Orijinalini görmek için tıklayınız : Şeriat Geliyor muydu?
Gene post-modern bir darbe. 10 yıl geriye gitti demokrasi Türkiye'de. İnvitatio'nun şu sözü hoşuma gitti:
Hakimiyet kayıtsız şartsız askerindir.
Türkiye demokrasisinin 2. sınıf demokrasi olmasının nedeni de budur. Kuruluşundan itibaren 2. sınıf demokrasiyi aşamamıştır. Abdullah Gül'e güdümlü cumhurbaşkanı olacak diye önyargıyla bakanlar kendi güdümlü cumhurbaşkanlarını oturtmak istiyorlar. Gerekçeleri de "Şeriat geliyor!"
Peki şeriat geliyor muydu gerçekten?
İslamcılığın son yıllarda tırmanış gösterdiği büyük bir gerçek. Ancak bu yükseliş sistemi tehdit eder düzeyde değil idi. İnceleyelim:
-Eğitimde son beş yılda sadece 100 önerilen kitap içinde 3-5 tanesinde birkaç cümle ile İslamcı ideoloji boygösterdi. Buna rağmen temel ders kitaplarında İslamcılaşma görülmedi. Tüm eğitim sistemi göz önünde bulundurulduğunda bu değişiklik çok önemli bir gerileme kabul edilemez. Kaldı ki bu olayda bile MEB gerekli düzenlemeler yapmıştır.
-Kutlu doğum haftasında tüm Türkiyede 12000 civarında etkinlik yapılmış. Bu etkinliklerden sadece 3 tanesinde şeriatçi izler görülmüş. 12000 etkinliğin hiçbirinde Türkiye bayrağı indirilmemiştir. Sadece 1 tanesinde indirilmeye teşebbüs edilmiştir.
-AKP, AB'ye girme konusunda çok büyük çaba göstermiştir. Şeriat kurallarına tamamen ters olan avrupa kültürüne entegrasyon için bu kadar uğraşan bir partiyi şeriatçi olarak nitelemek haksız bir nitelemedir. Elbette AKP içinde şeriatten yana büyük bir kitle vardır. Ancak bunlar parti içinde azınlıktadır.
_Şeriatçiliğe daha yakın bir parti olan Saadet partisi hep AKP'ye düşman kesilmiştir. Çünkü AKP, AB'den, batı demokrasilerinden yana tavır koymuştur. Saadet Partisi bu nedenle AKP'ye uzak kalmıştır.
-AKP, avrupadaki Hıristiyan Demokrat partilerin benzeridir. Şeriatçi kesim içinde AKP'nin desteklenmesinin nedeni AKP'nin İslami düzeni getireceğine olan inançları değil biraz olsun rahatlamak, en azından türban konusunda rahatlamaktır.
-84 yıllık laik sistem toplumun %70'den fazlasını laik yapmıştır. Ne AKP iktidarı nede Gül'ün cumhurbaşkanlığı laik sistemi bozmaya yetmez.
-Gül "Sözde değil özde laikim" demiştir. Şu durumda suç işlenmeden suçu işleyecek zannıyla, zorbalıkla, tehditle cumhurbaşkanlığını engellemek demokrasiyi katletmektir.
-Türban takmak bireysel bir tercihtir. Her ne kadar türbanı siyasi simge ile takanlar varsa da salt inancı nedenniyle *takanlar da çok fazladır. Türbanı Çankaya'ya çıkarmamak zorbalıktır, dikattörlüktür, insan haklarını ihlaldir. Türbana değil onun altındaki zihinle ilgilenelim.
-Türkiye'de şeriat tehlikesi yoktur ancak kısmen İslamileşme tehlikesi vardır. Osmanlı döneminde bile şeriatin pek çok kuralı uygulanmamıştır veya nadiren uygulanmıştır. El kesme, recm gibi uygulamalar Osmanlıda bile nadiren yapılmışken TC döneminde -isterse Gül cumhurbaşkanı olsun- yapılacağını iddia etmek faraziyeden öte anlam taşımaz.
Kısmi İslamileşme demokrasi kuralları içinde halledemeyeceğimiz bir sorun değildir. Hele darbe yapılacak bir durum hiç değildir.
-Demokrasiyi öğrenmek, bir bebeğin yürümeyi öğrenmesine benzer. Ebeveyn olarak habere bebeğe müdahale ederseniz bebek yürümeyi öğrenemez.
