PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bekaret ve Sünnet


dolfen
28-12-2006, 20:36
Sünnet de bekaret de üç büyük dinin binlerce yıl öncesinden bu yana, birbirinden çok farklı sayısız toplumun geleneği olmuş. Bilmem bu yoğun ve sürekli ilginin nasıl doğmuş olabileceğini hiç düşündünüz mü? İkisi de cinsel organlarla ve cinsel yaşamla ilgili; ikisi de yaşandığı toplumlarda hem kutsal değerler olmuş, düğünlerle, şenliklerle kutlanmış hem de fiziksel ve ruhsal acıları beraberinde getirmiş; ve ikisi de bütünüyle toplumsal; hayvanlarda benzerlerini görmek olanaksız.

Erkekler ortalama olarak kadınlardan daha iridir. Hint mitolojisine göre Tanrı erkeği, terbiye etsin diye kadına emanet etmiş. Size de doğru gibi gelmiyor mu? İyi ama, erkeği cüsseli yaratarak neden zorluk çıkarmış olsun ki? Evrim sürecinde, eşeyli üremeyle birlikte, farklı cinsler arasında eş bulma ve kurlaşma zorunluluğu doğar. İki cinsin buluşma sürecinde kimin kiminle kurlaşıp eşleşeceği, cinslerin türün sürekliliğindeki konumlarıyla belirlenir. Özellikle doğurma *ve yetiştirme gibi ağır yükler omuzlayan cins daha seçici olmak zorunda kalır. Cinsler arasındaki boyut farklılığı, türün sürekliliğinde cinslerin eşitsiz rol üstlenmelerinin sonucudur. Memelilerin çoğunda görüldüğü gibi erin cüsselisini hoş bulup seçen dişidir. Evrim boyunca, kıllılığın azalması gibi pek çok bedensel özelliğimiz bakımından akraba primatlardan epeyce farklılaşmamıza rağmen, bu boy bos farklılığının varlığı, benzer bir seçici dinamiğin toplumsal yaşam içerisinde de sürdüğünü göstermez mi sizce de?
On binlerce yıl öncesini, eti pişirmek, yırtıcılardan korunmak için ateşin etrafında konakladığımız günleri imgeleyin. Kadınları hayalinizde nasıl canlandırırsınız? İnsan dişisinin cinsel arzululuğunun dar bir kızışma dönemine özgü kalmadığı dikkate alınırsa, sanırım, gebe, kimi kucağında kimi dizinde çocuklu kadınlar göz önüne gelecektir. Yıllar süren, gebelik, doğum, emzirme, loğusalık ve bakım emeği veren kadını, bugünkü algılayışımızla çocuklu varoluşundan soyutlamak pek olanaklı olamayacaktır. Boyut ve bedensel kuvvet bakımından daha ufak olmasından başka, çocuklu insan olarak kadının hem geçim hem korunma gereksinmeleri erkeğe göre çok daha yüksek görünecek, dolayısıyla daha cüsseli ve kendisine daha bağlı erkeği yeğlemeye eğilimli olması beklenecektir.

Kurlaşma ve eşleşmenin, çocuklu insan olarak kadın ile erkek arasında olması, daha başından bir bekaret nosyonunun bulunamayacağını düşündürüyor. Bunu destekleyen veriyi göçebe derleyici avcı toplumlarda bulabiliyoruz. Bu toplumlarda biyolojik babalık ve dolayısıyla bekaret nosyonu yoktur. Ergenlerin evlilik öncesi cinsel oyunlarına yüksek bir hoşgörü gösterilir. Evlilik öncesi gebelikler sık olmamakla birlikte kadın, cinsel eşin seçilmesinden önce çocuklu olabilir. Ve hiç bir çocuk “piç” diye aşağılanmaz. Bunlara rağmen, toplumsal bir ilişki olarak babalık sayesinde, gizil bir bekaret anlayışının varlığından söz edebiliriz.

dolfen
28-12-2006, 20:38
Kadının bitki bilgisinde, erkeğin hayvan bilgisinde uzmanlaşması ve dolayısıyla iki cinsin birbirine yüksek derecede bağımlı kalması, eşleşmenin kurumlaşmasının, evlenmeye dönüşmesinin yolunu açar. Nitekim, insansı türlerinde Australapithecus’dan bu yana cinsler arasındaki büyüklük farkının giderek azalması, kadının yükünün, cinsler arası dayanışmayla azaldığına işaret ediyor. Evlenme, “eş” kökünün de düşündürdüğü gibi, her kadına en az bir erkek düşecek şekilde eşit paylaşma olarak bir eşleşme biçimidir. Kurulan yuvanın geçiminde ve özellikle çocukların yetiştirilmesinde özel bir erkeğin rol almasıyla ortaya çıkan en çarpıcı ilişki biçimlerinden biri evlilik öncesi çocuk doğurmanın engellenmesidir. Bekaret nosyonu olmayan devşirici toplumlar bunu, kadının evlenme yaşını erkene alarak başarırlar.

