habilis
20-02-2007, 22:17
evet arkadaşlar ..evrim hakkında yazmaya devam ediyoruz . evrimin sadce bir teoriden ileri gitmediğini söyleyen , beyan eden , idda eden arkadaşlarımız kardelerimiz var ..
onlara göre evrim teorisi sadece bir teori sadece bir kurguymuş ! peki bu doğrumu ? onlar bunu idda ediyorlar ama bilim akıl mantık ne diyor ?? Â
hangisi dikkate değer ; sadece bir sav atıp muhalefet amaçlı güdülen fakat aslında hiç bir dayanağının olmadığı bilimsel hurafecilik ve çürütme oyunları mı yoksa çok çeşitli bulguların değerlendirmesi altında ele alınan ve bilimin , akılın , mantığın , gerçekçiliğin dayanak sağladığı , kanıtlar mı ?
evet hangisi ?
bu çalışmamızda evrimin bir kurgu olmayıp aslında gerçekler bütünü olduğu ele alınacak .. tabii kanıtlarıyla birlikte ;
öncelikle evrimi anlamak istememenin ve anlıyamamanın sebeplerini hatırlatmak isterim ; bu faktörler bizim sağlıklı karar vermemize engel teşkil etmektedir ,
1- Doğmalar, peşin yargılar, şartlanmalar
2- Reklam ve propaganda
3- Mantık zincirinin yarı yolda kesilmesi
4- Yalnız duygularının etkisi altında kalmak
evrimin başlıca kanıtları :
Bu bolüm başlı başına bir proje konusu olacak kadar uzun olduğu için ben en önemli kanıtları öne süreceğim.
1. Paleontolojik Kanıtlar:
Geçmişte yaşayan canlıların kalıntılarının bulunması, sınıflandırılması, dağılımı, yoğunluğu ve yaşantılarına ilişkin yorumlarla uğraşan bilim dalına "Paleontoloji" denir. Fosiller yardımıyla geç
mişte yaşayan canlıların, bugünkü canlılar ile akrabalığının araştırılması gene bu bilim dalının görevidir.
Fosil Oluşumu
Bir canlının ölümünden bugünkü fosil ,taşlanmış haline gelinceye kadar meydana gelen olaylara fosilleşme denir. Bu olayları iki kısma ayırabiliriz.
A) Canlıların ölümünden sonra çökellere gömülmesi (Biyostratonomi)
B) Bu çökellerin içinde taşlaşması (Diyagenez)
Fosiller
Fosiller yaratılışçıların her zaman başını ağrıtmıştır. Her şeyden önce, soyu tükenmiş türlerin mükemmel bir yaratım ürünü olan bir evrende işi yoktur. Ayrıca bir diğer sorun da, fosillerin çok fazla çeşit ve sayıda olmalarıdır. Yaratılışçılar, soyu tükenmiş canlılara ait yorum yaptiklarında genellikle çok komik duruma düşmektedirler.
Örneğin yaratılışçılar tarafindan bu konuda yapılan birkaç yorumun örneği:
* Dinozorlar çok büyük olduklarından Nuh’un gemisine sığmadılar ve çamura gömülüp öyle ölüp kaldılar. (Dinozor çağının çok daha küçük yaratıklarına ne demeli peki? Hem hani Nuh bütün canlılardan birer çift almıştı gemisine? Hem zaten dinozorların nesli 50 milyon yıl önce tükenmiştir. Hani Nuh tufanı 6500 yıl önce olmuştu?)
* Soyu tükenmiş canlılar Nuh’un gemisindeydi, fakat sonradan öldüler. (Acaba Nuh Seismosaurus ve T-Rex gibi devasa dinozorları gemisine nasıl sığdırdı?)
* Fosiller canlı kalıntısı değildir. Şeytanın veya materyalist bilimin uydurması olan şeylerdir.
* Fosiller canlı kalıntısı değildir, Tanrı tarafindan inancımızı sınamak için yaratılmış şeylerdirler.
Açıklama yapmak zorunda bırakıldıklarında yaratılışçıların ağzından bu konularda çıkabilecek iddialarin içeriğine bir bakın, sonra da gelin evrime saldırırken gösterdikleri sofistike performans ile karşılaştırın. Evrime saldırırken bilimsel görünen ve moleküler biyolojiden, vs örnekler veren bireylerin, son derece basit sorulara gelince nasıl saçmalayabildiğini görmek insana hayret veriyor.
