PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dersim Olayları


Sayfa : [1] 2

dersimmm
06-01-2007, 13:04
bu başlığı mehmetk_kk arkadaşın ricası üzerine açtım. umarım kitlenmez


1934’te çikarilan Iskan Yasasi’ni Dersim’de uygulayamayan devlet, 1935’te Tunceli Kanunu çikardi. Bu kanunla birlikte vali ve komutan, belediye baskanini atama dahil sinirsiz yetkilerle donatildi. Özel Tunceli Mahkemeleri kuruldu. Agir bir vergi yasasi çikarildi.
Bu baski ve asimilasyonlara karsi Dersim halkinin isyani giderek büyümekteydi.
1936 yilinin Ocak ayinda yürürlüge giren 2884 sayili, Tunceli’nin Idaresi Hakkinda Kanun’la, bu seçilmis bölgeye diger illerden farkli bir statü getirildi.


bu dönemde DERSİM in ileri gelen insanları durumu değerlendirmek için toplanır ve o dönemde halkı oradan dağıtmak için yaptırılması düşünülen karakolların yapılmasına karşı çıkarlar.
nihayetinde 1937 yilinin 21 Marti’nda, Newroz gecesi, Harçik Çayi üzerindeki köprünün yikilmasiyla ayaklanma baslamis olur. o anda DERSİM de abdullah alpdogan bulunmaktadır.
bölgede sıkıyönetim ilan eder ve ilin adının Tunç Eli olarak değiştirildiğini bildirir. (bu sitede tunceli adını niçin kabullenmediğimi soranlar buyursunlar.)
Ikinci bir açiklama ile de Çemisgezek'in Amutka, Ovacik'm Burnak ve Pulur, Hozat'in Karaoglan ve Mazgirt ilçesinin Mamikan merkezlerinde birer askeri kisla ve bu kislalari birbirine baglayacak birçok askeri karakol yapilacagi ilan ediliyordu.
Dersimliler bu çalismalimin hedefini anlamis ve Dersim için idam sehpalari hazirlanmakta oldugunu sezmislerdi.
Ne yazik ki görevi üzerine alan Dersimli askeri kaymakam emeklisi Hidir ve Palulu Abdurrabman adli iki Dersimli olmus ve bunlar Ovacik'ta kisla binasinin yapimina baslamislardi. Müteahitlerin Dersimli olmasi nedeniyle yöredeki Dersim asiretleri kendilerine engel olmuyor ve binalardan amacin ne oldugunu anlamalarina karsin, Dersimlere özgü bir kendine güvenme Ile bu girisimleri ciddîye almiyorlardi.

isyan gittikçe büyüyor bazı aşiretler devlet güçlerine katılmaya başlıyordu. fakat general bunları ciddiye almıyor Seyid Rıza'yı elazığa getirmenin planlarını kuruyordu. bunun için kendi adamı olan hıdır ı görevlendirmişti. hıdır içerde teslim olma propagandası yapıyordu.

seyid rıza nın yeğeni olan rehber de devlet güçleriyle anlaşmış ajanlık yapmayı üstlenmişti. seyid rıza ona güvenmiyordu, güvenmemekte haklıydı çünkü ilerleyen zamanlarda rehber dersim liderlerinden Alişer Efendi yi ve karısı olan Zarife Xanim i adamlarıyla birlikte katletmişti. başlarını kesmiş ve generale kelleleri sunmuştu.

Seid Riza ise Gerenal Alpdogan'a Dersim hakkindaki kanunun ortadan kaldirilmasini ve Dersim için özel ve ulusal haklan saglayan saygideger bir idarenin olusturulmasini devamli istiyordu. Bu öneriye karsi General Alpdogan jandarma alayini ve dokuzuncu firkayi Dersim'in sinirlarina ayiriyor ve Diyarbakir'dan her sabah onar tane uçak gelerek Dersim'in üzerinde uçuyordu.
Ailik sessizlik bozulmus ve ortalik karismis oldugundan her tarafta çatismalar baslamisti.
Kis basmis oldugundan savas uzun sürmemis ve Dersim kapali kaldigi için çatismalara son vermek zorunlulugu ortaya çikmisti.

Dersim Savasi (1937)

1937 yilinin ilk baharinda her tarafta Türk faaliyeti baslamisti. Merkezlere yakin bulunan DersimlIler toplanilarak kitalara sevkedi-liyorlardi. Kislalarin yaptirilmasina yeniden baslanmisti. Savas uçaklari silahsiz bölgeleri bombaliyordu.
Silah toplamak bahanesiyle Yusufan asiretinin üzerine askeri bir müfreze gönderilmisti. Bu müfrezenin askerlerinden bazilari fakir bir kiza tecavüz etmislerdi. Bunu haber alan asiret reisinin oglu Findik, askeri müfrezeye hücum ederek bölge disina püsDersimmeye zorunlu kalmisti. Bu nedenle Mazgirt bölgesinde çarpismalar baslamisti.
Seid Riza'nin oglu Bra Ibrahim, Hozat'a gelerek Abdullah Alpdogan idaresinin yöneticileriyle iliskiye geçmis ve yapilmakta olan askeri harekatin adil bir sekilde yapilmasini babasi adina dilemisti. Bra Ibrahim geri dönerken Kurmay Sevket'in hazirlamis oldugu bir plan geregince Kirgan asireti sinirlari içinde Dest köyünde konuk bulundugu evde gece uyurken feci bir sekilde öldürülmüstü. Genç evladinin kahpece öldürülmesine üzülen Seid Riza, Kirgan asiretinin merkezi olan Sin köyünü kusatarak katillerin teslimini dilemisti. Türk generali bu hakli istegi yerine getirmedigi gibi, Bra Ibrahim'in katilleri Kurmay Sevket'in korumasina alinarak ödüllendirilmislerdi.

böylece barış görüşmeleri barış yerine savaşa sebeb oluyordu.

Seid Riza'mn küçük oglu Hüseyin Resik savas sirasinda uçak sarapneliyle yaralanmisti. Bunu haber alan Türk Istihbarat reisi Sevket, Seid Riza'nin büyük esine haber göndererek kendisiyle görüsmek istedigini bildirmisti.
Seid Riza'nin küçük esine karsi olan büyük esi Elif Hatun, Sevket'in görüsme önerisini kabul etmis ve bu görüsme sonucunda zavalli yasli kadin aldatilarak, yarah oglu Hüseyin'i Elazig'a götürüp tedavi etmek üzere Sevket'e emanet etmisti. Sevket yarali çocugu Elazig merkez hastahanesine yatirmis ve tedavi ettirecek yerde babasinin planlan hakkinda bilgi vermesi için kendisine hayli iskence yaptirdiktan sonra, bu cesur aslan yavrusundan hiçbir sey alamayacagini kestirince kendisine bir annenin emanet biraktigi bu çocugu idam ettirmistir.
Elazig askerle dolmus, bir mahser manzarasi sergiliyordu. Her tarafta hummali hazirliklar, geceli-gündüzlü Dersim'e dogru akan asker, savas malzemesi ve tank atimi görülüyordu.
Seid Riza bölgesini terke mecbur olmus, tarafsiz kalan asiretler arasina geçerek bunlari da harekete katmaya ve savas alanini genisletmeye çalisiyordu.

Tarihin amansiz cilvelerinden birisi de ulusuna, ulusal davasina ihanet edenlerin bizzat hesabina hareket ettikleri kuvvetler tarafindan cezalandirilmis olmalaridir ki; bunun bir Örnegi de Kirgan asiretinin sonudur.
Kirgan asiretinin Türklerin kandirmalarina kapilarak Seid Riza'-um oglu Bra Ibrahim'i Türkler'in hesabina kahpece öldürmüs olduklari hatirlarda olsa gerektir. Iste, bu asiret de SeId Riza ve Bahtiyar asiretleri kuvvetlerinin çekilmesinden sonra da Türklere güvenerek yerlerinde kaldiklari için, Türk kuvvetleri tarafindan imha edilmis ve reisleri Sal oglu Salman ile esi Hatice de birçok iskencelerle karsilastiktan sonra Sin köyünde kursuna dizilmislerdir, Kir-gan asiretinden orduya siginanlar da birer birer toplatilarak; erkekler bulunduklari yerde kursuna dizilmis, kadin, kiz ve çocuklar samanliklara kapatilarak atesle yakilmislardir. Iste, ulusuna ihanet eden bu asiretin feci sonu...


Türkler için kis mevsiminde savasmak olanaksizdi. Bu nedenle çarpismalara ara vermek zorunlulugu vardi. Sessizlik mevsiminde hile yoluyla çalismanin amaca daha çok uygun oldugunu kararlastiran ordu kumandani, Munzur daglarinda mevzilenmis olan Seyit Riza'ya Erzincan valisi araciligiyla haber göndererek Dersimlilerin isteklerinin kabul edilecegini, simdiden bütün orduya ateskes emri verilmis oldugunu, aslinda Dersim'in tek basina olan bazi asiretleri disinda diger asiretlerin üzerine henüz askeri hareket yapilmadigini, yapilmasina da gerek görülmedigini ve olusan zararlari ödemeye hazir olduklarim bildirerek Seid Riza'yi Erzincan merkezine getirmeyi basarmis ve orada yanindakilerle birlikte tutuklamisti (5 Eylül 1937).
Seid Riza tutuklu olarak vilayet konagindan çikarilirken etrafinda bulunan halka, "serefsiz ve yalanci hükümet" sözlerini söylemek ten baska hiçbir sey diyememistir.

bu savaşta hileden bol bi şey görmek mümkün değildir.

Yargilama uzun sürmemisti. Seid Riza'ya idam kararini açiklamislardi. Seid Riza karari cesaretle dinlemis ve idamina iliskin son sözleri isitince yüzünde sevinç isaretleri görülmüstü. Seid Riza'nin küçük oglu Resik Hüseyin de ledavi edilmekte oldugu hastahane-den ayni gece alinarak babasi ve amcaogullari ile birlikte idam edilmisti. Bu vatan sehitlerinden baska ayni gece Yusufan asireti Reisi Kanber, Kureysan asireti reisi Seid Hüseyin ve Ali agalarla diger üç kisi idam edilmislerdir.
Dersim'in bagimsizligi ve Dersim ulusunun Özgürlügü davasi ugrunda sehit olan bu 11 Dersim kahramani hakkinda 10 Kasim 1937 tarihinde verilen idam karari, 18 Kasim 1937'de Elazig'in Bugday Meydani'nda safakla birlikte infaz edilmisti. Seyit Riza idam edilirken yüksek sesle, "75 yasindayim, sehit oluyorum. Dersim sehitlerine karisiyorum. Dersim yeniliyor, fakat Dersimlük ve Dersim yasayacaktir. Dersim genci intikam alacaktir. Kahrolsun zalimler! Kahrolsun kahpe ve yalancilar!" sözlerini Zaza diliyle söylemis ve bu essiz Dersim kahramani ölümü korkusuzca karsilamistir.

böylece isyan sona ermiştir.

YAZIYI YAZARKEN TARAFSIZ DAVRANAMADIĞIM İÇİN ÖZÜR DİLERİM. YAZININ BAZI BÖLGELERİNDE KOPYALA VE YAPIŞTIRLAR VARDIR. AMACIM PARÇA PARÇA DEĞİNDİĞİM DERSİM İSYANINI Bİ SOLUKTA ANLATMAKTI. UMARIM BAŞARILI OLMUŞUMDUR.

dersim halkı adına son sözüm şudur Lİ DERSİME EM SER NEXWAZIN (DERSİMDE SAVAŞA HAYIR)

AKHENATON
03-10-2008, 13:17
dersim halkı adına son sözüm şudur Lİ DERSİME EM SER NEXWAZIN (DERSİMDE SAVAŞA HAYIR)


Dersim diye bir şey yoktor.Aşiretçi feodal insanlar vardır ve yok edilmişlerdir.

Dersim yoktur ve olmayacaktır.

Tunceli sonsuza dek yaşayacaktır.

bosnian
04-11-2008, 20:55
arkadaşlar dersim ismi vardır ona katılmıyorum açıkçası,atatürk sadece feodalizme karşı onu değiştirdi,yani bugün dersim diyen diyor zaten?

dersim ne kürt ulusal bilmemnesi için önemlidir ne de başka bir şey.gayette feodalizmi savunan ve ipe sapa gelmez şekilde devlet otoritesine girmek istemeyen bir ayaklanmadır.he dersim'de yapıldığı iddia edilen katliamlar vardır;buna ancak araştırmacılar son noktayı koyacaktır.

KızıL
04-11-2008, 22:36
dersim herzaman vardı herzamanda varolacak.. bunu dersimliler bilir gerisi boştur...

dilaver
04-11-2008, 23:28
Olmayan Dersim'den Türküler :

Viran olmuş bizim köyler
Yalnız kalmış menevişler
Kurban olsun sana eller
Çok özledim Dersim seni

Munzurun soğuk suları
Serin olur yaylaları
Issız olur geceleri
Çok özledim Dersim seni

Buralarda yaşanmıyor
Kimse beni anlamıyor
Dersime hiç benzemiyor
Çok özledim Dersim seni

-------------------------------

Dersim, dört dağ içinde;
Gülü, bardağ içinde
Dersimi hak saklasın,
Bir gülüm, var içinde.

Ne oldu ağama ne oldu
Sarardı benzin soldu
Ağam burdan gidelim
Bu yerler viran oldu

Pertek önunde kelek
Harputa gidek gelek
Elin elimde olsun,
Kapı kapı dilenek.
Ne oldu ağama ne oldu
Sarardı benzin soldu
Ağam burdan gidelim
Bu yerler viran oldu

Bu dağın ensesine
Uyandım yar sesine
Yar gider ben giderim
Düşmüşüm gölgesine
Gul nedem nedem nedem
Evi barkı terk edem
Gel seni alam gidem
Ne oldu ağama ne oldu
Sarardı benzin soldu
Ağam burdan gidelim
Bu yerler viran oldu
Munzuruma dokunma!

------------

Bunları da olmayan dersim için ben uydurdum zaten.

saygılarımla

pervane
05-11-2008, 02:07
kalanın düzünde bir kelep inci
yaşları üç ile beş arasında
suya atsan, su utanır boğmaya
ateş versen, ateş kıymaz yakmaya

kalanın düzünde çelik turnalar
kanadınız ölüme mi bulandı
biz kırıldık, biz kırıldık, öldükte
hangi dağda menekşeler çoğaldı...

“KALAN” şu anda Tunceli il merkezi olan köyün adı.


Bunu ben uydurmadım, ağıt olarak yazılmış.

kandahar
05-11-2008, 10:23
Evet, bir şekilde ezilenler her zaman ağlar. Fakat bu tarihi duygusal yorumlayacağız anlamına gelmez. Dersim isyanı gerici bir ayaklanmadır ve ilerici bir güç olan cumhuriyet tarafından bastırılmıştır. Tıpkı Menemen isyanı gibi. Menemen'den sonra da pekçok kişi asılmış ve sürülmüştü. Aradaki fark Dersim isyanının daha geniş çaplı ve feodal yapıda olmasıdır. Dolayısıyla daha fazla insan acı çekmiştir.

Dersim savaşı diye bir şey de yoktur.

AKHENATON
06-11-2008, 16:28
Sansürlediğim yazı.


30 ' lu yıllarda dersim (Tunceli) denen bölge yabancı servislerin cirit attığı bölgelerden biridir. 1933-34 yıllarında Türkiyeye sokulan ermeni bogos ve mehmet nuri dersimi (baytar nuri) bu bölgede iki yıla yakın çalışmalar yapmışlardır." Hoybun cemiyeti ile işbirliğine girerek bölgede Kürtçülük akımı başlatmışlardır.

Türk hükümeti ve onun başındaki Yüce Önder Atatürk , hatay toprakları için fransızlarla uğraşırken, bu olaylar karşısında yoksullukla mücadele eden bir devlet olma sebebi ile olayın başlarında müdahalede bunulunamadı.Fransızlar, hatay , ingilizler musul yüzünden bu bölgeleri sürekli karıştırmaktaidiler.Güçlü bir ayaklanma ile Türk devletinin isteklerinden vazgeçirmeye çalışıyorlardı.

21-22 Mart 1937 gecesinde dersimdeki kureyşan, muş,haydaran,demenan ve yusufhan aşiretlerinden oluşan dört bin çapulcu devlete baş kaldırır ve başlarında seyit rıza vardır.

Ayaklanma 1,5 yıl sürer , ve bastırılır.Konunun tüm detaylarını İhsan sabri Cağlayangil den dinleyebilirsiniz.

Evet ateistler, yapmış olduğunuz çarpıtmalar ve bir takım şahsiyetlerin yabancı istihbaratlar ile girmiş oldukları bu macerayı niye savunduğunuzu açıklamanızı bekliyorum.Türk müslümanlar böyle bir olay yapsa çağdışı ve yobaz bir hareket olurdu.Kürtler yapınca özgürlük savaşımı oldu. ?

BASKALTURK
06-11-2008, 17:55
Hepsi yalan,sukredin devlet oradaki teodal yapiyi yikip insanlara onur kazandirdi. dersim yoktur TURKCELI vardir.

aydoe
06-11-2008, 19:54
Dersimmm üyelik ocak 2007 son mesajı 30 ocak 2007,
22 ay önce yazılmış bir mesaja kimse cevap yazmamış, ilk sağolsun Akhenaton bulmuş cevabı yapıştırmış.
Ajan provakatörmüsün kardeşim?
Ateistler kim neyi çarpıtmışlar?
Ateistlikle bu konunun ne alakası var?
Seyit Rıza ateistmiymiş?

AKHENATON
06-11-2008, 20:20
Dersimmm üyelik ocak 2007 son mesajı 30 ocak 2007,
22 ay önce yazılmış bir mesaja kimse cevap yazmamış, ilk sağolsun Akhenaton bulmuş cevabı yapıştırmış.
Ajan provakatörmüsün kardeşim?
Ateistler kim neyi çarpıtmışlar?
Ateistlikle bu konunun ne alakası var?
Seyit Rıza ateistmiymiş?

öncelikle silinen mesajlar bölümünde yazının tamamını okumanızı rica ediyorum.
ve yazıyla ilgili son yazmı ateizm soslu kürtçülük yapan ve siteye kürtçülük yapmak için gelip misyonunu tamamlayınca kaybolan üyeye değil , dersime methiyeler düzen çağdaş demokrat ateistleredir.

Bu konulara ilk önce sizin itiraz etmeniz gerekirken bana saldırmanızada anlam verebilmiş değilim.Kürt-islamcıların ayaklanması ateler arasında hoş görülsün Türk-İslamcılar tukaka olsun.

Bence konuyu tekrar düşünün, hoş düşünsenizde gerekli cevabı yazamazsınız. Sebebini siz düşünün artık..:):)

çakırcalı
06-11-2008, 22:15
Evet ateistler, yapmış olduğunuz çarpıtmalar ve bir takım şahsiyetlerin yabancı istihbaratlar ile girmiş oldukları bu macerayı niye savunduğunuzu açıklamanızı bekliyorum.Türk müslümanlar böyle bir olay yapsa çağdışı ve yobaz bir hareket olurdu.Kürtler yapınca özgürlük savaşımı oldu. ?

Sayın AKHENATON,
Konuyla ilgili yazdıklarına bir sözüm yok, fakat şu alıntı yaptığım kısımla ilgili söyleyebileceğim tek şey: Saçmalamışsın kardeşim!!!

Ben Alevi-Türkmen bir ailenin ferdiyim, ateistim ve olası en mükemmel toplumsal düzenin sosyalizm olduğuna inanan biriyim. Sosyalizmin kısa vadede bir ütopya olduğu inancıyla da, en önemli kazanımlarımız olduğuna inandığım Atatürk ilke ve inkılaplarına sıkı sıkıya bağlıyım. Bunlar veya senin beni nasıl gördüğün, Seyit Rıza'yı İngiliz uşağı, vatan haini, cumhuriyet ve insanlık düşmanı, haris bir aşiret reisi olarak gördüğüm gerçeğini değiştirmez.

Peki, sen hangi temele dayanarak öyle bir tesbitte bulundun? Yoksa tipik Türk-islam aklı ve ahlakı olmasın?

Konuya gelirsek: Seyit Rıza, aşağılık bir ingiliz uşağıydı. Sırf kendi çıkarları için, peşinden binlerce insanı da ölüme sürüklemiş, idam edileceği zaman da iddia edildiği gibi (Bedrettin-vari) kahramanlık nidaları yerine peygamber evladı olduğunu, Horasan (yani Türk) asıllı olduğunu, öldürülmemesini, kıyılmamasını söylerek yaltaklanmış; vatana ihanetinin ardından ölümüne sebep olduğu insanlara ve en sonunda da kendine ihanet etmiştir. Hani birisi de yakalanıp Türkiye'ye getirilirken uçakta anasının da Türk olduğunu, Türkiye'ye hizmet etmeye hazır olduğunu falan söyleyerek, yine vatana ihanetinin ardından temsilcisi olduğunu söylediği halka, ölümünü sebep olduğu onca insana ihanet edip sonunda kendisine de ihanet eden biri gibi...

AKHENATON
06-11-2008, 23:47
Konuya gelirsek: Seyit Rıza, aşağılık bir ingiliz uşağıydı. Sırf kendi çıkarları için, peşinden binlerce insanı da ölüme sürüklemiş, idam edileceği zaman da iddia edildiği gibi (Bedrettin-vari) kahramanlık nidaları yerine peygamber evladı olduğunu, Horasan (yani Türk) asıllı olduğunu, öldürülmemesini, kıyılmamasını söylerek yaltaklanmış; vatana ihanetinin ardından ölümüne sebep olduğu insanlara ve en sonunda da kendine ihanet etmiştir. Hani birisi de yakalanıp Türkiye'ye getirilirken uçakta anasının da Türk olduğunu, Türkiye'ye hizmet etmeye hazır olduğunu falan söyleyerek, yine vatana ihanetinin ardından temsilcisi olduğunu söylediği halka, ölümünü sebep olduğu onca insana ihanet edip sonunda kendisine de ihanet eden biri gibi...

Sayın çakırcalı öncelikle yazımın yarısı sansürlü olunca yazıda vermek istediğim bütünlük kısmen kayboldu ,

Tekrar ana fikri vermeye çalışsayım, her türlü dinci akıma ve özellikle Türk kökenli olanlara forumda denmeyen bırakılmazken, kürt-islamcı bir vakaya methiyeler düzmek ateizm düşüncesi ile ne derece uyumludur.Yoksa ateizm bu topraklarda sadece yıpratma amaçlımı kullanılmaktadır.Ana yazıdan sonra dersim isyanına methiyeler düzenleyenlere bakarsan daha rahat anlaşılacağım kanısındayım.

Konunun ve ana düşüncenin sosyalizmle veya başka bir ekonomik düşünceyle alakası olmayıp, dinlerden özgürlük grubu üyelerinin gerici yobaz bir ayaklanmaya vermiş oldukları desteğin sebebini öğrenmek istememdir.Hoş site onların kontrolünde herzamanki gibi yazım basılmayacak ama belki.....

qw19
07-11-2008, 20:42
Akhenaton çakırcalı dinlerden özgürlük grubunun üyesi destek de vermemiş, ben de vermedim.

Dinlerden özgürlük grubu sadece dinlere karşı olmak anlamında bir grup, yoksa siyasi görüşlerimiz taban tabana zıt olabiliyor. Dinlerden özgürlük siyasi bir birliktelik değil.

Bunun altının çizilmesi de lazım ayrı, frodo bir yazısında buna işaret etmiş.

Aman ha siteden atılıp naapma, üslubu benden daha kötü olan bir sen varsın.

Selamlar.

pervane
07-11-2008, 20:49
Ne güzel insanlarız böyle! İngiliz ajanıydı, ABD kışkırttı, Arap ayarttı, Rus oynattı!.... Ne güzel bir ülkenin, ne güzel insanlarıyız değil mi! kendimizle ne kadar övünsek azdır! Öldürmenin, ölmenin, öldürülmenin, yakılmanın, asılmanın, sürülmenin gerekçelerine kendimizi ne kadar da güzel inandırabiliyoruz. Ne mutlu bize ki tarihimizde binlerce insan bir İngiliz ajanının peşinden sürüklendiği için öldürülmüş, ama ne hikmetse hep kendimizi öldürüyoruz ve bu ajan ülkemdeki ölümlerin gerekçesi olmak için farklı zamanlarda hep yaşamak zorunda. İyi kollamak lazım ajanları yoksa tarihimizin elindeki kan neyle temizlenir! Nasıl bakabiliriz yüzümüze…… masal bu ya Dersim bir varmış, birde bakmışız ki yok olmuş....

qw19
07-11-2008, 21:29
Bu tip meselelerde duygusal yaklaşılıyor, belki normaldir.

Ama siz isyan başlatıyorsunuz ve bunun için ölümü göze almışsınız, tabi ki öldürmeyide. Sanki ortada barışçı bir mücadele varmış da Atatürk'de bunu kanla bastırmış. Seyit Rıza devleti tehdit etmiştir, ne bekliyordu/nuz. Ki 6 kişi idam edilmiş, diğerleri hapis cezalarına çarptırılmış sizce ne yapılmalıydı?
Kendinizi bir Atatürk'ün yerin koyun da öyle cevaplayın.

Suriye ve İngilizler işin içinde varlar.

Buyurun yanıt verin. Bu kaçıncı isyan, Seyit Rıza halkına özgürlük için mi ayaklandı, yoksa kendi ikbali için mi, bu kadar taraflı olmayın. Nedense Kürtler'de her isyan aşiret liderleri tarafından çıkarılıyor, Akheneton'a katılmamak da mümkün değil kendine sol diyen ama aslında ne olduğu belli olmayanlar gerici, işbirlikçi, hain ayaklanmaları destekleyebiliyorlar. Hem de hiç bir maddi temeli olmadan.

Evet Türkiye'de solun gelişmesi istenmiyor, o nedenle bu neo-solcular çıktı, onlar örnek gösterilerek halk soldan nefret ettirelecek. Bu politikalar da Zülfü Livaneli gibi insanlar tarafından uygulanmaya başlamıştır, adam 12 Eylül'den sonra film çekmiş adı SİS, sanki konu sıkıntısı varmış gibi ekstrim bir olayı almış işlemiş. Buna ben sola ihanet derim, buna alçaklık derim.

Kürtlerin başındaki en büyük zulüm kendileridir, buna karşı çıkın da hak vereyim, karşı olsana ağalığa, şıhlığa, tarikatlara, karşı olsana töre cinayetlerine, karşı olsana insan hakları (kadın çocuk) ihlallerine, karşı çıksana emperyalizme varsan baksan lafta karşılar hepsine, ama konuşulan yegane konu Kürt meselesi. Ne demekse.

Bunları yazarken öylesi sol sitelerle karşılaşıyorum ki Atatürk'e artık alçaklığa uzanan saldırılar var, bu sol Türk solu olamaz, olmayacakta. Bunlar birilerinin maşaları.

Selamlar.

pervane
07-11-2008, 22:27
Bu tip meselelerde duygusal yaklaşılıyor, belki normaldir.

Evet inadına duygusal yaklaşacağım! Kimse bana dökülen kanın gerekçelerini anlatmaya kalkışmasın! Ben insanım bir yerlerde insanlık suçu işlendiği sürece de duygusal kalacağım. Herkes yaslandığı kalenin arkasında, çelik yürekleri ile istediği kadar nara atabilir.

Ama siz isyan başlatıyorsunuz ve bunun için ölümü göze almışsınız, tabi ki öldürmeyide. Sanki ortada barışçı bir mücadele varmış da Atatürk'de bunu kanla bastırmış. Seyit Rıza devleti tehdit etmiştir, ne bekliyordu/nuz. Ki 6 kişi idam edilmiş, diğerleri hapis cezalarına çarptırılmış sizce ne yapılmalıydı?
Kendinizi bir Atatürk'ün yerin koyun da öyle cevaplayın.


İsyan başlatılmıyor, isyan başlatılacağı düşünüldüğü için bu tantanalar su yüzüne çıkıyor. Aklım almıyor! yahu o zamanki Dersimin nüfusu ne ki, coğrafi bölgeyi hiç göreniniz varmı ki! Bu kadar rahat konuşuyorsunuz. Bir avuç insanı nasıl bir tehlike olarak görüyorsunuz. Tunceli’nin taşı toprağı top tüfekle mi donatılmış ki koskoca Cumhuriyet, Yunanı denize döken, İngiliz’e kök söktüren, Fransıza nanik yapan, kahramanlık türküleri haykıran kahraman ordu! işin içinden çıkılmaz tehlike olarak görümüş. Her sözün başı sonu siz! Söyle yaptınız da hak ettiniz bu kadar kolaymı sıyrılmak! Ol deyince olmuyor, Dikkat edin “SİZ” demiyorum, benim siz ile de biz ile de bir sorunum yok! Devlet diyorum. O günün şartlarında mağara çağı yaşantısına sahip dağlı bir halka bu şekilde mi Yüce Devletimiz Cumhuriyetin faziletlerini anlatmaya kalkışmış. Bu korku neden! Devletini sağlam temeller üzerine kurmazsan, yalanın dolanın daleverenin, kaygan zeminlerin üzerine yaslarsan tabi ki de her kıpırtıyı tehdit alıp silahına sarılırsın… İşte sorun hala önümüzde.

Ben neden kendimi Atatürk'ün yerine koymak zorundayım ki! Ben mi verdim kurtuluş savaşını, ben mi kurdum cumhuriyeti, ben mi cumhuriyetten sonra ülke huzuru için planlar hazırlayıp uygulamaya soktum, ben mi doğu projesini oluşturdum. Ben halkım Vgm. Tarihten bahsediyoruz! Ben yapılanları kabullenmiyorum. Anlaşılan siz ha bire bir Atatürk bir Vgm oluyorsunuz ki bu kadar kolay empati kurabiliyorsunuz.

Suriye ve İngilizler işin içinde varlar.

Aman İngilizler kusur kalmasın hiçbir işin içinden!



Buyurun yanıt verin. Bu kaçıncı isyan, Seyit Rıza halkına özgürlük için mi ayaklandı, yoksa kendi ikbali için mi, bu kadar taraflı olmayın. Nedense Kürtler'de her isyan aşiret liderleri tarafından çıkarılıyor, Akheneton'a katılmamak da mümkün değil kendine sol diyen ama aslında ne olduğu belli olmayanlar gerici, işbirlikçi, hain ayaklanmaları destekleyebiliyorlar. Hem de hiç bir maddi temeli olmadan.

Bunun yanıtını siz benden daha iyi biliyorsunuz da işinize gelmiyor sesli söylemek! Osmanlıda dahil yönetim nedir, Devlet nedir, Asker nedir bilmeyen bir halkın mülküne birden bir merhaba yerli ben beyaz adam sana medeniyet getirdim denilirse, yerli tanımadığı şeye karşı korku duyar! Önce dost olduğunu anlatmazsan, “oldu da bitti maşallah” gel bana benze benim gibi ol dersen olacağı budur işte! Ya kimin tarafından çıkarılacaktı isyanlar Vgm. Ne yazık ki Kürtlerin de bir kabile şefleri var, kurtuluş şavaşının bir önderi yok mu? halk kendi başına mı yola düşüp savaşlar kazandı, her ailede bile bir reis vardır. Kürtlerin Aşiret reislerinde size ters gelen taraf ne ki bu kadar dilinize dolamışsınız. Bu adamların hepsi Aşağılık mı? Liderlere karşıysanız Atatürkün peşinden giden milyonlara ne diyorsunuz? Tabi ama pardon Kürtlerin Aşiret Reisleri Cahil,Koyun kafalı, gerici işbirlikçi, hain oluyordu değilm!….

Sevgili Vgm. Sizin sol ile alıp veremediğiniz konulara girmeye hiç niyetim yok, zira daldan dala yetişemiyorum. Kusuruma bakmayın.


Sevgiler.

kandahar
07-11-2008, 22:37
Dön baba dönelim, dönmedolaba binelim.

aydoe
07-11-2008, 23:06
1921 Anayasası’nın 11. maddesi (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10303639.asp?yazarid=72&gid=61)

qw19
08-11-2008, 01:50
Sevgili pervane;

Özerklik, federasyon, gibi yapılanmalar etnik kökenli ayrımcılıktır. Eğer adaletli bir yönetim isteniyorsa bunlardan kaçınılmalıdır.

Siz tüm topluma eşit haklar tanıdıktan sonra, bunun üstüne federasyon inşa etmek ayrımcılıktan başka bir şey değildir. Ama Atatürk hatalıdır, iki konuda kapitalizmin ve TC'nin inşasında feodal beyleri kullanmamıştır, yetkiyi halka vermiştir. Feodal beyleri kullanmak yerine tasfiye yoluna gitmiştir, kabile reisleride buna bozulmuştur. Baktılar ki kabileler elden gidiyor, isyanlar başlamıştır. Bana göre siyasi ve masum hatalardır. Atatürk bilememiştir ki insanlar köleliği tercih etmekte özgür bırakılmalılar, aynı Musa'nın başına gelenler daha da kötüsü Atatürk'ün başına gelmiştir. İlginçtir gönüllü kölelik çok ama çok tercih edilen bir durumdur.

Japonya kapitalizmi feodal beyler aracılığı ile örgütlemiştir. Başarılı olacak da budur aslında, o beyler senelerdir halkı yönetmişlerdir, yönetmeyi biliyorlardır.

Musa kavmini kölelikten kurtarmış ama ilk yiyecek sıkıntısında kabile söylenmeye başlamıştır, Mısır'da köleydik ama karnımız doyuyordu diye.

Bunu Atatürk'ün anlamasını beklemeyelim, bu kültürü anlamak gerçekten zor.

Buyurun pervane neresinden başlamak istersen başla, şimdi.

Solla, solculukla alıp veremediğim yok, sahte solcularla, sahte demokrasi aşıkları ile problemim var. Solculuk adına gericiliği destekleyenlerle sıkıntım.

Oportünizmin solda ki tanımını koyalımda iyicene anlaşılsın söylediklerim, taraftar kazanmak adına halkın geri ve gerici yanlarını hoş görmek, hatta görmezden gelmektir. Bunun içinde temel ilkelerden taviz vermek ve vazgeçmektir. Bir başka deyişle kitle kuyrukçusu olmaktır.

Selamlar.

dilaver
08-11-2008, 02:04
TC'nin inşasında feodal beyleri kullanmamıştır, yetkiyi halka vermiştir.

Bu dogu degil VGM. O dönemlerde çıkan bugday yasası var. Çok yorgunum, imkan olursa yazacagım. Orada toprak agaları/ burjuvazi ittifakını görürüz. Yasa 30 lu yıllarda. Cumhuriyetimn mücadelesi hiç bir zaman feodaliteye karşı olmadı. Menderes toprak agasıdır. Ama süreç içerisinde batı toprak agaları kapitalistleşirken dogu feodaliteye bırakıldı ve egemen erk burjuva /toprak agası ittifakı oldu.

Halen de böyle. Dogu milletvekillerinin tamamına yakını toprak agası ya da aşiret kökenlidir. Ama bu ilişkileri çözen Kürt hareketidir. Doguda bir kadın bireysel olarak karar verip gerillaya katılıyorsa bu feodalizmin çözülüşüdür. İşin bir de bu yönü var.

Umarım bu konuda bir şeyler yazma imkanım olur.

Ayrıca DTP önerilerinde fedarasyon yok. Bu yalan ve çarpıtma. Yerel yönetim önerisi var. Bunun da demokratik oldugunu daha önceki iletilerimde yazmıştım.

saygılarımla

AKHENATON
08-11-2008, 06:54
Ayrıca DTP önerilerinde fedarasyon yok. Bu yalan ve çarpıtma. Yerel yönetim önerisi var. Bunun da demokratik oldugunu daha önceki iletilerimde yazmıştım.

saygılarımla

sayın dilaver garip olan ne biliyormusunuz, dtp gibi bir parti söylemini kürt sorununa çözüm olarak görüyorsunuz.Dtp millet vekillerinin soy ağaçlarını bir inceleyin ne demek istediğimi daha rahat anlarsınız, hepsi aşiretcilik oynayan ailelere mensup, sizde çıkıp bunları önümüze koyuyorsunuz.

dtp nin aması kürtlerin sorunlarına çözüm falan değil kendi ailelerlerinin doğudaki güçlerinin kaybolmaması endişesidir.kürtlerin sorunu dil değil ekmek tir.

siz hiç yatırımdan bahseden , aç insanlardan bahseden dtp' li gördünüzmü ?

göremezsiniz.

dtp , avrupa topluluğunun bölgede oluşacak enerji koridorunun bekçiliğini yapar.bölgede amerika- avrupa savası vardır ki , akğ ile dtp nin savaşlarının perde arkasıda budur.

bu ülkede kürt sorunu diye bir şey yoktur.

Bu ülkenin ekmek sorunu vardır ki , bu ülkenin ekmeğini emperyalizme peşkeş çeken 2 düşünceler bellidir, liberaller, komünistler, dinciler.

http://img84.imageshack.us/img84/9131/cocuklar496213777hc5.jpg (http://imageshack.us)
http://img84.imageshack.us/img84/cocuklar496213777hc5.jpg/1/w318.png (http://g.imageshack.us/img84/cocuklar496213777hc5.jpg/1/)

bu çocukların ihtiyacı olan sey , dtp ve siz M-L cilerin söyledikleri şeyler değildir, eğitimdir, sosyal güvenliktir, istir, gelecektir, aşiretlerden bağımsız yaşamaktır.

BASKALTURK
08-11-2008, 10:16
Bu konuya ,Kurdun biri kuyuya bir tas atar 40 TURK cikaramaz denilir ,dersimmm isimli klavye tero..sti'nin acmis oldugu tum konular bu ve bunun gibi insanlarin kafasina soru isareti koyacak konulardir.Sanirim malum orgutun psikolojik harp elemani.Dusunulmesi gereken konu ise turan dursun ve dinlerle ilgili olmasi gereken bir ortamda bu ve bunun gibi konular ne kadar dogrudur?Turan dursun'u bu lastik konularla inanin yipratiyoruz,gelin hep beraber onun hayatini verdigi konular ustunde yogunlasalim.Bir delinin kuyuya attigi tasi cikarmaya ugrasmakla degil, o kuyunun ustune beton dokup kapatmakla ilgilenelim,ilgilenelim ki bu konulari buraya bilerek ve ozellikle tasiyan klavye tero.istlerine gulunc duruma dusmeyelim.

Konunun basindan bu yana yazilarini ve dusuncelerini begenerek okuyup takip ettigim sayin AKHENETON beye ustte ki ileti icin tesekkurlerimi sunarim.


sn.dilaver! gerilla bebek oldurmez ,bebek kani alan teroristtir.esenlikler

qw19
08-11-2008, 16:17
TC'nin inşasında feodal beyleri kullanmamıştır, yetkiyi halka vermiştir.

Bu dogu degil VGM. O dönemlerde çıkan bugday yasası var. Çok yorgunum, imkan olursa yazacagım. Orada toprak agaları/ burjuvazi ittifakını görürüz. Yasa 30 lu yıllarda. Cumhuriyetimn mücadelesi hiç bir zaman feodaliteye karşı olmadı. Menderes toprak agasıdır. Ama süreç içerisinde batı toprak agaları kapitalistleşirken dogu feodaliteye bırakıldı ve egemen erk burjuva /toprak agası ittifakı oldu.

Halen de böyle. Dogu milletvekillerinin tamamına yakını toprak agası ya da aşiret kökenlidir. Ama bu ilişkileri çözen Kürt hareketidir. Doguda bir kadın bireysel olarak karar verip gerillaya katılıyorsa bu feodalizmin çözülüşüdür. İşin bir de bu yönü var.

Umarım bu konuda bir şeyler yazma imkanım olur.

Ayrıca DTP önerilerinde fedarasyon yok. Bu yalan ve çarpıtma. Yerel yönetim önerisi var. Bunun da demokratik oldugunu daha önceki iletilerimde yazmıştım.

saygılarımla

"Şimdi DTP’nin (daha doğrusu bağlı olduğu iradenin) Türkiye Kürd’leri için önerdiği Demokratik Özerklik formülüne göz atalım:
1-Salt toprak temelli, etnik temelli özerklik anlayışı yerine Kültürel farklılıkların özgürce ifade edildiği bölgesel ve yerel bir yapılanmayı savunur.
2-Bayrak ve Resmi dil ‘tüm TÜRKİYE ULUSU’ için geçerli olmalıdır. Her bölge ve özerk birimin kendi renkleri ve sembolleriyle demokratik özyönetimi oluşturmasını savunur.
3- Sorunların çözümünü sadece devlet sistemini değiştirmede aramaz, toplumun öz yeterliliğini esas alır.
İdari yapılanma şöyle olacaktır; a) Türkiye’yi 20-25 bölgeye ayıracak bir idari model oluşacaktır. Bunun işleyiş biçimi de uzun uzun anlatılmaktadır. Halk meclisi, bölge meclisi, vali vs.vs… ‘Demokratik Özerklik özünde; az devlet-çok toplum, başka bir ifade ile az yasak- çok özgürlük anlayışının sistematize edilmiş modelidir.
b) Türkiye’de kurulacak 20-25 bölge meclisleri, TBMM ile iller arasında işleri kolaylaştırıcı, halkın yönetime daha fazla katılımını sağlayan çağdaş, demokratik siyasi ve idari bir yapılanma olacaktır. Böylece Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleşmeyen ‘demokratikleşme hayata geçecektir.
c)Demokratik Özerklik projesiyle Ortak vatanımız Türkiye’de barış, demokrasi ve halkların kardeşliğinin kalıcı bir şekilde oluşacağına olan inancımz daha da güçlenmiş olacaktır.
DTP nin projesi incelendiğinde, eyaletlere bölünmüş tek ulus modeli ortaya çıkıyor. Amerika benzeri bir model ileri sürülmektedir. Bu modelde Kürd’lük adına bir şey olmayacaktır. Zaten DTP nin amacı da yukarıda belirtildiği gibi yeni bir Türkiye ulusu inşa etmeye çalışmaktır. Eğer federatif yapı coğrafi temelde olmazsa, kültürel, dinsel v.s. gibi bir şekilde dizayn edilirse uzun vadede Kürd’lerin kaybedeceği demektir. Tek uluslu federasyonlar ulusal homojenlik doğrultusunda; iç ulusal (belki etnik, belki de dini) farklılıkları uzun erimli bir siyasi çekim merkezi olmaktan çıkarmaya çabalar. Ulusal federasyonların amacı ulus yaratmaktır. Bunun en güzel örneği Amerika Birleşik Devletleridir, 50 civarında eyaleti var, ama tek ulus mevcuttur. O da Amerikan ulusudur. Şimdi DTP ve iradesi de Türkiye’yi 20-25 eyalete bölüp tek bir ulus yaratacaklar. O da Türkiye (Türk) ulusu olacaktır." Dilaver
Dilaver üstteki de senin yazın alttakide Kürt Meselesi başlığında astığın yazı. Yav dilaver seni anlamakta zorlandım şimdi.

qw19
08-11-2008, 16:24
TC'nin inşasında feodal beyleri kullanmamıştır, yetkiyi halka vermiştir.

Dilaver hiç bir koşulda buna itiraz edemezsin, bu sonuna kadar doğru bir laftır. Atatürk bu süreci başlatmıştır, kapitalizmin, feodalizmle uzlaşması gibi bir mana çıkar ki söylediklerinden bu konuyu iyice anlaşılmaz hale getirir. Kadınlara seçme seçilme hakkının verilmesi, çok partili döneme geçilmesi, kısaca Atatürk'ün bütün devrimleri feodalizmin tasfiyesine yöneliktir. Özellikle de feodal kültürün.

Bunun üzerine gerçekten konuşulacak pek bir şey yok.

Selamlar.

dilaver
08-11-2008, 16:52
Vgm,

Sen benim yazdıklarımı okuyor musun merak ettim şimdi.

1- Alıntıladıgın yazı bana ait degildir. Ayrılıkçı Kürtlerin Dtp yi eleştiren yazılarıdır. Nasname adlı siteden alınmıştır.

2- Ayrılıgı ve konfederasyonu savunan Kürtler bu temelde Dtp yi eleştiriyorlar. Ben Dtp nin dagıttıgı kitapçıgı bulamadıgım için o kitapçıga tam aksi taraftan yaklaşan Nasname yazarlarından alıntı yaptım.

3- Ayrılıkçı Kürtler Dtp yi ayrılık istemedikleri için eleştiriyorlar.

4-Milliyetçiler Dtp yi ayrılık istedigi için eleştiriyorlar.

5-En son 32. gün programında Dtp adına Hasip Kaplan tezlerinin ne anlama geldigini açıkladı. Federasyon olmadıgının altını çizdi.

6-Bunlar Dtp nin meselesi benim degil, ama bir partiyi söylemedigi ve iddia etmedigi şeyler yüzünden eleştiremeyiz.

7-Dtp kitapçıgı federasyon içerseydi çoktan Baisavcı anayasa mahkemesinde tekrar başvururdu.

8-İnsanları söylemedigi şeyler yüzünden yargılamaya çalışmak dogru degildir.

9-Kurtuluş savaşı meselesini zaman oldukça açmaya çalışacagım. Biraz zaman alabilir.

saygılarımla

çakırcalı
08-11-2008, 19:58
6-Bunlar Dtp nin meselesi benim degil, ama bir partiyi söylemedigi ve iddia etmedigi şeyler yüzünden eleştiremeyiz.

Sayın dilaver,
Her zaman söylerim ki yazılarını zevkle okuduğum birisiniz. Ancak bazen bende sanki zorlamayla da olsa saçmaladığınız izlenimini oluşturuyorsunuz.

Lütfen söyler misiniz, bugüne kadar kapatılan veya haklarında kapatma davası açılan hangi parti, söylemedikleri yüzünden bunlara muhatap kılındılar? Yani size göre AKP şer'i düzen istemiyor, öyle mi? Çünkü bunu hiç söylemedi...

dilaver
08-11-2008, 20:47
Sayın çakırcalı,

Size göre saçma gelebilir elbette. Kapatma davalarının bana saçma gelmesi gibi. Demokratik bir sistemde partiler kapatılamaz. Tek kıstas silahlı eylem olmalı, laf degil. Benim noktayı nazarım budur.

Ama devletçi noktayı nazardan, laf üzerine parti kapatmak demokrasi oluyorsa elbette ben saçmalamışımdır.

Ben burada varolan yasaların temsilcisi degilim, var olan yasalar beni zerre kadar ilgilendirmiyor; ilgilendirseydi devlet memuru olurdum. Ben var olan yasaların insan haklarına aykırı oldugunu düşünüyorum ve yasaların yeniden yapılmak için var oldugunu düşünüyorum. Bunlar dogma olmamalı.

Böyle düşününce de eleştirmek kaçınılmaz oluyor. Benim insan ve emekçi insan dışında bir öznem yok. Sadece ve sadece bu açıdan bakmaya çalışıyorum. Benim için milliyetin, etnisitenin, Türklük ya da Kürtlügün ya da bilmemne devletinin zerre kadar önemi yok. Sadece ve sadece insan var.

Akp nin şer düzeni istedigini zannetmiyorum. O ona verilen görevi yaptı sadece. Türkiye'de zaten şer düzeni vardır, Akp sadece bir figürandır. Ona verilen görevi yapmıştır. Unutmayın ki bu ülkede dine yol veren güç TSK dır. yani 12 Eylül. Hali hazırda 12 Eylülcülerle hesaplaşılamadıgına göre bu devlet de onun devamıdır. Partiler de, siyaset de , hukuk da.

Örnek mi. Engin Çeper.

saygılarımla

çakırcalı
08-11-2008, 22:42
Sayın dilaver,
Sanırım birçok konuda aynı düşünüyoruz. Ben tüm sınırların kalkmasını, tüm insanların dil, din,renk, ırk vs. ayrımı gözetilmeksizin kardeşçe yaşamasını, emeğin ve emekçinin hakim olmasını, kimsenin kimseyi katletmemesini veya karşıdakini meşru müdafa konumuna sokmamasını... diliyorum. Ancak mevcut şartlarda düşüncem şudur ki, eğer dünya yüzeyinde bir takım devletler varsa, bayraklar, sınırlar varsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin de sınırları ve bayrağı olacaktır. "Ben sizden farklıyım veya sizden farklı hissediyorum, o nedenle ayrı devlet kuracağım" denirse, bu topraklarda 72 ayrı devlet kurulur ki, onlarında içlerinde 72 ayrı devlet kurma örgütlenmeleri oluşur.

Aslolan tabii ki insandır. Biz burada, bu sitede neyin mücadelesini veriyoruz? Ben doğrudan kötülüğünü görmüş olabilirim ama, bu sitedeki kaç katılımcının islamla veya diğer dinlerle alıp veremediği vardır?..

Ben şunu dile getirmek istiyorum: Ahlaklı insan, her şeyden önce şunu bilmelidir ki, insansa eğer, diğer insanlarla, diğer canlılarla, diğer varlıklarla ve hatta diğer gezegenlerle birlikte insandır ve bu varlıklardan birine yönelik akıl ve ahlak dışı her hareket karşısında insani tepkisini ortaya koymalıdır.

Bu ülkede Kürtlere yönelik çok ciddi haksızlıklar uygulanmıştır, bunları kabul ediyorum, ki bunlar onlar kadar benim de sorunumdur. Aynı toprakları ve hatta aynı mahalleyi, aynı sokağı paylaştığım birilerinin sırf dilleri, dinleri, gelenekleri nedeniyle dışlanıyor olması, benim için de ar meselesidir. Benim adım çakırcalı sizinki dilaver, diğerinin adı Ahmet, bir diğerinin adı Artin, berikinin adı Türk, yanındakinin adı Kürt... hiç farketmiyor.

Türkiye'de bir halk sorunu vardır, demokrasi sorunu vardır, emek sorunu vardır, insan hakları sorunu vardır... ama bir Kürt sorunu yoktur. İlk sorunlar çözüldüğünde, Kürt, Türk, Arap, Laz, çerkez, Gürcü, Pomak, Boşnak, Çingene, Arnavut, Rum vs. vs. sorunu da kalmayacaktır. Dolayısıyla ben, sınırların kalkmasını arzularken, birilerinin bit yavrusu gibi ülkecikler peşinde koşması karşısında da sükûnetimi koruyamıyorum.

Lafı uzatmak istemem, "Şer'i" düzen derken, "Şer" düzenini kastetmedim, "Şer'iât" düzenini kastetmiştim.

Saygılar...

qw19
08-11-2008, 23:21
Dilaver eyaletlere bölünmek ne anlam taşıyor, federatif yapıyı savunuyor ve sadece federasyonun türünü tartışıyor, eleştiriyor? Federasyonda hem fikirler.

İyice abarttın.

Selamlar.

dilaver
08-11-2008, 23:25
Vgm ben okumadım, okumadıgımı da defalarca belirtim. Sen okuduysan şayet şu eyaletlere bölünmeyi bzilerle paylaşabilir misin.

saygılarımla

AKHENATON
09-11-2008, 01:00
Sayın çakırcalı,

Size göre saçma gelebilir elbette. Kapatma davalarının bana saçma gelmesi gibi. Demokratik bir sistemde partiler kapatılamaz. Tek kıstas silahlı eylem olmalı, laf degil. Benim noktayı nazarım budur.

Ama devletçi noktayı nazardan, laf üzerine parti kapatmak demokrasi oluyorsa elbette ben saçmalamışımdır.


Bakınız sayın dilaver bu söylediğiniz şey roma demokrasisi,
dünyanın hiç bir gelişmiş ülkesinde anayasaya aykırı pati demokrasicilik oynanacak diye kurulması baştan yasaktır.Bununla ilgili ab ülkelerinin hepsinin anayasalarına bakabilirsiniz.Etnik temele dayalı ayrılıkçı siyasi parti kurmak yasaktır.Kısaca sizin söyleminiz sadece romadan kalma demokrasi söylemi. Yurdum topraklarında daha demokrasi kültürü oluşmadığı için bu tür söylemler yapılıyor.



. Ben var olan yasaların insan haklarına aykırı oldugunu düşünüyorum ve yasaların yeniden yapılmak için var oldugunu düşünüyorum. Bunlar dogma olmamalı.


Bu düşünceleriniz insan düşünsel evrimine ters.Eğer ki sizin bu söyleminiz uygulansa insanlık tarihi sadece kanlı mücadele tarihi olur.Tıpkı SSCB de olduğu gibi.



Böyle düşününce de eleştirmek kaçınılmaz oluyor. Benim insan ve emekçi insan dışında bir öznem yok. Sadece ve sadece bu açıdan bakmaya çalışıyorum. Benim için milliyetin, etnisitenin, Türklük ya da Kürtlügün ya da bilmemne devletinin zerre kadar önemi yok. Sadece ve sadece insan var.



Öncelikle hala dünyayı kavrayamadınız , emekçi kesim hizmet sektörüne kaydı. Siz hala sanayi devrimi ingilteresindesiniz.Sizin için milliyetin etnisitenin önemi yok yazmışsınız fakat Türke dair daha tek yazınızı göremedik forumlarda.:)
şimdi burda benim klasik espirim vardır, onu yazıcam kızmayın sakın : Burnunuz uzar sonra.:)




Akp nin şer düzeni istedigini zannetmiyorum. O ona verilen görevi yaptı sadece. Türkiye'de zaten şer düzeni vardır, Akp sadece bir figürandır. Ona verilen görevi yapmıştır. Unutmayın ki bu ülkede dine yol veren güç TSK dır. yani 12 Eylül. Hali hazırda 12 Eylülcülerle hesaplaşılamadıgına göre bu devlet de onun devamıdır. Partiler de, siyaset de , hukuk da.

Örnek mi. Engin Çeper.

saygılarımla

işte klasik sol, işte dincilerle aynı eksende dolaşan zihniyet, gökten meteor düşşe TSK dan bileceksiniz.Öncelikle biraz iç hizmet kanununa bakın. 12 hesaplaşmasında en büyük suçlu aktör amerikancı komutanlar değil gizli servislerin komünist maşalarıdır.Önce cuvaldızı kendine batırmalı insan.:o

placebo
09-11-2008, 01:04
Herhangi bir mesaj kaygım yok..Arada renk katayım dedim..

Rojaciwan adlı sitede ki arkadaşların bir tartışmasını aşşağı da ki linkten okuyabilirsiniz..

yorumsuz
http://www.rojaciwan.com/forum-23097.html

Bu da giriş sayfası
http://www.rojaciwan.com/turkce.html

BASKALTURK
09-11-2008, 11:17
Verdiginiz linkdeki tartismalara baktim,genelde tayyip erdogan'i elestiren yazilar,dikkatimi ceken ise hemen hemen butun teroristler bizi orta asyadan gelip onlarin topraklarini isgal etmisiz gibi gostermisler.

Yahu olseydinizde vermeseydiniz.Dagda yasayan eline kalem alirsa iste o verdiginiz linkdeki cahil birbirini gaza getiren daglilarin sohbeti ortaya cikar.(sozum kurd vatandaslarimiza degil kurcu teroristleredir)esenlikler

placebo
09-11-2008, 14:49
Verdiginiz linkdeki tartismalara baktim,genelde tayyip erdogan'i elestiren yazilar,dikkatimi ceken ise hemen hemen butun teroristler bizi orta asyadan gelip onlarin topraklarini isgal etmisiz gibi gostermisler.

Yahu olseydinizde vermeseydiniz.Dagda yasayan eline kalem alirsa iste o verdiginiz linkdeki cahil birbirini gaza getiren daglilarin sohbeti ortaya cikar.(sozum kurd vatandaslarimiza degil kurcu teroristleredir)esenlikler

Benim dikkatimi çeken nokta da aynısı oldu..Sitenin diğer bölümlerinde daha neler var neler:rolleyes:

qw19
10-11-2008, 17:33
Sevgili Preach çok da girip okuduğum siteler değillerdi iyi ki akıl edip asmışsınız, hayırlara vesile olur inşaallah.:)

Şovenist söylemler içerisinde ki milli kimlikleri çıkarın onların yerine Alman, Fransız, Kürt, Türk, Japon yazın iki şovenizmi birbirinden ayırd edemezsiniz.

Herkes birbirini ülkeden kovar, asar keser eylemler de aynıdır.

Türkçü sitelerde bunlardan farklı değil.

Selamlar.

niveru
10-11-2008, 19:47
1) "Etnik temele dayalı ayrılıkçı siyasi parti kurmak yasaktır" ? acaba ? eminmisiniz !! siddete dayali olmasin? her zaman yaptiginiz gibi bir yerizden uydurunca gercekmi oluyor saniyorsunuz
2) "Tıpkı SSCB de olduğu gibi." SSCB de ne olmustur? butun halklar asimilasyona tutulup slav-rus mu yapilmistir? acaba!! dunde bugunde her halk kendi kulturunu yasiyacak sekilde ozerk ve muhtar yonetimlere sahiptir!1.maddeye bakin
3)"iç hizmet kanununa bakın." ne anayasayi ben yaptim nede bu ic hizmet kanunu!! tsk gobek bagindan aby baglidir , ic servislerin masalari gibi ucuk seyler yazmadan once ortaya bir sey koyun! 1.maddeye bakin!

ayrica vgm demiski
"...iki konuda kapitalizmin ve TC'nin inşasında feodal beyleri kullanmamıştır, yetkiyi halka vermiştir. Feodal beyleri kullanmak yerine tasfiye yoluna gitmiştir," eminmisin???
ikinci meclisden 1950 ya kadar butun milletvekilleri atama yolu ile gelmistir.Ataturk kimlerin milletvekili olacagina kendisi karar vermis , ve listeye koymustur, Kurdistan milletvekillerin cogu ise devletle barisik ariset reisleridir..
yetkiyi halka vermistir gibi cumleler yazarken bunun icini doldurmak lazim ki anlamli olsun.
Ataturkun asiretlerle bir sorunu yoktu , devlete isyan etmedikleri muhdetce. Bugun ordununda bir sorunu yoktur. korucu sistemi tamamen asiret duzenine dayanir,milyonlarca dolar devlet eliyle asiret agalarina aktarilmktadir Eger Tc nin asiretlerle bir meselesi olsaydi bugun onlardan faydanlama yoluna gitmezdi , Tc icin devlet yanlisi ve devlet karsiti asiet vardir. !!


"

AKHENATON
10-11-2008, 20:03
Herkes birbirini ülkeden kovar, asar keser eylemler de aynıdır.

Türkçü sitelerde bunlardan farklı değil.

Selamlar.

sayın vgm , kaçırdığınız bir nokta var.

nedir ?

Hiç bir Türkçü almanyada Türklere bağımsızlık istemez, veya fedaratif bir çözüm, çünkü Türklerin almanyanın bağımsızlığında rolleri yoktur, hem olumlu hemde olumsuz yönde.

umarım anlatabilmişimdir.:):)

qw19
10-11-2008, 22:30
Niveru Kürdistan'ı kurmuşsun da haberimiz olmamış, daha önce deseydin bi hayırlı olsuna gelirdik. Neyse Allah yolunuzu açık etsin. Eskiden internet yoktuda ondan mı kurmadınız. Şimdi nette online Kürdistan falanda oynarsınız artık.

Bunun dışında yazdıkların, bakış açınla ilgili objektif değil, objektif olman gibi bir beklentim yok ama benim de bu konuda yapabileceğim bir şey yok, çünkü fikirlerin etnik ayrımcılığa yönelik. Bu iyidir kötüdürün tartışmasına girmek de beni ilgilendirmiyor.

Selamlar.

kandahar
10-11-2008, 22:44
2) "Tıpkı SSCB de olduğu gibi." SSCB de ne olmustur? butun halklar asimilasyona tutulup slav-rus mu yapilmistir? acaba!! dunde bugunde her halk kendi kulturunu yasiyacak sekilde ozerk ve muhtar yonetimlere sahiptir."

SSCB bahsedilen halkların topraklarını ve devletlerini işgal etmiştir. Yani farklı politik gerekçeler söz konusudur. Yoksa size göre Türkiye de Kürtler'in devletini mi işgal etti?

niveru
10-11-2008, 23:15
etnik ayrimciligin ne oldugunu , kurd meselesi formundaki yazilardan okuyabiliyoruz .ayrica etnik ayrimciliga dayali siyaset ne tabudur ne de ocu , siddete dayanmadigi surece federasyonu,ozerkligi hatta bagimsizligi siyasi olarak dile getirilebilmesi dusuncesindeyim,siyaset bu yuzden vardir, yoksa sadece devletin resmi idelojisini seslendirmek icin degil !!,
objektif olmaya gelince , tek adam rejimini halk iradesi olarak sunmak ne kadar objektif bir gorusse bende o kadar objektifim !! ..
kurdisdan tanimi bana ait bir tanim degildir , ikinci meclise kadar olusturulan millet meclislerinde,birinci ve ikinci mesrutiyet donemleride dahil olmak uzere lazistan vekilleri gibi kurdistan vekilleride vardi, tanim bana ait degildir.lise inkilap kitaplari ile bu kadar oluyor demek ki , ne diyim!
Sayin kandahar , ben kurd devletinin isgal edildigini soylemiyorum , turkiye cumhuriyetini olusturan cografyada kurd bolgesinde oldugunu yaziyorum ki bunlar farkli seylerdir.

kandahar
10-11-2008, 23:48
Kürt bölgesi mi yoksa Kürtler'in de yaşadığı bir bölge mi? Çünkü "Kürt bölgesi" dediğin yerler homojen bir nüfusa sahip değil, kaldı ki bugün Doğu Anadolu'da yaşadıkları çoğu yere Türkler buraları aldıktan sonra yerleşti Kürt vatandaşlarımız. Yani neye göre Kürt bölgesi?

qw19
10-11-2008, 23:57
etnik ayrimciligin ne oldugunu , kurd meselesi formundaki yazilardan okuyabiliyoruz .ayrica etnik ayrimciliga dayali siyaset ne tabudur ne de ocu , siddete dayanmadigi surece federasyonu,ozerkligi hatta bagimsizligi siyasi olarak dile getirilebilmesi dusuncesindeyim,

Niveru şiddete dayanmadığı müddetçe buna bende katılıyorum, ama etnik temeldeki siyaset herzaman şonenizme kayar ve şiddet egemen olur.
Preach'in verdiği linklere göz attıysan sende farkındasındır.


siyaset bu yuzden vardir, yoksa sadece devletin resmi idelojisini seslendirmek icin degil !!,
objektif olmaya gelince , tek adam rejimini halk iradesi olarak sunmak ne kadar objektif bir gorusse bende o kadar objektifim !! ..


Bakın burada çok çok haksızlık ediyorsun. Hiç doğru değil, doğruluk payıda hiç yok.

Selamlar.

-InVi-
11-11-2008, 00:58
arkadaslar bizde neden tek dogru yok ?
yani sadece dini konularda degil ...siyasi ve tarihi yorumlarda da
yani dersim olaylari veya sivasda yakilan hotel....
neden insanlarin bu gibi konularda tek bir dogrusu yok ?
olmamasi icin ayri bir özen mi gösteriliyor ?
cidden anlamis degilim....
yani dersimde olan olaylar ya dogru ve güzeldir...veya yanlis ve cirkindir....
ama bu kimine göre dogru kime göre yanlis olmamali.....
dersime tunceli denilmesine karsiyim,
ama oradaki feodal güclerin de kendi mülkiyetlerinin elinden alinmasina bas kaldirmalarina da devletin tepkisini de kismen anliyorum....
benim anlamadigim, benden daha fazla hümanist ve sosyalist gecinenlerin, dersim olaylarindan "sosyalizim" adina pay cikarmak istemeleri....
yani oradaki insanlarin derdi sosyalist isci cumhuriyetini ilan etmek degildi....

placebo
11-11-2008, 01:12
Sevgili Preach çok da girip okuduğum siteler değillerdi iyi ki akıl edip asmışsınız, hayırlara vesile olur inşaallah.:)

Şovenist söylemler içerisinde ki milli kimlikleri çıkarın onların yerine Alman, Fransız, Kürt, Türk, Japon yazın iki şovenizmi birbirinden ayırd edemezsiniz.

Herkes birbirini ülkeden kovar, asar keser eylemler de aynıdır.

Türkçü sitelerde bunlardan farklı değil.

Selamlar.

Amin amin..Bilmukabele:).

Acaba bu toprakçı,bebek katili şovenistler kendi aralarında neler konuşurlar,amaçları nedir diye merak ettim..Türkiyenin yegane sorununu teşkil edenlerin salt lakırdı ve dedikoduları diyelim o zaman ilgili sitede dillendirilenlere..Bu sitelerde galeyana getirilen genç kürt arkadaşlar ne yazıkki ellerine silah verilip, dağa bizi öldürmek üzere yollanan gençlerden..Tabii ki şovenistin Fransızı da Almanıda Japonu da mevcut..Holanda da yaşamadığımıza göre bizi ilgilendiren de şu an için kürt şovenistler..

pervane
11-11-2008, 22:02
İnternetin karanlık yüzü



Aisopos’un (Ezop) efendisine “dünyanın en iyi ve en kötü yemeği” diye dil pişirmesi gibi, İnternet hiç kuşkusuz dünyanın en iyi ve en kötü şeyi.

