Orijinalini görmek için tıklayınız : HADRAMUT KADINLARI
Uzun zamandır adını duyup merak ettiğim fakat sitemizde ayrı bir başlık altında incelenmemiş bu konuya bir giriş yapmak istedim. Bilgilerini esirgemeyecek olan arkadaşlara şimdiden teşekkürler.
Bir iki sitede okuyabildiğim kadarıyla Hadramut'lu kadınlarla ilgili farklı rivayetler var.
Rivayetin birinde onlara fahişelerin de katıldığı, Ebu Bekir'in kadınlara destek vermeyen erkeklerin salıverilmesini emrettiği, onlara destek veren erkeğin bulunamayacağını da söylediği ancak erkeklerin, hiç de Ebu Bekir'in umduğu gibi davranmayıp bu kadınları desteklediği ve bu desteklerini kelleleriyle ödedikleri, kadınların bir kısmının ise kaçabildiği yönünde.
" Hz. *Muhammed'in, 632'de vefatından *sonra, *ilk *halife *olarak *Hz. *Ebu Bekir *seçildiğinde, *Arabistan *Yarımadasında *Peygamberin *vefatından *sevinç *duyanlar da *yok *değildi. Yemen'in Kinda ve Hadramaut * gibi * bölgelerinde *kadınlar *sevinçliydi.
Peygamberin *vefatından sonra onun *halifesi *olarak Hz. Ebu *Bekir *seçilmişti. Ancak *Yemen *gibi *bölgelerde *politik *ortam *son derece kırılgandı, *peygamber *yaşadığı *süre *içinde *bile *islam *otoritesine ittaat *tam *sağlanamamıştı. Hz. Muhammed'in *vefatından sonra, *peygamberin *vefatının *islam *otoritesini *zayıflatacağını *ve *onun gerçek *bir *peygamber *olmadığının kanıtı olduğunu ileri sürenler ortaya çıkmıştı.
* *Özellikle Yemen'de, Yemen kraliyet *ailesinin soyundan *gelenler *peygamberin *vefatını *sevinçle *karşılayanlar arasındaydı. Peygamberin * öldüğünün *duyulması *üzerine *Yemen'de *kraliyet *ailesinin *den gelen *ve *sayıları *22 'yi *bulan kadınlar *tef *çalarak *şarkılar *söyleyerek *ve *ellerine kına sürerek *bunu *kutladılar. *Bu *kadınlar, büyükkanne, anne *ve kızlardan oluşuyordu. Kutlamalara *başka kadınların da *katılması *Yemen'de *bir isyan tehlikesi *yaratmıştı.
* * * * * * * *Yemen'in *yerel *liderlerinin çoğu da bu *isyankar *kraliyet ailesinin *soyundan * *gelen insanlardı. * İşte bu *insanların *halk *üzerinde etkili olabilme *ihtimali, *halifenin *Yemen'deki *politik *gücünü *sarsma *tehlikesini *barındırıyordu.. Bu *risk *aynı zamanda Yemen *halkının islamı *benimsemesinde *zorluklara da *yol açabilirdi.. *Bütün *bunlar *olurken, *bu *riskleri *fark eden *Yemen *valisi, *Halifeyi *bir *şikayet *mektubuyla durumdan haberdar eder.
* * * * * * * * * * Bu *durumu *etraflıca *inceleyen halife isyanı *çıkaranların *cezalandırılması *talimatını verir. Ancak *masumların da korunması *ve *gözetilmesi gerekmektedir. Buna karşın peygamberin *vefat *ettiği *gün *kutlama *yapan kadınları *nasıl *tespit *edileceği *sorunu *vardır. *Çünkü *üzerinden günler *geçmiştir. Bunun üzerine *şöyle *bir yöntem *izlenir. Peygamberin *vefat ettiği gün *onun *ölümünü sevinçle *karşılayan kadınlar, *tefler *şarkılar eşliğinde danslar etmiş ve *ellerine *kına sürmüşlerdir.
* * * * * * * İşte suç *işleyen bu *kadınları ele *verecek olan şey kınalı *elleridir. Peygamberin *vefatını sevinçle karşılayan yerlerde elleri kınalı kadınlar *tespit *edilir. Ama *yine *de *bir sorun *vardır. Halifenin emri *ve İslam'ın *bir *gereği *olarak *masumların *mutlaka *gözetilmesi *gerekmektedir. *Ya *elleri *kınalı *olan kadınların *bir kısmının bu *olayla *bir alakası *yoksa!.
* * * * * * * * İşte *bu *sorun *ceza *vericileri *tedirgin etmiş ve *şöyle bir *yöntem izlenir. *Eelleri *kınalı *kadınlar *için peygamberin *vefat ettiği *gün *baz alınarak *30 *günlük opsiyon verilir. 30 *içinde ellerindeki *kınaları *silinen kadınlar, *peygemberin *vefatından önce *sürmüş *olmalıydı. *Ama *30. *gün sonunda *kınalar hala rengini korumuş ise suçlu olan kadınlar tespit edilmiş olacaktı. İşte bu *muhakeme *kullanılarak *beklenir. *Ve *30. *günün *sonunda *tespit edilen kadınlar *tekrar *kontrolden geçirilerek, *bunun sonucunda *22 *kadının ellerindeki *kınanın *tazeliğini *koruduğu *tespit *edilir. Ve *en *ilginci de *bu kadınların *hemen hepsinin * Yemen'in eski kraliyet ailesinden *gelmeleridir. * Bu *insanların kraliyet ailesinin soyundan gelmeleri * durumu *oldukça hassas *bir noktaya *getirmiştir.
Ne *yapılması *gerekiyordu. İşte *bu noktada *yayınladığı *fetva *buna *bir çözüm *getiriyordu. *Arabistan'da * *sürmek *güzel *bir ana *işaretti *ve *çoğu zaman *kazanılan *askeri *zaferlerden *sonra kına sürülürdü. Ancak, peygamberin *vefat ettiği *gün sürmek, *ne *anlama *geliyordu! Bu *olsa *olsa peygambere *bir saygısızlık *ve onun şahsında *İslam'a *ve *Allah'a *bir *küfürdü. İslam'a küfürün *hukuksal *cezası *başlarının *kesilmesiydi. Bu suçun *bir *küfür *olduğunun tescil edilmesi *ama *suçu *işleyenlerin de kadın olması *nasıl *bir *ceza *verileceği *tartışmasını da *beraberinde *getirmişti. Üstelik *suçu *işleyenlerden biri *büyükanne ve *anneydi. Ve sonunda *fuhuş yapmak ile *eşdeğer tutularak, kadınların yaşamasına *izin *verildi ama elleri *kesilmişti."
www.ekoses.com'dan alıntıdır.
kc verdiğin linke bulamadım bu yazıyı daha detaylı link verirmisin.
ve verdiğin kaynağında geçerli bir kaynağı vardır umarım.
http://www.ekoses.com/ekolojikyasamportali/bpg/publication_view.asp?iabspos=1&vjob=vdocid,146984
Sevgili KC ;
* * * * *İlginç bir konu bulmuşsun. Doğrusu hiç duymamıştım. Öğrenecek ne çok şey var !! Ancak ridde olayları çok ilginçtir. Muhammed Mustafa'nın *tebliğ ettiği islamın o dönemde nasıl algılandığına dair ipuçları verir. * Merak ediyorum Hadramût kadınları ile ilgili başka bilgilere ulaşabilecek miyiz ?
Kolay gele...
Sn. K.C.
Enteresan bir hikaye.
Bu arada vermiş olduğunuz ikinci linkde ana kaynak olarak;
http://www.hennapage.com , gösteriliyor.
Günümüzde; sevgi, aşk, cesaret için yazılmış anlamlı duygulu hikayeleri hatırlatıyor. Kına pazarlaması için açılmış bir sitenin yoğunlaştırdığı bir miti olmasın bu hikaye.
