PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İSLAM VE TERÖRİZM ARASINDAKİ GİRİFT İLİŞKİ.


haci
07-02-2005, 16:14
Terörizmin en önemli nedenlerinden biri emperyalizmdir. Terörizmin diğer nedenleri de vardır elbette. Din, ırk, miliyetçilik, bağımsızlık, özgürlük gibi nedenler de terörizm doğurabilirler. Ama emperyalizm bu nedenlerin en önemlisidir. Emperyalist güçlere saldırmak sansasyon yaratacağı için çok daha fazla etkilidir. Belfast’da IRA’nin patlattığı bombalarla ikiz kulelerin çöküşü kıyaslanır mı hiç? Amerikan elçiliklerine ve gemilerine yönelik saldırılar da büyük suntalarla verilen haberler olacaklardır. Güçlü ve görkemki bir emperyalist ülkeye saldırmak çok daha büyük bir haber olacaktır. Ama ödeyecek midir? Ölen teröristlerin can ve kanına fiyat biçilebilir mi? Kendini ilkeleri uğruna feda etmeye hazır bir teröristin kaybedeceği hiç bir şey yoktur! Terörizm ödemez diyoruz ama, haklı mıyız? Bu doğru bir ifade midir?
Dünyada mevcut terörist etkinliklerinden çoğunun kökeninde din değil, özgürlük, milliyetçilik, bağımsızlık gibi ilkeler vardır. Din de bunların bir parçası olabilir.

Fakirliğin emperyalizme karşı yaptığı savaşlara kısaca değinelim.
Fakirlik tek başına mevcut değildir ve hiç bir zaman da mevcut olmamıştır. Zenginlik olmadan fakirlik olmaz. Fakirlik ve açlık insanlar tarafından paylaşılır. Bu insanın doğasıdır. Hatta diyebiliriz ki bu canlıların doğasıdır. Zenginlik ve varlık paylaşılmaz. Paylaşılan yalnız yoksulluktur. Çiledir. Izdıraptır. Açlıktır. Aç hayvan eline geçen ilk fırsatta avlanacaktır. Yokluk içinde yaşayan aç ve fakir insan zenginden çalacak ve gerekirse onu öldürecektir. Bu doğa yasasıdır. Doğada ahlak yoktur. Ahlak insanlarla ilgili bir değerdir. Doğa amoraldir... Yani ne ahlakı vardır, ne de yoktur.

Fakirlik ayrıca çoğu kere, açlık, güçsüzlük, yoksulluk, fırsatlardan mahrum olmak, umutsuzluk, adaletsizlik ve karamsarlık ile birlikte olma eğilimi gösterir. Zenginliğin bulunduğu bir ortamda zenginlik ve bunlar birlikte müthiş bir patlayıcı karışımı oluşturacaklardır. Hangi nedenlerden ve hangi kesimden çıkarsa çıksın terörizm, bu karışımı manüple edecektir. Bazı durumlarda terörist örgütler fakir ülkelerden terörist ithal edecek ve onları yetiştireceklerdir.

Fakir Müslüman ülkelerde insanlar terörist değillerdir. Ama yine de, yukardaki nedenlerden dolayı bu insanlar kolaylıkla terörizmin etkisine girebilirler. Çünkü onlar için gelecek karanlıktır. Umut vadetemez. Onlar için geride tek umut kalmıştır. O da ölerek cennete gitmektir.
Ölümden, ölmekten ve öldürmekten korkmayan ve yenilgiyi kabul etmeyi reddeden insanlara karşı galip gelemezsiniz.

Mevcut teröristlerin tümünü yok etseniz bile dünyada şu anda hüküm süren koşulları modifiye etmediğiniz süre, ilerde ortaya çıkacak yeni terörist etkinlikleri durduramazsınız.Teröristleri öldürmekle terörizmi yok edemezsiniz. Önce kaynağını kurutmalısınız. Yani fakirlikle mücadele etmelisiniz. İslam için fakirlik bir erdemdir. Bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu Müslüman’lar da bilirler ama, fakirliklerini başka türlü açıklayacak mazeretleri olmadığı için, bilmezliğe gelirler ve bu şanssız söylentiye sığınırlar. İslam ülkelerinde terörizmin tırmanmasının en büyük nedeni fakirliktir.Tabii yukarda değindiğimiz gibi yoksulluk, cehalet, umutsuzluk, karamsarlıkla birlikte var olacaktır. İslam ile terörizm arasında direkt bir ilişkinin olduğunu sanmıyorum. Yani maddi ve manevi olarak zengin bir İslam toplumu terörizme taviz vermez ve terörist yetiştirmez. Müslüman teröristler fakir ve düşkün Müslüman’lardan celp edilmekte ve terörist olarak yetiştirilmektedirler. Her ne kadar İslam ile terörizm arasında direkt bir ilişki yoksa da, bazı indirekt ilişkilerin olduğu kuşkusuzdur. Onlara sonra değinmek istiyorum.