İyi taraflarını anlatmaya gerek yok. Ama kötü tarafları Türkiye’nin geçirmekte olduğu şu fevkalade nazik dönemde fazla zarar vermeye başladı. Çünkü insanlar her an bir pislik bekler vaziyette. En kötü niyetli iletilere hiç kontrol etmeden inanma ve üstelik onları “Yahu, gördün mü neler olmuş!” diye bilinçsizce yeniden dağıtma eğiliminde.

Eylül 1955’te Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı haberi gibi, bir gün İnternetteki bu pisliklerden biri bir felakete sebep olacak diye korkuyorum. Bu rezilliklere inananlar ve bunları sorumsuzca yeniden dağıtanlar arasında devletin yüksek kademelerinde önemli görevler almış, iyi eğitim görmüş, aklı başında kişilerin bulunduğunu bizzat bildiğim için korkuyorum.

Karanlığın türleri

Saymakla bitecek gibi değil ama İnternette dolaşanların en rezilleri, bebek pornosunun pisliğiyle burun farkı yapan nefret söylemleri. Yani, TCK’nın 216. maddesinde tanımını bulan, “farklı” olana karşı “alenen kin ve düşmanlığa tahrik ve onu alenen aşağılama”ya yönelik sözler. Uluslararası literatürde ifade özgürlüğü kavramına asla sokulmayan rezillikler.

Bunlar “yaratıcıları” açısından en az üç başlık altında toplanabilir:

1) Kendi adını gizleyerek üretilen nefret söylemi. Bunlar ırkçı sitelere genellikle takma isimle gönderilen iletiler. Daha önce hakkında bol sayıda örnekle geniş bilgi vermiş olduğum Türk Solu adlı ırkçı sitenin rahat rahat yayın yaptığını gören başkaları da şimdi sahneye çıkmış bulunuyor.

Örneğin Kürtleri, AKP’yi ve İslamcı akımları düşman ilan eden bir site “Ey Türk, silah kuşan, bir düşman da sen vur” kampanyası başlattı. Şöyle bir çağrısı var: “AKP yöneticilerini, kiralık savcılarını ve emperyalizmin yerli kalemşörlüğüne soyunan soy özürlü Türk kanı taşımayan devşirme Taraf, Yeni Şafak, Zaman ve bu gazetelere çanak tutan diğer gazete yöneticilerine ve yazarlarına karşı silahlı eylem hakkımızı saklı tutmaktayız!” İmza: TİBT Genel Başkanı Savaşan Atsız (Radikal, 24.08.08). Hem nefret söylemi, hem de şiddete çağrı.

2) “Sanat” adı altında üretilen nefret söylemi. Bunun şu andaki “üstadı” İsmail Türüt. Önce “Plan Yapmayın Plan” şarkısıyla farklı dinden olan Hrant’ın katil sanıklarına çiçekler atarak şiddeti övdü:

“Ogün böyle desinler bugün böyle desinler / Fatihalar Yasinler bitmez Karadeniz’de”. YouTube’daki klip bunun üzerine tüy dikmek oldu.

Arkasından şimdi de “AİDS” adlı şarkısıyla farklı cinsel eğilimden olanları aşağılıyor. Ayrıca, “Bu pisliği ancak bu illet paklar” diyerek AİDS’den ölmelerini ve “eşek cennetine götür” diyerek öldürülmelerini istiyor. Aşağılamakla yetinmiyor, yine şiddet’i çağırıyor:

“Sokakları doldurmuşlar kopuklar ancak bu pisliği bu illet paklar ahh... / Ameliyat oldu cinsi sapıklar / Erkeklikten bıkanları al götür al götür babam olsa al götür, eşek cennetine götür / Arkadan bakınca tipe bak tipe sonradan dönmeymiş sıpa oğlu sıpa ahh... / Kolunda bilezik kulağında küpe incik boncuk takanları al götür... / Babam olsa al götür, eşek cennetine götür”.

Aynı yazı, değiştirilen sanal yazarlar

3) Bu tür de yeni çıktı. Fevkalade tehlikeli. Çünkü saçtığı nefreti bir de başkalarının üstüne atıyor. Örneğin İnternette fıldır fıldır dolaşan bir yazı var. Başlığı: “Bir Türk Olarak Kürtlere Soruyorum”. Kürtleri “etnik köken üzerinden ırkçılık yapmak”la, başlık parası âdetiyle, gaspla, uyuşturucu ticaretiyle, aşağılık kompleksiyle, “başına kuş pislese devleti ve diğer insanları suçlamak”la, “asimile edildiği yalanını söylemek”le suçluyor.

Yazı Kürtlerin bizzat tarihsel varlığını reddediyor: “Emperyalist devletlerin sahte bir mazi yapıştırması neticesinde Anadolu’da hiçbir zaman varolmayan, sözde gasp edilmiş hayali bir anavatanınız olduğu yalanını yaymak yine sizde”.

Sonunu da şöyle bağlıyor: “Kürdüm diyen sizler, acaba bu kusurlarınızı hallettiniz mi ki, Türkleri pervasızca eleştiriyorsunuz? Size yer, yaşam hakkı, hak-hukuk vermekten başka ne yapmış bu ülkenin vatandaşları?”

Kim yazmış? Yazının başında şöyle diyor: “Posta gazetesinin Ankara temsilcisi Hakan Çelik’in yazısı”. Bana bunu bir arkadaşım yolladı. Hani, devletin yüksek makamlarında önemli görevler almış, iyi eğitim görmüş bir arkadaşım. Ben de hemen bu konuda bir yazı yazmaya sıvandım. Dipnot vereceğim ya, Posta’nın hangi sayısında çıktığını görmek istedim. Ne buldum yine İnternette, biliyor musunuz? Şunu:

“Gazeteci Hakan Çelik mail mağduru. Çelik bir açıklama yayınladı:

“Bir süredir internet sitelerinde dolaşan ve ‘Bir Türk olarak Kürtlere soruyorum’ başlığını taşıyan bir yazı, haber ve forum grupları arasında hızla yayılmaktadır.
Söz konusu yazının benimle ve Ankara temsilcisi olarak görev yaptığım Posta Gazetesi ile kesinlikle ilgisi yoktur. Böyle bir yazı kaleme almadığım gibi yazıda geçen düşünceleri savunmam da mümkün değildir. Yaşanan terör eylemlerinden Kürtlerin tamamını sorumlu tutan, ırkçı ve aşırı milliyetçi unsurlar taşıyan yazı olsa olsa iki halkı birbirine düşürmek isteyen kötü niyetli çevreler tarafından kaleme alınmıştır.”. Bana yazan arkadaşı hemen uyardım tabii.

Ama bugün kendisinden bir ileti daha aldım. Diyor ki: “Bugün de böyle bir şey geldi”. Baktım, aynı nefret söylemi metni. İmza: Bu sefer de Erol Mütercimler’e yazdırmışlar! Arkadaşımı yine uyardım, “Yok yahu, aynı metin mi?” dedi.

Yargı ne yapıyor?

Bu türden pislikleri yazanlar ne oluyor? Kendi tecrübemden söyleyeyim:

1) Daha önce yeterince yazdığım için uzatmıyorum, Azınlık Raporu çıkınca bendenize ve Prof. Kaboğlu’na resmen ana-avrat küfredenler de dahil olmak üzere hiç kimse (tekrar: hiç kimse) mahkum olmadı. Yargıtay aşaması dahil.

2) İnternetten 11 adet hakaret ve ölüm tehdidi iletisini yollayanlardan şu ana kadar mahkum olan yok. Nereden yolladıkları tespit edilenlerin yargılanmaları bile Nisan başından beri yani 7 aydır devam ediyor. Bütün kanıtlar ortada ama duruşmalar durmadan erteleniyor.

İnternetle tanıştıklarını pek sanmadığım yargı mensuplarımız son bir yıl içinde tam 1112 internet sitesi sansürlediler (Radikal, 30.09.08). Belki de bu fazla mesai yüzünden insanlara ölüm tehdidi yağdıranlarla yeterince meşgul olamıyorlar. Bilmiyorum, Danıştay saldırısı olayı kendilerini uyarmaya yetecek mi.

03.11.2008 / Baskın Oran

kandahar
11-11-2008, 22:12
Bir laf vardır; "lafını bilmeyen çavuşlar döner bokunu avuçlar" diye. Baskın Oran gibiler de avuçlayacaklar, ki görüyorum ki avuçlama işlemi başlamış bile. Tabii şikayet ettikleri şeylerle kendilerinin eylemleri arasındaki ilişkiyi görecek kadar şuurlu mudurlar orası tartışılır.

pervane
12-11-2008, 00:12
Harika!!

Çok güzel bir "Turan Dursun Gelenegi" daha oluşmuş oldu. Hayırlı uğurlu olsun. Darısı geleneksiz kalmış sitelerin başına..

Telma ve Luis tadında mesaj ittifakı ve de yukarıdaki mesajın artistik ve afili duruşu, tabi bir de uzun alıntılı bir mesaj yazarımız vardı ben onu bekliyorum....görmeyince gözlerim arıyor ne yapayım, fena bağımlılık yapıyor.:)

BASKALTURK
12-11-2008, 03:58
sayın vgm , kaçırdığınız bir nokta var.

nedir ?

Hiç bir Türkçü almanyada Türklere bağımsızlık istemez, veya fedaratif bir çözüm, çünkü Türklerin almanyanın bağımsızlığında rolleri yoktur, hem olumlu hemde olumsuz yönde.

umarım anlatabilmişimdir.:):)


Türklerin almanyanın bağımsızlığında rolleri yoktur, hem olumlu hemde olumsuz yönde.:D:D

pervane
13-11-2008, 00:06
Federasyondu, sahte soldu, ıvırdı zıvırdı gibi söylemler bu başlıkla ilgisiz Vgm. Yahu ilginç olacağım diye bu kadar kasmaya ne gerek? Koskoca kaç sayfa almış yürümüş “Kürt Meselesi” başlığı dar geldi anlaşılan. Neyse başlığa katılımı beklenen arkadaşların yeterince kurtlarını döktüklerini görüyorum, daha da kurdunu dökemeyen var ise de artık bu başlıkta yer kalmadı. Şimdi dönelim konumuza; :)

Öyle Mısırdı Musadı, Kölelikti geçelim şimdi bunları da ben bu sözün nereye gittiğini merak ediyorum.:confused:

Bunu Atatürk'ün anlamasını beklemeyelim, bu kültürü anlamak gerçekten zor.

Peki ya neyi bekleyelim Vgm! Bir kültür anlaşılamadığı için ölmeyi mi hak etti?
Yahu Koskoca Atatürk! Sizin bu söyleminizle nereye gidip dayandı farkında mısınız? Şimdi ben şu sonucu mu çıkarayım, Sivasta, Erzurumda, bilmem nerelerde gezerken, toplantılar düzenlenirken, Şeyhlerle, Şıhlarla, Ağalarla, Aşiret Reisleri ile görüşülürken anlaşılıyordu da Cumhuriyet ilan edildikten sonra birden bire anlaşılmaz bir kültür ile karşı karşıya kalındığı mı fark edildi:confused:
İlahi Vgm! hani Atatürk çok üstün meziyetleri olan bir kurtarıcı idi.:cool: Koskoca ülkeyi kurtaran adam bir avuç Kürdü Ağanın, Şeyhin, Feodalitenin elinden onların kültürünü anlayamadığı için kurtarmayı başaramamış! çıt!çıt!çıt!......Benimde sizi anlamam gerçekten zor Vgm. Ah! Siyaset Ah! Sen insana böyle kaç takla attırıyorsun. :o

Selam ve Aspendos:)

hiramusta
20-11-2008, 11:51
70 yıl önce Dersim’de yaşananlarla yüzleşmek!

http://www.haber7.com/haber/20081120/70-yil-once-Dersimde-yasananlarla-yuzlesmek.php

aydoe
20-11-2008, 14:40
Cumhuriyet 20.11.2008DÜZ ÇİZGİ
ÜMİT ZİLELİ
İhanetin Adı Dersim!..
Sonunda bu da oldu ve nedense ben hiç şaşırmadım!..
Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu binasında düzenlenen “Dersim Soykırımı” konferansında Prof. Dr. Ronald Mönch, Dersim’de (Tunceli) yaşananların insanlık suçu olduğunu vurguladı ve şu sözleri söyledi:
- Atatürk ve dönemin Bakanlar Kurulu üyeleri ile üst düzey askeri yetkilileri yaşasalardı savaş suçlusu olarak yargılanmaları gerekirdi!..
Yani?.. Yani, 1937’de, Türkiye sınırları içinde ağaların çıkardığı isyanı bastıran Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve arkadaşları, düpedüz soykırımla suçlanmaları bir yana, sanki yabancı bir ülkenin topraklarına tecavüz ederek bu suçu işlemişçesine “savaş suçlusu” olarak da ilan edildiler!..
Peki, Prof. sıfatlı Mönch bu konuşmayı cehaletinden mi yaptı?.. Tabii ki hayır!.. Diğer konuşmacıların konuşmaları ve sonuç bildirgesini bu alçakça konuşmanın yanına koyduğunuzda, amaç ve hedef olanca çıplaklığı ile ortaya çıkıverdi!..
Aynı toplantıda Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı Hilda Çoboyan da bir konuşma yaptı. İşte söyledikleri:
- Dersim Kızılbaşlığı, paganlık, Hıristiyanlık ve Alevilik karışımıdır… Osmanlı döneminde çok sayıda Ermeni Dersim’e gelip din değiştirdi…
İyi mi?.. Şimdi bu konuşmayı Mönch’ün konuşmasının yanına koyun, ne çıkıyor?.
- Dersim Türkiye’ye ait değildir, üstelik Müslümanlıkla da ilgisi yoktur. Ermeni yoğunluğu fazladır. Öyleyse Atatürk’ün yaptığı hem soykırım hem de savaş suçudur…
Şu haysiyet düşkünlüğüne bakın…
***
Konferansta Türkiye Cumhuriyeti’nin iki milletvekili ile bir belediye başkanı da vardı…
DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk fazla konuşmadı, yalnızca “Üstümüzden ordular geçti” dedi.. DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis ise Dersim isyanında Türk askerlerinin hamile Kürt kadınlarının karınlarını deşerek cinsiyet tespiti yaptıklarını anlattı… Halis, kendi sözlerinden heyecana kapılmış olsa gerek ki, soykırım değil isyan sözcüğünü kullandı!..
Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil de Tunceli’deki yol yapım çalışmalarını şu sözlerle Dersim katliamına bağladı:
- 1930’lu yıllarda yapılan Dersim Harekâtı tekrarlanmak isteniyor!..
Yani başkana göre, devlet yeniden katliam yapmak için öncelikle Tunceli’nin yollarını yapıyor!..
- Şu hastalıklı kafaya bakın…
Sonra ne oldu?.. Hepsi el ele verdi, Dersim olaylarının “soykırım” olduğu bir güzel karara bağlandı ve Türkiye’nin soykırım mağdurlarına tazminat ödemesi talep edildi.
- Tıpkı Ermeni talepleri gibi!..
***
Gelelim Dersim meselesine…
Dersim bir soykırım, bir katliam mıydı?.. Hayır, Dersim, Kürt ağalarının Şeyh Seyid Rıza önderliğinde, köleliğin, ırgatlığın dolayısıyla feodal düzenin sürmesi için Cumhuriyet rejimine başkaldırdığı bir isyandı…
- Üstelik dış destekli hain bir isyandı!..
Belgesini mi soruyorsunuz, buyurun; isyanın liderinin 30 Temmuz 1937 tarihinde İngiliz Dışişleri Bakanı’na gönderdiği “Dersim Generali Seyid Rıza” imzalı mektubu okuyun:
- Üç milyon Kürt benim sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyor…
Bu mektubu 1987 yılında Londra Public Record ofisinde bizzat ben buldum ve Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısına da kapak oldu!.. İşte, Dersim toplantısının gülleri, önceden tasarlandığı apaçık ortada olan, liderinin kendisine “general” rütbesi yakıştırdığı bu ihanet isyanına “soykırım” etiketi yapıştırıyorlar!..
Yoksa Prof. sıfatlı Mönch, “savaş suçlusu” ilan ettiği kişinin 1930’larda Hitler rejiminden kaçan bilim adamlarına kucak açtığını bilmez mi?.. Soykırım diye yırtınan Hilda Çoboyan, Atatürk’ü hem de o yıllarda bizzat Yunanistan Başbakanı Venizelos’un “Nobel Barış ödülüne”aday gösterdiğinden habersiz olabilir mi?.. Peki, en alçakça yalanları Avrupa Parlamentosu salonlarından dünyaya haykıran Songül, Aysel, Şerafettin üçlüsü Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılında UNESCO tarafından olağanüstü bir devrimci, dünya barışının öncüsü, insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz devlet adamı ilan edildiğini bilmeyecek kadar cahil olabilirler mi?..
- Yoksa insan vasıfları mı yetersiz?..

kandahar
20-11-2008, 17:03
70 yıl önce Dersim’de yaşananlarla yüzleşmek!

http://www.haber7.com/haber/20081120/70-yil-once-Dersimde-yasananlarla-yuzlesmek.php

Yazı tam bir komedi yahu Tunceli'de o zaman 70.000 adam öldürülmüş diyor nüfusu zaten 93.000 olan bir şehir, bunun tamamı Kürt olmadığı gibi tamamı Alevi de değil. Kardeşimiz Ferhat Göçer ve Hasan Cemal'in gül hatırları için Türk sayısına 10.000 desek demek ki 83.000 Zaza ve Kürt'ün 70.000'inin öldürülmesi durumunda geriye 13.000 nüfus kalmalı bu şartlar altında da bugün Tunceli'de Türk nüfusu Zaza ve Kürt toplamına aşağı yukarı eşit olmalı. Söyleyin bakalım ne oldu o Türklere sizi katliamcılar sizi!:) Demek ki ya bugün Tunceli bir Türk yoğun şehir ya da sevgili Kürt ırkçısı dostlarımız gene sallamışlar.:) Bunlar tarih bilmedikleri gibi matematik de bilmiyorlar.

Bir not olarak isyancı sayısının birkaç bin civarında olduğunu, isyanın başındaki Koçgiri aşiretinin de aslen Türk olduğunu (bu konuyu merak eden kendisi araştırsın, tartışma dışında olduğundan girmiyorum) eklemek isterim.

pervane
20-11-2008, 21:31
Şu Cumhuriyet Gazetesi Akıllılarını okudukça hayran kalıyorum!!. Harikulade Gırtlak Siyaseti! yapıyorlar. Vay tazminat istemişler! Kendilerinden başka maşallah herkesin gelmişini-geçmişini biliyorlar da kendi ülkeleri hakkında evlerinin penceresinden görünen alanın dışında fikir sahibi değiller. Sağolsun Höökümetten! Çıkmayan ses bu paşalardan çıkıyor! anlamadım ülkeyi bu Gazete yazarlarımı yönetiyor acaba? Hem de bu düz çizgide!

“Hayır, Dersim, Kürt ağalarının Şeyh Seyid Rıza önderliğinde, köleliğin, ırgatlığın dolayısıyla feodal düzenin sürmesi için Cumhuriyet rejimine başkaldırdığı bir isyandı…”

Tabi! Neden olmasın “dı” dendi mi! bitiyor işte mesele. Ha bire Koçgiri aşireti, yok aslında onlarda Türk! bir Allahın kulu!! da çıkıp yahu operasyon neden “DEMENAN” bölgesinde yapılmış demez. Üzerine ağıtlar yakılan “Laç” deresi nerdedir demez. Birkaç yıl önce fırsat bulup bölgeye gittim. 38 kayalıkları diye bir yer var nehrin kenarında. Bakıldığında zaten ne çok şey anlatıyor o kayaların konumu... Birileri hala masallara devam etsin buradan dinleriz biz de….

Ezberlenmiş şipariş tarihle! Bu kadar çıkıyor işte. Kendi bildiğini okumaktan başka marifet sahibi olmayan yurdum insanı, ellere gönderip yüzünü karartmaya alışmış nasıl olsa! sonrada günlerdir takla üstüne takla atmakla oyalanıyor. İki Atatürk övgüsü döşer, oraya buraya sataşır, onun bunun geçmişini didikler örtbas etme konusunda en iyi yöntemdir. Ama karşısına alıp konuşma tenezülü göstermez. Seyit Rıza’yı İngiliz Dışişlerine meram anlattıran zihniyet! bugün de başka yerlere anlattırıyor vatandaşlarının meramını şaşıracak ne var! Ama vay! bakın gidip oralarda neler dediler ile benim güzel yurdumun güzel insanlarını da şöyle oyalamayı başarırlar. Aslında yaşamlarına son verilen “Kelle Sayısı” çok fazla bildirilmiş. Yok yok aslında o kadar değil de daha azmış mış mış! Tövbe sümme haşa ne kadınlara ne çocuklara dokunulmamış. Efendim aslında öldürülenler 100 kişi değil de 50 kişilermiş yalancı işte bunların hepsi ne olacak! Sivas’ta yakılanlar da 33 kişiydi. Ama birinde “Cumhuriyet” elden gidiyor. diğerinde ise “Din” … Seneler sonra da Sivas’a bir kılıf bulunur nasılsa ama Tarih unutmuyor işte! Hala Padişahım çok yaşa! Vatan Millet Kayseri!

kandahar
20-11-2008, 23:04
Önce matematik konuştu ardından demogoji cevap yazdı.

Koçgiri aşiretinin Türk kökenli olmasının bir önemi yok, not olarak verdiğimi söyledim, konuya girmek istemediğimi de söyledim. Fakat buna rağmen kendi terminolojinde ifade ettiği propaganda ("Kürtler reddediliyor" propagandası) için uygun bir malzeme olduğunu düşündüğünden mal bulmuş Mağribi gibi atladın değil mi?

Evet. Rakamlar çok şey ifade eder, kafan almıyorsa açıklayayım 70.000 ile 3000 arasında 67.000 vardır mesela. İşine gelmiyor değil mi? Çünkü 50, 60, 70 bin dediğinde bunu soykırım sırasına sokacaksın değil mi? Mesela 3-5 bin deyince pekala bir isyanın bastırılması sırasında ölen isyancı sayısına eşit olabileceğini biliyorsun değil mi?

Yemiyor Anadolu çocuğu, alın bu masalları yandaşlarınıza anlatın yutsa yutsa o cahiller yutar çünkü.

pervane
20-11-2008, 23:27
Aferin Anadolu çocuğu! Onaylamışsınız beni zaten! Matematiğiniz süper ancak kelle sayısına verdiğiniz önemin aslında birilerinin “yem oranını koruma” çabası olduğunu da vurgulamış olsaydınız. Delikanlılığınıza o zaman iman getirecektim. Aslında sizi çok dürüst buluyorum. En azından daha açık yazıyorsunuz kıvırmadan. Biraz daha sakin olabilseniz süper olacak…:)
Demogoji bu ya...

kandahar
20-11-2008, 23:45
Evet sakin olabilirdim ama sıcak basmıştı burda.:D

Her neyse, rakamlar çok şey ifade eder yukarıda açıkladım. Keşke kimse ölmemiş olsaydı ama bir isyan varsa ölenler de olacaktır. Ortada soykırımcı bir zihniyet olsa zaten bugün Kürt kalmamış olurdu çünkü o günün şartlarında buna engel olabilecek bir durum yoktu, demek ki Kürtler'e yönelik bir önyargı ile bu isyan bastırılmamıştır. Zaten cumhuriyet ve Türk tarihinin genel seyrini bilince de bu olayın bazılarının lanse ettiği gibi olması ihtimali yok, çünkü diğer verilerle çelişiyor.

pervane
20-11-2008, 23:54
Teşekkür ederim Anadolu çocuğu. Arada bizim buraları da sıcak basıyor ama teknoloji gelişti klima var, efendime söyleyeyim Pervane var:)
Olan olmuş. Ölen ölmüş zamanı geri getiremeyiz. İyi düşünmek lazım Analar çocukları öldürülsün diye doğurmuyor Anadolu çocukları yaşamalı..

dilaver
04-12-2008, 20:07
http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=767165&title=1938-dersim-tunceli-katliaminda-ortaya-cikan-yeni-taniklar


saygılarımla

cigi
05-12-2008, 00:30
Sevgili dilaver verdigin linki okudum,
Hayrettten agzim acik kaldi...Yani bu kadar da olmaz. Kese kagidi üretimi icin basilan bu gazetenin, genel yayin yönetmeni zaten gazeteci degildir. Ekrem Dumanli atama ile gelmistir. Taa en asagidan. Ben bunlarla ugrasmaktan yoruldum. Yüzsüzler !!! Kafalarinda beyin bulunmayan yaratiklardan ne beklenir ki? Acsinlar da www.risale-inur.org (http://www.risale-inur.org). da, okuma yazma bilmeyen adami sisireyim derken, nasil pisirmisler ona birbaksinlar önce... Hadi beyinleri algilamiyor, gözleride mi görmüyor bunlarin ?
Mesneviyi üc defa okuyunca, Mevlana'yi tartismayandan süpheleniyorum, bunlar 7 sene timarhanede yatmis adami lider diye sunuyorlar ve dikkat ederseniz genelde hep Mustafa Kemal'in yasadigi zamanla eslestirip,her firsatta akillarinca bir seyler karistirip emperyalist usakligini layiki ile yerine getiriyorlar...
Su anda secim öncesi Diyarbakir ve cevresinde büyük bir gizli savas var!! Iki grup; halki kandirabilmek icin, bu Ingiliz usagini paylasamiyorlar. Fakat bu konuda Kürt kardeslerimiz, karsi tarafa nazaran, her yönden cok gerideler.
Demokratik haklar savunulurken, bu tip adamlarin arkasina saklanmak, fayda degil zarar getirecegine inaniyorum.

Saygilarimla.

parmaksız
01-04-2009, 15:31
Dersim diye bir şey yoktor.Aşiretçi feodal insanlar vardır ve yok edilmişlerdir.

Dersim yoktur ve olmayacaktır.

Tunceli sonsuza dek yaşayacaktır.


böyle kendini bilmez tarihi bilmez ukala insanları entellktüel sıfatına bürünüp kendini bilgin gösteren bir tarza bürünmesi gayet saçmadır...dersim yoktur diyorsun buyur sana dersim.Faşist yaklaşımlara değnek olan arkadaşımız gerici zihniyetle tarihi inkar etmekte ve bunu öyle bir savunmaktadır ki resmen saçmalamaktadır.O dönem ve günümüz döneminde etkisi hala gösteren 38 olayları dersimliler için bir 0 noktasıdır 38 öncesi ve sonrası diye tarih anlır.Bazı yazılarda dersin savaşı denilmek aslında tam olarak katılmıyorum çünkü halk orda bırakın savaşı kendini çoluk çoğucuğu dahi koruyamamıştır ama savaşan direngen aşiretler ve yiğitler olmuştur.Sadece bir şey hakkında yorum yaparken daha dikkatli olunmasını rica ediyorum boş gevezelik yapmanın hiç bir alemi yoktur.http://img363.imageshack.us/img363/8526/oskarmanndersimharitazd9.jpghttp://www.gomanweb.com/Resimler/kutuphane_dosyalari/Dersim_Asiretleri1.jpg

kaos
02-04-2009, 06:46
DERSİM’E RESMÎ BAKIŞ . Hatırlarsanız, 19-23 Ekim 2008 tarihleri arasında Taraf’ta yayınlanan ‘Osmanlı’dan Günümüze Kürtler ve Devlet’ başlıklı yazı dizisinin ‘Devletin isyanları önleme reçetesi’ adlı dördüncü bölümünü şöyle bitirmiştim:“Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, Şubat 1926’da hükümete sunduğu raporda, “Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbanbaşıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır” demişti. 1931’de Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) yöntemi açıkladı: “A. Bütün Dersimin hariçle münasebetini kat ederek (keserek) bu yüzden taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar etmek (zorlamak) ve şu suretle Dersimi fenalardan tahliye. B. Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata çenberini tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersimden çıkarak Garba atmak ve serpiştirmek.”

OKŞAMAKLA OLMAZ . “Erkânı Harbiye Reisi’ne verilen raporda ise açık konuşulmuştu: “Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.”... Bu konuya önümüzdeki haftalarda, 3 Ağustos 2008 tarihli ‘Kürtleri imha etmek fikri kime aitti?’ başlıklı yazımı tekzip eden Sayın Nilüfer Bayar Gürsoy’un mektubuna cevap verirken değineceğim.” Bu hafta, Tayip Erdoğan’ın ‘Tek devlet, tek bayrağa karşı olan buyursun beğendiği yere gitsin’, Vecdi Gönül’ün ‘Rumlar ve Ermenler devam etseydi bugün aynı milli devlet olur muyduk?’ vecizeleriyle sembolize olan ırkçı zihniyetin en kanlı tezahürlerinden olan 1937-1938 Dersim harekâtlarının tarihçesini, önümüzdeki hafta ise söz konusu mektubu yayımlayacağım. Böylece her iki tarafın da ne dediği daha iyi anlaşılacak.

* * *

Bugün Tunceli, Bingöl, Erzincan, Elazığ’ı da içine alan bölgeye MÖ. 6 yüzyılda Pers Kralı Darius’un egemenliğinden dolayı Dranis deniyordu. Bundan 200 yıl sonra Yunan ülkesinden kalkıp Pers ülkesine giden efsanevi ‘On Binlerin Yürüyüşü’nü anlatan Xenophon’un Anabasis eserinde bölgenin adı Derxene olarak geçer. Ermenicenin ilk kez yazı dili olarak kullanılmaya başladığı 5. yüzyıla ait Ermeni kaynaklarında bölgeden Derjan diye söz edilir. Bitlis hükümdarı Şeref Han Bitlisi’nin 1597’de kaleme aldığı Şerefname’de ise “Derzini, içinde büyük bir kilise bulunan bir kaledir. Kale ahlaksız kâfirlerin elinde bulunduğu sırada, ona Derzir adını verirlerdi. Kaleyi Habil ve Kâbil istila ettikten sonra, adı kullanıla kullanıla Derzini şeklini aldı” satırlarını okuruz. Bütün bunların ‘Dersim’ adının erken biçimleri olduğu sanılır.

Genel olarak, Dersim adının Farsçada ‘kapı’ anlamına gelen ‘der’ ile ‘gümüş’ anlamına gelen ‘sim’ kelimelerinden geldiği kabul edilir. Eski Ermeni kaynaklarında bölgede bolca gümüş olduğundan söz edilir ama bugün buna dair tek kanıt, komşu Gümüşhane ilidir. 7. yüzyılda yaşamış büyük Ermeni tarihçisi Horenli Musa ise bölgenin ismini, ‘Sim’ asıllı bir Ermeni soylusuna bağlar.

ESAS DERSİM . Tarihsel ve kültürel açıdan büyük öneme sahip olan Esas/Merkezi/Gerçek Dersim olarak adlandırılan bölge, bazı kaynaklara göre Tujik (Abbasan) ve Kutu Deresi mıntıkaları, bazı kaynaklara göre Munzur Çayı ile Pülümür Suyu (Harçik) arasındaki dağlık bölge, bazı kaynaklara göre ise Halvori, Mazgirt ve Kiğı’nın gerisindeki dağlık bölgedir. Çemişgezek ve Pertek’in de kısmen içinde bulunduğu Ovacık ve Hozat bölgesine ‘Batı Dersim’; Pülümür, Nazimiye ve Mazgirt’i içine alan bölgeye ise ‘Doğu Dersim’ denir.

1847 yılında Dersim Sancağı Erzurum vilayetine, 1859’da Harput vilayetine bağlanmıştır. Dersim adının haritalarda boy göstermesi bundan sonra olmuştur. Bu tarihten sonra bazen sancak bazen vilayet olan Dersim 1923 sonrasında vilayet yapılmış ama 1926’da lağvedilerek kazaları Erzincan ve Elazığ vilayetleri arasında bölüştürülmüştür.

PROTO ERMENİLER . Kendilerini Şafi Kürtlerden ayırmaya özen gösteren Kızılbaş (Alevi) Dersimlilerin etnik kimliği tartışılan bir konudur. ‘Erken Dersimliler’ denilen Kırmanclar birçok kaynakta ‘proto-Ermeni’ olarak tanımlanmaktadır. İddialara göre, Ermeniler tarih içinde büyük ölçüde Aleviliğe geçmiş, ama Surp Sarkis, Gağant, Zadik, Vartavar gibi eski inanç ve geleneklerini kendi içlerinde yaşatmaya devam etmişlerdir. ‘Geç Dersimliler’ ise Zazaca (Dımıli) konuşan Şeyh Hasananlılar (Abbasan, Ferhadan, Karabalan, Kureyşan) ve Seydanlılar (Kalan, Kevan, Koçan) aşiretleridir. Ancak Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi sayanlar hepsinin kimliğini Kürt olarak tanımlarken, Zazacayı Kürtçeden ayrı bir dil olarak değerlendirenler Zaza ve Kürt şeklinde iki farklı etnik kimlikten söz edilmesi gerektiğini savunurlar.

KIZILBAŞ DERSİMLİLER . Osmanlı belgelerinde bölgedeki aşiretlerden genel olarak ‘Dirsimli’ veya ‘Dujik/Duşik’ aşiretleri olarak söz edilir ve hepsi ‘Ekrâd (Kürtler) taifesinden’ olarak sınıflandırır. Yalnızca Zazaca konuşan Balabanlar’ın Yörükan taifesinden Türkler olduğu söylenir.

Kızılbaş Kürtlerin yurdu Dersim’i hükümetin gözünde ‘çıban başı’ yapan, Dersimlilerin Osmanlı’dan beri alışık oldukları gibi özerk yaşamak istemeleri, devlete vergi ve asker vermeye yanaşmamalarıydı. Ama Cumhuriyet kadroları işi kökten halletmeye kararlıydılar. 1925 Şeyh Said, 1926-1930 Ağrı isyanlarının bastırılmasından sonra sıra Dersim’e gelmişti. 14 Haziran 1934’te Türkiye’yi etnisite esasına göre üç bölgeye ayıran 2510 sayılı İskan Kanunu çıkarıldı. 25 Aralık 1935’de bir nevi sıkıyönetim kanunu olan 2884 sayılı Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanun çıkarıldı ve Dersim’in adı Tunceli (‘Tunç Eli’) olarak değiştirildi. Ardından Birinci Umumi Müfettişlik bölgesi kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu. Bu genel valiliğin başına General Abdullah Alpdoğan atandı. Alpdoğan Paşa, 1921’deki Koçgiri ayaklanmasını gaddarca bastıran Sakallı Nurettin Paşa’nın damadıydı ve aynen kayınpederi gibi çok sert bir askerdi.

1937 ISLAHAT PROGRAMI . Bölgeye dair izlenim ve önerilerini 1935’te hazırladığı ‘Şark Raporu’nda belirtmiş olan Başbakan İsmet İnönü 18 Haziran 1937’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın da katıldığı Bakanlar Kurulu toplantısında Dersim için ‘Islahat Programı’nı açıkladı. Programa göre, Dersim’e yol, köprü, okul, kışla yapılacak, askerlik ve vergi işleri düzene konulacak, ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek, halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecekti. Dersim’i haydut yatağı durumuna getirenler, Batı illerine nakledilecek, orada iskân edilip, namuslu, eğitilmiş vatandaşlar haline getirileceklerdi. Dersim tamamen boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu’nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecekti. Böylece, resmi tarih tezine göre ‘Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen Dersimliler’, asıl çevrelerine, benliklerine kavuşacaktı. İnönü’nün açıkladığı önlemler arasında “Türklerin yoğun olduğu yerlerde kız ve erkek yatılı okulları açılarak Dersim’den beş yaşını doldurmuş kız ve erkek çocukların okutulup büyütülmesi, bunların kendi aralarında evlendirilerek, kendi ana ve babalarından kalan mallar ve mülklerin içinde birer Türk yuvası haline getirilmesi’ de vardı.

Aslında daha program hazırlanırken, jandarmaca aranan 3.700 kişiden 2 bini güvenlik güçlerine teslim olmuş, ‘asayişsizlik’ olaylarında önemli bir azalma kaydedilmişti. Direnen tek kesim, Kutu deresine saklanan Seyit Rıza ve yandaşlarıydı.

KEÇİLERİN MEŞE YAPRAĞI . Direnişçilerin endişelerini ve devletin onlara bakışını resmi görüşe yakın Ahmet Emin Yalman’ın Tan gazetesindeki haber gayet iyi anlatıyordu. Gazetenin diliyle ‘Hayatı başlı başına bir çapulculuk tarihi teşkil eden’ Abbasuşağı aşiretinin lideri Seyit Rıza adlı şerir (haydut) saltanat devrinden beri kati bir darbe yemediği için gitgide, servetini melanetleri kadar çoğaltabilmişti, ama hükümetin Tunçeli mıntıkasını imar ve ıslah işine başladığını görür görmez fena hiddetlenmiş, elindeki nüfuzun ve derebeylik kuvvetinin gitmemesi için’ çare düşünmüştü. Gazeteye göre Seyit Rıza halkı şu iddialarla kışkırtıyordu: 1) Aşiret kadınlarının namusu tehlikededir. Bunlar gündüzleri kocalarının, geceleri karakolla efradının malı olacaktır. 2) Hükümetin yaptırdığı karakollar, yakında bu mıntıkadan sürülecek olan aşiretlere posta mevkii olmak içindir. 3) Köylerdeki bütün halk, bir yere toplanacak, bir sıraya yapılacak evlerin içerisine tıkılacak, bu evlerin yalnız iki kapısı olacak, bu kapıların önünde birer polis bekleyecektir. 4) Ekmek ve odun vesika ile verilecektir. 5) Keçilere verilen meşe yaprağı bile vesikaya bağlanacaktır. 6) Halkın bütün kazandığı elinden alınacaktır.

HALVORİ TOPLANTISI . Gazete, bu propagandalara kanan Abbasuşağı, Yusufhan, Demenan, Haydaran, Kureyşan ve Bahtiyar aşiretlerinin, ilk olarak Seyit Rıza tarafından ‘birer tek şeker veya birer lokma ekmek, keçekülah göndermek suretiyle’ yapılan davetlere uyarak Haydaran aşireti içinde Kürpik’te toplandıklarını belirtiyor, ‘muhteris ve mel’un bir zihniyet’ taşıdığını iddia ettiği Demenan aşiretinin lideri Cebrail’in “Mektep, nahiye, bizim nemize?... Bunları ortadan kaldırmalıyız!... Hepsini hemen yakmalıyız!” diyerek isyanın işaretini verdiğini söylüyordu. Haber şöyle devam ediyordu: [T]oplantıların hemen hemen en mühimi olan Halvori toplantısı[na da] ...davet bermutat teklif ve kabul masasına birer tek şeker, bir lokma ekmek ve keçekülah göndermek suretile olmuştur. Seyit Rıza, bu toplantıda bulunmak üzere Munzur suyu kıyılarına bizzat inmiştir. Karşı sahilde bulunan Cebrail ile uzaktan uzağa bağırmak suretile konuşulmuştur. Hava biraz bozuk olduğu için hayli zahmet de çekilmiştir. Cebrail Seyit Rıza’dan daha kuvvetli tedbirler almasını istemiş, Seyit Rıza bu işte sonuna kadar elbirliğile yürünüleceğini, devlete karşı ne mümkünse yapılacağını, hükümet kuvvetlerine karşı bir cephe teşkil edilmek üzere aşiretlerin tamamile el ele vererek çarpışacağını ve bunun içinde aşiretler arasındaki şahsi kan ve kin davalarının şimdilik tamamile unutulmuş addedileceğini söylemiştir. Mahut şerirlerden Hisso Seydo da bu toplantıda bulunmuş, aht ve peyman manasına olarak Munzur suyundan bir avuç içilmiştir...” (12 Kasım 1937, Tan)

BOMBARDIMAN UÇAKLARI . İki aşiret reisinin Munzur’un iki yakasından birbirine bağırmasını ‘en mühim toplantı’ diye sunan Tan gazetesinin niyeti tam olarak anlaşılmayan merkeze yönelik çevresel bir tepkiden ibaret olan olayı ‘büyük bir isyan’ olarak gösterme gayretleri gerçekten gülünçtür, ancak Kızılbaş Dersimliler ile Türk ulus-devleti arasındaki savaşın sonu çok hazindir. 20 Eylül’de İsmet İnönü Atatürk tarafından görevinden alınmış ve başbakanlığa Celal Bayar getirilmiş, bütçeye 1 milyon liraya yakın tahsisat konulmuş, ardından Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeye bombalar yağdırmıştır. Bu uçaklardan birini Mustafa Kemal’in manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanmıştır. (Sabiha Gökçen meselesine bir başka yazıda döneceğim.) Seyit Rıza’nın aşiretine sığınan Koçgirili Alişer ve karısı Zarife öldürüldükten sonra Seyit Rıza ve iki adamı, bazı kaynaklara göre 5 Eylül’de, bazılarına göre 10 Eylül’de, kendilerine güvence veren Erzincan Valisi’ne teslim olmaya giderken tutuklanmışlardır. Dersim’in siyasi önderlerinden Baytar Nuri Dersimi ise yurt dışına kaçmayı başarmıştır.

YARGILANMALAR . Seyit Rıza ve yandaşlarının duruşması 18 Ekim 1937’de Elazığ’da başlar. Bundan sonrasını resmi görüşe yakın Ahmet Emin Yalman’ın Tan gazetesinden izleyelim: “Seyit Rıza 18 Ekim günkü duruşmada Demirhan, Haydaran ve Yusufhan aşiretlerinin elebaşlarının 20 Martta Kahmut köprüsünü yaktıklarına dair ifade veren şahide “Allaha, devlete karşı gelmek için kudurmuş muyum ben!?” diye haykırdı ve el kaldırdı. Sonra şahit Muhindili Hüseyin dinlendi... Kamer şöyle haykırmış. “Başına şapka koydun da adam mı oldun?” Şahit aşiret reislerinin yanında bir Ermeni casusuna rastladığını da söyledi. Yine bu şahidin ifadesine göre aşiret reisleri bir devlet kurmak için su içmek suretile yemin etmişler. Hüseyin Demirhanlıları ikna etmiş fakat Seyit Rıza şöyle bağırmış: “Su için yemininden dönmez!”

Şahidin bu ifadesi hakkında ne diyeceği Seyit Rızaya soruldu, kat’iyen inkâr etti. Yusufhan aşireti reisi de şahidi ithama çalıştı ve dedi ki: “Bu adam casustur, şeyh oğludur. Bizi teslim olmamaya teşvik etti.” Bundan sonra şahit Hıdır çağrıldı ve isyanın başlangıcı hakkında malumat verdi, dedi ki: “Reisler, kabile halkına, devlet kurmak için Ermeni’den dört milyon altın geldi, demişler. Reislerden Hiso da Seyit Rıza’nın evinde plan çizmiş:” Şahidin ifadesi hakkında diyecekler sorulduğu zaman inkar etti. ... Mahkeme ayın 22 sine bırakıldı.(19 Ekim 1937, Tan)

Seyit Rıza İtiraf Ediyor

Tunçeli isyanı maznunlarının muhakemelerine bugün de devam edildi. ... Bugünkü celsede bir kısım suçluların mazbut ifadeleri okundu. Dinlenen şahitler, karakolu basanların Seyit Rızanın aşiretinden ve damatlarından olduğunu, Şeyvan (Seyhanlı) aşireti reisi Hasso Seydonun da askeri mühimmatı yağman edenler arasında bulunduğu söylediler. Bu celsede en dikkate değer taraf Seyit Rıza’nın torununun şahadeti oldu. Bu torun, dedesinin 60 silahlı şahısla beraber olduğunu anlattı. Verdiği tafsilat karşısında Seyit Rıza bir hayli şaşkınlıklar geçirdi ve tevil yollu cevaplar vermek mecburiyetinde kaldı. Seyit Rızanın adamlarından Zeynel’in ifadesi de suçluları şaşırttı ve aşiret reislerini itirafa mecbur bıraktı.... (23 Ekim 1937, Tan)

Seyit Rıza ve Avenesinin Muhakemesi

Tunceli isyanı maznunlarının bugün de muhakemelerine geç vakte kadar devam edildi. Bugünkü mahkemede isyan hadisesine ait Nazimiye Hozat Malazgirt kaymakamlarının o sırada verdikleri raporlar ve suçluların silahlı olarak devlet kuvvetlerine karşı geldiklerine dair delilli telgrafları okundu. Suçlular inkâra devam etmişlerdir. Muhakeme ayın üçüne kaldı. (2 Kasım 1937, Tan)

Tunceli isyanı suçlularının muhakemelerine bugün de devam edildi.

Mahut Seyit Rıza ve suç ortakları yine mahkemenin karşısına çıktılar. Bugünkü celsede iddia makamı iddiasını okuyarak, suçlulardan bir kısmının Türk Ceza Kanunu’nun 149. maddesinin ikinci fıkrasına göre cezalandırılmasını, bir kısmının da yine ayni maddenin üçüncü fıkrasına göre cezalandırılmalarını istedi. Neticede muhakeme müdafaa için Cumartesiye kaldı. İkinci fıkraya göre cezaları istenilenler arasında Sergerde Şeyh Rıza ve oğlu ve aveneleri bulunmaktadır. Bunlar hakkında istenilen ceza idamdır. (5 Kasım 1937, Tan)

Dersim Şakilerinin Sorgusu

Dersim şakilerinin elebaşısı mahut Seyit Rıza, çok bitkin bir vaziyettedir. Muhakemenin son celselerinde suçlular, tamami(y)le şaşalamış bir vaziyetteydiler. Birbirlerini itham ediyorlardı. Seyit Rıza’nın mahkemede okunan mektuplarında, çok küstahça ve ahmakça satırlar vardır. Seyit Rıza, takip müfrezeleri çekilmediği takdirde çok kan döküleceğini, kendisinin 70 aşireti(y)le başka yere gideceğini, hükümete katiyen teslim olmayacağını yazmaktadır.... Müddeiumumînin (savcının) geçen celsede okuduğu iddianamede yalnız dokuz kişinin beraatı istenilmektedir. Kararın şu günlerde tefhim edilmesi (açıklanması) muhtemeldir. (8 Kasım 1937, Tan)

Atatürk Doğu Seyahatine Çıkıyor

Cumhurreisimiz Atatürk’ün, bugünlerde Şarki ve Cenubi Anadolu’da geniş bir tetkik seyahatine çıkmaları muhtemeldir. Büyük Şefimizin bu seyahat esnasında Mersin veya Antalya’dan vapurla İstanbul’a geçmeleri de ihtimal dahilinde görülüyor. Başvekilimiz Celal Bayar ile Dahiliye Vekili ve Parti Genel Sekreteri Şükrü Kaya ve Nafıa Vekili Ali Çetinkaya’nın da bu seyahat esnasında Atatürk’ün beraberlerinde bulunacakları öğrenilmektedir. Nafıa vekilimiz bu seyahat esnasında Diyarbekir-Cizre hattının temel atma töreninde bulunacaktır. (9 Kasım 1937, Tan)

Büyük Şefin Seyahati

Atatürk Dün Akşam Şark Vilayetlerine Bir Tetkik Seyahatine Çıktılar Beraberlerinde Başvekil Celal Bayar ile Dahiliye ve Nafıa Vekillerimiz de Bulunuyor (13 Kasım 1937, Tan)

Dersim Şakilerinin Akıbeti

Seyit Rıza, Oğlu ve Avenesi Dün Sabah Elazizde İdam Edildiler. Tunceli hadisesine ait muhakeme hitam bulmuştur (bitmiştir). Tunçeli’de isyan eden 58 suçluya ait karar tefhim edilmiştir. Bu karara göre suçlulardan 11 i idama mahkûm olmuş fakat içlerinden dördü hakkında idam cezası yaşların geçkin olmalarından dolayı 30 sene ağır hapse tahvil edilmiştir. Diğer yedi idam mahkûmları şunlardır: Seyit Rıza ile oğlu Hüseyin ve Seyhanlı aşireti reisi Hasso Seydi ve Yusufhanlı aşiret reisi Kamer oğlu Fındık ve Demenanlı aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan, Kureyşanlı Ulikeye oğlu Hasan ve Mirza Ali oğlu Alidir. İdam hükümleri bu sabah infaz edilmiştir. 14 Suçlu hakkında beraat kararı verilmiştir. Diğer suçlular da muhtelif ağır cezalara mahkûm olmuşlardır. (16 Kasım 1937, Tan)
SEYİT RIZA’NIN İDAMI. O döneme Malatya Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olan ve Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensür’in emriyle, Diyarbakır’da yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya gidecek olan Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını isteyecek ‘6 bin beyaz donluya meydan vermemek’ için, duruma el koyan İhsan Sabri Çağlayangil’e göre usule itiraz eden savcı izinli sayılarak göreve yardımcı getirilmiş, okuma yazma ve Türkçe bilmeyen sanıklara ne iddianame, ne avukat verilmiş, asabilmek için Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmıştı, bölge komutanı Alpdoğan Paşa, kararın yazılacağı boş kağıdı önceden imzalamıştı. Çağlayangil şöyle bitirmişti: “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evladı kerbelayı. Bihatayı. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti, ip boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı...” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılar, Güneş Yayınları, 1990, s. 45-55.)

Bir iddiaya göre ise, Seyit Rıza’nın bedeni yakılmamış, gizli bir yere gömülmüştür. Seyit Rıza’nın varisleri devletten bugüne dek bu konuda bir bilgi alamamışlardır.

İKİNCİ DERSİM HAREKÂTI . Ancak idamlardan sadece 1,5 ay sonra Dersim’de ilkinden de kapsamlı bir harekata başlandı. Genelkurmay kitabına göre, Ovacık ilçesi adliyesi ve asker alma şubesinin istediği 1.149 kişi hakkında kanunu takibat yapan müfrezeye Kaçkerek köyünde 2 Ocak 1938 günü pusu kurulması ve toplam 9 jandarma erinin öldürülmesi üzerine, Haydaran ve Kör Abbas aşiretlerinden 100 kişi, Demananlı 50 haydut, Keçel haydutlarından 100 kişi, Abbas Aşuran ve Beyit uşaklarından 50 kadar silahlı kişiyle bunların 5-6 bin tahmin edilen aile efradını temizlenecekti. (Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938), Genelkurmay Harb Tarihi Başkanlığı, 1972, s. 432 ve devamı)

Amacın bu olmadığı belliydi. Çünkü operasyonlar yalnız isyan bölgesi denilen yerlerle sınırlı kalmamış, devlete vergi veren, askere giden Pertek, Mazgirt, Nazimiye, Pülümür ilçe ve köylerini, hatta Dersim’i aşarak Erzincan’ı da içine almıştı. 31 Ağustos’a kadar süren ikinci ‘tedip’ ve ‘tenkil’ harekâtında, Genelkurmay kaynağı tarafından ‘haydut’, ‘eşkıya’, ‘şaki’, ‘dağlı’ diye nitelenen ve bu gruplar yine kitabın diliyle ‘imha edilmiş’, ‘temizlenmiş’, ‘köyleri yakılmış’tı. 6-16 Eylül 1938 arasındaki harekâtın bilançosu ise şöyleydi: “Tarama bölgesinden ölü ve diri 7.954 kişi çıkarılmıştır. 1.019 silah toplanmıştır.” (Reşat Hallı, s. 478) Gayri resmi kaynaklara göre ise ölü sayısı bunun kat kat üstündedir.

VE SÜRGÜNLER . ‘Tarama’nın ardından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından bizzat seçilen 3.470 kişiden oluşan 347 aile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa ve İzmir gibi Batı illerine serpiştirilerek yerleştirilirler. Mustafa Kemal, hastalığı dolayısıyla Celal Bayar tarafından okunan 1 Kasım 1938’deki Meclis’i açış konuşmasında Tunceli’de ‘haydutluk ve eşkıyalık olaylarının bitirilerek ulusal egemenliğin sağlanmasından duyduğu kıvancı’ dile getirmiş, İsmet İnönü ‘Dersim müşkilesinden kurtulduk’ demiştir. Halbuki, dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına dek sürecek, bölgenin yasak bölge olmasına ise ancak 1948’de son verilecektir.

ÇAĞLAYANGİL’İN KORKUNÇ İDDİASI: “ORDU GAZ KULLANDI” . Dersim müşkilesine son verirken kullanılan araçların neler olduğunu geçtiğimiz aylarda bana posta ile ulaştırılan bir ses kaydından öğrendim. Kayıtta Süleyman Demirel hükümetlerinin ünlü Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’le emekli olduktan sonra, 1986’da yapılan bir röportajdan bir bölüm vardı. Çağlayangil’i yakından tanıyan birkaç kişiye kaydı dinlettikten sonra, sesin kendisine ait olduğundan emin oldum. Röportaj Çağlayangil’in evinde yapılmışa benziyordu, çünkü arada Çağlayangil’in eşinin sesi de duyuluyordu. Özellikle son cümleleri tüyler ürpertici olan bantın dökümünü kelimesi kelimesine aktarıyorum:

KANLI BİR HAREKET . “.....Tercümana Kürtçe anlattı. Tercüman bize tercüme etti. [Kürt adam şöyle dedi] ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimler üzerinde inceleme yaptık. Üç tanesi hariç bunları size teslim etmeye karar verdik.’ Abdullah Paşa bu üç tanenin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu kadın. Bir tane de başka adam var. Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, bu üç kişinin de teslimi gerektiğini kabul ettiklerini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebi sordu. Kürt büyük bir samimiyetle dedi ki: ‘Bir adamın bir kocası olur dedi. Siz bir hareket yapıyorsunuz. Bu hareket gelir geçer. Buraları yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulüm ederler. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse zaten biz ağaya kul olmalıyız. Ama siz yoksunuz, bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için ve bunlar da şeyh olduğu için, din büyükleri olduğu için, size değil onlara itaate, sizin değil onların söylediğini yapmaya mecburuz.’ Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti. Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da gider siz de gidersiniz. Yalnız son zamanlarda bilhassa sınırlarda dış tesirlerden Kürtlerin bağımsızlık hareketi başladı. Kürtlerin bir bölümü Türkiye’de, bir bölümü İran’da....” (Kayıt burada bitiyor.)

Eğer Çağlayangil’in dedikleri doğruysa ‘Dersim’de soykırım yapıldı’ diyenlere nasıl itiraz edeceğiz?

Not: Gazetedeki sayfamda, bu kaydın bir kopyasını Internet sayfasına koyacağımı duyurmuştum ama, teknik ekip henüz bunu halledemedi. İsteyenlere kaydı göndermeye çalışacağım. Ama ilerde daha kolay bir yol bulmayı umuyorum.)

Kaynakça: Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938), Genelkurmay Harb Tarihi Başkanlığı, 1972, M. Kalman, Belge ve Tanıklarıyla Dersim Direnişleri, Nûjen Yayınları, 1995, Nurşen Mazıcı, Celal Bayar’ın Başbakanlık Dönemi (1937-1939), Der Yayınları, İstanbul, 1996; Dersim, Jandarma Genel Komutanlığı’nın Raporu, Kaynak Yayınları, 1998; İsmail Beşikçi, Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi, Belge Yayınları, 1990; Mehmet Bayrak, Alevilik ve Kürtlük, Öz-Ge Yayınları, Ankara, 1997.(ayşe hür)

kaos
02-04-2009, 06:55
O günün gazetelerine bakan herkes rahatça görebilir ki, Bayar Hükümeti’nin Dersim’de yürüttüğü harekâtı, dünya ve Türkiye kamuoyunun gözünden kaçırmak için olay gazetelere ‘Fırat ve Murat kıyılarında yapılan manevralar’ olarak aksettirilmişti. Birinci Dersim Harekâtı’na katılan Sabiha Gökçen’e verilen madalya bile gazetelerde “gerek kurslarda, gerek Türk hava ordusu mektep ve kıt’alarında [gösterdiği] büyük muvaffakıyetler ve son atışlı tatbikatta kahramanca hizmet” yüzünden verilmiş gibi sunulmuştu. (Havacılık ve Spor, 15 Haziran 1937, S.193)

Yani o yıllarda, ‘manevra’, ‘tatbikat’ gibi terimler, kanlı bir askerî harekâtın kod adıydı. Dersim’de olanlara dair resmi anlatıyı öğrenmek bile, ancak 1972 yılında Genelkurmay Harb Tarihi Başkanlığı’nın Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938) adlı kitabının yayımlanmasıyla mümkün olmuştu. Ama işin ‘gayri resmi’ yanını hâlâ tam bilmiyoruz.

Bu ‘manevra’lardan birinde Dersim’in kaderi belirlemişti. Bu olayı Celal Bayar’ın ağzından dinleyelim: “Şimdi, Mareşal, Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım. Atatürk malum... Üçümüz Dersim’de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz. Üçümüz bir arada ‘Ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır?’, onu görüşüyoruz. İkisi de Birinci Cihan Harbi’nde muharebe etmişler. Ben daha çok izleyiciyim. Malumatları geniş... Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar. Dersim’in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüşüyorlardı... O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk’le göz göze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı. ‘Ne olacak?’ dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. ‘Anlıyorum efendim, bana hitap edişinizin manasını’ dedim. Atatürk: ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi ve vurduk...” (Kurtul Altuğ, “Celal Bayar Anlatıyor”, Tercüman, 17 Eylül 1986.) Bu mülakatta, Celal Bayar, asıl sorumlunun Atatürk olduğunu ima ediyor, ama kendisinin ‘etkisiz’ eleman olduğunu kabul etmek zor.

Geçen hafta yayınladığım İhsan Sabri Çağlayangil’in konuşmasından anlaşıldığına göre ‘Dersim’i vurmak’ için zehirli gaz kullanılmış, mağaralara sağınmış Dersimliler (Çağlayangil’in deyimiyle) ‘fare gibi zehirlemiş’, ‘yediden yetmişe kesilmişler’ di. Eğer, Sayın Gürsoy, bu tarz bir müdahaleyi, ‘sükûnu sağlamak’ faslından mubah görüyorsa benim kendisine söyleyecek sözüm yok.

(ayşe hür-taraf gazetesi)

kaos
02-04-2009, 07:34
dersim olaylarını birde o günleri yaşamış insanlardan dinlemek gerek diye düşünüyorum...DERSİM adlı belgeselde o günlerin dehşetini yaşamış insanların hala korku dolu gözlerle anlattıklarına şaşıracaksınız...bir örnek...dere kenarında ölen bi annenin çoçugu ordan ayrılmıyor...annesinin açıkta kalan gögüslerini bi süre emip sonra derede oynuyor...bi süre oynadıktan sonra tekrar gelip emiyor..bu böyle bi kaç kez devam etti...olay yerine gelen askerlerin başındaki subay,,çocuğa dokunmayın dedi,,kimse dokunmasın,,çok küçük,,zaten kendiliğinden ölecektir...sonra yollarına devam ederlerken bi askerin çoçuğu süngüleyip dereye attığını gördüm............................................ ...
dehşet verici değilmi...bunun sadece bi hikaye olmasını çok isterdim........ama bir başkası kameraya karşı asla konuşmayacagını söleyip duruyodu...o günlerin dehşetine tanık olduğundan korkuyordu...ve böyle bi sürü yaşlı insanın anlatımları..ve ekrana yapıştırılan belgeler filan.....dersim olaylarının bilançosunun ağırlığı dehşet vericidir...

kaos
05-04-2009, 03:50
http://www.taraf.com.tr/makale/2797.htm
http://www.taraf.com.tr/makale/2768.htm
taraf gazetesi yazarı ayşe hürün..araştırmaları..yukarıda kopyala yapıştır yaptıım için özürdilerim...

Akhenaton
12-04-2009, 01:16
böyle kendini bilmez tarihi bilmez ukala insanları entellktüel sıfatına bürünüp kendini bilgin gösteren bir tarza bürünmesi gayet saçmadır...dersim yoktur diyorsun buyur sana dersim.Faşist yaklaşımlara değnek olan arkadaşımız gerici zihniyetle tarihi inkar etmekte ve bunu öyle bir savunmaktadır ki resmen saçmalamaktadır.O dönem ve günümüz döneminde etkisi hala gösteren 38 olayları dersimliler için bir 0 noktasıdır 38 öncesi ve sonrası diye tarih anlır.Bazı yazılarda dersin savaşı denilmek aslında tam olarak katılmıyorum çünkü halk orda bırakın savaşı kendini çoluk çoğucuğu dahi koruyamamıştır ama savaşan direngen aşiretler ve yiğitler olmuştur.Sadece bir şey hakkında yorum yaparken daha dikkatli olunmasını rica ediyorum boş gevezelik yapmanın hiç bir alemi yoktur.http://img363.imageshack.us/img363/8526/oskarmanndersimharitazd9.jpghttp://www.gomanweb.com/Resimler/kutuphane_dosyalari/Dersim_Asiretleri1.jpg


Kim çizdiyse resimleri iyi çizmiş , hangi tarihi veya hangi olayları baz alarak çizmiş bu haritaları, niye 1000 yıl veya 5000 yıl öncesini cizmemiş.Dersimde o anılardan biri işte , tarih sahnesine sonsuza dek gömülmüş bir anı.Alaman ajanların kalemimi bu ingilizmi , hadi cevabı sana bırakıyorum.

che21
06-06-2009, 22:32
Kim çizdiyse resimleri iyi çizmiş , hangi tarihi veya hangi olayları baz alarak çizmiş bu haritaları, niye 1000 yıl veya 5000 yıl öncesini cizmemiş.Dersimde o anılardan biri işte , tarih sahnesine sonsuza dek gömülmüş bir anı.Alaman ajanların kalemimi bu ingilizmi , hadi cevabı sana bırakıyorum.

Arkadasım kusura bakma ama sen entellektuel cubbesı altında cahiliginle EDİT yapıyorsun.
Ne tarihi bliyorsun ne tartışmayı
kendi ırkını yuceltıp durmaktan basta kürtler olmak uzere ezmeye yok saymaya programlanmıs EDİT yapan mhp patentli bir EDIT.

che21
06-06-2009, 22:33
dersim ismi ne zaman degişmiş tuncelinin öncekı adı neydı bıraz ona bıraz tarıhe bak
senınle tartısmak bile aslında abesle iştigal
mıknatıs gibisin yapısmıssın bı demire bırakmıyosun

digeri_1
18-06-2009, 21:39
Arkadasım kusura bakma ama sen entellektuel cubbesı altında cahiliginle EDİT yapıyorsun.
Ne tarihi bliyorsun ne tartışmayı
kendi ırkını yuceltıp durmaktan basta kürtler olmak uzere ezmeye yok saymaya programlanmıs EDİT yapan mhp patentli bir EDIT.

Dersim asıl adıdır Tuncelinin. Ve dersim kalacaktır. Tarihte Dersim katliamları ( kimileri soykırım diyor) gerek tanıklıklardan gerek tarihsel dökümanlardan görülebilir. İnkarcı bir politikayla siz kendinizi kandırın durun.

http://dersimsoykirimi.org/

Squall
20-06-2009, 03:56
Barbar Türkler!!! nasılda kesip biçmişler zavallı kürtleri vah vah...

digeri_1
20-06-2009, 19:41
Benim ne türk olmak umrumda ne kürt ve başka bir milliyet .
Tunceli ( Dersim) de aleviler - kürtler katliamlara uğramıştır, Üzerlerine köylülerin bombalar yağmıştır. Bu tarihsel gerçeğe hala milliyetçilikçe , ırkçılıkla veyahut inkarcılıkla yaklaşılırsa kürt sorunu felan da çözülemez. ÇÖZÜMSÜZLÜK GİTGİDE BÜYÜK.

saygılar

SadeceAteist
21-06-2009, 08:23
“İki ayı aşkın bir zamandan beri Ankara Hükümeti, Dersim bölğesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Feodal unsurlar, Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesindeki barınmayı başarmışlardır. Bu bölgeye geçtiğimiz yıl TUNCELİ adı verilmiştir. Dersim’in hakim katmanları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir... Dersim’de devlet otoritesi sadece kağıt üzerine kalıyordu. Feodal aşiret reisleri her fırsatta devleti hiçe sayarlardı...