Gerçi, kan; her devre ve dünyamızın her köşesinde hiç eksik olmamıştır.
İnsanlık tarihi ile başlar, kanın, eziyetin, zulmün tarihi.
Bu hikayenin doğruluğu dahi beni çok şaşırtmayacak.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
sodomo--
27-02-2007, 11:36
KC güzel bir yazı yakalamışsın kutlarım.
Bu bilgiler İbn Habib'in Muhabbar'ında geçiyormuş. İbn Habib Hamidullah'ın da önemli referans kaynaklarındandır.
Bu yazının alındığı İngilizce kaynak ise şu : Oriens (http://links.jstor.org/sici?sici=0078-6527%2819520731%295%3A1%3C16%3ATSHOH%3E2.0.CO%3B2-E&size=LARGE)
Tabii burada sadece 1. sayfasını görebiliyoruz ve orada da 6 kadının Muhammed'in ölümü üzerine ellerine kına yaptıkları söyleniyor.
Bu Muhabbar ile ilgili bilgiye İlha Arsel'in Şeriat ve Kadın'ında da rastlıyoruz. KC bu paragrafı senin blogdan aldım:
'Kitab al-Muhabbar' yazarı Muhammed İbn Habib (el-Bağdadi) , İslam'dan önce Arap kadınının sosyal ve ekonomik haklara sahip olduğunu, evleneceği erkeği seçmekte ya da dilediği işleri görmekte özgür bulunduğunu kanıtlayan nice örnekler verir. (Eyyumu'l-Arab'da bu hususlar açıklanmıştır.) Bunlara eklenebilecek en ilginç örnek, hiç kuşkusuz, Muhammed'in ilk karısı Hatice'dir.
Bu tip birinci el kaynaklara nedense ulaşmak pek mümkün değil Türkiye'de. İlahiyat fak. ne iş yapar diye sormak lazım. *Eğer bu Muhabbar'ı sağda solda gören olursa bana haber versin lütfen.
sodomo--
27-02-2007, 11:45
Oriens, derginin ismi ve bu dergi Kuzey Afrika ve Asya'nın atik çağdan günümüze din, dil, kütür ve sanatı ile ilgili makaleleri yayınlıyor.
Bu bilgilerin geçtiği İngilizce makalenin tam ismi şu:
The So-Called Harlots of Hadramaut
A. F. L. Beeston
Oriens, Vol. 5, No. 1 (Jul. 31, 1952), pp. 16-22
Bu bilgilerin alındığı ilk kaynak olarak da İbn Habib'in "Muhabbar" ı verilmiş.
Peki soralım şimdi: Neden Türkiye'de  İlahiyat fak. dergilerinde veya herhangi bir tarih, sanat, kültür dergisinde bu tip araştırmalar yayınlanmaz ?
Özellikle ilahiyat fakülyeleri için soralım. Çünkü ilahiyat fakülteleri ilmi çalışmanın yeri değildir ve oralarda tebliğ çalışmalar yapılır ve öyle islamın aleyhine olacak bilgiler onların dergilerinde yer almaz. İşte hadise budur arkadaşlar.
Sayın mhmmd,
Evet, o linke dün gece ben de bakmıştım ve şahane kına desenleriyle karşılaşmıştım. :)
Onlar önemli değil. Bu hikayenin nette bulduğum en uzun versiyonu olduğu için o linktekini aldım. Zaten başka hikayeler olduğunu da söylemiştim başlangıçta. Katkılarınızı beklediğimi de yazmıştım.
Eğer elinizde bu hikayenin başka bir versiyonu varsa onu da siz koyun ki doğru hikayenin hangisi olduğunu bulmakta bize yardımcı olsun.
sodomo--
27-02-2007, 11:49
Kc, hadise "hikaye" veya "mit" değil tarihisel bir gerçekliktir. Muhammaed'e bakma sen o mitolojinin en önemli kaynaklarından birisi olan Kuran'ı okumamış :)
sodomo--
27-02-2007, 11:54
Yok yok Kuran'a mitolojinin kaynağı dersek bu sefer de mitolojiyi küçültmüş oluruz. Halbuki durum tam tersidir. Kuran'daki efsaneler *mitolojilerden gelişigüzel araklanmıştır. Mitolojik bilgiler çok yüzeyseldir ve detaylara girmez çünkü Muhammed aklında kaldığı kadar ve işine geldiği gibi almıştır. Ama yine de Süleyman peygamber ve konuşan karıncaları ile hüdhüd kuşunun Kurani versiyonunun da okunmasını tavsiye ederim :)
Sodomo,
Hikaye derken, uyduruk bir olaydan bahsetmek değil niyetim. Yaşanmış o olayın değişik versiyonlarda aktarılış şekli, değişik hikayeleri.. :)) Anladın sen onu...
Konu sadece "peygamberin ölümüne sevinenler" kısmı altında değerlendirilirse,
belki çok fazla örneği olmakla birlikte yazılı tek örneği olan Hadramut kadınları
çerçevesi dışına çıkılamaz.
Peygamberin ölümüne sevinenlerin sayısı öyle 6 kadın, 20 kişi falan değil binlerce
kişidir. Bunlar bölgedeki her yerde, Mekke'de, Medine'de, Hicaz'da, Yemen'dedir.
Sayısal olarak çok fazla olmakla beraber iktidar olan ve güçlü olan müslümanlardır.
Nitekim bu sevinç gösterileri kanla, kılıçla bastırılır. Buna rağmen birçok yerde
akın akın insanlar zorla sokuldukları İslam'dan eski dinlerine dönüş yaparlar.
Bu asıl dinlerine dönüş hareketi de birçok yerde katliamla durdurulmaya çalışılır.
Müslümanlar kış gecesi yağmura tutulup dağılan koyunlara döndüler. Kabilelerden
sonra dönüş hareketi Mekke'yi de içine aldı. Bu hızıyla tüm Arabistan'a yayılacak ve
İslam helak olacaktı.
Mekke'deki karışıklık Süheyl Bin Amr'ın Kabe önünde yaptığı konuşma ile ve
ardından Ebubekir ve Ömer'in mürtedlere karşı aldığı sert tavır ile önlenebildi.
Seyf, Ridde Savaşları'nda uydurduğu korkunç sahneleri birtakım kısa rivayetlerle nakletmiş, Taberi de onların hepsini muteber kitabında Ridde (irtidat) haberlerinin başında nakletmiştir:
Seyf şöyle diyor:
Küfür, İslâm topraklarını almış, fitne ve kargaşa ateşinin alevleri her tarafta yükselmiş, Kureyş ve Sakif kabileleri dışında bütün Araplar mürtet olarak İslâm'dan çıkmışlardı! Seyf daha sonra Gatafan kabilesinin mürtet oluşunu ve Hevazin'in Ebu Bekir'in temsilcisine zekât ve sadakaları vermeye yanaşmamasını, Tey ve Esed kabilelerinin halifeye baş kaldırıp Tuleyha'nın etrafında toplanmalarını ve Selim Oğulları Kabilesi'nin başlarının mürtet oluşlarını söz konusu ederek şöyle diyor: İnsanlar her tarafta böylece İslâm'dan çıkıp mürtet oldular. Bunun üzerine, insanların veya kabile başlarının İslâm'dan çıkıp yeminlerini bozduklarına dair her taraftan Resulullah'ın (s.a.a) valilerinin mektupları Medine'ye aktı... Bu rivayeti İbn Esir'le İbn Haldun kendi Tarih'lerinde böyle nakletmişlerdir;
"Seyf, *Ridde *Savaşları'nda *uydurduğu *korkunç *sahneleri ( bu yorum günümüz İslamcılarınındır) *birtakım *kısa *rivayetlerle *nakletmiş, *Taberi *de *onların *hepsini *muteber *kitabında *Ridde *(irtidat) *haberlerinin *başında *nakletmiştir: *
*
Seyf *şöyle *diyor: *
"Küfür, *İslâm *topraklarını *almış, *fitne *ve *kargaşa *ateşinin *alevleri *her *tarafta *yükselmiş, *Kureyş *ve *Sakif *kabileleri *dışında *bütün *Araplar *mürtet *olarak *İslâm'dan *çıkmışlardı!" *
Seyf *daha *sonra *Gatafan *kabilesinin *mürtet *oluşunu *ve *Hevazin'in *Ebu *Bekir'in *temsilcisine *zekât *ve *sadakaları *vermeye *yanaşmamasını, *Tey *ve *Esed *kabilelerinin *halifeye *baş *kaldırıp *Tuleyha'nın *etrafında *toplanmalarını *ve *Selim *Oğulları *Kabilesi'nin *başlarının *mürtet *oluşlarını *söz *konusu *ederek *şöyle *diyor: *
"İnsanlar *her *tarafta *böylece *İslâm'dan *çıkıp *mürtet *oldular. *Bunun *
üzerine, *insanların *veya *kabile *başlarının *İslâm'dan *çıkıp *yeminlerini *bozduklarına *
dair *her *taraftan *Resulullah'ın *(s.a.a) *valilerinin *mektupları *Medine'ye *aktı." *
Bu *rivayeti *İbn *Esir'le *İbn *Haldun *kendi *Tarih'lerinde *böyle *nakletmişlerdir.