haci
07-02-2005, 20:28
İSLAM TERÖRE NEDEN BAŞ VURUR

Cehaletin İslam’ın sahip olduğu büyük bir güç olduğunu biliyoruz. Cehaletin yanı sıra İslam’a büyük bir güç daha eşlik eder. O da ümmet dir.. Müslüman’lar hep birlikte bir ümmet oluştururlar. Müslüman’lar güçlerini birbirlerinden alırlar. Geçmişte bu hep böyle olmuştur. Ayrıca Müslüman’lar öteden beri teröre baş vururlar. İslam terörünün çekirdeğinde yalnız fakirlik, düşkünlük, umutsuzluk, bağnazlık ve cehalet yoktur. Aynı zamanda Muhammed’in manevi varlığı etrafında bir araya gelen Müslüman’ların oluşturduğu ümmet kavramı da vardır. Müslüman’lar birbirlerini korurlar, severler ve desteklerler. Birbirlerine sahip çıkar, Müslüman’lar. Hayali bile olsa, bir tehdit altında olduklarına inanan Müslüman’lar, ona topluca yapacakları eylemlerle karşı gelirler. Buna tek kelime ile cihad denir.Maruz kalınan tehtidin doğası ve kapsamı hakkında bir konsensusa varılamıyorsa, büyük çapta bir tepki olan cihadın yerini, küçük çapta bir reaksiyon olan terörizm alır. İslam arada bir teröre baş vurur. Çünkü buna mecburdur.. Çünkü başka çaresi yoktur. Fakir, cahil, bağnaz ve düşkün Müslüman’ların kendilerini başka türlü belirtmeleri ve başka yollara baş vurarak davalarını savunmaları olanaksızdır. Günümüzde İslam’ın elindeki tek etkili güç terörizmdir. Terörizm zayıf, kültür ve entellektüalite yönünden geri ve güçsüz toplum ve inançların, zengin ve daha uygar ülkeleri dize getirebileceği tek yöntemdir. Terörizm Batı’nın romantizm olarak nitelendirdiği kavramlar içinde incelenmelidir.

Terörizm insansal bir çılgınlıktır ve birçok insansal etkinlik gibi, manevi bir başlangıca sahiptir. Her insan terörist olamaz. Yalnız inançları çok kuvvetli olanlar olabilir. Hatta bu bile yetmeyebilir. İmanın Allah aşkı ile bezenmis olması gerekir. Kendini vücuda sarılan bir bomba ile havaya uçurmak sanıldığı kadar basit bir fenomen değildir. Müthiş bir şeydir. Yine de İslam’da çok sayıda romantik teröristler vardır. Sayıları milyonları bulur. Çünkü doğası itibarıyla İslam, terörist yetiştiren bir sistemdir. Fakirlik, düşkünlük ve umutsuzluk terörizmin en önemli katalistidir. İslam ülkeleri fakirdirler. İslam’ın kendisi aslında zor bir dindir. Müritlerinden büyük fedakarlıklar ister. Kendini Allah adına feda etmek onlardan biridir. Bütün bu nitelikler bir araya gelince ortaya son derece patlayıcı bir karışım çıkmaktadır.

İslam geçmişte teröre baş vurmuştur.
İslam günümüzde terörizme baş vurmaktadır.
İslam ilerde terörizme baş vuracaktur.

Bunlar kaçınılmaz yalın gerçeklerdir.

Peki bu İslam’ın kabahati midir?

Elbette! Kabahat başka nerde olabilir? Kabahati bin Ladin’de ve diğer terörist örgütlerde aramak, sorumluluğu başkalarına atmak demektir.

