dem vuracaksak, vuralım derim. Unutalım tüm bunları, gömülelim rahat koltuklarımıza, her an ulaşabileceğimiz yığınla akrabamızın içinde, doğduğumuz şehrin güveninde, aldığımız ana dildeki eğitimin gücünde, bildiğimiz coğrafyanın rahatlığında, içtiğimiz Türk tütününün yanında yeni Rakı ile güzel mezelerimiz eşliğinde;
Tu Kaka diyelim, kara bıyıklı, kalın kaşlı, siyah gözlü, uzaklardaki babalara, tu kaka.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
spartacus
31-10-2006, 11:02
Yanlış eğitim, politikalara alet edilmiş cahillik, insanları sürü kendilerini çoban gören anlayışların hükümranlığı son bulmadıkça, bu enjeksiyon ile daha çok toplumsal uzuvlar felç edilecektir. Birincisi budur.
İkincisi, kişileri karşımıza almak farklı bir şey ancak bu haberde örümcek kadar beyine sahip olmadığı anlaşılan babaların, onları o hale getiren anlayışın, düşüncenin, korkularının, saçmalıklarının ele alınması gerekir. Birinci maddede ifade edilenler, toplumun vücuduna neyi enjekte ediyor, toplum nasıl felç ediliyor, tepkileri ve etkileri neler, hangi kuvvetler ile elde ediyor, sorgulanması gereken budur.
Ancak şunun ucu kaçırılmamalı, çocuğunu saçma sapan töre vs lerin altına gizlenerek öldürenlerden, paralarınızı çar çur etmeyin, dini gereklerle saklayın diye toplayanlara feda edenlerden, daha farklı değildir bu şam babaları, birileri paralarını, bunlar ise çocuklarını feda etmiş! İşte acı gerçek bu.
Törelere gelince, töreler töre oldukları için değil, toplumsal yaşamın güncel sorunlarına çözüm üretebildikleri ölçüde var olmayı hakederler, aksi takdirde, bir çok hurafeler, tabular, hakim menfaatçiler elinde yüzyıllarca kullanılmış bir yığın şeyler, saçmalıklar sayesinde, daha dünden ölmüş töreleri, bu tür cahillikler ile meşrulaşmış uygulamaları, töre, örf vs kisvesi altında meşrulaştırarak sürdürmek, menfaatler ederek kalıcı kılmak çabası, hasta ve felç edilmiş toplumun kendisini tedavi etmesinin en temel engeli haline dönüşür.
Ne töresi, ne örfü ama nede inancı bu tür ilkelliklerin, tabuları korumak yada menfaat kesimlerinin çıkarlarını daim kılmak için kullanılamaz, meşrulaştırılamaz.
Ben benim örfüm çalma dediği için değil, çalmamam gerektiğinin bilinci ile çalmamalıyım.
Benim örfüm bana çocuğumu okut dediği için değil, okutmam gerektiğinin bilincinde olduğum için okutmalıyım.
Benim örfüm konuğumu sıcak karşıla dediği için değil, sıcak karşılamam gerektiği için sıcak karşılamalıyım.
Benim örfüm insanları sev dediği için değil, insanların birbirlerini sevmeleri gerektiğinin bilincinden dolayı sevmeliyim.
Benim örfüm kızlarını namus kisvesi altında, yaşarken öldür dediği için değil, neden bunu yapmam gerektiğini sorgulayıp, bilince ederek seçim yapmalıyım.
Benim örfüm, yüzyıllarca gelen, mülkiyet ilişkilerinde, çocuklarına bir eşyaymış gibi bakmam gerektiğini aşıladığı için değil, aksine verilen eğitim ile sorumlu olduğumu ancak bunun dışında her insnanın kendisinden sorumlu olduğunu bilmem gerektiğini bilmeliyim.
... İnsanlar at gözlüğü takmasın...
Ne zaman ki insanlar inandıkları için değil, yapmaları yada yapmamaları gerektiğinin bilinciyle bir şeyler yapacaklardır, kurbanlık koyun olmaktan o zaman kurtulurlar. Mutlak -örf-doğru diye bir şey yok, sadece gerçektir önemli olan.
Çocuk yaştaki kızlarını mal gibi satanlar ise, şu saydıklarımdan dolayı az birazda hak ediyorlar. Hırsızın hiç mi suçu yok var elbette, kendilerine gelince yolda yürüyen bir kadının topuğundan iliklerini süzenler, böyle ahmak şeylere düşebiliyorlar, Yüzlerine tükürüyorum, bu kadar hakları olsun.
sayın mhmmd,
Beni alıp bir yerlere götürmeniz değil burada söz konusu olan,
Beni götürmeyi vaat ettiğiniz yerlerdekileri alıp bana getirseydiniz onların burada ne yapacağı, çantalarında neleri getirecekleri, neleri bırakacakları, benim bulunduğum çevreye ne kadar uyum sağlayacakları, bendeki doğruları ne kadar benimseyecekleri, ve kendi örflerine benim buralarda ne kadar yaşam alanı bulunduğu, ne kadarına müsamaha gösterebileceğim, bu örflerin yanlışlarını benimle öğrenmek mümkünken halen o örfler üzerinde bulunuşlarıdırı mevzu bahis olan.
O ezilmiş insanlara birileri ezilmemenin reçetesini sunuyorsa ve onlar halen o ilaçtan yaptırmıyorlarsa "Hırsızın hiç mi suçu yok."
edit: Bakın oradaki hikayelerden birinde kızın öğretmenleri uyarmış ebeveynleri. Ebeveynler ise en usta tiyatro sanatçısına taş çıkartırcasına oynamışlar. Eve geldiklerinde ise kızlarını perişan etmişler. O uyarılardan sonra halen bir "acaba?" sorusu uyanmadıysa o zihniyette; ben o zihniyeti örfü ona öyle buyuruyor diye suni savunmalarla haklı çıkaramam. Türkiye'de olsalar çevrenin baskısı faktörünü dikkate alabilirdim ama orada alamıyorum. Çünkü orada çevrenin bakış açısı ve baskısı farklı yönde.
Sn. Spartacus,
Meseleyi; olaylar ve kişilerin ekseninden çıkarıp, davranış bilimleri, sosyoloji ve gerçeklik üzerine yapmış olduğunuz bina çok sağlam durmakta. Değil mi ki tüm bunlar; yapmadığımız sorgulamanın, düşünmediğimiz izmlerin ve gerçekleştiremediğimiz idelerimizin bir iz düşümü olsun. Bizlere de yarı açık pencerelerden süzülen gerçekliğin parıltısı kalsın, bu iz düşümlerini açıklayacak. O parıltı ki subjektiflikten objektifliğe, öznellikten nesnelliğe, kişisellikten toplumsallığa geçişin ışığı diyelim.
Davranışlarımızdaki bilinçselliktir öneml olan. Ya da biliçli yaptığımız davranışlar. Velev ki bunlar yanlış dahi olsa; bilinç denen parıltıyla düzelir zamanla. Yani bunda da hemfikirim sizinle.
Ama ya da ancak ile başlayan cümleler ise yönümüzü sanki çevirir öznelliğe. Ve tüm bunlara bir de bize yakışmayan bir davranış da eklenirse; bilmem ki karşımızdakiler gibi olur muyuz diye?
Sn. K.C.,
Ben hırsızdan yanayım, en azından bu seferlik. Yaptığını hoş gördüğümden değildir ha.
Lakin derim ki bakmalı arkasına, ne çaldığına ve de zararına. Kazancını da bi karşılaştırmalı hani bizim mizanlar gibi. Aç karnını mı doyurmakta, cehaletine mi yenilmekte. Çocuğuna süt mü çalıyor, eşini hastaneden çıkarmak için gerekli parayı mı?
Siz hukuku seversiniz. Bi bakın derim cürmün işlendiği alana ve sabıka. Sabıkın kıstaslarına.
Ve tekrar ederim tekrar.
Hırsızın suçu yoktur, bu kadar.
Hatalarımızı cehaletimize bağışlayın
exclusive
31-10-2006, 12:13
mhmmd siz yolculuğa çıkarken gideceğiniz yerde lazım olan duygularınızı yanınıza alıp lazım olmayacakları evde mi bırakıyorsunuz? Ya da şöyle sorayım, insan gittiği yere göre karakter mi değiştirir?
Nerede olursa olsun yanlış olan şeye yanlış diyebilmek gerekir. Bir baba çocuğunu, eşini dövüyorsa ilk sormamız gereken soru bunu nerede yaptığı mı? Bence nerede yaptığının hiç önemi yok, hiçbir yerde hiçbir baba böyle bişey yapmasın...
spartacus
31-10-2006, 12:28
Sevgili Mhmmd
Siz babaların yanılgıları açısından baktınız ve haksız değilsiniz, ben ise çocukları açısından da baktım. Evet dediğin gibi, nesnele dönmek ise iş, o nesnelde hırsızın suçu kendi açısında değil, o çocukların açısında ortaya çıkıyor.
