PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yeni Enver Paşacılık


pante
22-04-2007, 14:33
Sargon komplo teorisyenlerine benzemeye başladın, gidişatını iyi görmüyorum. :)
Kim bu İsmail Aksoy?
Yalçın Küçük'ü İsmail Aksoy'dan mı tanıyacağız? Nesini referans alacağız?
Bu konuda sen daha iyi referans sayılırsın ama yanılmıyor musun?
Yalçın küçük'ü Enver Paşacı diye nitelemek için daha geçerli deliller, belgeler ya da kendi düşüncelerinden örnekler gerekmez mi?

Kim kaldı Enver Paşacı olmayan?
"Vatan" diyen herkesi "Turan" demiş gibi algılıyorsun gibime geliyor. Son yıllarda yeni bir akım doğdu. Türk diyen, vatan diyen, birlik-bütünlük diyen, Atatürk diyen, cumhuriyet-laiklik diyen insanlara ırkçı gözüyle bakan bir akım. Bunun karşısında Kürt diyen, Ermeni diyen, Kürdistan diyen, Atatürk'ü eleştiren, cumhuriyeti eleştirenler bu akımın gözüne giriyor, el üstünde tutuluyor, korunup kollanıyor.

Türkler 600'lü yıllardan itibaren sömürge olarak ve köle gibi yaşadılar, hor görülüp aşağılandılar. Nihayet bir Kurtuluş Savaşı verip yeni bir devlet olarak ortaya çıktılar. Bunu da kolay kolay kaybetmek istemezler. Ne şeriat devleti ile yeniden ümmet devleti altında ezilmeye ne de bölünüp Misak-ı Milli topraklarını kaybetmeye tahammülleri var. Bütün mücadelenin amacı budur.

Enver paşacılık diye birşey yok. Türkçü Turancı milliyetçiler var ve Enver Paşa'da onların gözünde ismi gerilerde yer alan bir kişilik. Türkeşçilik, Nihal Atsızcılık, Ziya Gökalpçilik değil de niye Enver Paşacılık?
Kimse Enver Paşayı bir önder, lider olarak düşünmez. Sadece Turancı fikirler, konular geçtiğinde adı anılabilir ya da eleştirilebilir o kadar.
Enver Paşacı olanların Turancı olması gerekir. Yani Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan topraklar üzerinde Türkleri birleştiren bir hayal peşinde olması lazım.
Turancılıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanları Enver Paşacı yani Turancı göstermenin anlamı yoktur. Musul meselesinin de Turanla ya da Enver Paşa ile ilgisi yoktur. Misak-ı Milli meselesi olarak görülür.

Yalçın Küçük'ü yıllardır dikkatleri üzerine çekmeye çalışan, aykırı yazarak farklı olma görüntüsü veren bir uç yazar olarak tanıdım hep. Zaman zaman da komplovari tezler sunan bir yazardır.
Ama kendisini bir isimle özdeşleştireceğini şucu-bucu olacağını sanmıyorum.

sodomo--
22-04-2007, 14:44
İlginçbir yazı Sargon. Aslında bu şeriatçılarla uğraşmaktan kafamızı kaldıramıyoruz ki Envercilerle uğraşalım. "Yayılmacı Türklük" taraftarı olan birisi kendisine "anti-emperyalist" diyemez. Yani bu emperyalizm denen şey başkaları yapınca kötü sen yapınca iyi bir şey mi?
Devletler güçlü oldukları oranda "yayılmacı" olurlar bu bir nevi "devlet refleksi" ama aydınlar her durumda "ilkeli" olmak zorundadır. Atatürk'ü ayrıan özellik sadece onun siyasi ve askeri lider oluşu değil aynı zamanda "aydın" oluşudur. Atatürk bu tip bir yayılmacılığı hem hayal mahsulü olarak görüyor hem de kendi anti-sömürgeci kişiliğine yakıştıramıyordu. O'nun tek odaklandığı şey "bağımsızılık" fikiri idi.

Kaldı ki, Atatürk'ün "Musul'un alınması ile ilgili İsmet İnönü'nün kulağına fısıldaması" diye bir şey yoktur ve bu bile her zamanki gibi Atatürk'ün nasıl istismar edilerek yayılmacı amaçlara alet edildiğini gösteren komik ötesi bir yorumdur çünkü tarih fısıltılarla yazılmaz veya fısıltılara kulak vererek anlaşılmaz. Ne demek İnönü'nün kulağına fısıldadı? Aklı başında bir insan bu tip saçmalıklara inanır mı? Atatürk'ün Musul'un alınması ile ilgili resmi hiç bir sözü yoktur ve söylenenler uydurma rivayetlerden başka bir şey değildir.

Şu sözlere bir baksana:

1933 yılında Amerikalı General Mc Arthur ile yaptığı görüşmede de bu düşüncesini dile getirerek, “Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dahil, Batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım” ifadelerini kullanıyor.

Yahu Atatürk'ü birazcık tanıyan bir insan şu sözlerin Atatürk'e ait olmadığını anlar anlamasına da bu da işlerine gelmez.


Yalçın Küçük önce Atatürk'ün ne söylediğini ne söylemediğini bi öğrensin de dedikodu ve fısıltılara göre tarihçilik yapılamayacağını anlasın. Boyumun iki katı kitap yazan adam Sovyetler'deki komünistlerin yaptığı askeri darbeyi överse ben daha ne diye onu okuyayım ki?

