PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dinlerden özgür şiirler....


pante
10-03-2007, 00:13
MEŞİN KAPLI KİTAP



Yaldızlı *meşin *kabı *
Parçalanmış *kitabı *
Ay *altında *dün *gece *
Deli *bir *derviş *gibi *
Mumu *sönmüş *rahlesi *yere *devrilmiş *gibi *
Okudum *saatlerce *

Yaldızlı *meşin *kabın *
Parçalanmış *koynunda *uyuklayan *kitabın *
Çevirdikçe *küf *kokan *her *sarı *yaprağını *
Sandımki *eşiyorum *bir *mezar *toprağını *
İnce *el *yazıları *canlandı *birer *birer *

Masallarda *çizilen *yüzleri *gösterdiler *
İblis *bir *yılan *oldu *Adem *Havvaya *kandı *
Kardeşini *öldüren *lanetli *ruhu *gördüm *
Koca *yahta *bir *gemi *ummanlarda *çalkandı *
Ufuklardan *güvercin *bekleyen *Nuh'u *gördüm *
İsmaili'in *topuğu *kumdan *çıkardı *zemzem *
Tur-u *Sina *da *Musa *kaldırdı *kollarını *
Asasını *vurunca *yarıdı *bahr-i *kulzem *
Buldu *ben-i *İsrail *Kudüs'ün *yollarını *
Zekeriya *zikrini *
Bir *sonsuz *aha *verdi *
Doğdu *İsa *bikrini *
Meryem *Allah'a *verdi *
Kureyş-i *Muhammed'e *kucak *açtı *Medine *
Bir *ateş *mezar *oldu *kerbela *Hüseyin'e *

Sayıfalar *döndükçe *bunlar *hep *birer *birer *
Doğrulup *devrildiler *
Ay *battı *güneş *doğdu *
Kalbimde *ateş *doğdu *
Yaldızlı *meşin *kabı *
Parçalanmış *kitabı *
Varsın *gömülsün *diye *bir *ebedi *uykuya *
Attım *kör *bir *kuyuya *

Yazık *yazık *bizeki *asırlarca *aldandık *
Karanlıkta *çizilen *izleri *görmek *için *
Görüp *yüz *sürmek *için *
Yazık *yazık *bizeki *bir *çırağ *gibi *yandık *
Ne *gökten *necat *geldi *ne *bir *parça *merhamet *
Çlışan *esirlere *İsa, *Musa, *Muhammet *
Sade *bir *satır *dua *bir *tütsü *buhur *verdi *
Masal *cennetlerinin *yollarını *gösterdi *
Ne *beş *vaktin *ezanı *ne *anjelüs *çanları *
Zincirden *kurtarmadı *yoksul *çalışanları *
Yine *biz *köleleriz *efendilerimiz *var *
Yine *her *melun *taşı *yosunlanmış *bir *duvar *
Esir *efendi *diye *koymuş *da *adlarını *
İki *bahta *ayırmış *arzın *evlatlarını *

Efendi *işletiyor *esir *işliyor *gene *
Yine *efendilerin *gümüşlü *sofrasından *
Kar *gibi *ekmeğinden *şarap *dolu *tasından *
Kırıntı *artık *bile *düşmüyor *işleyene *
Yine *biz *esir *geçen *her *günün *akşamında *
Eve *sade *bir *lokma *ekmek *getiriyoruz *
Gece *yağmur *inlerken *evimizin *damında *
Isınabilmek *için *güneşi *bekler *gibi *
Birbirine *sokulan *hasta *köpekler *gibi *
Yırtık *yorganımızın *altında *titriyoruz *
Çiftimiz *balyozumuz *sonsuz *çalışmamızla *
Asırlardır *bağrında *inleyen *kazmamızla *
Heyecana *geldide *kara *toprağın *kalbi *
Kendini *teslim *eden *taze *bir *kadın *gibi *
Çiçeklerle *donandı *dünya *isimli *ağaç *
Biz *bu *ağacımızın *dibinde *ölürken *aç *
Efendiler *gösterip *sırıtan *dişlerini *
Birer *birer *topluyor *bütün *yemişlerini *

Efendiler *ağalar *evliyalar *keşişler *
Ebedi *karanlığın *boğulsun *kollarında *
Artık *temiz *ruhların *aydınlık *yollarında *
Sade *bir *din *bir *hak *bir *kanun *varsa *
O *da *işleyen *dişliler.

NAZIM *HİKMET

sodomo--
10-03-2007, 00:51
Pante, biraz daha siyaset ve din konulu olmayan insan ve doğa üzerine yazılmış şiirlerden alıntılar yapsan daha iyi olacak.
Orhan Veli, Edip Cansever, Can Yücel, Ümit Yaşar vb.
O Vahdetname Â*çok ağır kaçmıştı.

İstanbulu dinliyorum gözlerim kapalı... vb. hafif hafif esen ve insanın kulağını okşayan meltem rüzgarları Â*gibi şiirler daha güzel olur.
İstiyorum ki, şiir kavga etmesin, dalaşmasın onunla bununla ve mesaj içermesin, siyasi olmasın, hak, allah, muhammed demesin, bunlar şiirin işi değil, şiir kendini bırakmalı yeşile, çiçeğe, buluta, denize bilmem anlatabildim mi...

pante
10-03-2007, 01:06
ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR

Bursa'nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silâha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek gibi temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
Döşek melul mahzun, yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden pencere taştan sedirler
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman burda yatıyor

Mezar arasında harman olur mu?
On üç yıl hapiste derman kalır mı?
Azrail aç susuz canın alır mı?
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

Dilinde dilimi bulduğum
Gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan hey Aslan Ustam
* * *Abenim
* * *Yiğidim dayan.
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler.

Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin.
Sen Kızılırmak kadar bizimsin
En büyük ustası dilimizin
Canımız ciğerimizsin.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi
Yüreğimiz içindedir.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz.
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.


Bedri Rahmi EYUBOĞLU

vartor
10-03-2007, 01:55
Sodomo'ya ozel. Kanada dolaylarindan


Beyaza bakmaktan karardi gozum,
Bu kis hic bitmeyecek mi?
Soguktan dondu kalmadi ozum,
Yahu yaz acaba gelmeyecek mi?

*Unnutum nasildi, o guzel gunler,
*Tarlada kosusan minik fareler,
*Koskoca agaclar yaprakla dolu
*O kucuk ciftligin topraktan yolu.

*Biliyorum gine yaz geri gelecek,
*Meyva agaclari cicek surecek.
*Ilik ruzgarla, boynun egecek,
*Vartor da bunu belki gorecek

*Daha yesil demedim sakin sikilma
*Siirim bitmedi, aman alinma,
*Sevgili Sodomo bu sana ismarlama
*Icin acildiysa ne mutlu bana.
*
* * * * * * * * * * * * * * VARTOR

tewderi
10-03-2007, 09:41
sevgili vartor Harika mısralar çocukluğumun geçtiği yerleri hatırlatı *
Unnutum nasildi, o guzel gunler,
Tarlada kosusan minik fareler,
Koskoca agaclar yaprakla dolu
O kucuk ciftligin topraktan yolu.

pante
10-03-2007, 11:00
BEN ÖLECEK ADAM DEĞİLİM

Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.

Alıştım bir kere gökyüzüne;
Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
Sıkılırım,
Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
Yemişlerine doymadığım ağaçların,
Yağmur mu yağıyor,
Güneş mi var,
Farketmeliyim
Baktığım pencereden.
Deniz görünmeli çıksam balkona.
Tamamlamalı manzarayı
Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
Ekmekten olamam doğrusu,
Nimet bildiğim;
Sudan geçemem,
Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
Ya nasıl dururum olduğum yerde,
Öyle upuzun yatmış,
İki elim yanıma getirilmiş,
Hareketsiz,
Sükûta râmolmuş;
Sanki devrilmiş bir heykel?

Ellerim ne der sonra bana?
Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
Utanmaz mıyım ayaklarımdan?

Kalkmalıyım,
Dolaşmalıyım,
Sokaklarda, parklarda.
El sallamalıyım
Giden trenlere,
Kalkan vapurlara.
Bilmeliyim,
Gölgelerin boyundan,
Saatin kaç olduğunu...
Islık çalmalıyım.
Türkü söylemeliyim
Yol boyunca,
Keyfimden ya hüznümden.
Geçmiş günleri hatırlamalıyım,
Dalıp dalıp akarsuya,
Hayaller kurmalıyım,
Güzel geleceğe dair.
Yanımdan geçenler olmalı,
Selâm almalıyım;
Robenson'u düşünmeliyim,
Garipliğini:
Şükretmeliyim
İnsanlar arasında olduğuma.
Nedir ki eninde sonunda ölüm?
Ayrı düşmek değil mi aşinalardan?

Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.

Cahit Sıtkı Tarancı

pante
10-03-2007, 12:54
Olsun *Da *Gör *

O *gün *gelsin *neşemiz *tazelensin *de *gör *
Dünyayı *hele *sen *bir *barış *olsun *da *gör *
Seyreyle *gülü *bülbülü *
Çifter *çifter *aylar *gökyüzünde *
Her *gece *ayın *on *dördü *
*
Kuşlar *geçecek *damların *üstünden *
Kuşlar *konacak *dallara *
Kanat *seslerini *duyup *uyanırlarsa *
Gene *kuşlarla *uyusun *çocuklar *
Olanı *biteni *anlatma. *
*
Hiç *görmediğim *şey *bu *
Kurdun *gözü *yılmış *sürüden *
Elmanın *yarısı *soğuk *yarısı *sıcak *
Ağulu *bitkilere *dolanmış *salkım *
Güneşten *yağmur *boşanacak *
*
Yetsin *demir *çağının *beyliği *
Yeni *bir *gün *başlıyor *demek *
Yeryüzünde *korkusuz *yaşamak *
Yedi *milyar *kişiye *bir *dünya *
Yedi *milyar *kişiye *yedi *milyar *ekmek *
*
Yazık *olur *bu *düş *yarım *kalırsa *
Barış *günü *insan *hakkı *yenirse *
Köroğlu’nun *sözü *dinlenmelidir *
Sivas *ilinin *Banaz *köyünden *
Pir *Sultan *Abdal *dirilmelidir. *
*
Ah *günüm *yetse *görmeye *seni *
Seni *övmeye *gücüm *yetse *
Barış *çağı *altın *çağ *
Son *ozanı *ben *olayım *bu *özlemin *
Bu *özlem *bitse *
*
O *gün *gelsin *neşemiz *tazelensin *de *gör *
Dünyayı *hele *sen *bir *barış *olsun *da *gör *
Seyreyle *deli *ozanı *
Baştan *başa *sevda *batan *başa *tutku *
Dili *baldan *tatlı.
*

Melih *Cevdet *Anday *

spartacus
10-03-2007, 13:05
SANA NE?
Ademi balçiktan yogurdun yaptin, * *
Yapip da neylersin, bundan sana ne * *
Halk ettin insani saldin cihana * *
Salip da neylersin bundan sana ne * *
* *
Bakkal misin teraziyi neylersin * *
Isin gücün yoktur gönül eglersin * *
Kulun günahini tartip neylersin * *
Geçiver suçundan bundan sana ne * *
* *
Katran kazanini döküver gitsin * *
Mümin olan kullar didara yetsin * *
Emreyle yilana tamuyu yutsun * *
Söndür su atesi bundan sana ne * *
* *
Sefil düstüm bu alemde naçarim * *
Kildan köprü yaratmissin geçerim * *
Sol köprüden geçemezsem uçarim * *
Geçir kullarini bundan sana ne * *
* *
Kaygusuz Abdal der cennet yarattin * *
Cehenneme nice kullari attin * *
Nicesin ates-i ask ile yaktin * *
Yakip da neylersin bundan sana ne * *
* *
KAYGUSUZ ABDAL

spartacus
10-03-2007, 13:07
YUCE TANRI
Yücelerden yüce gördüm erbabsın sen koca Tanrı *
Alim okur kelam ile sen okursun hece Tanrı * *
* *
Erliği ile anılır filan oğlu filan deyü * *
Anan yoktur atan yoktur sen benzersin piçe Tanrı *
* *
Kıldan köprü yaratmıssın gelsin kulum geçsün deyü * *
Hele biz şöyle duralım yiğit isen geç e Tanrı * *
* *
Garib kulun yaratmıssın derde mihnete katmışsın
Anı aleme atmıssın sen çıkmışsın uca Tanrı * *
* *
Kaygusuz Abdal yaradan gel içegör su cür'adan * *
Kaldir perdeyi aradan gezelim bilece Tanrı * *
* *
KAYGUSUZ ABDAL

spartacus
10-03-2007, 13:14
Kaplu kaplu bagalar kanatlanmis uçmaga * * *
Kertenkele derilmis diler Kirim geçmege * * *
Kelebek ok yay almis ava sikara çikmis * * *
Donuzlari korkudur ayulari kaçmaga * * *
Ergene'nin köprüsü susuzluktan bunalmis * * *
Edirne minaresi egilmis su içmege * * *
Kazzaza balta koydum çevrisim deremezem * * *
Çuval çayirda gezer segirdüben kaçmaga * * *
Allahimin daginda üçbin balik kislamis * * *
Susuzluktan bunalmis kanli ister göçmege * * *
Leylek koduk dogurmus ovada zurna çalar * * *
Balik kavaga çikmis sögüt dalin biçmege * * *
Bir sinek bir devenin çekmis budun koparmis * * *
Salinuban segirdür bir yar ister koçmaga * * *
Bir aksacik karinca kirk batman tuz yüklenmis * * *
Gah yorgalar gah seker sehre gider satmaga * * *
Donuz dügün eylemis ayuya kizin vermis * * *
Maymun sindi getirmis kaftan gömlek biçmege * * *
Deve hamama girmis dana tellallik eder * * *
Susigiri natir olmus nöbet ister çikmaga * * *
Kaygusuz'un sözleri Hindistan'in kozlari * * *
Bunca yalan söyledin girer misin uçmaga. * * * * * *
* * * * * *
KAYGUSUZ ABDAL

pante
10-03-2007, 15:24
BERKLEY *

Behey *
Berkley! *
Behey *on *sekizinci *asrın *filozof *peskoposu. *
Felsefenden *tüten *günlük *kokusu *
başımızı *döndürmek *içindir. *
Hayat *kavgasında *bizi *
dizüstü *süründürmek *içindir. *
*
Behey *
Berkley, *
Behey *Allahın *
Cebrail *şeklindeki *Ezraili, *
Behey *on *sekizinci *asrın *en *filozof *katili! *
Hâlâ *geziyor *İskoçya *köylerinde *
adımlarının *sesi. *
Hâlâ *uluyor *adımlarının *sesine *
tüyleri *kanlı *bir *köpek. *
Hâlâ *
her *gece *titreyerek *
görüyor *gölgeni *İskoçya *köylüleri *
evlerinin *
camlarında! *
Hâlâ *
kanlı *beş *parmağının *izi *var *
o *beyaz *buzlu *camlar *gibi *şimal *akşamlarında! *
*
Behey *
Berkley! *
Behey *meyhane *kızlarının *kara *cübbeli *kavalyesi, *
Kıralın *şövalyesi, *
sermayenin *altın *sesi, *
ve *Allahın *peskoposu! *
Felsefenden *tüten *günlük *kokusu *
başımızı *döndürmek *içindir. *
Hayat *kavgasında *bizi *
dizüstü *süründürmek *içindir! *
*
Her *kelimen *
kelepçelerken *
bileklerimizi, *
kıvrılan *
bir *yılan *
gibi *satırların *
sokmak *istiyor *yüreklerimizi. *
Beli *hançerli *bir *İsaya *benziyor *resmin. *
Sivriliyor *kitaplarından *ismin *
sivri *yosunlu *ucundan *
kızıl *kan *
damlıyan *
yeşil *bir *diş *gibi. *
Her *kitabın *
diz *çökmüş *önünde *Rabbın *
kara *kuşaklı *bir *keşiş *gibi.. *
Sen *bu *kıyafetle *mi *bizi *kandıracaktın, *
inandıracaktın? *
Biz *İsanın *vuslatını *bekleyen *
bir *rahibe *değiliz *ki! *
*
Behey *
Berkley! *
Behey *tilkilerin *şahı *tilki! *
Çalarken *satırların *zafer *düdüğü, *
küçük *bir *taş *parçasının *en *küçüğü *
imparatorların *imparatoru *gibi *çıkınca *karşısına, *
hemen *anlaşmak *için *
bir *kapı *açıyorsun, *
binip *Allahının *sırtına *
soldan *geri *kaçıyorsun! *
Kaçma *dur! *
Her *yol *Romaya *gider, *
— *bu *belki *doğrudur *— *
fakat *
fikri *evvel *gören *her *felsefenin *
safsata *iklimidir *yelken *açtığı *yer! *
Bu *bir *hakikat *
— *hem *de *mutlak *cinsinden *— *! *
İşte *sen *
işte *senin *felsefen: *
Sen *o *sarı *kırmızı *rengini *gördüğün *
cilâlı *derisine *parmaklarını *sürdüğün *
parlak *
yuvarlak *
elmaya: *
«Fikirlerin *bir *
terkibidir,» *
diyorsun! *
Dışımızda *bize *bağlanmadan *
var *olan *
varlığı *
inkâr *ediyorsun! *
*
Şu *mavi *deniz *
şu *mavi *denizde *yüzen *beyaz *yelkenli *gemi, *
kendi *kendinden *aldığın *fikirlerdir, *öyle *mi? *
Mademki *kendi *fikrindir *yüzen *gemi, *
mademki *kendi *fikrindir *umman, *
ne *zaman *var, *
ne *mekân! *
Ne *senin *haricinde *bir *vücut *
ne *senden *evvel *kimse *mevcut, *
ne *senden *sonra *kâinat *baki *
bir *sen *
bir *de *Allah *hakikî. *
*
Lâkin *ey *kara *meyhanelerin *sarhoş *papazı! *
Senin *dışında *değil *miydi *
kıllı *kollarında *kıvranan *meyhanecinin *kızı? *
Yoksa *kendi *altında *sen *
kendinle *mi *yattın? *
Diyelim *ki *senden *evvel *baban *yok *
İsa *gibi. *
Yine *fakat *bacakları *arasından *çıktığın *
Meryem *gibi *bir *anan *da *mı *yok! *
Diyelim *ki *yapyalnızsın *
Turu *Sinada *Musa *gibi, *
ne *yazık! *Tevratını *okuyan *da *mı *yok! *
Çok *yalan *söylemişsin *çok. *
*
Sen *emin *ol *ki *Berkley *
— *olmasan *da *zarar *yok *— *
bu *şi're *benzer *yazıda *hissene *düşen *şey: *
biraz *alay *
biraz *şaka *
ve *birkaç *tokat *
— *eldivensiz *cinsinden *— *
Neyleyim? *
Neş'e *kavganın *musikisidir. *
Kavgada *kuvvetini *kaybetmiş *gibidir *biraz *
neş'enin *çelik *ahengini *duymayan *adam; *
neş'e *... *iyi *şeydir *vesselam, *
— *baş *döndürmezse *eğer *— *
ve *işte *bizimkiler *
güldüler *mi, *
ağız *dolusu *gülüyorlar. *
Kabahat *onların *kuvvetinde: *
yoksa *ne *sende *
ne *de *bende! *
*
Dinle *Berkley! *
— *dinlemesen *de *olur *— *
Biz *dinleyelim: *
Beynimiz *bal *yoğuran *
bir *kovan. *
Ona *balı *dolduran *
arıdır *hayat. *
Aldığımız *hislerin *
sonsuz *derin *
pınarıdır *kâinat! *
Kâinat *geniş *
kâinat *derin *
kâinat *uçsuz *bucaksız! *
Biz *onun *parçaları, *
biz *ondan *doğan *bir *sürü *bacaksız! *
Biz *o *bacaksızların *
— *anasını *inkâr *etmeyen *cinsi *— *
Çünkü *biz *
emredenlere *emir *verenlerden *değiliz! *
Bağlıyız *toprağa *
kalın *halatlar *gibi *kollarımızla! *
Çelik *dişleri *şimşekli *çarklılar *
koparırken *kara *toprağın *esrarını, *
biz *
seyretmedeyiz *
cihan *içinden *cihanların *
doğuşunu; *
kehkeşanların *
gümüş *aydınlığında! *
Görmüşüz, *
görmedeyiz *
yılların *yollarında *toprak *oluşunu *
kızıl *kadife *dudaklı *kızların! *
Çiziyor *hareketi *gözlerimize *
sonsuz *maviliklerde *
kuyrukluyıldızların *
sırma *saçlarından *kalan *izler. *
*
Her *habbe *koynunda *bir *kubbeyi *gizler!.. *
*
Şu *denizler, *
şu *denizlerin *üstünde *denizler *gibi *esen, *
rüzgârların *uğultusu. *
Şu *ipi *kopmuş *
inci *bir *gerdanlık *gibi *damlayan *su, *
şu *bir *damla *su, *
uzaklaştıkça, *yaklaşılan *
hakikati *gizler.. *
*
Her *yeni *ummanla *beraber *
bir *yeni *imkân! *
Kâinat *geniş *
kâinat *derin *
kâinat *uçsuz *bucaksız! *
*
Behey! *
Berkley! *
Behey *bir *karış *boyuna *bakmadan *
Karpatları *inkâr *eden *cüce! *
Ahrete *gittiysen *eğer *
oradan *bir *taç *gönder, *
süslemek *için *Allahının *kafasını! *
Fakat *buradan *
topla *hemen *tarağını *tasını, *
Haraç *mezat! *
Haraç *mezat! *
götür *pazara *bir *pula *sat: *
Topraktaki *saltanatın *
göğe *çıkan *tahtını! *
*
Yok *üstünde *tabiatın *
tabiattan *gayri *kuvvet!.. *
Tabiat *geniş *
tabiat *derin *
tabiat *uçsuz *bucaksız!.. * *

NAZIM *HİKMET *RAN *

tewderi
10-03-2007, 16:16
Dayê em xortin xwîna me germe
Bindest bimênin ji bo me sherme
Ta kengî dijmin pasha li ser me ?
Ger bêne kushtin, dayê tu megrî !

Anam Deli kanlıyız kanımız sıcak
bındestın *bizim için utanç
ta ki düşman gelse üstümüze
Ölüm dahi olsa sen ağlama

Seydaye Cigerxwin

sodomo--
10-03-2007, 17:05
Vartor çok hoş olmuş. Teşekkürler dostum

pante
10-03-2007, 23:34
RUBAİLER



İçin temiz olmadıksan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Türban, çarşaf, takke, sarık
Allah kanar mı bunlara be alık.

***

Var mı dünyada günahsız insan söyle:
Yaşanır mı hiç bu yasaklarınla böyle;
Kulunu kötü yapıp kötülük edeceksen,
Yüce Tanrılığının ne anlamı var öyle.


***

Felek ne cömert  adi, aşağılık olanlara!
Bütün nimetler, zenginlikler hep onlara.
Kendini alçaltmayan insana refah yok:
Gel de yuh çekme bu adaletsiz dünyaya!

***

Bilgenin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
Damla nasıl inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek.

***

Ovada her kızıl lalenin teni
Bir padişahın kanıyla beslendi.
Yerden biten şu mor menekşe yok mu?
Bir güzelin yanağındaki bendi.

***

Mal mülk düşkünleri huzur nedir bilmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Buna rağmen ne tuhaftır ki; kibirlenir
Kendileri gibi olmayana adam demezler.

***

Gülü verme istersen, dikeni yeter bize.
Işık da vermesen olur, ateş yeter bize.
Köşk, konak, yalı, saray da istemez,
Mutlu sıcak bir yuva, yeter bize.

***

Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden.
Günahı sevabı da işleten sensin madem:
Öyleyse neden bu cennet ve cehennem?


***

Gökte bir öküz varmış, adı Pervin;
Bir öküz de altındaymış yerin.
Sen asıl iki öküz arasında
Tepişmesine bak şu eşeklerin!


***

Ne bilginler geldi, neler buldular!
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı?
Birer masal söyleyip uyuya kaldılar.


***

Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
Bir ışık daha var, ışıklardan başka.
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye:
Bir şey daha var bütün yapıtlardan başka.


***

Bir damla şarap ver Çin senin olsun;
Bir yudumu bütün dinlerden üstün.
Söyle, ne var dünyada şaraptan hoş?
O acıysa eğer tatlılar ona feda olsun.





ÖMER HAYYAM - DÜZENLEME PANTE

pante
11-03-2007, 01:48
TARİH-İ KADİM

İşte der ; insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
Ve başlar bize maval okumaya.
Ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
Gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
Senin tarih dediğin işte budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
Başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.

Ben hiç tiksinmem ondan,
karşıma alırım onu arada bir,
anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
Bir parça feylesofa benzer o,
bir parça sırtlana benzer,
berbat suratıyla da bir hortlağa.
Yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
başlar paslı, boğuk bir sesle
bir bir bana anlatmaya,
sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
Hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
En başta bir kanlı bayrak.
Kanlı bir taç gelir arkasından.
Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
En son alay alay esirler geçer.
Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, çiğnenen hapı yuttu.
Yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gerçek var, tek bir gerçek:
Eli kolu bağlayan zincir.
Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
Hak güçlünün, kötünün yani.
Uzun lafın kısası:
Ezmeyen ezilir!
Nerde bir şeref var, iğreti.
Nerde bir mutluluk var, yama.
Bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
Din şehit ister, gökyüzü kurban.
Her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!

İşte böyle inler, sayıklar o,
anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
ne yolda, nasıl sürdüğünü.
Bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
Duyarım sesinin titreyen kuyusunda
yankısını korkunç bir iniltinin,
ben de başlarım birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
Savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
indir bu acıklı sahnenin perdesini!
Dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
Sen de, gelenekçi iskelet,
yazdığın kara yazılara bir son ver,
aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
Uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
Bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
Kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
koşuyorsun karanlıklara doğru?
Kanla oynamış gibisin,
kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
Sen buna kahramanlık mı dedin?
Onun kökü kan ve hayvanlık be?
Şehirler çiğne, ordular dağıt,
kes, kopar, kır, sürükle,
ez, vur, yak ve yık.
Yalvarmalara yakarmalara boş ver,
gözyaşlarına iniltilere aldırma.
Ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
Sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
mezar taşına dönsün her ocak,
damlar çöksün yetimlerin başına.
Bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
Hey bana bak, başbuğ musun ne?
Yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
Her başarı bir yıkım bir mezarlık,
işte bir yavrucak yatıyor şurda,
ey cihangir, onu gör de utan!
Devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
nice acılar verdin bütün insanlara,
inim inim inlettin bütün insanları.
Parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
Göz yaşından incilerin nerde hani?
Nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
Eski çağlar nasıl kanmış size?
Ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
Artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
Hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
İşte müjdelerin en güzeli,
işte en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek çağlarda:
Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!

Ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
Belki duyulmadık bir öykü,
belki korkunç bir masal.
Çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
Ama kim yapacak dersin bu işi?
Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
Tamam, işte oldu şimdi!
Yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
Bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
Gökyüzü, sen söyle,
yüzyıllarca sel gibi akan su,
- şimdi esrik bir ağzın türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamın,
iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
bir geniş "oh!", bir derin "eyvah!",
bir yakarış, bir övgü,
Şimdi tüy gibi bir rüzgar,
Şimdi ağzın bir kasırga.
Dokunaklı bir yakınma şimdi,
sabredemeyen bir başa kakma,
bir titreme, bir çan sesi,
bir savaş davulunun gümbürtüsü,
için için ağlamasi çaresizliğin,
kahrın iyilikbilir kişnemesi,
bir söylev, apaçık, gürül gürül,
Şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
Şimdi korkunç bir haykırma -
bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
inleyen boş kubbe, sen söyle!
Sen ki her sesi yankılayansın,
söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
daha yukarlardaki şu tanrı katına
hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
Hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
Dinlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
"Ne benzeri var, ne noksanı,
canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
Odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
Seni böyle övüp duruyorlar işte.
Oysa senin en üstün özelliğin ne,
"Ortaksız" oluşun değil mi?
Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
Ve topu ortaksız ve tek.
Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
Bütün ordan gelir yüreğe doğan.
Topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
Topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
Ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
Ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
Tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
Ama tanrılar ne derse onu yapacak.

İnanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
"Ne bileyim?" diyor kime sorsam.
Hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
Belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
Belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
Kusurum ne? Kuşkuda olmak mı?
Kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
İnsan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
Belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
Kimbilir, öbür dünya belki de var.
Madem bu beden o ölümsüzün işi,
ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
Hadi diyelim aslımız toprak bizim,
sen gel onu kederden bir çamur yap.
- her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
insaf be, bu kadarı da olur mu?
Sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettiğini boz, kötüle.
Hiç bir yaradandan ummam bunu:
Yaradan yok eder, ama perişan etmez!

En zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,
onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.
Kuşku! En zalim en güçlü düşman.
Bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
ya da bilemedin işin nereye varacağını.
"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
Tapınağında ışıklarını söndürüyor,
elleriyle parçalıyor heykelini.
Sense, iler tutar yerin kalmamış,
göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
Burçlarında yıkılmalar falan hani?
Nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
O kızgın soluğun hani nerde?
Ne cehennemlerinde bir kaynama var?
Ne büyük acını gören bir göz.
Ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
Oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
Sen Yeryüzü ve Gökyüzü'nle göç gir de,
bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
Tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
Zaten yalana ağlasa ağlasa,
bir ikiyüzlüler ağlar,
bir de ahmaklar.

TEVFİK FİKRET

pante
11-03-2007, 01:52
TARİH-İ KADİM'E EK

-Molla Sırat'a-

Paraya hiç dayanmayan bir şairmişim
Zangoçluk edermişim protestanlara gider,
Size edebi saygılarımı sunarım efendim
Yani yıldizlı bir kurşunun üstadına
Bilgin şairine yani islam dininin
Molla Sırat hazretlerine yani
Lütfen bize ne güzel
Zangoçluğu yakıştırıvermişler
Ama aldanmış olmayasın sakın üstadım
Müslüman oğluyum ne de olsa
Sen o güzel dini anlatma bana
O dinden senin kadar ben de anlarim
Ben de okudum o Tanrı kitabını
Yüreğe doğan o sözleri ben de dinledim
Ben de dolaştım sizin gibi cami cami
Tanrı onünde ben de oldum iki kat
Açılırdı hayalimde cennet yolu
Dolardı yüreğime cehennem korkusu
Ulu Tuba'ya ben de tırmandım
Ben de çıktım melekler katına
Ezanı duydum mu bayılırdım
Nasıl koşardım o "Tanrı" sesine!
Ben de tesbih çektim, dua ettim
Ben de namaz kıldım oruç tuttum,
Hepsini hepsini yaptım halt ettim!
Çünkü ne dendiyse inanmıştım
Kanmıştım senin kandıklarına
Bağlanmıştım korü korüne
Canımi adamıştım dinime canımı.
Tanrıyı da sevmiştim peygamberi de.
Ama onlar bugün cok uzaklarda
Anladım ben asıl gerçek nerde
Anladım Hanya'yı konyayı
Bizi hakka götüren yol baska
Senin şu saydikların var ya hani
Şu şaşılacak şeyler hani doğaüstü
Onlar hep masal hep kafadan atma
Bugün hiç durmadan arıyor insan
Gitgide goruyor isin icyuzunu de
Senin hokkabazlar unutmuşlar geleceği
Isa ile Musa, aldatılan ve aldatan
O büyülü değnek, bir koca kuyruklu yalan
Işte insanoğlu bir yerde böyle sapık
Beşerin böyle delaletleri var
putunu kendi yapar kendi tapar
Git ara kiliseyi, dolaş Kabeyi
Çan sesini duy, tekbiri dinle
Umduğun, beklediğin şeyler nerde hani
Ortada bir tek şey göreme
Seytanı da düzme, Allah'ı gibi
Buda'sı düzme, Ehrimen'i düzme, Yezdan'ı düzmece
Bir korkak kuşku yaratmış bunların topunu
Gölgeler baktım, gölgeler, gölgeler...
Sonra baktım bir karanlık uçurum
Haydi dön geri, dön geri, dön, oğlum!
Ve beynimden vurulmuş gibi devrildim.
Şimdi benim ne cennet, ne cehennem umurumda
Bakarım evrene, şaşar şaşar kalırım.
Ne tapılan tanırım, ne taptıran tanırım
Yaradılışın kuluyum ben artık
Ben yaradılışın kulu
Pıtrak gibi işte gökyüzünde mescitler
Işte onlara orda vicdanım secde eder
Işte benim bundan böyle tapınmam bu
Işte bundan böyle benim vaktim böyle geçer
Artık öyle rahat, öyle rahat ki içim
Ayırt edemem kendimi bir kayadan
Tapınmakta biraz biraz minnacık bir kuşla
Bir ishak kuşu da, la ililahe illallah der
Ben de lailahe illallah derim
Ve doğruluk ve alçak gönüllülük ve sıkı dostluk
Ve el uzatma ve koruma ve insaf ve acıma
Ve sonra bir saire zangoç dememek
İşte buyuran bunlar benim vicdanıma
Benim ayinim düşünüp yapmaktır
Benim dinim insan gibi yaşamaktır
İnanmışım: Taparım ben varlığa
Her kanat bana bir melek sesi getirir
Ne işim var peygamberle benim
Beni Hakka bir örümcek götürür
Kitabım işte yeryuzu kitabı
Bendedir iyilik, kötülük tohumu
Varırım hep böyle ta mezara dek
Yeniden dirilmek bizim nemize gerek
Taşır insanların hem aşkını, hem acısını
Bağrımdaki şu deli, şu ince yürek
İnsan gibi yaşamaktır bugün gerçek din
İnsan gibi yaşamak

TEVFİK FİKRET

pante
11-03-2007, 20:05
ORMANDA *BÜYÜYEN *ADAM *AZGINI *
*
Ormanda *büyüyen *adam *azgını
Çarşıda *pazarda *insan *beğenmez
Medrese *kaçkını *softa *bozgunu
Selâm *vermek *için *kesen *beğenmez
*
Âlemi *ta'n *eder *yanına *varsam
Seni *yanıltır *bir *mesele *sorsan
Bir *cim *çıkmaz *eğer *karnını *yarsan
Câmiye *gelir *de *erkân *beğenmez
*
Elin *kapısında *kul *kardaş *olan
Burnu *sümüklü *hem *gözü *yaş *olan
Bayramdan *bayrama *bir *tıraş *olan
Berbere *gelir *de *dükkân *beğenmez
*
Dağlarda *bayırda *gezen *bir *yörük
Kimi *tımar *sipah *kimi *ser-bölük
Bir *elife *dili *dönmeyen *hödük
Şehristâna *gelir *ezân *beğenmez
*
Bir *çubuğu *vardır *gayet *küçücek
Zu'm-ı *fâsidince *keyif *sürecek
Kırık *çanağı *yok *ayran *içecek
Kahvede *fağfuri *fincân *beğenmez
*
Yaz *olunca *yayla *yayla *göçenler
Topuz *korkusundan *şardan *kaçanlar
Meşe *yaprağını *kıyıp *içenler
Rumeli *bohçasını *duhân *beğenmez
*
Aslında *neslinde *giymemiş *hâre
İş *gelmez *elinden *gitmez *bir *kâre
Sandığı *gömleksiz *duran *mekkâre
Bedestene *gelir *kaftan *beğenmez
*
Kazak *Abdal *söyler *bu *türlü *sözü
Yoğurt *ayran *ile *hallolmuş *özü
Köyden *şehre *gelen *bir *köylü *kızı
İnci *yakut *ister *mercân *beğenmez
* *