Ben babalara yanıldıkları için değil, o çocukların hayatları açısından tükürdüm. Bir kağıt parçası değil, bir insan ve kendi iradesi ile seçim yapma hakkı olan çocukların üzerinde ki sorumluluklarını eğitim olarak yerine getirmeleri gerekirken, onların hayatlarınada ve nasıl yaşayacaklarınada karar verdikleri için. Çünkü bu adamların bir kadının topuğundan iliğini süzdüklerinden zerre kadar kuşkum yok, böyle olmasa idi, bu tür şeylere kapılmazlardı. İnsanlar zaaflarından hareketle kullanılır
Siz bir insana öznel olarak hangi yoldan yürümesi gerektiğini söyleyebilirsiniz, oysa yolu seçmek nesnel bir durumdur ve size ait değildir, çünkü gerçek tek bir doğru izlemez ve kimsenin mükiyetinde değildir.
Hırsızın suçu kendinde değil, çocuklarının durumlarında ortaya çıkıyor. Kim olursa olsun, yüzlerine tükürüyorum, bu kadar hakları olsun.
Hırsız ne aç karnını doyuruyor orada ne de cehaletine yeniliyor.
Zira hem aç değil, hem hırsızlıktan başka alternatifi var -kızını küçük yaşta evlendirmemek, kızının yakarmalarına kulak vermek, kızını ezdirmemek, okutmak- hem de cehaletinden kurtulabilecek fikirler, kanunlar ve nizamlar etrafını kuşatmışken bunlara kulak tıkıyor, at gözlüklerini çıkarmayı reddediyor, ak-let-mi-yor.
Anlaşılan o ki sizinle bu hususta ortak bir payda bulamayacağız.
O kızlar bile çaresizlikle babalarının örflerine bir şekilde baş kaldırabilmiş, bu gücü ve cesareti kendilerinde bulabilmişler, kendilerinin bir insan, bir kişilik olarak var olduğunu babalarına anlatamamışlar belki ama yıkılmazı yıkarak başkalarına anlatabilmişler. Kızlar da babalar da aynı köklere, aynı örfe ve adete sahip değil mi? O mahsun ve masum (?) töre kurbanı (?) babalar kızları kadar olamamış. Yazıklar olsun o babalara.
Sn. Exclusive,
Yanlış anladıysam lütfen düzeltin. Diyorsunuz ki; baktığımız yerde, duyduğumuz seste, düşündüğümüz olaylarda kendi duygularımızı ile değerlendirme yapmalıyız. Yanlış düşünüyor isek yanlış demeli doğru ise doğru.
Böyle düşünseydi bilim adamları, nasların ya da en hafifi ile değer yargılarının önüne geçemezlerdi. Böyle olsaydı ilerleme ve yenilikler sağlanamazdı kanımca.
İnsanlık adına aşıyı geliştirmeye çalışan Louis Pasteur’ ün deneylerde ölen hayvanlarını görsek cani derdik. Kübizmi anlamadan tablosuna bakınca, Pablo Picasso’ya yeteneksiz.
Derim ki; yaptığımız tahlilse, sıyırmalı gömleğimizi yargılarımız ve bildiklerimiz ve duygularımızdan, bakmalı tarafsızca ve inmeli derinlere, teşhis koymalı önce hastalığa. Tanımalı onu hemhal olmalı ki bilinsin dostuğu düşmanlığı. Tahlilden sonra gelir tetkik. Öyle ya, hissettik ama acaba doğru mu düşündük diye. Almalı birkaç damla kan ya da idrar miroorganizmasına girmeli. Şayet düşüncemizi destekler tahlil de çıkarsa o zaman gelir reçete yazmaya sıra. Ama dikkat edin yazdığımız reçete zehir gibi de olur, şeker gibi de. Lakin bizi ilgilendiren tarafı hastalığı iyi etmektir, ilacın tadı değil.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Linkteki yazının finali:
TÜRKİYE’DE HAPSEDİLMİŞ 7 KIZI GERİ GETİRDİK BİRİNDEN HABER ALAMIYORUZ
Avusturya’da bu vakalarda cinayet yaşanmadığını ama Almanya, Belçika, Fransa ve Hollanda’da ölenler olduğunu söylüyor Başarı: "Hayati tehlike nedeniyle Avusturya’dan Almanya’ya kaçırdığımız kızlar var. Başarısızlıkla biten ve beni çok acıtan bir olay bir kızın Mart 2006’da Türkiye’ye kaçırılması. Hálá bir haber alamıyoruz. Yozgat Sorgunlu. Ablasıyla da ben ilgilendim. Bir ara ikisi sülalelerinde evliliğe zorlanan kızları saydılar, tam yedi tane. Hepsi de Avusturya’dan. Ablayı kurtarabildik ama kardeş onun kadar mücadeleci değildi" diyor.
Bu iki kızın göbeğine kadar sakallı, tarikat üyesi babalarının yaptıkları inanılır gibi değil: "Büyük kızı evlenmeye hayır deyince, evlendirmek istediği adamla aynı eve kapatmış, bu kız senin helalin istemezse tecavüz et, demiş. Oğlan kızın sinir krizleri sonunda yapamamış. Kızın babasından, sen erkek değilsin, diye yumruk yemiş. Onu korumaya aldık. Küçük kızın kolunu kırmıştı babası. Koruma altındaydı ancak gençlik dairesi kızın isteğiyle eve dönmesine izin verdi ve hata yaptı. Anne ve kardeşlerini babayla yalnız bırakmamak için Türkiye’ye gidiyor ve olan oluyor, evli olarak geri geliyor. Geçen yıl intihara kalkıştı ve hastaneye kaldırıldı, yine sığınma evine yerleştirildi. Boşanma davası için para toparlamaya çalışıyorduk. Bir telefon gelmiş, küçük kardeşi balkondan düştü ve komada diye, bilet yollamışlar. Bana söylemeden çekip gitti. On gün sonra Viyana’daki arkadaşını arayıp, beni Antalya’da bir eve kapadılar, diyor. Geçen yıl Türkiye’de bırakılmış ve ellerinden belgeleri alınmış yedi kızı Avusturya’ya geri getirdik ama ondan o günden beri ses yok."
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2359341.jpg
Sn. Spartacus,
Bence siz; bir itin paçanızı ısırmasına kızmadınız. Canınız yandı, etinizden et koptu, lakin o mahluk öyle şartlanmıştı. Belki engel oldunuz birazda can acısıyla bağırdınız lakin kin gütmediniz, kafasına çivili sopa indirmediniz.
Bence siz; bir katili asmadan önce yargıladınız. Önce çocukluğuna indiniz. Ayrı düşmüş bir ailenin yoksul ve kimsesiz çocuğuna. Kimsesizliğin ve çaresizliğin düşürdüğü durumu teşhis ettiniz. Belki ceza verdiniz lakin o katile kin gütmediniz, yüzüne tokat atmadınız.
Bence siz; Fareler ve İnsanlar romanını okudunuz. Oradaki Lennie’nin yaptıklarını *en yakın arkadaşını öldüren George’u da okudunuz. En yakındaki arkadaşı olan Lennie’yi öldüren George’a kızdınız belki lakin gözleriniz yaşlı olarak tastik de ettiniz, kin gütmediniz.
Bence siz; Cahil insanlarla her gün karşılaşıyorsunuz. Konuşmasını, dinlemesini, oturmasını, kalkmasını dahi beceremeyen insanları. Hatalarını da görüyor ve bu hataların varlığına dayanamıyorsunuzdur. Hatalar için o insanları değil altta yatan nedenleri ortadan kaldırmak istiyorsunuz. O insanları eğitmek ve hatalarını fark ettirmek lakin kalkıp yüzlerine tükürmüyorsunuz. Her ne kadar hakları olsa da!!!
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
spartacus
31-10-2006, 14:34
Sevgili Mhmmd
Biz nesnele bakalım, hani açımız tek bir yerden olmasın. Doğru söylüyorsun, söyleyene kızıyoruz, söyletene bakmadan.
Bana sorsan başlık dahi yanlıştır bu konuda, ortada olan insan manzaralarıdır çünkü, aslı budur, nedenler ise vs. aslının önünde gitmiyor. Çünkü ben kimseyi değerlendirirken nesin diye bakmadım hiç, aldığım cevaplarda tatmin olmadım, nesin? Müslüman, nesin? Ateist, nesin *Deist, nesin? Agnostik ama nesin? İnsanım. Hiç bir şey insan açısından kendisi olmaktan evvel gelmiyor, önemli olan bir şeyleri ifade ederken onun zaaflarından ve oluşacak zaafiyetinden ele almamak. İşte dediğim gibi, insanlar zaaflarından hareketle kullanılabilirler.
