Orijinalini görmek için tıklayınız : gazeteci hirant dink öldürüldü !!
lanet olsun cahil sürüsüne !!!
İnanılmaz bir şey..Yine birileri bulanık suda balık avlamaya çıktı anlaşılan.
Bakalım altından ne senaryolar çıkacak.
ntv haber (www.ntv.com.tr/news/397538.asp)
ozgur_beyin
19-01-2007, 16:15
çooook üzüldüm, yazıklar olsun, elleri kırılsın
Yaziklar olsun. Bu kadar aydin dusmani bir toplum gordunuz mu?
hiramusta
19-01-2007, 16:33
Böyle çirkin saldırılarla vatana hizmet ettiğini zanneden zavallılar aslında vatana ihanet ettiklerinin birgün farkına varabilecekler mi acaba?
hiramusta
19-01-2007, 16:36
Taha Akyol:Bu kurşun Türkiye'ye sıkıldı.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=212896
Hırant Dink büyük olasılıkla ideolojik nedenlerle katledildi. Savundukları
neydi ki "ölümü" hak etmişti karanlık güçlere göre ?
Zaman zaman okuduğum yazıları farklı bir pencereden bakmak gibi
güzeldi. O etnik kökeni ne olursa olsun bizden biri, aydın bir insandı.
Aşağıdaki yazı Birgün gztnde 21/12/06 tarihinde yayınlanmış bir köşe yazısı. Kendisini anma adına onu buraya alıyorum.
İnsan Hakları Haftası nedeniyle düzenle-I nen değişik etkinliklerin, panellerin merkezini itiraf etmeliyim ki hep "Kürt sorunu" oluşturdu.
Evet, ifade özgürlüğü gibi daha bir çok başka insan haklan sorunu bu gündem içinde yer aldıysa da illaki gelip bir yerinden Kürt sorununa kilitlendi.
Bu hiç şaşırtıcı değil. Çünkü Türkiye artık gerçek anlamıyla bir kimlik sorunu yaşıyor ve diğer tüm sorunlar da aslında bu merkezi sorunun etrafında dönüyor.
***
Gerçi Kürt sorununu Türkiye'nin yaşadığı kimlik ya da aidiyet sorunsalının birebir ta kendisi olarak kabul etmek doğru bir yaklaşım olmayabilir, bunun yanında Alevilerin, Azınlıkların diğer farklı kesimlerin ve hatta çoğunluğu teşkil eden Müslümanların da bir kimlik sorununun var olduğunu görmek gerekir ama ulaşmış olduğu sert boyutu nedeniyle Kürt sorununun tüm bu sorunların merkezine oturduğunu da görmezden gelemeyiz. Bu merkeze oturmuşluk öylesine güçlü ki diğer sorunların yumuşamasını ve hatta çözümünü dahi kilitleyen bir işleve sahip.
***
Doğrudan Kürt sorununun kendisine geçmeden önce, "Türkiye artık gerçek anlamıyla bir kimlik sorunu yaşıyor" tezime açıklık getireyim. Aslında açıklık getirmeme de gerek yok çünkü bu çok açık.
Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte oluşturulmaya çalışılan yeni kimliğin ana özelliği büyük oranda geçmiş kimliğin unutulması ve unutturulması çabasına dayanıyordu ve bu yeni kimliğe yeni bir kültür, yeni bir tarih, yeni bir dil, yeni bir kıyafet ve tüm bunların top-lamıyla da yeni bir zihniyet giydiriliyordu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok farklı kesimlerden oluşuyordu ama bu zihniyetin talep ettiği ve dayattığı kimlik "Teklik", o teklik ise "Türklük"tü. "Türklük" olarak çerçevelenmiş bu kimlik aslında soyut bir kavram da değildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni oluşturan kurumsal organlar kadar somuttu, kurumsaldı ve kutsaldı. Onun içindir ki bugünün Ceza Yasası'nın meşhur 301. maddesinde diğer somut devlet kurumları Meclis, ordu, başbakanlık, yargı ve güvenlik güçlerinin yanında bir başka kurum olarak "Türklük" de yer almalıydı.
***
Ulus devlet çabasının yarattığı bu kimliği Atatürk'ün Cumhuriyet'in 10. yılında ifade ettiği "Ne mutlu Türküm diyene" deyişiyle tanımlayan ve bunun o deyişle sınırlı kaldığını iddia edenler olsa da bu tespitin gerçeği yansıtmadığı çok belirgin.
Öylesine belirgin ki bu kimliğin içi sonraki dönemlerde çok açık bir şekilde Türk-İslam sentezine dayalı soy-sop hamasetiyle dolduruldu, ırkçılık ve Müslümanlıkla etlendirildi ve sonuçta da bu ülkede yaşayan farklı kimliklerden birinin diğerlerine dayatılmasma dönüştürüldü.
***
Aradan bunca yıl geçmesine rağmen, görüldüğü gibi bu dayatma başarı kazanamadı. Diğer deyişle, tekliğe dayalı bu kimlik tutmadı. Tutmuş olsaydı eğer bugün hâlâ dağlara taşlara "Türkiye Türklerindir" diye yazma gereği kalmazdı... Tutmuş olsaydı eğer kentlerin her bir tepesine devasa bayraklar dikilmesi düşünülmezdi. Sonuçta bu yazılar ya da bayraklar ülkeyi gezen turistler için dikilmiyor, bizatihi bu ülkenin yurttaşlarının gözüne gözüne girsin diye dikiliyor.
Dayatılan bu kimliğin tutmayışının temel göstergesi sadece değişik kesimlerin bugün kimlik ve aidiyet arayışı üzerinden yaşadığı sorunlarda değil. Bizatihi "Türk kimliği"nin kendisi de aslında bir sorunsal ve kendi gerçek aidiyetini arayanlardan biri de o.
Evet, Türkiye artık gerçek anlamıyla bir kimlik sorunu yaşıyor.
Kendi adıma açıkça itiraf etmeliyim ki bu sorunun yaşanmasından birçokları gibi ben de mutluluk duymuyorum. Hatta çok da tehlikeli buluyorum.
Keşke yurttaşlarımıza zamanında onların farklılığının zenginliğini ortadan kaldıran "Teklik" dayatılmasaydı da, gönüllü yurttaşlığı özümsemiş ve farklılığın zenginliğinde buluşmuş yurttaşlarımız tam bir birlik içinde yaşayabilselerdi ve bugün hiç bu aidiyet arayışlarına ihtiyaç kalmasaydı.
***
Sonuçta, kendisini yarattığı kimlikle özdeşleştirmiş, o kimlik yıkılırsa kendisinin de yıkılacağını sanan, o korkuyla da esnek davranamayan ve giderek sertleşen bir devlet pozisyonunu görmezden gelemeyiz. Bunun hakiki bir korku olduğunu görmemiz ve o korkuya ortak olmamız gerekiyor. Yurttaşlığımızı oluşturan ortak kimliğimiz elbette bu haliyle kalmamalı ama asla da yı-kılmamalı. Herkesin kendi kimliğinin kendisine iade edilmesini kuşkusuz arzu etmeliyiz. Ama bizi birbirimize bağlayan ortak kimliğimizi de daha fazla pekiştirmeliyiz.[b]Kendimizle kucaklaşırken birbirimize sırt çevirmemiz hiç ama hiç gerekmiyor.
BİR NOT:
Avukat Behiç Aşçı'nın cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için başlattığı Ölüm Orucu bugün 261. gününü tamamladı. Bir hukuk adamını böylesi ağır bir yöntemi benimsemeye ve uygulamaya iten çaresizlik hepimizin utancı olmalı. Mahkûmların talep ettikleri insani şartlar karşısında Devlet'in bu kadar zorlanması ve inatlaşması kabul edilebilir bir yaklaşım olamaz.
Bir insanı bir odada bir başına yalnızlaştırmak onu canlı canlı tabuta sokmaktır.
Adalet Bakanı bu yalnızlaştırmanın ölümden daha ağır bir ceza olduğunu, ölümün bir kere, yalnızlaşmanın ise her saniye ölüm olduğunu anlamıyor mu?
Adalet Bakanı'na belki de şunu sormak gerekiyor:
"Sayın Bakan şu an eğer siz Adalet Bakanı olmasaydınız, bir insanın, tecridin kaldırılması nedeniyle başlattığı ölüm orucunda onun ölmesine kayıtsız kalabilir miyidiniz?"
Kalamazsanız eğer bugün sizi engelleyen ne?
Devlet adamı olmanız mı?
İyi de hangisi daha önemli?
Devlet adamı olmak mı? İnsan olmak mı?
"Hrant Dink (15 Eylül 1954, Malatya), Ermeni asıllı Türkiye vatandaşı gazetecidir.
Babası Malatya'nın Gürün ilçesinde, annesi Gülvart ise Sivas'ın Kangal ilçesinde doğup büyümüştür. Anne ve babası 1961 yılında İstanbul'a taşınmalarının ardından boşanır. Hrant ve iki kardeşi ailenin bölünmesi ardından Gedikpaşa’daki Ermeni yetimhanesi'ne yerleştirilirler. Bir yandan içinde yaşadıkları Türkiye toplumundan olabildiğince uzaklaşır, Ermenice konuşmadıkları zaman cezalandırılırken, bir yandan da yetimhaneden ayrıldıktan sonra kolaylıkla topluma uyum göstermesi için yetiştirilir.
Dink bu sırada Türkiye'de gelişmekte olan sol siyasetten etkilenir. İllegal Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist çizgisinde siyaset yapmaya başlar. Yakalandığı durumda örgüt ile Ermeni cemaati ilişkilendirilmesin diye ismini mahkeme kanalı ile Fırat olarak değiştirir.
Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Zooloji eğitimi alır. Bir süre sonra yetimhanede birlikte büyüdükleri Rakel ile evlenir. Sol siyasetin teröre kanalize olmuş boyutundan uzaklaşmaya başlar.
Kardeşleriyle birlikte açtıkları yayınevi, kırtasiye işini sürdürürken, eşi Rakel’le birlikte, kendileri gibi Anadolu’dan gelen kimsesiz ve yoksul çocukların yetiştiği Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nı yönetmeye başlar. Açılışından 21 yıl sonra kampa devlet el koyar. Denizli Piyade Alayı'nda sekiz ay yaptığı askerliğinde, bütün arkadaşları çavuş olduğu halde çavuş yapılmaz ve askerliğini er olarak tamamlar.
Bazı cemaat gazetelerinde kitap eleştirileri ile başlayan yazı hayatı, basında çıkan yalan haberlere gönderdiği düzeltmeler ile duyulmaya başlar. Patrikhane’ye, ‘Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır’ diyerek bu amaçla Türkçe bir gazete çıkarmayı önerir. 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayınlanan Agos gazetesi'nin kuruculuğunu, yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını üstlenir. Agos dışında Zaman gazetesi'nde yazar. Yazılarında Türkiye'deki her etnik toplumun ortak ve barış içerisinde yaşaması gerektiğinin altını çizen Dink, aynı zamanda Ermeni cemaatinin patrikhane dışında sivil bir merkezi olması gerektiğini söyler. Ermeni Diasporasına 1915 olayları için soykırım kelimesini içermeyen daha yumuşak muhalefet yürütmeleri çağrısında bulunan Dink, Ekim 2005'te "Türklüğe hakaret"ten 6 ay hapis cezası aldı."
Kaynak ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Hrant_Dink )
19.01.2007 Değerli Gazeteci Yazar Hrant DINK, karanlıkların uşakları tarafından hunharca ve barbarca katledilmiştir.
Allahdan gani gani rahmet diliyorum. Ruhu şad olsun.
Üzüntüm tarifsizdir.
:cry:
Devletinin yargiladigi *bir insani birinin oldurmesini normal buluyorum. Asil cani devlettir. Butun hur dusunurler adina cok uzuldum. Nedense bana, Turan Dursun cinayetini hatirlatti bu olay.
"Cımbızla makalemden böyle bir cümle çıkardılar ve beni o cümle üzerinden mahkum ettiler. Ben Ermeni kimliği üzerine bir yazı yazmıştım ve Ermenilere diyordum ki Türklere olan öfkeniz sizin kanınızı zehirliyor. Atın o zehiri dışınıza ve onun yerinde sizin artık bir devletiniz var Ermenistan var oranın halkı var. Onu doldurun kimliğinize ben burada Türkler ve Ermenileri nasıl kaynaştırırım diye bir çaba içindeyken orada kendilerinin de anlamadıkları bir cümle orataya çıkardılar. Anlayanlar anladı nitekim. Üniversite bilim kurulu anladı, yargıtay başsavcısı anladı ve yargıtay suç bulmayarak karara şerh koygular. Buna rağmen bazı güçler bana haddimi bildirmek istiyorlardı o bildirmeyi oralara kadar sızarak sürdürdüler. Benim için aslolan Türk halkının gönlündeki yerimdir. Türk halkına şunu söylüyorum Benim söylemlerim size sert de gelse benim söylemlerim sizin içinizi de acıtsa yüreğinizi de burksa lütfen bana burkulmayın. Söylemlerime burkulun ama bana burkulmayın. Çünkü ben sizden biriyim ve sizi seviyorum. Benim size düşmanlığım yok. Ben aksine ne yaparız da yeniden birlikte dostça yaşayabiliriz diye düşünüyorum"
ben de sizden biriyim sevgili Hırant ve yaşamım sona erene dek ne yaparız da dostça yaşıyabiliriz üzerine çabalayacağım
Suikast sonucu öldürülen Gazeteci Hrant dink'in 10 Ocak'ta yazdığı son yazı.
Ruh halimin güvercin tedirginliği Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa’dan aşinaydım. 2002 yılında Urfa’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “Türk olmadığımı... Türkiyeli ve Ermeni olduğumu” söylediğim için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.
Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri.
Şişli Savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “Türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti.
Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.Kendimden emindim
Ama hayret işte! Dava açılmıştı.
Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.
O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz’e “Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı.
Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu.
Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.
“Ya sabır” çeke çeke...
Ama dönülmedi.
Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi.
Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım... Kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı.
“Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca.
Davanın her celsesinde “Türkün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. *Her seferinde “Türk düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.
Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.
Tüm bunlara “Ya sabır” çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum. Karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.
Tek silahım samimiyetim Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı. Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.
Hakim “Türk Milleti” adına karar vermişti ve benim “Türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillemişti. Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi.
Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun bağışlanır bir yanı olamazdı.
İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve “Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim”i teyit etmek isteyen basın ve medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum:
“Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay’da temyize başvuracağım ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.”
Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.
Kara mizah
Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS’takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk.