---------------------------------------------------------------
Ridde savaşları dinden dönenlerle yapılan savaşlardır. Bu savaşlar öncesi durum ve
savaş sebebpleri önemlidir. Burada dikkati çeken nokta;
asıl karşı çıkışın zorla toplanan vergiler olduğudur. Zekat adı altında zorunlu vergiye
karşı dinden çıkanlar, vergi alınmadığı takdirde dine döneceklerini açıklamalarına
rağmen kabul edilmemiş, bu durum Ali,Ömer ve Ebubekir arasında ihtilafa neden olmuş
sonunda Ridde savaşları ile yine zorla kabul ettirilmiştir.
sodomo--
27-02-2007, 14:08
Pante, bu Ridde savaşları için ayrı bir topic açarsan oraya katkılarımı sunabilirim özellikle Yemame ile ilgili bölümler önemli.
hiramusta
27-02-2007, 15:12
Çoğu yerde ve bu sitede de söyledim;..."Ateistler devlet yönetiminden hiç anlamazlar ve yönetemezler" diye.Çünkü 1.onlar devlete vatandaşlık görevi olarak verilmesi gereken verginin (İslamcası zekattır :) ) ödenmemesinin kanunları çiğnemek olduğundan bile bihabersizdirler.(2,3,4....)Aslında bunu biliyorlarda çizdikleri görüntü bunu yansıtıyor.Neymiş efendim?..İsyanlar en kanlı şekilde bastırılmış,zekat vermeyen emirliklere savaş açılmış falan filan.(tabi tarihin tozu dumanı arasında at izi it izine karıştığından bunların gerçekliği de tartışılır.Biz gene de gerçek olduğunu varsalım.)Ya ne yapılacaktı.İsyan edenlere,vergi vermeyenlere "efferim çok iyi yaptınız mı denilecekti?".O zaman Devletimizin pkk ile savaşmasının ne anlamı var?Ver toprağı olsun bitsin.Ya bide bir vilayetimiz mesela İzmir;..dese ki "Ey Türkiye Cumhuriyeti,biz İzmir vilayeti ve halkı olarak bundan sonra size vergi vermeyeceğiz,asker vermeyeceğiz,hiçbir kanununuzu tanımıyoruz,kendi bağımsızlığımızı ilan ettik (veya Yunanistana bağlandık),bütün T.C. vatandaşları İzmir devletine vizesiz adımını atamayacaklar." deseler Devletimizin tavrı onları tebrik edip oraya bir elçi atamak mı olur? Yoksa siyasi,askeri ve ekonomik hertürlü müdaheleyi yerine getirmek mi olur?...Sanırım, iğneyi kendimize batırmadan Ebubekir anlaşılmıyor.
sodomo--
27-02-2007, 15:28
Hangi devlet ? Muaviye'ye kadar bir İslam devleti yok. Muhammed devlet falan kuramamıştır. Halifeler de kuramamıştır.
İkincisi insanlar neden Muhammed'e ve onun sahte dinine tâbi olsunlar ki ? Adam inanmıyorsa onun peygamber olduğunu ne olacak ? Zorla mı şerri hukuku dayatacaksın ? Hem neden sen Museylime'ye vergi vermiyorsun da o sana vergi veriyor ? Her ben peygamberim diyene vergi mi verecek halk?
hiramusta
27-02-2007, 16:08
Hangi devlet ? Muaviye'ye kadar bir İslam devleti yok. Muhammed devlet falan kuramamıştır. Halifeler de kuramamıştır.
İkincisi insanlar neden Muhammed'e ve onun sahte dinine tâbi olsunlar ki ? Adam inanmıyorsa onun peygamber olduğunu ne olacak ? Zorla mı şerri hukuku dayatacaksın ? Hem neden sen Museylime'ye vergi vermiyorsun da o sana vergi veriyor ? Her ben peygamberim diyene vergi mi verecek halk?
:) :) :) Beni çok güldürdün Sodomo.Allah'ta seni güldürsün.:) Yanılıyorsun Sodomo.Muhammed Peygamber bir devlet kurmuştu.Kurduğu İslam devleti Muaviyenin darbe yaparak bu İslam devletini yıması ve yerine müşrik Emevi devletini kurmasına kadar sürdü...Muhammed Peygamber bir devlet kurmuştur Sodomo.Devlet bir toprak üzerinde bulunan halkın veya halkların siyasal bir örgütlenme içerisine girerek oluşturmuş oldukları tüzel varlıktır.Her devlet kanun koyucu/lar,yargı kurumu ve ordu olmak üzere 3 temel sacayağı üzerine kurulur.Tıpkı Peygamberin kurduğu İslam Devleti gibi...Burdaki mesele dine tabi olup olmamak değildir (sahte olduğu düşüncesi de ancak seni bağlar) burdaki mesele devlet otoritesinin sağlanmasıdır.Devletimiz bizden vatandaşlık görevi olarak nasıl vergi istiyor ve zamanı geldiğinde devlete asker olmamızı istiyorsa aynı şekilde Muhammed Peygamberin kurmuş olduğu devlette otoritesinin ulaştığı heryerde oranın yerel yöneticilerinden ve halkından vergi ve gerektiğinde orduya katılmalarını isteme hakkına sahiptir.
Okuduklarımdan çıkardığım sonuçlar:
1-Ridde olayları vergi vermemek için olmuştur. O halde o dönemin bir kısım müslümanları İslamiyet'i bir din olarak değil, bir yönetim şekli, bir siyasi yapılanma olarak görüyorlardı. Vergiyi kaldırırsanız yine müslüman oluruz demeleri bunun ispatı bence. Ve yine bence, bunlar hiç bir zaman müslüman olmamış, münafık kalmıştı.
2- İslamiyetten çıkan kişi ve kabilelerin yaptıklarını hiramusta PKK terör örgütünün yaptıklarına benzetmiş. O kişiler islamiyetten çıkarken müslümanlara bir şiddet mi uygulamışlar anlamadım. Konu sadece vergi ise bununla ilgili daha insancıl yaptırımlar bulunabilir veya insanları ikna etme yoluna gidilebilir.
3- Aslında bu bir soru. Aklıma takıldı. Günümüzdeki vergiler yol-su-elektrik-hizmet olarak bize (bir kısmı) geri dönmektedir. :) Peki İslam Devleti (ki sodomo öyle bir devlet henüz yoktu diyor) veya islam dini altındaki yapılanmanın topladığı vergiler ne oluyordu? Yine hizmete dönüşüyor muydu?