Söyleyene baktım, tükürdüm ama ne inançlarına baktım, ne söyeleye kimin nesidir diye baktım, ne yaptığına baktım, sadece insan oldukları için o kadarını hak ettiler. Bu aşağılamak için değil di, buna hakları olduğu içindi. Ama bir gerçeği ısrarla ve öncelikle ifade ettim, örf olduğu için bir şey yapacaksak yapmayalım, bizim sorumluluğumuz eğitimdir, kimseyi kendi iradesi dışında kendi korkularımıza, eksiklerimize, cahilliğimize kurban etmeyelim, edenlerinde haklarını verelim, çünkü buna hakları var.
Söyleten ise bir tükürükle gerçeği göremeyecek kadar çetrefil.
Sn. Spartacus,
Sizi anlayabildiğimi bildiğimden, direndim.
Gerçekleri gördüğünüzden cevapladım.
Duru aklınızı ön plana koyduğunuzdan çırpındım.
İnsan gibi insan olduğunuzdan yakardım.
Ve ben haklıymışım, sevindim.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Sn. mhmmd,
Size fikrimi şöyle izah edeyim, dini bırakın, eğitimi bırakın, her şeyi bırakın. Bir baba gerekirse kızıma tecavuz et diyorsa o baba baba değildir, canidir! Türbanı bıraktım..
Bu haber bir canilik abidesidir.
Zorla hayatlarına el konulmuş kızlardan bahsediyoruz. Seçme hakları olmayan kızlar... Kocaları tarafından tecavuz edilen ve ailelerinin bunu savundugu kızlar... Mal gibi bir vize karşılıgı alınıp satılan kızlar.... Vize için okutulup buyutulen kızlar... Kaçırılan, eve kapatılan, ortaokuldan sonra okutulmayan kızlar...
Bunu *mu savunuosunuz?
Kusura bakmayın, insan magarada bile yetişmiş olsa, hiçbirşey bilmese, kendi kanından canından kızını tecavuz için sunmaz.
Eger bunun mumkun olabileceğini soyluyorsanız, kusura bakmayın ben sizin kadar geniş yürekli olamayacagım. Bir tecavuzcuyu destekleyen baba benim gozumde insan değildir.
Bu kişiyi mi savunuyosunuz?
Neyi savunuyorsunuz?
Bazı ahlak değerlerinin örf ile alakası yoktur. İnsanın yüreği sızlar bazı olaylar karşısında. Kızının ağlamasına dayanamaz insan ya...
Bunun savunulacak yanını bana daha mantıklı şekilde açıklarsanız sevinirim. Çünkü örfümüzde, kızına tecavuz ettirme, kaçırtma, dövme, işkence yoktur.
Yoksa benim bilmediğim başka bir örf mü var?
Sn. Merwe,
Üç sayfalık tartışmayı okudunuz mu?
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
o fotograflardaki kızların giyimi bana daha çok dinsel değil yöresel ve töresel bir giyimi hatırlattı.onları ve babalarını *islamın *temsilcisi sayıp da yorum yazmak yanlış bence.
yanlışlıkları varsa bunun dayandırılacağı son nokta islamdır.bunlar dindara mı benziyor sizce.dini temsil edebilecek haldeler mi.şahsi hayatlarındaki inançve ibadetlerini konuşmuyorum.bize gösterdikleri görüntü biz müslümanlığı temsil ederiz değil,biz yöremizi temsil ederiz gibi duruyor.
Sevgili mhmmd
Bazen düşünüyorumda ya bende bir eksiklik var yada ,algılama yetimimi kaybetmişim diyorum.
Üç sayfalık tartışmayı okudum.
Resime farklı bir yönden bakmak,insanı bu kadar farklı mecralara çekmemeli diye düşünüyorum.
Olay kabak gibi ortada çünkü
Sağlıcakla
Evet mhmmd,
Okudum beni bu yazıyı yazdıran da bu idi. Burada bakılması gereken türban din veya başka birşey değil. İnsanlık!
Gelişmemişlik bu tip canilikler için bir kılıf olamaz mhmmd.
En azından benim için...
Sizin için bu canilikleri mazur gösterecek sebebi ben kendi açımdan hiç yeterli bulmadım. O yüzden tekrar soruyorum. Siz bu insanları neden dolayı savunuyorsunuz?
Sevgili Exclusive,
* Bir bakista sizinle ayni hisleri hissetigim halde, karincayi bile incitemeyecek bir karaktere sahip bir insanin, beyninin derinliklerine islenmis, orf, adet , namus gibi sartlanmalarda, caresiz kaldigini, hem dovup hem agladigini gordum. Bu babalar yanlis yaptiklarini dusunemiyorlar ki. *Onlara gore yaptiklari kotuluk degil, tam aksine iyilik. kizlarinin kotu yola (cagdas dusunce) sapmamalari icin oros^pu olmalarina mani oluyorlar.
* Kizini dovmeyen dizini dover gibi, hergun kullanilan atasozu olmus cumleler, bu toplumu sekillendiren sartlanmalardan biri olmustur.
* Islam ulkelerine bakarak, kadina davranislarini gozlemliyerek, bunun en buyuk suclusunun din olduguna inaniyorum.
* * Ayrica, yurt disinda yasayanlarin cogunun, daha fanatiklestigi, daha irkcilastigi da kolaylikla gorulen bir gercektir. Yurt disinda kimligini kaybetme korkusundan, daha da keskinlesir bu yobazlik.
Burada bakılması gereken türban din veya başka birşey değil. İnsanlık!
Sevgili Merwe,
Ne kadar doğru yazmışsın.İnsanlık.Evet anahtar kelime bu.
İnsan olamayının,herşey olduğu bu zamanda,herkesten herşey beklenir oldu.Yazıklar olsun öyle babalara..öyle annelere..
Değerli Vartor ağbim,
Kızlara yönelik o uygulama kızlar kötü yola düşmesin, medeniyetin kurbanı olmasın diye yapılmamış sadece. Belki saç ayağının tek ayağı bu. Ama asıl sebep "Türkiye'den bir akrabayı daha bu memlekete getirelim de o da kendisini kurtarsın" sebebi. Evliliklerin tamamı akraba evlilikleri. Kızlar erkeklerin ekonomik refahı için kullanılmış. Kızına tecavüz edilebilme serbestisini amca oğlu rahata ersin diye vermiş baba.
Son paragrafınıza tamamen katılıyorum.
-------------------------------------------------------------------------
Bir yanda kızların bedensel bütünlüğü ve ruhsal durumları / diğer yanda maddiyat, ekonomik rahatlama, refah. Bu nasıl bir dengedir böyle?
Madem ki gurbet ellerde kızının namusunu böylesine canice bir uygulamayla korumaya çalışıyor o ebeveynler, bu namusu korumanın daha kolay bir çaresi var, o medeniyete ayak basmamak. Ki amaç gerçekten namus meselesi olsaydı örfüne adetine düşkün biri için bunu sağlamanın yolu bu olmazdı. Otururdu oturduğu yerde.
Buradaki bazı arkadaşlar hangi örfü yapılanlara bir gerekçe olarak savunuyor, anlayamadım gerçekten. Kızların küçük yaşlarda evlendirilmesini yadırgamadım, Türkiye gerçeği... ÖRF. Kızların imam nikahıyla zorla evlendirilmesini de yadırgamadım, Türkiye gerçeği... ÖRF...
Ama Amca, dayı oğullarını ekonomik olarak rahatlatmak uğruna kızları heder etmek bir ÖRF değil.
hamiş: Bu konuya hiç dini açıdan bakmadım. Ne üstteki mesajlarımda ne şimdikinde. Ancak örfün yerleşmesinde dinin azımsanmayacak bir payı olduğu da bir gerçek.
exclusive
31-10-2006, 19:01
Vartor, gece geç saatlerde televizyon izliyosan Açev'in düzenlediği Baba destek programı diye bi halk eğitimi çalışmasının tanıtımı yapılıyo. Olur da denk gelirse bi izle.
Kurs gibi bişey, isteyen baba gelip ücretsiz katılıyo, çocuğuyla nasıl iletişim kurması gerektiği, çocuğunu dövmesinin ne gibi etkileri olacağı vs. gibi konularda bilgiler alıyor.