-AKP ve devletin İslamileşme tehlikesine karşı seçim barajnın %8'e indirilmesi bile önemli çözüm yollarından biridir. Bu durumda en az 2-3 parti daha meclise girecek ve halkın iradesi kendini daha orantılı bir şekilde gösterecektir. AKP'nin hegemeonyası kırılacaktır.
-Askerin muhtırası yersiz, zamansız ve haksızdır. Toplumdaki İslamileşme bu şekilde önlenemez. Daha evvel de 28 şubat yapıldı ancak sonrasında AKP nin tek başına iktidara geldiğini gördük.
Özetle AKP iktidarında kısmi islamileşme hareketleri ve eğilimleri gördük ancak bunlar laikliği ciddi anlamda tehdit eder düzeye gelmemiştir.
Ortada bir İslamcılık sorunu vardır ancak bu demokrasi sınırları içinde aşabileceğimiz bir sorundur. Darbeciliğe, cuntacılara bel bağlamak sorunu çözmez sorunlarımızı artırır.
InVitatio
28-04-2007, 17:33
sevigili Cem
kimse var olan sorunlari kücümsemiyor !
kimse Demokrasi, Laiklik veya Hukuk Devleti ortadan kalksin demiyor !
ama Hukuk Devletini söyle bir alti ay kenera koymanin yarali olacagini düsünenler var
bunu yaparken'de kendilerini son derece Demokrat olarak görmeleri
cidden beni sasirtiyor.....
evet halkimizin büyük bir kismi Müslüman ve Müslüman olmayanlarin büyük bir kismi
diger tek tanrili din mensuplarindan olusuyor...
ama Iran vari seriat devletini anadoluda cidden sahiplencek ciddiye alincak adam yok...
nedense hep asker ciddiye aliyor.....
asker kendi varligini ve islevini kimseye sorgulatirmiyor bu normal mi ?
Ben türkiye'de "yobazin harman oldugu bölgeden" geliyorum.....
orada bile yok böyle kara carsafli seriat isteyen....
birde yarin asker icinden birde "sag darbe" olursa ?! o zaman ne yapacagiz ?
Hayir mi diyecegiz ? Hangi gerekceler ile hayir dememizi aciklayacagiz ?
hele birde sevigli sodom'un "hele asker bir iktidari ele alsin, belki sonu hayirli olur" düsüncesi
beni cidden dehsete düsürüyor....
benim aydin bildigim insanlar'dan bu tür cümleler ....tekrar tekrar okudum....tekrar tekrar
dehste düstüm....
Şimdiye kadar askeri darbeler olduda Türkiyeye nekadar ileri giti
Askeri darbe oldu halk dahada yoksulaştı ..
Askeri darbe oldu yapılan haksızlıklar dahada artmaya başladı...
aziz_antuan
28-04-2007, 19:44
"ben cumhuriyete sözde değil özde bağlıyım" diyenlere bir kez daha bakmak lazım. bunu yaşantısında nekadar yansıtıyor.
eğer gerçektende ÖZDE BAĞLIYSA eşini , karısını açsın. türbanı kaldırsın.
tarikatçılara, kuran kurslarına müsade etmesin ,
exclusive
28-04-2007, 19:48
Şeriat polisi sopasını kafamıza vurmadıkça şeriat gelmemiştir. Sopayı kafaya yedikten sonra da zaten olan olmuştur.
aziz_antuan
28-04-2007, 20:06
cumhuriyete sahip çıkmassak asıl şeriat gelir.
insanları kapatarak ,özgürlüklerini sınırlayarak nereye varabiliriz.
Türkiye'ye şu anda ne darbe geliyor ne de şeriat.
Ama şeriat de gelebilir, şeriati getirmemek için darbe de.
Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi ile bir yol ayırımına gelmiştir.
Bu seçimin sonucu şeriate giden yolu açacak, gidiş hızını arttıracak, şeriatin önünde kalan diğer engelleri güçsüz kılacaktır.
Bugünün bir geçmişteki evrimi bir de gelecekteki evrimi var.
Biz önce geleceğe gidelim. 10 yıl sonra İran'daki tabloya sahip olduğunu farzedelim Türkiye'nin. *O gün geriye bakıldığında " Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tavır konup engellenseydi bugünlere gelinmezdi." denilecektir.