Herkes yazar, tarihçi şu bu olabilir ama herkes aydın olamaz netekim.

sodomo--
22-04-2007, 14:55
Sargon'un verdiği linkten alıntı:

Yalçın Küçük, Mustafa Kemal'in, Musul'un alınmasını ölmeden önce İsmet İnönü'ye vasiyet ettiğini ileri sürdü. Bu ay içinde ilk cildi çıkacak kitabında bu konuya değindiğini anlatan Yalçın Küçük, İsmet İnönü'nün de Atatürk'ün vasiyetini Bülent Ecevit'e aktardığını savundu. Küçük, 'İsmet İnönü CHP'nin genel sekreteri olduğu sırada Ecevit'i yanına çağırdı. 'Atatürk bana Musul'u al diye vasiyet etmişti. İlerde sen başbakan olacaksın. Fırsatını bulursan Musul'u al' dediğini ifade etti. Yalçın Küçük, Ecevit'in bu vasiyeti son ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e açtığını ve 'Musul'u almamız lazım, yoksa onlar gelip alacak' dediğini hatırlattı

Kulaktan kulağa oyunu oynardık ya küçükken işte aynısı. Atatürk İnönü'ye o da Ecevit'e o da A.Necdet Sezer'e :) Gerçekten ciddiye alan va mı bunları acaba?

sargon
22-04-2007, 21:41
Pante, haklısın. Aslında Yalçın Küçük'ün yazılarını internet ortamında aradım ama bulamadığım için o linki verdim. İsmail Aksoy'u tanımam ama Yalçın Küçük'ün "Emperyalist Türkiye" kitabından yaptığı alıntılar doğrudur. Ben kitabı o zamanlar okumuştum. Ayrıca sadece o kitapta değil başka birçok yerde de Mustafa Kemal ile Enver Paşa karşılaştırması yaptığını okudum. Bu daha Türkiye Üzerine Tezler'de başlar.

Ne yazık ki elimin altında doğru dürüst kitap yok. Yeniden toparlamam da epey zaman alacaktır. Mecburen bulabildiğim böyle bir link verdim. Ama haklısın, elimde olsaydı direk kitaplarından alıntılar yapardım.

Enver Paşacılık diye üzerine basa basa söylememin bir nedeni var. Buna ittihatçılık da diyebiliriz. Türkeşçilik, Nihal Atsız'cılık demiyorum. Bunları ayırıyorum. Bu akımlar da Turancı milliyetçi akımlar ancak ittihatçılıktan farklıdır. Kemalizm'den sonra ve komünizme tepki olarak ortaya çıkmış yada üretilmiş akımlardır. Bu akımlar kendilerini bir yere bağlamazlar, ayakları havadadır. MHP'nin sitesinden milliyetçilik tarifi üzerine yazılarını okudum geçenlerde. Adamlar milliyetçiliği kendileriyle başlatıyorlar. Böyle saçma bir şey yani. Bu akımın hiçbir kökü yoktur. Orta Asya hikayeleri, Dedem Korkut masallarıyla, cahil, işsiz, parasız geçlere dayanarak güç olmaya vurduyla kırdıyla güç olmaya çalışıyorlar. *Ciddi bir aydın kuşağına da sahip değildir. 12 Eylül sayesinde biraz köşe tuttular hepsi bu.

İttihatçılık ise Kemalizm'den öncedir. Osmanlının son döneminin en güçlü akımıdır. Jöntürk hareketinden beslenmiş ve son dönem Osmanlının sivil asker bütün bir kuşağını etkilemiştir. Yoksa Enver 1912'de yarbay 1914'de ise devletin en güçlü adamı olamazdı. İttihatçılık bir kurtuluş projesiydi. Osmanlı yıkılıyordu ve dönemin aydınları kurtuluşu milli bir çözümde görüyordu. Mustafa Kemal de bu akımın içindeydi. Hareket Ordusuyla İstanbul'a giren subaylardan biri de oydu. Ama görüldüğü gibi Mustafa Kemal ile İttihatçılar arasında aslında ciddi farklılıklar var. İttihatçılara göre korkaktı yada fazla temkinliydi. Belki de bu doğrudur. Çünkü İttihatçılar Abdülhamit'e karşı Ermenilerle işbirliği yapmaktan çekinmemiş ama 5 yıl sonra sürgün emrini vermişlerdi. Mustafa Kemal ise fazla kılı kırk yarıyordu. Karşısında gelişebilecek güçleri sürekli hesaplıyor ve sorun büyümeden ortadan kaldırmayı yada kendinden uzaklaştırmayı tercih ediyordu. Dr. Nazım, Çerkes Ethem ve Mustafa Suphi olaylarını bunlara örnek olarak düşünüyorum. Bence aradaki fark temkinlilik, cesaret farkı değil, hayalcilik ile ayakları yere basmak arasındaki farktı. Başka birçok farkı da bu topic'te anlatmaya çalıştım zaten.

Herneyse amacım Mustafa Kemal'e girmek değil. Neden Envercilik diye özel bir vurgu yaptığımı açıklamak için bunları yazdım. İttihatçılık son derece ciddi ve güçlü bir akımdır. MHP, BBP gibi köksüz değildir. Bu akımdan hiç bahsedilmemesi, Enver'in adının anılmaması, İttihatçığın mazide kalmış silik bir anı gibi görünmesi yanıltıcıdır. Ben diyorum ki onlarca gösterge bu akımın son derece canlı olduğunu gösteriyor. Ama kimse kendini koca bir imparatorluğu batırmış adamlarla anmak istemez. Herkes yeni bir devlet kurmuş olanla anmayı tercih eder. Halbuki "sözde değil özde" Kemalizm diyeceksen eğer İttihatçığın ne olduğunu bilmen lazım. Şu anki atmosferde CHP'nin bile bir ittihatçı anafora girebilecek duruma geldiğini düşünüyorum. Kaldı ki sağından solundan çekiştirip duranlar ortada. Nasıl gelişeceğini göreceğiz.

Yalçın Küçük'le ilgili metin veremiyorum ama youtube'da bir tartışma programı var, dileyenler seyretsinler, hoca oldukça hoş adamdır.
http://www.youtube.com/watch?v=AxooopEsroI&mode=related&search=

22-04-2007, 22:47
"1992'de Tacikistan'da girdiği bir çatışmada mitralyöz ateşine yalın kılıç saldırarak öldü. Cemal Paşa da Enver Paşa'nın ardından Almanya'dan ayrıldı. Enver Paşa ile buluşup Turan hayalini geröekleştirmek için Afganistan'a gitti. Orda iki Ermeni komitacı tarafından vuruldu. "

Bati dusmanligi yapmayin vurulursunuz mu demek istiyorsun bir bakima?

sargon
22-04-2007, 23:09
"1992'de Tacikistan'da girdiği bir çatışmada mitralyöz ateşine yalın kılıç saldırarak öldü. Cemal Paşa da Enver Paşa'nın ardından Almanya'dan ayrıldı. Enver Paşa ile buluşup Turan hayalini geröekleştirmek için Afganistan'a gitti. Orda iki Ermeni komitacı tarafından vuruldu. "

Bati dusmanligi yapmayin vurulursunuz mu demek istiyorsun bir bakima?