“Kara mizah” dedikleri bu olsa gerek.
Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki?
Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.
“Türk Devleti adına”
İtiraf etmeliyim ki Türkiye’deki “Adalet sistemi”ne ve “Hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.
Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?
Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı’sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.
Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet’i koruyor.
Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet’in güdümünde.
Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “Türk Milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “Türk Milleti adına” değil, “Türk Devleti adına” verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?
Hem sonra zaten, Yargıtay’dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?
Azınlık Vakıfları’nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı?
Başsavcının çabasına rağmen
Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?
Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu.
Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı Genel Kurul’a taşıdı.
Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. Nitekim Genel Kurul’da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.
Güvercin gibi
Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.
Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü.
(Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)
Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil.
Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.
“Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren.
Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.
Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.
Tıpkı bir güvercin gibiyim...
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.
İşte size bedel
Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek?
“Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?”
Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...
İşte size bedel... İşte size bedel...
İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?
Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?
“Ölüm-Kalım” dedikleri
Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız.
Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.
Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında...
O noktada hep çaresiz kaldım.
“Ölüm-Kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.
İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı.
Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.
“Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.
Kalmak ve direnmek
İyi de, gidersek nereye gidecektik?
Ermenistan’a mı?
Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?
Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?
Rahat bana batardı!
“Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi.
Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık ve direnecektik.
Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...
Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.
Ürkek ve özgür
Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.
Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum.
Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.
Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim.
Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.
Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.
Güvercinleri de vururlar!... :(
çok üzüldüm. hepimizin başı sağolsun. *:(
ozgur_beyin
19-01-2007, 17:27
Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim.
karanlık güçler göç etmesini! hiç *istememişler.
Cinayetin ideolojik arka planı şoven Türk milliyetçiliğidir. Türkiye'nin salt Türklerden oluşması gerektiğine inanan şoven milliyetçilik, bu vatanda Türklerden daha bile eski tarihlerde yaşayan üç milleti, yani Rumları, Kürtleri ve Ermenileri bir şekilde yok etmek, yok edemediğinde susturmak, bastırmak veya asimile etmek yoluna gitmektedir. Azınlıkların nasıl bir baskı altında olduğuna son Hrant Dink cinayeti de bir örnektir.
İnsanlar bu ülkede sırf düşünceleri nedeniyle öldürülüyor. Hakim çoğunluğun görüşlerine zıt görüşte olanlar aynı Turan Dursun örneğinde olduğu gibi ya katlediliyor, ya hapislere giriyor ya da bir şekilde baskı altına alınıyor. Orhan Pamuk olayında da benzerini yaşadık. Geçtiğimiz yıl da Trabzon'da bir papaz öldürülmüştü. Bunların suçu salt bireylerin üstüne atılamaz. Hakim sistemin sonucudur.
Ateistler, Aleviler, Ermeniler, Yahudiler, eşcinseller, Kürtler vs. *Ülkemizde hemen her türlü azınlık üzerinde ağır baskılar söz konusu. Bunların hemen hepsi de devletin politikasının sonuçlarıdır. Bu nedenle çeşitli devlet görevlilerinin Hrant Dink cinayetini kınamaları pek samimi değildir, anlamlı değildir.
Musa anteri bana hatırlatı :cry:
Allah rahmet eylesin
Sevgili Hrant Dink
* * *Yarım asıra yaklaşan ömrüm demokrasi mücadelesinde ölenlerin agıtlarını yakmakla geçti. Hepsi birer degerdiler. Hepsinin kafalarının içinde dopdolu beyinleri, gögüslerinin içinde çelik gibi yürekleri vardı. Yaşamları boyunca bir tek tercih yaptılar. Tercihlerini insandan, emekçiden ve ezilenlerden yana koydular.
* * * Egemen olan sömürü düzenine karşı tek başına kalsalar da mücadele ettiler. Bedenlerine kilit vurulmaya çalışılsa da düşüncelerine set konmaya çalışılsa da özgürleştiler ve daha fazla özgürleştiler. Bir özgürlük meşalesi olup insanlıgı aydınlattılar. Sen de bunlardan biriydin. Anlamlı yaşamın, mücadele ile, insan sevgisi ile geçti. *
* * * *Sen bölünmemeyi direttin. Devlet ve egemenler bölünmeyi. Sen farklılıkları ortaya koyarak anlamlı ve ilkeli bir birligi savundun, egemenler ve devlet ise bölüp, yönetmeyi.
* * * *Bu kahpe karanlıgın uşakları zannediyorlar ki ölümle bizleri korkutabilecekler. Turan Dursun'u öldürdüler, bugün binlerce Turan Dursun yaşıyor. Ve ben sana bu Turan Dursunların arasından sesleniyorum. Emin ol ki, yarın başka biri, binlerce Hrant Dink'lerin arasından seslenecek.
* * * *Agıt yakmaktan vazgeçtim artık, meşale olmaktır azmim. Meşale olarak, aydınlanarak, aydınlatarak seni anabilirim ancak. Ve artık yaş akmayan gözlerimi ufka çevirerek şöyle bir kere daha bagırmak istiyorum.
* * * Ölüm nereden gelirse gelsin, hoş geldi sefa geldi.
* * * saygılarımla
simonuniti
19-01-2007, 18:39
Bu adi milliyetcilik oyunlari *ne zaman bitecek.
Vahseti ve Kan Kokusunu kendilerine amac edinenler var oldugu surece serefsizce
kendi insanimizi katlederiz boyle.Kahrolsun Milliyetcilik
ne öncekiler, nede hirant dink cinayeti yeni yetme bir ite mal edilemez
bunun sorumlusu devlettir
bunun sorumlusu siyasallaşan yargıdır
bunun sorumlusu çıkarları uğruna cahil koyun sürülerini peşlerine takan
sözde milliyetçi, dinci, şaklabanlardır
şimdi iyimi oldu, ülkenin başı göğe mi erdi, ermeni yasasının geçmediği tüm ülke *parlamentolarında geçecek, şimdi sessiz kalıp hirant dink,i koruma zahmetine girmeyen siyasiler hangi yüzle gidip bu yasa geçmesin diyecekler, açın bakın tüm dünya basınında, tüm dünya televizyonlarında *flash haber olarak geçti
Yeni ırkçılarımız olayı çözümlemişler. Olayı yapan kesinlikle ama kesinlikle milliyetçi değilmiş. Bir zamanlar Demirel "Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz" diyordu. Halbuki adamlar takır takır adam vuruyorlardı. Şimdi kendini solcu sayan yeni ırkçılar böyle söylüyor. Bakın:
Sözde Ermeni Soykırımı yasasının ABD,Fransa ve çeşitli Batı ülkelerinde birbiri ardına parlamentolara getirildiği ve Türkiye'nin Irak'a Kerkük olayından dolayı müdahale etmeyi tartıştığı bir dönemde meydana gelmesi bu olayın arkasında ABD ve Batı'nın İstihbarat güçlerinin olduğunu ortaya koyuyor.Hrant Dink'in öldürülmesinin,Batı'da ve Holding Basınında Türkiye'nin Tam Bağımsızlığını savunan güçlerin üstüne atmak için *kullanılacağı anlaşılıyor.Tam bağımsızlıkçı ulusalcı güçlerin hedefi ABD ve Batıdır.Haçlı İrticanın görevine soyunan hiçbir piyon ulusalcı güçlerin hedefi değildir.Ulusalcı güçler terör yapmaz. Türkiye'nin vatan savunması hattına girdiği bu olay ile daha net ortaya çıkmıştır.ABD ve Batı Türkiye'ye karşı sözde ermeni soykırımını kabul ettirmek için *kampanyayı artıracağını saptayabiliriz.Türkiye'nin en haklı davasında Türkiye'yi güçsüz duruma düşürmeyi amaç edinmesi nedeniyle,tetiği çektirenin ABD ve Batı olduğu nettir.
http://www.yazarcizer.com/article1992.html
Çözüm olarak da vatan savunması daha da büyük önem taşıyor sonucunu çıkarmışlar. Ne diyeyim, insanın aklı bi kere şaşmaya gördün. Ne olacağı belli olmuyor.
dersimmm
19-01-2007, 20:06
ön yargı diceksiniz, olamaz diceksiniz
ama yapan köpekler ülkücü şerefsizlerden başkası değildir
http://img77.imageshack.us/img77/6580/91qz6.jpg
körlerin ülkesinde bir gören daha kör edildi
Yazik lar olsun !
Diyecek kelime bulamiyorum.
Daha sirada kac kisi var?
deli_cevat
19-01-2007, 21:55
ülkücü bir ite kurşun sıktırma seneryosu yeni değil
lanet olsun topuna lanet olsun
demokrasiye sıkılan kurşun lanet olsun
commandante
19-01-2007, 22:19
kahrtolsun ırkçılık kahrolsun dincilik kahrolsun bütün ayrımcılıklar ne zaman anlayış ve kardeşliği öğreneceğiz ne zaman biliceğiz insanların kıymetini.....
erencan68
19-01-2007, 22:21
Halkların kardeşliğine sıkılmış bir kurşun.
Saldırıyı şiddetle kınıyor ve Hrant Dink 'e Allah'tan rahmet diliyorum.
Ruhu şad olsun...........
ALLAH BELALARINI VESİN.. *:oops:
abim bunnar ne Türk ne Müsnüman ne Allaha inanan issannar.
Yazık yazık yanı.Duşman bu kadan zarar vermez kendi memleketine..
Şindi hopop gene aVrupalının azına sakız olduk.10 sene geriye yürü bakalım..
hanı bunu *düşünüyom* gavur kendi yapmışda olabilir.Çünküm Türk olan kendi milletine bu kadan kötülük yapmas.
Allah ramet etsin Hırat abim.. Kusurumuza bakma abim.. :cry: *:cry: *:cry:
kardeşin cemal.
Cemal bu biçim ifadeler böyle:
"abim bunnar ne Türk ne Müsnüman ne Allaha inanan issannar. "
Ne demek bu katil allaha inanmayan bir insan demek? Katil, bu durumda bir ateist mi olmak durumunda? Bu sonuca nereden varıyorsun?
Allaha inananan kişi adam öldürümez mi? Adam öldürürenler dinsiz mi oluyor? ben böyel anlıyorum yazdıklarından.
abim bunnar ne Türk ne Müsnüman ne Allaha inanan issannar
--------------
* * * Sevgili Cemal
* * * Maalesef bunlar Türk olmadıgı için, Müslüman olmadıgı için, Allah a inanmadıgı için bu vatandaşımızı öldürdüler *.
* * *Hedef Türk olmadıgı için Türklerin, Müslüman olmadıgı iin müslümanların, Allah a inanmadıgı için inananların arasında şüpheli aramak iktiza ediyor. Tabii komplo teorileri hariç.
* * *Sonuç, gerçegi öldürmege çalışıyorlar. Ama biz biliyoruz ki güneş balçıkla *sıvanmıyor. Saat 23 ü geçmiş ve insanlar yürüyorlar ellerinde pankartlarla.
* * * * saygılarımla
Hani allahın verdiği canı yalnız allah alırdı?şimdi de inanan ark.lar bu da allahın almaına vesile oldu derse çok gülerim bu acı bi zamanda.
hani islamdaki hoşgörü?bu mu hoşgörü?
sodomo--
20-01-2007, 01:03
Batı cephesinde değişen bir şey yok.
Abdi İpekçi, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Danıştay suikasti vb. aydın ve saygın kişi ve kurumlara yönelik bir çok suikastten birisi.
Genellikle tetikçiler bulunur bulunmasına da arkadakiler izlerini kayettirir. Mesela Abdi İpkeçi ve Papa suikastini de sadece Ağca yapmıştır. Herhangi bir Ağaca röpörtajını dinleyin anlayacaksınız ki, Ağca cezaevinden tek başına kaçmıştır, yurt dışına tek başına çıkmıştır ve papaya tek başına suikast yapmıştır. Haa arada ona yardım eden dostları vardır ama o dostlar sadece onu seven dostlarıdır ve suikaste kadar da onun böyle bir şey yapacağını bilmemektedirler.
Tabii arada bir Ağca ile röportajlar sansasyonel bir habermiş gibi tanıtılır ve saatlerce Ağca dinlettirilir ve siz de dinlersiniz acaba adam *farklı bir şey mi söyleyecek diye ama o ele vermez onu destekleyenleri, yardım edenleri veya suikastinin asıl amaçlarını.
Aynı Danıştay suikastinde olduğu gibi suikastçi bir gazete resmini cebinde taşıyarak göstermiştir "kişisel" kinini ve kafasına koymuştur o eylemi yapacaktır ve o eylem de sadece ona ait bir eylemdir. Tabii ne hikmetse Danıştay'ın kameraları da çalışmaz o gün tesadüf bu ya...Suikastten sonra suikastçi yakalanır polis soruştrmasına maruz kalır ama ne soruşturma ?!
"Silahı nereden buldun" sorusuna "Maltepe'de birisi verdi" der suikastçi ama *kimdir o veren belli değildir. Sanki adam Maltepe'de yürürken tanımadığı birisi yanına yaklaşmış ve silahı vermiştir ona...
Komiktir ama öyledir o silahı veren hiç bir zaman bulunmaz.
Evet arkadaşlar kabule edelim ki, ideolojisini ırkçılık, mezhepçilik ve dincilik üzerine bina etmiş bir "derin devlet" gerçeği ile karşı karşıyayız.
Bu cinayet zaten öteden beri süregelen seri cinayetlerin devamıdır.
80 öncesi Abdi İpkeçi cinayeti ve Maraş, Çorum, Sivas da Alevi katliamları
80 sonrası Madımak'da Alevi katliamı ve çok yazar ve aydına suikast...
Nefret üreten bir dincilik
Nefret üreten bir mezhepçilik
Nefret üreten bir milliyetçilik
Türkiye'nin geleceğinde olmayacaktır.
Eğer suikastçiler yakalanırsa takip edin, arkadaki isimlere ulaşılacak mı yoksa arkası gizlenmeye mi çalışılacak ? Eğer suikast "kişiselleştiriliyorsa" anlayın ki, bu bir "derin devlet" cinayetidir.
Ama söylediğim gibi onlar Türkiye'nin geleceğinde olmayacaktır.
dilaver amca bideunutmuşum yazmaya...
yokarda dediklerime ilave ediyom..
BUNNAR İNSANDA deil::
:cry: cml
dersimmm
20-01-2007, 01:32
hemen senaryo hazır DIŞ ODAKLAR
içerdeki köpeklere bakan yok...
Bu ülkede yılllarca, solcu , alevi, kürt insanlarımızı acımadan öldüren alçak, ermeni hrant dink öldürülünce , sıkıntıdan ne yapacaklarını şaşırdı, liyakatsız namussuzlar. bir komonis öldürülse, için için bir de mutlu olurlardı.