İslam’ın başka çaresi yoktur.
İslam öldürecektir.
İslam mümkün olduğu kadar çok zındık öldürmelidir.
Türk aydınları ve diğerleri kitleler halinde katledilmelidirler. İslam’ın temeli bu tür asasinasyonlar üzerine kurulmuştur. Muhammed’in dininin temelleri katliamlar, cinayetler ve suikstler üzerine inşa edilmiştir.

İslam bu asasinasyonlarda başarısız olduğu an, çökebilir.

Bu suikastler İslam’ın kamçısıdır.

Arada bir ünlü kişileri öldürmek, sağda sonda canlı bombalar patlatmak, geride kalanlar için önemli bir dersdir.

İslam terörün ta kendisidir.

Peki İslam kötü müdür?
Ona inananlar için kötü değildir, elbette..
İslam açısından bazılarının öldürülmesi gereklidir. Onlar İslam’a saldırdıkları için yaşamayı hak etmemektedirler. Onlar İslam’ın düşmanıdırlar. Arada çok sayıda masum insanların da ölümü İslam’ın sorunu değildir. Kurunun yanında yaş da yanabilir.

İslam hoşgörü dini midir?
Elbette…
Bir Müslüman diğer bir Müslümanı hoş görür..

HACI

Tolga
08-02-2005, 19:53
islamın ilk dönemlerine baktığımızda emperyalizmin etkisi çok açıkca görülmektedir.Bu aşamalı olarak şiddetli bir şekilde artarak devam etmiştir.Bu etiden ilk etkilenenler Yahudiler olmuştur.Sonra da müşrikler tabi sonra Arabistandan geçen kervanlarda muhammedin azabından nasiplerine düşeni almışlardır.Tabi Emevileri de unutmamak lazım Arapların ve müslümanların gerçek yüzlerini ortaya acı bir şekilde koymuştur.İzledikleri ırkçı ve şeriatçı politikayla başta türklerin olmak üzere birçok topluluğa kan kusturmuşlardır.E onlar da ne yapsın tabi kutsal kitapları onlara anti dindarlara karşı çok sert davranmalarını istiyor.Öldürmeye kadar götürüyor işi
Din terörizmi yeni değil yani 1400 yıl önce muhammed şimdi saddam,laden........

haci
18-09-2005, 16:29
Bu konuyu güncelleyelim.