Bi baba var, doğulu, hiç okumamış, ilkokul yüzü bile görmemiş, bütün gün ağır işlerde çalışan bi işçi. Adam "ben babamdan öyle gördüğüm için hep dövüyodum, cahil de olduğumdan yanlış olduğunu bilmiyodum" diyo. Velhasıl böyle bi eğitim olduğunu duyunca kalkmış gelmiş, oturmuş sınıfta çocukla nasıl iletişim kurması gerektiğini anlatan hocayı dinlemiş, eğitim boyunca da hiç ders kaçırmadan hepsine katılmış. Sonra da "artık hiç dövmüyorum, zaten dayakla cezalandırınca çocuk yine yapıyodu artık burda öğrendiğim şekilde konuşuyorum ve çok daha etkili oluyor" diyor.
Al sana doğunun imkansızlıkları içinde cahil kalmış, istanbulda ekmek parası derdine düşmüş, cebinde bi kuruş parası yokken sırf çocuğu için daha önce hiç yapmadığı bişeyi yapıp cehaletini yenmiş bi baba. Lütfen denk gelirse bu adamı bi izle ondan sonra karar ver Avusturyadaki babanın en ufak bi mazerete hakkı var mı yok mu.
Tamam adam cahildir, döver, yanlış yapar ama bir insan evladını seviyorsa o tokadı her atışından sonra "acaba canı çok acıdı mı" diye düşünür, "acaba iyi mi yaptım" diye düşünür...
buradaki kimse birilerini "cahil" olduğu için suçlamıyor, suçlamaz da ama cehalet de kimseye, hiç bir yanlışa mazeret olamaz.
Bu babalari katiyen mazur gormuyorum sevgili exclusive, karsima ciksa yuzune tukurebilirim. Altinda yatan fundemantal sebepleri gordugumu soyluyorum. Iki oglum var, hayatimda ikisine de el kaldirmadim, daima ogutle, ornek olarak ders vermeye calistim. Muaffak da oldum.
* Bu hayvanlarin dusunce sekline, gine de sosyal cevre ve dinin etkisi oldugunu, sucun buyugunu bu kurumlara yukluyorum sadece.
agnostic_z
31-10-2006, 20:17
Yazılanlara baktığımızda çok haklı tespitlerde bulunulmuş.Mesela yurtdışında çoğu insanın dini daha fanatik yaşamaya çalıştığı,kimlik kaybetme korkusuyla ama bunu yapmaya çalışırken de aldıkları durum çok düşündürücü.Böyle zihniyetlere bir çare bulamadığımız sürece her zaman geri kalmaya mahkumuz bunu bilmemiz lazım.Bazıları dinin bunda bi etkisi olmadığını düşünüyor ama çevrelerine bi baksınlar dünyadaki en büyük semavi dinde olan hristiyanlara mesela.Hiç böylesine kadına kıza dünyayı dar eden,ilkel ve absürt bir yaşam tarzları var mı?Vardı vardı ama rönesansla birlikte herşey bitti,bütün cadı diye yakılan,her türlü işkenceye ve aşağılamaya maruz kalan kadınlar şimdi dünya devi bi ülkenin hem de siyah olmasına rağmen dışişleri bakanı olup dünyanın kaderiyle oynayabilirken bizim müslüman ülkelerin kadınları da böyle *canavarlıklarla boğuşup duruyorlar yazık yazık diyorum sadece!...
Sevgili agnostik-z,
*Hristiyanlar bunu ronesansla degil, dini kiliselere hapsetmekle basardilar, laiklikle, lafta kalan degil hakiki anlamda olan laiklikle.
* Kilise milise dinlemeyip, cezalandirdilar medeni kanuna uymayani. Biz ise hala seriat tartismasi yapiyoruz yurekler acisi durumda olan, bir zamanlar cennetin anavatani *olabilecek ulkemizde.
NedimYilmaz
01-11-2006, 00:16
Bir arap filozofunun Türkleri üzerinde etkisinin ne büyük fenalıkları doğurduğunun açıkça bir kanıtı.
Atatürk boşuna "Arap dini" demiyordu..
Sn. Daye,
Hiçbir olay görüldüğü gibi değildir. Yorum ya da düşünceniz oluşacak ve bir yargıya varacaksak eğer. Yok sadece; -önümüze ne gelirse yeriz, dersek o başka.
Sn. Merwe,
Hiç 10, 15 kişinin bir kişiyi dövdüğüne şahit oldunuz mu?
Dövülen kişi sağlam çıkar elinde de bir silah varsa etraftakiler çil yavrusu gibi dağılır.
Biri bile yaklaşmak istemez, velev ki davaları ne kadar haklı olursa olsun.
Hasbelkader o kişi yere düşmüşse hemen doluşurlar başına önce üçerli üçerli gelirler.
Yerdeki iyice bitince beşerli beşerli. Bilsen onlar ne cengaverdir! Dava mava kalmaz ortada. Yere düştü ya artık onlara da zarar gelmez bilirler. Kafa, göz, karın demez yuvarlak meşin top misali vururlar, her bir yere.
Ben seyrettim. Ama seyretmekle kalmadım. Suçlu dahi olsa, kötü dahi olsa, toplumdan itilmiş dahi olsa, kendisi linç edilmeyi hak etmiş dahi olsa, yüzüne tükürülmeyi gereken biri dahi olsa. O kişi şimdi yerde. Savunma yapacak pozisyonu yok. Sürünüyor. Perişan.
Varın bir tekme de siz atın.
Durmayın o yığına siz de katılın.
Ama bilin ki bu en basitidir eylemin.
Ve en korkuncu bu alemin.
Sn. Vartor,
İlk yazınızda yakaladığınız nüansı, baskılarla değiştirdiniz. Hiçbir baskı insanın vicdanından daha ağır olmaz dostum.
Sn. Billur,
İnsanlık diye başladığınız cümlenizi insanlık adına bitiremediniz. Her şeye rağmen insanlık.
Sn. Exclusive,
Derdimiz mazeretler üretmek değildi. Lakin tüm mazeretleri görmek ve düşünmek de olmalı.
Sn. Agnostic_z,
Başlarken verdiğiniz resmin sonuna eklediğiniz sonuç yorumu ancak bu kadar uyumlu olabilirdi. Dinsel saldırı, dinsel baskı bu yazıya en son eklenebilecek düşünce olmalıydı. Billurun dediği gibi. Soro yazarken anlamsız görmüştüm. Siz soroyu doğruladınız. Soro haklıymış. Yazık…
Sn. NedimYılmız, *
Şimdi hep birlikte şaman olalım. Çözüm şamanizimde, yaşasın şamanlar. Şaman olursak tüm geri kalmışlığımız ve üstümüze dökülen ölü toprağını atacağız. Haydi çocuklar el ele!!!
Dengeyi sağlamaktı tüm niyetim. Kolaya kaçmadan, herkes gibi bakmadan ve herkese rağmen yine aynı kararımı sürdüreceğim.
Kötüye küfretmeyeceğim, kötülüğün nedenini bulacağım * *
Suçluyu linç etmeyeceğim, adil olarak yargılayacağım.
Düşene bir tekme de ben vurmayacağım, ne yapmış olursa olsun onu koruyacağım.
Önüme gelen her şeyi yemeyeceğim, en ince ayrıntısına kadar değerlendireceğim.
Olaylara tek yönlü bakmayacağım, Şeytanın gör dediğini görmeye çalışacağım.
Ve hiçbir zaman kolayı seçmeyeceğim, zorlanacağım.
Birkaç tokat, bir tekme, biraz da tükürük olsa da nasibim.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
spartacus
01-11-2006, 11:11
Ne ekersen onu biçersin.
Bu söz aslında her şeyi açıklıyor. Bir şeyleri savunmak ile doğru noktadan eleştirmek aynı şeyler değil, biz ekime bakalım, biçilene sonra geliriz?
1. Liseleri bitirmiş insanlar dahi, ortaçağlarda kalmış yaşam anlayışına sahip iseler
2. Bu gün Türkiyede kadınların neredeyse çoğunluğu hala yüzlerce yıl evvelki asosyal yaşam kültüründe hapis tutuluyor ise.
3. Az çok aydın sayılan kesim kızlarını liseye okutupda, üniversiteleri kazandığında dahi, oralara giderde şey olur anlayışı ile eve hapsedip, bir gün gelecek bir görücüye elli-yüzlü vermeyi düşünen, bunu uygulayan bir toplum ise
4. Daha cahil olanlar daha zorunlu eğitim bitiminde, kızlarını hiç bilmedikleri kişilere elli-yüzlü veriyorlar ise, kızlar itiraz ettiğinde dahi, aynı kaderi?! paylaşmış anneleri önce onların karşısına çıkıyor ise
5. Sözde laik olan bir ülkede alınterinin değeri bile 3 kuruşlar ile ölçülüyor eğitim denen şey, pahalı ve ancak toplumun büyük çoğunluğunu cahil bırakacak düzeylere çekilmiş ise
6. Doğum yapan kadınların dahi, sanki tercih sebebi varmış gibi, doğumdan sonra bebekleri rehin kalıyor ise?!
7. İnsanlar yeteneklerine göre değil, eğitim sisteminde zaten güç bela yer bulan toplumun çoğunluğu karşısına, inekleme ile insan kıyımları yapılıyor ise(sözde sınavlar)......
