PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Isınan Kurbağanın Rehaveti


25-04-2007, 18:56
Denizli Valisi Hasan Canpolat , valiliğin düzenlediği ve Ulusal Egemenlik Haftası kutlamaları kapsamında gerçekleştirilen Milli Egemenlik Yürüyüşü'ne katılmak yerine, Kutlu Doğum Haftası kapsamında düzenlenen Kutlu Doğum Aşı'nda bulunmayı tercih etti.

Denizli'de düzenlenen Milli Egemenlik Yürüyüşü büyük bir katılımla gerçekleştirildi. Canpolat aynı saatlerde Çaybaşı Camisi avlusunda düzenlenen Kutlu Doğum Aşı ikramı organizasyonuna katıldı. Protokol içinde Vali Canpolat'a vekâleten yürüyüşe katılan Vali Yardımcısı Mustafa Güney , Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri sırasında yaptığı konuşmada, "Dünya, Hazreti Muhammet gibi bir lider istiyor" açıklamasıyla gündeme gelmişti.

26-04-2007, 00:45
Hicri takvime göre, 11 Rebiülevvel günü doğan (miladi 571) ve doğumu her yıl 10 gün geriye doğru işleyerek Mevlit Kandili'nde kutlanan Peygamber için, miladi takvime göre ayrı bir Kutlu Doğum Haftası düzenlenmesi kafaları karıştırıyor. Haftanın her yıl özellikle 23 Nisan kutlamaları ile aynı döneme denk getirilmesi dikkat çekiyor. Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz , kutlamanın Mevlit Kandili'ni de içine alan bir hafta şeklinde yapılması gerektiğini söyledi.

Hz. Muhammet 'in doğum günü, bu yıl hicri takvime göre 11 Rebiülevvel 1428 tarihine (30 Mart 2007) denk geliyor. Kandil günü, hicri takvime göre her yıl 10 gün geriye doğru gidiyor. Bu çerçevede geçen yıl 10 Nisan'da kutlanan Mevlit Kandili, bu yıl 30 Mart'a rastladı.

Ancak bu tarihin dışında ayrıca bir Kutlu Doğum Haftası kutlaması, yurttaşların kafalarını karıştırıyor. Miladi takvime çevrilmesiyle birlikte ortaya 20 Nisan 571 tarihi çıkıyor. Diyanet de, Peygamber'in doğumunu bir hafta halinde geleneksel bir şekilde ve miladi takvime göre kutlamak amacıyla 20 Nisan'ı da içine alan bir hafta düzenliyor. İlki 1989'da düzenlenen Kutlu Doğum Haftası, aradan geçen süre içerisinde genelde 20-27 Nisan tarihleri arasında kutlandı. Tarih bazı yıllarda değişikliğe uğradı. Kutlamalar bu yıl da 16-22 Nisan arasında gerçekleştirildi.
-------------------------------
Eskiden böyle kutlamalar 23 Nisan'a denk getirilip yapılmazdı, hiç duyulmazdı. Şimdi nedir değişen? İlla 23 Nisan'a denk getirmek hevesi nereden çıktı? İşine gelince hicir takvim, sonra da miladi takvim. Kurbağaların suyunu yavaş ısıtmanın parçası mı bu?

vartor
26-04-2007, 03:10
Bizim buradan yaptigimiz, kurbaganin kazanina soguk su ilave etmege benziyor. Gonul ister ki 29 nisan mitingi kazanin dolmasini saglasin ve kurbaga vrak diye bagirarak kurtarsin kendini corba olmadan....

26-04-2007, 03:45
Sevgili Vartor keşke yaptığımız soğuk su eklemek olabilseydi. O zaman biraz işe yarardı. Elimde öyle tarikat bilgileri geldi ki insan şaşıyor. Bu kadar olmaz diye kuşku duyuyor. Fethullah Gülen ve Işık evleri bilgileri de korkunç. Ama aslında bular piyon. Arkadan iteleyen Amerika. *

Maliye bakanı evlere şenlik. Feci vaziyette. Başka hükümet olsa çoktan çözülüp bakan istifa etmezse başbakan istifa ederdi. İçişleri bakanı Refah partisi hükümetinden beri bakan ve hiç bir işe yaramazın teki. İçgüvenlik diye birşey kalmadı. Ama istifa etmez. Başbakan da bir şey yapmaz. Neden tarikat ilişkilerinde yatar. O bazda kim kime emreder belli değil. Gül'ün cumhurbaşkanlığı durumu da ayrıca bu açıdan fecidir.

Ulusal çıkar diye bir şey kalmadı. Tüsiad falan hep istikrar deyip bunlara boyun eğiyor. Araplarla Avrupa'lılarla ortak şirket kurup Türkiye'yi sömürüyorlar. Bizim gençliğimizde - anımsarsan - böylelerine komprador derdik. Şimdi bunlar demokrasi havarileri, Türkiyenin yüzakı. AB'ye giremeyeceklerini biliyor ama AB'cilik yapıyorlar.Türk Dışişleri en sünepe, en rezil zamanını yaşıyor. Gül diyor ki "Başbakan Hamasla görüşmedi". Ertesi gün başbakan kendi bakanını yalanlıyor, "Görüştüm" diyor. Gül sus pus. Şimdi bu şamar oğlanı Cumhurbaşkanı olacak. Düşünebiliyor musun? Kime söz geçirecek? Milli görüş ne isterse yapacak. Şimdi bazıları da diyor ki, sen daha biliçli olsaydın, çalışsaydın da bunlar seçileceğine sen seçilseydin. Bu neyi örtüyor? "Sus otur bir şey yapma" teslimiyetçiliği ile nereye varırız? Yani bu gördüklerimize hayır deyip, anlatmayalım mı? Adam suçlu, fezlekesi TBMM'de duruyor, cumhurbaşkanı olacak. Bu ne yüzsüzlüktür...

vacsmt
26-04-2007, 16:43
her yıl 10 gün geriye doğru işleyerek Mevlit Kandili'nde kutlanan Peygamber için,


Küçük bir düzeltme :Hicri takvim bir seneyi 354 gün kabul ettiğinden 10 gün değil 11
gün geriye doğru işler Burlap abi.

26-04-2007, 19:44
Sevgili vacsmt,

Senin rakamlarla bu kadar hassas olduğunu bilmiyordum. Ama önemli değil, içerikte beraberiz.

Kurbağanın suyuna soğuk su kaymak istersen her öğlen 12:15'de yakanda kırmızı beyaz kurdelenle Kızılay Gima önünde, her akşam üstü 18:00de Gökçek'in elinden kurtulan Kuğulu parkta müzik şölenine elinde bayrak ve Atatürk posteri, gelebilirsin. Ben iki gün yokum ama 3. gün akşam yerimdeyim.

AYATA
26-04-2007, 20:46
"şeriat ilacını yavaş yavaş damardan şırınga ile vereceğiz, fark etmeyecekler bile"

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Necmettin Erbakan

26-04-2007, 22:06
Kurbağa nasıl ısınıyor:

Hükümetin Rıza Türmen 'in yerine AİHM yargıçlığı için önerdiği Prof. Dr. Mustafa Erdoğan 'ın, Anayasa Mahkemesi'ne hakaretten mahkûm olduğu ortaya çıktı.

Geçmişte Anayasa Mahkemesi'ni "ideoloji bekçiliği" yapmakla suçlayan Erdoğan'ın, "Sol cenah iktidar olduğunda Anayasa Mahkemesi hiç çalışmaz. Anayasa Mahkemesi bugün tıpkı TSK gibi ideolojik bekçilik yapıyor. Üyelerin vasıfları itibarıyla bakarsanız çok yetersizdirler" sözleri nedeniyle davalık olduğu öğrenildi. Erdoğan'ın, Anayasa Mahkemesi'nin 12 üyesinin hakkında açtığı davada, 200 gün hapis cezası karşılığı 5 bin YTL para cezası ve 60 bin YTL'lik tazminata mahkûm olduğu ortaya çıktı. Prof. Dr. Erdoğan'ın bu mahkûmiyetin ardından TBMM'nin geçen yıl ilk kez verdiği "Milli Egemenlik Onur Ödülü'' için aday gösterildiği öğrenildi. Erdoğan'ın, "demokrasi ve insan hakları alanında yaptığı çalışmalar'' nedeniyle Kütahya Milletvekili Soner Aksoy tarafından ödüle aday gösterildiği saptandı.

Erdoğan "Türkiye İçin Bir Demokratikleşme ve Sivilleşme Perspektifi" başlıklı

makalesinde, anayasanın "başlangıç" bölümünün tümüyle metinden

çıkarılmasını, "Cumhuriyetin nitelikleri" ni belirleyen 2. maddesinin de

yeniden formüle edilerek Atatürk milliyetçiliğine yapılan vurgunun

ayıklanmasını önermişti. Türkiye'de laikliğin resmi ideolojinin bir parçası

olduğunu, bu nedenle de "ilkel ve dayatmacı" nitelik taşıdığını savunan

Erdoğan, özel din okullarının ve din eğitimi ağırlıklı özel okulların

kurulmasının da serbest bırakılmasını istemişti.



Anayasa Mahkemesi'nin 45. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen "Evrensel Barış ve Medeniyetler Buluşmasında Anayasa Mahkemelerinin Rolü'' konulu uluslararası sempozyuma katılmak üzere Türkiye'ye gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean Paul Costa, görev süresi yıl sonunda dolacak Türk yargıç Rıza Türmen'in yeniden aday gösterilmemesine ilişkin soruları da yanıtladı. Costa, Türmen'in görev süresinin uzatılmamasını değerlendirirken "Gerçek sebebini bilemiyorum. Türmen, mahkemedeki en iyi hâkimlerden birisidir. Çok cesur, bağımsız bir hâkimimizdir. Ümit ediyorum ki, kalmaya devam eder. Kalmazsa da onu arayacağız" dedi. Türmen'in yeniden aday gösterilmemesinin, AİHM'deki türban davalarındaki kararlarıyla ilişkili olup olamayacağı sorusu üzerine ise Costa, "Belki öyle. Tabii Türkiye'deki siyasi tercihlerin nasıl yapıldığını bilemiyorum. Ama bunun böyle olduğundan kuşkularım var. Bu böyleyse hem mahkeme hem de Türkiye için çok yazık" yanıtını verdi.

04-05-2007, 10:52
Hükümetin ve Akape'nin şaşkınlığına rağmen düzenek işliyor. Kurbağa ısınmaya devam ediyor. Şeriatçılar, çok düşünmüşler ve laik demokratik cumhuriyet düzeninin uzun sürede çökertilebileceği taktiğini uygulamaya karar vermişler. Buna başlamaları da epey önce oldu. Halkın bilincini değiştirme yönteminde çocuklardan başlama en önemli noktaları. İşte size son örneklerden: (03.05.2007 Radikal)


KONYA - "Cemaat propagandası artık ilköğretim okullarında bile açıktan yapılmaya başladı. Bir tarikat şeyhinin açıkça internet sitesine konulması Cumhuriyet'e bir meydan okumadır." Eğitim-İş Sendikası Konya Şube Başkanı Veli Demir'in böylesine sert bir açıklama yapmasına Ilgın ilçesindeki İnönü İlköğretim Okulu'nun internet ssayfasında Said-i Nursi ve talebeleriyle ilgili övgü dolu sözlerin yer aldığı bir söyleşinin yayımlanması neden oldu.
İlköğretimde Said-i Nursi propagandası haberi dün saat 13.00'te internet sitelerinde yer aldıktan sadece iki saat sonra, saat 15.00'te söyleşi yayından çekildi. Sitede, yazının neden geri çekildiğine dair açıklama yayımlanmadı. 350 öğrencili okula ait 'www.ilgininonu.k12.tr'dki söyleşiyi kimin yaptığına dair bilgi yoktu. Okul yönetimi de söyleşiyle ilgili hiçbir açıklama yapmadı.
'Uzun Bir Ayrılıktan Sonra' başlıklı söyleşide Nur cemaatinin lideri Said-i Nursi'yle ilgili olarak 'harikulade fıtri bir zekâ, kılıç elinde, dimdik ayakta düşmana saldıran bir kahraman, millet ve memleket için canını vermekten zerre çekinmeyen bir fedai, 80 küsur sene yüzünde bir buruşuk yapamamış, yalnız saçlarını ağartmıştır, heyecana geldiği zaman bir arslan tavrı alır, iki dizinin üstüne doğrulur, şahenşah gibi konuşur' deniliyor. Sayıları 1 milyonu bulan talebelerininse memleketin en faziletli evlatları olduğu, üniversitenin muhtelif fakültelerinde müsbet ilimler tahsil eden şakirtlerinin bulunduğu belirtiliyor.

'Asıl tehlike içeride'
Yazıda Said-i Nursi'nin şu sözleri aktarılıyordu: "Bana ıstırap veren yalnız İslam'ın maruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi, onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içinde. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir."

mhmd
04-05-2007, 10:55
Sn. Burlap,

"Bir tarikat şeyhinin açıkça internet sitesine konulması"

Biraz açabilir misiniz?

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

04-05-2007, 11:12
Sn. Mhmmd,

Benim yorumum baştaki bir kaç cümlededir. Bu soruyu "Radikal"e sormanız gerekiyor. Ama sizin bir aktarmak istediğiniz varsa buyrun yazın.

mhmd
04-05-2007, 11:30
Pek tabiiki,

Anlamış olduğum gibi ise, enteresan bir tespit.
Şu an kendimi web-cam ile çekip youtube da yayınlamam en fazla on dakikamı alır.
Kendi sitemi oluşturup buradan yayın yapmam 3-5 gün.
Benim gibi cahil birinin bile internette cirit attığı bir ortamdan bahsediyoruz.

Radikal bu alıntıyı muhtemelen Miguel de Cervantes Saavedra' dan yapmıştır.
Yapmıştır yapmasına da; 1600 lü yıllardan günümüze nasıl ulaştırdı merak ettim.