Bugün, Kemalist Hükümet’in enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.” (Komintern Belgeleri’nde Kürt Sorunu, Kemalizm, Erdal Yeşil, Tohum Yayınları, s. 185, İstanbul)

Feodalizmin adım adım tasfiye edilmeye çalışıldığı bir dönemde çıkan ayaklanmanın bastırılmasından olağan bir şey olabileceğini sanmıyorum.

niveru
21-06-2009, 09:15
su resmi devlet aciklamasini oraya yazdiginda , feodal unsurlar , isyan , kemalist devrimler gbi seyleri soylediginde ,vicdan ortadan kalkiyor oyle mi

feodal isyani !!! , bastirmak icin oldurulen binlerce kadin cocuk yasli , insanin vicdani sorumlugu birden yok oluyor,yasallasiyor , hakliliga burunuyor resmilesiyor ,,,

vah vicdan ahh vicdan...

Akhenaton
21-06-2009, 13:46
Hz. Muhammed’in soyundan gelenlere "seyit" deniliyor. Dikkat ediyor musunuz; özellikle Doğu ve Güneydoğu’da ne çok seyit olduğunu söyleyen aile var! Bunlar gerçekten Hz. Muhammed’in soyundan mı geliyor, yoksa çoğu "çakma seyit" (müteseyit) mi? Türkiye’de kutsal soy aristokrasisi oluşturan "seyit enflasyonu" ne zaman, nasıl doğdu? Peki, tüm bunların Kürt sorunuyla ne ilgisi var?

SEYİT olmanın tek temel ölçütü vardır; Hz. Muhammed’in ailesi, yani "ehlibeyt"e mensubiyettir.

Ehlibeytin kimleri içerdiği bugün dahi tartışılan bir konudur.

Şiiler "Ál-i Aba"dan, yani Hz. Muhammed’in kendisi, kızı Hz. Fatma, damadı Hz. Ali ve iki torunu Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’den ibaret olduğunu ileri sürerler.

Sünniler ise bu konuda iki gruba bölünmüştür; bir grup Hz. Muhammed’in tüm eşlerini de ehlibeyte dahil ederken, diğer grup amcalar, torunlar, yeğenler gibi tüm akrabayı yani Haşimiler’i ehlibeyt sayarlar.

Bazı küçük mezhepler ise Abdullah Mesud, Selman-ı Farisi gibi sahabileri de ehlibeyte dahil ederler.

Türkiye’deki -ki hemen hepsi Kürt- seyitler, ehlibeyte mensup mudur?

Evet, konuyu artık yaşadığımız topraklara, Anadolu’ya getirebiliriz...

’Çakma seyit’ hep vardı

Seyitlerin Anadolu’daki tarihinin ne zaman, nasıl başladığı, boyutlarının ve mekánlarının ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bilinen, seyitlerin büyük ölçüde kabul gördüğü bölgelerin başında Anadolu’nun geldiğidir.

Anadolu’daki seyit tarihi, Selçuklular dönemine kadar götürülebiliyor. Öncesine ait yazılı metin yok.

Selçuklular döneminde seyit olduğunu iddia eden o kadar çok kişi/aile var ki, seyitlerin nesebi konusunda ilk çalışma başlatıldı. Bu iş Sadreddin Yusuf’a verildi.

Ancak gerçek seyitler ile "çakma seyitleri" (müteseyitleri) birbirinden ayıran ilk çalışma, Abbasiler döneminde başladı. Yani sorun sadece bize özgü değildi. Sahte seyitler tüm İslam ülkelerinin sorunuydu.

Benzer çalışmalar Osmanlı döneminde de sürdü; Yıldırım Bayezid 1400 yılında konuyla ilgili olarak "nakibü’l eşraf" kurumu oluşturdu.

Seyit belgesi: Hüccet

Seyit olduğunu iddia eden kişi iddiasını "nakibü’l eşraf" kurumu önünde ispat etmek zorundaydı. Bunu ispatlamanın iki şartı vardı; elindeki belgeler ve (yıllar içinde sayıları sürekli artan) şahitler.

Seyit olduğunu kanıtlayanların hüccetleri/unvanları ibraz edilir ve defterlere kaydedilirdi. Bu defterlerden günümüze sadece 38 adedi ulaşmıştır ve bunlar da İstanbul Müftülüğü Şeriye Sicilleri Arşivi’nde saklanmaktadır.

Kurul sadece seyitliği onaylamaz, aynı zamanda "çakma seyitlerin" önüne geçmek için sık sık Anadolu’daki kaymakamları aracılığıyla teftişler yaptırırdı.

Peki, bu sıkı incelemeye rağmen "çakma seyitler"in önüne neden geçilememişti? Bu işlerde rüşvetler dönüyor muydu?

Meseleyi tam kavrayabilmek için, seyit olmanın ne gibi avantajları vardı, önce ona bakmak gerekiyor...

Vergi muafiyeti

Seyitlik salt yüksek sosyal statü meselesi değildi.

İşin ekonomik ayrıcalığı vardı; seyitler vergiden muaftılar! Sadece kendileri değil birinci-ikinci dereceden tüm akrabaları da vergi vermiyordu.

Vergi vermedikleri gibi vakıflardan da belli gelir payları alıyorlardı.

Seyitlerin ayrıcalıkları çoktu. Örneğin, seyitleri normal mahkemeler/kadılar yargılayamıyordu, sadece nakibü’l eşraf kurumu yargılayabiliyordu.

Yani seyit olmak çok avantajlıydı. Bu durum Osmanlı’nın gerilemeye başladığı dönemde sosyal ve iktisadi ayrıcalığa kavuşmak isteyen insanlara çok cazip gelmeye başladı.

Seyit olmanın sağladığı ayrıcalıkların kısa sürede fark edilmesiyle Anadolu’da özellikle 16. yüzyıldan başlayarak bir "seyit enflasyonu" yaşandı!

Yani, Osmanlı siyasal ve iktisadi olarak geriledikçe "çakma seyit" sayısı buna paralel olarak arttı.

Seyitliğin maddi ve manevi kazançları insanları o kadar yoldan çıkardı ki alınan sıkı tedbirlere rağmen "çakma seyitlerin" önüne geçilemedi.

Rüşvetle seyit oldular!

"Çakma seyit" olmak o kadar zor değildi. Bunun çeşitli yöntemleri vardı.

En masumu olan iltimas/hatır için verilen hüccet belgesiydi. Gerçi bu durum öyle bir hal aldı ki; Osmanlı Medine’de hatır için sürekli hüccet veren nakibü’l eşraf Seyit Ahmed’i 1576’da uyarmak zorunda kaldı. Bu uyarılar ne kadar işe yaradı bilinmez ama "çakma seyitler" hep bir yol buldular.

Vilayet kátiplerine birkaç akçe rüşvet vererek Defter-i Hakani’ye kendilerini "seyit" olarak yazdırmaları da bu yollardan biriydi.

Devlette tanıdığı olmayanlar, rüşvetten korkanlar ise düzmece şecerelerin peşine düşüyorlardı. Veriyorsun parayı, alıyorsun soylu bir geçmişi! Yeter ki paran olsun; yoksul seyit öldüğünde ailesi şecereyi iyi para verene satabiliyordu.

Ya parası olmayanlar ne yapıyordu? Evlere girip şecere çalıyorlardı!

Bitmedi. Yoksul, bilgisiz halkı kandırmak isteyen kimi uyanıklar, belgeye, şecereye ihtiyaç duymadan seyitlik alameti olan yeşil sarığı başına sarıp köy köy dolaşıyordu. Gelsin etler, sütler, akçeler...

Uzatmayalım; görüldüğü gibi Osmanlı’da seyit olmak o kadar da zor değildi! Yeter ki yakalanmasınlar.

Aslında Osmanlı kiminin seyit olduğuyla pek ilgili değildi ama işin içinde para vardı. "Çakma seyitler" yüzünden devletin vergi gelirleri o kadar düştü ki Osmanlı önlemlerini sıklaştırdı. Kapsamlı teftişler sayesinde "çakma seyitler" ortaya çıkarıldı. Toplanan yeşil sarıklar İstanbul’a gönderiliyordu. En çok yeşil sarık toplanan şehir ise Diyarbakır’dı!

Cumhuriyet ve seyitlik

Cumhuriyet, nakibü’l eşraf kurumunu kaldırdı.

Doğal olarak seyitlerin vergiden muaf tutulmaları gibi benzeri imtiyazlara son verildi. Seyitlik sadece sosyal statü için gerekli bir kimlik olarak kaldı.

Kuşkusuz bu dinsel statü, bölgedeki tüm asalet ve şeref rütbelerinin üstündeydi. Kendilerini hep bir asil nesebe bağlama ihtiyacı içinde olan Türkiye’nin gelişmemiş bölgelerindeki aşiretler, "seyit" unvanı için her yolu denediler.

Biliyorlar ki seyit olmak, diğer aşiretler nezdinde onlara prestij kazandırıyordu.

Ve dolayısıyla bölgede her aşiret şeyhi şeceresini ehlibeyte dayandırmak için her yola başvurdu. Zaten denetleyen bir kurum da yoktu ortada! Böylece elinde sahte-gerçek şecere bulunduran her şeyh soyunu Hz. Muhammed’e dayandırdı. Ve bu nedenle bugün bölgede "seyit enflasyonu" yaşanmaktadır.

Bunun büyük çoğunluğunun "çakma seyit" olduğunu belirtmeye gerek var mı?

Bu bilgilerden sonra gelelim meselenin özüne:

Terörden kaçan Kürt aydınlar, hızla feodal "çakma seyitlerin" hegemonyasına girmektedir. Bu birliktelikten çok memnun olanlar ise yandaş medyayı sonuna kadar "çakma seyitlere" açan dinci-liberal kalemlerdir.

Kürt aydınlar bu büyük oyunun figüranı yapıldıklarının farkında değil midirler?

Bir solcu adam: Gündüz Aktan

MEHMET Ali Birand ile "Özallı Yıllar" belgeselini yaparken tanıştım Gündüz Aktan’la...

Bu belgesel çekimleri sırasında kimin anlattığını anımsamadığım bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum:

Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı olduğu yıllar.

Gündüz Aktan, Çankaya Köşkü’ne rahat girip çıkan isimlerden biri. Cumhurbaşkanı Özal dışında kimseyle de pek konuşmuyor. Zaten soğuk bir tipi var; kimse de ona yanaşmıyor. Ama Özal’la yakın ilişkisi kıskanılmaya başlanıyor, dedikodu çarkı işliyor: "Gündüz Aktan, Dışişleri Bakanlığı’nın en sıkı solcularından biridir."

Bu sözler Turgut Özal’ın kulağına da fısıldanıyor. Özal gülüp geçiyor.

ANAP ve Köşk’teki muhafazakár kadro işin peşini bırakmıyor. Özal dayanamıyor, gelenleri tersliyor: "Adam gibi adam, işini çok iyi yapıyor, gerisi kimseyi ilgilendirmez."

Gündüz Aktan emekli olduktan sonra Radikal Gazetesi’nde köşe yazmaya başladı. Makaleleri, dinci-liberal ittifakının tepkileriyle karşılaştı.

Ulusalcı, bağımsızlıkçı tezleri savunması üzerine bu kez yine, "Bu adam nasıl solcu" sözleri duyulmaya başlandı.

Ve o, hep belgelerle yazdı, belgelerle konuştu.

Solcu olduğunu hiç saklamadı. Omurgalı bir aydının nasıl olması gerektiğinin ispatıydı.

Sonra Devlet Bahçeli kendisini MHP’ye davet etti. Bir dönem Çankaya Köşkü’nde dillendirilen dedikodu bu kez MHP’de de fısıldanmaya başlandı: "Bu solcu adamın ülkücülerin arasında ne işi var!"

Devlet Bahçeli, tıpkı Turgut Özal gibi yanıt verdi: "Gündüz Bey adam gibi adamdır!"

Evet, Türkiye adam gibi bir adamı kaybetti. Allah rahmet eylesin.

Kürt aydınının travmatik dönüşümü

SON dönemde ülkemizdeki iki gelişme çok dikkat çekici hale geldi:

Birincisi; Kürt aydınları dünün ve bugünün şeyhlerini, aşiret reislerini -ki bunların hepsi seyit olduğunu iddia etmektedir- övgüler düzüp yüceltmeye başladı.

İkincisi; Kürtler sorunlarının çözümü için bu "çakma seyitlerin" ağızlarından çıkacak iki cümleye büyük önem verip, bunlara "kurtarıcı misyonu" vermeye başladı!

Aşiret düzenini yıkmayı hedeflemeyen, yüzlerce yıllık gerici gelenekler arasında boğulmakta olan Kürtleri özgürleştiremeyen Kürt münevverleri, bölgedeki aydınlanmayı "çakma seyitler" ile mi gerçekleştireceğini düşünüyor?

Sahi, tıpkı müritler gibi körü körüne bağlanmaya başladıkları bu "çakma seyitlerin" olağanüstü yetenekleri haiz olduklarını sanıp bunların geleceği görerek mucizeler yaratabileceğine mi inanıyor?

Çocuk mu bunlar. Bu, bu toprakların 150 yıllık aydınlanma mücadelesine savaş açmaktır. Terörden daha tehlikelidir.

Bilmezler mi; bunlar, sadece "çakma seyit" değil, çoğu -Barzani gibi- kökeni bilinmeyen, kılıç zoruyla "beylik" almış şeyh figürleridir.

Son günlerde ardı ardına aşiret reislerine övgüler düzen kitapları yazanların hedefi nedir? Kendi kültürüne sahip çıkmak, gericiliği yücelterek olmaz. Çağ dışı kalmış şeyhleri tıpkı bir müridin yaptığı gibi uçurmaya çalışmak trajikomiktir!

Kürt aydınları kendilerini kandırmamalıdır; geleneksel hiyerarşiye boyun eğerek, şeyhlerin mutlak otoritesi altına girerek gericileştiklerini görmelidirler.

Cumhuriyet ile birlikte okuma olanağına kavuşmuş yoksul Kürt ailelerin aydın çocukları, dinsel özellikleri ağır basan şeyhlerin bugün nasıl müridi olur? Bu kendi tarihlerine bile hakarettir. Osmanlı’daki Kürt hareketlerinin bile gerisine düşmüşlerdir.

Kürt aydınlarına ne oldu böyle? Gerçek hayattan nasıl koptular?

Türkiye’deki yozlaşmanın/avamlaşmanın Kürt aydınlarını da etkilediğini söyleyebilir miyiz?

Sadece bu mu?

Osmanlı’nın son döneminde, İngilizlerin Kürt sorununun çözümünü "çakma seyitlere" havale etmesiyle, bugün Amerikalıların aynı aşiretlerle kol kola olması arasında hiç mi bağ kurmuyorlar?

"Çakma seyitlerin" nasıl rol çaldıklarını düşünüyorlar?

"Turuncu Devrim" peşinde koşanların Kürt aydınlarını bu oyunun taşeronu yapmak istediklerinin farkında değil midirler? Karşı koyanlara neden "Ergenekoncu" yaftası vurulduğunu sanıyorlar?

ABD ve İsrail’in Ortadoğu politikalarına karşı çıkan Kürtler bir bir tasfiye edilirken "çakma seyitlerin" önü neden açılıyor, anlamıyorlar mı?

Türkiye’ye "emperyalist" diyecek kadar küçülen bazı Kürt aydınların, dün İngilizleri bugün Amerikalıları "kurtarıcı" olarak görmeleri hangi büyük oyunun sonucudur?

Kürt aydınları, ABD’nin Irak’ta Sünni, Şii ve Kürtlerin en gerici kanatlarıyla işbirliği yaptığından hiç mi ders çıkarmıyor?

200 yıldır çözümü şeyhlere havale edenler bugün hálá TV’lere çıkıp "Şeyhler baba gibidir" diye nasıl konuşabiliyor?

İnanmak zor ama birileri -üstelik ABD hegemonyası krize girmişken- hálá bu güçlerin ipiyle kuyuya inmeye çalışıyor!

Kürt sorunu, Türk ve Kürtlerin el ele vererek kardeşlik temelindeki politikalarla çözülür; uluslararası güçlerin ve onların işbirlikçisi "çakma seyitlere" himmet duyarak değil.

Diyarbakır neden bir Eskişehir olamadı

TARTIŞMA, Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır gezisiyle başladı: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başarılı mı?

Taraflar yerel seçim öncesi karşılıklı söz düellosunu sürdürüyor.

"Kimin haklı olduğuna seçmen karar verecek" gibi yüzeysel bir cümle kurmak istemiyorum. Çünkü Diyarbakır’daki seçimin yerel hizmetlerle hiçbir ilgisi olmadığını artık hepimiz biliyoruz.

Ama gelin gözlerden kaçan bir meseleyi masaya yatıralım:

DTP bölgede birçok belediye başkanlığını kazandı.

Peki, DTP bu kazandığı yerlerde yeni bir "belediye modeli" oluşturabildi mi? Hayır. Başarılı oldu mu? Hayır.

Peki, ne yaptılar; hep büyük politikalar, iri laflar peşinde koştular.

Yeni bir belediyecilik anlayışının Türkiye’ye getirilmesinde öncü olamadılar.

Hiç kimse "hükümetten yardım alınamadı" gibi gerekçeler öne sürmesin.

Çünkü Türkiye’nin bugün beğenerek izlediği DSP’nin Eskişehir örneği var. Prof. Yılmaz Büyükerşen’in hükümet tarafından desteklendiğini söylemeyeceksiniz herhalde.

Diğer yanda Diyarbakır, AB fonlarından Eskişehir’in aldığının üç katı para almıştır.

Diyarbakır’ın bırakın bir Eskişehir yapılmasını, DTP kabul etmelidir ki, 1970’li yıllarda Dev-Yolcu Terzi Fikri’nin gerçekleştirdiği bir "Fatsa ekolü" bile gerçekleştirilememiştir!

Bir yerel yönetim modelleri yoktur. Kusura bakmasınlar, sadece laf üretiyorlar.

Bunca yıllık siyasal birikimin bir şey üretememesi hazindir.

Salt kimlik siyasetiyle nereye kadar gidilebilir?

DTP özeleştiri yapmak zorundadır.

Alternatif toplumcu belediye modellerini hayata geçirerek diğer siyasal partilere de örnek olmalıdırlar.

Ve bu belediyecilik anlayışıyla Türkiye’nin her yerinden oy talep etmelidir; salt Kürt kimliğiyle değil.

Soner Yalçın

SadeceAteist
25-06-2009, 09:01
su resmi devlet aciklamasini oraya yazdiginda , feodal unsurlar , isyan , kemalist devrimler gbi seyleri soylediginde ,vicdan ortadan kalkiyor oyle mi

feodal isyani !!! , bastirmak icin oldurulen binlerce kadin cocuk yasli , insanin vicdani sorumlugu birden yok oluyor,yasallasiyor , hakliliga burunuyor resmilesiyor ,,,

vah vicdan ahh vicdan...

Ben bir devlet açıklaması koymadım, ben Komintern'in Dersim İsyanını değerlendirmesini ortaya koydum.

İkincisi, öldürülen insanlar hakkında da yorumda bulunmadım. Sadece bu isyanın feodal unsurların devlete başkaldırısı şeklinde ortaya çıktığını ve haliyle devletin de bu isyanı bastırdığını söyledim.

Vicdan dediğin nedir ki, galiba insanları maraba yapmak; maraba yapanları cezalandırmak olmadığına göre, senin vicdanın bu.

niveru
25-06-2009, 10:39
ilk olarak agzimiza sakiz ettigimiz su feodal duzen ne dedir onu bir konusalim ..

Bakin turkiye devletinin feodal duzenle , devlete asker verdikleri ,vergilerini odedikleri muhdetce bir sorunu olmamistir, Bu duzenin degistirilmesi yonunde bir calismada yapmamistir ,, devletin reformu bu insanalarin basina sapka giydirmekden oteye gecmemistir...

Bugun feodal duzene karsi olmak derseniz , ironi bir sekilde pkk ile ayni safda yer alir , devlete karsi olursunuz

Ironi diyorum , cunku bugun devletin pkk ya karsi kullandigi guclerden en onemlilerinden biri feodal sistemi icersindeki koruculuktur .

Korucluluk sistemi ile sizin o cok sevdiginiz soylem ile feodal beylerine devlet milyon dolarlar vermektedir ..

Pkk ise hem sosyalist ve stalinist cizgisi sebebiyle feodal duzene karsi oldugunu zaten tuzuklerinde ilan etmistir ..

Simdi pkk ilericide turkiye devleti gericimi oluyor , soyledikleriniz bu sacma absurd yere geliyor ,, aslinda turkiyenin kisa tarihide buna sigdirilabilir..

Bakin tarihde olan olmustur , ama biz en azindan orada sivil halka karsi uygulanan siddeti ve toplu oldurmeleri bugun icin aklayacak onlari temize cikarak bahaneler bulmak yerine ,en azindan malesef diyerek vicdanlarimizi temizliyelim , yapilan katliamlara ortak olmak gibi bir sorumlulugumuz yok ,,

Bu benim dusuncem , ama dedigim gibi derdiniz feodal sistem ise , dikkat edin yolunuz pkk ile cakismasin ...

Demek istedigim birakin gecmisin hatalarini sahiplenmeyelim , vicdanlarimizi en azindan bu sekilde temizliyelim ve gunumuzde nasil daha yasanir bir ulke haline gelebiliriz onu dusunelim ,,

SadeceAteist
25-06-2009, 13:24
ilk olarak agzimiza sakiz ettigimiz su feodal duzen ne dedir onu bir konusalim ..

Bakin turkiye devletinin feodal duzenle , devlete asker verdikleri ,vergilerini odedikleri muhdetce bir sorunu olmamistir, Bu duzenin degistirilmesi yonunde bir calismada yapmamistir ,, devletin reformu bu insanalarin basina sapka giydirmekden oteye gecmemistir...

Bugun feodal duzene karsi olmak derseniz , ironi bir sekilde pkk ile ayni safda yer alir , devlete karsi olursunuz

Ironi diyorum , cunku bugun devletin pkk ya karsi kullandigi guclerden en onemlilerinden biri feodal sistemi icersindeki koruculuktur .

Korucluluk sistemi ile sizin o cok sevdiginiz soylem ile feodal beylerine devlet milyon dolarlar vermektedir ..

Pkk ise hem sosyalist ve stalinist cizgisi sebebiyle feodal duzene karsi oldugunu zaten tuzuklerinde ilan etmistir ..

Simdi pkk ilericide turkiye devleti gericimi oluyor , soyledikleriniz bu sacma absurd yere geliyor ,, aslinda turkiyenin kisa tarihide buna sigdirilabilir..

Bakin tarihde olan olmustur , ama biz en azindan orada sivil halka karsi uygulanan siddeti ve toplu oldurmeleri bugun icin aklayacak onlari temize cikarak bahaneler bulmak yerine ,en azindan malesef diyerek vicdanlarimizi temizliyelim , yapilan katliamlara ortak olmak gibi bir sorumlulugumuz yok ,,

Bu benim dusuncem , ama dedigim gibi derdiniz feodal sistem ise , dikkat edin yolunuz pkk ile cakismasin ...

Demek istedigim birakin gecmisin hatalarini sahiplenmeyelim , vicdanlarimizi en azindan bu sekilde temizliyelim ve gunumuzde nasil daha yasanir bir ulke haline gelebiliriz onu dusunelim ,,

Buyurun konuşalım, feodal unsurların başlattığı bir isyandan söz eden benim. Feodal unsurları reddeden galiba sizsiniz ki, feodalizmi konuşmayı teklif ediyorsunuz.

Sizin bu konudaki verilerinizi, Türkiye'deki derebeylik rejimi ile ilgili tarihsel verilerinizi ve yeni kurulan Cumhuriyet'in bunlarla bir derdi olup olmadığını konuşabiliriz.

Konuştuğumuz zaman ise, genç Cumhuriyet'in derdi vergi toplamak mı imiş yoksa Ortaçağ kurumlarını yerle bir etmek miymiş; hep beraber bir karara varabiliriz.

Ben bu ülkede feodal her unsura karşıyım, toprak ağası-aşiret-tarikat-cemaat akla gelebilecek her türlü yapılanmaya ve bu yapılanmaların kendilerince oluşturdukları ekonomik-siyasal düzen veya oluşturmaya çalıştırdıkları siyasal-ekonomik düzene.

Bu beni PKK ile aynı safa mı sokuyor?

Elbette ki hayır.

Devletle aynı safa mı sokuyor?

Elbette ki hayır.

Eğer merak ediyorsanız, söyleyeyim; yarı feodal-yarı sömürge unsurlarla bezenmiş bu DEVLETE karşıyım. Bu sistemin yıkılıp yeni baştan bir sistem kurulması taraftarıyım.

Eğer bu mücadelede birisi feodal unsurlarla kavga halinde olursa, pekiala hoş karşılarız ama verilen örneğin bunu sağlamadığı gerçeğini göz ardı edemeyiz.

Milliyetçiliği veya ulusalcılığı veya yurtseverliği kullanarak ve yahut da PKK ile aynı safı kabullenemeyeceğim varsayımı ile feodal-gerici unsurları savunma refleksi komik ve saçmadır.

Eğer birisi bu gün, feodal unsurları savunuyorsa; o kişinin milliyetçiliği savunmasına da mümkünat yoktur; çünkü, ulus feodalizmin yıkılmasıyla ortaya çıkan sosyal-hukuksal ve ekonomik bir yapılanma.

Yurtseverim diyenin feodalizmi savunması ise, tamamen yurdu bir avuç toprak parçasından ibaret gören gerici anlayışın ürünü olabilir. İnsanları sömürgeleştiren, ağaya maraba tanrıya kul şeyhe mürid yapan bir sistemi savunmak hiç bir yurtseverin işi değildir, olamaz.

PKK'nın sosyalistliği de Stalinistliği de palavradır. Marksizmi Leninizmi ilk çıkış noktalarında kullanmışlardır ama şu anda onların da böyle bir derdi yok.

Devletin sistemini savunmadığım için, koruculuk sistemini de savunmayacağım. Aşırı saçma bir sistem. İnsanları kul eden anlayışı devam ettiren bir olgu. Tam olarak karşısındayım.

Türkiye Devleti'nin ilerici olduğunu zaten hiç bir aklı selim iddia edemez. Hele ki, turan dursun sitesinde bunu iddia etmek için; en kibar ifadeyle beynimizin sulanması gerekir.

Ben Dersim İsyanı'nda herhangi bir hata göremiyorum. Feodal unsurları temizlemek insanın vicdanında bir leke bırakmıyor, aksine vicdan olarak insanı rahatlatıyor.

Köylüyü ağaya-şeyhe köle eden anlayışı sahiplenmek ve "ululamak" insanı rahatsız edebilir ki beni ediyor. Sizi etmiyorsa; bilemem.

Ve bir daha, benim ağzımdan çıkmamış ve benim dediklerimle uzaktan yakından ilgisi olmayan safsataları benim düşüncelerimmiş gibi aktarmaktan vazgeçin.

PKK örneği 2 oldu. 3.sü umarım olmaz. Saçmalamaktan vazgeçin...

niveru
25-06-2009, 18:40
uzun uzun cevap vermissiniz , is cikisi stres atmak uzere bir kafedeyim ,, belki bundandir , ama inanin hangi noktaya gelmek istediniz , anlamadim ,, kendimce tekrar bastan almaya calisayim ...

" Feodalizmin adım adım tasfiye edilmeye çalışıldığı bir dönemde çıkan ayaklanmanın bastırılmasından olağan bir şey olabileceğini sanmıyorum"

bunu sizin kendi oz fikriniz olarak almisdim , komiterden ayri olarak sizin dusuncenizi yansiddigini zannettim ki hata oldugunu dusunmuyorum.

bende buna karsilik sizin de iletinizde ustunu gecerek belirtiginiz gibi , TC nin kurulmasindan bu yana feodal sistemle , ozunde bir sorun yasamadigini soyledim

Ayrica pkk nin , yada HPG nin son kurultaylarina filan mi katildiniz ,yada tuzuklerini aciklamalarini mi takip ediyorsunuz ki boyle bir sonuca vardiniz ,, pkk hala feodal duzene karsidir , suan kemalist cizgi ile uzlasmis durumdadir ama ozu bu ..

"Ben Dersim İsyanı'nda herhangi bir hata göremiyorum. Feodal unsurları temizlemek insanın vicdanında bir leke bırakmıyor, aksine vicdan olarak insanı rahatlatıyor."

Bende diyorum coluk cocuk kadin yasli onbinlerce insanin oldurulmesi eger sizi vicdanen rahatsiz etmiyorsa , soyleyecek hic birseyim yok ,bosuna yaziyorum

Birde bu operasyon feodal duzeni yikmak yerine , turkculuk unsurunu saglamlastirmak ,ulkede olusturulmaya calisilan hemojen millet olgusu onunde engel gorulen bir bolgenin halkini topla tufekle ucakla yok edilmeye calismak

"Köylüyü ağaya-şeyhe köle eden anlayışı sahiplenmek ve "ululamak"

diyerek biraz vicdan sahiplerini de karalarsaniz , geleceginiz nokta TC ile aynidir ,., ki zaten ordan hic ayrilmamissiniz , kendinizi kandirmayin

SadeceAteist
26-06-2009, 07:48
Evet fikirlerimin arkasındayım, feodal unsurların tasfiyesi genç Cumhuriyet'in temel hedefidir ki Cumhuriyet fikrinin özü de budur. Egemenliği, padişahtan kraldan, ağadan şeyhten alıp; halka vermeyi amaçlar.

Bunun ekonomik düzeyi Avrupa'daki burjuva demokratik devrimlerden farklı gelişmiş olsa bile temel mantığı Ortaçağ ve kurumlarını çökertmek-etkisizleştirmek fikri üzerinde devam eder.

Saltanatın kaldırılması, hilafetin kaldırılması, Tekke ve zaviyelerin kaldırılması, eğitimde-öğretimde birliğin sağlanması vb. bunların hepsi dediğimi gösteriyor.

Eksik kalan ayağı toprak reformudur. Bunun üzerine de çalışmalar yapılmıştır, ilk adım olarak ÖŞÜR kaldırılmıştır, topraksız köylüye toprak da verilmiştir ama yurt genelinde geniş çaplı bir toprak reformu ne yazık ki gerçekleştirilememiştir.

Bunu nedenleriyle beraber tartışabiliriz...

Nitekim, Mustafa Kemal toprak reformu diye diye ölüp gitmiştir, daha sonra toprak reformu CHP'nin programına da girmiştir. Hatta, CHP'nin savunduğu toprak reformu, TİP'in savunduğu toprak reformunda da ileridedir.

Bütün bunlardan feodal unsurların tasfiyesinin amaçlandığını netlikle görebiliyoruz.

TC'nin feodalizmle, feodal unsurlarla sorun yaşadığını göstermiş bulunuyorum. Varsa, elinizde somut bir veri siz de paylaşırsınız.

PKK'nın sosyalist çizgiden saptığını söylüyorum ki, bunu kendileri yıllar önce itiraf ettiler. Kemalizmle uzlaştıkları yok, bu sadece PKK'nın siyasetinin omurgasızlığını gösteriyor.

İnsanların ölldürülmesi herkes gibi beni de üzer, fakat duygusallık bizi gerçeklikten koparır. Eğer feodal unsurların peşinden giden bir halk yığını varsa ve bunlar ciddi şekilde isyana kalkışıyorsa; bu isyanı bastırmak ve gerekirse şiddet kullanmak herkesin görevidir.

Sizinkisi öyle bir hümanist bakış açısı ki(aslında hümanizmin liberal yorumlaması, tipik bir gericilik) hayatı anlama düzeyinde işlevsiz kalıyor. Tüm insanların suçsuz olduğu ve cezalandırılmaması gerektiği sonucuna gidiyor.

Oysa ki, suçlu insanlar vardır; mesela binlerce kişiyi öldüren birisinin hukuk önünde cezalandırılması veya harekat esnasında öldürülmesi bana vicdanı bir ödev yüklemiyor.


Birde bu operasyon feodal duzeni yikmak yerine , turkculuk unsurunu saglamlastirmak ,ulkede olusturulmaya calisilan hemojen millet olgusu onunde engel gorulen bir bolgenin halkini topla tufekle ucakla yok edilmeye calismak

Şunu ekleyelim ki, millet ne olduğunu daha rahat görebilsin. Derdiniz malum, Kürt olduğunuz için duygusal davranmaktasınız.

Oysa işin aslının böyle olmadığını ikimiz de biliyoruz.

DAHA önce de örnekledim, Doğu Türkistan'da gerici isyana kalkışanların ÇİN tarafından cezalandırılması, Kırım Tatarlarının gerici ayaklanmalarının üstüne gidilmesi meşrudur. Benim Türk kökenli olmam, bu isyanları iyi niyetli yapmıyor.

Aynı şey, egemenliğinin ellerinden alınmaya çalışılan Dersim bölgesinin feodal unsurları için de geçerlidir.

Diğer mesele, feodalizmden sonraki süreçte "ulus" olgusunun oluşması kadar normal bir şey olamaz. Ulus, "ümmetten" veya "marabadan" daha sonraki aşamadır. Dünyadaki tüm burjuva demokratik devrimlerde bunu görebiliriz.

Ama bunları görmeden, dediğim gibi köylüyü ağanın kucağına itmek, oradaki feodal unsları savunmaya kalkışmak; beni değil seni ŞU ANKİ DEVLETİN POLİTİKALARIYLA AYNI POZİSYONA SOKUYOR.

SENİN SÖZDE KARŞI ÇIKTIĞIN, KORUCULUK SİSTEMİ; ŞU AN SENİN CILIZ FİKİRLERİNLE O BÖLGEDE YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR.

NASIL DEVLETİN SİSTEMİ BOZUKSE VE YIKILMAYA MAHKUMSA; SENİN FİKİRLERİN DE ÖYLEDİR.

niveru
26-06-2009, 13:57
yazdiklarinizi okudumda sizinle ayni fikirde olmamakdan mutluluk duydum ,kendime saygim biraz daha arti ..

once su " Egemenliği, padişahtan kraldan, ağadan şeyhten alıp; halka vermeyi amaçlar" dan basliyalim ,,

kelimelerin anlaminin verilmesi gerektigi dusunen biriyim ,, devletin ilk yillarinda halka verilen bir egemenlik yoktur..

Sistem adi cumhuriyet olmakla beraber ,tek adam ,tek parti yonetimidir ,
Meclis gostermelik olarak ataturk tarafindan secilen kisilerden olusur ,
sekil olarak cumhuriyet denilsede yonetim diktatorlukdur..

Bunu elestirmek ,aman nasil olur gibi naif dusuncelerle soylemiyorum ,, tarihi gercekler bu oldugu icin ... halk egemenligi anlayisinizi ortaya koymak icin ,, yoksa yasanan yasanmistir..

Turkiye devletinin ilk yillarininda birinci amaci , politikasi ve butun o saydiginiz seyler tek bir hedefe yoneliktir... Anadoluda homojen bir yapi meydana getirmek , turk milleti kimligi yaratarak bir irk olusturmakdir.

Dersim olayinin ozude bu politikadadir .Dersim olusturulmaya calisilan homojen turk milleti icin ciban basidir .. mesele dersimin bu unsurlarinin yok edilerek aykiri otlarin temizlenmesidir

Kurd dilinin yasaklanmasi , kurdlerin turk olduguna dair bilimsel calismalar , gunes dil teorisi , mu kitasi vb seyler sizin dediginiz gibi feo'yu degil , kurdleri ve diger azinlik unsurlari turklestime faliyetleridir.. anlatmak istedigim budur

Sizi vicdani olarak ozgurlesiren yazitlariniza girmiyecegim bile,anladigim kadari ile ateisliginiz disinda insanliginizida yitirdiginizden ne desem bos ,...

bir abimin dedigi gibi "Komunizm bu degildir genc adam ! "

Neferkamin Anu
22-07-2009, 16:18
Kurd dilinin yasaklanmasi , kurdlerin turk olduguna dair bilimsel calismalar , gunes dil teorisi , mu kitasi vb seyler sizin dediginiz gibi feo'yu degil , kurdleri ve diger azinlik unsurlari turklestime faliyetleridir.. anlatmak istedigim budur



Böyle bir dilmi varda biz bilmiyoruz.Kürtlerin Türk olduğu konusunu çarpıtmayın konu hakkında okuduğunuz bir bilimsel çalışma varmı, varsa girelim yoksa bilgisiz fikirler beni bunaltır biliyorsunuz. Güneş dil, Mu hakkındada araştırmalarınız olmadan söylem yapmayınız, sadece bildiğiniz konularda yazınız.

ozgur_
23-07-2009, 23:36
Sistem adi cumhuriyet olmakla beraber ,tek adam ,tek parti yonetimidir ,
Meclis gostermelik olarak ataturk tarafindan secilen kisilerden olusur ,
sekil olarak cumhuriyet denilsede yonetim diktatorlukdur..


Bence cumhuriyet kavramınızı yeniden gözden geçirin.

Suriye, İran, Çin, Libya vs. Cumhuriyetle yönetilen ülkelerdir.

İngiltere, Belçika, Hollanda vs Krallıkla yönetilen ülkeler.


Cumhuriyeti Monarşiden ayıran tek fark birinde devlet başkanı seçimle iş başına gelir, diğerinde bir hükümdar vardır. Demokrasi olmadan cumhuriyetin tek başına bir anlamı yoktur. İşin puf noktası demokrasidir.

Bügün ülkemizde kendini sol diye tanımlayan bazı kesimler yalnızca cumuriyet kavramı sahiplenirken demokrasi kavramını tamamen dışlamaktalar. Hatta demokrasi konusunda sağdan daha tutucular. Tabi bu Dünya sol kavramıyla ters düşen bir durum. Türkiyeye özgü bir durum...

pervane
23-08-2009, 22:18
Valilik ‘Dersim’ adını savundu



Dersim’de geçtiğimiz günlerde Vali’nin Dersimspor adlı bir spor kulübü kurmak isteyen bir grup amatör sporcuyu kabul etmesinin ardından konuyla ilgili olarak bugün Valilikten bir açıklama geldi.

Vali Mustafa Taşkesen adına yapılan açıklamada ili temsil edecek her türlü spor girişimini destekleneceğini ifade etti. Kuruluş isimlerinde Dersim ibaresinin bulunmasının bir sorun teşkil etmediğinin belirtildiği açıklamada bugün birçok dernek, vakıf ve şirket isimlerinde Dersim ifadesinin kullanıldığına dikkat çekildi.

Taşkesen futbol kulübüne isim kaygıları olmadan destek verileceğini belirtti...


23 Ağustos 2009

ANF

ozgur_
12-11-2009, 19:43
chpli zat dersimde yapılanları örnek gösterirken, sözde "dürüst namuslu" dersimli zatın elleri patlarcasına alkışlıyor olmasını dersimli olmayan biri olarak utançla ve ibretle izledim.

aydoe
12-11-2009, 20:57
''Yöre, Osmanlı yönetiminde 1847 yılında, Hozat merkez olmak üzere "Dersim Livası" adıyla sancak yapılarak Erzurum'a bağlanmıştır. 1879 yılında da Farsça 'Gümüş Kapı' anlamına gelen "Dersim" adıyla ayrı bir il olan Tunceli, 1886 yılında Mutasarrıflığa indirilmiş 1892 yılında tekrar sancak yapılarak Mamurat-ül Aziz (Elazığ) iline bağlanmıştır.

Bugün Tunceli iline bağlı ilçe olan Hozat, Cumhuriyet öncesinde mutasarrıflık iken Cumhuriyetin ilanı ile "Dersim Vilayeti" haline getirilmiştir. 25 Aralık 1935 tarih ve 2885 sayılı Kanunla geçici merkezi Elazığ ili olmak üzere, Erzincan'ın Pülümür, Elazığ'ın Nazımiye, Hozat, Mazgirt,Pertek,Ovacık ve Çemişgezek ilçeleri bağlanarak Tunceli Vilayeti teşkil edilmiştir. 30 Aralık 1946 tarih ve 4993 sayılı Kanuna göre İl merkezi halen bugünkü merkezi durumunda olan Kalan Kasabası'na nakledilmiştir. Daha önce "Kalan" olan İlin ismi Mustafa Kemal ATATÜRK, tarafından "Tunceli" olarak değiştirilmiş olup, tunç gibi sağlam insanların yaşadığı yöre anlamına gelmektedir.''

Günlerdir Tunceli'li bir arkadaşımla beraberim ,Hozat'ı ,Kalanı ,Dersim'i ,Tunceliyi bilmeyenler yazıp duruyor .
Ha Hozat eski Dersim ama şimdiki Tunceli ile alakası yok ,Dersim nere Tunceli nere uzaktan nasıl görünür !

güneşinzaptıyakın
12-11-2009, 21:06
Lİ dersİme em ser nexwazin (dersİmde savaŞa hayir)

pervane
13-11-2009, 02:39
Günlerdir Tunceli'li bir arkadaşımla beraberim ,Hozat'ı ,Kalanı ,Dersim'i ,Tunceliyi bilmeyenler yazıp duruyor .
Ha Hozat eski Dersim ama şimdiki Tunceli ile alakası yok ,Dersim nere Tunceli nere uzaktan nasıl görünür !


Sanırım kaç gündür Tuncelili olmayan biri ile arkadaşlık yapıyor, birinin bu gerçeği artık anlatması gerekiyor.:D

Evet Hozat'ın Dersim'de olduğu biliniyor. geçmişte o bölgenin merkezi olduğu da biliniyor fakat Tunceliyi hiç bilmeyen biri olarak! çok bilen bu arkadaşa birkaç soru sormak gerekiyor!
Dersim şimdiki Tunceli'nin neresine mi düşüyormuş!
Tuncelili olan bu arkadaş acaba eskiden Mazgirt ilçesine bagli olan Mameki köyü hakkında bilgi sahibimidir. Bu köy adı Tunceli olarak Kalan'ın neresine düşer ve adı degistirilen Dersim’in şehir merkezi olarak seçilir.1938 sürecine gelmeden önce 1937'de akeri birlikler Dersim’e girdiğinde. Hozat’ın Bahtiyar, Yukarı Abbas, Karabal ve Ferhat aşiretleri, Nazimiye’nin Haydaran, Mazgirt ilçesinin Demenan ve Yusufan aşiretlerin direnişe geçtiğini, mart ayında bölgedeki olayların ateşini fitilleyen olay olarak tarih kitaplarında yer alan harçik suyu üzerinde bulunan tahtadan pah köprüsünün yakılması ve bu köprünün bu günkü Tunceli il merkezine kaç km uzaklıkta olduğunu biliyor mu? Tunceliyi çok iyi bilen ve arkadaşlarına Tunceli il merkezinin eski Dersim ile bağlantısız olduğunu anlatan arkadaş!
onu da geçtik! aşağıda idam edilen ve idam kararı alınıp fakat infazı gerçekleştirilmeyen Dersim'deki olaylarda ön saflarda bulunan kişilerin aşiretleri ve bu aşiretlerin sadece eski dersim olarak bilinen bugünün hozat ilçesinin neresinde mekan tuttuklarını biliyor mu?


İdam edilenler:

1. Sey Rıza ( Abbasan Aşireti Reisi).
2. Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın oğlu).
3. Seyd Wuşên (Seyit Hüseyin, Kureyşan-Sêxan/Seyhan Aşireti Reisi)
4. Fındık Ağa (Yusufan (Wusuvu) aşireti Reisi Kam(b)er Ağa’nın oğlu).
5. Hasan Ağa Demenan (Demenu) aşireti Reisi Cebrail Ağa’nın oğlu).
6. Hasan (Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan).
7. Ali Ağa (Mirza Ali oğlu Ali Ağa)

İdam kararı verilenler:

1. Kamer Ağa (Yusufan Aşireti Reisi)
2. Cebrail Ağa (Demanan Aşireti Reisi, Civê Kheji).
3. Kamer Ağa (Heyderu, Haydaran aşireti reisi)

bu aşiretlerin bölgedeki dağılımı, yani! Dersim'in neresi olduğunu Kılıçtaroğlu gibi bu muhterem arkadaş da bilmiyor anlaşılan!

Yusufanlı:Mazgirt,Kamut Sütlüce bucağı ve köylerinde, Merğo ve Çihik


Haydaran :Nazaimiye,Pülümür,Mazgirt,Erzincanın Tercan İlçesi,Bulanık İlçesi

Demanan: Ovacık-Pülümür-Tunceli-Mazgirt-Pertek-ERzincan-Mazgirt-Derviş Cemal

Abasan: Pülümür-Hozat-Ovacık-Erzincan(Kırlangıç Köyü,Çağlayan Bucağı,Bağlı,Karatuş köyleri) Kığı ilçesi (Akımlı Estigkavak,Ayanoğlu,Güzgörü köyleri) Tercan (Başbudak, Beşgözek köyleri) Kelkit (Akdağ,Kömürlük Köyü),Erzurum-Aşkale(Aşkale,Gürkaynak ve Koçbaba Köyleri)

Kureyşan : Nazımiye, Mazgirt, Ovacık, Tercan, Varto, Kiği, Sivas, Hınsı Mansur


Ayrıca;
Şair Cemal Süreyya'nın 1938 sürgünlerinden olup, sürgüne Pülümür ilçesinden gönderildiğini biliyor mu?

Ha! Tunceli uzaktan bilmeyenlere nasıl görünüyor bilmiyorum! fakat yakından doğası için İsviçre diyenlere katılıyorum. Her adımda karakol,arama tarama kimlik karıştırılması ve tepenizde sabahtan gece yarılarına kadar patır patır dönen helikopterlere rağmen, Allah! her faniye, Munzur festivaline bir defa katılmayı nasip etsin! ve hem munzurda hem harçik suyunda kayalardan salınarak,yem yeşil sularda yüzmeyi nasip ederken de bu doğanın neden hala kanadığını düşünmek için akıl fikir versin. Amin! geçen bir yerlerde okumuştum Tunceli Türkiye'nin çifte kavrulmuş ilidir diye, hem Kürt hem alevi olunca çifte ateşte yanmak yeterli sebep olmuş oluyor..

aydoe
13-11-2009, 08:22
Sanırım kaç gündür Tuncelili olmayan biri ile arkadaşlık yapıyor, birinin bu gerçeği artık anlatması gerekiyor.:D


Arkadaşım Tunceli'li olduğunu söylüyor ,Dersim'li değil ,konuya onun kadar vakıf değilim ama bugün Kardeş Türküler konserinin organizasyonuyla meşgul olduğumuzdan yazdıramam .
Muhtemelen cumartesi ya da pazar günü bir Tunceli 'li olarak ,Dersim 'in nere Tunceli'nin nere olduğunun cevabını kendisine yazdırtacağım.

güneşinzaptıyakın
13-11-2009, 09:35
Benim de bir sürü Tunceli'li arkadaşım var, Bende arkadaşlarımı getiricem :D

KızıL
13-11-2009, 19:05
benimde var yanımda hatta :)

pervane
13-11-2009, 20:18
Arkadaşım Tunceli'li olduğunu söylüyor ,Dersim'li değil ,konuya onun kadar vakıf değilim ama bugün Kardeş Türküler konserinin organizasyonuyla meşgul olduğumuzdan yazdıramam .
Muhtemelen cumartesi ya da pazar günü bir Tunceli 'li olarak ,Dersim 'in nere Tunceli'nin nere olduğunun cevabını kendisine yazdırtacağım.

Ha gayret!! bu azim ve inanç ile kaç yıllık Dersim adının değiştirildiği gibi şehrin yerinin de, söyledim oldu ile sibiryada bir yerlerde harritadan nokta gösterilerek değiştirilmesi an meselesi! bu nasıl bir mantıktır, anlatılmaya çalışılan nedir. Tunceli ilinin şu anda içinde bulunduğu coğrafyanın Dersim bölgesine dahil olmadığını iddia etmek ile amaçlanan nedir? bu kadar temelsiz bir bilgiye bu başlıkta Dersim diye bir yerin tarihte hiç olmadığını, Tunceli'nin adının hiç değiştirilmediğini hararetle savunan namı yürümüş üye bile sarılmadı!

Merakla, heyecanla şu Tunceliliyim diyen, Dersimli olmayı reddeden arkadaşı dört gözle bekliyoruz. Burdayız gelip engin coğrafi! bilgileri ile bizi aydınlık ile donatsın:) ancak gelip yazmadan önce gidip görmemiş, tarihi hakkında iki sayfa karıştırmamış ise zor! en azından teşrif etmeden önce haritada nerde olduğuna baksın. naçizane tavsiyemiz olur sadece! çünkü karşısında "Atalar Yurdunu" karış karış tüm olumsuzluklara rağmen gezmiş. Oranın kitaplarda geçen tarihini okumakla kalmamış hangi olayın hangi suyun kenarında, hangi kayanın başında geçtiğini merak ederek tek tek o yerleri uzun uzun seyretmiş, dağlarına tırmanmış, nehirlerinde yüzmüş,ziyaret yerlerinde geçmişe ve bugününe bir arada ağlayan insanlarını dinleryerek onlarla ağlamış, ve oralı bir değil binlerce insan tanımış arkadaş olmuş, akraba olmuş biri var!

Meşhur arkadaş Dersimli olmayı reddedebilir fakat neden dersimli olmanın reddedildiğini de anlatayım bilmeyenler bilsin. çemişgezek ve pertek ilçesinin eskiden Elazığ iline bağlı olması ve bu ilçelerde yaşayan alevi olmayan halkın kendini o kültürden saymamalarıdır Tuncelili olma sebebi. Dersim insanının duruşu ile yakından uzaktan ilgisi yoktur bu iki ilçede yaşayan sunni insanların arada malum olduğu üzere din ve siyaset vardır. Eski Dersime bağlanan bu iki ilçenin Tunceli ili sınırları içinde olmaları baraj sularının bu yakasında kalmalarıdır.

gzy ve kızıl siz de pek tabidir ki arkadaşlarınızı getirebilirsiniz, ama erkeklerse! teker teker gelsinler:lol:

güneşinzaptıyakın
13-11-2009, 21:04
Bir tanesi tescilli hemide, az kavruk görmüşler mamak'ta bir daha kavurmuşlar garibimi dersimli diye...

eylemsel
13-11-2009, 21:24
Dersim Katliamını" savunan CHP'li Onur Öymen'in amcası Hıfzırrahman Raşit Öymen'in de, 1935 Tunceli Kanunu'nu onaylandığı ve katliamın yaşandığı dönemde Meclis'teki mebuslardan biri olduğu ortaya çıktı. "Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi" isimli kitabında bu bilgiye yer veren Sosyolog İsmail Beşikçi, Öymen'in jenosidi bu kadar rahat şekilde savunabilmesinin nedenini resmi ideolojide aramak gerektiğine dikkat çekti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, 10 Kasım'da Meclis'te yapılan "Demokratik açılım" ön görüşmelerinde "Analar ağlamasın" söylemine karşı "Şeyh Said de analar ağlamadı mı? Dersim'de analar ağlamadı mı?" sözleriyle katliamı savunmuştu. Öymen'in bu sözleriyle 70 bin insanın ölümüne neden olan katliamı savunması tepkilere neden olurken, Öymen'in amcasının da 1935 Tunceli Kanunu'nun onaylandığı ve katliamın gerçekleştirildiği dönemde Meclis'te kararlara destek veren mebuslardan biri olduğu ortaya çıktı. Sosyolog İsmail Beşikçi'nin "Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi" isimli kitabında, kanunun çıktığı ve katliamın yaşandığı dönemde yaşananlara destek veren milletvekili akademisyenlerinin listesinin yer aldığı "TBMM'deki Profesörler" başlıklı 120 sayfada yer alan 57 kişiden biri de Onur Öymen'in amcası Hıfzırrahman Raşit Öymen. Bu çarpıcı gerçeği ortaya çıkaran Beşikçi, Öymen'in jenosidi bu kadar rahat şekilde savunabilmesinin nedenini resmi ideolojide aramak gerektiğini belirtti.

'Hitlerin profesörlerinden farklı değiller'

Beşikçi kitabında, Öymen'in amcasının aralarında yer aldığı bu 57 profesör ve ordinaryüs profesörlerinin dışında çok sayıda kişinin de olduğuna dikkat çekti. Beşikçi, bu kadar çok sayıda bilim insanı titri taşıyan insanın böyle bir vahşete nasıl izin verdikleri konusunu da kitabında şöyle yorumluyor: "Görüldüğü gibi şeften başka kimse yoktur. Uzun unvanlı bu ulemayı gerek toptan gerekse teker teker yaratan da odur. O halde tapılacak tek unsur şeftir. İbadet ona karşı yapılır. İşte biz diyoruz ki böylesine 'bilginlerin', 'hukukçuların', 'ilim heyetlerinin' Hitler'in, Mussolini'nin profesörlerinden, Franco'nun danışmanlarından, Salazar'ın Hukukçularından hiçbir farkı yoktur. Hatta Türkiye'dekiler Çankaya'nın sazlı-sözlü ve içkili sofralarında 'ilim' tedris ederlerken, kişiliklerini o kadar kaybetmişlerdir ki, ne derece sömürgeci ve ırkçı ve faşist zihniyetli olduklarının farkına bile varamamışlardır."

'Eğitim soykırımda rol almaya engel değildi'

Onur Öymen'in amcası Prof. Hıfzırahman Raşit Öymen ile babası Münir Raşit Öymen'in eğitimli kişiler olduğunu belirten Beşikçi, "Almanya'da özellikle eğitim alanında eğitim görmüşlerdir. Ama bu eğitim, soykırımın yanında yer almaya engel olmuyor. Kürt varlığının ve Kürtçenin inkarı, imhası ve asimilasyonu yolunda politikalar ve uygulamalar her zaman, soykırım düşüncesi ve uygulamaları için elverişli bir ortam hazırlamıştır" dedi. Beşikçi, "Hukuk dışı, çağ dışı, keyfi yönetimlere olanak veren bir yasa" diye nitelediği Tunceli Kanunu'nun Meclis'ten oybirliğiyle geçtiğini, o dönemde mebus olarak tayin edilen 60'a yakın profesör veya ordinaryüs profesörün hepsinin yasayı kabul ettiğini söyledi.

'İlim' heyeti katliama alkış tuttu

Ordinaryüs profesör ve profesör unvanlı "Ulema"nın Tunceli'de yaşananlara hiçbir itirazının olmadığını ve zamanına göre övgüler düzdükleri 1924 Anayasası'nda aykırı bulmadıklarını dile getiren Beşikçi, şunları kaydetti: "En münasibi budur, diyorlar. Alkışlıyorlar. 'Eşkıyalıkla, haydutlukla mücadele ediyoruz. Gericilikle, ağalarla mücadele ediyoruz' diye geniş kitleler sürgünlere gönderiliyor, kadınların kızların ırzına geçiliyor, gebe kadınların karnına kılıç sokuluyor, emzikteki bebeklerin başları kesiliyor, kılıçlara takılıyor, iki-üç yaşındaki bebekler başları taşlara vurula vurula öldürülüyor, tekmelenerek öldürülüyor, insanlar mağaralara tıkılıp üzerlerine zehirli gazlar sıkılıyor, kadınlar, genç kızlar, çocuklar, ağzı betonlarla kapatılmış mağaralarda yakılıyor. 'İlim' heyeti, bütün bunları onaylıyor, alkışlıyor. En münasibi budur, diyor. Çünkü 'Şef' böyle istiyor. Ve Şeflik düzenlerinde doğrunun ölçütü, olgular değil, Şefin dedikleri, tavır ve davranışlarıdır."


Bu yazıyı okuduktan sonra dersimlilerin chp ye olan bakışının degişmesini umuyorum

eylemsel
13-11-2009, 21:41
Beni şaşırtan başka bir olay ise dün mecliste Kamer Genç'in dersim olaylarıyla ilgili konuşmasını dinlerken takınmış olduğu tutumdur.

Kamer Genç 1935 Tunceli Kanunuyla, dersim coğrafyasında halka yapılan zulümleri anlatıp bir yandanda; bütün bunlar oldu, artık olanları unutalım,ayrımcılık yapılmasın ve o bölgede ki gençler terörist olmasın şeklinde ki yaklaşımına şaşırdım.

Hortlak
13-11-2009, 22:50
Beni şaşırtan başka bir olay ise dün mecliste Kamer Genç'in dersim olaylarıyla ilgili konuşmasını dinlerken takınmış olduğu tutumdur.

Kamer Genç 1935 Tunceli Kanunuyla, dersim coğrafyasında halka yapılan zulümleri anlatıp bir yandanda; bütün bunlar oldu, artık olanları unutalım,ayrımcılık yapılmasın ve o bölgede ki gençler terörist olmasın şeklinde ki yaklaşımına şaşırdım.

Demek ki Tunceli halkı sizden daha akıllı, bu sözleri anlıyorlar ki Kamer Genç'i bağımsız milletvekili olarak seçip meclise yollamış, hem de ne terör örgütü yandaşı ne de aşiret babası olmadığı halde.

Squall
14-11-2009, 01:32
Kamer Genç'in konuşması çok önemli bencede...

Hatırlayalım demokratik açılım sürecinde bazı kesimler;eli kanlı teröristlerin işlediklerini suçlardan dolayı yargılanması gerektiiğini savunup sonrasında açılım sürecine geçilmesi taraftarıdırlar..diğer bi kesim ise (özellikle kürtçü,liberal,yobaz,dindar ve de komünist artıklar)geçmişte yaşananlara bir sünger çekilip yeni bir başlangıç yapılmasını savunmaktalar yani Kamer Genç'in mecliste yaptığı konuşmaya benzer nitelikte bi anlayış.

Sonuç olarak yapılan açıklamalar benzer nitelikte iken Kamer Genç'in konuşması neden bu kadar tepki çekiyor anlamak mümkün değil???

eylemsel
14-11-2009, 01:35
Demek ki Tunceli halkı sizden daha akıllı, bu sözleri anlıyorlar ki Kamer Genç'i bağımsız milletvekili olarak seçip meclise yollamış, hem de ne terör örgütü yandaşı ne de aşiret babası olmadığı halde.

sayın hortlak

2007 genel seçimlerinde tunceliden bağımsız milletvekili olarak Kamer Genç ve Şerafettin Halis seçilmişlerdir. Her iki milletvekilinin oy oranları ise
Şerafettin Halis%27.11
Kamer Genç %17.20 oranında oy almışlardır.

Şerafettin Halis DTP milletvekilidir. Tuncelililer akıllı olma sıralamasında barajınızın altında kalmış oluyorlar.

Hortlak
14-11-2009, 01:43
İyi işte bak ne güzel, %17 oy almış hem de ne aşiret babası ne de terör yandaşı olmadığı halde. Demek ki Tunceli halkı bu adamı seviyor.

Verdiğin diğer örnek ise malum DTP'lilerden. Yani bir diğer deyişle Kamer Genç o oyu gerçekten bağımsız almıştır, Şerafettin Halis ise DTP sayesinde. Aradaki farkı idrak edebiliyor musunuz yoksa daha da açmam gerekir mi?

pervane
14-11-2009, 01:57
Kamer Genç 1935 Tunceli Kanunuyla, dersim coğrafyasında halka yapılan zulümleri anlatıp bir yandanda; bütün bunlar oldu, artık olanları unutalım,ayrımcılık yapılmasın ve o bölgede ki gençler terörist olmasın şeklinde ki yaklaşımına şaşırdım.

Kamer genç yıllarca CHP çatısı altında siyaset yapan biridir. Bu açıklamasındaki düşüncenin tüyünü hangi atın kuyruğundan kaptığını anlamak için başka adres aramaya gerek yoktur. Tunceli halkı kendinden de akıllıymış! eylemsel ne diyorsunuz bu konuda:spy: hem yıllarca alevilerin CHP'nin kuyruğuna takılmasının mükafatını fazlasıyla görmelerine karşı tavır hem de yanlış hatırlamıyor isem seçimlerde DTP adayı Şerafettin Halisin dışında bağımsız aday olarak katılan diğer kişinin varsıl biri olması idi Kamer Genç'in meclise tekrar taşınmasına yol açan. Zenginler ile pek yıldızları barışık değildir yöre halkının CHP'ye ve AKP'ye ders vermek için bağımsız adaylara yönelmişlerdi. Hükümetin seçim yatırımı olarak sergilediği tutumun rövanşını almışlardı. meclise gönderildikleri vekil için seçim sonrası açıklamaları şöyle olmuştu;

"1938 Dersim İsyanının lideri Seyit Rıza asılmadan önce şöyle demişti; “Sizin yalanlarınızla, hilelerinizle baş edemedim. Bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun”. Şimdinin Tuncelilileri ise şöyle diyorlar; “sizin inkârlarınız, katliamlarınız, haksızlıklarınız bize dert oldu. Biz de Kamer Genç’i size gönderiyoruz, o da size dert olsun”.

Kamer Genç de kendisine yüklenen misyonu layıkı ile yerine getirmiş ve geçen süreçte Hükümetin başına dertden öte çıldırtan bir çizgide yol almaya devam etmiş-etmektedir. Tunceli halkının son günlerdeki tutarsızlıklarından dolayı Kılıçdaroğlu gibi Kamer Genç için de hayal kırıklığı yaşadığını düşünmüyorum...

eylemsel
14-11-2009, 02:17
Sayın hortlak tuncelililer sizin gibi düşünmüyor. Artık anlarsınız herhalde?


http://http://www.lpghaber.com/Tunceli%60de-CHP-Genel-Baskan-Yardimcisi-Oymen%60e-Tepki--haberi-311001.html.

ozgur_
14-11-2009, 22:36
İngiliz arşivlerinde karanlıkta kalmış belgeler... İsyanın lideri Seyit Rıza'nın İngilizlere mektubu... Trabzon Konsolosu'nun raporları... İngiliz Dışişleri Bakanlığı'ndan bir talimat... Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı'nın belgeleri... Tanıklar... 22 yıl önce Nokta dergisinden...


Nokta Dergisi'nin 1987'de yayımladığı "Dersim 1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra" dosyasını bugünün gündemine denk düşmesi nedeniyle "İlk kez açıklanan belgeler", "İsmet İnönü'nün Lozan'da okuduğu bildiri", "ABD, Demirel'e Federe Kürdistan Önerdi", "Demirel Koçaş'ı yalanlıyor", "Hedef doğrudan Dersim idi", "Dış basından", "Parlamenter gözüyle" başlıklı çerçeveleriyle birlikte aynen yayımlıyoruz.

http://bianet.org/biamag/toplum/118252-dersimde-1937-1938de-ne-oldu

"Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır...
Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir."
Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, İçişleri Bakanlığı'na raporunu sunduğunda Dersim olaylarına doğru bir adım daha atılmış oluyordu. Bir süre sonra Dersim'in adı Tunceli'ye dönecek, adına özel yasalar çıkarılacak, ardından da kanlar dökülecekti. Tam yarım yüzyıl önceydi bütün bunlar. Ve yarım yüzyıl boyunca konuşulmayacaktı. O kadar ki...
Muhsin Batur, 1985 yılında yayınlanan "Anılar ve Görüşler" adlı kitabında şunları yazıyordu. "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi... Tren yoluyla Elazığ'a intikal edilecek, bir süre orada eğitim gördükten sonra o zamanlar Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yolculuğumuz 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. Elazığ'ın biraz uzağında Harput'un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum..."
Muhsin Batur, yaşadıklarını kendisine saklamıştı. Pek çok başkaları gibi... "Bir şeyler", önemli bir şeyler olmuştu 50 yıl önce. Oysa bugün genç kuşaklar, neredeyse Dersim adını bile bilmiyordu. Bugünü anlamanın anahtarı olan "dün" unutulmuştu.
Ve yarım yüzyıl sonra Nokta "dün"ün kapısını açıyordu. İngiliz arşivlerinde bugüne dek karanlıkta kalan belgeler ve mektuplar; Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı'nın kamuoyuna yansımayan "Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar" adlı belgesel yayını; o günlerin canlı tanıkları... Bütün bunlar bir manzarayı gözler önüne seriyordu: Dersim isyanı... 1937 baharından 1938 baharına iki tenkil harekâtı. Binlerce ölü, onbinlerce sürgün..
Her şey köprüyle...

"37 geldiği zaman bir köprü meselesinden geldi. İki ya da üç kişi köprüyü yaktılar. Cehaletten çoban mı yaktı, başkası mı yaktı bilemezsin yani... Belli değil, yani bilmezlikten yaktılar. Ondan sonra başladı. Olay büyüdü..."
Kureşanlı 60 yaşındaki Veli Çelik'in anlattığı bu köprü olayı, Genelkurmay belgelerinde şöyle geçiyordu: "İlk olay, Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20/21 Mart 1937 gecesi Demenan ve Haydaranlılar tarafından yıkılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hattının tahrip edilmesiyle başladı."
Köprü bir kıvılcımdı. Avusturya veliahdının öldürülmesi Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasında ne ölçüde etkense, köprünün yakılması da Dersim olaylarını başlatmada o ölçüde etkendi.
Evet, köprü yıllarca için için yanan bir ateşi canlandırmıştı. Dersimlilerin asker ve vergi vermeyi reddetmeleriyle somutlaşan bir ateşti bu. Dersim bir sancıydı... Tunceli Kanunu, 1935 yılında böyle bir ortamda çıkarılmıştı. Kanuna göre, vali ve komutan, bakanların bütün yetkilerine sahip olacak; kaymakamlıklara muvazzaf subaylar, belediyelere başkanlar atayabilecek; ilçe ve bucakların merkezlerini değiştirebilecek; gerekli gördüklerini il dışına çıkartabilecekti. Asıl önemlisi hukuk alanındaki düzenlemelerdi. Bu kanunla Tunceli'de yapılacak yargılamalara da özel yöntemler getiriliyordu.
Gazeteci Naşit Uluğ, "Tunceli Medeniyete Açılıyor" adlı kitabında, yapılanları "mazinin kötülüklerini tasfiye" olarak yorumluyor ve şöyle diyordu:
"Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları vardı. Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak ağalığının yanında, bunların daha korkuncu olarak aşiret sistemi geliyordu. Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu."
"Meğer askeri yolmuş..."