HACI

Mutezile
18-09-2005, 20:51
Saptamalarına büyük ölçüde katılmakla birlikte, veciz yazınla ilgili olarak ufak tefek itirazlarım da var sevgili Haci. İtirazlarımla ilgili düşüncelerini dinlemek isterim daha sonra.
''Muhammed’in manevi varlığı etrafında bir araya gelen Müslüman’ların oluşturduğu ümmet kavramı da vardır. Müslüman’lar birbirlerini korurlar, severler ve desteklerler. Birbirlerine sahip çıkar, Müslüman’lar. Hayali bile olsa, bir tehdit altında olduklarına inanan Müslüman’lar, ona topluca yapacakları eylemlerle karşı gelirler.'' (haci) Bu saptamalar İslam açısında
n, de facto tarihi vakıalar açısından kanımca ancak temenni olarak ileri sürülebilir. İslamın şiddete, kılıca, mukateleye, cihada,FÜTUHAT ne kertede cevaz veren bir din olduğunu anlamak için tek bir ayete bile göz atmak kafidir: ''Serkeşlik (itaatsizlik, inatçılık- sevgili Alümünyum kullandığı çirkin ''İFFETSİZLİK kelimesi tabiiki bühtandır-) etmelerinden endişelendiğiniz (NÜŞUZ)kadınları D Ö V Ü N'' (Kur'an: Nisa suresi 34. ayet & Veda haccı hutbesi). Muhammedin zamanında -Asr-ı Saadetteki
savaşları, kıyımları hatırlayalım. Muhammedin hemen ölümünden sonra
iktidar ve hilafet makamı uğruna yapılan Cemel savaşı-ki Hz Ali ile Ehlibey
tin ve tüm müslümanların validesi sayılan Hz Ayşe arasında olup; Ali tara
fı 2000, Ayşe tarafından 12 000 kurban verilir. Savaşanlar arasında Muha
mmedin Ashab-ı, hayatlarında cennetle müjdelenenler ve Ehlibeyti vardır.
Müslüman müslamanı kırmıştır. Kazananların da kaybedenlerinde itikadı
İslamdır. Cemelden sonra Muaviye ve Sıffın savaşına bakalım. Haricilerin
Ali'ye başkaldırmasına bakalım. 18 Ocak 661'de Hz Ali zehirli hançerle
yine müslümanlar tarafından katledilir. Nehrevan savaşına da bakalım.
Nereye bakarsak bakalım Hacı kardeş; ne Asr-ı saadet'te, ne Muhammedi
n ölümünden sonra İslam yandaşları kendi aralarında da barışı sağlama
yeteneğini kendilerinde bulamamışlardır. İslam Fıkhının, Usül-ü Hadis'in,
Şeriat yorumlarının Mezhep farkları yüzünden kördüğüm olmasına hiç gir
miyorum. Mut'a ve Recm Şia'da peygamberin sünneti olarak uygulandığı
halde, Ehl-i sünnet 14 asırdır inkar ve kabul arasında gidip gelmektedir.
Onlarıda anlamak kolay: Bir yanda Buhari ve Müslim'in hadisleri; Kütub-u
Sitte, diğer yanda İmamların ve mezhep önderlerinin görüşleri. Bu nasıl
bir kafa karışıklığıdır, nasıl bir din yorumudur ki, Coğrafyaya, iklime, meşr
ebe göre %100 değişiklik gösterebilmektedir. Kulleteyn hadisesine de giri-
lebilir ama sanırım meramımı anlatabildim. Yahudi şeriatı ile birlikte İslam
şeriatının acımasızlığı (Kısas vb), cinsellik karşısında akıl almaz bir açlık
ve doyumsuzluk;ki e's-Sahihlerde Muhammedin 30 erkek gücünde olduğu
ifade edilmektedir. Cinsellik konusundaki müeyyideler, cevaz verilen hal
ler Akıl ve İzan'ı zorlar niteliktedir. Bir kaç örnek verelim:
'Oruçlu olduğunuz günün gecesinde karılarınızla buluşmanız, size helal edilmiştir.. Allah bildiki nefsinizi yenemeyecek, sabr
edemeyecek bir iştir işleyeceksiniz. Bu yüzden tövbenizi kabul etti, sizi ba
ğışladı. Gayri (kadınlarınızla) buluşun'' (bakara suresi 187). Önceleri rama
zan ayı boyunca cinsellikten men ettiği cemaatin kadınsız kalamayacağını
anladığı için yukarıdaki izni çıkarmıştır. Ömer'in bizzat muhammede bu
konuda ricası kayıtlara geçmiştir. Ayşe'den rivayet:''Peygamber oruçlu iken kadınlarını takbil (öper) eder, mulamese (temas) ve muaneka (sarılıp sevişme) buyururdu.'' Sahih-i Buhari cilt VI S 273. Hadis:916..Yine senedi Ayşe ve Abu davuda rivayetle:''Tanrı elçisi oruçlu iken beni öper dilimi emerdi'' sahih-i Buhari Muhtasarı ve al-Katib'te bölüm VII, S 427.
IV-) Oruç İken Cinsellik Bahsi'ne DİYANET FETVASI
Diyanet gazetesi-yıl 1970 Sayı 3. Sayfa 14'den alınmıştır. (Midenizin kalkmaması temennisi ile-mutezile): Orucu bozup kazayı gerektiren şeyle r :ÖLÜ ile ve HAYVANLA yapılan münasebette İNZALİN vaki olması. Kaza ve kefareti gerektiren haller: Oruçlu olduğunu bilerek DİRİ bir insan ile HANGİ YOLDAN OLURSA OLSUN münasebette bulunmak -inzal vaki olsun veya olmasın farkı yoktur'' Kocasının yatağa davetini kabul etmeyen ya da GECİKTİREN kadına tanrı darılır,ve: ''Ebu Hüreyre (r.a)dan rivaytle:Kocası razı oluncaya kadar Tanrı dargın kalır ve melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler'' Sahih-i Buhari cilt IxS35-6 hadis no:1337
*Kocasının şehvet gailesini gidermenin kadın bakımından günü, saati ve
yeri yoktur:Her ne zaman, nerede olursa olsun ve hatta iki eli ateşte de
olsa gidermelidir. Çünkü Muhammed: Kadın her ne durumda olursa olsun, velev ki ocak başında bulunsun, DERHAL erkeğin cinsi münasebet davetine icabet etmelidir'' diye emretmiştir.Ebu Ali talik b. Aliden rivayet bkz:Riyazüs-Salihin I, 325.Ayrıca A.R.Demircan
*''...Aybaşı (hayız) halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yanaşmayın. Temizlendikten sonra,Allahın size buyurduğu yoldan yaklaşın...'' (Bakara suresi, 222) KURANIN bu apaçık yasağına
Muhammed (s.a.v) KENDİSİ hiç uymamıştır:a) Ümmi Selemeden rivayet:
''Tanrı elçisi ile bir abaya bürünerek yatıyorduk. Derken adetimi gördüm.
hayza mahsus elbisemi giydim.-Adetinmi geldi dediler?Evet dedim. Muhammed beni çağırdı ve saçaklı kadifenin altında kendileriyle yattım''
Sahih-i Buhari cilt I -221, hadis no:206. b)Ayşe'den rivayet:22Tanrı elçi
si ile birlikte her ikimizde cünup iken bir kaptan yıkanırdık. Adet gördüğümde onun emri ile altıma futa (altlık) bağlardım. ben hayız iken teni tenime dokunurdu'' Gazali İlyahü..D. cilt II S.131 c)Yine Ayşe'den rivayet:''Biz eşlerinden biri adet gördüğü zaman Allah resulü adet gören eşine altlık giymesini emreder, sonra onun memelerine yönelirdi.'' Sahih-i Buhari I, S 222 hadis no 208. d)Ayşe'den rivayet:''ben hayız iken Nebi-i Mükerrem başını kucağıma yaslar, Kuran okurdu..Onun başını hayızlı iken tarardım'' Sahih-i Buhari Muhtasarı I, no: 219-220.
Hayızlı (adetli) kadınlara yanaşma metoduna ek olarak son hadis İmam Gazali ve İbn-i Abidin'den aynı sened ve aynı metinle:''Koca hayızlı durum
da bulunan karısından, iki eliyle tenasül aletini tutup istimna etmesini iste
yebilir;onun vücudunu elbisesinin altından okşayıp zevk alabilir, yeter ki dühul etmeye...'' İSLAM BU sevgili Hacı; Paradigmalarıyla, şeriatıyla, Kur'a
nı azimüş Şanıyla, Allah Celle Cellalihu'suyla. İslam BU. Adn cennetlerinde
memeleri yeni tomurcuklanmış yaşıt huriler istiyorsak ne yapmalıyız? Bu günden tezi yok Kıbleye dönmeli, Kelime-i Tevhidi ve Allahın adını tesbih etmeliyiz. İsteyen eder yani; o anlamda söyledim