Türkiye ani bir şeriate geçiş ya da bir devrim yaşamaz. Çünkü şeriate karşı, güçlü ve tek vücut bir ordusu vardır. Humeyni tarzı bir ayaklanma bu ordu karşısında tutmaz.
Tabi ki Türkiye'de önce ılımlı İslamın yolu açılacaktır. Halk gereken demokratik tepkiyi vermezse, yerinde ve zamanında uyarılar yapılmazsa, suskun kalınırsa;
Cumhurbaşkanlığı elde edildikten sonra ve genel seçimlerde yeniden iktidar oldukları takdirde bu yol açılmış olacaktır. Bir darbe yaşanmadığı takdirde aşama aşama genelkurmay pasifleştirilebilir, Yök ve yüksek yargı atamaları ile ılımlı İslam'ın önündeki engeller kaldırılabilir. Anayasada ve seçim kanunlarında yapılması muhtemel değişikliklerle iktidarları pekiştirebilir. Bunları yapmada AB ve ABD'nin de desteğini alacağından bu aşamayı kolayca geçebilir.
Bu aşamadan sonra bir geriye dönüş mümkün olamıyabilir. İşte bundan sonra İran Tarzı hükümler yavaş yavaş devreye alınması mümkündür.
Şeriate geçiş aşaması bu aşamadır ve bu aşamada gelecek şeriate müdahale edecek bir ordu bulunamayabilinir.
Türkiye ve diğer gelişmemiş ülkeleri Avrupa ülkeleriyle kıyaslamak mümkün değildir. Bir Avrupa ülkesinde din düzeni tehlikesi yoktur. Türkiye'deki genel görünüme ise bakıp aldanmamak gerekir. Çünkü halkın %70'i şeriate karşı da olsa müslüman olduğu için alıştıra alıştıra getirilen İslami hükümlere karşı çıkmayacaktır. Bugün alanlarda yüzbinlerce insan toplanıyorsa ilerde bu rakam onbinlere düşebilir ve yüzbinleri alaya alanlar, onbinleri hiç kaale almaz.
Demokrasi için tehlike teokratik rejim ve darbedir. İkisi de demokrasiyi askıya alır. Darbe, demokrasiyi askıdan kısa sürede indirir. Ama teokrasi bir daha askıdan indirmemek üzere gelmiştir. Elbette o teokrasinin de bir sonu vardır ama bu onyıllar sürebilir.
Bunu yazarken teokrasi yerine darbeyi tercih edelim demiyorum. Aradaki farkı bilelim. Darbenin ve teokrasinin önlenmesinde en büyük görev önce siyasilerindir. Siyasiler kritik konularda uzlaşamadıkları takdirde ya da iktidar, gücünü kullanarak ülkeyi teokrasiye götürecek girişimlerde bulunduğunda bu görev halka ve sivil toplum örgütlerine düşer. Halkın taleplerinin de dikkate alınmaması halinde, ya halk devrim yapıp iktidarı alaşağı eder ve düzene el koyar ya da halk kayıtsız kalırsa darbeciler müdahale eder.
Şu anda halkın talebi iktidarın kendine çeki düzen vermesi, kaygıları, güvensizliği ortadan kaldıracak girişimlerde bulunması örneğin cumhurbaşkanlığına halkın güven duyacağı bir ismi getirmesidir. Çünkü milletvekilleri neticede vekildir ve milletin taleplerini yerine getirir. Millet meydanlara dökülmüş ama vekiller asillerini dinlemiyorlarsa, azınlığın talebine itibar ediyorlarsa güven veremezler. İktidardan cumhurbaşkanını halkın seçmesi istenmiş ama kabul etmemiştir. Erken seçim yapıp, seçilen yeni parlamentonun cumhurbaşkanını seçmesi istenmiş ama kabul edilmemiştir. Kendine güvenen bir iktidar neden halka, sandığa gitmekten kaçmaktadır.