70 yaşındaki Şükrü Baykara Nokta'ya anlatıyordu: "1937'de önce yol yapıldı. Öğrendik ki meğer askeri yol yapılıyormuş. O zaman ben 19-20 yaşındaydım... Olaylar öyle hızlı oldu ki, iki-üç gün içinde sildi süpürdüler."
Önce yol gelmişti Dersim'e, ardından da uçaktan atılan bildiriler. 4 Mayıs 1937 tarihini taşıyordu bildiriler ve Genelkurmay yayınına göre "Türkçe, Osmanlıca harflerle, mahalli lisanda" yazılmıştı: "Sizi ayaklandırmaya çalışan zavallıları Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz veyahut onlar kendileri teslim olmalılar. Bu takdirde cümleniz masum kalacaksınız. Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz."
Bildirilerle aynı tarihi taşıyan Bakanlar Kurulu'nun gizli bir kararında da şöyle deniyordu:
"Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür."
Dersim'de adım adım tarih yaratılıyordu. Tarihi yaşayanlardan biri Mehmet Kangutan'dı. 1937'de 11 yaşındaydı Kangutan ve o günleri Nokta'ya bugün şöyle anlatacaktı:
"Abdullah (Alpdoğan) Paşa buraya geldiği zaman hem adli hem idari bütün yetkilere sahipti. İstese adam öldürebilirdi... Bütün aşiret reislerine emir çıkardı. Dedem Karabali aşiretinin reisi olduğu için oha da emir çıkardı: Herkes aşiretin silahlarını göndersin, fes yasak... Dedem belki yüz-yüz elli tüfeği katırlara odun yükler gibi yükledi, gönderdi. Herkes şapka giydi. Tüccarlarda şapka kalmadı. Ve adam yol yapmaya başladı. Atatürk'ün hastalığı zamanındaymış... Abdullah Paşa üç şey istiyordu: Askere gideceksiniz, verginizi vereceksiniz, birbirinizin malına göz koymayacaksınız... Abdullah Paşa'nın bu icraatına rağmen tek tük hadiseler oluyordu. Tabii bunlar büyük bir katliamı icap ettirmiyordu."
Silah meselesi Genelkurmay belgelerinde de yer alıyordu. Dersim havalisini teftişle görevlendirilen Diyarbakır Valisi Cemal Bey'in İçişleri Bakanlığı'na sunduğu şu raporla: "Üç-beş şahıs müstesna, ağalar ve reisler ve dahil bütün Dersimliler son derece fakirlik ve zaruret içinde çırpınmaktadırlar. Soygunculuk hareketlerinin sebebi, yaşamak hissi ve endişesidir... Her Dersimli, hayatını, malını korumak kaygusu ile silahlı bulunmak zorunluluğunda kalmıştır..."
Gerek Cemal Bey'in raporu gerekse öteki istihbarat ve değerlendirme, hükümeti bir sonuca götürüyordu: "Dersim'in ıslahatı zaruridir."
Genelkurmay yayınında şu satırlara yer veriliyordu: "Tunceli Kanunlarının uygulanmasında ilkin, Dersim'e hâkim olmak esası dikkate alındığı için Kahmut, Sin, Karaoğlan, Amutka, Danzik, Haydaran gibi bucak merkezlerinde birer karakol tesisi ve binalarının inşaasına başlanmıştı.
"Bu iş; çok uzun zamandan beri hükümet memuru ve nüfuzu görmeyen aşiret reisi ve ağalarının hoşuna gitmemiş ve özellikle Kalan'da yeni bir ilçe teşkili bunların kuşkularını büsbütün artırmıştı. Bu arada Suriye'den Tunceli bölgesine giren bazı Ermenilerin Koçkirili Ali Şir'in etrafta yaptığı menfi propagandanın halk üzerindeki etkisi de büyüktü. Bu durum dolayısıyla Yukarı Abbas uşağı aşireti reisi Seyit Rıza; Haydaran, Demenan, Yusufan, Kureyşan aşiretlerine adamlar göndermek suretiyle bunların hükümet aleyhine ittifakını sağlamış oldu."
Bu ittifakın gözle görünür ilk sonucu köprünün yakılması olarak gelmişti. Bunun üzerine, bölgeye ilginin artırılmasına karar verilmişti: "Son olay ve alınan haberler gösteriyordu ki, hükümetin Tunceli içerisine adım adım girişi, çıkarları bozulan bazı kimseleri sıkmakta, çıkarılan Orman Kanunu, dağ köylerinde keçilerinin aç kalacağı korkusunu doğurmakta ve bunlara benzer birtakım zararlı propagandalarla halk kışkırtılmakta idi. Bu durum dolayısıyla önümüzdeki ilkbaharda gerek Tunceli içinde ve gerekse çevresindeki illerde sarkıntılık ve çapulculuk hareketlerinin artacağı ihtimali karşısında Tunceli içinde ve çevresinde kuvvetli bulunmak lazımdı."
Kanlı bahar

1937 yılında ilkbahar Dersim'e böyle koptu kopacak bir fırtınayla birlikte gelmişti. Dağ taş silah aranıyor, silah toplanıyordu. Karakolların sayısı artmıştı. Ve...
Genelkurmay yayınının 382. sayfasında anlatılıyordu: "Hemen hemen her gün eşkıyanın şu veya bu karakola baskın yapacağı haberleri alınıyordu. Birkaç kez Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce; eşkıyanın toplandığı yerler, özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arkasından yönettiği bilinen Seyit Rıza'nın evi ve civarı havadan bombalandı.
Her gün biraz daha şiddetini artıran kaynaşmaya rağmen henüz ciddi bir hareket olmamıştı.
Nihayet bir gün (26 Nisan 1937) Sin bucağının Hozat'la irtibatının dağ yolu ile yapılmasını sağlamak maksadı ile açılan ve mevcudu 36 sabit jandarmadan ibaret olan Askisor karakolu saat 20.00'den itibaren 100 kadar eşkıya tarafından kuşatıldı. Alınan diğer haberlerden de anlaşıldığına göre; bu gece eşkıyanın gruplar halinde Sin ve Kahmut bölgelerine baskın yapmaları bekleniyordu.
Bir gün önce Uzuntarla bölgesinde toplandığı haber alınan eşkıya 26/27 Nisan gecesi saat 23.00'te 80 kişilik bir kuvvetle Harçik suyunun doğusunda ve Pah kuzeyinde bulunan 9'uncu Seyyar Jandarma Taburu Süvari Bölüğü'ne taarruza başladı ve sabaha kadar eşkıya ile bölük arasında çok yakın mesafede ve çok şiddetli müsademe devam etti. Bölük bu saldırıyı ancak iki mangası ile karşılayabilmişti."
Hükümet kararlıydı. İsyan bastırılacak, Dersim "tedip", yani terbiye edilecekti. İlk kadın pilot Sabiha Gökçen'in uçağından atılan bu ilk bombalar kararlılığın göstergesiydi. Ama fırtına da kopmuştu. Artık tedip de yetmiyordu. Onun yerini, sözlüklerin "Düşman ya da zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırma" diye tanımladığı "tenkil" almıştı. Bakanlar Kurulu kararlarında "tenkil"den söz ediliyor, Genelkurmay'ın arşivine tenkil raporları yağıyordu: "Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen Hanım'ın attığı 50 kiloluk bir bomba Keçizeken köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna olduk­ça ağır bir zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu."
Mehmet Kangutan da belleğindeki arşive yazmıştı tanık olduklarını: "Bir ara dediler ki yukardan kırıp geliyorlar. Tabii anamız gözü açık biri. Beni, ağabeyimi çıkarttı köyden... Gelmişler köye, toplamışlar tarlalarda. Biz tepenin arkasındaydık. Ordan mitralyöz seslerini duyuyorduk. Bizim köy ateşlendiği zaman, konağımız büyüktü, o konağı yaktıkları zaman ağlama tuttu beni. Biz karşıdan görüyorduk. İnsanlar da öldürüldükten sonra köyde insan hemen hemen kalmadı, ama biraz kaçan vardı."
Aynı sıralarda, yani 1937 Haziran sonlarında manzarayı Genelkurmay şöyle yorumluyordu: "Devam eden tarama faaliyetinde birçok asi köyleri yakılıyor, sıkıştırılan eşkıya grupları ile yapılan müsademelerde oldukça ağır zayiat verdiriliyor ve çok sayıda büyük baş hayvan, koyun ve keçileri toplanarak mahalli kaymakamlıklara teslim ediliyordu."
Genelkurmay'a gönderilen raporlarda benzeri cümlelere gittikçe daha sık rastlanır olmuştu. Bu raporlarda Seyit Rıza'nın adı da çok sık geçiyordu. "Temmuz 1937 sonlarında Tunceli'nin 1937 itaatsizliğine katılmış olan bütün aşiretlerin bölgelerinde, inilmemiş dere, çıkılmamış dağ ve taranmamış hiçbir yer kalmamıştı. Sarf edilen bütün gayretlere rağmen Seyit Rıza ve avenesi henüz ele geçirilememişti."
"Generalissimo"

Aynı günlerde Seyit Rıza, İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na bir mektup yazıyordu. Seyit Rıza, "Dersim Generali" diye imza attığı ve elli yıl sonra ilk kez Nokta ile gün ışığına çıkan bu mektupta, İngiliz hükümetinden yardım istiyordu. Ne var ki, umduğunu bulamayacaktı. İngiliz Dışişleri Bakanlığınca İstanbul'daki İngiliz Konsolosluğu'na gönderilen bir yazıda şöyle deniyordu: "Eğer Türk hükümetine, mektubun tarafımızdan dikkate alınmadığı gayri resmi olarak bildirilirse iyi olur."
Bu ilginç yazının tarihi de ilginçti. İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın yazısı 5 Ekim 1937 tarihini taşıyordu.
Oysa Seyit Rıza bu yazıdan yaklaşık bir ay önce, 10 Eylül günü tutuklanmıştı. Anlaşılan bu kez İngiliz politikası, "bekle ve dengenin kimden yana döneceğini gör" biçiminde gelişmişti.
İngilizlerin gözlediği denge, Seyit Rıza'nın aleyhine bozulmuştu. Abasan aşiretinin başı Seyit Rıza, tutuklanmıştı. Kimi kaynaklara göre bu tutuklanma, "teslim olma" sonucunda gerçekleşmişti. Kimi kaynaklara göre ise, Seyit Rıza hükümetin "barış görüşmesi" çağrısına uyarak Erzincan'a gitmiş ve ele geçmişti.
Seyit Rıza'nın öyküsü yargılanıp 18 Kasım 1937 tarihinde sona eriyordu. Seyit Rıza, küçük oğlu Reşik Hüseyin, yeğeni Yusufhan aşireti reisi Kamber, Kureyşan aşireti reisi Seyit Hüseyin'in de aralarında bulunduğu on kişiyle birlikte asılmıştı. Bu, aynı zamanda 1937 harekâtının sonuydu. Başbakan İsmet İnönü, idamlar dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik. Dersim müşkilesinden kurtulduk. Dersim'i her türlü askeri hareketlerle temizledik" diyordu.
Ancak, "mesele" ortadan kalkmamıştı. 1938'e yine huzursuzluklarla girilmişti. Gazeteci Naşit Uluğ, şöyle anlatıyordu: "Azgınlık bu sefer Kalan mıntıkasında başladı. Kalanlılara bundan önce uslu oturduklarından dokunulmamıştı. Henüz imar ve temdin çalışmaları kendi bölgelerine erişmemiş olan Kalanlılar, ağaların ve Seyit'lerin tahrikine uyarak Diztaş karakoluna tecavüz ettiler. Kış gelmişti, dağlar karla örtülmüştü, yollar henüz bitirilmemişti, harekâta yazın devam edilmek üzere kış geçirildi. Havalar açılınca asker Kalan mıntıkasına girdi."
Bir başka "bahar"

Dersim'de yine hazırlık vardı. Yine bahar bekleniyordu. Ama bu kez hazırlıklar daha sistemli, tedbirler daha yoğundu. Başbakan da artık Celal Bayar'dı. Gerek 1937, gerekse 1938 harekâtını "yakinen" izleyen gazeteci Naşit Uluğ şunları aktarıyordu kitabında:
"Kamutay 1938 yaz tatiline girerken o zamanki Başbakan Celal Bayar, iç meseleler arasında Dersim'e de temas ederek, 'Bu yıl Dersim denilen işi kat'i surette tasfiye etmek için devletin bir tedbiri daha olduğunu ve ordumuzun Dersim havalisinde vazife alacağını ve umumi bir tarama hareketiyle bu meseleyi kökünden söküp atacağını söylemişti."
1938 harekâtı için her şey hazırdı. Öyle ki, harekâtın artık basılı bir "kılavuz kitabı" bile vardı. 1938 yılında Elazığ Turan Matbaası'nda Tunceli Vali ve Kumandanlığı tarafından bastırılan kitapçığın adı şöyleydi: "Tunceli bölgesinde yapılan eşkıya takibi hareketleri, köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz."
Dam nasıl yakılır?

Kılavuz, bir tenkil hareketi için gerekli tüm bilgileri içeriyordu. Örneğin, "köyde eşkıya araması" bölümünün 6. maddesinde "Silah atan köy yakılmalıdır" denilirken, 7. maddesinde bu işin nasıl yapılacağı anlatılıyordu: "Damlar taş ve topraktan ibaret olup yalnız tavan ve direkleri ve ağaç dalları vardır. Bunları yakmak güçtür. Ancak dam üstünden bir kısım toprak atılarak ağaçlar meydana çıkarılır. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ateşe verilir. Oda kapısından içeriye odun yığarak ateşleme sureti ile genişletilir."
Kılavuzun "silah toplama" bölümünde de şu "bilgiler"e yer veriliyordu: "Silah teslime mecbur etmek için kadın ve çocukların toplanarak hükümete teslim edileceğini söylemek çok kere iyi netice verir. Bu gibilerin damlarını yakmak faydalıdır."
O günleri yaşayanlardan Şükrü Baykara'nın "kıran kırana" diye tanımladığı bir çatışma başlamıştı artık Tunceli'de. Genelkurmay yayınında, bu çatışmalardan 21 Temmuz 1938 günü Laç deresi civarında cereyan edeni şöyle anlatılıyordu:
"Haydutların sığındığı, ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış mağaralar, cesur askerlerimiz tarafından kuşatılmış, top ve makineli tüfek ateşinden başka 25'inci Alay'dan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafından tahrip kalıpları atılmak suretiyle mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş, can havli ile dışarıya fırlayanlar da ateşle imha edilmişti. Böylece tarama sahası içindeki mağaralarda toplam olarak 216 haydut imha edilmiş, ayrıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü."
Genelkurmay yayınının bundan sonrasında tarihler, mevki isimleri ve ölü sayıları birbirini izliyordu: "Haydutlardan 20 kadar ceset... Tayyare filosunun bombalı taarruzunda haydutlardan 40'tan fazla zayiat... Kaçmak isteyen 49 kişinin imhası... Dört köyden 395 haydudun ölü olarak ele geçirilmesi..."
Ve bir örnek: "Mameki Dağ Tugayı bölgesinde bir kuvvetimiz Çat Köyü'ne ateş baskını yaptı. Bu baskına haydutlar şiddetle karşı koydularsa da Çat Köyü'ndeki kalabalık, perişan bir halde bağrışma ve feryatlar içinde kaçıştılar. Bu müsademede haydutlar 15'i silahsız olmak üzere 70 kadardı. Müsademe sırasında 20 kadarı imha edildi."
Doğal olarak raporlara, belgelere yalnızca rakamlar ve kuru bilgiler yansıyordu. 80 yaşındaki Menez Akkaya ise, Nokta'ya anlattıklarıyla canlı bir tablo çiziyordu:
"Ben o zaman genç kızdım. Bizim köye askerler birkaç kez geldi gittiler. Bir şey yapmadılar bize. Türkçe bilmediğimiz için ne dediklerini anlamıyorduk. Daha sonra bir gün yine geldiler. Bütün köy halkını topladılar. 200-300 kişi vardı. Kadın, çoluk çocuk hepsi oradaydı. Hepimizi Değirmentaş'ın oraya götürdüler. Bize, silahlarımızı toplayıp serbest bırakacağız diyorlardı. Ama bizi çay kıyısına götürüp öldürdüler. Kocamı da öldürdüler. Biz üç kişi kurtulduk. Ben ağaca yapıştım, öyle kurtuldum. Günlerce aç susuz ölülerin yanında kaldık. Öyle olmuştu ki, korku diye bir şey kalmamıştı
1938 fırtınası Eylül sonunda diniyordu. Ardında binlerce ölü bırakarak. Genelkurmay yayınına bakılırsa, ölü sayısı 4 binden az değildi. Gerçi bu, Kurtuluş Savaşı boyunca 9 bin kişinin şehit olduğu düşünülünce oldukça büyük bir rakamdı, ama yine de "kesine yakın" olduğu söylenemezdi. Çünkü ölü sayıları genellikle yuvarlak hesaplarla veriliyor ve örneğin "tarama bölgesi içinden ölü ve diri 7954 kişi çıkarılmıştır" gibi, ölü sayısının bilinemeyeceği ifadeler kullanılıyordu.
Aralarında, özel olarak gönderilen Muhafız Alayı'nın bulunduğu yaklaşık 50-60 bin kişilik askeri kuvvet artık çekilmeye başlamıştı, Tunceli'den.
İsyan bitmiş, ölen ölmüştü. Kalan sağlar ise... Onlar için Bakanlar Kurulu, "Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve dışından 5-7 bin kişinin Batı illerine nakil ve iskânı" kararını almıştı.
Ve İngiltere'nin Trabzon Konsolosu, Dersim olaylarıyla ilgili olarak Ankara'daki Büyükelçiliği'ne gönderdiği son raporunu şu değerlendirmeyle sonuçlandırıyordu: "Artık söylenen şu: Türkiye'de Kürt sorunu bitmiştir."
* Nokta Dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli yıl 5, sayı 25'te "Dersim 1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra" başlıklı dosyası Ayşenur Arslan, Hıdır Göktaş, Nadire Mater, Mahmut Övür ve Seral Özzeybek imzalarını taşıyor.

Bianet

pervane
14-11-2009, 22:55
Madem ki Dersim halkına terörist muamelesi reva görülmüştür ve halen de bu savunulmaktadır, o halde artık bütün Aleviler Dersimli’dir. Aleviler Dersim Davasını savunmaya devam edecektir. Bir Dersimli’nin bir tek saç telinin bile Onur Öymen gibileri için feda edilmesine izin verilmeyecektir. Dersim Katliamı’nı en güzel özetleyen cümleler Seyid Rıza’nın kendi ipini boynuna geçirip idam sehpasına tekme atmadan önceki haykırışıdır,
“Evladı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.”
Ancak sanılmasın ki zalimin zulmünü yüzüne karşı haykırmakla kalınacaktır. Bilinmelidir ki Alevi kamuoyu Onur Öymen ve benzeri zihniyettekilere gereken dersi, gerektiği yerde, layık oldukları araçlar üzerinden vermeyi bilecek kadar da onurlu ve sağduyulu bir kamuoyudur.
Tekin ÖZDİL Ercan GEÇMEZ
Genel Başkan Genel Başkan
Alevi Kültür Dernekleri Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı
(AKD) (HBVAKV)


http://www.alevihaberajansi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=8688&Itemid=1


1937-1938’de Dersim’de yapılan katliamı, yaşanan vahşeti hala yaşayan canlarımız anlatmaktadır. Bellekler hala tazedir. Laç deresinin nasıl cesetlerle doldurulduğunu, Munzur suyunun günlerce kan kırmızı aktığını, kurşuna dizilenleri, kurşunla ölmeyenlerin süngülerle nasıl vahşice katledildiklerini anlatır dururlar.
Dersim katliamının üzerinden 72 yıl geçmesine ve yaşanan acıların, sürgünlerin, trajedilerin varlığına rağmen, bu gün bu çağda dahi CHP’yi temsilen söz alan Onur Öymen’in; sanki başkaca hiçbir çözüm yokmuşçasına dolaylı olarak da olsa hala katliamı önermesi ve savunması tüylerimizi diken diken etmiştir.
Ülkemizin doğusunda 25 yıldır yaşanan “düşük yoğunluklu savaş”ta; yitirdiklerimiz yetmedi mi? Ekmeğimize, aşımıza, kardeşliğimize göz koyanlar! Bunca acı yetmedi mi?
Dersim katliamını “Demokratik Açılım”ın tartışıldığı bir ortamda, çözüm diye önerenler! Çözüm için emsal gösterenler! Size sesleniyoruz!
Ülkemizin sınırları içinde yaşanan sorunları; Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz olan Kurtuluş Savaşı ile devletlerarası savaş konumunda olan Kıbrıs çıkartması ile kıyaslayanlar! Ey çağın gerisinde kalanlar! Size sesleniyoruz!
Dersim’de bırakın bizim analarımızın ağlamasını, ölülerinin yasını tutmasını, çıplak bedenleri sarmalarına dahi izin verilmemiştir! Ey anaların ağlamasını normal görenler! Size sesleniyoruz!
Alevilerin oylarıyla yıllardır o meclis kürsüsünde oturanlar!
Dersim Piri Seyit Rıza’nın, ardılı olduğu Pir Sultan gibi idam sehpasında; “Evlad-ı Kerbelayık, Bihatayık, Ayıptır, Zulümdür, Günahtır.” dediği gibi
CHP demokrasinin, hak ve özgürlüklerin mi? Yoksa katliamların mı? Yanındadır. Bilmek İstiyoruz!


Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF)
Ali BALKIZ
Genel Başkan"

http://www.alevihaberajansi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=8687&Itemid=1

Hortlak
15-11-2009, 05:17
Yahu, yazı ekliyorsunuz, eklediğiniz yazıyı da anlamıyorsunuz. Yukarıdaki yazıyı ilgiyle okudum, yazının özeti nedir? Kendi çıkarlarına dokunulmasını istemeyen, gerici aşiret reisleri ve ağalar takımının çıkardığı isyan yüzünden binlerce insanın ölümüne sebep olması. Aradan 70 sene geçti, bugün değişen ne? Sıfır. Bugün de DTP'li, PKK'lı ağalar aynı yoldalar.

pervane
15-11-2009, 16:46
Bozuk plak gibi yok isyan,yok aşiret yok ağa tekrarları gerekçe gösterildiğinde daha inandırıcı olunacağı düşünülüyor herhalde! bir ülkede 70 senede insanlar kendi ağaları! yerine nedense devlet ağaya tepki göstermeyi öğrenmişler de, koskoca devlet bu insanlara ağalarına tepki duymayı öğretememiş.. büsbüyük! devlet iki baldırıçıplaktan oluşan PKK ve iki ağa çocuğundan! oluşan DTP kadar öğretici olamamış. çıt.çıt.çıt. 70 senede vatandaşını ağasının elinden çekip kurtaramayan fakat sıra öldürmeye gelince namluda mermi bırakmayan devlet peh!

Averroes
18-11-2009, 19:50
Onur Öymen'in meclis kürsüsündeki Dersim olayları ile ilgili "faşistim" itirafından sonra şaşkın Kılıçdaroğlu ellerini patlatırcasına Öymen'i alkışlıyordu. Tepkiler umduğundan fazla gelince soluğu hemşehrilerinin gönlünü almak üzere Dersim'de aldı. "Gereğini yapmalı" dedi.

Geçen günkü CHP grup toplantısına Baykal ve Öymen kol kola girerek "birlikteyiz" mesajı verdiler. CHP lideri Aleviler mi, Öymen mi tericihi arasında milyonlarca Aleviyi değil de, katliam savunucusu Öymen'den yana reyini kullandı.

Şimdi süreç neyi gösterecek? Aleviler'in yıllardır kuyruklarına takıldıkları CHP'den keskin bir kopuş gerçekleştireceklerini düşünmek safdillik olur mu? Aleviler bundan sonra savundukları partinin kanlı Dersim Olaylarına taraf olmasına aldırmadan hala oy vermeye devam mı edecekler, yoksa salt Sünni mezhebine olan soğuk duruşlarından dolayı CHP'ye oy vermeye devam mı edecekler?

Güner Ümit'in Alevilere yönelik büyük gafından sonra Star binasını adeta yıkan Aleviler, bu gaftan çok daha büyük olan (zira açıkça bir soykırımın taraftarlığından bahsediyoruz) Öymen'in sözlerine nasıl tepki gösterecekler?

Yoksa vicdanlı her Alevi'nin düşündüğü ve düşünmesi gerektiği gibi CHP'nin yıllardır kendilerini kandırmaktan başka bir şey yapmadığı ve bundan sonra da yapmasının mümkün olmadığı gerçeğiyle yavaş yavaş yüzleşmeleri gerektiği noktasına gelecekler mi?


Zaman gösterecek...

eylemsel
18-11-2009, 22:29
Aleviler CHP nin sıkı destekçileri olmuşlardır. Dersimde yaşanan olaylar ise sonraki kuşaklara farklı anlatılmıştır. Dersimden insanların sürgün edilmesi aslında onların menfaatine oldugu şeklinde anlatılmıştır

Alevilerin Osmanlı İmp.dan beri görmüş oldugu baskı ve bunun karşısında laiklik düşüncesini ön plana çıkaran chp nin kemik oy potansiyelini oluşturmuşlardır.Çorum ,Maraş ve Sivas olaylarında yaşananlar bu durumu pekiştirmiştir.

Alevilerin baskın bir mezhepçilik anlayışı oldugundan bahsedemeyiz. Çünkü Ali Haydar Veziroğlu tarafından kurulan Barış Partisi 1997 Genel seçimlerinde yüzde 0.25 oy alabilmiştir. Alevilerin böyle bir egilimi olsaydı,seçim hüsranla sonuçlanmazdı

Hortlak
19-11-2009, 01:01
Aleviler aptal sandınız, adamın sözlerini 180 derece çarpıtıp AKP ve DTP'nin oy çalma çabasına yardakçılık yapmaya kalktınız ya da bu çabanın kuklası oldunuz. Ne oldu netice? Hüsran.

eylemsel
19-11-2009, 22:05
CHP’de Dersim istifaları
Dün CHP Dersim il örgütünde hareketli saatler yaşandı, sabahın erken saatlerinden itibaren ardı ardına gelen istifalar kent gündemindeydi
Dün CHP Dersim il örgütünde hareketli saatler yaşandı, sabahın erken saatlerinden itibaren ardı ardına gelen istifalar kent gündemindeydi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Dersim açıklamasına tepki gösteren CHP Tunceli Meclis Üyesi Hıdır Kullu, 41 yıldır üyesi olduğu partisinden istifa etti.
Öncelikle geçmiş CHP yönetiminde belediye başkan vekilliği yapmış bu dönemde de CHP listesi birinci sırasından Belediye Meclisine seçilen Ali Hıdır Kullu bir grup arkadaşıyla birlikte istifa etti. Gazetemize açıklama yapan Kullu, “Onurlu bir insanım ve bunun gereğini yaptım. Daha fazla dayanamazdım şimdi içim rahat başım dik” dedi. İddialara göre istifa edenlerin sayısı 100 yaklaşırken, bir grup partilinin de Kemal Kılıçdaroğlu’nu beklediği ve Kılıçdaroğlu’nun bu kesimleri frenleyerek partiye sahip çıkalım dediği öğrenildi. Ayrıca istifa edeceklerin başında ise geçmiş dönem milletvekili Hasan Güyüldar ve arkadaşları bulunduğu bildirildi. Yine istifasını yönetime sunan ancak Kılıçdaroğlu’nun araya girmesiyle açıklamasını bekletenlerden birisinin de Pülümür Belediye Başkanı Mesut Coşkun olduğu iddia edildi. Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ise “Ben de sıkıntımızı genel merkeze ilettim bekliyorum” dedi. CHP’de suların durulmayacağını ve istifaların önümüzdeki birkaç gün içinde süreceği de gelen bilgiler arasında.
PROTESTOLAR SÜRÜYOR
Bununla birlikte Dersim’in Mazgirt, Hozat ve Ovacık ilçelerinde CHP’ye karşı basın açıklamaları ve protestolar oldu. Mazgirt ilçesinde vatandaşlar “Dersim onurdur onuruna sahip çık” sloganlarıyla ilçe merkezine kadar yürüyüş ve basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “CHP ve Onur Öymen kendine yakışanı yaptı. Dersim halkı da kendine yakışanı yapacaktır” denildi. Açıklamaya, EMEP, DTP, Belediye Meclis üyeleri ve yüz kadar vatandaş katıldı. Hozat’ta yapılan protesto açıklamasını Belediye Başkanı Cevdet Konak ve EMEP İlçe Başkanı Erdem Ulaş Çelik beraber yaptı.
(Tunceli\EVRENSEL)

ÖZÜR BEKLENİRKEN YARALARA TUZ BASILIYOR

CHP’li Onur Öymen’e bir tepki de Alevi Kültür Dernekleri ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’ndan geldi. İki örgütün ortak açıklamasında, “Biz özür beklerken yaramıza tuz basıldı” denildi.
Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil ile Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, CHP’li Onur Öymen’e tepki gösterdiler.
İki genel başkanın imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in, Meclis’te Dersim katliamına ilişkin sözlerini eleştirdiler. Öymen’in konuşmasının “çağ dışı bir yaklaşım” olduğu vurgulanan açıklamada, Dersim katliamının çözüm önerisi olarak sunulmasının da çağ dışı zihniyetin yansıması olarak gösterildi. Açıklamada, Dersim katliamının Alevilerin yüreğinde kanayan bir yara olduğu ve acılarının hafifletilmesi için özür beklerken böyle bir ifadeyle yaralarına tuz basıldığı dile getirildi.
Onur Öymen ve CHP milletvekillerinin oturdukları koltuklarda Alevilerin katkısının da inkar edilemeyeceğinin belirtildiği açıklamada, siyaset tekniği açısından bile yapılan konuşmanın, “seçmenlere ihanet” olduğu dile getirildi. CHP’nin Alevilerden özür dilemesi ve Onur Öymen’in istifa etmesinin istendiği açıklamada, “Madem ki Dersim halkına terörist muamelesi reva görülmüştür ve halen de bu savunulmaktadır, o halde artık bütün Aleviler Dersimlidir. Aleviler Dersim davasını savunmaya devam edecektir. Bir Dersimlinin bir tek saç telinin bile Onur Öymen gibiler için feda edilmesine izin verilmeyecektir” denildi. ANKARA

Her yerde öfke var

Onur Öymen’in sözlerine ve CHP’nin tutumuna ilişkin tepki eylemleri devam ediyor. Dünde Gaziantep, Antalya ve Şırnak’ta yapılan basın açıklamalarında CHP ve Onur Öymen’e tepki gösterildi. Protesto için CHP İl binalarına siyah çelenk bırakıldı.
ORTAK AÇIKLAMA
Gaziantep’te eski adliye binası önünde bir araya gelen DTP, EMEP, ESP, İHD ve Ekmek ve Özgürlük grubu üyeleri, Onur Öymen’in açıklamalarının CHP’nin sahip olduğu ırkçı, şoven zihniyetin yansıması olduğunu belirterek “CHP zihniyetine hayır” dediler. Adliye önünde yapılan ortak açıklamayı, İHD Gaziantep Şube Başkanı Gülten Aydın okudu. Halka verebileceği hiçbir şeyi olmayan ve tarihsel anlamda inkar ve imha misyonunun sahibi olan CHP’nin yine bu misyonuna uygun davrandığını dile getiren Aydın. Öymen’in yaptığı konuşmayı da “ırkçı ve faşizan söylemler” olarak algıladıklarını kaydetti. Aydın, CHP içinde ve tabanında yer alan ilerici, demokrat ve CHP’ye oy vermiş kesimler başta olmak üzere Kürt ve Alevileri derinden yaralayan ve Dersim katliamını savunan açıklama karşısında gereken tepkiyi verme çağrısında bulundu.
ŞIRNAK’TA EYLEM
Onur Öymen’in Dersim katliamını savunan konuşmasına tepki gösteren DTP Şırnak İl Örgütü, CHP il binasına siyah çelenk bıraktı. DTP Şırnak İl Örgütü, il binası önünden Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş düzenledi.
DTP İl Başkanı Selim Bayar, “Onur Öymen şahsında katliamcı CHP zihniyetini kınıyoruz. Kendisine demokratım diyen CHP’lileri de partiden istifa etmeye çağırıyoruz” dedi. Açıklamadan sonra kitle, CHP Şırnak il binası önüne giderek siyah çelenk bıraktı.
CHP’YE SİYAH ÇELENK
Antalya emek ve demokrasi güçleri CHP Antalya il örgütü önüne kadar yürüyüş yaparak, siyah çelenk bıraktı. Basın açıklamasında konuşan Hasan Mazaca, “CHP kurmaylarından Onur Öymen kabuk bağlayan yaramızı yeniden kanatmıştır “ dedi. Mazaca, Öymen’nin sözleriyle, “CHP ve onun anlayışı akıllarda milliyetçilik iltihabını hâlâ taşıdıklarını gösteriyor “ dedi. Öymen’i kınayan Mazaca’nın açıklamasından sonra CHP İl binasına siyah çelenk bırakıldı. Eylem, “Dersim onurdur onuruna sahip çık” sloganı ve “Dersim Dört Dağ İçinde” türküsü ile son buldu.
(HABER MERKEZİ)

SHP’DEN KILIÇDAROĞLUNA İSTİFA ÇAĞRISI
SHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Çakır, Onur Öymen’in CHP’nin gerçek görüşlerini aktardığını belirterek, “İstifa etmesi gereken kişi, Onur Öymen değil eğer açıklamaları içine sindiremiyorsa Kılıçdaroğlu’dur” dedi.
Onur Öymen’in Dersim katliamını onaylayan sözlerine tepkiler sürerken, Öymen’i istifaya çağıran Kemal Kılıçdaroğlu’na SHP’den çağrı geldi. SHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Çakır, Öymen’in CHP’nin “has görüşlerini” dile getirdiğini belirterek, “CHP, Onur Öymenlerin partisidir. Gereğini yapması gereken bir kişi varsa o da Kılıçdaroğlu’dur. CHP’de siyaset yapmayı içine nasıl sindirmektedir?” dedi.
CHP’nin son yıllarda istikrarlı bir şekilde başta Kürt sorunu olmak üzere iç ve dış politik konuların tamamında şoven ve faşizan tutum aldığını belirten Çakır, CHP’nin “Alevileri ve Kürtleri partiden temizleme” şiarıyla yola çıkan bugün yöneticiler eliyle “tarihsel rotasına girdiğini” savundu. Çakır şunları ifade etti: “Yıllardır sol ve sosyal demokrat olduğu aldatmacasıyla kitleleri sadece yaşam tarzı-laiklik korkusuyla elde tutma yoluna giden CHP için yolun sonu görünmüştür. CHP’de siyaset yapmayı içine sindirerek Onur Öymenlere karşı tepki gösterenlerin samimiyet sorunu, Onur Öymen gibilerle kıyaslanamayacak kadar büyüktür.” ANKARA

Avrupa’dan CHP ve Öymen’e tepki

AVRUPA ülkelerinde yaşayan Aleviler ve Dersimliler, Onur Öymen’e ve CHP’ye tepki gösterdi.
Dün Köln’deki Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Merkezi’nde ortak bir açıklama yapan AABF 2. Başkanı Ali Ertan Toprak, AABF Genel Sekreteri Hüseyin Mak, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Genel Başkanı Yaşar Kaya ve Avrupa Koçgirililer Birliği (AKB) temsilcisi, CHP ve Öymen’in özür dilemesini talep etti.
Ortak açıklamada, Dersim’de 1938 yılında bir isyan değil katliam yaşandığı ifade edilerek, devletten bu konudaki arşivleri açarak gerçeklerle yüzleşmesi istendi. AABF 2. Başkanı Toprak, 10 Kasım’daki konuşmadan bu yana olup bitenlerin CHP’nin inkarcı, asimilasyoncu bir geçmişe sahip olduğunu; parti yönetiminin Öymen’e sahip çıkmasının da bunun bir göstergesi olduğunu ifade ederek, CHP içindeki Alevi milletvekillerini, yöneticileri, kendi durumlarını bir kez daha gözden geçirmeye çağırdı. Öymen’in istifa etmemesi ve CHP’nin özür dilememesi durumunda bu parti içinde bulunan bütün Alevilerin ve Dersimlilerin istifa ederek gerektiğinde yeni bir parti için girişimlere başlaması gerektiğini de, Toprak sözlerine ekledi. CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den atılması için Avrupa çapında yoğun bir çalışma içine girileceğini ve bu konuda Almanya’da SPD nezdinde girişimler yapılacağı belirtildi.
Toprak bundan sonra hiçbir CHP yöneticisini Avrupa’daki derneklere konuşmacı olarak davet etmeme kararı aldıklarını da söyledi. Toplantıda, Öymen’in Almanya’da büyükelçilik görevinde bulunduğu, görev yaptığı yıllarda Öymen’in sürekli Aleviler, Kürtler ve solcu muhalif güçlere karşı çalışmalar yaptığı vurgulandı.
(Köln/EVRENSEL)

ademoglu
20-11-2009, 16:08
herkese selam olsun, ben türküm, 37 yaşındayım, çocuklugumun çogu başta hozat olmak üzere tunceli de geçti. belki çocuk oldugumdan belkide acılar baskılandıgından tuncelide geçen yıllarımda zerre ayrımcılık hissetmedim. geriye dönüp baktıgımda hep harika bi çocukluk geçirdigimi düşündüm ve bunun için hep Allah a şükrettim. benim çocuklugumu güzel yapan tunceli nin dogal güzelliginin yanı sıra insanlarının sıcaklıgı, samimiligi, kadirşinaslıgıydı. ne ben kendimi bölge çocuklarından ayrı gördüm nede onlar beni kendilerinden zerre kadar dışladı. seneler sonrada Allah ın takdiri tuncelili, alevi ve kürt olan eşimle hayatımı birleştirdim. Allah a şükürler olsun çokta mesuduz. ben 4 kardeşim. 3 ümüz evliyiz ve Allah ın takdiri hepimizinde eşi kürt. kız aldık kız verdik tıpkı yüzlerce yıl atalarımızın yaptıgı gibi. bizim evimizde hem ramazanda hemde muharrem ayında oruç tutulur ırka bakılmaksızın. çocugum hem türkçeyi hemde kürtçeyi ögreniyor, büyüdügünde iki dilide çok iyi konuşabilecek şekilde yetişecek, türk kültürünüde kürt kültürünüde alıyor. evimizde türk ve kürt kardeşligine açık konuşmalara geçit var, ayrımcıgın her buyutuna ve çeşidine yol açan konuşmalara konuya müspette baksa adı açılımda olsa yeri yok. burdada bu konuda görüş belirtmek için yazmıyorum. insanlık tarihinin gidişatı gösteriyorki sonuç birlik ve beraberlik olacak. zaman zaman bu gidişatta duraklamalar hatta geri gitmelerde yaşanıyor, hatta bu duraklamalar bir insan önrünü aşıyor ama bir gün gelecek içinde ayrımcılık geçen bu tartışmalar tarih olacak. benim veya çocuklarımın ömrü yeterde bunu görürmüyüz bilmiyorum ama o günler geldiginde bizler çok önceden kardeşçe yaşamış olacagız. bunu belirtmek için yazdım, hepiniz esen kalın

saroz
24-11-2009, 14:51
1937-1938 yıllarında harekâta katılan asker ve subayların, dönemin emniyet müdürlerinin, vali ve kaymakamların kişisel arşivlerinden isyanla ilgili hiç bilinmeyen yüzlerce fotoğraf ve yazılı belgeye ulaşıldı.

Belgeler arasında, ölenlerin ve sürgüne gönderilenlerin gerçek sayısının bulunduğu bir raporla, isyanın liderlerinden olduğu öne sürülen Seyit Rıza'nın idam kararının alındığı mahkeme çıkışında oğluyla kol kola görüldüğü fotoğraf da bulunuyor.

ASKERİN GÖZETİMİNDE İKİ BEBEĞİ EMZİRİYOR
Bölgenin önemli aşiret reislerinden Şahin Ağa ve amcasının cansız bedenini, askerlerin mağaralara düzenlediği baskınları ve halkın çaresizliğini gösteren fotoğraflar da dikkat çekiyor. Bir başka karede ise askerlerin gözetimindeki kadın aynı anda iki çocuğunu birden emziriyor. Fotoğrafların birinde ise harekât emrini veren dönemin Başbakanı İsmet İnönü, Hozat ziyaretinde görülüyor.

4. UMUM MÜFETTİŞLİK RAPORU
Dersim olaylarıyla ilgili 9 yıl boyunca araştırma yapan Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık, arşivindeki bu önemli belgeleri ilk kez Sabah'tan Pervin Metin ile paylaştı. Harekâta katılmış, hayatta kalan asker ve bürokratlara, ölenlerin akrabalarına ulaşan Saltık; sahaflar, müzayedeler, özel koleksiyoncular ve İngiliz Ulusal Arşivleri'nden de yararlanarak, kendi tabiriyle 'çuvallar dolusu belge ve yüzlerce fotoğrafa' ulaştı.

13160 ÖLÜ
'Katliam' olarak nitelendirdiği Dersim olaylarında ölen ve sürgüne gönderilenlerin sayısının yanlış bilindiğini söyleyen Saltık, "Harekâtın başında olan bir subayın Dördüncü Umum Müfettişlik raporuna ulaştım. Bu rapora göre, 13 bin 160 sivil ölü var. Sürgüne gönderilen hane sayısı 2 bin 258. Kişi sayısı ise 11 bin 818" diye konuştu.

"KAN İÇER İNSAN ETİ YERLER"
Dönemin Ovacık Kaymakamı'nın Ankara'ya yazdığı bir rapora da ise Tunceliler'in kan içip, insan eti yediği, güneşe taptığının yazıldığını anlatan Saltık, "Harekât için daha ne bekliyorsunuz demeye getirmiş. Bir müzayedede o dönemin Tunceli Emniyet Müdürü'nün fotoğraf albümünü de ulaştık. Harekat sırasında çekilmiş fotoğraflardı. Bir vali muavinin arşivini de bulduk, ölenlerin tek tek fotoğrafları var" dedi.

"ÇOK KÖTÜ ŞEYLER YAPTIK"
Belge toplarken zorlandığını da ifade eden Saltık, nedenini şöyle anlatıyor; "Bazıları hiç konuşmazken bazıları anlattıklarının kayıt altına alınmasını tercih etmedi. Konuştuklarının öldükten sonra yayımlanmasını isteyenler oldu. Kimi '12 Eylül'de solcular bizi öldürür' korkusuyla elindeki tüm fotoğrafları imha etmiş. Araştırmalarım sonucu şunu gördüm ki, Dersim hareketine katılan askerlerin, subayların çoğu bir daha eski haline dönememiş. Çoğunun söylediği aynı: 'Çok kötü şeyler yaptık'.Sabah; Jandarma Umum Kumandanlığı'nın (Jandarma) 1931 yılında Dersim'le ilgili tuttuğu raporu ortaya çıkardı. Tutulan raporlar, bir kitap haline getirildi ve sadece 100 adet basıldı. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nin raflarında bulunan "Dersim" kitabında; aşiret, aşiretlerin yapısı, hükümete yakın olanlar olmayanlar, devlet karşıtı aşiretlerin içlerine sızma yöntemleri ile Batı'ya göç ettirilen aşiretlerin listesine yer veriliyor.

KILIÇDAROĞLU'NUN AŞİRETİNE
Cumhuriyet döneminde, Dersim'de devlete karşı ayaklanan, kendi içlerinde işbirliği yapan aşiretlerin tümü sürgün ediliyor. Sürgünde Trakya ilk adres oluyor. CHP'li Onur Öymen için 'gereğini yapsın" diyen partisinden Kemal Kılıçdaroğlu'nun isyancı dedesinin Kureyşanlı Aşireti, Tekirdağ'ın Saray kazasına gönderiliyor. Trakya'ya sürgüne gönderilen 347 aileden 3 bin 470 kişinin ulaşım masrafları devletin kasasından çıkıyor. Botanlı Aşireti Edirne (Uzunköprü), Koç Uşağı Aşireti ve Hozat Reisleri Balıkesir (Balya), Şadilli Aşireti Balıkesir ( Bandırma), İksor Aşiret Reisleri (Kırklareli), Balabanlı Aşiret Reisleri Çorlu'ya gönderiliyor.

KİM BU DERSİMLİLER
Rapordaki en dikkat çekici bölüm ise devletin bakış açısını ortaya koyması açısından Dersimliler'le ilgili tespitler:
-Konuştukları dil Zazacadır.
-Dersim kalabalık ve çok silahlıdır. Dersim'de silah toplamak gün ve ay işi değildir. İki sene işidir.
-Türk ve Türklüğü telkin etmek için iki mektep açılmalı.
-Hükümete karşı tamamıyla anarşiktir.
-Dersim hükümeti cumhuriyet için bir çıbandır.
-Dersimliler askerlik yapmazlar.
-Zaza kadını, Türkmen ve Yörük kadınları gibi cinsi temasa pek düşkündür.
-Türkmen kadını gibi evinin işlerini çevirir.
-Yavuz Sultan Selim'in gazabı olmasaydı bugün güzel Türkiyemiz'de tek bir Sünni'ye tesadüf etmek imkanı belki de mümkün olmayacaktı.
-Aleviliğin en kötü ve tefrika değer cephesi Türklük'le aralarındaki derin uçurumdur. Bu uçurum Kızılbaşlık itikadıdır.
-Kızılbaş, Sünni Müslümanı sevmez. Kin besler, onun ezelden düşmanıdır.
-Kızılbaşları, yuvarlak kafası, geniş alnı basık yüzü ile gözlerinin daima akın yollarını, uzakları araştıran cevvaliyeti ile Türk neslinden ayrı bir nesle bağlamak güç bir iş olur.
-Dersim; Türk, Faris, Asur, Ermeni, Arap gibi milletlerin tortularını almış bir mıntıkadır.
-Ermenilik Dersim içinde şimale gittikçe kesafetini kaybetmiş ve ancak kasabalar ve onların yakınında barınıp taşamamış ve hiçbir zaman Dersim umum nüfusunun yüzde 20'sini aşamamıştır. Harbi umumiden sonra izlerini bırakarak ölmüştür.

BEBEKLER TRAVMAYLA DOĞAR
Tunceli'de bebeklerin '37-38 olayları' yüzünden travmayla doğduğunu, söyleyen Saltık, "Yıllarca isyan gibi gösterildi. Ulaştığım belgeler de gösteriyor ki, Dersim olayları Alevi - Kızılbaş kıyımına yönelikti. Dağlarda aranan 40 kişi yüzünden bu kadar insanın öldürülmesi akla başka bir şey getirmiyor. Birçok yetim başka illere gönderilip evlatlık verildi, kızlar Türkler'le evlendirildi. Hazırlanmış, planlanmış bir hareket

asinar
27-11-2009, 09:26
21 Mart 1937 gecesi başlayan Dersim Ayaklanması hakkında ABD’nin Türkiye büyükelçiliği Washington’a şu raporu gönderiyor:


“Toplumun sosyal yapısı tipik sosyal özellikler taşıyor ve geniş halk yığınlarının hükümetle olan tek irtibatını aşiret reisleri sağlıyor. Türk hükümeti ekonomik açıdan sorunu çözmeye çalışıyorsa da yöre insanları yollar, köprüler, okullar vs. yapılmasına karşı koyuyor. Son ayaklanma: Hükümetin, bölgenin sosyal ve ekonomik şartlarını ıslah etmek üzere geliştirdiği reform programını, daha önce elde edilmiş haklara tecavüz şeklinde gören liderleri tarafından başlatıldı” (Bilal N. Şimşir, “Kürtçülük 2”, Bilgi Yayınevi, s. 397-398).

Bakalım KOMİNTERN , bu olay hakkında ne düşünüyormuş:

29 Temmuz 1937 tarihli Komintern’in yayın organı “Rundschau” şöyle yazıyor:

“İki ayı aşkın bir zamandan beri Ankara Hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Feodal unsurlar, Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesindeki barınmayı başarmışlardır. Bu bölgeye geçtiğimiz yıl TUNCELİ adı verilmiştir. Dersim’in hakim katmanları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir... Dersim’de devlet otoritesi sadece kağıt üzerine kalıyordu. Feodal aşiret reisleri her fırsatta devleti hiçe sayarlardı... Bugün, Kemalist Hükümet’in enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.” (Komintern Belgeleri’nde Kürt Sorunu, Kemalizm, Erdal Yeşil, Tohum Yayınları, s. 185, İstanbul)

Emperyalist Amerika ile Komünist Sovyetler birliğinin olayı değerlendirmelerindeki paralellik sizin de dikkatinizi çeker mi bilmem.

tyd13
27-11-2009, 15:08
Azizim Bu konu hakkında başka konu başlığı yok muydu? Neden Dersim konusu lastik gibi uzatılıyor ve farklı başlıklarda tartışılıyor? Bu konuda kabınıza sığmıyor musunuz? Ayriyeten bu konuyla ilgili her yeni bulguyu sitede farklı konu başlıklarında yayınlamayı mı düşünüyorsunuz?

hilal21
29-11-2009, 03:07
http://img134.imageshack.us/img134/570/dersim2.jpg

GÖK.BÖRÜ
07-03-2010, 11:05
AKHENATON dediği gibi aşiretçi feodal insanlar vardır ve yok edilmişlerdir.gene böyle birşey olursa yok edileceklerdir.

cıa destek alıp özgürlük feryadı edenlere MAMA yok...

Natan
15-04-2010, 18:33
Gök büyük bi olasılıkla mesajımı okuyamayacak ama , AKHENATON la başka bir forumda da tartışmıştım , kendisi alevi ve kürtlerin insan dahi olmayacağını söylemiştir.. Irkçılık yapan parazittir, omurgasızdır. neyse,

Dersim Soykırımının Askeri ve Siyasi Mimarları


http://www.dersimsoykirimi.org/mustafa.gif
Mustafa Kemal:
''mesuliyeti üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i ''


http://www.dersimsoykirimi.org/ismet.gif
İsmet İnönü : ''Dersim'i her türlü askeri hareketlerle temizledik’’ .

http://www.dersimsoykirimi.org/celal.gif


Mahmut Celal Bayar: ''Dersim'i vurduk''

http://www.dersimsoykirimi.org/index.3.jpg


General Albdullah Alpdoğan
Dersim halkına karşı sürdürülen askeri hareketin komutanı. Hükümet tarafından geniş yetkilerle donatılmıştı. Soykırım sona erdikten sonra Dersim'in birçok cadde ve sokaklarına onun ismi verildi. Acımasızlığı ile tanınan General Alpdoğan, Karadeniz ve Ege bölgelerinde rumların ''kökünü kazıma'' hareketinin mimarlarından Sakallı Nurettin paşanın damatıdır.

http://www.dersimsoykirimi.org/ihsan.gif

''Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti''.


http://www.dersimsoykirimi.org/sabiha.gif
''Babasının manevi kızı''

Sabiha Gökçen (M.Kemal'in manevi kızı, Dersim'i bombalamakla görevlendirilen dünyanın ilk kadın savaş pilotudur):
''Bombamın hedefleri benim gözümde insan değildir. Müteharrik bir takım hedeflerdir. Amirlerim bombayı atmakta vatani bir lüzum gördükten sonra bende askerce itaatten ve verilen vazifeyi tesirli ve iyi bir surette yapmaktan başka bir düşünce olmaz.“

özel arsiv :
http://www.dersimsoykirimi.org/Xerox.pdf

'Erkânı Harbiye Reisi'ne verilen raporda ise açık konuşulmuştu:

'Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.'...

al bundy
15-04-2010, 23:00
Natan,

Dersim soykırımsa şimdi amip gibi bölünenler kim oluyor acaba? Üstelik bu soykırım(!) sonrası neden aileler öldürülmüyor da sürgün ediliyor? Neden bu olaya dönemin hiçbir devleti karşı çıkmıyor?

naper
16-04-2010, 10:36
dersim deki aşiret reislerine ya da dedelere tarihte hiç karşı çıkan olmamış mıdır?eğer olmuş ise otorite sahipleri(aşiret reisleri), karşı çıkanlara ne yapmıştır?

aşiret özünde demokratik bir oluşum mudur?otoriter bir oluşum mudur?

burada yakınılan otoriter bir oluşumun, otoriter başka bir oluşum tarafından ortadan kaldırılması mıdır?

dinler ve mezhepler;insanları yönetmek,sömürmek,cahil bırakmak için kullanılan araçlardır.bu dinin adının ne olduğu,hangi meshepten olduğu hiç önemli değildir.

hala anadoluda babadan oğula geçen dedelik kısmen vardır.bunun özünde padişahlıktan pek farkı yoktur.hala dedeler gittikleri köylerden her türlü erzak para yardımı almaktadır.köylüyü topluca hareketlere sürükleyebilmektedir.

kısacası dersim sıradan bir isyandır,sıradan bir şekilde bastırılmıştır.otorite başka bir otoriteyi yıkmıştır.konu budur!

Ovidius
16-04-2010, 17:46
Sadece aklıma neden MENEMEN bombalanıp çoluk çocuk öldürülmedi diye bir şey geliyor.


Devlet yeni bir otorite için lüzumlu gördüğü önlemlerini alırken,
hedef gözetmeksizin ateş etmemeli.
Buradan hedef gözeterek ateş edebilir sonucu çıkar ki son seçenek olmalıdır.
Yeni bir devlet
Yeni bir millet yaratma derdini göz önünde bulundurup
zamanın koşullarınıda düşünmeliyiz.

Peki kabul edilebilirmi onca insanı bizde biziz dedikleri için
son arzularını dahi yerine getirmeden
bir oğlu babasının ricasına rağman babasının gözü önünde asıp küllerini savurmak ve mezarsız bırakmak ne kadar insanca?


Aklıma ''KARTALLI KAZIM'' geldi,Nazım Ustadan.

Natan
16-04-2010, 20:00
burada tarih dersi vermek haddime değil.
Görüşümü paylaşayım kısaca. 1915 te de oldu ,37 de de 38de de , ve farklı tarihlerde de kendini gösterdi ,dayatmacı ,diktatorya. Türk milliyetçiliğinin ötesinde , imha ve inkar politikalarıyla kendi dışınaki anadolu halkını asimile etme , yok etme peşine düşüldü. Bu Mustafa Kemalin sözlerinden de , M. Esat Bozkurt la da açığa vurulmuştur. Türk olmayan halk imha edilmiş , yada itaatkar olmaya zorlanmıştır. Dersim yüzyıllarca kullanılan bir isimken , Tunç -Eli gelmiş, halk hiçe sayılmıştır. Neyi inkar eiyosunuz ?

Mağaralarda insanlar kurşuna dizilmedi mi ?

http://www.dersimsoykirimi.org/index.1.jpg

http://www.dersimsoykirimi.org/index.2.jpg

(Hasan Saltık'ın arşivinden / NTV-TARİH/ Sayı: 11-Aralık 2009)

Çoluk çocuğu kurşuna dizmek, halkın sığındığı mağraları zehirli gaza boğup katletmek ne zamandan beri "aşiret önderleriyle mücadele" oldu ?

al bundy
18-04-2010, 13:31
Natan,

Mağaraya kaçanlar da, onlarla birlikte gidenler de isyancılardır ve devlete karşı gelen kişilerdir. O mağaralara devlet keyfinden saldırmadı, eşkiyalar saldırıp oraya saklandılar ve ailelerini yanlarına aldılar. Benzer bir örnek Filistin'de var, adamlar her türlü cephaneyi camiye doldurup yanlarına da kadın ve çocukları alıp İsraillilere saldırıyorlar, şimdi böyle bir saldırı karşısında sırf kadın ve çocuklar var diye saldırıya devam edenlere bir şey yapılmamalı mıdır? Adamlar mağaraya gidiyor fakat oradan saldırıya devam ediyorlar. Zaten halka o dönem teslim olmaları, eşkiyalarla birlikte gitmemeleri için kaç kere yazılı ve resmi uyarı yapılmıştır.

Bir başka konu, Dersim'deki olaylardan önce birçok isyan olmuştur ve devlet sert politikalar izlememiştir ve sürekli bu tarz olaylar süregelmiştir. Devlet en sonunda bunlara sert bir yumruk indirmeliydi ve indirdi de. Zaten sonucunda da uzun süre sesleri çıkmadı. Üstelik bu isyanı yapanlar zaten kendi aralarında çatışan, eşkiya, çeteci insanlardı. Amaçları da devletin kendi güçlerini sınırlandırması veya yok etmesiydi. O dönemin askeri ve sivil raporlarını, ayrıca yapılacak uygulamaları görürseniz feodal yapıyı kırmanın, Türk kültürünü yerleştirmenin ve imar uygulamalarının amaçlandığını görürsünüz.

Son olarak, isyan sırasında Sovyetler de dahil olmak üzere ciddi bir tepki söz konusu değildir. Acaba soykırım olarak nitelenen bir olaydan hiç bahsedilmemesi acayip değil midir? Harekat sonrası aileler yok edilmek yerine batıdaki illere sürülmüştür. Amaç soykırmak olsa buna ne gerek vardı?

naper
19-04-2010, 12:32
Çoluk çocuğu kurşuna dizmek, halkın sığındığı mağraları zehirli gaza boğup katletmek ne zamandan beri "aşiret önderleriyle mücadele" oldu ?

şimdi vicdanı zorlayan lafları bırakıp gerçeğe bir bakalım.dersim(ve bu bölgeyi oluşturan aşiretler) yaklaşık 600 sene özerk yaşadı diyebiliriz.osmanlı bu bölgelere pek girmedi.bunun yerine aşiret önde gelenlerinden vergi aldı ve bu önderleri meşruulaştırdı,destekledi.aşiret reisleri ve toprak ağaları için de karlı bir işti bu.yerel halk cahildi,karın tokluğuna çalışırdı tarlada....bu ağalar da küçük saltanatlarını sürdürürdü.nasılsa "alevi" lik gibi bir mezhepte hem bu toplumu bir arada tutan çimento oluyor hem de dede leri destekliyordu.zaten konuyu araştırırsanız bölgede aynı kişinin hem ekonomik önde gelen,hem dini önde gelen olduğunu farkedeceksiniz.(ailem alevidir!ayrıca alevileri diğer dinler ve meshepler arasında en aklıbaşında olanlardan yani kötünün iyisi olarak görürüm.)

cahil halk işte bu meshepin sorgulamaya izin vermeyen yapısı nedeniyle(tüm din ve mezhepler böyledir.sorgulama kavramından nefret ederler) hiç bir zaman neden ağanın topraklarını ekip biçtikleri halde,ağadan çok daha azıyla yetindiklerini sorgulamamıştır.yine bu toprakların ağaya kimler tarafından verildiğini,ağaların osmanlıyla gizli/açık hesapları da sorgulanamamıştır.

cahil bir halk;hele ki elinde "din" gibi bir silah varsa kolayca ayaklanabilir.örnekleri gırladır.

nitekim yok olan osmanlı dan sonra bu aşiret reisleri ingilizlerden yardım dilemiştir.
atatürk ise ayaklanmayı bastırmıştır.büyük bir savaştan çıkan gencecik bir cumhuriyetin 10 larca askerinin o ve ya bu bahane ile katledilmesi asıl sert yanıtın sebebidir.bunu siz de iyi bilirsiniz.
filler tepişmiş ve malesef çimenler ezilmiştir.

Natan
19-04-2010, 13:00
Ezber bozan bi anlayış ne yazıkki görülmüyor. Resmi ideoloji ne öğrettiyse o. Madem feodalizme, toprak ağalığına karşıdıysa güneydoğuya neden bulaşılmadı ? Orası da "özgür"leştirilmedi ?

Tanıdığım biri var , yasa dışı hiç bir şeye karışmamış.evi üç kez asker tarafından yıkıldı ve o aile tekrar tekrar yaptı evini. Sonra köy yakıldı . Mecburen terkettiler toprağını.

think
19-04-2010, 21:07
natan güzel çok iyi bir noktaya değinmişsin. Şayet mesele aşiretler ise neden doğunun diğer taraflarındaki aşiretlere müdahale edilmedi. Daha önemli "Çoluk çocuğu kurşuna dizmek, halkın sığındığı mağraları zehirli gaza boğup katletmek ne zamandan beri "aşiret önderleriyle mücadele" oldu ? Derism belgeselini bir izleyin sonra tekrar düşnün derim.

saroz
20-04-2010, 10:50
Dersim katliamını anlamak için, bu katliamı yapan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu sorgulamak gerekir.

Yeni kurulmuş genç cumhuriyetin savunma refleksi olarak görmek yanıltıcıdır. Demokrasi ve insan haklarına aykırıdır, ayrıca yanlıştır.

Osmanlı çökerken, içerisinden çıkan bürokratik kadro Cumhuriyeti kurmuştur. Hilafetin yerine laikliği, saltanatın yerine Cumhuriyeti koymuştur. Görece devrimci denilebilecek bu değişiklikler, uygulamada saltanatla atbaşı gitmiştir.

Osmanlının farklı din ve milliyetlerden oluşan halklarına tek din dayatması, farklı olan her düşünceye münafık, kafir diyerek saldırması, Cumhuriyetçiler tarafından tek ulus tek din şeklinde yer değiştirmiş, ya sev ya terket tahammülsüzlüğüne indirgenmiştir.

Osmanlı'nın çöküşü sırasında etkili olan ulusal hareketlerden duyulan korku, yeni cumhuriyette tek millet tek, tek din şeklinde resmileştirilmiş, devletin tüm ideolojisi bu temel üzerine kurulmuştur.

Farklı din ve milliyetlerden ortak zenginlikler üretecek, gönüllü birlik temelinde bir mozaik yaratmak yerine, Türkleştirmek ve İslamlaştırmak temelinde politikalar üretildi ve despotça uygulandı.

Dersim katliamı bu temelde değerlendirildiğinde neden yapıldığı daha anlaşılır olacaktır. Türkleştirmek esas amaçtır.

Osmanlıdan kalma devletin kutsallığı, halkın birey değil de tebaa olması durumu Cumhuriyeti kuran ve yürüten kadrolar tarafından aynen uygulanmıştır.
Laik denilen cumhuriyette, İslamın sünni kanadını temsil eden ve kendi halklarına dayatan bir diyanet işleri kurumu vardır. Laik Cumhuriyet kavramını boşa çıkaran en önemli olgu bu kurumun varlığıdır.

Özetle, Dersim katliamı güdük antiemperyalist savaş yürüten, laikliği ve demokrasisi de güdük kalan Cumhuriyetin demokratikleşememesinden kaynaklanmaktadır.

Aynalı
19-06-2010, 21:52
Saroz kardeş, Tunceli katliamı dediğin olaya tarafsız bir pencereden bakarsanaz olayları daha doğru anlarsın. Tuncelide feodal bir yönetim vardır. Ağalar gün ve gün insanlara zulum(tecavüz, hırsızlık vsvs) ediyorsa, devletin ve milletin refahı için başlatılan kurtuluş savaşında cepheye asker yollamıyorsa ve devlet içinde bağımsız başka bir devlet varsa ortadan kaldırılmalıdır. Katliam demene neden olan sayılara gelirsek eğer. 370 kişiden biraz daha fazla isyancı öldürülmüştür. 20-30 kadar da şehit verdik.
Olayın ideolojik yönüne bakalım.
Laiklik, cumhuriyet gibi fikirler halk istediği için değil (halk bunların ne olduğunu bile bilmyordu) daha fazla oy almak için değil, bu fikirlerin devleti ve milleti yükselteceğine inanıldığı için karar kılınmıştır. Laikliğin ne olduğunu bilen ve bu fikirleri başa getiren kimseler neden daha sonra bu fikirlere aykırı davransınlar. Halkın eşitliğine inananlar neden farklı dil konuşan insanları öldürsünler.