Hiramusta haklı. Muhammed Mustafa döneminde “bir islam devletinin” nüveleri atılmış ve Ebubekir ile başlayan dönemde de bu devletin sınırları geometrik bir artışla büyümüş-
tür.
Hatta daha islam peygamberinin ölüm döşeğinde iken devlete sahip olma kavgası başlamış ve hiç bitmeyen bir iktidar kavgası görünümüyle islami devletin ayırd edici özelliği olarak tarihteki yerini almıştır.
İslam peygamberi Muhammed döneminde başlayan *bu çaba, hükümran olma sıfatıyla zekat (vergi) ve cizye (haraç) *toplanması , gelirlerin beyt-ül mal’a (hazine) kaydı, çeşitli bölgelere emir (vali) atanması , elçi kabulü ve elçi gönderme gibi bir devlete ilişkin özelliklere dönüşecektir .
Ancak , bir tür kaba kabile demokrasisinin egemen olduğu bu topraklarda , devlet geleneğinden yoksun bir toplumda, başlangıç dönemi İslam devlet örgütlenmesi peygamberin baskın kişiliği nedeniyle açık seçik görülebilir durumda değildir. Bu flu görüntü ancak Ömer döneminde netleşir.
Bu dönemden itibaren köleci bir sisteme dayalı ekonominin , genişlemesini ganimet (yağma) anahtarında bulan bir toplumsal örgütlenmenin, İslam İmparatorluğuna dönüşmesinin
yolu açılmıştır.
spartacus
27-02-2007, 17:00
Sevgili Pante
Çok önemli bir noktaya değinmiş, geçerken bende belirteyim :)
Evet aynende öyle, Zekat bir devlet vergisidir ve malevine verilir. Bu hanı yağmanın başına ise, devlet başkanı oturur, öncesi peygamberdir, sonrası halifelerdir, bunların hepside sultandırlar. Ortada bir sulta vardır, epey didişme ve savaş yaşanacaktır.
Muhammed, kabile-köle toplumundan, Hindistan ve İran örneği gibi Feodal topluma geçişde önemli bir yerdedir, kabile yok artık ümmet vardır, bu yeni yetme egemen, hakim kesimler ile, elde olanı kaybetmekte olan eski egemen kesimler arasında bir çatışmaya dönüşecektir. Dönüşmüştürde, Muaviye ait olduğu kast(sınıf) itibari ile Muhammed dönemi çatışan hakim kesimin soyundan gelmektedir... Muhammed politik manevralarda uygulamıştır, görürüz ki eski hakim kesimlerin kimi ileri gelenleri ile uzlaşmalara girmiştir, Mesala Muaviyenin annesine gelen develer, mallar vs...
Zekat ise öyle vicdanla micdanla alakalı bir şey değildir, zorunlu bir sömürü vergisidir. Zekat ile kimlerin baskı altına alınacağı, kimlerin linç edileceği bile kriter edilebilir çünkü yasa kitabında herkes zekat vermek zorunda tutulur. Bu bir dini vecibe olarak işlenirken o dine mensup olmayanlar kabak gibi ortaya çıkar.
Ebubekir dönemi çalkantılar dönemidir, göreceli ve baskıya dayalı sükun, ortaya düşmüş ve paylaşılmayı yada paylaşımsız benim, benim, benim olacak diyenler yüzünden savaş hali vardır. Hiç bir savaş cephede verilmez, cephe savaşın bitim noktasıdır. Sulta olmak ve Cennete egemen olmak için birbirlerine kın çekenler var iken, egemenlik altında tuttukları ve balığın kuyruğu dediğimiz çoğunlukda salınım hareketi yapmak zorundadır, balığın başı baştan beri kokmaktadır.... Ebubekir, zekat toplayıcı memurlara, zekatını vermeyeni öldürün derken hiçde hasız değildir, nede olsa sultanın başına geçmiştir ve bu insan öğütme değirmeninin çarkı dönmeye devam etmelidir....
Kim derki, insanlar, insanın inancına kadar kullanıldığı hatta kellesininin diyetini bile inancı ile ödediği düzende rahatsız olmasınlar. Elbette rahatsız olacaklardır bunu anlamak için lak-luk yapmaya gerek yok, Osman'ın cenazesinde kaç kişi varmış ve cenaze kaç gün definsiz beklemiştir buna bakmak yeterlidir, Ayşe ile Ali arasındaki savaşta, geçmiş ezik kesimin temsilcisi Emevilerin Peygamberden kalan sulta mirasına sahip olmaya devam etmek için nasıl bir direnç sergilediği ve bu 10.000 adet?! müm'in'in canına nasıl malolduğu su götürmez örneklerdir.
Kaldı ki Yemen'de insanlar yada geçmiş kral ailesi karşıt çalışma yapmamış olsun, kaldı ki zekat denen şeyin gönül işi değil kılıç işi halinde olmasına insanlar razı olmuş olsun..
Balık baştan kokmakta, akbabalarda insanların alınteri olanı üleşemedikleri için birbirini yemekte, insanlarda fırsattan istifade egemenlerin, yiyiclerin, köle sahibi efendilerin, sultacıların, bezirganların bu güçsüzlüğünde soluklanmaya çalışmaktadır.... Gırtlağına kadar sömürülmekte, herşeyle korku ve baskı altına alınmaktadır...
3- Aslında bu bir soru. Aklıma takıldı. Günümüzdeki vergiler yol-su-elektrik-hizmet olarak bize (bir kısmı) geri dönmektedir. :) Peki İslam Devleti (ki sodomo öyle bir devlet henüz yoktu diyor) veya islam dini altındaki yapılanmanın topladığı vergiler ne oluyordu? Yine hizmete dönüşüyor muydu?
Beytü'l-mâl'in giderleri: Yukarıda sıraladığımız beytü'l-mâl'in gelirlerinden zekât ve öşür, beytü'l-mâl'de ayrı bir fonda toplanır ve Tevbe suresinin altmışıncı ayetinde belirtilen sekiz sınıf kimseye dağıtılır. Ayetin anlamı şöyledir: "Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan (zekat toplayan) memurlara, kalpleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, kölelere, Allah yolunda (cihat edenlere) ve yolcuya mahsustur. Allah bilendir, hikmet sahihidir. "
Bu mallar hazinede emanet hükmündedir. Devlet emaneti yerlerine sarfetmekle yükümlüdür. Başka yerlere ancak geçici olarak harcanır, alınan miktar sonra diğer fonlardan iade edilir (Ö. N. Bilmen a.g.e., IV, 77).
Ganimet mallarından beytü'l-mâl'e intikal eden beşte bir hisse üçe bölünür. Bunun bir hissesi yetimlere, bir hissesi yoksullara, bir hissesi de yolda kalmışlara verilir. Nitekim Enfâl suresinin kırkbirinci ayetinde şöyle buyurulur: Biliniz ki ganimet aldığınız şeylerin beşte biri Allah'a, Resulu'na ve (Allah'ın Resulu ile) akrabalığı bulunan (lar) a, yetimlere, yoksullara ve yolcu (lar)'a aittir." Ayet-i kerimede Allah'ın anılışı teberrükendir. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hissesi ise irtihali ile düşmüştür. Resulullah (s.a.s.) ile akrabalığı bulunanlar ise yoksullar grubuna girer. Geriye yukarıda zikredilen üç sınıf kalmış olur. (Meydani, el-Lübab, IV, 133).
Madenler ve definelerden gelen vergiler de bunun gibi yetimler, yoksullar ve yolculara harcanır.