Halkın şu andaki taleplerine kulak asılmazsa halkın düşüncesi darbe değil devrimdir. Devrimin şartları da oluşmuştur. Türkiye'nin bir ulusal demokratik devrime ihtiyacı vardır. Bu devrime ordu da engel olmaz, destek verir. Çünkü şu andaki ordu komutası işbirlikçi değil ulusalcıdır. Ulusal demokratik devrim sayesinde ülke tam bağımsızlaşacak, feodaliteye son verilecek, toprak devrimi yapılıp ağaların elindeki topraklar topraksız köylülere dağıtılacak, milli burjuvaziye ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda, yatırımlar ve kalkınma konusunda imkan sağlanacak, anayasa halkın talepleri doğrultusunda ve tam demokratik hale getirilecek, işçilerin, emekçilerin, sivil toplum örgütlerinin demokratik hakları sağlanacaktır.
Halk bu devrimi gerçekleştiremediği ve iktidarla başedemediği takdirde artık ordunun müdahale etmesinin önüne geçilemez. Ordu bir uyarı verir, İkincisini ya verir ya vermez, bir gece ansızın gelebilir. Ordunun gelmesi istenmiyorsa ya iktidarın gerilim yaratacak girişimlerden el çekmesi ya da halk hareketinin desteklenmesi gerekir.
ziggurat
28-04-2007, 20:18
Sevgili Cem,seriatcilarin sözcüleri gibi yazmissin.Türkiye de asker olmasa yarin seriat *gelir.Askeri darbe ve askerin siyasete karismasi tabi ki iyi degil ama Türkiye nin sartlari bunu gerektiriyor.Türk halkinin dini Samanizm,Budizm,Hiristiyanlik veya bir baska din olsa idi hic problem yoktu.Ama Islamiyet te cihad anlayisi islam dininin sadece din degil ayni zamanda bir siyaset de oldugunu göstermektedir.Türkiyede cami ile kisla her zaman karsi karsiya gelecektir.Bu bir gercektir.Keske *askere, askerlere sadece türkiye de degil, bütün dünyada hic ihtiyac olmasa ama malesef insanlar akillarini baslarina toplayincaya kadar askere polise ihtiyac olacaktir.
exclusive
28-04-2007, 20:25
Şeriat geliyor muydu? diye sormuşsun...
"Tabiki şeriat gelmiyordu. Gerek Tayyip bey gerek Bülent Arınç, gerekse Abdullah Gül hepsi demokrasiye sonuna kadar inanan, Atatürkçü ve Laik insanlar. Devlet içinde her kademeye kendi gibi olanları yerleştirmek istemelerindeki tek amaçları ise vatana millete daha etkili bir biçimde hizmet edebilmek. İnşallah ülkemizi AB'ye de "tam üye" yapacaklar" desem inanacak mısın ki bu soruyu soruyorsun?
Elbette adamlar daha önceki benzerlerinden çok farklı davrandılar. "şeriat getireceğiz" demediler, bu amacı kanıtlayacak ciddi girişimlerde bulunmadılar.
Zaten salak değillerse bi "yöntem değişikliği" yapmaları gerektiğini anlamışlardır. Menderes ipe gitti, Bayar ipten döndü, kaç hükümet kurdular ama sırf azıcık sabırlı olamadıkları için hepsi devrildi.
Şimdi eskisinden çok daha fazla tehlikeliler çünkü rollerini cidden iyi oynuyorlar. Öyle ki bizden birilerini bile ikna etmeyi başarıyorlar. Bence şeriatı getirme hedefine hiç bu günkü kadar yaklaşamamışlardı...
Turkiye'yi 3-4 senede bir ziyaret edebiliyorum, her gelisimde dinin varligini, guclendigini biraz daha hissediyorum. Kurbaganin rehaveti misali, kazanin icindekiler olagan gorebilir, oy tomlama maksadiyla da olsa dinin ilerledigi, baskinin artigi bir gercek. Bunu TRT'nin yayinlarinda,(eskisiyle mukayese ettigimde) medyada gorebiliyor, endiseleniyorum.
*Askeri darbe veya devrim mi bunun caresi? Bence demokratik bir ulke icin yanlis bir secim. Yanlisliklarin nereden kaynaklandigina bakip halkin hep beraber sesini yukseltmesinde aranmalidir care. Bir ulusun gelecegini, Irkciligin da dincilik kadar kotu yonde etkileyecegine inaniyorum. Bence mucadele, cesitli egitici yollarla halkin bilinclendirilmesine, egriyi dogrudan ayirabilecek dereceye getirilebilmesine yoneltilmelidir. Zaten buyuk cogunlugumuz bu siteye bu yuzden yazmiyor muyuz?