KAZAK *ABDAL

pante
11-03-2007, 21:47
VAHDETNAME
*
Daha *Allah *ile *cihan *yok *iken
Biz *anı *var *edip *ilan *eyledik
Hakk'a *hiçbir *layık *mekan *yok *iken
Hanemize *aldık *mihman *eyledik
*
Kendisinin *ismi *henüz *yok *idi
Ismi *şöyle *dursun *cismi *yok *idi
Hiçbir *kıyafeti *resmi *yok *idi
Şekil *verip *tıpkı *insan *eyledik
*
Allah *ile *burda *birleştik
Nokta-i *amaya *girdik *birleştik
Sırr-ı *Küntü *kenzi *orda *söyleştik
İsmi *şerifini *Rahman *eyledik
*
Aşikar *olunca *zat *ü *sıfatı
Kûn *dedik *var *ettik *bu *semavatı
Birlikte *yarattik *hep *kainatı
Nam *ü *nisanını *cihan *eyledik
*
Yerleri *gökleri *yaptık *yedi *kat
Altı *günde *tamam *oldu *kainat
Yarattık *içinde *bunca *mahlûkat
Erzakını *verdik *ihsan *eyledik
*
Asılsız *fasılsız *yaptık *cenneti
Huri *gilmanlara *verdik *ziyneti
Türlü *vaadlerle *her *bir *milleti
Sevindirip *sad *ü *handan *eyledik
*
Bir *cehennem *kazdık *gayetle *derin
Laf *ateşi *ile *eyledik *tezyin
Kıldan *gayet *ince *kılıçtan *keskin
Üstüne *bir *köprü *mizan *eyledik
*
Gerçi *Kün *emriyle *var *oldu *cihan
Arş-ı *Kürsü *gezdik *durduk *bir *zaman
Boş *kalmasın *diye *bu *kevnü *mekan
Ademin *halkını *ferman *eyledik
*
Irfan *olan *bilir *sırrı *müphemi
izhar *etmek *için *ism-i *azamı
Çamurdan *yoğurduk *yaptık *ademi
Ruhumuzdan *bir *ruh *revan *eyledik
*
Adem *ile *Havva *birlik *idiler
Ne *güzel *bir *mekan *bulduk *dediler
Cennetin *içinde *buğday *yediler
Sürdük *bir *tarafa *puyan *eyledik
*
Adem *ile *Havvadan *geldi *çok *insan
Nebiler *Veliler *oldu *mümayan
Yüzbin *kerre *doldu *bosaldı *cihan
Nuh *Naciyullah'a *tufan *eyledik
*
Salihe *bir *deve *eyledik *Ihsan
Kayanın *içinden *çıktı *nagehan
Pek *çokları *buna *etmedi *iman
Anları *hak *ile *yeksan *eyledik
*
Bir *zaman *Eshab-ı *kefhi *uyuttuk
Hazreti *Musa'yı *Tur'da *okuttuk
Şiti *çulha *yaptık *bezler *dokuttuk
Idris'e *biçtirip *kaftan *eyledik
*
Süleyman'ı *dehre *sultan *eyledik
Eyyub'a *acıdık *derman *eyledik
Yakub'u *ağlattık *nalan *eyledik
Musa'yı *Şuayb'a *çoban *eyledik
*
Yusuf'u *kuyuya *attırmış *idik
Mısır'da *kul *diye *sattırmış *idik
Zeliha'yı *ona *çattırmış *idik
Zellesinden *bendi *zindan *eyledik
*
Davut *peygambere *çattırdık *udu
Kazadan *kurtardık *Lût *ile *Hûd'u
Bak *ne *hale *koyduk *nar-ı *Nemrud'u
İbrahim'e *bağ- *ı *bostan *eyledik
*
Ismail'e *bedel *cennetten *kurban
Gönderdik *şad *oldu *Halilürrahman
Balığın *karnını *bir *hayli *zaman
Yunus *peygambere *mekan *eyledik
*
Bir *mescide *soktuk *Meryem *Anayı
Pedersiz *doğurttuk *orda *Isa'yı
Bir *Ağaç *içinde *Zekeriyya'yı
Biçtirip *kanına *rizan *eyledik
*
Beyti *mukaddeste *Kudüs *şehrinde
Nehri *Şeria'da *Erden *nehrinde
Tathir *etmek *için *günün *birinde
Yahya'y'ı *'Isa'y'i *'uryan *eyledik
*
Böyle *cilvelerle *vakit *geçirdik
Bu *enbiya *ile *çok *iş *bitirdik
Başka *bir *Nebiyyizisan *getirdik
Anın *her *nutkunu *Kur'an *eyledik
*
Kuffarı *Kureyşi *ettik *bahane
Mehmet *Mustafa *geldi *cihane
Halkı *davet *etmek *için *imane
Murtaza'yı *ona *ihvan *eyledik
*
Ana *kıyas *olmaz *asla *bir *nebi
Nebiler *sahidir *Hakk'ın *habibi
Biz *anı *Nebiyyi-ihsan *eyledik
*
Hak *Muhammed *Ali *ile *birleşti
Hep *beraber *kabe *kavseyne *gittik
O *makamda *pek *çok *muhabbet *ettik
Leylerel *esrayı *seyran *eyledik
*
Bu *sözleri *sanma *her *insan *anlar
Kuş *dilidir *bunu *Süleyman *anlar
Bu *sırrı *müphemi *arifan *anlar
Çünkü *cahillerden *pinhan *eyledik
*
Hak *ile *hak *idik *biz *ezeliden
Ta *ruz-i *Eleştte *Kalubelide
Mekan-i *Hüda'da *bezm-i *celide
Cemalini *gördük *iman *eyledik
*
Vahdet *alemini *bilmeyen *insan
İnsan *suretinde *kaldı *bir *hayvan
Bizden *ayrı *değil *Hazreti *Süphan
Bunu *Kur'an *ile *ayan *eyledik
*
Sözlerimiz *bizim *pek *muhakkaktır
Doğan *ölen *yapan *bozan *hep *Haktır
Her *nereye *baksan *Hakkı *mutlaktır
Ahval-i *vahdeti *beyan *eyledik
*
Vahdet *sarayına *girenler *için
Hakkı *heykel *yakın *görenler *için
Bu *sırrı *Harabi *bilenler *için
Birlik *meydanında *cevlan *eyledik.

HARABİ

VAHDET: *Birlik. *Herşeyin *Tanrıdan *bir *parça *olması.

sylvia
12-03-2007, 13:36
Vartor'a ozel. Paristen

Kardesim beyazdan neden bikarsin










Vartora ozel. Paristen

Kardesim beyazdan neden bikarsin?
Kanadaya selam,biraz karda bize biraksin.

Bahcemde leylaklar subatta acti,
Ozledigim kisin tadida kacti

Istnbulda kar gormemis bu sene
Korku sarmis,musluklar sessiz kalacak diye

cocuktum Kanlica'nin dik yokuslarinda
Batardim dizlere kadar kar'a
Bugun kar ariyorum Paris sokaklarinda

Kanada'nin kar'ini kiskandim sanma
Buranin gri'si getirdi gina

Yolun duserse birgun buraya
Bir kardesin var,adi Sylvia

sylvia
12-03-2007, 13:39
Dindar kisiler zannediyor hak cagirir
Aslinda o fanileri toprak cagirir
Toprak anamiz her zaman adil ve buyuk
Her canliyi olmezlige cagirir


UMIT YASAR

sylvia
12-03-2007, 13:43
Tutusup yanmayi bir din bilir olduk tanrim
Yine yanmak dileriz sanma yorulduk tanrim
Aska taptik diye korkutma cehennemle bizi
Biz o alemde asil cenneti bulduk tanrim.



UMIT YASAR

antimuhammed
12-03-2007, 15:00
Atatürk e dil uzatanlara

İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz....

sodomo--
12-03-2007, 17:10
Dinlerden özgür şiirler topiğinin amacına ulaşmadığını görüyorum.
Bu topiğe "anti-din şiirleri" deseydi Pante, belki daha bi isabet olurdu :)

tewderi
12-03-2007, 17:37
SEVDAN BENİ

Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Sitem hacklenmiş sitesiz kaldım
Terketmedi sevdan beni...

Ahmet ARiF

tewderi
12-03-2007, 19:36
Vakit geldi, dünya yeşiller giyecek;
Ağaçlara Musa'nın eli değecek,
Kuru tohumlara İsa'nın nefesi;
Gözler açıp buluta çevrilecek.
Ömer Hayyam

pante
12-03-2007, 19:49
Sodomo, senin sevdiklerine de sıra gelecek. Sabret biraz. :)
Şimdilik din karşıtı ağırlıklı gitmesinin sebebi, bu tür şiirlere
susamışlıktan kaynaklanıyor. Yeter ki siyaset girmesin..


KANLICA

Bulmuşken hemşehrimizi
Kaçırmayalım değil mi?
Yazılmaz mı bir şiir
Güzelim Kanlıca’ya dair.

İsmi ha Sylvia olmuş ha Melda *
Kanlıca’da yaşam büyük sevda
Hasretinden yanarız çıra gibi
Anarız arasıra ettiysek de veda


Körfezden iskeleye yalı dokusu
Bir gelin gibi süzülerek siya siya
Denizin buram buram yosun kokusu
Aşk şarkıları söyleyerek vira vira

Beyaz akşamlarda çıkmak Mihrabata
Kanlıca’dan bakmak ışıl ışıl mehtaba
Hidiv’den Emirgan’a yollarız selam
Aşıklar, sevdalılar hepinize merhaba

Akar bir nehir gibi Çamlık’ tan *Boğaziçi
Duyduğun ses Kavacık’tan gelen esinti
Dik yokuşlarından inerken aheste aheste
Bir yudum şarap gibi dillerde aynı beste

Felsefeydi sohbetler Çardak’ta otururken
Kıyıdan vapurları seyretmek ne hoş.
Gülüşürdük ıslananlar dalgadan kaçarken
Sahilden Çubuklu’ya yürümek ne hoş.

Kolay unutulamaz hatırası yaşarken
Şahane gelir yoğurdu aslında tatsız iken
Bir şiir yazmış olduk Sylvia sayesinde
Yad ettik yeniden aklımızda *değilken.

Pante

frodo
12-03-2007, 20:54
Yahu bizim forumlarımızda ne yetenekler varmış *:lol:

Sylvia bi taraftan başkan bir taraftan. *:lol: *:lol:

sodomo--
12-03-2007, 23:15
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı...

13-03-2007, 00:04
NEFES

Eşeği saldım çayıra,
Otlaya karnın doyura.
Gördüğü düşü hayıra
Yoranın da anasını…

Münkir münafıkın huyu
Yıktı, harab etti köyü.
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de anasını…

Dağdan tahta indirenin,
Iskatına oturanın,
Mezarına götürenin
İmamın da anasını…

Derince kazın kuyusun,
İnim inim inilesin,
Kefenin diken iğnesin,
Dikenin de anasını…

Müfsidin, bir de gammazın,
Malı vardır da yemezin,
İkisin meyyit namazın
Kılanın da anasını…

Kazak Abdal nutk eyledi,
Cümle halkı ta’n eyledi.
Sorarlarsa kim söyledi,
Soranın da anasını…

pante
13-03-2007, 00:09
HİKAYE

Senin dudakların pembe,ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek, tut biraz.

Benim doğduğum köylerde ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim okşa biraz.

Benim doğduğum köylerde buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek savur biraz.

Benim doğduğum köylerde şimal rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır öp biraz.

Benim doğduğum köyleri akşamları eşkiyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem konuş biraz.

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin.
Benim doğduğum köyler de güzeldi.
Sen de anlat doğduğun yerleri
Anlat biraz.

Cahit KÜLEBİ

pante
13-03-2007, 01:25
Başka Türlü Bir Şey

Başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..
* * * * * * * * * * * * * *
Can Yücel

sylvia
13-03-2007, 02:42
Pante
Siirin cok hosuma gitti.Sene benim gibi kanlicalimisin.hemseriyiz ozaman.Ben dogma buyume kanlicaliyim.sedat Simavi okuluna mi gittin benim gibi?Hangi sene?Taniyoruz belki birbirimizi
ne dersin?Annem babam son uykularina yattilar Kanlica mezarligidna.Korfeze karsi.
Sevgiler hemserim

antimuhammed
13-03-2007, 03:14
Ey Tanrı içtim işte cennetteki şarabını
Arayıp dururum dünyadaki Helali mi
Cennette şarap akar ya ırmaklardan
Sokma beni cehenneme
Dünya şarabını içtim diye
İçipte düzdüm birini diye...

pante
13-03-2007, 13:41
"Siirin *cok *hosuma *gitti.Sene *benim *gibi *kanlicalimisin.hemseriyiz *ozaman.Ben *dogma *buyume *kanlicaliyim.sedat *Simavi *okuluna *mi *gittin *benim *gibi?Hangi *sene?Taniyoruz *belki *birbirimizi
ne *dersin?Annem *babam *son *uykularina *yattilar *Kanlica *mezarligidna.Korfeze *karsi.
Sevgiler *hemserim"

Sylvia, doğma büyüme Kanlıca'lı değilim. Kanlıca'da okumadım. Ben geldiğimde Kanlıca'ya
henüz Şişe-cam ve Tekel işçi evleri yapılmamıştı. Kanlıca çok daha sakin ve güzeldi.
Tanışır mıyız bilemiyorum ama benim kuşağım 40-50 yaş arası. 75-90 yılları arası Kanlıca'daydım. Sen bizden bir sonraki kuşakta olabilirsin. Yani 30-40 arası kuşaktan.
Tanışmasak da karşılaşmış olabiliriz.
Esen kal.

-------------------------------------------------------------

İÇKİYE BENZER BİRŞEY *


İçkiye benzer bir şey var bu havalarda

Kötü ediyor insanı, kötü

Hele birde hasretlik oldu mu serde

Sevdiğin başka yerde

Dertli ediyor insanı, dertli

İçkiye benzer bir şey var bu havalarda

Sarhoş ediyor insanı, sarhoş...
* * * * * * * *
Orhan VELİ

pante
13-03-2007, 16:42
Maalesef kabul edemiyorum Kuvvaci. *:( *
Çünkü bu şiir 2. sayfada mevcut zaten. Silmek zorundayım.
Sağlık olsun. Güzel bir şiir daha bekleriz. Din karşıtı olmasa da olur.
Dinlerden özgür olsun yeter. :)

tewderi
13-03-2007, 17:06
Ey Tanrı içtim işte cennetteki şarabını
Arayıp dururum dünyadaki Helali mi
Cennette şarap akar ya ırmaklardan
Sokma beni cehenneme
Dünya şarabını içtim diye
İçipte düzdüm birini diye...

Sevgili Antimuhamed bu şiir Ömer Hayyamınmı ?

pante
13-03-2007, 22:59
Herşey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel *

pante
13-03-2007, 23:05
Anlatamıyorum

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

Orhan Veli Kanık

pante
14-03-2007, 00:11
Bir Gün Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri,
Bir türlü sabah olmayı bilmez,
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden uğultudur başlar kulaklarında,
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık,
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın,
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine,
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu,
Şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin.
Gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için,
Vurursun başını soğuk, taş duvarlara,
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın.
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Ümit Yaşar Â*

pante
14-03-2007, 01:00
Hasretinden Prangalar Eskittim

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmed Arif *

tewderi
14-03-2007, 09:17
ICERDE

Haberin var mi tas duvar?
Demir kapi, kor pencere,
Yastigim, ranzam, zincirim,
Ugruna olumlere gidip geldigim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mi?

Gorusmecim, yesil sogan gondermis,
Karanfil kokuyor cigaram
DAGLARINA BAHAR GELMIS MEMLEKETIMIN

Ahmed Arif

pante
14-03-2007, 23:44
ÇOCUKLARIMIZA NASİHAT

Hakkındır yaramazlık.

Dik duvarlara tırman

yüksek ağaçlara çık.

Usta bir kaplan

gibi kullansın elin

yerde yıldırım gibi giden bisikletini..

Ve din dersleri hocasının resmini yapan

kurşunkaleminle yık

Mızraklı İlmihalin

yeşil sarıklı iskeletini..

Sen kendi cennetini

kara toprağın üstünde kur.

Coğrafya kitabıyla sustur,

seni «Hilkati Âdem»le aldatanı..

Sen sade toprağı tanı

toprağa inan.

Ayırdetme öz anandan

toprak ananı.

Toprağı sev

anan kadar...

NAZIM HİKMET

15-03-2007, 01:03
Bu Alemi Gören sensin
Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin

Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar'attın
Cömertliğin nerde senin

Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin

Kilisede despot keşiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin.

Kimden korktun da gizlendin
Çok aradın, çok izlendin.
Göster yüzünü çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin

Binbir ismin bir cismin var
Oğlun, kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin

Türlü türlü dillerin var
Ne acaip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin

Ademi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin

Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acaip sır da senin

Aşık Veysel Şatıroğlu

antimuhammed
15-03-2007, 01:15
Eskiden pek yazardım şiir. İnsan yaşlanınca duruluyor... Bir tanesini paylaşayım sizinle..

Uyuyamıyorum,
Senin hayalinle uzanıyorum
Uyuyamıyorum
Gün doğana kadar yaşıyorum.

Senin hayalinle uzanıyorum
Uykunun tatlı kollarına
Ama uyuyamıyorum
Gün doğana kadar sayıklıyorum

Güneşin içeri sızan ilk ışıklarında
Martıların iç sızlatan çığlıklarında
Günün gözümü alan aydınlığında
Sensiz sana varıyorum

Senin hayalinle uzanıyorum
Uyuyamıyorum
Gün doğana kadar yaşıyorum.

Sabah sessiz şehir uyandığında
Sigaramın iç yakan ilk nefesinde
Şekersiz demli buruk çayımda
Sabah yedi haberlerinde
Sensiz seninle yaşıyorum.

Senin hayalinle kalkıyorum
Daldığım rüyalardan
Uyanamıyorum
Sensiz gün batınca uyuyamıyorum

vartor
15-03-2007, 03:16
Segili sylvia siirini yeni gordum tesekkurler.
* * * * Bu da benden;


* *Beyaz griden bin kat guzel
* *Sylvia siir yazmis bana ozel,
* *bahar gelseydi ya artik buraya,
* *vartor tasinacak valla oraya.
* *
* Hem Paris'in grisi, hem Kanada'nin kari
* Hergun bal olsa biktirir baldan gayri
* gine de sevinmeli, hava civa diyerekten
* bir sair yapti benim gibi garibani.

pante
15-03-2007, 13:42
BU BİZİM Kİ

Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer
Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk ,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden
Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice'inkine
Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu, Â*
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor.
Â* Â*
Cemal Süreya

pante
15-03-2007, 13:47
ADAM GİBİ

Ben seni hiç sevmedim ki,
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim.
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim.
Bir de yıldızları sevdim,
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular.
Ben seni hiç sevmedim ki...

Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim,
Kurşunları sevdim beni vurduğunda.
Ağlamayı sevdim unuttuğunda.
Yalnız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim...
Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda...
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği.
Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini.
İkindide yağmur gibi,
Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi.
Ben seni hiç sevmedim ki...

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı,
Nisanı hatırlatmanı,
Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını.
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı,
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman.
Sakız satan çocukları,
Yeni çıkan şarkıları,
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim...
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim.
Yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki...

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine,
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde,
Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde.
Buğusunda sabahın,
Acımasızlığında bir ahın,
Ağlayan yüzünde İsa'nın,
Ferahlatan gücüyle duanın,
Korkutan yanıyla narın...

İncirin, zeytinin ve kalbin üstüne,
Gülün üstüne,
Tutunduğum umudun üstüne,
Korkunun üstüne,
Senin üstüne,
Hepsinin üstüne,
Hep senin üstüne,
Ben seni hiç sevmedim ki...

Gittiğin zaman,
Gitmeni sevdim.
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevmedim...
Korkuyordum sana alışmaktan.
Yine de sevdim gülümsemeyi,
Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından.
Kırlara ilk kar düştüğü zaman,
Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim,
Seni içimde öldürdüğüm zaman...
Ben seni hiç sevmedim ki.
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim.
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Bir de yıldızları sevdim,
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular...
Ben seni hiç sevmedim ki,
Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim.
Menekşeyle konuşmanı, nisana hatırlatmanı,
Baharın bir adının da yalnızlık olmalığını.
Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı,
Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman.
Sakız satan çocukları, yeni çıkan şarkıları,
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim.
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe,
Ben yangını sevdim,
Yandığım zaman böyle işte...
Ben seni hiç sevmedim ki.
Ben sevdim mi,
Adam gibi severim... * *

Tayfun BIÇAK

pante
15-03-2007, 17:11
RİNDLERİN AKŞAMI


Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!

Cihâna bir daha gelmek hayâl edilse bile,

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyâh açılan

Ve arkasında güneş doğmıyan büyük kapıdan

Geçince başlıyacak bitmeyen sükûnlu gece.

Gurûba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül!

Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhud gül.

YAHYA KEMAL BEYATLI

pante
15-03-2007, 20:13
DÖRTLÜKLER

Â*
Cellat Â*uyandı Â*yatağında Â*bir Â*gece
"Tanrım" Â* dedi Â* "Bu Â*ne Â*zor Â*bilmece Â*:
Öldükçe Â*çoğalıyor Â*adamlar
Ben Â*tükenmekteyim Â*öldürdükçe..."

Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ***
Yıllanmış Â*bir Â*ağaç Â*gibi Â*köklü, Â*gür
Hiç Â*yıkılmayacakmış Â*gibi Â*görülür
Efsane, Â*hurafe, Â*yalan, Â*uydurma Â*
Yakındır Â*hepsi Â*dibe Â*gömülür

Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â****
Eskidenmiş Â*sabredip Â*murada Â*ermek
Şeyhin Â*kerametini Â*bekleyerek
Öyle Â*zamanlar Â*yaşamaktayız Â*ki Â*dostum
Erdemdir Â*tez Â*elden Â*müdahale Â*etmek Â*...

Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ***
Dostları Â*özle, Â*sevdiğini Â*kucakla
Çocukları Â*öp, Â*çiçekleri Â*kokla.
En Â*zorlu Â*anındayken Â*bile Â*kavganın
Gökyüzüne Â*bak, Â*yıldızları Â*topla.

Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â****
Her Â*an Â*bir Â*çarpıntıyı Â*yaşamaktayım
Her Â*an Â*çılgın Â*bir Â*heves Â*dağlıyor Â*kalbimi
Tanrım, Â*ben Â*mi Â*hayatı Â*aşmaktayım
Yoksa Â*hayat Â*mı Â*aşmakta Â*benliğimi...

Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ***
Hayale, Â*düşe, Â*doğa Â*ötesine Â*karnım Â*tok
Cine, Â*periye, Â*iblise, Â*nebiye Â*imanım Â*yok
Şu Â*dünyada Â*insan Â*gibi Â*yaşadın Â*mı
Gerisini Â*boşver Â*hiç Â*önemi Â*yok.

Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â****
Ölüm Â*düşüncesinden
Ürküntü Â*duymazdım Â*belki
İki Â*tarih Â*arasına Â*sıkışmak
Onurumu Â*incitmeseydi...
Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* ***
Gök Â*sanki Â*eriyecek Â*mavilikten
Çimenler Â*uykulu Â*ve Â*sıcak
Bir Â*kadın Â*geçiyor
Çıplak Â*ayaklarını Â*kalbime Â*basarak

Â* Â* Â* Â* Â* Â****
Sevdiğim
Sonsuzluğa Â*yitirdiğim Â*ender Â*çiçek
Geri Â*kalan Â*yılları Â*ömrümün
Seni Â*anımsamama Â*yetmeyecek. Â*
Â*
[Ataol *Behramoğlu */ *Düzenleme-Pante

frodo
15-03-2007, 20:40
Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim / Can Yücel

*Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
*Nasıl koşarsa ardından bir devin,
*O çapkın babamı ben öyle sevdim.

*Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
*Atlastan bakardım nereye gitti,
*Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

*Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
*Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
*Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

*En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
*Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
*Hayatta ben en çok babamı sevdim

pante
15-03-2007, 20:48
UZAK KADERLER İÇİN

Birgün, bir yağmurla garip garip
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladım
Alıp başımı gideceğim.
Asır yirminci asırdır, amenna
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
Uzaklar daha uzaklaşır.
Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri
Sımsıcak sevgilere muhtacım.
Bir gün alıp başımı gideceğim
Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollarr...
Belimi bir ılık şal sarsın, mavi
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız
Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.
Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde
Diyarı gurbette kanlı bir aşk
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde
En uzak beyazlar,
En yakın ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam
İçip içip ağlasam...
Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?
Herkesin derdinden pay isterken.
Uzak kaderlerin suları çağlar şimdi
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.
Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz, bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim.

EDİP CANSEVER

pante
15-03-2007, 22:40
ÖLÜMDEN SONRA


Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak..

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bize arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aksimizden eser yok.

CAHİT SITKI TARANCI

15-03-2007, 23:22
ASK

Sen kocaman çöllerde bir kalabalik gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balik gibisin.
Bir isitir,bir üsütür,bir aglatir,bir güldürür;
Sen hem bir hastalik hem de saglik gibisin.


* * * Özdemir ASAF

pante
17-03-2007, 10:52
ANNABEL LEE

Çok yıllar önceydi
Deniz kıyısı bir kentte
O, güzeller güzeliydi
Tanırsınız elbette
Adı Annabel Lee.

Aşk için yaratılmıştı sanki
İkimizde çocuktuk daha
Karasevdaydı bizimkisi
Sırılsıklam aşıktık
Ben ve Annabel lee
Kıskanırlardı ikimizi
Göze geldi aşkımız.

Birgün bir rüzgar esti
Deniz kıyısı kentimiz
Soğuktan buz kesti.
Üşüttü Annabel’im
Hastalandı birdenbire
Onu benden kopardılar
Taşıdılar el üstünde
Bir kabire kapattılar
O deniz ülkesinde
Ayrılığı yaşattılar.


Eşsiz bir aşktı bizimkisi
Yarışamazdı hiç birisi
Nazar ettiler gözleriyle
Çekemeyen sözleriyle
Ayırdılar bedenimizi.
Kesildi ama soluğumuz
İşte birleşti ruhumuz.
Ne yaşça büyüklerin,
ne akılca üstünlerin
Gökteki meleklerin
Yeryüzündeki cinlerin
Aramıza girmeye
Gücü yetmez hiç birinin

Yıldızların ışıltısı değil gördüğünüz
Annabel’imin gözlerinin pırıltısıdır
Ay bile doğmaz bilesiniz
Ondan rüyalar gelmeyince
Ah Annabel’im biricik sevgilim
Yaşanır mı seni görmeyince.
Bütün geceler beraberiz
Uzanırım yanı başında
Öpüşür, sevişiriz
Soğuk mezar taşında
O deniz ülkesinde
Tepenin yamacında
Sonsuza kadar biriz
Ayrılmaz ikiliyiz.

ADGAR ALLEN POE / Çeviren: PANTE

frodo
17-03-2007, 11:30
Bu şiir olmazsa topic öksüz kalacak başkan. Daha önce forumlarımıza özgür_beyin tarafından
asılmıştı ama bulamadım.

Tanrı Baba bir sabah uyanınca
Biz insanları düşündü nasılsa
Gitti pencereye "Kim bilir" dedi.
'Belki o gezegen yok oldu gitti"
Ama baktı uzakta, çok uzakta
Bir köşecikte fır fır dönüyor dünya.

"Şeytan canımı alsın " dedi Tanrı
'Alsın vallahi çocuklar
Bir şey anlıyorsam
Bu dünyalıların tutumlarından''

"Ey benim minnacık yaratıklarım
Ak ve Kara, donuk ve yanıklarım''
Dedi Tanrı, babacan haliyle.
"Sözde ben yönetiyor muşum sizi
Oysa görüyorsunuz,
Allah çok şükür,
Benim de sürüyle bakanlarım var"

"Şeytan canımı alsın " dedi Tanrı
Alsın vallahi,
Bu bakanlar ikişer, üçer
Atmazsam kapıdan dışarı.''

Boşuna mı şarap verdim,
Kızlar verdim size
Güzel güzel yaşayasınız diye
Nasıl olur da siz bana
'Orduların Tanrısı' dersiniz
Ne yüzle alıp adımı dilinize
Top atarsınız birbirinize... "

"Şeytan canımı alsın " dedi Tanrı
"Alsın vallahi çocuklar
Bir tek orduya kumanda ettiysem bugüne dek
Su süslü püslü zibidilerin
İşi ne yaldızlı tahtlar üstünde?
Nedir o kasilmalari, böbürlenmeleri?
Beslediginiz bu karınca beyleri
Sözde benden kutsal haklar almışlar
Benim inayetimle kral olmuşlar. "

"Şeytan canımı alsın " dedi Tanrı
"Alsın vallahi çocuklar "
Sizleri böyle kötü yönetenler
Geldiyse benden.
Bir de o kara bücürler var, benden geçinen
Burnum illallah dedi tütsülerinden
Yaşamayı oruca çevirmis bu softalar
Verdikleri parlak vaazlara gelinceee,

"Şeytan canımı alsın " dedi Tanrı
"Alsın vallahi
Birsey anlıyorsam bu heriflerin anlattıklarından''
"Artık bana kızmayın çocuklar
Sevişin, güle oynaya yaşayın
Sizi yakar makarım diye de korkmayın,
Kralına da, yobazına da basın kalayı!. .''
Ama keselim, Allahısmarladık
Jurnalciler duyarsa yandık.

"Şeytan canımı alsın " dedi Tanrı
"Alsın vallahi çocuklar
Bu yüzsüz herifleri
Sokarsam kapidan içeri
Kapıdan içeri kapıdan içeri... "


Bu şiiri Pierre Jean Beranger adından bir keşiş XIII. yüzyıl ya da XIV.
yüzyılda yazmış.

pante
17-03-2007, 23:30
18 Mart Çanakkale Destanı anısına:

ÇANAKKALE

“Söyle arkadaşım “dedi Anadolulu Mehmet
Yanıbaşında ki Anzak erine
“Nerelerden kopup gelmişin
Neden çökmüş bu mahsunluk üzerine”
“DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN” dedi gencecik Anzak
“Öyle yazmışlar mezar taşıma
Doğduğum yerler öylesine uzak
Örtündüğüm topraksa gurbet bana”
“Dert edinme arkadaşım” dedi Mehmet
“Değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet
Sende artık bizdensin
Sende bencileyin bir Mehmet”
Çanakkale toprağının
Üstü cennet altı mezar
Kavga bitmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar
“Ya sen” dedi Mehmet
Oyun çağındaki İngiliz erine
“Yaşın ne senin kardeş
böylesine erken buralarda işin ne”

“Yaşım sonsuza dek on beş”
dedi ufak tefek İngiliz eri
“Köyümde askercilik oynar
coştururdum trompetle bizimkileri
Derken kendimi cephede buldum
Oyun muydu gerçek miydi anlamadan
Bir sahici kurşunla vuruldum
Sustu boynumdaki trompet
Son verildi böylece oyundan bozma işime
Gelibolu’da bana bir yer kazıldı
Mezar taşıma ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ yazıldı
Öyküm de künyem de bundan ibaret
Yağmur yağıyordu usul usul toprağa
Gözyaşları düşerek üstüne sanki
Damla damla ağlıyordu uzaktan uzağa
Sahibini yitiren bir trompet
“Ya sizler” dedi Mehmet
Dünyanın dört kıtasından
Mezar dolusu erlere
“Hangi rüzgar savurdu sizleri
bu bilmediğiz yerlere”
Kimi İngiliz’di kimi İskoç
Kimi Fransız dı kimi Senegalli
Kimi Hintli kimi Nepall
Kimi Avustralya’ dan Yeni Zellanda ’dan Anzak
Gemiler dolusu asker
Her biri niye geldiğinden habersiz
Gelibolu’nun oya gibi koylarından sızarak
Tırmanmışlardı dağa bayıra
Siper siper yara gibi yarılan toprak
Mezar olmuştu savaş ardından onlara

Kiminin BURADA YATTIĞI SANILIR
Kiminin ADI BİLİNSE DE MEZARI BİLİNMEZ
Kiminin de mezar taşında
On altı,on yedi on sekiz yaşında
EBEDİ İSTİRAHATE ÇEKİLDİĞİ yazılı
Çanakkale topraklarında
Her birinin erken biten yaşam öyküsü
Eski yazıtlar gibi taşlara böyle taşlara böyle kazılı
“anlamaz mıyım”dedi “halinizden kardeşler”
adına yazılı taşı bile olmayan asker
Anadolulu Mehmet
“Bende yüzyıllarca yaban ellerde
Neyin uğruna bilmeden can vermişim
Kendi yurdum uğruna can vermenin tadına
İlk kez Çanakkale’ de ermişim

Uğrunda can verdikçe vatanlaştı ancak
Ekip biçtiğim padişah mülkü toprak
Değil mi ki sizler alamazsanız bile
Bu topraklar almış sizleri basmış bağrına
Sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale “

Çanakkale toprağının
Üstü cennet altı mezar
Kavga bitmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar
Bir garip savaştı Çanakkale Savaşı
Kızıştıkça kızgınlığı dindiren
Ara verdikçe ateşe düşmanı kardeşe
Döndüren bir savaş
Kıyasıya bir savaştı
Ama saygı üreten bir savaş
Yaklaştıkça birbirine
Karşılıklı siperler
Gönüllerde yakınlaştı
Düştükçe vuruşanlar toprağa
Dostlar gibi kaynaştı
Savaş bitti
Ölenler kaldı sağlar gitti
Köylü köyüne döndü evli evine

Kır çiçekleri geldiler akın akın
Çekilen askerlerin yerine
Yaban gülleri dağ laleleri papatyalar
Kilim kilim yayıldılar toprağa
Siper siper
Toprağın savaş yaralarını örttüler
Koyunlar koruganları yuva yaptı kendine
Kuşlar döndü gökyüzüne kurşunların yerine
Çiçeğiyle yemişiyle yeşiliyle
Silah yerine sapan tutan elleriyle
Geri aldı savaş alanlarını doğa
Can geldi toprağa silindikçe kan izleri

Yeryüzünde cennet oldu öylece
O cehennem savaş yeri
Şimdi Çanakkale Gelibolu
Bahçe bahçe
Ülke ülke
Mezar dolu
Üstü cennet altı mezar
Çanakkale toprağının
Kavga bitirmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar
“Huzur içinde uyusun”
Vuruştukları topraklarda
Kavgadan kinden uzakta
Yanyana dostça yatanlar

BÜLENT ECEVİT

K.C.
19-03-2007, 12:40
Haberin olsun... (8x4’lük)

Soracak imişsin...ne? ..nasıl? ..diye...
Sor! sor amma...sormaya yerin olsun...
Cevap ver sen! ..sen, asıl ki...niye? ..
Ben de soracağım...haberin olsun!

Baştan sormadın ki...şimdi sorarsın...
Hayır – şer senden de bende ararsın...
Her, ettiğim şeyi...şerre yorarsın...
Ben de soracağım...haberin olsun!

Ne doğumum ne de cinsim sormadın
İstedim...ya verdin ya da vermedin
Kötü günüm oldu onu görmedin...
Ben de soracağım...haberin olsun!

Âlem yükün tutmuş ben bomboş kaldım...
İstedim...istedim hep hava aldım...
Hiç gün görmedim eleme daldım...
Ben de soracağım...haberin olsun!

Aş, eş, iş...velhâsıl seçme hakkın yok!
Alkol haram imiş...içme hakkın yok!
Sırat kıldan ince...geçme hakkın yok!
Ben de soracağım...haberin olsun!

Elâlem aldı mı? ...deve yüküyle...
Tamamını değil...varsa ekiyle...
Hep bir! bir bana. da.. ona ikiyle...
Ben de soracağım...haberin olsun!

Kader mi diyorlar işte her neyse...
Herkes adem...ben gibiyse...bireyse...
Bir anlayabilsek...bu hak, hak şeyse...
Ben de soracağım...haberin olsun!