Geçiş fosilleri
Yaratılışçıların cahil olanları basitce "Ara geçiş formu yoktur" deyip çıkarlar işin içinden. Konuyla ilgili daha fazla okumuş ve muazzam sayıdaki fosil bulgusunun birkaçından haberdar olan biraz daha fazla bilgi sahibi yaratılışçılar ise, kademeli geçişi gösteren örneklerde bile sadece bir noktada çizgi çekip, örneğin şu taraf insan, şu taraf maymun der çıkar işin içinden. Eğer birbaşka fosil daha bulunur ve tam bu iki bölgenin arasına denk gelirse, bunu sadece alt ya da üst gruptan birine dahil etmekle yetinirler. Gelişimin aşamaları ne kadar açıkça görünüyor olursa olsun, geçiş görmemekte direnir ve ara geçiş fosili eksiğinden yakınmaya devam ederler. A ile C arasında geçiş formu olmadığını söylerler. Bir süre sonra B bulunduğunda, bu sefer, A ile B ve B ile C arasında ara geçiş formu olmadığını söylemeye başlarlar. Ne kadar örnek getirirseniz getirin bu onları tatmin etmeye yetmez, çünkü ara geçiş formu olmadığını baştan kabul etmişlerdir. İşin komiği değişik yaratılışçı uzmanlar, örnegin insan ile maymun arasındaki çizgiyi değişik noktalarda çekmektedirler.
Çakal benzeri bir yaratığın balinaya dönüştüğü fikrini reddederler, fakat hemen ardından bilim adamları Ambulocetus, Pakicetus, Prozeuglodon ve pek çok diğerlerini çıkarır.
Kertenkeleler kanat geliştirip kuş tüyü çıkaramazlar derler, ardından Archaeopteryx bulunur. Tabi bunun sahte olduğunu iddia ederler. Ama hemen ardından Protoavis, Sinornis, Hesperornis ve Ichthyornis gelir.
Evrimcilerin tüm kara canlılarının denizden çıktığını söylemesine karşılık, nerede ara formlar diye sorarlar, karşılarına Eusthenopteron, Panderichtys ve Acanthostega getirildiğinde bunu görmezden gelirler.
İnsan ile maymun arasında geçiş yoktur derler, ardından Lucy örnek verilir (Australopithecus afarensis), fakat bunu beğenmez, başka geçiş formları sorarlar. Sonra A. ramidus, africanus ve H. Habilis ve Erectus getirilir örnek olarak, aşamalı geçişi gösteren her örnekten sonra, o örneği bir tarafa (insan ya da maymun) dahil edip başka örnek istemeye devam ederler.
Tabi bunlar yaratılışçıların biraz daha işin içinde olanlarının yaptıkları. Yaratılışçılığa inanan pek çok kişinin bu bulgulardan haberi bile yoktur.
Biyostratonomi
a) Organik maddelerin korunması: Canlı öldükten sonra organik kısımları daha büyük hayvanlar tarafından eğer yenmezse bakteriler tarafından tahrip edilir. Bu olaya çürüme denir. Fakat ortam bakterilere uygun değilse bu çürüme tamamlanamaz örneğin fazla asidik ve bazik ortamlarda bakteriler yaşayamazlar. Bataklıklarda veya oksijeni az deniz çökellerinde çürüme meydana glmez.Petrol yatakları böyle oluşur,bitkiler ise saf karbon yani kömüre dönüşürler. Bunlar paleontolojinin dışındadır. Bizi ancak çürüme olayının hiç meydana gelmediği, gövdenin az veya çok muhafaza edildiği haller ilgilendirir çok ender olmak üzere rastlanan bu haller şu şartlara bağlıdır.
1. Kuruma: Böyle ortamlarda mumyalar meydana gelir.
2. Oksijensiz ve asitli ortamlar: Bataklıklarda oluşan durumlar örnek verilebilir.
3. Tuz: Bakterilerin yaşaması için uygun olmayan tuz canlılaın içine dolarsa
fosilleşmeyi sağlar.
4. Donma: Buzul devrinde ölmüş mamutlar sibirya buzullarında günümüze
kadar bozulmadan kalabilmiştir.