Sevgili respendial, anlaşılan biz iyi arkadaş olucaz senle. Ama bu vurma, vurulmayı falan bırakalım bir kenara. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım. Ben başlangıç olarak sana eğlenceli bişeyler seyrettiriyim. *:D

http://www.youtube.com/watch?v=Fxn4W9VVSq4

dilaver
22-04-2007, 23:22
hazır respendial bu alıntıyı vermişken sargon oradaki 1992 yi, 1922 olarak degiştirsen iyi olur. İlk okudugumda da aklımdaydı, uny,utmuşum şimdi hatırladım.

* * Son altı aydır yazdıkları haricindeki tüm kitaplarını okumuşumdur Yalçın Küçük'ün ve son derece ilginç , güzel ve etkileyici tespitlerinin oldugunu düşünürüm. Herkes tarafından eleştirilir ama kimse de çürütemez Hoca'yı. Kitapları korsana düşen tek düşünürdür herhalde. Çok okunkasından dır bu da.

* * Ben Yalçın Hocanın bazı ters yüz olan şeyleri yerli yerine oturtma çabası olarak algılıyorum konuyu. Türkiye de cumhuriyet sonrasında tek adamlı bir tarih yazımımız oldu. Bu ulusu milli hake getirmek için gerekliydi belki de. Ama artık cumhuriyet öncesi degerleri de yerli yerine koymak lazım diye düşünüyorum.

* * *Şu Musul meselesine gelirsek. Şimdi Sodomo gene kızacak ama bu tahlili yapmadan gerçegi göremeyiz.

* * *Eskiden beş parçacılar vardı. Kürtlerin İran, Irak, Suriye, Türkiye ve SSCB de bir miktar oldugunu ve onların yaşadıgı yerlerin Kürdistan oldugunu ve Kürt devletinin topraklarının buraları oldugunu söylerlerdi. Şimdi bir Kürt devletinin Kürtlerin yaşadıgı toprakları içermesinden daha dogal bir şey olamaz. Bugün Irakta da bir Kürdistan var. Kim ne derse desin bu ülkenin diger Kürtlerin yaşadıkları yerleri hedeflememesi de mümkün degil. O halde Barzaninin tüm söylemlerinin haricinde Türkiyedeki Kürtlerle birlikte bir birleşik Kürdistan hayali olması objektif bir zorunluluktur.

* * *Hocanın tahlili de bu anlayıştan yola çıkıyor zannedersem. Ben okudugum kadarıyla ondan bunu anlıyorum. Geçmişte Özal ın bakış açısının da bu minvalde oldugunu zannediyorum. Bu yüzden Kürtlerle anlaşıp onlarla birlikte diger Kürt topraklarını birleştirmeyi düşünüyor olması ihtimali de var. Şimdi aynı şeyi Barzani hedefleyecek.

* * * Musul ile Diyarbakır bu stratejinin farklı uçları oluyor. Atatürk ün vasiyetinin de şayet varsa böyle anlaşılması gerekiyor. Maalesef kapalı kapılar ardında politika ve stratejiler saptanırken nutuklara benzemiyor. Milliyetçi söylemlerden uzak ve aklıcı tahlillere dayanıyorlar.

* * * *Bu ikilem önümüze konulmuş ve oradan bize sırıtıyor. Hocanın bunu dile getirdigini zannediyorum. Yeni Enverci oldugunu zannetmiyorum. Sebatayizm konusunda biraz kendini fazla kaptırmış gibi geliyor. İş artık bilimden çıktı ve mezar taşları altında define aramaya dönüştü. *


* * * *saygılarımla

22-04-2007, 23:33
Sevgili sargon,

yillar once tv'yi biraktim. Merak ettigim bir film oluyor alirim, bir belgesel olur alir dvdsini izlerim. Ama tv'yi uzun zaman once biraktim, antenim, risiyvirimda yoktur. Simdi tv kulturunu animsadigim zaman icim bulaniyor. Hele o kahkaha efekti varya, o beni delirtiyor. Bu yolladigin filmi birak gulmeyi, sonuna kadar izleyemedim bile. Ama yinede bu iyi arkadas olamayacagimiz anlamina gelmez.

sargon
10-06-2007, 00:38
Benim yazının ilk bölümleri bir gadre uğramış ve kaybolmuş. Halbuki buraya eklemeler yapmayı düşünüyordum. Ne olacak şimdi.

Her neyse ben bir iki konuda bana ilginç ve yeni gelen bazı konulara gireceğim. Birincisi Enver ile ilgili yapılan tartışmalar. Enver şu anda birçok insan tarafından Turan hayali ile ülkeyi maceraya atmış ve büyük bir perişanlığa yol açmış birisi olarak görülüyor. Ancak bu bakış açısı nerdeyse yüzyıl sonra oluşmuştur. Yılarca Sarıkamış faciası bile bilinmedi halbuki.

Enver'in bir başka yönü üzerine başka yerlerde yazmıştım, buraya da kopyalamak istedim ama yazıları ne yazık ki kaybetmişim. Tekrarlamaya çalışayım. Enver sıkı bir milliyetçi olmasının yanında gözünü budaktan sakınmayan da birisidir. Biraz da bu özelliğinden dolayı yükselişi çok hızlı olur. Ölümü ise taraftarları arasında adeta bir destan olmuştur. Bugün bütün bunların üstü örtülmüş ve Enver'in kahramanlıkları unutulmuş durumda. Sadece kötü yönleri il tanınıyor. Dediğim gibi Enver bir zamanlar "Hürriyet kahramanı" idi. Bakın Şevket Süreyya Aydemir Enver Paşa'nın Türkistan'da ölümünü nasıl anlatıyor. Gerçekten kahramanca bir ölümdür bu ve yıllarca destan şeklinde anlatılacaktır.