Kızların oğlanlara göre daha erken ergenleşmesi, erkekle kadın arasında kendiliğinden bir evlenme yaşı farkını hazırlar. Erkeğin aile geçimini üstlenecek olgunluğa erişme süresinin uzaması ve çok karılılık gibi çeşitli toplumsal ilişki biçimlerinin bunu desteklemesiyle bu yaş farkı, büyüme ve kalıcılaşma eğilimi gösterir. Bildiğimiz bütün toplumlarda güveyler ortalama olarak gelinlerden daha yaşlıdır. Yaş farkının büyüklüğü ölçüsünde, toplumda evlenmeyi bekleyen bir genç erkek nüfus birikir. Özellikle çok karılılığa izin verilen toplumlarda bu nüfus belirginlikle büyüktür. İşte oğlan sünneti, muhtemelen bu genç erkek nüfusunun cinsel arzularını disipline sokma gereği, gizil bekaret anlayışının bir yan türevi olarak meydana gelmiştir. Sünnet, bütün geleneksel biçimlerinde evlilik öncesinde yapılır.
Karı sayısının yirmiyi aşabildiği eşitlikçi Avustralya yerlilerinde rastlanan çok karılılık, bütün erkekler için geçerlidir. Avustralyalı yerli kadınların evlenme yaşı o kadar erkene alınabilmektedir ki, koca, cinsel ilişki için ergenleşmesini beklemek zorunda kalır. Öte yandan, erkekler o kadar ileri yaşlarda evlenmeyi sürdürebilirler ki, kadınların dul kalmaları hemen hemen kesindir. Kocası ölen kadın, kendinden genç erkeklerle de yeniden evlenir. Bu yüzden genç bir erkek ninesi yaşında bir kadınla da evlenmek durumunda kalabilir. Kuzey Avustralyalı çok karılı Tiwi halkının bebekleri daha doğmadan nişanlanırlar. Bir Tiwi erkeği ilk evliliğini yapabilmek için 35 yaşını beklemek zorunda kalabilir. Dolayısıyla, çadırların etrafında yaşlı erkeğin, elinde sopayla sürekli kovalamak zorunda kaldığı çok sayıda genç erkek toplaşır.

Sünnet çok karılılıkla yakından bağıntılıdır. Avustralya dışında avcı derleyici toplumlar tek eşlidir ve aynı zamanda sünnet gözlenmemektedir. Brahmacılık da tek karılıdır ve sünnet geleneğine yer vermez. Buna karşılık üç büyük din hem çok karılılığı hem sünneti onaylamıştır. Hem çok karılılık hem sünnet, Müslümanlıktan önce Arap halklarında yaygındı ve Mısırlılar sünnet geleneğini üç bin yıldır sürdürmekteydiler (*). *İsa Yahudi doğduğu için zaten sünnetlidir ve günümüz Hıristiyanlığının tek karılı karakteri, asıl olarak tek karılı Yunan geleneğini yasalaştırdıktan sonra Hıristiyanlığı benimseyen Roma yüzündendir. Yeri gelmişken, oğlan veya kızın cinsel organının kesilmesi anlamında bu işlem, Kuran’da ne farz kılınmıştır ne vaciptir ama Muhammed tarafından yerinde bulunmuştur. “Sünnet” Arapça'da bir adeti devam ettirmek anlamına geliyor. Müslümanlıkta özel bir mana kazanarak peygamberin kişisel söz, davranış, tutum ve eylemlerinin adet haline getirilerek benimsenmesi demek oluyor.

dolfen
28-12-2006, 20:41
Yüzlerce Avustralya obasında uygulanan oğlan sünneti bazı örneklerinde çok ağır bir işlemdir. Ama anlatılana göre, Orta Avustralyalı Aranda halkında, penis idrar kanalı boyunca aşağı doğru boylamasına yarılarak vulvaya benzetilmeye çalışılmakta ve periyodik olarak kanatılarak, kadının aybaşı taklit edilmektedir. Erkek kimliğinin oluşumu, kadını dışlamamaktadır. Kız sünneti ise, bir iki Avustralya obası dışında eşitlikçi toplumlarda görülmüyor ve çok ender rastlanan bir kesi biçimi uygulanıyor.