Allah bu katil kahpe ajanı yok etsin inşallah ...
bence yakışan bir evladımızı kaybettik manşeti olmalıdır .hrant hakkında suç duyurusu yapan şişli cumhuriyet savcısı müdahil olarak dava ya katılan avukat neyse ismi kemal mi ne.onlar bu haltı orhan pamuk için tezgahlamışlardı piyango bu kardeşimize çarptı .şişlide linç edeceklerdi son anda önlendi ,demek bu kardeşimiz daha savunmasız bırakılmış gladyo devam ediyor arkadaşlar en umulmadık anda kendilerini gündeme getiriyorlar.301 bu hükümetin sonunu getirecektir.Hrantı suçlu bulan hakim ve bu kararı onayan yargıtay üyelerini de kınıyorum hepimizin başı sağolsun .
Sevgili Hrant,
Sana sikilan kursun yalniz seni oldurmekle kalmadi, icinde insanlik, kardeslik, birlik olan herbirimizi de derinden agir yaraladi. Bugun meslektaslarinin hakkinda yaptiklari ovguyu dinlerken, goz yaslarimi tutamadim. Seni bu kadar sevenler varken, nasil bu duruma gelindigini aklim almadi. Suclu yalniz tetigi ceken , cektirenler degil, biraz hepimiziz. Hep birlikte ayaga kalkip seslenemedik, seni koruyamadik.
*Sen gittin gitmesine, ancak olumunun heba olmayacagina inaniyorum."Bize degmiyen yilan bin yasasin", "dur bakalim be olacak" zihniyetini temelden degistirecegini umit ediyorum. Hrant Dink'lerin sokaklari doldurmalari biraz hafifletti acilarimi.
* Ailene ve butun dostlarina, ki milyonlarca olduguna eminim, sabir ve metanet diliyorum.
Kalmak ve direnmek
İyi de, gidersek nereye gidecektik? Ermenistan’a mı? Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi? Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi. Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım? Rahat bana batardı! “Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi. Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik. Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı... Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.
Ürkek ve özgür
Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten. Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum. Bu dava kaç yıl sürer, bilemem. Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim. Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım. Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.
Sevgili Hrant Dink,
Sen bu ülkenin gerçek bir yurtseveriydin. Üzüntüm sonsuz. Sen insanlık mücadelende başı dik, alnı ak bir şekilde aramızdan ayrıldın. Ürkek bir güvercine bile tahamül edemediler. Bu kana susamı akbabalar bilsinler ki Hrant Drink ölmedi. Peşinden gelecek binlerce Hrant Drinkler var. Aynı şeyi Turan Dursuna da yaptılar. Bu gün binlerce Turan Dursunların olduğu gibi. Uğur Mumcuların, Taner Kışlaların,Bahriye Üçokların, Muammer Aksoyların olduğu gibi...
Eğer insanlık bugünlere kadar gelebilmişse toplumsal çıkarı kendi çıkarlarının üstünde tutan bu cesur aydınların kahramanca mücadeleleriyle olmuştur. Bu bedeller sayesinde insanlık bu güne gelmiştir.
Evet. Her zaman söylüyorum. Bu ülke üzerinde oyunlar oynanmakta. Hrant Drink'in öldürülmesi de bu oyunun bir parçasıdır. Bu ülkenin MİT Başkanı o bir yurtseverdi diyorsa biraz düşünmek lazım. O en azından bizler kadar ülkesini ve milletini seven bir aydındı. Gerçek bir demokrasi mücadelesi verdi hep. Bu ülkede Türkler kadar başka azınlıklarında olduğunu onlarında bu ülkede hakları olduğunu hep savundu. Bu azınlıkların bu ülkenin bir mozayiği olduğunu bunların kardeşçe bir arada yaşamalarının ise gerçek bir demokrasiyle mümkün olabileceğini hep savundu. Ama bu düşünce kana suşamış bu akbabaların işine gelmedi. Yıllardır vatan. millet, din edebiyatıyla sürüleştirilen bu halk bunu haketmiyor. Israrla Hrant Dink gibi bu ülkesini ve milletini seven gerçek yurtseverler olarak insanlarımızı aydınlatmaya devam edelim. Ve Hrant Dink'e uzanan eller kırılsın diyorum. Yakınlarına da sabır diliyorum...
Demokratik,Laik ve Hukuk devletinin gereklerinin,ülke içinde yaşayan herkesi kucaklaması için büyük çaba harcayan ama tıpkı sevgili Turan Dursun gibi, aydınlanmanın önünde engel,o karanlıkların eli kanlı katilleri tarafından hunharca ve kalleşçe öldürülen sevgili Hırant Dink ölümünle insanlık bir darbe daha aldı.
Huzur içinde yat çünkü sen ,insanlık adına,demokrasi adına açılan o bayrağı gerçekten mükemmel taşıdın.
Üzüntümü ise sevgili vartor ağabeyim dile getirmiş :
"Sana sikilan kursun yalniz seni oldurmekle kalmadi, icinde insanlik, kardeslik, birlik olan herbirimizi de derinden agir yaraladi. Bugun meslektaslarinin hakkinda yaptiklari ovguyu dinlerken, goz yaslarimi tutamadim. Seni bu kadar sevenler varken, nasil bu duruma gelindigini aklim almadi. Suclu yalniz tetigi ceken , cektirenler degil, biraz hepimiziz. Hep birlikte ayaga kalkip seslenemedik, seni koruyamadik"
Affet bizi lütfen,çünkü ben kendimi affedemiyorum * :cry:
spartacus
20-01-2007, 10:41
Osmanlıdan beridir böyle bu. Hatta daha evvelden beridir böyle, tek tip insan tek tip toplum tek tip sürü yaratmak isteyener neredeyse yüzyıllar süren uğraşları ile başardı bunu... Kendileri saraylarda, omuzlarına bastıkları milyonlar ise karanlıkta, cahillikte, açlıkta, sefalette...
İnsan olduğunu, sürü olduğunun ayırdımana varan, duygularını, hislerini, inançlarını kullandırmayan ve kullanmayan insanlar azınlık kaldı. İnsanı savunmak, insani bir dünyada yaşamak isteği bile azınlığa düştü... Dünyada en alçak şeylerden biriside insanların inançlarını, duygularını kullanmak değilmidir?
20 Yıldır her seçim döneminde gördüğüm bir şey var! Daha o günlerde alçaklaşan siyasete bile bu denli yansıyan bir şey...
Sürüyü istiyorsunuz, sürüyü arkanıza almak istiyorsunuz, ama bu sürü bilmem kaç bin yıldır kahramanlarca güdülüyor. Bir yerlere gelmek için kahraman olmanız lazım.
"Bayrak İnmez Ezan Susmaz"
İşte, açlık sınırı altında yaşayanların milyonlarca olduğu bir memlekette, sicili hiç bir zaman temiz olmayanlar,ın kahraman olmaya ihtiyacı vardır.
Bayrak İnmez: Birileri bayrağı indirmeye çalışıyor! Demek ki kahraman birileri çıkmalı. Yapay bir saldırı savaş psikolojisi ile önce yapay bir düşman oluşturuyor. Sonra ise bu yapay düşmana karşı savaşmış oluyor ve kendisini kahraman ilan ediyor.
Ezan Susmaz!: Birileri topyekün Ezan sussun diyor, bayrağı indirenler gibi ülkede ezanıda susturmuşlar! Yapay düşman yine hazır, hazır çünkü birileri düzmece kahraman olmak istiyor! Bu sayede malı götürecek, sömürecek milyonların hem maddiyatını hemde maneviyatını. Tarih hep böylke sömürgenleri tarihi, bunların ölülerine verilen değer, mezarına verilen değer, acından ne yapacağını şaşırmış kanlı, canlı yaşayan milyonlara verilmiyor..
Paket açılacak milyonlarca insan açlığa daha çok yaklaşacaktır, Kardak kayalarına bayrak çekerler! IMF Vermeyin işçiye memura zam, Asgari ücrete zam yapmayın, Köylüye taban Fiyatını düşürün..... İmzalar atılırken, Hakkarinin orta yerinde bomba patlatılır! Birileri kurban seçilirken, gürültü ve patırtı arasında bir bir atılır, bizim insanımıza ekmeği bile çok gördük sözleşmelerine imzalar.... Yada bir minareye dinamit yerleştirilir, sürü yönlendirilmelidir!
Bu ülkede ise yıllardır bu düzmece olanlar destekleniyor, bunu gören kimleride çıkarına çark ediyor, vatan, millet, sakarya, bayrak, ezan... kervanına katılıyor. Bu bize diğer taraftanda milyonlarca insanın nasılda basit oyunlarla sürüleştiğinide gösteriyor.
O halde sıra suçluları oluşturmakta.
Bayrak İnmez: Suçlu, N.Hikmet, A.Arif, M.Anter...............
Ezan Susmaz: Suçlu, Çorum Maraş, T.Dursun, B.Üçok, A.Nesin, Sivas...
Birileri Bu oyunların farkına varmamalı, varan ve aydınlatmaya çalışan suçlular: U.Mumcu, A.İpekçi,....Hrant Dink.
Sistemini, düzenini insan teri ve insan kanı üzerine kuranlar her zaman korkularında, bekçi köpekler beslerler. En iyi şekillerde yedirir, giyidirir, organize ederler, işe yaramaz olduklarında ise temizlerler. Hatta KAHRAMANDIRLAR, Katillerdir, Vatan Kahramanlarıdırlar. Çünkü Koyunlara köpek ve kahramanlarada kahramanlaşmaları için Kurt(katil), birde sürekli senaryolar lazımdır
Bakın bir ülke düşünün, toplum yüzyıllarca düşman psikolojisi ile yetişmiş, 1 tane komşusu var mı düşman olmayan?! Bırakın komşusunu kendi içinde bile düşmanlıklar oluşturmamış mı? Düşman kim:İNSAN...
Gerçekler Acı söyler, yalan ise hoş bir namedir!
"Bursa'da havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan'a düşman,
fakir-köylü Hatçe kadına,
ırgat Süleyman'a düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman.."
N.Hikmet, Piraye İçin Yazılmış saat 21-22 şiirleri.
Hirat Dink'in oldurulmeden bir hafta once 12 Ocak 2007'de yazdigi yazi. Bu yazida aslinda cinayetin nasil adim adim geldigini de anlatmis. Adeta katillerin kim oldugunu onceden anlatiyor.
Niçin hedef seçildim?
Başlarken bir not: Hiç işlemediğim “Türklüğü aşağılamak” suçundan 6 aya mahkum oldum. Şimdi artık son çare olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidiyorum. 17 Ocak tarihine kadar avukatlarım başvuruyu gerçekleştirecekler ve benden de başvuruya eklemek için olayların gelişimini anlatan bir yazı istediler. Ben de dosyaya konacak bu yazıyı kamuoyuyla paylaşmayı uygun gördüm. Çünkü benim için AİHM’in kararı kadar ve hatta ondan daha fazla Türkiye toplumunun vicdani kararı önemli. Birkaç hafta sürecek bu yazı dizisindeki bazı bilgileri ve ruh halimi muhtemelen AİHM’e başvurmak mecburiyetinde kalmasaydım ilelebet kendime de saklayabilirdim. Ama madem ki iş bu noktaya kadar geldi olan biten herşeyi paylaşmak galiba en iyisi...
Sadece benim değil, sadece Ermenilerin de değil... Tüm kamuoyunun merak ettiği ve sormaktan kendini alamadığı soru şu: “Türklüğü aşağılamak suçlamasıyla 301’den soruşturma ya da dava açılan hemen herkes için bir biçimiyle teknik ya da hukuki çözüm bulundu ve dava mahkumiyete varmadan daha ilk celselerde sonuçlandı da, Hrant Dink niye 6 aya mahkum oldu?”
Hafif atlatılanlar...
Bu aslında yanlış bir tespit ya da gereksiz bir soru değil. Anımsanırsa eğer Orhan Pamuk için dava celsesi başlamadan daha, “Ne yapılabilir de dava düşürülebilir?” diye az takla atılmadı. Kimine göre Adalet Bakanlığı’nın yargılama için izin vermesi gerekiyordu, dolayısıyla oraya sormak gerekirdi. Nitekim öyle de yapıldı. Topun kendisine atıldığını gören Adalet Bakanı ise sıkışmışlığın arasında bir yandan Pamuk’a ateş püskürdü, bir yandan da ortaya çıkıp “Ben böyle bir şey demedim” demesi için çağrılarda bulundu. Sonuçta “Pamuk davası”nın ilk celsesi gerçekleşti ve bu ilk duruşma esnasında yaşanan vandalist saldırılarla Türkiye dünyaya rezil olunca, davanın ikinci celsesi aynı şekilde yaşanmasın diye de ikinci celsenin yapılmasına bile gerek kalmadan dava düşürüldü ve Pamuk’un 301 macerası teknik bir çözümle sona erdirilmiş oldu. Benzer sürecin daha hafifi ise Elif Şafak davasında yaşandı. Öncesinde hayli patırtısı koparılan dava daha ilk celsesinde, Şafak’ın mahkemeye görünmesine bile gerek kalmadan, sona erdirildi. Bu teknik çözümlerden herkes memnundu. Başbakan Tayyip Erdoğan dahi Şafak’a telefon açıp geçmiş olsun dileğinde bulundu. Benzer “Hafif atlatmaları” Ermeni Konferansı’nın sonrasında yazdıkları nedeniyle haklarında “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla dava açılan gazeteci ve akademisyen arkadaşlar da yaşadılar.
Cevaplanamayan...
Bu davaların bu şekilde hafif atlatılmış olmasını kıskandığım sanılmasın. Aksine bu davaların ya da soruşturmaların açılmış olması dahi mağdurları açısından çok ağır bir bedeldir ve tüm bu davalardan yargılanan arkadaşların yaşamış oldukları haksızlığın ne gibi bir ağırlık taşıdığını en iyi bilenlerdenim ve paylaşanlardanım. Benim derdim onların davalarında gösterilen kaygı ve telaşın, Hrant Dink davasında niçin gösterilmediğini sorgulamak ve cevaplamak. Nitekim gördük ki, bu hafif atlatmalar Hükümet’e bir tür obsiyon verdi ve 301’in kaldırılmasını isteyen Avrupa Birliği’nin baskısı karşısında, “Sonuçları güzel” bu uygulamalar örnek olarak gösterilebildi ancak Hükümet’in 301’e ilişkin elinin kolunun bağlı kaldığı ve Avrupa Birliği yetkililerine herhangi bir cevap yetiştiremediği tek örnek ise Hrant Dink’in mahkumiyet almış olması oldu. Konu o davaya geldiğinde diller kilitlendi. Sahi, “Türklüğü aşağılamak suçlamasıyla 301’den soruşturma ya da dava açılan hemen herkes için bir biçimiyle teknik ya da hukuki çözüm bulundu ve dava mahkumiyete varmadan daha ilk celselerde sonuçlandı da, Hrant Dink, üstelik de hiç suç işlemediği bir yazısında, niçin 6 aya mahkum oldu?”