Bütün merakım da buydu.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

04-05-2007, 11:51
Sizinki değişik bir görüş oldu. Peki o siteye baktınız mı?

Ben baktım. MEB destekli bir site. Sürekli MEB haberleri aktarılıyor. Yani demek istediğim dışardan bir giriş olup, sonra da hemen bunu iptal edebilmek *pek kolay değil. Ayrıca bunu sadece Radikal haber yapmamış. Vatan'da da gördüm.

Ben kastinizin internetle ilgili olmaktan çok tarikat şeyhi ile ilgili olduğunu sanmıştım.

28-07-2007, 14:30
Epeydir "Isınan Kurbağanın Rehaveti"ne ara vermiştim. Ama seçim sonuçları ile ilgili bazı öyle acaip görüşler oldu ki, kurbağanın yavaş ısınma rehavetinde gerçekten çok ciddi ilerlediği anlaşıldı.

Efendim, seçim sonucu Akepe'nin bu ezici galibiyeti bazı arkadaşlarca çok mutlu karşılandı. Artık Akepe merkez partiymiş, dincilik yapmazmış, yapsa bile lokal, ufak tefek şeyler olurmuş. Hani Turgut Özal'ın bizi bugünlere getiren "Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz" mantığı. Sitenin elitleri ekonomide de Akepe'yi başarılı buluyorlar. Halkın %3'ünün bile ilgisi bulunmadığı, yabancı egemenliğinde ve sadece zengin vatandaşların katıldığı bir borsa var. Borsa düşmesi korkunç sorun. Ne ilgisi varsa! Sadece bir ilgisi var. Borsadaki sıcak para gidince korkunç bir krizle borsa tepetaklak olacak, döviz ve faiz yükselecek, enflasyon artacak. Burada da fakir halk çekecek. 5 Yılda sata sata bırakmadıkları devlet mallarına rağmen borç 220 milyardan 410 milyara çıkmış. Aman ne güzel, borç yiğidin kamçısıdır değil mi? Bırakın AB + D teslimiyetçiliğini, sana borç para veren sonunda seni uşağı yapmaz mı? Halkı dinci uygulamalarla cahil bırakan bir iktidar var. Aynı zamanda kömür yardımı, yemek dağıtımı ile (başka türlü bir şey yapmayı beceremeyen) fakir halkı dilenciliğe alıştıran bir iktidar. Ama şimdi birden bunlar merkez parti oldu; artık liberal uygulamalarla bunlar sorun olmaktan kalkacak değil mi?

Akepe keşke vitrin olarak çıkardığı insanları kullanıp merkezde bir parti olsa. O zaman gerçekten bir umut olabilir. Ama esası tarikatler partisidir. Tarikat hiyerarşisi içinde dinci davranışları dışlaması olanaksız. RTE'nin dinci söylemleri unutuldu mu? Takıyye bunların bir numaralı aracıdır. TD üyeleri bunu nasıl bilemez?

Neyse, çok yazdık. Esas konuya geçelim:

1 - Akepe'nin sol kökenli (!) yeni milletvekili (mebusu demek daha doğru) "Atatürk İlkeleri Anayasa'dan çıkarılmalı" dedi.

2 - Konya'dan seçilen Akepe milletvekili Ayşe *Türkmenoğlu elinde zikir tesbihi ile İl Seçim Kuruluna gelerek mazbatasını aldı. Erkekler gibi tesbih taşımak istemediğini belirtip "Bu zikir tesbihini yıllardır kullanırım. Allah'ın 99 ismini çekiyorum. Elim oyalansın diye kullanmıyorum, sürekli dua okurum" dedi.

Efendiiim, seçim sonucu liberal ekonomi uygulayacak merkez partisinin bu yeni konumu hayırlara vesile olsun; kurbağalar rehavetine devam etsin...

sargon
28-07-2007, 16:28
Sevgili Burlap,
konuyla biraz ilgisiz olacak belki. Yazıların hepsini okumamıştım. Ama son zamanlarda çok duyduğum bu ısınan kurbağa konusuyla ilgili bir deneyimi anlatmak istiyorum. Sanırım en uygun yer burası.

Ben bu deneyi evde yaptım. Banyoya girdim. Suyun sıcaklığını yavaş yavaş artırdım. Gerçekten de başlangıçta bir süre daha sıcak suya alışıyor insan. Yani direk sıcağı açmaktan daha kolay oluyor. *Ama sıcaklık belli bir dereceyi geçtikten sonra öyle rehavetle falan suyun altında kalmayı sürdüremiyorsun.

Sonuç: Deney başarısız oldu.

28-07-2007, 18:29
Sevgili Sargon,

Senin deney umut verici olmuş :) *Acaba bunun insan genelinde öyle olduğunu umabilir miyiz? Aslında insan için elbette doğru, 100[sup:c61b1c6e99]0[/sup:c61b1c6e99] su kaynayınca ne olacak? Yoksa eskiden yamyamlar insanları nasıl pişiriyordu? :)

Ama deney kurbağalar için doğru herhalde. Mecazi anlamında ise insanların koyunlaştırılması senelerdir sürüyor ve geçici olarak başarılı. *Elbette insan koyunlaşmış olarak kalmaz, çelişkiler sürer ve sonunda insan koyunluktan çıkar. Ama bunun geçekleşmesi (örneğin İran) uzun sürebilir. Ben çevremi, ülkemi seviyorum ve bunun hiç olmamasını istiyorum. Bu da kişisel olarak çok acı veriyor.

26-08-2007, 19:02
Yeni anayasa taslağından haberiniz var mı?
Taslakta mevcut 24. madde değiştiriliyor. 24. Maddenin mevcut hali şöyle:

MADDE *24. – Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir. …

Değişiklik ise şu şekilde:

MADDE *24. – Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir. …

Burada 14. madde yerine “kamu düzeni” getirilmiş. Kamu düzeni ne demektir? Bir ölçüsü var mı? Neyin nesidir. Yasalarda bir tanımı var mı? Yasa yapmak teknik bir iştir. “Ben yaptım, oldu” anlayışı ile yapılan yasalar bir işe yaramaz, sonradan herkes kafasını taşa vurur. Bakın kamu düzeni için Türk Hukuk Sitesinden alıntı :

“Hukuki anlamda mevzuatımızda bir çok alanda karşılaştığımız Kamu Düzeni ( ki bunun yanında bir çok içeriği belirsiz kavram da bulunmaktadır), özgürlüklerin sınırlandırılmasında bir argüman olarak kullanılmakta. Kamu düzeni, bir insan grubunun gerçek anlamda toplum olmasına olanak veren iç barıştır…

Ancak ifade etmek gerekir ki, bu tür kavramların (kamu düzeni, kamu yararı, genel ahlak vs) içeriği bir anlamda belirsizdir. Kişiden kişiye değişebilen yorumlara elverişli ve özellikle yorumlarda keyfiliğe kapı aralar niteliktedir. “Uygulayan, kural koyandan daha güçlüdür” sözünden yola çıkarsak, uygulayıcının yorumu önem kazanmakta...”

Dolayısıyla belirsiz kavram boşluk getirecek demektir. Yapılan sadece laf kalabalığı olacak, işlevsiz olacak. Ama esas işlevsiz olacak olan da 14. maddedir:

MADDE 14. – (Değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz...

Sonuç çok açık değil mi? Yani, “demokratik ve laik Cumhuriyeti ortan kaldırmayı amaçlayan ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.”

Hadi hayırlı rehavetler…

Akepe uygulamaları tam da sitemizdeki özgürlükçü hümanist arkadaşlarımızın aktardığı gibi başladı. Aldığı acayip oy oranı ile artık merkezci olmaktan başka çaresi kalmamış (!) zavallı Akepe dinci uygulama yapmıyor, liberal (!) yasalar çıkartıyor.

05-09-2007, 14:10
BAKIN NASIL UYGULAMALAR BAŞLADI:
(Bugünkü *(05.09.2007) Milliyet)

Şehirlerarası sefer yapan firmalara bağlı bazı otobüslerin, yolculuk sırasında "namaz molası" için camilerin önüne götürüldüğü belirlendi. Tartışmalı uygulamalardan biri, 2 Eylül Pazar akşamı Samsun'un Terme ilçesinden İstanbul'a gelmek üzere Metro Turizm'e ait bir otobüsü kullanan yolcunun şikâyeti üzerine ortaya çıktı. Yolcu, yaptığı açıklamada, 34 SM 746 plakalı aracın saat 18.15'te hareket ettiğini, biri yolcu almak üzere iki kez mola verildikten sonra saat 20.00'de bir caminin önünde park edildiğini anlattı.
İddiaya göre, otobüsten inen bazı kişiler, caminin avlusunda önce abdest aldı, ardından namaz kıldı. Bu sırada otobüste yarım saat bekleyen yolcuların itirazı üzerine gerginlik yaşandı. Yolcular, otobüsü camiye çekmek zorunda bırakılan şoförün de zorunlu namaz molasından rahatsız olduğunu söylediler.

TOFED: Tartışmalar çıkıyor
Konunun şehirlerarası seferlerde ciddi tartışmalara neden olduğunu da, Türkiye Otobüsçüler Federasyonu (TOFED) Başkanı ve Ulusoy Genel Müdürü Mustafa Yıldırım'ın açıklamaları ortaya koydu. ...

Şoförlere suçlama: Dinsiz!
Yıldırım şöyle devam etti: "Otobüs içinde hoşgören de var, tepki gösteren de. Doğru olan otobüsün bu nedenle durmamasıdır, çünkü kaza namazı kılınabilir. Türkiye'de günde yaklaşık 15 bin sefer yapılıyor, günde 90 bin otobüs çalışıyor. Günde beş vakit namaz için durulması büyük bir olay. Baskı yapıp kavga çıkarmak doğru değil. Şoförlerin kaza riski artıyor, çünkü 'dinsizlikle' suçlanıyorlar, sinirleri bozuluyor."
...Yıldırım, "Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda açıklama yapmalı. Çünkü hiçbir din adamı 'otobüsü durdurun' demez. Amerika'ya o kadar Müslüman gidiyor, uçağı mı durduruyorlar?" diye konuştu.

İmam ...sa, cemaat ....diye bir laf vardır. Bazılarımnıza göre iktidarımızın pek liberal, az dinci ve artık merkeze çekilme zorunda olan seçkinlerinin imamlığındaki cemaatin görüntüsüdür bu. Bazı insanlar da "Diyanet"ten medet umuyor !

Ey ısınan kurbağalar, iyi rehavetler....

vartor
05-09-2007, 17:24
Sevgili burlap,
* Kurbaga isinmaya isinmis da, nasil kendine gelecek ben onu merak ediyorum. Bu isitma suresi yeni baslamadi, daha onceki tartismalarda egitimin tek care oldugunu soylemistik, ancak egitenlerin de egitilmiye ihtiyaclari oldugu da bir gercek. Insan haklari yerine allah haklarinin devamli savunuldugu bir ortamda bunu basarabilme sansimiz nedir bilemiyorum. Sevgiler....

22-09-2007, 15:44
Uzun zamandır bu haberlere ara vermiştim. Ama suyu ısınmış tutmayı sürdürüyorlar. Ancak, bazı haberleri derledim, izleyin bakın laikliğin neresindeyiz.

------------------------------------------


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) Genel Müdürlüğü'nde yemek çıkarılması gerekçesine dayanılarak, tüm dairelerde oruç tutmayanların isimlerinin bildirilmesi istendi.

Ramazanın başlamasının ardından TEİAŞ'ta öğle yemeği uygulamasının ne olacağı konusu gündeme geldi. Oruç tutmayanlar için sınırlı sayıda yemek çıkarılması kararı alınan TEİAŞ'ta kaç kişinin yemek yiyeceği konusunda ise ilginç bir uygulamaya başvuruldu.

Dairelerde kaç kişinin öğle yemeği yiyeceğinin sorulması yerine, isim bildirilmesi talimatı verildi. Talimata göre dairelerde oruç tutmayanların isimleri yazılarak bir liste oluşturulacak. Bu liste ilgili birime verilecek. Bu çerçevede öğle yemeğinin kaç kişi için çıkarılacağı düzenlemesi yapılacak.


Şimdi siz TEİAŞ’ta olsanız fişlenmemek için oruç tutmaz mısınız, veya tutar görünmez misiniz?

--------------------

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gençlik yıllarında faaliyetlerine katıldığı Milli Türk Talebe Birliği'nin devamı niteliğinde ve İslamcı kimliğiyle tanınan Milli Türk Talebe Birliği Vakfı yönetimini Çankaya Köşkü'nde konuk edecek. Başkanlığını, RP milletvekiliyken Kültür Bakanlığı da yapan İsmail Kahraman'ın üstlendiği vakıf, Çankaya Köşkü'nde ilk kez kabul edilmiş olacak. İsmail Kahraman Kültür Bakanlığı yaptığı dönemde, "Toplumun geniş kesimleri Kırkpınar güreşlerini seviyor. Opera ve bale için aynı şeyi söylemek mümkün değil" sözleriyle tepki toplamıştı.

Kahraman'ın başkanlığını yürüttüğü vakıf ise Milli Türk Talebe Birliği'nde gençlik dönemlerinde faaliyetlerde bulunmuş isimleri buluşturan ve İslami kesimlere yakınlığıyla bilinen bir sivil toplum örgütü.

Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 1960-1965 yılları arasında sol görüşlü öğrencilerin elindeydi. 1965 tarihinden sonra ise genel başkanlığa Rasim Cinisli'nin seçilmesiyle muhafazakar bir kimlik kazanan MTTB, Burhanettin Kayhan'nın Genel Başkan olmasından sonra (1970) İslâmcı bir gençlik hareketi oldu. 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle kapatılan MTTB, Abdullah Gül'ün gençliğinde aktif olarak görev aldığı bir öğrenci hareketiydi. Milli Türk Talebe Birliği Vakfı ise bu öğrenci hareketinden yetişenleri buluşturan bir vakıf olarak biliniyor.