Daha da çoğaltmak mümkün, eğitim ve öğretimin KURUM olduğu bir ülkede bu tür olaylar durmaksızın yaşanıyor ve televizyon kanalları dahi tek bir eğitim ve öğretim içerikli yayın yapmıyor, yerine onun bacağı, şunun kaçamağı yönlü saçma sağan zırvalar ile, iş para avcılığına dönüşmüş ise, kurumlarca eğitilen ve öğrenim gören bir sistemde bu tür geri olaylar binlerce yaşanıyor ise...
Beğenmediğimiz, yıktığımız örf ve adetlerin yerine ne koymayı düşünüyoruz acaba? Önemli olanın örftendir, gelenektendir demek değil, en doğru ve mantıklı olanın insanların kendi güncel koşullarına göre hareket etmeleri gerektiğini ne zaman öğreneceğiz? Bu bilinci nasıl vermeyi düşünüyorduk, nerdeyse bir yüzyılı geride bırakmış çağdaş bir ülkede, hala ortaçağı yaşayan bir topluma reva görülenler bunlarmıdır?
Ben 400 YTL Ev kirası veriyorum, 150 YTL yakacak, 70 YTL enerji, 200 YTL yiyecek, 50 YTL giyecek.... * dolaysız, dolaylı 600 YTL vergi, peki devletin 4 Kişilik bir aile için asgari Yaşam standardı kaç?=350 YTL, asgari ücretten kesilen vergi?!= 140 YTL. KDV ile kesilen ve katkı payları ile alınan dolaylı soygun= 100 YTL, ne kaldı geriye= 250 YTL, hadi kitap alın bakalım!
Toplum cehennemde yaşıyor, elbette cennet hayali ile çok şeyleri gidecek!
Herkesin eline kendisini avutacak, kendi gerçeğini manüple edecek, nesnel gerçeklerin üstünü, öznel bayraklar ile örtecek bayraklar verdiğinizde ne yapmış olacaksınız? Kendini temsilden aciz bir toplumun eline, şeriatın bayrağını, fenerbahçenin bayrağını, milliyet bayrağını, mezhep bayrağını verdiğimizde, bununlada kalmayıp birde bu şeyler adına ortada fink atan oy avcısı partileri inşaa edip bayraklarını çoluk, çocuğun eline tutuşturduğunuzda, şu yukarıda sayılan gerçekler yokmu olacak? Herkes birbirini yesin!
Benim her ay verdiğim dolaylıları ile 600-700 YTL karşısında, ne parasız ve kurumlaşmış bir eğitim öğretim, ne parasız sağlık ne barınak nede yaşam-meslek garantisi alamıyorum. Sanki boyumu aşan bir denizde, ortaya atılmış gibiyim, her şey kol gücü ve yüzme bilip bilmediğime bakıyor, işte toplum bu? Emeklilerin dahi banka kuyruklarında can verdiği bir ülkede, birilerini ihya ederken kendisine bakmaktan aciz olan bir toplumun, atom ile ilgilenmesini bekliyoruz, öyle bir derdi varmı peki? Şu konuya örnek olan olaylardan, bu güne kadar binlerce gördüm, okumadım bizzat yaşadım, yapana tükürdüm yine tükürüyorum, bizzat hayatta karşı karşıya geldim, ikna ettim, değiştiridim ama bir elin parmağını geçmedi, ama şimdi geriye bir ah ve vah mı kalsın, ya 10-20 kişi değil bu olayların bu gün binlerce yaşandığı yarın ise onbinlerce çoğalacağı gerçeği dahamı az acı!? 21. Yüzyılda iken bir toplumun ortaçağı yaşıyor olmasının kökeni nedir?
Toplumun %60 oyu ile meclisde olan sözde vekiller, 4 dönemdir neyi belirliyor, toplum yamalıklı geziyor vekil uçakla tuvalete gidiyor, ne zamanki toplum aynaya bakar önce kendi yüzüne tükürmeyi öğrenir o zaman gerçeği görecektir.
Sevgili Vartor, çok yerinde bir tespit yapmışsınız. Yurt dışına gidenler, demokrasi anlamında ve koşullar anlamında daha iyi koşullara sahip oldukları halde, ülkelerinden ve kültürlerinden uzak olmaları, yabancılaşma sendromları, onları oralarda içine kapanık bir noktaya sürüklemektedir. Bırakın dini, burada namazında olmayan orada dahada kapanıyor, burada az milliyetçi orada şahan kesiliyor, burada az demokratı orada ilahı kesiliyor, çünkü ortada bir yabancılaşma korkusu ve iç tepisi var, sendrom var, koruma ve içe kapanma güdüsü var.. Ve kesinlikle ortaçağda kalmış hiçbir aile çocuğunun kötülüğünü istemiyor, kendi cahil duygularında iyilik yaptıklarını sanıyorlar ve pratikde yaşam dahilinde muhatap olduğum bir şeydir. En azından sınavı kazanmış zeki öğrencilerin üniversiteye gidebilmesi için ailelerinde döğüş kavga günlerimi verdiğimi bilirim.
Kötülük yapmak başka, kötülük yaptığını bilmemek başka şeylerdir.
Sn. mhmmd,
Kendimi bir lince katılmış olarak görmüyorum. Bakış açımın dinle, örf ile bi alakası olmadıgını da söyledim. Savundugunuz kişi dediğiniz gibi toplumsal tepkiler de görmüyorlar maalesef. Belki görseler bu olayları duymazdık.
Siz kendi kızını tecavuze sunan bir adamın mazurlugunu bana gösterebilir misiniz? Bakın namus cinayetlerini vd. insanlık dışı konularda hak verebilirim. *Yazık derim, ama bunda hayır.
Bugun haberlerde izledim. Bir anne 17 aylık çocuguna tecavuz edilmesine izin vermiş. O olay ile bu olay arasında ben bir fark görmüyorum. Bahsi gecen iki olayda da şahıslar insanlığını yitirmiş, caniler! Hitler onların yanında masum!
Mereveciğim,
Töreler karşısında kişilerin çaresizliğini anlayabiliyorum. Törelerle kişilere/ebeveynlere yüklenmiş ağır yükü anlayabiliyorum.
Ve artık şunu da anlıyorum ki TECAVÜZ, kızına TECAVÜZ EDİLMESİ İZNİ VERME TÖRE olmuş. TECAVÜZ CEHALETLE açıklanır olmuş.
Törelere karşı boynumuz kıldan ince. Artık bize susup kabullenmek düşse de ben bugün bu konuyla ilgili bir adım (daha) atacağım. Umarım başarılı bir sonuç alabiliriz.
törenin tek düşmanı islamdır.
exclusive
01-11-2006, 12:32
törenin tek düşmanı islamdır.
Yani bu adamlar müslüman değil öyle mi? Bu adamlar, kızını kötü yola düşmesin diye eve kapatan, tonla baskıya maruz bırakan anadolu agnostiği babalar mı?
müslüman ismi takılanlar başkadır,islamı fikren kabul eden başkadır,fiilen uygulayan başkadır,müslümanım ama hadisi kabul etmem diyen ayrıdır,elli türlü seçenek var.
o kişiler islamı temsil etme durumunda dedğiller ve de sorsan ben dinim için yaptım demez diyemez.namaz kıldıklarını felan zannetmiyorum.öylesine müslüman.
adamın adı agnostik olmuş ateist olmuş,fiiliyatta farketmiyo.töre neyse o.yöre neyse o.
spartacus
01-11-2006, 12:54
Törelerin ise ortaçağdan bu yana garantiside islamdır. Dinler bir sonuçtur tabu oldukları içinde altında kalınan kayadırlar. İyi bir güçtür.
Dedik ya, baryak vamı baryak, bak nasılda çözüldü sorun :)
Amaaan boşver hocam, fani bu dünya, öte dünyayı düşünün siz.
Sn. Spartacus,
Söylemek istediklerim, söylediklerinizdi. Tercüme ettiniz, teşekkürler.
Sn. Merwe,
Her lafımı ve örneğimi üzerinize almayın. Sizden herhangi bir düşüncemi ya da düşünceleri benimsemenizi tabiî ki beklemiyorum. Ve buna da şaşmıyorum.
