PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Behiç Aşçı Notları


22-12-2006, 12:29
Avukat Behiç Aşçı’ yı tanımayanlar için belirteyim; kendisi bugün itibariyle 262 gün tecrit için açlık grevine girmiş bir vatandaş.

Dün öğleden sonra, kendisini evinde ziyaret imkanı buldum. Ölümü yaşayan bir insanı size anlatmak için bu başlığı açtım, ve tabi kendisinin arzusunu yerine getirmek için.

Şişli, Abide-i Hürriyet Caddesi ‘nde bir apartman dairesine girdiğimde gözleri gülen 3 kişi kapıda karşıladı beni. Şaşırdım açıkçası, çünkü bir çeşit matem evine gireceğimi sanıyordum.

Normalde kendine güveni olan bir insan olmama rağmen, ölümün beklendiği bir evde nasıl davranılması gerektiğini kestirememekten ve açıkçası sol görüşlü bir ortam bekleyip bu ortamda nasıl davranacağımı bilemediğimden ötürü tutuktu hareketlerim. Acemi bir merhabalaşma sonrası bekleme odası olarak kullandıkları salona geçtim. Salonda koltuklar, sandalyeler ve bir haber kanalını gösteren bir televizyon, sehpanın üzerinde dergiler ve gazeteler… Bir köşede bir masa, üzerinde afişler, duvarlarda tecrit ve emperyalizm karşıtı afişler, tecridi protesto amaçlı açlık grevi yapıp ölmüş kişilerin resimleri... Odada 5 - *6 üniversiteli genç ve Behiç Bey’in refakatçileri ve arkadaşları bulunmaktaydı. Daha sonra Boğaziçi’nden 6 – 7 kişilik bir üniversiteli grup daha geldi. Ölü evi gibi sessiz konuşmalar sürüyordu. Konular, üniversite olayları, dün Boğaziçi’nde gerçekleştirilmiş olan tecrit karşıtı eylem, mahalle olayları, Behiç Aşçı’ nın sağlık durumu ve tabi ki tecritti. Sessiz, saygılı konuşmalar devam ediyordu.

Sonunda, Behiç Aşçı’ nın odasına çağırıldık. Verilen galoşları ayaklarımıza geçirip sıra ile geçtik. Yatakta uzanmış, son derece zayıflamıştı Behiç Aşçı... Orta yaşlı bir bayan, kad dolaşımını artırmak amaçlı ellerine masaj yapıyordu.İlginç olan, Behiç Aşçı hepimizden daha yaşam dolu idi.

“Kusura bakmayın arkadaşlar, artık uyku düzenim bozuldugu için daha yeni kalktım. Eee, hepiniz öğrencisiniz galiba?” *Olmamama rağmen sesimi çıkarmadım.

Anlatmaya başladı gülümseyerek.“Eee, sanırım insanlara birşeyler anlatmayı başarabildik ha ne dersiniz? Bunun politik bir görüş meselesi olmadığını unutmayın. Tecritte sol görüşlülerden daha ağır şartlarda sağ görüşlüler ve adliler var. Özellikle adliler için tecrit dayanılmaz boyutta. Birbirini öldürmeye başlamış adliler mevcut. Tecrit bir kesimin değil herkesin sorunu..... Tecrit insanın insansızlaştırılmasıdır..... Edirne’deki müvekkilim Ercan Kartal 6 yıl sonra bugün bir kişi ile havalnadırmaya çıkarılmaya başladı. Kendini nasıl korudu bilmiyorum 6 yıl boyunca... *”

Bir öğrencinin ‘iletmek istediğiniz bir şey var mı?’ sorusu üzerine cevabı “Sadece tecridi anlatın” oldu. Gülümseyerek kısa bir konuşmanın ardından bizi uğurladı.

Daha sonra imza defterini sıra ile imzaladık. Öğrenci arkadaşlar sessiz bir şekilde ayrıldı ve orada biraz daha birşeyler öğrenebilmek için Behiç Bey’in arkadaşları ile oturdum biraz. Birçok konu konuşuldu, medya, güncel olaylar, ama ben sadece Behiç Aşçı’nın isteği üzerine size tecridi anlatacağım.

2 çeşit tecrit uygulanmakta olduğunu söylediler ya tek kişilik ya 3 kişilik. Tecride önce siyasiler gönderilmiş iken şimdi adli vakalar daha çok gönderilmekte imiş. Adliler 3 kişilik hücrelerde uzun süre kaldıktan sonra, birbirlerine veya kendilerine karşı agresif hareketlerde bulunmaya başlıyormuş. Şu ana kadar 100 kişi tecrit yüzünden intihar etmiş. Arkadaşlarını kesenler de mevcut imiş. Olayın kesinlikle siyasi olmadığını vurguluyorlar.
‘Siyasiler biraz daha şanslı’ diyorlar. Biraz daha bilinçli oldukları için tecrit koşullarına biraz daha kolay adapte oluyorlarmış.

Hapishanelerdeki olaylara örnek vermek gerekirse,bir kağıda yazı yazıp yan hücreye atıp iletişim kuranlara önlem olarak dikenli teller döşenmiş hücre tepelerine, bu da işe yaramayınca, bir hücrenin sağını solunu boşaltıp öyle koymaya başlamışlar insanları hücrelere. “Kağıtta yazan şey ise sadece ‘Nasılsın?’ dı” diyor acı acı gülümseyerek arkadaşlardan birisi. Behiç Aşçı’nın müvekkili Ercan Kartal’ın 6 yıllık tecrit sonrası mahkemede ifadesini okurken yarıda kesip ‘Özür dilerim ama artık konuşurken kendi sesimi duyamadığım için yazıyı okuyamıyor, devam edemiyorum’ dediğini anlattılar.

İşin diğer bir yanı, tecridin standartlarının olmaması. Bir hapishaneye göre, bir mektupta geçen bir kelime sansürden geçebilirken öteki geçememekte. Zaten adlilere neden sansür uygulandığını anlamış değilim. Son zamanlarda popüler medyanın tecrid haberleri yapması üzerine, bu haberlerin olduğu sayılar hapishanelerde yasaklanmış durumda...

İşte böyle...
Size kısaca birşeyler anlatmaya çalıştım. Çekincelerimin olmasına rağmen, bu işin belli bir siyasi örgütün derdi olmadığını gördüm. Orada her düşünceden insanlar bulunmuş, milletvekillerinden edebiyat ve sanat dünyasına kadar bir çok kişi pasif de olsa destek vermekte. Bu insanlık suçunun sadece bir siyasi örgütün savaşı olarak görülmesi, gerek bu örgüt sempatizanlarının gerek bu suçu işleyen herkesin işine gelecek , ama asla bu sorunu çözmeyecek bir yaklaşımdır.

Not: Bu başlığı bu konunun sadece insanlık açısından ele alınması için açtım.
Bu başlığa en ufak ima ile dahi olsa, bir siyasi örgütün reklamını yapacak, konuyu politize edecek, provakasyon ve slogan atacak kişilerin mesajları tarafımdan anında silinecek ve bir uyarı alacaktır. (3 uyarıdan sonra uzaklaştırma cezası gelir. Bkz. kurallar) Bu çabanın tekrarı halinde üyemiz 2 uyarı daha alacaktır.Bu başlığın konusu insanlık bakış açısından başka bir yere taşınması durumunda başlık kilitlenecektir.

merwe

spartacus
22-12-2006, 13:21
Sevgili Merwe;
İnsanlara masallar anlatılıyor hiçde zor değil, ama işte bizim zor yanımız gerçeği anlatmak-anlamak çok daha zor oluyor, gerçek masal gibi anlatılmaktan ziyade belirleyici olarak yaşanibiliyor.

Gerçeği zorda olsa yaşanır kılan anlatımdan alıntı yapıyorum, başkada bir şey demiyorum.

2 çeşit tecrit uygulanmakta olduğunu söylediler ya tek kişilik ya 3 kişilik. Tecride önce siyasiler gönderilmiş iken şimdi adli vakalar daha çok gönderilmekte imiş. Adliler 3 kişilik hücrelerde uzun süre kaldıktan sonra, birbirlerine veya kendilerine karşı agresif hareketlerde bulunmaya başlıyormuş. Şu ana kadar 100 kişi tecrit yüzünden intihar etmiş. Arkadaşlarını kesenler de mevcut imiş. Olayın kesinlikle siyasi olmadığını vurguluyorlar.
‘Siyasiler biraz daha şanslı’ diyorlar. Biraz daha bilinçli oldukları için tecrit koşullarına biraz daha kolay adapte oluyorlarmış.

Hapishanelerdeki olaylara örnek vermek gerekirse,bir kağıda yazı yazıp yan hücreye atıp iletişim kuranlara önlem olarak dikenli teller döşenmiş hücre tepelerine, bu da işe yaramayınca, bir hücrenin sağını solunu boşaltıp öyle koymaya başlamışlar insanları hücrelere. “Kağıtta yazan şey ise sadece ‘Nasılsın?’ dı” diyor acı acı gülümseyerek arkadaşlardan birisi.

mhmd
22-12-2006, 14:10
Sn. Merwe,

Suç ve ceza, insanlığın var olduğu günden itibaren olagelen ayrılmaz bir bütündür.
Bence, sapla saman biraz karışmış durumda.