Ermeni olmamın rolü
Evet, bu cevaba hepimizin ihtiyacı var! Özellikle de benim. Sonuçta bu ülkenin bir yurttaşıyım ve ısrarla herkesle eşit olmak istiyorum. Ermeni olduğum için kuşkusuz bundan önce birçok olumsuz ayrımcılıklar yaşadım. Sözgelimi 1986 yılında Denizli 12. Piyade Alayı’na kısa dönem askerlik (8 aylık) için gittiğimde, devremdeki tüm arkadaşlarıma yemin töreninden sonra erbaş rütbesi taktılar ve bir tek beni ayırıp er olarak bıraktılar. İki çocuk sahibi koca bir adamdım, umursamamam gerekiyordu belki. Üstelik bir tür rahatlık dahi sağlamıştı. Nöbet ya da daha zorlu görevler de verilmeyecekti. Amma velakin fena koymuştu bu ayrımcılık. Tören sonrasında herkes ailesiyle mutluluğunu paylaşırken, teneke barakanın arkasında, tek başıma iki saat boyunca ağladığımı hiç unutamıyorum. Alay komutanımın odasına çağırıp, “Üzülme, bir sorunun olursa gel bana” deyişi hâlâ belleğimde bir yara. 301’den yargılanış, aklanış ya da mahkum oluş bir rütbe takdimi değil hiç kuşkusuz. Dolayısıyla “Onlara verilmediğine göre bana da verilmemeliydi”, hele hele de “Bana verdiklerine göre onlara da verilmeliydi” arayışında asla olamam. Ama ayrımcılığa uğramanın tecrübeleriyle pişmiş biri olarak ussal refleksimin şu soruyu sormaktan da hiç geri durmadığını itiraf etmeliyim: “Benim Ermeni olmamın bu sonuçta bir rolü oldu mu?”
Bildiklerim ve sezdiklerim
Bu soruya karşılık, bildiklerimi ve sezdiklerimi yan yana getirdiğimde verebileceğim bir cevap var elbet. Özeti de şu: Birileri karar verdi ve “Bu Hrant Dink artık çok olmaya başladı... Ona haddini bildirmek gerek” diyerek harekete geçti. Kabul ediyorum, kendimi ve Ermeni kimliğimi çok merkeze alan bir iddia bu. Abarttığım öne sürülebilir. Ne var ki benim ruhsal algılamam bu... Elimdeki veriler ve yaşadıklarım bana bu iddiam dışında bir seçenek bırakmıyor. İyisi mi şimdi bana düşen tüm yaşadıklarımı ve sezgilerimi sizlere aktarmak. Sonrası sizin bileceğiniz.
Haddimin bildirilmesi
Öncelikle Hrant Dink’in “Çok olmasına” biraz açıklık getireyim. Dink zaten epeyi bir süredir dikkatlerini çekiyor, canlarını sıkıyordu. 1996 yılıyla birlikte, AGOS’u çıkardığından beri Ermeni toplumunun sorunlarını dile getirirken, haklarını talep ederken ya da tarihin konuşulmasına ilişkin Türk resmi tezinin hoşuna gitmeyen kendi duruşunu sergilerken, arada bir çizmeyi aştığı olmuyor değildi ancak asıl bardağı taşıran damla 6 Şubat 2004 tarihinde AGOS’ta yayınlanan “Sabiha Gökçen” haberi oldu. Dink imzasıyla ve “Sabiha-Hatun’un sırrı” başlığıyla verilen haberde Gökçen’in Ermenistanlı akrabaları konuşuyor ve Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in aslında yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetim olduğunu iddia ediyorlardı. Bu haber, Türkiye’nin en çok satan gazetesi Hürriyet’te 21 Şubat 2004 tarihinde AGOS’tan alıntılanarak manşetten verilince olanlar oldu ve Türkiye’de yer yerinden oynadı. 15 günü aşkın bir süre tüm köşe yazarları habere ilişkin olumlu, olumsuz yorumlarda bulundular, değişik kesimlerden değişik beyanatlar verildi. Tüm bunların içinde en önemlisi ise Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı yazılı açıklama oldu. Genelkurmay bu haberi yapanlara karşı “Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa karşı bir cürümdür” açıklamasıyla tepki koyuyordu. Onlara göre bu haberi yapanlar art niyetliydi, Türk kadınının miti ve sembolü haline dönüştürülmüş bir kişinin Türklüğünü birden bire onun üstünden çekerek o kimlikte deprem yaratmaya çalışıyorlardı. Kimdi bu densizler, kimdi bu Hrant Dink? Ona haddi bildirilmeliydi!
Resmi sohbete davet
Genelkurmay bildirisi 22 Şubat Pazar günü yayınlandı. Evimde, televizyon haberlerinden dinledim uzun bildiriyi. O gece çok rahat değildim. Ertesi gün muhakkak birşeyler olacağını seziyordum. Nitekim tecrübelerim ve sezgilerim beni yanıltmadı. Ertesi gün sabahın erken saatinde çaldı telefonum. İstanbul Vali yardımcılarından biri arıyordu. Sert bir tonla, habere ilişkin elimdeki belgelerle Valiliğe beklediğini bildirdi. “Bu çağrının hangi amaçla yapıldığını?” sorduğumda ise “Sohbet etmek ve elinizdeki belgeleri görmek” şeklinde yanıtladı. Tecrübeli gazeteci dostlarımı aradım, bu çağrının hangi anlama geldiğini sordum. “Bu tür sohbetlerin gelenekten olmadığı gibi bunun yasal bir prosedür de olmadığını ancak elimdeki belgelerle davete icabet etmemin doğru olacağını” telkin ettiler.
Dikkatli olmalıydım
Tavsiyeye uydum ve elimdeki belgelerle birlikte Vali Yardımcısı’nın yanına gittim. Hayli nazikti Vali Yardımcısı. İçeri buyur ettiğinde, odasında biri bayan iki kişi daha oturuyordu. Nazikçe “Onların kendisinin yakınları olduğunu, sohbetimizde hazır bulunmalarında bir mahzur görüp görmediğimi?” sordu. “Bir mahzur görmediğimi” söyleyip oturduğumda zaten ortamın nazikliğini kavramıştım. Hiç beklemeden girişi yaptı Vali Yardımcısı. “Hrant bey” diyordu “Siz, tecrübeli bir gazetecisiniz. Daha dikkatli haber yapmanız gerekmez mi? Sonra böyle haberlere ne gerek var? Bakın ortalık nasıl allak bullak oldu. Hayır, biz sizi biliyoruz ama sokaktaki adam ne bilsin? Bu tür haberleri başka bir niyetle yapıyorsunuz sanabilir. Bakın şu elimdeki evrakı görüyor musunuz? Ermeni Patriği’nin bir başvurusu vardı, bazı internet sitelerinde Ermeni toplumunun bazı kurumlarına yönelik bazı densizler terör sayılabilecek girişimlerde bulunmaya çalışıyorlarmış. İşte biz de onları aradık ve Bursa’da bulduk, sonunda adalete de teslim ettik. Ama bakın işte sokaklar ne gibi insanlarla dolu. Bu tür haberlere daha dikkat etmek gerekmez mi?” Vali Yardımcısı’nın bu girişle başladığı sohbete, odadaki misafirlerden erkek olan da katıldı ve ondan sonra da zaten sözü bir daha başkasına bırakmadı. Vali Yardımcısı’nın sözlerini daha da net bir üslupla bu kez o yineledi. Dikkatli olmamı, ülkeyi ve ortamı gerecek girişimlerden kaçınmamı telkin ediyordu: “Sizin yazdığınız bazı yazılardan, her ne kadar üslubunuza katılmasak da, niyetinizin kötü olmadığını anlayabiliyoruz, ancak herkes bunu böyle anlamayabilir ve toplumun tepkisini üzerinize çekebilirsiniz” diyerek de beni kerelerce uyarıyordu. Ben ise haberi hangi niyetle yaptığımı anlatmakla yetindim. Birincisi ben gazeteciydim ve bu bir gazeteciyi heyecanlandıracak bir haberdi. İkincisi de, Ermeni sorununu hep ölenler üzerinden konuşmak yerine biraz da kalanlar ve yaşayanlar üzerinden konuşmayı denemek istiyordum. Ama görüyordum ki kalanlar üzerinden konuşmak daha zordu! Odadan ayrılacaktım ki götürdüğüm belgeleri görmek ya da almak için ısrar bile etmediklerini farkettim. Belgeleri isteyip istemediklerini onlara ben anımsattım ve verdim. Zaten de konuşmaların içeriğinden, beni hangi amaçla oraya çağırdıkları belliydi. Haddimi bilmeliydim... Dikkatli olmalıydım... Yoksa iyi olmazdı!
Artık hedefteydim
Hakikaten de sonrası iyi olmadı. Valiliğe çağrıldığımın ertesi gününden itibaren birçok gazetede birçok köşe yazarı Ermeni kimliği üzerine yazmış olduğum deneme serisinin içinde geçen “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermenilerin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur” cümlesini cımbızlayarak, bununla Türk düşmanlığı yaptığımı ortak bir kampanyayla dile getirmeye başladılar. Bu yayınların ardından ise 26 Şubat günü İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanı Levent Temiz’in başını çektiği bir grup ülkücü, AGOS’un kapısına gelerek aleyhime sloganlar attı ve tehditlerde bulundu. Polis gösterinin olacağını önceden haber almıştı. AGOS içinde ve kapısında gereken önlemleri aldı. Tüm televizyon kanalları ve gazete muhabirleri de haberdar edilmişlerdi, hepsi AGOS’un önündeydi. Grubun kullandığı sloganlar çok netti: “Ya sev ya terk et”, “Kahrolsun ASALA”, “Bir gece ansızın gelebiliriz” Grubun lideri Levent Temiz’in yaptığı konuşmada hedef açık ve seçikti: “Hrant Dink, bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir.” Grup gösterisini yapıp dağıldı. Ama ne hikmetse o gün ve ertesi gün herhangi bir televizyon kanalında (Kanal 7 hariç), herhangi bir gazetede (Özgür Gündem hariç) haber geçilmedi. Belli ki Ülkücü grubu AGOS’un kapısına yönlendiren güç, basını ve medyayı da o olumsuz görüntü ve sloganların ardından blokaj altına -bir iki fireyle- almayı başarmıştı.
Tehlikenin eşiğinde
AGOS’un önünde benzer bir gösteri de birkaç gün sonra kendilerini “Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Federasyonu” olarak adlandıran grup tarafından yapıldı. Ardından da devreye o güne değin hiçbir popülaritesi olmayan Av. Kemal Kerinçsiz ve onun başkanlığını yaptığı Büyük Hukukçular Birliği girdi. Kerinçsiz ve arkadaşları Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na giderek, hakkımda suç duyurusunda bulundular. Bu başvuruyla birlikte, Türkiye’nin itibarını bütünüyle zedeleyen 301 davalarına da hız verilmiş oldu. Benimle ilgili ise yeni ve tehlikeli bir süreç başlıyordu. Gerçi ben hayatım boyunca hep tehlikelerin etrafında dolaşmıştım. Ya tehlikeler beni çok sevmişti, ya ben tehlikeleri... Ve işte yine uçurumun kıyısındaydım. Peşimde tekrar birileri vardı. Onları seziyordum. Ve onların Kerinçsiz ekibiyle sınırlı ve salt onlardan oluşacak denli sıradan ve görünür olmadıklarını çok iyi biliyordum.
Hrant Dink (12 Ocak 2007) AGOS Sayı: 563
Aferin aferin çok iyi yaptınız bravo! Ellerinize sağlık!
Zaten imajı yerlerde sürünen ülkemin imajı yerin dibine girdi! Yazıktır günahtır! Bırakın söylesin insanlar,yazssınlar yahu! Savunsunlar! Niye öldürüyonuz?
Gerçi bunu yapan ve yaptıran vatan hainidir! Alın şimdi size bir milli mesele daha.buyurun açıklayın! Umarım faili meçhul kalmaz da aklanırız millet olarak.Yoksa işimiz iş.Tam da dengelerin en hassas olduğu bu dönemde.
Aferin aferin çok iyi yaptınız bravo! Ellerinize sağlık!
Zaten imajı yerlerde sürünen ülkemin imajı yerin dibine girdi! Yazıktır günahtır! Bırakın söylesin insanlar,yazssınlar yahu! Savunsunlar! Niye öldürüyonuz?
Gerçi bunu yapan ve yaptıran vatan hainidir! Alın şimdi size bir milli mesele daha.buyurun açıklayın! Umarım faili meçhul kalmaz da aklanırız millet olarak.Yoksa işimiz iş.Tam da dengelerin en hassas olduğu bu dönemde.
Faili bulunduğunda acaba bütün sorunlar çözülecek mi ? *Bu yoksayma zihniyeti bitecek mi? kan üzerine siyaset yapanların sonu gelecek mi ?
Katili yönlendirilenler yargılanacak mı ? ırkçılık sıloganları atan medya yargılanacakmı *mı ?
Büyük oyunlar dar açılardan bakarak anlaşılamaz. Hrant Dink'in öldürülmesi meselesini Türk milliyetçiliğine, tahammülsüz halka, yabancı düşmanlığına vesaireye bağlamak olayın arkasındaki gerçek matematiğin anlaşılmasını imkansız kılar. Konuya vakıf olanlar bilir ki halk bunun gibi denklemlerde bir insiyatif değildir. En "demokratik" ülkede yaşayan halklar dahil bütün halklar gibi bizim halkın da aslında kelimenin tam manasıyla dünyadan haberi yoktur.
Bu olay, ya da operasyon, ya da hamle, ABD'deki seçimlerin demokratlar lehine neticelendirilmesi, 2007 yılının Türkiye'de iki tane seçime gebe olması, ve Kuzey Irak'a giriş senaryolarının masaya yatırıldığı bir döneme denk getirilmesi açılarından değerlendirilmeden doğru yorumlanamaz.