Bazen şeytanı dahi düşünürüm. İlahi adaletteki yerini. Bu; onu haklı çıkarmamasına rağmen anlarım isyanındaki derinliği.
Masumiyet ise; çoktan kaybedilen mutena değerimiz.
Artık hiçbirimiz masum değiliz.
-İlk taşı günahsız, masum biri atsın. Desem ne dersiniz?
Sn. K.C.,
Adımlarınızda muvafakat dilerim. Üstümüze düşen var ise de yapalım derim.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
ben islamdan herhangi bir töresel uygulama kapmadım ve tanıdığım da yok.ama felan yöredeki aşiret yanlış anlama veya uygulama yaptıysa napıyım,dediğin gibi bana ne ,islama ne.tek tek tutup islam hapı yuutracak halimiz yok.öğrenselerdi dinlerini veya öğretselerdi dinlerini.bu dünyada yanlış anlaşılmamış ne var ki?her konuda birileri bir başka anlayış farkına düşmektedir.
Sn. Mhmmd
Bana hitaben bu şiiri yazmadınız mı:
Varın bir tekme de siz atın.
Durmayın o yığına siz de katılın.
Ama bilin ki bu en basitidir eylemin.
Ve en korkuncu bu alemin.
Demek ki ustume alınmıyormuşum.
Burada bir linç yok farkında mısınız?
Siz oyle bir hale getiriyorsunuz ki konuyu, aman zavallılar, vah vah töre tecavüze de izin veriyormuş napalım, onların suçu değil ki, yazık canım onlara da mı denemsini bekliyorsunuz.
Bu hep oynanan bir oyundru. Suç anonim bir bilinmeze atılır. Olay kabullenilir. Örnek; trafik kazası olur, suçlu trafik canavarıdır, can almıştır gene. Batman'da kızlar ölür, suçlu töredir. Şimdi ise bir baba "kızıma TECAVÜZ edebilirsin " diyor! Bu kadarını artık benim midem almıyor.
Kusura bakmayın. Suçlu benim için adsız kavramlar değil, suçlu benim için bu adsız kavramları çarpıtan kişilerdir.
spartacus
01-11-2006, 13:35
Sevgili Mhmmd, bence bir noktada yanlış anladın, bu konularıda tepki ile sınırlı düşünme, *çünkü bir kişi olarak bende çok tepki gösteriyorum, sende gösteriyorsun bundan kuşkum yok, ama işte bu yeterli değil, aksi kendi tepkimizi karşımıza almayalım, bu doğal bir sonuç, özü mahkum etmeye çalışalım.
Bu konu olan kişiler nerede Mars da mı yetişiyor, yada onlar dünyada biz Mars damıyız?
Ben neden tepki verdiğimi-ki bu kolay olanıydı- ifade ederken, neden *böyle düşündüğüm noktasında saydım bir yığın gerekçeleri, bunlar gerçek değil mi? Kişilere tükürebiliriz, hapsedebiliriz, hatta sürebiliriz, bulalım bu herifleri-milyonları-, tükürelim, ne gerekiyorsa yapalım, geri gelecek mi o çocukların hayatı?, peki ya yarın feda olacaklar geri gelecek mi? Peki ya ha bire üretime devam eden bu rezil çark ne olacak?
Haliyle ne kadar buğday koyarsak koyalım çark bozuk oldukça, sonuç iri kıyım olacaktır.
En fazla iyi bir bulgur pilavı olmaz dişimizi kırarız, onuda fazla kaynatır yumuşatır yeriz, sindirme meselesi nasılsa ve ben kendinden öteye gidemeyen bireysel öfkeyide aynı sindirime dahil ediyorum, suyu fazla kaynatmak iriyi değiştirmiyor. Tepkim ile yaşasaydım, bu denizde boğulurdum, denizin ne olduğu ise yukarıda söyledim, toplumun kendisi?
Yaşamın ekonomik kaynaklarına bakılsın, yukarıda verdim, birde gerçeklere bakılsın
insanlar cehennemde yaşıyor, cennet ise sadece bir hayal. Ne kadar cehennem o kadar arzu ve o kadar hayal dünyasında, dogmalara ve bu dogmaların hükmüne, kullanımına saplanıp kalmak, sürü olmak, sözde bilgi ve bilincin karın doyurmazlığı, işte asıl bir diğer gerçek.
Evet o kızlar bunları çekecek ama belkide öte dünyada onları bekleyen cennettir, çünkü günahlardan kurtarılmışlardır, yada ebeveyneler gibi kendi fiziki!!!!, hikayeden, tırışkadan!! namuslarını. İşte buda törelerin yumuşak karnını oluşturuyor, demek ki neymiş, *o, şu, bu vs hikaye.
Baryak vamı baryak, kestirme bir çözüm!
Sayın soro,
Töre cinayetlerinin sebebi nedir bilir misiniz?
Kaynağı ne olabilir sizce?
kc ,hiç töre cinayeti işlemedim ve aldığım islami öğretide de yok öyle birşey.
siz bilirseniz buyrun
Ben yardımcı olayım buyurun.
http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/tore_cinayeti/onerge.htm
Başka ülkeler RECM'i uygulayınca ayağa kalkıyoruz. Halbuki adı değişmiş halini bu ülke vatandaşları zaten uyguluyor. Adı ve kullanılan alet değişince ürkünçlüğü de ortadan kalkmış sayılıyor.
RECM= Sadece kızlara uygulanan TÖRE CİNAYETİ
kc,
RECM= Sadece kızlara uygulanan TÖRE CİNAYETİ
ispatla.yoksa temizle ortalığı.
Çok ağır konuşmuşsunuz sayın soro,
'ispatla, ortalığı temizle' falan. Kızların namusundan başka kirlenen (?) birşey yok. O namusu temizlemek de bana düşmez. Temizleyen taşla değilse de başka aletlerle temizliyor zaten.
Töre cinayetinin sebebini psiko'nun verdiği linke tıklayarak okursan benim temizlemeyi gerektiren bir yazı yazmadığımı da görürsün.
Ayrıca bunu yeni öğrendiğine de hakikaten hayret ettim.
Namusu kirlenen kızı öldürmek Tevrat kaynaklıydı değil mi? Recm ayetinin varlığını da Ömer kabul ediyordu da 'Kur'an değiştirildi' demesinler diye ezberinde bulunan ayeti Kur'an'a koyamıyordu.
dediklerinin iddianı destekler hiç bit yanı yok kc.
kendi zanlarını ve iddialarını yazıyorsun,bu kimi bağlar ki.
araştırma komisyonu islam fetva kurumumu ki ddiği islamıbağlasın.
"Bana, bütün o okul ve üniversite yıllarım boyunca, aslında en çok
önemsediğim ve yaşamımın gidişine yön vermem açısından en fazla olası
öneme sahip gibi görünen şeylerin birçoğunun izini hemen hemen
hiç taşımayan yaşam haritaları ve bilgiler verildi.Uzun yıllar onulmaz
bir kafa karışıklığıyla yaşadığını yorumlarıyla bana yardım edebilecek tek
bir kişinin bile ortaya çıkmadığını anımsadım. Bu durum,kendi algılarının *
aklı başında olup olmadığı hususunda kuşku duymayı bırakıp da, bunun yerine sözkonusu haritaların doğruluğundan kuşkulanmaya başlayana değin hiç değişmedi."
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * E.F. Schumacher
Yaklaşık iki hafta önce elime Çocuğa Kötü Muamele ve İhmal Raporu (the Executive Summary of the Third National Incidence Study of Child Abuse
and Neglect) geçti. Bu geniş rapor, 1993 yılında yaklaşık olarak(614.000 Amerikalı çocuğun fiziksel olarak kötü muamele gördüğünü,300.000 çocuktan cinsel açıdan yararlanıldığını, 532.000 çocuğa duygusal olarak kötü davranışta bulunulduğunu, 507.000 çocuğun fiziksel olarak ve 585.000 çocuğun duygusal olarak ihmal edildiğini öngörüyordu. Bu çocukların 565.000'i öldürülmüş veya ciddi bir bir biçimde yaralanmıştı.
Algılama tabii ki önyargı ile yakından bağlantılıdır. Hepimizin olduğu gibi benim de az veya çok neyin odakta olacağını, neyin flu bir görüntü vereceğini, neyin başımı ağrıtacağını ve neyi göremeyeceğimi belirleyecek olan kültürel gözlüklerim vardır.