-------------------------------------

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kırıkkale Üniversitesi rektörü iken, zamanın YÖK başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz tarafından üniversite içerisinde dinî kadrolaşma dahil köktendinci faaliyette bulunmak suçundan istifası istenerek görevden alınmıştır! Şimdi bu zata Sayın Cumhurbaşkanının onayı, belki de isteği, ile ülkemizin iç emniyeti emanet edilmiştir.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Kılıç hakkında daha önce birkaç kere yazmıştım. Darwin kuramına karşı akıllı tasarımı bilimsel bir kuram olarak savunacak ve biyolojik evrimin yanında yaradılış masalının da bilimsel bir seçenek olarak okutulmasını isteyenlere bilim adamı diyecek düzeyde bilgisizlik sergileyen bu kişiye, tüm söylenen ve yazılanlara rağmen, gene gençliğimizin geleceği emanet edilmiştir. Bu yapılan eğer pek korkunç bir bilgisizliğin eseri değilse, ondan daha korkunç bir niyetin eseri olmalıdır.

Edinebildiğim umuma açık bilgilere göre, ne birinin ne de diğerinin herhangi bir bilimsel çalışması uluslararası ciddi bir dergide yayımlanmıştır. Buna rağmen biri profesör, diğeri doçent unvanına sahipler. Bu unvanları nasıl kazandıkları benim için bir muammadır, zira bilimde herhangi bir marifeti isbat olunmamış kişilerin akademik dünyada yükselmesi mümkün olmamalıdır. Ama Beşir Atalay ve Hüseyin Çelik Beyler Türkiye'nin olmayan üniversitelerince akademik payelerle donatılmış yüzlerce kişiden yalnızca ikisidir.

-------------------------------------------

AKP Kütahya Milletveki Hüseyin Tuğcu, son dönemde bazı işadamlarının ihale almak için eşlerinin başını örtmeye başlaması ile ilgili olarak, “Evet tabii ki bunlar olabilir. İş alacaksa kendine çeki düzen verecektir” dedi.


Gidiş sadece dinci yönetim değil aynı zamanda faşizan, ırkçı bir gidiştir.

29-09-2007, 16:14
.http://arama.yore.com.tr:8081/cumhuriyet/0709/29/i/c011200.jpg

[i]Bu fotoğraf İstanbul Atatürk Havaalanı'nda 27 Eylül 2007 Perşembe günü saat 19.00 civarında İzmir uçağının uçuşa geçmesinden önce çekilmiş. Uçağın açıklanmayan bir nedenle 35 dakika rötarla kalkış yaptığını belirten THY yolcusu, biniş için körüklü olan uçağın kapısının değiştirildiğini ve hem içeride hem uçağın dışında namaz kılındığını söylemiş. Atatürk Havalimanı'nda çok sayıda mescit bulunuyor. Bu arada THY, ramazan nedeniyle uçakta sadece oruç tutanlara yönelik, hurmalı tek tip kumanya dağıtmış. İç hatlarda normal olarak salata veya sandviç kumanyası veriliyordu.

Türkiye, Malezya'ya mı benzer, daha mı beter olur, varın siz düşünün rehavetteki kurbağalar.

03-10-2007, 19:01
Haber NTV'den: (03.10.2007)

Kilis’teki Öncüpınar Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yapacağız. Saat 18.15’te Suriye gümrüğü ve pasaport bürosuna ulaşıyoruz. Pasaport memurları 12 kişilik grubun işlemlerini büyük bir hızla tamamlayıp bizi uğurluyor.

Ara bölgeden Türkiye’ye doğru hareket ediyoruz. Fakat Türkiye sınırındaki kapı kapalı. Saatlerimiz 18.30’u gösteriyor. Gümrük memuru bu saatte Türkiye’ye giremeyeceğimizi söylüyor. Gerekçesi ise iftar vakti olması ve gümrük bölgesinde işlem yapacak hiçbir gümrük ve polis memurunun bulunmaması. “Girseniz bile içeride kimseyi bulamazsınız. Herkes iftara gitti” diyor.

Yani savaş ve olağanüstü durumlar dışında 365 gün, 24 saat açık olması gereken Türkiye’nin sınır kapılarından birisi iftar nedeniyle kapalı.

Ara bölgede bekliyoruz. Sürgülü demir kapı kapalı. Memuru ikna edip sınır kapısını açtırıyoruz.

Gümrüklü alan terk edilmiş gibi. Pasaport ve gümrük işlemleri yapılan bürolar boş. Tek bir memur bile yok. Sınırda sessizlik hâkim.

Nöbetçi olarak bırakılan ama işlem yetkisi olmayan bir diğer memur da, herkesin iftarda olduğunu söylüyor. Mehmet Altan, Oral Çalışlar, Ferai Tınç ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Türkiye’deki temsilcilerinden oluşan grubumuz adına Metin Çorabatır memurların iftar yaptığı binaya gidiyor. Aldığı yanıt şu: “İftar açan insanların masadan kaldırıldığı nerede görülmüş!”

Çeşitli girişimler sonucu bir süre sonra pasaport ve gümrük işlemi yapmak zorunda olan görevliler geliyor. İçlerinden biri, “İftar vakti olduğunu bilmiyor musunuz! Siz de vakitlice gelseydiniz!” diyor.

Biz “Sadece bir memur bırakılıp işlemlerin yürüyebileceğini ve diğer memurların iftar yapabileceğini” söylüyoruz; alttan alarak. Çünkü Gaziantep’te uçağa yetişmek zorundayız. Aslında “vakitlice” gelen bir vatandaş da bekliyor. Çünkü iftar vaktinden önce gelip işlemlerini yaptırırken ezan okununca işlemler durdurulmuş. Öylece bekliyor...

http://www.ntvmsnbc.com/news/273612.jpg

Artık Türkiye Malezya olur mu olmaz mı tartışması bile gereksiz görünüyor. Bütün bunlara rağmen hala rehavette kurbağalar var....

06-10-2007, 17:53
Başbakan Erdoğan, Ankara Mehmet Akif Kız Yurdu'nda öğrencilerle birlikte iftar yemeği yedi. Erdoğan'ın yanı sıra iftar yemeğine Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de katıldı. Gazetecilerin alınmadığı yemeğe çoğu eğitim fakültesinden olmak üzere binin üzerinde öğrenci katıldı. Edinilen bilgiye göre, yemekte öğrencilerle sohbet eden Erdoğan, bir öğrencinin türbana ilişkin sorusu üzerine, "En büyük dileğim başı kapalı kızlarımızla, başı açıkların el ele dolaştığı bir üniversite, bir ülkedir. Bunun için uğraşıyoruz. Bunu çözmek en büyük aşkımdır" dedi. Erdoğan, bir başka öğrencinin anayasa değişikliği çalışmalarını anımsatarak "Laik, demokratik anayasa istiyoruz" sözleri üzerine de, "Medyanın dolduruşuna gelmiş öğrenciler görüyorum. Biz zaten böyle bir çalışma yapıyoruz" dedi.

Görüyorsunuz başbakan bir yerde aşık, diğerinde hemen azarlamacı. Şimdi başbakanın davranışı böyle olunca bakın başkaları nelere yapar:

AKP hükümeti anayasa değişikliğiyle türbanın üniversitelerde serbest kalması için çıkış yolu ararken, yurdun birçok kentinde öğrenciler ilköğretim okulu ve liselere türbanla giriyor. Okullardaki dinci kadrolaşmayla yönetici konumuna getirilen imam hatip kökenliler uygulamaya göz yumarken, milli eğitim yetkilileri ile valiler sessiz kalıyor.

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras 'ın, akademik yılın açılış konuşmasında üniversitelilere türbanın serbest bırakılmasının ardından, lise son sınıf öğrencilerinin de türbanla okula gitmek isteyeceklerine dikkat çeken açıklaması kamuoyunda yankı uyandırmıştı. Ancak AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanlığı'nda yüzlerce din dersi öğretmeninin yönetici konuma getirilmesinin ardından kız öğrenciler birçok kentte liselere türbanla giriyor. Her kentte okul formasının üstüne türban takan gençler görülüyor.

Diyarbakır'da ilköğretim okullarında bile türbanlı öğrencilere rastlanıyor. Ofis semtindeki Şair Sırrı Hanım İlköğretim Okulu'nun bahçesinde türbanlı öğrenciler dolaşıyor. Kentteki liseler dağıldığında da okul bahçelerinde yüzlerce türbanlı öğrenci görülüyor. Diyarbakır'daki kimi okullarda ise ailelerin öğretmenler üzerinde kız ve erkek öğrencilerin ayrı sıralarda oturtulmaları için baskı kurduğu biliniyor.

Adapazarı 'nda 2 bin öğrencinin eğitim gördüğü Atatürk Lisesi'nin bahçesinde de bazı kız öğrenciler türbanla dolaşmaktan çekinmiyor. Okul Müdürü Coşkun Samur, türbanlı 4-5 öğrencinin sınıfa girdiğinde başlarını açtıklarını, ancak bahçede taktıklarını öne sürüyor.

Ordu İmam Hatip Lisesi'nde de yönetmeliğe göre sadece Kuran derslerinde başlarını kapatmaları gereken kızların tüm derslere türbanla girdiği belirtiliyor. Öğrenciler bonelerin üzerine taktıkları rengârenk türbanlarla okul bahçesinde rahatça dolaşabiliyor. Kentteki kamu yöneticileri yıllardır süren bu uygulamaya sessiz kalıyor.

Bursa 'nın Yıldırım ilçesindeki imam hatip lisesinde de öğrenciler, aynı desendeki türbanlarını okul bahçesinde çıkarma gereği bile duymuyor. Atatürkçü Düşünce Derneği Bursa Şubesi Başkanı Lütfü Kırayoğlu , sadece öğrencilerin değil, öğretmenlerin de türban taktığını savunarak, "İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bu konuda yönelttiğimiz soruların tümü 'türbanlı öğrenci de yok, öğretmen de' denilerek yanıtlanmıyor. Konuyu araştıracak devlet kurumu olursa adres verebiliriz" diye konuşuyor. Kırayoğlu "AKP iktidarında Milli Eğitim'de gerici kadrolaşma olağanüstü arttı. Nakşibendi, Fethullahçı, Süleymancı özel okullarla dershanelere binlerce öğrencinin gitmesi teşvik ediliyor. Okullarımızdaki İstiklal Marşı törenlerinde türbanlı öğretmenler, okul bahçelerini türban şova dönüştüren kimi velilerin arasına sızarak saklanıyorlar. Görevleri, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak olan yöneticiler de bu takıyyeye göz yumuyorlar" dedi.

Bugünlük son bir haber :
Aralarında Özgür-Der, İnsani Yardım Vakfı (İHH), Hikmet Vakfı gibi örgütlerin ve derneklerin de bulunduğu "Filistin Dostları" grubunun Kudüs'ün İsrail tarafından işgal edilişinin 40. yılını protesto etmek için Fatih Camisi'nde gerçekleştirdiği etkinlik, laiklik karşıtı gösteriye dönüştü. Filistin Dostları grubuna üye yaklaşık 300 kişi dün cuma namazından sonra cami avlusunda toplanarak, Kudüs'ün işgal tarihi olan "5 Ekim Kudüs Günü" nü kutladı. Grup , "Kudüs şehitleri ölümsüzdür", vs pankartlarını taşırken "Hizbullah'a, Hamas'a, direnişe bin selam", vs sloganları attı. Kudüs'te ölenler için gıyabi cenaze namazı kılınırken küçük çocukların üzerlerindeki "Hamas" yazılı tişörtler, bayraklar, flamalar dikkat çekti.
Kudüs Müessesesi Türkiye Temsilcisi Ahmet Ağırakça, Kudüs'ün kendileri için kutsal mekân olduğunu belirterek "Biz ABD'ye, İsrail'e ve onun işbirlikçilerine teslim olmayacağız. …. Bizim en büyük gücümüz Allah'tan geliyor. Bu nedenle biz laikleşmeyeceğiz, demokratikleşmeyeceğiz; aksine, İslamlaşacağız, İslamlaştıracağız, İslamı savunacağız" dedi. Grup, açıklamanın ardından tekbir getirerek dağıldı.


Şimdi efendim, biz hiç Malezya gibi olurmuyuz canım! Bura nire, Malezya nire? Binlerce km uzakta Malezya değil mi?
... Malezya ve İran gibi ülkelerin hiç birinde böyle köklü gelenek yoktur. Yüzbinlerce Türk genci batıda okudu ve okuyor ya da master görüyor. Dilimizden tatil alışkanlığımıza, izlediğimiz batı filmlerine kadar batı kültürü içimize nüfuz etmiş durumda.
İstatistikler şeriat isteyenlerin oranını %7-10 arasında gösteriyor. *Cumhuriyet kurulduğunda bu istatistik sanırım %90 ları gösterirdi. Demekki 80-90 yıllık Cumhuriyetimiz şeriatçilerin oranının tahminen %90 lardan %10 larda düşürmüş durumda. Türkiye Malezya olmaz. İran hiç olmaz.
Dindarlaşmada artış *var ama şeriat savunuculuğunda artış yok.