"Şimdi 4 Ağustos 1922 tarihindeyiz. Kurban Bayramı’nın birinci günüdür... Enver Paşa, maiyetinde kalanların, evin önünde toplanmasını ve onların bayramını kutlayacağını söyler. Toplanılır. Kalan askerlerine dualarını, tebriklerini bildirecek ve kendilerine bir miktar para verecektir. Asker başlarına ise, kendilerinin de bildikleri gibi, onlara sunacak bir şeyi olmadığını söyleyecek ve bu müşterek mücadelelerin hatırası olarak kendilerine, kendi mühür ve imzasıyla birer belge, hatta rütbeler verecektir.
Balcevan Beyi Devletment Bey de Enver Paşa’ya , altın ve gümüş işlemeli bir çapan, yahut ipekli cübbe ile bir sarık hediye etmiştir. Hulasa herkes bu hüzünlü Kurban Bayramının havası içindedir. Çünkü bilinir ki bu günler, artık son beraberlik günleridir. Arkadan ve çevreden ise düşman ilerler. Doğudaki Pamirler yol vermez karlı dağlardır. Kesilen kurbanların toprağa akan kanları, hala tazedir.

İşte tam bu tören sırasındadır ki doğuda, vadinin dere-i Hakiyan kısmı ile Çeğan tepesi istikametinden silah sesleri gelir. Bu bir baskındır ve tören yerindeki kalabalık, baskıncıların makineli tüfek ateşleri altında eriyebilir.

İşte o anda Enver Paşa, hemen atına atlar. Dört beşi Osmanlı Türklerinden olmak üzere 25 kadar atlı, hemen onu takip ederler. Doğru Çeğan Tepesi’ne yönelinir. Çegan, Abıderya suyunun kuzey sırtlarına düşer. Altta, Dere-i Hakiyan vadisi uzanır. Çeğan, Balcevan’a (yahut Belh-i Cevan) 15 kilometre kadar doğudadır. Tepede mevzilenmiş ve makineli tüfekleri bulunan bir düşman müfrezesine karşı aşağıdan, vadiden ve ancak atlar üstünde çekilmiş kılıçlarla, azlık bir nevi fedai süvari grubunun saldırıya geçişinin sonu bellidir. Ama Enver Paşa en öndedir. Atını yıldırım gibi sürer. Kılıcıyla havayı yararak koşar. Yanındakiler de ondan geri kalmazlar.

Bir Kumandanın, bir Başkumandanın, bir baskın müfrezesine karşı en önde ve atla, kılıçla karşı çıkışı, askeri savaş usullerine sığmaz. Ama burada artık askerlik değil, yolun sonu, son hamle ve beklenen sonu arayış konuşacaktır. Bu son ise, ölüm ve şahadettir...

Şimdi bütün yollar kapalıdır ve 1908’de Makedonya dağlarında başlayan serüven artık Himalaya dağlarının kuzey silsilelerini teşkil eden Pamir eteklerinde, yiğitçe sona erecektir.

Öyle de olur. Ceğan tepesinde ve Kulikov kumandasında ateş saçan mitralyözlerin üzerine, yalın kılıçlarla hücum eden bu 25 kadar süvarinin akıl almaz saldırısı, karşı tarafta, hatta şaşkınlık da yaratır. Bu kılıçların altında yaralananlar, teslim olanlar bile olur. Öndeki mitralyöz susturulmuştur bile, ama ateş kesilmez ki. Daha arkadaki ikinci mitralyöz, ateşini, huzmesini, en önde ilerleyenlerin üzerinde yoğunlaştırır. Bunların en önünde de, Enver Paşa vardır. Böylece, çağdaş Mitralyöz, ortaçağın ünlü silahı olan kılıcı yener. Enver Paşa vurulur. Atından düşer. Onunla beraber diğerleri de yerlere serilirler. Paşanın kır atı Derviş, bütün bu tür sahnelerde olduğu gibi, efendisinin baş ucundadır. Ama mitralyözün şeritleri ateşlerini kusmaya devam ederler. Derviş de önce ön iki ayağı üzerine çöker. Sonra yana devrilir. O da son nefesini vermiştir.

Çeğan tepesine arkadan kalabalık yardımcılar gelemez. Abıderya panik içindedir. Ama Doğu Buhara Beylerinin en vasıflısı, en sadık olanı ve en yiğidi olan Balcevan Beyi Devletment, köye biraz geç yetişmiştir. Paşasının Çeğan’a saldırdığını öğrenince, hemen atına atlar. Son sahneye yetişir. Ve Devletment Beyin de cesedi, bu tepede Paşasının biraz berisinde toprağa serilir." (2)

Türkistan'da mitralyöz ateşinin üstüne yalın kılıç ölüme koşan Enver Paşa için yapılan bir marşı aktarayım bir de. Bu marş Enver Paşa için yazılmış ancak sonradan sözleri değiştirilerek Mustafa Kemal'e maledilmiştir.

hoş gelişler ola, kahraman enver paşa
askerin, milletin bayrağınla çok yaşa
arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, türk'ün askeri
sağdan sola, soldan sağa al da bayrağın düşman üstüne

cephede mitralyöz, ayna gibi parlıyor
türkistan türkleri bayrak açmış bekliyor
arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, türk'ün askeri
sağdan sola, soldan sağa al'da bayrağın düşman üstüne

parlayan yıldızın alemi temrih eder
cumhuriyet bayrağı semalar içre süzer
arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, türk'ün askeri
sağdan sola, soldan sağa al'da bayrağın düşman üstüne

dilaver
10-06-2007, 01:21
ben de bu başlıga bir iki kere yazdıgımı hatırlıyorum ama o da kaybolmuş, Gözdenin Erdogan Aydın köşesine yazdıgım da kaybolmuş. Gene yazıyorum.

* Benim ittihatçılara kişi olarak sempatim var, onların ideallerine, idealleri için gözü kapalı ölüme gidişlerine hayranım.

* *Kardeşim bir tane degil ki bunlar, hepsi aynı. Süleyman Askeri muharebe kaybettim diye canına kıyıyor, bu kadar yaman ve inançlı insanlar. Saygı duyuyorum. İnanma tarzlarına.


* *saygılarımla

sargon
10-06-2007, 15:21
Dilaver, bu sempatinin nedeni ittihatçıların kahramanlığı mı? Kahramanlara herkes saygı duyar elbette, ama bu kahramanlar yaratma işinin arkasında bir lider kültü yaratma anlayışı olduğunu düşünmüyor musun? Türklerde feodalizmdeki parçalanma yaşanmamış, hep bir devlet veya imparatorluk olmuş ve buna tabiiyet asıldır. Hanlar, hakanlar, başbuğlar, sultanlar, padişahlar silsilesinden gelip nereye gidilebilirdi ki. Varılan yer yeni yeni kahramanlar, kültler yaratmaktır. Varolanın alternatifi de bir başka kült olarak çıkıyor karşımıza. Padişahın alternatifi Atatürk kültü, onun alternatifi sosyalist bir lider kültü, bu böyle gider yani.