Algılama, önyargı ile bağlantılıdır. Düşünme, algılama ile bağlantılıdır.
a-İslam'da namusu kirlenen kadına ne yapılır?
b-Türkiye'de törelerin hüküm sürdüğü yörelerde namusu kirlenen kadına ne yapılır?
c- Üstteki soruların ve cevaplarının arasında herhangi bir benzerlik var mıdır?
d- Töreler gökten zembille mi iner?
e- Sebebi, bağı ve sonucu aynı olan iki uygulama her ne kadar aynı şeye işaret ediyorsa da; aralarında zaman farkı olduğu için birbirleriyle alakasız olduklarını kabul etmek mi gerekir :?:
kc şu ana kadar namusu kirlenen kadına birşey yapıldığına dair bir yazı okumadım,ya namusu kirlenen yok,ya da birşey yapılmıyor.
sen, kendi rızası dışında zorla bir fiile maruz kalan bir insanın cezalandırıldığını nerde gördün.iradeisz ve rızasız su-i istismara uyrayan cezalandırılır mı sizce.var mı veya duydunuz mu böyle bir hüküm.
iran, üç aylık istatistik
Tutuklama: 1950’yi aşkın
Açılan adli dosyalar: 462
Sokakta soruşturma: 234 089
‘’İyi giyinmeme’’ suçundan dolayı el konulan araç sayısı: 1152
‘’İyi giyinmeme’’ suçundan sadece Eylül ayında el koyulan araç sayısı: 1149
Rejimin dayattığı İslami kurallara uymadığı için mühürlenen yerler: 1000 (Sadece Tahran’da)
Toplumsal facialar: Üç ayda 15 ‘’namus cinayeti’’ tespit edildi. Bunun yanısıra biri 12 yaşındaki kız çocuğu olmak üzere 2 intihar yaşandı, biri 16 yaşındaki kız çocuğu olmak üzere 20 kadın bedenini ateşe verdi, 7 kadın cinayeti işlendi.
Sayılarla kadının İran genelindeki trajik durumu:
- 24 Haziran tarihli ILNA Haber Ajansı’nın haberine göre, İran’da evden kaçan kadınların oranı 300 bine yükseldi. Evden ilk kez kaçan kızların yüzde 86’sı genellikle cinsel saldırı mağduru oluyor.
- 24 Haziran tarihli aynı ajansın bir başka haberinde, 'toplumsal bozulma ve hayat kadınlığı’ mağdurlarının sayısı zirveye ulaştığı ve sadece Tahran’da fuhuş yapılan yerlerin sayısı 8 bine yükseldiğı kaydediliyor.
- Yine aynı habere göre, her gün 16 ile 25 yaş arasında 54 İranlı genç kadın Pakistan’ın Karaşi kentinde satıldı.
-4 Temmuz tarihli ajans habere göre, Kohgiluye ve Boyer Ahmed (Güneybatı) eyaletlerine kadın intiharlarının yüzde 98,1’i kendini yakma suretiyle gerçekleşti. Erkek intiharları ile karşılaştırıldığında bu sayı dünyanın her tarafında gerçekleşen intiharlardan 3 kat daha fazla.
- Ruz Gazetesi’nin 14 Temmuz tarihli haberine göre, Doğu Kürdistan’ın İlam eyaleti valiliğine göre, bu eyalet ülkede en fazla intiharların yaşandığı ülke. Valilik danışmanın açıklamasına göre, 580 bin nüfuslu eyalette yıl içinde 400 intihar vakası gerçekleşti, bunların 220’sinin kadınlardan oluşuyor. Kadınların çoğunluğu kendini yakmak suretiyle intihar ediyor
-İran’da toplam 8 milyon kadın sefalet içinde yaşıyor. Giderek daha fazla genç zihinsel bunalım sorunları yaşıyor. 8 ila 10 milyon kişi bu sorunu yaşıyor, çoğunluğun genç kızlardan oluşuyor.
- Şahrazad News, 18 Ağustos tarihli haberinde Cezaevlerine ilişkin yayımlanan rakamlara göre, İran genelinde cezaevinde bulunan toplam 5 bin 185 kadından yüzde 40’ı uyuşturucu nedeniyle cezaevine konulduğunu yazdı. Uyuşturucu kullanan bu kadınların yüzde 54’ü evli. Uyuşturucu maddeye karşı mücadele merkezinin rakamlarına göre ise uyuşturucu kullanan kadınların yarısı en az bir kez tecavüze uğradı.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *kaynak . www.su-tv.com
ozgur_beyin
01-11-2006, 16:29
TÖRE!!!!!
* * * * beş maymunu bir kafese koyarlar. kafesin *üst tarafına bir hevenk muz asılıdır. *bunu ilk gören maymun hemen muzu almak için hamle yapar. maymun tam muzu alacakken üzerine öyle soğuk bir su sıkılırki hemen aşağı iner,hemen diğer maymun dener sonuç aynı *..beşincidedenediktensonra *hepsi yukarıya artık bakmazlar bile .biraz sonra cesaret toplayan bir maymun muzu almaya yeltenince ,diğer maymunlar *bunu döverler. daha sonra her yelteneni diğer dört maymunlar döverler .belirli bir müddet sonra kimse yukarı çıkmaz. aradan bir hafta içerdeki maymundan biri çıkarılır, yeni maymun tam muza almaya hareketlenince diğer dört maymun onu döverler.ve bu değiştirme belirli periyotlarla devam eder tabıki dövmede.olayı bilen son maymunda kafesten çıkarılır *bilmeyenler ise her yeni gelen maymunu dövmeye devam ederler. nedenini bilmeselerde bu artık kafeste TÖRE *olmuştur.
spartacus
01-11-2006, 16:53
Gandalf
Kuşkusuz diye başlayan ve şüphesiz diye giden her şey milyon kere tartılarak ele alınmak zorundadır. Bu durumda çoğunlukla yalancıların ve inandırmak isteyenlerin özel kelimesi oldukları görülür.
Gerçeğe bakan kim ki değil mi? Banane, sanane diye gidiyor olay...
Özgür_Beyin, işte töre o oluyor, ha bu arada töreler, tabu yapılmaz yada *tabulara bağlanmaz ise uzun süre yaşayamazlar. Tabular töreleri besler, dinde tabular ile ayakta kalır. Bu tür olayların aydın kesimlerden değil, bunun yerellikler ile alakası yok, dinin daha etkin kullanıldığı alanlarda görürüz. Mesala en azından Toprak Reformu yapılacağı söylemleri üzerine, o gariban insanları kullanabilmek için din elden gidiyor naraları atan toprağı elden gidecek ağalar gibi!
O yüzden önceki yazılarımda dile getirdim, insanlar töre, şu bu demek yerine, güncel olarak içinde oldukları koşullara, çağın bilgisine göre iradeleri ve mantıkları ile karar verdiklerinde bilinçle hareket etmiş olurlar.
Yeterki ucunda sonsuza kadar yanacaksın!, azaaaap, azaaaap diye tehditlerde bulunan, kullanılan korkular ve hurafeler olmasın.
Cok guzel acikladin,ne maymun oldugumuzu.
Töre ciayetlerinden bahsedildiği için bunu anlatan iki video koyma ihtiyacı duydum.
http://www.youtube.com/watch?v=GmeLvCTTbPI&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=GJxIwObm8X8&eurl=
Yorumsuz...
kara balçık içinde ak kaşık olmak' sözü gelir aklıma çevreme bakıyorum, konuşuyorum.. *şaşırmış bi garibim.
Niyazi Ökten *afrikagazetesi
ÇELİŞKİLER, İTİRAFLAR, OLAYLAR
VE PORTRELER! ( 2 )
Meğer adam Mısır doğumlu...
Adı, Şeyh Taj el-Din al Hilali.
Avustralya'nın Sydney şehrinde imamlık yapmış uzun zaman.
Ve 1989 yılında Avustralya müftüsü atanmış!
Avustralya İslam ülkesi mi ki müftü atanıyor, başka meseledir, bu konuyu burada tartışmak çok yersiz olur...
Ancak Avustralya'nın karşı dinlere karşı olan hoşgörülü yaklaşımını sergilemek bakımından çok önemli, ülkeye müftü atanması...
İşte bu hoşgörü yaklaşım müslüman cemaatlar tarafından çağdaş bir toplumun sosyal hayatının her kademesinde ve her fırsatta istismar edildi, ediliyor maalesef sevgili okurlar.
Ülkenin sabır, hoşgörü sınırları zorlanıyor adeta...
*
Müslüman ülkelerden ülkeye göç edenlerin çoğunluğu genellikle restorant sahibi veya taksicilik mesleğiyle göze batar.
Restorant sahipleri son üç-beş yıldır helâl ( nasıl olmuşsa `Halal!..' diye telafuz ediyorlar) et, helal tavuk, helal mamulat modası çıkardı.