Günümüzdeki biçimleriyle kız sünnetinin ortaya çıktığı yer ve tarih belirsiz, ama bir kaç bin yıl öncesine uzandığını ve kadının özgür seçim hakkının kısıtlandığı veya elinden alındığı toplumların eyleyimi olduğunu biliyoruz. Çarşaf, peçe, görücü usulüyle evlenme hep, kadının özerkliğini yitirdiğinin, üzerinde bir iktidar kurulduğunun belirtileridir. Kadının duygularını, arzularını ifade etme, kendi yaşamını kendi iradesiyle belirleme hakkının hiçe sayıldığı başlık malı ve sonra başlık parası, anne olarak kadını mübadele değerine dönüştürür. Böylece aynı zamanda fahişe kadın olarak yeni bir kadınlık biçimi doğar. Kız sünneti, çeyizin kullanılmamışlığının gelinde de aranır olmasıyla; bekaretin, malın ambalajı gibi kızlık zarıyla ilişkilendirilmesiyle bağıntılıdır. Bugün en yaygın olarak Somali’de uygulanan bir kız sünneti biçiminde, bızır, küçük ve büyük dudaklar kesilip alınıyor, idrar ve kanama açıklığı kalacak şekilde dikiliyor ve bacaklar aylarca bağlı tutularak yaranın iyileşmesi bekleniyor. Firavun sünneti denilen bu işlem, bekaretin en kesin garantisi olarak görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bugün dünyada, bu en ağır biçimi dahil, 100 ile 140 milyon arasında kız sünnet edilmektedir ve bunların çoğu Sünni Müslümandır (**).

Mustafa Cemal. 09 Temmuz 2001 Pazartesi.

(*) DeMeo, J. 1998. Saharasia, The 4000 BCE of Child Abuse, Sex-Repression, Warfare and Social Violence in the Deserts of the Old World.

dolfen
28-12-2006, 20:42
Ülke
Sünnetli kadın sayısı
Toplam kadın nüfusuna oranı
Başat din
Sünnet Çeşidi

Mısır
27 905 930
97
Müslüman
Bızır derisi veya bızır alma, Firavun sünneti

Nijerya
25 601 200
40
Müslüman+Hıristiyan
Bızır derisi veya bızır alma, kısmen Firavun sünneti

Sudan
12 816 000
89
Müslüman
Firavun sünneti hakim

Somali
5 034 260
98
Müslüman
Firavun süneti

Mali
5 155 900
94
Müslüman
Bızır derisi veya bızır alma, Güneyde Firavun sünneti

Kenya
6 967 500
50
Hıristiyan
Bızır derisi veya bızır alma, Firavun sünneti



*

Toplam
136 797 440
*
*



Kaynak: World Health Organization Publications, 1998, Female Genital Mutilation * http://www.who.int/dsa/cat98/fgmbook.htm

29-12-2006, 13:34
Sevgili dolfen,

Kadın sünnetinin günümüzde bu derecede uygulandığını bilmiyordum. Teşekkürler.

Peki bekaret anlayışı sadece ataerkil düzende erkeklerin kadınları bir mal olarak görüp paketi ilk açan olma isteklerinden mi kaynaklanır, yoksa bunun altında başka bir sebep daha var mıdır?

Sevgiler..

spartacus
29-12-2006, 14:20
Sevgili Dolfen

Sünnet bir anddır. Bir anlaşmadır ve bu gün doğru uygulanmıyor, sünnet için reşit olmak gerekir bu bir. Diyeceksiniz ki nasıl? Yersiz uzatma yapmayayım;

Kısaca sünnetin özü, Tanrıya söz vermektir, andlaşmaktır, karşılığında ise verilen söz için bir emare bırakmak, bırakılanı hiç unutmamak kaydıyla Tanrıya sunmaktır. Sonuç itibari ile dolaysız örnek, Küpe gibi.