5. Reçine: Çam ağaçlarından oluşan reçine ye düşen bir böcek günümüze kadar bozulmadan kalabiimektedir. Örnek yandaki kehribar içinde bir eklembacaklı fosili vardır. Fakat ekseriyetle ancak sert, dayanıklı iskelet maddeleri fosilleşmeye elverişlidir. Bunlar kalsiyum karbonat-siliyum dioksit gibi anorganik,kitin,keratin gibi organic maddelerdir.
b) Çökellerde giriş (Tortulaşma) olayları
Boş bir midye kabuğu suda yere çöktüğü zaman boş kısmı üstte kalır, fakat hareketli sularda devrilip ters dönebilir. Uzun konik veya silindirik cisimler tek yönlü akıntılarda geniş tarafları ile akıntı yönüne dönerler. Uzunca midye kabuklarının çengel kısımlarıda ekseriyetle akıntıya karşı dönerler. Akıntı yönü bu tabakayı hemen örten tabakada değişik olabilir. Hatta aynı tabakalarda ve aynı fosil üzerinde 180 derecelik bir dönme tespit edilebilir. Bu gel git olaylarına işarettir. Bu olaylara yönlenme denir.
. EMBRİYOLOJİK KANITLAR
Her canlı, gelişimi sırasında evrimsel kademelerini kısa periyotlarla gösterir. Yani bireyin gelişiminde türün gelişmesi kısa bir şekilde tekrar edilir. Buna evrimin tekrarı denir. Örneğin, bütün çok hücreli hayvanlarda üreme hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigot bölünmelerle 2,4,8,16 blastomerli evrelerden geçerek sıra ile morula, blastula, gastrula aşamalarına ulaşır.İlk aşamalarda benzerlik oldukça yüksektir.Bir insan embriyosu diğer embriyolardan ayırtedilemez haldedir. İnsan embriyosunda once solungaç yarıklarına, tek kulakçık ve tek karıncıktan oluşan (balıklardaki gibi) kalbe, ilkel balık böbreğine benzer yapıda oluşumlar gözlenir. Kısa bir süre sonra sürüngen embriyosuna benzemeye başlar solungaç yarıkları kaybolur, mezonefroz böbrek tipi gelişir, kalpte odacıklar ayrılmaya başlar. Daha ileri aşamalarda ise böbrek, kalp oluşumu memelilerdeki son şeklini alır. Başlangıçta oluşan kuyruk kaybolur.
Omurgalı embriyolarının erken evreleri olağanüstü benzediğine göre bu evrede rol alan genlerde ortaktır.
http://img468.imageshack.us/img468/290/embrkp3.th.gif (http://img468.imageshack.us/my.php?image=embrkp3.gif)
. Günümüzden
İnsanoğlu sonunda genleri deşifre etmeyi başarmıştır ve Evrim Teorisi üzerine en büyük kanıtı ortaya koymuştur.
 Maymunla insanın gen farkı yüzde 1
Gen haritasını deşifre eden bilim adamlarına göre, araştırmalar evrim teorisinin babası Charles Darwin'i haklı çıkardı. İnsan genetik olarak maymunlardan sadece % 1 oranında farklı. İnsan genlerinin % 85'i ise köpeklerle aynı...
İnsanoğlu'nun en önemli buluşlarından biri sayılan insanın genetik şifresinin çözülmesiyle Darwin'in evrim teorisinin de kanıtlanmış oldu. İnsan Genomu Projesi'nin kurucularından olan İngiliz ekibi başkanı Sir John Sulston, konuyla ilgili Londra'da yaptığı basın toplantısında, çıkarılan gen haritalarının insan ve hayvanların DNA yapı taşları arasındaki benzerlikleri ortaya çıkardığını bildirdi.
http://img98.imageshack.us/img98/5063/249982oi7.th.jpg (http://img98.imageshack.us/my.php?image=249982oi7.jpg)
Araştırmacılar, ‘Gogonassus andrewsae’ adlı 380 milyon yıllık ilkel balık türüne ait fosilin, canlıların sudan karaya geçişini açıklayan önemli bir kanıt olduğunu belirtiyor.