Bir hafta önce bir haber düştü ajanslardan; X Alışveriş merkezinde yakalanan 6 yaşındaki çocuğa, özel güvenlik güçleri işgence etmiş...
Savunulacak hiçbir tarafı yok güvenlikçilerin.

Dün aynı çocuğun annesi, tüm güvenlikçileri ve X Alışveriş merkezi sahibini mahkemeye veriyor. "-Çocuğuma işkence yaptılar" diye.

Annenin 42 sabıkası var. Ekseri çoğunluğu hırsızlık. Bu annenin, henüz mümeyyiz olmayan, kanunen Reşit kabul edilmeyen kızının 70 küsur suçtan sabıkası var. (Tekrar ediyorum, özel güvenlikçileri savunmadığımı)

Siyasi suçlular diyorsanız ayrı. Lakin adi suçlular, organize suçlulardan bahsediyor isek; cezaya konu olan suçun mağdurlarından sormak lazım derim.

Saatte 160 km hızla giderken sokaktaki kızkardeşinizi ezerek öldüren sarhoş şöför.
Gece yarısı, okumanız için size para yetiştirmeye çalışırken, taksisinde kafasına silah sıkılarak vurulan babanızın gaspçısı.
Kapkaç yapılırken trenden atılarak tren ile istasyon arasında sıkışmadan hayatını kaybetmiş eşinizin kapkaçcısı.
Kadıköy meydanında özel arabasıyla birlikte kaçırılıp ormanda ırzına geçirilerek öldürülen avukat arkadaşınızın canileri.
Henüz ilk okul birinci sınıfa giden çocuğunuzu iğfal edip öldüren sapık.
.
.
.
Hayat sadece Aynüd gezegeninde kötü değilmiş!!!

Şimdi koyun bu mağdurların yerine ve bir daha bakın bakalım; sarhoş şoföre, katil gaspçıya, kapkaççıya, canilere, sapığa.

Bir de onlarla birlikte girin mahkeme salonuna ve son duruşmaya.
Aldıkları 5-10 yıllık cezaların; hafifletilmiş şekilleri, afları mafları ile 3-5 sene sonra sokakta karşılaşacağınızı düşünün.
Düşünün, düşünün..
Sonra da kağıttaki, "-NASILSIN" yazısını.
Sahiden, biz nasılız bu arada?

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

22-12-2006, 14:36
Tecrit nedir sn. mhmmd, bunu bildiğinizden emin değilim.

Tecrit nedir, ve bunu hangi insan hakeder?
Kriterler nedir?

22-12-2006, 14:38
Yine anlaşılan bir denge kurabilmekten çok uzağız.

Suç'un cezalandırılmasınıdaki hedefimiz nedir? Çağdaş hukuk kuramları, bunun hedefini "suçluyu islah etmek" olarak göstermekte. Suçluyu islah etme ile İntikam alma farklı kavramlar. Biz, bir çelişki içerisindeyiz. Bir tarafta, ne suçluyu islah etmeye yönelik olan ne de herhangi bir caydırıcılık taşıyan uygulamalar, diğer tarafta ise yine herhangi bir islah amacı gütmeyen, amacı caydırıcılık ve bunun yanında ilkel bir intikam olan uygulamalar. Bu karışıklığın mhmmd'i de etkilediği görülüyor. Bir tarafta ak, bir tarafta kara varmış gibi ikili uzlaşmaz nokta arasında sanki seçim yapılmalı gibi bir izlenim edindim.

Behiç Aşçı, önemli bir noktaya değinmekte. Gazetede okuduğum ilgili bir haberde, kendisinin, var olan F tipi uygulaması içerisinde çözümlere gidilebileceğini savunduğunu gördüm. Aslında ilk ortaya çıktığında eski uygulamalara göre daha çağdaş, uygar ve etkili bir yaklaşım olan F tipi cezaevleri, "islah etme" hedefi yerine "intikam alma ve caydırma(?)" hedefine göre işlemekte anladığım kadarı ile.

Yani, özet olarak, amaç ne olmalı? Bu amaca uygun yaklaşım ne olmalı? Bu yaklaşımı var olan yapı içerisinde sağlayabilir miyiz? İlgili haberi tekrar bulabilirsem buraya göndermeyi düşünmekteyim. Behiç Aşçı'ya göre, var olan yapı içerisinde de bir çözüme gitme olasılığımız var. İnsanları harcamadan da, yok etmeden de yaptırım uygulama, yani cezalandırabilme olasılıklarımız var.

Bazı iyileştirmeler yapılsa bile eylem yapacaklar, bu durumu kabullenmeyecekler olabilir, olacaktır. Ama bu konu ile ilgilenirken, belki de bu uygulamalara karşı çıkanların kimliklerine değil de, uygulamanın kendisine, hedeflerine ve sonuçlarına dikkat etmemiz hepimiz için daha sağlıklı olur.

ben sınırlı bilgimle birşeyler karaladım sadece. Merwe'ye teşekkürler.

neutrino

hiramusta
22-12-2006, 14:43
Ben siyasi ve düşünce nedenleriden dolayı mahkum olanların bırakın tecritine mahkumiyetlerine karşıyım.Kasıtla adam öldüren ad(l)i suçluların ise (ki buna alkollü araba kullanıp ölümlü kazaya neden olanlar da dahildir) mağdur aile fidyeyle affetmediği sürece idam edilmelerinden tarafayım.Bi de onları tüyü bitmemiş yavruların boğazından kesilmiş vergilerle yıllarca besleyemem.

22-12-2006, 14:45
Hiramusta,
İdam cezasını ya da düşünce suçlarını tartışmıyoruz.
Bu başlığın konusu, var olan bir uygulama ve bu uygulamanın sonuçları. Konu içerisinde kalalım mümkünse.

neutrino

22-12-2006, 14:46
Sn.Hiramusta,

Kasıtla adam öldüren ad(l)i suçluların ise (ki buna alkollü araba kullanıp ölümlü kazaya neden olanlar da dahildir) mağdur aile fidyeyle affetmediği sürece idam edilmelerinden tarafayım.

demişsiniz.

Yani, adam zenginse, fidye ödeyecek parası var ise kurtulsun. Bu mu adalet?

22-12-2006, 14:48
Merwe,

Hiramusta'ya yazmış olduğum mesaj sizin için de geçerli.

neutrino

hiramusta
22-12-2006, 14:52
Bu fidyeyi yani tazminatı devlet kişilerin ödeme gücüne göre tesbit edebilir.Zaten affetme olayı zannımca çok ender gerçekleşir.Kimse ailesinin katilini kolay kolay affetme yolunu seçmez.

hiramusta
22-12-2006, 15:02
Sevgili Neutrino var olan uygulama laik Türkiye Cumhuriyeti devletimizin kanunlarının uygulaması ve bence hiç medeni bir uygulama değil.

mhmd
22-12-2006, 15:03
Sn. Merwe,

Ziyaretinizdeki etkilenmeyi anlayabiliyorum. Yazımı bir daha okumanızı da öneriyorum.
Tecrit konusunda Guantanamo üssünü düşünür de kendime de pay çıkarırım.
Ama bir de mağdurların evine uğrayın derim.
Henüz konuşmayı dahi beceremeden, sarhoş bir soförün tekerlekleri altında can vermiş minik kızın evine uğrayın.
Üç kuruş için öldürülmüş taksi şoförünün üniversiteli kızı ile görüşün.
Kapkaçta eşini kaybetmiş hanımla konuşun.
Gasp ve tecavüz den sonra öldürülen avukatın arkadaşlarına sorun.
İğfal edilerek öldürülmüş olan İlk okul birinci sınıf öğrencisinin babasına danışın.
Ve onlarada bir sorun;
Tecrit nedir?
Hangi insan hak eder?

Sn. Neutrino,

Bir yerlere kadar size hak veriyorum. Lakin Ceza verilen yerlerin eğitim ve topluma kazanım yer vasfı taşıdığı kadar; toplum vicdanını rahatlatma işlevleri de olduğunu düşünüyorum.
Rahatlamayan vicdanların; linç girişimlerindeki sosyal ve hukuksal nedenler nelerdir?
Ve dediğiniz gibi "HEDEF ve SONUÇLAR" bakımından bir kere daha düşünmek lazım.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

22-12-2006, 15:22
sn. mhmmd,

Tecrit nedir?

İşkence midir? Evet.

Ceza mı amaç işkence mi? Size kalırsa işkence.

Bir dostumun söylediği gibi, Hapsetmek zaten cezadır ve cezanın içinde ikinci bir ceza olamaz. daha doğrusu ruhsal ve fizkisel bir işkence ceza olamaz. İşkence bir ceza değildir.

Bu başlığın amacı adlilere acıyalım indirim verelim demek değiil.

Konuyu net anlaşılır kılalım. İnsanları insansız bırakan, insanları vahşilere çeviren bir yöntemi eleştirmek. Tecritten çıkan bir mahkumun topluma yapacaklarını bir düşünün. Siyasileri düşünün.