Herseyden once, bana degmiyen yilan bin yasasin kafasindan kurtarmaliyiz kendimizi....
Türkiye'de şu anda bir şeriat tehlikesi yoktur. Ayrıca bu tehlikeyi bertaraf edecek yeterli düzeyde birikim, yasal ve anayasal düzenleme ve demokrasi geleneği vardır ve bu gelenek defalarca ordunun iktidarlara müdahale etmesine karşın bugüne kadar gelişmiştir. Türkiye'de demokratik bir kültürün gelişmesini engelleyen iki gerici, anti-demokratik anlayıştan biri şeriatçılık ise diğeri de darbeciliktir ve her ikisi de bu ülkeye verdiğinden çok daha fazla şeyi alıp götürmüştür.
Genelkurmay bildirisini defalarca inceledim ve diliyle, içeriğiyle son derece geri, haksız ifadelerle dolu ve dengesiz bir bildiri olduğunu düşünüyorum. 23 Nisan ile ilgili sayılan birkaç olay adli merciler tarafından işlem yapılabilecek olan basit olaylardır. Bunların bir şeriat tehlikesi olarak gösterilip darbe tehdidi yapılması akıl almaz bir dengesizliktir. Olay şeriat tehlikesi değildir. Bu bahanedir. Daha önceki seferlerde de benzeri bahanelerle demokrasi ordu tarafından biçilmiştir.
Bana göre olay şudur. Genelkurmay Türkiye'ye bir "demokrasi/rejim" sınırı çizmiştir. Bu sınır çağdaş demokrasilerle alakası olmayan son derece dar, gerici, şoven bir sınırdır. Bu sınır içinde oyun oynanmasını istemektedir. Bu sınırın dışına çıkıldığı anda gameover denecektir. Eğer AKP değil de AB konusunda yada Kıbrıs konusunda yada Kürt sorununda Genelkurmay'ın çizdiği sınırın dışına çıkan başka bir hükümet olsaydı aynı şey o zaman da olacaktı. Ortada bir demokrasi olmadığı gibi bir cumhuriyet de yoktur, bir dikta rejimi sürmektedir. Latin Amerika ülkelerinde ve bazı azgelişmiş ülkelerde sık sık görünen son derece sığ bir tür askeri cuntadır bu. Dönem dönem geriye çekilir ve sınır aşıldığında oyunu durdurur.
Genelkurmayın çizdiği çerçevenin çağdaş demokrasilerle bir ilgisi olmadığı gibi gerçekte bir laik rejimle de ilgisi yoktur. *Bu rejimde din, yargı, üniversiteler herşey tam bir denetim altında olmak zorundadır. Diyanet işleri başkanlığının kapatılması mümkün değildir. Üst düzey bazı yargıçlar ve YÖK üyeleri cumhurbaşkanı tarafından atandığı için Genelkurmay'ın çizdiği çerçevenin dışına çıkacak bir adayın buraya gelmesi sistemin dengesini bozar. Cumhurbaşkanlığı bu yüzden önemlidir.
Geçtiğimiz günlerde Hüsamettin Cindoruk bir konuşmasında Yassıada'da birşey öğrendiğini söylemişti. Darbeyi ordu tek başına yapmıyor, yargıçların ve rektörlerin desteğini almadan hareket etmez diyordu. Yani asker ile bürokrasi birlikte hareket ediyor. Geçtiğimiz günlerde rektörler darbe istediklerini mitinglerdeki katılımları ve ifadeleri ile ortaya koydular. Yargıçlar genellikle görüşlerini açıklamazlar. Ancak Sezer bir ölçüde bir yargı temsilcisi de sayılır. Sonuçta askere davetiye çıkarılmıştır. Bu davetiye sadece demokrasi düşmanlığı yapanların, darbe şakşakçılığı yapanların, sahte demokratların çıkardığı bir davetiye değildi yani.