İLKEL BALIKTAN MODERNE GEÇİŞ CANLISI
Yüzgeçlerinde insan kolundaki dirsek ve ön kol kemiğine benzer, kara canlılarının karakteristik özelliklerini taşıyan yapılar yer alıyor. Uzmanlar, ilk dörtayaklıların ortaya çıkışının habercisi sayılan bu ilkel balık formu ve onun türevlerinin mozaiği olarak görülen ‘Gogonassus’un Devon Dönemi’ne ilişkin bilgi eksikliğini giderebileceğini düşünüyor.
Bilim insanları, dörtayaklı canlıların Devon Dönemi’nde kalın yüzgeçli balıklardan evrildiğini vurguluyor. Bu dönüşüm, omurgalıların sudan çıkmasıyla mümkünleşti. İskeleti bütünlüğünü koruyan fosillerin sayısı az olduğu için, araştırmacılar bu evrim sürecini izlemekte zorlanıyor. ‘Balık Dönemi’ olarak da anılan, Devon Dönemi, 413-365 milyon yıl öncesini kapsıyor.
http://img460.imageshack.us/img460/5562/ayaklarnx1.th.jpg (http://img460.imageshack.us/my.php?image=ayaklarnx1.jpg)[/img]
şu benzerliği görüyormusunuzzz!!!
http://img402.imageshack.us/img402/4351/pithecsapitn2.th.jpg (http://img402.imageshack.us/my.php?image=pithecsapitn2.jpg)
ŞİMDİ DURUN VE DÜŞÜNÜN , GÖRMEDİĞİNİZ BİLMEDİĞİNİZ AMA SADECE İNANDIĞINIZ BİR VARLIK VE İMANDA MI GİDECEKSİNİZ YOKSA BİLİMİN GÖSTERDİĞİ , AKLIN , MANTIĞIN DESTEKLEDİĞİ , KANITLARIYLA ORTADA OLAN EVRİM GERÇEĞİNE Mİ İNANACAKSINIZ Â ! ! ! Â ?
FOSİLLER , EMBRİYOLOJİK KANITLAR, KAZILAR ,KEŞİFLER, BİLİM MANTIK .. BUNLAR MI Â ?
YOKSA CEHENNEM KORKUSUYLA TABULARA BAĞLANMAK MI Â ?
kaynak siteler :http://www.akiltopu.com/ , http://portal.ateizm.org/modules.php?name=News&file=article&sid=100&mode=thread&order=0&thold=0
onlara göre evrim teorisi sadece bir teori sadece bir kurguymuş ! peki bu doğrumu ? onlar bunu idda ediyorlar ama bilim akıl mantık ne diyor ?? Â
hangisi dikkate değer ; sadece bir sav atıp muhalefet amaçlı güdülen fakat aslında hiç bir dayanağının olmadığı bilimsel hurafecilik ve çürütme oyunları mı yoksa çok çeşitli bulguların değerlendirmesi altında ele alınan ve bilimin , akılın , mantığın , gerçekçiliğin dayanak sağladığı , kanıtlar mı ?
evet hangisi ?
bu çalışmamızda evrimin bir kurgu olmayıp aslında gerçekler bütünü olduğu ele alınacak .. tabii kanıtlarıyla birlikte ;
öncelikle evrimi anlamak istememenin ve anlıyamamanın sebeplerini hatırlatmak isterim ; bu faktörler bizim sağlıklı karar vermemize engel teşkil etmektedir ,
1- Doğmalar, peşin yargılar, şartlanmalar
2- Reklam ve propaganda
3- Mantık zincirinin yarı yolda kesilmesi
4- Yalnız duygularının etkisi altında kalmak
evrimin başlıca kanıtları :
Bu bolüm başlı başına bir proje konusu olacak kadar uzun olduğu için ben en önemli kanıtları öne süreceğim.
1. Paleontolojik Kanıtlar:
Geçmişte yaşayan canlıların kalıntılarının bulunması, sınıflandırılması, dağılımı, yoğunluğu ve yaşantılarına ilişkin yorumlarla uğraşan bilim dalına "Paleontoloji" denir. Fosiller yardımıyla geç
mişte yaşayan canlıların, bugünkü canlılar ile akrabalığının araştırılması gene bu bilim dalının görevidir.
Fosil Oluşumu
Bir canlının ölümünden bugünkü fosil ,taşlanmış haline gelinceye kadar meydana gelen olaylara fosilleşme denir. Bu olayları iki kısma ayırabiliriz.