Bu arada bir insanın ölmesi elbette insani boyutta trajiktir. Ancak insani boyut büyük oyunlarda asırlardır hiç nazar-ı itibare alınmamıştır, ve alınmayacaktır. Bu o boyutun önemsiz bir boyut olduğu anlamına gelmez tabii. Ancak vurgulanması gereken nokta şu ki, o boyuttan bakarak büyük resmi görmeye çalışmak akılsızlık olacaktır. Ya o boyutta kalıp Hrant'a ağıt yakalım, ya da "zoom out" edip analitik çıkarımlarda bulunalım. İkisini bir arada yapmaya kalkmanın kaçınılmaz sonucu zırvalamaktır çünkü.
Aferin aferin çok iyi yaptınız bravo! Ellerinize sağlık!
Zaten imajı yerlerde sürünen ülkemin imajı yerin dibine girdi! Yazıktır günahtır! Bırakın söylesin insanlar,yazssınlar yahu! Savunsunlar! Niye öldürüyonuz?
Gerçi bunu yapan ve yaptıran vatan hainidir! Alın şimdi size bir milli mesele daha.buyurun açıklayın! Umarım faili meçhul kalmaz da aklanırız millet olarak.Yoksa işimiz iş.Tam da dengelerin en hassas olduğu bu dönemde.
Faili bulunduğunda acaba bütün sorunlar çözülecek mi ? *Bu yoksayma zihniyeti bitecek mi? kan üzerine siyaset yapanların sonu gelecek mi ?
Katili yönlendirilenler yargılanacak mı ? ırkçılık sıloganları atan medya yargılanacakmı *mı ?
Evet dostum haklısın.ancak kim ya da kimlerin yaptığı-yaptırdığı ortaya çıkması kayda değerdir.Tabi.Şehir dışında olduğum için pek takip edemedim.
Biz de umuyoruz ancak bu cennet vatana sahip olduğumuz için bu tür vakalar olacaktır hep geçmişte olduğu gibi.Bize sadece böyle olmadığını savunmak düşecek kardeşçe el ele :wink:
simonuniti
20-01-2007, 15:07
Büyük oyunlar dar açılardan bakarak anlaşılamaz. Hrant Dink'in öldürülmesi meselesini Türk milliyetçiliğine, tahammülsüz halka, yabancı düşmanlığına vesaireye bağlamak olayın arkasındaki gerçek matematiğin anlaşılmasını imkansız kılar. Konuya vakıf olanlar bilir ki halk bunun gibi denklemlerde bir insiyatif değildir. En "demokratik" ülkede yaşayan halklar dahil bütün halklar gibi bizim halkın da aslında kelimenin tam manasıyla dünyadan haberi yoktur.
Bu olay, ya da operasyon, ya da hamle, ABD'deki seçimlerin demokratlar lehine neticelendirilmesi, 2007 yılının Türkiye'de iki tane seçime gebe olması, ve Kuzey Irak'a giriş senaryolarının masaya yatırıldığı bir döneme denk getirilmesi açılarından değerlendirilmeden doğru yorumlanamaz.
Bu arada bir insanın ölmesi elbette insani boyutta trajiktir. Ancak insani boyut büyük oyunlarda asırlardır hiç nazar-ı itibare alınmamıştır, ve alınmayacaktır. Bu o boyutun önemsiz bir boyut olduğu anlamına gelmez tabii. Ancak vurgulanması gereken nokta şu ki, o boyuttan bakarak büyük resmi görmeye çalışmak akılsızlık olacaktır. Ya o boyutta kalıp Hrant'a ağıt yakalım, ya da "zoom out" edip analitik çıkarımlarda bulunalım. İkisini bir arada yapmaya kalkmanın kaçınılmaz sonucu zırvalamaktır çünkü.
her zaman ki bos laflar....
Biz oldurduk kardesim biz.....Sen,ben,bu forumdakiler,tum turkiye.
Ayni daha once oldurduklerimiz gibi.Kardes katlini vacip sayan padisahin torunlariyiz biz.
Oldurmek bizim isimiz ama haince,,,savasarak degil.
Ne mutlu insan oldururum diyene
her zaman ki bos laflar....
Biz oldurduk kardesim biz.....Sen,ben,bu forumdakiler,tum turkiye.
Ayni daha once oldurduklerimiz gibi.Kardes katlini vacip sayan padisahin torunlariyiz biz.
Oldurmek bizim isimiz ama haince,,,savasarak degil.
Ne mutlu insan oldururum diyene
Haklısın dostum şimdi öküz altında buzağı arıyorlar bugune kadar ırkçılıksöylemleri yapanlar yine suçu başklarına yüklüyor kardeşliği bozanlar hep dış mihrakları suçlayanlardır.
İşte kaçınılmaz sonuç derken tam da bunu kast ediyordum.
Kennedy'yi bir kurşun sekiz çizerek öldürmüştü, Arthur Köstler evinde karısıyla birlikte intihar etti, David Kelly de bir anda depresyona girip 29 tablet co-proxamol yutup sol bileğini kesti. Ama şimdi düşünüyorum da bence bunları da biz öldürmüş olmalıyız.
"Ne mutlu Türk'üm diyene" lafından ziyade, "Türk milleti zekidir" lafı üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gerekiyor.
simonuniti
20-01-2007, 16:17
Babam bana bir keresinde sunu demisti:
"OSMANLIda Oyun cok"
Dogru kardesim biz zekiyiz.
Çok üzücü ve
şiddetle tel'in edilmesi gereken bir olay.
İster, ilkel milliyetçilik güdüsü ile ,
ister komplo teorisi bakışıyla Türkiye
üzerine oynanan oyunların bir parçası olarak yapıldığı algılansın,
son derece çirkin bir olay.
Hırant Dink,
bu memlekette diyalog ortamının sağlanması için
uğraşan aydın bir Ermeni kardeşimizdi.
Söyledikleri içerisinde,
bazılarının zor kabul edebileceği yargılar olabilirdi.
Ama inanç ve iddialarını fikri düzeyde sürdüren bir insandı.
Öldürüldü.
Yazık.
Ermeni veya Türk olması önemli değil,
bir insanımız öldürüldü.
Bir insan öldürüldü.
Haince ve pusu ile.
Ancak bu ölüm,
bazı insanlara , içlerindeki bazı ezilmişlikleri veya hevesleri uğruna,
Türk insanına ve Türklüğe
içlerindekini kusmaları için bir vesile olmamalıdır.
Burada, Rum, Ermeni,Kürt ve benzeri kimliklerimizle
bin yıldır yaşıyoruz.
Upuzun bin yıl.
Doğruları ve bazen de yanlışları ile bin yıllık bir beraberlik.
Sevinçleriyle,
hüzünleriyle.
Depremiyle,
seliyle.
Bolluğu bereketiyle, kıtlığı ve yokluğuyla..
Vatanı beraber savunduğumuz Kürt kardeşlerimizle,
her türlü ince sanatı yapan Ermeni kardeşlerimizle,
sanayide her türlü ustalığı bize öğreten Rum kardeşlerimizle,
ticaretin inceliklerini ve dürüstlüğünü öğrendiğimiz Yahudi kardeşlerimizle.
Ama bu hüzünler içimizdeki,
en az bu menfur suikast kadar çirkin olan;
"Oldurmek bizim isimiz ama haince,,,savasarak degil.
Ne mutlu insan oldururum diyene"
yargılarımızı dışa vurarak değil.
Türke böyle damga vurmak kimsenin haddi değildir.
Üzgün ve kızgın zamanlarda,
aklı selimi kaybetmemek,
çok erdemli bir davranıştır.
Buradaki bütün kıymetli Dostlarımı ,
zaten sahip oldukları erdem içerisinde bulunmaya davet ediyorum.
Aldostu.
ne istediler adamdan !! bu ülkede yada bu topraklarda özgürlük yok mu ?? adam ermeni kökenli diye hedef gösterilmesi ,vatan haini betimlenmesi neye göre? bir insanın hayatı bu kadar mı ucuz!! onu öldürenler Dink e değil barışa , huzura sıktılar o şerefsiz kurşunu.. ne istiyorsunuz amacınız gayeniz nedir .
Sevgili Hrant,
Hic degilse, bu forumda, bircok dostlarin biraraya gelerek, insanlik, dostluk adina seslenislerine vesile oldun. Hatta kayiplara karisan kardeslerimiz bile ortaya cikti sana seslenebilmek icin.
* Olumun cok aci. Eger insanlik yolunda verdigin savasi destekliyerek, sana buradan birlikte seslenebildigimiz gibi ,hep bir arada olmamiza, kardes dostluk hislerimizin tepismesine ulke capinda sebep olacaksa, olumun, sen goremesen de, hayatini bosa kaybetmedigini dusundurup, dostlarini sevindirecegini umit ediyorum.
* *Tarihe degilse bile, kalplerimizde yazili kalacaktir senin insanligin....
merve ne zamandır senide göremiyorduk ..yoksa sadece benmi rastlamıyordum ?
geçmişte 12 eylül zamanlarındada bir sürü akıl , bilim adamı ,aydın insanlar öldürülmüştü ..bunun sorunmlusu kimlerdir ..tanrı size bunumu öğretiyor ..yoksa sadece suç bu işi gerçekleştirenlerde mi ??
Hrant Dinki , müslümanların kameri yılbaşı gecesinde (19 ocak 2007-29 Zilhicce 1427 Cuma) öldürdüler.
halkımızın çocuklarını gözlerini kırpmadan öldüren alçakların *amcaları, bir hristiyan öldürünce, tir tir titrediler, ne yapsak filan oldular.
İşte kuranın "namazlarına yuh çektiği müslümanlar" (bkz:maun suresi, enfal 35, ve kafirun suresi). Hristiyan öldürülünce titreyen, ama *öz evlatlarımız, yiğit çocuklarımız solcular, aleviler, kürtler öldürülünce oh çeken istimna yapan, Cumhuriyetimizşn ve milletimizin çökertilmesi karşısında hiç bir toplumcu ve yurttsever önlem alamayacak ve söylem sahibi olamayacak *imansız allahsız kitapsızlar güruhu.,
Katil belli oldu Ogün Samas ve bir ermeni olduğu söylendi.Babası ihbar etmiş.Bakalım herşey belli olsunda tartışırız...
seyyah3441
20-01-2007, 23:09
YERİNE KOYAMADIĞIN ŞEYİ YOK ETME.................................
ÖLÜMÜ KİM VE NE HAKLI KILABİLİR.....BİRAZ DAHA İNSANLIK *DOSTLAR.......
87 yıldır hep olaylar sonrası devletin işi olduğu söylenir durur bende 47 yaşındayım 30 yıldır düşünür dururum kim veya kimler den oluşur bu devletler diye halende çözemedim şu devlet deki kişileri ben açıkçası devletdeki kişileri butoplumdaki her insan biliyor kanısındayım nerdenmi diye sorulacak olursa tüm devlet kurumlarında çalışan kişiler le iç içeyaşamıyormuyuz karşılaştığımızda ya selam verir ya ürkek görünür ya pişmiş kele gibi sırıtarak davranır bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek kendini ve gelecek güzel yarınlarına satarlar çünkü yarınlar hem güzel hemde bu uğurda nelere feda ediyor insan değilmi bu ölümcül olaylar kısacası iyi düşünülür ise tek suç devlet değip kestirip atmamalı bence esas suçlular çiftçi işçi memur öğretmen politikacı siyasetçi tüm sivil örgütler esasda ana babalar daha sayamadığım kesimlerin topluluğu işte böyle bir ülke böyle bir devlet oluşturmuşuz neden suçlularbunlar derseniz aziz nesin butopluma %60 dan %90 cıkan aptallar topluluğu olduğunu söğledi doğrumu söğlemişti bencedoğru söğledi çünkü bugünkü ülkemizin iç dış olaylar karşısındaki toplumun duyarlı durumunu *özetler gibidir son söz suçluların özendirildiği her olay sonu devletin diyerek devletimizden soğutulan çocuklarımıza iyi ve doğru bilğilendirmeyerek gelecelerini sanki başka devletler kuracakmış inancına kapılmış durumdalar o zamanda özlenen türkiye çocuklarımızdan uzaklaşıyor buda doğru yolda değiliz demektir yinede gelen nesil bunu başaracağından eminim iyi akşamlar diliyorum herkese
bebekarlito
21-01-2007, 04:36
ne hrantmış be. bırakalım babacanlar bu ülkede ona yaşama diyen mi vardı? kendi kimliğinin beline vura vura ermeni olduğunu söylüyor ve sanki söylememesini isteyenler gruhu varmış gibi... ben Türk'üm onun aslını söylemesinden neden çekineyim? ama işler öyle bir hale geldi ki kişi ayrımcılık var derken bile kendini kenara koyup da bu işlere giriyor. Milliyetçiliğin bu olaydan dolayı neden alaşağı edildiğinide anlamıyorum. Adresi ne kadar da ezbere biliyorsunuz! Olayı çözdüğünüze göre söylenecek bişey kalmamış.
bu olayın metafizik yönleri de olabilir. Rant Dink, ermeni idi ama yahudi miydi acaba?
katilin soyadı, samast , ne demektir, hangi dildendir?
herşeyden önemlisi, katil bu katil düzendir, evlatlarımıza halkımıza milletimize insanca, toplumcu bir düzen , yaşam öğretmeyen ve sağlamayan katil düzendir.
bir ton solcu evladımızı öldürdüler katiller, alevilerimizi durduk yerde katlettiler alçaklar.
bunlar anasıyla bacısıyla yatıyor diye iftiralar attılar , allahsız ,imansız kafirler. kendi halkımız, öz halkımız olan alevileri böyle dışladılar , kürtlerimizi küçümsediler, bölücülük yaptı kafirler...
bir solcu, alevi, kürt öldürülse bu kadar ağlanmazdı ......lar.
katilin ermeni olduğu nerden çıkmış? bu çok enteresan , eğer doğruysa. o zaman derin analizlere yapmak gerekir.
agnostic_z
23-01-2007, 17:11
Bugün sınavım vardı.Hrand Dink'in cenazesi sebebiyle okula yetişemedim çünkü metro,ulaşım vs allak bullak olmuştu ama sorun değil,mazeret sınavı yapar hoca umarım :D Cenazeye de katıldım.Gördüğüm tablo beni şaşırttı açıkçası.Tesettürlüsü,açığı,ortodoksu müslümanı,kürdü hemen herkes orda ülkemizin böyle vahşice ve barbarca bi cinayetle içine düşürülmek istendiği kumpasa tek bi yürekten hayır diyebiliyordu.Herkes elele,omuz omuza.İnanın sevinçten ve şaşkınlıktan dumura uğradım.Burda çoğu inanmayanın ve inananın defeatle istediği inanıyosan bile kardeşçe yaşa,omuz omuza dünyamızı cennetimizi yapabiliriz çabaları sanırım sitemizdeki birçok üye için de artık ütopyaydı,benim için de ama gördüğüm tablo bunun mümkün olabileceğini gösterdi tüm çıplaklığıyla.Herkes birlik oldu,faili meçhul ama oynanmak isteyen oynu belli olan bu duruma kardeşçe tepkisini dile getirdi.Ne mutlu!Umarım bu durum her daim ve her yerde kendisini gösterir ve böylece Atatürk'ümüzün ektiği tek ulus,tek vatan,kardeşçe ve çağdaş toplum tohumları tekrardan yeşerir;ülkemizi ve bizi oyuna getirmek isteyenler de avcunu yalarlar.Bunu bilakis belirttikten sonra beni üzen ve olmasını çok istediğim birşey vardı;törende ben Türk Bayrağı göremedim,gidenleriniz veya görenleriniz varsa yanlış olmasın ama ben göremedim.O da biz de bu vatanın evlatları değil miydik;neden bayrağımız ortalarda yoktu sorusu da oldu mutlaka?