Düşünüyorum da bu tür olaylarda insanlar soğukkanlı olmalı, böyle şeylerin dile getirildiği zamanın siyasi konumlarını gözardı etmemeli ve vikipedi gibi siteleri kaynak olarak kabul etmemelidir.

Natan
19-06-2010, 22:04
Dersimde yaşananlar katliamdır. İnsan katliamı olmuştur. İsyancı ayırt edilmeksizin bu yapılmıştır. Bunu inkar edemezsiniz sayın aynalı.

Mağaralarda insanlar kurşuna dizilmedi mi ? Dizildi. Zehirli gaz kullanılmadı mı ? Kulanıldı .O zaman neden bunu "feodal ağalarla mücadele"ye indirgiyorsunuz ?

Güneydoğuda Feodalite yok muydu ? Şimdi de yok mu ? Toprak ağalarının ,aşiret reislerinin gücü hakim değil mi ? Neden bunlarla mücadele edilmedi ? Hala durum bu şekilde.


Ağalar gün ve gün insanlara zulum(tecavüz, hırsızlık vsvs) ediyorsa


Yakıştıramadım sayın aynalı. Seyit Rıza yada hangi arkadaşı böyle bir şey yapmıştır ?

Aynalı
19-06-2010, 22:47
Verdiğim sayılar resmidir sayın Natan kardeşim. Cevabınız ise yetersiz. Tuncelide feodal bir yönetim vardır. Ağalar gün ve gün insanlara zulum(tecavüz, hırsızlık vsvs) ediyorsa, devletin ve milletin refahı için başlatılan kurtuluş savaşında cepheye asker yollamıyorsa ve devlet içinde bağımsız başka bir devlet varsa ortadan kaldırılmalıdır. Orada ki tek ağada Seyid Rıza değildir. Bunlar gerçektir.
Sizi anlıyorum ideolojik bir pencereden baktığınız için bu şekilde konuşuyor ve sizin gibi konuşanların sözlerine doğru buluyorsunuz. Ama ideolojik fikirleriniz gerçekleri gösteren yolu tıkamamalıdır. Hatada ısrar etmek doğru değildir. İnsanların mağarada kurşuna dizilmesi, zehirli gaz kullanılması gibi konuları yeteri kadar bilmiyor ve bu yüzden yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Ne kadar doğrudur bilemiyorum ama Çanakkalede zehirli gaz kullanmayan ordu Tuncelide mi zehirli gaz kullanıcak?

pervane
20-06-2010, 00:09
Evet ya! bizler bunları nasıl oluyor da düşünemiyoruz! 1923 tarihinden sayıp 1938 yılına gelindiğinde. ülkede hür insanlardan oluşan bir toplum zaten oluşturulmuştu! sizi gidi feodal Dersimliler! Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Muş, Erzincan, Bitlis, Van,Ağrı,Mardin,Hakkari, Adana vs.vs. Ağalarından da mı hiç örnek almadınız! bakın haşmetli devletlimiz o tarihe kadar ülkedeki bütün ağalık sistemini tarümar etmiş bir dersimde kusur kalmıştı! tabi ya ne yapsındı sizi! diğer feodal illerdeki gibi bu güne kadar besleyecek değildi ya!
Bugün bile ağalık, aşiret bağları ile doğu-güneydoğu bölge insanı eleştirebiliyor iken, bakalım daha hangi gerekçeler öne sürülerek devletin Dersim de yaptığının feodal düzene bayrak açmak olduğu anlatılmaya çalışılacak tarafsızlar tarafından!..
Çapulculuk-hırsızlık-tecavüz gibi asayiş sorunları için de mutlaka askeri harekat yapılması,uçakların dağı taşı bombalaması gerekiyor.

Natan
20-06-2010, 15:00
Zaten bombalıyorlar. TSK'nın helikopterden attığı şu bombalar örneğin . Bunlar Fosfor bombası mıdır ?

http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs319.snc3/28624_396711203087_87001493087_4042805_5780358_n.j pg

Ayrıca ;

http://www.newededersim.com/images/news/2615.jpg
Tunceli ,,,,Gazze

Ne düşünüyorsunuz ?

saygılarımla

Aynalı
20-06-2010, 15:27
Fosfor bombasının savaş ahlakı ölçüsünde iğrenç bir silah olarak görüyorum. İlk okuduğumda Tunceli fotografının isyan zamanında atıldığını zannettim ama değil. Üstelik silahlar konusunda da bilir kişi değilim sizin gibi bende onların fosfor bombası olup olmadığını merak ediyorum.

Evet, öncesinde olduğu gibi günümüzdede ağalar vardır ama bunlar kendi devletlerini, hükümlerini ilan etmemiştir, cepheye asker göndermezlik yapmamıştır, vergiyi bana vercen devlete değil dememiştir. Dediğim gibi çanakkalede kimyasal silah kullanmayan ordu Tunceli isyanında bir grup teröristi elegeçirmek için mi kullanacak. Günümüzde TSK böyle birşey yapmışsa yanlış yapmıştır ama öncesinde böyle bir durumun olmadığını düşünüyorum.

Yakın zamanda daha aydınlatıcı ve kesin bilgilerle konuşmak isterim. Samimi cevaplarınız için teşekkürler...

naper
21-06-2010, 10:27
Zaten bombalıyorlar. TSK'nın helikopterden attığı şu bombalar örneğin . Bunlar Fosfor bombası mıdır ?

http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs319.snc3/28624_396711203087_87001493087_4042805_5780358_n.j pg

Ayrıca ;

http://www.newededersim.com/images/news/2615.jpg
Tunceli ,,,,Gazze

Ne düşünüyorsunuz ?

saygılarımla

Bilgi kirliliği ve bilmeden konuşmak hat safhada.Gazzedeki hariç;
Bomba diye verdiğiniz fotoğraflardakiler flare dir.Isı güdümlü roketlere karşı uçak/helikopter savunmasında kullanılır.Bu tezinize göre "dersim" de Türkiye Cumhuriyeti uçak ve helikopter kullandı ve dersimliler bu hava araçlarına ısı güdümlü füze fırlattı.Tek kelime ile komik!
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibisiniz!

Natan
21-06-2010, 19:57
Engin bilginizden yararlandım teşekkür ederim naper


Bilgi kirliliği ve bilmeden konuşmak hat safhada ...Bilgi sahibi olmadan fikir sahibisiniz!


Ben herhangi bir yargıda bulunmamış, bunlar nedir ,fikriniz nedir ? diye sormuştum. Ayrıca şöyle bir cümle de kurmadım ;


Bu tezinize göre "dersim" de Türkiye Cumhuriyeti uçak ve helikopter kullandı ve dersimliler bu hava araçlarına ısı güdümlü füze fırlattı


Böyle bir şey söylemedim ki ! TSK 'Dersim'i' bombalamıyor mu ? Aksini mi idda ediyorsunuz. Herhalde hemfikiriz. Öyleyse neden böyle bir bilmişlikle beni cahil olarak nitelendiriyorsunuz ?

(Bilgi sahibiyseniz ) Konuyu açıklayın olsun bitsin.

saygılarımla

ALKA
28-06-2010, 08:09
Natan,

Dersim soykırımsa şimdi amip gibi bölünenler kim oluyor acaba? Üstelik bu soykırım(!) sonrası neden aileler öldürülmüyor da sürgün ediliyor? Neden bu olaya dönemin hiçbir devleti karşı çıkmıyor?
Aileler öldürülmemis mi?

Dersim katliaminda eli silah tutmayan cocuklara, bebelere, kadinlara ve yaslilara da devlet eliyle katliam yapilmistir. Eger Türkiye Cumhuriyeti bu gibi insanlik suclarindan kendisini distanze etmek istiyorsa, emirleri geregi eskiya ve isyancilarin disinda sucsuz ve masum halki da öldüren asker ve erleri cezalandirmali ve magdurlar icin tazminat ödemelidir. Devlet masum halka, cocuklara ve sivil halka yapilan katlimalari tanimali, sorumlulari cezalandirmali ve magdurlara tazminat ödemelidir. En önemlisi operasyonda gelisen bu insanlik disi olaylar icin kendi halkindan resmi olarak özür dilemelidir. Bugün Dersim yarin belki baska bir kent...Bu katliam hepimizi ilgilendiriyor.

Dersim Katliaminin en temeline inelim... Isgalci, sömürgen Osmanlilar, Zaza (ayni zamanda Kürt, Ermeni, Laz ve digerleri) topraklarini istila etmislerdir. Cumhuriyet, Osmanli'dan elimizde kalan topraklar üzerine kuruldu. Dersim kalkismasinin bastirilis sekli de Osmanli'dan miras kalmis yöntemlerle yani katliam ile yapilmistir. Osmanlı, Alevi, Pontus, Ermeni vb. katliamlari gibi kiyim gelenegi olan bir devletti malumunuz.

Simdiye kadar hep magdurlar Dersim'de olanlari anlatirlardi. Yürek burkan hikayeleri hep onlardan dinlerdik. Peki ya Tunceli Operasyonunda yer alanlar? Katliam icin emir verilenler? Onlar anlatmayinca hikaye muglak ve belirsiz kaliyor. Gerci Muhsin Batur bile anilarini yazdigi "Anilar ve görüsler" kitabinda ;

"Okuyucularimdan özür diliyorum. Iki ay görev yaptigim Dersim yasantimin bu bölümünü anlatmaktan kaciniyorum"

demis ama yine de anlatanlar olabildi. O halde olanlari bir de onlardan dinleyelim..

Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı’nda görevli askerdi. Tam 69 yıl sonra 112 yaşına geldiğinde suskunluğunu bozdu ve yaşadıklarını anlattı.

Ciftçi, kamera kaydında Hozat’taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: ‘Dersim’e gittiğimizde Hozat’ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade Birliği’ydi. Bölüğümüzün çoğunluğu Urfalı’ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coğrafyası vardı. Dağlar çok yüksekti, tıpkı Ağrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soğuğu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.’

Üzerimize taş atarlardı
Abdullah Çiftçi’yi en çok etkileyen şey operasyonlarda yaşadıkları olmuş. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla değil, taşlarla kendilerine karşı savaştıklarını anlatıyor: ‘Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiğimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleşen isyancılar üzerimize taş atıyorlardı. Atılan taşlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluşurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.’

Hayvanları kesip yerdik
Abdullah Çiftçi, dağ başlarına operasyona çıkan askerlerin yiyecek ihtiyacının nasıl karşılandığına da açıklık getiriyor ve şunları söylüyor: ‘Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eşeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateşe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.’
Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaşanan katliamları ise ayrıntılı şekilde anlatıyor. İşte Çiftçi’nin anlattıkları: ‘Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiğimizde köyün yetişkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateşe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.’

Çocuklar birbirine sarılırdı
Çiftçi, özellikle bir bölümü anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor: ‘Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman’ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.’

Türk köyüne dokunmadılar
Çiftçi’nin anlatımları katliam sırasında yaşanan çifte standardı da gözler önüne seriyor: ‘Hozat’ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduğu söyleniyordu. Operasyona gittiğimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat sağ olanları çıkartırlardı.’

İnönü vurun dedi
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiğini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk’ün değil İnönü’nün verdiğini söylüyor: ‘Niçin katlettiğimiz bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra İnönü dedi ki vurun. 38′de isyan tamamen bastırıldı.’

Çiftçi’yi tanıyanlardan biri de Aşağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat’tı. Polat, Çiftçi’yi şöyle anlatıyor: ‘Anlatınca dalar giderdi. ‘Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü’ derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp ağlardı. ‘Nasıl böyle bir şey oldu’ deyip duruyordu. Sürekli ‘anlatılmaz’ diyordu. ‘Allah kimsenin başına vermesin’ derdi.

Makalenin tamami
http://dersim38konferans.com/?p=47

naper
28-06-2010, 10:59
Yaşanan dramdan etkilenmemek, tanıkların anlattıklarına üzülmemek elde değil.Tabii ki bu asıl gerçeği çatışmanın arkasındaki dinamikleri, osmanlının neden dersime hiç dokunmadığını, ağalarla osmanlı arasındaki kirli pazarlıkları, bölgede bir dinin sadece bir mezhepi üzerine inşaa edilmiş feodal sistemini gizlemeye yetmez.
İsyancıların hangi argümanlarla bu işi yaptıkları önemlidir.Burada kasıt isyancıların en tepesindeki ağa değil, tabandır.Bu isyanların seçme seçilme hakkı, toprak reformu kelamları, kadınların da sayıldığı nufus sayımı, tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi kavramlarla eşzamanlı ya da yakınzamanlı hele ki de ingiliz desteği ile alevlenmesi oldukça anlamlıdır.Bu noktada masum dersim halkı acaba yeni filizlenen cumhuriyet ve demokrasiye mi baş kaldırmış, yoksa tamamen ilkel ve primitif dini hatta mezhepsel kaygılarla ağalarının yolundan mı gitmiştir?
Peki ala aşiret ağaları sizce neden ayaklanmıştır.
Osmanlı yüz yıllar boyunca dersime neden müdahale etmemiştir.
Ağalık düzenine bizzat düzenin içindeki marabalardan karşı çıkan hiç olmuş mudur?Ağaya karşı gelen aşiret mensuplarının hali nice olmuştur?Ağa kendine karşı gelenlere "bu sizin demokratik hakkınız" mı demiştir?

Bu soruları daha önce de sordum.Malesef yanıt yok!Varsa yoksa demogoji...
Savunduğunuz sistem külliyen faşist, baskıcı ve feodal aşiret sistemidir.Birileri oy kullanma, kendi kendini yönetme, çalıştığı topraklarda hakkının olması kavramlarını ortaya atınca insanlar ayaklanmıştır.
NEDEN?

Aynı demogojiyi bir bölük askerin saldırıya uğrayıp öldürülmesi üzerinden de yapabiliriz.
İlk kıvılcım [değiştir]

1937 yılında Atatürk Singeç Köprüsü'nün açılışını yapmak üzere Dersim'e gelecekti. Bu köprünün bir ucunda güvenliği sağlamak amacıyla bir askeri karakol bulunuyordu.İsmail Hakkı Teğmen'in komutasındaki karakola isyancılar tarafından saldırı düzenlenir. Karakol yakılır, 33 asker şehit edilir.[5]
27 Mart 1937 tarihinde Tunceli-Erzincan yolundaki bir köprü Haydaran ve Demanan aşiretleri tarafından yakılır. Bölgenin telefon hatları kesilir. Jandarma birliklerine pusu kurulur. Pax bucağı karakoluna baskın düzenlenir. Seyit Rıza bizzat Sin Karakolu'nun da basılması için asi milislere emir verir. Bölgedeki 9. Seyyar Jandarma Taburu'na da baskın düzenlenir. Kendi vatandaşlarından kurulu düzensiz gerilla kuvvetlerine karşı savaşmak üzere eğitilmemiş ve bu yönde bir hazırlığı olmayan askeri kuvvetler kendilerini korumakta zaafiyet içine düşerler. Birçok askeri birlik basılarak askerler öldürülür ve yaralanır. Asiler Mazgirt Köprüsü'nü tahrip ederler.[6]
Bununlada yetinmeyen aşiretler bütün halkı kışkırtırlar.Tunceli il merkezinde meşalelerle yürüyüp kürtçe ve zazaca "Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali" diyerek ilerlemişlerdir.Bu harekette isyanın dini nitlelikli olduğunuda göstermektedir.
Vikipedia'dan alıntıdır.
Bu bir yarar sağlamaz.
Aslolan yukarıdaki soruların yanıtıdır.Ve malesef yanıt bizi çok farklı gerçeklere(halen bölgenin varolan gerçekleri) götürmektedir.

Ovidius
28-06-2010, 13:43
1937 - 33 Anadolu eri ''şehit''.


1943-33 Anadolu köylüsü(Adlarına yazılan bir şiir bırakıp gittiler.

Rakamlar tutunca dikkatimi çekti.
Bu bir tesbittir.
Farklı anlamlar içermez.

ALKA
28-06-2010, 16:44
İsyancıların hangi argümanlarla bu işi yaptıkları önemlidir.Burada kasıt isyancıların en tepesindeki ağa değil, tabandır.Bu isyanların seçme seçilme hakkı, toprak reformu kelamları, kadınların da sayıldığı nufus sayımı, tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi kavramlarla eşzamanlı ya da yakınzamanlı hele ki de ingiliz desteği ile alevlenmesi oldukça anlamlıdır.Bu noktada masum dersim halkı acaba yeni filizlenen cumhuriyet ve demokrasiye mi baş kaldırmış, yoksa tamamen ilkel ve primitif dini hatta mezhepsel kaygılarla ağalarının yolundan mı gitmiştir?
Peki ala aşiret ağaları sizce neden ayaklanmıştır.
Osmanlı yüz yıllar boyunca dersime neden müdahale etmemiştir.
Ağalık düzenine bizzat düzenin içindeki marabalardan karşı çıkan hiç olmuş mudur?Ağaya karşı gelen aşiret mensuplarının hali nice olmuştur?Ağa kendine karşı gelenlere "bu sizin demokratik hakkınız" mı demiştir?

Bu soruları daha önce de sordum.Malesef yanıt yok!Varsa yoksa demogoji...

Yani?

Brezilya Hükümetinin, bizim kizilderililerden(!) yani Dersimlilerden daha ilkel ve primitif dini olan Amazon yerlilerine ne yapsa yeridir o zaman ?

naper
28-06-2010, 18:11
ALKA;
Amazon yerlilerinin mi hakkıdır peki saldırmak?

ALKA
29-06-2010, 07:01
Yani? Saldirmislarsa hic kimsenin gözünün yasina bakmadan coluk cocuk, yasli kadin kesilip dogranmali mi? Hangisi daha bir vahsilik?

naper
29-06-2010, 11:04
ALKA;
Tabii ki hayır.Ancak saldıranlar cezalandırılacak.Buna direnen, ya da silahla karşılık verenler ise etkisiz hale getirilecektir.

Natan
29-06-2010, 13:14
Naper kendi düşüncenizi ifade eden cümleler kurmaktan neden kaçınıyorsunuz ?

İsyan edenler için ,halka yönelik topyekun imha politikası mı uygulanması gerekiyordu ?

Neyi savunuyorsunuz ?

naper
29-06-2010, 16:28
Natan;
Yazdıklarım bizzati kendi düşüncelerimdir.
Ayrıca;

Her ne sepeple olursa olsun bir devlet sınırları içerisinde yaşayan masumların can ve mal güvenliğini garanti eder.Yine her ne sebeple olursa olsun bir vatandaşına, kamu kurum ya da kuruluşuna, özel kurum ya da kuruluşuna, silahlı ve fiilen saldırı yapılacak olursa;
Gerektiğinde zor ve silah kullanarak suça engel olmaktan sorumludur.Bu durumda saldırıyı başlatan zorba/terörist/çete v.s. nin etkisiz hale getirilmesinden kolluk kuvvetleri sorumludur.(Aynen dersimde olduğu gibi)

Düşüncelerim -Bu ve benzer konu başlıklarına yazdığım diğer yazılarıma ek olarak- bunlardan ibarettir.

ALKA
29-06-2010, 16:54
ALKA;
Tabii ki hayır.Ancak saldıranlar cezalandırılacak.Buna direnen, ya da silahla karşılık verenler ise etkisiz hale getirilecektir.

İsyan edenler için ,halka yönelik topyekun imha politikası mı uygulanması gerekiyordu ?

Neyi savunuyorsunuz ?
Sayin Naper,

Burada ne isyanin ne de isyanin bastirilisinda kullanilan siddetin oraninin savunulacak yani olmadigini göz önüne alarak sizi su sekilde anlayabilir miyiz?

Isyanin siradan cumhuriyet karsiti bir isyan olmasi kullanilan siddetin oranini mesru kılmayacagi gibi, kullanilan siddetin orani da bu gerici isyani sizin icin ilerici bir halk isyani yapmaz? Bu sekilde sizi anlayabilir miyiz?

naper
29-06-2010, 18:43
ALKA;
Anlayamazsınız!
Olay hakkındaki düşüncelerimi daha önceki mesajlarımdan görebilirsiniz.

ALKA
30-06-2010, 06:44
60.000-75.000 kisinin devlet eliyle öldürülmesini, 24.000 kisinin de zorla göc ettirilmesini dogru ve gerekli bulunmasinin anlasilacak veya anlayis gösterilecek bir tarafi da yok zaten..

Kürdistan, bir nevi Orta Dogu'nun Polonya'sidir.. Nasil Polonya uzun yillar Almanya ve Rusya arasinda bölünüp paylasilmissa Kürdistan'da Kasri Sirin Anlasmasi ardindan Iran ile Osmanli Devleti arasinda paylasilmistir.

Tunceli operasyonun ayaklanmalari bastirma veya sehylerin, agalarin egemenliklerine son vermek icin yapildigini düsünmüyorum. Amac etnik yapiyi degistirmek, bölgeyi Türklestirmek ve zorla asimile ederek kendi algilariyla varsaydiklari Kürt rezistanini kirmak. Kisacasi irkci motiflere dayanan bir operasyon. Zaten iddia edildigi gibi cok engebelli ve sarp topraklar üzerinde bulunan Dersim yöresi, büyük toprak agaliginin yer almadigi, aksine kücük köylülügün hüküm sürdügü bir yöre olup bu bakimdan hiyerarsik, sinifli bir toplum modeline de denk düsmez. Dersim’in toplumsal kompozisyonu, söz konusu feodal toprak agaliginin hüküm sürdügü bir yer degil daha ziyade 1930’lara kadar "gecimlik ekonomi"ye sahip olup komün niteligindeydi. Dersim bu yüzden de modern bir ‘polity’nin toplumsal hiyerarsiyi sürdürmek icin insa ettigi kurumlara, Hobbescu bir hukuk düzenine, yasalara, yasaklara, siyasal siddet tekeline, mahkemelere, hapishanelere, okullara da ihtiyac duymamistir. Bunun yaninda Dersim hakkinda alinan kararlar ve resmi raporlar okundugunda sürgün ve zorunlu iskan kararlarinin sebebinin iddia edildigi gibi "isyan etmek veya devlete karsi gelmek" olmadigi da aciktir. Zira resmi rapor metinlerine göre sadece ‘isyankar’ olan aga ve seyitlerin degil, tüm ileri gelen hatta uysal olan seyit, aga ve reislerin sürgün edilmeleri gerektigi okunabilmekte. Ölü sayisi da 13 bin 160 kisi (resmi olmayan rakamlara göre 50.000 ile 75.000 arasinda) verilmektedir. Ayni sekilde "devlete itaat göstermis olan halk’ da yerlerinden cikariliyor ve hic bir ayrim yapilmadan sürgün ediliyor. Yine 1934-1939 yillari arasinda devletce göc ettirilen kisi sayisinin “27 bin kisi” (resmi rakam 11 bin 818) oldugu göz önüne alindiginda tasarlanan bu yeni Türk Yurdu’nun demografik kompozisyonunda "gayri Türk unsurlarin" Türk unsurun yasadigi bölgelerdeki oranlarinin %2’i, %5’i ve %10’u asmayacak bicimde dagitilmak istedigi de resmi raporlarda okunmaktadir.

Ittihatci ve milliyetci zihniyet temelinde 1930lularin T.C'in ileri gelenleri görünebildigi kadar, ‘nafi’ bir unsur olmanin tek yolunun Türklestirme, dolayisiyla ‘uygarlastirma’ oldugu konusunda görüs birligi saglamislar. Bu milliyetci zihniyetin cikardigi Iskan Kanunun metinlerine bakildiginda Dogu ve Güneydogu Anadolu’nun kökü kazinmamis Kürt ahalisine atfedilen nitelik ise "asiretlere dayali, geri, muzir bir ur ve ciban basi" olmasidir. Monolitik ve ‘uygar’ bir ulus yaratma emelinde Kürtlerin payina düsen ise asimilasyondur. Cok etnisiteli, cok kültürlü bir imparatorluk mirasindan bir "Türk yurdu" insa etmeye koyulan cumhuriyetci elitler, hayata gecirdikleri "etnisite mühendisligi" ile Anadolu’yu bir halklar mezarligina cevirmekte sakinca görmemisler. Zaten o tarihte ve hala günümüzde de Dersim’e dair yer verilen görüsler, "vergi ve asker vermedikleri, etraftaki ahaliyi tehdit ettikleri, ticaret bilmedikleri, ürünlerini revacli yere sevk edip para kazanamadiklari" yönündedir. Yani "modern ve uygar" bir algiya sahip (!) sözde modern elitlerin Dersim’e dair algilari, Dersim’in modern bir yasamin yol ve yordamina sahip olmadigi, uygar olmayan ve modernlesme sürecine ayak uydurmaktan uzak "kendi basina buyruk" bir yer oldugu bicimindedir. Yani sözde modern elitlerin gözünde Dersimlilier: ‘Vahsiler, Eskiyalar, İkiyüzlüler, Vergi ve asker vermeyenler"

“Cumhuriyet Dönemi Dersim Raporları” 'ndan Cumhuriyetin Dersim’e dair siyasal projeksiyonlarindan carpici bir örnek:

“…Ağalar uzak vilayetlere nakledilsin, Dersimliler Elaziz ve Malatya’da iskân edilsin, ticaretleri men edilsin, aç kalacak halk zamanla ilticaya mecbur edilsin, dağ köyleri yıkılsın, ahalisi ovaya taşınsın, Dersim’e koloni yönetimi kurulsun, Dersim ağaları Kazakların kaldığı adalara götürülsün, reisler, aileleri, akrabaları, reis olmak iddiasında olanlar ve şimali Dersim halkı garba nakledilsin, 3470 kişi batıya sürgün edilsin, Dersimlilerin Erzincan’da çalışması engellensin, her yıl 3 bin kişi batıya taşınsın, nüfuz sahibi derebeyleri iç vatana nakledilsin…(Fevzi Cakmak)”
http://www.birikimdergisi.com

Yani Kürdistan, Cumhuriyetin sömürgelestirmek istedigi ama bir türlü sömürgelestiremedigi bir kolonisi nazarinda degerlendiriliyor ve devlet kendi hukukunun bu sömürge topraklarinda yürürlükte olmadigindan yola cikmis gibi hareket ediyor.. Yukaridaki söylemlerin daha ziyade Beyaz adamin vahsi kizilderililer veya Aborijinler hakkinda düsündüklerine benziyor.

“Vahşi siyah adamlar sizin kanunlarınızı anlamıyor! Ülkede yaşayan her hayvan ve toprakta yetişen her işe yarayan kök, kamu malıdır. Bir siyah adamın malı, ancak üzerindeki örtü, silahları ve adıdır. Bu adam, hayvanların ve bitkilerin, bir adama daha çok, diğerine daha az ait olmasını anlayamaz.” (Yagan adlı Victoria’lı bir Aborjin-1840)

Yukaridaki sözler, bir Avustralya Aborjinin, Ingiliz sömürgeciler tarafindan ‘uygarlastirilmalari’na dair söyledikleridir..

Bizim Aborijin katliamimiz Dersim Katliami oluyor...

(Bu ileti daha önce yaziyaz.net/forum'da da tarafimdan yayinlanmistir)

naper
30-06-2010, 09:59
ALKA;
Siz ne kadar uğraşsanızda bölgedeki yönetimin bir aşiret yönetimi olduğunu, dini önder ile ekonomik önderin çakıştığını biliyoruz.
Hatta doğuda hala bu uygulama var."Komin" gibi komik laflar hiç etmeyin.Zira alevileri ve yaşayışlarını çok iyi bilirim.Her ne kadar anadolu aleviliği diğer mezheplere göre son derece modern ve gelişime açık olsa da; bu onların babadan oğula geçen dedelik sistemine biat etmeleri gerçeğini değiştirmez.Hala anadolu köylerinde bu feodal yapı devam etmektedir.İcabında 16 yaşında velet "dede" sıfatı ile köylere gidip haracını toplamakta köylüye elini öptürebilmektedir.Bu güce sahip dedenin aynı zamanda ekonomik güç ve önder olmasını "komin" e benzetmek şaka yapıldığı hissini uyandırmaktadır.

Dersimin hepsi isyan etmemiştir.Bunu sizde biliyorsunuz.Ayrıca isyan edenlerin nedenleri aynı değildir.Aşiret reisleri vergi vermeyi, askere gitmeyi reddetmiş ve son olarak köprü güvenliğinden sorumlu bir askeri birliği basarak tüm askerleri katletmiştir.Bunu da biliyorsunuz.Bu esnada bazı aşiret reisleri hükümetle işbirliği yapmış bazıları ise ingiltereden destek almıştır.İngiliz destekli bir özgürlük mücadelesi benim nazarımda kıymetsiz bir mücadeledir!
Herhalde bunun üzerine düzenli bir ordunun size çiçek sunmasını beklemiyorsunuz değil mi?

Ayrıca size bir kaç sorum var;
1-Zaza ca ile kürtçe aynı dil midir?Bu dilleri konuşanlar bir birini anlayabilir mi?
2-Zazalar kendilerini bir kürt kavmi olarak mı niteler?
3-Diyelim ki bu isyan bastırılmasa, dersim özerk bölgesi kurulsa idi;
Özellikle varto civarında yaşayan çerkeslere, erzincan civarında yaşayan türkmenlere de özerklik verilirmiydi.(dersim yönetimi tarafından)
Dersimin içinde kalan/kalacak zaza ve alevi olmayan azınlıkların durumu ne olacaktı?

Natan
30-06-2010, 14:53
Zamanın zihniyetini yansıtan Adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt'tur.O şöyle diyordu ;

Türk, bu ülkenin yegane efendisi,
yegane sahibidir.Saf Türk Soyudan
olmayanların bu ülkede tek hakları vardır;
hizmetçi olma hakkı,köle olma hakkı !
Dost ve düşman hatta dağlar hakikati
böyle bilsinler !

19 Eylül 1930
Adalet bakanı

Bu yaklaşımı sergileyen Adalet bakanı aslında tüm Anadolu halkına eşit mesafede mi yaklaşıyordu ? Kendisi gerçek bir demokrat mıydı ? Mustafa Kemal'in kendi bakanına söyleyecek bir çift sözü yok muydu ? Yoksa Onu alkışladı mı ? Ne yaptı ?

Sorularını kısaca yanıtlayayım ,

1-Zazaca ve Kürtçe aynı dil değildir. Her kürt zazacayı anlamayabilir. aynı şekilde zazalar da kürtçeyi tam bilmeyebilirler. Sözcüklerin benzerlikleri sebebiyle belki anlaşabilirler.

Kürtçede sanırım ekmek ,Non şeklinde söyleniyor. Zazacada Nun'dur.
Ama benzer sözcükler azdır. Genelde çok farklı gramer yapısı göze çarpar. Değişik kullanımlar felan. En basit örneğiyle

Kürtçede "nasılsın ,iyi misin?" -" Çawayî ? Başî ? " olarak söylenir.(Kürtçeyi pek bilmediğim için yanlış da yazmış olabilirm)

Zazaca da ise "HOSE SEKENA , ÇUTURA RINDA ? " şeklinde telaffuz ediliyor.Ben bu cümleyi bir kürt vatandaşa söylesem anlamazlar. Hatta bir arkadaşım " Japonca mı bu ?" demişti

Zazaca hakkında Wiki'de şuraya (http://en.wikipedia.org/wiki/Zazaki) bakılabilir .

2- Hayır nitelemezler. Zaza ,zazadır..Kürt ; kürttür.

3- Dersimliler hiç bir zzaman kalkıp da bir "Zazaistan" devleti kurmaya çalışmadılar. Bunu aklından bile geçirmediler. Bugun belki uçuk kaçık fikirlere sahip üç beş insan çıkıp "Zazaların özerk olması lazım" diyebilir ,fakat bu zazalar arasında ütopik bir fikirdir.

Aslında aşırı milliyetçilerin aklında hep şu vardır ; "Karşımdaki farklı bir devlet kurmak istiyor". Halbuki bu bir paranoyadır.


bu onların babadan oğula geçen dedelik sistemine biat etmeleri gerçeğini değiştirmez.Hala anadolu köylerinde bu feodal yapı devam etmektedir.İcabında 16 yaşında velet "dede" sıfatı ile köylere gidip haracını toplamakta köylüye elini öptürebilmektedir.Bu güce sahip dedenin aynı zamanda ekonomik güç ve önder olmasını "komin" e benzetmek şaka yapıldığı hissini uyandırmaktadır.


Bu cümlelerinize kesinlikle katılmıyorum. Dedelik alevilerde babadan oğula geçer diye bir cümle kurulamaz. Dedelik sadece Khuresa (kureysan)da vardır. Alevilerin hepsi kuresanlı da değildir. Dedelere sonsuz bir biat da söz konusu değil. Benim ailem mesela , hangisi hangi dedeye biat etmektedir ! Ancak Dedelere saygı gösterenler vardır. Bu Dedeyi ulvi bir mevkiye getirmez.

Ayrıca Dedeler halktan para toplamazlar. Feodal ağalar değillerdir. Aksini idda ediyorsan getir bakalım hangi "velet" dedelik makamıyla para topluyormuş !!!!

Dedeler hakkında atıp tutan ,iftira atan pek çok insan var. Sen böyle bir biri değilsin biliyorum ama onların oynuna da gelme. Örnek vereyim sana FİRİK DEDE . Kendisi hem pir'dir hem de yaşından ötürü Dede . Kendisine ait hiç bir şeyi yoktur. Ne malı ne mülkü. (Yıkık , bir odalı ev (!) dışında) Çok meşhurdur Firik Dede.

1980 darbesinde Firik Dedeyi askerler ağaca bağlarlar. Oğlunu da yakarak ölürürler. Kendisinin ne suçu vardır? Oğlunun ne ?

Sana daha pek çok örnek geetirebilirim de gerek yok sanırım. Ancak dediğin şey iftiradır. Bu kadar net söylüyorum.Dedeler köy köy dolaşıp da para toplamazlar.kendilerine bir yerden maaş da bağlanmamıştır.


....askere gitmeyi reddetmiş ...



Doğrudur. Ancak bunun gerisini de bir kurcala bakalım. Ötekileştirmeye yönelik politikalar izleyen yetkililer ne demişler . Mesela Kazım Karabekirin ünlü bir sözü vardır ; " Bunları ( Dersimliler) askere de almayın, savaş tekniğini öğrenirlerse yarın öbür gün bize isyan dahi edebilirler ."

...İngiliz destekli bir özgürlük mücadelesi ...

Şeyh Sait ayaklanmasını bilmiyorum ama Dersim isyanında İngiliz desteği yoktur. Öyle olsaydı İsyancı Dersimliler silah sıkıntısı çekmezi. Doğru düzgün silahı bile olmayan insanlar bunlar. ( Hiç silah yada cephane yok demiyorum ) Herşeyin arkasında bir yabancı güç / destek aramak ne kadar mantıklı ? Biraz da durup düşünelim bu adamlara biz ne yaptık ne dedik de böyle oldu diye. Kendimize hiç bakmıyoruz, hep "yok şu yapmıştır, yok bu desteklemiştir" vs. ..

saygılarımla

Natan
30-06-2010, 15:34
Radikal gazetesinde bir haber gördüm ve paylaşmak istedim . İşte 'Dersim 38'in 'kıyım' belgesi (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=27.04.2010&ArticleID=993736) .Alt kısımda adamın Kurtuluş Savaşı gazisi olduğu da yazılıyor.

İkinci bir link Tarihçi Ayşe Hür'e ait. 1937-1938’de Dersim’de neler oldu? (http://www.taraf.com.tr/ayse-hur/makale-1937-1938de-dersimde-neler-oldu.htm) başlığı.

Ayrıca İhsan Sabri Çağlayangili biliyor musun bilmiyorum ama kısaca aktarayım ;

Kendisi , Dış İşleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Vekilliğine kadar yükselmiştir. 1986 yılında kendisiyle bir söyleşi yapılır ve Dersim'de yapılanları kendi sesinden şöyle açıklamaktadır ;

"Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti. Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da gider siz de gidersiniz. .."(kayıt biter)

İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçun, devletin en yüksek düzeyde bir yetkilisi tarafından bundan daha açık bir itirafı olamaz . İşte Dersim böyle Tunç-eli'yle vuruldu.

saygılarımla

sargon
30-06-2010, 15:59
sevgili ALKA, yukardaki yazini cok begendim. Ozellikle Dersim'deki ekonomik sosyal yapi tahlili cok güzel. Bizde feodalizm bilinmiyor pek, klasik Avrupa semasi koca ülkenin üstüne yapistiriliyor. Osmanli'da feodalizm diye birsey yoktu, koca ve güclü bir devlet vardi. Son dönemde devlet zayifladikca, feodalizm, özellikle merkeze uzak alanlarda ortaya cikmaya baslamissa da, güclü bir feodalite hic olmus degil. Dersim'de ise cok daha ilkel bir toplumsal dönem yasaniyor. Bir komün/cemaat iliskisi var gördügüm kadariyla. Cemaat liderleri daha cok dinsel ve geleneksel bir önderlik sürüyorlar. Okuduklarimdan edindigim izlenim ilkel komün yasantisi benzeri bir yasantisinin sürdürülmekte oldugu.

Aborijinler benzetmesi cuk oturuyor bence de.

naper
30-06-2010, 17:09
Natan
Bizzati kendimden biliyorum.
1986...Peder bey genç sayılabilecek bir öğretmen(kendisi alevidir)Cem evine davet ediliyoruz köyde.Bir dede geliyor.17 yaşında.Herkes elini öpüyor, yaşlısı genci.2 eşek yükü yarma, bulgur, un vesaire hediye ediliyor.Bizim peder bu işe bozuluyor zaten bir, köylü fakir zaten.Bir de yiyeceğini bölüşüyor dedeyle...
Ama filmin koptuğu yer el öptürme muhabbeti.Dede "hoca da öpsün" diyor, pederi kastederek.Peder reddedince köylüyü kışkırtmaya çalışıyor.
Bunun üzerine peder bey dedeyi ayağının altına alıp güzel bir çiğneyip, kıçına bir tekme ile köyden kovuyor.Dede bir daha köye gelmiyor.Köylü pedere küs...
Ben de bu olayı yakinen izleyen bir şahidim!

Dede soyu diye bir kavram var!Siz kimi kandırıyorsunuz yahu?Ben yaşadım 17 sene alevilerin içinde 3/4 ü de kürttü...Bir zararlarını görmedim, ama her dogma gibi alevilikte insanları kitle halinde kışkırtmak, maddi kar sağlamak gibi çirkin amaçlar için son derece kullanışlı.

Google dan alıp yazmıyorum arkadaşım.Gözümle görüp, kulağımla duyduğumu söylüyorum.

3. soruma yanıt alamadım!!!

sargon;
Aborjinler malum kıtanın yerlisidir.Ve sömürgeci ülkelerin kıyımına uğramışlardır.Bu kıtadan dünyanın haberi yokken aborjinler oradaydı.
Pekiala;
Dersim de ya da güney doğu anadoluda safi bir ırk mı yaşar?
Komedi 1. perde...Buna "kel alaka" derler bizim oralarda...

naper
30-06-2010, 17:15
İster misiniz daha?
Ankara natoyolu...Bilen bilir.
Çorum, Sivas ağırlıklı alevi yerleşkesidir.Temiz bir halkı vardır.Orada bir tıp merkezi sahibi alevi olmadığı halde ali posterleriyle süslemiş kliniği, dedeyle de anlaşmış, dede yönlendiriyor hastaları, herif dümenden cem lere katılıyor.Dede heriften el altından para alıyor...Cayır cayır hasta bakıyor, malına mal katıyor.Bir de utanmadan bana anlattı bu taktiğini...
Sene 2001...
Başka ister misin?Ben yazmaktan sıkılmam!

sargon
30-06-2010, 17:31
naper, bana yazdigin kisimda sanirim kendini ikna etmeye calisiyorsun. Cünkü tartisma ile pek ilgili degil.

Bir takim gerekceler ariyorsun, bu bence kötü birsey degil. Bu aslinda aslinda vicdan sahibi oldugunu gösteriyor, sadece ideolojinle vicdanin arasinda sikismis oldugunu saniyorum.

naper
30-06-2010, 18:06
Radikal gazetesi, taraf gibi mecmua yerine şunları bir araştırınız hele;

-Edward William Charles Noel(lakabına dikkat!)
-M.Nuri Dersimi
-L.Molyneux Seel(çok önemlidir, özellikle 1911 de anadoluda ne yapmaya çalıştığı?)
-İhsan Nuri
-Hoybun cemiyeti(kurulma aşamaları, destek verenler, dış ilişkileri, fransızlarla ilişkiler ve merkez üssü çok manidardır)
-Kürdistan Teali Cemiyeti(kurulma aşamaları, destek verenler, dış ilişkileri)
-Seyyid Abdülkadir(İlk isyana iştiraki 1879 dur.Yani kin kustuğunuz Mustafa Kemal doğmadan.Neymiş?Konu ulus devlet ve türkçülükten öte bariz ingiliz borazanlığı ve anadoluya karşı yapılan hainlikmiş!Dikkatinizi ingiliz işgali sırasındaki görüşmelere çekmek isterim!)
-Sait Molla(Rahip Frew(fru) ile ilişkisine dikkat çekmek isterim.İstanbul gazetesindeki makalelerine ulaşabilirsiniz!!!)
-General Despere

Lutfedip yukarıdaki konuları araştırınız!
Gerisi çorap söküğü şeklinde gelecektir.İlk ayaklanmaların cumhuriyet daha portakalda vitaminken çıktığını, bariz ingiliz ve fransız destekli olduğunu daha sonra cumhuriyet döneminde devam ettiğini, isyan elebaşılarının fransızlar ve ingilizlerle birlikte çalıştığını, Mustafa Kemalin bolşeviklikle suçlandığını, bu isyanların tabandan gelen doğal bir hareket olmadığını göreceksiniz.Kör olsanız da...


Sargon;
Ben milliyetçi, muhafazakar, komünist, liberal falan değilim, bilgine.
Gerçekler yukarıda, en azından yazdığınız kadar okuyunuz!

Natan
30-06-2010, 19:04
Kaç tane dede tanıyorum Tunç-eli'de ; Ceketinin on ayrı yerinde yama var. Evi badanasız, bazıları yetersiz beslenmeyle boğuşuyor, yaşlılıkları sebebiyle çevreden yardım edenler de var. İyiki de yardım ediyorlar.

Diğer yanda Alevi köyüne cami yapıyorlar, cemaat yok ortada ,imam beyhude maaş alıyor . Komedi gibi.

Bahsettiğin çocuk dede de kimmiş bilmiyorum. Çevremde aksini gösteren onca şey biliyorum bu istisna mı diyeyim bilmiyorum olay hakkında bir şey söylemeyeceğim. Abartılı bil uslup kullanmanı da anlıyorum bir yerde.

Dedelik diye bir şey yoktur demedim. Kuresanlılar dededir. Her alevi de dede değildir. Özellikle para ,mal ,mülk,altın,gümüş,erzak blah blah blah toplanmazzz..

Cem evlerinde Cem'e gelen kiiler "lokma" adı verilen "miyaz" pişirirler yada elma,armut,portakal vs getirir insanlar , ellerinden geldiğince ve Cem çıkışında bunlar kişi gözetilmeksizin halka dağıtılır.

Dedeler köy köy dolaşıp haraç toplayan insanlar değildir. Alevi düşmanlığı yapma bana burda !!!

ALKA
02-07-2010, 14:58
sevgili ALKA, yukardaki yazini cok begendim. Ozellikle Dersim'deki ekonomik sosyal yapi tahlili cok güzel. Bizde feodalizm bilinmiyor pek, klasik Avrupa semasi koca ülkenin üstüne yapistiriliyor. Osmanli'da feodalizm diye birsey yoktu, koca ve güclü bir devlet vardi. Son dönemde devlet zayifladikca, feodalizm, özellikle merkeze uzak alanlarda ortaya cikmaya baslamissa da, güclü bir feodalite hic olmus degil. Dersim'de ise cok daha ilkel bir toplumsal dönem yasaniyor. Bir komün/cemaat iliskisi var gördügüm kadariyla. Cemaat liderleri daha cok dinsel ve geleneksel bir önderlik sürüyorlar. Okuduklarimdan edindigim izlenim ilkel komün yasantisi benzeri bir yasantisinin sürdürülmekte oldugu.

Aborijinler benzetmesi cuk oturuyor bence de.
Sevgili Sargon,
Söylediklerinize aynen katiliyorum. Osmanli'da bildigimiz anlamda klasik bir feodalite yoktu, dolayisiliyla derebeylerine karsi mücadele etmek veya burjuvazinin el degistirebilmesi icin feodaliteyi alt etmek argümani da anlamsiz kaliyor. Dersim`de feodalitenin varligi ve gücü ne idi, ne degildi tartismasi bir yana, Cumhuriyet yönetimin anti-feodal bir programi da yoktu. Tam tersine feodaller Mustafa Kemal yönetimini müttefikleri yani ortaklari idiler. Bunun yaninda Cumhuriyet erkanlarinin belirli kisisel cikarlari yüzünden bazen seriat ayaklanmasi, bazen de bölücü bir ayaklanma gibi gösterilmeye calisilmis olsa da Dersim olayi tam anlamiyla bir Isyan da degildi. Dersim’in tam olarak ayri bir devlet kurma, ülkeyi bölme, ordu ile vurusma diye bir amaci yoktu. Olmasi da olanaksizdi. Tarih boyunca hep ötekilestirilen Dersimlinin tüm derdi, bekledigi Cumhuriyetin kendisine sinifsiz vatandas olarak sahip cikmasi, artık ötelenmis zenci sayilmamasi, aclik ve yoksulluguna son verilmesiydi ve yüzyillardır bunu bekliyor ve hak ettigine inaniyor olmasiydi. Seyh Sait Ayaklanmasi devlet bütünlügünü tehdit edecek boyutlarda bir olgu olmadigi gibi Seyh Said Olayi demokratik ve humanist degerlerden beslenen bir devlette resmi politika gündemin veya resmi ideolojinin degil daha ziyade kriminalojinin konusu olacak bir delict'tir. Eger Dersim bir jenosid olarak adlandirip son derece planli programli bir soykirim olarak tanimlamak istenilmiyorsa bile en iyi ihtimalle Devletin tarihi yanilgisi silahlanmis Seyit Riza kalkismasini aclik kavgasi veren Dersim’le ayni kaba koymus olmasidir.

Anlasilmasi icin Dersim'in dönemdeki sosyo ekonomik yapisina biraz daha inmekte yarar var.

Dersim bilindigi gibi cografi olarak verimsiz bir dogaya sahiptir ve böyle bir cografyanin gerceginde yasamak cevrenin capullanmasina baglidir. Topraksiz, issiz, ticaret yapacak imkanlari olmayan asiretlerin capullamaktan baska careleri veya alternatifleri de bulunmamaktadir. Buna ek olarak Dersim nüfusunun artmasi, daglik olan bölgede halki besleyecek üretimin bulunmamasi, Dersimli nin cevreden yararlanmasini yasamsal bir zorunluluk haline getirmisti. Cumhuriyet’in ilk yillarinda ac-yoksul-caresiz kalan bir kisim Dersimli’nin etraftan hayvan kacirmalari, yoksul hallerine bakilarak, bir ölcüde hos görülmüstü. Yoksul Dersimli'nin giysisi, beyaz kaput bezinden bir don ile o bezden bir gömlekten ibaret oldugundan, Dersimli icin ‘Beyaz Donlu Kızılbaşlar’ diye söylenirdi. Bunun yaninda kelle korkusundan kapali bir alanda issiz dag tepelerine, kuytu ormanlara siginarak, kültürlerini (inanc, dil, töre) saklanarak ve özellikle Cem Ayinlerini de gizli yaparak dar bir cevrede yasamini sürdüren, ülkeden ve Dünyadan asirlarca soyutlanmis Dersim, Devletten hicbir yardim göremedigi gibi, Devletin ve özellikle jandarmanin amansiz baskisi altinda, ezik bir konumda, yasam savasimi veriyordu. Buna ek olarak baslangictan beri Dersimli’nin özgün inancini icine sindiremeyen seriatci cevre de, Dersimlileri sürekli Osmanli’ya, sonra da Cumhuriyet yönetimine sikca sikayet ediyorlardı.

Beyaz adam zaten bizonlarini yok ettigi, topraklarini üc bes kurusa satin aldigi ve nasil yasadiklari hakkinda hic bir fikri olmayan kizilderilinin neden beyaz adamin kervanlarina saldirdigini, mallarini talan yaptigini da vahsilikten baska bir sekilde yorumlayacak algilayisa sahip degildi. Bizim yöneticilerde de durum bundan farkli degildi. Beyaz adam (dönemin T.C. politikacilari) özel mülkiyet tanimayan, daha cok kazanmak icin hirsli bir sekilde profit yapmak düsüncesinde olmayan, dogayi ve kaynaklari sömürmeyen, topragi, suyu , havayi herkese ait kamu mali olarak gören, bir adamin baska bir adamdan neden daha cok topragi, mali , mülkü olmasi gerektigini anlamayan kizilderiliyi/aborijiniyi neden yok etmek istediyse paralel olarak bire bir karsilastirma yapmak mümkün olmasa dahi cok benzer sebeplerden geri ve vahsi (!) Dersimlileri de yok etmek istedigi söylenebilir. ("Bulgura cig et karistirarak yiyen yam yam Dersimliler" Dönemin Cumhuriyet Gazetesi manseti)

Biraz daha gecmise dönüp bakacak olursak Abdülhamit döneminde ve 19. yy'in ikinci yarisindan sonraki dönemlerde de artan fakirlik yüzünden Dersim asiretlerinin bölgede yaptiklari talan ve capul hareketleri de ayni oranda artmis oldugundan Dersim’in islahi icin bir rapor hazirlanmis, tespitler yapilmasına ragmen hicbir somut cözüm önerisi öngörülmediginden cözüm, "Dersim asiretlerinin cevreyi capullamasina engel olmak" seklinde ortaya cikmistir. Yani Dersim’in sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlarına cözüm getirilecegine meseleye sadece güvenlik boyutunda yaklasilmistir. Osmanli da bu tespitlere iliskin bilimsel ve kalici cözümler üzerinde durmadigindan/duramadigindan korkutma ve tedip yöntemiyle sorunu gecici bir süre bastirma anlayisini tercih etmistir. Zaten bilimsellikten uzak Osmanli sadece Dersim degil, icindeki tüm sorunlari her daim asayis sorunu olarak görmüs, tedip ve tenkille, zorla göc ettirme, en agir cezayla cezalandirma yoluna gitmis, kirim ve katliam tehditiyle korkutmustur. Dersim’de Cumhuriyet'ten önce 1908, 1909, 1911, 1914 yillarinda meydana gelen ayaklanmalar hep bu sekilde bastirilimistir. Gercekten de hicbir köklü sonuc alamadan ve kalici cözüm bulamadan her yil bir Dersim harekati yapiliyor, insanlar eziliyor, yokluga ve yoksunluga birakilip geri dönülüyordü. Bir otomatizme baglanmis ve kendini tekrar eden bu hareketler gecici bir asayis saglama islevinden baska bir amaca da eremiyordu zaten.

Cumhuriyet döneminde bu otomatizme devam edilir ve Kocusagi asiretinin cevrede talan yapmaya baslamasi üzerine ilk Dersim harekati da 1926 yilinda gerceklesir. Cumhuriyet yönetimi de aynen Osmanli gibi kalici cözüm üretmek yerine ise capullamaya engel olmak boyutunda yaklasma göstererek Dersim’in tedibine karar vermis, bu is icin de Albay Mustafa Muglali’yi görevlendirmisti. Isin garibi harekat sonunda yapilan resmi aciklamada ordunun kaybi asker sayisi olarak belirtilirken, Kocusagi asiretinin kayipları ise hayvan sayisi olarak verilmistir. Bu durum ortada bir kiyim oldugunu da göstermektedir. Isin daha da garibi, yapilan aciklamada “Asilere bir hayli kayıp verdirilmiş ve 1084 küçükbaş, 342 büyükbaş hayvan ganimet alınmıştır” denilmektedir. Yani Devlet burada kendi yurttasindan "ganimet" almaktadir. Bu tarihsel aciklama rejimin cumhuriyetle bir ilgisinin bulunmadigini, devletin kendisinin de asiret düzeyinde bir nitelige sahip oldugunu göstermesi acisindan ilginctir.

Burada acikca görülen sey, Cumhuriyet, Osmanli’nin sorunlara yaklasimindaki anlayisi aynen tezahül ettirdigi gibi yeni ve daha modern bir devlet kurdugunu iddia eden Cumhuriyet, Osmanli’nin devlet anlayisindan daha geriye dogru bir sicramayla "gelen gideni arattirir" sözüne denk gelecek bicimde hukuk disi bir anlayisa dogru ters bir evrime girmistir. Nitekim 1935'te gerceklestirilen CHP IV. Büyük Kurultayi’na Genel Sekreterlik yapan Recep Peker, "Türk demokrasisinin amacının kuvvet yoluyla ulusal birliği sağlamak olduğunu" söyleyecektir. Böylece CHP'nin bundan böyle ulusalciligi politik bir silah olarak kullanmaya baslayacagina da ve her ne kadar Vali Cemal Bey’in "soygunculuk hareketlerinin sebebi yaşamak hissi ve endişesidir" seklindeki görüs bildirisi de devleti Dersim’i tedip ve tenkil düsüncesinden vazgeciremeyecegine tanik olmaktayiz.

Bu ideolojik zihniyet olusumu ileriki dönemlerde de gitgide sabitlenerek kendini belirgin edecek ve T.C. kanunlarindan yararlanarak merkezde ve yerelde iktidara gelenler ve bürokraside yer edinenler, yurdun bütün iyilik ve kazanclarindan yararlananlar ya Türk kimligi ve kültürü icinde erimeyi kabul edeceklerdi ya da sonuclarina katlanacaklardi. Kimsenin Türk benligi icinde erimek disinda bir secenegi bulunmayacakti. Bunu kabul etmeyenler de, yani Türklükten mutluluk duymayanlar ise hain sayilacakti..1934 tarihli Iskan Kanununda "“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Türk’üm diyen herkesin bu Türklüğü devlet için belli ve açık olmalıdır. Burada devlet hiçbir Türk’ün Türklüğünden bir soluk işkillenmek istemez.” cümlesi yer bulacak ve bu cümle bugüne kadar süren zihniyetin ve bu zihniyetin yasattiklarinin temel paradigmasi olacakti..

"Dersim evvela koloni gibi dikkate alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra da aşamalı öz Türk hukukuna tabi kılınmalıdır."
Mareşal Fevzi Çakmak
(M. Kalman, Belge ve Tanıklarıyla Dersim Direnişleri, Nûjen Yayınları, İstanbul, 1995,s. 152.)

Bu anlamda Devletin Dersim'de derebeylikle savastigi iddialari safsatadan baska bir sey degildir. Bunun gibi idama mahkum edilen Seyit Riza'nin büyük bir toprak agası veya bir derebeyi oldugu iddiasi da kocaman bir yalandir. Amac feodal yapiyi degistirmek degil, etnik yapiyi degistirmek ve Kürtlügü Türk camiasi icinde eritmektir. Ic Dersim bölgesinde ekime elverisli toprak yoktu ki, toprak agaligi da olsundu. Üstelik halk yari göcebe bir sekilde hayvanlarini otlatarak yasamlarini gecindiriyor. Bunun yaninda Elazig Valisinin dedigi gibi, Dersim'in agalari da en az halki kadar fakirdi ve ayaklanma nedenleri fakirliktendi...

Derebeylige benzer bir yapi, Dis Dersim diyebilecegimiz Dersim'in cevre kesimlerinde yani Kemah, Arapkir, Cemisgezek, Pertek, Carsancak, Pülümür ve Kigi gibi tarima daha elverisli yerlerde vardi ve tüm derebeyleri de zaten konumlarini en iyi sekilde koruyabilmek icin T.C. ile siki bir isbirligi icindeydi. Tam tersine Cumhuriyet de bu agalara karismadigi gibi onlari yer yer koruyor ve kolluyordu. Seyit Riza'nin önderlik ettigi Dersim kalkisi o dönem Cumhuriyet'inde hem devlete hem de devletle isbirligi yapan bu agalara karsi yönelmis oldugu ve cogunun cikarlarina ters gelecegi düsünülerek sert bir sekilde bastirilmasi uygun görünmüstü. Katledilen Dersim halki, var olan ve korunulan agalik sisteminin magdurlari olup son derece fakirdiler. Saldirdiklari ve yagma ettikleri mallar da zaten bu varlikli agalara aitti. Dersim'den farkli bir sekilde cok bereketli Cukurova ve Menderes Deltasindaki derebeylikleri tanimina uyacak yapilara ve toprak agalarina karisilmamistir, cünkü cikarlarina ters düsmedigi gibi büyük cikar saglanan bu derebeyi/agalik karisimi sistemin aksaksiz devam edebilmesi icin ufak tefek özveriler de esirgenemezdi...

Nitekim büyük toprak sahipleriyle siyasetcilerin iliskisi 1946 sonrasinda baslayan bir sey de degil; bundan öncesinde de vardi ve hala var. 2002 milletvekili adaylarinin listesinde ANAP'ta 13, AKP'de 7, CHP'de 10, MHP'de 3, DYP'de 12, SP'de 7, DSP'de 2, YTP'de 2, DEHAP'da 1 toprak agasi milletvekili adayi var.

Yani Fakir Baykurt romanlarindan aparilmis ve artik yanlis bilgi haline getirilmeye calisilan, sadece DP-AP-ANAP-AKP cizgisi ile toprak agalari arasinda bir iliski yok; CHP ile de, DSP ile de var. Benzeri bir tabloyla 1950 milletvekili adaylari arasinda da karsilasilir. Ciftciyi Topraklandirma Kanunu tasarisi TBMM’de görüsülürken ilk karsi cikan, büyük toprak agasi Cavit Oral’di, ki ayni Cavit Oral, 8 Haziran 1948’de Inönü tarafindan kurdurulan 2. Hasan Saka Hükümetinde Tarim Bakani olacakti. Örnekler cok. Kaldi ki "Dersim'i vur emri"ni yerine getiren Celal Bayar'in kendisi bir toprak agasi idi...

ALKA
02-07-2010, 17:47
Üstelik bu soykırım(!) sonrası neden aileler öldürülmüyor da sürgün ediliyor? Neden bu olaya dönemin hiçbir devleti karşı çıkmıyor?

Aslinda, Ankara hükümetinin, Dersim'de bir soykirim yapma niyeti, öyle gizli sakli birsey degildi. Ne varki o dönemde esmekte olan savas rüzgarlari olayin 2. Dünya Savasi'nin esiginde bulunan dünya kamuoyunda gerektigi gibi yanki bulmasini saglayamamisti. Nitekim Ankara'daki yabanci devlet temsilcileri, olayi ve yapilan hazirliklari bütün yönleri ile biliyorlardi. Mesela, dönemin Avusturya Baskonsolosu Winter, ülkesinin Disisleri Bakanligina yazdigi mektupta konuya iliskin endiselerini su sözlerle dile getirmisti:

"1925 isyanı ve Şeyh Sait'in idamından sonra da ülkenin doğusunda sürekli karışıklıklara yol açan Kürt sorununu tümden ortadan kaldırmak için baskı önlemlerinin en kısa zamanda uygulanacağı söyleniyor. Güvenilir Türk kaynaklarından edindiğim bilgilerin ışığında, dünyada eşine rastlanmayacak derecede bir katliama girişilmesinden korkuyorum." (Khalid, Fadel, Kurden Heute, 3.. aktualisierte u erw. Aufl., Wien; Zuriç: Europa Verl., 1992, Kurden Im 20. Jahrhundertt, Munzur Çem, Dêrsim Merkezli Kürt Aleviliği, Vate Yay., 2009, İstanbul, s. 521`den naklen)

Baskonsolos'un sözleri gayet acik: Ankara “Kürt sorununun tümden ortadan kaldırmak” icin “dünyada eşine rastlanmayacak derecede bir katliam” pesindedir. Ne var ki politik gündem ve dünya kamuoyu esmekte olan savas rüzgarlari dolayisiyla baska konularla mesgul olduklari icin ve Türk kamuoyu da kimi ic ve dis kosullar, özellikle de henüz bir cözüme kavusturulmamis olan Musul ve Hataya sorununa odaklanmis oldugu icin Dersim'de yapilacak olan operasyonu tartismayi veya kritik olarak elestirmeyi ertelediginden Türk entellektüelleri arasinda da pek yanki bulamamistir.

Bunun yaninda ancak Onur Oyman gibi bir politikacinin kisa bir süre önce tarihi bir gaf yapmasiyla Dersim Katliami gündeme gelebilecek ve Türk entellektüelleri tarafindan da konusulmaya baslanacak ve bugün dahi bir cok köse yazarlari Dersim olayindan yeni haberdar olduklarini söyleyip yaygin bir sekilde konusmaya baslayacaklardi.

Bunun yaninda 1937-1938'de Dersim'de ve Dersim'den önce 1923-38 yillarında Kürtlerin yogun olarak yasadigi Dogu bölgelerinde yasananlar, basina yeni yansıyan seyler de degiller. Kürtler, 1980 darbesinden önceki yillardan baslayarak bütün bunlari yogun sekilde tartistilar. Bu konularla ilgili olarak yapilan seminer, panel, konferans, anma toplantiları vb. etkinliklerin hesabi yoktur. Bu konuda gazete ve dergilerde pek cok makale yazilari cikti, kitaplar, brosürler basildi, bir hayli televizyon programi yapildi. Son yillarda, bütün bunlara bir de belgeseller eklendi.

Ne varki Kürt entellektüelleri tüm bunlari tartisirken Türk entellektüellerinin cok büyük bir kesiminin tüm bunlardan habersiz olmalari bir zaafin ve ilgisizligin sonucudur. Onlar, Kürt sorunu ile ilgili olarak on yillarca, bir nevi baslarini gömdükleri kumdan cikartamadilar. Bunu yapmak, kiminin aklina gelmedi, kimi ise resmi söyleme uygun olarak "bölücü propaganda" denildigi icin cesaret edemedi. Bunun böyle olmasi Türkiye entellektüeleri bakimindan aci bir durum ama ne yazik ki gercek böyle.

ALKA
02-07-2010, 18:54
İnsanların mağarada kurşuna dizilmesi, zehirli gaz kullanılması gibi konuları yeteri kadar bilmiyor ve bu yüzden yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Ne kadar doğrudur bilemiyorum ama Çanakkalede zehirli gaz kullanmayan ordu Tuncelide mi zehirli gaz kullanıcak?

Bilindigi gibi Türkiye'nin Eski Disisleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil Dersim'de ordunun zehirli gaz kullandigini ittiraf etmisti. Onun sözleriyle;

"Mağaralara iteceğiz demişlerdi, Ordu zehirli gaz kulandı, mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi ve yediden yetmişe o Dersimlileri kestiler. Kanlı bir hareket oldu."

Dersim'de kullanilan Kimyasal Gaz ve Alman yapimi "Junker" savas ucaklari ile bunlarla ilgili askeri fabrikalar hakkinda döneme ait Fransiz kaynakli bir rapor ve belge de bulunmaktadir. Türkiye'deki bu fabrikalar bir zamanlar Fransiz sosyetesine ait kisiler tarafindan kuruldugu ve iflas ettigi, ardindan T.C tarafindan satin alindigi icin belgeler de fransiz kaynakli.

ALINTI

"Düzenlenen bir raporda 1-13 sayfalara kadar askeri fabrikalarla ilgili bilgiler verilmekte. Raporun 6.cı sayfasında Almanların Ankara Mamak'da 1925 yılında kurdukları ve idare ettikleri fabrika da T.C.Ordusu için gaz maskeleri üretildiği açıklanmakta. Bir başka fabrikada ise özellikle sadece el bombalarının imal edildiği belirtiliyor. Bu üretim, bombaladıkları yerlerde zehirli gazlar kullandıklarını ispatlıyor. T.C. Ordusu mensupları, jandarma birimleri zehirli gazları kullanıyorlardı ki, kendi personellerini korumak amacıyla gaz maskelerini üretiyorlardı.