Kim olursa olsun, bir insanın ruh dengesini bozmak, ona değil, topluma cezadır.

Bir insan suçlu olsa bile ona işkence edemezsiniz.

Bir insan kulu ile halleşemeyen, nasılsın sorusunu bile soramayan bir insanın ıslah olmasını nasıl beklersiniz?

Yoksa size göre her suç işleyen insanı yok mu edelim?

Mağdur yakını tanıdığım kişiler de oldu. İnanın bana, onların istedikleri intikamdan çok bu acıların tekrarlanmaması.

Konumuz tecrit, ve tecridin insana ettikleri.

Behiç Aşçı dün güzel bir örnek vermişti. Alıntılamak istiyorum

"Biliyorsunuz, tecridi anlatmak üzere aydın oyunculardan kurulu bir tiyatro oyunu yurt çapında sergileniyor. O oyunda okumuş, aydın kişiler 6 saatlik tecrit sonunda ne kavgalar çıkıyor, sıradan bir vatandaşa neler olur?"

spartacus
22-12-2006, 16:05
Sevgili Mhmmd, Sevgili Hiramusta

Biz hep böyle gördük, toplum olarak, ölümü gösterip kötürüm yaşamaya razı olduk.

O kadar kötürüm olmuşuz ki hiç bir şeyi kendisi ile ele alamıyoruz. Tamamen kötürüm düşüncelere sahibiz.

Bir şeyin hakkını teslim etmek yada etmemek artık başka şeyler ile anlatılır olmuş. Her şeyi işimize ve inancımıza geldiğince ele alıyoruz.

Bir sarhoşun trafik kazasında öldürdüğü can ile, bir toplumun örften adetten diye öldürdüğü tecavüz ettiği küçücük kızlarda vardır. Sırf köhneleşmiş namus anlayışı için çocuklarını alıp sattığı, sopaların, işkencelerin zevke kullanıma cahilce sunduğu bir toplum. Suçlunun tasvirine alkolü eklemek ve ardından tüm hukuk anlayışımızla, bu suçlu için bir ceza istiyorum demek neyi açıklayacaktır. Din alkolü yasakladığı için değil, her şey kendi sonuçları ile ele alındığı zaman hakkıyla ele alınabilir. Konu böylesi olay ve olgular olduğunda, banane dinden, banane örften ve banane neyin ne olduğundan, ben işin nedenine, oluşumuna, sonucuna ve dönüşümüne bakarım. Akdenizdeki deniz suyuda, Atlas okyanusundaki musluk suyumu ? Hukuk anlayışıda böyle olmalıdır, ne başka bir şeyle bir başka şeyi meşrulaştırmalı nede açıklamalıyız.

Tecrit insanın *yalıtımıdır. Kimlerin sistemin hukuk kurallarınca suçlu bulunmuş ve ceza verilmiş insanların ayrıca tecritini hedeflemektir. Burada asıl hedef kim ne derse desin düşünceye tecrit koymaktır. Daha çok adına düşünce suçlusu dediğimiz insanların toplumdan tamamen yalıtılması içindir. Ve toplumun elit zengin kesimi dün olduğu gibi bu günde ayrıcalıklıdır...

Siz eğitimi para ile alınır satılır ticaret kapısı yaparsanız, rantiyer gelire dönüştürürseniz, sağlığı satar arkasından da sarhoş kelimesinin arkasına sığınırsanız tecritide meşru görmek zorunda kalırsınız. Bir toplumun aydınlanmasından ve eğitiminden sorumlu birinci derecedeki yer, bunları bir tarafa bırakıp işi sadece gardiyanlığa bağlarsa, bir gün suçsuz tek bir insan dahi kalmaz. Önemli olan suçluyu aramak değil, bunun oluşumuna yol açan nedir bunu bulabilmektir. Her ne olursa olsun tecrit bir insanlık suçudur, sarhoşlukla hafifletilemez.

Düşünmek suç sayılırsa, kişi düşüncesi ve fikrini söylediği için suçlu olur. Ekmek yoksa pasta yesinler der iseniz, topluma dönüp pasaklı, yırtık donlu avam derseniz, en doğal değerlerini ve *haklarını parayla alınır satılır hale getirirseniz, sırf para almak için ehliyet yerine kasap ruhsatı verirseniz, okullarda eğitimi sırf sınavlarla toplumu eleme, sanayiye köle göndermeye indirgerseniz, eğitimi rantiyer gelire peşkeş çekerseniz, ahlakı rantiyer gelire peşkeş çekerseniz, sırf milletin enayiliğinde para kazanmak için iletişim araçlarını bile fahiş derecede duygu, değer sömürüsüne indirger ardından televole diye yutturursanız, bir gün olsun eksik olmayan tabancalı ağa, mafya, efendi dizilerini, pembe aşk ihtirasları ve benden olsunda tek üçkağıtçılığı(pinokyaya namaz kıldırma) meşru gösteren enjeksiyonu yaparsanız, yapmanız gereken tek şey kalır, oda düşünen, bunu anlayan ve gören insanları, aydınları susturmaktır. Hatta o kadar susturmaktır ki, kişiyi bir hücreye koyarak tamamen yalıtmak, tabiri caizse içeriye güneş ışığının girmesine dahi müsade etmemek tecritin adı olur.

Ne verirsen onu alırsın bu bir.
Hukuk inanca göre taraf değil, koşullar ve neyin ne olduğuna nasıl olduğuna göredir bu iki.
Sarhoşun varlığı Tecriti olumlamaz buda üç.
Tecrit olmazsa sarhoş cezasız kalacaktır denemez buda dört.
Kaz ile koz Koca karı ile kız buda beş.

mhmd
22-12-2006, 16:29
Sn. Merwe,

"Tecrit nedir?

İşkence midir? Evet.

Ceza mı amaç işkence mi? Size kalırsa işkence. " demişsiniz.

Demişsiniz de, kendiniz çalıp kendiniz de oynamışsınız.

Tecrit:
1. "Birini surekli izleme ve bulundugu yerden uzaklasabilmesi icin gerekli olan alandan mahrum birakma fiili."
Kaynak (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tecrit)
2. "Yalnız bırakma, ayırma. Başka birisi yada birileri ile ilişkisini kesme. Yalıtma.
Kaynak (Büyük Sözlük, D. Mehmet DOĞAN)

İşkence:
1. "Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Davranış veya Cezaya Karşı Sözleşme, devlet görevlileri tarafından veya onların rızası veya kabulü dahilinde yapılan ihlalleri kapsar. Bu sözleşme, işkenceyi bilgi ya da itiraf elde etmek, ceza, korkutma, ya da baskı amaçlı, ya da “ ayrımcılığa dayanan herhangi bir nedenle”, “kişiye fiziksel ve ruhsal olarak ağır acı veya ıstırap veren kasten yapılan tüm fiiller” olarak tanımlar"
Kaynak (http://www.amnesty.org.tr/v1612200307.si)
2. "Bir kimseye yapılan maddi ve ya manevi etziyet, şiddetli eziyet, zulüm. Azap, hissi sıkıntı"
Kaynak (Büyük Sözlük, D. Mehmet DOĞAN)

Ceza:
1. "Ceza, genel anlamıyla suç karşılığında uygulanan bir yaptırımdır"
Kaynak (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ceza_%28hukuk%29)
2. "Suç, kusur veya yanlış hareket sonucunda tatbik edilen müeyyide. Kanunların ihlali halinde uygulanan müeyyede"
Kaynak (Büyük Sözlük, D. Mehmet DOĞAN)

Bunları bir gözden geçirelim derim.
-Bana işkence yapıyorlar. Kelimesinin arkasındaki bazı nedenlere de beraberce bakabiliriz.

Uyuşturucu müptelası birinin uyuşturucusunu kesmek, işkence midir?

Defalarca suç işleyerek ceza yemiş ve çıkmış birisini toplumdan uzaklaştırmak işkence midir?

Eğitim dediğiniz; topluma kazandırma ceza evlerinin, toplu terör öğretim yeri olduğu için ayrıştırılmaları, işkence midir?

7 kişiyi 2 günde katletmiş kişinin yakalandıktan sonra bile; salyaları akarak "-Zevk için öldürdüm lan, zevk için" derken, bu kişiliği toplumdan uzaklaştırmak işkence midir?

Sadece düşüncesi ve kalemi ile fikir beyan eden bir aydını, canice katlettikten sonra "-Ben Allah'ın adaletinin tecellisiyim" diyen birini diğerlerinden ayırmak mıdır işkence?

Evet ben bir işkenceciyim.
Gereğini yapın...

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

22-12-2006, 16:42
sn mhmmd,

Kavram çarpıtmasının nadide örneklerinden birini gösterdiğiniz için teşekkür ederim.

Dilbilgisi ile başlayalım, öyle başladık madem...

Öncelikle kavramların bir kaç anlamı vardır. Burada sadece tecridin kelime anlamını almanız sizin şu anda hapishanelerde uygulanan süreçten habersiz oldugunuzu gösteriyor. Bu başlığın asıl konusu olarak bahsedilen tecrit sizin anlattığınız gibi masum(!) bir toplumdan dışlamak değildir.