Eğer Genelkurmay tarafından çizilmiş "rejim" sınırları kabul edilirse bu ülke yüz yıl sonra bile darbeler yaşamaya devam edecektir. Bu dar, geri, şoven, despot rejim sınırlarına hapsolmayı değil gerçek bir demokrasiyi hakediyoruz ve istiyoruz.
site mudavimlerinin darbeler konusunda hemfikir olduğunu düşünüyorum
sanırım hepimiz darbelere karşıyız, buna şüphe yok, ancak sırf demokrasi
adına şeriatçı yapılanmaya göz yumup çocuklarımızın geleceğini yok etmemeliyiz.
ben 10 veya 20 yıl sonra düşüncelerinden dolayı domuz bağı ile bağlanmış
cesetler görmek istemiyorum, *köşk'e türbanlı birinin çıkması kale burçlarına
şeriat bayrağı dikilmesi anlamına geliyor bana göre, ikide bir pencereye
çıkıp şeriat geliyormu gelmiyormu diye bakmanın anlamı yok, bu demokrasi
ile totaliter rejim kavgası değil, demokrasi ile şeriat kavgasıdır, ve malesef
bazen demokrasiyi korumak için güvenlik güçlerinin devreye girmesi
gerekiyor.
doğu perinçek gibi fikir değiştirmek hoşuma gitmiyor ama, çocuklarımın
geleceği için istemsemde ordu şeriattan iyidir diyorum.
Yukari tukursem biyik, assagi tukursem sakal; *Nereye tukurecegimizi bilemez hale gelmisiz.
Halkın şu andaki taleplerine kulak asılmazsa halkın düşüncesi darbe değil devrimdir. Devrimin şartları da oluşmuştur * *pante
* * * *işte meselenin ve muhtıranın özü, bu. Ama gene bize çizilen ikilemler içerisinde kalıyoruz.
Tandoganad şimdiye kadar görülebilen en *geniş kitle toplandı. Bu kitlenin temel niteligi öfkeli ve tepkili olması idi. Ancak bu kitlenin öfke ve tepkisi RTE hedefine yöneltildi. Haklı tepkinin patlak vermesine izin verilmedi ve egemenler arasında çatışmada gerici klikler arasında tercih yapmaları istendi.
* * * *Tandogan mitingi egemenlerin düzenine bir uyarıydı, ancak bilinçsiz ve kendiliginden bir uyarı. Yarın Çaglayanda olacak mitingin ise katılımı şimdiden bellidir, milyonlarla ifade edliyor ve olacaktır. İşte egemenler için gerçek tehlikenin sinyallari şimdi başlamıştır. Kitleler mücadele içerisinde egitilir ve bilinç kazanır. Tandogan gibi, Çaglayan gibi eylemler kitleler için gerçek bir okuldur ve onlarca propoganda ve ajitasyonun kazandıramadıgı, ögretemedigi bilinci bu eylemlerde farkına varırlar ve kendi güçlerinin farkına varırlar.
* * * * *İşte tam da böyle bir aşamada genelkurmaya bu açıklama yaptırılmıştır. Amaç gericiler arasındaki çelişkileri erteleyerek bu büyük gücün uyanmasını engellemektir. Egemenler için gerçek korkulu süreç yarından sonra başlayacaktı ve kitlenin ivmesinin Türkiyenin bu günkü şartları arasında ne şekilde şekillenecegini de kimse bugünden tahmin edemezdi. Ancak tehlikeyi engellemek artan kitle eylemlerinin önüne geçebilmek ve bu çelişmeyi sesssiz sedasız çözebilmek için bu uyarı yapıldı. Uyarının anlamı aklınıza başınıza alın insanlar sokaga çıkıyor, bunun nereye dönecegi belli olmaz gelin bu işi sessiz sedasız halledelim dir.
* * * * * Cumhurbaşkanlıgı süreci büyük ihtimalle anayasa mahkemesinden çıkacak karar ile meclisin feshine yol açacaktı, yani Gülün Çankayaya çıkma ihtimali yoktu. Erken seçim gündeme gelecekti, ama buna ragmen muhtıra verildi. Yarınki miting kitlesel anlamda da iktidara bir uyarı olacaktı, ama buna ragmen muhtıra verildi.
* * * * * *Bu uyarıların gerçek anlamı kitle mücadelesini pasifize ederek gene egemenlerin koydukları gerici ikilemler arasına hapsetmektir. Daha şimdiden ülke Türk olan ve olmayankar olarak bölünmüş ve resmi ideolojiye itaat istenmiş, üçüncü şıkka izin verilmemiş ve düşman ilan edilmişlerdir. Önümüzdeki günlerde egemen saldırılarının boyutu ve yönü belli olmuştur.