Ben sana ittihatçıları savunmak için başka bir tiyo verecem, ama önce bir şeyi sormak (sana değil, genel olarak soruyorum) istiyorum. Yukardaki marşın Enver için yakılmış olması beni şaşırttı epeyce. Ama kafam karıştı, orda al bayrak diyor, cumhuriyet bayrağı diyor. Bu durumda bu iddia gerçek dışı olmuyor mu? O zaman al bayrak ne arasın daha. Cumhuriyet nerde? Ne dersiniz bu işe?

pante
10-06-2007, 17:31
Ne olmuş bu başlığa? Kuşa çevrilmiş ya!
Nereye gitti onca yazı?
Tamam bir yığın komplo teorisi ile doluydu da bizim cevabımız da havada kalmış. :)

Hoş gelişler Ola marşıyla ilgili olarak kaynağın sağlam mı Sargon? Emin misin?

sargon
10-06-2007, 18:50
Ben de bu marşın Enver için yazıldığını yeni duydum. Enver konusuyla ilgili birşeyler okurken farkettim. Ne kadar güvenilir olduğunu bilemeyeceğim.

http://tr.wikisource.org/wiki/Enver_Pa%C5%9Fa
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ho%FE+geli%FEler+ola&nr=y&pt=kars+karsilamasi

Ancak marşta geçen mitralyöz'ün parlaması olayı Enver'in öyküsünden. Aslında marş çok güzel, azeri havasında ama içerik olarak geçen sadece üç olay var. Birisi bir mitralyözün parlaması, Türkistan Türklerinin bayrak açıp beklemeleri ve ileri atılmaları. Burdan bakarsak marşın her tarafından Enver akıyor.

Pante, burda bir komplo terosi yok. Ben yeni gelişen bir akım için bu akım ittihatçılıktır diyorum. Bu bir saptama olduğu için doğru yada yanlış diyebilirsin. Ben ittihatçıların yıllarca gizli gizli örgütlenip de sonra birden bu gizli örgütle ortaya çıktıklarını falan iddia etmiyorum ki. Kemalist dernek, dergi ve örgütlerin isimlerini, yazılarını, ideolojik içeriklerini alıp tek tek ortaya koymuşum ve burdan bir iddia ortaya koyuyorum. Buna komplo teorisi denilemez. Komplo teorisi örnekleri şöyle şeyler olabilir ancak:

- Amerikalılar aya hiç çıkmadılar. Bütün film çekimleri falan stüdyoda yapıldı
- Türkiye'de başbakan olabilmek için bilmem hangi kongreye katılmak gerekiyor. Bu kongreye katılanlar şöyle bir bağlılık yemini yemini yapıyorlar.
- Osmanlı'nın yönetimi aslında xxx adlı gizli örgütün yönetimindeydi.

Bunlar komplo teorisidir. Ben ise böyle bir iddia ortaya atmıyorum. Bu grupların yazılarını değişik açılardan inceledim ve diyorum ki bu akımın adı Enverizm'dir. Yalçın Küçük'ün Enverciliğinin bunla ilgisi yok. Küçük yıllardır Enver'cidir. Kitaplarını okusaydın sen de kabul ederdin bunu. Mesela Dilaver niye sempati ile bakıyor ittihatçılara. Bence üzerinde Yalçın Küçük etkisi var. *:D

Not: Kaybolan yazıları merak edenler için
http://sargon.blogcu.com/Yeni_Enver_Pasacilik_I/
http://sargon.blogcu.com/Yeni_Enver_Pasacilik_II/

sargon
10-06-2007, 19:32
İki tane fotoğraf koyayım şimdi. Bu fotoğrafları bir arkadaşım bana gösterdi. Ona göre Enver, Alman veliahtının önünde put gibi saygı duruşunda beklleyen bir adam ve milliyetçi bile olamaz. Buyrun bakın:

http://www.canakkale.gen.tr/eng/album/album/ki081.jpg

http://www.geocities.com/enver1908/sultankaiser.jpg

Resimler Alman Kaiser'i Wilhelm'in ziyareti sırasında çekilmiş. Sultan Reşat'ın yanındaki Enver Paşa. Bu resimlerde birşey dikkatinizi çekti mi?

pante
10-06-2007, 20:18
Bayrağı soruyorsan, o dönemde ay-yıldızdı.

Enver paşanın çakı gibi hazırda duruşu disiplin anlayışı gereği olabilir.
Milliyetçiliğinin göstergesi lakaytlık olmamalı. Neticede müttefik bir ülkenin imparatoru var karşısında.
Bence bir anormallik yok.

sargon
10-06-2007, 21:07
Bende aynen senin gibi düşündüm. Bunda hiçbir gariplik yok. Türk bayrağı konusunu ise bilmiyordum. Meğerse Türk bayrağı taa III. Selim zamanından beri böyleymiş. Yani Osmanlı bayrağını kullanmaya devam ediyoruz. Ben Cumhuriyetle birlikte değiştiğini sanıyordum nedense. Abdülmecit yıldızın 3 köşesini atmış sadece.

http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Bayra%C4%9F%C4%B1

Şimdi ittihatçılar ve kemalistlerle ilgili Dilaver'e kaynak olabilecek bir yazı koyacağım. Radikal'deki orijinalini aradım ama bulamadım, kaybetmişim. Bir forumdan buldum ancak. Çok ilginç bir röportaj. Ezber bozuyor. Benim ittihatçılara ilişkin değerlendirmemin birebir tersi.

Neşe Düzel'in Aykut Kansu ile Röportajı

Neşe Düzel İttihatçılar ve Kemalizm hakkında bilinenlerin dışında bir bakış açısına sahip olan ve yeni tezler, iddialar getiren tarihçi Aykut Kansu ile konuştu. Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi doçent Aykut Kansu, daha önce ODTÜ Tarih Bölümü Başkan Yardımcısı'ydı. Doktorasını Amerika'da MIT'de yapan Kansu, iki yıl da Harvard'da öğretim görevlisiydi. Kansu'nun yakın dönem Türk tarihiyle ilgili çok sayıda makalesi ve bir kitabı var.