Neymiş efendim? Şeriat tehlikesi yok ha?
Bir tane daha ister miydiniz :
Şeriat yaşamının Türkiye nin çogunlugu için tayin edici öneme sahip oldugunu düşünmüyorum. Temel mesele ekmek meselesidir. ... Şeriat falan da umurlarında degildir. Şeriat ortamında karınlarının daha iyi dogacagına kanaat getirirlerse hiç çekinmeden desteklerler.
Potansiyel olarak kapitalizmin gelişme boyutları Türkiyede şeriat sisteminin uygulanmasını zorluyor. 100 milyar doları bulan ihracatı ile şeriat sistemi ile yönetilen bir Türkiye batı liginde yer alamaz. Bu yüzden tayin edici olan gücün egemenler oldugunu düşünüyorum. Şeriat altında bu ciroları yakalayabilmeleri mümkün degil. Sermayenin tedirginligi varsa bir ülkede kaos ve kriz başlayabilir, o halde öncelikle Akp liler buna izin vermezler ama içlerindeki bir kesim de gidebilecekleri sınırlara kadar zorlayabilirler...


Malezya falan hayal, gidişat doğrudan Suudi Arabistan. O zaman türbanlı kafalar çarşafla bile dışarı çıkamayacak. Bazı kurbağalar yüksek ısıdan da etkilenmiyorlar...

.

vartor
07-10-2007, 04:58
Sevgili burlap, iyiye gitmedigimiz muhakkak, yalniz benim anlamadigim, daha dogrusu bilmedigim, Akp iki tarafli mi oynadigi. hem ABye, ABD'ye hem de seriatcilara. Seriatcilarin bu ikisini dusman gordukleri ortada, akp'nin de birinden birini kaybedecegi ortada. Sana gore hangi tablo gerceklesecege benziyor? Malesef bu entrikalar beni asiyor, umarim sen anlayabiliyorsundur olan biteni....

07-10-2007, 18:11
Sevgili Vartor,

Buradaki haberlere Kanada'da olduğun için bazen sen tepki veriyorsun. Türkiye'deki kurbağalar sıcak suya çok alışkınlar! *:D

Bugünkü haberlerimiz:

Antalya’da düzenlenen türban eyleminde ise 6 yaşındaki kız çocuklarına türban taktırıldı. Ellerine verilen ‘Mahallede özgürlük, okullarda baskı var’ yazılı dövizleri taşıyan çocuklara türban giydirilip eylem yaptırılması çevredekilerin tepkisine neden oldu. Aralarında Eğitim-Bir-Sen, Diyanet- Sen, Memur-Sen gibi sendikaların bulunduğu Antalya İnanç Özgürlüğü Platformu’nun düzenlediği ‘Başörtüsüne sınırlar kalksın’ eyleminde, 6-12 yaş grubundaki türbanlı kız çocuklarının da olduğu yaklaşık 50 kişilik grup Kışlahan Meydanı’nda buluştu. Kadınlar ve küçük kızlar harem selamlık düzeninde ön planda tutuldu. Küçük kızlar, üzerlerinde ‘Yasakçılar yenilecek’, ‘Yasak sürüyor uyuyor musun’, ‘Başörtüm onurumdur’, ‘Mahallede özgürlük, okullarda baskı var’, ‘Örtünme inancına, kimliğine sahip çık’ yazılı pankartlar taşıyıp, slogan attı...


http://www9.gazetevatan.com/newpics/news/061020072231004282896_3.jpg


AKP’nin Van İl Danışma Meclisi toplantısı dün Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve AKP Van Milletvekili Gülşen Orhan’ın da katılımıyla yapıldı. Toplantının yapıldığı salona giren Orhan, önce toplantıya katılan kadınlarla tokalaşıp sohbet etti. Daha sonra erkeklerin oturduğu tarafa giden kadın milletvekili, ön sırada oturan erkeklerin elini sıkmak istedi. Sırayla ellerini sıkmak istediği bazı erkekler ellerini uzatmayınca Gülşen Orhan’ın eli boşta kaldı. AKP’li milletvekili kısa bir şaşkınlığın ardından kendini toparladı ve elini kalbinin üzerine koyup selam verdi. Bunun üzerine erkekler de eğilip ellerini kalplerinin üzerine koyarak kadın milletvekiline karşılık verdi.


http://www9.gazetevatan.com/newpics/news/071020071304085454371_3.jpg

---------------------------------

Antalya'nın Şirinyalı Mahallesi'ndeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Özel Valide Sultan Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu'na her gün dışarıdan onlarca türbanlı, pardösülü kadın geliyor. İçeride Kuran okunuyor, dini eğitim veriliyor. Kız çocuklarının sıralar yerine yerde oturduğu öğrenilirken mahalle sakinleri binadan zikir sesleri geldiğini söylüyor.

Türkiye'nin en modern kentlerinden biri olarak kabul edilen Antalya'nın, hemen her mahallesinden dini örgütlerin sesleri yükseliyor. Tarikatlar, özellikle eğitim üzerinde etkili oluyor. Bunlardan biri de Şirinyalı Mahallesi Sinanoğlu Caddesi'nde hizmet veren, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Özel Valide Sultan Kız Öğrenci Yurdu .

Yurdun Süleymancıların denetiminde olduğu belirtiliyor. Yönetmeliklere göre, öğrenciler dışında yabancıların girmesine izin verilmeyen yurda her gün onlarca türbanlı kadın girip çıkıyor, içeride dini eğitimler veriliyor, ibadet ediliyor. Kadınların kimi kendi kullandığı lüks otomobilleriyle yurda gidip gelirken kimileri de toplu olarak minibüslerle getirilip götürülüyor. Lise öğrencilerinin kaldığı 400 kişi kapasiteli yurtta Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre 156 kişi barınıyor. Geniş bir alana kurulu olan ve oldukça bakımlı olduğu gözlemlenen yurtta sıralar bulunmuyor, kız öğrenciler yerde oturuyor. Bir öğrenci kaydı için telefonla görüştüğümüz yurt yetkilileri ise öğrenci yurdunun Şirinyalı Kurs ve Okulları Yaşatma Derneği tarafından kurulduğunu, muhafazakâr öğrenciler için ideal olduğunu anlatıyorlar.

Mahalle sakinleri bakanlığa bağlı bir yurttan zikir sesleri duymaktan oldukça rahatsız olduklarını söylüyorlar. Adres sormak için danıştığımız iki kadının, Cumhuriyet gazetesi muhabiri olduğumuzu öğrendiklerinde boynumuza sarılıp " Biz bunlardan kurtulmak istiyoruz. Kurtarın bizi" demesi de oldukça düşündürücü bir durum yaratıyor. Etiler Mahallesi'nde erkek çocukların bile okula gönderilmediğini, evde özel öğretmenlerden dini eğitim aldıkları bakanlığa bağlı yurtta da Yurtlar Yönetmeliği olmasına karşın, türbanlı kadınların ellerini kollarını sallayarak girip çıkmalarını yurttaşlar gibi sendikalar da tepkiyle karşılıyor.



Bu kurbağalar sıcak suya çok alıştı. Biraz suyu tuzlasak fark eder mi?



.

vartor
31-10-2007, 19:35
Acaba suyumuz kaynayincaya kadar bekliyecek miyiz?
* *Turkiye'yi son ziyaretimde, aradan bes sene gecmisti, arada bunca zaman olunca insan kurbagalari gormemezlikten gelemiyor. Semtler ayrilmis, "aydin"lar etraflarini citlerle cevirmis, hayvanat bahcesindeki maymunlar kafesini animsatan bir goruntu ile karsilastim. halkin birbirine pek de dostane olmayan bakislari da dikkatimi cekti. Biz hep boyle miydik diye dusununce, farkliliklarin arttigini, eskiden sokakta hic de gormedigimiz, entarili hacilarin, basi ortululerin coklugu beni sasirtti.
*Peki musluman degil miydi bu ulke onceleri, nasil bu hallere dustuk demekten kendimi alikoyamadim. Ziyaretimden sonra, sevgili burlap'in bu basligi acis nedenini daha iyi anladim. Icinde bulundugumuz kafesten kafayi uzatip bakabilenler de farkedecektir durumu. Sevgili Aziz Nesin'in hikayesindeki gibi, "dur bakalim ne olacak" deyip bekleyecek miyiz hep...yoksa cok mu gec kaldik?

vartor
01-11-2007, 16:52
sayfa acilmiyor, guncelleme

pante
01-11-2007, 19:49
Isınan kurbağanın rehavetinin doğruluğunu Sargon test etmiş. *:)
Ama kaynar suyu görünce kaçıvermiş. *:lol:
Test başarısız sonuçlanmış.

Tabi, Sargon buradan " Bak birşey olmuyor işte, ne milleti gaza getiriyorsunuz" sonucu çıkarmaz.

Ama birilerinin;
"Ne olursa olsun, bugünkünden iyi olur" ya da;
" Türkiye'ye kesinlikle şeriat gelmez, gelse bile İran, Arabistan gibi olmaz." ve;
" Siyasete, demokrasiye müdahale edilmesin, ne gelirse gelsin."
diye düşündükleri bellidir.

Her 10 yılda bir Türkiye'ye gelen insan, 30'lu yıllardan itibaren Türkiye'nin görüntüsünün giderek modernleştiğini, uygarlaştığını görmüştür ta ki 80'li yıllara kadar. Bu yıllarda geri dönüş belirgin olarak göze çarpar. 90'lı yıllar 80'e göre daha geri, 2000'li yıllar da 90'a göre daha geridir.
Müslümanlar açısından ise tersi, gelinen durumdan onlar memnundur ve daha da memnun olmak isterler. Her geçen gün memnuniyetlerinin artmasından dolayı da çok mutludurlar.

Geriye de pek fazla birşey kalmamıştır. Orduevlerine türbanla, çarşafla, sakalla, sarıkla girebilmek, Askeri okullara İmam Hatip'li çocuklarını sokabilmek, namaz kılan dindar, konuşmalarına Allah'ın selamıyla başlayan *bir Genelkurmay başkanına sahip olma günleri de yakındır müslümanlar için. Ondan sonra artık kimse Türkiye'yi tutamaz. *:)

vartor
02-11-2007, 02:21
Hep soruyorum, galiba kimsede umit yok ki cevapliyamiyor. Nasil geri cevrilebilir bu gidis? Egitim desek, artik elden gitmis gibi gorunuyor, medya desek, onlar da kendi cikarlari pesinde. Aydinlar ya bir avuc kaldi, veya sindirilmis. peki nedir cikar yol? *
* Fetullah gulen hakkinda bir kitap okuyorum da inanasim gelmiyor. Basit bir insan, basit ama dirayetli bir yontemle, heryeri taraftarlariyla doldurmus, bu kadar mi gerici varmis ulkede.
* *Burlap dostumla ayni fikirdeyim, yavas yavas isitilmis, alistirilmisiz.

vartor
22-12-2007, 07:38
Suyumuzun isindigini ben taaa Kanada'dan hissediyorum. Kurbagalik serde var galiba, bu kadar virakladigimiz halde, soruna cozum bulamiyoruz. Her kafadan ayri bir ses geliyor. Kimisi egitim derken, gittikce batakliga battigini goruyor, birsey yapamiyor. Umidi TSK olanlar da Kenan Evren faciasini hatirliyor. Aydinlar teker teker susturulmakta, yine cogunlugu iktidar borusu otturen *medyanin da zorlamalariyla reaksiyon veren yazarlar, vazifelerinden atilmakta.
*Son bes yilda iki katindan fazla artan dis borclar, dinin ilkokul hatta okul oncesi cocuklarin taze beyinlerine zorlanmasi, zenginle fakirin arasindaki ucurum, mahalle baskilari, turban soylevleri, arap sempatizanligi, vs, vs...
*Peki, hic partizanlik yapmadan, bu ulkenin hem maddi, hem de manevi iflasina bir care bulunamaz mi? *Benzeri durumdan kendilerini kurtarabilen, ornek olabilecek bir ulke yok mu dunyada?
*Ben ekonomiden anlamam, anlayan varsa Kanada'nin durumunu bir analiz etsin. Son 7-8 senedir, butce acigi vermedigi gibi, dis borclarini da bir kismini butce artigi *paralarla odemeyi basarmis bir ulkedir. Onceleri senede 50 milyar acik veren bu ulke, simdi artilarda. Baksinlar, ogrensinler, tatbik etsinler derim.

pante
13-04-2009, 15:19
Isınan kurbağa rehavetten uyanmış ve can telaşına düşmüştür artık.
Haşlanmamak için çaresiz sıçramakta, beyhude haykırmaktadır.

Soğuk savaş sonrasında Batı kapitalizmi ile “diğerleri” arasında bir çatışma yaşanıyor. Bu çatışmada Türkiye, fay hattının üzerinde bulunuyor.

Kırmızı çizginin bir yanında bölge ülkelerinin sınırlarını, rejimlerini kendilerine göre değiştirmek isteyenler var; öbür tarafta buna karşı çıkan ulusalcılar, halkçılar, sosyal devleti ve katılımcı demokrasiyi savunanlar bulunuyor.

Ergenekon, küresel çatışmanın Türkiye’deki kod adıdır. İşgalciler dün de; işbirlikçi dincilerle anlaşarak Mustafa Kemal’e karşı fetva çıkarmadılar mı?

İngilizle anlaşan dünkü şeriatçılar, Mustafa Kemal’e karşı “neler iddia etmişlerdi”?

Bugünkü “iddia”nın dünkünden farkı var mı?

Bu görüşlerin sahibi prof. Erol Manisalı ile birlikte birçok bilim adamı gözaltına alındı. Yazısının tamamı için:

http://www.vatanpostasi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=736&Itemid=37

mhmd
13-04-2009, 15:42
Bir insanın ekonomi profesörü olması başkadır, siyasi görüş ileri sürmesi başka, suç teşkil edecek davranışlar sergilemesi başkadır.
Değer verilecek herhangi bir yönü var diye, tüm yönleri de değerlidir anlamı taşımaz.
Tersi de doğrudur.

Prof. Erol MANİSALI göz altına alınıyor da;
Prof. Emre KONGAR niçin dışarda?
Prof. İlhan SELÇUK sorgulanıyor da;
Prof. Toktamış ATEŞ niçin sorgulanmıyor?