7. sayfada ise; «Ankara`nın 40 Km. Doğusunda Küçük Yozgad'ta 1929 yılında bir Fransız sosyetesi tarafından kurulan fabrika iflas etti. T.C'ni yönetenler fabrikayı satın aldılar. 1931 itibariyle ordu silahları için kimyasal maddeler üretilmeye başlanıldı. T.C. yetkilileri bu fabrika için Alman devletinden kimyasal maddeleri en hızlı üreten makineler satın aldılar. 5 fabrikadan oluşan bu birimde ki bölümler; kimya, nitroselüloz, dinamit, siyah pudra, çakmak-ateşleme den oluşmaktadırlar. Macar uzmanlar yenileme, düzenleme yapmakla görevlendirildiler. Bu makineler aracılığıyla 24 saatte, 1.500 kg tritol, 8 saat de 2.000 kg dinamit, yine 8 saate 1.000 kg nitroclycerin üretiliyor. Bu miktarların yükseltilmesi amaçlanıyor. Nitroclycerinin 1.500 kga, tritolun 3.000 kg'a çıkarılması hedefleniyor. Ayrıca bir başka fabrika da inşa edildi. Burada da patlayıcı maddeler üretilecek. Amaç; 8 saate 500 kg patlayıcı nitroglyo, 8 saate 700 kg patlayıcı nitrocellulose, 24 saate 10 ton sülfürik asit üretmek. Ankara Mamak`da ki gaz maskesi üretilen fabrika ; Fabrika daha önce «Alman Auer Evi» isimli kurum tarafından Kızıl Haç`a hizmet sunması amacıyla yapıldı. 1937'ye kadar T.C Ordusu alman endüstrisinden gaz maskesi satın alıyordu. Kasım 1935'de çalıştırılmaya başlanılan bu fabrikada gaz maskeleri üretiliyor. 8 saate ; 100.000, 24 saate ; 300.000 maske yapımının imkan dahilinde olduğu açıklanıyor.» denmekte.

(A.F., No; 31, Exemplaire No; 1, Note Sur Les Fabrique Militairess en Turquie, Stamboul, au31 Janvier, 1937, s.6, 7, 8, 10) Rapor 17-18 pelgo, pelga 6 "

Belge ve Fransızca çeviri © By Sevê Evin Çiçek

Dersim 38'de Zehirli Gaz Kullanimi ve Savas Ucaklari hakkindaki Döküman

http://mamekiye.de/08/1163034013/1229376596
http://mamekiye.de/08/1163034013/index_html?dateiname=1229375767

ALKA
02-07-2010, 19:21
Resmi bilgisayariniza kayit edip büyütürseniz ortada sag tarafta magaradan cikarildiklari söylenen ve Dedeman asiret "avenasi" diye bahsedilen basörtülü iki kadinin da esir alinmis bir sekilde yerde oturdugunu ve resimde görülen bu kisilerin yok edildigini okuyabilir veya görebilirsiniz.

1938 Demenan Aşiret reislerinin öldürülmeden önceki resmi

1938 Tunceli harekatında alayımızın imha ettigi aşiretlerin sonuncusu olan (demenan) aşiret reisleri ve avenesi sığındıkları mağardan cıkarıldıktan sonra

1) Tugay Komutanı
2) Alay Komutanı
3) Ben (bu Post Card da imzası olan)
4) Doktor Vehbi
5) aşiret reisi Hasan Gev (Bori ra Hesenê Gêwere)
6) aşiret reisi Hüseyin (Arekiye ra Lazê Cıvraili Wuşên Ağa)
Kaynak:
http://mamekiye.de/08/1163034013/index_html?dateiname=1164286821

Kartpostal'in ön yüzü ve resim,
http://mamekiye.de/08/1163034013/1164317868

Kartpostal'in arka yüzü ve ilgili el yazisi
http://mamekiye.de/08/1163034013/1164317818

naper
09-07-2010, 16:01
Sistem yaklaşık 150 senedir çok dikkatli, planlı ve organize şekilde işlemektedir.
Devrin emperyalist ülkesi, özellikle verimli topraklar ya da yer altı kaynağı bolca olan topraklarda güçlü ve bağımsız bir ülke istememektedirler.Hedef coğrafyalara jeostratejik konumu önemli bölgeleri de ekleyebiliriz.

İngiliz ve fransızların petrolün önemini keşfetmeleri ile birlikte mezopotamya karışmıştır.Karıştırılmıştır.
Adını burada yazmaya ömür yetmeyecek kadar ajan, zayıf düşmüş o zamanki osmanlı topraklarında at koşturur olmuştur.Araplar, kürtler, ermeniler balkanlardakilerden çok daha fazla kurcalanmıştır.Yaşayışları incelenip farklılıkları ve biat noktaları tespit edilmiştir.Zaten sevr antlaşmasını okuyan ortalama zekadaki bir insan hedefi algılayabilecektir.(Lütfen sevr antlaşması tam metnini okuyalım/okutalım, zira günümüzdeki oyun çok net anlaşılacaktır)

Ve 1.Dünya Savaşı ile hedefe son atış gerçekleşmeye çalışılmıştır.Ne mutlu ki hedef kısmen tutturulamamıştır.Sapmanın nedeni gurur duyacağımız anadolu direnişi ve top yekün verdiğimiz kurtuluş savaşımızdır.

Tutturulamayan hedef 2.Dünya Savaşı ile tekrardan denenmiştir.Ülkemiz savaşa çekilmeye gayret gösterilmiştir.Bence ikinci kurtuluşumuz bu savaşa dahil olmayışımızdır.

Ve sonrasında mezopotamya ve çevresinde yaşanan savaşların temel amacı sınırları yeniden çizebilmektir.Böylelikle bu verimli topraklar ve zengin coğrafyada daha fazla söz sahibi olabileceklerdir.

Sistem hala aynıdır.Öncelikle veri toplanır.Farklılıklar ve çatışması muhtemel guruplar değerlendirilir.(Ülkemiz ırksal, dinsel ve mezhepsel çeşitlilik bakımından değişik renklerle bezenmiş olsa da bu noktada dez avantajlı durumdadır.)
Sonrasında saptanan muhtemel ayrılıkçı odağın güçlendirilmesi, kışkırtılması ve örgütlenebilmesi için sivil toplum örgütleri kurdurulur.
Bu sivil toplum örgütleri??? özellikle toplumun haklı olarak duyarlılık gösterdiği argümanlara atıfta bulunarak örgütlenir.

Bu örgütlenmelerde başka bir devletin himayesinde olmayı(resmen) zaten benimsemiş ve bu durumdan rahatsız olmayan sahte entellektüellerden tutun maddi kazanç sağlayanlara, makam mevkii sağlayanlara ve hiç bir şeyin farkında olmayanlara kadar çok geniş bir topluluk vardır.
Ne var ki bu topluluk yinede toplumda salt çoğunluğu sağlayamaz.Bu durumda devreye medya ve iletişim araçları girecektir.
Örnek vermek gerekirse;
Basın kastamonuda çıkan bir sokak kavgasını şehir yanıyor gibi gösterebilir ki vaktiyle göstermiştir.
Modern ve görsel iletişimin olmadığı dönemde bu propagandayı yapmak çok daha kolaydı."Falan camiyi aleviler ateşe verdi" "Filan amcayı diri diri gömdüler" gibi.
Ve genellikle bu propagandanın sonunda propagandanın hayali malzemesi çoğunlukla gerçek olur!Dikkat edin trajediler yaşanmadı demiyorum!

Dersim olaylarını tek başına ele alırsanız bir çok dram, insan hakları ve hukuk ihlali göreceksiniz.Doğrudur!

"Dersim olayları gibi trajedileri bir daha yaşamamak esas kafa patlatacağımız konu olmalıdır." Görüşünde hem fikir olduğumuzu düşünüyorum.

Eğer bu noktadan hareket edersek, dersim olaylarını; dersimde yaşanan ayaklanma ve bastırılması düzleminden biraz daha yukarı taşıyıp iç ve dış dinamikler, ve üçüncül güçler bakımından incelememiz gerekir.
Sorulması gereken temel sorular şunlardır;
-Dersim isyanı tabandan ateşlenip sonrasında taban desteği ile sürmüş saf ve temiz bir özgürlük mücadelesi midir?
-Eğer öyle ise ya da aksi ise elimizdeki doneler nedir?
-Dersim isyanının; başrol oyuncuları ve işleyiş biçimi açısından başka isyanlarla benzerliği var mıdır?Var ise nelerdir?
-Bölge halkının ne kadarlık bir yüzdesi isyana iştirak etmiştir?
-Dersim de dahil olmak üzere çıkan isyanların klonları başka coğrafyalarda ve başka etnik unsurlar arasında da çıkmış mıdır?(eş zamanlı olması gerekmez)Bu farklı coğrafyalarda çıkan isyanların başka başka ortak özellikleri var mıdır?


ALKA;
Daha önceki mesajıma hiç değinmemişsiniz.
Hatırlatayım;

Radikal gazetesi, taraf gibi mecmua yerine şunları bir araştırınız hele;

-Edward William Charles Noel(lakabına dikkat!)
-M.Nuri Dersimi
-L.Molyneux Seel(çok önemlidir, özellikle 1911 de anadoluda ne yapmaya çalıştığı?)
-İhsan Nuri
-Hoybun cemiyeti(kurulma aşamaları, destek verenler, dış ilişkileri, fransızlarla ilişkiler ve merkez üssü çok manidardır)
-Kürdistan Teali Cemiyeti(kurulma aşamaları, destek verenler, dış ilişkileri)
-Seyyid Abdülkadir(İlk isyana iştiraki 1879 dur.Yani kin kustuğunuz Mustafa Kemal doğmadan.Neymiş?Konu ulus devlet ve türkçülükten öte bariz ingiliz borazanlığı ve anadoluya karşı yapılan hainlikmiş!Dikkatinizi ingiliz işgali sırasındaki görüşmelere çekmek isterim!)
-Sait Molla(Rahip Frew(fru) ile ilişkisine dikkat çekmek isterim.İstanbul gazetesindeki makalelerine ulaşabilirsiniz!!!)
-General Despere

Lutfedip yukarıdaki konuları araştırınız!
Gerisi çorap söküğü şeklinde gelecektir.İlk ayaklanmaların cumhuriyet daha portakalda vitaminken çıktığını, bariz ingiliz ve fransız destekli olduğunu daha sonra cumhuriyet döneminde devam ettiğini, isyan elebaşılarının fransızlar ve ingilizlerle birlikte çalıştığını, Mustafa Kemalin bolşeviklikle suçlandığını, bu isyanların tabandan gelen doğal bir hareket olmadığını göreceksiniz.Kör olsanız da...



Bu noktada ayaklanmaların "Kurtuluş Savaşı" gibi spontane değil gayet planlı, destekli ve güdümlü olduğunun ipuçları gizli, sizden yanıt gelmedi.

Yine bu noktada ayaklanmaların arka planlarında yer alan ingiliz ve fransızlar dan (kendileri subay, ajan v.s. dir) sadece bir kaçından bahsetmişim, yine yanıt gelmemiş!

Yine isyancıların önderlerinin bazı ortadoğu parselleyici ve planlayıcıları ile ya da bunların çalıştırdığı ajanları ile ilişkilerinden bahsetmişim...Ses yok!

Okumadan öğrenmeden ya da gerçeği bilip, başka emeller peşinde olarak yazdığınız trajedi ve suçlama yazılarının hepsini okudum.Gerçeği görmek isterseniz buyrun, zaten biliyor da amacınız başkaysa açık yazın amacınızı ki tartışabilelim.
Edward William Charles Noel[1][2], E. W. C. Noel[1][2], Edward Covbertin Noel[3] (1886 - 1940), Mondros Mütarekesi'nde Doğu Anadolu'da faaliyet göstermiş İngiliz istihbarat subayı.
İngiltere'nin Hindistan ordusunda görev yaptı. 1915 Nisanında İran'ın Ahvaz şehrine konsolos olarak gönderildi. Burada görevli olduğu dört sene boyunca bölgede yaşayan insanların etnik kökenlerini inceleme fırsatı oldu. İran'da Kürtçe öğrendi. Mondros Mütarekesi'nden sonra Bağdat'a İngiliz İstihbarat Komiserliğinde görevlendirildi. 12 Mart 1919 tarihinde Kürt bölgelerinde inceleme yapmak için görevlendirildi. Osmanlı'nın doğu vilayetlerinde Kürt aşiret reisleri ile görüşmeler yaptı. 13 Haziran 1919 tarihinde Bağdat İngiliz Komiseri Albay Wilson, İngiliz himayesinde bağımsız Kürdistan kurulması ile ilgili girişimler yapılmasını Londra'ya İngiliz Dışişlerine önerdi. Yüzbaşı E.C. Noel, 3 Temmuz 1919 tarihinde Bağdat'dan İstanbul'a geldi. Burda İngiliz Yüksek Komiseri Müsteşarı T.B. Hohler ve Kürtçü liderlerle görüşmeler yaptı. Noel'e Dahiliye Nazırı Âdil bey tarafından Osmanlı postahanelerinden şifreli telgraf çekebilmesine izin veren bir belge verildi.[4][5][6]
Tom Hohler, İngiliz dışişlerindeki meslektaşı Telley'e gönderdiği mektupta.[7] Bağdat'dan İstanbul'a gelen Yüzbaşı Noel ile görüştüğünü, Noel'in bir Kürt Lawrence olma hevesinde olduğunu, Mezopotamya'da İngiliz hakimiyetinin kesin olduğunu, bunun bir doğu sınırı olacağını ve bu yüzden buradaki Kürt aşiret reisleri ile iyi geçinmek gerektiğini bildirir. Kürt ileri gelenleri ile yapılan toplantıda Noel'in diğer Kürtlerden ayrı olarak dikkat çekmeden bölgeye gitmelerini kararlaştırdıklarını rapor eder. Bu karara rağmen, Tom Hohler, Yüzbaşı Noel'in büyük bir ihtiyatsızlık yaptığığını anlatır. Noel Kürt Klübü'nün toplantısına resmi üniforması ile gitmiştir. İngiliz Yüksek Komiser Müşaviri Hohler, meslektaşı Telley'e gönderdiği raporunda Noel'in bu umursamaz tavrından yakınır.
Amiral Calthorpe'un 10 Haziran 1919 tarhinde Dışişleri Bakan Vekili Lord Curzon'a yazdığı telgrafta, Noel'in dikkat çekmemek için Kürt ileri gelenlerinden ayrı olarak bölgeye gideceğini ve Ahaliyi Mustafa Kemal Paşa'ya karşı ayaklandıracağını yazdı.[8]

Sadece bu örnek bile sadece "dersim" değil, kürt etnik kimliğine dönük diğer ayaklanmaların da spontane, halk tarafından başlatılıp sürdürülen özgürlük mücadeleleri olmadığını apaçık gösterir ki bunun gibi 100 lerce örnek ve isimden bir kaçı önceki mesajımda var!


Şahsi kanaatim ise şu yönde;
Siz ve forum yönetimindeki bazı arkadaşlarımız zaten bu olaylardan fazlası ile haberdarlar.Ama çarpıtmak konusunda da uzmanlar.Haliyle çok okuyor araştırıyorlar.Eğer zeki, çalışkan ve hitabeti kuvvetli bir insansanız gücünüzü iki şekilde kullanabilirsiniz.
Birincisi insanlara doğruları söylemek ve daha yaşanır ortamlar için çaba sarfetmektir.Onları uyarmak, tehlikelere karşı tetikte olmasını sağlamaktır ki sizler bunu yapmıyorsunuz.
İkincisi bu gücü "taraf" "genç siviller" v.s. gibi güdümlü ve menşei belli oluşum ve yayın organları gibi para karşılığı kullanabilirsiniz.Özellikle "taraf" tan sıkça link verilmesi beni rahatsız ediyor.Hele ateist olduğu için yazarının işine son veren bir yayın organını; çok demokratik olduğu için savunan ve referans alan ateisti hiç anlamıyorum.Hatta o ateist arkadaşın(ların) dürüstlüklerine zerre kadar inanmıyorum.Olsa olsa karşısındakini her fırsatta "ulusalcı" "faşist" diye suçlayan bazı ateistlerin "Kürt kafatasçılığı" bağlamında "taraf" ile anlaşabilmesi ve bu arkadaşın nezlinde Kürt şovenizminin her türlü inanış ya da inanmayıştan daha değerli olması gerçeği ile ifade olunabilir.
Şimdi çıkıpta ben "Kürt değilim" nutukları da atmayın.Zira ben sizin etnik kimliğinizi, düşünüş şeklinizi çözmüş durumdayım."Zazalar kendini Kürt olarak niteler mi?" sorumdan anlamış olmalısınız.
Çok önemli diğer nokta da şu ki, ben sizin ya da başkasının etnik kimliği ile hiç ilgilenmiyorum.(Zira ülkemizde %100 Türk bir kişinin olduğuna da inanmıyorum.Zaten en başta ben Türk değilim.)Taa ki siz herhangi bir milliyetin kafatasçılığına soyunana kadar.Ve emin olunuz MHP lilerle tartışırken bu kadar düzeyli de olmuyorum!

Başta da belirttiğim gibi anadolu coğrafyasında ve mezopotamyada kurulmuş devletlerin her biri; zaafiyet geçirdiği dönemlerde dışarıdan kışkırtmalı iç ayaklanmalarla karşılaşmıştır.Bu ülkemize has bir durum olmadığı gibi bu gün yarın da bitmeyecektir.
Özellikle günümüzde "Psikolojik Harp" sıklıkla kullanılan bir durumdur.Neden ABD bize ılımlı islam rolü biçerken, İran'da reformistlere destek olmaktadır?
Yanıt gayet nettir!
Türkiye Cumhuriyeti Laik, Demokratik, Sosyal hukuk devleti temelinin üzerinde durmaktadır.İran ise adı üzerinde "islam cumhuriyetidir".
Bütün bu olan bitenin arkasında ki oyun işte budur.Yoksa Kürdün Türkle vesaire ile bir alıp veremediği yoktur.Tekrar etmeyeceğim bir daha; bu noktada sizi ve bir kaç kişiyi daha hiç samimi bulmuyorum!

upuaut
23-11-2011, 14:48
Burada bence dikkat çekilmesi gereken şu,

Örnek olarak verilen ülke ve resimler neden Rusya'da, İran değil?

Bu yüzden cimbombom'un söylediği her kelimeye katılıyorum. Kendisini de şu tavsiyede bulunayım. Özenti içinde olupta, taklitçilik yapanları fazla umursamamaya çalış.

Saygılar

Evet, örnek olarak verdiğim resimler Rusya'dan. İran ise Soğuk Savaş döneminde Rusya'dan aldığı füzeleri uzun bir süre taklit etti, daha sonra kendisini yetiştirince kendi başına füze (Şahap 1, 2 gibi) yapmaya başladı. Eğer burada bir taklit sözkonusu ise, bu kesinlikle İran ve onun takipçileridir. Bu arada, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat'ı her konuda bağımsız hareket etmesinden dolayı takdir ettiğimi belirteyim. Örnekse, yeni füze yapımında, atom bombasının yapıldığı iddia edilen nükleer santraller, Nazi Soykırımı'nın yalan olduğunu söylemesi (ki kendisi aynı zamanda bir inşaat mühendisi olup, zamanında birçok incelemelerde bulunmuş ve Nazi Toplama Kampları'nın birçoğunun yalan olduğunu bizzat tespit etmiştir) v.b.

Gördüğün gibi, ben Ahmedinejat'ı gerçekten de takdir ediyorum. Fakat bu, demek değildir ki gerçekleri görmezden gelelim. Yani bizim füze konusunda o karikatürdeki gibi taş devrinde yaşadığımız ortada. Peki bizim füze konusunda İran'daki o taş devrini andıran karikakürdeki durumdan ne farkımız var? Bu soruya yanıt lütfen!

Şimdi Başbakan Erdoğan Dersim ile ilgili devletteki belgeleri açıklıyor. Bence, (Adnan Menderes'ten Tayyip Erdoğan'a kadar) 60 yıldır iktidarda olan, görünürde muhafazakar olan ama deveyi hamuduyla birlikte götüren bu dinci tayfasının işin kolayına kaçıp milleti kandıracağı yerde, gerçeği tüm çıplaklığıyla anlatması ve Dersim İsyanı'ndaki gibi gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyor. Dolayısıyla Sebat'ın "60 yıl değil 90 yıldır bu ülkede hakim olan islam değildir." sözüne itibar etmemize imkanımız yoktur.

Kardeşim, sen 60 yıldır bu ülkeyi yöneteceksin. Ondan sonra da muktedir olamadığın için (ki aslında beceriksiz olduğun için) oturup "Kemalizm" diyerek ağlayacaksın.

Bu söylediği inanıyor musun, yoksa sen alemi kör ve sersem, kendini akıllı mı zannediyorsun?

İşte ben bu rezilliğe "İslami Kokuşmuşluk" dedim ve bunda da haklıyım. Çünkü her yaptığınız şeyi İslamiyet'e bağlıyorsunuz. Amerikan Başkanı George Bush da 11 Eylül 2001 olayı sonrasında İslam adına yapılan saçma şeyler için "İslamofobi" demiş ve buradaki hiç kimse sesini çıkaramamıştı. Peki bu adama neden sesinizi çıkaramamıştınız? Güç tapıcılığından dolayı mı?

Bence siz bu gerçekle yüzleşin ve insanları İslam kalkanı altında kandırmayı bırakın. Çünkü medeniyet tektir ve olanlar herkesin gözünde cereyan ediyor. Yok, siz bunu yapmaz, yine aynı şeyleri yaparsanız yani her itirazı İslam kılıfı altında bertaraf etmeye çalışırsanız, yani yani Kral çıplakken örtmeye çalışırsanız yenilen taraf siz olacaksınız.

Stalin'in geçmişte yaptıkları kendi ülkesi içindi. Hataları olabilir. Fakat Stalin, kendisinden önceki ulusal kahramanları (örneğin Alexander Nevsky) överdi, Putin de Stalin'i övüyor ve birbirlerinden güç alarak tarihteki yolculuklarına devam ediyorlar.

Biz de böyle tarihi bir süreklilik var mı?

pervane
23-11-2011, 23:10
Güncel.....

Yergin
24-11-2011, 01:05
upuat,

Birşeyi eleştirir iken tarafını direk açık seçik belli edenlerdensin. Daha doğrusu şöyle söyleyim, sapla samanı ayırt edemeyenlerdensin.

Biz de böyle tarihi bir süreklilik yok, bir füze bile yapamadınız tarzı eleştiriler getiririken işin ucundaki ülkenin Türkiye olduğunun farkındasındır umarım ve ama yurt dışı ama yurt içinde de olsan bunların içerisine kendininde dahil olduğunun farkındasındır umarım. Burada birilerini eleştirmeden önce kendini eleştir.

İmzanın sahibi Atatürk ne demiş?

Hükümetlerin icraatı menfi olup da millet itiraz etmez ve iktidarı düşürmezse bütün kusur ve kabahatlere katılmış demektir.

SeBaT
24-11-2011, 04:14
Upuat diyor ki : "Şimdi Başbakan Erdoğan Dersim ile ilgili devletteki belgeleri açıklıyor. Bence, (Adnan Menderes'ten Tayyip Erdoğan'a kadar) 60 yıldır iktidarda olan, görünürde muhafazakar olan ama deveyi hamuduyla birlikte götüren bu dinci tayfasının işin kolayına kaçıp milleti kandıracağı yerde, gerçeği tüm çıplaklığıyla anlatması ve Dersim İsyanı'ndaki gibi gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyor. Dolayısıyla Sebat'ın 60 yıl değil 90 yıldır bu ülkede hakim olan islam değildir. sözüne itibar etmemize imkanımız yoktur." ............................................. Anlaşılan yakın tarih skıntısı var arkadaşın. Zira biraz dikkat etse görecek ki Cumhuriyet kurulduktan sonra gücü elinde tutan M Kemal ve Menderese kadar başta islamcılar ve kürtler olmak üzere ülkeye kan kusturan İsmet İnönü ATEİST idiler. Bu iki diktatörün demir yumruğu muhafazakar değildi. CHP yumruğu mukallit ve dayatmacı, batı hayranı bir yumruk.Menderes de muhafazakar değil KEMALİST ve Amerikancı anlayışı bir ölçüde liberal potada buluşturan bir isimdi. Hem zaten muhafakar halk tarafından benimsenmesi fayda etmedi. Çünkü bu ülkenin asıl patronu olan Cuntacı CHP generalleri ona da halka da kimin iktidar olduğunu gösterdiler. Kısaca bu ülkede her 10 - 15 yılda Kemalist cuntanın demir yumruğunu yiyen hal bu son beş on yıla kadar bırak ülkeye islamcı bir yönetim sunmayı, muhafazakar duruş bile sergileyemediler. ................................................ Avrupa bizim çıktığımız 1. dünya savaşı yetmezmiş gibi 2. bir cihan harbi ile yerlebir olduktan sonra yeniden kendisini küllerinden yaratırken bizim egemen laik kemalist militarist efendiler halkın başındaki takkeye saldırmakla, etnik renkleri katledip kendi halkıyla savaşmakla, insanların inançlarını yasaklamakla meşgul oldular. .................................................. . İran bile 30 yılda tüm dünyanın ambargosuna rağmen, sekiz yıl süren savaşa rağmen kendi uydularını, nükleer santrallerini, yerli yapım 1800- 2000 km mesafeli füzelerini, denizaltılarını vs üretecek hale geldiği halde bu ülke hala kendi piyade tüfeğini bile üretemiyorsa bunun sorumlusu ortada adından başka bir şeyi olmayan islamcılar değil; laik, kemalist, militarist, sözde çağdaş, batı mukallidi zihniyetinizdir. Cürmünüzü kimseye yüklemeyin. Dersimde katliamı yapan sizin zihniyet olduğu halde özrü bile Tayyip dilediyse hiç olmasa kafanı eğip sus ki ciddiyetin olsun.

upuaut
24-11-2011, 15:40
upuat,


Birşeyi eleştirir iken tarafını direk açık seçik belli edenlerdensin. Daha doğrusu şöyle söyleyim, sapla samanı ayırt edemeyenlerdensin.

Biz de böyle tarihi bir süreklilik yok, bir füze bile yapamadınız tarzı eleştiriler getiririken işin ucundaki ülkenin Türkiye olduğunun farkındasındır umarım ve ama yurt dışı ama yurt içinde de olsan bunların içerisine kendininde dahil olduğunun farkındasındır umarım. Burada birilerini eleştirmeden önce kendini eleştir.

İmzanın sahibi Atatürk ne demiş?

Hükümetlerin icraatı menfi olup da millet itiraz etmez ve iktidarı düşürmezse bütün kusur ve kabahatlere katılmış demektir.

Tamam işte. Bak, Atatürk ne güzel söylemiş: "Hükümetlerin icraatı menfi olup da millet itiraz etmez ve iktidarı düşürmezse bütün kusur ve kabahatlere katılmış demektir."

Demek ki bütün kabahat milletteymiş. Yani bugün AKP ve onun yardımcısı MHP ile CHP'nin bütün yaptıklarından kendileri sorumlu olduğu gibi, millet de sorumludur. Bu 3 parti AB ve ABD güdümü altında milleti kucağa oturtmuş, istedikleri gibi at koşturuyorlar. Artık şu çok açık olarak görülüyor ki tek çözüm, "Milli Hükümet"tir.

Bunun dışında hareket etmek, milletin kendi sonunu hazırlamış olması demektir. Eğer nasıl ki 1980'lerde sağ-sol, ondan önce de sünni-alevi ayrımı olmuş ve millet bugün de milli hükümeti oluşturmayı göremez ise kendi sonunun ne olacağına önceki ayrışım örneklerine bakarak görsün.

Ulusal gönüllüsü ol!

Arkadaş, başka Türkiye yok. Benim 1980'lerdeki gibi yurtdışına çıkma gibi bir imkanım, dolayısıyla gidecek başka bir yerim yok!

http://www.nkfu.com/wp-content/uploads/2011/03/canakkale-savasi-resimleri-1.jpg

Dersim İsyanı'nda (33+56=) 89 askerimiz şehit olmuş. Bu askerler önce Çanakkale Savaşları'nda, sonra Kurtuluş Savaşı'nda çarpışmışlardı. Yazık değil mi, bu 2 büyük badireyi atlatan askerlerimizin Dersim'de İngiliz destekli isyanda ölmesi?

Yukarıdaki resimde Atatürk'ün solundaki, bize bakan asker silme bir Kürt'tür. Şimdi bu adamın Dersim'de bize karşı savaşmış olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Bakmayın, siz Başbakan'ın acıklı ve gözyaşlı bir şekilde kendi grubundaki konuşmasına. O, 12 Eylül 2010'daki Referandum'da da aynı tiyatroyu oynamış ve % 58 ile istediğini almıştı. Fakat hiçbir millet, geçmişteki hatalarından dolayı özür dilememiştir. Varsa, bir örnek gösteriniz lütfen?

Burada yapılan tek şey, Bekir Çoşkun'un söylediği gibi Dersim'iz Atatürk'ü tekmelek (http://www.add.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2234:dersmz-atatuerkue-tekmelemek-bekir-cokun&catid=55:basndan-secmeler&Itemid=126)'tir.

Bu konuda Atilla İlhan'ın 1948'te öğrenciyken yazdığı "Mustafa Kemal'im" adlı şiirine bakmakta fayda vardır:


http://www.youtube.com/watch?v=dqgdy2mOTO0&feature=related

Nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin!
Çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin.
Şol yüzünde güneş südü sıcaklık,
ellerinden öperim Mustafa Kemal!

Senin dalın yaprağın biz senin fidanların,
biz bunları yapmadık.
Sen elbette bilirsin bilirsin Mustafa Kemal!
Elsiz ayaksız bir yeşil yılan,
yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal!
Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler!
(Bülent Arınç, Menemen'de katliamın başmimarı Derviş Mehmet'in öz be öz torunudur. Eğer özür dileyecek biri varsa, bu, Bülent Arınç'tır)
Çün buyurdun kesenleri astılar,
sen uyudun asılanlar dirildi.
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im!
Ben bu açıklamalardan sonra daha fazla konuşmanın bir anlamı olmadığına inanıyorum!

DEMAN
28-11-2011, 01:12
Ahmet Hakan’dan Yılmaz Özdil’e Dersim Dersi






- Biz “Dersim’de binlerce günahsız insan öldürüldü” diyoruz… – Adamlar kalkıp “İyi ama Seyit Rıza da büyük bir haindi” diyorlar.
Dünkü köşesinde Dersim olaylarının simge ismi Seyit Rıza’nın kukla olduğunu, operasyon öncesi de onlarca askerin şehit edildiğini ve Seyit Rıza’nın İngiliz ve Fransızlar’a mektup yazdığını kaleme alan Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil’e en sert tepki yine aynı gazeteden Ahmet Hakan’dan geldi. İşte o yazı:

BİR İKİ DAKİKA SUSUN!
– Biz “Dersim’de binlerce günahsız insan öldürüldü” diyoruz… – Adamlar kalkıp “İyi ama Seyit Rıza da büyük bir haindi” diyorlar.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/images/spacer.gif – Biz “Çoluk çocuk dinlemediler, hamile kadınları bile süngülediler, aloo” diyoruz.
- Adamlar kalkıp “Ama Dersim’de de iki karakola baskın yapılmıştı” diyorlar.- Biz “Dersim halkını mağaralarda fareler gibi zehirlediler” diyoruz.
- Adamlar kalkıp “feodalite ah feodalite” falan diyorlar.- Biz “Dersim derelerinde günlerce kan aktı” diyoruz.
- Adamlar kalkıp “İngiliz parmağı” diyorlar.
- Biz “Okuma yazma bildiği bile şüpheli 80’lik pir ü fani Seyit Rıza’ya yapılan cinayettir” diyoruz.
- Adamlar kalkıp Seyit Rıza’nın “Ekselansları” diye İngilizlere mektup yazdığından söz ediyorlar.
- Biz “İngiliz’e mektup yazılmış olsa dahi bunun bedeli 15 bin kişinin katledilmesi midir?” diye soruyoruz.
- Adamlar kalkıp “Biraz tatsız şeyler de olmuş canım, abartmayalım” diyorlar.
- Biz “Ortada bir isyan yoktu ya… Hadi diyelim ki vardı… Peki çoluk çocuk niye öldürüldü?” diye soruyoruz.
- Adamlar kalkıp “Açma o defterleri, açma o defterleri” diye cevap veriyorlar.
- Biz “katledilen bebeklerden, kadınlardan, ihtiyarlardan” söz ediyoruz.
- Adamlar kalkıp “Halk feodal derebeylerinden kurtarılmıştır” diyorlar.
- Biz “sürgünlerden, kayıp kızlardan, cinayetlerden, mezarsız ölülerden” söz ediyoruz.
- Adamlar kalkıp “Dersim’e medeniyet getirildi” diyorlar.
DERSİM DUASI

- ALLAH kimseyi Dersim’de olup bitenlere mazeretler uydurmaya, gerekçeler bulmaya çalışanların durumuna düşürmesin.
- Allah kimseyi olmayan bir isyanı olmuş gibi göstererek bebeklerin öldürülmesini bile haklı çıkarmaya çalışanların durumuna düşürmesin.
- Allah kimseyi en haklı davasını savunmaktan bile imtina eden bir Kemal Kılıçdaroğlu aczine düşürmesin.
- Allah kimseyi en az 15 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan bir olayı bize “gayet makul tarihi bir olay” olarak yutturmaya çalışan CHP’li şahinlerin konumuna düşürmesin.
- Allah kimseyi Aleviler hakkındaki duygularını gayet iyi bildiğimiz iktidar mensuplarını bir numaralı Kızılbaş savunucusu pozisyonuna yükseltenlerin durumuna düşürmesin…
- Allah kimseyi izleri hala süren bir katliamın dile getirilmesini “milleti birbirine düşürmek” olarak yorumlayanların durumuna düşürmesin.
TUNCELİ NEDEN Mİ CHP’Yİ DESTEKLİYOR?

Birileri acayip şaşkın…
Hayret nidaları eşliğinde soruyorlar: “Tunceli halkı, Dersim katliamına karşın neden CHP’den kopmuyor?” Ardından da bilgiç bir edayla söyleniyorlar:
“Adamlar cellatlarına âşık olmuşlar… Bu basbayağı Stockholm sendromu canım…”
Hiç de öyle değil…
Tunceli halkı, CHP’den kopup sağ partilere gittiğinde karşısına…
- Fevzi Çakmak zihniyetinin…
- Celal Bayar acımasızlığının…
- Kazım Karabekir yaklaşımının…
- Kızılbaşlar hakkında atılan bin türlü iftiranın…
- Sünni çoğunluğun tarihsel vicdansızlığının…
- Bir türlü yasal statüye kavuşturulmayan cemevlerinin…
- “Biliyorsunuz kendisi Alevi” denilerek yuhalatmaların…
- “Yüksek yargıyı aleviler ele geçirildi” tezviratının…
- Maraş’ın, Çorum’un, Sivas’ın…
Çıkacağının gayet farkında…
O nedenle…
Veremi görüp sıtmaya razı oluyorlar.
EY CHP KARDEŞLERİM

- ERDOĞAN’a “Dersim’i istismar ediyor” diye kızacağınıza kendi partinizin liderine “böyle bir istismara neden fırsat veriyorsun” diye kızsanız daha iyi edersiniz.
- Erdoğan’a “Çorum için de, Maraş için de özür dile” falan diyeceğinize kendi partinizin liderine “Dersim için bir şeyler söyle” diye çağrıda bulunsanız daha iyi edersiniz.
- Erdoğan’ı Dersim konusunda samimiyetsiz bulmakla uğraşacağınıza kendi partinizi Dersim konusundaki samimi görüşlerini açıklamaya zorlasanız dahi iyi edersiniz.
- Erdoğan’a bugünün zulümlerini anımsatmak yerine kendi partinizin dünün zulümleriyle hesaplaşmasını talep etseniz daha iyi edersiniz.
- Erdoğan’ın çelişkilerine odaklandığınız kadar, önce “milleti birbirine düşürüyorsun” diyen, ardından da “Dersimlilerin topraklarını ver” çağrısında bulunan genel başkanınızın çelişkilerine odaklansanız daha iyi edersiniz.
- Erdoğan’ın “Devlet yapmadı CHP yaptı” sözüne kızacağınıza, “o zaman devlet CHP idi” diye cevap veremeyen partinizin yöneticilerine kızsanız daha iyi edersiniz.
- Erdoğan’ın Dersim katliamı üzerinden partinize gol atmasına kızacağınıza, gollük pası Erdoğan’ın ayağına atan partinizin yöneticilerine kızsanız daha iyi edersiniz.
- Erdoğan’ın Dersim konusunda ön almasına bozulacağınıza, konuyu ilk kez dile getiren partiliniz Hüseyin Aygün’ün neden susturulduğuna bozulsanız daha iyi edersiniz.
NE DEMİŞTİ SEYİT RIZA?

DERSİM katliamını mazur göstermeye çalışanlar ne diyorlar?
Diyorlar ki:
- Olaylarda İngiliz parmağı vardı…
- Bir kalkışma vardı.
- Eşkıyalık yapıyorlardı.
- Vergi vermiyorlardı.
Falan filan…
En iyisi ben susayım da bütün bunlara Seyit Rıza yanıt versin.
Ne demişti Seyit Rıza?
“Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim, bu bana dert olsun. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” demişti.


---------------------------------------------------------------------------------------------
Özellikle sn. Ahmet Hakan´in su sözlerine katilmamak mümkün degildir...

"- ERDOĞAN’a “Dersim’i istismar ediyor” diye kızacağınıza kendi partinizin liderine “böyle bir istismara neden fırsat veriyorsun” diye kızsanız daha iyi edersiniz."

Jolly Jocker
09-12-2011, 20:42
Dersim konusunda göz atılmasını şiddetle önerdiğim bir makale ve bir röportaj çıktı BirGün Gazetesinde. Linkleri şunlar: http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1321959935&year=2011&month=11&day=22 ve http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1323253160&year=2011&month=12&day=07

Tarihe ''Atatürk'ü kötü şeylerin sorumluluğundan acaba nasıl kurtarabilirim?'' düşüncesiyle yaklaşılmaz.
Bir katliam olacak ve liderin haberi olmayacak! Neymiş, pek hastaymış! Bunun hiçbir inandırıcılığı yoktur.
Üstelik Dersim'in bir çıban başı olduğu, oradakilerin Türkleştirilmesi gerektiği, bunun için şiddet kullanılması gerektiği türünden fikirler 1938'den önce de vardı.
Bu fikirleri Atatürk de onaylıyordu. ''Gereğini yap'' diyor etrafındakilere.
Dersim'de katliam yapanlar onun partisine seçtiği adamlar, onun kadroları, uçakla bombalayan bile onun manevi kızı.
Hal böyleyken hasta diye onu sütten çıkmış ak kaşık gibi mi göreceğiz?

Ben bir vergi vermeme durumu olmadığı kanaatindeyim.
Çünkü şimdiye dek okuduklarım bu sonuca varmamı sağladı.
Ama olmuşsa da bunu çözmenin yöntemi katliam mıdır?
Israrla vergi vermiyorlardı, isyan vardı, devlet otoritesi yoktu demenin amacı nedir?
Katliamı meşrulaştırmak ve üzerini örtmek amaçlanmıyorsa ne amaçlanıyor bu tür söylemlerden?

Ortada bir katliam var.
Ana amacı Kızılbaş Kürtleri Türkleştirmek.
Bu amaçla bir bölgenin halkı kadın-çocuk demeden hedef alınıyor.
Bu katliamı devlet ve onun ordusu yapıyor.
Atatürk de haberdar, İnönü de, diğer kemalist partililer de.
Ve günümüzde solcu geçinen bazı Atatürkçüler, bu katliama kılıf uydurmaya uğraşıyor.
Görünen manzara bu.

1937'den önce ''isyan'' vardı. 1938'den önce yoktu. Katliam 1938'deki harekatta oluyor. 1937 harekatında isyancılar etkisiz hale getiriliyor. Kaldı ki bu devletin varlığını hedef alan bir isyan da değildi. Ona karşın yine de etkisiz hale getiriliyorlar. Devlet başından beri Dersim'de. Yol, köprü, okul, kışla yapıyor. Kimde ne kadar silah var, nüfus kaç v.s. hepsini kayıt altına alabiliyor. Dersimlilerin buna da bir itirazı olmamış. 1937'de de aşiret reislerinin etkisiz hale getirilmesiyle İnönü'nün de belirttiği gibi iş bitiyor. Ama o da ne? İnönü bu açıklamasından bir gün sonra görevden ''ayrılıyor''. Atatürk'le ters düştüğü için! Çünkü Atatürk'ün Dersim'le işi bitmiş değil. Çünkü daha önceden yazılmış Şark Islahat Planı bundan ibaret değil. Asıl amaç bölgeyi Türkleştirmek. İsyan falan değil. Bu yüzden 1938'de tekrar giriyor devlet. Ortada isyan yok. Devletin katliamı var. Atatürk de sorumlu. İnönü'nün yerine getirdiği adam için sorumlu, diğer kadrolar için sorumlu, harekat öncesinde Bayar'ın tehditkar konuşmalarını duyduğu halde birşey yapmadığı için sorumlu. 1937'deki harekatta aşiret reisleri etkisiz hale getirildiği ve Dersim'e devlet girdiği halde 1938 harekatına engel olmadığı için sorumlu. Meselenin isyan bastırmak değil Şark Islahat Planı çerçevesinde bölge halkını yok etmek olduğunu çok önceden bilip de destek olduğu için sorumlu.

Yeterince net mi?

Ulusalcılar, şu ''feodalizmle mücadele'' zırvasını da bir kenara bırakmalı artık. Yok böyle birşey! Feodalizmle mücadele sadece Dersim için mi akıllarına gelmiş? Başka yerde yok muydu feodalizm? Feodalizmle mücadele böyle mi olur hem? Feodalizmle mücadele edildi madem neden katliamdan sonra feodal üretim ilişkileri aynen devam etti bölgede? Feodalizmle mücadele edecek adam ağalara vekillik mi verir? Toprak reformunu bile yapmayanlar mı mücadele edecek feodalizme? Katliama kılıf uydurup diktatörü kurtarmak için faşist devleti savunur duruma düşüyor ulusalcılar. Hem devrimci, solcu geçinip hem de oligarşik devleti canhıraş savunan ikiyüzlü insanlar olduklarını yeterince açık ettiler. Ortada feodalizmle mücadele etmeye dair niyet bile yoktu. Bu yönde bir plan-proje mi vardı? Şark Islahat Planlarıyla asimilasyon projeleri üreten Atatürk ve çevresi feodalizme karşı ne üretti ki onların feodalizmle mücadele edeceklerine dair bir kanı oluştu ulusalcılarda bilemiyorum? Tam aksine, böyle bir mücadele niyeti olmadığını gösteren bir yığın olgu var önümüzde. Ağalara vekillik vermesi gibi. Dersim'i dümdüz etmesine karşın feodal ilişkilerin aynen sürmesi gibi.


Bugün Dersim meselesini gündeme taşımak AKP'nin ya da bir başkasının çıkarına gelecek diye tarihsel gerçeklerin üzerini kapamak vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır. CHP'nin işine gelmediği ya da kendi kafanızdan ''cumhuriyeti korumak gerekçesi'' uydurduğunuz için tarihsel bir gerçekliği iftira ve yalanla karıştırmak, üstünü örtmeye kalkmak mide bulandırıcıdır.

Kaldı ki, Dersim meselesinde CHP devlete eşitti ve içinde sonradan Demokrat Partiyi kuracak kadrolar da vardı. Onlar da bu işe karıştı. ''Madem özür dileyip geçmişle yüzleşiyoruz, bunu tüm katliamlar için yapalım. Osmanlı zamanından beri tüm katliamlarle yüzleşelim. Kuyucu Murat'tan Ebu Suud Efendiye, Bedrettin'e yapılanlardan Celalilere, Maraş Çorum ve Sivas katliamlarına dek hepsiyle yüzleşelim'' dese CHP, muhafazakarlar ve AKP yerin dibine girerdi. Ama diyemiyor. Neden diyemiyor? Birbirlerinden farkları yok çünkü. Mesele devleti ve katliamlarını savunmak olunca hepsi aynı bokun soyu çünkü. Ulusalcılar da aynı devlete bağlı kalarak, CHP'cilik yaparak AKP'ye karşı olduklarını sanmaya devam ediyorlar!

Firestorm
09-12-2011, 20:48
http://www.youtube.com/watch?v=A6A27iT5ZSs
http://www.youtube.com/watch?v=Yom5qwnLyoI
http://www.youtube.com/watch?v=bX1Q8L2vkTU
http://www.youtube.com/watch?v=MjRAXEDyiYU
http://www.youtube.com/watch?v=D5lxzmO8mg0
http://www.youtube.com/watch?v=ZAhzXHntvgc
http://www.youtube.com/watch?v=lvXNtfsaSBE

jadi
01-01-2012, 19:45
Sn DEMAN,

Neye dayanarak Aleviligin islamla alakasi olmadigini soyluyorsunuz hic anlamiyorum. Aslinda cumhuriyet oncesi Alevilerin islam seriati ile bile hicbir problemi yoktu. Dersim ayaklanmasi icin Menemen'den sonraki ikinci irticai ayaklanma ifadesini kullanmislar mesela. Cunku Dersim laiklige falan karsiymis o zamanlar. Yeniceriler zaten biliyorsunuz, ikide birde seriat icin ayaklanip durmuslardi. Alevilerin kendilerini laikci sanmalari cumhuriyet sonrasi ortaya cikmis birseyken, su an gelinen noktada islamla bile ilgisi yoktur denmesi bana cok tuhaf ve suni geliyor

DEMAN
01-01-2012, 20:01
Sn DEMAN,

Neye dayanarak Aleviligin islamla alakasi olmadigini soyluyorsunuz hic anlamiyorum. Aslinda cumhuriyet oncesi Alevilerin islam seriati ile bile hicbir problemi yoktu. Dersim ayaklanmasi icin Menemen'den sonraki ikinci irticai ayaklanma ifadesini kullanmislar mesela. Cunku Dersim laiklige falan karsiymis o zamanlar. Yeniceriler zaten biliyorsunuz, ikide birde seriat icin ayaklanip durmuslardi. Alevilerin kendilerini laikci sanmalari cumhuriyet sonrasi ortaya cikmis birseyken, su an gelinen noktada islamla bile ilgisi yoktur denmesi bana cok tuhaf ve suni geliyor

Sn. jadi, Aleviligin ve islamin pratik uygulamalarini karsilastirdigimizda, bu iki inancin biribiriyle alakali olmadigini rahatlikla görebiliriz...

Size Sn. Baris Aydin´in bu meseleyle ilgili bir yazisini sunuyorum...


ALEVİLER MÜSLÜMAN OLABİLİR Mİ?

Asırlardır Aleviliği, bir geçim kapısı olarak görenler, Alevilik İslam’ın özüdür yalanını tekrarlayıp dururlar. Onların hedefi kör okur yazarı olmayan, cahil, masallarla uyutulan, kendilerine itaat eden bir Alevilik yaratmak. Alevilik İslamın özü olduğu, yolundaki söylemleri, asla doğru değildir. Doğrular da inkar edilmekle ortadan kalkmazlar. Bin yalan bir doğru etmez. Bir bakalım müslümanlık ne diyor. alevilik ne söylüyor. bir karşılaştıralım acaba alevilikle müslümanlığın hiç ortak yanı varmı.

Müslümanlar Namaz kılarlar. (Aleviler Semah dönerler)
Müslümanlar Haca giderler. (Aleviler ihtiyacı olan komşusuna yardım ederler)
Müslümanlar Ramazan orucunu tutarlar. (Aleviler Muharrem orucunu tutarlar)
Müslümanlar malının %40’ın birini zekat verirler. (Alevilerde yarin yanağından gayrı her yerde, her şeyde, hep beraber derler)
Müslümanlarda kelimeyi şaadet getirirler. (Alevilikte En-El Hak deyip insani merkezine koyarlar)
Müslümanlar çok evliliği savunurlar. (Aleviler tek evliliği savunurlar)
Müslümanlarda kadın erkek eşit değil. (Alevilikte kadın erkek eşittir)
Müslümanlar türban takmayı zorunlu kılar. (Aleviler de bu zorunluluk yoktur)
Müslümanlar da kapanmak ön koşuldur (kara çarşaf). (Aleviler Normal giyimi savunurlar)
Müslümanlar İbadet ederken kadın ve erkekler ayrı ayrı saf tutarlar. (Alevilerde kadın, erkek birlikte semah dönerler) Müslümanlar Kuran’a inanılar. ( Aleviler bilime inanırlar)
Müslümanlar her şeyi tanrıya bağlar. (Aleviler EN-AL hak,tanrı insandadır der)
Müslümanlar Şeriatı savunur. (Aleviler laik ve sosyal devlet isterler)
Müslümanlar 1500 yıl önceki düzeni isterler. (Aleviler yenilikçi)
Müslümanlar kücük yaşta kızların evlenmesine karşı çıkmazlar. (Aleviler reşit olmayi savunurlar)
Müslümanlar din ve tanrı adına insan öldürürler. (Aleviler ise incinsende incitme derler)
Müslümanlar tanrıdan korkarlar. (Aleviler tanrıyı insanda gördükleri için tanrı ve insan sevgisi var tanrıdan korkmazlar)
Müslümanlık 1500 yıl önceyi anlatır ve baz alırlar. (Alevilik yaşayan doğanın asıl diyalektiğidir, yenilikcidir)
Müslümanlar cennet ve cehenneme inanırlar. (Aleviler cennette, cehenemde bu dünyada olduğuna inanırlar)
Müslümanlar Hz.Muhammed’in buyruklarını uygularlar. (Aleviler evrensel hukuku savunurlar)
Kuran-ı kerimin ne söyler Aleviler ne söyler. Bakara2:228; Erkeklerin kadınlar üzerinde (ki hakları), birderece daha fazladır. (Aleviler aynı haka sahiptir der)
Bakara 2:282; Eğer iki erkek yoksa…şahitlerden bir erkek, iki kadın (şahitlik etsin). (Alevilikte bir kadın ile bir erkek aynı haka sahiptir)
Nisa 4:11; Allah; Erkeğe kadının payının iki mislini tavsiye eder. (Alevilikte eşit dağıtılır)
Nisa 4:34; Erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler. Çünkü Allah, kimini kiminden üstün kılmıştır. (Alevilikte kim daha iyi yönetirse yönetici odur kadın erkek farketmez)
En’am 6:165; Sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. (Alevilik te herkes eşit doğar)
Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz./İbni Hanbel Müsned 5/43,50; Tirmizi Fiten:75 Nesai Kudat:8; Buhari Fiten:18
Kim ki karısına itaat ederse Allah (cc) onu yüzüstü Cehenneme atar. / İbn Arrak II 215 (Alevilikte kadın yönetici de olur aile reisi de olabilir)
Buhari,İman,22ahzap Köleleriniz sizin kardeşlerinizdir. Onlara yediğiniden yedirin, giydiğinizden giydrin. ağır bir iş yüklemeyin; yüklerseniz onlara siz de yardım edin. ( Aleviler insanın köle olmasını asla istemezler).
Zümer Suresi, 29;Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Alevilikte herkes insandır ve hürdür).
Ahzap 50; Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helal kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri (cariye kadın köle) hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Aleviler bu anlayışı asla kabul etmez)
en-Nisâ, 4/11; Çocuklar ve ana-babanın mirası: "Allah size evlâtlarınızın miras taksimi hususunda, erkeklerin paylarının kızların iki katı olmasını emretmektedir. (Alevilik kız erkek ayırımı yapmaz eşit bölüşür)

Bu listeyi daha da uzatabiliriz. İslamda olan Alevilikte yoktur. Alevilikte olan islamda yok yani ikisi taban tabana zıt.

Peki ya Hz Ali ? O Alevi yolu’nun kurucusu olabilir mi ? o zaman bu alevi tüççarlarına şu soruların cevabını versinler. Hz.Ali saz çalarmıydı?

1.Hz.Ali Ayin-i Cem (semaha dururmuydu?)
2.Hz.Alinin Müsayipi varmıydı?
3.Hz.Ali hiç Enel-hak (tanrı insandadır) demişmidir?
4.Hz.Ali iktidarda iken kadın erkek eşitliğini savunmuşmudur?
5.Hz.Ali Kuran’daki kadınları aşağılayan ayetlere karşı cıkmışmıydı? Bunları değiştirmek için bir çaba harcamışmıydı?
6.Hz.Ali namaz kılmazdı diyebiliyormusunuz?
7.Hz.Ali hiç Cemevi yapmışmıydı?
8. Hazreti Ali iktidarda bulunduğu sürece köleliği yasaklamak için ne gibi çalışmalar yapmıştır?
9. Hz. Ali çok evliliğe karşı çıkmışmıdır? Kendisi kaç evlilik yapmıştır? 10.Hz.Ali suç işleyenlere hiç Düşkünlük cezası vermişmidir?
11. Hz. Ali Alevi ocak sistemi ve dedelik kurumu biliyormuydu?
Bu listeyide daha da çoğaltabiliriz.

Sünnülik Hz.Muhamedin sünetini uygulayandır. Hz.Ali bunu en iyi uygulayandır. Nasıl olurda Hz.Muhammed sünni Hz.Ali alevi oluyor. Alevilik arap gericiliğiyle dizayn edilen bir inanç değildir. Aleviliğin islamla hiç mi hiç ortak yanı yoktur. Alevilik tamamen ayrı bir doğal dindir.

ALEVİLİK NEDİR?

Alevilik, insanın damarından dolaşan kızıl kandır. Alevilik sadece bir kesime mal edilmiş bir inanç değildir. Alevilik evrenseldir O, yaşayan felsefik bir öğretidir. Alevilik insan haklarının evrensel ilkesi boyutuyla özdeştir. Alevilik, yaşayan doğanın asıl diyalektiğidir. Günümüzün insanlık ihtiyacına cevap olacak olan bir haktır. Alevilik, İnsana sevgidir, saygıdır. Alevilik özünde asıl yer alan en önemli olgu insandır. Alevilik, ilimdir, bilimdir, çağdaşlıktır, Aleviliğin felsefesinde güneş sonsuzdur, doğa sonsuzdur, yıldızlar sonsuzdur, insan sevgisi sonsuzdur.
Alevilik bilimden yanadır, insandan ve insanlıktan yanadır, mazlumdan yanadır, Haksıza karşıdır haklıdan yanadır. İyiden ve güzelden yanadır.
Alevilik Hallac-ı Mansur, Şeyh Bedrettin ve Pir Sultan Abdal’ca bir duruşa sahiptir. Aleviler asla eğrinin yanında yer almazlar. Alevi'nin kitabında insanlar arasında ayrım gayrım yoktur. Alevi'nin kitabında ırkçılık yoktur. Onun nazarında sadece insan, insanlık olgusu, insana değer verme olgusu, insan sevgisi, doğa sevgisi yer almaktadır.
Kısacası Alevi felsefesi günümüzün insan hakları evrensel bildirgesin’de mevcut olan maddelerle özdeştir.

Alevilik İnsandır, Doğadır ve Güneştir. Böyle bir inanç biçimi islamın içindedir demek Ateşle barut’u bir arada tutmaya benzer. İşte bundan dolayıdırki Bügüne kadar Aleviliği bir gecim kaynağı olarak gören Alevi tüççarları hep Alevilik islamın içindedir dedikleri için katliamlara davetiye cıkarıp şehitlerimizin üzerinde rant elde etmişlerdir.
Alevilik islamın özüdür demek Aleviliğe ihanettir.


BARIŞ AYDIN


Yukaridaki tabloyu göz önünde bulundurursak, kesinlikle olamazlar!
Ben garanti olamamda bazi canlar, her seye ragmen yinede olmaya calisirlar

jadi
01-01-2012, 20:24
Sn DEMAN

Yukarida Alevilere atfettiginiz ozelliklerin bir cogu cumhuriyet sonrasi ortaya cikmis seylerdir diyorum ben zaten. Eskiden Aleviler laik, sosyal devlet falan istemezlerdi yani. Seriat isteriz diye cikartilan onca isyan ortada, kaldi ki Dersim direnisi basli baslina laiklige karsi birseydir.

Alevilerin yenilikci oldugunu soylemissiniz ama tamamen kisisel gozlemlerime dayanarak ben Alevi toplumunun yarisindan fazlasinin milliyetci olduklarini gozlemliyorum. Bu milliyetcilik mhp milliyetciliginden farklidir ama neticede milliyetciliktir iste.


Aleviler kadinlari sunniler kadar ezmezler ama kesinlikle ataerkil bir toplumdur. Namuslarina, kadinlarina belki sunnilerden daha fazla duskundurler ki bu ister istemez kadin haklarinin aleyhinde bir durum ortaya cikartir.


Bunun disinda evet, Alevi inanci, sunnilik gibi insanlarin ozel hayatlarina asiri mudehalede bulunmaz. Putperest rituellerden ziyade humanizme onem verir. Ama bu farklilik, Aleviligin islam olmadigi anlamina gelmez. Mesela protestanlarin da katoliklerden bir suru farkli uygulamasi vardir ama bu iki mezhebinde hristiyanlik oldugu gercegini ortadan kaldirmaz oyle degil mi?

DEMAN
01-01-2012, 21:46
Sn DEMAN

Yukarida Alevilere atfettiginiz ozelliklerin bir cogu cumhuriyet sonrasi ortaya cikmis seylerdir diyorum ben zaten. Eskiden Aleviler laik, sosyal devlet falan istemezlerdi yani. Seriat isteriz diye cikartilan onca isyan ortada, kaldi ki Dersim direnisi basli baslina laiklige karsi birseydir.

Alevilerin yenilikci oldugunu soylemissiniz ama tamamen kisisel gozlemlerime dayanarak ben Alevi toplumunun yarisindan fazlasinin milliyetci olduklarini gozlemliyorum. Bu milliyetcilik mhp milliyetciliginden farklidir ama neticede milliyetciliktir iste.


Aleviler kadinlari sunniler kadar ezmezler ama kesinlikle ataerkil bir toplumdur. Namuslarina, kadinlarina belki sunnilerden daha fazla duskundurler ki bu ister istemez kadin haklarinin aleyhinde bir durum ortaya cikartir.


Bunun disinda evet, Alevi inanci, sunnilik gibi insanlarin ozel hayatlarina asiri mudehalede bulunmaz. Putperest rituellerden ziyade humanizme onem verir. Ama bu farklilik, Aleviligin islam olmadigi anlamina gelmez. Mesela protestanlarin da katoliklerden bir suru farkli uygulamasi vardir ama bu iki mezhebinde hristiyanlik oldugu gercegini ortadan kaldirmaz oyle degil mi?

Sn. jadi, asagidan yukariya baslarsak, hristiyanligin iki mezhebinden bahsetmissiniz, bu iki mezhepte üc asagi bes yukari biribirene yakin ibadet anlayisi vardir, ikiside kiliseye giderler ve ikiside ayni kitaptan dualar okurlar...sünniligin karsiti siiliktir, bunlarda biribirlerine yakin ibadet anlayisi vardir...

Alevi inanc felsefesinde, Aleviler kadinlarina esit davranmak zorundadirlar, esit davranmayanlar örf ve adetleri tamamen yikmis olmayanlardir, YOL a tamamen tabi olmayanlardir...

Dersim Direnisi, laiklige karsi bir baskaldiri degil, dini ve milli ASIMILASYONA KARSI bir BASKALDIRIDIR!

kral ciplak
07-01-2012, 23:29
Burada ve benzer içerikli konularda karşı görüş belirten Jadi isimli arkadaşımızın ititazları konusunda bi şeyler demek isterim...
Bir kaç gündür engeller nedeniyle cevap verme fırsatım olamadı...
Jadi arkadaşımızın dikkatimi çeken yönü şu olmuştur...
Jadi kendince bazı tespitlerde bulunuyor ve karşı tarafın ortaya attığı görüşler üzerinden yanlış diye tespit ettiği şeylere cevaplar veriyor...
Buraya kadar her şey normal görünüyor...
Fakat her ne kadar her şey normal görünse de yine de bu tespitler itirazı mecbur kılıyor ve aynı zamanda bana göre ilginçlik taşıyor...
İlginçlik se şuradan geliyor...
Sayın Jadi-nin tespitleri yanlış ve fakat bunlara karşı ortaya koyduğu açıklamalar çoğunlukla doğru...
Yani demek istiyorum ki eğer tespitler doğru olsaydı cevapları da doğru olurdu...
Demek ki tespitler yanlış olduğuna göre ortaya koyduğu görüşlerin de bi anlamı olmuyor...

Belli ki o da Türk İslam resmi söyleminden etkileberek Aleviliği İslamın bir parçası olarak gördüğü için İslam dışı Alevilik söylemi ona suni geliyor...
Fakat nasıl oluyorsa şu İslam içi söylemin suni olabileceği konusunda hiç düşünemiyor...
Oysa kendisinden beklenirdi ki bu sitede yazabilme yetkinliğine sahip biri olarak şu resmi söylemin dışında düşünebilsin...

Dersim konusunda da benzer bir hatayı yapmış...
Dersim katliamında Aleviliği irticai bir şey gibi göstermeyi düşünmüş...
Dersim olaylarında Kemalizm-in Alevilere bakışı tam da bu yönde olabilir ama bunu doğru kabul etmek imkansızdır...
Burada temel bir hata varsa da bu hata o bölge Alevilerinin dillendirdikleri klasik İslami sözleri içeren Alevilik söylemlerinden yola çıkarak " bunlar irticacıdır " diye damgalamak en büyük hata olmuştur...Eğer o günün Kemalist düşünürleri Aleviliğin İslam dışı ve kendine özgü ilerici bir inanç olduğunu anlamış olsalardı böyle bire hataya düşmezlerdi...
oysa bakıyoruz ki Kemalizm tek çare olarak Türk-İslam sentezini şart koşmuşlar ve Aleviliği de aynı çerçevede eritmek istemişler...

Ve diğer bi yanlış tespit te Yeniçeri ayaklanmaları ve onların şeriat için kazan kaldırma olaylarını örnek vermesidir...
Oysa Yeniçerilerin Alevilikle hiç bir ilgisi olmadığını bilseydi bu yanlış tespiti yapmazdı...
Yeni çeriler Osmanlı padişahlarının badigardlarıydı...
Alevi Kızılbaş katliamlarının hepsinde görev almışlardır...

Yani nereden baksak elimizde kalan yanlış tespitler toplamı üzerinden yapılan doğru görüş bildirmelerin de bir önemi olmayacaktır...
Oysa ne yazık ki tespitlerin tamamı yanlış...
Yanlış tespitlere dayanarak yapılan yorumların doğruluğunun da hiç bir önemi kalmıyor...
İki değilse de her bir yanlış bir doğruyu götürmüş olduğundan ortada sadece sıfır kalmıştır...

Günlük hayat üzerinden örnekleme yapacak olursak şöyle diyebiliriz...
Doktora gidiyorsunuz doktor size bir teşhis koyuyor ve ona göre ilaç tedavisine başlıyor...
Fakat hiç bir iyileşme olmadığı gibi üstelik bir de hasta daha da kötüye gidince bu sefer araya bir prof giriyor ve teşhisin yanlış olduğunu söylüyor...
Bu sefer doktor kendini şöyle savunuyor " fakat efendim eğer teşhisim doğru olsaydı uyguladığım tedavi doğruydu "
İşte tam da böyler bir vaka arzediyor bizim Jadi...
Teşhisi yanlış, varsaydığı hastalık için önerdiği tedavi doğru...

Saygılarımla...

demirefe
01-08-2012, 10:45
1. Dersim'deki etnik temizlik.
Mustafa Kemal Atatürk etnik temizlik filan yapmamıştır. Devlete vergi vermeyiz, asker vermeyiz, yasalarını tanımayız diye ayrı bir devlet olarak çıkmak ve yeni Cumhuriyeti parçalamak için Türkiye Cumhuriyeti'nin askerlerine pusu kurup öldüren eşkiyaları cezalandırmıştır.

Bunu yapmayacak yeryüzünde hiç bir devlet yoktur.

AlbatrosS
01-08-2012, 18:32
Mustafa Kemal Atatürk etnik temizlik filan yapmamıştır. Devlete vergi vermeyiz, asker vermeyiz, yasalarını tanımayız diye ayrı bir devlet olarak çıkmak ve yeni Cumhuriyeti parçalamak için Türkiye Cumhuriyeti'nin askerlerine pusu kurup öldüren eşkiyaları cezalandırmıştır.

Bunu yapmayacak yeryüzünde hiç bir devlet yoktur.

Yazmaktan ve kaynak göstermekten gına geldi... Dersim'de hiçbir istihbarat raporunda ''topyekun bir isyan ve kalkışma''dan bahsetmez bu bir. Bilakis, olayların tanık anlatımlarından bildiğimiz kadarıyla ordu birliklerinin tacizkar tutumları neticesinde çıkan birkaç adli vak'a rapor edilir.

Zaten Dersim şu haliyle bir ''iç fetih''tir. Bilmem farkında mısınız, ancak, Dersim'de bir isyan olmadığını siz de kabul ediyorsunuz.

Vergi... konusu da bahsedildiği gibi değildir. Harekattan önce ve sonra toplanan vergilere bakıldığında kayda değer bir farklılık görünmez.