Sizin hafifletilmiş anlamı ile anlattığınız toplumdan uzak tutma işlemini bütün hapishaneler görmektedir zaten. F tiplerinin farkı işkence etmesi, haberleşmeyi engellemesi, mektup yazamamak, bir çok gazete dergi okuyamamak, hiç bir ses duyamamak, habersiz, mefhumsuz yaşamak...

İlk yazımı bir daha okuyun. Ercan Kartal, 6 yıl boyunca sessizliğe mahkum oldugundan duyma yetisini yitirmiş, kendi sesini duyamamaktadır.

Bu ceza mı işkence mi?

Sap ve samanı karıştırmayalım. Sizin masum tecridinizi zaten bütün hapishaneler gerçekleştiriyor.

Biz burada insanlık suçu olandan, insanlar öldüren tecritten bahsediyoruz.

mhmd
22-12-2006, 16:44
Sn. Spartacus,

Değerli hocam, "- Kaz ile koz Koca karı ile kız buda beş." :lol: *:lol: *:lol:
Bu günün ve bu forumun benim için en can alıcı yeri oldu. Elinize sağlık.

Hata; şahsıma hastır ve her daim bildirim bu bir.

Başkaca forumlarda; kızını zorla evlendiren, döven, hatta koca adaylarına peşkeş çeken babalar için yapılan infazlar, bu forumda eğitilebilir baba konumuna gelmiştir, ve aslında bu da sevindiricidir bu iki.

Hukuksal terimler, bizlerce fazla elastikiyet katılarak değiştirilmiştir bu üç.

Söylediğim hukuki tabirler (Sarhoşken araba kullanmanın suç olduğu) dini düşünceler ile karıştırılmaktadır bu dört.

Sizlerin düşüncelerini anlıyor ve yüksek insan onurunu yansıttığı için kutluyorum bu da beş.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

mhmd
22-12-2006, 16:50
Sn. Merwe,

Konu tam kıvamına geldi.
Bu gün okumam gereken 3 konuyu okuyamadım ve hala forumla boğuşuyorum.
Devamı mutlaka olmalı.
Diğer arkadaşların da görüşlerini almak isterim.
Bu yüzden, bu başlığa, bu günlük, bu kadar diyorum müsaadelerinizle.

Not: Önemli olan kaybetmek değildir, niçin kaybettiğimizi öğrendiysek aslında kazançlı sayılırız. (mhmmd :) )

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

22-12-2006, 17:21
Arayı çok uzatmayın sn. mhmmd. Özletmeyin tekrar kendinizi *:wink:

spartacus
22-12-2006, 17:41
Sevgili Mhmmd

Ceza noktasına takılıp kalmışsınız. Keşke buraya takılıp kalmaktan uzak durup, tecritin ne olduğu ve gereksiniminin nereden geldiğini ele alsaydık.

Ben tecritin bir insanlık suçu olduğunu ifade ettim, ceza ise çok daha farklı bir kavramdır. Tecrit bir yöntemdir ve ben bu yöntemin neden nasıl, kime ne için uygulandığı ve sonuçları ile düşünebilirim. Tecrit bu gün çağdışı bir yöntemdir, kökeni eskiye dayanır, taaa, kalelerin dış surlarının iç tarafında yere açılan kuyulara... Ve o kuyulara insanlık genelde muhaliflerini, düşüncesi farklı olanı veyada genelde aydınları atmıştır.

Hırsızlığı önlemeyi uzuv kesmek olarak gören anlayış artık ortaçağ anlayışıdır, insanın eli değil çalan beynidir beyni yada bilemediniz koşullardır, muhtaçlıktır... Bunu ne zaman anlayacak daha ne zaman öğreneceğiz?

Ben dedemi trafik kazasında kaybettim, böyle bir olay için gidip kimseye sormama gerek yok...

Terör kelimesi çok yuvarlak bir kelimedir, her an herkese karşı uygulanabilir, ve her an herkes bu sözün arkasına sığınabilir. Bunu geçiyorum, sarhoşuk gibi buda tecriti meşru kılmıyor.

Kendince ölümü gösteriyor ama ben kötürümlüğede razı değilim anlayacağın.

Ne zamandı anımsamıyorum, Almanyada olacak, emniyet genel müdürleri toplantısına, Türkiyeden katılan temsilci geç kalmış, sabah ona tahsis edilen resmi araca binmiş, şoföre, ben geç kaldım biraz daha hızlı gidemezmiyiz dediğinde aldığı yanıt, hayır, ben trafik kurallarına uymak zorundayım demiştir.
Gelelim bize, ne zaman bir boynu kalın resmi plakalı bir yerden geçecektir, yollar bile trafiğe kapanır, ışık mışık, yaya geçidi önemli değil, uçak hızı ile ardarda dizilmiş, üstelik takip mesafesine bile uymayan öyle gözümüzün içine baka baka suç İŞLEYEN zerzavatlara alkış tutan bir toplumuz. Suçlu kim kimi tecrit ediyorsunuz ?

http://tr.wikipedia.org/wiki/Tecrit

Bir insanın kendi sesini dahi duyamaz hale gelmesi, insanın aklına çağdışı köpek eğitimini getiriyor. Köpeği karanlık bir odaya hapsedin, 2 hafta yemek su vermeyin babasını görse ısırır yöntemine. Dönelim kendimize bakalım, biz köpeğe benziyormuyuz? Peki ya hayvana bu yapılmalı mı? Ya insana?

22-12-2006, 19:34
Konuyu geliştirmek için, nette biraz araştıma yapayım dedim. F tiplerinde tecrit işkencesine mazur kalan hükümlü listesi aradım. Ama bulamadım. Hoş bulacağımdan da emin değildim zaten.

Neyse, bu sırada daha ilginç bir kaynak buldum.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nun raporlarına rastladım. Maalesef genel ve objektif bir rapor izlenimi yaratmasa da, sümen altı edilmiş şeyler olduğu izlenimi verse de, raporda geçen sınırlı şeyler bile bize tecridin nasıl bir işkence olduğunu anlatacaktır.

İlk bakacağımız rapor 2003 yılında Bolu F tipi cezaevi için hazırlanmış. Raporu incelerken, bazı hükümlüler ile sosyal aktivitede olduğu için görüşülememiştir ifadesi bulunmakta. TBMM komisyonu bir hapishaneye geliyor, ve bütün hapishane tam teşkilat hazırolda durmuyor. Bence pek inandırıcı değil. Neyse, *bunlar benim kişisel analizlerim.

Yorumsuz rapordan alıntı yapalım şimdi;

"Biz sadece marş söylememize rağmen slogan atmaktan dolayı bir ay mektup verememe, altı ay telefon ve açık görüşe çıkma cezası geldi. Memur diğer memur arkadaşını da şahit göstererek bize karşı cezai işlem yapılmasını sağlayabiliyorlar. Biz böyle bir şey yapamıyoruz.

Şikayetlerimizde birbirimizi şahit gösteremediğimiz gibi infaz koruma memurları birbirlerine ‘eleman’ diye hitap ettiklerinden
kimi şikayet edeceğimizi de bilememekteyiz. Çünkü herkes eleman.

Ayrıca infaz koruma memurları ceza verilmesi taraftarlarıdır. Bu cezaevinin yapısı gereği daha çok çalışmak zorundadırlar. Ancak bizlere ceza verilmesini sağlayarak ağır iş yükünden kurtulmuş oluyorlar.

Askerler bizlerin kollarından tutarak zorla eğiyorlar. Sonra öğrendi ki bizi güya secde ettirmeye çalışıyorlarmış. Aramalarda sıkıntı yaşamaktayız. Görevliler tahkir edici şekilde davranmakta ve hitap etmektedirler. ‘Soyun lan!’ diyerek hitap etme ve aramada parmak atma gibi. Kameralar hep mahkumları göstermektedir....

Açık görüşte annemize sarıldığımızda infaz koruma memurları ‘ Karıya sarılmak yasak.’ diyerek rahatsız etmektedirler.

Akrabalarımız bizlere bazen kitap getirmektedirler.Ancak bu kitap getiren akrabalarımız kitap getirdi diye gözaltına alınmaktadır.
Eşlerimize‘Niye bu adamla evlendin.’ denerek eşlerimiz rahatsız edilmektedir....

Hastalandığımızda doktoraçıkarılmaktayız. Ancak doktorun karşısında asker beklemek zorundayız. Sadece hastalığımız hakkında sözlü bilgi veriyoruz. Doktor muayene yapmadan sadece sözlü bilgiye dayanarak
teşhiste bulunarak ilaç yazmaktadır...."

Not: Bu muayene etmeden gönderilme yüzünden bir hükümlü kalp krizi sonucu ölmüştür.

Devam edelim, sadece bunlar bile bu yapılanların işkence kapsamına alınmasına yeterken bakalım daha neler yaşanıyor, resmi TBMM tutanağına göre...

" Açık havada ayakta durmak zorundayız. Oturmamız nedense yasak.

Açık görüşte gelen ziyaretçilerimize kantinden bir şeyler ısmarlayabiliyoruz. Ancak alınan şeylerin açık görüş yerinde yenmesi adeta zorunlu. Çünkü aldığımız şeyleri odaya götürmek yasak....