Bugün sınavım vardı.Hrand Dink'in cenazesi sebebiyle okula yetişemedim çünkü metro,ulaşım vs allak bullak olmuştu ama sorun değil,mazeret sınavı yapar hoca umarım :D Cenazeye de katıldım.Gördüğüm tablo beni şaşırttı açıkçası.Tesettürlüsü,açığı,ortodoksu müslümanı,kürdü hemen herkes orda ülkemizin böyle vahşice ve barbarca bi cinayetle içine düşürülmek istendiği kumpasa tek bi yürekten hayır diyebiliyordu.Herkes elele,omuz omuza.İnanın sevinçten ve şaşkınlıktan dumura uğradım.Burda çoğu inanmayanın ve inananın defeatle istediği inanıyosan bile kardeşçe yaşa,omuz omuza dünyamızı cennetimizi yapabiliriz çabaları sanırım sitemizdeki birçok üye için de artık ütopyaydı,benim için de ama gördüğüm tablo bunun mümkün olabileceğini gösterdi tüm çıplaklığıyla.Herkes birlik oldu,faili meçhul ama oynanmak isteyen oynu belli olan bu duruma kardeşçe tepkisini dile getirdi.Ne mutlu!Umarım bu durum her daim ve her yerde kendisini gösterir ve böylece Atatürk'ümüzün ektiği tek ulus,tek vatan,kardeşçe ve çağdaş toplum tohumları tekrardan yeşerir;ülkemizi ve bizi oyuna getirmek isteyenler de avcunu yalarlar.Bunu bilakis belirttikten sonra beni üzen ve olmasını çok istediğim birşey vardı;törende ben Türk Bayrağı göremedim,gidenleriniz veya görenleriniz varsa yanlış olmasın ama ben göremedim.O da biz de bu vatanın evlatları değil miydik;neden bayrağımız ortalarda yoktu sorusu da oldu mutlaka?
Sevgili agnostic_z ;
Cenazeye katılıp,sevgili vartor abim ve kendim için iki kırmızı karanfil bırakan şahsım,yazdığın tablonun aynısını tespit etti.
Orada insanlık,barış,sevgi,demokrasi,hoşgörü ve aklımıza gelebilecek her türlü güzelliği,yaftalar ne olursa olsun,Hrant Dink'in görünüşte toprağa,ama asıl yüreklerine yerleştiren bu törene katılan herkesin yürekten istediği idi.
Dediğin gibi bayrak yoktu ama sanırım nedeni;Kendini kullanarak,paravan yaparak isteklerini fütursuzca ortaya koyanlara kızdığı için katılmamıştı.
agnostic_z
24-01-2007, 00:34
Gerçekten haklısınız,olayın böyle bir yanı da vardı tabi bayrak olayının olmaması :? .Malum halkımız kavgayı,gürültüyü sevdiği,kolay gaza geldiği ve bişeyi anlatmanın yolunun kavga,sopa olduğunu zannediyor.Zaten 2 tane iriyarı,40 lı yaşlarda,takım elbiseli yani hepimizin bildiği,tüm dünyada kan kusturmuş bi ideolojinin türk versiyonlarının şu diyaloglarına kulak misafiri olmuştum:Şu gomünist kafirlerin sıkacan topuklarına şurda 2 tene,görecekler bak allaha,muhammede inanmamak neymiş,faşizme ölüm neymiş görecekler!Bu sadece benim rasladığım,belki de böyle binlerce insan orda kutsi ve asil (!) vazifelerini,özetle tevbe suresi ayet 5 i uygulamaya koymak için hazır ve nazır bekliyorlardı?
Nacizane hayatımda hiç bir zaman polisin "yaşasın halkların kardeşliği" *sloganını atan bir grubu çok uzaktan müdahalesiz izlediğine tanık olmamıştım. Aynı zamanda hiç bir aydınımızın kaybına karşı devletin tüm mercilerinin ve sınıflarının bu kadar şiddetli bir kınama yarışına girdiğine de. Devletin bu samimiyetsizlği, bir aydının ölümüne toplumun hemen hemen her kesiminin -kafatasçı mhp bile cinayeti kınadığını ilan etti- ses çıkarması bana çok itici geldi. Ardından hemen aklıma şu soru geldi; eğer öldürülen -ilk akla gelen altkimlik olarak- bir Kürt aydını olsaydı -ki çokça oldu- aynı tepkinin onda biri gösterilecek miydi ?
Daha dün eskimiş milliyetçi manşetlerle yayına giren aydın doğan gazeteleri, bugün cinayeti tüm benliği ile kınıyor. Bu konuda bbp nin tavrını gerçekçi buldum; adamlar yavşakça *dönüş yapmayıp, az da olsa kafalarındakini ifade edebilme cesaretini gösterdiler.
Kesinlikle halkın tavrı her zaman görmek istediğimiz, sonuna kadar yanında olduğumuz halkların kardeşliğiydi; fakat devletin bu timsah gözyaşlarının arkasındaki esas nedenler nedir ?
bebekarlito
24-01-2007, 01:47
olay sizce kime yaramıştır yorumu olan varmı? bence milliyetçi kesime pek yaramadı ve madem ülkede milliyetçibir bilinç yükseliyordu durup bunu kontrol etmek varken neden hrant? Olan hranta oldu ama bu kadar basitmi yorumlar? Türk insanın aklında yokken aklına getirilen tartışmalarda ülkede ayrımcılık var deyipte kendinin ne olduğunu altını çizerek belirten kişilerin hiçmi suçu yok sizce? saygılar.
bebekarlito, biraz daha aciklar misin ne demek istedigini, kabahat kimde aranmaliymis iyi anlayamadim.
dersimmm
24-01-2007, 12:14
bugün 24 ocak 2007
14 sene önce bugün uğur mumcu yoldaşımızda hrant dink gibi katledilmişti
tüm özgürlük şehitlerini saygıyla anıyoruz
"olay sizce kime yaramıştır yorumu olan varmı? bence milliyetçi kesime pek yaramadı ve madem ülkede milliyetçibir bilinç yükseliyordu durup bunu kontrol etmek varken neden hrant? Olan hranta oldu ama bu kadar basitmi yorumlar? Türk insanın aklında yokken aklına getirilen tartışmalarda ülkede ayrımcılık var deyipte kendinin ne olduğunu altını çizerek belirten kişilerin hiçmi suçu yok sizce? saygılar."
Hrant Dink cinayetinde;
Yazılarındaki kastını çarpıtan, onu hedef haline getiren, tetiği çeken, çektiren, azmettiren, kışkırtan, destekleyen, tasdikleyen, önlem almayan, sevinen, umursamayan, ders almayan, lanetlemeyen, tepki vermeyen herkes suçludur. Az ya da çok bu cinayette payı vardır.
Kurşunu kim sıkmış olursa olsun, bugün telaş ve panik içinde arkasından ağlayan, timsah gözyaşları dökenler, cinayeti lanetleyen resmi ağızlar, Türkiye'de kardeşi kardeşe düşman eden, linç kültürünü besleyen bir ortamın yaratılmasinda aktif olarak ya da sessiz kalarak rol oynadılar. Azmettiriciler kadar onlar da sorumludurlar.
Bu tür olaylarda genelde akla gelen, basit ilk tespit doğru çıkar. Bu cinayette de ilk akla gelen şoven milliyetçi terör eylemi olduğudur. İkinci olarak düşünülen provakasyon ise zaten ilk düşünülenin içinde mevcuttur.
Provakatörler böyle durumlarda pek eylem düşünmezler. Nasıl olsa şoven milliyetçiler içinden birileri çıkıp bunu gerçekleştireceklerdir.
Peki bu şoven milliyetçiler bu kadar akılsızmıdırlar ki bunu görmez, düşünemezler?
Asıl kurşunu ülkelerine, uluslarına, toplumlarına, onurlarına, geleceklerine, çocuklarına, torunlarına sıktıklarının bilincinde değilller mi?
Hayır. Onlar emelleri için yol, yöntem olarak şiddeti, cinayeti, katliamı, terörü seçmişlerdir.
Onlar, yetiştirilirken verilen telkin " asacaksın, vuracaksın, topunu temizleyeceksin, başlarını ezeceksin" şeklindedir. Onların arasında hoşgörüden, anlayıştan, barıştan söz edilemez. Bu tür yaklaşımlarda bulunanlar dışlanır, soyutlanır, karşı saflarda görülür.
Hrant Dink ilk değildi. Maalesef son da olmayacak. Toplum, sevgiden, hoşgörüden, barıştan taviz vermeyecek, şiddetten, terörden medet umanları dışlayacak, aşağılayacak seviyeye ulaşmadıkça bu katillerden, zorbalardan kurtulamayacağız. Tepkisiz, duyarsız bir topluma sahip oldukça ne yazık ki katliamlar, cinayetler, haksızlıklar, yolsuzluklar, yoksulluklar ve sömürü düzeni devam edecek.
Hrant Dink’in katlinin sosyal uyanışımıza, barışa, birlik ve dayanışma anlayışına bir ivme kazandırması yüreği kararmamış namuslu tüm insanlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarının tavrına bağlıdır. Ancak böyle katliamlar, cinayetler son bulabilir, Hrantların ve tüm yitirdiklerimizin hesabı sorulabilir.
Provakatörler böyle durumlarda pek eylem düşünmezler. Nasıl olsa şoven milliyetçiler içinden birileri çıkıp bunu gerçekleştireceklerdir.
Sevgili pante çok güzel özetlemişsiniz ...
Tetiği çekenler değil tetiği çekmesine vesileolanlar suçludur
bebekarlito
24-01-2007, 18:06
http://www.yenicaggazetesi.com/yazidetay.asp?AuthorID=77&ArticleID=4101 ilginç bir yazı. En azından bazı arkadaşlar gibi peşin hükümlüce yaklaşmıyor iddiada. İnsanları galeyana getirmek bu kadar mı kolay? ben milliyetçi bir cephenin işi olduğuna inanmıyorum çünkü böyle birşey kendilerini vurmakl olur bu ortamda. Her seferinde atılan katil devlet sloganları da artık sorgulanamaz kalıp inanışlar haline geldi birçok çevrede. Kesin inançların tartışıldığı bir sitede sizlerinde böyle kesin inanç sahibi olmanız ilginç. saygılar.
bebekarlito
24-01-2007, 18:10
bebekarlito, biraz daha aciklar misin ne demek istedigini, kabahat kimde aranmaliymis iyi anlayamadim.
Benim söylediğim memlekette hiçbir Türk ün ayrımcılık gibi bir derdi yokken, kendi kimliklerinin altını çize çize ayrımcılık yapıldığını iddia eden insanların bu kutuplaşmaya yaptıkları paydı. sanırım anlaşıldı.saygılar.
bebekarlito.
* * * *Bu kadar sig dusunceli olmaniza sasirdim. Hrant"in, ben de bu topragin evladiyim haykirisindan ne guzel sonuclar cikartmissiniz.
* * 301'inci maddeyle, hic de bir sucu olmadan, sozleri carptirilarak mahkemeye sunulan bir duzende kabahat onun diyorsunuz.Digerleri beraaat ederken Hrant'in 6 ay ceza yemesinde hicbir ayrimcilik goremiyorsunuz. Ne diyebilirim size, herhalde millet sozunun manasini bile bilmeden, milliyetci oldugunu iddia edenlerden birisiniz herhalde.
*Yuzlerce yayin organi, sloganin kardeslik dostluk oldugunu haykirirken sizin bu konudaki gorusunuz icler acisi. Baskasinda degil, esas siz kendinizde arayin sucluyu..
bebekarlito
25-01-2007, 01:14
dostum daha o gün olayın sorumluları açıklandı. olay gerçeklerde değil kişilerin istediği adreslerde sonuç buldu. *Yalanmı yani ortada herhangibir bişey yokken katil devlet diyenlerin sığlıklarına ne demeli? ne demeliyim kendimde aramam gerekiyormuş suçu heyhat çarem, yok yazmamında anlamı. Herkes herşeyi daha başından biliyor. Ben olayı çözdüğümüde söylemedim ayrıca ama bana saçma geliyor milliyetçi çevrelerin bu olayı yaptı sözünüz. saygılarımla
Değerli bebekarlito ;
Sitedeki arkadaşlarım siyaseti pek sevmediğimi bilirler.Ancak bir insan olarak yaşadığım ülkemde ne,nerede,ne zaman,ne için,nasıl yapılmış;madem gözümüz var kulağımız var,iyi kötü aklımız var olayları görüp değerlendirerek ve sonraki zaman dilimlerinde bunlara uygun olaylar olduğunda neyin,nereden,ne zaman,ne için ve nasıl oluştuğunu ve kimin oluşturduğunu az çok bilirim.
Gazeteciler buna 5 N 1 K diyorlar.
Sanırım bir çok arkadaşımızın çeşitli tahlilleri ile 5 N yi az çok anladık anlamasınada şu 1 K yani kim sorusu kaldı.
Ancak o 1 K arkadaşlarımızında belirttiği gibi etrafında dolaşılıyor olsada parmakla işaret edilemiyor görüntüsü veriyor.(Genel olarak tabir ediliyorda nokta atışı yapılamıyor)
Sevgili Sargon çocukluk dönemlerimizde 3 erli sayılarla o körpecik beynimize sokulan,bilgiden çok hamasi olarak taşımamız istendiği için bilinçaltlarımıza yerleştirilen milliyetçi duyguları,nasıl bilinçle ulusumuzun geleceği olan çocuklarımıza zerk edildiğini bizlere hatırlattı.