Emre KONGAR ve Toktamış ATEŞ diğerlerinden daha az ATATÜRK'çü diye mi?
Ya diğerleri?

Evet su ısınmaktadır.
Sadece kurbağalar için...

elcihanaferin
14-04-2009, 16:19
Bu başlığı çok tuttum. benden de bir katkı:

vartor
14-04-2009, 17:21
eh ancak bu kadar guzel ozet edilebilir bu trajikomedi...

burlap
01-01-2011, 15:41
Pek liberal ve açılımcı AKP döneminde önü sürekli açılan Diyanet’e büyük özgüven geldi. Teşkilat kanunu değiştirilerek, kadrosu artırılan ve etki alanı genişletilen Diyanet İşleri Başkanlığı, şimdilerde her gün yeni bir yetki isteğinde. Diyanet dergisinde bu kez “dini eğitim kurumlarının” Başkanlığa bağlanması önerildi. Öneri Tevhid-i Tedrisat’a çok açık aykırı olduğu halde aynı açıklıkla savunuluyor.

Öneride Türkiye’de din eğitimi sorununun çözülmediği savıyla kurumun çalıştırdığı elemanların başka kurumlarca yetiştirilmesinin, din hizmetlerinde birçok zorluğu beraberinde getirdiği belirtiliyor. Çözüm olarak da kurumun elemanlarını kendisinin yetiştirmesini ve din eğitimi veren kurumlar arasında ciddi bir işbirliğinin sağlanması isteniyor. (Herhalde bunun sağlanması da Başkanlıkça yapılacaktır, başka nasıl olur?)


Şimdi biraz geçmişe bakalım: Tevhid-i Tedrisat'a kadar dini okullar başka bir bakanlığa, Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'ne bağlıydı. Ancak bu bakanlığa bağlanmadan önce dini eğitim kurumları uzunca bir dönem Şeyhülislam'ın denetimi altındaydı. Modernleşme girişimleri ile birlikte modern okullar ve mahkemeler kurulunca eğitim ve hukuk alanlarında ikilik çıktı. Bu "medrese-mektep" ikiliği uzunca sürdü ve iki farklı kurumundan mezun olarak hizmet vermeye başlayanlar arasında çekişme yaşandı.

1916 sonrasında Evkaf idaresi Şeyhüislamlık’tan ayrılarak ayrı bir mali daire biçiminde dinden koparıldı. Medreselerin yönetimi Şer'iye ve Evkaf Nezareti'ne geçti. Şeriat mahkemeleri ise Şeyhülislam'dan alınıp Adalet Bakanlığı'na bağlandı. Bunlar eğitim, hukuk ve maliyede sekülerleşmenin adımları oldu.

3 Mart 1924 tarihinde hilafetin kaldırılmasına ilişkin yasa kabul edilirken iki yasa daha kabul edildi: mektep-medrese ikiliği kaldırılarak “tehvid-i tedrisat” (öğretim birliği) esası getiriliyor; Şeriye ve Evkaf Nezareti lağvediliyor, bunların denetimindeki okullar Maarif Vekaletine devrediliyordu. Böylece bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı eğitim kurumlarını devralarak "eğitimde birliği" sağlanıyordu.

Bu hususta reformlar İstanbul Üniversitesinde önce bir İlahiyat Fakültesi açılarak ve değişik yörelerde de 26 imam hatip okulu kurularak sürdürüldü. Ama o zamanki ödünsüz laik ilkeli yönetimin ilgi göstermemesiyle öğrencisizlikten 1934 yılında İlahiyat Fakültesi kapandı, devlet yardımının kesilmesiyle 1930-31 yıllarında tüm imam hatip okulları da kapanmıştı.
Tevhid-i Tedrisat, eğitimdeki ikiliği ortadan kaldırdığı gibi, kadın ve erkeklerin birlikte eğitim göreceği laik eğitim kurumlarının tekleşmesini sağladı.

Sonraki yıllarda bu kazanımlar hep geri alındı. Din eğitimi geri geldi. 1951'de zaten ilk icraatı ezanın Arapça okunmasını sağlamak olan DP ile İmam Hatip okulları tekrar açıldı. Ancak bu okulların kurulmuş olması da Tevhid-i Tedrisat'a aykırılık taşımıyordu. Zamanla sayıları artan, toplumsal ve siyasal önemleri de artan bu okulların eğitimde ayrı bir ağırlığı oluştu. Yine de bugünlere kadar Tevhid-i Tedrisat'a bu kadar açık ve köklü saldırılar yapılmamıştı.

Diyanetin dini eğitim kurumlarının kendisine bağlanması isteğinden önce eğitimdeki önemli girişimi üniversite kurulması oldu. Türkiye Diyanet Vakfı, "İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi"ni kurdu. Kurumun açılışında, özellikle Balkanlar ve Kafkasya'dan öğrenci kabul etmeyi amaçlandığı, "Türkiye tipi Müslümanlık" anlayışının tanıtılacağı belirtilmişti.
Bir süredir, kadın-erkek eşitliği, sosyalleşme gibi pek çok toplumsal nedenle önemli olan karma eğitime karşı da bir kampanya başlatılmış durumda. Eskiden kız ve erkek liseleri” vardı denilerek liberaller tarafından da desteklenen karma eğitimden vazgeçilmesi talebi, bazı velilerin kızlarını erkeklerle okuyacakları için okula göndermemeyi yeğlediği savıyla da destekleniyor.

Bir süre önce ise pek liberal RTE katılımıyla yapılan İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) 6. İmam Hatipliler Kurultayı’nın sonuç bildirgesinde “karma eğitime son verilmesi” ve “kızlar ve erkekler için ayrı okullar açılması” isteği yer almıştı.

“Sol Liberal” öncülükle din devletine doludizgin …



(Sonunda eski iletilerimin olduğu başlığı buldum)


.

burlap
02-01-2011, 17:12
Milli Görüş’ün gençlik kolu olarak bilinen Anadolu Gençlik Derneği, çeşitli kentlerde Mekke’nin fethi nedeniyle alternatif yılbaşı etkinlikleri düzenledi.
Konya’da Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Mekke’nin Fethi ve Gençlik Gecesi”neyaklaşık 3 bin kişi katıldı. Gecede 19 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Hayrettin Öztürk, derneğin Konya Şube Başkanı Yusuf Güneş’in konuşmalarının ardından Mehter Takımı konser verdi. Temsili Kabe maketi ise dikkat çekti.
Adana’da Menderes Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen etkinlikte 8 yaşındaki Ömer Faruk Köse ve Ahmet Kocabay’a sarık ve cübbe giydirip Kuran okuttular. Programda çocuklar “hafız” olarak anons edildi.
Balıkesir ve Nevşehir’deki benzer programlara ise AKP milletvekilleri (Herhalde Akepe'nin liberal dinsel açılımı için olsa gerek) İsmail Özgün ve Mahmut Dede de katıldı. Sivas, Malatya ve Eskişehir’de de benzer programlar düzenlendi.

Foto: http://www.hurriyet.com.tr/_np/9099/12339099.jpg


.

burlap
03-01-2011, 14:07
Pek liberal sol, özgürlükçü vs vs Akepe'nin bir milletvekili ve bakanından müthiş açılımlar haberlerde şöyle yer buldu:

1 - Mardin Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından Atatürk Kültür Merkezi’nde alternatif yılbaşı kutlaması düzenlendi. Kutlama programına, Akepe Mardin milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey de katıldı.

Rıfat Albay'ın Kuran-ı Kerim okuması ve Mahmut Durgun ile Murat Belet'in sema gösterisinden sonra Ahmet Kemal Bacak ilahi konseri verdiği gecede konuşan Akepe Mardin Milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey, yılbaşı nedeniyle işyerlerini süsleyen esnafa tepki göstererek, “Benim bir acım var. Belki bazıları, biraz radikal bulacak ama bizdeki en büyük tehlike nedir biliyor musunuz? Bir modernizm havası ile bugünde de ben şehirde gezdiğimde bazı dükkanlardaki o süsleri gördüğümde üzüldüm. Çünkü biz modernleşelim diye özümüzü kaybetmememiz lazım. Ama ne yazık ki her geçen gün özümüzden biraz daha uzaklaşıyoruz. Özümüzü yakalama adına Mardin Belediyemiz’e böyle bir gecede Kuran-ı Kerim'li açılışı yapılan bu program da duaların edildiği, ilahilerin söylendiği bir geceye vesile olduğu için tekrar Mardin adına teşekkür etmek istiyorum” dedi.

2 - Devlet Bakanı Faruk Çelik, Nostaljik Tramvay’ın temel atma törenine katılmak için geldiği Bursa’da önceki gece, Uluçınar Eğitim, Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği’ni de ziyaret etti. Çelik, burada vaaz veren Cüppeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü ile yan yana geldi.

Ünlü’nün vaaz verdiği toplantıya katılan Bakan Çelik, konuşmaların ardından Cüppeli Hoca ile birlikte sohbeti dinleyenlere aşure dağıttı. İçeride Bakan ile bir şey konuşmadıklarını açıklayan Mahmut Ünlü, aşure dağıtımından sonra zırhlı lüks otomobiliyle dernekten ayrıldı.

(Anlaşılan sadece bakan kendisine aşure uzatarak hayır duasını almış...)


http://www.hurriyet.com.tr/_np/3760/12343760.jpg

Pek yaşasın pek liberal sol Akepe açılımları, doludizgin pek özgür din devletine ...




.

Astur
03-01-2011, 14:35
Bu başlığı çok tuttum. benden de bir katkı:

İnsanların dedelerinin ninelerinin yazdığı mektupları okuyamıyor olmasında hiç sorun görmüyor musunuz peki?

burlap
04-01-2011, 17:45
Bir Milletvekili, Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’ün “İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi bir şey söz konusu olamaz” sözlerini hatırlatarak, Başbakan Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi vermiş. Önergede, “Başbakan laikliğe aykırı bir konuda,‘İlkokula türbanla girilmez’ açıklamasını neden yapmamaktadır, ilkokula türbanla girilmesini mi istemektedir”sorusuna yer verilmiş.


Başbakan’a yöneltilen soruyu Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu yanıtlamış. Çubukçu yanıtında “Eğitim sistemimizde ‘ilkokul’ adında bir okul türü bulunmamaktadır”demiş.





Yanıt bu kadar. Yoksa sonrası mı var sandınız? Bir süre önce ilköğretime (düzelttim) türbanla girmek isteyenlerin ve girenlerin her kafadan bir ses çıkmasına sebep olan olayların sorusuna bir cümlelik ilgisiz bir yanıt. Bu yanıtın kaçamak olduğunu yazıyor gazeteler.

Ancak yanıtın, içeriğinin yanıt olmamasının ötesinde, kısalığı ve yalnız sorudaki yanlışlığı göstermesinin elbette başka bir anlamı var. Bu yanıt Akepe’nin, hükümetin, ME Bakanının ve Başbakanın dinciliğinin onanmasıdır. Yanıt ayrıca ciddiyetsizliğin de göstergesidir. Bakan evet yanıtını veremeyince sorudaki yanlışlığı umar bulmuştur. Ayrıntıya girerek "bunu söylemedi ama söylemesi de gerekmezdi, zaten öyledir" gibisinden bir içeriğe bile gerek görmemiştir. Çünkü Bakanın bu kadar basit bir içeriği akıl edemeyecek kadar aklı havada olacağını düşünemem.

Bu durum dinciliğin kat ettiği yolu ve gelecekte nerelere gidebileceğini de düşündürüyor. Akepe’nin pek liberal tutumundan dolayı sözde dinsel açılımları, gelecekte kendi eşlerinin dahi çarşafa bürünmedikleri takdirde kıtır kıtır kesilecekleri konumda bir ülke erimlendirme yolunda...

Bu yola kuşkulu bakarsınız küçük bir örnek daha verebilirim: 2 Ocak Pazar günü Ankara’da çocuklararası bir satranç turnuvası yapıldı. Yer darlığından (!) kız çocuklar ayrı bir salonda yarışmış.





.

burlap
08-01-2011, 14:53
Akepe önümüzdeki genel seçimlerden sonra gerekirse laikliği referanduma götürebileceği açıklamaları yapıyor. Bu kadar cüretli açıklamalar yapılabilmesinin arkasında laikliğin hızla altını kazması ve doğal olarak buna karşı toplum direncinin zayıflaması var. Bu arada da ümmetleştirme yöntemini uyguluyor. Geçmişe – fazla değil yakın geçmişe – bakarak geleceği imgelendirebilirsiniz. Bakın bazı aklıma gelenleri yazdım, son senede neler olmuş:

Diyanet İşleri Başkanlığı:

- 2010 yılında değiştirilen teşkilat yasasıyla Diyanet’in yetki alanı genişletildi, kadro ve bütçe olanakları artırıldı. (Bu arada gündem konusu Yargıtay’daki dosya yığılması için yeni daire, yeni kadro vs isteğine karşın hiçbir şey yapılmadı).

- Teşkilat yasasının değiştirilmesinden sonra başkan Ali Bardakoğlu değiştirildi, yerine Mehmet Görmez getirildi. Görmez’in ilk icraatlarından biri Vakfın Kadın Merkezi Başkanını görevden almak oldu. Ayşe Sucu’nun başını tam örtmeyen türban modeli ve türbanın zorunluluk olmadığın belirtmesi nedeniyle görevden alındığı ileri sürülmüştü.


- Görmez’in göreve gelmesiyle birlikte yandaş medyada Diyanet’in Akepe’nin Ortadoğu açılımında doğrudan rol oynayacağını yazılmaya başlandı.


- Diyanet İşleri Başkanlığı, 2010 yılı sonuna kadar 10 bin 122 yeni personel alacağını açıkladı. Bunların 8 bininin kadrolu olacağını duyuruldu. Yeni alımlarla birlikte Diyanet’in kadro sayısının 130 bine yükseleceği belirtildi. AKP hükümeti döneminde Diyanet’teki kadro sayısı 60 bin arttı (Diyanet’in bazı bakanlık bütçelerinden fazla bütçesi var. Planlı bir şekilde ülkeyi din devletine götürmeye çalışıldığı kuşkusu kendiliğinden ortaya çıkmaz mı?)