haci
18-09-2005, 21:21
Sevgili Mutezile
İslam konusunda derin bir bilginiz olduğunu görüyorum. Bütün bu mücadeleleri, sizin kadar olmasa bile, ben de az çok biliyorum. Günümüzde bile onları gözlemliyoruz. En son İran Irak savaşının milyonlarca kurbanı olduğunu unutmayalım. Ben bir gerçekten çok kuramsal bir durumdan bahsetmiştim.. Gerçekleşmeyebilir. Ama İslam'ın Hristiyanlıktan en önemli farkı bu ümmet kavramıdır. Tabii uygulamaları yanlış olabilir. Bu da İslam'la ilgili bir kusurdur. Kimin daha iyi Müslüman olduğu İslam'da tartışma konusudur. Böyle bir konuda konsensusa varamayan taraflar, birbirlerini dinsiz olmakla suçlarlar. Biri için diğerinin katli vacibdir. Bu ilginç fenomen ümmet kavramı ile birlikte ortaya çıkmış ve onunla birlikte tırmanmıştır. İslam'daki çelişkilerin boyutunu göstermesi bakımından bunlar çok ilginç gözlemlerdir. Kur'an'da çok sayıda çelişki olunca, pratik edilen İslam'da da olacaktır, değil mi?

Selamlar

HACI

burkay
19-09-2005, 23:27
kadınları dövün !!! saptırmayın beyler... Bazı çevreler, İslâm’da her erkeğin dört kadınla evlendirildiğini kadının görüşü-nün sorulmadığını kadının hakkının yenildiğini iddia ederler.