"Ermeni dölü" meselesine gelince her kim derseki çocukluğumuzda bunu karşıya hakaret amaçlı söylemedik,apaçık yalan söyler.
Ayrıca burada teleffuz edemeyeceğim şeyler olduğunu hepimiz eğer biraz vicdanımız varsa ikrar ederiz.
Sevgili pante ise 5 N yi anlattıktan sonra,1K i ise,şu sözleri ile çok açık özetlemiş :
"Hayır. Onlar emelleri için yol, yöntem olarak şiddeti, cinayeti, katliamı, terörü seçmişlerdir.
Onlar, yetiştirilirken verilen telkin " asacaksın, vuracaksın, topunu temizleyeceksin, başlarını ezeceksin" şeklindedir. Onların arasında hoşgörüden, anlayıştan, barıştan söz edilemez. Bu tür yaklaşımlarda bulunanlar dışlanır, soyutlanır, karşı saflarda görülür."
İki olay(Rahibin ve Hrant Dink'in) iki katil.Bu paragraftaki tanımlamalara biraz dikkat edebilirsek onları katil olmaya iten sebebleri 5 N 1 K olarak anlamak zor değil.
Hrant Dink'in cenazesindeydim.Orada herkes ve herşey vardı bir tek katiller ve arkasındakilerin genelde arkasına sığındıkları tüm ulusu temsil eden şey yani Bayrağımız yoktu.
Onlar değil ama Bayrağımız utanmıştı onların yaptıklarından.
Kızını tanıyorum, ve televizyondaki görüntüsünü görünce o kadar kötü hissettim ki...
"Hepimiz Ermeniyiz" sloganının mecazi anlamda kullanıldığını anlamayan o kadar insan var ki bazı tartışma platformlarında... şöyle birşey hazırlamışlar:
http://img254.imageshack.us/img254/8952/1022500cx.gif[/img]
sayın onur üyesi disiplin kurulu başkanı bu işler senin dediğin gibi olmuyor.her söylediğin ve düşündüğünü onaylamak zorunda değiliz.biz bu davaya yıllarımızı verdik yüreğinizde cesaret varsa cıkarırsın beni üyelikten.Ben 47 yasıma gelene kadar hayatım mücadeleyle gecti sen bu sözleri bana ve benim gibilere burda söyle diye bu yaşa gelmedim ve buraya bunları duymak için üye olmadım.Turan dursunun düşüncelerine yakışan sözler yazmamışsın.Suçlayıcı tavırlar içerisine girme böyle saçmasapan olaylar yüzünden.
Sayın Şenol;
Eleştirdiğin noktaları açıklarsan sevinirim. Senin düşüncelerinle hangi konularda ters düştüğümüzü ben de bileyim, okuyanlarda bilsin. Kapalı geçtiğin için anlayamadım.
Ayrıca yazdıklarımı ünvanıma dayanarak yazmıyorum. Kişisel görüşlerimdir. Kimseden bir onay beklemiyorum. Görüşlerime katılan da olacaktır, katılmayan da. Öyle bir görüntü mü veriyorum yoksa siz mi böyle algılıyorsunuz? Açarsanız memnun olurum, varsa hatamız düzeltmeye çalışırız.
peki pante hrant dink için söylediklerini ahmet taner kışlalı necip hablemitoğlu ve uğur mumcu başta olmak üzere bu ülke için hizmet vermiş ve ismi sadece kalplere yazılmış ÜLKEMİN AYDINLARI *için de söyledin mi?veya bu ülkeyi *bu kadar halkıyla birlik içinde ne zaman gördün ?bana bunlardan bir tanesine cevap verirsen sevinirim...(BU ÜLKE HALKLA BİRLİKTE EN SON "HER HALKLAR ARASINDA EŞİTLİK" DİYENLERE KARSI KIZIL KOMUNIST DERKEN BİR OLDU....)dipnot...
Şenol kardeş;
Öldürülen Hrant ya da Ahmet, Mehmet olmuş hiç farketmiyor. Karşı olmamız gereken, kim olursa olsun, hangi fikri savunursa savunsun uğradığı şiddet, terör, cinayet, katliamdır.
Aydın olmuş, gazeteci olmuş, politikacı olmuş o da önemli değil.
Dikkat edersen yazımda Hrant Dink hakkında tek kelime övgüye rastlıyamazsın.
İyi ya da kötü olması beni hiç ilgilendirmiyor. Şiddetle, terörle bir yere varılamıyacağını ifade etmeye çalışıyorum.
"Benim katilim iyidir" anlayışıyla hareket etmenin, öldürülenin kimliğine bakıp ona göre yorum yapmanın ne ülkemize ne de ulusumuza bir yararı yoktur. "Ölümü hakediyor" diye düşündüğünüz insanı bu tür bir anlayışla kahraman yaparsınız. Apo'nun asılmasıyla duyulacak geçici haz, asılamıyacak, yok edilemiyecek bir efsane yaratacaktır.
Mücadelesini kan dökmek üzerine kuranların, kanla beslenip büyümeyi hedefleyenlerin sonu hep hüsran olmuştur. Kanla gelen kanla gider.
Ülkesini, ulusunu sevmek, geri kalmışlıktan kurtulmaya, kalkınmaya çalışmak, mutlu, huzurlu, adaletli, barış içinde yaşayan bir topluma kavuşmaksa milliyetçiliğin *tanımı sarılalım dört elle. Ama Türklüğü yüceltmek, fetihlerle Turan ülkesini kazanmak, yeniden Osmanlı dönemindeki gibi dünyaya hükmeden büyük devlet olmak hayalleriyle ve *ırkçı-kafatasçı zihniyetle komünisti, aleviyi, Kürtü, Ermeni'yi düşman belleyerek verilen mücadelenin adı milliyetçilik ise lanet olsun.
kardeşim pante son yazımlarına kısmen katılıyorum tüm şoven duygular insanlığa zarar veriyorsa niçin gelişmiş çağdaş ülkeyiz diyenler kendileri dışındaki ülkeleri her tür zulmü yaparlarda *içimizdeki bazı köşe başını tutanlar onların............ yaparlar buülkelerdeki insaN HAKLARI SAVUNUCULARI *yakın tarih öncesinde 7 / 8 ülke tüm acımasızca ülkemize saldırıyordu da bugün insalcılmı oldular sanıyorsun o ülkenin halkı bu ülkenin halkını saldırıyor günümüzde de bizim vebenzeri dünya ülkelerinisömürdükleri tüm kaynaklarla yaşamlarını yaşadıkları sürece 100 kat daha yaşayacakları konuma getirirlerken o insanlar ezilen sınıfı kendilerine ne kadar yakın hissetiler örnek AB üyeliğinde o ülkelerin halkı sömürülen halkın hangi kıriterine göre destek verirler bende anlamış değilim ya sen * birde *şu katledilen aydınlarımız bunları ezilen sömürülen yok edilen asyadaki ve afrikadaki o ülkelerin çıkarlarını ne zararı dokunuyorduda katilleri oralarda arattılar bizleri *onlar nekadar şoven ırkçı olurlarsa bende daha fazlası oluşuyor kanısındayım *ayrıca kardeşim hayat sırf insanlarla yaşanmıyor doğada da değişim vegelişmeler insanın canını sıkıyor sömürücüler dünyanın tüm güzeliklerini kendi yaşamları nı kulanarak yok etiler vede devam etmektedirler ne bitkiyi ne hayvanları acıyorlar lütfen birazda onların canı acısınki *bizleri insan hakları safsatalarıyla kafa bulmasınlar o kadar da geri zekalı değiliz *buda böyle biline daha çok şeler var söğlenecek şimdilik bunlar var *iyi geceler
sodomo--
04-02-2007, 02:11
peki pante hrant dink için söylediklerini ahmet taner kışlalı necip hablemitoğlu ve uğur mumcu başta olmak üzere bu ülke için hizmet vermiş ve ismi sadece kalplere yazılmış ÜLKEMİN AYDINLARI  için de söyledin mi?veya bu ülkeyi  bu kadar halkıyla birlik içinde ne zaman gördün ?bana bunlardan bir tanesine cevap verirsen sevinirim...(BU ÜLKE HALKLA BİRLİKTE EN SON "HER HALKLAR ARASINDA EŞİTLİK" DİYENLERE KARSI KIZIL KOMUNIST DERKEN BİR OLDU....)dipnot...
Yahu arkadaş *Abdi İpekçi den bu güne bütün siyasi cinayetlerin arkasından ülkücüler çıkar yine de adamlar gelir sana hesap sorar "onu destekledin de bunu niye desteklemedin" falan gibi.
Sen önce ülkücüler neden aydınlara, yazara, çizere saldırırlar onu söyle. Aydını yazarı, bu ülkenin çağdaş dinamikleri savunur sen merak etme, sen aydına, yazara ve çağdaş değerlere karşı ülkücülerin düşmanlığı nereden gelir onu anlat.
İlk defa halk birleşmiş miş koministlere karşı birleştiği gibi.... Yahu arkadaş sen galiba kendi ülküdaşlarından başka kimseyi görmüyorsun çevrende, ocak'tan çıkta çevrene bi bak, bizim buralarda herkes "biz de Ermeniyiz" diyor hem de halis halk olur kendileri, zerre kadar takmadan şovanistleri, ırkçıları...
sayın şenol
* *Sömürücülerin Türk olması ya da başka milliyetten olması sizin için bir ayrım ifade ediyor mu. Ya da sömürülenleri ve de sömürülenleri ayrı kategoriler olarak karşı karşıya getirmemiz mümkün mü.
* *Şayet mümkünse ve de sömürülen tarftaysanız sömürücünüzün milliyeti ya da dini sizin için bir anlam ifade ediyor mu.
* *Şayet fark etmiyorsa ve de kendimize ittifak kuracaksak, sömürülenler olarak ittifaklarımıza en yakın olan grup Ermeni sömürülenler midir, yoksa Türk sömürenler midir. Ya da başka bir deyişle Türk sömürücülere karşı Ermeni sömürülenlerle ittifaka nasıl bakarsınız.
* * *saygılarımla
bo sodoma galiba benim yazıyı okumamıs bir de oyun üyesi olacak beni ocaklardan sanıyor.tam ...............doldur gerisini sen...
sodomo buraya neden üye olduğumu anlayamamıs ben buraya tesadüfen gelen ziyaretci değil bizzat üyesiyim...kimi neyle sucluyor...T.Dursun nun düşüncelerine inanan ve savunan biri olarak bana yapılan bu suclamayı ve fikirlerini kabul etmemekle birlikte kimse bana miş mış lı konusamaz..
Yahu *arkadaş * Abdi *İpekçi *den *bu *güne *bütün *siyasi *cinayetlerin *arkasından *ülkücüler *çıkar *yine *de *adamlar *gelir *sana *hesap *sorar *"onu *destekledin *de *bunu *niye *desteklemedin" *falan *gibi.
Sen *önce *ülkücüler *neden *aydınlara, *yazara, *çizere *saldırırlar *onu *söyle. *Aydını *yazarı, *bu *ülkenin *çağdaş *dinamikleri *savunur *sen *merak *etme, *sen *aydına, *yazara *ve *çağdaş *değerlere *karşı *ülkücülerin *düşmanlığı *nereden *gelir *onu *anlat.
*
İlk *defa *halk *birleşmiş *miş *koministlere *karşı *birleştiği *gibi.... *Yahu *arkadaş *sen *galiba *kendi *ülküdaşlarından *başka *kimseyi *görmüyorsun *çevrende, *ocak'tan *çıkta *çevrene *bi *bak, *bizim *buralarda *herkes *"biz *de *Ermeniyiz" *diyor *hem *de *halis *halk *olur *kendileri, *zerre *kadar *takmadan *şovanistleri, *ırkçıları...
[b] Belkide kafaları almıyor elindeki kasaturanın ,belindeki tabancanın ,ağzındaki vatan milet sakarya nahralarının memleketi kurtaracağını sanıyor.
Sn sodomo,
Pek çok siyasi cinayetin tetikçisinin ülkücü camiadan seçildiği doğrudur, zira vatan-millet sakarya edebiyatı ile en kolay dolduruşa getirilebilen kişiler bu camiada bulunur. Ülkücülük denen mefhumdan hiç haz etmeyen bir kişi olsam da şunu belirtmek lazım, bu cinayetlerin önemli bir bölümünün (hepsinin değil) tetikçilerin bilinçli olarak ülkücü camiadan seçilmesi cinayetlerin bu camiaya maledilmesine neden olmamalıdır. İlk örneğiniz olmasından yola çıkarak söylersek:
Abdi İpekçi cinayeti hala aydınlatılamamıştır ama iki önemli sonucu olmuştur:
a) Milliyet gazetesi Doğan grubuna geçmiştir.
b) Dünyamız yeni bir mesih kazanmıştır.
Hrant Dink de dahil olmak üzere tüm değerli aydınların (ki bunlar gerçek aydındır, entel-dantel takımı değil) cinayetleri farklı nedenlerle işlenmişlerdir, hiçbiri bir meczubun silahı kapıp kızdığı bir insanı ilkelce yok etmesi şeklinde ele alınmamalıdır, her ne kadar bize öyle gösterilse bile.
Degerli dostlar
* * * *Ülkücülügün neden, ne zaman ve nasıl örgütlenerek ortaya çıktıgını iyi tahlil etmemiz gerekiyor.
* * * 68 de dünyada gençligin önderliginde anti emperyalist ve anti kapitalist egilimli güçlü kitlesel kalkışmalar yaşandı. Tüm dünya bir anda kitlesel dalgalara maruz kaldı. Bunun bizim ülkemizde de yankı bulması kaçınılmazdı. O zamana kadar dar kitleler içerisinde telaffuz edilen sosyalizm düşüncesi gençlikten başlayarah yıgınlaştı. 15-16 Haziran işçi eylemleri bu yıllardadır.
* * * *İşçilerin bu büyük gözdagı, egemenleri acilen tedbir almaya yöneltti. İşçilerin en ön saflarında yer alarak mücadeleye atılan devrimci gençlige karşı komünizmle mücadele dernekleri adı altında legal ve komando kampları adı altında yarı legal örgütlenmeler yaratıldı. Bu arada da halk saflarında , devrim saflarında ise MDD ( Milli Demokratik Devrim ) ayrışması yaşandı. Bu ayrışma kendini illegal mücadele örgütleri olarak sonuçlandırırken ülkücü örgütlenme de devrimcileri imha etmek üzere programlandı.