Ermeni meselesiyle ilgili tartışmalar bize Osmanlı'nın son dönemiyle, özellikle de İttihatçılarla ilgili hiçbir şey bilmediğimizi gösterdi. Niye o dönemle ilgili bilgimiz az, niye okullarda bu dönem iyi öğretilmemiş?

Biz Osmanlı tarihini 1923'e kadar getiriyoruz. Halbuki 1908-1918 arasındaki İttihatçıların dönemi, Osmanlı tarihine uymayan bir dönem. Bize 1908, İkinci Meşrutiyet'in ilanı diye anlatılıyor. Yeni bir devrin açıldığı, Türkiye'de anayasal düzenin kurulduğu, ekonomi ve sosyal politikaların liberalleştiği anlatılmıyor. Çünkü aslında 1923, bütün bu özgürlüklerden, parlamento üstünlüğünden bir geriye dönüştür.

İttihatçıların iktidara tam hâkim oldukları 1913'ten sonra bütün bu özgürlükler yok olmuyor mu peki? Muhalefet susturulmuyor mu? Başbakan Talat Paşa bile 'Bizim kurduğumuz düzen aydın bir istibdattır' demiyor mu?

Evet, 1914-18'de liberal niyetlerden sapmış bir iktidar dönemi yaşanıyor ama Türkiye'ye de 1911'den beri bir dış saldırı var. 1912'de Balkan savaşları başlıyor. İttihatçıların siyaset yaptıkları dönem, ülkede milliyetçi duyguların yükseldiği, Batı'ya düşmanlığın arttığı bir dönem. Türkiye'nin 1913'ten itibaren sağa kayan ortamında, İttihatçılar önceden reddettikleri görüşlerle ittifak kurmak zorunda kalıyorlar. Mesela 1912'de darbe oluyor, askeri hükümet kuruluyor, meclis kapatılıyor? İttihatçılar altı ay sonra bu iktidarı devirip tekrar meclisi açıyor ve anayasal düzene geçiyorlar. Baskın tarih, buna 'Babıâli baskını' diyor. Sanki meşru bir hükümet varmış da İttihatçılar kendilerini iktidarın dışında bulunca darbe yapıp iktidara gelmişler. Oysa Babıâli baskını, askeri darbeye karşı bir darbedir. İttihatçılar sivil insanlar bir kere.

İttihatçı yönetime damgasını vuranlar Talat, Enver ve Cemal üçlüsü. Enver ve Cemal asker. Üç liderinden ikisi asker olan bir hareket nasıl sivil bir hareket olabilir?

Enver ve Cemal Paşa 1908 devriminden yana olmaları nedeniyle yıldızı parlayan kişiler. Aslında İttihatçı düşünce sivil bir düşünce ve İttihatçılar da genelde devletle, bürokrasiyle alakası olmayan sivil insanlar. Mesela sürgündeki İttihatçıların arasında asker yok. 1908 devrimini de zaten orduyu tarafsızlaştırarak yapıyorlar ve orduya ancak 1913'ten sonra hâkim oluyorlar. Şu var tabii. İttihatçılar Kemalistlere karşılar. Haklarında hiçbir şey bilmememiz bu yüzden. İttihatçılar, daha sivil yönetiminden, Batılılaşmadan, ekonomide daha kapitalistleşmeden, liberalleşmeden yana. Maliye bakanları Cavit Bey, Türkiye tarihinde ordu bütçesini denetlemiş, bu bütçe çok diyerek kesintiye gitmiş tek maliye bakanıdır.

Birinci Dünya Savaşı'nı kaybeden ve 1918'de iktidardan düşen İttihatçılar Kurtuluş Savaşı'ndan sonra hâlâ siyasette güçlüler mi?

İttihatçılar bizim düşündüğümüzden çok daha kuvvetliler. Bir yanda sürgündeki İttihatçılar ve onların içerideki yakınları var. Diğer yanda da Kemalistler. Yunan Savaşı'ndan sonra 1922'de bu iki cephe arasındaki siyasal çekişme bastırılamaz oluyor ve Kemalistler, 1923 başında Kemalistler dışında kimsenin katılamayacağı bir seçim kararı alıyor. İttihatçıların örgütlenmesi engelleniyor. Zaten 1926'daki İzmir Suikastı Davası da İttihatçıların yargılandığı bir mahkeme oluyor. Atatürk'e suikast düzenlemekle suçlandıkları İstiklal Mahkemesi'nde ilginçtir suikastla ilgili soru sorulmuyor da, 'Niçin siyasete girmek istiyordunuz' diye soruluyor. Yargılamalar sonunda birçok İttihatçı mahkûm oldu. Cavit Bey idam edildi. Bu davanın sebebi Türkiye'de hâlâ güçlü olan muhalefeti fiziki olarak ortadan kaldırmaktır.

İstiklal Savaşı'nın önemli komutanlarından Kazım Karabekir de suikast düzenlemekle suçlanmıyor mu bu davada?

Suçlanıyor. Kazım Karabekir'le Atatürk, 1920'lerde ters düşüyorlar. Atatürk'ün çok sıkıştığı anda meclisi kapatma gibi bir fikri var. Bunu ancak Karabekir ve İnönü gibi generallerin onayıyla yapabilir. İnönü lastikli bir cevap veriyor. Karabekir ise 'Meclis kapatılırsa, ben Ankara'ya gelir meclisi açarım' diyor. Atatürk meclisi kapatamıyor. Daha o zamanlardan iki taraf da biliyor ki, biri meclis üstünlüğünden yana, diğeri olağanüstü durumlarda meclisi kapatmaktan ve otoriter bir rejim kurmaktan yana. Atatürk'ün baştan beri görüşü, meclis üstünlüğü fikrinin arka planda kalabileceği yönünde. Biz 'Türkiye'yi modernleştirenler Kemalistlerdir' önermesiyle düşündüğümüz için '1923'ten önce hiçbir şey yoktu, modern ve Batılı değildik, bizi Batılı yapan Kemalistlerdir. 1923'e kadar padişahlık ve Osmanlı vardı. Sonra cumhuriyete geçtik' diyoruz. Rejim değişikliği 1923'te olmuş gibi anlatılıyor bize. Halbuki rejim değişikliği 1908'de oluyor. 1908-1922 arasında mutlakiyetçi monarşi değil, meşruti monarşi yaşanıyor. Başında ha cumhurbaşkanı ha padişah olmuş bir şey fark etmiyor ki. Çünkü meclis üstünlüğü önemlidir. Ama biz demagojik bir söylemle cumhuriyeti sanki liberal bir demokrasiymiş, parlamenter bir rejimmiş gibi algılamak istiyoruz. 1923 sonrasında parlamenter rejim yok Türkiye'de.