Varsın bilirim...ki var olmalısın...
Hep vermelisin de...”hiç” almalısın...
Sen yarattı isen...aşk dolmalısın...
Ben de soracağım...haberin olsun!


(şairini bilmiyorum)

kuvvaci
23-03-2007, 14:00
Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardın
Hani sen git demiyecektin bana
Ve ben herşeye rağmen gelecektim
İçimde bir umut
Ellerimde olgun meyvalar
Dünya nimetleri
Gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı
Ama ne sen gel dedin
Ne de ben gelebildim herşeye rağmen
Aşkımız ayrılıklarla başladı
Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
Öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
Karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri
Deniz fenerinin ışığında yıkanırdık
Köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman
Ne yana baksak denizdi, maviydi, ışıktı
Sonra bir çaresizlikti zifir
Akıntıya kapılmış gemiler gibiydik

...

Şimdi bir kutup var sana çeker beni
Bir kutup var senden öteye
Ben onun için böyle ortalıklarda kaldım
Dağ yollarında, caddelerde, sokaklarda
Onun için bulup bulup yitirdim seni
Hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana
Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
Zamandın, zamandan öte bir şeydin
Yıllarca bir meşale gibi yandın uzaklarda
...

Benim de bir insan tarafım vardı
Bakma böyle kötü olduğuma
Benim de dileklerim vardı
Benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
Yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
Her gün bir kadın ağlar benim yüzümde
Büyük dertler için benim ellerim
Anlamıyor musun
Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmediğimden böyle çirkinim

...

Kalbimi yardım
Bir damla kan aktı
Kutuplara kar yağıyordu
Üşüdüm
Failatun vezniyle seni çağırıyorum
Bana imbiklenmiş yeşilliğini getir
Dur gitme
Beş kuruşum vardı kaybettim
Dur gitme
Isırgan otlarından kurtar beni

...

Chopin'in cenaze marşı çalınıyor
Ölüler ayağa kalktı
Görüyor musun
Şu soldan ikinci benim
Senin yüzünden öldüm
Şimdi seni getiriyorlar karanlığıma
Ağlıyorum
Biraz sev beni
Gül biraz
Yaklaş biraz
Seni affediyorum

Kuşkonmaz dallarına astım kendimi
Sedir ağaçlarına gül yapraklarına
Başımı taşlara vurdum
Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı
Tanrısal duygular içindeydim
Bütün tanrısızlığımdan uzakta
Bir kemiklerinin sertliğini aldım
Bir teninin aklığını
Sonra sıcaklığını dudaklarının
Gel bak
Sana bir tanrı getirdim
Gel bak
Bir tanrı yarattım senden

Ümit Yaşar Oğuzcan

ozgur_beyin
23-03-2007, 17:29
TANRI Â* BABA
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*TANRI Â*BABA, Â*BİR Â*SABAH Â*UYANINCA
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BİZ Â*İNSANLARI Â*DÜŞÜNDÜ Â*NASILSA
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*GİTTİ Â*PENCEREYE: Â*KİMBİLİR Â*,DEDİ
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BELKİ Â*O Â*GEZEGEN Â*YOK Â*OLDU Â*GİTTİ
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*AMA Â*BAKTI Â*ÇOK Â*UZAKTA
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BİR Â*KÖŞECİKTE Â*FIRIL Â*FIRIL Â*DÖNÜYOR Â*DÜNYA
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ŞEYTAN Â*CANIMI Â*ALSIN,ALSIN Â*VALLAHİ Â*ÇOCUKLAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BİR Â*ŞEY Â*ANLIYORSAM
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BU Â*DÜNYALILARIN Â*TUTUMLARINDAN
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* EY Â*BENİM Â*MİNNACIK Â*YARATIKLARIM
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* AK Â*VE Â*KARA,DONUK Â*VE Â*YANIKLARIM
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* DEDİ Â*TANRI, Â*EN Â*BABACAN Â*HALİYLE. Â* Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* SİZİ Â*BEN Â*YÖNETİYORMUŞUM Â*SÖZDE
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* OYSA Â*GÖRÜYORSUNUZ,ALLAHA Â*ŞÜKÜR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* BENİM Â*DE Â*SÜRÜYLE Â*BAKANLARIM Â*VAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ŞEYTAN Â*CANIMI Â*ALSIN,ALSIN Â* VALLA Â*Kİ Â*ÇOCUKLAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* BU Â*BAKANLARI, Â*İKİŞER Â*ÜÇER Â*ATMAZSAM Â*KAPI Â*DIŞARI
Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* BOŞUNAMI Â*KIZLAR Â*VERDİM,ŞARAP Â*VERDİM Â*SİZE?
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* GÜZEL Â*GÜZEL Â*YAŞAYASANIZ Â*DİYE
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* NASIL Â*OLUR Â*DA, Â*SİZ Â*BENİM Â*İNADIMA
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ORDULARIN Â* TANRISI Â*, Â*DERSİNİZ Â*BANA
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* NE Â*YÜZLE Â*ADIMI Â*ALIP Â*DİLİNİZE
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* TOP Â*ATARSINIZ Â*BİRBİRİNİZE
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ŞEYTAN Â*CANIMI Â*ALSIN Â*DEDİ Â*TANRI
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ALSIN Â*VALLA Â*Kİ,ÇOCUKLAR Â*BİR Â*TEK
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ORDUYA Â*KUMANDA Â*ETTİYSEM Â*BUGÜNE Â*DEK
Â* Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ŞU Â*SÜSLÜ Â*PÜSLÜ Â*ZİBİDİLERİN Â*İŞİ Â*NE
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*YALDIZLI Â*TAHTLAR Â*ÜSTÜNDE
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*NEDİR Â*O Â*KASILMALARI Â*BÖBÜRLENMELERİ
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BESLEDİĞİNİZ Â*KARINCA Â*BEYLERİ
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*SÖZDE Â*BENDEN Â*KUTSAL Â*HAKLAR Â*ALMIŞLAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BENİM Â*İNAYETİMLE Â*KRAL Â*OLMUŞLAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ŞEYTAN Â*CANIMI Â*ALSIN,ALSIN Â*VALLA Â*Kİ Â*ÇOCUKLAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BENDEN Â*GELDİYSE Â*EĞER
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*SİZLERİ Â*BÖYLE Â*KÖTÜ Â*YÖNETENLER
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BİRDE Â*O Â*KARA Â*BÜCÜRLER Â*VAR Â*BENDEN Â*GEÇİNEN
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BURNUM Â*İLLALLAH Â*DEDİ Â*TÜTSÜLERİNDEN
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*YAŞAMAYI Â*ORUCA Â*ÇEVİRMİŞ Â*BU Â*SOFTALAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BENİM Â*ADIMA Â*LANET Â*YAĞDIRMADALAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*VERDİKLERİ Â*PARLAK Â*VAAZLARA Â*GELİNCE
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BUNLAR Â*BENİM Â*İÇİN Â*ARAPÇA Â*İBRANİCE
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ŞEYTAN Â*CANIMI Â*ALSIN Â*DEDİ Â*TANRI
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ALSIN Â*VALLAHİ Â*DAMLA Â*İNANCIM Â*VARSA
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*BU Â*ADAMLARIN Â*ANLATTIKLARINA
Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*HİÇ Â*BANA Â*KIZMAYIN Â* ARTIK Â*ÇOCUKLAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*TEMİZ Â*YÜREKLİ Â*OLUN Â*BANA Â*YETER
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*SEVİŞİN Â*,GÜLE Â*OYNAYA Â*YAŞAYIN Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*SİZİ Â*YAKAR Â*MAKARIM Â*DİYE Â*KORKMAYIN
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*KRALINA Â*DA Â*YOBAZINA Â*DA Â*BASIN Â*KALAYI
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*AMA Â*KESELİM, Â*ALLAHA Â*ISMARLADIK
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*JURNALCILAR Â*DUYARSA Â*YANDIK Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ŞEYTAN Â*CANIMI Â*ALSIN, Â*ALSIN Â*VALLA Â*Kİ Â*ÇOCUKLAR
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* O Â*YÜZSÜZ Â*HERİFLERİ
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* SOKARSAM Â*KAPIDAN Â*İÇERİ
Â*
Â* Â* Â* Â* Â* Â* BERANGER Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*çeviri Â*S. Â* Â* EYÜPOĞLU

pante
24-03-2007, 20:38
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Bütün çiçeklerini getirin buraya.
Öğrencilerimi getirin buraya
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya
Son bir ders vereceğim onlara
Son şarkımı söyleyeceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum.
Kaderleri bana benzerler
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi, hepinizi istiyorum gelin görün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin.
Çocukları öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini
Köy okullarında açan gizli ve sessiz
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum
Ölmemek istiyorum yaşamak istiyorum
Yetiştirdiğim bahçe yalnız kalmasın
Tarumar olmasın istiyorum perişan olmasın
Beni bilse bilse çiçekler bilir dostlarım
Niçin yalnız yaşadığımı ben onlara söyledim
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım
Ama ben dünya üstündeyim toprakta
Çile çektim, yalnız kaldım ama yaşadım
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım.
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

CEYHUN ATIF KANSU

pante
25-03-2007, 01:03
UNUTMADIK

Yaralı bayramlar geçti
Mevsimler, bütün anlamlarıyla
Yüreğin koyu yerinde birikenler
Kendi takvimleriyle gelip geçtiler
Gelip geçti şehirler ve ölüler
Unutmadık
Topraktan çoban yıldızına değin
Her yer
Her şey
Mümkündü
Nazım kadar coşkulu
Argon kadar asık
Lorca kadar yaralıydık
Unutmadık
Orada bir coğrafya yağmalanıyor
Orada gazetelerin ofset baskısı
Orada yeniden yazıyorlar 835 satir
Ve umudunu kaybetmeyen şehirler
Gökyüzünün karanlık kefeniyle örttük
Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz
Adsız ölüleriz
Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan
Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi
Savaşlar ve pazarlar cağıydı
Ayni silahlardı kullandığımız
Ayni carsılar ayni kandı
Sevgiye ve kursuna açılmayan yüreklerden geçtik
Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden
Viran tarihten
Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven
Çocuklar gibi kusup
Kırda gelincikler gibi gülümseyen
Müsademe çocuklarını gördük
Geçip gidiyorlardı
Tarihin en uzun gecesinden
Pazarlarda ayni kan
Ayni paranın değiş tokçusunda
Karanlık carsılar
Ayni kanlı tarih her defasında
Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatin
Ölüme yakın duran
Bir de on binlerin korosunda haykıran
İntifada intifada
İki güzelliğimiz vardı bizim
Ufkumuzdan inen
Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz
Birini kursunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı
Otuz uç kursun sikildi her birimize
Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın
Doğunun gündüz ve gecelerinde
Otuz üç yıldız
Hala ışığını gönderiyor bize
Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim
Birkaç karanfil
Yol için ipek, uyku için maya
Kalbiniz için
Kara bir yemin gibi çırılçıplak
Kelimeler getirdim
Kaybolmuş yüzyılların vatanında
Olumun erken takibe aldığı çocuklar
Dağlarda değilim sizinle birlik
Yalnızca mataranıza su vermeye geldim
Nazım kadar coşkulu
Argon kadar asık
Lorca kadar yaralı
Serap ile hakikat arası
Cağın asamadığı uçurumlarda
Gider gelirim gider gelirim
Efsanelerin çeşitlendiği yol ağızlarındaki büyük kamaşma
Anda gizlenen zaman
Ateşin alesta dili
Bitkiler, otlar, kökler
Dağlanmış dil, narin rengi
On binlerin dönüştüğü uğuldarken
Doğunun yeni defteri
Topraktan çoban yıldızına değin
Her yer her şey karanlık bir pusuda
Yazının, tekerleğin, tarihin
İlk çocuklarından
Ey büyük Mezopotamya
İki bin yıllık gece
Don geri bak
Kardeşlerim oluyor kalbimin doğusunda *

Murathan MUNGAN

pante
25-03-2007, 01:08
İSTANBUL’U DİNLİYORUM

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

ORHAN VELİ KANIK

aldostu
25-03-2007, 01:22
Sert gözüken adamlar da romantik olabiliyor değil mi sevgili Pante ?
Çok güzel şiirler koymuşsunuz;
sen ve diğer arkadaşlarım.

Duygusallık ayrı bir lezzet..
Duygulu insanları severim,aynı zamanda zeki ve akıllı iseler.

Şiirlerde çerçevelik laflar var.
Bazen küçümseyip,
dudak büktüğümüz bir şarkı veya şiirdeki bir söz;
gün geldiğinde;
boğazınıza düğümlenen bir hıçkırık oluveriyor..

Ne kadınlar seviyorsunuz,
hiç haberleri olmadan.
Veya seviyorsunuz adam gibi,
karşınızdaki bunu algılıyamıyor.

Romantiklik güzel be Pante.
Ya 2 kadeh içmişken,
veya ilahi bir aşkla duygulanmış iken.

Bir de müzik olsa bu duygulu şiirlerin altında..

Dostlarıma sevgilerimle..

pante
25-03-2007, 01:38
Orhan Veli'nin şiiri Sodomo içindi. Bu şiir de Aldostu'muza..

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam *ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran *da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız * fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.


ATTİLA İLHAN

senol
25-03-2007, 19:13
Yapraklar uzatıldı bugün
* * * * * * * * *Zeytin dalı yerine..
* * * * Testere gibi
* * * * * *Verilen yapraklar
* * * * * *Kan dolu damarları…..
* * * *

* * * * *Size kaktüs sevmesi öğretildi
* * * * * * * * *Diken dolu gözlerinde,bıçaklar
* * * * * * * * *Yeni yapılmış anadolunun *göğsüne zehirli dövmesi.

* * * * *Size kaktüsken,sizi sevmeye gelen eli
* * * * * * * * * * * * * * * * * * El olarak görmenizi öğretenler
* * * * * * * * * * * * * * * * * * Kaktüs kadar
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Mesafeden gizli gizli gül seviyorlar
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Beceremedikleri,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Katlanmak gülün dikenine..
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *Gülü dikeniyle,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *Sevemeyen bunlar, size de öğretecek
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *Gülü sevmemeyi…

* * * * *Siz de dikensiz gül sevecek,
* * * * *Onun gibi olacaksınız,sırf onlar için
* * * * *Ama sevgililer tutmayacak sizi..
* * * * *
* * * * *Yapraklar uzatıldı bugün
* * * * * * * * Zeytin dalı yerine
* * * * * * * * Sizin de damarlarınız geniş olmalı geniş olmalı
* * * * * Yaprak olasınız diye….



* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Beğeninize sunuyorum.sevgilerimle

pante
26-03-2007, 00:04
DİYALEKTİK GAZEL *



Büyük bir şaşaadır ölüm

Ebruli nurlarla gelir

Öyle bir yanardağdır ki öfkesi

Mutantan destur'larla gelir



Karşıtıyla yüklüdür herşey

Mutlak çözümlerden vazgeç

Tartışılmaz mükemmellikler

Ne gizli kusurlarla gelir



Sen sen ol korkma karanlıktan

Dik ışık çekirdeklerini

Çünkü en berrak sular bile

En yağlı çamurlarla gelir



Nasıl doğmakla başlarsa ölüm

Ölmekle başlar öyle hayat

Bil ki dünyayı sarsan sıçramalar

Birikmiş şuurlarla gelir.


ATTİLA İLHAN

pante
26-03-2007, 20:52
GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ

Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
Gövdemizle karanlıkları yara yara
Çıktık,
Rüzgarları en serin
Uçurumları en derin
Havaları en ışıklı sıra dağlara.
Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!
Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
Göz göze
Yan yana
Durun çocuklar.
Taşları birbirine vurun çocuklar.
Doldurun çocuklar,
Doldurun
Doldurun
Doldur içelim.
Başları
Göklere atalım
Serden geçelim..
Heeey, nerden geçelim?
Yalınayak
Koşarak
Devlerin geçtiği yerden geçelim.
Heeey
Hop
Heeey
Hep birden geçelim.
Doldurun çocuklar,
Doldurun
Doldurun,
Doldur içelim.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!.

NAZIM HİKMET

pante
27-03-2007, 00:50
ŞEYH BEDRETTİN DESTANI'NDAN

Sıcaktı.
Sıcak.
Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *sıcak.

Sıcaktı.
Bulutlar doluydular,
bulutlar boşanacak
* * * * * * * * * * * * boşanacaktı.
O, kımıldanmadan baktı,
* * kayalardan
* * * * * * * * iki gözü iki kartal gibi indi ovaya.
Orda en yumuşak, en sert
en tutumlu, en cömert,
en
* *seven,
en büyük, en güzel kadın:
* * * * * * * * * * * * * * * * * *TOPRAK
* * * * * * * *nerdeyse doğuracak
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * doğuracaktı.

Sıcaktı.
Baktı Karaburun dağlarından O
baktı bu toprağın sonundaki ufka
* * * * * * * * * * * * çatarak kaşlarını :
Kırlarda çocuk başlarını
Kanlı gelincikler gibi koparıp
çırılçıplak çığlıkları sürükleyip peşinde
beş tuğlu bir yangın geliyordu karşıdan ufku sarıp.

Bu gelen
* * * * * Şehzade Murattı.
Hükmü hümâyun sâdır olmuştu ki Şehzade Muradın
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *ismine
Aydın eline varıp
Bedreddin halifesi mülhid Mustafanın başına ine.

Sıcaktı.
Bedreddin halifesi mülhid Mustafa baktı,
baktı köylü Mustafa.
Baktı korkmadan
* * * * * * * * * * kızmadan
* * * * * * * * * * * * * * * *gülmeden.
Baktı dimdik
* * * * * * * * *dosdoğru.
Baktı O.
En yumuşak, en sert
en tutumlu, en cömert,
en
* *seven,
en büyük, en güzel kadın :
* * * * * * * * * * * * * * * * * *TOPRAK
* * * * * * * *nerdeyse doğuracak
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * doğuracaktı.

Baktı.
Bedreddin yiğitleri kayalardan ufka baktılar.
Gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu
* * * * * * * * * * fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla.
Oysaki onlar bu toprağı,
* * * * * * * * bu kayalardan bakanlar, onu,
üzümü, inciri, narı,
tüyleri baldan sarı,
* * * * *sütleri baldan koyu davarları,
ince belli, aslan yeleli atlarıyla
duvarsız ve sınırsız
bir kardeş sofrası gibi açmıştılar.

Sıcaktı.
Baktı.
Bedreddin yiğitleri baktılar ufka...


En yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en
* *seven,
en büyük, en güzel kadın :
* * * * * * * * * * * * * * * * * *TOPRAK
* * * * * * * *nerdeyse doğuracak
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * doğuracaktı.

Sıcaktı.
Bulutlar doluydular.
Nerdeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere.
Birden-
* * * * * - bire
kayalardan dökülür
* * * * * * * * * *gökten yağar
* * * * * * * * * * * * * * * * * *yerden biter gibi,
bu toprağın verdiği en son eser gibi
Bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun karşısına
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *çıktılar.
Dikişsiz ak libaslı
* * * * * * * * * * * * * *baş açık
* * * * * * * * yalnayak ve yalın kılıçtılar.

Mübalâğa cenk olundu.

Aydının Türk köylüleri,
* * * * Sakızlı Rum gemiciler,
* * * * * * * * * * * * * * *Yahudi esnafları,
on bin mülhid yoldaşı Börklüce Mustafanın
düşman ormanına on bin balta gibi daldı.
Bayrakları al, yeşil,
* *kalkanları kakma, tolgası tunç
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *saflar
pâre pâre edildi ama,
boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
on binler iki bin kaldı.

Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yârin yanağından gayrı her şeyde
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * her yerde
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * hep beraber!
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *diyebilmek
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *için
on binler verdi sekiz binini..

Yenildiler.

Yenenler, yenilenlerin
* * * * * * * * dikişsiz, ak gömleğinde sildiler
* * * * * * * * * * * * * * * * * kılıçlarının kanını.
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi
hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış atların
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * eşildi nallarıyla.

Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
* * * * * * * * * * * * * *zarurî neticesi bu!
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *deme, bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
* * * * *o, bu dilden anlamaz pek.
O, «hey gidi kambur felek,
hey gidi kahbe devran hey,»
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * der.
Ve teker teker,
bir an içinde,
omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,
* * * * * * * * * * * * * * *yüzleri kan içinde
geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak
geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları..

NAZIM HİKMET

tewderi
30-03-2007, 10:48
Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak...

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!"
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da yapışsam demiyor bir tarafından!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!' deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.
Mehmet Akif Ersoy

pante
31-03-2007, 00:37
UNUTAMADIĞIM


Açardın,

Yalnızlığımda

Mavi ve yeşil,

Açardın,

Tavşan kanı, kınalı-berrak.

Yenerdim acıları, kahpelikleri...



Gitmek,

Gözlerinde gitmek sürgüne.

Yatmak,

Gözlerinde yatmak zindanı.

Gözlerin hani?



"To be or not to be" değil.

"Cogito ergo sum" hiç değil...

Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,

Durdurulmaz çığı

Sonsuz akımı.



İçmek,

Gözlerinde içmek ayışığını.

Varmak,

Gözlerinde varmak can tılsımına.

Gözlerin hani?



Canımın gizlisinde bir can idin ki

Kan değil,sevdamız akardı geceye,

Sıktıkça cellad,

Kemendi...



Duymak,

Gözlerinde duymak üç-ağaçları

Susmak,

Gözlerinde susmak,

Ustura gibi...

Gözlerin hani?

AHMET ARİF

pante
04-04-2007, 15:28
GECELEYİN

Geceleyin karanlıkta
Suya attım ben sesimi
Türkü oldu birdenbire
Denizinden geçen gemi

Geceleyin karanlıkta
Gülümsedim buluta ben
Saçlarına düşen yağmur
Gökkuşağı oldu birden

Geceleyin karanlıkta
Yıldız tuttum gök içinde
Işığını sana vurdu
Bir gül açtı yüreğinde

Ülkü TAMER

hokusai
04-04-2007, 16:18
Ahmet Arif mükemmel bir sair
Orhan Veli gibi kartpostal sairi degil


Can Yücel'e bir gazeteci sormus;
-Nazim Hikmet icin kartpostal sairi diyorlar ne düsünyorsunuz demis
C.Y-Kart sensin, postal da sana girsin demis :D

birde aklima gelmisken yaziyim Müslüm Gürses in Nilüfer diye bir sarkisi var. Sözleri Murathan Mungan a ait bence cok güzel dinlemediyseniz tavsiye ederim.

tewderi
05-04-2007, 15:51
VAY KURBAN
* Dağlarının, dağlarının ardı,
* Nazlıdır.
* Uçurum kıyısında incecik bir yol
* Gider dolana - dolana,
* Bir hastan vardır, umutsuz,
* Belki Ayşe, belki Elif
* Endamı kuytuda başak,
* Memesinin, memesinin altında,
* Bir sancı,
* Bir hayın bıçak...

* Ölüm bu,
* Fıkara ölümü
* Geldim, geliyorum demez.
* Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
* Ya da seher, mahmurlukta,
* Bakarsın, olmuş olacak.
* Bir hastan vardı umutsuz,
* Hasreti uykularda,
* Hasreti soğuk sularda.
* Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
* İki mavi, kocaman korku çiçeği,
* Açar, derin kuyularda...

* Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
* Hiç akıl edip de düşünen var mı?
* Gün kimin hesabına tutar akşamı,
* Rahmetinden kim demlenir bulutun,
* Hayırlı evlat makina
* Nasıl canavar kesilir.
* Kurdun, karıncanın rızkını veren
* Toprak nasıl ayartılır,
* Yüz vermez topal öküze,
* Ve almaz koynuna kara sabanı.

* Sepetçioğlu'm kömür işçisidir,
* Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
* Mal, haraç - mezattır,
* Can, pazar - pazar.
* Kırmızı, ak ve esmer,
* Yumuşak ve sert buğdaları
* Yaratan ellerin sahibidir bu,
* Kör boğaz, nafaka uğruna,
* Haldan düşmüş, tebdil gezer...

* Dağlarının, dağlarının ardı
* Nasıl anlatsam...
* Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
* Çırılçıplak,
* Vay kurban...
* "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
* Yiğitlik, sen cehennem olsan bile
* Fedayı kabul etmektir,
* Cennet yapabilmek için seni,
* Yoksul ve namuslu halka.
* Bu'dur ol hikayet,
* Ol kara sevda.

* Seni sevmek,
* Felsefedir kusursuz.
* İmandır, korkunç sabırlı.
* İp'in, kurşun'un rağmına,
* Yürür pervasız ve güzel.
* Sıradağları devirir,
* Akan suları çevirir,
* Alır yetimin hakkını,
* Buyurur, kitabınca...

* Gün ola, devran döne, umut yetişe,
* Dağlarının, dağlarının ardında,
* Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
* Bir tek başak tanesi bile dargın kalmayacaktır, * * * *
* Bir tek zeytin dalı bile yalnız...
* Sıkıysa yağmasın yağmur,
* Sıkıysa uyanmasın dağ.
* Bu yürek, ne güne vurur...
* Kaçar damarlarından karanlık,
* Kaçar, bir daha dönemez,
* Sunar koynunda yatandan,
* Hem de mutlulukla sunar
* Beynimizin ışığında yeraltı.

* Her mevsim daha genç, daha verimli,
* Sunar, pırıl - pırıl, sebil,
* Ömrünün en güzel aşk hasadını,
* Elimizin hünerinde yeryüzü.
* Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
* Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
* Şafakla doğan işgücü.
* Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
* Ol kitapta böyle yazılıdır,
* Ol sevda, böyledir çünkü...

* * * * * * * * * * *Ahmed ARİF

tewderi
05-04-2007, 17:39
Ahmet arifin Büyük ustanın büyük sesi Harika bir şiir
http://www.youtube.com/watch?v=etD_z8TPHl0

pante
05-04-2007, 17:47
KUVAYİ MİLLİYE DESTANI

BAŞLANGIÇ
*

ONLAR
*
*

Onlar ki toprakta karınca,
* * * * * * * * * * * * * * * * * suda balık,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *havada kuş kadar
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * çokturlar;
korkak,
* * * * * *cesur,
* * * * * * * * * * câhil,
* * * * * * * * * * * * * * hakîm
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *ve çocukturlar
ve kahreden
* * * * * * * * yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Onlar ki uyup hainin iğvâsına
* * * * * * * * * * * * * * * * * sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Demir,
* * * * kömür
* * * * * * * * * ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
* * * * * * * * ve sahra
* * * * * * * * * * * * * * ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
* * * * * * * bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
* * * * * * * *onlar ağır ellerini toprağa basıp
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * *doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara
* * * * en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için :
* *zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *denildi.
NAZIM HİKMET

pante
05-04-2007, 17:51
Sevgili Özgür Beyin;
5. sayfada yazmış olduğun "Tanrı Baba" şiiri senden önce Frodo tarafından yazılmış 4.sayfada.
Güzel bir şiir bulup o şiiri değiştirmen gerekiyor. :)

pante
05-04-2007, 23:05
BİRİNCİ BAP *


YIL 1918-1919
ve
KARAYILAN HİKÂYESİ *
*

Ateşi ve ihaneti gördük
ve yanan gözlerimizle durduk
* * * * * * * * * * * * * bu dünyanın üzerinde.
İstanbul 918 Teşrinlerinde,
İzmir 919 Mayısında
ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar :
* * * * * * * * * * * * * * * * *Mayıs ortalarından
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Haziran ortalarına kadar
yani tütün kırma mevsimi,
* * * * * * * yani, arpalar biçilip
* * * * * * * * * * * * * * * * * *buğdaya başlanırken
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * yuvarlandılar...
Adana,
* * * * * Antep,
* * * * * * * * * * Urfa,
* * * * * * * * * * * * * * Maraş :
* * * * * * * * * * * * * * * * *düşmüş
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *dövüşüyordu...

Ateşi ve ihaneti gördük.
Ve kanlı bankerler pazarında
* * * * * * * * * * * * * *memleketi Alaman'a satanlar,
yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar
düştüler can kaygusuna
ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından
karanlığa karışarak basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
* * * * * * * * *dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * *iki kat soyulmamak için.

Ateşi ve ihaneti gördük.
Murat nehri, Canik dağları ve Fırat,
Yeşilırmak, Kızılırmak,
Gültepe, Tilbeşar Ovası,
* * * * * * * * * * gördü uzun dişli İngiliz'i.
Ve Aksu'yla Köpsu,
Karagöl'le Söğüt Gölü
ve gümüş basamaklı türbesinde yatan
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * büyük, âşık ölü,
şapkası horoz tüylü İtalyan'ı gördü.
Ve Çukurova,
kıyasıya düzlük,
uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyasıya
ve Seyhan ve Ceyhan
ve kara gözlü Yürük kızı,
gördü mavi üniformalı Fransız'ı.
Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.
Eşraf ve âyân ve mütehayyizânın çoğu
ve ağalar :
Bağdasar Ağa'dan
* * * * * * * Kellesi Büyük Mehmet Ağa'ya kadar,
düşmanla birlik oldular.
Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp, götürüp,
gelinlerin ırzına geçip,
çocukları öldürüp
* * * * * * *ve istiklâli yakıp yıktıkça düşman,
dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan
ve çığ gibi çoğaldı çeteler
ve köylülerden paşalar görüldü,
* * * * * * * * * * * * * *kara donlu köylülerden.
Ve bizim tarafa geçenler oldu
* * * * * * * * * * * * * Tunuslu ve Hindli kölelerden.
Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,
kısık gözleri,
* * * * * * * * * seyrek sakalı,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * hafif makinalı tüfeğiyle
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * dağlarda bir başına dolaştı.
Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşamüstü
ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,
* * * * * * * * * *ne zaman sıkışsa bizimkiler,
* * * *peyda oluverdi, yerden biter gibi o
ve ateş etti
* * * * * * *ve düşmanı dağıttı
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * ve kayboldu dağlarda yine.

Ateşi ve ihaneti gördük.
Dayandık,
dayandık her yanda,
dayandık İzmir'de, Aydın'da,
Adana'da dayandık,
dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te.

Antepliler silâhşor olur,
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard ayağından vururlar
ve arap kısrağının üstünde
taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar.

Antep sıcak,
* * * * * * Antep çetin yerdir.
Antepliler silâhşor olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.

Karayılan
* * * * * Karayılan olmazdan önce
Antep köylüklerinde ırgattı.
Belki rahatsızdı, belki rahattı,
bunu düşünmeğe vakit bırakmıyordular,
yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Yiğitlik atla, silâhla, toprakla olur,
onun atı, silâhı, toprağı yoktu.
Boynu yine böyle çöp gibi ince
* * * * * * * * *ve böyle kocaman kafalıydı
* * * * * * * * * * * * * * * * *Karayılan
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Karayılan olmazdan önce.

Düşman Antep'e girince
Antepliler onu
* * * * * * korkusunu saklayan
* * * * * * * * * * * * * * *bir fıstık ağacından
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * alıp indirdiler.

Altına bir at çekip
* * * * * * * eline bir mavzer
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *verdiler.

Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda
* * * * * * * * * * * * * yeşil kertenkeleler.
Sıcak bulutlar dolaşır havada
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *ileri geri...

Düşman tutmuştu tepeleri,
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada
* * * * * * * * * * *sıkışmışlardı.
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu tepeleri.
Akan : Antep'in kanıydı.

Düz ovada bir gül fidanıydı
* * * * * * * * Karayılan'ın
* * * * * * * * * * * * * *Karayılan olmazdan önceki siperi.
Bu fidan öyle küçük,
korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun,
namlıya tek fişek sürmeden
* * * * * * * * *yatıyordu yüzükoyun.

Antep sıcak,
* * * * * * *Antep çetin yerdir.
Antepliler silâhşor olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Fakat düşmanın topu vardı.
Ve ne çare, kader,
* * * * * * * * *düz ovayı Antepliler
* * * * * * * * * * * * * * * * * * düşmana bırakacaklardı.

«Karayılan» olmazdan önce
* * * * * * * * * * umurunda değildi Karayılan'ın
* * * * * * * * * * kıyamete dek düşmana verseler Antep'i.
Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.
Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi,
korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.

Siperi bir gül fidanıydı onun,
gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzükoyun
* * * * * * *ak bir taşın ardından
* * * * * * * * * * * * * * kara bir yılan
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *çıkardı kafasını.
Derisi ışıl ışıl,
* * * * * * gözleri ateşten al,
* * * * * * * * * * * * * * *dili çataldı.
Birden bir kurşun gelip
* * * * * * * * * * *kafasını aldı.
Hayvan devrildi kaldı.

Karayılan
* * * *Karayılan olmazdan önce
kara yılanın encâmını görünce
haykırdı avaz avaz
* * * * * *ömrünün ilk düşüncesini .
* *«İbret al, deli gönlüm,
* * *demir sandıkta saklansan bulur seni,
* * *ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.»

Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olan,
fırlayıp atlayınca ileri
bir dehşet aldı Anteplileri,
* * * * * * * * * * seğirttiler peşince.
Düşmanı tepelerde yediler.
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olana :
* * * * * * * * * * * * * * * *KARAYILAN dediler.

«Karayılan der ki : Harbe oturak,
*Kilis yollarından kelle getirek,
*nerde düşman varsa orda bitirek,
*vurun ha yiğitler namus günüdür...»

Ve biz de bunu böylece duyduk
ve çetesinin başında yıllarca nâmı yürüyen
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Karayılan'ı
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *ve Anteplileri
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *ve Antep'i
* * * * * * * * * * aynen duyup işittiğimiz gibi
* * * * * * * * * * destânımızın birinci bâbına koyduk.
*

NAZIM HİKMET

pante
05-04-2007, 23:31
Öfkenin Adını Koy

Devrilen bir çınar
nasıl uzanırsa boylu boyunca
öylece düştü kollarına
kan-revan içinde dostun
donup kaldı soluk bir gülümseyiş
çocuksu kıvrımında dudaklarının

Kaşın seyirmeye başladı birden
yüreğin körüğü üflüyor
içindeki cehennemi
ve bir boşluğa nasıl çarparsa deli su
öyle uğuldamakta kulakların
bir bora patlıyor göğsünün okyanusunda

Ne ki, tutulmuş nalçalı seslerle
umudun köşebaşları
korsanlar dalgalandırıyor
senin deli rüzgarlarınla bayraklarını
ve yitiriyorsun yolunu
balta kesmez ormanında öfkenin

Bil ki, dostuna değil çekilen tetik
senin umuduna, unutma bunu
kör bir öfke delirtmesin
yıkmasın yaşamın direncini
unutma ki her köşebaşında
bunca dostun kurumadı hâlâ kanları

Hele dik tut başını önce
haykır yıkılmadığını, tükenmediğini
yüreğindeki yalım nasıl olsa
korlaştırır zamanın çeliğini
sen önce öfkenin adını koy
yanıltmasın yüreğini


Ahmet Telli

antimuhammed
06-04-2007, 01:42
Susmak,
Meçhul bir hayatın başlangıcına,
Bilinmeyen denizlere,
Bir nehir gibi akmak eller üzerinde sessizce

Bu seferki susmak,
Geri dönüşü olmayan yola giderken
Sevenlerin yanaklarından ılık ılık akmak..
Bu seferki, bitişin başlangıcı susmak,
İstemeyerek üzmek bu susmak
Başlangıçla bitişin arasına gerilmiş ipin sonunda
Geride kalanların keşkeleri, pişmalıkları arasında
Susmak

pante
06-04-2007, 19:16
SEKİZİNCİ BAP

26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLER
2.30

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
ve dünya karanlıkta daha bizim,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*daha yakın,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*daha küçük kaldığı için
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* evimize, aşkımıza ve kendimize dair
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*seyrediyordu Kocatepe'den
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık-tepesi olmasa
Â* Â* Â* Â*Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Küzeydoğuda Güzelim-dağları
ve dağlarda tek
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*tek
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ateşler yanıyor.
Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var :
Akarçay belki bir akar su,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*belki bir ırmak,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* belki küçücük bir nehirdir.
Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ve kılçıksız yılan balıklarıyla
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*Yedişehitler kayasının gölgesine girip
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* çıkar.
Ve kocaman çiçekleri eflâtun
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* kırmızı
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* beyaz
ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*haşhaşların arasından akar.
Ve Afyon önünde
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Altıgözler Köprüsü'nün altından
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* gündoğuya dönerek
ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
Büyükçobanlar Köyü'nü solda
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* gider.

Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
Kim bilir onlar ne kadar büyük,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu,
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel
Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*tek
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
Â* Â* Â* Â*güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.

NAZIM HİKMET

pante
07-04-2007, 00:41
İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E BAKAN NEFER

Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ulaşmak da istiyordu bir yerlere
ve sadece kahretmiyor
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*yaratıyordu da.
Ve kılıçların,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*nalların,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* ellerin
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ve gözlerin pırıltısı
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu :
Â* Â* Â* «Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Â* Â* Â* Â* Â*Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*bu memleket bizim.

Â* Â* Â* Â* Â*Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Â* Â* Â* Â* Â*ve ipek bir halıya benziyen toprak,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*bu cehennem, bu cennet bizim.

Â* Â* Â* Â* Â*Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Â* Â* Â* Â* Â*yok edin insanın insana kulluğunu,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*bu dâvet bizim...

Â* Â* Â* Â* Â*Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Â* Â* Â* Â* Â*ve bir orman gibi kardeşçesine,
Â* Â* Â* Â* Â*bu hasret bizim...»>
Sonra.
Sonra, 9 Eylülde İzmir'e girdik
ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber
seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
onlar ki toprakta karınca,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*suda balık,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*havada kuş kadar
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*çokturlar;
korkak,
Â* Â* Â* Â* Â* Â*cesur,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* câhil,
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* hakîm
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*ve çocukturlar
ve kahreden
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır...
Â*
Â*
Â*

NAZIMHİKMET

Kuvayi Milliye destanının tümü için :

http://www.hayalgemisi.net/kuvayimilliye.html

antimuhammed
08-04-2007, 01:38
TEN LODOSLARI

Nasıl da patlar lodosların en azgını
öncesiz rüzgâr yoksulu sularda !

Diyelim ki,
sakin giderken bir yolcu motoru
küçük bir yalpayla
iki elin
rasgele çarpışmasıdır.

Tutuşur
masmavi bir bakışın
tene düşen yakamozlarıyla
en çılgını doğa yangınlarının;
artık beklenen, zorbalıktır
bir beden fırtınasında.
Utanılmış zamanların bekâreti
onun şimşekleriyle bozulur.


Bundan böyle
hoyrat bir tuz kokusuyla
deniz nasırı bir çift eldir
akşam duaları.
Düşlenmiş ten günahlarının
görkemli şölenlerinde
düzmece sevaplar için
pişmanlik tütsüleri yakılır.

08-04-2007, 14:58
Sizin Hiç Babanız Öldü mü? / Cemal Süreya

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Yıkadılar, aldılar, götürdüler.
Babamdan ummazdım bunu kör oldum.
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum.
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taslara gelince hamam taslarına
Taslar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taslarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

pante
08-04-2007, 22:43
YALNIZ

Haykırışan kargalar
Darmadağın uçuşuyor kente doğru
Nerdeyse yağacak kar
Yeri yurdu olanlara ne mutlu!

Donmuş kalakaldın,
Hanidir gözlerin arkada!
Boşuna kaçışın, ey çılgın,
Kıştan uzaklara!

Dilsiz ve soğuk binlerce çöle
Açılan bir kapıdır dünya!
İnsan senin yitirdiğini yitirse
Bir yerlerde duramaz bir daha!

Sen şimdi solgun, sarı
Kış gurbetlerine lânetli,
Hep soğuk gök katlarını
Arayan bir duman gibi.

Uç git, kuş, söyle ezgini
Issız çöl kuşlarının sesiyle!
Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini
Buzların, alayların içine!

Haykırışan kargalar
Uçuşuyor kentten yana, dağınık:
Nerdeyse yağacak kar
Yeri yurdu olmayana çok yazık!

Friedrich NİETZSCHE
Çeviri:
Behçet NECATİGİL

antimuhammed
09-04-2007, 01:52
Bilmem hazır mıydın dün geceye
ten yolculuklari vardır hani, ölümleri,
utançları yener.
Ellerindi benden yeni bir ülke yaratan;
bilselerdi insanlar bu gücün
ellerinde olduğunu,
şimdi Keops piramitsiz yatacaktı...

pante
24-04-2007, 02:40
HALKIN EKMEĞİ


Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek,başlar açlık,
bozuldu mu tadı,bozulur hayat.

Bozuk adalet bitsin artık!
Acemi ellerle yoğurulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter!
Yeter katıksız,kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,
Gözler öbür yiyecekleri az görse de olur.
Ama her şey bollaşmaz adaletin böylesiyle
Bilirsiniz *nasıl bereketi doğurur ekmek
Adaletin ekmeğiyle beslenerek.

Nasıl gerekliyse hergün ekmek
Gereklidir insana her an adalet


Her yerde sabahtan akşama dek,
Hele çalışırken canla başla,
İhtiyaçtır insana bol ve pişkin ekmek
Ne güzel yenir sıcak bir aşla,
Kederliyken ya da sevinçli
Umulur adaletin has ekmeği

Madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
Söyleyin dostlar, onu kim pişirmeli?

Öteki ekmeği kimse pişiren?

Adaletin ekmeğini de
Halkın kendisi pişirmeli
Gündelik ekmek gibi.
Bol, pişkin, lezzetli.

BERTOLT BRECHT

pante
24-04-2007, 17:39
555K

Şimdi Bursa'da ipek çeken kızlar
Bir karasevda halinde söylemektedir:
Görmeğe alıştığımız nice yazlar
Kimleri alıp götürdüler ama kimleri
Karanfil bıyıklı genç teğmenleri,
Ak saçlı profesörleri, öğrencileri,
Adları şuramıza işlemektedir
Ah dayanmaz dayanmaz bakmaya gözler.
Bir karasevda halinde söylemektedir
Şimdi Bursa'da ipek çeken kızlar.

Şimdi Erzurum'da çift sürenlerin
Geçit vermez kaşlarının altında
Derindir, ıssızdır, korkunçtur gözleri
Sabanın demiri girdikçe toprağa
Hınçlarını gömmektedir içine yerin.
Çünkü millet hayınları Ankara'larda
Çünkü İzmir'lerde, çünkü İstanbul'larda
Çünkü başka yerlerinde memleketin
Kanına girdiler masum gençlerin.
İşte onun için karanlıktır gözleri
Şimdi Erzurum'da çift sürenlerin.

Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz
Gündüzü kısalttılar geceyi uzattılar.
Şimdi acının ve hüznün göklerinde
Umudun yıldızı sarı yıldız, mavi yıldız
Uykumuzun bir ucunda bombalar
Bir ucunda hürriyet inancı sabaha kadar.
İngiliz usulü piyade tüfekleriyle
İnsanca yaşamanın onuru arasında
Milletcek bir gidip bir geliyoruz
Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz.

Şimdi ay doğar bulutlar arasından
Kavat derebeyleri yüreksiz Bolu beyleri
Hırsızlar, yüzde oncular, kumar erleri
Cebren ve hile ile haklarımızı alan
Zulmü ve alçaklığı yöneten murdar üçgen
Biliyor musunuz bir orman gelişiyor şimdi
Türküleri duyuyor musunuz nice derin
Yakılmış çoban ateşleriyle dağlarda
Karanlığı tutuşturup bir köşesinden
Geceyi gündüze çevirenlerin.

Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya!
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya!
Anamız çay demliyor ya güzel günlere!
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa!
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız!
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler!
Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz,
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün
Hürlüğün havasını,
işte o gün:
Sizi tanrılar bile kurtaramaz...

CEMAL SÜREYA

pante
25-04-2007, 01:15
http://img338.imageshack.us/img338/8686/aydnoq9.png (http://imageshack.us)

tewderi
25-04-2007, 09:10
[align=right:aa65a835b2]Beni bana bırakma...[/align:aa65a835b2]
Beni bana bırakma...
beni yalnız bırakıyorsun
uçaklar kalkıyor
trenler gidiyor
otobüsler ardı ardına...
Â*
beni yalnız bırakıyorsun
bu amansız beynim
bu arı kovanı yüreğimle
kalakalıyorum
diyarbekir'de sürek avı sürüyor
kim bilir belki ben de maden'de
ya da bir çöplükte bulunurum
benim canım cehenneme de
sen ne olursun...
Â*
beni yalnız bırakıyorsun
sıcaklığı daha da artıyor yüreğimin
hani geceleri köşk üzerinde içmeler de olmasa
her an birilerini öldürebilirim...
Â*
sen yetiş bana suların kızı
beni bana bırakma

Aydın Alp

Sevgili Pante Şiiri tamamını çok güzel çevirisini yapmış (veya yaptırmışsınız) Elinze sağlık...
Sargon abim gerçektende çok Â*güzel

tewderi
25-04-2007, 09:23
Eskidenmiş sabredip murada ermek
Şeyhin kerametini bekleyerek
Öyle zamanlar yaşamaktayız ki dostum
Erdemdir bazen, sabretmemek...

Ataol BEHRAMOĞLU

tewderi
25-04-2007, 10:57
Seni saklambac oyunlarımda kaybetmistim,

Bir cocukluk anımda,

Körlesmis yüreğimin hırçın sesizliğinde hatırlar olmuşum sesini,

Yanlızlığın yakarken yüreğimi,

Sen başka yüreklere serinlik olmuşsun,

Şimdi hasret tempoları tutuyorum kendimce,

Dudağımda ıslık sesi,

Yüreğim de kan sesizliği,

Acıyan sol yanımla.

Artik üzerime boşanan yağmur damlalarıyla düsünüyorum seni,

Gözyaslarimla karıstirarak ıslanıyorum altında,

Sesini dinliyorum gözyaslarımın ve aglıyorum usulca

tewderi
25-04-2007, 11:14
SENİNLE İKİMİZ

seninle ikimiz duvar önünde
omuz umuza durup kurşunlanırken
güleceğiz ölüme karanlıklarda
işte ölüm bu kadar küçüldü bize


idamlarda asılan yok edilen
gözaltında hergün kaybedilen
işkence tezgahlarında katledilen
işte inat bu kadar büyüdü bizde


bizler işçiyiz emekçi olan biz
aynı yolda yürüyen yoldaşlarız biz
eylem alanlarında ön saflarda
işte direnç bukadar büyüdü bizde

Bu şiir'de yoldaşlara gitsin..

tewderi
25-04-2007, 12:00
Bana Bir Resim Ciz Cocuk

hadi bana bir resim ciz cocuk;
iki tarafinda daglar olsun,
arada birde nehir.
seninle yüzelim orada
sonra;
daglarinda anik toplasak diyorum.

yamaclarinda ucurtman ucsun,
tastan duvarlari olan bir ev,
bahcesinde salincagi .
hadi bana bir resim ciz;
mutlulugun resmini Abidin yapar nasilsa
siirini de Nazim yazar.

bana benim dilimden sarkilar söyleyen
bir resim ciz cocuk
cok sey istemiyorum senden

hadi be cocuk...

Metin Kahraman

tewderi
25-04-2007, 14:21
Oğlum Ehsan

Anan sena heyran, nasılsan, ne haldesan

Biz aramasak sen bizi ne arisan, ne sorisan

Sen hayırsız bir evlatmışsan

Fekat anana bir mektup yazmıysan,

Sen heç Allah’tan korkmiysan, Bizi merakta bırakiysan

Dün dayin oğli geldi Angara’dan

Sağlık haberini ondan almişam

Seni belediye otobüsünde bir kızlan gömüş

Sözlüm diye bahsetmişsan

Parmağına da yüzük tağmışsan

Hüseyn’e dedim ki, helem biraz anlat

Dedi ki ay parçası, gülende güller açiy

Ağliyanda yüzüne mercan saçiy

Bele güzel ne görünmiş, ne duyulmiş

Ehsan sen nasıl evlatsan

Büyüklerinde danışmadan evlenmeye kalkmışsan

Kardeşinden de mi ibret almiysan

Getti, bir tango kız getirdi

Ne gendi rahat etti, ne bize rehat ettirdi

Kız da kız olsaydı, yüregim yanmazdı

Eyle zayif eyle zayif ki eyni çırtık

Eso’ya benziyi Çöğ gibi bacagi,

Emin ağa gibi de ayagi vardi

Çamaşır tokacı gibi de elleri vardi

Ne konuşmamizi beğeniydi, ne yemeğimizi yeyiydi

Zikkimin kökünü yiyeydi

Pırçıkli meftuneyi ağzına koymiydi

Kibe kudure kaşıgını ağzına koymiydi

Mengegoş kebabından miğdesi bulaniydi

Herşeye yeni, yeni adlar takaydi

Ben diyidim babakunuç, o diyidi patlıcan ezmesi

Ben diyidim lebeni, o diyidi yoğurt çorbası

Ben diyidim klori aşi, o diyidi ekşili köfte

Yok carut değil, faraş imiş, küçe değil, sokak imiş

Havuca, pırçıklı demek ayıp imiş

Ben bele konuşurum deye benden utanırmiş

Niye gendi yaptiğindan utaniyi

Gün öğle oliydi, yatağdan kalkiydi

Ne havşi süpüriydi, ne ayak yoluna su dökiydi

Benim elimden çaput, onun elinden roman düşmiydi

Gezmeye gidince en öne de o düşiydi

Bigün baban dükkandan erken geldi

Hanimin gızı yerinden teprenmedi

Babanın çok ağırina gitti

Bıraksam alimallah saçini, pırçıkini yolacakti

Oğlum Ehsan, Ben ne şanssız bir kariymişam

Kaynanaların zalim zamanında gelin olmuşam

Gelinlerin zalim zamanında kaynana olmuşam

Kime ne ettim ki bunu bulmişam

Oğlum sen, sen olasan Akli başinda bir kız alasan

İster Diyarbakırlı, ister yedi kat yabancı olsun

Yeter ki helal süt emmiş olsun

İstiyem ki sonra pişman olmayasan

Kari kısmı ayakkabı değil, sıktı mı çıkarasan

Namusum diyeceğsen, ömrü billağ çekeceğsen

Oğlum Ehsan

Biliyem eyisin hoşsun ama çabuk kıziysan

Kızınca da ayran gibi kabariysan

Oğlum asabi erkeğin kahrı çok olur

Kahır çeken kari zor bulunur

Onun içindir ki oğlum Ehsan

Yüce Allah kadınların sabrını hamurdan yoğurmuştur

Analar hanımdır, sultandır, hatundur

Anaların mekanı cenneti aladır

Analar ışıktır, analar nurdur

Kadın, yüce Allah’ın erkeğe bir lütfudur...

Mutlu Budak

http://www.youtube.com/watch?v=Ziu2oK6TdRA

kuvvaci
26-04-2007, 09:02
Sevgili Pante!
Takip edebildiğim kadarıyla Nazım Ustanın Şu şiirini göremedim Benim gözümden kaçtıysa kusura bakma bi daha paylaşayım istedim saygılarımla...


GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

tewderi
26-04-2007, 12:23
Elazığ El-Aziz


Seyredilir geceleri
Maden dağı meskenleri
Ne güzedir o yerleri
Aydınlatır fenerleri.

Kızlar oynar çayda çıra
Dizilirler sıra sıra
Şu Elazığ güzelleri
Kaş gözleri hepsi kara.

Karlar erir o ağlarda
Harput pınarın başında
Şifa vardır kaynağında
Üçgöz çemenin suyunda.

Kızlar oynar çayda çıra
Dizilirler sıra sıra
Şu Elazığ güzelleri
Kaş gözleri hepsi kara

tewderi
26-04-2007, 15:55
Mezopotamya / Gül Bahçem, Kan Gölüm

Bahçıvansız gül bahçesiydi, Babil’den beri bilinir o yitik ülke:
Mezopotamya; dağınık yurdu oldu hep öksüz kalmış çocukların
ağla hadi gül bahçem, kan gölüm, ırmak aram, sonsuz yatağım!

Bitmeyen çarpışmaların alanı tarihin, külün ve ateşin eski toprağı:
Mezopotamya; kuru çölüm, derya ağzım, ölmüş tenim, diri tinim
bana eşeceğim kumdan bir mezar yeri var mı el değmemişliğinde?

Mezopotamya; eski ölüler evim, yas törenlerim, taştan tapınağım
yüz sürdüğüm ölü gömleğim, karanlık tarihim, kan revan yurdum
bir kez daha ölüyorum işte sallanan beşiğinde, annemi göster bana!

tewderi
26-04-2007, 15:57
İçinde Sen Olan Herşeyi Sevdim
Harfleri sevdim

adını oluşturan

Kelimeleri sevdim

senli harflerle oluşan

Cümleleri sevdim

öznesi sen olan

Ve hayaller kurdum

İçinde binlerce senli cümleler olan

Kurduğum hayalleri sevdim

sonra içimi seninle ısıtan

Yanmaları sevdim

senli hasretlerden

Hasretleri sevdim

seni özlemekten

Özlemeleri sevdim

seni beklemekten

Ve beklenenin sen olduğu

Hastane bahçelerinde beklemeleri sevdim

Her beklemenin ardından

Gözlerimde gülüşünü sevdim




Evet..

Gülüşünü sevdim

gülleri andıran

Gülleri sevdim

yüreğin gibi olan

Yüreğini sevdim

kadın gibi kadın olan

Kadınlığını sevdim

mevsimleri andıran

Mevsimleri sevdim

eylülleri doğuran

Eylülleri sevdim

seni bana tanıştıran

Gözlerini andıran yıldızları sevdim

her gece bana bakan

Birtek geceleri sevmedim...içinde sen olmayan.






Emin Akduman

tewderi
26-04-2007, 17:54
BANA DÖNEK DEMİŞ İTİN BİRİSİ..

Bana dönek demiş itin birisi
Açığım neymiş sor hele hele
Eli çatlamamış ayı irisi
Gel bizim köylerde dur hele hele

Bir yığın kitabı yığmış önüne
Sinek konsa korkar tatlı canına
Hipi yosmasını almış yanına
Pehlivanlık yapar gör hele hele

Köylüden yanadır toprak görmemiş
Viskiden gayriye dudak sürmemiş
Ömür boyu serçe bile vurmamış
Ordu yıkacakmış ker hele hele *

Yiğittir ölüsü dağlarda kalan
Yiğittir yiğidin öcünü alan
Soytarıdan yiğit olur mu ulan
Sen bizim dağlara gir hele hele

Bu herifin önü sonu ayandır
Anlayana benim sözüm beyandır
Senden korkan hayvan oğlu hayvandır *
Gel de Mahzuni'yi vur hele hele


Aşık Mahsuni şerif
http://www.turkudostlari.net/soz.asp?turku=8875

mhmd
26-04-2007, 17:58
Bu gün uçtun sn. tewderi
İyi ki de uçtun.

tewderi
26-04-2007, 18:02
Bu gün uçtun sn. tewderi
İyi ki de uçtun.

Ne amaçla yazdığını veya kime yazdığını bilmiyorum Türkü sitesinde böyle bakınca çok hoşuma giti Mhmd Abi..

Sadece sözleri güzel diye buraya yazdım

tewderi
26-04-2007, 18:41
Ağlarım *

Neden gülmesin gül gibi yüzler;
Niçin ağlasın o güzel gözler,
Niye sevgiye sevimsiz sözler,
Söylenir diye şaşar ağlarım.

Şu gördüğümüz rengarenk, çiçek,
Sevdalı bülbül, arı, kelebek,
Yekdiğerini bırakıp gidecek:
Vefasızlığa bakar ağlarım.

Solmasın dersin sünbülüm, gülüm;
Yarin elinden alacak ölüm;
Bütün dünyayı inletse ünüm;
Çaresizlikten coşar ağlarım.

Neş'e gizlenir çöker bir melal;
Her vücud, her şey mahkum zülal;
Son nefese kadar tükenmez cidal,
Tükenmez derdim sayar ağlarım.

Aklım ermiyor of, ne haldir bu!
Yaşamak için dert, mihnet kaygu;
Bir zevke bedel bin acı duygu;
Duygusuz felek sorar ağlarım.

Zalimler ceza görmeli elbet.
Mazlumlar niçin çeksinler zahmet?
Hak çiğneniyor, nedir bu hikmet?
Haksızlıklara yanar ağlarım.

(Gözyaşları adlı kitabından)
*

İhsan Raif Hanım

tewderi
27-04-2007, 16:26
Akıl bu kadehi övdükçe över;
Alnından sevgiyle öptükçe öper;
Zaman Usta'ysa bu canım nesneyi
Hem yapar hem kırıp bin parça eder.

Ömer HAYYAM

tewderi
27-04-2007, 18:02
GELMİŞ BAHAR

Gelmiş bahar geçmiş yazlar neyleyim
Dinleyin derdimi dağlar söyleyim

O yardan bir haber verin öleyim
Vallah vallah öleyim billah billah öleyim vallah vallah


Hat havîna gûndê me lê wexta reza
Min got şevê digot lê lê di nav peza

Ez ê te birevînim lê şev da reza
Were were lê dîlberê were were
Lê esmerê were were


Halim çok perişan bağrım yaralı
Şu dünyada bir yar sevdim el aldı

Konuşacak eşim dostum kalmadı
Vallah vallah kalmadı billah billah kalmadı vallah vallah

Toplayacak bir tek gülüm kalmadı
Vallah vallah kalmadı billah billah kalmadı vallah vallah


http://www.youtube.com/watch?v=vbBIlX7X8fI&mode=related&search=

tewderi
27-04-2007, 19:34
Yağmur *

Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde,
Bir parça uzaklaş kederlerinden.
Bir ruh gülümsüyor gibi derinden,
Mehtabın ördüğü saatler nerde?

Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin,
Yağmur ince ince toprağa sinsin,
Bir başka alemden gelmiş gibisin,
Dalmış gözlerinle pencerelerde.
Ahmet Hamdi Tanpınar

tewderi
07-05-2007, 13:54
sözcüklerim varmiyor uzaklarina
birer birer düsüyor bütün öpmelerim
agir yenilgiler alarak …

adresinde yoklugunu kiyamet bilerek
sadece susarak özlüyorum seni
hiç tanimadan, ne garip …

sadece susarak özlüyorum seni
hiç tanimadan, ne garip
sense uzak, çok uzakta
bir deniz gibisin resimlerde

dokunsan dersim olur, göçerim mecburen
duydum çok sonradan, adin önemli degil
acin ayni tadi veriyor …

adresinde yoklugunu kiyamet bilerek
sadece susarak özlüyorum seni
hiç tanimadan, ne garip …

iste buna biçak çekiyorum
simdi adi yok, hiç bir sevgilinin
zaman zaman degil simdi
yalniz benmiyim bu ahir zamanda
dervis mekanina ask ile cagiran
bu ahir zamanda …
http://www.youtube.com/watch?v=L4ExprmCy6s

tewderi
14-05-2007, 13:18
19 YaşımBenim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım
19 yaşım
Sana anam gibi hürmet ediyorum
edeceğim
Senin ilk arşınladığın yoldan gidiyorum
gideceğim
Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım
19 yaşım
*
Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım
Oturuyor 19 yaşım
yatağımın başucunda
ellerimin avucunda
bana diyor ki;
-- kafamızda getirelim geri
o delikanlı günleri cancazım,
o dehşetli güzel günleri...
*
Köpüklü şahlanışların dönüm yeri..
Dünyanın altıda biri;
kan içinde doğuran ana..
İstasyondan istasyona
yalınayak
tankları kovalayarak
açlıkla yarış...
Şarkıların boyu kilometre
ölümün boyu bir karış...
*
Kafkas;
güneş
Sibirya;
kar
Seslenebildiğiniz kadar ses-
-lenin
24 saatte 24 saat Lenin
24 saat Marks
24 saat Engels
Yüz dirhem kara ekmek,
20 ton kitap
ve 20 dakika şey! ..
*
Ne günlerdi heheheeey
onlar ne günlerdi ahbap! ! ..
Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım
Duruyor karanlıkta 19 yaşım
Lambayı yakıyorum
ona hayretle
muhabbetle
hürmetle
ve daha bilmem neyle bakıyorum
bakışıyoruz
*
Yılların arkasında çırptı kanadını
'Strasroy Ploşaat' ın saat kulesi
Yaşıyor herhangi bir 24 saatini
Vatandaş kavgasının darülfünun talebesi;
Balık çorbası, tüfek talimi, tiyatro, balet
KİTAP..
Patetes kamyonu başında süngü tak bekle nöbet
KİTAP... KİTAP...
Madde, şuur, istismar, fazla kıymet
KİTAP... KİTAP... KİTAP...
Manikür;
hayır,
Diş fırçası;
evet.
KİTAP... KİTAP... KİTAP...
Bu ne 24 saat
bu ne 24 saattir ahbap! !
*
Aşk;
yoldaş,
Profesör;
yoldaş,
Zenci;
coni,
Alman;
Telman,
Çinli;
Li
Ve 19 yaşım
yoldaş da yoldaş, yoldaş da yoldaş,
yoldaşım...
Yılların arkasında yuvarlanıyor başım
başım yuvarlanıyor
Uzun saçlarından tutuştu yıllar
yıllar yanıyor
yanıyor da yanıyor...
*
Oku
Yaz
Boz
Bağır
Çağır!
Bütün kuvvetinle nefes al...
KaFanda, kalbinde
etinde
iskeletinde ihtilal...
İhtilal;
gündüz-gece
Gece ormanda çam dalları yakarak,
bembeyaz
yusyuvarlak aya bakarak,
hep bir ağızdan şarkılar söyleniyor..
Ve bu anda
kuvvetli dinç
bir ağrıdan gelen deli bir sevinç
sıçrar atlar köpüklenir çatlar
kafanda...
*
Haaayydaa,
beyaz orduları dumanlı ufuklar gibi önüne katan
bir kızıl süvarisin,
bir kızıl süvariyim,
bir kızıl süvariyiz,
bir kızıl, , , , ,
Geçti üç yıl
Ey benim 19 yaşım,
Ormanda çam dalları yaktığımız
hep bir ağızdan şarkılar söyleyerek aya baktığımız
gecelerin üstünden........
Ben yine söylüyorum aynı şarkıları
Döndürmedi rüzgar beni havada yaprağa,
ben kattım önüme rüzgarı...
Ve sen ki en yıkılmazları yıkabilirsin,
gözüme bakabilir
elimi sıkabilirsin...
Ve sen ki...
Sen,
BENİM İLK ÇOCUĞUM, İLK HOCAM, İLK YOLDAŞIM
19 YAŞIM

tewderi
14-05-2007, 13:29
Ben Senden Önce Ölmek İsterimBen
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

Nazım Hikmet

tewderi
14-05-2007, 13:46
23 Sentlik Asker23 Sentlik asker
Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara'da 23 sente,

yahut iki kilo kuru soğan,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,
yahut da bir aylığına
yirmi yaşlarında bir tane insan.

erkek,
ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
üniforması, otomatiği üzerinde,
yani öldürmeğe, öldürülmeğe hazır,
belki tavşan gibi korkak,
belki toprak gibi akıllı
belki gençlik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz
(her kaba uymak meselesi) ,
belki ömründe ilk defa denizi görecek,
belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
Yahut da aynı hesapla Mister Dalles
(tanesi 23 sentten yani)
satarlar size bu askerlerin otuz beşini birden
İstanbul'da bir tek odanın aylık kirasına,
seksen beş onda altısını yahut
bir çift iskarpin parasına.
Yalnız bir mesele var Mister Dalles,
herhalde bunu sizden gizlediler:
Size tanesini 23 sente sattıkları asker
mevcuttu üniformanızı giymeden önce de,
mevcuttu otomatiksiz filan,
mevcuttu sadece insan olarak
mevcuttu, tuhafınıza gidecek,
mevcuttu hem de çoktan mı çoktan,
daha sizin devletinizin adı bile konmadan.
Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu,
mesela, Mister Dalles,
yeller eserken yerinde sizin New-York'un,
kurşun kubbeler kurdu o
gökkubbe gibi yüksek,
haşmetli, derin.
Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek.
Halı dokur gibi yonttu mermeri,
ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına
ebemkuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri.
Dahası var Mister Dalles,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz,
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek,
ve yarin yanağından gayrı her yerde,
her şeyde,
hep beraber,
diyebilmek için,
yürüdü peşince Bedreddin'in
O, tornacı Hasan, köylü Mehmet, öğretmen Ali'dir.
kaya gibi yumruğunun son ustalığı:
922 yılı 9 eylülüdür.
Dedim ya Mister Dalles, ,
Herhalde bütün bunları sizden gizlediler.
ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşmayın,
yarın çok pahalıya mal olursa size,
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.
(1953)

Nazım HİKMET

tewderi
17-05-2007, 16:48
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ



gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım


ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım


akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım






Attila İLHAN

tewderi
17-05-2007, 16:49
AH LEN AH
Üşürülmüş
Yılan
Dilli
Bir
Hançerdi
Kardeşim
Yüreğime
Göğsüme
Kollarıma
"Bir
Dönüm
Mülk
Kan
Değerdi
Bizim
Buralarda
Kebanda
Ezirganda
Al
Sizin
Olsun
Helal.
Benden"
Sırtımda
Alacalı
Mintan
Boynumda
Yazma
Afilli
Kasketim
Düşmüş
Yere
Ayağımda
Kara
Kabar
Ayağımda
Soğuk
Kuyu
Lastiği
Boynu
Buruk
Kalmışım
Böyle
Ah
Len
Ah.
* * * * * * *Enver GÖKÇE

spartacus
20-05-2007, 12:15
BABA BANA BAĞIRMA

- Yol ıslanmasın diye şemsiye açanlara -

bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan,
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun,
kapılar baba kapılar, pencereleri alıp gittiler,
tenorlar kaçtı ses tellerinden,
çevreye saçıldı yavru diktatörler,
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba.
Baba bana bağırma,
bayrak direklerine konan kartalları anlat,
uzun uzadıya,
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle, vah hah ha.
Şans yıldızlara özgü bir yalan baba,
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız,
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna.

Yalanları yazdım defterime, hiç unutmadım,
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları,
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen,
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların.

Hiç unutmadım,
sakallarını yüzlerinde,
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın.

Hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba,
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen,
bir gam ağacısın,
kar yüküne dayanamayıp kırılan.
İlkbaharı gerzeklere ödünç verdin,
geri getirmediler,
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba?

Baba bana bağırma,
bir kulağımdan giriyor sözlerin,
öbür kulağımı tıkıyor.
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden,
Eva'nın peronunda,
karanlıktan kuşlar çalan bir tren,
bir bıçak kaçağı,
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte,
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan.
Burada,
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde,
burada, tam karşında.
Hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman,
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler.
Karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda,
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar,
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da.
Kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba?

Baba bana bağırma,
farkında değilsin,
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya.
Bir karadelik yutana kadar uzayda bizi,
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen.
Söylemenin tam sırası,
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba.
Ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan,
bir yaşamlık kaygı duruşundayım,
yakın tarihimiz için.

Baba bana bağırma,
bacağından vurulursa bir şiir,
nereye kadar gidebilir?
Bana bağırma baba,
kendine bağır,
yoksa her şey bitebilir...

Akgün Akova

pante
20-05-2007, 13:24
AĞITI YARALI KUŞLAR KONAR ALNIMA

Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma
Beni bir sağucu mu sanırlar
Tünedikleri ömrün kâhinidir onlar
Dökerler kanatlarını rehin bir nehrin avlusuna
Gelir bana konuk olurlar

Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma
Sesini sebil etmiş çeşmeler durulanır
Güvercin uykulardan bir menekşe uyanır
Zamanın aynasında salınır salkım söğüt
Göğün kırlangıcını şu ağaç tanrı sanır

Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma
Baharı firar etmiş bahçelerin imlası dökülür
Bir serçenin düşünü hayra yorar bir bilge
Dalında yaprak çürür
Evren küçülür

Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma
Tanrının üvey çocuğu mudur onlar
Bu yüzden mi şairlere dokunurlar
Göğün yorgun yüzünde sessiz uyurlar

Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma
Hüznüme usul usul yağar kar...


Bülent ÖZCAN

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

pante
20-05-2007, 13:27
BEN BU KENTE DARGINIM BE USTA,

BEN BU KENTE KIRGINIM!..

* * * * * * * * * * * * - Onat Kutlar'a

Ben bu kente dargınım be usta,
Ben bu kente kırgınım!
Bir çift sözüm var yine de
Bu kentin insanına
O da yarınının daha kötü,
Daha karanlık olduğu, olacağı...

Ben bu kente dargınım be usta,
Ben bu kente kırgınım!
Sahip çıkmaz sanatına, sanatçısına...
Şiirler yazdım ona mısra mısra
Sevgiler sundum sıcacık.
Anlamadı beni ah ne fayda
Anlamadı beni azıcık!

Her kaldırım taşında bu kentin
Damla damla gözyaşım
Ve her köşe başında
Delidolu sevdalanışım var oysa!
Gezdiğim oldu sabahlara dek sevdalı yollarında
Bilirim o yüzden her bir köşesini ezbere...
Cümle kaldırımlar, sokaklar bilir,
Ve cümle ağaçlar, kuşlar şahidimdir;
Ben bu kenti çok sevdim be usta,
Ben bu kenti çok sevdim;
Kırkayak'taki gökyüzünü en çok da
Ve Sevda Köprüsü'nü sonsuz bir aşkla...

Hatırlar mısın, sana yazdığım bir mektupta
'Sevda Şehri' yazmıştım zarfın üstüne
Ve sen yolladığın yanıtta
'Havalar nasıl' diyordun, 'Sevda Şehri'nde? '
Havalar iyi, güzel, hoş da;
Ben bu kente dargınım be usta,
Ben bu kente kırgınım!
Bu kent beni şair etti, ağlattı;
İşsiz, güçsüz, aç-sersefil bıraktı! ..

İçlenmemiştim hiç bu kadar, üzülmemiştim...
Daha diyeceğim çok ya!
Kalsın başka mektuba.
Ben bu kente dargınım be usta,
Ben bu kente kırgınım!...

Hadi kal sağlıcakla...


Bülent ÖZCAN

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

pante
20-05-2007, 13:41
BARIŞ

Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba
elinde yemiş dolu bir sepet;
ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak bir testi gibi
ter damlalarıyla alnında...
barış budur işte.

Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman,
ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,
yangının eritip tükettiği yüreklerde
ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,
ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,
boşa akmadığını bilerek kanlarının,
barış budur işte.

Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda
yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi
ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece.
Barış, açılan bir pencerden, ne zaman olursa olsun
gökyüzünün dolmasıdır içeriye.

Bir tas sıcak süttür barış ve uyanan bir çocuğun gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
Başaklar uzanıp, 'ışık! ışık! ' diye fısıldarken birbirlerine!
Işık taşarken ufkun yalağından.
Barış budur işte.
Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler
geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü
ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından
cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi gibi;
barış budur işte.

Geçen her gün yitirilmiş bir gün değil de
bir kök olduğu zaman
gecede sevincin yapraklarını canlandırmaya.
Geçen her gün kazanılmış bir gün olduğu zaman
dürüst bir insanın deliksiz uykusunun ardısıra.
Ve sonunda hissettiğimiz zaman yeniden
zamanın tüm köşe bucağındaki acıları kovmak için
ışıktan çizmelerini çektiğini güneşin.
Barış budur işte.

Barış ışın demetleridir yaz tarlalarında,
iyilik alfabesidir o, dizelerinde şafağın.
Herkesin 'kardeşim' demesidir birbirine, 'yarın yeni bir dünya kuracağız' demesidir;
ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle.
Barış budur işte.