- Diyanet, kurumlar arası geçiş için de kullanılıyor. Birçoğu sınavsız alınan Diyanet personeli hızla diğer kurumlara geçiyor. Başkan Yardımcısının yaptığı bir açıklamada “Son 7 yılda Başkanlık'ta çalışıp da başka kuruma geçmek isteyenlerin sayısının yaklaşık 17 bin” olduğu belirtilmişti.


- Diyanet yükseköğretime de el attı. Diyanet Vakfı “İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi” adıyla bir özel üniversite açtı. Bu üniversiteye Balkanlar ve Kafkaslar’dan öğrenci kabul edileceği ve "Türkiye tipi Müslümanlık" anlayışının tanıtılacağı belirtildi.


- Diyanet’in aylık dergisinde “Din Hizmetlisi Yetiştiren Eğitim Kurumlarının İdaresinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Olması Teklifleri” başlığı altında bir yazıda, Tevhid-i Tedrisat’a aykırı olduğu halde dini eğitim kurumlarının Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlanması önerildi. (Diyanet'in internet sayfasını siz de izleyin, neler bulursunuz)


- Diyanet, camilerin sadece yaz tatilinde değil 12 ay, sadece çocuklara değil herkese Kuran kursu hizmeti vermesi için tasarı hazırladı.


Şeriat Üniversitelerine Denklik


6 Kasım 2010 tarihinde yürürlüğe giren “Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği”nde yapılan değişiklikle El Ezher gibi şeriat eğitimi veren kurumlardan alınan diplomalara denklik verilmesinin önü açıldı.


TRT’nin Dönüşümü


- Akepe’nin en çok değiştirdiği kurumlardan TRT oldu. Yayınlarındaki dini ağırlık arttı. Çizgi filmde "domuzcuk" karakterini bile sansürleyen yeni zihniyet, TRT'nin farklı kanallarında çok sayıda dini içerikli programı yayına soktu. TRT'de önemli görevlere Samanyolu, Kanal 7 gibi gerici medya organlarından kişiler atandı.


Kutlu Doğum Haftası, Ramazan Gösterişi


- Akepe döneminde Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri tantanalı biçimde düzenlendi. Milli Eğitim müdürlükleri, bazı ilçelerdeki okullara resmi yazı göndererek, her okuldan üç öğrencinin ilçede düzenlenecek “Kutlu Doğum Haftası” etkinliklerine katılmasını zorunlu tuttu.


- Ramazan’da kent meydanlarında kurulan büyük iftar çadırları Akepe'li siyasetçilerin gözdesi oldu. İftarlara katılan siyasetçiler, siyasi propaganda yaptı, dini duyguları sömürdü.


İçki Yasağı


- Akepe içki ile mücadelede ÖTV oranlarını sürekli olarak yükseltti. 2010 yılının sonunda ÖTV oranı yüzde 30 artırıldı (örneğin 5 TL’ye mal edilen bir şişe rakı 30 TL’ye satılmaya başlandı). Aşırı fiyat yükselmesi üzerine senelerdir sigara gibi sahte alkol üretimi de patladı.


- Torba yasada internet üzerinden alkollü içki satışının yasaklanmasına yönelik düzenlemeye yer verildi.


- Pek çok yerde içki satışları doğrudan ya da dolaylı yollarla engellendi. İçki içilebilecek “kırmızı noktalı” mekanlar yaratılarak içki içenlerin tecrit edilmeye çalışıldı.


- Ankara Çayyolu ve Aydın’daki bir alışveriş merkezindeki içkili restoranlara, ailelerinin yanında giden çocukların kimliklerinin alınarak, ailelerin yanındaki çocuklar için “ailesine teslim edilmiştir” şeklinde tutanak düzenlendi.


Helal Gıda


- TSE, DPT’nin kontrolünde "Helal Gıda Standardı" belirledi. "Helal Gıda Standardı", 2005 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen İslam Konferansı Teşkilatı toplantısında, Malezya'nın önermesi üzerine, Dışişleri Bakanlığı'nın da gündemine alınmış ve o zamanki bakan Abdullah Gül, "Helal Gıda Standardı" oluşturma işiyle TSE'yi görevlendirmişti (Et fiyatlarındaki yükselişe karşı yurtdışından et ithalatı izni verildi yandaşlar ithalat yaptı, bu standart unutuldu, ayrı mesele!)


Cemaat ve Tarikatlar


- Başta ağlak Fetuş’un cemaati olmak üzere tarikat ve cemaatlerin etkinlikleri arttı, siyasi etkileri meşrulaştırılmaya çalışıldı. Erdoğan, 12 Eylül referandumu sürecinde “evet” oyu için çalışan ağlak Gülen’e teşekkür etti.


- Ağlak Gülen’in cemaatinin devlet içinde kadrolaşması hızla sürdü. Özellikle polisteki etkisi herkes tarafından bilinen bir gerçek haline geldi. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, tutuklanmasına yol açan "Haliç'teki Simonlar" kitabında bu örgütlenmeyi açıkca anlattı.


- Farklı illerde büyük kongre merkezlerinde ya da stadyumlarda cemaatin düzenlediği Türkçe Olimpiyatları geçtiğimiz yıl “devlet törenine” dönüştürüldü. Hükümet üyelerinin boy gösterip, konuşma yaptığı olimpiyatlarda ağlak Gülen’e övgü ve teşekkürler iletildi. TRT, bazı illerde düzenlenen Türkçe Olimpiyatları’nı naklen yayınladı.


Deniz Feneri Davası


- Almanya bağlantılı Deniz Feneri e.V. davası 2008 yılında tamamlandı ve mahkeme derneğin Türkiye’den yönlendirildiğini belirtti. Bunun üzerine Türkiye’de başlatılan soruşturma uzun süre yol alamadı. Dava dosyasının Türkiye’ye gönderilmesi sürüncemede kalınca, (acaba bu arada deliller ne oldu - kararmadı mı?) dosyanın kalın olduğu, fotokopi masrafının fazla olacağı söylenerek savcıların Almanya’ya gönderilmesine karar verildi! 2011 yılının lik günlerinde Cumhuriyet savcıları Almanya’ya gitti.


- Uzun yıllardır tarikatlara sağlanan dokunulmazlık Akepe tarafından en güçlü şekilde korundu. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, ilde İsmailağa tarikatinin ve Gülen cemaati’nin yasadışı faaliyetlerini incelemeye başlayınca, Ergenekon üyesi olmak iddiasıyla gözaltına alındı. Serbest bırakılan Cihaner, AKP’nin oluşturduğu yeni (kul) HSYK tarafından “düz savcı” olarak Adana’ya tayin edildi.


- Bakanlıkların tarikatlar arasında paylaşıldığı bilgisi ortaya döküldü. Örneğin Sağlık Bakanlığı’nın Bakan Recep Akdağ’ın tarikatine karşı başının bükük olduğu gözlendi. Meclisin tarikatlerine karşı gelemeyecek, özgür davranamayacak milletvekilleri ile dolu olduğu anlaşıldı.


Sosyal Hizmetlerin Dinselleşmesi


- Devletin sosyal yardım işlevi hızla siyasallaştırıldı ve dinselleştirildi. Yoksul halka yapılan yardımlar sadaka kültürünün yaygınlaşması için kullanıldı.

- Seçim dönemlerinde beyaz eşya ve kömür dağıtımları yoğunlaştı. Eski Tunceli Valisi seçimlerden birkaç ay önce halka yaptığı beyaz eşya yardımları nedeniyle Yargıtay tarafından hapis cezasına çarptırıldı.

- Sosyal yardım alanındaki pek çok gerici dernek ve vakıf, büyük fonlarla yurtiçinde ve yurtdışında yardım faaliyetleri organizasyonuna başladı. Bu örgütlenmelerin pek çoğu “kamuya yararlı dernek” statüsüne kavuşturularak, devlet tarafından desteklendi. Zaten gelir vergisi yasasında yapılan değişiklik, şirketlerin vergi ödemek yerine bu cins derneklere yapılan yardımları yasallaştırmıştı. Bu hususta pek çok yozlaştırma olduğu yazılıp çizildiği halde üstüne gidilmedi.

Kürt Sorununa Ümmetçi Çözüm

- 2010 yılında Akepe’nin Kızılcahamam’daki senelik toplantısında milletvekillerinin sorularını yanıtlayan İçişleri Bakanı, Kürt sorununa çözüm olarak bölgeye çok sayıda imam hatip lisesi açıldığını söyledi.

- Diyanet, Türkiye genelinde “il özel irşat ekipleri” kurma projesini gündeme getirdi. Tasarıya göre irşat ekiplerinin, ülkenin birlik ve beraberliğini korumak amacıyla bölücü ve yıkıcı faaliyetlere karşı görev yapacağı vatandaşlarla camide ve cami dışında bir araya gelip teröre karşı da uyarıda bulunacağı açıklandı.

- Diyanet Kürt sorunu ile ilgili olarak vaazlar üzerinde inceleme yaptığı, vaazlarda birlik ve kardeşliğe vurgu yapılarak PKK’ye karşı mücadele edileceği, din kardeşliğinin birleştirici öğe olarak kullanılması gerektiğini bildirdi.

- Diyanet, Kürt illerindeki vatandaşları imamlığa teşvik etmek için “imam evleri” projesi hazırlanacağını duyurdu.



Bu örnekleri çok daha artırmak olası. Ancak aklıma gelenleri ilettim. Çıkan sonuç nedir? Nereye gidiyoruz dersiniz?

Bunlar pek liberal sol açılımlar mıdır, dinci açılımlar mıdır? Akepe’nin liberal sol örtülü sözde açılımlarla tavlayarak ortamı din dayatmasına getirdiği, bir sivil darbe ile dönüştürmekte olduğu belli değil mi? Pek liberal sol muhteremler bu husustaki tefekkürlerini nasıl ifade eylerler acaba?


.

burlap
11-01-2011, 11:26
Adana İl Sağlık Müdürü Dr. Aytekin Kemik “hicri yılbaşı”nı kutlamış.

Tebrik kartında üstte TC Sağlık Bakanlığı amblemi, yanında TC ADANA VALİLİĞİ İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ yazılı bir antet var. Altta ise imza öncesinde şunlar yazılı:

Hicri yılbaşınızı kutluyor,
2011 Senesinin sağlık, mutluluk,
huzur getirmesini diliyorum.
Allah (C.C.)’a emanet olun.
Saygılarımla,
Bu pek muhterem zat parasını devlete – daha doğrusu bizlere – ödettiği bu kartlardan kimbilir kaç tane gönderdi? Acaba yükselmek, milletvekili mi olmak istiyor? Ben Hicrisinden başka yılbaşı bilmem diye neden durup dururken göz kırpsın ki?

Madem Hicri yılbaşını kutluyor, neden 2011 yazıyor? Pek de cahil herhalde.

Pek Liberal açılımlar devleti hangi kafaların eline geçirmiş…

Laiklikten ödün vererek nerelere geldik. Laikliğin yeniden tanımı, mahalle baskısı vs ile başkası olası mı? Biliyorsunuz bir laf vardır: "İmam osurursa, cemaat ..."


.

naper
11-01-2011, 11:31
http://haber.gazetevatan.com/lisede-45-cm-yasagi/351939/1/Gundem

Lise öğrencilerine 45 cm yasağı.Evet yanlışlık yok, kızlar ile erkeklerin 45 cm konusunda sözle sürekli uyarılması velilerin kulağına gidince olay, ortaya çıktı.

Haberde şunlar geçiyor;
Okulda yemekhanelerimiz bile ayrıldı. Erkek ve kız öğrenciler birbiriyle konuşamıyor. Okul yurdunun içerisindeki erkek ve kızların kaldığı bölümler demir parmaklıklarla ayrıldı. Yurt binasının bir kapısı olmasına rağmen, erkekler sağ taraftan, kız öğrenciler sol taraftan içeri alınıyor. Eskiden bireysel aldığımız enstrüman derslerine bu sene 3 öğrenci birden giriyor. Okulda ud öğretmenimiz yokken, haftada iki saat olan din dersi için 3 öğretmen bulunuyor. psikolojimiz bozuldu. Çizme giymemiz bile okul idaresi tarafından yasaklandı. Etek giyen kız öğrenciler için sıraların önüne ek tahta yapıldı.”

burlap
11-01-2011, 14:04
Dinciliğin ilköğretim okullarına indiği bir dönemdeyiz. İlköğretimdeki öğrenciler uygulama için topluca namaza götürülmeye başlanmıştı. Artık öyle bir nesil yetişiyor ki düşünmez, sorgulamaz, kuldur, biat eder. (Peki nereye kadar? Çelişkiler durur mu hiç?) Pek liberallerin, istedikleri kadar sol tandanslı olsun, zaman geçince baskılarla yalanlarla gerçeklerin örtüleceğini sanmaları bu yüzden. Onların geçen sürede şimdi korumak istedikleri ayrıcalıkları oluştu. Bir zamanların özgürlükçü nitelemelerini unuttular. Ne zamana kadar? Nicelikler birikip niteliğe dönüşünceye kadar.



.

mhmd
12-01-2011, 16:55
Gösterilenler ile gerçekler arasında fark var.
http://www.haberturk.com/polemik/haber/590474-45-santim-asparagasi
Okuyana...