Cezaevine giriş ve çıkışlarda sadece iç çamaşırlarımız bırakılarak arama
yapılmaktadır. Madem soyularak arama yapılacaktı neden cihazlara ihtiyaç duyuldu....


...Psikologa gidiyoruz. Sağımızda ve solumuzda infaz koruma memuru bulunmaktadır. Bu halde sorunlarımızı anlatmaya çalışıyoruz. Ayrıca ayakta durmak zorundayız. Bu haldeyken tabii olarak iletişim kurmak
imkansızlaşıyor."

Psikolog ve doktor ihityaclarının ne derece karşılandığını gördük. Farklı mahkumların karışık ifadelerine devam edelim...

"Ayrıca cezaevine geldikleri gün çavuş da dayak attı. Birinci Müdürün
emriyle dayağın atıldığı söylendi. Bu olayda o kadar başvuru yapmama rağmen ancak altı ay
sonra doktora çıkardılar. Altı ay geçtiğinden yaraların geçmesi sebebiyle bir sonuca
ulaşamadım. Ancak altı geçmesine rağmen fıtık teşhisi konuldu.”

Şimdi de son hücrenin durumunu anlatıyor rapor bize;

"Burada üç kişi kalmaktadır. Bunlardan birisinin kulağı önceki cezaevinde askerlerin gaz bombası atması sonucu kopmuş. Daha çok keyfi ceza verildiğinden şikayet edilmektedir. Buradakilerin birine notlarla haberleşirken kendisinin adı yazılı olduğu için bir yıl sosyal alana çıkma yasağı verilmiş.Kendisinin bir eylemi olmamasına rağmen ceza almasından yakınmaktadır. Ayrıca yargı kararlarının adil olmadığından şikayet edilmektedir. Buna da sadece birahaneye taş attıkları için ölüm cezasının verilmesi örnek gösterilmektedir."

Tamamını merak edenler için link;

http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhak/orta/kr_bolu09102003.pdf

Hala tecrit işkence değildir diyen var mı aramızda?

commandante
22-12-2006, 19:50
bugün cumhuriyet gazetesinde ali sirmenin bir yazısını okudum behiç aşçı hakkında zaten olayı ilk günden beri takip ediyorum ama sirmenin yazısı beni duygusal olarak çok etkiledi ....

tecridin hapishanelerde ve işkencehanelerde bulunan yoldaşlarımız için özellikle yapılan ve yapılagelen bir işkence olduğu fikri bende gitgide yerleşiyor.

22-12-2006, 20:10
Sevgili Commandante,

Behiç Aşçı ve hapishanedeki yoldaşlarınız sizin gibi düşünmüyor, bu sadece belli bir düşünceye değil bütün kesimlere farklı düşünen, düşünme ihtimali olan herkese uygulanmakta diyorlar. *Ben onların yalancısıyım.
:wink:

commandante
23-12-2006, 01:48
evet haklısın ben aslında yazımda ben ondan bahsedecektim ama yazımı yarım bırakmak zorunda kaldım bu faşist düzenin bütün muhaliflerine uyguladığı bir işkence metodur insanı çökerten insanı insansızlaştıran bir metoddur faşist sistem ve iktidar bunun farkında olarak bunu gerçeklerştiriyor

dilaver
23-12-2006, 04:36
Devlet iki şeye ihtiyaç duyar.

* * *Birncisi düzen muhaliflerini susturacak ve asayişi saglayacak eli sopalı ( silahlı ) adamlar; ikincisi bu adamların tutuklayacakları insanları koyacakları kalın duvarlar ve dikenli tellerle çevrili yerler. İkinci şıkka bu gün cezaevi diyoruz. Anadolu dilinde dam deriz.

* * *Devletin her toplumda yaptıgı birincil görev bu mekanizmaların kurulup yetkinleştirmesidir. Devlet meşruiyetini bunlardan alır çünkü. Yani güçten alır, zordan alır.

* * *Bu kavramları yertli yerine oturtabilirsek bazı şeyleri görebilmemiz daha kolay olabilir diye düşünüyorum. Suç ve suçlulugun gelişmesiyle paralelel olarak ceza ve cezaevleri kavramları da evrimleşti. Ancak degişmeyen tek şey , devletin nihai amacının baskı ve sindirme oldugu degişmedi. Maddeler degişti ama eski maddeler degişik bir biçimde yenilerinin içine sokuşturuluverdi.

* * *Barbar toplumlardaki ceza sistemi belli, kısasa kısas. Hukuk egemenin tek lafıyla biçimlenirdi : ' urun kellesini '. Buna ragmen ne suç kalktı ortadan ne de suçlu. Toplumların evrimi, kültürü ve bireylerin bu kültürden aldıgı pay oranıyla cezalandırma kavramının içine insan hakları da girdi. Yeni düşüncede artık cezalandırma kavramında suçlunun da bir insan olabilecegi kabul edildi. Cezayı verecek adalet örgütünün ve uygulayacak icra örgütünün bi-taraf olması gerektigi düşünüldü. Ceza örgütünün bir nevi egitme ve geri kazandırma amaçlı olması gerektigi düşünüldü. Bundan amaç bireylerin suçlu dogamayacagı ve toplumsal koşulların kişileri suça teşvik ettigi gerçegi idi.

* * * Bu noktada durup düşünmek gerekiyor. Muhammedin savlarını ele almak gerekiyor :

* * *Uyuşturucu müptelasına ceza verirken öncelikli soru, bu kişinin üretilmesi, işlenmesi, dagıtılması ve satılması yasak olan bu maddeleri nasıl ve kimler aracılıgıyla tedarik ettigidir.

* * *Kanunen reşit kabul edilmeyen küçük kızın 70 tane sabıkası olması bize neyi göstermektedir. Bu kız genetik olarak suçlu mu dogmuştur, ya da doguştan suçluluk diye bir şey olabilir mi.

* * *Türkiyede 9,6 milyon işşiz oldugu gerçeginden hareket edersek trende gasp suçunu işleyen ve yakalanan suçluların mesleksel dagılımları nasıldır acaba.

* * * Bu toplumda böyle bir işşizlik oranı varsa , işşizlige karşı herhangi bir sosyal güvencesi olmayan toplumumuzda , hayatını idame ettirmek için insanların ne yapması gerekmektedir acaba. Çalmak sadece psikolojik bir sorun mudur.

* * * Baklava çaldıkları için meşhur olan çocuklar, o baklavaya verecek kadar bir parayı ceplerinde bulmuş olsalardı şayet bu suçu işlerler miydiler.

* * * Avukatı kaçırarak ırzına geçenler, doguştan psikopat mıydılar; yoksa hergün buram buram kadın cinselligiyle yogrulanan ve güdülenen medya sektörümüzden biraz olsun etilenmişler miydiler.

* * * Bu sorular ve karşı sorular sonsuza kadar her örnekte uzatılabilinebilir. Ama ,bu bir kaç fikir jimnastiginin bize bazı şeyleri daha bir nedensellikle ele almayı düşündürmesi gerekir diye kesmek istiyorum.

* * *Buradan F tipine dönmek gerekiyor. F tiplarinin önsel uygulaması olan E tipleri uygulamaya sokuldu öncelikle. Daha evvelce uygulanan koguş sisteminin yeni bir suçlu tipi ortaya çıkana kadar pek tartışıldıgı yoktu. Asırlardır koguş sistemi ve o sistemin dogal uzantısı olan koguş agalıgı sistemi akademisyenlerin tezlerinin dışında pek de tartışıldıgı görülmemişti. Hatta yarı açık , açık , işlik uygulamaları gibi cezaevleri daha bir insancıl yörüngeye dogru gidiyordu. Nazım Hikmet cezaevinden para gönderebiliyordu. Ahmet Mithat Efendi Malta da yaşamını kazanabiliyordu ve ailesine bakabiliyordu. Ancak bunlar ilk örneklerdi .

* * * Koguş sistemi ve koguş agalık sistemi toplumdaki egemen sömürünün cezaevlerine yansımasıydı sadece. Cezaevinde agalık sistemine karşı çıkılmadıgı müüddetçe uyuşturucu, kumar hatta kadın kız parası olan her mahkumun rahatça ulaşabilecegi şeylerdi. Cezaevi sisteminde dışarı izni bile vardı.

* * *Ancak 68 li yıllardan itibaren cezaevleri ve suç *dünyası yeni bir tür kavram ile tanıştı. Geçmişte tek tük örnekleri yaşanan bu yeni suçlu protitipi , şimdi özellikle bütün toplumu ve aydın kesimi etkisi altına almaya başlayarak kitleselleşti. Bu düşünce suçuydu. Üstelik bu suçun işlenmesini cezaevleri de engelleyemiyordu. İnsanlar cezaevlerinde de düşünebiliyorlardı. Üstelik düşünmelerinin yanı sıra düşüncelerini birbirine de aktarabiliyorlardı. Üstelik iş, aş ve özgürlük istiyorlardı. Katli vacipti.