Dört kadınla evlilik (Teaddüt-ü Zevcat) İslâm’da bir emir, mutlaka yapılması gereken bir farz değildir. Belli şartlarda belli özelliğe sahip erkeklere tanınan bir olaydır.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Kur’an da Allah’ü Teala tek kadınla evliliği Müslümanlara tavsiye etmektedir. Dolayısıyla İslam’da tek eşlilik esastır.

Peki dört kadınla evlilik meselesi nedir ? İslâm’da bir erkeğin bir, iki, üç en çok dört kadınla evlenmesini belli şartlar dahilinde izin vardır. Bunlar kısaca şöyledir :

1-) İlk hanımın izin vermesi : Kadın kocası ile evlenirken, kocasına, benden sonra başka kadınla evlenmezsen seninle evlenirim der, erkekte kabul ederse bir daha başka bir kadınla erkek evlenmez.

Eğer hanımı izin verirse, erkek ancak o zaman ikinci bir hanımla evlenebilir.

2-) Belli şartlarda ancak erkek ikinci bir kadınla evlenebilir. Mesela ; bir savaş olsa erkeklerin sayısı ülke düzeyinde azalsa (her savaşta olduğu gibi) ülkede kadın nüfusu çok, erkek nüfusu az olsa. Medeni kanunlara göre her erkek bir kadınla evlense, fazlalık olan eşitliğin üstünde fazla olan kadınlar ne yapacak? Zina mı, fuhuş mu ? ( I. Dünya savaşından sonra Almanya’da, Fransa’da olduğu gibi )

Medeni kanunlar buna bir çözüm üretemiyor. Ama İslam’ın (tek kadınla eşlilik genel tavsiyesi yanında) Taaddüt-ü Zevcat meselesi gündeme gelir. Sorun kendiliğinden çözülür.

İlk hanımın iznini alan erkek ikinci eşini alır ve toplumda kim kimin eşi, kim kimin çocuğu belli olur. Toplum ahlakı bozulmamış olur. Türkiye’de çağdaş psikiyatrinin kurucusu olan Pr. Dr. Mazhar Osman bu nedenle şunu söyler : “Ben Taaddüt-ü Zevcatı bir kusur değil, kemali eser olduğuna inanıyorum.”

Zaten Avrupa’da tek eşle yaşayan, zina etmeyen , çocuğu belli olan kaç toplum vardır. Kendi toplumunun yapısını çok iyi ben Pr. Dr. Forel şunu söylemektedir : Avrupa’da tek eş taraftarlığı etiket, riyadan başka bir şey değildir.

Erkek hanımını neden kandırsın ki ? Ya izin alır evlenir yada asla zina yapmaz. Batı ise zina, fuhuş, homo-lezbiyen bir toplum olma yolunda, hayvanlarla cinselliğe yönelmiş bir çağdaş lut kavmi konumundadır. Bu nedenle Angutil, “Acele T. zevcat kabul edilmelidir. Geçen her saat toplumsal bir suç olmaktadır.” demektedir.

Wictor Gambot, Charles Richet; tek eşlilik, kadına hoş görünmek için uydurul-muş yalan gösteriştir derler.

Wictor Marqveritte, Ayandan Gogslere, Dr. Charles Richet, Binet Sanglet... batının içine düştüğü buhranı görüp çok kadınla evliliği savunurlar.

3-) Hanımı izin verirse, ( mali, sosyal-kültürel) şartlarda uygun olsa, erkek kendine sorar: Alacağım yeni eş ile eski eşim arasında adaleti sağlayabilecek miyim ? ikisinin çocuklarında da maddi-manevi adaleti gerçekleştirebilir miyim ? cevabı hayır ise erkek yine evlenemez, hanımı izin verse de. Yani üçüncü şart “adalet” dir.

Bu üç şartta bir arada olmalı. Biri eksik olsa, ikinci eş yasaktır.

Özetle erkek ikinci eşle evlenmek isterse; hanımından izin , kendisinden adalet şartına uyma, şartlarında uygun olması gerekir.

Bir erkeğe dört kadınla evlenme izni varda, bir kadına neden dört erkekle evlen-me izni yok ?

1- Çocuk olsa kimin olduğu nasıl belli olacak. Neslin devamı, miras... buna bağlı. Günümüzde bu DNA testleri ile anlaşılabilir. Ya 1400 seneden beri geçen sürede bu nasıl anlaşılacaktı ? O dönemde de İslam, insan ve evlilik vardı.