* * * * 12 Mart yenilgisi sonrası toparlanmada devrimci gençlik karşısında bu silahlı çeteleri buldu. Kendini müdafaa için de silahlandı. 1980 senesine kadar olan kanlı hesaplaşma ve günde onlarca insanın ölmesi bu tertibin bir sonucudur. Bu örgütlenmenin mimar ve koruyucularından başbakan Süleyman Demirel tüm katliamlar karşısında " bana ülkücüler adam öldürüyor dedirtemezsiniz " diyebilmiştir. Balgat, 16 Mart, Bahçelievler katliamları aklıma gelenlerden sadece bazıları.
* * * * Devlat koruması altındaki ülkücüler vatan için silah çekiyorlardı. Bu anlayış daha sonra Abdullah Çatlıları, Yeşill leri dogurdu. Devrimci harekette ise faşizme karşı mücadelenin faşistlere karşı mücadele indirgenmesine yol açtı. Sonuç 12 Eylül yenilgisi oldu. Egemenler tüm bu süreç içerisinde ellerini oguşturarak ölüleri saydılar ve uygun gördükleri zamanda da hem halk güçlerini hem de sivil çeteleri tasfiye etme sürecini başlattılar.
* * * * Aynı anlayış bir kerede PKK kalkışmasından sonra Jitem olarak, Hizbullah olarak geçtigimiz on yıllarda sahneye kondu. Fakat artık ülkücü hareketin ulaştıgı yeni boyutta mafya da vardı. Şimdi mafya ya da gayri meşru ve yasadışı kazanç yolları ile gerekli olan para tedarik edilerek hem yasadışı örgütlenmelerin ve eylemlerin finansmanı saglandı, hem bu işle ugraşanların rahat yaşamaları ve rant almaları kara para ile saglandı, hem de gayri meşrunun bizzat devlet denetimine girmesi saglandı.
* * * * Bugün gelinen noktada ülkücü tabir edilen mafyanın önde gelenlerinin tamamı enterne edildi. Ya pasifize edildiler ya da cezaevine tıkıldılar ve kolay kolay da çıkabilecekleri görülmüyor. Şu anda Türkiye de önde gelen gruplar genellikle Kürt kökenli ve piyasada ülkücü mafya açıgı oldugu görülüyor. Birilerinin yeni bir baba ya da yeni reisler yaratmaya çalıştıgını düşünmek çok mu hayalci davranmak olur acaba. Bu süreci izleyip görecegiz.
* * * * * *saygılarımla
Sn. dilaver,
Yazınızı okuyunca aklıma; "Hayvanlar çiftliği" romanından çıkan karakterler geldi.
Yönetimdeki domuzların, kendilerini korumak için, doğar doğmaz annelerinden ayırdıkları köpek yavrularını, nasıl yırtıcı bir bekçiye çevirme sürecinden bahsediyorum.
Ne hazindir ki; George Orwell'in bu muazzam eseri Stalinizmin bir eleştirisi olarak doğmuştu. Ve günümüzde, sözünü ettiğiniz karşı tarafı bire bir anlatmakta.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Sn dilaver'in de çok güzel özetlediği devrimci-ülkücü çatışması döneminden iki grup da büyük hasarlarla çıktı, hatta çıkamadı denebilir. Aynı kaynaktan beslenen ve içlerindeki etki ajanlarını bugün çeşitli üst düzey görevlerde izlediğimiz bu iki gruptaki gençler ülkelerine hizmet ettiklerini zannederken birbirlerini kırdılar. Bunlar birbirlerini kırarken özenle beslenip büyütülen üçüncü bir grup vardı ki bir kısmı bugün iktidarda, bir kısmı palazlandırılmış yeşil sermaye olarak ekonomide, bir kısmı da ABD kontrolünde dinlerarası diyalog, emniyet istihbaratı, eğitim faaliyetleri gibi kültürel çalışmaların içindedir. Özellikle Hablemitoğlu ve Dink suikastlerine bir de bu gözle bakmakta ve bundan sonra olacakları bu gözle de izlemekte yarar var diye düşünüyorum.
saygılar.......
Vatanseverlik turk dusmanlarinin pesinden safca giden ve turk halkina zarar veren, kendi halkini hicbir alanda yuceltemeyen ulkuculere kalmis gibi. Solcularda bir garip oldu, Turkiye'yi sevdigini soylersen sana cahil gozuyle bakiyorlar. Sosyal demokratlarda taviz vere vere liberallerden beter oldular, biz de ortada kaldik. Bu ulkucu arkadaslar sunu anlamalilar, bir turk gencinin Hrant Dink'i oldurmesi = bir ermeni gencinin bir turku oldurmesi (yahu bende yazar mazar unlu bir ornek vericemde soyle hem yasayan hem de herkes tarafindan sevilen adam kalmadi aramizda neredeyse). Her iki durumda da menfaati olan ve zarar goren taraflar ayni, bu sebeple hepimiz Hrant Dink'iz cunku herhangi birimiz Hrant Dink gibi *herhangi biryerde benzeri bir menfaatin kurbani olabilir.
bu kadar zeka yoksununun olduğu bir ülkede böyle şeyleri doğal karşılamak gerekiyor galiba. bu kişilerin kullanım klavuzları her yerde dağıtılıyor. isteyen herkes ulaşabildiği için durum bu noktaya geliyor. ülkelerinin şerefi için çok önemli birşey yaptıklarını sanırken ülkelerinin şerefini yerin dibine batırıyorlar, üstünede plaketlerini bırakıyorlar.
sn tewderi sn dilaver sn sodomo sndilever sn yfln öncelikle yazmış olduğum düşüncelerimin eleştirilerini dikatlice okudum anlayamadığım tek konu benim ülkücü kafatascı olduğum anlaşılmış sizlere kısa ve öz olarak bu suçlamalarla hepinizin saçmaladığını belirtmek istiyorum benim yazılarım ordan öğle anlaşılıyorsa burdanda sizlerin ezilen halkların savunucuları değil aksine ezipde insan hakları savunucusu kisvesiyle ırkçılık kafatasçılık yapan o abd ve ab ülkelerinibir bakın hiç avrupa ülkesi kendi dilinden başka dil eğitimi vermiyor ayrıca ulus kimliklerini korurlarken sizler olarınzurnacılığını yapanları bir şekilde savunuyorsunuz eğer böğle düşünüp cevap yazarsanız bizim gibileri yani işçi sınıfını üzersiniz ben şunu belirteyimki hiçbir zaman ne sağcı oldum nede soyumuzda bu düşünceyi tasıyan fert vardır peşin yarğıya vamayın bu yazımıda sabaha doğru yazdım *bide üyeliğimden ve duran dursun düşüncesinden kuşkunuz varsa silip sitedende atabilirsiniz iyi sabahlar(BU YAZIM SON OLARAK CEVAP NİTELİĞİNDEDİR)
Sevgili senol,
Belki de cumlelerimizi kurarken, nokta virgul kullanmamaniz, sozlerinizin yanlis anlasilmis olmasina sebep olmustur. Bir dahaki yazinizda biraz ozen gosterirseniz, daha anlasilir olabilirsiniz zannediyorum. Eger imla kuralilarini bilmiyorsaniz, konustugunuz gibi duraladiginiz yerlere virgul, baska bir cumleye baslamadan once nokta koyunuz ki orada bittigini anlayabilelim.
* *Bizim icin herkesin fikri onemlidir. Bir de noktalamaya dikkat ederek yazmayi deneyin, eminim daha anlasilir olacaksiniz.
sn senol,
yazdıklarımı tekrar okursanız sizinle hiç alakası olmadığını görürsünüz.
sn yfln haklisiniz kusura bakmayin...yanlislik olmus
..
* * www.hrant-ve-biz.org
* * sitesine hepinizi imza vermeye davet ediyorum.
* *
* * * saygılarımla
sodomo--
12-02-2007, 10:06
Arkadaşım sen ne diyorsun ?
Bak Turan Dursun "duran dursun" diye yazılmaz çünkü özel isimdir bu bir.
Burada kimse kimsenin zurnacılığını yapmıyor ama anlaşılan sen kızıl-elma zurnacılığı yapıyorsun bu iki.
Bu topicte ana dil, baba dil meselesi tartışılmıyor, Hrant Dink'e yapılan suikast tartışıldı nereden çıkarttın bunu ve daha doğru düzgün kendi ana dilini bile konuşmaktan acizsin gelmiş bize dil dersi veriyorsun bu üç.
Burada kimse Avrupayı veya Amerikayı savunmadı bu dört
Senin kafan fena karışık git yüzünü yıka kendine gelirsin bu da beş.
Ezilen halkların haklarını anadilini yasaklayıp mı savunuyorsun ..
Saçmalamaya başlamışsın dostum ..
Sodomo Abinindediği gibi bir elini yüzünü yıka yada yat
abilerinizin abileri mi dedi bunları...
bana bakın yaşlarınızın durumuna bakmadan öyle çocuğa öğüt verirmiş gibi kalkıp bana bilgisayarın karşısından öğüt vermeyin.. kimmiş bu dink anlatın bir cümlesini söyleyin bana..Ama öyle klasik cümleler kurmadan anlatın bana dünya görüşünü..bana kimsenin zurnacılığını yapmayın diyorsunuz ama sizin kimin zurnacılığını yaptığınız çok belli..neyse fazla uzatmayacağım ama şu söz belki benim anlatmak istediğim en iyi cümledir..belki bu söz kime aittir biliyorsunuzdur...SÖZ KONUSU VATAN İSE GERİSİ TEFERRÜATTIR...
biz birbirimizin kafasını çiğnedikçe yabancılar diyecek ki" ohh biz bugün de oyaladık türkiyey"i "bugün de rahatız " ve"bugün de bir gün geride kaldı türkiye"diyecekler.. gercekten bravo bize.. *artık yani bilmiyorum..
gelecek sizin istediğiniz gibi olur inşallah yoksa benim gözlerimin önüne gelen değil..
ozgur_beyin
13-02-2007, 19:39
sevgili şenol burası ne bir medrese nede bir okul , kimse kimseye ''çocuğa öğüt verir'' gibi
öğüt vermez . herkes fikrini söyler ,kimse kimsenin dediğini onaylamak zorunda değil.
ama senin gibi BANA BAKIN demez! Â bu tavır, herşey benim bildiğim gibidir. başka türlü! olamaz ,tavrıdır.
5 maddelik öğütlerini okudum ve aynen uyacağım abilerim benim. * * * * * * * * * *İMLA hatasıda yapmamayı özen göstereceğim . yüzümüde yıkadım . şimdi tam uslu *bir insan hakları ...........oldum. * * * * son söz GERİ KALMIŞ ÜLKELERDE NEDENSE ÇOK AYDINIM DİYEN KİŞİLER, *TÜRETİLİR ORDA BURDA , TV LERDE BOY GÖSTERİRLER .CÜNKÜ BU DURUM ONLARIN YAŞAMLARINI ZENGİNLEŞTİRİR , YOKSA ONLARDANMISINIZ. * * * * Sevgili özgür/beyin yazında senin haklı ulduğunu düşünüyor size bu olumlu eleştirinizden dolayı teşekür ederim.
ozgur_beyin
14-02-2007, 11:44
sevgili şenol, ''hatadan'' dönüp özür dilemek bir ''erdem'' işidir.
* * *bu erdemde olduğun için, bende sana teşekkür ederim.
commandante
14-02-2007, 23:19
............................Son dönemde yoğunlaşan faşist saldırıların temel amacı, halk kitlelerinin, özel olarak gençliğin gelişen olaylar karşısında yükselecek tepkisini bugünden pasifize etmek ve politizasyonunu engellemektir. Faşist milis saldırılar, özellikle üniversite gençliğinin gelişen olaylar karşısında sessiz ve edilgen kalmasını sağlamak amacıyla üniversitelerin mutlak denetim altına alınmasına yönelmiştir. Bu amaç gerçekleştirilirken, 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki oligarşinin resmi ve sivil faşist terörünün anıları da canlandırılmaya çalışılmaktadır. Özellikle "medya" ve köşe yazarları bu yönde büyük çaba göstermektedirler. ..................................
çok güzel bir yazı devamı nı okumanızı tavsiye ederim
http://www.kurtuluscephesi.com/kurcep1/kc95_1.html
--LUTFEN YAYGINLASTIRIN---
19 OCAK'I HATIRLIYOR MUSUNUZ?
Arkadasimiz, agabeyimiz, kardesimiz Hrant Dink 2,5 yil once katledildi.
19 Ocak gunu islenen cinayetten beri olanlari hep birlikte takip ettik.
Hrant Dink davasinin magdurlari, taniklari ve takipcileri olarak
davalarin pesini hic birakmadik. Her dava gunu, arkadasimizi katleden
karanliga karsi sesimizi cikartmak icin Besiktas'ta bulustuk. 19 Ocaklarda,
Hrant Dink'i anmak icin vuruldugu yerde biraraya geldik.
Bu kez, 4 Temmuz Cumartesi gunu saat 18.30'da Galatasaray Meydani'nda
bir araya gelecegiz. Hrant icin, adalet icin bir vicdan zinciri olusturacagiz.
Bir kez daha kalabaliklarla, hem 6 Temmuz sabahi 2. yilini tamamlayacak olan
mahkemeyi hatirlayacagiz, hem de arkadasimizi anacagiz.
Bu ulkede vicdan ve akli biraraya getiren cok onemli bir gundu 19 Ocak.
Cok buyuk bir kaybin ardindan hep birlikte olmayi basardik.
Arkadasimiz Hrant Dink ve bu ulkenin gelecegi icin bir kez daha
biraraya gelmek, onun icin bir kez daha en gür haliyle
sesimizi duyurmak istiyoruz.
Vicdan ve akil icin
bu birliktelige ihtiyac var.
4 Temmuz'da 18.30'da
Galatasaray Meydani'nda,
6 Temmuz'da 10.00'da
Besiktas Meydani'nda.
Hrant icin Adalet icin.
www.hıranticinadaleticin.com (http://www.hıranticinadaleticin.com)
http://www.bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/115544-hrant-dinke-adalet-icin-insan-zinciri-eylemi-yapilacak
geçenLerde duyduğum ve beni DUMURdan DUMURa koşturan bir düşünceyi payLaşmak istiyorum sizinLe..güya Hrant Dink ermeni diasporası tarafından öLdürüLmüş,sebebi de diasporanın aksine Türkiye sevdaLısı oLduğu içinmiş...Yani saLLayında bu kadarda değiL be birader ! kesin üLkü ocakLarından çıkmış bir sözdür bu ya..neyse...