* * *Egemenler yıllardır bu suçla başetmege çalıştılar. Baştan beri bu suçun cezası belliydi aslında : imha. İlk başlarda da böyle yaptılar. Üç genci astılar önce; sonuç onların kahraman olmasıydı. Ölenler binlerle geldiler. Tepki 12 Eylül dü. Onlarcasını öldürdüler. Burada E tipleri gündeme geldi. 12 Eylül cezaevleri tecrit ve zulmün doruga çıktıgı yıllardı. Tecrit en igrenç bir biçimde uygulandı. İnsanlar gene de iletişim kuruyorlardı ama .Neyle mi Mors alfabesiyle. İnsan iradesini hiç bir şey yenemiyordu. * *

* * *Şimdi gelinen nokta bu insanların yavaş, yavaş imha edilmesidir. Hem de en acımasız bir şekilde. İnsani tüm haklarından, temel düşünsel haklarından yoksun bırakılarak kendi kendilerini yok etmeleri istenmektedir onlardan. Bu amaç uygulamaya sokulurken kuşkusuz demagoji ve yanlış bilgilendirme ile toplum da yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bunun örnegi mi : Muhammed i okuyoruz.

[b]Henüz ilk okul birinci sınıfa giden çocuğunuzu iğfal edip öldüren sapık. /b]

* * * Teori pratikten kopuk olunca, haklı tepkilerimiz egemenlerce sömürülebiliyor.

* * * Sevgili Muhammed bu tarz sapıklar zaten pratik cezaevi hayatında tecrittedirler. Tecrit onların yaşam güvencesidir. Yoksa bir gece bile yaşama şansı olmaz cezaevlerinde. Bizim cezaevi sistemimiz ya da daha dogrusu mahkum kültürümüz bu tarz sapıkları barındırmaz içinde ve hemen sistem haricine çıkarır fiziki olarak. Böyle bir tartışmada bu tarz bir örnekleme egemen ideolojinin bizi nasıl da yönlendirebileceginin göstergesidir. Onlar düşünenleri tecrit uygulamalarına pratik olarak hiç bir degeri olmayan bu tarz örneklemeleri öne sürerek kavram kargaşası yaratmak istemektedirler; görüldügü kadarıtla da bunda epey yol almışa benziyorlar.

* * * * Çok fazla uzatıp sizleri daha fazla sıkmak istemiyorum. Şu ikilemi degerlendirmenizi talep ediyorum. Kendinizi sorgulamak zorundasınız. Soracagınız soru şudur :

* * * *Ben düşünüyormuyum, düşüncelerim sistemle uyum içinde mi ona muhalif mi. Bugün bana kimse bulaşmasa da yarın bir düşünce suçlusu olabilirmiyim. Tecrit benim de kaderim olabilir mi ?

* * * *Bırakın şimdilik hümanizmi, insan haklarını; önce bir kere kendinizi sorgulayın. Sonra sıra insanlıgınızı sorgulamaya gelir.

* * * * Bu sorgulamaların sonu ne olursa olsun yarın birilerinin de size sahip çıkmasını istiyorsanız, toplumda yanlız olmadıgınızı hissetmek istiyorsanız bu insanlık suçuna ortak olmayın.

* * * * Unutmayın ki o insanlar biz karşı çıkmadıgımız için tecrit altında yavaş yavaş öldürülüyorlar. Cezaevleri o kadar ulaşılmaz yerler degil artık. Oradaki kan size de sıçrayabilir. Temizlenmesi için de, ne bir ömür ne de gelmiş geçmiş tüm kutsal kitaplar yeterli olmayabilir.

* * * *
* * * * saygılarımla

23-12-2006, 11:32
Sevgili Dilaver,

Tek kelime ile harika bir yazı, söylenecek söz bırakmamış.

Sevgiler...

23-12-2006, 13:04
Sevgili commandante, ikinci mesajınızda slogan atmaya egilim gördüm. Biraz dikkat.

Sevgili dersim, mesajın slogan olduğu için tarafımdan kaldırılmıştır. *Lütfen katkıda bulunalım. Slogan atmayalım!

merwe

vacsmt
23-12-2006, 16:27
Sevgili Merwe,
Daha önce de yazacaktım ama sitenin teknik arıza bildirimine takıldığımdan yazamadım.(Malum hacker saldırıları ).Benim
öğrenmek istediğim şu :Açlık grevine giren bir insan en çok
10-15 gün aç ve susuz olarak yaşayabilir.Bunun ötesinde hayatını
yitirmesi kaçınılmazdır.Şimdi bu Behiç Bey'in 262 gündür bu açlık
grevini sürdürdüğünü söylüyorsun.Nasıl oluyorda bu kişi halen
hayatta ve hatta sizlerle konuşabilecek enerjiyi bile bulabiliyor.Beni
bir aydınlatırsan çok sevinecem.

23-12-2006, 16:39
Sevgili vacsmt,

Açlık grevi eylemlerinde, gıda olarak sadece şekerli su alınır.

Bir insanın vücudu susuzluğa 3-4 gün, gıdasızlıga ise dediğin gibi ancak 2 hafta dayanır.
Bu gibi eylemlerde şekerli su sadece eylemciye enerji vermesi için kullanılır.

Behiç Aşçı şu anda kritik döneme girdi. Uyku düzensizliği, unutkanlık gibi belirtiler başgösterdi. Bugün eylemi sonlansa bile vücudunda kalıcı izler bırabilecek bu eylem, ki maalesef sonlanacak gibi gözükmüyor. (Tabi, zorla bir müdahale olmazsa. Daha önce de zorla müdahaleler olmuş, hayata döndürmek için zorla ve yanlış serum verilen kişiler sakat kalmış, hafıza kaybına uğramıştır. Bu kişilerin sayısının yüzlerce olduğu söyleniyor.)

Önemli olan bu insanların ölümü göze almalarının sebebi... Bu sebep, tecrit, bir suç mudur?

Evet...

Biz bunu engelleyebilir miyiz?

Evet...

Engellemiyor, en azından buna karşı olduğumuzu belirtmiyorsak, ne oluruz?

Suçlu...

Gene kendin sorup kendin cevaplamışsın diyecekler olabilir. Bunlar benim sorularım ve benim cevaplarım.

Sevgiler...

sargon
24-12-2006, 02:12
Vacsmt'nin sorusunu ben cevaplandırayım. Türkiye'de daha önceki yıllarda yapılan açlık grevleri ve ölüm oruçlarında ortalama 60. günlerde ölümler başlardı. Cezaevinden dışarıya ses duyurabilmek nerdeyse sadece ölümle olabildiği için birkaç kişinin ölmesi üzerine kamuoyu oluşur, devlet yetkilileri de sorunu çözmek için mahkumlarla pazarlık eder ve bir formül geliştirilerdi. Açlık grevinin bitmesinin ardından bu kişiler hastaneye yatırılır ve tedaviye başlanırdı. İlk olarak yapılması gereken şey B1 vitaminin verilmesi idi. Bu vitaminin büyük bir önemi var. Alınan besinin parçalanmasını sağlıyor. Vücutta yeterli B1 vitamini olmadığı durumda açlık grevi sırasında alınan şekeri parçalayabilmek için vücut ilk olarak beyin hücrelerini parçalamaya başlıyor ve burdan elde ettiği B1 vitamini ile açlık grevcisinin aldığı şekeri parçalıyor. Yani açlık grevinin her günü beyin hücrelerinin parçalandığı ve alınan şekerin enerjiye dönüştüğü birer gün oluyor. Açlık grevinin ilerleyen günlerinde açlık grevinde olan kişinin davranışlarında bozukluklar görülmeye başlanabiliyor, çünkü beyin hücreleri ölüyor sürekli. Eylemin bitmesinden sorna ilk olarak B1 vitamini veriliyor bu yüzden, ama bu da bazı başka nedenlerden hızlı bir şekilde beyin hücrelerinin toplu ölümüne neden olabiliyor. Bu durumda açlık grevi yapan kişi çoğunlukla hafıza kaybına uğruyor yada görme, hareket etme, yürüme yeteneklerinde bozulmalar oluyor. Daha önceki açlık grevleri ve ölüm oruçlarında ölenler bilinir ama bu şekilde sakat kalanlar bilinmezdi. Halbuki ölen kişilerin onlarca katı hafızasını kaybetmiş, kendisini küçük bir çocuk sanan, yürüyemez hale gelmiş insan vardır.

Türkiye, Meksika, Brezilya gibi ülkelerde cezaevlerinde sıkça açlık grevleri yapıldığından bu ülkelerin Tabip odaları da bu konularda epey tecrübe sahibi. Bu yüzden cezaevlerindeki mahkumlardan her seferinde açlık grevleri sırasında B1 vitamini almalarını isterler. İlk olarak 2000 yılında F tipi cezaevlerine karşı yapılan ölüm orucunda mahkumlar B1 vitamini kullanmaya karar verdiler. Tabip odaları ısrarla B1 vitaminin yaşamayı sürdürmeye yaramadığını, sadece hafıza kayıplarını engelleyeceğini söylediler. Ancak yapılan eylemde ortaya çıktı ki B1 alındığında gerçekten hafıza kayıpları olmuyor yada oldukça azalıyor ama ölüm 200'lü günlere kadar çıkabiliyor. Behiç Aşçı eğer önümüzdeki günlerde eylemi sona erdirirse muhtemelen mide, böbrek, kan dolaşımı gibi alanlarda ömür boyu sorunlar yaşayacaktır. Ama 200'lü günlere kadar devam edebildiyse B1 alıyordur ve eylemden sonra hafıza kaybına uğramama şansı yüksek. Elbette bu arada kamuoyu bu konuya duyarlı yaklaşır ve devletin F tiplerindeki tecrit ile ilgili basit bir adım atmasını sağlayabilirse.