Çıkarsınlar!
Arzu eden inanır, gider alır, her şeyi halal tarafından yer, tanrısını memnun eder, tanrısına daha çok yakın olur, ölünce de herkes cehenneme gider cehennem ateşinde yanarken, kendisi cennette ne bileyim ben kaç tane huriyle harem kurar, saltanat sürer!
*
Geçen haftalarda müslüman taksiciler ordaki televizyon haberlerinin ilk sıralarındaydı.
Görme özürlü insanları kılavuz köpekleriyle beraber taksilerine almayı reddediyorlar (mış).
Bir haftada yirmibir tane şikayet iletildi ilgili makamlara...
Neymiş efendim?
Köpek beslemek, köpeğin etrafında bulunmak, köpekleri taksiye almak İslam dinine aykırıymış!
Ben bilmem...
Siz ne dersiniz?
Var mı böyle şey?
Kuran'da yazar mı?..
Tabii durum infial yarattı Avustralya toplumunda...
` Öyle şey olmaz' dedi özellikle Melbourn vilayet başkanı, `madem öyle meslek değiştirsinler...'
*
Avustralya'nın sözde Müftü'süne getirelim konuyu..
Bakın Ramazan ayı vaizinde ağzından dökülenlere: “ Örtülmemiş eti sokağa attığınızda başına kediler, köpekler, çakallar üşüşür! Şimdi kabahat kimde? Eti örtmeyende mi, yoksa kedi, köpek ve kargalarda? Kadın evinde kalsa, odasında otursa, çarçafını, peçesini giyse sokaklarda problem olmaz..”
Yani kadının eti, eli-saçı görülürse ve erkek kadına tecavüze kalkarsa haklıdır demeye getiriyor adam!
Avustralya bu gibi sözlerin sarfedileceği en son ülkedir...
Hemen ülkeden sürülmesi, hiç olmazsa görevden alınması gerekirdi, sürülmedi, hükümet topu müslüman cemiyet ve kurullarına attı, dönüp; `siz halledeceksiniz bu işi, yoksa ben hallederim' uyarısını iletti haklı olarak.
Kimse bu İslam cemiyetleri, kurulları oturdular ve Müftü'ye üç ay vaiz yasağı getirdiler.
Hükümet ve toplum tarafından tatmin edici bulunmadı.
Herkes görevinden uzaklaştırılmasını bekliyordu elbette.
*
Geçen gün Lübnan ve diğer İslami kuruluşlar Müftü'yü karşılarına alarak bir toplantı daha yaptılar.
Toplantı sırasında Müftü kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırıldı ve söylendiğine göre kendi rızasıyla süresiz vaiz vermeme kararı alındı.
(Müftü'nün yarım ağızla özür dilediğini, fakat kabul edilmediğini de konuyu kapatmadan belirteyim.)
*
Gördünüz mü zihniyete?
İşte bu zihniyet saçını gösteren kadını aşağılayan, erkeği ise potansiyel sapık gören zihniyettir...
Türk kökenli müslümanların orda bayram dolayısıyle tertiplediği şenliğe gitmek imkanınız olsaydı, kendinizi Arabistan ülkesinde sanırdınız...
Neden bu musluman asigi insanlar, Iran'a, Arabistan'a, Afganistan'a goc etmez de, kafir saydiklari ulkelere, Avrupa. Amerika, Avusturalya'ya giderler benim aklim almiyor. Hem ahirette rahat etmeyi dusunurler, hem de bu dunyadan nasibini almakta *adeta yarisirlar. Kabahat, bunlari insan sanip sinirlarini acanlarda. Kendi cinsinden, hatta tarikatindan baskasina hurmeti olmayanlar,insandan saymayanlar, baskalarindan hurmet ve saygi beklerler. Dedik ya iman ask gibidir diye...mantigi manti saniyorlar herhalde...
istavrit
03-11-2006, 09:29
sevgili vartor,
son yillarda ozellikle canada'ya nurcu akini oldu..konustuklarimin hepsi gelis sebeplerini "islami daha iyi yasamak"olarak acikliyorlardi..
islami, kapitalist ve hiristiyan ulkede yasamak istiyorlar..ama turkiyeyi iran, afganistan arabistan gibi yapmaya calisiyorlar..
su sonuc cikiyor ortaya...seriat devleti degildir islamin en iyi yasanacagi ulke..kapitalizmdir..
bunlarin kilavuzu olan kargada, seytanin basi sayilan amerikada yasiyor..
muritleride canada'da..
alin size bir islam gercegi..
alin size bir ikiyuzluluk ornegi daha..
"Eğer iki kişinin birer elması varsa ve onları değiş tokuş ederlerse, hala birer elmaya sahiptirler. Ama aynı ikili birer fikre sahipse ve onları değiş tokuş ederlerse, her biri ikişer fikre sahip olur."
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * George Bernard Shaw
Avrupa veya Amerika'da insanlar yolda tanıdıkları birisiyle karşılaşınca, merhabalaşırlar ve "Nasılsın?" sorusunun yol açtığı, "İyiyim. Ya sen?" cevabıyla başlayan bir oyun oynarlar. Ortadoğu'da bu diyalog biraz farklı gelişir, çünkü insanlar büyük ihtimalle, "Nasılsın? Ailen nasıl?" diye sorarlar. Ailenin de hatırını sormak bu ritüelin olağan bir parçası olarak kabul edilir. Çok ender olarak birisi konuşmayı başlatırken ailenin hatırını sormayı gözardı eder.
Ritüellerin arasındaki farkın arkasında kimliği oluşturan farklı kavramlar yatar. Batıda, benlik bireyin kimliğinin merkezidir. "Ben iyiysem, ailem de, işim de iyidir" diye kabul edilir. Buna karşılık Ortadoğu'da farklı bir yaklaşım vardır. Kişi "Ailem iyiyse o zaman ben de iyiyim," diye düşünür. Aile kişinin özsaygısı ve kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Kenyalı Massai'ler karşılaşınca, birbirlerini şu sözlerle selamlar: "Umarım sığırların iyidir!" Bu hayvanlar onların tek yaşamsal kaynağıdır ve sığırlarına bakarlarken birçok güçlükle karşılaşırlar. Sığırları onların vazgeçilmez üç ana besinini karşılar: süt, et ve kan..
Burada tarif edilen kavramların kendi avantaj ve dezavantajları var: sıkı aile bağları ve bu bağların koparılması.Bu konudaki uğraşı bir kavramın diğerinden iyi olduğunu kanıtlamak değil. Amaç bu kavramların geliştiği şartları gözönüne almak, sonuçlarını açıklamak ve bunları,iyileştirme, kendi kendine ve topluma yardım çerçevesinde kullanmanın yollarını araştırmak.
Bu ulusal, etnik ve kültürel toplumların kendilerini dış dünyaya yani öteki toplumlara açmasından doğan yeni gelişmenin etkisidir. Bu eğilim, kültürlerarası problemler adı altında tarif edeceğimiz yeni olasılıklar taşır. Bu sebeple bunları iki ana soruya indirgeyebiliriz:
1-)Tüm insanların ortak noktası nedir?
2-)Nerede farklılaşırlar?
Konunun gidişatını dikkate alarak Başlıktaki 'İslam' kelimesini 'Kadın' olarak değiştirdim.
Spartacus'un bir diğer foruma koyduğu link sanırım bu başlık için daha geçerli. Teşekkürler Sparta.
http://www.amnesty-turkiye.org/v1912200301.si#cnt12
merweciğim o videolardaki program yarım kalmış. Ses de çok net değil. O programın devamı ve yazıya dökülmüş hali var mı?
Sevgili Istavrit,
* Kulagima arada bir bazi hikayeler geliyor, fakat senin de bildigin gibi Kanada'da,iki buyuk Turk toplumu var. Enteller, ki faliyetleri hemen hemen yok gibi, digeri dinciler. Ikinci gurup, orgutlenip, gunden gune guclenirken, birinci gurup yerinde sayiyor.
* *Ben en buyuk sucu, icinde benim de dahil oldugum birinci guruba yukluyorum. Memleket elden gidiyor diye, devamli vah vah cekmekten ayri bir faaliyetleri olmayanlar gurubu.
* *Bunlar sozde milliyetci, Kanada'dan bol bol para ve emekli maasi alirken, Turkiye'den de haketmedikleri emekli maasi yuruten gurup. Millet adina bir kurusunu sakinan gurup. Aziz Nesin'in en gicik oldugu bencil gurup.
* Konu disina ciktim, fakat hic degilse kadin haklarinin yurt disinda korunmasini, yerel kanunlarla, gerceklestirebilecek yetenege sahip bir gurup.