Dersim tarih boyunca coğrafi niteliğinden ötürü yıllarca görece ''özerk'' yaşamış bir bölgedir. Bu özerkliği kültürel vasıflarının da ÖZGÜN olmasını sağlamıştır. (alevilik ve kürtlük) Yeni cumhuriyetin ''uluslaşma'' politikası gereğince tahammül edemediği asıl şey budur. Zira, Dersim'deki ''çatışmalar'' çok daha evvelki tarihlerde ''İSKAN KANUNUYLA'' başlamıştır. Zoraki nüfus hareketleri(göçe zorlamalar), askere alımlar ve bölgeye yapılmak istenen karakollar Osmanlı'da benzerleri çok defa yapılan bir ''iskan politikası''nın Cumhuriyet Patentli devamıdır.

Ma'lum, konar göçer Türkmen boyları da (anadolu yöresi, toroslar) benzer iskan politikalarının hedefi olmuş ve isyanlar çıkmıştır.

Konar göçer toplumların iskana zorlanmasının temel sebebi, askerlik, vergi ve ASİMİLASYONDUR. Cumhuriyet Osmanlının ''dinsel/mezhepsel'' bazda yaptığını DİLSEL/ETNİK bazda yapar, farkı budur.

2012 yılında asimilasyon ve iskan yasalarının MEŞRUİYETİNİ hala savunabilmek oldukça güç olsa gerek. Zira;

1. Asimilasyon uluslararası hukuka göre bir insanlık suçudur.
2. İskana zorlamak ''kapitalist rejimlerde bile'' MÜLKİYET HAKKI'nın dolayısıyla ''modern hukukun'' İHLALİDİR!
3. Hele hele nüfus hareketleri yoluyla bir topluma hem kültürel, hem fiziksel zarar vermenin adı ETNİK SÜRÜM VE KIYIMDIR!

Sözün özü;

O toplumu zor gücüyle bağlı olduğu coğrafi şartlardan koparmak aynı zamanda o toplumun üretim yetenekleri,kaynakları ve gelişimlerini de yok etmektir. 90'ları hatırlayın. Anadolunun sarp yaylalarından kentlere göçe zorlanan insanların birçoğu kentlerde yaşayacak mesleki ve kültürel donanımlara sahip olmadıkları için bugün yaşanan birçok toplumsal dram ve sorunun yaşanmasına sebep olunmuştur. Köyünde arıcılık, çobanlık, hayvancılık yapan bir adam kentlerde ''modern köleliğe'' itilmiştir.

Yeryüzünde bunun insani ve meşru olduğunu söyleyebilecek hiçbir HUKUK SİSTEMİ yoktur.

demirefe
03-08-2012, 15:16
Harekattan önce ve sonra toplanan vergilere bakıldığında kayda değer bir farklılık görünmez.
Görülmez tabii, isyancılar "bundan böyle vergi ve asker vermeyeceğiz"
diye isyana kalkışmışlardır.

İsyan da başarısız olduğuna göre, farklılık olmaması normal.

Karakol kurulmasına karşı çıkan isyancılar jandarmaları pusuya düşürerek canlarına kıymışlardır. Bölgede özerklik ilan etmişler ve Türk askeri öldürmenin yetmiş gavur öldürmek kadar sevaplı olduğunu ilan etmişlerdir.

Tabii bunları da ingiliz desteği ve kışkırtması ile yapmışlardır. İngilizlerin amacı ise, Kürtlere devlet kurdurmak filan değildir. Onları kötü şekilde kullandı. Amacı Kerkük Musul konusunda Türkiye'nin elini zayıflatmaktı. İç hakimiyetini kuramamış bir devlet Kerkük Musul üzerinde nasıl hakkı olabilir görüşünü işlemekti.

Neresinden bakarsanız bakın Atatürk Dersim konusunda yüzde yüz haklıdır ve yapılması gerekeni hakkıyla çok iyi bir şekilde yapmıştır. Atatürk 20. yüzyılın yetiştirdiği dünyanın en dahi devlet adamıdır. Yaptığı hiç bir yanlış iş yoktur. Her yaptığı tam isabetli ve yüzde yüz doğrudur.

AlbatrosS
04-08-2012, 19:01
Görülmez tabii, isyancılar "bundan böyle vergi ve asker vermeyeceğiz"
diye isyana kalkışmışlardır.

İsyan da başarısız olduğuna göre, farklılık olmaması normal.

Karakol kurulmasına karşı çıkan isyancılar jandarmaları pusuya düşürerek canlarına kıymışlardır. Bölgede özerklik ilan etmişler ve Türk askeri öldürmenin yetmiş gavur öldürmek kadar sevaplı olduğunu ilan etmişlerdir.

Tabii bunları da ingiliz desteği ve kışkırtması ile yapmışlardır. İngilizlerin amacı ise, Kürtlere devlet kurdurmak filan değildir. Onları kötü şekilde kullandı. Amacı Kerkük Musul konusunda Türkiye'nin elini zayıflatmaktı. İç hakimiyetini kuramamış bir devlet Kerkük Musul üzerinde nasıl hakkı olabilir görüşünü işlemekti.

Neresinden bakarsanız bakın Atatürk Dersim konusunda yüzde yüz haklıdır ve yapılması gerekeni hakkıyla çok iyi bir şekilde yapmıştır. Atatürk 20. yüzyılın yetiştirdiği dünyanın en dahi devlet adamıdır. Yaptığı hiç bir yanlış iş yoktur. Her yaptığı tam isabetli ve yüzde yüz doğrudur.

Yanlış!

1. Dersim'de isyan olmadı. Dersim'de isyan olduğuna dair bir tane istihbarat raporu gösteremezsiniz. Bizzat o dönemin Dersim vilayetinden sorumlu General Alpdoğan'ın hazırlattığı raporlarda İSYAN'dan bahsedilmez.

2. Tunceli İskan Kanunu gibi düpedüz ''asimilasyon, göç ve sürgün kanunları'' yoluyla Dersim vilayeti üstelik o zamana kadar merkezi otoriteyle kayda değer hiçbir sorun yaşamayan Dersim vilayeti üzerinde birden bire OLAĞANÜSTÜ HAL UYGULAMALARI zuhur edildi: Daha önce de söyledik. Dersim oldukça uzunca bir süredir planlanan bir ''İÇ FETİH HAREKATIDIR''. Dersim'in asıl misyonu Uluslaşma PROJESİ çerçevesinde ahalisinin ASİMİLASYON VE KÜLTÜREL KIRIMA uğratılmasıdır(zorla Türkleştirme)

3. Dünyanın birçok rejimi gerek dinsel gerekse ulusal amaçları doğrultusunda bu tip projeleri geçmişte uygulamıştır. Örneğin Arap devletleri istila ettikleri Hazar Bölgesinde bunu Hazar Halkları(Türklerde dahil olmak üzere) uygulamışlar; küçük yaşta çocuklar ailelerinden koparılmış, devlet okullarına (medreseler) zorla alınmış ve başta İslam eğitimi ve askeri eğitim olmak üzere eğitilmişlerdir.

Not: Osmanlı ''devşirme sistemini'' NERDEN MİRAS ALDI ACABA?

4. Dersim o derece bir ''iç fetih''tir ki o dönemin tüm raporlarında bunu görebilmenizin yanı sıra özellikle ''Doğu vilayetleri'' başta olmak üzere te'sis edilen UMUMİ MÜFETTİŞLİKLER' (http://www.mesop.net/osd/soft/zeitung_print.php?id=1570)in özelliklerini incelemek olgunun anlaşılmasında kritik öneme sahiptir.

5. Baştan sona oldukça katı bir olağanüstü hal yönetimi olan umumi müfettişlikler, yasal ve hukuki çerçeve olarak da ''olağanüstü yetkilere'' sahiptiler. Öyle ki, anayasanın(1924) bile ''üstünden atlanarak'' (aynen 90'ların olağanüstü hal kararnameleri ve gayrı resmi nizam-namelerinde -jitem, örtülü ödenekler, gladio vb- olduğu gibi) Dersim ahalisi sosyo-kültürel ve iktisadi açıdan ASİMİLE EDİLMEK istendi!

6. Merkezi otoritenin hazırlattığı raporlarda bile Dersim vilayetinin kolonyal yönetim idaresi gibi yönetilmesi gerektiği ifade edilmiş, netekim bu uygulanmıştır da.

Sözün özü

Türklüğün hem siyasi, hem kültürel hem de iktisadi açıdan ''egemenlik sahası'' olduğunu düşünen MİLLİYETÇİ ideolojik formasyon açısından Dersim Harekatı pekala meşru bir yoldur. (Kolonyalist bir model de olsa) Herkesin Türklüğü benimsemesinin zaruri olduğunu düşünen, bunu normal ve olağan bulan (''etnik değil kültürel ve üst kimlik'' teranelerine hiç girmeyin. Dilin kamusal alanda yasaklanıp-eğitimin, dergilerin ve basın yayının yasaklanması vs- tekçi uygulamaların olduğu bir yerde Türklük hem etnik bir ifadedir, hem asimilasyonisttir hem de baskıcı hegemonik bir dayatmadır) anlayış açısından bugün Dersim son derece ''gerekli, zaruri ve hatta meşrudur''.

Oysa evrensel hukukta bugün oldukça net biçimde mahkum edilen bu otoriter ve keyfi uygulamaların asgari demokrasi teamülleri çerçevesinde de yeri yoktur. O dönemde bunların hukuki geçerliliğinin olması(?) yapılanları meşru kılmaz. Kılmaz, zira, aklı başında kimse bundan 2000 yıl önce devletler hukuku açısından pekala meşru olan KÖLELİĞİ olumlamaz.

Zaten sizin gibi düşünen insanların temel sorunu da bu: 30 yıllardan mülhem hukuk ve devlet standartlarını neredeyse dondurulmuş bir biçimde hala meşru ve normal bulmanız.

Özetin özeti

Dünya nireee, siz nire güzel kardeşim?
Moderniteyle övünen, her iki sözünden birinde çağdaşlık vs olan bir ideolojik formasyonun bugün geldiği nokta İÇLER ACISIDIR. Gönül isterdi ki bu lanetli tarihsel mirasın ''bir devrin dünyaya egemen despotik bir anlayış olduğunu'' kabul edip samimi biçimde bununla yüzleşin. Laikliği, moderniteyi yine önemsemeniz; ama evrensel hukuku, özgürlükleri ve haklarını da içselleştirmeniz... Kemalizm, kendini ancak bu şekilde dönüştürüp ehlileştirdiği nispette saygın bir düşünsel mirasa sahip olabilirdi.

demirefe
07-08-2012, 06:58
Yanlış!

1. Dersim'de isyan olmadı.
Yalan!

Dersim'de çok ciddi ve yeni kurulmuş Cumhuriyeti tehdit eden bir isyan oldu.

Singeç köprüsünün güvenliğini sağlayan karakol basılarak 33 jandarma katledildi. Mazgirt köprüsü de imha edildi ve telefon hatları kesildi. Pax ve Sin karakolları ile 9. jandarma taburu basıldı. Bizzat Seyit Rıza adlı hain elebaşı tarafından bu baskın emirleri verildi.

aklı başında kimse bundan 2000 yıl önce devletler hukuku açısından pekala meşru olan KÖLELİĞİ olumlamaz.
Kölelik, bölgede halkı maraba olarak çalıştıran feodal düzendir. İsyan, bölgeye uygarlık, eşitlik ve devrim ilkelerinin girmemesi, feodal sömürünün devam etmesi için yapılmıştır.

Atatürk ilkeleri 30 yıllık filan geçmişe sıkıştırılacak konu değil, evrensel, tüm evrensel insanlık değer ve erdemleri ile entegre, çağdaş değerlerdir.

Şeyh Rıza gibilerin savunduğu hurafe ve kölelik düzenidir binlerce yıllık köhnemiş örümcekli yobazlıklar.

İÇLER ACISI
İçler acısı olan, küresel emperyalizmin direktifi ve çıkarları doğrultusunda onların papanın elini öpüp CIA korumasına giren dinci yobaz yardakçıları ile, Atatürk ilkelerini bu ülkede yok etmek için maaş alan liboşların kirli ittifaklarıdır.

Bu ittifakın işlemediği zulüm, şer, oyun, tezgah kalmamıştır. Emperyalist efendilerine hakkıyla hizmet edebilmek için her yolu denemekte, hukuku zulüm ve faşizmlerine alet etmekteler...

DEMAN
07-08-2012, 22:34
Yalan!

Dersim'de çok ciddi ve yeni kurulmuş Cumhuriyeti tehdit eden bir isyan oldu.

Singeç köprüsünün güvenliğini sağlayan karakol basılarak 33 jandarma katledildi. Mazgirt köprüsü de imha edildi ve telefon hatları kesildi. Pax ve Sin karakolları ile 9. jandarma taburu basıldı. Bizzat Seyit Rıza adlı hain elebaşı tarafından bu baskın emirleri verildi.

Hain elebasi senin atandir, atalarindir !!!

Pir Sey RIZA her onurlu Pirin vede önderin yapmasi gerektigini yapip, sadece ve sadece ELINE; DILINE VE BELINE SAHIP CIKMISTIR !!!

SEN ELINI KOLUNU SALLAYARAK GEL BENIM HANEME TECAVÜZ ET; BENDE SANA HOS GELMISSIN DIYEYIM;

YOK ÖYLE YAGMA !!!

DESIM KATLIAMI DÜPEDÜZ BIR SOYKIRIMDIR;

AKSINI IDDIA EDENLERIN INSANLIGINDAN SÜPHE EDERIM !!!

Anti
07-08-2012, 22:43
Forum yönetimi milliyetçi vatansever arkadaşlara gösterdiği tutumu artık şu "ikinci milliyetçilere" de gösterse iyi olacak.
Şu üsluplara bir bakın.
Lütfen cezai işlemler konusunda adil olunuz. DEMAN isimli üye yaptırımı hakediyor.

xcan
07-08-2012, 23:18
Hain elebasi senin atandir, atalarindir !!!

Pir Sey RIZA her onurlu Pirin vede önderin yapmasi gerektigini yapip, sadece ve sadece ELINE; DILINE VE BELINE SAHIP CIKMISTIR !!!

SEN ELINI KOLUNU SALLAYARAK GEL BENIM HANEME TECAVÜZ ET; BENDE SANA HOS GELMISSIN DIYEYIM;

YOK ÖYLE YAGMA !!!

DESIM KATLIAMI DÜPEDÜZ BIR SOYKIRIMDIR;

AKSINI IDDIA EDENLERIN INSANLIGINDAN SÜPHE EDERIM !!!
Hiçbir insanın ölmesi sevinç vermez.Neden bu soykırım sadece dersimde olmuş.Bir alman yahudi soykırımına bakın .Lokal soykırım olurmu.
Mustafa kemal ve alevi düşmanlığını yan yana getirmeniz .Ebussuudlara sarılmanız gibi geldi.Afedersiniz ama AKEPE BU TARZ ALEVİLERE KUCAK AÇAR.

ALKA
07-08-2012, 23:32
Hiçbir insanın ölmesi sevinç vermez.Neden bu soykırım sadece dersimde olmuş.Bir alman yahudi soykırımına bakın .Lokal soykırım olurmu.
Mustafa kemal ve alevi düşmanlığını yan yana getirmeniz .Ebussuudlara sarılmanız gibi geldi.Afedersiniz ama AKEPE BU TARZ ALEVİLERE KUCAK AÇAR.
Lokal soykırım da olur tabi, böyle bir kaide yok, olmaz diye bir şey yok. Avustralya'da Aborijinlilere uygulanan veya Dominik Cumhuriyeti'nde diktatör Rafael Trujillo tarafından emredilen ve "El Corte" (kıyım) ismi verilen soy kırımlar lokal bir soy kırım örneğidir. Lokal katliamlar olabileceği gibi lokal soykırımlar da olabilir. Bir soy kırımın birden çok ülke veya ülkelere yayılmış olması soykırım için bir kriter değildir.

xcan
07-08-2012, 23:50
Lokal soykırım da olur tabi, böyle bir kaide yok, olmaz diye bir şey yok. Avustralya'da Aborijinlilere uygulanan veya Dominik Cumhuriyeti'nde diktatör Rafael Trujillo tarafından emredilen ve "El Corte" (kıyım) ismi verilen soy kırımlar lokal bir soy kırım örneğidir. Lokal katliamlar olabileceği gibi lokal soykırımlar da olabilir. Bir soy kırımın birden çok ülke veya ülkelere yayılmış olması soykırım için bir kriter değildir.
Soy kırımın amacı soy kırmaktır alka .
otorite tesis etmek isyan bastırmak .
Evet üzücüde olsa soykırım olarak görmüyorum.
Hitlerin hedefi yahudileri bizzat yok etmekti.Ve amacı budur.MUSTAFA kEMALİN ALEVİLERİ YOK ETMEK GİBİ BİR SÖZÜMÜ OLDU.
buna dair bir bulgumu var elinizde?

ALKA
08-08-2012, 00:13
Soy kırımın amacı soy kırmaktır alka .
otorite tesis etmek isyan bastırmak .
Evet üzücüde olsa soykırım olarak görmüyorum.
Hitlerin hedefi yahudileri bizzat yok etmekti.Ve amacı budur.MUSTAFA kEMALİN ALEVİLERİ YOK ETMEK GİBİ BİR SÖZÜMÜ OLDU.
buna dair bir bulgumu var elinizde?
Bazıları Dersim olaylarını bastırılması gereken bir ayaklanma olarak görebilir.

Bazıları da bunun bir soykırım olmadığı sadece ayaklanmanın bastırılması sırasında meydana gelen üzücü bir katliam olarak da düşünebilir..

Ancak ben bunun Dersim halkına uygulanan ve planlı olarak yürütülmüş olan tam bir soykırım olduğunu düşünüyorum.. Harekette çok sayıda kadın, çocuk ve sivillerin öldürülmesi, göçe zorlanması, tecavüze edilmesi bunu gösteriyor. Ayaklanma ise Dersim halkının etnik temizliği ve göçe zorlanması için bahane edildi. Karakola yapılan saldırı ve Türk askerlerinin öldürülmesi bir nefsi savunmaydı. Nasıl yabancı bir ülkenin askerleri izin almadan topraklarınıza girip işgal eder ve savunmak bir meşru müdaafa durumuna gelirse, Dersimliler de bunu öyle gördüler.

Bu olayın öncesinde Dersim kendisini zaten hiç bir zaman Osmanlı'nın veya Türkiye Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak görmedi. Ve bu T.C. tarafından hiç dikkate alınmadı ve sorulmadı bile. Dersim toprakları ülkemiz askerleri tarafından haksız olarak sorulmadan ilhak ve işgal edilmiştir. Bu yıllarda T.C. ve yöneticileri, Avrupa'da eş zamanlı oluşan rejimlerdeki örnekleri gibi tam bir faşist diktatörlüktü ve politik açıdan faşizm hüküm sürüyordu. Ama Atatürk rejimi buna rağmen ileri ve yenilikçi miydi, evet yenilikçi ve reformcu idi ama bu onun faşist bir zihniyetle yönetilmediği ve insanlık dışı radikal kararlar almadığı anlamına gelmez. Bir çok faşist rejim bu dönemde yenilikçi ve modern idi. Buna rağmen bir çok kanlı katliamlara imza attılar ve hepsi de yanlış yaptı..

xcan
08-08-2012, 00:32
Alka haklı olduğunuz taraflar olabilir .
Spartaküse özellikle saygım var ve tabiki sizede saygım var bu tartışmadan çekiliyorum..
Not:
Hiç bir ırk ,din .etnisite beni bağlayıcı değildir.artı sadece insanların değil
Herhangi bir canlının dahi öldürülmesine dayanamam.Malesef bu topraklardaki eğemen kültür saydığınız vahşete yatkın .Müminler işgal ettikleri yarlerin vaadedildiğini ve tecavüzü ilahi emir olarak görüyor.Ve ben daha çok insanlaşabilmek için dinlerden özgürleşme gereğine inanmışım.
Bu doğrultuda inatla giderim .ÖNCELİKLERİMİZ GALİBA BİRAZ FARKLI.

demirefe
08-08-2012, 10:01
Karakola yapılan saldırı ve Türk askerlerinin öldürülmesi bir nefsi savunmaydı.
Bir insanın bunu söylemesi utanç verici. Türk askerleri kimi öldürmüştü de nefsi savunma oluyor? O askerlerin orada bulunma nedeni sadece ve sadece bir devletin topraklarında güvenliği sağlaması gerekliliğidir. Bunu nasıl olup da işgal, saldırı olarak görebilirsiniz?

Dünyada topraklarında güvenliği sağlamakla sorumlu olmayan tek bir devlet var mıdır?

Bu yorumdan bırak Türk vatandaşlığı, insanlığım adına utandım! İnsanlığa aykırı bir söylem. İnsanlığın en temel ilkeleri, bir devletin topraklarında güvenliği sağlaması gerektiğini belirtir. Bir devlet halkının maraba olarak ağaların, şeyhlerin eline terkedemez. Devlet orada egemenliğini kurmadan toprak reformu nasıl yapılabilir, ağaların şeyhlerin sömürüsü nasıl kırılabilirdi?

Kına yakabilirsiniz. İsyanlar sayesinde Atatürk toprak reformunu yapamadı ve bölgede ağa şeyh sömürüsü devam etti.

Ideolojiler de cok zaman tipki din gibidir. Tabudur.

Kemalizm diye bir ideoloji yoktur. Bu uydurmadır.

Atatürkçülük vardır. Atatürkçülük ise bir ideoloji değildir. Bir fikrin ideoloji olması için farklı bir dünya görüşü ortaya atması, mevcut olana bir alternatif çıkarması gerekir. Örneğin Marksizm böyledir ve bir ideolojidir.

Atatürk ise farklı bir alternatif dünya görüşü ortaya atmamıştır. Olan bir hedefi, "çağdaş uygarlık düzeyi"ni göstermiştir. Bu bakımdan Atatürkçülük bir ideoloji değildir.

Atatürkçülük çağdaşlık, uygarlık, bilim, aydınlanma ve devrimciliktir. Köhne tabu, dogma ve hurafelerden, safsatalardan, sömürüden, istismardan sıyrılmadır.

demirefe
08-08-2012, 10:14
Alka haklı olduğunuz taraflar olabilir .


Haklı olduğu hiç bir taraf yok. Dersim harekatı iki tanedir. Birincisini bizzat Atatürk yönetmiştir. Atatürk hiç bir konuda hata ve yanlış bir iş yapmamıştır. Dersim konusunda da gerekeni tam ve doğru bir isabetle yapmıştır.

İkinci Dersim harekatını İsmet İnönü ve Celal Bayar yapmışlardır. Bu ikinci harekat farklıdır.

Atatürk'ü kötülemeye çalışanlar, bu iki farklı harekat gerçeğini gizlerler. Sanki tek bir harekat olmuş da her şeyi Atatürk yapmış gibi karalama kara propagandası yürütürler.

Bu ahlaksızlık, kandırmacılık ve sahtekarlıktır. Art niyetlidir, emperyalist emellerle kendi kirli emellerini birleştirmedir. Atatürk düşmanı dinciler ve onlara emperyalist direktifi ile destek çıkmaları emredilen satılık ve kiralık liboşlarca organize edilmektedir.

Anti
08-08-2012, 13:07
Yahu madem öyle, Tunceli'de bir topluluğa yönelik katliam yapıldı, neden Alevi yurttaşlar CHP'ye oy verir de uç sol partilere yüz vermezler? Bunun analizini yapın önce, CHP neden 2011 genel seçimlerinde Tunceli'de birinci parti çıktı?

AlbatrosS
08-08-2012, 18:30
Yalan!

Dersim'de çok ciddi ve yeni kurulmuş Cumhuriyeti tehdit eden bir isyan oldu.

Singeç köprüsünün güvenliğini sağlayan karakol basılarak 33 jandarma katledildi. Mazgirt köprüsü de imha edildi ve telefon hatları kesildi. Pax ve Sin karakolları ile 9. jandarma taburu basıldı. Bizzat Seyit Rıza adlı hain elebaşı tarafından bu baskın emirleri verildi.

Öncelikle şu ''dil'' meselesini düzeltelim. Şu hain main mugalatasını geçelim artık.

Bir kere cevabımız ve suallerimize cevap buyurmamışsınız. Karakol baskını, köprünün uçurulması vs olaylara değin Dersim'de neler yaşandı, neden yaşandı?

Baskın Oran'dan alıntılıyorum:

...

Dört boyutlu planla fütuhat

Devletin paşaları ıslahat yerine fütuhat’ı seçmekte pek tereddüt etmiyorlar ve uygulamaya 1925’in hemen ertesinde dört boyutlu bir planla girişiyorlar.

1) Demiryolu politikası: a) 1923-1950 arasında yapılan 3.578 km’lik demiryolunun 3.208 km’si, 1940 yılına kadar tamamlanıyor, b)Cumhuriyet döneminde yapılan tüm demiryollarının yüzde 78,6’sı Ankara’nın doğusuna döşeniyor (http://www.tcdd.gov.tr/ genel/tarihce.htm). Fevkalade ilginç. Çünkü: a) 1929 krizi dünyayı kavururken, Hazine tamtakırken, Düyun-ı Umumiye borçları ödenirken dünyanın en teknik ve pahalı yatırımına girişiliyor, b) “Düşman yararlanır” gerekçesiyle Mareşal F. Çakmak Antalya’ya bile yol yaptırmamakta, c) En önemlisi, “Bunların cahiliyle baş edemiyoruz, bir de okumuşunu düşünün” diyen Mareşal, Kürtleri “muasır medeniyet”ten tamamen tecrit ettirmiş vaziyette. (Hatta, Tek Parti bile Doğu’da örgüt açmıyor da, Kurultay’da o illeri o illerden gösterilmiş ve o illeri ömründe görmemiş milletvekilleri temsil ediyor). Zaten, TCDD’nin veb sitesi olayı şöyle kodlamış: “Milli güvenlik ve bütünlüğün sağlanması amacına dönük olarak ülkeyi sarması hedeflenmiştir.” Batı’da nâmevcut üretimin, alım gücü nâmevcut Doğu’ya arzı mı olacaktı yani amaç?
Amaç, devrimciler kolayca barikat kuruyor diye Paris’in o daracık sokaklarını 70 metrelik bulvarlara dönüştüren III. Napoleon’unkiyle aynı: Ordu sevkiyatı. Demir ağlar Dersim’i batıdan (Sivas 1930, Malatya 1931), güneyden (Elazığ 1934, Diyarbakır 1935) ve kuzeyden (Erzincan 1937) örüyor. Onuncu Yıl Marşı’nda ilan edilen bu durum, fütuhatın maddi altyapı boyutu.


2) 1927 ve 1934 İskân Yasaları: Kürtler perperişan Batı’ya sürülüyor. Yerlerine muhacirler yerleştiriliyor. Dersim’in etrafı boşaltılıyor. Kürtçe konuşma yasaklanıyor. Bu, fütuhatın toplumsal boyutu.


3) 1935 Tunceli (“Tunç Eli”) Kanunu: İlde komple bir askerî diktatörlük kuruyor. Vali, Korgeneral rütbesinde bir asker (“Korkomutan”). İstediği kişiyi ilden sürebilir. Memurların yerine muvazzaf subay atayabilir. İdam cezalarını TBMM’den geçmeden uygular. 12 Eylül dönemindeki OHAL hukuku gibi, artık Dersim bambaşka bir hukuka tâbi. Örneğin iddianame sanığa tebliğ edilmiyor; yani sanık neyle itham edildiğini öğrenemiyor. Tercüme falan da olmadığı için, hükümde mesela “ölüm cezasına...”denmişse, insanlar sehpayı görene kadar “idam”a mahkûm edildiklerini anlamıyorlar. Bu, fütuhatın iç hukuk boyutu.


4) 1937 Sadabad Paktı: Bu antlaşmanın bir tek önemli hükmü var: Kürt aşiretlerine karşı Irak ve İran’la ortak hareket amaçlayan 7. madde. Bu da fütuhatın uluslararası boyutu.


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&CategoryID=42&ArticleID=966666

Bunlara itiraz edecek haliniz yok sanırım. Her biri tarihi vak'alar. Anlaşılıyor ki Dersimli yaşam kültürünün, dilinin, kültürünün ve iktisadi yapısının değiştirilmesinden huzursuz. Yeni cumhuriyetse tüm bunların değiştirilmesinin kendisi açısından ZARURİ olduğunu düşünüyor. Feodal ilişkiler vs konusuna daha sonra değineceğiz elbette...

Hülasa;

Dersim'deki son kapsamlı fetih çabaları ortaya çıkana değin ortada '' ne isyan var ne de asayiş olayları''. Zaten bir tane istihbarat raporunda devlete yönelik bu yönde bir kalkışmadan bahsedilmez. Öyle ki geçmişteki Kürt isyanlarına ''katılmamış''tır Dersim aşiretleri(ağrı, sason). Daha da ilginç bir şey söylüyelim: Harekat başladıktan sonra dahi Dersimliler ''devlet karşısında'' kısmi dirençler dışında bir varlık gösterememişlerdir.

Kölelik, bölgede halkı maraba olarak çalıştıran feodal düzendir. İsyan, bölgeye uygarlık, eşitlik ve devrim ilkelerinin girmemesi, feodal sömürünün devam etmesi için yapılmıştır.

Sanırım bu cumhuriyet tarihinin en büyük yalanıdır. Ma'lum Latinler sömürgeleştirilirken de aynı argümanlar vardı. Fakat ilk yaptıkları ''uygar dilleri ve dinlerini'' öğretmek oldu. (hristiyanlaştırma, yerel kültürel-iktisadi yapının parçalanması ve ille de asimilasyon). Bunun adına da ''uygarlık'' dendi. (şimdilerde ''kentsel dönüşüm'' diyerek talan edilen yerler bunun mikro örneğidir.)

Başkaca bir yazının konusu, ama bu ancak ''uygarlık'' deneni belli bir dil, din ve kültürle ÖZDEŞLEŞTİRME anlayışının tezahürüdür. Özetle uygarlık=Türklük=Türkçe=(islamlaşma)=devlet ideolojisini benimseme... (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=433600&postcount=16)

Daha da önemlisi Dersimin ''kolonileştirilmesi'' bizzat harekatı planlayanlarca ikrar edilmiş bir olgudur.


Atatürk ilkeleri 30 yıllık filan geçmişe sıkıştırılacak konu değil, evrensel, tüm evrensel insanlık değer ve erdemleri ile entegre, çağdaş değerlerdir.
Şeyh Rıza gibilerin savunduğu hurafe ve kölelik düzenidir binlerce yıllık köhnemiş örümcekli yobazlıklar.

Yahu bunu söyleyen insan az tarih bilgisine sahipse utanır: Örneğin meşrutiyet döneminde (şu gerici yobaz osmanlıda) ''siyasi partileri'' geçtim, KADIN DERNEKLERİ BİLE VARDI!

Şu sizin ''çağdaş devletiniz''de KADIN DERNEĞİ açılması için en az 50 yıl bekledik :) Türkiye'de toplumsal yaşamda görece bir çoğulculuk ve toplumun kamusal alana dühul etmesi için 1960'ları görmemiz gerekecekti. Sana en acısını söylüyeyim, meşrutiyet döneminde -azınlıkların da önemli katkı sunduğu- o çoğulcu toplumsal İVME devlet müdahaleleriyle kat'i biçimde kesintiye uğramasaydı bugünkünden çok daha gelişkin, içselleştirilmiş ve olgunlaşmış bir toplumsal gelişime sahip olacaktık.

İçler acısı olan, küresel emperyalizmin direktifi ve çıkarları doğrultusunda onların papanın elini öpüp CIA korumasına giren dinci yobaz yardakçıları ile, Atatürk ilkelerini bu ülkede yok etmek için maaş alan liboşların kirli ittifaklarıdır.

Burası da MUGALATA'nın tavan yaptığı yer. Peki o ''CİA yardakçısı'' ''dersim genosidinin araştırılması'' ÖNERGESİNE NE DEDİ, haberün var mı?

- El cevap: Bu kadarı da fazla!

Yani?

- Tamam olumsuz şeyler olmuş, ama bu kadar da deşmeyelim!

:)

Yahut şöyle: CHP'liler Dersim'de kıyım yapmıştır demek serbest. Ama bunu ''etnik temizlik olarak tanımlayıp hele hele ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMASI KÜLLİYEN SAKINCALI! ''.

Soru: Senin ''ohh iyi oldu'' dediğine onlar ''biz yapmadık miki yaptı; ama fazla deşmeyelim'' diyorsa, birbirinizden bir farkınız var m'ola?


Bu ittifakın işlemediği zulüm, şer, oyun, tezgah kalmamıştır. Emperyalist efendilerine hakkıyla hizmet edebilmek için her yolu denemekte, hukuku zulüm ve faşizmlerine alet etmekteler...

Faşizm, tam da Dersim'de icra edilen şeydir. Siyasal bilimler ve sosyolojik veriler aynen böyle söyler. Bir halkın dilini, kültürünü ve buna bağlı iktisadi yaşamını ZORLA değiştirmeye çalışıp asimilasyon yaratmak... ancak faşist yönetimlerin işidir.

Anti-emperyalizm...

E, be gözüm, siz ne ara MARKSİST oldunuz? Anti-kapitalist olmadan anti-emperyalist olunuyormuymuş? Halkların kültürel hak ve statü taleplerini redderek anti-emperyalist olunuyor mu?

Anti-emperyalizm ''sınıfsal'' bir konumlanışı ihtiva eder. O sınıfsal duruşun içinde ''ulusal haklar'' da mevcuttur. Hepsini geçtik kültürel hak ve toplumsal eşitlik gibi statü talepleri bugün EVRENSEL DEMOKRASİNİN vazgeçilmezleridir. Şayet modernite bireyin/toplumun tüm prangalardan kurtulup devrimci bir tarzda özgürleşmesi(emansipasyon) demekse; bugün sizin paradigmanızın insanlara dayattığı şey tam da modernitenin karşısında durduğu şeydir.

Hülasa;

halkların devrimci, özgürlükçü toplumsal/bireysel/kültürel hak ve taleplerini REDDEDEN bir anlayış insanlığın geldiği nokta itibariyle ne MODERN olabilir ne de DEMOKRAT.

AlbatrosS
08-08-2012, 18:37
Dünyada topraklarında güvenliği sağlamakla sorumlu olmayan tek bir devlet var mıdır?
Dünyada topraklarını, dilini, kültürünü ve buna bağlı iktisadi yapısını korumayacak tek bir halk var mıdır?

Köyde yaşayan bir Alevi olduğunu düşünün ve köyle ilişkiniz sadece kültürel değil, aynı anda geçiminizi de ilgilendiren bir iktisadi mevzu. Devlet size ''buradan gidecek, bu kültürü terk edecek ve bizim uygun bulduğumuz şeyi yaşayacaksınız'' derse, bu ne demektir biliyor musunuz?

Sizi ''açlığa, yoksulluğa ve marabalığa'' terfi ettireceğiz; bonus olarak da bizim kültürü öğreneceksiniz!

Kentsel ''dönüşüm'' projelerinde devlet insanlara ''her birinize tripleks daire, 2 milyar maaşlı kadrolu iş ve sosyal haklar'' vereceğim; siz de burayı terk edin mi diyor? Peki devlet Dersimlilere, hepinize ''şu kadar dönüm tarla, teknik destek ve kocaman ev; gelin şehirde yaşayın'' mı diyordu?


:)

demirefe
08-08-2012, 18:45
Atatürk kimseyi topraklarından filan koparmamıştır. Asker katili isyancılara gerekli ve her devletin vereceği cezayı vermiştir. Atatürk aşiret ve tarikatların gücünü kırıp toprak reformu yapmak istiyordu. Aşiret ve tarikatlar isyan etti. Tabii dini kullandılar. Kölelik allahın emriydi, kafir hükümet allaha karşı geliyordu. Kafire itaat edilmezdi! Toprak reformu yapılmamalı, kendileri bile ağanın malı olan, hiç bir mal varlıkalrı olmayan marabaları şeyh ve ağalar birlikte sömürmeye devam mı etmelilerdi?

Sizin dediğiniz olaylar ikinci harekat sonrası, yani İnönü ve Bayar döneminde olmuştur.

AlbatrosS
08-08-2012, 19:12
Atatürk kimseyi topraklarından filan koparmamıştır. Asker katili isyancılara gerekli ve her devletin vereceği cezayı vermiştir. Atatürk aşiret ve tarikatların gücünü kırıp toprak reformu yapmak istiyordu. Aşiret ve tarikatlar isyan etti. Tabii dini kullandılar. Kölelik allahın emriydi, kafir hükümet allaha karşı geliyordu. Kafire itaat edilmezdi! Toprak reformu yapılmamalı, kendileri bile ağanın malı olan, hiç bir mal varlıkalrı olmayan marabaları şeyh ve ağalar birlikte sömürmeye devam mı etmelilerdi?

Sizin dediğiniz olaylar ikinci harekat sonrası, yani İnönü ve Bayar döneminde olmuştur.


Ben Atatürk'ten ya da Zapatürk'ten bahsetmedim arkadaşım. Bir ''rejimi'' liderler değil organize kurumlar oluşturur.''toprak reformu'' hikaye. Rejim hiçbir zaman buna cesaret edemedi. Ama ''sürgünler, asimilasyonlar ve kırımlar yaşandı.'' (bknz sömürgecilik tarihi ve yöntemleri)

İnönü, bu meselede ''en masum'' adamlardan biridir belki de. İlk harekattan sonra meclise bir rapor sunup ''asayişin %99'' tamamlandığını bildirir.(Bu ana kadar aşağı yukarı 100-140 civarında kişi öldürülmüştür yalnızca) İkinci harekatın yapılmasına itiraz eder ve GÖREVDEN ALINIR ve Bayar göreve gelir. Ondan sonra da ''asıl harekat'' başlar ve köyler bombalanmak (gaz bombaları ve kimyasallar da kullanılır; tanıkları var), köylüler kurşuna dizilmek ve topa tutulmak suretiyle on binlerce masum sivil öldürülür. Tarihsel tanıklıklar ve akademisyenlerin görüşleri için şu belgeseli izleyiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=QmZMiSVyD6Q

Şu tecavüzcü polis memuru için Başbakan ''o zaten bir terörist'' dedi Tecavüze uğramak teröristseniz MEŞRUDUR, yani. Sizinki de aynen bu: Atatürkçü değilse ve Kürtse öldürülmeleri MEŞRUDUR.

demirefe
08-08-2012, 19:20
Ben Atatürk'ten ya da Zapatürk'ten bahsetmedim

Konuyu değiştirmek istiyorsan tamam. Ben varım. Burada konu Atatürk. Zapatürk kutatürk değil!

Burada Atatürk soykırımcı dendi, ben değildir dedim.

Atatürk ne hata yaptı, anlatılmasını da hâla bekliyorum.

Haaa, bu konu bitti, Atatürk'ün soykırımcı olmadığını kabul ettiyseniz, ikinci Dersim harekatında olanlara geçebiliriz. Ben hazırım.

Ama belki hâla Atatürk şu hatayı yaptı demek isteyen vardır. Bence az daha bekleyelim, konuyu sonra değiştiririz.

AlbatrosS
08-08-2012, 19:29
Konuyu değiştirmek istiyorsan tamam. Ben varım. Burada konu Atatürk. Zapatürk kutatürk değil!

Burada Atatürk soykırımcı dendi, ben değildir dedim.

Atatürk ne hata yaptı, anlatılmasını da hâla bekliyorum.

Haaa, bu konu bitti, Atatürk'ün soykırımcı olmadığını kabul ettiyseniz, ikinci Dersim harekatında olanlara geçebiliriz. Ben hazırım.

Ama belki hâla Atatürk şu hatayı yaptı demek isteyen vardır. Bence az daha bekleyelim, konuyu sonra değiştiririz.

Eee bundan bana ne? Kim dediyse ona cevap ver kardeşim, benim konum belli.

demirefe
08-08-2012, 19:51
şu belgesel

Belgeselini izlemeye hiç gerek duymadım, çünkü bildiğim konu. Temcit pilavına karnım tok. Fakat belgeselin daha adı bile izlemeden beni doğruluyor. Baksana adına, Dersim 38!!!

Atatürk'ün öldüğü yıl yani!

İsmet İnönü sorumludur sorumsuzdur, asıl sorumlu Bayar'dır değildir ona girmedik daha. Ama İsmet İnönü Atatürk'ün öldüğünün ertesi günü Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Atatürk sadece isyanı bastırıp suçluları yakalamış ve cezalandırmıştır. Bu gün gibi ortada! Bunu da dünyada yapmayacak tek devlet gösteremezsiniz! Atatürk isyana karışmasa suçlu olurdu. Görevi isyanı bastırmak ve güvenliği sağlamak. Görevini yapmıştır.

TIME dergisinde yayınlanmış ünlü bir karikatür vardır. Bu karikatürde İsmet İnönü bir eşkiya kılıklı şalvarlı sakallı adamı kulağından tutup kaldırmış şöyle demektedir: "Bu sana ikinci dersim!"

AlbatrosS
08-08-2012, 20:00
Türkiye Cumhuriyetinin resmi dili Türkçe'dir. Eğitim, devlet işleri bu dil ile yapılır. Bunda bir acaiplik göremiyorum. Bu gayet doğal. Yoksa her yerde keşmekeş çıkar. Bir resmi dil olması sayısız bakımdan zorunluluktur. Bunda acayip olan ne?

Çift dilli bir sürü ülke var(gelişmiş ülkeler de dahil). Anadili eğitimi bir haktır ve haklar pazarlık konusu değildir.

Ötesi ASİMİLASYONDUR.


Sana ne bana ne kime ne diye bir mevzu yok. Başlık belli. Konu belli. Yazılanlar belli. Sana pay var bu işte diyen olmadı zaten. Konuyu açan da ben değilim. Yazılanlar, iddialar hep belli. Konu neyse o yani...

Olabilir, siz bana hitap ediyorsunuz neticede ve BEN NEYE CEVAP VERMİŞ, NEYE İTİRAZ ETMİŞİM?

Belgeselini izlemeye hiç gerek duymadım, çünkü bildiğim konu. "

ben de senin az çok hangi tarz şeyler yazacağını ve nasıl bir savunma yapacağını biliyorum; ama illa ki yazdıklarınızı okuyup ONA GÖRE cevap yazıyoruz.

Cevapları/belgeleri okumayacaksanız yazmayın. Bu konuda resmi tezleri merak edersek elimizde bir sürü kaynak var, gider okuruz.

demirefe
08-08-2012, 21:30
yazdıklarınızı okuyup ONA GÖRE cevap yazıyoruz.

E heralde yani, bir de ezberden yazsaydın bari! Ben de yazılanları okuyorum tabii ki ama düzmece temcit pilavlarına karnım tok.

Ben burada savunma filan yapmıyorum, benim ortaya koyduğum apaçık gerçekler gün gibi ortada.

Doğru dürüst yanıta değer bir şey ortaya konursa yanıtlarım. Laf salatalarına yanıt vermeyeceğim.

AlbatrosS
09-08-2012, 01:12
E heralde yani, bir de ezberden yazsaydın bari! Ben de yazılanları okuyorum tabii ki ama düzmece temcit pilavlarına karnım tok.

Ben burada savunma filan yapmıyorum, benim ortaya koyduğum apaçık gerçekler gün gibi ortada.

Doğru dürüst yanıta değer bir şey ortaya konursa yanıtlarım. Laf salatalarına yanıt vermeyeceğim.

Vahiy mi iniyor ki örneğin ''izlemediğiniz bir belgesel''(38), örneğin okumadığınız bir yazı(spartacus'un cevabı) hakkında ŞIP diye karar verebiliyorsunuz? İddialarımızın ''tekerrür, düzmece, salata'' olduğuna cevap dahi ver(e)mediğiniz halde nasıl verebiliyorsunuz?

demirefe
09-08-2012, 09:03
Ben gerçekleri apaçık ve net, hiç bir tereddüte yer bırakmayacak tarzda açıkladım. Bir çürütme ise göremedim.

Atatürk bir katliamdan filan sorumlu asla değildir. Tekrar ediyorum: Bunda anlaştıysak bunu bırakalım, ikinci harekatta olanlara, darbelere, hepsine gelelim. Ben varım ve hepsinde hodri meydan diyorum.

Ama siz çok net, yalın ve açık bir gerçeği, Atatürk'ün soykırım filan asla yapmamış olduğu gerçeğine yan çizmek için binbir takla atarken diğer konulara geçmenin bir anlamı yok, laf salatasında boğacaksınız mevzuyu.

Zaten amacınız da bu. Konuyu gürültüye getirip işin içinden sıyrılmak. Bir sürü çamur yağdırıp artık hangisi tutarsa kısmet...

Belgeseli izlemedim, çünkü beni onaylıyor. Adı Dersim 38. Bu benim kanıtım, beni çürüten bir şey değil. Diğer yazıyı da akıl almaz bir önyargıyla başladığı için okumadım. Bu kadar önyargılı başlayan bir yazıdan hayır gelmeyeceği için...

AlbatrosS
09-08-2012, 19:34
Ben gerçekleri apaçık ve net, hiç bir tereddüte yer bırakmayacak tarzda açıkladım. Bir çürütme ise göremedim.

Okumadığın yazının iddialarınızı çürütmediğine NASIL EMİN OLABİLİYORSUNUZ? Sizinki bildiğiniz dindarlık. Dindarlık, çünkü karşı fikre cevap değil; karşı fikrin ne dediğine hiç bakmadan kendi ezberinizi tekrar ediyorsunuz. Tıpkı dindar bir teistin evrimci biyologların ne dediğini zerre anlamadan güya ''yanıt verdiğini sanması'' gibi.

Atatürk bir katliamdan filan sorumlu asla değildir. Tekrar ediyorum: Bunda anlaştıysak bunu bırakalım, ikinci harekatta olanlara, darbelere, hepsine gelelim. Ben varım ve hepsinde hodri meydan diyorum.
Ama siz çok net, yalın ve açık bir gerçeği, Atatürk'ün soykırım filan asla yapmamış olduğu gerçeğine yan çizmek için binbir takla atarken diğer konulara geçmenin bir anlamı yok, laf salatasında boğacaksınız mevzuyu.


Ata'nız aşkına, hala şu cümleleri kuruyorsanız -örneğin benim tartıştığım bağlamda- mevzuyu ve o mevzuya dair yazılanları zerrece anlamamışsınız demektir. Geçmişte yaşanmış böylesi bir olayı ''kimin yaptığını/yaptırdığını-şahıslar itibariyle-'' değil; bu olayın sizin ''İDDİANIZIN AKSİNE'' yaşandığını ve neden yaşandığını ifade ediyorken bana ''Atatürk böyle bir kıyım yaptırmamıştır, hodri meydan ispatlayın'' demeniz oldukça absürt.

Zaten amacınız da bu. Konuyu gürültüye getirip işin içinden sıyrılmak. Bir sürü çamur yağdırıp artık hangisi tutarsa kısmet...
Belgeseli izlemedim, çünkü beni onaylıyor. Adı Dersim 38. Bu benim kanıtım, beni çürüten bir şey değil. Diğer yazıyı da akıl almaz bir önyargıyla başladığı için okumadım. Bu kadar önyargılı başlayan bir yazıdan hayır gelmeyeceği için...

Bakın basitçe şöyle anlatayım:

Dersim 3-4 aşamalı ve önceden planlanan bir İÇ FETİH HAREKATIDIR. Bu planlar kabaca tüm doğuyu kapsasa da, Dersim Harekatı kabaca 25'lerden itibaren şekillenir. Birincisi bunun askeri ve lojistik hazırlarıdır(demir yolları, karakollar vb), ikincisi hukuki /yönetimsel evresi(umumi müfettişlikler ve olağanüstü hal yönetimi), üçüncüsü toplumsal boyutu(tunceli iskan kanunu) ve son olarak Uluslararası boyutu(sadabat paktı).

Tüm bu önlemler, planlar ve aşamalar zamanın askeri yetkililerinin bile ikrar edegeldiği bir ''KOLONİZASYON'' hazırlığıdır. Dolayısıyla ''Dersim Harekatı''nın sebebi bu yüzden bir İSYAN DEĞİLDİR. Nitekim hazırlıkların son aşamaya geldiği tarihte, hatta harekatın başlamasından sonra dahi İSTİHBARAT RAPORLARI'nda bölgede herhangi bir silahlı İSYAN'dan bahsedilmez!

Kozmoz aşkına, Ağrı İsyanı'na gidin bakın, Sason İsyanına bakın hatta PKK isyanına bakın. Bu üç isyanın tamamında devletin silahlı güçlerine ve lojistik merkezlerine ORGANİZE BİR SİLAHLI TAARRUZ görürsünüz. Dahası bunun hazırlıklarını görürsünüz. Dahası isyana katılan ''binlerce silahlı unsur'' görürsünüz!

Sizinki ''Dikmen Vadisi'nde Kentsel Dönüşüme direnen Vadi Halkıyla'' Pkk'nin ''GERİLLA SAVAŞI''nı bir tutmanıza benzer.


BURAYA LÜTFEN DİKKAT!

Benim iddialarımı çürütecekseniz, Dersim Harekatının ''askeri, hukuki, siyasi ve toplumsal açılardan'' planlanmadığını ve bunların ''kolonizasyon yöntemlerinden farklı olduğunu'' İSPATLAYACAK SOMUT VERİLER getirmek zorundasınız. Ayrıca dönemin İSTİHBARAT RAPORLARINI getirecek; Dersim'de yaşananın Ağrı'daki gibi ciddi bir silahlı kalkışma olduğuna dair bilgileri göstereceksiniz. Tüm bunları yapmadan ''onlar şeriatçı ağalardı, biz medeniyet götürdük, karşı çıktılar hede-hödö'' demeniz CEVAP DEĞİLDİR.

Değildir; çünkü biz BU GEREKÇELERİN tüm kolonizasyon yönetimlerince benimsenen siyasal RETORİKLER olduğunu; dahası ''MEDENİYET'' denen şeyden anlaşılanın NİTELİĞİNİN NE OLDUĞUNU (Türkleştirme+islamlaştırma+askerleştirme) ifade ettik. Peki bunların hangi birine CEVAP VERDİNİZ?

AlbatrosS
09-08-2012, 19:57
Biz de sıkıldık dedeleerimizin kavgasından hala süregelen kan davasından ısıtılıp ısıtılıp davayı sıcak tutmak isteyen ve bundan nemalananlarrın birilerini kullanmasından harcamasından kan dökmesinden.

üye spartacus un bu davaların dallanıp budaklanmasına dair tespiti çözüm için çıkış noktası olabilir fikirler sunma adına -hani sizin okumadım dediğiniz- yazısı. artık çözüm ne olabilir bu ülkede yaşayan insanlar nasıl barış içrsinde yaşayabilir bunlara dair yazılar yazın. yoksa katiyyen okumicim bu başlıktaki yazıları. kan davasını sona erdirmek için ne yapılabilinir bunları dinlemek istiyorum. klavyemde tuşlar eksik bu uzden müthiç türkçem dformasyona uğruyor. ama lütfen yeter artık da aynı şeylerden bahsetmeyin ddeleri bırakın.

sizi ve burda yazan herkesi kastediyorum

Geçmişe ilişkin politik tutumu anlamadan bugünün sorununu çözemezsiniz. Birileri hala ''Türkleştirmenin ve Türkçülüğün'' medeniyet götürme=modernite etme olarak -ki koca bir yalandır- olduğunu söylüyorken bu sorunun neden çözülemiyeceğini AKP'li bakanlardan bir tanesi yakın bir tarihte şöyle ifade etti:

Kürtçe medeniyet dili değildir! (http://www.dogruhaber.com.tr/Haber/Arinca-Gore-Kurtce-Medeniyet-Dili-Degilmis-23437.html) Aynı bakanlar buradaki insani dramın ''araştırılması için komisyon önerisini'' de REDDETTİLER, hatırlarsınız.

Bu şuna benzer: Oruç tutmayan biri gecenin bir vakti yüksek sesle kapı önünüde davul çalan herifi uyarınca davulcu ve mahallenin çapulcularınca linç edilir. Linç edilen adam öldürülüp ailesi mahalleden sürülür. Bu aile benzeri birçok aile gibi inanç ve ritüellerini yerine getirmekten men edilir. Yıllarca yaşadıkları inkar edilir, hatta aile yargılanır ve davulcuya saldırmakla suçlanır. Aradan yıllar geçer ve birileri bu dramı dile getirir. (saldırganların uzaktan bir akrabası) Adama haksızlık edilmişti, davulcu herkesi kışkırttı der. Ama ne bu olay mahkemece soruşturulur ne de o birileri bir daha o adamın dramını ağzına alır. Adamın ailesinin talepleri de kabul edilmez, zaman aşımına bırakılır. Üstelik adamın ailesi hala inancını gerektiği gibi yaşayamaz, hala rencide edilir.

Birileri size Alevilerin(aslında herkesin) evlerinin önünde gecenin bir vakti görgüsüzce davul çalmanın(dayatma, baskı ve devletin bekası için öldürmek) hakları olduğu, sunni İslam(türk dili) dışında ibadethane kurmanın(okul) ve devletçe tanınmanın(siyasi hak ve özgürlükler) meşru olmadığını HALA SÖYLÜYORSA oradan bir çözüm üretilebilir mi?

demirefe
10-08-2012, 08:30
Geçmişte yaşanmış böylesi bir olayı ''kimin yaptığını/yaptırdığını-şahıslar itibariyle-'' değil;

E konu bitmiş yani, tamam! Atatürk'ün kıyım filan yapmadığını apaçık kabul etmişsiniz. Bu konu bu kadar! Şahıslar itibariyle değil dediğiniz anda konu bitmiştir. Atatürk'e attığınız iftira çamurları izi bile kalmadan geri üzerinize düşmüştür.

İtiraf etme erdeminiz için teşekkür ederim.

Ne demek yahu? Herkes işlediği suçtan sorumlu tutulabilir. Kimsenin başka hiç kimsenin suçu ile suçlanamayacağı en ilkel hukuk sistemlerinde bile vardır. Atatürk'e çamur yapıştıramayıp, attığınız her çamur geri üzerinize düşünce, "e suç var ama ortada, kime atacağız bu suçu Atatürk'ten başka" demek de neyin nesi yahu? Bilinciniz yerinde mi sizin?

Siz onu bunu bırakın da bu ülkenin modernleşme, çağdaşlaşma, aydınlanma yoluna girmesinin tek sorumlusu olmaktan başka hiç bir suçu günahı olmayan, bu uğurda canını, tüm ömrünü ortaya koymuş Atatürk'ten siz ne istiyorsunuz? Bu kininiz, bu düşmanlığınız niye?

Açıklamanız gereken, ama hiç bir zaman açıklayamayacağınız işte bu!

Siz Atatürk'ten ne istiyorsunuz? Ne kötülük yaptı size, dünyanın gelmiş geçmiş bu en büyük lideri? Atatürk gibi bir lider daha tarih kaydetmemiştir. Onun başardığı işleri başarmış bir tek lider daha yoktur tarihte!

Bu kadar büyüklük gözlerinizi mi kamaştırıyor, çekemiyor musunuz, nedir sıkıntınız? Onunla kıyaslayınca kendinizi çok mu minik hissettiğiniz için rahatsızsınız?

ALKA
10-08-2012, 09:33
Siz onu bunu bırakın da bu ülkenin modernleşme, çağdaşlaşma, aydınlanma yoluna girmesinin tek sorumlusu olmaktan başka hiç bir suçu günahı olmayan, bu uğurda canını, tüm ömrünü ortaya koymuş Atatürk'ten siz ne istiyorsunuz?
Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük kötülüklerin hep iyi niyetle yapılmış olmaları ilginç bir durum. Atatürk'ün yaptıkları da bundan istisna değildi. Çocukken Atatürk'e hayran olan bir çok kişi büyüdüklerinde ve her şeyi anladıklarında her zaman olduğu gibi resmi tarih tezlerinin birer kandırmacadan ibaret olduğuna tanık oldular. Atatürk hakkında üretilen efsanelerin de..

Celal Bayar ile yapılan röportajda Celal Bayar'ın kendisi Atatürk'ün "Dersim'i vurun" emrini bizzat verdiğini, sadece ayaklananların bastırılmasının yetersiz olduğunu, halkın da vurulmasını gerektiğini itiraf etmiştir. Yani on binlerce kişinin ölüm emrini verebilen ve böyle bir yetkiyi kendisinde gören, kadın ve çocuklardan oluşan silahsız sivil halkın veya yakalananların adalet gereği mahkemelerde yargılanmasına gerek bile görmeyen, etnik temizlik düşüncesi ile yöre halkının köylerini, evlerini, ahır ve tarlalarını yaktıran ve iskan kanunu adı altında zorunlu göçe zorlayan bir kimse Türkiye'yi modernize edip çağdaşlaştırsa ne olur olmasa ne olur. Medeniyet dediğin tüfekli canavar. Tayyip de ükeyi padişahlar gibi kendi kafasına göre modernize ediyor işte.. Arada fark mı var sanki.. Tayyip bile şu durumda ironik bir şekilde en sevilen önder olarak bir efsane oldu yani.. Kişi kültü maalesef sadece halk arasında değil aynı zamanda bu ülkenin aydınları arasında da yaygın. Atatürk bu konuda bir istisna bile değildir, ülkelerini modernize etmiş, ileriye götürmüş, bunun için kan dökülmesi gerektiğine inanmış ve her hai durumda halkını diktatörvari şekilde yönetmiş daha bir çok lider var dünyada.. Keşke Atatürk bir istisna olsa..

Bunun yanında Atatürk'ün Dersim operasyonundan haberdar olduğu ve bizzat takip ettiğine dair fotoğraflar ve kanıtlar bile var. Tabi ki her şeyden haberdardı.. Planı yapan kendisi..

http://dersimnews.com/wp-content/uploads/2011/11/m.kemal-pertekte-17kasim1937.jpeg

Fotoğraf, Atatürk’ün kumanda merkezi Elazığ’daki Dördüncü Umumî Müfettişliği’ni 17 Kasım 1937’deki ziyareti esnasında çekilmiştir. Atatürk’ün yanında Dersim harekâatının komutanı Abdullah Alpdoğan bulunmaktadır.

demirefe
10-08-2012, 09:56
sadece ayaklananların bastırılmasının yetersiz olduğunu, halkın da vurulmasını gerektiğini itiraf etmiştir.

Siz aklınızı mı kaçırdınız yahu? Sizi şiddetle protesto ediyorum. Bu yaptığınız ahlakla, insanlıkla bağdaşmaz. Bir insanı söylentilerle mi yargılayacaksınız?

Sizi insanlığa, insanlığın en temel ve vazgeçilmez erdemlerine davet ediyorum.

Celal Bayar ikinci Dersim harekatında yaptıklarına kılıf hazırlıyorsa ne olacak? Söylentiyle, dedikoduyla adam mahkum etmeyi siz nerenize, hangi insan özelliğinize yakıştırıyorsunuz?

Atatürk ne yaptı kardeşim? İsyanı her dünya devletinde olacağı gibi önleyip sorumlularını yakaladı ve cinayet işleyen eşkiyalara cezalarını verdi. Kişi yaptıkları ile yargılanır. Bitti!

Olay buyken, nasıl söylentiyle adam suçlarsınız?

Bu başlıkta çaresizlik bataklığında boğulmak üzeresiniz. Sarılmadığınız bir söylenti ve dedikodu kalmıştı, ona da yılana sarılır gibi sarıldınız.

ALKA
10-08-2012, 10:40
Dersim'deki amaç basitçe sadece ayaklananları yakalamak ve yargılamak da değil, amaç göz dağı vermek adına sayıca önceden belirlenmiş bir kısım Kürtlerin kendisini de imha etmektir. Hatta resmi belgelerde, konuşmalarda kullanılan ifade "ayaklanmayı bastırmak" veya "ayaklananları vurmak" değil "imha etmek" terim olarak da kullanılmaktadır. Ve bu imha edilmesi gerekenler ile kastedilen kesinlikle sadece ayaklananlar değil genel olarak da "Kürtler"dir. Bugün PKK ile mücadelede teöristler (ayaklananlar) yerine "Kürtleri imha edin" denildiğini düşünün kıyamet kopar yani... Raporlarda Dersimlilerden vahşiler, ilkeller, caniler, ikiyüzlüler gibi aşağılayıcı ifadelerle bahsediliyor. Resmi belgelerdeki kelime seçimleri ve anlatımlar bile ırkçılık ve etnik temizlik hedefli kokmakta..

Yani amaç öyle adalet gereği sadece ayaklananları yakalayıp sadece onları cezalandırmak değil, özellikle Kürt halkına göz dağı vermek için sayıca belirlenmiş bir kısım Kürtleri mahkemelerde asmak veya ölüm cezası vermekti. Bu sayının ne kadar olacağı kaynaklara göre 1000 ile 5000 veya 2500 arasında değişiyor. Hatta halkı (ayaklananları değil) kamplarda alı koymak fikri bile var.

“Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.”
Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak

"A) Bütün Dersim'in hariçle münasebetini keserek, taarruz ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya zorlamak ve şu suretle Dersim'i fenalardan tahliye. B) Her tarafı esaslı suretle kapattıktan sonra, çemberi tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersim'den çıkararak garba atmak ve serpiştirmek."
Birinci Umum Müfettişi İbrahim Tali

gibi megaloman ifadeler...


Celal Bayar ikinci Dersim harekatında yaptıklarına kılıf hazırlıyorsa ne olacak?
Celal Bayar, her ne kadar asıl sorumlunun Atatürk olduğunu ima etmeye çalışıyor olsa da kendisinin bu olaylarda hiç suçu olmadığı veya etkisiz eleman olduğunu kabul etmek zor. Çünkü Dersim harekatını dünya kamu oyundan sakladılar ve Dersim Harekatını sanki sadece ordunun eğitim amacı ile yapılan askeri bir tatbikat olarak lanse ettiler. Hatta Türk kamu oyu bile ayrıntıları ilk kez 1972 yılında duydu ve öğrendi. O zamana kadar durum saklanmaya çalışılmıştı.

Atatürk: ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi ve vurduk...”
Kurtul Altuğ, “Celal Bayar Anlatıyor”, 17 Eylül 1986

demirefe
10-08-2012, 11:33
resmi belgelerde, konuşmalarda kullanılan ifade "ayaklanmayı bastırmak" veya "ayaklananları vurmak" değil "imha etmek" terim olarak

Bunlar sizin yorumlarınız. İsyancılar elbette imha edilir. Sırtları mı sıvazlanır? Asker katillerini cinayetlerini durduruncaya kadar imha etmek devletin başlıca görevleri arasındadır.

Atatürk Dersim harakatını bizzat yönetirken neler yapmış, bunu getireceksiniz. Söylentileri, kendi yorumlarınızı değil.

Atatürk isyanı bastırmış ve katilleri cezalandırmıştır.

Bu gerçeğe hiç bir gerçekçi itiraz öne süremediğinize göre itirafın zamanı geldi:

Deyin ki; "emperyalistler dinci ve liboşlar uşaklık ittifakına emretti, Atatürk'ü karalama kampanyası başlatıldı. Atatürkçüler zulümle, sahte kanıtlarla susturuldu. Biz de ortalığı boş bulduk, teşvik de var. Bu yalan rüzgarına biz de kapıldık. Ortalık boştu, teşvik de ediliyor Atatürk'e saldırmak, biz de kendimizi tutamadık!"

Bunu itiraf ederseniz erdem göstermiş olursunuz.

demirefe
10-08-2012, 11:39
Türk kamu oyu bile ayrıntıları ilk kez 1972 yılında duydu ve öğrendi. O zamana kadar durum saklanmaya çalışılmıştı.


Bu son derece saçma. Elebaşı Rıza ve diğer katiller yargılandı, suçları sabit olduğu için cezalarını buldular. Yargılama ve infazlar nasıl gizlenir? saçmalamanın da bir sınırı var.

demirefe
10-08-2012, 11:42
Atatürk'ten nefret etsem ne olacak etmesem ne olacak

Şu olacak: Nefret edersen aydınlanma ve çağdaşlaşma düşmanı bir gerici olursun. Etmezsen aydınlanmacı, uygar, devrimci, çağdaş, aydınlık değerlerden yana, çürümüş dogma ve tabulara karşı çıkan bir aydın olursun.

demirefe
10-08-2012, 14:01
Farklı düşünen herkes

Molla Rıza farklı düşündüğü için mi cezalandırıldı? Sakın isyana elebaşılık edip askerleri katlettirdiği, "bir Türk askeri öldürmek yetmiş gavur öldürmek kadar sevaptır" dediği için olmasın?

DEMAN
10-08-2012, 21:28
Ahmet Hakan'dan, Yılmaz Özdil'e Dersim Yanıtı

http://rsm.haber365.com/H/1317286464_42_ahmet_hakan_coskun.jpg

Hürriyet Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil'e Dersim konusunda yine aynı gazetenin yazarı Ahmet Hakan yanıt verdi. Dersim konusu siyasette ve toplumda olduğu gibi yazarlarda da birbirinden yüzde yüz tezat algıları günyüzüne çıkardı.


Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan'ın köşe yazısının bir bölümü...

- Biz “Dersim’de binlerce günahsız insan öldürüldü” diyoruz...

- Adamlar kalkıp “İyi ama Seyit Rıza da büyük bir haindi” diyorlar.

- Biz “Çoluk çocuk dinlemediler, hamile kadınları bile süngülediler, aloo” diyoruz.

Ama Karakola Baskın Yapılmıştı

- Adamlar kalkıp “Ama Dersim’de de iki karakola baskın yapılmıştı” diyorlar.

- Biz “Dersim halkını mağaralarda fareler gibi zehirlediler” diyoruz.

- Adamlar kalkıp “feodalite ah feodalite” falan diyorlar.

- Biz “Dersim derelerinde günlerce kan aktı” diyoruz.

- Adamlar kalkıp “İngiliz parmağı” diyorlar.

- Biz “Okuma yazma bildiği bile şüpheli 80’lik pir ü fani Seyit Rıza’ya yapılan cinayettir” diyoruz. - Adamlar kalkıp Seyit Rıza’nın “Ekselansları” diye İngilizlere mektup yazdığından söz ediyorlar.

İngiliz'e Mektubun Bedeli 15 Bin Kişinin Katledilmesi midir?

- Biz “İngiliz’e mektup yazılmış olsa dahi bunun bedeli 15 bin kişinin katledilmesi midir?” diye soruyoruz.

- Adamlar kalkıp “Biraz tatsız şeyler de olmuş canım, abartmayalım” diyorlar.

- Biz “Ortada bir isyan yoktu ya... Hadi diyelim ki vardı... Peki çoluk çocuk niye öldürüldü?” diye soruyoruz.

- Adamlar kalkıp “Açma o defterleri, açma o defterleri” diye cevap veriyorlar.

- Biz “katledilen bebeklerden, kadınlardan, ihtiyarlardan” söz ediyoruz.

- Adamlar kalkıp “Halk feodal derebeylerinden kurtarılmıştır” diyorlar.

- Biz “sürgünlerden, kayıp kızlardan, cinayetlerden, mezarsız ölülerden” söz ediyoruz.

- Adamlar kalkıp “Dersim’e medeniyet getirildi” diyorlar.

Ne Demişti Seyit Rıza

Dersim katliamını mazur göstermeye çalışanlar ne diyorlar? Diyorlar ki: - Olaylarda İngiliz parmağı vardı...

- Bir kalkışma vardı.

- Eşkıyalık yapıyorlardı.

- Vergi vermiyorlardı. Falan filan...

En iyisi ben susayım da bütün bunlara Seyit Rıza yanıt versin. Ne demişti Seyit Rıza? “Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim, bu bana dert olsun. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” demişti.

YILMAZ ÖZDİL'İN DÜNKÜ YAZISI

Seyit Rıza'nın İngiltere ve Suriye'ye mektup yazdığını da kaydeden Özdil, Seyit Rıza'yı isyanın elebaşı olarak gösteriyor.

İşte Özdil'in 'Dersim'e ne Dersin?' Başlıklı o Yazısı

Dersim'i bombalayan...

Devlet değil, CHP.
PKK'yla masaya oturan...
AKP değil, devlet.

İyi di mi?

Başbakan Tunceli'ye Gelip Köprü Açılışı Yapacaktı

Sene 1937... Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar'la birlikte Tunceli'ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü'nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucunda karakol vardı. Basıldı. 33 asker şehit edildi. Peşinden... Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
Film koptu.

Elebaşı Seyit Rıza'ydı...
Başbakanımızın "hikâyesi yürek burkucudur" dediği Seyit Rıza.

Kukla'ydı...
Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, İngiltere Dışişleri Bakanı'na mektup yazdı, Suriye'deki İngiliz Elçiliği'ne gönderdi.

Anadolu Çorak Toprak Kürdistan Bereketli

Yalvaran mektubunda, Anadolu için "çorak toprak" derken, "Kürdistan bereketli toprak diyordu... "Sayın ekselansları" diye başlıyor, "Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim'e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı" diye vaziyeti anlatıyor, "sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum" diye bitiriyor, "Seyid Rıza" diye imzalıyordu.

Seyit Rıza'yı Masum Göstermeye Çalışıyorlar

Hal böyleyken... Seyit Rıza'yı "masum" göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor. Altında kabak gibi "Seyid Rıza" imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar. Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, "o mektup Fransa'ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri'nden doğrulamak mümkün" diyorlar.

Gel gör ki...

Londra'da The National Archives diye bi yer var. İngiltere devlet arşivi... Kayıt ofisine gidiyorsun, "FO 371/20864/E5529" numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar. 50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.

Cumhurbaşkanı Frak Giymişken o Mektubu Alabilir

Demem o ki.
Taa 1937'ye gitmek zor ama...
Buckhingham Sarayı'yla The National Archives'in arası metroyla üç dakka.

Hazır, frak giyerek yakasına şövalye nişanını takan Cumhurbaşkanımız ordayken... Yemekte Windsor kuzusu ikram eden Kraliçe'ye "tarihimizle yüzleşelim" dese fena olmaz yani.

http://www.haber365.com/Haber/Ahmet_Hakandan_Yilmaz_Ozdile_Dersim_Yaniti/

DEMAN
10-08-2012, 21:51
Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük kötülüklerin hep iyi niyetle yapılmış olmaları ilginç bir durum. Atatürk'ün yaptıkları da bundan istisna değildi. Çocukken Atatürk'e hayran olan bir çok kişi büyüdüklerinde ve her şeyi anladıklarında her zaman olduğu gibi resmi tarih tezlerinin birer kandırmacadan ibaret olduğuna tanık oldular. Atatürk hakkında üretilen efsanelerin de..

Celal Bayar ile yapılan röportajda Celal Bayar'ın kendisi Atatürk'ün "Dersim'i vurun" emrini bizzat verdiğini, sadece ayaklananların bastırılmasının yetersiz olduğunu, halkın da vurulmasını gerektiğini itiraf etmiştir. Yani on binlerce kişinin ölüm emrini verebilen ve böyle bir yetkiyi kendisinde gören, kadın ve çocuklardan oluşan silahsız sivil halkın veya yakalananların adalet gereği mahkemelerde yargılanmasına gerek bile görmeyen, etnik temizlik düşüncesi ile yöre halkının köylerini, evlerini, ahır ve tarlalarını yaktıran ve iskan kanunu adı altında zorunlu göçe zorlayan bir kimse Türkiye'yi modernize edip çağdaşlaştırsa ne olur olmasa ne olur. Medeniyet dediğin tüfekli canavar. Tayyip de ükeyi padişahlar gibi kendi kafasına göre modernize ediyor işte.. Arada fark mı var sanki.. Tayyip bile şu durumda ironik bir şekilde en sevilen önder olarak bir efsane oldu yani.. Kişi kültü maalesef sadece halk arasında değil aynı zamanda bu ülkenin aydınları arasında da yaygın. Atatürk bu konuda bir istisna bile değildir, ülkelerini modernize etmiş, ileriye götürmüş, bunun için kan dökülmesi gerektiğine inanmış ve her hai durumda halkını diktatörvari şekilde yönetmiş daha bir çok lider var dünyada.. Keşke Atatürk bir istisna olsa..

Bunun yanında Atatürk'ün Dersim operasyonundan haberdar olduğu ve bizzat takip ettiğine dair fotoğraflar ve kanıtlar bile var. Tabi ki her şeyden haberdardı.. Planı yapan kendisi..

http://dersimnews.com/wp-content/uploads/2011/11/m.kemal-pertekte-17kasim1937.jpeg

Fotoğraf, Atatürk’ün kumanda merkezi Elazığ’daki Dördüncü Umumî Müfettişliği’ni 17 Kasım 1937’deki ziyareti esnasında çekilmiştir. Atatürk’ün yanında Dersim harekâatının komutanı Abdullah Alpdoğan bulunmaktadır.


Ebedi sef basbug mk'nin Desim'de vuruldugunu isaret eden, Seyfi Cengiz'in kaleminden cikan cok önemli bir yazi...


Resmi anlatı çökmüştür: Mustafa Kemal vur emrini verdiği Dersim’de vurulmuştur! 04.07.2011 00:06 Uhr

Seyfi Cengiz

Mustafa Kemal kronolojilerinde 1938 Ağustos’u yok gibidir. Konu Mustafa Kemal olunca, “neden?” diye sorulmaz mı? Hele ki bu tarihte Dersim kan içindeyse. Ve “Vur emrini” veren Mustafa Kemal ise.

Sahi 23 Ağustos 1938’de Mustafa Kemal neredeydi?Dersim’de "askeri harekat" 31 Ağustos 1938’de tamamlandı.Birkaç gün sonra, 5 Eylül 1938’de, M. Kemal vasiyetini yazdı. Bu bir tesadüf müydü?

Yazinin tamami icin tiklayin...http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1289484383

DEMAN
10-08-2012, 21:55
Resmi anlatı çökmüştür: Mustafa Kemal vur emrini verdiği Dersim’de vurulmuştur!
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/1289484384?preview=1%3E

Seyfi Cengiz

Mustafa Kemal kronolojilerinde 1938 Ağustos’u yok gibidir. Konu Mustafa Kemal olunca, “neden?” diye sorulmaz mı? Hele ki bu tarihte Dersim kan içindeyse. Ve “Vur emrini” veren Mustafa Kemal ise.

Sahi 23 Ağustos 1938’de Mustafa Kemal neredeydi?Dersim’de "askeri harekat" 31 Ağustos 1938’de tamamlandı.Birkaç gün sonra, 5 Eylül 1938’de, M. Kemal vasiyetini yazdı. Bu bir tesadüf müydü?

Gelin şu veriler üzerinde birlikte düşünelim.Tarih, 29/30 Haziran 1938 olmalı.Yer TBMM.

Konuşan Başbakan Celal Bayar’dır:"...ordularımız pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir"

Bayar’ın "pek yakın zamanda" dediği bazı kaynakların "Üçüncü askeri harekat" adını verdiği 10-31 Ağustos 1938 tarihleri arasındaki genel tarama harekatı değilse, nedir?

Benim sorum Mustafa Kemal’in bu tarihlerde nerede olduğudur. Kanaatim ise, Dersim’de ve "nihai" olduğu söylenen kanlı harekatın başında bulunduğudur.

http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1289484383

Anti
10-08-2012, 22:00
Böyle kopyala yapıştır türevi başlıklar açıp duracağınıza hepsini bir tanesinin altında birleştirseniz iyi olacak.
Hepsi aynı şeyi anlatıyor, sizin için maksat anlatılmış olmaları olsa gerek.
İçerik değil de söylenen gibi.
Farklı kişiler dillendirmiş babında.
Hayır, kendi görüşlerinizi yazmış olsanız sorun yok, sürekli al kopyala yapıştır, olmuyor.
Ne yazılmasını beklediğinizi de anlamış değilim, şimdi ben Seyfi Cengiz isimli bu zatta mı cevap yazacağım, size mi?
Lütfen sona erdirin şu tutumunuzu.

alpan
10-08-2012, 22:07
Atatürk ü eleştirmeyi anlıyorum ama kontrolsüzce saldırmayı gerçekten anlamıyorum. Aşağıdaki alıntı, boş beleş sallayanlara belki birşey anlatır. Atatürk ağır hasta iken mi Dersim operasyonunu yönetmiş, bütün ömrü boyunca durmuş da ölürken mi soykırım yapayım demiş?

El insaf.

Dersim de çok acı olaylar yaşanmıştır ama bu kimseye kontrolsuz sallama hakkı vermez
--------------------------
Temmuz (1938) sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini (http://www.e-sehir.com/ataturk/ataturkun-vasiyeti.php) yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

DEMAN
10-08-2012, 22:21
Sn. Anti, anladigim kadariyla, sevgili atanizin vurun dedigi Desim'de vurulmus olmasi, sizi bir hayli hayal kirikligina ugratmis oldu:)

Bana cevap vermenize gerek yok, cünkü bu konuda görüs belirtmedim, ancak sn. Seyfi Cengiz' i dogrulayacak nitelikte söylentilerin halk arasinda oldugunu belirtmek zorundayim.

Konunun önemi acisindan, baska bir baslik altinda kaybolmamasi icin yeni bir baslik altinda acma geregi duydum. Seyfi Cengiz in su iddialarina karsin anti görüsleriniz varsa, buyurun..

Ebedi sefininizin, 23 Agustos 1938 de nerede oldugunu biliyorsaniz, hastaliklariyla ve rahatsizliklariyla ilgili bilgileriniz varsa, aktarabilirisiniz...

alpan
10-08-2012, 22:26
Atatürk ü eleştirmeyi anlıyorum ama kontrolsüzce saldırmayı gerçekten anlamıyorum. Aşağıdaki alıntı, boş beleş sallayanlara belki birşey anlatır. Atatürk ağır hasta iken mi Dersim operasyonunu yönetmiş, bütün ömrü boyunca durmuş da ölürken mi soykırım yapayım demiş?

El insaf.

Dersim de çok acı olaylar yaşanmıştır ama bu kimseye kontrolsuz sallama hakkı vermez.
--------------------------
Temmuz (1938) sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini (http://www.e-sehir.com/ataturk/ataturkun-vasiyeti.php)yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

DEMAN
10-08-2012, 22:33
Atatürk ü eleştirmeyi anlıyorum ama kontrolsüzce saldırmayı gerçekten anlamıyorum. Aşağıdaki alıntı, boş beleş sallayanlara belki birşey anlatır. Atatürk ağır hasta iken mi Dersim operasyonunu yönetmiş, bütün ömrü boyunca durmuş da ölürken mi soykırım yapayım demiş?

El insaf.

Dersim de çok acı olaylar yaşanmıştır ama bu kimseye kontrolsuz sallama hakkı vermez.
--------------------------
Temmuz (1938) sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini (http://www.e-sehir.com/ataturk/ataturkun-vasiyeti.php)yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

Sn. alpan, ya agir hastaliginin sebebi, vurun dedigi Desim'de vurulmus olmasi ise ??? Kanaatimce, gururuna yediremediginden, vuruldugunu gizlemis olmasi büyük bir ihtimal..."beni Türk doktarlarina emanet edin" demeside, akillarada soru isareti yaratmaktadir...

Anti
10-08-2012, 22:35
Bana cevap vermenize gerek yok, cünkü bu konuda görüs belirtmedim, ancak sn. Seyfi Cengiz' i dogrulayacak nitelikte söylentilerin halk arasinda oldugunu belirtmek zorundayim.Madem halkın tutumundan bahsedeceğiz, bahsedelim.
Ben bu soruyu geçen de sordum fakat tabiki arada kimvurduya gitti, ya da götürüldü mü desem :)
O soru şudur:
Soru 1: Tunceli isyanlarının bastırıldığı dönemde iktidarda olan CHP, 2011 genel seçimlerinde bu ilden birinci çıkmayı nasıl başarmıştır?
Cevap 1: Kılıçdaroğlu, Kamer Genç ve Hüseyin Aygün faktörü etkili olmuştur.
Soru 2: Bu isimleri CHP'de siyaset yapmaya itikleyen güç nedir? Neden başka bir parti değil de CHP?

Kaçamak yapmanızı önlemek için ilk sorunun cevabını ben verdim, siz yine de ikisini ayırmayın.

xcan
10-08-2012, 22:35
Sn. alpan, ya agir hastaliginin sebebi, vurun dedigi Desim'de vurulmus olmasi ise ??? Kanaatimce, gururuna yediremediginden, vuruldugunu gizlemis olmasi büyük bir ihtimal..."beni Türk doktarlarina emanet edin" demeside, akillarada soru isareti yaratmaktadir...
Olayı çözmüşsünüz Biraz daha ayrıntıya girseniz.

Shibumi
10-08-2012, 22:40
Sn. alpan, ya agir hastaliginin sebebi, vurun dedigi Desim'de vurulmus olmasi ise ??? Kanaatimce, gururuna yediremediginden, vuruldugunu gizlemis olmasi büyük bir ihtimal..."beni Türk doktarlarina emanet edin" demeside, akillarada soru isareti yaratmaktadir...

DEMAN, bu bence doğruluğu ispatlanması gereken, ispatı yoksa Dersim Gerçeğine eklemlendirilmemesi gereken bir konu.
Kanıtlayamadığımız teorilerimizi kendimize saklasak tarih adına daha hayırlı bir iş yapmış oluruz.

alpan
10-08-2012, 22:46
Sn. alpan, ya agir hastaliginin sebebi, vurun dedigi Desim'de vurulmus olmasi ise ??? Kanaatimce, gururuna yediremediginden, vuruldugunu gizlemis olmasi büyük bir ihtimal..."beni Türk doktarlarina emanet edin" demeside, akillarada soru isareti yaratmaktadir...
Dostum,

Senaryonuz takdire şayan. Merak etmeyin şu anda 11 yılda iktidarda bir numaralı Atatürk düşmanları oturuyor. Böyle birşey olsaydı belgelerini ortaya büyük keyifle koyarlardı.

Bu anlattığınız masalı saklayacak devlet tanımıyorum, özellikle bizimki gibi ağzı gevşek bir devlet.

Atatürk bu topraklara gelmiş en büyük liderdir. Hataları da vardır. Dersim de isyanla mücadele de kontrolün kaçırıldığı da olmuştur. Aynı son 30 yıldır güneydoğu da PKK ile yapılan mücadelede olduğu gibi.

Ancak bir insanın Atatürk'ü Alevi düşmanı olarak göstermeye çalışmasını ve hele de soykırım yaptı demesini art niyetli buluyorum. Alevilerin Cumhuriyetle birlikte nefes almaya başladıkları bir gerçektir. Bunu sağlayan da küfrettiğiniz Atatürk'dür. Atatürk ömrü boyunca yobazla, isyancıyla, feodalite ile mücadele etmiştir ve çok da iyi yapmıştır. Atatürk ün mücadele ettiği bu kafalar yüzyıllarca milyonlarca insanı karanlığa boğmuş ve katletmiştir ve halen de aynısını yapmaya çalışmaktadır. Bu kafayla da gülle çiçekle mücadele etme şansı yoktu.

Not:Yazdığımdan Dersim de yaşanan acıları küçümsediğimi, önemsemediğimi veya olur böyle şeyler dediğim sonucunu çıkaran olursa haksızlık eder. Ama amaç kör döğüşü ise istediğiniz suçlamayı yapmakta tabii ki özgürsünüz.

xcan
10-08-2012, 22:47
DEMAN, bu bence doğruluğu ispatlanması gereken, ispatı yoksa Dersim Gerçeğine eklemlendirilmemesi gereken bir konu.
Kanıtlayamadığımız teorilerimizi kendimize saklasak tarih adına daha hayırlı bir iş yapmış oluruz.
Entellektüel ahlak bu kadar ayaklar altına alınmamalı kanısındayım.

Anti
10-08-2012, 22:52
DEMAN'a bu konuda fazla yüklenmemek gerekiyor.
Kendisine özelden sürekli alıntılarla konuştuğunu, biraz kendi düşüncelerini katması gerektiğini söyledim. Bana verdiği cevap "tarihinizle yüzleşin!!!" minvalinde kısa bir cümle silsilesi oldu.
Kendisinin bu ve buna benzer hiçbir konuda bilgisi olduğunu sanmıyorum, maksadı sadece ortamı germek.
Yine de söylediği "zırvalıklar" üzerinden biz birtakım çıkarımlarda bulunabiliriz, benim evvelki mesajımda yer alan sorular buna örnektir.

xcan
10-08-2012, 23:28
DEMAN'a bu konuda fazla yüklenmemek gerekiyor.
Kendisine özelden sürekli alıntılarla konuştuğunu, biraz kendi düşüncelerini katması gerektiğini söyledim. Bana verdiği cevap "tarihinizle yüzleşin!!!" minvalinde kısa bir cümle silsilesi oldu.
Kendisinin bu ve buna benzer hiçbir konuda bilgisi olduğunu sanmıyorum, maksadı sadece ortamı germek.
Yine de söylediği "zırvalıklar" üzerinden biz birtakım çıkarımlarda bulunabiliriz, benim evvelki mesajımda yer alan sorular buna örnektir.
Sevgili anti dinlerden özgürleşme adına karınca kaderince katkı vermeye çalışıyorum.Şeriat emperyalizmin güdümünde tüm çağdaş değerleri yıkmakta.
Canlarımızada kastedeceği günlerin uzak olmadığını görüyorum.Aydın dayanışmasının en gerekli olduğu günleri yaşıyoruz.
Bu tarz provakatif yazılar gerçekten içimi burktu.

demirefe
10-08-2012, 23:50
Molla Rıza elbette eşkiyaları toplayıp devlete isyan etti. Elbette ağalık şeyhlik sömürüsünü sürdürmek için uygarlaşmaya direndi. Bu uğurda cinayetler işletti. Atatürk de katillere, vahşi cinayetler işleyen eşkiyalara ne yapılırsa onu yaptı.

Neva
10-08-2012, 23:55
Resmi anlatı çökmüştür: Mustafa Kemal vur emrini verdiği Dersim’de vurulmuştur!
http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/1289484384?preview=1%3E

Seyfi Cengiz

Mustafa Kemal kronolojilerinde 1938 Ağustos’u yok gibidir. Konu Mustafa Kemal olunca, “neden?” diye sorulmaz mı? Hele ki bu tarihte Dersim kan içindeyse. Ve “Vur emrini” veren Mustafa Kemal ise.

Sahi 23 Ağustos 1938’de Mustafa Kemal neredeydi?Dersim’de "askeri harekat" 31 Ağustos 1938’de tamamlandı.Birkaç gün sonra, 5 Eylül 1938’de, M. Kemal vasiyetini yazdı. Bu bir tesadüf müydü?

Gelin şu veriler üzerinde birlikte düşünelim.Tarih, 29/30 Haziran 1938 olmalı.Yer TBMM.

Konuşan Başbakan Celal Bayar’dır:"...ordularımız pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir"

Bayar’ın "pek yakın zamanda" dediği bazı kaynakların "Üçüncü askeri harekat" adını verdiği 10-31 Ağustos 1938 tarihleri arasındaki genel tarama harekatı değilse, nedir?

Benim sorum Mustafa Kemal’in bu tarihlerde nerede olduğudur. Kanaatim ise, Dersim’de ve "nihai" olduğu söylenen kanlı harekatın başında bulunduğudur.

http://www.desmalasure.de/09/1225761131/1225813917/index_html?dateiname=1289484383


Sayin Deman;

Verdiginiz linki okudum, ancak bu soruya cevap vermek icin, once Bayar'in da nerede oldugunu sormak gerekmez mi?

Cunku soyle devam etmis alinti;

Sözü Celal Bayar’a bırakıyorum:
"Şimdi, Mareşal, Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım. Atatürk malum...Üçümüz Dersim’de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz. Üçümüz bir arada ‘Ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır?’, onu görüşüyoruz.





İkisi de Birinci Cihan Harbi’nde muharebe etmişler. Ben daha çok izleyiciyim. Malumatları geniş... Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar.



Dersim’in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüşüyorlardı...



O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk’le göz göze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı. ‘Ne olacak?’ dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. ‘Anlıyorum efendim, bana hitap edişinizin manasını’ dedim. Atatürk: ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi ve vurduk..."
(Bkz. Kurtul Altuğ, “Celal Bayar Anlatıyor”, Tercüman, 17 Eylül 1986)



Benim sorum sudur sadece, hos bu sorulari soruyor olmak orada olen, coluk cocuk, kadin, erkek bunlari bize geri getirmeyecek ve oldukleri gercegini degistirmeyecek, ama tarihle yuzlesmek adina olumlu olabilir diye dusunuyorum.


Bu casuslar hakkinda fikriniz var mi?








Veya sayin Deman'dan alinti yaptim ama kusuruma bakmasin;

Bu arada diger karsit fikirde olan arkadaslara da sorayim;



Bu manevralar sirasinda, nicin ordunun emniyeti dusunulmus, ordunun emniyetini tehdit eden unsur nedir?



Yani bu insanlar, oradaki bir avuc casus adina mi olduruldu acaba?

Yok sayet, Ataturk ve ekibi madem ki bu casuslari biliyorlardi, niye bolgenin yerlisi yerine, bu casuslari oldurmediler, temizlemediler de toplu mudahale yapildi?

Seyid Riza Ingiliz casusuoldugunu dusunmuyorum acikcasi, yorenin yerlisi adamdi. Tamam etnik olarak Kurttu, ama fikren tarihteki bir Hekimoglu'ndan farkli bir karakter degildi sonucta.

O donemin adamlari ve mertlikten anladiklari buydu neticede.
Onlar, tufek icad oldu mertlik bozuldu jenerasyonuna dahil kisilerdi.

Zaten bunu Cumhuriyet'in ilerleyen safhalarinda da asiret baglaminda gorduk. Orn; Bir Susurluk vs. Demek ki bazi zihniyetleri zoraki degistirmek mumkun olmuyor.

Ustelik o zamanki donemin izleriyle, nicin kopruyu havaya ucursun(hep bunla suclanir klasik tarihte zira), korkmadan idam'a dahi gidebilen bir adam?

Zaten bombalama luksu mevcutken, koprunun havaya ucurulmasi sebebi Ataturk gibi keskin bir zeka icin onem tasimamali diye dusunuyorum.

Zira Kurt etnik kimligini Lozan masasinda birakan Ataturk degildir. Aksine Ismet Inonu'dur diye dusunuyorum.

Cunku bu adam, zaten bu savaslari vs. bu insanlarla yapti. Yani tek basina dalmadi ki cephelere???

Zira Ihsan Sabri Caglayangil'in de, bu idamla ilgili sozleri de mevcut.

Bir de klasik tarihte Seyid Riza'nin mektubundan soz edilir. Bunu carsaf carsaf yayinlarlar.

Bugun Ataturk'un imzasi ornegin mevcuttur. Bu imzanin kopya edilmesi cok guc bir is midir?

Seyid Riza'ya ait, herhangi bir baska yazili ve imzali belge mevcut mudur tarihin icinde? Bunlar eslestirilip kontrol edilmis midir?

Edilmediyse sayet nicin bu mektubun dogruluna inandirilmak zorunda birakiliyoruz?


Bir de bu sorulara bildik klasik tarihle degil de, kendi fikirlerinizle katilirsaniz cok daha saglikli olacagini dusunuyorum.

alpan
11-08-2012, 00:05
Sayin Deman;
Ustelik o zamanki donemin izleriyle, nicin kopruyu havaya ucursun(hep bunla suclanir klasik tarihte zira), korkmadan idam'a dahi gidebilen bir adam?

Zaten bombalama luksu mevcutken, koprunun havaya ucurulmasi sebebi Ataturk gibi keskin bir zeka icin onem tasimamali diye dusunuyorum.

Şu konuya yazmayayım diyorum ama elde değil. Artık iş iyice kontrolden çıkmış.

Sn Neva,

Şu yürütmeye çalıştığınız mantık gerçekten insanı şaşırtıyor. Buradan şunu mu anlamalıyız;

*Hava kuvvetleri olan bir ordu ile çatışırken veya çatışacakken köprü havaya uçurulmaz!!!!

Eğer demek istediğiniz bu ise lütfen istediğiniz kitabı açın ve hava kuvvetlerine sahip orduları durdurmak için dünya üzerinde hangi köprülerin havaya uçurulduğunu görün

* Ölümden korkmayan insanlar köprü uçurmaz !!!

Yine istediğiniz kitabı açın ve dünya üzerinde uçurulan köprülerin niye uçurulduğunu ve uçuranların ölümden korkup korkmadığını görün.

Anlamayacak olana not: Ölümden korkmayanlar da saldırmak ya da savunmak için taktiklere başvururlar

AlbatrosS
11-08-2012, 00:46
Molla Rıza elbette eşkiyaları toplayıp devlete isyan etti. Elbette ağalık şeyhlik sömürüsünü sürdürmek için uygarlaşmaya direndi. Bu uğurda cinayetler işletti. Atatürk de katillere, vahşi cinayetler işleyen eşkiyalara ne yapılırsa onu yaptı.

Diyorsun ki ATAM ''devrimimiz''e(faşizme) direnen bir halkı TOPYEKUN KATLETMEKTE bir sakınca görmedi. Elbette, Afrika'yı ve Latin Amerika'yı sömüren insanlık düşmanları da yerli kültürleri yok edip SOYKIRIMLAR yapmakta sakınca görmemişlerdi. Çünkü onlar ''medeniyete'' direnen VAHŞİLER'di.

Şimdi siz de bu MUHTEŞEM fikirlerinizle ''MODERN'' İNSAN olduğunuzu iddia ediyorsunuz değil mi? Resmi rakamlara göre dahi 14 bin SİVİLİN öldürüldüğü bir vahşete ne olduğundan zerre kadar haberiniz olmadığı MODERNİTE adına sahip çıkıyorsunuz.

Tabi Hitler'in bu CESARETİ nereden aldığını da anlıyor insan. Ustasından gerekli dersleri iyi çalışmış...

AlbatrosS
11-08-2012, 00:48
Ulusalcı Kemalizmin ne denli ''arkaik, çağdışı, vahşi ve ilkel'' bir ideolojik formasyon olduğunu; ne denli faşist ve iddia ettiğinin aksine modernitenin M'sinden haberi olmadığını görüyoruz elbette...

demirefe
11-08-2012, 00:54
bir halkı TOPYEKUN KATLETMEKTE bir sakınca görmedi.

Ne halkı bilader, eşkiyaları ve elebaşılarını cezalandırdı. Elli kere mi söyleyeceğim, birinci ve ikinci Dersim harekatları ayrıdır diye? Atatürk'ün sevk ve idare ettiği birinci harekatta Molla Rıza etrafında toplanan eşkiyaların isyanı bastırılıp jandarma katili isyandan sorumlu eşkiyalar cezalandırılmıştır. İkinci harekat Celal Bayar başbakan ve İsmet İnönü Cumhurbaşkanı iken yapılmış ve bu harekatın kapsamı çok daha geniş olmuştur.

demirefe
11-08-2012, 01:00
Ulusalcı Kemalizmin ne denli ''arkaik, çağdışı, vahşi ve ilkel'' bir ideolojik formasyon olduğunu; ne denli faşist ve iddia ettiğinin aksine modernitenin M'sinden haberi olmadığını görüyoruz elbette...

Bilader bu kışkırtıcı hakaretlerinin nasılsa yaptırımsız kalacağını, benim ise en küçük hakarette ceza alacağımı bildiğin için böyle fütursuz ve rahatsın. Amacın beni kışkırtıp hakaretlerine karşılık hakaret etmem ve hemen moda alınmam için iştahla beklemek! Böylece sesimi kesecek ve iftiralarınıza rahatça devam edeceksiniz.

Böyle etik dışı bir tartışmanın sürmesi sizi çok aşağılıyor ama farkında olamayacak kadar gözünüz dönmüş. Size acımaya başladım. Çok zavallı bir haliniz var...

Neva
11-08-2012, 01:06
Şu konuya yazmayayım diyorum ama elde değil. Artık iş iyice kontrolden çıkmış.

Sn Neva,

Şu yürütmeye çalıştığınız mantık gerçekten insanı şaşırtıyor. Buradan şunu mu anlamalıyız;

*Hava kuvvetleri olan bir ordu ile çatışırken veya çatışacakken köprü havaya uçurulmaz!!!!

Eğer demek istediğiniz bu ise lütfen istediğiniz kitabı açın ve hava kuvvetlerine sahip orduları durdurmak için dünya üzerinde hangi köprülerin havaya uçurulduğunu görün

* Ölümden korkmayan insanlar köprü uçurmaz !!!

Yine istediğiniz kitabı açın ve dünya üzerinde uçurulan köprülerin niye uçurulduğunu ve uçuranların ölümden korkup korkmadığını görün.

Anlamayacak olana not: Ölümden korkmayanlar da saldırmak ya da savunmak için taktiklere başvururlar


Sayin alpan, basitce sorular sordum.

Benim mantigimi sorgulamadan once soruya dikkat cekiniz lutfen.

Ilgili kisinin(linkteki) beyanini okumadiniz mi? Ciddi sekilde ablukaya alinmis bolge iletisim kesilmis vs. tarih okuyunuz biraz, yani her turlu iddiayi degerlendirmek zorundayiz, eger objektifce gorus ortaya koymak istiyorsak. Traihle yuzlesmek zordur.

Tabi ki degerlendirecegim; adam Ankara'dan beni asmaya mi geldin ?diye ilginc bir soru soruyor!!! Dikkatinizi cekerim.

Siz(ornegin) bu kadar olay, eylem yapsaniz, beni asmaya mi geldin ? diye soru yoneltirmisiniz?

Kimdir bu Ataturk'un de bildigi casuslar?

alpan
11-08-2012, 01:24
Sayin alpan, basitce sorular sordum.

Benim mantigimi sorgulamadan once soruya dikkat cekiniz lutfen.

Ilgili kisinin(linkteki) beyanini okumadiniz mi? Ciddi sekilde ablukaya alinmis bolge iletisim kesilmis vs. tarih okuyunuz biraz, yani her turlu iddiayi degerlendirmek zorundayiz, eger objektifce gorus ortaya koymak istiyorsak. Traihle yuzlesmek zordur.

Tabi ki degerlendirecegim; adam Ankara'dan beni asmaya mi geldin ?diye ilginc bir soru soruyor!!! Dikkatinizi cekerim.

Siz(ornegin) bu kadar olay, eylem yapsaniz, beni asmaya mi geldin ? diye soru yoneltirmisiniz?

Kimdir bu Ataturk'un de bildigi casuslar?
Sn Neva,

Sorduğunuz sorulardan 2 tanesine çok net cevap verdim. Daha net nasıl olunur bilmiyorum. Verdiğim cevap da yanlış birşey varsa lütfen onu söyleyin ki, burada sorduklarınıza da yanıt vereyim.

Yine açın tarih kitaplarına bakın, kimlerin ne tuhaf cevaplar verdiğini görürsünüz. Apo yakalandığında uçkata ilk sözlerini yorumlarsanız da görürsünüz.

"Beni asmaya mı geldin?" sözünden kişinin hiçbir eyleme katılmadığı sonucunu çıkarıyorsanız, gerçekten boşa konuşuyoruz.

Ayrıca ne okuyup ne okumadığımı ve hatta ne görüp ne görmediğimi de bilemezsiniz. Dolayısıyla benim okuduklarım değil yazdıklarım önemli. Yazdığım da birkaç ileti geride. Varsa yazdığıma itirazınız, buyurun söyleyin.

"Uçakları vardı dolayısıyla niçin köprü uçursun" veya "ölümden korkmayan insan niçin köprü uçursun" gibi akıllara ve her türlü çatışma taktiğine, tarihi binlerce olaya aykırı bir mantığı büyük bir cesaretle yürütmek korkutucu.

Korkutmayın beni :)

Neva
11-08-2012, 01:29
Sn Neva,

Sorduğunuz sorulardan 2 tanesine çok net cevap verdim. Daha net nasıl olunur bilmiyorum. Verdiğim cevap da yanlış birşey varsa lütfen onu söyleyin ki, burada sorduklarınıza da yanıt vereyim.

Yine açın tarih kitaplarına bakın, kimlerin ne tuhaf cevaplar verdiğini görürsünüz. Apo yakalandığında uçkata ilk sözlerini yorumlarsanız da görürsünüz.

"Beni asmaya mı geldin?" sözünden kişinin hiçbir eyleme katılmadığı sonucunu çıkarıyorsanız, gerçekten boşa konuşuyoruz.

Ayrıca ne okuyup ne okumadığımı ve hatta ne görüp ne görmediğimi de bilemezsiniz. Dolayısıyla benim okuduklarım değil yazdıklarım önemli. Yazdığım da birkaç ileti geride. Varsa yazdığıma itirazınız, buyurun söyleyin.

"Uçakları vardı dolayısıyla niçin köprü uçursun" veya "ölümden korkmayan insan niçin köprü uçursun" gibi akıllara ve her türlü çatışma taktiğine, tarihi binlerce olaya aykırı bir mantığı büyük bir cesaretle yürütmek korkutucu.

Korkutmayın beni :)

Sayin alpan;

Apo ile konunun ne alakasi var? Bunu aciklayabilir misiniz? Nicin bagdastirdiniz?


Bahsini ettiginiz adam, eski jenerasyon zihniyetine sahip bir adam. Apo ile ne alaka?


Sorudaki ilgincligi yakaladiysaniz ne ala!

Yakalayamadiysaniz objektif olarak, birakin objektif bakabilen kisiler cevaplasin. Bosa konusmamiz oluruz.


Ataturk'un de ve yanindakinin de bildigi casuslar kimdi?

alpan
11-08-2012, 01:34
Sayin alpan;

Apo ile konunun ne alakasi var? Bunu aciklayabilir misiniz? Nicin bagdastirdiniz?


Bahsini ettiginiz adam, eski jenerasyon zihniyetine sahip bir adam. Apo ile ne alaka?


Sorudaki ilgincligi yakaladiysaniz ne ala!

Yakalayamadiysaniz objektif olarak, birakin objektif bakabilen kisiler cevaplasin. Bosa konusmamiz oluruz.


Ataturk'un de ve yanindakinin de bildigi casuslar kimdi?
Apo ile alakası şu: Birçok olaya karışmış insanlar, yakalandıklarında çok şaşırtıcı cümleler kurabiliyorlar. Aynı verdiğiniz örnek de olduğu gibi. Bu sebeple bağdaştırdım, bunu anlatamayacaksam daha neyi anlatabilirim.

Sorularda ilginçlik falan yok, cehalet var, insanları cahil yerine koymaya çalışma uyanıklığı var.

Siz de eğer taraf falan değilseniz o mantık yürütülen sorulardan 2sine net cevap verdim, olayı başka yöne çekmeye çalışacağınıza dersiniz ki evet haklısın veye haksızsın. Cevabım aşağıda, buyurun cevabımda neye itiraz ettiğinizi söyleyin de ben de biraz daha şaşmaya devam edeyim.

Şu konuya yazmayayım diyorum ama elde değil. Artık iş iyice kontrolden çıkmış.

Sn Neva,

Şu yürütmeye çalıştığınız mantık gerçekten insanı şaşırtıyor. Buradan şunu mu anlamalıyız;

*Hava kuvvetleri olan bir ordu ile çatışırken veya çatışacakken köprü havaya uçurulmaz!!!!

Eğer demek istediğiniz bu ise lütfen istediğiniz kitabı açın ve hava kuvvetlerine sahip orduları durdurmak için dünya üzerinde hangi köprülerin havaya uçurulduğunu görün

* Ölümden korkmayan insanlar köprü uçurmaz !!!

Yine istediğiniz kitabı açın ve dünya üzerinde uçurulan köprülerin niye uçurulduğunu ve uçuranların ölümden korkup korkmadığını görün.

Anlamayacak olana not: Ölümden korkmayanlar da saldırmak ya da savunmak için taktiklere başvururlar

Neva
11-08-2012, 02:03
Apo ile alakası şu: Birçok olaya karışmış insanlar, yakalandıklarında çok şaşırtıcı cümleler kurabiliyorlar. Aynı verdiğiniz örnek de olduğu gibi. Bu sebeple bağdaştırdım, bunu anlatamayacaksam daha neyi anlatabilirim.

Sorularda ilginçlik falan yok, cehalet var, insanları cahil yerine koymaya çalışma uyanıklığı var.

Siz de eğer taraf falan değilseniz o mantık yürütülen sorulardan 2sine net cevap verdim, olayı başka yöne çekmeye çalışacağınıza dersiniz ki evet haklısın veye haksızsın. Cevabım aşağıda, buyurun cevabımda neye itiraz ettiğinizi söyleyin de ben de biraz daha şaşmaya devam edeyim.

Sayin alpan;

Genel olarak gozlemledigim su;

Insanlar bu tur olaylari kendi donemlerine iliskin yorumlama yontemine sahip degiller. Gerek politika olsun, gerekse de din olsun..

Mesela buraya karsit mesaj asan herkes, mutlaka birseyci olmak zorunda, baska turlu imkani yok.


Apo ornegi son derece alakasiz. Ki kendisi, hala hayatta olan birisi, o halde nicin asmadiniz ? diye sormam gerekiyor sanirim, Cumhuriyet icin bir tehdit degil sanirim kendisi.



Aksine eski jenerasyon adamlari bu sekilde cumle kullanmazlar.

Sorularim size ilginc gelmiyor olabilir, cunku objektif degilsiniz ve buraya mesaj atan her karsit fikre onyargilisiniz. Herkesi istisnasiz Ataturk dusmani olarak algilamaniz cidden tuhaf.. :)

O klasik tarih kitaplarini ben de okudum. Ancak bir onkabulum yok. Bu nedenle soru yoneltiyorum.

Sorunun mahiyetini kavrayabildiginiz zaman cevap verirsiniz.

Mutlaka Ataturk'u putlastirmamis ve din haline getirmemis gercekci Ataturk'cu arkadaslar vardir.

Cunku soz konusu belge de, bu ulkeye hizmet etmis adamlardan birinin sozlerini iceriyor. Yani ben kafamdan uydurmuyorum.

alpan
11-08-2012, 02:21
Sayin alpan;

Genel olarak gozlemledigim su;

Insanlar bu tur olaylari kendi donemlerine iliskin yorumlama yontemine sahip degiller. Gerek politika olsun, gerekse de din olsun..

Mesela buraya karsit mesaj asan herkes, mutlaka birseyci olmak zorunda, baska turlu imkani yok.


Apo ornegi son derece alakasiz. Ki kendisi, hala hayatta olan birisi, o halde nicin asmadiniz ? diye sormam gerekiyor sanirim, Cumhuriyet icin bir tehdit degil sanirim kendisi.



Aksine eski jenerasyon adamlari bu sekilde cumle kullanmazlar.

Sorularim size ilginc gelmiyor olabilir, cunku objektif degilsiniz ve buraya mesaj atan her karsit fikre onyargilisiniz. Herkesi istisnasiz Ataturk dusmani olarak algilamaniz cidden tuhaf.. :)

O klasik tarih kitaplarini ben de okudum. Ancak bir onkabulum yok. Bu nedenle soru yoneltiyorum.

Sorunun mahiyetini kavrayabildiginiz zaman cevap verirsiniz.

Mutlaka Ataturk'u putlastirmamis ve din haline getirmemis gercekci Ataturk'cu arkadaslar vardir.

Cunku soz konusu belge de, bu ulkeye hizmet etmis adamlardan birinin sozlerini iceriyor. Yani ben kafamdan uydurmuyorum.
Sn Neva,

Hakkımda yaptığınız tespitler komik. Hala da yürüttüğünüz mantığa verdiğim cevaba değinmekten kaçınıyorsunuz. Bunun farkındayım :)

Öyle insanları kolay yaftalamak çözüm değil işe de yaramaz. İşe yaramadığını göstermek içinde kaçtığınız cevabı tekrar tekrar buraya asarım ama inanın anlamsız buluyorum. Niçin mi? Çünkü buradan duygularınızın aklınızın önüne geçtiğini çok net görüyorum.

Verdiğim cevaba ilişkin sorularınızı sokakta bulduğunuz aklı çalışan bir çocuğa sorsanız inanın sağlıklı ve hak ettiğiniz cevabı alırsınız.

Neyse amacım kilitli beyinleri veya kin ve nefretle akıllarına perde çekenlerle iddialaşmak değil.

Acılardan, kin ve nefretten uzak, putsuz, uygar bir ülkede yaşama dileğiyle sağlıcakla kalın.

Not:Son mesajımdır.

Neva
11-08-2012, 02:41
Sn Neva,

Hakkımda yaptığınız tespitler komik. Hala da yürüttüğünüz mantığa verdiğim cevaba değinmekten kaçınıyorsunuz. Bunun farkındayım :)

Öyle insanları kolay yaftalamak çözüm değil işe de yaramaz. İşe yaramadığını göstermek içinde kaçtığınız cevabı tekrar tekrar buraya asarım ama inanın anlamsız buluyorum. Niçin mi? Çünkü buradan duygularınızın aklınızın önüne geçtiğini çok net görüyorum.

Verdiğim cevaba ilişkin sorularınızı sokakta bulduğunuz aklı çalışan bir çocuğa sorsanız inanın sağlıklı ve hak ettiğiniz cevabı alırsınız.

Neyse amacım kilitli beyinleri veya kin ve nefretle akıllarına perde çekenlerle iddialaşmak değil.

Acılardan, kin ve nefretten uzak, putsuz, uygar bir ülkede yaşama dileğiyle sağlıcakla kalın.

Not:Son mesajımdır.


Rica ederim, sizin sahsinizda degil, genel olarak gozlemimdi o.

Ben de size gerekli gordugum cevabi verdim.

Kilitsiz bir beyin, kinsiz ve nefretsiz bir ortam istiyorsak, once sorgulamaliyiz.

Ama tarafli bir beyinle degil.

Su'cu, bu'cu olarak degil.

Alintinizda koyulastirdigim birbirini curuten cumlelerinizi dikkate almaniz dilegiyle.. :)

Iyi forumlar,

xcan
25-08-2012, 07:46
Dersimle ilgili bu video çok şey anlatıyor bilginize

http://www.youtube.com/watch?v=gK-SCurC8D0&feature=g-vrec
Sağ duyunuza inanıyorum.
Ülkem insanının birbirine düşmemesi için birbirlerimizi anlamaya çalışsak çok daha iyi iş yapmış oluruz .Öfke ile tarihe saldırmak tarihi değiştirmek ,tarihle yüzleşmek değildir.

Olimpiyat
25-08-2012, 11:10
Bu olay, başka bir ülkede olsaydı,aynı olay tamamen aynı şekilde Türklerin başına gelseydi her yıl Türkler bu katliamı anardı.

Maalesef katliamın ırkına bakılıyor ondan sonra katliam olup olmadığına karar veriliyor.

fdlmania
30-08-2012, 13:06
Dersimle ilgili bu video çok şey anlatıyor bilginize

http://www.youtube.com/watch?v=gK-SCurC8D0&feature=g-vrec
Sağ duyunuza inanıyorum.
Ülkem insanının birbirine düşmemesi için birbirlerimizi anlamaya çalışsak çok daha iyi iş yapmış oluruz .Öfke ile tarihe saldırmak tarihi değiştirmek ,tarihle yüzleşmek değildir.

Sinan Meydan gibi histeri düzeyinde bağnaz Kemalist birinin sözleriyle kapanmaz bu konu.Arşivler açılsın,gerçekleri hep birlikte görelim.

NOLAN
09-10-2012, 20:25
Ceset tepeleri mi?
Nerde/nasıl olmuş bu ceset tepeleri?

sîya evînê
09-10-2012, 21:53
Ceset tepeleri mi?
Nerde/nasıl olmuş bu ceset tepeleri?dersimde 50 bine varan ölü sayısı tepe değil dağ olur.

NOLAN
09-10-2012, 22:11
dersimde 50 bine varan ölü sayısı tepe değil dağ olur.
Nerde yazıyor bu bilgi acaba?

FECHAN
10-10-2012, 00:07
Dersim feodalitedir.
Tunceli cumhuriyettir.
Bu ayrım yapılamazsa tarikatlar,aşiretler savunulur.
Bunun da ilericilikle ilgisi yoktur.

sîya evînê
10-10-2012, 00:09
Nerde yazıyor bu bilgi acaba?
evet, 50 binin spekülatif bir bilgi olduğunu öğrendim .öncelikle bunun için özür dilemem gerekiyor. kaynak güvenilirliği konusunda hassas davranmamız gerkiyor. resmi ağızlardan ve devlet arşivlerinde ölü sayısı için yapılan açıklama 13,160 kişinin hayatını kaybettiği. (David McDowall, A modern history of the Kurds, I.B.Tauris, Mayıs 2004, s.209) böyle bir kaynakta sayının 40 bine yakın olduğu iddia ediliyor. resmi ağızların bugüne kadar , güvenilir tutumlarda bulunmaması 13,160 sayısına güvenilir bakmamı engelliyor doğrusu.sayının bunun üstünde olduğunu düşünüyorum. özellikle sayı nüfus kayıtlarıyla belirlendiği için. kendim 10 yaşına gelmişken ancak bir nüfus cüzdanı sahibi olduğumu düşününce 1937-1938 lerde bu kayıtların şüpe yaratması son derece normal geliyor bana. özellikle de dersim gibi kopuk yaşıyan bir bölgede bu mümkün görünüyor.

NOLAN
10-10-2012, 00:50
evet, 50 binin spekülatif bir bilgi olduğunu öğrendim .öncelikle bunun için özür dilemem gerekiyor. kaynak güvenilirliği konusunda hassas davranmamız gerkiyor. resmi ağızlardan ve devlet arşivlerinde ölü sayısı için yapılan açıklama 13,160 kişinin hayatını kaybettiği. (David McDowall, A modern history of the Kurds, I.B.Tauris, Mayıs 2004, s.209) böyle bir kaynakta sayının 40 bine yakın olduğu iddia ediliyor. resmi ağızların bugüne kadar , güvenilir tutumlarda bulunmaması 13,160 sayısına güvenilir bakmamı engelliyor doğrusu.sayının bunun üstünde olduğunu düşünüyorum. özellikle sayı nüfus kayıtlarıyla belirlendiği için. kendim 10 yaşına gelmişken ancak bir nüfus cüzdanı sahibi olduğumu düşününce 1937-1938 lerde bu kayıtların şüpe yaratması son derece normal geliyor bana. özellikle de dersim gibi kopuk yaşıyan bir bölgede bu mümkün görünüyor.
Sayın baz;bu dersim mevzusu o kadar abartılıyor ki,sanki orada 1 milyon insanı Atatürk bizzat eline silahı almışta öldürmüş deniyor..Böyle saçmalık olmaz..Bakınız şu linkteki bilgilere;
Resmi rakamlara göre, ilk Dersim harekâtında öldürülen isyancı sayıcı sadece 265'tir, şehit asker sayısı ise 29. Toplam idam edilen sayısı ise 7'dir! Bunlar da elebaşları olan aşiret reisleridir.
http://www.turksolu.org/261/erdem261.htm
Mesela;son 10 yılda Akp iktidarında 10.000 işçi,gerekli önlemler alınmadığı için iş kazalarında ölmüşler..!
Bir grup insanlar asıl katilleri,asıl katliamcıları görmek yerine;feodal yapının devam etmesini isteyen ağaların isyanını bastıran Atatürk ve ordusuna pislik atmaktalar..Atatürk kadar başına taş düşsün bu insanların..
Bir tarafta tarihin en büyük devrimlerinden birinde olan isyanlar/savaşlar,diğer tarafta taşeronluk sonucu yok olan hayatlar..
Sadece işçi cinayetleride değil,kadın cinayetleri veya trafikte son 10 yılda yok olan 40.000 kişi..!
Ortada bir devrim yok,bir isyan yok ama onbinlerce insan ölüyor..Bizim insanımız bu ölen insanları görmek yerine kafayı Dersim'e takmış durumda..!
Yatıyor Dersim,kalkıyor Dersim..!

xcan
10-10-2012, 01:33
Sevgili Baz arkadaşım:
Ekonomik geri kalmışlık va baskı sözcüklerinin arasından Ekonomik geri kalmışlığı seçip,Baskı sözümü yok saymanız etnik solcu yanınızı ortaya koyuyor.
Tek gözle bakıyorsunuz dünyaya. U ZUN YAZMIYACAĞIM HATTA YAZMAK İSTEMEDİM BİLE FAKAT BİR İKİ ŞEY BELİRTEYİM.

Abd ile çıkarlarınız kesişmiş!?
Biraz açarmısınız.
Abd ile çıkarlarınız ortaksa söyleyin.Solculuk arkasında durmayın Abd nin Bop projesinde ırkçıyız deyin.
Dersimde 50 bin kişi yalanını reddediyorum.
Sizi bu iddianızı ispata çağırıyorum.
Abd pakistanda Suriyede suç üstü yakalandı Halka terör üzerinde.Çünki ajan olarak kullanacağı işbirlikçileri olmadığı için (Pazar yerlerini masum sivilleri orada kendi bombalamak zorundaydı.
Türkiyede bu işi yaptıracak işbirlikçiler bulmakta zorluk çekmiyorlar.
Yolunuz açık olsun.
Emperyalizm tarafından kullanılmak ,yine yine kullanılmak bir halkın kaderi olmamalı.
Çıkarları kesişmişmiş!
Tartışma benim için bitti .
Lakin Kürt insanları çıkarlarının Bopta olmadığını görecektir.

Baskoylu
10-10-2012, 06:25
Sevgili Dostlar

His kimse inandigi ve sevdigi insanlari koruma adi altinda temize cikarmaya kalkmasin.

Dersim Katliami Bir Soykirimdir.
Dersim Katliami 80 binin uzerinde savunmasiz insanlar hunarca ve insanligin kabul edemiyecegi ve tarihte az gorulmus bir sekilde katledilmistir..

Adolf Hitlerin insanlari firinlarda kavurma politikasini Dersim katliaminda Agillara tek tek koyulan kapidan her gecenin uzerine gaz dokulerek Agillarda cayir cayir yakmasi, Magaralarda insanlarin cayir cayir yakilmasini kendisine ornek almistir.
Ataturk tarafindan gerceklestirilen bu hunarca katliam sayesinde; Adolf Hitlerin ustasi olmustur....

Bazilarina gore TC. ye karsi gelen herkes vatan Hayinidir, herkes Teroristir, ve isbirlikcidir!!!!

Asil Cumhurriyetin kurulusundan sonra vatani emperyalizme peskes cekenler Vatani satmis, Vatana ihanet etmistir, Emperyalistlerle isbiriligi icinde olup vatani satip, Vatana ihanet edenler bugun unlu ve uludur,
vatan icin bedel verenler, olumu kucakliyanlar, cehpede savasanlar ise birer hayin oldu ciktilar......
Dunyani hali ne ilginc degilmi?

Bizlere ogretilen nutuklarla, yalan ve dolanlarla yola cikmak ve bunlarin hepisine inanmak yerine tarihi cok iyi incelemek gerektigine inaniyorum.....

Dersim katliami.
Karadeniz Katliami.
1 Mayis Dunya Isci ve Emekci bayramini..... 1 Mayis Bahar Bayramina cevirerek Isci ve emekci dusmani olan birinin ulu onder olabilecegini dusunenler, Ilerici ve Aydin olma ozelliklerine bile sahip degildir, kaldiki Demokrat ozelliklerini bile yitirmis bir durusa sahiptirler....
Mustafa Suphi ve 14 yoldasini karadenizde bogazlatan yine Ataturk`un kendisidir......
Sosylalizmin ve Kominizmin Turkiye icin tehlikeli goren ve Batili emperyalistlerle isbirligi yapan yine Ataturk`un kendisidir....

Saygilarimla.

xcan
10-10-2012, 06:42
Sevgili Dostlar

His kimse inandigi ve sevdigi insanlari koruma adi altinda temize cikarmaya kalkmasin.

Dersim Katliami Bir Soykirimdir.
Dersim Katliami 80 binin uzerinde savunmasiz insanlar hunarca ve insanligin kabul edemiyecegi ve tarihte az gorulmus bir sekilde katledilmistir..

Adolf Hitlerin insanlari firinlarda kavurma politikasini Dersim katliaminda Agillara tek tek koyulan kapidan her gecenin uzerine gaz dokulerek Agillarda cayir cayir yakmasi, Magaralarda insanlarin cayir cayir yakilmasini kendisine ornek almistir.
Ataturk tarafindan gerceklestirilen bu hunarca katliam sayesinde; Adolf Hitlerin ustasi olmustur....

Bazilarina gore TC. ye karsi gelen herkes vatan Hayinidir, herkes Teroristir, ve isbirlikcidir!!!!

Asil Cumhurriyetin kurulusundan sonra vatani emperyalizme peskes cekenler Vatani satmis, Vatana ihanet etmistir, Emperyalistlerle isbiriligi icinde olup vatani satip, Vatana ihanet edenler bugun unlu ve uludur,
vatan icin bedel verenler, olumu kucakliyanlar, cehpede savasanlar ise birer hayin oldu ciktilar......
Dunyani hali ne ilginc degilmi?

Bizlere ogretilen nutuklarla, yalan ve dolanlarla yola cikmak ve bunlarin hepisine inanmak yerine tarihi cok iyi incelemek gerektigine inaniyorum.....

Dersim katliami.
Karadeniz Katliami.
1 Mayis Dunya Isci ve Emekci bayramini..... 1 Mayis Bahar Bayramina cevirerek Isci ve emekci dusmani olan birinin ulu onder olabilecegini dusunenler, Ilerici ve Aydin olma ozelliklerine bile sahip degildir, kaldiki Demokrat ozelliklerini bile yitirmis bir durusa sahiptirler....
Mustafa Suphi ve 14 yoldasini karadenizde bogazlatan yine Ataturk`un kendisidir......
Sosylalizmin ve Kominizmin Turkiye icin tehlikeli goren ve Batili emperyalistlerle isbirligi yapan yine Ataturk`un kendisidir....

Saygilarimla.
Ayıptır yalan söylemek kaynak verin

Sinan MEYDAN: Dersim'deki Saklı Tarih

CESARETİN VARSA İZLE

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=452250&postcount=232

Bu videoyu izleyebilecek karar aydınmısın?
Buyur izle.
Dersimin nufusu kaçta 80 bin kişi ölmüş.?
Dünya neredeymiş?
İnsan yalan söylerken bile biraz akıllı yalan söyler.
Ayıptır..
Bopa hizmet için bile bu kadar tarih saptırılmaz.
Kanıtlı konuşun.Madde madde yazın suçlamanızı ve kanıtınızı ortaya koyun.
Ağır abi pozlarında ağır tarih cellatlığı yapmayın.
Hayali tarih yazmayın.

Baskoylu
10-10-2012, 08:00
Sayin Xcan

Ben size kaynak verirsem, ve linkini verdiginiz fasist Kemalist Sinan Meydan denen kisinin yalanlarini donemin yine bu duzenin adamlarindan ve yetkililerinden biri olan birinin soyledikleri ile yalanlarsak, bunun butun soyledigi ve anlatmak istedikleri sadece ve sadece Ataturk`u aklama politikasi oldugunu kabul edecekmisiniz?

Dersim katliamini bu ve bunun gibi sahtekarlardan dinlemekmi dogrudur, yoksa canli taniklardan dinelemekmi dogrudur? ayrica devletin kendisi bazi gercekleri acikliyorsa, bir cok gercekleride sakliyorsa.. bu devletin sahtekarligin en acik gostergesidir.

Seyit Riza ve arkadaslarin mezarlarinin yerini bile aciklmaktan korkan TC. kendi fasist kimligini saklamaktadir.. yaptigi katlliamlari saklamaktadir.

Sinan Meydan bazi yalanlari siralarken, Dersim Katliamin Hesabini Sormak Istiyorlar, tarihi arastirmiyorlar, demesinin altinda, Korktugu ve Baslarina gelebilecekleri sezdikleri icin panik yapmaktadirlar..... Bu ve bunun gibi irkci ve milliyetci mantiga hizmet edenler, Ataturk ve onun devami olan fasist duzenin fasist yasalarini aklama mantigidir...

Sozde bu sahtekar arastirmacinin iddasi, Dersim Katliaminda Insanlar gazli bombalarla zehirlenmedigini idda ediyor!!! ama donemin gorevli katillerinden biri olan Ihsan Sabri Caglayangil`in kendi itrafindan dinliyelim.

Sonuc olarak istediginiz kaynak olsun, Siz fasist irkci ve milliyetci Sinan Meydan gibi birinin konusmalarini kaynak olarak gosteriyorsunuz, ben size canli taniklarin konusmalarini kaynak olarak gosterebilirim, bizzat O donemde katliama katilmis olan insanlarin yazilarini kaynak olarak gosterebilirim.

Sahtekar fasist irkci ve milliyetci Sinan Meydan tarihten haberi yok, sadece kendisine gore tarihi carpitiyor......

Asagidaki alinti Sinan Meydan denen satekari yalanci cikarmak icin yeteli bir delildir.

"Bu ‘manevra’lardan birinde Dersim’in kaderi belirlemişti. Bu olayı Celal Bayar’ın ağzından dinleyelim: “Şimdi, Mareşal, Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım. Atatürk malum... Üçümüz Dersim’de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz. Üçümüz bir arada ‘Ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır?’, onu görüşüyoruz. İkisi de Birinci Cihan Harbi’nde muharebe etmişler. Ben daha çok izleyiciyim. Malumatları geniş... Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar. Dersim’in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüşüyorlardı... O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk’le göz göze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı. ‘Ne olacak?’ dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. ‘Anlıyorum efendim, bana hitap edişinizin manasını’ dedim. Atatürk: ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi ve vurduk...” (Kurtul Altuğ, “Celal Bayar Anlatıyor”, Tercüman, 17 Eylül 1986.) Bu mülakatta, Celal Bayar, asıl sorumlunun Atatürk olduğunu ima ediyor, ama kendisinin ‘etkisiz’ eleman olduğunu kabul etmek zor.

Geçen hafta yayınladığım İhsan Sabri Çağlayangil’in konuşmasından anlaşıldığına göre ‘Dersim’i vurmak’ için zehirli gaz kullanılmış, mağaralara sağınmış Dersimliler (Çağlayangil’in deyimiyle) ‘fare gibi zehirlemiş’, ‘yediden yetmişe kesilmişler’ di."

Baskoylu
10-10-2012, 08:26
Ayıptır yalan söylemek kaynak verinSaygili olun, kendinizde olabilecek olumsuzluklari baskasinda gormeye calimaniz.. size yakisan bir durus olsa gerek.

Dersimin nufusu kaçta 80 bin kişi ölmüş.?O donemde Ciban basi gorulen Dersimde Nufus Sayimimi vardi boylesi bir iddada bulunuyorsunuz?
Izmit Depreminde bile Olenlerin sayisini dusuren ve gostermiyen bu fasist duzenin O donemde katlettigi insanlarin sayisinimi verecek!!!!!

Dünya neredeymiş?Sahi yaa, Irak`ta Saddam ABD ye karsi ters dustu diye, 7 milliyon Kurt Halkinin bulundugu bolge koruma altina aldi, 4 kat fazla bir nufuse sahip oldugu Turkiyede`ki Kurt halkinin ugradigi Milli Baski, Milli Zulum ve katliamlara seyirci kalan dunya`ya ne diyeceksiniz??
TC nin kurulusundan beri Turkiye sinirlari icinde olan Turkiye Kurdistaninda ozellikle 1980 den beri 30 binin uzerinde katledilen kurt halkina seyirci kalan Dunya!!!!!!! ya ne demeli!!

Kaldiki O donemde kimsenin kimseye mudahale etmesi soz konusu degildi.... yani baska bir ulke diger bir ulkenin ic islerine karisma gibi bir luxsu yoktu... ABD nin bu konudaki politikasinin ne zaman basladigini tarihi okuyarak ogrenebilirsiniz.

Bopa hizmet için bile bu kadar tarih saptırılmaz.TC ve onun temsilcileri gunumuze kadar tarihi saptirdilar, yalan, hile ve sathekarliklarla gunumuze kadar bizlere nini soylediler, soylemeyede davam ediyorlar.... Karanliklari aydinliga cikarmak, gercekleri ve dogrulari ortaya koymak sizler icin tarih sapitirilyor olabilir.. Cunku efendilerinizden boyle ogrendiniz, degismeniz oldukca zor olur, Milliyetci ve irkci yaklasimlarimizdan uzaklasmadikca.. gercekleri ve dogrulari gormemizin mumkunu yoktur.....

Kanıtlı konuşun.Madde madde yazın suçlamanızı ve kanıtınızı ortaya koyun.Siz sorun bende kanitlarla soylediklerimi kanitliyayim... hangisini soruyorsunuz?
Karadeniz katliaminimi?
Dersim katliaminimi?
1 Mayis Dunya Emekciler Bayraminimi?

Ağır abi pozlarında ağır tarih cellatlığı yapmayın.60 yasimi asmis biriyim, asla cellatlik yapmadim, zindanlarda cellatlara meydan okudum, butun cellatlar insanlik sucu islemektedir, bense bu yasima kadar insanligin kurtulusu ve insanlik icin mucadele veren biriyim.

Hayali tarih yazmayın. Tarihten haberi olmiyan Irkci, Milliyetci ve fasist birinin iddalarini hayali tarih olarak gormuyorsunuz!!! ben size canli taniklarin gerek katliama ugramis gerek katliami yapanlarin bizzat itraflarini acikliyacagim... benim hayali tarih oluyor, sizin gercek tarihmi oluyor!!!!!!!!!!!

Saygi ve Insani Sevgilerimle