Bu adımın ne olabileceğini de size ayrıntılı şekilde anlatabilirim. F tiplerinde iki tip hücre vardır. Tek kişilik ve 3 kişilik. Tek kişilik hücrelerden 10'u aynı koridora açılır. Ayrıca bu hücrelerin 2'si yada 3'ü aynı havalandırmaya açılır. Bu durumda tek kişilik hücrelerde kalanlardan iki yada 3'ü gündüz saatlerinde birbirlerini havalandırmada görebilirler. Üç kişilik hücrelerde ise her hücrenin tek havalandırması vardır, ama aynı hücrede kaldıkları için gece gündüz birbirlerini görebiliriler. Aynı koridora açılan 3 tan 3'er kişilik hücrede toplam 9 kişi kalabilir yani. Barolar Birliği 5-6 yıl önce bu konuda Adalet Bakanlığı'na bir öneride bulundu. Öneri aynı koridora açılan 3 hücrenin kapısının gündüzleri açılarak 9 kişinin birbirini gün içinde görebilmelerini, birbirlerine gidip gelebilmelerini sağlamaktı. Koridorun dış kapısı hep kapalı olacak, hücre kapıları da akşamları kapatılacaktı. Bu öneriyi mahkumlar da desteklediler. Ancak Adalet bakanlığı kabul etmedi. Yıllardır Barolar bu öneriyi tekrarlamasına karşın bakanlık tek bir geri adım atmadı. Behiç Aşçı'nın istediği şey de bu önerinin kabul edilmesi ve tecritin bu şekilde bir parça kırılabilmesi.

vacsmt
24-12-2006, 15:59
Teşekkürler Merwe ,teşekkürler Sargon !!

dersimmm
24-12-2006, 19:23
mesleğini para için yapmayan biri olduunu gösterdi

27-12-2006, 14:00
Bugün 266. günü...

Ece Temelkuran'ın bugünkü yazısı birçok kişiye aydınlatıcı gelecektir diye düşünüyor paylaşmak istiyorum. Müsaadenizle..

"Tecrit ve tercih


Şikâyet ettikleri ve hep eleştirdikleri cumhuriyet elitinin halka dair tutumunu bu kadar üzerlerine giyinmeleri acaba iktidarın sarhoşluğundan mıdır?
"Vatandaş" ve "halk" ayrımı yapan elitist zihniyet şöyle düşünür:
Bu halk çocuk gibidir. Neyi neden yaptığını bilmez. Bir kara kalabalıktır. Nereye çekersen oraya... Cahildir, kolay yönlendirilir.
AKP değil mi başörtüsü konusunda elitin bu türlü düşünmesinden, o genç kadınların birilerinin "adamı" olduğunu düşündükleri için kapandıklarını söyleyip duran elitin zulmünden şikâyet eden?
İktidara, bu ve benzeri zulümlerden mağdur olduklarını söyleyerek, şimdi meydanlarda başbakan tarafından azarlanan halk tarafından taşınmadılar mı?
Şimdi aynı şey değil mi, Meclis Başkanı Bülent Arınç'a sormak isterim bu soruyu, cezaevlerindeki tecride karşı ölüm orucuna yatan Avukat Behiç Aşçı'ya "Eylemi bırak" demek? Üstelik söze "hayatın kutsallığından" dem vurarak başlamak? Sanki en iyi ölmekte olan bilmezmiş gibi hayatın ne kadar güzel olduğunu...

Sadece 3 kilit
Sanıyorlar ki, bir çoklarımız öyle sanıyor, bu insanlar ölmek istedi. Cezaevlerindeki koşulların düzelmesi için ölüm yataklarına yatan 122 insan ölmeye bayılıyordu, sanıyorlar. Uzaktan bakıp zorla ölüme yatırıldıklarını, kahramanlaşmak için öldüklerini söyleyenler oldu. Yakınına girince başka türlüdür hikâye.
Yakın zamanda, başka bir iş için Küçükarmutlu'dakilerle konuştum. O kadar küskünler ki yazana çizene bu konuda. Herkesin uzaklardan baka baka yazıyor olmasına. En çok da "Yaşam kutsaldır" diyen, "Zorla ölüme yatırılıyorlar" diyen elite. Genç bir kadın doğrudan şöyle sordu konuşurken:
"Biz aptal mıyız?"
"Halkı" aptal yerine koymak "vatandaşın" alışkanlığıdır. Oysa ortada bir aptallık varsa "halk" da, "vatandaş" da aynı derecede...
Ve görünüşe bakılırsa kendilerini halk iktidarı olarak görenlerin halk sevgisi Ankara "vatandaşı" olana kadardır.

İktidara benzeme!
Avukat Behiç Aşçı'nın 266 gündür sürdürdüğü, cezaevlerindeki tecridin hiç olmazsa biraz olsun azaltılması için yaptığı ölüm orucu 266. gününde. İstediği şey şu: İnsanlar yalnızlıktan delirtilmesin. Cezaevinin zaten kerelerce kilitli olan koridorunda üç beş insan hücre kapılarını açıp konuşabilsin.
Hadiseyi yakından takip etmeyenler, olayların sunulma biçiminden ötürü sanabilir ki, "Cezaevleri yıkılsın, halı saha yapılsın!" diyor bu insanlar. Öyle değil, sadece cezaevlerinin içinde binlerce başka cezaevi kurulmasın, zaten kilit altında tutulan insanlar on kere daha kilitlenmesin istiyorlar.
Üstelik sadece onlar değil, neredeyse bütün kitle örgütleri istiyor bunu. Ölüm oruçları ve tecrit üzerine nicedir yürürlükte olan sessizlik mutabakatı yeni yeni delinmeye başlıyor, insanlar konuşuyor nihayet. Konuyu Meclis'e taşıyan CHP'li Mehmet Sevigen ise şöyle diyor:
"Behiç, artık ölüm orucunu bırak. Manşet oldun, amacına ulaştın."
Bir insan, hakkında konuşulsun, manşet olsun diye ölür mü? El insaf!
Ama, bir insan bir koridordaki üç kapının kilidi açık tutulsun diye ölebilir.
Eğer dostları, gencecik müvekkilleri o hücrelerde yalnızlıktan dengesini yitirmişse, yapılanlar insanları insanlıktan çıkarmayı amaçlıyorsa, ölebilir. Onaylamayabilirsiniz. Ama "biz", yani bu memlekette yaşayan insanlar, baskıya verilecek tepkinin noter memuru değiliz.
Sözlerimizin, düşündüklerimizin giderek iktidara benzemesinden kendimizi korumak mecburiyetindeyiz. Biz, yaşamın kutsallığından ölmekte olana değil, yaşayanlara bahsetmeliyiz. Hem de çok bahsetmeliyiz!"

daye
27-12-2006, 15:16
Sevgili merwe
Olaya ne kadar uzak kaldığımı,hayal dahi edemediğim gerçeğini ve kendimle yüzleşmemi sagladıgın için teşekkürler.
Dilaver,sanada yürek dolusu selamlar;emeğine ve kalemine saglık
Sevgiler

sosyalist18
19-02-2007, 21:06
Insan bu kadar duyarsiz olabiliyor demek.

Veya biz kendimizi kandiriyoruz INSANIZ diye.

sosyalist18
19-02-2007, 22:22
Adalet Bakanlığı'nın 22 Ocak 2007 tarihinde yayınladığı genelgedeki F Tipleri ile ilgili olan değişiklikleri olumlu bir adım olarak görülmesi üzerine ölüm orucuna ara verildi.
Adalet Bakanlığı’nın, 'F tipi cezaevleri uygulamasında ortaya çıkan sorunları gidermek' amacıyla yayınladığı genelgeyle F tipi cezaevlerinde daha önce 5 saat süreyle sınırlanan 'hükümlü ve tutukluların 10 kişiyi aşmayacak gruplar halinde sosyal faaliyetler çerçevesinde bir araya gelme' süresi 10 saate çıkarıldı.
Bu adımı olumlu bulan Behiç Aşçı ölüm orucuna ara vermeye karar verdi. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ve Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, Aşçı'nın bu kararını Şişli'deki evinin önünde açıkladı. Yapılan açıklamalarda genelgenin olumlu bir adım olduğu belirtildi. Bu adımı desteklemek, yeni adımların atılmasını sağlamak için ölüm orucuna ara verildiği fakat tecridin halen devam ettiği ve sürecin takipçisi olmaya devam edileceği vurgulandı.