Ölüm çok az yer tuttuğu gün yüreklerde,
mutluluğu gösterdiğinde güven dolu parmağı yolların,
şair ve proleter eşitlikle çekebildiği gün içlerine
büyük karanfilini alacakaranlığın...
barış budur işte.

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların
sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.
Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

Ve toprakta derin izler açan sabanların
tek bir sözcüktür yazdıkları:
Barış.
Ve bir tren ilerler geleceğe doğru
kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden
buğdayla ve güllerle yüklü bir tren.
Bu tren barıştır işte.

Kardeşler, barış içinde ancak
derin derin soluk alır evren.
Tüm evren,
taşıyarak tüm düşlerini.
Kardeşler, uzatın ellerinizi.
Barış budur işte.


YANNİS RİTSOS

Çeviren: Cevat Çapan

pante
20-05-2007, 22:09
DÜNYAYI TAŞIYOR OMUZLARIN

Gün gelir, dualardan da umudun kesilir
Topyekün bir vedaya hazırlık zamanıdır.
Artık "Aşkım" diyemeyeceğin bir gün.
Çünkü boş oluşu kanıtlanmıştır aşkın.
Ve gözlerden yaş gelmez.
Ancak kaba işlere yarar eller.
Ve kuruyup kalır yürekler.

Kadınlar ısrarla çalar kapını, açamazsın.
Yalnızsın tek başına, ışıkların sönük
Ve karanlıkta parlar kocaman gözlerin.
Belli ki acı çekmeyi beceremiyorsun artık
Ve hiçbir şey beklemezsin dostlarından.

Umurunda mı ki yaşlanmak
Dünyayı taşıyor omuzların
Ve bir çocuğun elinden daha hafiftir dünya.
Savaşlar, kıtlıklar, evlerde aile kavgaları
Yaşamın sürüp gittiğini kanıtlıyor
Ve kimsenin gerçekten özgür olamayacağını.
Bu gösteriyi acımasız bulan yufka yürekliler
ölmeyi yeğ tutacaklardır kavgaya
Bir gün gelir ölüm de işe yaramaz.
Bir gün gelir bir zorunluluk olur yaşamak.
Yalnızca yaşamak, hiç kaçış olmadan.


* *Carlos Drummond De ANDRADE

sargon
20-05-2007, 22:51
barbarlari beklerken

neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?
bugün barbarlar geliyormuş buraya
neden hiç kıpırtı yok senatoda?
senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?
çünkü barbarlar geliyormuş bugün
senatörler neden yasa yapsınlar?
barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlara yapacaklar.
neden öyle erken kalkmış imparatorumuz?
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına,
başında tacı, törene hazır?
çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz
bir de kocaman ferman hazırlatmış
ona rütbeler, ünvanlar bağışlayan.
iki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle
işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler?
neden böyle yakut bilezikler parlak
görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar?
ellerinde neden böyle altın,
gümüş kakmalı asalar var?
çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar.
ünlü konuşmacılarımız nerde peki,
neden her zamanki gibi söylev çekmiyorlar?
çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onlar pek aldırmazmış güzel sözlere.
nedir bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa?
(nasıl da asıldı yüzü herkesin!)
neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar,
neden herkes dalgın dönüyor evine?
çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.
ve sınır boyundan dönen habercilere göre,
barbarlar diye kimseler yokmuş artık.
peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *Kavafis

pante
20-05-2007, 23:21
YAPRACIĞI GÖREN BALIK



Minnacık bir balık bir yaprak gördü

Körpe – yeşil – ve yemiş bahar güneşini

- * * * * yaprak değildi

Bahardı gördüğü –

Ve o düşle fırladı denizden

Ve düştü kaldı



Balık ki yaprağı görüp sarhoşladı

O ben’im işte



Erik ağacından düşen yapracık

Damarlarında hâlâ özsuyun hazzı

Bir gözyaşıyla

Sapından sarkan



Yaprak ki düştü erik ağacından

O ben’im işte



Ve çiçekler arasındaki erik ağacı

Güneşe ve yağmura dikmiş gözünü –

-Güneş ki olduracak meyvasını

Yağmur ki besleyecek meyvasını-

Meyva ki sürdürecek erik ağacını



Ağaç ki çiçekler arasında

O ben’im işte



Ve meyva ki güneş kokar

Usulcana erir ağzında

Ve bir an emip de çekirdeğini

Ya yere atarsın ya da denize



O çekirdek ki mutlu

O ben’im işte



ZAHRAD



Türkçesi: Can Yücel

pante
21-05-2007, 01:21
GECE ŞARKISI



Bir kez harcamayagör

Çabuk tükenir sayılı aşk

Suyunu çeker



Sen bir zamanlar sanmıştın

Ki aşkın sınırı yok –

Oysa var

Ve o

Sınır sensin



Şimdi

Iskarmozları söküp götürmüşler

Nasıl kürek çekeceksin

Yaşama



İskorpitleri

Kim toplayacak



Deniz bir uçurumdur

Ağzına kadar su



ZAHRAD



Türkçesi: Ohannes Şaşkal

antimuhammed
21-05-2007, 15:10
Salıncaksız parkın neşeli çocukları ;
"savaş huzur getirecek" diye buyurdu Tanrınız size!
"Ölüme amin suresi"ni okuyarak selamlayın yüce acınızı, hep birlikte...
Gerideki haylaz çocuklar masal için oynamayı sürdürüyorlar
sokaklarda yara bere içinde kalsalar da hep bir umut...

tewderi
21-05-2007, 17:45
Mezopotamya...

Ben Mezopotamya !...
Asya'nın nazlı kızı.
Bereketin, bolluğun ve sevdaların diyarı...
Sevgi ve kin,
Öfke ve hırs,
Savaş ve barış bende anlamlandı.
Bende vücut buldu ruh,
Tarih benimle başladı...

Özgürlük göbek adımdır,
Dağlarımda ve ovalarımda,
Zümrüt yeşilinde
Ve güneşin sihirli renklerinde,
Rüzgarın o karşı konulmaz,
Muhteşem ritminde bir kısrak olur,
Fırat'la yarışır,
Dicle'de dinginleşirim..
Nemrut'ta kara kartalın kanatlarında
Tanrılara meydan okurum...
Eridu'da Gılgameş olur, Enkidu'yu ehlileştiririm,
Hammurabi olur 282 ile düzen getiririm...
Tanrıça İştar benimle aşık atamaz,
Çünkü özgürlük ve sevdanın pınarı benim..
Çünkü ben Mezopotamya'yım
Asya'nın nazlı ve biricik kızı...

Güneş;
Önce
Ve en güzel bende doğar.
Yayılır çekinmeden,
Çırılçıplak dolanır gün boyu
Ovalarımda, dağlarımda...
Kah bir kelebeğin kanadında,
Kah yeni doğan bir kuzunun yanıbaşında,
Bazen tohuma duran bir çiçeğin tomurcuğunda
Bazen de İzlo'nun doruklarında akşamı getirir...
Vedalaşırken batımda,
Mor gecede ayın en güzel yüzüne emanet eder beni,
Ertesi günde buluşmanın sevgi ve coşkusuyla...
Çünkü ben Mezopotamya'yım
Güneşin ve ayın maşuku...

İnsanlarım mert ve sevecen,
Çünkü benim suyumu içtiler,
Ekmeklerinde, sevgiyle büyüttüğüm başaklarım
Ayranlarında, sütümle beslediğim,
Mis kokulu otlarımın tadı var...
Çünkü onlar benim çocuklarım,
Ruhları bende bedenlendi...
Özgür, mağrur ve sevgi dolu....

Zamansız zamanlar,
Dokunulmamış zaman aralıkları,
Çağlar ötesi kültürler,
Atlar ve atlılar,
Diller ve dinler,
Gelenek ve renklerle,
Çocuklarımın içindeki evrenim ben.
Tıpkı;
Güneşin etrafında dönen dünya gibi,
Etrafımda sevgiyle, coşkuyla dönerler.
Geçmiş ve geleceği,
O an yaşatırım onlara,
Geçmiş ve geleceğe saplanmadan...

Ateş ve su;
Benim şahitliğimde evlendi,
Ateş sunakları,
İlk ve en önce,
Benim için yakıldı.
Gündüzlerin gündüz,
Gecelerin gece olduğu,
Uçsuz bucaksız,
Bir sığınak oldum çocuklarıma...

Kıl çadırlarda,
Yaşama yön veren rituellerde,
Hep baş köşede oldum;
Mırra;
Ateşin, suyun
Ve çocuklarımın
Hediyesi oldu bana.
Çünkü;
Yiğitlik,
Ahde vefa,
Barış ve hoşgörü,
Toprağıma ve insanıma verdiğim mayamdır...
Çünkü, Ben Mezopotamya'yım,
Asya'nın mağrur ve anaç kızı...

En iyi bağbozumları bende olur,
En iyi şarabı, en tatlı şırayı ben veririm
Belki de bundandır,
Benim topraklarımda aşk,
Sevmek ve sevilmek,
Şarap tadında olur...
Bundan değilmi ki;
Babil Kralı Nabukodonosor,
Sevdası için Mardin'den Şamran'larla
Şıra akıttı yüzlerce mil aşağılara,
Bundan değilmi ki,
İskender Zınnar'a ;
Prenses Fahriyye ve Ravza cennet bahçelere,
Şad Buhari Mardin'e yerleşir..
Timur, Kustus, Antonius ve daha nicesi,
Bu sevdanın peşinde topraklarıma kan bulaştırdılar...
İhanet ektiler topraklarıma;
Kelepçe vurdular çocuklarımın gözyaşlarına...
Dağlarımda ağaç bırakmadılar, çıplak kaldım,
Utanırım..ele güne karşı,
Utanırım.. aya, güneşe karşı
Çünkü ben Mezopotamya'yım,
Asya'nın nazlı ve özgür kızı...

İbrahim bende doğdu,
Sin Mabedinde aya ve yıldızlara yakarırken doğruyu buldu...
Zarathustra, Mani ve Yezidiliğe ben ilham oldum,
İlk Hıristiyanlara ben kucak açtım
Lorna ve Anastisiupolis ile, İslam'ın yolunu ben açtım
Dermetinan'da Hacı Kemal,
Kosar'da Hoca İhsan, Selman-i Pak ve niceleri İslam dediler;
Moşe Bar Kifo, Hanna Dolabani;
Hammara'da, Deyru'z Zafaran'da, Mor Mihail'de Mesih demediler mi?
Ekmeğim, suyum ve güneşim hepsine yetmedi mi?
Yetmedi mi? Zeytinim incirim ve narım...

Utanırım anamdan, kardeşlerimden, çocuklarımdan
Utanırım güneşten, aydan ve rüzgardan...
Utanırım, aç yatan bebelerden, dedelerden,
Utanırım, el kapısında iş dilenen civanlardan,
İçtiği suya pislik bulaşmış analardan, babalardan utanırım..
Çünkü ben Mezopotamya'yım
Asya'nın nazlı ve mağrur kızı...

Necat İLTAŞ
(1998)

pante
22-05-2007, 13:34
BİR TÜRK'ÜN YAKINMALARI

(Yabancı bir dosta mektup)

Güneşin yakıcı ışınları altındaki o yabanıl ülkeyi bilir misin?

koruların ve solgun çayırların çiçeklendiği?

Kurnazlığın ve kaygısızlığın kötülükle birleştiği,

Korkuyla kıvrandığı insan yüreklerinin?

Ve o ülke ki bazen

Akıllar soğuk ve serttir taş gibi

Fakat zamansız bir tasayla ezilir güçleri

Dingin alevi iyiliğin söner erkenden.

daha başlangıçta yüktür orada yaşam

ve azarlanış gelir ardından sevinçlerin

Tutsaktır ve zincir altında inler orada insan

Dostum! İşte o ülke yurdumdur benim!

Not:

Ah, anlıyorsan eğer beni
Açık konuşmadığım için kınama;
Varsın yalan gizlesin gerçeği:
Ne yapalım ? Hepimiz insanız ne de olsa!

(1829)

MİHAİL YURYEVİÇ LERMONTOV

çev.:Ataol Behramoğlu

pante
22-05-2007, 13:55
ŞAİR


Parlıyor altın işlemesi hançerimin.
Gövdesi kusursuz ve sağlamdır.
Gizemli direnci çeliğinin
Doğunun savaşçılığındandır.

Dağlarda bir dağlıya çalıştı yıllarca
Hizmetine karşılık ücret beklemedi.
Açtı birçok göğüste birçok korkunç yara
Deldi birçok çelik giysiyi.

Eğlenirken bir köleden de uysaldı, ama
Çınlardı bir söz kırdı mı onurunu.
O günler, oymalı, zengin bir süs ona
Yabancı, utanç verici bir giysi olurdu.

Onu, yiğit bir Kazak, Terek nehri ötesinde
Soğumuş ölüsünden almıştı sahibinin.
Sonra, fırlatılmış, yatıp durdu uzun süre
Gezici dükkânında Ermeninin.

Şimdi öz kınlardan, savaşta hırpalanmış,
Yoksundur zavallı yoldaşı kahramanın.
Altın bir oyuncak halinde, şerefsiz ve zararsız
Parlayıp duruyor üstünde duvarın.

Artık özenli, alışkın bir elle
Onu silen, okşayan kalmadı.
Ve dua ederek şafaktan önce
Okumuyor kimse üstündeki yazıtı.

Şair!
İşte bu gevşek çağda sen de böylesin!
Yitirdin önemini!
O altınla değiştirdiğin kudrete
Dünya saygıyla kulak verirdi.

Güçlü sözcüklerin ölçülü sesiyle
Savaşçı ateşlenirdi savaşa.
Tütsü dua saatine nasıl gerekliyse
Kadeh şölene nasıl, gerekliydin halka.

Şiirin tanrısal bir ruh gibi, kalabalığın üzerinde -
Uçup dururdu ve soylu düşünceler, yankılanan -
Çınlardı o çan gibi, halkın bayram ve yıkım günlerinde -
Kurultay kulesi üstünde çalan.

Şimdi yalın ve onurlu bir dil sıkıyor bizi, yalnız;
Eğleniyoruz parlak pullar ve aldatılarla.
Yıpranmış bir güzellik gibi, ki yıpranmış dünyamız
Alışkındır kırışıklıklarını gizlemeye allıklar altında.

Ey alay edilmiş peygamber, yeniden uyanacak mısın?
Ya da intikam çağrısına hiçbir zaman
Altın kınlardan çıkarmayacak mısın
Hakaret pasıyla kaplanan kılıcını?...



Mihail LERMONTOV

Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

tewderi
22-05-2007, 18:27
Ademi balçiktan yogurdun yaptin,
Yapip da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insani saldin cihana
Salip da neylersin bundan sana ne

Bakkal misin teraziyi neylersin
Isin gücün yoktur gönül eglersin
Kulun günahini tartip neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne

Katran kazanini döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yilana tamuyu yutsun
Söndür su atesi bundan sana ne

Sefil düstüm bu alemde naçarim
Kildan köprü yaratmissin geçerim
Sol köprüden geçemezsem uçarim
Geçir kullarini bundan sana ne

Kaygusuz Abdal der cennet yarattin
Cehenneme nice kullari attin
Nicesin ates-i ask ile yaktin
Yakip da neylersin bundan sana ne

KAYGUSUZ ABDAL

pante
23-05-2007, 23:46
RÜZGARLARIM KONUŞUYOR
* *

* *Ben bir harp esiriydim
* *Bulutları seviyordum, hürriyeti seviyordum
* *İnsanları seviyordum, yaşamayı seviyordum
* *Bulutları gözlerimden boşalttılar bir gece.

* *Yalan söylemeyen bir dünyada
* *Ben de yalan söyleyemem.
* *Ve ben şeffaf, tertemiz
* *Pırıl pırıl bağırıyorum:
* *Yetişir oltaya yem
* *Dile küfür olduğumuz,
* *Yetişir bozuk para gibi savrulduğumuz.

* *Gözlerim var, görüyorum:
* *Yarı çıplak, çırılçıplak
* *Ölülerle dolu toprak
* *Ölüler sarmaş dolaş
* *Ölüler sivil, asker, ihtiyar
* *Ölüler buram buram
* *Nefret kokuyor

* *Ve dilim var, söylüyorum:
* *Benim de altçenemi
* *Gözlerimi alacaklar belki de
* *Yaşamak ve hürriyet istedim diye
* *Ve belki de bir sabah
* *Gün doğmadan az önce
* *Heykelim dikilecek
* *Bir darağacına.

* *

* * * *Cahit IRGAT

tewderi
24-05-2007, 14:22
Hafomun Evi Kaya Başında (A Leylim)
Oyalı Yazma Yandı Kaşında (Vay Beni Ben Ölem)
Şevkinin Aklı Yoktur Başında (A Leylim)
Dağlar Daldadır Gözüm Yoldadır (Vay Beni Ben Ölem)

Hamamdan Çıkmış Elleri Kına (A Leylim)
Binmiş Paytona Çıkmış Seyrana (Vay Beni Ben Ölem)
Şevki Bu Derde De Nice Bir Yana (A Leylim)
Dağlar Daldadır Gözüm Yoldadır (Vay Beni Ben Ölem)

Hamamdan Çıkmış Gider Yoluna (A Leylim)
Şeveler Takmış Pambuk Koluna (Vay Beni Ben Ölem)
Mevlam Sabur Ver Şevki Kuluna (A Leylim)
Dağlar Daldadır Gözüm Yoldadır (Vay Beni Ben Ölem)
http://www.youtube.com/watch?v=Hns6p5rnYIc
http://www.youtube.com/watch?v=kZWGCGneLx0

tewderi
24-05-2007, 14:46
Kahbe Hayat

ah be hayat,
ya ben erken dogmuşum,
ya sen geç kalmışsın.
ne zaman bır şey yapmak istesem,
hep dur dedin, hep bekle dedin.
bekledim yaşım 20 oldu.
ama sana yetmedi,
yetmez.
gene bekle dedin,
gene bekle, hep bekle.
bekledim, sırf sen dedin diye,
sırf muradıma ereyim diye.
ne oldu;
ne verdin ki bana,
sonsuz bir sabırdan başka?

ah be hayat,
ah be hayat,
senden alamadım muradımı,
izin ver baride,
ölümden alayım.
onuda çok görme bana,
onuda bekletme,
onuda kaçırma benden.

ah be hayat,
senden ne gördüm ki,
ne isteyeyim.
ne vefanı bilirim, ne vefasızlığını.
ne severim seni,
nede nefret ederim.
kaçamam senden,
kıyamam sana,
sen acımasanda bana.

ah be hayat bana ne verdin ki,
ne istiyorsun.
gençliğim büyük bir bedel değil miydi?
yaşlandım şimdi,
belimde büküldü,
kanbur felek sanki,
sırtıma süzüldü.

son nefesimi vereceğim,
ama sana değil.
şeytanla pazarlık ederim,
sana yenilmem.
belki, belki ölürümde,
bir daha asla dirilmem...

Abbas Aydın

pante
02-06-2007, 02:16
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR *
*

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * Orhan Kemal'in güzel anısına
*

işten çıktım
sokaktayım
* * * *elim yüzüm üstümbaşım gazete
*

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
* * * *sokağa çıkmak yasak
*

sokaktayım
gece leylâk
* * * ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
*

havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
* * * ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
* * * * * * *çırpınıp durur
*

çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
* * * ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
* * * * * * susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
* * * * * * unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
* * * * * * * * * *vurmuşum sokaklara
*

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
* * * * * * dallarda insan iskeletleri
*

asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan'ı
* * * belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
* * * * * * * sarı yapraklar gibi


asmak neyi kurtarır
* * * sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
* * * * * * * ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
* * * *hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
* * * *asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
* * * * * * * budur işte asıl sorun!


sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
* * * * * * ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
* * * *yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
* * * * * * * * * * * * * * * kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı


işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
* * * *gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
* * * * * * *ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
* * * * * * * * * *gitme korkusu
ah desem
* * * eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
* * * tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
* * * öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
* * * * * * * güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
* * * ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak


ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
* * * * * * * * * * bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
* * * n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
* * * * * * *ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
* * * nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
* * * *kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
* * * * * *göçen kim dünyamızdan?


asmak neyi kurtarır
* * * öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
* * * ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
* * * * * * *söyler hangi güzelliği?

kökü burda
* * * *yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
* * * göçtü memet diye diye
* * * * * * *şafak vakti bir çınar
* * * * * silkeledi kuşlarını
* * * * * * * * * * * * güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *memet!»

gece leylâk
* * * ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
* * * uy anam anam
* * * haziranda ölmek zor!


bu acılar
bu ağrılar
* * * * * * *bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
* * * *kim bu umut
ne adına
* * * * * * *kim için?


«uyarına gelirse
* * * tepemde bir de çınar»
* * * * * * demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
* * * * * * *geride kalanlara


nerdeyim ben
* * * *nerdeyim?
kimsiniz siz
* * * *kimsiniz?


yıllar var ki ter içinde
* * * taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
* * * * * * * * * * *3 haziran '63'ü

bir kırmızı gül dalı
* * * * * * * * * *şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
* * * * * * * * * *iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
* * * yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
* * * * * * *iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
* * * * * * * * * * *nâzım ustanın


gece leylâk
* * * ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
* * * * * * *şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!




* * * *Hasan Hüseyin

sargon
02-06-2007, 02:40
Leman dergisinden alinti
* * *Yazan: Mehmet Cagcag

* * *ABIMSIN TAYYIB!

* * *Seni bu memlekete Allah gonderdi
* * *Ummetsiz sunnetsize dersini verdi
* * *Laikler de ortami gerdikce gerdi
* * *Tas-hakli lidersin aslanim Tayyib.

* * *Bulent Arinc bey meclis bulbulu
* * *Allah gondermis sana Abdullah Gul'u
* * *Tuzmen piyasalar yuzun guldurdu
* * *Isini bilen devlet adami, supersin Tayyib.

* * *O gun soferlerini dovesim geldi
* * *Arabada kalisinda icim ciz etti
* * *Imdada yetisen balyozu opesim geldi
* * *Mubarek balyozuna sap olam Tayyib.

* * *Hazineyi Unakitan abi paraya bogdu
* * *Dersin ki anasindan eknomis dogdu
* * *Cuvalla doviz yurdu doldurdu
* * *Sirtin yere gelmez Pehlivan Tayyib..

* * *Amerikha israyil, herkeshi kolladin
* * *Kindar AB'yi bile yikayip yagladin
* * *Merkel gibi Turk gusmanin bagladin
* * *Buyuk baglamacai cambazsin Tayyib.

* * *Tum Turkiye senlen gurur duyuyor
* * *Gisganc layikler kendin yollara vuruyor
* * *Kislasi karakolu selam duruyor
* * *Siyasette Ozal'dan feristah Tayyib.

* * *Sana gicik olan bir gicik muhalefet
* * *Baykal, Mumcu ise eger siyaset
* * *Korkma sonmez ampulun ilelebet
* * *Yuru bee kim tutar seni, padisah Tayyib.

* * *Bu arada evladin kosteri hayirli olsun
* * *Isleri cossun, Allah paraya bogsun
* * *Oyle evlatlara helaller kismetler olsun
* * *Micoluga bile talibim, abimsin Tayyib.

* * *Su gisganc insanlar seni karikoter yapiyor
* * *Kah kedi, kahi ordek yilan kene ciziyor
* * *Bu serefsizler madem kimseden korkmuyor
* * *Goster kendini sunlara kaplansin Tayyib.
* * *(Pardon abi kaplansin dedim agzimdan kacti, dava acma.)

* * *Farkindayim herkes kupunu doldurdu
* * *Cemaatten olan hasilata elini daldirdi
* * *Bir isaretin ile kimler, kimler kalkindi
* * *Isaret parmaana denk gelem, babamsin Tayyib.

* * *Diyorlar ki milyarlarca eurosu dalorlari var
* * *Calisip onlar da kazansin, emme buzukleri dar
* * *Daha da cok versin onunde zamanlarin var
* * *Sen bence gonlunle Karun'sun Tayyib.

* * *Propogandani her gun bedafaya yapiyom
* * *Takside gunde en az yuz musteri bagliyom
* * *Taksi plakasina inanki fitim soyluyom
* * *Annadin sen onu kankamsin Tayyib

* * *Muridin taksici sair Kozzi

tewderi
05-06-2007, 10:51
Yuva

Yanyana geldikçe daha uzak
Birlikteyken daha kimsesiz
Bir ağrı sızım sızım yeri belirsiz
O da yalnız
Ben de yalnız
Acılar tütüyor bacamızdan
Görünmeyen taş duvarlar örmüşüz
Duvar olduk kendimize kendimiz
Ne yana dönsek
Kendimize çarparız

Aziz Nesin

tewderi
05-06-2007, 10:54
Yürü Bre Osmanlı

Yürü bre Osmanlının ovası
Dağlarına çadır kurulur bir gün
Kolay mı dağıtmak yiğit yuvası
Bunların hesabı sorulur bir gün

Kapısı uşaklı beyler nic’oldu
Yeyip de içtiğin köyler nic’oldu
Omuzunda oklar yaylar nic’oldu
Korkarım ki yaylar gerilir bir gün

Ağlama Mahzuni yiğit ol n’olur
Her akşamin sonu sabahla gelir
Sanma ettiklerin yanina kalir
Sana da bir çorap örülür bir gün

Mahsuni ŞERİF

ahuramazda
05-06-2007, 14:29
SİYAH * SABAH

Ruhumun diyetinden bir şey kalmadı bana.
Ötesi yaşamın aynılığına bağlı.
Alevin çiğnediği çığlıkların ölümünü yaşamak değil benimkisi...
dumana zorla *kabul ettirilen et yanmalarını duyumsama
uzaklarından senin. Ölmenin kendine hafif
bilincime ağır gelen kokusuna
sarılan *bedenden öte bir şey değildim artık.
Susmanın caniliği belki de bu.
Kor. Yangın. Duman. * * *

Gecenin kendine aynası yoktu. Yol gündüzden önce ısınmıştı.
Uykuda yangın kokusu, uykuda alev...ateş, erime.
Ayın lekesiz güzelliği yoktu artık, gözlerde biriken kan tabakasıyla.
İrin içen, ifadesi maske yüzlerin insana denk hiçbir şeyi kalmamıştı.
Kötürüm beynin kendine kıyan caniliği.
Eriyik. Kemik külü.
Yapışkan yangın tozu.


Ölümü yazmak, yaşamayı yazmaya oranla daha kolay.
Yaşamakla ölmek arasını yazmak ise...mümkünü olmayan...
hiç. *
Kalbime batan gözlerim, düşlerime ağır gelen ölüme gidiş yolu.
Gökle yeryüzü arasında cendere mapusluklar.
Hiçbir Eylül kendine gelemezdi artık.
Hiçbir sonyaza yazılamazdı kıştan kalan zebani kıyım.
Ve her ölüm kanla başlamaz.
Bu utanç tarihin değildi biliyorum.
Susturulmuş siyah sabah.
...

Ava

ahuramazda
27-06-2007, 01:04
Şiir Nasıl Diretir



Biz bu dünyaya çok sert çakıldık baba.Fakat mıhlara *

pas vuran suyuzdur da. Göz, gözyaşıyla alınmış bütün *

mevzilerinden kaçıp caysa da, huydur, biz oralardayız.

Yaralıyız yağmur cümle yaralarımızı bağışlar sağaltırsa da.



Suyuz. Kim bilir kaç mevsim kaç fırtına yolumuzu yanıltır.

Biraz ve derin. Sonra güncelerimizi dönülmez zamanlarla *

sarartan o garip devrim, şimdi şakaklarımızda ağaran *

bir tek saç telinin sesidir. Ama caymaz, caymayacaktır da.

Sulara ark olmuş topraklarda bir koyak sellerden caymaz.



Bana tarihini soran kâğıtlara ben ne diyeyim. Ona akasyayla

atkestanesinin deliliğini anlatırdım. Birisi kahverengi fasulya,

ikincisi yeşil kahve topçuklarıyla üremeye yarışıyordu,deliler.

Düşüldüğü unutulmuş yarlarında eski bir bahçenin. Unutmazlardı.

Çün mevsim dönümleri unutturmaz insana dönülemeyecek nedir.

Bizi bu dünyaya çok sert vurdular baba. Oysa mıhlara pas

idik. Seslere aks idik. Sözlere yankı. Adımlara ayak idik,

ayaklara adım. Yürümeye sefer. Sefere menzil. Menzile kısrak.



İnkâr benzini ve boynunu solduracaktır baba. Biz bu dünyaya

çok sert çakılmıştık. Ve kendi sefil günlerinde bizi soldurmaya

yönelen bu dünya caydıramayacaktır asla. Caydıramaz asla.

Yakalandığımız küçücek evlerden tutuklanacağımız sokaklara.



(Varlık,1069)

Hulki Aktunç

dilaver
01-07-2007, 02:18
Hayal Et Cennetin Olmadığını,
Denersen Kolaydır.
Cehennem yok altımızda,
Üstümüzde ise sadece gökyüzü.
Tüm insanların
Bugün için yaşadığını
Hayal Et.

Hayal Et Ülkelerin Olmadığını
O Kadar Zor Değil Bu
Uğruna Öldürecek Ya da
Ölecek Bir Şey Yok.
Ve Din de Yok Tabii.
Tüm İnsanların Barış İçinde Yaşadığını
Hayal Et.

Hayalci Diyebilirsin Bana,
Oysa Yalnız Değilim Ben.
Umarım Bir Gün Sen de,
Katılırsın Bize
Ve Bir Bütün Olur Bu Dünya.

Hayal Et Malın Mülkün
Olmadığını
Merak Ediyorum
Yapabilirmisin.
Ne açlık var Ne de Açgözlülük
İnsanların Hepsi Kardeş
Tüm İnsanların
Tüm Dünyayı Paylaştığını
Hayal Et.

John Lennon


* * * Siteye mesaj atan bir misafirimiz bizlere teşekkür etmiş ve artık inancını bir kenara attıgını, bunda da en büyük etkenin bu sitedeki yazılardan edindigi fayda oldugunu belitmiş. Benim şiirsel hiç bir yönüm yoktur, pek anlamam. Ama çok hoşuma giden ve iletisiyle çok ciddi bir anlam bütünlügü olan bu yazıyı ben de buraya almayı uygun buldum. Umarım daha evvelce yayınlanmamıştır.


* * * *saygılarımla

sisyphos
11-07-2007, 00:25
Madem sözler verilmiş, o halde şarkıyı da dinlemek hoş olur.

http://www.youtube.com/watch?v=jEOkxRLzBf0&mode=related&search=


Hatta çevirmeye cesaret edemediğim için orjinal olarak sözlerini verebileceğim başka bir şarkısını da dinlemek mümkün. (Belki ingilizceye hakim bir arkadaş tam olarak çevirir.)

40 yaşında iken, *bir hayranı tarafından *öldürüldüğü kayıtlara geçse de, saçma sapan ölümü hala gizemini korumakta. Bazı iddialara göre de, aykırılığı, isyankarlığı ve şarkı sözlerinin buna yol açtığı söylenmekte.


http://www.youtube.com/watch?v=UuknBhy-lN4&mode=related&search=

GOD

god is a concept
by which we measure
our pain
i´ll say it again
god is a concept
by which we measure
our pain

i don´t believe in magic
i don´t believe in i-ching
i don´t believe in bible
i don´t believe in tarot
i don´t believe in hitler
i don´t believe in jesus
i don´t believe in kennedy
i don´t believe in buddha
i don´t believe in mantra
i don´t believe in gita
i don´t believe in yoga
i don´t believe in kings
i don´t believe in elvis
i don´t believe in zimmerman
i don´t believe in beatles
i just believe in me
yoko and me
and that´s reality

the dream is over
what can i say?
the dream is over
yesterday
i was the dreamweaver
but now i´m reborn
i was the walrus
but now i´m john
and so dear friends
you´ll just have to carry on
the dream is over

sisyphos
15-07-2007, 00:45
Sevdan Karanlığa Yaylım Ateşte


üç-beş yıldızkaydı nöbeti on nisan
sevdan karanlığa yaylım ateşte
salyangoz saat tosbağa takvim
ve gece dünyaya saplı kara kırık cam parçası
kadınımsın uzaktasın beklersin çobanyıldızını
yağmur siparişlerin pazar gününe gelir
bulut mağazaları kapalı
dökersin tüylerini göğüyaz
inersin merdivenini kaygan
kadınımsın kökü ay ışığında büyüyen özgürlük
duygum gibi
kokulu padişah mührü gibi siyam balığı gibi
beni sorarsan sevdiğim
gözümü hamamböceklerine diktim
nükleer savaşta kavrulacakken homo sapiens türü
parçalanacakken onca beyinle yürek
böcek toplumunun sağ kalacak olması
manzara
onların canı can da bizimki radyasyonlu patlıcan
akıl olsa insanda iğne deliğinden geçecek kadar
övündüğü kadar farklı olsa hayvandan
yazılmazdı tarihi kinle kanla
ve olmazdı çocukların oyuncağı kurşun askerler

yirmiüçonbeş otobüsü Van-İstanbul iki haziran
sevdan karanlığa yaylım ateşte
karagöz şoför hacıvat muavin
ve gece kömür tozu yutturulmuş kör kuğu
gökyumağım çaydaçıram kadınım
dönüyorum sana kana bulamadan elimi
dönüyorum dişlemek için memelerini
dönüyorum işte Yavuz Sultan Selime inat

"...seferden vazgeçip İstanbula dönmek isteyen
durmasın dönsün
karılarının sıcak koynuna
beni sevenlerse bre
sürsün atını mertçe peşimden"

dönüyorum
yağlı ipi tüysüz şehzadelerin boynuna dolamak mertlikse
mertlikse Lale Devri Yedikule Zindanı jurnalciler sürüsü
mertlikse darağaçları
dönüyorum
boş ol diyerek kadınları tuz buz etmek mertlikse
mertlikse bindirmek halkın sırtına vergiyi
oturak alemlerinde boşaldıkça hazine
mertlikse baştan sona Osmanlı tarihi
dönüyorum

dönüyorum
genelevden çıkmış gelin acelesiyle
kadınım kısa dalga cızırtım
sevdan karanlığa yaylım ateşte

Akgün Akova

dilaver
21-07-2007, 19:23
Yükseklere çıkamazlar bayraklar,
Gönder boyudur yolculukları,
Sınırları aşamazlar, aşamazlar onlar,
Sınırlarıdır var eden onları.


Bayrak yakanlar görülmüştür görülecektir de,
Görülmemiş ve görülmeyecektir uçurtma yakanlar.
Bayrak... O bir mülkiyet simgesidir aslında,
Der ki, “bu toprak, birilerinin toprağı
Ve değil başkalarının...”
O bir mülkiyet simgesidir aslinda,
İster kızıl yıldız olsun ister davud *yıldızı olsun sırtında


Bir uzantisi gibidir insanin, uçurtmaysa;
Onunla çikar insan uzaya,
Onunla aşar tum sinirlari...
Uçurtma, bir tür kol uzamasi...


Doğayla uyumu insanin.
Budur tanimi uçurtmanin...
Uçar, yonettikçe insan eli onu,
Uçar, yol verdikçe bir yandan rüzgar.
Rüzgarin ve elin uyumu...


Görülmemiş ve görülmeyecektir ipini koparan bayrak,
Tutsak edilmistir göndere...
Oysa uçurtma?.. O uçtugu sürece,
Düşüdür özgürlük, uçtugu sürece!