* * * * * * Bizzat bu manevra ile yarınki kitle öfkesi pasifize edilmeye çalışılacak ve ülkenin bir kesiminin bir kesimine düşman olması saglanacaktır. Emek sömürüsünün gizlenebilmesi için egemenlerin ya dini ya da miliyetçi söylemlere ihtiyacı vardır. Bu aşamadan sonra şeriat tehlikesi rafa kaldırılmaya çalışılacak ve yerini milliyetçi, şovenist söylemler ve eylemler alacaktır. Çok tehlikeli günlerin içine girmekteyiz.
* * * *
* * * * * * *saygılarımla
Sargon senin oradan farklı görünüyor, eminim. Hele şu 2 miting de geçsin o zaman daha iyi değerlendireceksin.
Dilaver farklı bir açıdan ve ilginç bir açıklamayla yaklaşmış.
Ben de dün gece meclis oturumu değerlendirilirken bir muhabirin " bir kurumdan açıklama gelebilir " bilgisi üzerine genelkurmayın *AKP'nin grup başkanvekilinin yaptığı konuşmayı eleştirecek bir açıklama olacağını tahmin ettim. Genelkurmay doğru çıktı ama içerik farklıydı.
AKP grup başkan vekili cumhurbaşkanı seçilir seçilmez derhal gerekli düzenlemeler geçileceğini, YÖK'te, anayasada, seçim kanunlarında vs. değişiklikler yapılacağını söylemişti. Aslında o açıklama iktidarın niyetini ortaya koyan bir açıklamaydı.
Genelkurmay metninin zamanlamasını düşündüğümde önce yanlış buldum. Neden Anayasa Mahkemesinin kararı beklenmemişti? diye.
Bence Genelkurmay Anayasa mahkemesinden emindi. Ama mecliste 367 ile ilgili şaşkın, akılsız 6 CHP'linin hatası ve Bülent Arınç'ın buna balıklama atlayıp bir oldu bittiye getirmek istemesi Genelkurmayı tedirgin etti.
Genelkurmay kitlelerden rahatsız değil, tersine bunu Diyanetin cenazesinde önceki Genelkurmay başkanı söylemiş, "Artık ordudan birşey beklenmesin, halk kendini göstersin burada olduğu gibi." demişti.
Bence Genelkurmay kitlelerin milliyetçi yanının eksikliğinden tedirginlik duyuyor. Kitlelerin sol görüntüsü "Darbe değil devrim" ve " Ne postal ne Takunya. Cumhurundur Çankaya" sözleriyle de dışlandığını düşünüyor olabilir. Hele de disk'in katılımıyla mesajın farklı çıkacağını hesaplamış olabilirler. O nedenle açıklama içeriğinde yer alan " Ne mutlu Türküm Diyene" konusunu belirterek hem RTE'yi eleştirmiş hem de kitleleri böylesine milliyetçi sloganlara yönlendirmeye çalışmış olabilir.
Üstelik bu mitingin ardından da 1 Mayıs geliyor ki dediğin gibi iyice politize olmuş bir kitle söz konusu olacak. 15-16 Haziran İşçi hareketini de hiç beklenmiyordu o zamanlar. Ki burada daha deneyimli bir potansiyel var.
Bu potansiyel doğru değerlendirilirse Türkiye müthiş bir atılım kazanır. Ama belirttiğin gibi yanlış yönlendirmelerle toplumun bölünmesi de gündeme gelebilir. Bu bağlamda Disk'in katılımını çok önemsiyorum. Ki doğrusu da artık kitle eylemleri ADD'nin değil işçilerin, çiftçilerin, memurların öncülüğünde nitelik kazanmalıdır. Öyle ki bundan sonraki aşamada genel grev dahi gündeme gelebilir.
Sevgili Cem,
"Türkiye demokrasisinin 2. sınıf demokrasi olmasının nedeni de budur. Kuruluşundan itibaren 2. sınıf demokrasiyi aşamamıştır."
biraz Cem klasigi olmus yine. Eger 1. sinif demokrasinin varligina inandirilmis olmasaydik, Turkiyedeki demokrasinin 2. sinif oldugunu soylemezdik. Bu birinci sinif demokrasi nerede? Neden Avrupa gibi demokrasiden ve humanizmden bu kadar uzak bir cemiyete girmek istemek?
RTE kadar sig, gereksiz bir adam cikarmadi bu siyaset, AB'nin desteklemeside bu yuzden.