Bekaret ise oda bir sözdür. Bunun biyolojik anlamı, gelişim sürecinde dış etmenlerden ve mikroplardan korunma olsada başka hiç ama hiç bir mantığı olmasada, bir başka emaresi vardır, onada bekaret denmiş ve bir and'a dönüşmüş. Bu emare böylelikle atfedilen andın denetimini sağlamış. Sünnet ile aynı mantık çerçevesinde ele alınmalıdır.

Ayrıca ataerkil toplumsal yapıya geçişle erkeğin kadın üzerindeki mülki egemenliğininde hem bir tercih nedeni ama hemde denetiminin ölçütü olmuştur.

dolfen
30-12-2006, 21:43
erkeklerin kadınları bir mal olark görmesi kadınları bizlere böyle sunan dinleren kaynaklanır mehir karşılıgı alınıp satılabilen, köle pazarlarında takaslanabilen ....
günümüzde bunun hala çeşitli versiyonları herkesçe bilinmektedir...

dilaver
30-12-2006, 23:21
erkeklerin kadınları bir mal olark görmesi kadınları bizlere böyle sunan dinleren kaynaklanır mehir karşılıgı alınıp satılabilen, köle pazarlarında takaslanabilen ....
günümüzde bunun hala çeşitli versiyonları herkesçe bilinmektedir...

------------

* * *Ben bunun tam tersinin geçerli oldugunu düşünüyorum. Yani kadının ikinci plana düşmesi sosyal ve toplumsal gerçekliligi bu nesnel durumun ideolojik üst yapısını din biçiminde ortaya koymuştur.

* * Din tayin edici bir olgu degildir, üstyapısal ve kültürel bir olgudur. Daha sonraki görüngüleri toplumu yönlendirici bir işleve sahip gibi görünse de ilk çıkışı varolan bir sürecin resmileştirilmesi ve kabullenilmesi için bir nevi kamuoyu hazırlanması içindir.

* * *Bu paragrafın yanlış anlaşılmaması için şöyle belirtmek isterim. Din bir nesnel gerçeklikten, hakim olan zümrenin menfaatı için çıkar ve bizzat onlar tarafından varolan şekle uygun olarak ve geçmiş şekillerin uzantılarını da içinde barındıracak şekilde gelişerek temel işlevi varolan nesnel durumun kabülünü ve yaygınlıgını saglamak amacına hizmet eder.
Burada amaç eski inanışların üstüne yeni inanışları yamamak ve bir geçiş yaratmaktır.

* * *Erkekler kadınları bir mal derekesine indirdikleri için yeni dinsel şekilleri formüle etmek zorunlulugunda hissetmişlerdir kendilerini.

* * *İlk toplumsal işbölümü kadın ile erkek arasındadır. Bu işbölümünde baskın taraf kadın oldugu ölçüde toplum anaerkiye dogru evrilmiş, erkek oldugu zaman ataerkiye dogru evrilmiştir. Anaerkil düzenler kaçınılmaz olarak ataerkiye dogru evrildiklerinde de bu sürecin erkek açısından artık sonucu gelmiştir.

* * *
* * * *saygılarımla


* * * saygılarımla

milomanara
29-03-2010, 04:24
Konuyla ilgili hadis, şakacı peygamber :)

Fasıl: NİKAH BÖLÜMÜ
Konu: Evlenmeye Teşvik Ve Tergib
Kaynak: Buhari, Nikah 10; Müslim, Rada 54, (715); Ebu Davud, Nikah 3, (2048); Tirmizi, Nikah 4, 13 (1086, 1100); Nesai, Nikah 6, 10 (6, 61-65)
Ravi (r.a.): Cabir
Hadis: Evlendiğim zaman Resulullah (sav) bana: "Nasıl biriyle evlendin (dulla mı bakire ile mi?)" diye sordular. Bir dul aldım!" dedim. "Niye bakire değil? O senin sen de onunla mülatefe ederdiniz!" buyurdular.
Kayıt No.: 5627

mülâtefe: lâtifeleşme, şakalaşma

nogada
31-03-2010, 00:25
İslamda sünnet olmak zorunluluk değildir ki,bunu bir zarar olarak islama malediyoruz.

Bu bir ortadoğu geleneğidir ve toplumlar arasında olan,kültür etkileşiminden dolayı,bu gün dini bir ritüel haline gelmiştir,fakat zorunlu olduğunu ben duymadım...