Haberin tamami: http://istanbul.indymedia.org/news/2007/01/167887.php

dilaver
29-08-2007, 01:50
Cezaevlerindeki İnsan Hakları İhlalleri “SIR” Değildir.

İnsan Hakları Derneği; Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan insanlara insani muamele yapılmasını, cezaevlerinin mahpuslara fiziki ve ruhen zarar verici bir nitelik taşımamasını temel bir ilke olarak kabul eder.

Mahpusların hangi gerekçe ile tutuklu veya hükümlü olduğundan bağımsız, cezaevi koşullarının tüm mahpuslar için yaşanabilir insani bir ortama sahip olmasını, cezaevinde hiçbir mahpusa işkence, kötü muamelede bulunulmaması savunur.

Bu ilkeden yola çırak, *Türkiye’deki cezaevlerinde meydana gelen insan hakları ihlallerini takip etmekte ve çözüm önerileri sunmaktadır. *

İnsan hakları savunucuları olarak sürekli dile getirdiğimiz sorunlara, aradan geçen onca zamana rağmen çözüm üretilememiştir.

Özellikle F Tipi Cezaevlerinin açılması ile gündeme gelen tecrit ve izolasyon sorunu Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı genelge ile nispeten hafifletileceğine dair beklentilerimiz cezaevlerinden gelen mektuplardaki şikayetler göz önüne alındığında boşa çıkmıştır. Avukat Behiç Aşçı ve arkadaşlarının ölüm orucuna son vermesini sağlayan Adalet Bakanlığı Genelgesi’nin *hala tam anlamıyla uygulanmaması bir endişe kaynağıdır.

Cezaevlerinden gelen mahpus anlatımlarını içeren mektuplar ve derneğimize başvuruda bulunan mahpus yakınları ile avukatlarının beyanlarından derleyerek hazırladığımız rapordan da açıkça anlaşılacağı üzere cezaevlerinde insan hakları ihlalleri devam etmektedir. *Tecrit ve izolasyonun devam etmesi F-Tipi cezaevlerinde, mahpusların fiziksel ve psikolojik durumunu olumsuz yönde etkilediği başvurucuların beyanlarında açıkça görülmektedir.

Mahpusların, harbeleşme özgürlüğü, görüş, *savunma, sağlık *vb. en temel hakları bilgi alabildiğimiz tüm cezaevlerinde keyfi uygulamalarla gasp edilmektedir. Mahpusların, gasp edilen haklarını, aramaya ilişkin her türlü girişimleri ya ret ya da disiplin cezası olarak mahpuslara dönmektedir.

Son günlerde derneğimize yönelik “sadece F Tipi cezaevleriyle ilgileniyorsunuz” tarzı eleştirilerin kısmi olarak haklılık payı vardır. Ancak unutulmamalıdır ki; İnsan Hakları Derneği cezaevlerinde yaşanan sorunları, mahpusların, yakınları ve avukatlarının bize yaptığı başvurulardan öğrenebilmektedir. En çok başvuru, F Tipi cezaevlerinden yapılmaktadır. Doğal olarak raporlarımızda daha çok F Tipi cezaevlerinde meydana gelen ihlaller ağırlık kazanmaktadır.

Bu diğer cezaevlerinde insani yaşam koşullarının oluştuğu, insan hakları ihlallerinin yaşanmadığı anlamına gelmemektedir. Bu cezaevlerinden gelen az sayıda mektupta belirtilen sorunlar değerlendirildiğinde adli mahpusların bulunduğu cezaevlerinde de ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığı anlaşılmaktadır.

F-Tipi ve diğer tip cezaevlerinden derneğimize gönderilen mektuplar ve yapılan başvurulardan derlediğimizi raporu kamuoyuna sunuyoruz. * *

Dileğimiz cezaevlerinde insan hakları ihlallerinin son bulmasıdır.
İnsan Hakları Derneği
* * * * * * * * * İstanbul Şubesi

dilaver
29-08-2007, 01:52
Cezaevlerinde İnsan Hakları İhlalleri Ve Yasaklar

1) Derneğimize, Bursa Kapalı Cezaevi’nden 1, *Vezirköprü Ceza İnfaz Kurumu’ndan 1, *Metris Kapalı Cezaevi’nden 1, *Konya Kapalı Cezaevi’nden 3, *Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden 2, *Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden 2, *Tekirdağ F Tipi Kapalı Cezaevi’nden 37 mektup olmak üzere toplam 47 şikayet ve talep mektubu gelmiştir.

2) 1 Ocak 2007 ile 1 Ağustos 2007 tarihleri arasında 9 mahpus yakını derneğimize gelerek yakınlarının maruz kaldığı insan hakları ihlallerine ilişkin başvuruda bulunmuşlardır.



CEZAEVLERİNDEN ‘SEÇME İHLALLER”



Mahpus ailelerinden, derneğimize gönderilen mektuplardan ve avukat beyanlarından derlediğimiz “akla ziyan” yasaklardan “örnek” *uygulamalar şunlardır;

Cezaevlerinde uygulanan yasaklar ve ihlaller şunlardır:

* Cezaevlerinde ve dışarıda F Tipi Cezaevlerini protesto amacıyla sürdürülen ölüm oruçlarının sona ermesini sağlayan Adalet Bakanlığı Genelgesi keyfi olarak uygulanmamaktadır.

* Cezaevi idareleri, mahpusların “bireysel başvuru ve bilgi edinme hakkında yararlanma” hakları engellemektedir.

* Anadilde konuşma hakkı engellenmektedir. Kürtçeden başka dil bilmeyen mahpus ve mahpus yakınları görüşememekte ve zorluklarla karşılaşmaktadır.

* İletişim hakkı idarece engellenmekte, mektuplara el konularak imha edilmek, sansürlenmektedir. Mahpusların, cezaevinde maruz kaldıkları sorunlara ilişkin mektuplar nedeniyle çeşitli disiplin cezalarına maruz kaldıkları öğrenilmiştir.

* Haklarında mahkemelerce verilmiş toplatma ve yasaklama kararı olmamasına rağmen Kürtçe ve bazı muhalif yayınlar, *cezaevi idaresince keyfi olarak el konulmakta ve mahpuslara verilmemektedir.

*Ortak yaşam alanlarından mahpusların yararlanması konusunda cezaevi idarelerince zorluk çıkarılmaktadır.

* Cezaevlerinde mahpuslara gereken sağlık hizmeti verilmemektedir. Bulaşıcı ve devamlı bakım isteyen hastalıklar konusunda gerekli hassasiyet gösterilmemektir. Cezaevi idarelerinin mahpusların sağlığı konusundaki duyarsızlık ve keyfiyetleri, mahpusların tedavi edilemez derecede hastalanmasına neden olmakta ve tedavileri aksatılmaktadır.

* Cezaevlerinde görevli doktorların mahpusları tam anlamıyla muayene etmeden ilaç vermesi ve doktorlar hakkındaki şikayetlerin sonuçsuz kalması da mahpusların dile getirdiği önemli bir husustur.

* * Mahpusların içme ve temiz su ihtiyacı karşılanmamakta, sıcak su ise 15 günde bir verilmektedir.

* * Mahpusların, odalarında 3 kitaptan fazlasını bulundurmasına izin verilmemektedir.

* Mahpusların spor yaparken boyunlarının altına koydukları gazeteler, gardiyanlarca ‘amaç dışı kullanılamaz’ gerekçesiyle verilmemektedir..

* Mahpusların TV sehpası veya çöp kovası olarak kullandığı pet şişelere cezaevi yönetimince, ‘amacı dışında kullanılamaz’ gerekçesiyle el konulmuştur.

* Cezaevi yönetimince sadece siyah, beyaz ve gri renk iç çamaşırı giyilmesine izin verilmektedir Cezaevi yönetimince ‘sakıncalı’ iç çamaşırı renkleri ve gerekçeleri şöyle sıralanmıştır:
* * * * **Kırmızı: Mahpusların iç çamaşırlarından bayrak yapması,
* * * * **Yeşil: Asker kıyafetinin rengi
* * * * **Lacivert: Gardiyan kıyafetinin rengi
* * * * **Bordo: Kırmızıya yakın
.


Çarpıcı yasaklar kısaca
• Gazete arşivi tutmak
• Siyah üzüm istemek
• Sabun ve deterjanı pencere kenarına koymak
• Kantin günü dışında alışveriş yapmak
• Kantinden oda arkadaşları için alışveriş yapmak
• Dışardan yiyecek almak
• Ziyaretçilerin getirdiği giysileri giymek
• Ajanda ve spiralli defteri içeri sokmak
• Voleybol oynarken konuşmak
• Mektuplarda moral verici cümlelere yer verilmesi
• Walkman ile müzik dinleme
• Cezaevi idaresinin tutumuna ilişkin dışarıya mektup göndermek
• Görüşlerde anadilde (Kürtçe) konuşmak
• Aile ile görüştürmeme
• Tek kişilik hücre cezası verme
• Kürtçe yayın alma
• Muhalif yayın alma

--------------------------

* * * raporun bundan sonraki bölümünde gelen tek tek şikayetleri ile şikayet edilen yerler belirtilmiş. Bunların tamamının siyasi olmadıgını da belirteyim.


* * * saygılarımla