2-) Pr. Forel’inde belirttiği gibi erkek çok kadına temayüllüdür. Ama kadın bir erkeği sever (onunla evlenir veya evlenemez..).

3-) Kadın gebe kalınca 4 erkek ne yapar ?

4-) Kadın dokuz ayda, erkek bir kaç günde çocuk sahibi olurlar.

5-) Erkek kıskançtır. (İslâm’da ikinci eş ilk hanımın iznine bağlıdır.)

Şimdi bir örnek verelim :

Bir mümin erkek ve kadın düşünelim. Erkek hanımına kötü yoldaki bir kadını gösterip bana izin ver onunla evlenip onu kötü yoldan kurtaralım dese hanımda izin verse , şartlar uygun olsa adaletli davranacağına erkek kanaat getirirse ve o kadınla evlenirse... boyalı basın olayı nasıl değerlendirir ?

“Erkeğe bak, eşi üzerine kuma aldı. Bu adam aşırı dinci, yobaz der, kadın haklarını savunur rolüne girişmez mi; araba lastiği reklamında mayolu kadınları podyumda yürüten bu medya ?

Kadını bataklıktan kurtarmak suç, onu her gün bir kaç erkeğe satma çağdaşlık kabul edilir. Sanki o satılan kadınlar birinin kızı, kardeşi, annesi değil, uzaydan geldiler...!

Metres hayatını savunanlar T.Zevcata karşıdırlar. Genç kızları kandırıp kullanıp atmak varken evlenmeye niyetin yoksa eline bile dokunamazsın kuralını isterler mi bazı medeni (!)lerimiz

Ayrıca istisnai bir durum olan ve toplumun devamını amaçlayan bu tür konular hakkındaki sorular genelde cevap almak için sorulan sorulardan değildir, art niyetli sorulardır.

İSLAM NORMALDE HER ERKEĞİN BİR KADINLA EVLİLİĞİNİ TAVSİYE EDER AMA YA ŞARTLAR DEĞİŞİRSE?:TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE KADIN NÜFUSU ERKEK NÜFUSUNU GEÇTİ:

ERKEK:35.171.000
KADIN:35.362.000 ( POSTA:06.05.2003)

KAZAKİSTAN'DA VE MALEZYA'DA DURUM DAHA İLERİ BOYUTLARDA ;İKİ ÜÇ KADINA BİR ERKEK DÜŞÜYOR NÜFUS OLARAK...ÇAĞDAŞ(!) SİSTEM DİYOR Kİ BİR ERKEĞE BİR KADIN YA DİĞERLERİ NE YAPACAK...!?İSLAM'DA DİYOR BİR ERKEĞE BİR KADIN AMA ŞARTLAR DEĞİŞİNCE YOLU AÇIYOR VE BELLİ ŞARTLARDA İKİNCİ EŞE DE İZİN VERİYOR

burkay
19-09-2005, 23:54
yahu ben size fesatcısınız dediğimde bana kızıyorsunuz ... islamın terörle ne alakası var ya allah terörü lanetlemiş insan öldürmeyi savaş harici yasaklamış ... ya hiç mi utanmıyorsunuz milyonlarca müslümana iftira atmaya hacı efendi sana art niyetli olduğunu söylemiştim bana bumu senin katkın gibilerinden savunma yaptın yeter artık bu fitneciliği ister kız ister kızma ... başka bir sayfada arkadaş uzun bir yazı yazdı diye eleştieiyorsun senin yazıların çok mu kısa ... neden sürekli islam hakkında savaş için yaşıyorlarmış diye yazıyorsunuz ? öylemi gerçekten hayır öyle değil siz iftira ve yalancısınız iste hakaret say ister başka birşey ... utanın yazdıklarınızdan ... kıskançlığı komplekslerinizi içinizdeki ruhani bunalımı biliyorum kendinizi birkere kaptırmışsınız ... allaha inanmayan insandan hertürlü kötülük gelir ... allah korkusunu içinde yaşayan bir insan ...bir karıncayı ezmekten bile korkar iken islam provakatörlerin yaptığı terörlere bütün islam alemini sokuyorsun ... ozaman senin ailende müslüman onlarda mı terörist .. asıl terörist sizlersiniz allah korkusu olmayan akıllarından zoru olan kendilerini bilim adamı diye adlandıran zavallı insanlarsınız ... ne cevap verireseniz verin ...