Saygı, her şeyden önce...

burlap
12-01-2011, 17:11
Diyanet’ten başka devlet kurumlarına geçişler olduğunu daha önce aktarmıştım. Bu durumu sonunda soru önergesi yapmışlar. Yeni Diyanet başkanının kendi yanıtıyla bu durum doğrulandı:


Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan son 8 yılda toplam 2 bin 947 kişi devletin diğer kurumlarına geçiş yaptı. Diyanet’in imamlarının en çok tercih ettiği kurum Milli Eğitim Bakanlığı oldu. Diyanet, Cumhurbaşkanlığı’ndan İçişleri Bakanlığı’na, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan üst kurullara ve belediyelere kadar tam 20 ayrı devlet kurumuna personel gönderdi.
CHP Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün Diyanet’in kadro yapısına ilişkin soru önergesini Devlet Bakanı Faruk Çelik adına yanıtlayan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in verdiği rakamlar, Diyanet’in devlette tam anlamıyla “sıçrama tahtası” haline geldiğini gözler önüne serdi.

Buna göre, başkanlık bünyesinde 2009 yılında açıktan alım yoluyla 1700 kadrolu, 110 sözleşmeli olmak üzere toplam 1800 personel işe başladı. 2010’da ise bu rakam 2 bin 162’si kadrolu, 686’sı sözleşmeli olmak üzere 2 bin 848’e yükseldi.

1 Ocak 2002 ile 24 Kasım 2010 tarihleri arasında başkanlık personeli olup diğer kurumlardan muvafakat talep edilenlerin sayısı tam 14 bin 941’e ulaştı.

Başkanlık ise diğer kurumlara geçişi için 2 bin 947 personele izin verdi. Bu çerçevede Diyanet’en en çok imam transfer eden kurum Milli Eğitim Bakanlığı oldu. Bakanlığa 8 yılda 1076 imam geçiş yaptı. İkinci sırayı 395 kişiyle İçişleri Bakanlığı, 340 kişiyle Sağlık Bakanlığı, 230 kişiyle de Bayındırlık ve İskân Bakanlığı izledi.


Eveeet, diğer kurumlardaki imamlarımız hepimize hayırlar getirsin. Bundan sonra devlet dairelerine giderseniz sakın ha, paldır küldür lafa dalmayın. Önce bir besmele çekin, sakalınızı sıvazlayın (kadınlar sakın ha gitmesinler, babalarını erkek kardeşlerini, oğullarını olmazsa kefillerini göndersinler), ancak daha sonra dertlerini anlatsınlar. Arada “Allahın izniyle, inşallah, maşaalah cinsinden lafları bolca kullansınlar.

Hamdolsun Akepe’nin liberal hamleleri var da işler düzeliyor…


.

burlap
12-01-2011, 18:27
Gösterilenler ile gerçekler arasında fark var.
http://www.haberturk.com/polemik/haber/590474-45-santim-asparagasi
Okuyana...

Saygı, her şeyden önce...

Ne o mhmd, hizbullah ile ilgili bir görüş beklerken ne oldu da buraya geldiniz. Bizi o konuda kıymetli görüşlerinizden neden yoksun bırakıyorsunuz? Belki anımsamıyorsunuz diye aşağıda hizbullah linkini tekrar vereyim de şualardan feyz alanları görün: (Tüyleriniz ürperip korkmazsanız tabii)

http://www.huseynisevda.net/news.php

mhmd
12-01-2011, 18:39
ne oldu da buraya geldiniz.

Yanlış haberin duyurusundan rahatsız olmayın.
Hangi başlıkta ne yazacağımızı da bize bırakın.

Saygı, her şeyden önce...

naper
12-01-2011, 18:51
Yanlış haberin duyurusundan rahatsız olmayın.
Hangi başlıkta ne yazacağımızı da bize bırakın.

Saygı, her şeyden önce...
Yanlış haber diye verdiğin bağlantıda, sadece mersin milli eğitim müdürünün ifadesi vardır.Başka her hangi bir veri yoktur.İsteyen bağlantıyı açar, okur.

Her halde, milli eğitim müdürü 45cm aralık koyduk diyecek değildir!

mhmd
12-01-2011, 19:00
Sizin verdiğiniz linkte de üç beş veliden başkası yoktur.
Bu haber asparagas bir haberdir.
Merak buyurmayın, Haziran ayına kadar bu ve benzeri pek çok haber okuyacaksınız.
İki gün sonra da yalan olduğunu!
Hatta aynı kaynak dahi bunu bir doğrulayıp bir yalanlayacak.
Haziran ayına kadar, o kadar.

Saygı, her şeyden önce...

axial
12-01-2011, 19:01
(DHA) -- İddiaya göre, Nevit Kodallı Güzel Sanatlar ve Spor (http://www.cnnturk.com/guncel.konular/saglikli.yasam/81/index.html) Lisesi Müdürü İbrahim Tol, 2010-2011 eğitim (http://www.cnnturk.com/guncel.konular/egitim/185/index.html) yılının başlamasıyla birlikte, erkek ve kız öğrencileri sürekli sözlü şekilde uyararak, birbirlerine 45 santimetreden fazla yaklaşmamalarını istedi. Öğrenciler, bu durumu velilerine bildirdi, velilerin girişimleri de sonucu değiştirmedi.

"Yemekhanelerimiz bile ayrıldı"

Bu sabah okul önünde toplanan kız ve erkek öğrencilerle, velilerden oluşan yaklaşık 100 kişi, uygulamayı protesto etti. Alkışlarla eylem yapan grup, birbirlerine 45 santimetre uzaklıkta durarak fotoğraf çektirdi.

Bu uygulamanın kendilerini okuldan soğuttuğunu belirten öğrenciler, yaşadıkları sıkıntıları şöyle dile getirdi:

"Bu okula yeteneğimiz sayesinde geldik. Amacımız bilinçli birer sanatçı olmak. Ancak, bizi erkek ve kız diye ayırıyorlar. Bizler insanız. Okulda yemekhanelerimiz bile ayrıldı. Erkek ve kız öğrenciler birbiriyle konuşamıyor. Okul yurdunun içerisindeki erkek ve kızların kaldığı bölümler demir parmaklıklarla ayrıldı. Yurt binasının bir kapısı olmasına rağmen, erkekler sağ taraftan, kız öğrenciler sol taraftan içeri alınıyor. Eskiden bireysel aldığımız enstrüman derslerine bu sene 3 öğrenci birden giriyor. Okulda ud öğretmenimiz yokken, haftada iki saat olan din dersi için 3 öğretmen bulunuyor. psikolojimiz bozuldu. Çizme giymemiz bile okul idaresi tarafından yasaklandı. Etek giyen kız öğrenciler için sıraların önüne ek tahta yapıldı."

1954'teki fotoğrafı gösterdi

Okulda torunu okuyan, adını açıklamayan yaşlı bir kadın veli, aynı okulda 1954'te ilkokul olduğu dönemde çekilmiş kız- erkek öğrencileri bir arada gösteren fotoğrafı göstererek, "Sene 2011. Bu çağda bu kafa ile bir eğitim (http://www.cnnturk.com/guncel.konular/egitim/185/index.html). Çok yazık" dedi. Okul Müdürü Tol ile görüşmek isteyen, ancak, bunu gerçekleştiremeyen veliler, "Kendisi çocuklarımıza 'Birbirlerine 45 santim yaklaşmamaları' ile ilgili bir bildiri olduğunu söylemiş. Biz de bunu kendisine sorduk. Ama cevap alamadık. Böyle bir şey laik Türkiye Cumhuriyeti'nde olabilir mi?" diye konuştular.

Okul Müdürü İbrahim Tol bu konuda görüşmeyip, okuldan dışarı çıkmazken, eylem nedeniyle okula gelen Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürü İhsan Dağ ise soruları yanıtsız bıraktı.

http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/01/10/lisede-kiz-erkek-yakinligina-45-cm-uygulamasi-1083933.Jpeg

Komplo teorisi bunlar...

burlap
12-01-2011, 19:46
Yanlış haberin duyurusundan rahatsız olmayın.

Axial'in daha sonraki iletisinden anlaşıldığı gibi haber fotoğraflı bir şekilde doğrulanmıştır. Okullardaki dinci gidişin sergilenmesinden memnun olmayanlar böyle en ufak bir fark yakaladıklarında çok sevinirler. Haber yanlış da olabilirdi. Ama bu yanlışlık okullara sokulan dinci rezilliklerin olmadığı anlamına gelmezdi. mhmd'in hazmedemediği budur.

Hangi başlıkta ne yazacağımızı da bize bırakın.

Hizbullah başlığında yaz öyleyse. Orada rica etmiştim. gene ediyorum, buyur göster feyzini.

naper
12-01-2011, 19:53
Bu kadar insan artı velileri komplocu(olayın içinde oldukları halde), milli eğitim müdürü doğru söylüyor...
Yalanla gerçek karıştı, doğruyla yanlış dolaştı...

burlap
12-01-2011, 20:38
Merak buyurmayın, Haziran ayına kadar bu ve benzeri pek çok haber okuyacaksınız.
İki gün sonra da yalan olduğunu!
Hatta aynı kaynak dahi bunu bir doğrulayıp bir yalanlayacak.
Haziran ayına kadar, o kadar.

Sn. mhmd,

Şimdi bu ne demek? Lütfedip açıklar mısınız? Haziran ayını iki kere yazmışsınız. Herhalde bir bildiğiniz var. Lütfen açıklayın biz de bilelim.

Ben burada tehditvari bir söylem algılıyorum. Haziran ayından sonra ne olacak? Defterimizi mi düreceksiniz? Nedir bu tehdit? Haziran’da seçim olup da Akepe seçilince kimse artık haber veremeyecek mi? Bu cins haberleri verdirtmeyecekler, habercileri Ergenekonculuktan içeri mi atacaklar?


Haberin yalanlaması yine gazetede olur. Bunu yazan gazetelere o müdür tekzip gönderir ve yayınlatır. Sizin arka çıktığınız zat bunu yapabilmiş mi? O bunu yapsın bakalım veliler ne diyecek? Resmen idare ettiriyor (Haziran ayına kadar – sonra adam dövdürtecek herhalde, sizden anladığım kadarı ile).

Aynı kaynak nasıl bir doğrulayıp sonra yalanlıyor? Bunu kaç kere yapacak? Neden durup dururken yapsınlar? Bu laflarınızdan bir şey anlamıyorum. Bildiğiniz varsa lütfen açıklayın. Yoksa şuacı Sait’ten şua aldığınızı sanacağım. Bakın açıklık konusunda Hizbullh’la ilgili başlıkta yazdığımı buraya alıyorum:



Böyle bulmaca gibi gizemli iletişime gerek var mı? Neden demek istediklerinizi anlaşılır, net bir biçimde yazmayı denemiyorsunuz?

Sizi bu siteye ilk girişimden bu yana iletilerinizden tanıyorum. Ama hep sanki bir sır perdesi arkasındaymış gibi yazıyorsunuz. Bu örtüye ne gerek var? Söyleminizi açıkça yazarsanız bir şey mi yitireceğinizden korkuyorsunuz? Neden rahat değilsiniz? Size ne anladıysam açıkça aktarıyorum. Bir yana çekilir tümcelerle değil, doğrudan ne düşündüysem onu aktarıyorum. Sizden de aynı açıklığı istememi çok görmeyin. Siz de Hizbullah hakkında ne düşünüyorsanız - belki biraz yorucu olabilir, kolayınıza gitmeyebilir ama - lütfedin aktarıverin. Her kapalı şeyde bir çekinme, gizleme vardır düşüncesindeyim. Açık olma anlaşmanın, uzlaşmanın çoğudur. Siz bir yol gösteriverin.

axial
13-01-2011, 10:35
Haziran ayına doğru ben şöyle birşey bekliyorum aslında israile çekilin ulan filistinden yoksa savaş çıkarır bütün ilişkilerimizi keseriz sizinle diyip seçimden iki gün sonra da karadenizde petrol araması için bir israil şirketine izin veren bir hükümet olacak gibi geliyor bana.

mhmd
14-01-2011, 12:42
Ben burada tehditvari bir söylem algılıyorum. Haziran ayından sonra ne olacak? Defterimizi mi düreceksiniz? Nedir bu tehdit? Haziran’da seçim olup da Akepe seçilince kimse artık haber veremeyecek mi? Bu cins haberleri verdirtmeyecekler, habercileri Ergenekonculuktan içeri mi atacaklar?

Diğerleri için anlaşılır lakin sizin için çok basit bir düşünce olmuş.
Yanılmadığımızı umuyoruz!!!

Verdiğimiz tarihin nedeni ortadadır.
Seçim.

Seçim tarihine kadar tüm taraflar propagandanın her çeşidini ortaya dökecekler.
İktidar olan güç, devletin imkanları ile popülist politikalar izleyecek.
Muhalefet de en ufak bir açığı deve dikeni göstermeye çalışacak.
Dosyalar havalarda uçuşacak, resimler, beyanlar, ihanetler, saldırılar, saldırganlar, protestolar, silahlar, bombalar her taraftan esip savuracaklar.
İktidarın yediği harama muhalefet de ortak olacak. Hatta tamamını isteyecek.

Propaganda çeşitleri için başvuru;
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4203&page=4
(Reklam da lazım ;) )

Haziran ayı gelecek.
Seçim olacak.
Sonuç ne olursa olsun.
Seçimin ertesi gün, iktidar ve muhalefet kol kola, omuz omuza bizim karşımıza çıkıp kardeşlik şarkıları söyleyecek.

Ne bir dosya kalacak ortalıkta, ne de popülist politikalardan eser.
Siz sağ biz selamet.

Bilmem anlata bildik mi?

Böyle bulmaca gibi gizemli iletişime gerek var mı? Neden demek istediklerinizi anlaşılır, net bir biçimde yazmayı denemiyorsunuz?

Bizim oralarda bir laf vardır.
Lafın tamamını .... söylerler.
Belki bu laftan etkilenmişizdir.
Kim bilir...