Haraç, cizye ve gayr-i müslim tacirlerden alınan vergiler devletin personel ücretleri, yol, kanal, baraj gibi amme hizmetleri, askeri hizmetler, eğitim, sağlık vs. gibi yerlere sarfedilir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) beytü'l-mâl üzerinde hassasiyetle durur, mal geldikçe hiç bir şey kalmayıncaya kadar dağıtımında bizzat hazır bulunurdu. Hz. Peygamber vefat ettikten sonra bu işe yerine geçen halifeler bakmıştır. Hz. Ömer zamanında fetihler nedeniyle devletin gelirleri artmış ve bunların hepsini hemen dağıtmak ihtiyacı kalmayınca, gelirin bir deftere kaydedilmesi ve yapılan ödeme ve harcamalardan arta kalanın korunması usulü getirilmiştir. Böylece onun zamanına kadar soyut bir kavram olan beytü'l-mâl, onun zamanında somut bir durum almıştır. Nitekim dört büyük halife devrinin sonlarına doğru beytü'l-mâl'e bakan bir veznedar görevli görülmektedir.
Kaynak:
http://www.sevde.de/islam_Ans/B/beytul_mal.htm
Kaynağı okumanızı öneririm, Bey't-ül mâl gelirlerinin neler olduğu detayları ile anlatılıyor.
Saygılar
kontdragon
27-02-2007, 17:13
Ne güzel bir devlet düzeni değil mi? Savunma savaşı yapa yapa dünya kadar yer kazanıyorsun, zorlamada bulunmadan! kazandığın esirleri köle yapıp her fırsatta azat ederek sevap kazanıyorsun. Zekat vermeyenleri cezalandırıyorsun ondan sonra ben dünya üzerindeki hiçbir düzene benzemem, ben onlardan farklıyım çünkü bunu Allah gönderdi diyorsun. Sonuçta herkezin yaptığı aynı: Toprak benim, güç benim, herkez benim düzenimde yaşayacak. Aynı şeyleri yaptıktan sonra artık altına ne koyarsan koy ister din i koy, ister ırkı koy, ister mezhebi koy istersen dürüst ol petrolü koy.
sodomo--
27-02-2007, 18:22
Her  devlet  kanun  koyucu/lar,yargı  kurumu  ve  ordu  olmak  üzere  3  temel  sacayağı  üzerine  kurulur.
Yahu Hiramusta, sen devlet denilince ne anlıyorsun ? Kötü bir örnek ama vereceğim Apo'da kanun koydu ve  5-10 bin militan topladı ve dahası yargılama bile yapıyorlar kendi içlerinde ve dahası vergi adıyla haraç da topluyorlar şimdi biz onlara devlet mi diyeceğiz ?
Komik olma Hiramusta :)
Bak sana bire bir daha iyi bir örnek vereyim: O da Afganistan'daki Taliban rejimidir. Onların başında da Şeyh Ömer vardı ve İslami kanunları birebir uyguluyordu hatta öyle ki, evlenmek isteyenleri evlendiriyor borçluların borcuna alacaklıların alacağına ve dahi bilumum özel, tüzel işlere tek başına bakıyordu. Bir şehirden diğer şehre gitmek için bile Şeyh Ömer'den izin alman gerekiyordu. İşte o tam anlamıyla Muhammed'in kendi döneminde kurduğu bir düzen kurmuştu.
Kadının kocası zıhar yapmış Muhammed'e geliyor şikayet ediyor o da durumu çözüyor,
Yetimin malına el koymuşlar Muhammed olaya el koyuyor
Recm cezalarını da kendisi veriyor
vb...
Bu mu devlet ?
Taliban ne kadar devlet ise o da o kadar devlet kurmuştur.
Devlet için kurumsallaşma gerekir.
Var mıydı Â Muhammed'in kurumları ?
Önce devlet nedir onu öğrenelim :)
arkadaşlar din ve devlet işlerini birbirinden ayıralım lütfen :)
şimdi burada devlet denilince bunun bir anda olup bittigini düşünmemek lazım. Özellikle de soy gelenegiyle yürüyen bir toplumsal örgütlenmenin siyasi bir örgütlenme haline dönüşmesi ha deyince olmuyor. Bu ara aşamaya erken devlet deniyor. Erken devlet aşamasında sınıfsal ayrışma net degildir. Devlete egemen olacak kesimlerin bir tanrısal kutsallıkla donatılması gelenegi vardır. Toplumun artı ürün fazlası topluma eşit olarak paylaştırılır. Bu paylaşma ya direkt olur ya da da şölen, toplantı vs vasıtasıyla olur. Otorite daha henüz tek elde toplanmamıştır.
* * * *Muhammed in Araplara bir devlet kazandırdıgını, onları toplayıp bir islam devleti bünyesinde siyasallaştırdıgını biliyoruz. Ancak onun kurmaya çalıştıgı devlet zorunlu olarak ilkel kabile demokratik şeklinden kopamamıştır. Bu kopuş ancak Osmanla keskinleşiyor, Muaviye ile tamamlanıyor.
* * * * İlkel demokrasinin soy üyelerinin kararlara katılma hakkının ilk islam toplumunda eski kabile geleneginin devamı olan şura meclisleri aracılıgıyla devam ettigini görüyoruz. Bu günümüzde islam demokrasisinin bir örnegi olarak çarpıtılıyor. Aslında kırılamamış soy örgütünün devamıdır. Gene paylaşımın hakça oldugunu görüyoruz. Bu da kollektif mülkiyetin kalıntılarıdır. Ancak tanrı ve peygamberi için pay ayrılması sınıflaşmayı hızlandıracak bir etkendir.
* * * * *Erken devlet için gerekli olan tanrısallık iddiası ise muhammed de ve ondan sonra onun soyunu takip eden zincirde bol miktarda var. O halde Muhammed in başında bulundugu şekle bir erken devlet örnegi diyebiliriz.
* * * * * O halde o dönemin bir kısım müslümanları İslamiyet'i bir din olarak değil, bir yönetim şekli, bir siyasi yapılanma olarak görüyorlardı. Vergiyi kaldırırsanız yine müslüman oluruz demeleri bunun ispatı bence * * şeklindeki KC nin tespitine katılıyorum. Tek tanrı inancı özellikle Güney Arabistan'da oldukça gelişmişti. Bunu Rahman başlıgı altındaki bir incelememde açmaya çalışmıştım.
* * * * * *Nitekim Muhammed sonrası isyanlarda tek tanrıya karşı bir oluşumdan ziyede yeni siyasi mekanizmaya karşı bir kabile kalkışması görüyoruz. Örnegin Tuleyha namaza karşı degildir ama secdeye karşıdır. İsyanında başarısız olsa da daha sonra Ömer zamanında ünlü komutanlardan biri olur. Gene zekata karşı Havazinler ayaklanıyorlar. Yemen ise tek tanrıcılıgın eski merkezi durumunda , El-ansi daha muhammedin saglıgında isyan edip peygamberligini iddia ediyor. Museylemeyi zaten biliyoruz. Daha sonra karısı olacak olan Secah ise Allah neden erkekleri peygamber yapsın ben ilk kadın peygamberim diye ortaya çıkıyor. Daha sonra da iyi bir müslüman oluyor.
* * * * * * *Aslında Arap devletinin imandan ziyade zor ile kuruldugu ortaya çıkıyor. Egemen bir yönetici zümre ve onun zor kullanarak din ideolojisi ile devlet kurma çabası başarılı oluyor. Ama Emevi zamanına kadar bu ilk biçim ilkel kabile toplumsal örgütlenmeleri ile beraber sürüyor. Gerçek kopuş ise Muaviye ile oluyor. Abbasiler ise doruk noktasıdır.
* * * * * * *saygılarımla
hiramusta
27-02-2007, 23:43
Her  devlet  kanun  koyucu/lar,yargı  kurumu  ve  ordu  olmak  üzere  3  temel  sacayağı  üzerine  kurulur.
Yahu Hiramusta, sen devlet denilince ne anlıyorsun ? Kötü bir örnek ama vereceğim Apo'da kanun koydu ve  5-10 bin militan topladı ve dahası yargılama bile yapıyorlar kendi içlerinde ve dahası vergi adıyla haraç da topluyorlar şimdi biz onlara devlet mi diyeceğiz ?