Rivayet şöyle: ilk bayrak dünyada,
Bir uçurtmanin evcilleştirilmesiyle çikmis ortaya...
Kedi oluşu gibi kaplanin,
Kopekleşmesi gibi kurdun,
Tutsak etmişler bir uçurtmayi, göndere vurmuşlar,
Bayraklar çıkmış ortaya...


Bayraklar, pasaport göstermelidir,
Geçmek için bir ülkeden bir ülkeye;
Uçurtmalar? Pasaportsuzluk demektir uçurtmalar ise,
Ama ‘deli’ diyorlar işte,
‘Pasaport’ diye uçurtma gosterene
Ya da ‘pasaportsuzluk’ diye...


Kizil bayragi da yakalim, kara bayragi da yakalim,
Tum bayraklari, tumden yakalim...
Ucurtmalar dagitalim cocuklara onemli gunlerde,
Birakalim gunun anlam ve onemini,
Cocuklara dus kurmayi ogretelim;
Ucurtma bayramlari en etkili egitim...
Gormeliler boylece, yeryuzunun, gokyuzunun,
Yasalari vardir farkli farkli...
Gormeliler onlar icin ne ise oyuncak,
‘Ucurtma’ denir ona gokyuzunde,
Ve ‘bayrak’ denir yere dusmuslerine...


Hapse bile dusurur insani, yirtik bayrak...
Oysa yirtik ucurtma ucamaz ve o kadar...
İstemem bayrak olsun gelecekte ucurtma,
Hapse dusurmesin kimseyi yirtik ucurtma...


“İnsan, ulusum; toprak, vatanim” (*)
Ucurtmam, bayragim, bayraksizligim...



Ulas Basar Gezgin, Ho Ci Min Kenti, Vietnam, 19 Temmuz 2007

(*) Sinasi’nin unlu sozu. Ozgun soz soyle: “Milletim nev`i beserdir, vatanim ruy-i zemin”. Bu soz, Tevfik Fikret’in ‘Haluk’un Amentusu’ adli siirinde de gecmektedir.

kuvvaci
22-07-2007, 14:08
ÇOCUKLARIMIZA NASİHAT
Hakkındır yaramazlık.
Dik duvarlara tırman
* * * * * * * * * *yüksek ağaçlara çık.
Usta bir kaplan
* * * * * * * * * * * *gibi kullansın elin
yerde yıldırım gibi giden bisikletini..
Ve din dersleri hocasının resmini yapan
* * * * * *kurşunkaleminle yık
* * * * * *Mızraklı İlmihalin
* * * * * * * * * * * *yeşil sarıklı iskeletini..
Sen kendi cennetini
* * * * * * * *kara toprağın üstünde kur.
Coğrafya kitabıyla sustur,
seni «Hilkati Âdem»le aldatanı..
Sen sade toprağı tanı
* * * * * * * * * * * * toprağa inan.
Ayırdetme öz anandan
* * * * * * * * * * * * * *toprak ananı.
Toprağı sev
* * * * * * * * * *anan kadar...
*

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Nazım Hikmet Ran * * * * * * * *1928

pervane
23-07-2007, 23:04
SEMERINE TAPAN EŞEK
Dinlediler
Tarihin kart sesini
Tahta kulaklarıyla Emdiler taş memesini
Öpüştüler öpüştüler
Demir dudaklarıyla
Ölçtüler boyutlarını
Sırtlarındaki yaranın
Tarihsel zaman ile
Eni bin yıl
Boyu bin yıl

Derenliği bin
İşte kırık bir miğfer
Bir ceket düğmesi
Bir araba tekerleği
Şişmiş bir at
Ses kırıkları bir kralın
Karpuz kabuğuyla yanyana
Yüzüyor kainli bir suda
Susamıştır şimdi
Kendi kokusuna bir çiçek
Özlemiştir
Kuş kuşluğunu
Böcekliğini böcek
Pahalı bir renge boyanmış
Semerine tapan eşek

ALİ YÜCE

degisim
31-07-2007, 09:17
ANALIK ZANAATI

Zordur bizde analık zanaatı.
Başka ülkelerde analar
Çiçek sevgisini öğretirler çocuklarına.
Bizde,bombalardan korunmasını da öğretmeleri gerekir.

Başka ülkelerde analar
Ezgiler öğretirler,kuş seslerinin güzelliğini
Çocuklarına,
Bizde,çocuklara
B-52'yle F-105'in sesini
Öğretirler ayırt etmesini.

Ey kutsal Meryem Ana,
Bin dokuz yüz altmış dokuz yıldır
Tutuyorsun çocuğunu kollarının arasında,
Biliyor musun Vietnamlı analar
Aylardır oğullarından uzak uyuyor?

Anaların çocuklarına
İnsan olma zanaatını öğretme zamanıdır.
Zamanıdır bundan da fazlasını yapmanın
Onlara yiğit olmayı öğretmenin de zamanıdır.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Şe Lan Vien

degisim
31-07-2007, 09:37
ELİMDEN GELSE

Ben isterim ki
Bulutlar ağlasın,
Ama çocuklar ağlamasın;
Hiçbiri öksüzlük,yetimlik nedir duymasın.

Ben isterim ki
Konuşsun her çiçek kendi dilince;
Ama silahların sesi kesilsin.

Ben isterim ki
Kapansın bütün kapılar karanlığa;
Ama gözler kapanmasın
Sözler kapanmasın

Ben isterim ki
Yangınlar sönsün,
Ama umutlar sönmesin;
Erişsin her meyva kendi dalında,
Yüreklere acı bir söz değmesin.

Ben isterim ki
Eğilsin dallar bereketten;
Ama insanoğlu başını eğmesin
Utançtan ya da güçsüzlükten.

Ben isterim ki
Gözyaşı gibi aksın pınarlar,
Toprağın üzreinde duru berrak;
Ama pınarlar gibi akmasın gözyaşı,
Yeryüzünün hiçbir yerinde.

Ben isterim ki
Bir yıldızlar kalsın uykusuz
Gökyüzünün derinliklerinde;
Ama insanlar yatıp dinlensinler,
Taze bir güçle başlamak için
Güzel sabahlara
Aydınlık sabahlara.

Ben isterim ki
Her şey
Her şey
Her şey eğilsin insanın önünde,
Ama insan,insana tutsak olmasın.

Ben isterim ki
Sevinç bol olsun,
Mutluluk bol olsun
Ülkeden ülkeye giden yol olsun.

* * * * * * * * * * * * * * Resul Rıza

sargon
03-08-2007, 00:11
Hacivat Karagöz filmini yeni seyrettim. Seyretmemiş olan herkese bir şekilde bulup seyretmesini öneririm. Öykü, tarihsel perspektif, espriler, müzikler, herşey harika.

Filmin en güzel parçlarından biri ve sözleri: "Dört kitabın manası"

http://www.youtube.com/watch?v=AYI0AHQxGGY

bülbül olup öteyim
dost bağında yatayım
gül oluben açayım
ayruk dahi solmayım

aşktır derdin dermanı
aşk yoluna koydum canı
karagözüm aydur bunu
bir dem aşksız olmayım
hacivatım aydur bunu
bir dem aşksız olmayım

sen sana ne sanırsan
ayruga da onu san
dört kitabın manası
budur eğer var ise

osiris
03-08-2007, 01:10
Gördüm De Geldim

İlme Hizmet Edip, Uykudan Kalktım
Sarık Seccadeyi Elden Bıraktım
Vaizin Her Gün Ki Vaazından Bıktım
Ramazanı Sele Verdim De Geldim

Karnım Acıktıkca Kederim Arttı
Hele Hac Kaygısı Ayrı Bir Dertti
Paralılar Hemen Hac'oldu Gitti
Seytanı Taşlarken Gördüm De Geldim

Dört Kitabı Koyup Torbaya Astım
Cennet Hurisinden İlgimi Kestim
Muskacı Hocaya Sanmayın Sustum
Agzının Payını Verdim De Geldim

Aklım Ermez Ahret Eğlencesine.
Saygım Var İnsanın Düşüncesine
Hayal Cennetinin Has Bahçesine
Yobaz Sürüsünü Sürdüm De Geldim

İbreti Emelim İnsana Hizmet
Eşim Bana Huri, Evim De Cennet
Hacıya, Hocaya Kalmadı Minnet
İrbiği, Tesbihi Kırdım Da Geldim
aşık ibreti

pante
28-08-2007, 20:32
ELLERİ VAR ÖZGÜRLÜGÜN

Köpürerek koşuyordu atlarımız
Durgun denize doğru.

Bu uçuş, güvercindeki
Özgürlük sevinci mi ne!

Öpüşmek yasaktı, bilir misiniz?
Düşünmek yasak!
İşgücünü savunmak yasak!

Ürünü ayırmışlar ağacından,
Tutturabildiğine
Satıyorlar pazarda;
Emeğin dalları kırılmış, yerde.

Işık kör edicidir diyorlar,
Özgürlük patlayıcı.
Lambamızı bozan da,
Özgürlüğe kundak sokan da onlar.
Uzandık mı patlasın istiyorlar,
Yaktık mı tutuşalım.
Mayın tarlaları var,
Karanlıkta duruyor ekmekle su.

Elleri var özgürlüğün,
Gözleri, ayakları;
Silmek için kanlı teri,
Bakmak için yarınlara,
Eşitliğe doğru giden.

Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!

Özgürlük sevgisi bu,
İnsan kapılmayagörsün bir kez;
Bir urba ki eskimez,
Bir düş ki gerçekten daha doğru.

OKTAY RIFAT

bin_geliriz
31-08-2007, 02:48
soruyorsun ki; bööyle toprak olacak bir hayata niçin bu kadar düşkünsün
Hangi zevk ile,hangi gönül hissiyle ve niçin,kendinden geçercesine hayata bağlanmışsın?
ben sorsam :nasıl bir ruh acayipliğidir ki söyle şiddetli bir ölüm arzusunu meydana getirir
hangi ruh felsefesi;hangi kararıyla ve nasıl sizi ölüme böyle susatır?
o anlayışta kendine göredir,bu anlayışta bence ölüm ve hayat bir ölür bir doğar manasında
zoraki bir avunmadır hepimiz böyle yaşamaktayız,ne yazık yürüyen canlı ölüler halinde!..


------------------------------------------TEVFİK FİKRET

dilaver
10-09-2007, 23:53
Kavgayı
Bir yaprağın üzerine yazmak isterdim,
Sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye.

Öfkeyi
Bir bulutun üzerine yazmak isterdim,
Yağmur yağsın bulut yok olsun diye

Nefreti
Karların üzerine yazmak isterdim,
Güneş açsın karlar erisin diye.

Dostluğu ve sevgiyi
Tüm yeni doğmuş bebeklerin
yüreğine yazmak isterdim ,
Onlarla birlikte büyüsün
Bütün dünyayı sarsın diye.

Yılmaz GÜNEY

osiris
11-09-2007, 00:05
Ali dedigin Muhammedidin yegeni Arap'tir Arap
Din diye basimiza örülen coraptir corap
Virane edilmis kültürümüz haraptir harap
Arapta insan fakat ben arap degilim

Bu topragicok potinler postallar cignedi
Can veririken ah cekip inim inim inledi
Mersiyeleri deyisleri unutup ayetleri dinledi
Kuran da kitap fakat ben müslüman degilim


Büyük Isekender Dayako Keyhüsrev daha nicesi
Dessen karnini Anadolu'nun yazsan yetmez kelmise hecesi
Kuyucu Murat'in Yavuz'un kestigi canlarin cilesi
Kilicta bir silah fakat ben kilictan gecirilenim

Hititler Sümerler Frigler Iyonyalilar Elenler
It sürüleriyle mizrakli süngülü üzerimize gelenler
Resmi tarihi kendine ilim irfan bilenler
Ben Siiyim diyorlar fakat ben Sii degilim

Bu ateste bir hal var; i$itir gözü, isitir cani
Bu renkte bir hikmet var simgeler kani
Bilimdir sönmeyen aydinliktir her yani
Kizilim alevim fakat sönmüs kül degilim

dilaver
12-09-2007, 02:48
bugun on iki eylul belki de dun
oglum ve zorba yasittirlar
ama anilarim kadar tanisirlar
o gunlerde
asilsiz bir senlik sunmuslardi bize
ruhu acitan
kanatan
erler komutan
iskence antrenman
devinime vurulan cop
yamandi yaman

olume carpilan
bedenler olmadi salt
yorulmak bilmez
ellerimizdeki yurek atislari
zincire vuruldu tek tek
simdi sersemlemisse gelecegin dusleri/puhu kusu duyarsizligina
yeniksek/duyulmaz olmussak/bir elin parmaklari kadar
seyrelmissek/sokaklarda ariyorsak bizim yasli cocuklari simdi
marmariste
hamamdaki karilari cizenin
tirnaklarindaki gul kurusu kan kalintilarinin hesabini vermemesindendir
bagiramiyorsak yarin dusmanlarinin yuzune/her kosede pusu bekleyen
urkeklik kazinmissa icimize
korkunun efendi kesilmesinden degil yuregimize
gumusluk koyunda mangal partisi veren siradan bir pasanin
tukurulmedigindendir yuzune
simdi
simdi cocuk delismenligi hapsedilmis yasli bedenlerimizi dinozor
tuhafliginda goruyorsa gun
zayiflamasindan degil hayat baglarimizin
gormeyi tanimamisligindandir
yeni yetme yureklerin

pante
14-09-2007, 23:19
Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?


Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler...
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir.
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denilince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler!

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini
* * * * * * * * * * * *ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler..
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarını ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde...

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL
* * * * * * * *NASIL KURTARALIM?

Şükrü Erbaş

K.C.
15-09-2007, 09:55
ABİMSİN TAYYİB!

Seni bu memlekete Allah gönderdi
Ümmetsiz sünnetsize dersini Verdi
Laikler de ortamı gerdikçe gerdi
Tas-haklı lidersin aslanım Tayyib.

Bülent Arınç bey meclis bülbülü
Allah göndermiş sana Abdullah Gül'ü
Tüzmen piyasalar yüzün güldürdü
İşini bilen devlet adamı, supersin Tayyib.

O gün şoferlerini dövesim geldi
Arabada kalışında içim cız etti
İmdada yetişen balyozu öpesim geldi
Mübarek balyozuna sap olam Tayyib.

Hazineyi Unakıtan abi paraya boğdu
Dersin ki anasından eknomis doğdu
Çuvalla döviz yurdu doldurdu
Sırtın yere gelmez Pehlivan Tayyib..

Amerikha israyil, herkeshi kolladın
Kindar AB'yi bile yıkayıp yağladın
Merkel gibi Türk düşmanın bağladın
Büyük bağlamacı cambazsın Tayyib.

Tüm Türkiye senlen gurur duyuyor
Gısganç layikler kendin yollara vuruyor
Kışlası karakolu selam duruyor
Siyasette Özal'dan feriştah Tayyib.

Sana gıcık olan bir gıcık muhalefet
Baykal, Mumcu ise eğer siyaset
Korkma sönmez ampulun ilelebet
Yürü bee Kim tutar seni, padişah Tayyib.

Bu arada evladın kosteri hayırlı olsun
İşleri coşsun, Allah paraya boğsun
Öyle evlatlara helaller kısmetler olsun
Miçoluga bile talibim, abimsin Tayyib.

Şu gısganç insanlar seni karikoter yapıyor
Kah kedi, kahi ördek yılan kene ciziyor
Bu şerefsizler madem kimseden korkmuyor
Göster kendini şunlara kaplansın Tayyib.
(Pardon abi kaplansın dedim ağzımdan kaçtı, dava açma.)

Farkındayım herkes küpünü doldurdu
Cemaatten olan hasılata elini daldırdı
Bir işaretin ile kimler, kimler kalkındı
İşaret parmaana denk gelem, babamsın Tayyib.

Diyorlar ki milyarlarca eurosu dalorları var
Çalışıp onlar DA kazansın, emme büzükleri Dar
Daha DA çok versin önünde zamanların var
Sen bence gönlünle Karun'sun Tayyib.

Propogandanı her gün bedafaya yapıyom
Takside günde en AZ yüz müşteri bağlıyom
Taksi plakasina inanki fitim söylüyom
Annadın sen onu kankamsın Tayyib

Müridin taksici şair Kozzi

pante
27-09-2007, 23:08
KIRIK DEĞİRMEN


Bir içimin alacakaranlığında dayanmak meselesi,
Bir bu fena İstanbul akşamını yaşamak
Nice odaların kapanmış penceresi
Gene bana iniyor yalnızlığıma sığınmak.

Gene benim, şimdi tek başına, sonra beraber.
Bir yanım mağrur sağlam, bir yanım gücüme gider.
Bir yanımda karşı koyma, bir yanımda ezilmeler.
İkili tutkular gibi canıma okuyacak.

Her şeyler devam eder bu bildiğim gidişte.
Evli evine giderken yolcu yoluna.
Ne rüzgârlar yapacağını yapmış ki bana
Kırık değirmenler gibiyim, dönemiyorum işte.


ŞÜKRAN KURDAKUL

okinono
28-09-2007, 01:51
Kuddüs ölürse, tuz kokar...
...

Dudaklarımda yıllarca taşıdığım tuzun peşindeyim hala
Adını dahi unuttuğum bir aşkın peşinden
Yaşamı yaşamak gibi oynuyorum.
Son perde ölüm;
Alkışları duyamadan bitecek
Bu berbat rolüm.

Okinono

bayraktaro
04-10-2007, 22:27
HAYKO CEPKİN'inin bir kaç kere konserine TV.'de rastladım. Bu şarkı sözleriyle ona hayran kaldım. Bence Sizde dinleyin

Ölüyorum

Unutulur mu gökyüzü
Yitirir miyim bu gül yüzü
Birer birer neyim kalır
Geriye baksam da

Solar mıyım gündüz gece
Güneşim yoksa bu son hece
Birer birer neyim kalır
Geriye baksam da

Zehirlendi dudaklarım
Çocukken nasıl ağlardım
Birer birer neyim kalır
Geriye baksam da

Ne kaldı bak ellerimde
Biliyorum gülüyorsun
Her adımım da derine
Ölüyorum

Ne kaldı bak ellerimde
Biliyorum gülüyorsun
Her adımım da derine
Ölüyorum

Törpülenmiş tırnaklarım
Güçsüzüm ben de avlandım.
Birer birer neyim kalır
Geriye baksam da

Her şeyim olmuş bilmece
Çözdükçe GÖRDÜM İŞKENCE
Birer birer neyim kalır
Geriye baksam da

BİR BAŞIMA KALDIM ŞİMDİ
Nerede hata yaptım bilmem ki
Birer birer neyim kalır
Geriye baksam da

Ne kaldı bak ellerimde
Biliyorum GÜLÜYORSUN
Her adımım da derine
Ölüyorum

Ne kaldı bak ellerimde
Biliyorum GÜLÜYORSUN
Her adımım da derine
Ölüyorum


* * * * * * HAYKO CEPKİN

pante
30-10-2007, 23:07
ŞEHİTLER



Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
* * * * * * mezardan çıkmanın vaktidir!


Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
* * * * * * Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
* * * * * * Dumlupınar'dakiler de elbet
* * * * * * ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
* * * * * * yatarsınız al kanlar içinde.


Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
* * * * * * siz toprak altında derin uykudayken
* * * * * * * * * * * düşmanı çağırdılar,
* * * * * * * * * * * * * * * * * satıldık, uyanın!


Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
* * * * * * kalkıp uyandırın bizi!
* * * * * * * * * * * * * * uyandırın bizi!


Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
* * * * * * mezardan çıkmanın vaktidir!

*
NAZIM HİKMET RAN/ 1959

pante
06-11-2007, 23:06
YAŞAMADIM

Yaşamadım,

Yaşamadım dünyamı,

Yaşam merdivenlerini:

Çocukluğumu,

Gençliğimi, Hicbirini...

Acıların, açlıkların dışında.

Olgunluk çağı mı?

O da bitmede, batışında ...

Yaşamadım yaşımı,

Görünemedim hiç;

Yaşıtlarımın yaşında.

Daha işin başında;

Gelip çattı kocamışlık,

"Kırklıkken“ oldum *"Altmışlık“.

Yaşamadım,

Çiviler çengeller vardı yaşam yolunda,

Sağımda , solumda.

Hem de tomar tomardı.

Engeller, engeller vardı,

Duvar duvardı.

Zalimler, haramiler vardı,

Katar katardı.

Tutup yutardi bunlar insanları,

”Güneş”ler bunlar için doğar, bunlar için batardı.

Yaşamadim,

Çünkü aşamadım bunları.

Çünkü s ı n ı f s a l d ı YAŞAMAK.

Zalimler, haramiler aldı bütün gücümü,

Gücüm yetersiz kaldı savaşamadım.

Sıyrılıp aradan sıvışamadım da ..

Sözün özü: Yaşamadım dünyamda,

Şu kalleş yaşamda,

Gerçek anlamda.

Yaşamadım,

Evet, yaşamadım.

TURAN DURSUN

pante
07-11-2007, 00:50
O ZÂLİMEDİR SAVAŞIM

Zaman zaman demişimdir kendime:
-Nedir bunca savaş, kime karşı, kime?
Buldum sonunda:
Savaşım, eli kanlı zâlime.
Eli kanlı,
Dili kanlı,
Yüreği kanlı,
Duygusu-düşuncesi kanlı,
Sesi-nefesi kanlı.
Ah o bir düşse elime!
Kustururum içtiği kanlan.
Nüfusun yüzde doksanı kadar pay alarak,
Vurgunlar vurarak,
Vurarak, kırarak, öldürerek İçtiklerini..
Dilerek, bölerek, parçalayarak yediklerini.
Lime lime ederek...
Lime lime...
Ah bir düşse elime!
Soracağım var o zâlime.
İnsanlar üzerinde gezer hep,
Haklar ve halklar üzerinde gezer,
Neyi nasıl emeceğini sezer.
Kan emer daha çok.
Emer de emer, emer de emer!
Zaman olur bakarsın "sevgi" dolu,
İnsancıl olur, acımalı bakar.
Sever, okşar...
Ama aldanma.
55
Mutlaka vardır bir çıkar,
Yürekten sever, acır sanma.
Aldanma sakın aldanma,
Duygusu-düşüncesi karadır onun.
Dini-imanı, derdi-dâvası paradır onun.
Solcu mu olmak gerekiyor?
Solcu olur.
Sağcı mı olmak gerekiyor?
Sağcı olur.
O yolunu bulur,
Bulur o bulur!
Emmek İçin hep.
Büyük sancı,
Haberci büyük sancı,
Acı acı kapıyı vuruyor:
-Tak, tak, tak...
Diye
Kulak tıkamak, dinlememek niye?
Kapıda duruyor.
Sabırsız,
Tüm gücüyle vuruyor:
-Tak, tak, tak...
Diye.
Anlamamak niye?
Haber veriyor:
-Çocuk doğacak
Diye
Doğacak mutlaka.
Korkulsa da doğacak,
Ürkülse de doğacak.
Bu çocuktan kaçılsa da bucak bucak,
Doğacak mutlaka.
Kurtuluş topu gibi bir çocuk...
Ana karnında olaylarla beslenmiş,
Acılar, uçurumlarla güçlenmiş,
56
Evreler, süreçler geçirmiş.
Doğacak duruma gelmiş artık.
Haberci sancı acı acı vuruyor:
-Tak, tak, tak.
Haber veriyor:
Kurtuluş topu gibi bir çocuk doğacak.
Acılar dinecek, kurtuluş olacak.
Haklar alınacak, haklar yerini bulacak...
Diye.
Kulak vermemek niye?
Tarihçe bilir misin?
Dilini anlamak için bu yeter.
Bu haberci sağlam konuşur,
Dayanakları kesinliklerden oluşur hep.
Niceler dinlemediler.
Dinlemek istemediler onu.
Ama n'oîdu?
Hak yerini buldu. Vakit-zaman doldu artık.
Aman vermiyor sancı.
Tüm gövdeyi sarsarak vuruyor.
-Tak, tak, tak.
Hakkını almak için
Halk geliyor halk.
-Tak, tak, tak-

TURAN DURSUN

degisim
07-11-2007, 10:04
EY ÖZGÜRLÜK !

Okulda defterime
Sırama ağaçlara
Yazarım adını

Okunmuş yapraklara
Bembeyaz sayfalara
Yazarım adını

Yaldızlı imgelere
Toplara tüfeklere
Kralların tacına

En güzel gecelere
Günün ak ekmeğine
Yazarım adını

Tarlalara ve ufka
Kuşların kanadına
Gölgede değirmene yazarım
Uyanmış patikaya
Serilip giden yola
Hınca hınç meydanlara adını

Ey özgürlük!

Kapımın eşiğine
Kabıma kacağıma
İçimdeki aleve

Camların oyununa
Uyanık dudaklara
Yazarım adını

Yıkılmış evlerime
Sönmüş fenerlerime
Derdimin duvarına

Arzu duymaz yokluğa
Çırçıplak yalnızlığa
Yazarım adını

Geri gelen sağlığa
Geçen her tehlikeye
Yazarım ben adını, yazarım

Bir sözün coşkusuyla
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum haykırmaya

Ey özgürlük!

* * * * * * * * *P. Eluard

pante
19-01-2008, 22:07
DAYANILMAZ

Gözlerini ölüm bürüdü onların
korkulu rüyalarda uyanıyorlar uykularından.

Günden güne daha cana yakın
günden güne daha yaşanacak hale gelsin diye
her gün daha sağlam
daha usta
daha kahraman ellerle onarılan yeryüzü
eskisinden dar geliyor onlara
eskisinden düşman.

Ne günün ilk ışığı
ne balık sürülerinin ışıldaması suda
ne güneşe uzanan dal
ferahlık vermiyor içlerine.

Çalınan insan emeği yaşatmaz oldu
korkulu rüyalarla uyanarak uykularından
korkunç kararlar verdiler.

Karşı koymazsak eğer
tehlikededir günlük ekmeğimiz
bacamızın tütmesi tehlikededir
evimiz, aşkımız, çocuğumuz
pencerede saksı
kitap sevgisi, insan sevgisi
tehlikededir.

Gözlerini ölüm bürüdü onların
uyumak, uyanmak tehlikededir,
tehlikededir çiçek koklamak
bardakta su, ateşte yemek
bahçede güneş tehlikededir.

Tehlikededir gözbebeklerimiz
Adana'nın pamuğunu yabancılar işliyor
dokuma tezgahları tehlikededir.
İzmir'in üzümü, fındığı Giresun'un
Samsun'un tütünü tehlikededir.
Kapanıyor fabrikalar birer birer
varımız yoğumuz tehlikededir.

Fakat korkunç kararlara ve tehlikelere aldırış etmeden
boy atan başakların şarkısı devam eder
topraktan güneşe avaz avaz.
Çatlayan tohumdaki yaşamak arzusu
her zaman galip, her zaman hür,
dağlardan akan suyun sevinci
her zaman genç, delikanlı
kabına sığmaz...

Dayanılmaz
çocuğunu emziren ananın şefkatine
-yırtıcı, derin-
hilelere, ölümlere karşı gelir
memedeki çocuğun iştahı,
kudreti sonsuz,
dayanılmaz.

Ve sen gözbebeğim
sen erkek sesinle
"İşsiz kalmasın insanlar, öldürmeyelim birbirimizi." dersin
milyonların içinden
milyonlardan ve gün ışığından uzağa götürülür,
işkence görür,
hapis yatar,
sürgün edilirsin;
sevilecek şeyler değilse de bunlar
DAYANILIR...

Halbuki günden güne yaşanacak hale gelen yeryüzünde
toprağın ve insanoğlunun ümitle yarattığı her şey
çatlayan tohum, akan su,
ana şefkati, çocuk iştahı, insan tahammülü,
hayatı öven şiir,
kardeşliği söyleyen şarkı,
mücadele eden resim,
ve emekçinin yüreği, elleri, hasreti
harbe ve ölüme karşıdır
DAYANILMAZ...


Arif *DAMAR

bilcan
20-01-2008, 14:43
BİR YALANDIR SEVMEK



Doğurtan aldanır kişi

Bir yalandır yaşamak, ucuz

Kimbilir hangi ozanın söylediği

Bir yalandır ölmek kuşkusuz

Bizi hep aldattılar öyle ya

Hep yalan bu şeyler, hep yalan bu doğa

Ve en büyük yalan bir gün Allaha

Ödenecek can borcumuz

Peygamberler ki; o şom ağızlılar

Yalan söylediler, yalan yazdılar

Küfürler, dualar, ilahiler, şarkılar

Ne kadar da belli kör olduğumuz.

Güneş, deniz, yıldızlar, manzara

Nereye baksan tadımlık bir sofra

Geceler, düşler, kadınlar ve sonra

Bir yasak yemiş; tatsız tuzsuz

Eski bir bohçayız biz, yamalı yırtık

Açsalar içimizi boydan boya karanlık

Şu kirli paçavraları toplayın artık

İnanmak bir yalana bütün suçumuz

Düşün! Kim söylemiş bu yalanları

Hangi boşboğaz, hangi Tanrı

En iyisi sevmek yine insanları

Ki bi yalandır sevmek; sonsuz...

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

04-02-2008, 08:40
Küçük,
Üşüyen,
Aç ve sefil çocuklar,
Kuytu yerlerde.
Elerinde,
Tiner’i,bali’si
Cümle,kafa yapan maddesiyle.
Yerlerde insaf,
Yerlerde onur,
Yerlerde şiirler ve türküler.
Ve Tanrı’ya terk edilen fukara insanlar.
Ve sinsi yardımlara terk edilen çaresizler.
Ve bir ton pezevenk,
Uyuşturucu baronu,
Kalpazan,
Talancı,Yalancı ve kalleş
Her an iş başında ihanet.
Ve kanlı elleri,nasırlı yürekleri
Sabah,akşam
Keyfinde kapital.
Keyfinde,
Cümle alemin başına üşüşen
Haşarat.

Ve o keskin it dişleriyle
Mazlumların şah damarını,avurtlarını
Parçalayan
Sermaye paşaları.
Uykuda köşe yazarları
En kıyak köşe,rant kapma.
Ve inanılmaz yalakalık peşinde saygın görünen,
Saygın görünen
soygunun sözcüleri.

Mustafa Kemal
Ağlıyor Anıttepe’den
sessiz sessiz
Manastırlı Hamdi,
Kambur Kerim,
Karayılan ağlıyor.
Ağlıyorlar
Kurtuluş’un şanlı yürekleri,
Ağlıyorlar gökyüzünden.

Deniz
Kırgın,
bir o kadar da kızgın
Dalgalanıyor.
O kadar öfkeli,ki
Bugünlerde
Atacak neredeyse bilmem kaç grostonluk
Gemileri dibine.
Deniz,
Öfkeli bakıyor
Darağacından,
bugüne.
Ve bunca yok olanlar,
Heba olan bunca can
Bunca sevda.
Ve bütün bu yaşananlara dair
Ağır bir suskunluk,
Ağır bir korku
Ve aymazlık.
Ve bu kahpe devranın,
Hergün biraz daha
Her an biraz daha
Köpekçe,
Arsızca
Ve Allah’sızca
Sürüp gitmesi
Geleceğin o ak yüzüne
Katran karaları bırakarak ardında.
Tüm güzellikleri
Bir intihar cinnetinde bırakarak..

Ve seçim meydanlarında
Barış adına,
Yalan nutuklar
Azad edilen beyaz güvercinler.
Ve emperyalizmin,
Kolağaları.
Yok artık bu işin
İler tutar bir yanı
Ne kağıt parçalarında karalanan
Barış sözcükleri
Ne meydanlarda atılan,
sahtekar
Barış naraları
Ne çevrilen,
Mesajı barış olan
Kısa metrajlı filmler.

Barış
Yüreklere dolacak
Ve tam alnının ortasından,
İki kaşın arasından
Vurmadan
Emperyalizmi barış,
Ve barış sarmadan
Şefkatli elini bir çocuğa,
Ve barış
Hergün doğan güneşi
Gülümseyerek
Ve sımsıcak
Selamlamadan
Asla olmayacak.
Ve adalet olmadan
Ve ekmek.

İnsan onuru olmadan
Ve paylaşım olmadan

ASLA BARIŞ OLMAYACAK.


B.G * *07/MART/2007

pante
19-02-2008, 21:27
ULAŞ'A AĞIT

Hele Ulaş'a Ulaş'a
Ulaş benzerdi güneşe
Ulaş gardaş can veriyor
Yüreğim düştü ateşe.

Alev saçan namluların ortasından,
Bir direniş abidesi yükseliyordu.
Anadolu, yıllar var ki, böyle yiğitliğe tanık olmamıştı.
İşte yeniden başlıyordu her şey,
Ayaklanmalar, ellerde çoğalan isyan bayrakları,
Sıkılı yumruklar, sıcaklaşan namlular.
Her şey yeniden başlıyordu.

“Bize ölüm yok!”
Ulaş’ın sesi bu...
Niyazi’yle, ibrahim’le ölüme meydan okuyor...

“Hadi, cesaretiniz varsa gelin!”
Ulaş’ın sesi bu...
Vatanımızın dört bir yanına dalga dalga yayılıyor...

“Asıl siz halkın savaşçılarına teslim olun!”
Ulaş’ın sesi bu...
Umudun adını kanla yazıyor...

“tililili”

Ulaş’ın sesi bu...
isyan tarihimizi geleceğe taşıyor...
Ulaş bu.
Adım adım, an an direnişi öğretiyor..."

Ulaş'ın elinde mavzer
Mavzeri türküye benzer,
Bizimkiler böyle ölür
Böyle ölür bizimkiler

Tohumlar düştü toprağa
Dokundu yeşil yaprağa
Kurban olam kurban olam
Seni yaratan toprağa.