Saygı, her şeyden önce...

burlap
14-01-2011, 14:05
Dinci uygulamadan yeni haber var:


Kız ve erkek öğrenciler arasında ayrımcılık yapıldığı iddialarıyla gündeme gelen Nevit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesi’nin kurucu müdürü Fatma Özaksoy, son dönemdeki gelişmelerin okulda senelerdir uygulanan “kadrolaşma” çabasının sonucu olduğunu söyledi. MEB’in liseye idareci olacak kişilerin sanat kökenli olması koşulunu unuttuğunu vurgulayan Özaksoy, “Milletvekillerinin önerdiği müdür yardımcılarıyla çalışmak istemediğim için emekliliğimi istedim. Şimdi o kadrolar okulu yönetiyor” dedi.


1998 yılında eğitime başlayan Nevit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesi’nin kurucu müdürü olarak 4 yıl görev yaptıktan sonra emekliye ayrılan Özaksoy, okulda son günlerde yaşananları gazetemize değerlendirdi. Özaksoy “2002’de, iktidar değişikliğinden sonra ilahiyat, tarih gibi bölümlerden mezun olmuş kişileri müdür yardımcısı atamak istediler. Bunlar milletvekillerinin önerdiği müdür yardımcısı adaylarıydı” dedi.

Dönemin Milli Eğitim Müdürü’ne, o kişilerin müdür yardımcılığını kabul edemeyeceğini söylediğini fakat MEB’in kendisine “Yukardan emir var. Zorluk çıkarmayın, yerinizi sağlamlaştırın” yanıtını verdiğini vurgulayan Özaksoy, “Kadın müdür olduğum için zaten rahatsız ediliyordum. Milletvekillerinin önerdiği müdür yardımcılarıyla çalışmak istemediğim için emekliliğimi istedim. Şimdi o anlayış, o kadrolar okulu yönetiyor. Benden sonra bir bakan korumasının eşi vekâlet etti müdürlüğe. Ardından bir din kültürü öğretmeni atandı. Şimdi de tarih öğretmeni atanmış. Yani bu okulun bu hale gelmesinde kadrolaşmanın etkisi var” dedi.

Bakan suçluyu buldu: Basın

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, okulla ilgili iddiların doğru olmadığını belirterek “Ortaöğretim kurumlarımızda birtakım provokatif eylemlerin, birtakım terörize grupların bu tür eylemleri öğrenciler üzerinden, yalan haberler üzerinden provoke ettiği konusunda bilgimiz var. Gönül arzu eder ki bu haberler yapılmadan önce bize danışılsın. Üretilmiş bir haber. Bu üretilirken de hangi maksatla hareket edildiği konusunda şüphelerin var” dedi.





Bence de bakan haklı. Bu işi yapan, basını çağırıp olayı malum medyada yayınlatanların art niyetli oldukları bellidir. Bunların hepsini Ergenekon’dan tutuklatıp derslerini vermeli, hadlerini bildirmeli. Sevgili açılımcı, liberal hükümetimizi kötülemeye kimsenin gücü yetmemelidir.


.

naper
14-01-2011, 14:10
“Sayın Mustafa Mutlu
İç güvenliğimiz konusunda geçmiş mesleki yaşantımdan bugüne kadar gördüğüm bazı hataların eleştirisi ve bugün için devlet içinde örgütlenen bir cemaatin kendisi dâhil bu ülkeye ve hukuk sistemimize vereceği zararları bir nebze göstermek adına ülkenin iyiliği için ‘Haliçte Yaşayan Simonlar’ isimli bir kitap yazdım.

Kitaptan rahatsız olan çevrelerin tepkisini bekliyordum; ama bu kadar haksızlık, bu kadar hukuksuzluk beklemediğim gibi, bu ülkede hukuku sağlamakla görevli olanların bu kadar hukuksuzluğa müsaade etmeyeceklerini, suçu olmayanların kısa sürede aklanacaklarını zannediyordum. Adalet mercilerinin, kimsenin kininin aracısı olmayacağına inanıyordum.

Her şeyi beklerdim ama ‘Terör örgütüne yardım etti!’ suçlamasının, bana yapılabileceğine hiç ihtimal vermezdim. Şimdi ihtimal değil ciddi olarak hem de ‘Bilerek, isteyerek terör örgütüne ve mensuplarına yardım etmekten’ suçlanıyorum. Hayatımı terörle ve yolsuzlukla mücadeleye adamış bir emniyet mensubu olarak, bilerek bir örgüte niye yardım edeyim?

Bu soruşturmanın başlamasından dokuz ay önce, ‘Özel hayatım ve özel ilişkilerimin tespiti için, hukuka aykırı olarak benim ve arkadaşımın telefonlarını dinliyorlar’ diye İçişleri ve Adalet bakanlarına şikâyette bulundum. Daha önce bakanlıklara, kanunsuz dinleme yaptıkları için şikâyet ettiğim polis müdürlerinin etkin olduğu bir soruşturma sonunda, terör örgütüne yardım etmek iddiasından tutuklanıyorum.

Davacı ve haklı iken, sanık oluyorum.
Asıl hukuksuzluk; en ciddi olaylarda bile soruşturma için iki veya üç müfettiş görevlendirilirken, benim yazdığım kitap için bugüne kadar sekiz müfettiş görevlendirilip, kitaptaki her şeyin suç kabul edilmesiyle başlıyor.
Şu ana kadar kitaptan dolayı;

Dördünün davası açılmış, beşi savcılık soruşturma safhasında, (geri planda birilerinin destek vererek yönlendirdiği) dokuz basın suçlarından ceza soruşturmasına uğradım.

Sekiz ayrı ceza soruşturması, dördü meslekten ihraç cezası istemli olmak üzere, on bir disiplin soruşturması ve bir özel yetkili mahkemede suç duyurusu olmak üzere onlarca dava ve idari soruşturmayla karşı karşıya bırakıldım.
Evraklara, belgelere tutukluluğum nedeni ile ulaşma imkânım yok. Konular, bizzat inceleme yaparak cevap vermemi gerektiriyor. Bu kadar soruşturmaya savunma yazmak için bilgisayar veya yazı makinesi imkânım da yok. Her şeyi elle yazarak Silivri’de talimatla ifade vererek kendimi savunmaya çalışıyorum.

Tutukluluğuma itiraz ve tahliye taleplerim için verdiğim bir dilekçe hariç, diğerleri (3) günlerce bekletilip ilgili merciine değil, başka mercie götürülüp karar veriliyor.
Tutuklandığım davada dört aya yakın zaman geçti, hâlâ ‘Gizlilik var’ denerek dosyada olan hiçbir belgeyi görme, inceleme imkânım olmuyor. Ama dosya içerisindeki en gizli belgeler, medyada ve yazdırılan kitaplarda yer alabiliyor.

Tek suret yalnız İstihbarat Dairesi’nde, personel biriminde bulunan; ancak 1-2 görevlinin ulaşabildiği belgeler dâhil, olaylarla ilgili belgelerin tamamı verilse, gerçek görülecek... Ancak olayı farklı gösteren bir ikisi verilip gerisi saklanarak, içerikleri çarpıtılan, yalnız beni kötülemeye yönelik kitaplar yazdırılıyor.

Günlerce önce tüm eşyalarımı toplayarak ayrıldığım Eskişehir Emniyet Müdürlüğü makamı, Ankara’dan getirtilen görevlilerce aranıyor ve iftira amaçlı, benden sonra konan ‘Kaset ve CD’ler bulundu’ deniyor; ancak şimdi arama kararının yalnız ev için olduğu, makamı kapsamadığı, kararsız, hukuka aykırı arama yapıldığı anlaşılıyor.
Şikâyetim üzerine yapılan soruşturmada, eski makamımda bulunan kasetlerin, şahsımla alakasının olmadığı, orada çalışan görevlilerin beyanlarından anlaşılmaktadır. Kasetleri koyanları tespit için yapılan teknik incelemede emniyetin çevre kameralarının özellikle kayıt yaptırılmadığı görülmektedir.

Tutuklandığım davayla alakası olmayan Eskişehir’deki evimde bulunan hukuki durumları, Eskişehir adli makamlarının incelemesi gereken OHAL ruhsatlı silahlar, kimlikler ve aynı şekilde Eskişehir adli makamlarınca değerlendirilmesi gereken, eski makamda bulunan her türlü eşya, İstanbul Özel Yetkili Mahkeme’deki dosyaya dahil edilerek dava karmaşık hale getirilip hukuki süreç uzatılmaya çalışılmaktadır.
Hukukun, hürriyetlerin ve masumiyetin güvencesi olarak algılanması gerekirken, baskı ve korkutmanın aracı olarak kullanılması veya algılanması düşündürücüdür.
Tüm bunlara rağmen Türkiye demokratik hukuk devleti midir?

Hanefi Avcı
4 No’lu L Tipi Kapalı
Cezaevi B-12 Koğuşu
Silivri-İstanbul”

Dikkatle okunmalı.

burlap
14-01-2011, 14:56
Diğerleri için anlaşılır lakin sizin için çok basit bir düşünce olmuş.
Yanılmadığımızı umuyoruz!!! Verdiğimiz tarihin nedeni ortadadır. Seçim.

Diğerleri kim? Bana olan iletiyi başkaları mı yanıtlayacak? Aslında axial da öyle algılamış. Yanılmışsınız, bilmece gibi yazarsanız, gördüğünüz gibi yanlış yönlere çekilebilir.


Haziran ayı gelecek. Seçim olacak. Sonuç ne olursa olsun.Seçimin ertesi gün, iktidar ve muhalefet kol kola, omuz omuza bizim karşımıza çıkıp kardeşlik şarkıları söyleyecek.Ne bir dosya kalacak ortalıkta, ne de popülist politikalardan eser. Siz sağ biz selamet.Bilmem anlata bildik mi?

Hangi dünyada yaşıyoruz? Söylediklerinizin olasılığı yok. Böyle bir şey olabilir mi? Çelişkiler bitmez. İki gün durulsa bile hemen başlar. Sizin söylemlerinizi anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Popülizmin biteceğini nasıl düşünebiliriz? Politika bitmeden öyle şey olmaz. Sözcükler yazmışsınız ama anlatamadınız. Bunlar önceki iletinizle hiç örtüşmüyor.

Ayrıca anımsayın :

İki gün sonra da yalan olduğunu!Hatta aynı kaynak dahi bunu bir doğrulayıp bir yalanlayacak.Haziran ayına kadar, o kadar.

demiştiniz. Nerede yalanlama falan? Aynı kaynak ne yapıyor? Anlatacaksanız açıkça anlatın. Gizemli sözcüklerden umar beklemeyin.


Bizim oralarda bir laf vardır. Lafın tamamını .... söylerler. Belki bu laftan etkilenmişizdir.Kim bilir...


Bakın mhmd, yine aynı şeyi yapıyorsunuz. Yanlış ve kütü anlaşılacak şeyler söylenmemeli. Bunu gene yapmışsınız. Eğer bir söylemde sizin için önemli kısmı aktardıktan sonra o söylemin sürdüğünü (veya başında da olabilir) göstermek üzere noktalama koyarsanız, bu anlaşılabilir bir şeydir. Ama tümcenizin ortasında sadece bir sözcüğü yazmak yerine noktalama bırakırsanız bu aşağılama olur. Bunu sizden beklemezdim.

Ne yani? Sizin oralarda lafın tamamını sikerek mi söylerler? Sizin oralar ve siz oğlancı mısınız?

Burada düşünlerinizle iletişim kurun. Aşağılama ile değil. İletilerinizin altına yazdığınız imzanızın içeriğine uymayı becerin, her şeyden önce.

.

naper
27-01-2011, 10:13
http://haber.gazetevatan.com/23-gunle-kurtuldular/355350/1/Manset

Yetmez ama evetçilere armağan olsun!
Günlerce tartıştık, referandumdan önce...
Bu adamların demokrasi ile ilgisi yok dedik.Yargıyı tamamen egemenliklerine alıp, saldıracaklar dedik.Örnekledik...

Buyurun!
Katiller serbest.Teğmenin biri içeride.İçeride olma nedeni, polis tarafından telefonuna yanlışlıkla kopyalanan başka bir telefon rehberi!
Teğmenin telefonuna eklenen, ikinci telefonun sahibi dışarıda, serbest!

murted
27-01-2011, 15:47
http://haber.gazetevatan.com/23-gunle-kurtuldular/355350/1/Manset
Katiller serbest.Teğmenin biri içeride.İçeride olma nedeni, polis tarafından telefonuna yanlışlıkla kopyalanan başka bir telefon rehberi!
Teğmenin telefonuna eklenen, ikinci telefonun sahibi dışarıda, serbest!

Bunlar münferit vakalar, bak yanlışlıkla olmuş zaten. Yanlışlıkla olmasa bile o polisin birinin işgüzarlığıdır, teğmenle aralarında kız meselesi yüzünden husumet neyin vardır. Bu badem bıyıklıların ya da yandaşların emniyetteki etkinliklerini falan göstermez. Hem adalet er geç tecelli ediyor işte, adam göz açıp kapayıncaya kadar geçen 29 aycık yatıvermiş, abartmaya gerek yok.

Darbecilerle, derin devletle falan uğraşmak zor iş. Olabilir böyle şeyler.

naper
27-01-2011, 18:33
Bunlar münferit vakalar, bak yanlışlıkla olmuş zaten. Yanlışlıkla olmasa bile o polisin birinin işgüzarlığıdır, teğmenle aralarında kız meselesi yüzünden husumet neyin vardır. Bu badem bıyıklıların ya da yandaşların emniyetteki etkinliklerini falan göstermez. Hem adalet er geç tecelli ediyor işte, adam göz açıp kapayıncaya kadar geçen 29 aycık yatıvermiş, abartmaya gerek yok.

Darbecilerle, derin devletle falan uğraşmak zor iş. Olabilir böyle şeyler.

Güzel özetlemişsin üstadım, 29 ay dediğin nedir ki, sayılı gün...