Komik olma Hiramusta :)
Bak sana bire bir daha iyi bir örnek vereyim: O da Afganistan'daki Taliban rejimidir. Onların başında da Şeyh Ömer vardı ve İslami kanunları birebir uyguluyordu hatta öyle ki, evlenmek isteyenleri evlendiriyor borçluların borcuna alacaklıların alacağına ve dahi bilumum özel, tüzel işlere tek başına bakıyordu. Bir şehirden diğer şehre gitmek için bile Şeyh Ömer'den izin alman gerekiyordu. İşte o tam anlamıyla Muhammed'in kendi döneminde kurduğu bir düzen kurmuştu.
Kadının kocası zıhar yapmış Muhammed'e geliyor şikayet ediyor o da durumu çözüyor,
Yetimin malına el koymuşlar Muhammed olaya el koyuyor
Recm cezalarını da kendisi veriyor
vb...
Bu mu devlet ?
Taliban ne kadar devlet ise o da o kadar devlet kurmuştur.
Devlet için kurumsallaşma gerekir.
Var mıydı Â Muhammed'in kurumları ?
Önce devlet nedir onu öğrenelim :)
Sadece Kur'andaki medeni ayetleri okusan Peygamberin kurduğu devletin teşekkül aşamalarını,sözlü törelerle yönetilen bir toplumun nasıl yazılı anayasal bir hukuk düzenine geçtiğini açıkça görebilirsin Sodomo.Sana artık gülmüyorum Sodomo,sadece acıyorum.İslam'a ve Muhammed Peygambere olan nefretin gözlerini kör etmiş.Bedevilerden bir medeniyet çıkaran ve tarihin en kansız devrimlerden biri olan Muhammedi İslam devrimini görmekten aciz hale getirmiş.
sodomo--
28-02-2007, 00:05
Böylece  onun  zamanına  kadar  soyut  bir  kavram  olan  beytü'l-mâl,  onun  zamanında  somut  bir  durum  almıştır.  Nitekim  dört  büyük  halife  devrinin  sonlarına  doğru  beytü'l-mâl'e  bakan  bir  veznedar  görevli  görülmektedir.
Sevgili Dilaver, bak yfln'nin alıntıladığı yerden nasıl da çıkıyor ne demek istediğimin detayı...
İslam devletinin hazinesi olan beyt-ül mal bile soyuttur ve onun bir hazine kurumu haline gelmesi yani somutlaşması halifeler devrinin sonlarında gerçekleşiyor.
Düşünsene ilk defa halifeler döneminin sonlarında bir veznedar atanıyor.
Bu sana ne demek istediğimi anlatmıyor mu ?
Ne Muhammed ne halifeler bir İslam devleti kuramamıştır.
Devletten bahsedersek mutlaka onun kurumlarından da bahsetmemiz gerekir.
Nerede o İslam devletinin kurumları ?
sodomo--
28-02-2007, 00:28
Sadece *Kur'andaki *medeni *ayetleri *okusan *Peygamberin *kurduğu *devletin *teşekkül *aşamalarını,sözlü *törelerle *yönetilen *bir *toplumun *nasıl *yazılı *anayasal *bir *hukuk *düzenine *geçtiğini *açıkça *görebilirsin *Sodomo.Sana *artık *gülmüyorum *Sodomo,sadece *acıyorum.İslam'a *ve *Muhammed *Peygambere *olan *nefretin *gözlerini *kör *etmiş.Bedevilerden *bir *medeniyet *çıkaran *ve *tarihin *en *kansız *devrimlerden *biri *olan *Muhammedi *İslam *devrimini *görmekten *aciz *hale *getirmiş.
Arkadaşım sen ne zaman duygularına göre yazmamayı öğreneceksin ?
Muhammed'e olan nefretim insanlara olan sevgimin sonucudur.
Ben sabi sübyanın kafasını kılıçla kesenleri ve 9 yaşındaki kızlarla gerdeğe girenleri, onun bunun malına ganimet diye el koyanları sevmem.
Sadece ben değil insan olan kimse sevmez. Eğer bunları biliyor ve hala seviyorsa kendi vicdanının mahkemesine hazır etsin kendisini. Yok vicdani bir huzursuzluk da çekmiyorsa o zaman ben ona insan bile demem.
Madem devlet kurdu Muhammed hadi göster bana onun bir kaç kurumunu
Nerede kadısı, nerede müftüsü, nerede hazinesi, nerede anayasası, nerede ordusu, nerede generalleri, yüzbaşısı, çavuşu, nerede polisi, nerede hapishanesi, nerede okulları ?
Dahası nerede devlet binası ?
Muhammed kendi evinde bir odayı ofis olarak kullanıyormuş.
Ne ofisi?
Devlet ofisi
Nereden ?
Evindeki odadan...
Daha da ötesi nerede bu devletin bayrağı ?
Hadi ispatla bana Muhamed'in devlet kurduğunu...
hiramusta
28-02-2007, 00:37
Sen sabi sübyanın kafasını kestiğinin,9 yaşındaki kızlarla gerdeğe girdiğinin resmi belgelerini göster ben sana müftüyü,kadıyı,yüzbaşıyı göstereceğim merak etme.Unutma iğrenç iftiralara ortak olanlar,o iftiracıların kişiliklerine de ortak olurlar.
sodomo--
28-02-2007, 00:41
Ben belgesiz ve delilsiz konuşmam. Her söylediğim söz belgelidir. Dikkatle ve ihtimamla hazırlanmıştır cümlelerim.
Sabi sübyanın kafasını kesilmesi Kureyza'da olmuştur.
Aişe'nin yaşı da 9'dur üstelik bu bir ilahiyat doçenti tarafından ilmi bir makalenin konusu olmuştur ve bu konuda yapılan en doyurucu çalışmadır ve bu çalışmadan sonra da bir çok inatçı müslüman artık Aişe'nin yaşını yüksek göstermekten vazgeçmiştir.
sevgili sodomo
* * * *farklı şeyler söylemiyoruz aslında, ancak görmek istemediginiz şey şu; Hiram'ın da senin de. İlkel kabile düzenegi ve aygıtı bir sosyal olgudur. Devlet ise siyasi olgudur. Sosyal bir toplum biçiminden siyasi bir toplum biçimine geçiş ise bir anda olmaz. Tepeden inme olmaz zaten de olamaz.
* * * *Seçimle gelen hilafet mekanizması Muaviye ile birlikte pederşahi bir nitelige bürünüyor. Peki bunu İslam dan saptılar da ondan diye mi yorumluyacagız yoksa devlet kurumu yerine oturuyor diye mi yorumlayacagız. Siyasi devlet bir günde kurulabilir mi. Elbette bir süreç alacaktır. Evrimsel bir süreçtir ve ister istemez de eskiyi içinde barındırarak gelişecektir.
* * * * Beyt ül mal denilen sistem ilkel biçimi ile İslam öncesi Arap toplumunda da vardı. Ancak bu sistem o zaman gönüllülük esasına dayanıyordu. Kabileler gönüllü olarak katılımda bulunuyorlar ve mübarek üç aylarda bu Kabe nin bulundugu yerde şölenlerle şiirlerle bir dostluk havası içinde kutlanıyordu ve ortak olarak tüketiliyordu. Aslında bir artı deger fazlasından başka bir şey olmayan bu gönüllü katılım daha sonra zekat olarak gönüllülükten çıktı ve iradi oldu. Beytül Mal ismini aldı ve vergiye dönüştü. Buna bir süre tepki olması gayet dogaldır, gönüllülük zorunluluga dönüşmüştür çünkü. Bu tepkiyi de Ridde savaşlarında görüyoruz.