Parlamento yok mu?

Parlamentonun var olması, 'Parlamento üstünlüğü var' söylemine yol açıyor ama parlamento bir parlamento gibi çalışıyor mu dediğinizde, 1923'teki seçimlerden sonra kriz çıkıyor. Kemalistler meclisin ancak yüzde 50'sini oluşturabiliyor. Bu, anayasa değişikliği yapmak için yeterli değil. 1924 Anayasası, Kemalistlerce kişisel diktatörlüğe cevaz veren bir anayasa yapılmak isteniyor. Ama Kemalist olmayanlar bunu liberal bir anayasa haline getiriyor.

İttihatçıların özgürlükçü olduğunu söylüyorsunuz ama faili meçhul cinayetler o kadar fazla ki onların döneminde. Bu cinayetlerle ve suikastlarla mı yapıyorlar demokrasi mücadelesini İttihatçılar?

Amaçlarına ulaşmayı engelleyen eski düzenin adamlarını tehditle olmuyorsa, komployla ortadan kaldırmak onların siyasetinin bir parçası. İktidar olduktan sonra da kendilerine darbe vuracak kişileri mahkemeye götüremiyorlarsa, onlara suikastla ulaşıyorlar.

İttihatçılar dönemi facialarla dolu. Birinci Dünya Savaşı, Sarıkamış, Ermeni kıyımı... Bunları bütün gerçekleriyle biliyor muyuz?

Gerçekleri bilmiyoruz. İttihatçıların hatalarını gizlemekten ziyade devletin zaaflarını gizleme meselesi bu. Kemalistler daha çok ordu ve bürokrasiden gelen insanlar. Bu özellikleri, onları devlete sahip çıkmaya itiyor. Ayrıca Ermeni kıyımını da kötüleyemezler, çünkü daha sonra Kemalistler arasında yer alan bazı kişiler bu olaylarda bulunmuşlar. 1923 sonrasının muteber siyasetçisi İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, o dönemde Ermeni kıyımından sorumlu bürokratik birim olan Muhacirin Umum Müdürlüğü'nün başıydı.

Peki kim bu İttihatçılar? Yöneticilik yetenekleri var mı?

İttihatçılar siyasal güçlerini İstanbul'da ve taşrada ticaretle, ihracatla uğraşan eşrafın, büyük toprak sahiplerinin yani ticaret sermayesinin temsilcileri bir yerde. Kemalistlerin dayandığı ise silah ve devlet otoritesi. İktidar mücadelesinde kabaca silahla para çarpışmış oluyor. İttihatçıların yöneticilik yetenekleri de var. Tarih kitaplarımız Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden İttihatçıları sorumlu tutuyor. İttihatçılar sorumlu değil. Başka bir yönetim olsaydı gene aynı sonuç yaşanırdı.

Birinci Dünya Savaşı'na Başbakan Talat'ın bile haberi olmadan Enver Paşa'nın Almanlarla anlaşarak Rusya'yı bombalamasıyla girmesi, İttihatçıların yöneticilik yeteneğini mi gösteriyor sizce?
Kemalist tarih anlayışında İttihatçıları kötülemenin bir yolu bu. Sanki Türkiye'nin Alman yanlısı beceriksiz yöneticileri heyecanla şavaşa girmek istemiş gibi anlatılıyor. Oysa Türkiye savaşın dışında kalamazdı. Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı'nın kapladığı topraklar üzerindeki bir paylaşmanın mücadelesidir. Savaşa Almanların yanında girilmesi ise İttihatçıların tercihinden olmuyor. İttihatçılar 1912'ye kadar sürekli İngilizlerle işbirliği yapmak istiyor. Ama İngiltere ve Fransa Balkan Savaşı'nda düşmanın yanında yer alıyor. Bulgar orduları Çatalca'ya kadar geliyor ve İstanbul'u işgalden kurtaran Almanlar oluyor. Çünkü 1908'de Abdülhamit'i destekleyen Almanya'nın Türkiye'nin yok olması çıkarına değil o anda.

Almanların Genelkurmay Başkanı Enver Paşa'ya 50 bin altınlık çeki rüşvet verdiği ve onun da bu çeki daha sonra orduya verdiği anlatılıyor. Bu nasıl bir ilişki sizce?

Eski rejimin geri gelmesi için çabaların olduğu çok karışık bir dönemden bahsediyoruz. Rakipler de dışarıdan destek arıyorlardı. Bence İttihatçılar bu ilişkilerde en temiz kalanlar. Onları devirmeye çalışan gruplar İngilizlerle daha açıktan ajanlık yaptılar.

Ermeni kıyımı İttihatçıların iyi yönetiminin bir göstergesi mi? İttihatçıların özel teşkilatı olarak bilinen Teşkilatı Mahsusa nedir?

Bu örgütün Ermeni kıyımında önemli rol oynadığı iddia ediliyor hep. Ama ben bu iş için kurulduğunu tam söyleyemiyorum. Ama Ermeni kıyımına siyasal olarak karar verenler tabii ki İttihatçılar. İttihatçıların iktidardayken hiç savunulamayacak uygulamaları oldu. Ermeni tehciri bunun ahlaken hiçbir şekilde savunulamayacak olanıdır.

İttihatçıların ırkçılığa varan bir milliyetçiliği olduğunu söyleyenler var. Irkçı bir anlayışları mı vardı?