A) Canlıların ölümünden sonra çökellere gömülmesi (Biyostratonomi)
B) Bu çökellerin içinde taşlaşması (Diyagenez)
Fosiller
Fosiller yaratılışçıların her zaman başını ağrıtmıştır. Her şeyden önce, soyu tükenmiş türlerin mükemmel bir yaratım ürünü olan bir evrende işi yoktur. Ayrıca bir diğer sorun da, fosillerin çok fazla çeşit ve sayıda olmalarıdır. Yaratılışçılar, soyu tükenmiş canlılara ait yorum yaptiklarında genellikle çok komik duruma düşmektedirler.
Örneğin yaratılışçılar tarafindan bu konuda yapılan birkaç yorumun örneği:
* Dinozorlar çok büyük olduklarından Nuh’un gemisine sığmadılar ve çamura gömülüp öyle ölüp kaldılar. (Dinozor çağının çok daha küçük yaratıklarına ne demeli peki? Hem hani Nuh bütün canlılardan birer çift almıştı gemisine? Hem zaten dinozorların nesli 50 milyon yıl önce tükenmiştir. Hani Nuh tufanı 6500 yıl önce olmuştu?)
* Soyu tükenmiş canlılar Nuh’un gemisindeydi, fakat sonradan öldüler. (Acaba Nuh Seismosaurus ve T-Rex gibi devasa dinozorları gemisine nasıl sığdırdı?)
* Fosiller canlı kalıntısı değildir. Şeytanın veya materyalist bilimin uydurması olan şeylerdir.
* Fosiller canlı kalıntısı değildir, Tanrı tarafindan inancımızı sınamak için yaratılmış şeylerdirler.
Açıklama yapmak zorunda bırakıldıklarında yaratılışçıların ağzından bu konularda çıkabilecek iddialarin içeriğine bir bakın, sonra da gelin evrime saldırırken gösterdikleri sofistike performans ile karşılaştırın. Evrime saldırırken bilimsel görünen ve moleküler biyolojiden, vs örnekler veren bireylerin, son derece basit sorulara gelince nasıl saçmalayabildiğini görmek insana hayret veriyor.
Geçiş fosilleri
Yaratılışçıların cahil olanları basitce "Ara geçiş formu yoktur" deyip çıkarlar işin içinden. Konuyla ilgili daha fazla okumuş ve muazzam sayıdaki fosil bulgusunun birkaçından haberdar olan biraz daha fazla bilgi sahibi yaratılışçılar ise, kademeli geçişi gösteren örneklerde bile sadece bir noktada çizgi çekip, örneğin şu taraf insan, şu taraf maymun der çıkar işin içinden. Eğer birbaşka fosil daha bulunur ve tam bu iki bölgenin arasına denk gelirse, bunu sadece alt ya da üst gruptan birine dahil etmekle yetinirler. Gelişimin aşamaları ne kadar açıkça görünüyor olursa olsun, geçiş görmemekte direnir ve ara geçiş fosili eksiğinden yakınmaya devam ederler. A ile C arasında geçiş formu olmadığını söylerler. Bir süre sonra B bulunduğunda, bu sefer, A ile B ve B ile C arasında ara geçiş formu olmadığını söylemeye başlarlar. Ne kadar örnek getirirseniz getirin bu onları tatmin etmeye yetmez, çünkü ara geçiş formu olmadığını baştan kabul etmişlerdir. İşin komiği değişik yaratılışçı uzmanlar, örnegin insan ile maymun arasındaki çizgiyi değişik noktalarda çekmektedirler.
Çakal benzeri bir yaratığın balinaya dönüştüğü fikrini reddederler, fakat hemen ardından bilim adamları Ambulocetus, Pakicetus, Prozeuglodon ve pek çok diğerlerini çıkarır.
Kertenkeleler kanat geliştirip kuş tüyü çıkaramazlar derler, ardından Archaeopteryx bulunur. Tabi bunun sahte olduğunu iddia ederler. Ama hemen ardından Protoavis, Sinornis, Hesperornis ve Ichthyornis gelir.
Evrimcilerin tüm kara canlılarının denizden çıktığını söylemesine karşılık, nerede ara formlar diye sorarlar, karşılarına Eusthenopteron, Panderichtys ve Acanthostega getirildiğinde bunu görmezden gelirler.