* * * *Dört Halife devri pek de uzun bir süreç degil. Atina da bu süreç daha da uzun sürüyor. Solan dan Cleisthenes'e kadar 90 sene. Roma da ise gerçek devleti kuran Servius Tullius ile Romulus arasında 133 sene vardır.
* * * * * Bu süreci sosyolojik olarak erken devlet olarak tanımlayabiliyoruz. Bir nevi geçiş biçimi yani. Bulunup bulunmayacagını bilemiyorum ama detaylı bilgi için Henri J. M. Classen ile Peter Skalnik in kaleme aldıgı bir uluslararası çalışma var Alaeddin Şenel in çevirdigi Erken *Devlet isimli bir eser var. Erken devletin oluşumu ve tanımlamaları için ona başvurulabilir.
* * * * *Yani burada mesele şu *: * kabile toplumu * --- erken devlet ---- devlet
* * * * *Bu süreç bu şekilde işliyor. Erken devlet ise yeni topluma geçerken eskiyi de agırlıklı olarak içinde barındırıyor.
* * * * *Haa, bu arada bahsettigim kitapta incelenen ve tamamında % 100 ortak olan 51 özellik ve niteleyici tanım bulunan 21 toplum arasında İslam öncesi Arap toplumu yok. Bu sadece benim çıkarsamam.
* * * * * saygılarımla
sodomo--
28-02-2007, 00:55
Sevgili Dilaver, sana katılıyorum *ve devletin kurulmasının bazı süreçlerden geçtiğini reddetmiyorum ve Muhammed dönemi ile Muaviye dönemi arasında bu süreçlerden geçilmiştir ama sonuçta arkadaşlar "Muhammed devlet kurdu" derken baya baya devletten bahsediyorlar yani tamamlanmış bitmiş bir süreç kastediliyor burada. Daha doğrusu devlet derken ne kastettiklerini kendileri de bilmiyorlar ve bu kavramı adeta "Muhammed'in büyük bir devlet adamı olduğunu" ispatlamak için kullanıyorlar. Yani Muhammed'i devrimci bir kişilik ve büyük bir devlet adamı gibi gösterme niyetleri mevcut.
O yüzden şimdilik şu ilk islam devletinin bayrağını bulup çıkaracaklar mı ona bakalım :)
Fasil : FİTNELER HEVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ
Konu : Sahabe Ve Tabiin Arasında Çıkan Kavga Ve İhtilaflar
Ravi : Süveyd İbnu Gafle
Hadis : Ali (ra) dedi ki: "Ben size Resulullah (sav)`dan bir hadis söyleyince, Allah`a yemin olsun Aleyhisselatu vesselam`ın söylemediği bir şeyi söylemektense gökten atılmayı tercih ederim. Ancak benimle sizin aranızda cereyan eden şeyler hakkında konusunca, bilesiniz harp hiledir. Zira ben Resulullah (sav)`ın şöyle söylediğini işittim: "Ahir zamanda yaşça küçük, akılca kıt birtakım gençler çıkacak. Yaratılmışın en hayırlısının sözünü söylerler, Kur`an`ı okurlar. İmanları gırtlaklarından öteye geçmez. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Onlara nerede rastlarsanız onları gebertin. Zira, onları öldürene, kıyamet günü, Allah`ın vereceği ücret var."
HadisNo : 4815
Fasil : KATL BÖLÜMÜ
Konu : Katlin Mübah Olduğu Yerler
Ravi : İbnu Mes`ud
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah`tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah`ın Resulü bulunduğuma şehadet eden kimsenin kanı, üç hal dışında helal değildir: Zina yapan dul. Cana can kısas. Dinden çıkıp cemaatten ayrılan."
HadisNo : 4931
Fasil : ZEKAT BÖLÜMÜ
Konu : Zekatın Farziyyeti Ve Terkedenin Günahı
Ravi : Hz. Muaz
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim malının zekatını sevab umarak verirse ona sevap verilir. Kim de zekatını vermezse biz zekatı ve malın yarısını (cezalı olarak zorla) alırız. Bu, Rabbimizin kesin kararlarından biridir. Al-i Muhammed`e ondan bir hak yoktur." (Rezin tahric etmiştir)
HadisNo : 2012
Fasil : ZEKAT BÖLÜMÜ
Konu : Zekatın Farziyyeti Ve Terkedenin Günahı
Ravi: Ebu Hüreyre
Hadis : Resulullah (sav) vefat edince, ondan sonra Hz. Ebu Bekir (ra) halife seçildi. Bunun üzerine bedevilerden bir kısmı "irtidat" etti. (Hz. Ebu Bekir halife olarak onlarla savaşmaya karar verince) Hz. Ömer, "Resulullah (sav): "İnsanlar lailaheillallah deyinceye kadar onlarla savaşmaya emrolundum. Bunu söylediler mi, benden mallarını ve nefislerini korurlar. (İslam`ın) hakkı hariç artık hesapları da Allah`a kalmıştır!" demiş iken, sen nasıl insanlarla savaşırsın?" dedi. Hz. Ebu Bekir: "Allah`a yemin olsun, namazla zekatın arasını ayıranlarla savaşacağım. Zira zekat, malın hakkıdır. Vallahi, Resulullah (sav)`a vermekte oldukları bir oğlağı vermekten vazgeçseler, onu almak için onlarla savaşacağım" dedi. Hz. Ömer sonradan demiştir ki: "Allah`a yemin ederim, anladım ki, Hz. Ebu Bekir`in bu görüşü, Allah`ın savaş meselesinde ona ilhamından başka bir şey değildi. İyice anladım ki, bu karar hakmış."
HadisNo : 2013
Sadece Kur'andaki medeni ayetleri okusan Peygamberin kurduğu devletin teşekkül aşamalarını,sözlü törelerle yönetilen bir toplumun nasıl yazılı anayasal bir hukuk düzenine geçtiğini açıkça görebilirsin Sodomo * * *Hiram Usta
* * * * * Bu arada gözümden kaçan ilginç bir gelişme olmuş. *Yukarıdaki satırları ben yanlış anlamıyorsam Hiram Kur'anın bir devlet anayasası olmak için yazıldıgını söylemiş.
* * * * * Gene beynim beni yanıltmıyorsa tüm insanlıga evrensel olarak indigi söylenen bir kitap sadece Arapların devlet kurma işleri ile ilgili bir yönlendirici yasa olarak sunulmuş. Demek ki Muhammed in amacı dagınık Arap kabilelerini bir devlet olarak birleştirmekmiş. Somalideki ya da Kafkasyadaki toplumlar ve onların sözlü töreleri ile bir ilgisi yokmuş. O halde Tanrının da imanla falan ilgisinden ziyade Arap toplumu ile daha çok ilgilendigi ve dagınık kabileleri devletleştirmeye çalıştıgı düşünülebilir.
* * * * * *Böyle baktıgımız zaman da Hıristiyanlık, Mitraizm, Zerdüşt, Buda daha evrensel dinler olarak ortaya çıkar.
* * * * * *Kur'andaki ayetlerin Arap devletinin teşekkül aşamalarını gösteren bir bütün oldugunu söylersek Arap olmayan insanların bununla bir alıp verecegi olmadıgını da belirtmek durumunda olmamız gerekir. Demek ki sadece Araplar için yazılmıştır. Arap anayasası hükmündedir.
* * * * * *Tabii ki bu argümanıma gelecek yanıt bu anayasal biçimin evrensel bir nitelik taşıması gerektigi olacaktır. O zaman da uygulamayı nasıl savunacaksınız. İslam zaptettigi her yerde varolan düzeni yerli işbirlikçiler eliyle sürdürmeye devam etmiştir. Evrensel dogru bir uygulama olsaydı bunun etkisi altına aldıgı tüm toplumlara da dayatması gerekirdi. Ama amaç talan ve zoralım ile kendi ülkesine kaynak aktarmak oldugu için böyle bir uygulamaya da gitmedi.