Hayır. Bunlar hayata milliyetçi ırkçı fikirlerle başlamadılar ama Türk milliyetçiliğini 1912'den sonra kendi iktidarları için kullanmak zorunda kaldılar. Aklı başında Ermeni tarihçilerin de söylediği gibi İttihatçılar 1915'te paniğe kapıldılar. 1914'te Rusya'yla savaşıyorsunuz ve ülkenizde bir düşman azınlık, düşmanınızın koruması altında. Aslında Ermeniler tarafsız olmaya çalıştılar ama İttihatçılar Ermenilere güvenemedi. 1915'te iki cephede savaş vardı. İngiliz ordusunun Çanakkale çıkarması sırasında İstanbul'un düşmesi söz konusu olduğunda, can havliyle Ermeni problemini etnik ayrımcılığa dayanan toptancı yaklaşımla acilen çözmek istediler. Ermenileri sırf Ermeni oldukları için topladılar.

İttihatçıların yaptıkları en büyük hata neydi?

Uzun vadede en fazla vicdanı sızlatan Ermeni kıyımı meselesidir. Bu konularda hesaplaşılamadı. 1923'te meclis üstünlüğünü dışlayan, basın özgürlüğünü yok eden bir iktidar kurulmasaydı, İttihatçılar içindeki ayrışmaları, hesaplaşmaları görecektik. Ama Kemalistler, 1926'daki İzmir Suikastı Davası'yla İttihatçıların topunun hakkından gelmek istedi. 1925'te çıkarılan Takriri Sükûn Kanunu anayasal düzeni ortadan kaldırdı. 1931'deki Halk Partisi Kongresi'yle de 1924 Anayasası'nın ruhuna aykırı korporatist bir rejim kuruldu. Her şeyi denetleyen bu tek parti rejimi 1946'ya dek sürdü. Bu Kemalist rejim nedeniyledir ki biz ülkemizde hâlâ ne tarih anlatımımızı ne de siyasi ve ekonomik yapımızı düzeltebiliyoruz. Çünkü ne zaman ekonomik sistemimizde sakatlık var, düzeltelim dense, 'Bu, Kemalist prensiplere ters düşüyor' deniyor. Ne zaman bir liberalizm olsa, 'Bu liberallik bize bol geldi' deniyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda İttihatçıların rolü ne oldu?

Çok daha açıktan bir askeri diktatörlük kurulabilecekken, işin çok sakata gitmesinin önlenmesinde İttihatçıların büyük rolü var. 1922'de yurtdışındaki İttihatçılar Türkiye'ye geliyor. Mesela Hüseyin Cahit Yalçın, Tanin gazetesinde tekrar liberal ekonomi ve siyaset propagandasına başlıyor. Bu, Ankara'daki Kemalistleri çok sıkıştırıyor. Atatürk'ün 1920-23 arasında mecliste modernizmin aleyhine, mesela 'Türklere yakışan kıyafet bu değildir' diye modern Batılı şekilde giyinenleri suçlayan ve Batılı kılık kıyafetin aleyhine öyle konuşmaları var ki... Sosyal ve ekonomik alanda çok muhafazakâr ve otoriter görüşleri olan Atatürk'ü modernizm noktasına getiren İttihatçıların kamuoyundaki etkileridir. Atatürk, İttihatçı muhalefeti susturmak ve silahlarını ellerinden almak için bazı devrimleri yaptı. Latin alfabesi, medeni kanun, aile hukuku, laiklik, kadın hakları, kadınların öğretmen olması, iş hayatına girmesi hep İttihatçıların başlattığı ve başlatmak üzere olduğu projelerdi.

Cumhuriyet'in ideolojisinde İttihatçıların rolü neydi peki?

Kemalist rejimin modernist ve Batı yanlısı olmak zorunda kalmasını İttihatçılar belirledi. İttihatçıların ve diğer liberal muhalefetin gücü, 1923'te yeni kurulan rejimin adının askeri diktatörlük olmasını engelledi. Atatürk'ün dış politikası Batı yanlısıydı ama siyasi, sosyal ve ekonomi politikası, özgürlükçü ve modernist değildi. Kemalistlerin en büyük korkusu, Türkiye'ye Batı prensiplerinin, kapitalizmin gelmesidir. Kemalistler, siyasi rekabetin olmadığı, meclisin kendi iradesiyle iş yapamadığı bir rejim istiyorlar. Buna göre liberal iktisat prensipleri olmayacak, ticaret ve yatırım devlet kontrolünde olacak. Ama bütün bu projeler 1920-23 arasında İttihatçıların da desteklemesiyle baltalanıyor. Hüseyin Cahit Yalçın cumhuriyetin ilanına yaklaşıldığında 'Biz muz cumhuriyeti istemiyoruz' diyor. Kemalizm, dünyadaki tepkici modernizmin Türkiye'deki tezahürüdür. Batı kapitalizminin ekonomik, sosyal düzenine, sınıflaşmaya, siyasal rekabete tepki duyan aşırı muhafazakâr bir akımdır. Ama böyle akımlar kendilerini devrimci niteleyebiliyorlar yeryüzünde.

dilaver
11-06-2007, 02:37
Mesela Dilaver niye sempati ile bakıyor ittihatçılara. Bence üzerinde Yalçın Küçük etkisi var. *


* * Yalçın Küçük ten etkilenmeyen oldugunu sanmıyorum, bunun içine İslamcılar da dahil. Güzel tespitler yapıyor, ilginç olayları ortaya çıkarıyor. Tepetakla duran şeyleri yerli yerine oturtabiliyor ve tabuları kırıyor. Ama son zamanlarda zırvalamaya başladı gibime geliyor bu Sabetaycılık meselesinde.

* * *İttihatçılara olan sempatim onların örgütçülügünden, baglılıklarından ve futursuzca yaşamlarını feda edişinden kaynaklanıyor. Cesur ve fedakar insanları seviyorum. Kardeşim bir tek Enver Paşa degil ki mevzuu. Kara Kemal i al. Adamın hayatı örgüt, asla vazgeçmiyor. Yakalanacagını anlayınca da basıyor kafasına kurşunu.

* * *Ya da Bahattin Şakir i, Süleyman Askeri yi, Fahrettin Paşa da İttihatçıdır. Osmanlı teslim oluyor o teslim olmuyor. Mütarekeden 2 ay sonra hile ile Medineden çıkarabiliyorlar adamı. Alıyor eline bombayı, teslim olmam diyor, üzerime gelirseniz Peygamberin mezarını da havaya uçururum diyor.

* * *Ya da Halit Paşa Bakü deki. Yahu say say bitmiyor. Hepsi ayrı bir efsane adamların.


* * * saygılarımla