İnsan ile maymun arasında geçiş yoktur derler, ardından Lucy örnek verilir (Australopithecus afarensis), fakat bunu beğenmez, başka geçiş formları sorarlar. Sonra A. ramidus, africanus ve H. Habilis ve Erectus getirilir örnek olarak, aşamalı geçişi gösteren her örnekten sonra, o örneği bir tarafa (insan ya da maymun) dahil edip başka örnek istemeye devam ederler.
Tabi bunlar yaratılışçıların biraz daha işin içinde olanlarının yaptıkları. Yaratılışçılığa inanan pek çok kişinin bu bulgulardan haberi bile yoktur.
Biyostratonomi
a) Organik maddelerin korunması: Canlı öldükten sonra organik kısımları daha büyük hayvanlar tarafından eğer yenmezse bakteriler tarafından tahrip edilir. Bu olaya çürüme denir. Fakat ortam bakterilere uygun değilse bu çürüme tamamlanamaz örneğin fazla asidik ve bazik ortamlarda bakteriler yaşayamazlar. Bataklıklarda veya oksijeni az deniz çökellerinde çürüme meydana glmez.Petrol yatakları böyle oluşur,bitkiler ise saf karbon yani kömüre dönüşürler. Bunlar paleontolojinin dışındadır. Bizi ancak çürüme olayının hiç meydana gelmediği, gövdenin az veya çok muhafaza edildiği haller ilgilendirir çok ender olmak üzere rastlanan bu haller şu şartlara bağlıdır.
1. Kuruma: Böyle ortamlarda mumyalar meydana gelir.
2. Oksijensiz ve asitli ortamlar: Bataklıklarda oluşan durumlar örnek verilebilir.
3. Tuz: Bakterilerin yaşaması için uygun olmayan tuz canlılaın içine dolarsa
fosilleşmeyi sağlar.
4. Donma: Buzul devrinde ölmüş mamutlar sibirya buzullarında günümüze
kadar bozulmadan kalabilmiştir.
5. Reçine: Çam ağaçlarından oluşan reçine ye düşen bir böcek günümüze kadar bozulmadan kalabiimektedir. Örnek yandaki kehribar içinde bir eklembacaklı fosili vardır. Fakat ekseriyetle ancak sert, dayanıklı iskelet maddeleri fosilleşmeye elverişlidir. Bunlar kalsiyum karbonat-siliyum dioksit gibi anorganik,kitin,keratin gibi organic maddelerdir.
b) Çökellerde giriş (Tortulaşma) olayları
Boş bir midye kabuğu suda yere çöktüğü zaman boş kısmı üstte kalır, fakat hareketli sularda devrilip ters dönebilir. Uzun konik veya silindirik cisimler tek yönlü akıntılarda geniş tarafları ile akıntı yönüne dönerler. Uzunca midye kabuklarının çengel kısımlarıda ekseriyetle akıntıya karşı dönerler. Akıntı yönü bu tabakayı hemen örten tabakada değişik olabilir. Hatta aynı tabakalarda ve aynı fosil üzerinde 180 derecelik bir dönme tespit edilebilir. Bu gel git olaylarına işarettir. Bu olaylara yönlenme denir.
. EMBRİYOLOJİK KANITLAR
Her canlı, gelişimi sırasında evrimsel kademelerini kısa periyotlarla gösterir. Yani bireyin gelişiminde türün gelişmesi kısa bir şekilde tekrar edilir. Buna evrimin tekrarı denir. Örneğin, bütün çok hücreli hayvanlarda üreme hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigot bölünmelerle 2,4,8,16 blastomerli evrelerden geçerek sıra ile morula, blastula, gastrula aşamalarına ulaşır.İlk aşamalarda benzerlik oldukça yüksektir.Bir insan embriyosu diğer embriyolardan ayırtedilemez haldedir. İnsan embriyosunda once solungaç yarıklarına, tek kulakçık ve tek karıncıktan oluşan (balıklardaki gibi) kalbe, ilkel balık böbreğine benzer yapıda oluşumlar gözlenir. Kısa bir süre sonra sürüngen embriyosuna benzemeye başlar solungaç yarıkları kaybolur, mezonefroz böbrek tipi gelişir, kalpte odacıklar ayrılmaya başlar. Daha ileri aşamalarda ise böbrek, kalp oluşumu memelilerdeki son şeklini alır. Başlangıçta oluşan kuyruk kaybolur.