19 Şubat 1972 / 36. yıldönümünde saygıyla anıyoruz

Aydınus
10-06-2008, 22:58
İsyan

İşte öyle bir tan vakti daha
Kuş sesleri geliyor , isyanda
İşte öyle bir sabah daha
Uykularım kaçmış , isyanda

Baktım , utandım aynalardan
Çökmüş avurtlarım isyanda
Susmuş lal olmuş da dillerim
Kelimeleri tüketmiş isyanda

İşte kızıl bir tan vakti daha
Gözlerim sancıyor isyanda
Duvarlar , tavanlar , tablolar
Perdeler bile isyanda

Beynim adeta durmuş da
Aklım iflas etmiş isyanda
Yok kimse , yok etrafımda
Garipliğim bile isyanda

Kusuyorum o birkaç lokmayı
Midem sancıda , isyanda
Seni arıyorum , bulamıyorum
Ruhum yasta , isyanda


Haziran 2006 - Aydınus

Aydınus
10-06-2008, 23:05
Baba


Dinliyor musun

Duyuyor musun

Aşk adamı inletir

Dert söyletir

İçimdeki ukde anlatılmaz çiledir

Unutamadım

Kaderin ördüğü o anı

Hiç mi hiç o ayrılığı

Baba



***


Bir sızıdır bu baba

Sızı ki , katlanılmaz

Sancı ki , çekilmez

Vicdan azabı duyarcasına

Ne zaman hatırlasam

Birşeyler düğümlenir de boğazıma

Yutamam

Yutkunurum umarsız

Kıvranırım acıyla ana gibi

Doğuma yatmışcasına

Diyemedim baba

Diyemezdim de

Hakkını helal et bana

Duyuyor musun beni

Baba


***


Derdin ya hep hani

Ben okuyamadım , çok ezildim

Ama sen okuyacaksın

Ne ezeceksin birilerini bilginle

Ne de ezdireceksin ilminle

İzin vermeyeceksin zalimlere

Ne büyüksün sen baba



Ne kadar da üzülmüştün

Kara yasa bürünmüştün

İlk öğrendiğinde gözlük taktığımı

Kusur takarlar oğluma diye

Gül Ali'me

İlk göz ağrıma

Hatırlasana

Ne şefkatlisin sen baba



Sonra hani ben senden

13 lira istemiştim de

Sen yirmi vermiştin

Sorduğunda annem

Hani biraz da kızdığında

Ben çok harçlıksız gezdim

Oğlum gezmesin demiştin

Unuttum mu sandın

Ne cömertsin sen baba



Hatırla

Öğrenci Yurdu'nda

Beni ziyarete gelmiştin de hani

Ankara'da

Elimde sigara

Ucuz Bafra

Nasıl da şaşırmıştım

Atamamıştım da bir yerlere

Öylece kalakalmıştım

Sense

Sense baba

Oğlum , kuzum diye bana sarılmıştın

Elimde sigarayla

Mahçup utangaç öylece

Donup kalmıştım

Ne anlayışlısın sen baba



Bir bisikletim olmamıştı belki

İstemezdim de

Ama ben rahat okuyayım diye

Bir mekan kurmuştun bize


Denleştirerek borç harç

Haymlarda kalarak

Yıllarca gurbet ellerde garip

Alnından terler boşanarak

Helalinden kazanarak

Daireler almıştın


Aman siz okuyun

Ben yamalı da giyerim

Yırtık elbise de

Aç da gezerim

Ekmeksiz de

Ne gelirse cehaletten gelir

Dünyayı cahil kirletir

Ne dervişsin sen baba



Oysa ben

Titremişti de dudaklarım

Dolmuştu da gözlerim

Yine de diyememiştim

Hakkını helal et bana

Baba


***



Seni ölmeden öldüren

Kalemini kırıp idama götüren

Acımasızca bir gece yarısı

İnfazını gerçekleştiren

Feleğe nasıl isyan etmem

Nasıl kızmam

Baba

Yakışır mıydı ölüm sana

Genç , 43 yaşında

Nasıl derdim

Diyebilirdim

Hakkını helal et bana



Vallahi dile gelse toprak

Utanırdı

Yerler isyan eder

Gökler kaynardı

Duysaydı melekler

İmdadına koşardı

Duysaydı Hızır

Ağlardı

Değil mi baba

Ulaşmış kanser sana

43 yaşında

O halde nasıl derdim

O ayrılık anında

Hakkını helal et bana

Sevgi vefadır

Vefasızlara anlatma

Baba



***


Baba

Bir sızıdır bu

Sızı ki , katlanılmaz

Sancı ki çekilmez

Vicdan azabı duyarcasına .

Na zaman hatırlasam

Birşeyler düğümlenir de boğazıma

Yutamam

Yutkunurum düğümlenenleri

Atarım da içime

Kıvranırım acıyla

Bir ana gibi

Doğuma yatmışcasına

Diyemediğim için

Anla beni

Hakkını artık helal et

Baba


AYDINUS

Aydınus
10-06-2008, 23:09
Sorarlarsa de ki

Sana garipliği sorarlar
De ki , gariplik yalnızlık değil
Hasreti sorarlarsa eğer
De ki , çekilir çile değil

Sevgiyi sorarlar kimbilir
De ki , kalbim de mi şahit değil
Neyin tarifini istersiniz benden
De ki , izah edilir gibi değil

Yolları sorarlarsa sana
De ki , hiç de sonsuz değil
Çileyi sorarlar belki de
De ki , bitecek gibi değil

Sılayı sorarlarsa eğer
De ki , sıla zaten içimde
O bana hasret , ben ona
Katlanılır gibi değil

Bülbülü sorarlarsa sana
De ki , o zaten yanmış güle
Öter de feryat eder
Çilesi hiç de biter değil

Belki de insanı sorarlar sana
Gözünün içine baka baka
Anlatma , boşver gitsin
Bence hiç gerekli değil

Onu sorarlarsa çekinme de ki
Çok seviyorum , anlatamam
Kimse şahitlik etmez ise
Şiirim de mi şahit değil


Haziran - 20007

AYDINUS

Aydınus
10-06-2008, 23:13
Bilsen Seni Ne Çok Özledim


Yalan sevdalardan bıktım
Dostluğu özledim
Bilsen , seni ne çok özledim

Vermeyi
Almadan , istemeden
Bir hayırsever misali
Sahte maskelerden bıktım
Özledim sevilmeyi , sevmeyi

Adeta Mecnun misali
Aşkınla kavrulmayı
Narında yanmayı
İnsanlığı
Bilsen , seni ne çok özledim .


Söndürmeyi
Yanık yüreğimin yangınını
Sarmayı
Kırık kanadımın yarasını
Sarılmayı
Doyasıya hasretle sana
Belki de bir garip gibi
Umarsızca omuzlarında ağlamayı
Öpmeyi yanaklarından
Hasretle öpmeyi
Bağırmayı
Seni seviyorum diye
Çınlatırcasına ortalığı
Annesine sarılmış şefkatle
Naz edercesine
Bir çocuk misali
Doyasıya ellerini tutmayı
Özledim
Bilsen , seni ne çok özledim

Kayıp gitmeyi bir yıldız gibi
Silinip yok olmayı
Görmeyi belki de son kez
O güzel cemalini
Kıvılcımında eriyip de bitmeyi
Göstermeyi
Mümkün olsa da yüreğimi
Öyle olamadım diye
Güzelliğine gıpta etmeyi
Tanımadığıma daha önce seni
İsyan etmeyi
Kahrolmayı
Mahvolmayı
Boşa geçen yıllarıma ah vah etmeyi
Sana methiyeler dizmeyi
Ve seni herşeyden çok sevmeyi
Özledim
Bilsen , seni ne çok özledim

Temmuz - 20007

Aydınus

Aydınus
10-06-2008, 23:16
Ah O Gözlerin

Anlat deme
Anlatamam
Tarifi yok ki

Yaz deme
Yazamam
Kelimeler yetmez ki

Sus deme
Susamam
Gönül ferman dinlemez ki

Hem biliyor musun
Ben hiç böyle olmadım ki
Helal sana



Ansızın çıktın karşıma
Apansız , amansız
Umudum oldun
Neşem , yaşam sevincim
Fermansız
Helal sana


Dilimdeki şarkılar artık sen
Yediğim ekmek
İçtiğim su
Aldığım hava
Kokladığım güzel kokular
Karanfiller , yaseminler
Mimozalar , kardelenler
Sen
Sadece sen
Helal sana


Bir yanda resmin
Cansız siluetin
Beni benden eden
Sessiz
O manalı gözlerin
Kelimeler yetersiz
Kelimeler kıfayetsiz
Ah o gözlerin
Güzel gözlerin
Helal sana


Kırık mı kırık beri tarafta
Harap yüreğim
Bir müziğin mısralarında
Kıvranan bedenim
Sen ve ben
Sessizlik
Sensizlik
Hayallerim
Ve
Ah o gözlerin
Güzel gözlerin
Helal sana


Ağustos - 2007

Aydınus

Aydınus
10-06-2008, 23:19
Gitme

Yordu hayat beni
Ukalaca kendimi
Yorulmaz sanırdım belki
Sordum hep , hayat ne
Bu çile , bu dert , kime
Kim
Kim hayatı biliyor
Anlatsın ; o dişi kim kime biliyor
Biz mi hayata , hayat mı bize
Nereden , kim ne biliyor

Hayat bazen bir iniş
Bazen de bir çıkış
Bir tırmanmadır hayat
Doruklarına karlı dağların
Hayat bir yokuş
Belki de bir yokoluş
İmtihan derler de
Bazen de halt ederler
İnsanı deli ederler
Hayat bir sehpa
Öylece kurulmuş

Çek gitsin çek
O sehpayı diyemezsin
Hayata karşı gelemezsin
Elin bağlı , kolun bağlı
Hayatın esirisin
Ben de çok yoruldum
Belki dürüstlükte , mertlikte
Adamlıkta , insanlıkta yoğruldum
Ama dalından düşen bir yaprak
Hani kanadı kırık kuş misali
Hani rüzgarda uçan bir uçurtma
Kendini feleğin çemberine kaptırıp da hani
O sahipsiz yetimler gibi
Bir o yana , bir bu yana
Çokça da savruldum
Sordun mu
Peki ya ben
Ya ben o , insanlık düşmanlarının
Sahtekarların , yalancıların cennetinde
O şeytani dehlizlerde
Az mı boğuldum
Bıktım , usandım , yıldım
Acıktım , susadım
Ağladım yetimler gibi
Hıçkırıklara boğuldum

Gitme ey güzel
Aradığın benim
Aradığım da sen
Artık buldum
Seni
İnan sadece seni
Arıyordum


Ağustos - 2007

Aydınus

Aydınus
10-06-2008, 23:21
Sen Gülünce

Sen gülünce mor güller açar
Çiçeğe su yürür sen gülünce
Dallar tomurcuklanır bahar başlar
Kardelenler karı deler sen gülünce


Sen gülünce bir bebek büyür
Arşa yürür bir dua sen gülünce
Bir güvercin sevdalara kanat çırpar
Ruhumda izler bırakır sen gülünce


Sen gülünce bir ay ışığı doğar
Aydınlatır da karanlığı sen gülünce
Alem cennet olur , güneş açar
Tevekkülde sükundur sen gülünce


Sen gülünce cennet kokuları yayılır
Misk kokusu bir bebeğin sen gülünce
Bir ağaç meyveye durur , olgunlaşır
Bir şükürde Hakk'a varır sen gülünce


Sen gülünce gönüller de güler
Şen olur şen konuşur sen gülünce
Özlemler son bulur , birleşir kalpler
Hasretle kavuşur sen gülünce


Sen gülünce deryalar da çoşar
Okyanuslar barışır sen gülünce
Sığmaz da şu garip kabına , taşar
Akıtır gözlerinden sen gülünce


Temmuz - 2007

Aydınus

Aydınus
10-06-2008, 23:24
Viyana Sokakları

Hayat ne garip , yaşam ne acı
Mezarım olacaksın sen Viyana sokakları
Yokmuş meğerse bunun ilacı
Zehirim olacaksın sen Viyana sokakları

Yüreğim kuşlar gibi çırpınırken
Ezik bedenim üzerinde yürürken
Derin bir sızı içimi bürürken
Sebebim olacaksın sen Viyana sokakları

Zalim felek çilesine doyurdu
Attı bizi buraya , özletti yurdu
Vuslattır bazen sevenin kurdu
Yiyip bitireceksin sen Viyana sokakları

Yarim bekler bırak da gideyim
Acı biraz da ben de güleyim
Hem o ışıltını ben ne edeyim
Soldurdun gönlümü sen Viyana sokakları

Sorma bana derdin nedir diye
Anlatsam taşların gelir mi dile
Güler mi felek benim de yüzüme
Ölümüm olacaksın sen Viyana sokakları



Ağustos - 2007

Aydınus

Aydınus
10-06-2008, 23:27
Ve Ben Seni Çok Özledim

Bugün pazar
Telaşta tüm insanlar
Trenler geçiyor , tramvaylar
Sevinçli , neşeli
Karamsar suratlar
Metrolar vızır vızır
Ağlayan çocuklar
İnenler binenler
Soğuk binalarda
Kanat çırpıyor güvercinler
Savaş çıkmış gibi
Alışveriş edenler
Sabırla müşteri bekleyen
Taksiler
Alt geçitler insan yüklü
Zenginler , fakirler
Kimsesizler

Güneş de var
Rüzgar da var
Bugün pazar
Telaşta tüm insanlar
VE BEN SENİ ÇOK ÖZLEDİM


Gitmek istiyor canım buralardan
Uzaklaşmak yalan sevdalardan
Koşmak geçiyor içimden
Derelerden tepelerden karlı dağlardan
Bir simit yemek istiyor canım
Mis gibi havasını çekmek içime yurdumun
İnce belli bardakta
Çay bahçelerinde bir çay içmek
Ayakkabı boyacısı
Küçük çocuklara harçlık vermek
Mendil satan kızla sohbet etmek
Cefakar anneanneme
Bir merhaba demek
Hasretle ellerini öpmek sevdiklerimin
Ve sarılıp ağlaşmak
Gözyaşlarımızı doyasıya , sessizce
Bir ince ağıt gibi içimize akıtmak
Sohbet etmek sabahlara kadar balkonlarda
Bir çiçek uzatmak
Ulaşmak sevdiğime sevdiklerime
Hayallerime , biriciğime
Umutlarımı yeşerten ışığıma
Hissetmek,dokunmak

Güneş de var
Rüzgar da var
Bugün pazar
Telaşta tüm insanlar
VE BEN SENİ ÇOK ÖZLEDİM



Ağustos - 2007

Aydınus

mitch
27-07-2008, 13:58
BEN ARTIK KÜSÜM

beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına

beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar

Ayilla ilhan.


not: Asma binti Mervana ait siir, çok araştırmama rağmen bulamadım,
bulabilen veya elinde olan varsa buraya asabilir, veya özel mesaj şeklinde bana ulaştırırsa minnettar kalırım, teşekkürler....

pervane
24-08-2008, 19:50
İYİLİK NEYE YARAR?


İyilik neye yarar,
Öldürülürse iyiler çarçabuk,
ya da iyilik görenler?

Özgürlük neye yarar,
yaşarsa bir arada
özgürlerle tutsaklar?

Akılsız olmak madem ekmek sağlar herkese,
akıl neye yarar?

İyi insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
iyilik beklenmesin!

Özgür insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
kavuşsun özgürlüğe herkes,
özgürlük sevgisi geçersiz olsun!

Akıllı insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
akılsızlık zararlı olsun!

Bertolt BRECHT

habilis
29-08-2008, 18:53
///Akıllı insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
akılsızlık zararlı olsun!
///


paylaşımlar için teşekkür ederiz sevgili dostlar

KızıL
30-08-2008, 17:38
emeğinize sağlık çok güzel şiirler varmış burda...

pante
30-08-2008, 20:35
Bugün 30 Ağustos. Zafer'in anısına:

Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.

Saat 3.30.

Halimur - Ayvalı hattı üzerinde
manga mevziindedir.

İzmirli Ali Onbaşı
(kendisi tornacıdır)
karanlıkta gözyordamıyla
sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer :
Sağda birinci nefer
sarışındı.
İkinci esmer.
Üçüncü kekemeydi
fakat bölükte
yoktu onun üstüne şarkı söyliyen.
Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.
Altıncı,
inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtıyar bir muhacir karısına bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona «Deli Erzurumlu» derdiler.
Yedinci, Mehmet oğlu Osman'dı.
Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci,
İbrahim,
korkmıyacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki :
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.

Saat 4.

Ağzıkara - Söğütlüdere mıntıkası.
On ikinci Piyade Fırkası.
Gözler karanlıkta, uzakta.
Eller yakında, makanizmalar üzerinde.
Herkes yerli yerinde.
Tabur imamı
mevzideki biricik silâhsız adam :
ölülerin adamı,
kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru,
durdu boyun büküp
el kavuşturup
sabah namazına.
İçi rahattır.
Cennet, ebedî bir istirahattır.
Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,
meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir
Cenâbı rabbülâlemîne şühedâyı.

Saat 4.45.

Sandıklı civarı.
Köyler.
Sarkık, siyah bıyıklı süvari,
çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.
Çukurova beygiri
kuyruğunu karanlığa vuruyordu :
dizkapaklarında kan,
kantarmasında köpük...
İkinci Süvari Fırkası'ndan Dördüncü Bölük,
atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.
Geride, köylerde bir horoz öttü.
Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari
ellerinin tersiyle yüzünü örttü.
Karşı dağlar ardında, düşman elinde kalan
bir başka horoz vardır :
baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.
Düşmanlar herhal onu çoktan kesip
çorbasını yapmışlardır...

Saat beşe on var.

Kırk dakka sonra şafak
sökecek.
«Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak».
Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde,
On beşinci Piyade Fırkası'ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu,
Darülmuallimin mezunu
Nurettin Eşfak,
mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak
konuşuyor :
-Bizim İstiklâl Marşı'nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam,
Âkif, inanmış adam,
fakat onun, ben,
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın :
«Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.»
Hayır,
gelecek günler için
gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz
vaadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum
zaferden sonrasına dair.
«Kim bilir belki yarın...»

Saat beşe beş var.

Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı :
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp
ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes mâcereda,
ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.

Topçu evvel mülâzımı Hasan'ın
yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi,
kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük,
öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki
bütün ömrünü ve hâtırasını
ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu :
- Saat kaç?
- Beş.
- Yarım saat sonra demek...

98956 tüfek
ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün âletleriyle
ve vatan uğrunda,
yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
Birinci ve İkinci ordular
baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran
sarkık, siyah bıyıklı süvari
kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nurettin Eşfak
baktı saatına :
- Beş otuz...
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz...

Sonra.
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar :
Karahisar güneyinde 50
ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.

Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik
Aslıhanlar civarında
30 Ağustosa kadar.

Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikopis :
Alaturka sopa yemiş bir temiz
ve sırmaları kopuk frenk uşağı...

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nurettin Eşfak'ın ayağı.
Nurettin dedi ki : «Teselyalı Çoban Mihail,»
Nurettin dedi ki : «Seni biz değil,
buraya gönderenler öldürdü seni...»

NAZIM HİKMET / Kuvayi Milliye Destanı'ndan

sinner
26-11-2008, 02:37
Bugün "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Günü"ydü.
Günün anlam ve önemine yaraşır size bir şiir:

güldünya güldünya
ağla dünya gül dünya
güldünyayı vurdular
bunu böyle bil dünya
güldünya gül dünya
ağla dünya gül dünya
gül dünyayı vurdular
bunu böyle bil dünya

istanbul yalı yalı
içi beyaz boyalı
güldünyayı vurdular
kırdılar taze dalı
istanbul çarşı pazar
içinde cellat gezer
töre evin yıkılsın
sonu hep kara mezar

güldünya gül dünya
ağla dünya gül dünya
güldünyayı vurdular
bunu böyle bil dünya

pante
28-01-2009, 21:57
BİZDEN

Topraktan ateşten ve denizden
doğanların
en mükemmeli doğacak bizden...
Ve insan ellerini
korkmadan
düşünmeden
birbirlerinin ellerine bırakarak
yıldızlara bakarak:
"Yaşamak ne güzel şey!"
diyecekler;
Bir insan gözü gibi derin
Bir salkım üzüm gibi serin
bir ferah
bir rahat
bir işitilmemiş şarkı söyleyecekler..
Hiçbir ağaç
böyle harikulade bir yemiş vermemiş
olacaktır.
Ve en vadedici
bir yaz gecesi bile
böyle sesler
böyle inanılmaz renklerle
sabaha ermemiş olacaktır..
Topraktan
ateşten
ve denizden
doğanların
en mükemmeli doğacak bizden...

NAZIM HİKMET]

pante
28-01-2009, 22:26
Ölümü Ektim Randevu Yerinde
Beklemekten Ağaç Olsun

Zembereği boşalmış sözcüklerin
Akreple yelkovan öpüşüyor onikide
Bütün ziller vaktinde vuruyor,
tembellik edip gitmeyeceğim
Kusura bakma ölüm
Bugün de gecikeceğim
Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına
Martılar uykuya dalmış
Kar bütün izlerini örtmeye hazır
Randevularımıza sadığımdır sektirmem saatini ama bu sefer tembelliğim tuttu, ölüm daha çok beklersin beni…
Şimdi kış ölümün vaktidir derler ve tecrübelerimden bilirim kışın ölene söverler.
Kusura bakma ölüm
ben ardımdan sövdürmem.
Bu randevuya asla gelmem.
Bu şiirin içinden tren de geçebilir
Uçak da
Vapur da
Bütün teknolojik ölüm aletleri de
ama hiç birine binmeyeceğim
Kusura bakma ölüm
gelmeyeceğim

***

Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki
Ve ben ne olacağını merak ederken
hani filmin en güzel sahnesinde
sinemadan çıkar gibi
hayattan çıkıp gidemem
Kusura bakma ölüm
Adın çok soğuk gelemem
Bunca mazeretim varken
yaşama dair,
ölümü aklımdan bile geçirmem
Seviyorum seni hayat
tüm kötü sürprizlerini de..



Erol ZAVAR

OQONUC
29-01-2009, 00:23
Hayatı seveceksen eğer , dini bahane etmeye gerek yok.
Hayatı sevme gerekçenle alakalıdır din.

Doğayı seveceksen eğer bilmelisinki;
sevgi, kelebeği senin sevmen değil, kelebeğin seni sevebilmesidir.

Ölümü seveceksen de; Tanrı'yı sevmene gerek yok
Zira ölüm, kendini sevdirmekle başlar yavaş yavaş öldürmeye;
Oysa Tanrı diridir her daim.

Nefret edeceksen Tanrı'dan önce kendinden başlamalısın
Çünkü Tanrı yoksa sen varsın.
Ve nefretinin kaynağı da sensin demektir.

Acıyacaksan başka insanlara;
Önce kendine acı; Zira acımak çift taraflıdır.***

Mekan/09

Haşiye:*** Bu satıra itirazı olan aşk olsuna yazsın.

Selamlar

pante
14-02-2009, 21:04
YAZMAM DAHA AŞK ŞİİRİ

Oydu bir bakışta tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu

Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgardı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu

En çok neresi mi ağzıydı elbet
Bütün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan

Cemal SÜREYA

pante
17-02-2009, 15:41
KADINLARIMIZIN YÜZLERİ


Meryem ana Tanrıyı doğurmadı
Meryem ana Tanrının anası değil
Meryem ana analardan bir ana
Meryem ana bir oğlan doğurdu
Âdemoğullarından bir oğlan

Meryem ana bundan ötürü güzel bütün suretlerinde
Meryem ananın oğlu bundan ötürü kendi oğlumuz gibi
yakın bize

Kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır
acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan
karasabanlar gibi çizer kadınların yüzünü.

Ve sevinçlerimiz vurur gözlerine kadınların
göllerde ışıyan seher vakıtları gibi.

Hayallerimiz yüzlerindedir sevdiğimiz kadınların,
görelim görmeyelim karşımızda dururlar
gerçeğimize en yakın ve en uzak.

NAZIM HİKMET

sinner
18-02-2009, 16:03
Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz,
Sizler işiniz değilsiniz,
Sizler paranız kadar değilsiniz,
Bindiğiniz araba değilsiniz,
Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
Sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler her şey gibi çürüyen birer organik maddesiniz...
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz
Hepimiz aynı bokun lacivertleriyiz...!
Dövüş Kulübün'den

pante
19-02-2009, 19:06
OMUZUMDA

O, omuzumda oturuyor benim,
Kimseye görünmeden:
Yabancı göze görünmez
Onu yalnız ben görebilirim.
Şakaklarımı okşuyor tatlılıkla
Ve sıcaklığıyla ellerinin
Hafifletiyor ağırlığını
Dayanılmaz acıların:
Istırapla mıhlandığımda,
Kederle çarmıhlandığımda,
Ve hayatın boyunduruğunda
Donduğunda kanım;
Ve bir ölüm öpücüğü gibi
Acı, deldiğinde kafatasımı,
Odur silen alnımdaki teri
Sevecen eliyle.
Ayaklarımı çelip de
Beni yolun ortasında
Deviren yorgunluk
Ansızın siliniverir!
Ve hazırım yeniden
En uzak yollara gitmeye;
İçimde bir sevinç
Dudaklarımda bir gülüşle;
Bu demektir ki
Oğlum öptü beni;
Omuzumda oturan,
Kimsenin görmediği.



Jose MARTI


Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

pante
19-02-2009, 19:08
GUANTANAMERA

Dürüst bir insanım ben,
Palmiyeler ülkesinden.
Ölmeden önce, paylaşmak isterim
Ruhumdan akıp gelen bu şiirleri.

Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!
Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!

Şiirlerim parlak yeşildir,
Ama yine de kızıl alevler gibidir.
Şiirlerim yaralı bir ceylana benzer,
Dağda kurtarılmayı bekler.

Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!
Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!

Dikiyorum bir ak gül fidanı
Haziranda ve Temmuzda
Çünkü samimi dost
Elini vermiştin bana.

Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!
Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!

Ve zalimin biri parçaladığı için
Beni yaşatan yüreğimi.
Dikmem ne bir ayrıkotu ne de çakır dikeni
Dikerim bir ak gül fidanı.

Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!
Guantanamera! Guajira!
Guantanamera!

Dünyanın yoksul insanlarıyla,
Neyim varsa paylaşmak isterim.
Dağların cılız dereleri
Denizlerden daha mutlu eder beni.



Jose MARTI

Çeviren : Tuğrul Asi BALKAR

Beste : Pete Seeger

Jose Marti, Küba'nın efsanevi antiemperyalist savaşçılarındandır. İspanyol emperyalizminin Küba'yı işgaline karşı direnişte (1895'de) yaşamını yitirmiştir. Ankara ve İstanbul'da heykeli vardır.
Yukarıdaki şiiri 70'li yılların dillerden düşmeyen şarkısıydı. Bir nostalji olarak onu da ekliyorum. Dinlemelisiniz:


http://www.youtube.com/watch?v=bJ4NOXz3gjA

karadenizli
24-02-2009, 18:13
internette rastladım turan dursun ve aydınlnma kitabını ararken abit dursunun şiiri galiba okuyun bakalım

Yıl: Dokuzyüz doksan...
Mevsim yazlardan sonuncusu
Yani Eylül'ün 4'üncü günü

Silahlar patlıyor, canlarım silahlar
Bir...
bir daha.
Karanlıkçılar,
tüm Aydılanma düşmanları
bir kabus gibi çökmüş ülkeme canlarım.
Bir kabus gibi!...
Bin dörtyüzyıllık kinini kusuyor
kulluk uğruna...

Ak saçla adamın başına yastık olmuş, Koşuyolu'nun
kaldırımları
ağlamakta köşedeki söğüt
dalındaki serçe suskun, sanki matemde
Şehr-i İstanbul kan kokuyor
canlarım kan!
Aydınlığına inat, özgürlüğe inat
Bu sonyazın sıcağında saat 14'de

Wand
28-05-2009, 13:27
2 aracın hic bulusamadığı hız problemlerindeki aracların hic bulusamayacağını
Cennetin ve cehennemin insanların vicdanlarında varolduğunu
oldurmenin ne kadar kötü olduğunu oldurenden dinlemeyi
insan dedigimiz yaratıgın aslında dunyadakı en buyuk kötülük olduğunu
iyinin kötü , kötünün iyi olduğunu
kötülüğün sonunun olmadığını soyleyen insanlara iyiliğinde sonunun olmadığını
SADECE NAMAZ KILARAK MUTLULUGU BULAMAYACAKLARINI kım soylecek?!?

2-3 sene öncesinde kendi yazdığım bir yazıydı paylaşmak isterim umarım hoşunuza gider :P

digeri_1
13-07-2009, 13:25
Bu Alemi Gören Sensin

Aşık Veysel

Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun bunda senin
Bu alemi gören sensin

Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar' attın
Cömertliğin nerde senin
Bu alemi gören sensin

Adem'i sürdün, bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin
Bu alemi gören sensin

Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acayip sır da senin
Bu alemi gören sensin

.................................
saygılar

zinlaleş
20-07-2009, 15:09
HOŞÇA KALINÖlürsemAçık bırakın balkonu.Çocuk portakal yer.(Balkonumdan görürüm onu.)Orakçı ekin biçer.(Balkonumdan duyarım onu.)ÖlürsemAçık bırakın balkonu!Federico Garcia LORCA (http://siir.gen.tr/siir/f/federico_garcia_lorca/index.html)

Neferkamin Anu
20-07-2009, 16:36
Ebedi Yiğit


Adı yok,şehit!
Kefenin; Vatan,
Tabutun; Cihan,
Düşünüp övün,
Yaşıyor ünün...

Damarında kan,
Bir alev midir?
Yaşaman; roman,
Ölümün; şiir.
Sana yok ne taş,
Nede bir mezar,
Bu hayat; savaş,
Ebedi uzar...

Eşit olduğun,
Şu güneş; Tuğun,
Tabutum; Vatan,
Mezarın; Cihan
Adı yok yiğit,
Ebedi şehit... Hüseyin Nihal Atsız

zinlaleş
21-07-2009, 16:41
Yaşamaya Dair

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
'Yaşadım' diyebilmen için...

NAZIM HİKMET RAN

raskalnikov
11-08-2009, 17:57
ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI

...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
hanım?


Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-
şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?


Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
diyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
tından?


Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bi-
lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
nelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
öğrendik böylece.

Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım.
Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?


Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni
oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...


Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
Ömür hanım?


Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni
konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım
Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım
toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş
saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?


Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
nuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor
muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...



Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun
aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik
sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o
puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık
izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
bizi değişmek çirkinleştirir de.


Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı
yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
ne yerinde ne yersiz...


Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hü-
nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duy-
gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar
küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
cereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir
ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.


Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...Sızar
iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan...
dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...


Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün ka-
lıplarından. Beni duy ve anla.


Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi
yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun
ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
kurşuni-külrengi mi yoksa?


Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil
dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
maktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü-
rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim
değil mi? Kim ne diyebilir ki?


Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.


Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak
yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir
at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?


Şükrü ERBAŞ
Ankara, Güz/1983

melal
30-08-2009, 12:04
insan dediğin , saçaktaki
güvercinin farkında olacak.
ve bir çiçek açacak kendince,
bu aşk var ya bu aşk,
dİkkat
yanginda İlk kurtarilacak

METİN ALTIOK

Ovidius
02-09-2009, 14:12
aynada başka güzelsin
yatakta başka
tak takıştır,sür sürüştür
inaadına gel
piyasa vakti
muhallebiciye
söz olurmuş
olsun.
dostum değil misin?

O.VELİ




Ne bi güzel var
gönlümü avutacak bu şehirde
ne tanıdık bir çehre.
bir tren sesi duymıya göreyim
iki gözüm
iki çeşme.

O. Veli

canan ki degüstasyona gelmez
balık pazarına
hiç gelmez.

O.Veli

Ovidius
18-09-2009, 15:02
bir kabuk içinde
birbirinden ayrılmaz

(..)
aşk ve acı yüreğimde
ikiz badem içidir.


metin altıok

Ovidius
18-09-2009, 15:06
arzulumudur acaba
bir tank,rüyasında?
ve ne düşünür teyyare
yalnız kaldığı zaman?
hep bir ağızdan şarkı söylemesini
sevmez mi acaba gaz maskeleri,
ay ışığında?
vee
tüfeklerin merhameti yok mudur
biz insanlar kadar olsun?



Orhan Veli

yucemanitu
20-09-2009, 19:56
EYLÜL


Canlarım
bir dahaki eylüller
böyle solgun olmayacak
inanın,
eylülde bile çiçek açacak
dallar budaklanacak
yapraklar solmayacak

Eylül ayı canlarım
son _bahar değil
soldurulmuş bir bahardır
inanın
eylülde bile çiçek açacak
dallar tomurcuklanacak.



Ayfer akyol

esron
23-09-2009, 01:50
Tebessümün Öyküsü...

…................................................. göğsüne göm ve git
.................................ezberimden anlatacağım kalanı…

Fırtınalı ağacı kuşatır serüvenler
hangi bahar değse kırar zamanı
sular gözyaşıyla musalar
paslı kapılar gibi açılır dudakların
tutku ürperişin ağzında
dokunmak ister kentin kirli sakallarına
elbet öpmek ister güzelliğini
saatler nefeslense tende

karanlığın dibinde titreyen ışık göğü delirtir
bahçede bir mezarlık daha yer yok

kafesteki tebessüm azâd edilir......hangi aşk daha maviyse

erir arzunun mumyası
kozasından köhnebahar
kır çiçekleri/mor gelincikler
diz çöker defne çelenkleri
derman balkır dervişin hırkasında

bir ozan coştuğunda anımsanacak
hüzün gözeneği/göçebe kumullar
toplayacak cim karnında kaç nokta

kaç kere ökselenir ki insan

hangi şafak kervandan kalkıp gider
geniş yorgunluklar edinmeye
katmerli acı hangi kuleden yele verir tabanlarını

mahzuru yok ki acıyı yaşamış olmanın
cehennem bir daha yudumlanabilir......hangi aşk yanarsa

hiç tadılmamış gibi yaban
yarım gülüş sabahı
şakağında sezginin namlusu
bilekleri titrer/bekler tetik
akrebin kuyruğu/suskunun yumruğu
kıskançlığın ağusu çözer uçkurunu

bıçkın yüzün kehribar süngüsü
kendini kaybeder kıskıvrak
karnı deşilir bir bebeğin
parmak izinin katli gerektir
firari bulunur/naftalanır dil
mektubun kuytusu/sabrın kalın tortusu
sorguda itiraf terk eder koyağını

fiyakalı kelepçeler çözer niyetleri
kallavi küfür/sapkın saatler/ateş anaforları
boşluk yırtık/yol devrik
mührü kırmak için dar vakit
şahinden kaçan serçe pençelenir
isyan isyanla diner çığlık çığlıkla
kandil içlenir/şirpençe tazelenir......hangi aşk yaşıyorsa


gölgeler ülkesinde cenaze düğünleri
sınar ayrılıkla sadakati
vuslatın demir perdeleri
bir ad verir kimliksiz sevgiliye
mevsim taze günah mevsimi değildir
pörsüyen sarışınlık çileye kuma gelir

ah bitimsiz gizin toynakları
altın eğerli yılan/beklenen tatlı zehir
bir öpücük çalabilir Olympos’tan

yalan sunaklarında tözün simgesi

sahilde şarap ilahisi/kılıfı çatlak döl
kanatır masum çiçekleri
kendinedir her avare iklim

nergisin yenilgisi taşı cevahire çevirebilir......hangi aşk kâfiyse


ey karanlık kibir
insan en çok kendine yakışabilir

ey ömrüm bir daha gel
anlamak ölümle de mümkün

fermânını kendi yazan ipini de çekebilir!

.................................................. ............Şimdi hangi aşk.........



Filiz Bedük

esron
24-09-2009, 03:44
Nevizade Yokuşu

Nevizade’yiz
Söz kirlendi, çarşaf madam
"Belki zamandan çıkabilirsiniz"
İyi kumaştan biçilmiş söz
Kalbinize iyi gelir
Çantanız madam
Çantanız kalsın
Unuttuğunuz hayali
Değilse ben yüklenir gelirim

O oturmuş çay içiyor yağmurla
Boynunda bir şal aşktan ince
Ama Nevizade terli
Yokuş dik ve zaman
Ağırlığınız madam
Ağırlığınız sizden sorulur
Mevsim çiçekleriyle azgın bahçeniz
Şu kadar yakınken size
Yine de sevdiğiniz o koku
Mütevazı ve fotoğrafta kalan
Anı olur artık gül yenildiği için
Eğer isterseniz size
İlaç niyetine bir kuş
Ruhunuza iyi gelir
Beyaz bir aşk izi kalır camda
Bir de gözleriniz

Gözleriniz sevişirken boşlukla
Bu güller sizin için mi açıldılar madam

"Bu güller benim için mi açıldılar"


Betül Tarıman

sinner
25-09-2009, 15:14
MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Cahit Sıtkı TARANCI

esron
03-10-2009, 15:59
Kime sordumsa seni dogru cevap vermediler;
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler...
Künyeni almak için, partiye ettim telefon:
Bizde ki kayda göre, şimdi o mebus dediler!..