* * * * * *İnsanlıga evrensel çagrı yapan bir tanrı neden sadece Arap toplumu ile ilgilensin ki.
* * * * * *saygılarımla
sodomo--
01-03-2007, 01:18
Onlara  nerede  rastlarsanız  onları  gebertin.  Zira,  onları  öldürene,  kıyamet  günü,  Allah`ın  vereceği  ücret  var." Â
Kc verdiğin bu hadislerde apaçık suça teşvik ve tahrik mevcut.
Düpedüz adı İslam olan tehlikeli bir madde ile bir arada yaşıyoruz.
Bugün belki binlerce genç bu tip emirleri uygulamak için hazır bekliyor bu ülkede.
"Haram aylar çıkınca müşrikleri gördüğünüz yerde öldürün" diyen ayetler, "onlara nerede rastlarsanız gebertin" diyen hadisler....
Ne olacak bu işler böyle ?
Düpedüz tehlikeli bir madde ile iç içe yaşıyoruz.
İslam barış, sevgi, hoşgörü diniymiş...
Alemi kör milleti de sağır zannediyorlar galiba.
Dilaver, dediklerinde yüzde yüz haklısın. Aslında ilginç olan durum şu ki; Müslümanlar Muhammed'e Hristiyanların İsa'ya yükledikleri ilahi anlamı yüklemezler ama  onun yerine daima siyasi bir anlam yüklerler ona. Yani ben deseydim ki; "Muhammed'in mucizesi yoktur"diye fazla tepki çekmezdim ama "Muhammed devlet kurmamıştır" deyince bir anda tepkinin dozajı arttı dikkat ettiysen.
Muhammed'in Kuranı ve hadisleri aslında kurulacak olan devletin resmi ideolojisi idi. Muhammed'in ileride kurulacak olan bu İslam devletine en büyük katkısı onun "resmi ideolojisinin" oluşturulması olmuştur.
Bir de burada islam uleması anayasa derken hiçbir zaman Kuran'ı kastetmezler. Onlar daha çok Medine Vesikasına İslam devletinin anayasası olarak kabul ederler. Halbuki o Medine Vesikası Muhammed'in kendi 15-20 adamını etrafına toplayarak yaptığı ve sözümona Medine'deki yahudiler ve müşrikler arasındaki ilişkilerini düzenlediği ama bundan Medine'deki yahudi kabilelerinin ve müşriklerin haberinin olmadığı ve altına atılan imzaların da Muhammed'in Ensar ve Muhacirlerden oluşan kendi taraftarlarına ait olduğun daha önce Kaynuka Gazvesi topiğinde işlemiştim. Üstelik oldukça garip maddelerden oluşan Medine Vesikası bırak bir anayasayı sıradan bir sözleşme bile olamayacak kadar alalade bir vesikadır.
Kuran'a gelince onun zaten anayasa olacak bir tarafı da yoktur. Medine dönemi ayetlerinden belki bir kaç maddelik medeni kanun (Nisa suresindeki kadın hakları ve  miras haklarını düzenleyen maddeler vb.) veya bir kaç maddelik ceza kanunu (zina yapılana verilecek cezalar, hırsızlık yapana verilecek ceza vb.)  veya bir kaç maddelik vergi kanunu (zekat, sadaka ayetleri)
veya da bir kaç maddelik ticaret kanunu (o da çok zorlama olarak bazı ayetlerin te'vili ile) çıkabilir. Ama anayasa için gerekli olan kurulacak devletin ilkeleri veya devlet organlarının kuruluşunu, işleyişini ve bireylerin devlet karşısında sahip oldukları temel hak ve özgürlükleri belirleyen maddeler namevcuttur. Â
Haa bence bir anayasa maddesi çıkardı Kuran'dan. O da: "İslam devletinin dili Arapçadır ve asla değiştirilemez ve değiştirlmesi teklif bile edilemez" türünden bir madde olabilirdi çünkü Kuran'da defalarca Kuran'ın dilinin Arapça olduğuna ve herkes apaçık anlasın diye böyle olduğuna vurgu yapılmaktadır.
Rad 37. Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik.
Nahl 103. .......Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır
Zuhruf 3. Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık.
Zümer 28. Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir Kur'an indirdik.
Şuara 195. Apaçık Arapça bir dille.
Evet, İslam devletinin dilinin Arapça olması bence Kuran'daki tek anayasa maddesidir. Ben başka çıkaramadım ama sen çıkarırsan haberim olsun.
Kısacası Muhammed dönemi ileride kurulacak olan islam devletinin resmi ideolojisinin hazırlandığı dönemdir. Tabii ki, kurulacak olan ordunun da nüveleri bu dönemde atılmıştır ama Muhammed'in ordu kurduğunu bile söylemek imkansızdır. 19 yaşındaki sahabesini komutan olarak atıyor birliğine nasıl ordu kurduğunu söyleyebiliriz ki. O anda aklına ne eserse onu yapıyor.
Yani ne düzenli bir ordusu var ne de bayrağı. İsmen ve cismen hiçbir kurumu yok.
Tam anlamıyla Afganistan'daki Taliban rejiminin birebir aynısı. Taliban ne kadar ordu ise Muhammed'in sahabeleri de o kadar ordudur. Bak Talibana gör Muhammed'in dönemini ve bence Taliban o dönemin uygulamalarını birebir hayata geçirmiştir.
Taliban rejiminde ne kadar devlet var ise Muhammed döneminde de o kadar devlet vardır.
antimuhammed
01-03-2007, 01:54
Birde bizim cemaatçiler neler yumurtlamış. Onların dediklerindende Taliban rejimi çıkıyor. Yani Çapulcular Anayasası
Az bir kaç başlık veriyorum...
Din: Allah kanunudur. Muhteva bakımından insanoğlunun bütün söz, fiil ve davranışları hakkında hükümler ve müeyyideler getirmiş, mü’minlerinin maddi ve manevi hayatında bu hükümlere uymalarını emir ve tavsiye etmiştir.
Şeriat ise genel manada din demektir, muhteva bakımından dine eşittir. Özel manada ise, İslam Dini’nin füruundan ibarettir. Yani din; biri usul, diğeri furu olmak üzere iki kısma ayrılır. İman ve itikad bölümü dinin "Usul" kısmını; ibadetler, muameleler ve cezalar bölümü de dinin "Furu" kısmını teşkil eder.
Yine; Kur’an’ın anayasa, Şeriat’ın kanun, devletin İslam olması da Şeriat’tır. Ve bunların yerine getirilmesinden her müslüman sorumludur.
İslam vahye dayanan bir dindir; kaynağını AIlah’tan alır. "Kaynak Kur’an, örnek Peygamber" düsturundan hareket eder. Ve, bu noktadan hareketle devlet sistemini bizzat kendisi tâyin ve tesbit etmiş ve o sisteme uyulmasını emretmiştir. Keza; devlete giden metod ve usulü de
bizzat kendisi tayin etmiştir ve tavize asla müsaade etmemiştir.
Allah’ın dininde; Din devlet bütünlüğü vardır; ibadeti siyasettir, siyaseti de ibadettir.
Allah’ın dininde; hâkimiyyet kayıtsız şartsız Allah’ındır. Â
Allah’ın dininde; Anayasa Kur’an dır. Â
Allah’ın dininde; kanun koyma yetkisi yalnız Allah’a aittir.
Anlatmak istedikleri onlara göre Kuran anayasa. Kanunları Tanrı koymuştur....
Adamlar bu yazılanları parti başkanlarına, basın mensublarına, devlet erkânına, mahkeme çevrelerine, ordu komutanlıklarına ve üniversite mensublarına ve barolar birliği başkanına yollamışlar.
Devamını okuyup Feyz almak isteyen varsa buyursun...
http://www.geocities.com/IslamPencereleri/seriathukuku.htm