Omurgalı embriyolarının erken evreleri olağanüstü benzediğine göre bu evrede rol alan genlerde ortaktır.
http://img468.imageshack.us/img468/290/embrkp3.th.gif (http://img468.imageshack.us/my.php?image=embrkp3.gif)
. Günümüzden
İnsanoğlu sonunda genleri deşifre etmeyi başarmıştır ve Evrim Teorisi üzerine en büyük kanıtı ortaya koymuştur.
 Maymunla insanın gen farkı yüzde 1
Gen haritasını deşifre eden bilim adamlarına göre, araştırmalar evrim teorisinin babası Charles Darwin'i haklı çıkardı. İnsan genetik olarak maymunlardan sadece % 1 oranında farklı. İnsan genlerinin % 85'i ise köpeklerle aynı...
İnsanoğlu'nun en önemli buluşlarından biri sayılan insanın genetik şifresinin çözülmesiyle Darwin'in evrim teorisinin de kanıtlanmış oldu. İnsan Genomu Projesi'nin kurucularından olan İngiliz ekibi başkanı Sir John Sulston, konuyla ilgili Londra'da yaptığı basın toplantısında, çıkarılan gen haritalarının insan ve hayvanların DNA yapı taşları arasındaki benzerlikleri ortaya çıkardığını bildirdi.
http://img98.imageshack.us/img98/5063/249982oi7.th.jpg (http://img98.imageshack.us/my.php?image=249982oi7.jpg)
Araştırmacılar, ‘Gogonassus andrewsae’ adlı 380 milyon yıllık ilkel balık türüne ait fosilin, canlıların sudan karaya geçişini açıklayan önemli bir kanıt olduğunu belirtiyor.
İLKEL BALIKTAN MODERNE GEÇİŞ CANLISI
Yüzgeçlerinde insan kolundaki dirsek ve ön kol kemiğine benzer, kara canlılarının karakteristik özelliklerini taşıyan yapılar yer alıyor. Uzmanlar, ilk dörtayaklıların ortaya çıkışının habercisi sayılan bu ilkel balık formu ve onun türevlerinin mozaiği olarak görülen ‘Gogonassus’un Devon Dönemi’ne ilişkin bilgi eksikliğini giderebileceğini düşünüyor.
Bilim insanları, dörtayaklı canlıların Devon Dönemi’nde kalın yüzgeçli balıklardan evrildiğini vurguluyor. Bu dönüşüm, omurgalıların sudan çıkmasıyla mümkünleşti. İskeleti bütünlüğünü koruyan fosillerin sayısı az olduğu için, araştırmacılar bu evrim sürecini izlemekte zorlanıyor. ‘Balık Dönemi’ olarak da anılan, Devon Dönemi, 413-365 milyon yıl öncesini kapsıyor.
http://img460.imageshack.us/img460/5562/ayaklarnx1.th.jpg (http://img460.imageshack.us/my.php?image=ayaklarnx1.jpg)[/img]
şu benzerliği görüyormusunuzzz!!!
http://img402.imageshack.us/img402/4351/pithecsapitn2.th.jpg (http://img402.imageshack.us/my.php?image=pithecsapitn2.jpg)
ŞİMDİ DURUN VE DÜŞÜNÜN , GÖRMEDİĞİNİZ BİLMEDİĞİNİZ AMA SADECE İNANDIĞINIZ BİR VARLIK VE İMANDA MI GİDECEKSİNİZ YOKSA BİLİMİN GÖSTERDİĞİ , AKLIN , MANTIĞIN DESTEKLEDİĞİ , KANITLARIYLA ORTADA OLAN EVRİM GERÇEĞİNE Mİ İNANACAKSINIZ Â ! ! ! Â ?
FOSİLLER , EMBRİYOLOJİK KANITLAR, KAZILAR ,KEŞİFLER, BİLİM MANTIK .. BUNLAR MI Â ?
YOKSA CEHENNEM KORKUSUYLA TABULARA BAĞLANMAK MI Â ?
kaynak siteler :http://www.akiltopu.com/ , http://portal.ateizm.org/modules.php?name=News&file=article&sid=100&mode=thread&order=0&thold=0