Neyzen Tevfİk

dogruluk
07-10-2009, 21:33
CAN YÜCEL - ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya
çalıştığını,kendimi
bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu
varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,
okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden
anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün
kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak
koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında
gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını
anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla
ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde
anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir
tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her
damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler
terkettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği
gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
”Sana ihtiyacım var, gel ! ”
diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..
Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum”
diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir
çocukmuş,her düştüğünde zırıl
zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı
sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ”affet beni” diye
haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş
bir gün affedilmeyi,
Beni afetmeni ölürcesine istediğimde
anladım..
Sevgi emekmiş,

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak
kadar sevmekmiş

SAYGILAR

simply a good person
08-10-2009, 01:33
Bu da benim yolum;

Frank Sinatra
My way
And now, the end is near; And so I face the final curtain.
My friend, I'll say it clear, I'll state my case, of which I'm certain.
I've lived a life that's full. I've traveled each and ev'ry highway;
And more, much more than this, I did it my way.
Regrets, I've had a few; But then again, too few to mention.
I did what I had to do And saw it through without exemption.
I planned each charted course; Each careful step along the byway,
But more, much more than this, I did it my way.
Yes, there were times, I'm sure you knew
When I bit off more than I could chew.
But through it all, when there was doubt, I ate it up and spit it out.
I faced it all and I stood tall; And did it my way.
I've loved, I've laughed and cried. I've had my fill; my share of losing.
And now, as tears subside, I find it all so amusing.
To think I did all that; And may I say - not in a shy way,
"Oh No, oh no not me, I did it my way"
For what is a man, what has he got?
If not himself, then he has naught. To say the things he truly feels;
And not the words of one who kneels.
The record shows I took the blows - And did it my way!

BENİM YOLUM
Hayatı dolu dolu yaşadım
Her yolu baştan sona dolaştım
Ve dahası , çok daha fazlası,
Hepsini keyfimce yaptım!
Pişmanlık mı?var elbette biraz
Ama sözü edilmeyecek kadar az
Hep yapmam gerekeni yaptım
ve hepsine istisna olarak baktım
Evet , oldu bazı zamanlar
Eminim hatırlayacaksınız
Çiğneyebileceğimden fazlasını
Umarsızca ısırmıştım
Ama bütün bunların yanında
Bir an bile şüphe duyduğumda
Hemen yuttum o lokmayı
Ve tükürüverdim dışarı
Yüzleştim tümüyle
Ve hep bastı ayaklarım yere
Hepsini yaptım keyfimce
Sevdim ,güldüm ,ağladım
Kaybetmekten payımı fazlası ile aldım!
Ve şimdi …yatışırken göz yaşlarım,
Hepsini gülümseyerek hatırlarım!
Düşündüm de bütün bu yaptıklarım…
Utanç duymadan anlatılır mı?
Utanç mı?
Hayır , hayır , bu ben değilim!
Ben hepsini keyfimce yapanım

matillda
09-10-2009, 10:59
BÖCEK

kızgın bir meteor tarafından bağrı dağlanan
gezegen
kaybediyor hızla bütün sürüngenlerini
avuçları kanıyor tanrının
kalanlar için dizayn ediyor cehennemini
bir palyaço yığılıyor sanayi devriminin üstüne
kurtlanmış vücudunun bütün ağırlığıyla
ruhumuza sinmişken keskin kokusu
leşinden barbie yapıyorlar, kemiklerinden
bomba

ya benim beynim böcekleşiyor
ya da korkunç bir böcek beynimi kemiriyor
bekleyecek, inanacak bir şey yok artık
yaşamak; yürüyen merdivenlerden koşarak
çıkmaya benziyor

Sandi

ozgur_beyin
09-01-2010, 00:17
dah önceleri buraya aktardığım beranger'in tanrı baba şiiri bilgisayar hatasından dolayı içine bir sürüA Krışmış düzelteyim dedim


Tanrı Baba

Tanrı Baba, bir sabah uyanınca,
Biz insanları düşündü nasılsa,
Gitti pencereye:
Kim bilir, dedi;
Belki o gezegen yok oldu gitti.
Ama baktı, uzakta, çok uzakta,
Bir köşecikte fır dönüyor dünya.
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı,
Alsın vallahi bir şey anlıyorsam
Bu dünyalıların tutumlarından.

Ey benim minnacık yaratıklarım,
Ak ve kara, donuk ve yanıklarım,
Dedi Tanrı, en babacan haliyle;
Sizi ben yönetiyormuşum sözde.
Oysa, görüyorsunuz, Allah'a şükür,
Benim de sürüyle bakanlarım var,
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı,
Alsın vallahi, çocuklar, bu bakanları
İkişer üçer atmazsam kapı dışarı.

Boşuna mı kızlar verdim, şarap verdim size?
Güzel güzel yaşayasınız diye.
Nasıl olur da siz benim inadıma
Orduların Tanrısı dersiniz bana?
Ne yüzle adımı alıp dilinize
Top atarsınız birbirinize?
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;
Alsın vallahi, çocuklar, bir tek
Orduyu kumanda ettiysem bugüne dek.

Şu süslü püslü zibidilerin işi ne
Yaldızlı tahtlar üstünde?
Nedir o kasılmaları, böbürlenmeleri?
Beslediğimiz bu karınca beyleri
Sözden benden kutsal haklar almışlar
Benim inayetimle kral olmuşlar
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;
Alsın vallahi, benden geldiyse eğer
Sizleri böyle kötü yönetenler.

Hiç bana kızmayın artık, çocuklar;
Temiz yürekli olun, bana yeter.
Sevişin, güle oynaya yaşayın,
Sizi yakar makarım diye korkmayın
Kralına da, yobazına da basın kalayı...
Ama keselim, Allahaısmarladık
Curnalcılar duyarsa yandık
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı
Alsın vallahi, o yüzsüz herifleri
Sokarsam kapımdan içeri. çeviri - sabahattin eyüboğlu

insan_olmak
23-04-2010, 14:16
Kimse zehir edemez ramazan ayımı
Soframa davet ederim öbür yarımı
Herkes bir yudum suyla başlar
Ben şarapla ederim iftarımı

buda benden olsun :)

KızıL
24-04-2010, 03:18
Kimse zehir edemez ramazan ayımı
Soframa davet ederim öbür yarımı
Herkes bir yudum suyla başlar
Ben şarapla ederim iftarımı

buda benden olsun :)

Onbir ayın sultanıysa ramazan
yakışmalı sofram herzaman
gitmez şimdi sultana bir kadeh şarap
Gel açalım bir büyük rakı.. :nod::nod:

buda benden....

insan_olmak
24-04-2010, 14:00
Onbir ayın sultanıysa ramazan
yakışmalı sofram herzaman
gitmez şimdi sultana bir kadeh şarap
Gel açalım bir büyük rakı.. :nod::nod:

buda benden....
he he çok güzel oldu :)

deran
16-05-2010, 01:23
UNUTMA SEVDASINI DERSiMiN


Martılar uçuyordu koyaklarında
Özgürce uçuyorlardı uçurumlarında Munzurun
Her damla kan düştügünde toprağa
Çiçeklenirdi yeniden yaylalar
Dereler çay,çaylar nehir,nehirler Munzur akardı
Göz yaşları akardı analarımızın Munzurda
Bin kahır,bin acı açardı dersimde
Kapanmadı bu yara, kapanmazda asla
Yıllar yılı bakıp dağlara
Yüreklerinde öfkesini büyütüp
Bir çocuk edasıyla yarına
Yeter uzatın ellerinizi burası Dersim
Kan, gözyaşı,sürgün,açlık, yokluk
Ne ararsan bahtına
Burası Dersim unutma


Gidenler geri gelmiyordu asla
Gidenler hasreti, özlemi gömüp yüreklerine
Düşe kalka bakıyorlardı ardıllarına
Kalanlar Munzura emanetsiniz diyerek
Ağıtlar döktüler, yollarına serip gözlerini hep beklediler
Gelen hiç olmadı, dönende olmadı bir daha
Her gün yaralarını kanatarak
Aşına acı damlatarak, beklediler bir ömür
Acıları hiç dinmedi
Özlem ve hasret bir çınar gibi büyüdü
Büyüyordu öfke ve kin
Burası Dersim unutma

Meşe ağaçlarının dallarına asılırdı bedenleri
Kan gövdeden sulardı kökleri
Her biri bir dal çiçek, bir güvercin
Uçuyorlardı yüreklerimizden kanatlanıp, gökmavisi gülüşleri
Usuldan açardı doruklarında
Hep bir yürektiler Düzgünden, Munzura
Çocuklar küllerine sarılıp uyuyorlardı
Sefil ve kimsesizdi yangınlarda
Karanlık zulumdu,kaybediyordu onursuzca
Götürülenler geri gelmiyordu
Beklensede ziyaretlere adaklar adansada
Götürülenler ya ölü, yada sürgündüler
Oysa uçurum diplerinde uyumuyordu ölüler
Her mermi gül açıyordu yaralarında
Bir tarihi bırakıp ardıllarına
Unutulmaz bir direniş başlamıştı Munzurda
Unutulmaz bir destan yazılıyordu tarihe
Burası dersim unutma

Süngü yemişti ana karnında çocuk
Sucsuz günahsızdı
Ve boynu bükük kaldı bakışları
Süngü uçlarında salınırdı gülüşleri
Zalime inat Dersimlinin
Kan damlıyordu Dersimli kadının gözleri
Bitmedi bitmeyecek bu çile
Hep ağladık, Hep kanadı yaralarımız
Çığlıklarımız dağları aştı
Ağıtlar düşmedi dillerimizden
Bir bir koparılıyordu dallarımız, can gövdemizden
Canımız çırıl çıplak yaşamak buysa
Zulum onursuzca, düşlerimiz darmadağın
Burası Dersim unutma

Dön artık yurduna, Ey hasret
Gurbet neyine, gözyaşı neyine, özlem neyine
Konuş dilin lal degil, Kuşan Dersimi
Konuş susma, laç deresinde kurumadı kan,gitmedi kokusu
Yürü pirin SEYİT RIZA gibi
Gözleri Munzur bakışlı idam sehpasında
Doruklarında büyüt ALİŞER sevdasını
Susma konuş sarıl Dersime
Sen sen ol
Unutma acısını Dersimin
Unutma kavgasını Dersimin
Unutma sevdasını Dersimin...

Canyürek...

deran
17-05-2010, 14:12
http://d.reklamz.com/lg.php?bannerid=5189&campaignid=1351&zoneid=193&loc=http%3A%2F%2Fwww.hisse.net%2Fforum%2Fshowthrea d.php%3Fp%3D4440673%26page%3D241%23post4440673&referer=http%3A%2F%2Fwww.hisse.net%2Fforum%2Fforum display.php%3Ff%3D105&cb=5f2b9cb256&r_id=6202ce380a025daf1650dbfc3eebe2d0&r_ts=l2k9cq
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

Ana avrat dümdüz gideceksin

En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin

En azından üç dil

Birisi ana dilin

Elin ayağın kadar senin

Ana sütü gibi tatlı

Ana sütü gibi bedava

Nenniler küfürler masallar da caba,

Ötekiler yedi kat yabancı

Her kelime aslan ağzında

Her kelimeyi bir dişinle tırnağınla

Kök sökercesine söküp çıkartacaksın

Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek

Her kelimede bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

Canımın içi demesini

Canım ağzıma geldi demesini

Kırmızı gülün alı var demesini

Nerden ince ise ordan kopsun demesini

Atın ölümü arpadan olsun demesini

Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini

İnsanın insanı sömürmesi

Rezilliğin dik alası demesini

Ne demesini be

Gümbür gümbür gümbürdemesini bileceksin

En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin

En azından üç dil

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya

Ne şu ne busun

Oğlum Memiş

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun



Bedri Rahmi Eyüboğlu

deran
19-05-2010, 23:36
Yavaş yavaş ölürler (Muere lentamente)



Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler,
İzzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.

Pablo Neruda

saroz
22-05-2010, 21:49
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar... olduğunu
öğrendim.


Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

(( MEVLANA ))

deran
24-05-2010, 21:03
Rudyard Kipling (Çeviren: Bülent Ecevit)

ADAM OLMAK

Çevrende herkes şaşırsa,
Bunu da senden bilse,
Sen aklı başında kalabilirsen eğer,
Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
Hem kendine güvenirsen eğer,
Bekleyebilirsen usanmadan,
Yalanla karşılık vermezsen yalana,
Kendini evliya sanmadan
Kin tutmayabilirsen kin tutana,
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
Yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
Ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
İkisine de vermeyebilirsen değer,
Söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
Kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
Koyulabilirsen işe yeniden,
Döküp ortaya varını yoğunu,
Bir yazı turada yitirsen bile
Yitirdiklerini dolamaksızın dile
Baştan tutabilirsen yolunu
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
Direncinden başka bir şeyin kalmasa da,
Herkesin bırakıp gittiği noktada,
Sen dayanabilirsen tek
Herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen,
Unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken
Dost da düşman da incitmezse seni
Ne küçümser ne büyültürsen çevreni
Her saatin her dakikasına
Emeğini katarsan hakçasına
Her şeyi ile dünya önüne serilir
Üstelik oğlum, adam oldun demektir...

Natan
02-06-2010, 21:13
Bir Alevi Dedesinden ;

Lazım Değilsin

Dünyaya getiren olmuşsun Ata,
Yarattın mazlumu zalim mukadderata.
Zalimi, zorbayı verdin azata,
Cefayı çekene lazım değilsin.

Ali´ye Zülfikâr verdir kırdırdın,
Allahın emri diye emirler verdirdin.
Helalı, haramı kendin yedirdin.
Senden gelen bal olsa zehir olur lazım değilsin.

............

Şeriat namazla, oruçla değil,
Hakkın Cemaline, didarına eğil.

Şeriatın manası şerri at,
Gönlünü Hakkın emri rızasına kat.

Doğru ol, dogru tut emri,
At sırtındaki semeri.
Namaz, oruç, cami sendedir,

saygılarımla

Natan
08-06-2010, 16:35
Allah ile İnsan'ın Hikayesi

Bir varmış ibir yokmuş,
Allah ismini çağıran çokmuş,

Allah'ın kullarından haberi yokmuş,
Kuların da Allahtan ricası bolmuş.

Kırklar Cem'i kurulmuş,
Allah'tan hesap sorulmuş.

Allah'tır fesadın ,zulumatın başı
Hile ile dönüyor her işi .

Şeytanı ateşten yoğurdun,güç verdin,
İnsanı da yoktan var ettin .

Havva'dan doğdu habil ile kabil,
Birbirine düşman ettin gafil.

Deftere ,kitaba yazdın kader bozulmaz
Bozulanlar artık hesaba tutulmaz.

Defterde yazdın insanlar oldu eşkiya
Kılıcı kuşanıp gittiler savaşa.

Allah'tır Eşkiyanın başı ,
İnanmazsan amentüde yazar Hayrın Şer'in başı.

Allahtır kullarını savaştıran
Milleti birbirine kırdıran .

Şeytana da yol vermiş ,inanlar saptırmış
Herkes de Alah'ın bu işine alışmış.

Türlü kötülük ettin bize,
Mahkemede ne cevap verirsin bize

İnsandan kaçtın , dünyayı cefa ile doldurdun
Yarın hangi yüz ile bakacaksın yüze :)

image666
08-06-2010, 22:35
Müslümanın yolu


İlim bir yol ise eğer
Yolun sonu hakka gider
O hak öyle bir haktır ki
Ne imam çözmüş, ne peder

Verirler hayale meyil
Gönlüm ikilikte değil
Yolu izi belli değil
Göze görünür değil ki

Mümini cennete sokar
Kafiri ateşte yakar
Cehennemle korku salar
Merhameti var değil ki

Yaratmış kul diye beni
Öyle söyler imam emmi
Minarede arapçayı
Dinler dinler anlamam ki

Mümine helalmiş kanı
İnançsız olanın canı
Kırk katırmı kırk satırmı
Bu din yolu hak değil ki

Sevginin dini olmaz
Ona peygamber bulunmaz
Namazla hakka erilmez
Erdiğin secde değil ki

Ülke ülke fetettiler
Direneni katlettiler
Akıllıyı del'ettiler
Deli sözü boş değil ki

Yahudi ve Hristiyan
Dost olunmaz birer yamyam
Böyle emreyledi kuran
Gidilecek yol değil ki

Kılıçlar boyandı kana
Akıttı kanı ırmağa
Değirmen dönderdi kanla
Kana doyar hal değil ki

Şu Günay'ın yok yalanı
Yıktı, islamın talanı
Kanlı Talkan katliamı
Müslüman etti türkleri

Günay Aktürk

image666
08-06-2010, 22:36
HAk ile hak

Beynime doldurdum cümle putları
Kendi yarattığım tanrıya taptım
Doğmadan gönlüme doğum kurtları
Kaç tanrı öldürdüm kemale kattım

Bir tohumdum cahilliğe ekildim
Azgın seller gibi çoştum çekildim
Fidan oldum kabuğumda dikildim
Yokettim kendimi aslıma aktım

Hakikat ehlinde olsaydı kusur
Doğmazdı külünden Hallac-ı Mansur
Ölüpte dirilmek koskoca bir sır
Sır'da Ehlibeyti dilime taktım

Ne cennet gözümde ne huri melek
Tesellim değildir arş'daki felek
Demirden leblebi ateşten gömlek
Yol boyu kendimi bin defa yaktım
Günay'ım menzilde hak ile haktım

Günay AKTÜRK

image666
08-06-2010, 22:38
Birde şair ustam Hıdır Çam'dan seçmece bir şiir:

SEN VE BEN


Bırak beni behey cahil
Gittiğin yol, yol değil ki
Her şey yasak, her şey günah
Nimetleri bol değil ki

Sen, çıkarsın minareye
Bağırırsın Allah diye
Ben, giderim meyhaneye
Başlarım bismillah diye

Sen, gidersin yolun Kabe
Günahlar arınsın diye
Ben, gezerim kapı, kapı
Sevabım dağılsın diye

Senin yolun namaz, niyaz
Beş vakit yatıp kalkarsın
Benim yolum Hakk’a çıkar
Bilmeden bana taparsın

Sen, güzeli göremezsin
Gördüğün bir kara çarşaf
Ben, çarşafın içindeyim
Bana güzeldir her taraf

Sen, kesersin kurbanını
Hak, kabul eylesin diye
Benim Hakk’ım cümle candır
Hakk’a olmaz kan hediye

Sen, beklersin cennetini
Huri, melek, kılman için
Ben cennetin firariyim
Ferman çıkmış kalmam için

Sen, tutarsın orucunu
Aç kalırsın canın çıkar
Ben kaçarım oruçlardan
Oruç gelir beni tutar

Sen, yalvarırsın Allah’a
Günahın af olsun diye
Ben içerim şerefine
Kadehlerim dolsun diye

Sen, Hıdır’a taş atarsın
Kitabı yok, kafir diye
Dört kitabı yazan Hıdır
Savurduğun taşlar niye

minyatur
17-06-2010, 11:30
paylasım ıcın tskler kaygusuz abdalın allaha ınanmadıgını bılmıyodum:))

meRnn
19-06-2010, 16:04
Bundan Sana Ne


Ademi balçiktan yogurdun yaptin,
Yapip da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insani saldin cihana
Salip da neylersin bundan sana ne

Bakkal misin teraziyi neylersin
Isin gücün yoktur gönül eglersin
Kulun günahini tartip neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne

Katran kazanini döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yilana tamuyu yutsun
Söndür su atesi bundan sana ne

Sefil düstüm bu alemde naçarim
Kildan köprü yaratmissin geçerim
Sol köprüden geçemezsem uçarim
Geçir kullarini bundan sana ne

Kaygusuz Abdal der cennet yarattin
Cehenneme nice kullari attin
Nicesin ates-i ask ile yaktin
Yakip da neylersin bundan sana ne

.

Kaygusuz Abdal

deran
26-07-2010, 15:28
1

Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle
gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıyla yaktım,
jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
edip savurdum.

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

2

Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu
sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim
sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama
durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,
soruyorlar, soruyorlar...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

3

Iki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

4

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki
bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının,
vebalının bir rengi vardır. Irinin bir rengi... Ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

5

Kıllı, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. "Insana benziyorlardi"
diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
halkasında insanlık...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

6

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. Ince bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

7

Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir
su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
artık. Küstü, öldürdü kendini su...
Su çürüdü...

Adımdan gayrısını bilmiyorum…

AHMET TELLİ

image666
26-07-2010, 17:40
Aşkım, ateşli bir hastalık gibi, nedense,
Kendine yaramaz ne varsa hep onu istiyor;
Azdıracak ne varsa illetini, onun özlemi içinde;
Yalnızca o huysuz iştahına kulak veriyor.

Aşkımın doktoru olan saf aklıma ise,
Baktı ki hiç tutulmuyor verdiği öğütler,
Ne yazık ki kızıp terk etti beni, şimdi anladım ben de,
Doktorun yasakladığı arzu aslından ölüm demekmiş.

Akıl da başta olmayınca, derdime çare göremiyorum;
Çılgına döndüm artık, huzur yok bana bundan böyle;
Deliler gibi düşünüyor, onlar gibi konuşuyorum;
Doğru yanlış laf ediyor, saçmalıyorum her yerde.
Cehennem gibi kara, gecelerce karanlık olan seni,
Hala pırıl pırıl görüp, yemin ettim temizsin diye

şhakespeare

deran
13-09-2010, 22:59
HAYATA DAİR...

Düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek...
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
naif yönlerimizin keşfedilmesi,
cesaretsizligimizin anlaşılması,
korkularımızın paylaşılması
sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız...
...Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
...
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna
el kaldırmaya kıyamaz?
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım
karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak.
İncinsek, yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.
Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez.
...
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, sartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.
Rabindranath TAGORE

zahit
17-09-2010, 16:26
ZALIMLIKLER
Daha nereye kadar susacaksin
Yetmedimi bu kadar ezilmelerin
Hor gürülüb öldürülmelerin
Inkarcilarin pesinden gitmelerin
Biraz yüzüne gülenlere
Arkani sivazlayib ecele gönderenlere
Yolunu üzünü yalan yanlis ögretenlere
Sana yapilan katliyamlari hiyanetleri
Corumu marasi sivasi daha nicelerini
Arkasini dönüb red edenleri
Onyedi yasinda yasi büyültülüb
Adaletsiz hayince ipe gönderenleri
Denizleri mahirleri ibolari
Diyarbakiri malatya gazileri
Gözünü aklini becerenleri
Yetmedimi daha beklemelerin.

Nova
29-09-2010, 02:26
Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin

Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar'attın
Cömertliğin nerde senin

Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin

Kilisede despot keşiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin.

Kimden korktun da gizlendin
Çok aradın, çok izlendin.
Göster yüzünü çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin

Binbir ismin bir cismin var
Oğlun, kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin

Türlü türlü dillerin var
Ne acaip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin

Ademi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin

Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acaip sır da senin

Aşık Veysel Şatıroğlu.

Saygıyla anıyor ve bu güne kadar bu dizelerini göremediğim için kendimden utanıyorum.

zahit
10-10-2010, 20:07
eylül faşist (http://haber.sol.org.tr/haberleri/fasist) darbesinin idam (http://haber.sol.org.tr/haberleri/idam) ettiği devrimci Mustafa ÖZENÇ'in şiiriyle sevgiler.
O büyük gün geldiğinde
ben kimbilir kaç yıldan beri
ebedi yatağımda toprağın derinliklerinde
sonsuz bir uykuda uyuyor olacağım
fakat alınca ne zamandır beklediğim haberi
uyanıp, sesimi kimse duymadan
o büyük zaferin tarifsiz coşkusuyla
kara toprağın altından, ben de haykıracağım.
Unutup geçmişte kalan acı dünü
kimbilir belki bir kış günü
üzerimi yorgan gibi kaplayan
bembayaz karın soğuğundan....
ya da sonbahar mevsiminde
kemiklerime işleyen yağmurdan duyacağım
ve milyonları saran o doyulmaz sevince
ben de sessizce ortak olacağım.
Mevsim ilkbahar sıcak bir yaz olsa da
gece gündüz farketmez ben her zaman hazırım
adımın yazıldığı taş bile yıkılsa da
kalmamış ta olsa şu dünyada mezarım
hatırlayıp tek canlı gelmese başucuma
o müjdeyi ben doğadan alacağım
nasırlı ellerce yaratılan o görkemli bayrama
hiç kimse farketmeden ben de katılacağım.

highone
06-11-2010, 03:22
OSMANLI CUMHURİYETİ

Hiç unutur muyum canım
Bir babanız vardı hani
Ölmüştü desem yanlış olur
Sağdı desem yine yanlış
Hem ölmüş hem sağdı rahmetli
Makas alırdı tarihin yanağından
Dünyayı üşütürdü bıyığının gölgesi
Yalınayak yürürdü göklerde
Yerde padişahtı gökte bedevi

Sıkıldıkça bu dünyadan
Atladığı gibi küresel atına
Öte dünyaya uçardı rahmetli
Eskimiş masallar getirir
Satardı yeni fiyatına
Demokrasi kiralardı Batıdan
Besmeleyle içerdi içkisini
Dini poltikaya meze yapardı

Uykusu hafifti rahmetlinin
Yaprak hışırdasa duyardı
Uykusunun en derin yerinde
Uyanır bakardı ki ne baksın
Çaldıkça küreselleşen hırsızlar
El etek öpmek için kapısında
Uzun bir kuyruk olmuşlar

Küresel giyinirdi rahmetli
Piposunu ingiliz gibi içer
Saçını Amerikalı gibi kestirirdi
Göğüs cebinde beyzbol topları
Zenci kelleleri sırt çantasında
Kanguru gibi sıçraya sıçraya
Mahalle takımında futbol oynar
Her maçta şehit düşerdi

Kanguru gibi sıçraya sıçraya
Kapı kapı dolaşırdı rahmetli
En yüksek fiyatı vererek
Öpüldükçe kösnüleşen
Kız toplardı yoksul evlerden
Evlenirdi her gece biriyle
Kız gibi soyardı gelinleri

Az kaldı unutuyordum
Şiir de yazardı babanız
Torunum yaşındaydı ama
Çarşaf giydirirdi sözcüklere
Başörtüsü örterdi
Arapça Farsça miyavlar
Osmanlıca kükrerdi
Çürümüş aferin alırdı ölülerden

Nasıl unuturum canım
Aptestsiz namaz kılardı rahmetli
Din cilası sürerdi günahlarına
Yüzünün yarısyla güler
Ağzının yarısyla konuşurdu
Arapça yamalar yapardı Türkçeye
Sözcükleri sakız gibi çiğnerdi

Dünyanın küreselleşmesine
Çok kısa bir zaman kala
Omuzunda tv antenleri
Küresel aşklar kfen cebinde
Rahmetli oldu rahmetli
Derin acılara boğdu
Düşüne girmek için
Kuyrukta bekleyen tefecileri

highone
06-11-2010, 04:35
1.
Onlar başıbozukturlar; ama dilerseniz kendilerine ‘buçuk şair’de diyebilirsiniz.
Sözgelişi; 1991 mayısında İstanbul´da, bir ´kötülük dayanışması´ gereği, sık aralıklarla uçmak zorunda kalan, sahtekar şairler arasında rahatça yer alabilmişlerdir!
İçlerinde Alman Harbi´nin (karneyle) 100 gramlık şairleri de vardı. Ve de zararsızdırlar! Hatta zavallılar bile!
- İşte bizim sosyal bürokratlar, akıllarınca değil de, düpedüz dangalıklarınca, tarihte hep böyle Şiir´e ve hele modern Şiir´e karşı olur ve karşı çıkarlar. Ve de salınırlar tarihte uzun ve pirinçten bir sarkaç gibi;
Sözgelimi; Mehmet Ali ağca ile Yılmaz Güney arasında. (İkisinin de çocuklukları, yeniyetmelikleri ve gençlikleri kıpkızıl aç geçmiştir ve yapayalnızdırlar.)
Ayrıca; her iki kör uç da, bir ´iktidar masası´nda kolaylıkla konum değiştirebilirler.
Çırılçıplaklık, evet çırılçıplaklı, bilinmez, nerelere kadar savrulacaktır? Ya da savrulur? Bir sivil şair yine de “Biz cumhuriyette hayvan gibi yaşadık!” diyebilmiştir; Şiir de ilk Hıristiyanlar olarak!
2.
Ötekiler:
Bir Bağdat Hırsızı´nın ´an asıl´ ve bedava avukatı ya da daha doğrusu dava vekili (1977). Çevre ve Maarif ödüllü ve de ayru yumurtadan bir ikizin erkek yarısı!
Dragos! Dragos!
Ve ünlü bir Trabzon Yağı´nın oğlu. Aman yarabbi! Küçük semt şairleri giderek ´Nankörce´de (bir dergi) bir acele nasıl da böyle dumura uğrayabiliyorlar?
Ee Sivil bir şair, kocayınca, Kemalistler ürürmüş! Derler.
3.
Bizim sivil şair, Parasız Yatılı geçen gençliğinde – ama okullar, eğitim enstitüleri filan tatil olacak.- bir oğlanın arkasından Galata´ya inmiştir.
Eski Ankara- İstanbul yolu!Göynük ormanları cinayeti! Kıvrılarak bir kamyonla külüstür!
Aksi şeytan! Sivil şairin öncüllerinden sayılan ve pirimiz Şeyh Galip de civan ne var yanaklı yeniyetmeliğinde, şıkırdım ve benli arkadaşlarıyla Konya´ya kaçmıştır.
Ve dört yumruklu baba Baba, arkalarında gider ve oğlunu döve söve Dersaadet´e geri getirmiştir.
Sözkonusu şairin kullandığı ´cumhuriyet´ sözcüğü, meğerse Üç Ali´lerin Cumhuriyet meyhanesiymiş Balıkpazarı´ndaki. ´Çakır hikayeci´ ve Cihat Burak´tan beri basık: 1933. ve (eskiden) dizi dizi mermer masallar! Örtü, peçete, v.s de yok!
(´Cumhuriyet´ sözcüğü herhangi bir yerde geçince benim çatı katı aklıma hep şu geliyor:
Abdulbaki Gökpınarlı hoca bir gün bana demişti:
“Onlar – yani bizim sepici Yahya Kemal ve aynı meşrepten arkadaşları- Eyüp Sultan´da ´cumhur sikişi´ yaparlardı. (Fransızca ´orgie.))
Ece Ayhan, Bütün Yort Savul´lar!

deran
01-01-2011, 04:48
Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı
sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna
hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e
bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?
Yayılın çimenlerin üzerine..... Acele edin....
Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize...

Can DÜNDAR

sayokuno
15-03-2011, 18:43
Uzun süredir arşivimde olmasına rağmen kimin yazdığını bulamadığım bi şiir. Eğer bilen varsa benimle de paylaşırsa sevinirim. Gerçekten en sevdiklerimden biri çünkü.


- be..ni ö..pün.!

koşup mezopotamya'yı geçiyoruz salt adını sevdiğimiz için
deniz kuvvetlerine katılan köpekbalıklarını
açlıktan kanını mafyaya satan adamları
çocukların ısınmak için yaktığı cadıları geçiyoruz
333 ordularına karşı
ara sokaklarda savaşıyor dudaklarımız
ve hong kong'da lili'yi vurduklarını haber alıyoruz
koşup attila ilhan'ı uyandırıyoruz
"nedir bu genç şairlerden çektiğim" diyor
sisli sisli giyiniyor
gözlüğünüzü de biz giydiriyoruz silisyum kumaşlarla
kemanının mı teli ve bir rapsodiyle
çıkmaz sokakta boğulan çingenenin haberinin ardından
şairin beresiyle yapılan bir söyleşiyi yayınlıyorlar tv'de
yani o anda singapur açıklarında bir gemi
yani jezabel'i de vurmasalar bari onlar yetişmeden
yani biz dudaklarımıza bakalım
ne diyorduk ne oldu
ama bu kentte
öpüşen çiftleri alkışlama ekipleri kurulmazsa çarçabuk
biz iki sersevi
bir daha öpüşmeyeceğiz sokaklarda

sonra söylemediler olmasın...

zulkar
12-10-2011, 22:36
selamun aleykum

müzik kutusu

Vaktiyle leyl olmuş bir geceden mühasır kıl
Derd-i ummanı
Ya yasla sırtını ya da çal
Akordu bozuk bir kemanı

Şimdi biraz geçince için geceden
Gündüze yakın uykusu mahmur olsun gözlerinin
Ve sen de biraz biçare ol diye
Sen de ağla diye bu gecelerin

Tanıklıktan çekinme hakkını hatırlatan
Bir baharın eyyamında bir çiçektir Güzelliğin...
Şimdi ya sen bana bak ya da kır beni diyen
Müzik kutusu olsun evlerin

Biliyorlardı gibi tarihe not düşsünler
Ve bilinenenin hakikatından evler yapsınlar
Yıkılan her evin diplerindeki taşlardan
Oyulsun bu mezar, oyulsun taş kovuklar

Bir kutuya sakla ve derin kaz kuyuyu
Şimdi gömerken kendi yalnızlığını
Çocuklar büyürken değil ölürken söyler
Bir kurşunun sessiz çığlığını

Neden kadın anne olunca
Akordu bozuk kemanların yayları kırılır
Ve neden bir kadın anne olunca ey çocuk
Saçlar ağarır bakışlar buğulanır

Şimdi bir mektup yaz kırk yıl sonraya
Sonra sakla fotografını çektiğin Martha
İşte şimdi anarken gülüşlerimiz
İşte şimdi senden kalan, son bir hatıra

zulkar
13-10-2011, 23:50
selamun aleykum

şehrin çırağı

davut yahut hızır aleyhisselam...

usta...

nedamet gibi bir vuruşta
demiri parça parça ettin
ne var ki bunda ben de yaparım
ALLAH teala kerim

ben de vururum kor yakarcasına
demiri eğip amaların aklına
kızgın korlarla gireceğim...

sen elindeki asanı alıp
bir gün olup gece (http://www.edebiyatdefteri.com/gece/siirleri/)ye yaslanıp
davud-u hızır aleyhisselam...

ben burada yalnız bir çırak
sen şehirde demirci
ben gören göz (http://www.edebiyatdefteri.com/goz/siirleri/)lere inat
demirler döveceğim.

...

babadan dua...

şehrin en ıssız yerinden girin

ve şehre can veren bir pınar olup
ustası demirci olan yerde
sulardan sellerden
bir kardeş getirin.

oğuldan ağıt...

bir oğul olsam

şehirde bir başına çöllerden gelip
mevkisi sakin olan yerde
nunlansam.
senin evinde bir adsız güzel (http://www.edebiyatdefteri.com/guzel/siirleri/)
rabbin katında bir nebi olsam.


...

diğerleri...

korkuyla geldik

şehre girdik en ıssız yerden
körük başında duran bir adam vardı
o demire vururken her bir anında
yürekler ezilir bir ışık ister
demircinin yanındaki çırak
bizi göz (http://www.edebiyatdefteri.com/goz/siirleri/)ümüz olup
her yerde izler.


....

ben geldim...

bir iş var bugün usta
demir başk (http://www.edebiyatdefteri.com/ask/siirleri/)a başk (http://www.edebiyatdefteri.com/ask/siirleri/)a
yoğrulmakta
körüklerin ateşi cehennem
ve bir ateş sadasıyla
kızarmakta

usta dedi..

çıraklık bitti artık anlaşılan olgunsun
yolcular geldi bugün
sen de artık yolcusun
anladığın bir körükte dövülen
çeliğe katılan ikinci susun.

şimdi sen de çık bu yolcularla
şehirden

bir usta ol ve su ile
selamı gelen bir babanın göz (http://www.edebiyatdefteri.com/goz/siirleri/)ündeki yaşı
dindir
demirlerde dövülen kılıçlar getir.

kilimanjaro
28-11-2011, 11:55
BİTANEM

Sen "seneye" dersin, ben diyemem
Sen "yarın" dersin, ben diyemem
Akşam yatarım, aklımda sen, yüreğimde sen
Sabah kalkar mıyım bilemem...
Son günlerde kendimi
O kadar kötü hissediyorum ki,
Üç gün geçer de sana yazmazsam eğer
Bil ki ben ölmüşüm...
Hakkını helal et bitanem.
Bilirim,
Sessiz bir çığlığa dönüşen feryadımı
Yalnız sen duyarsın.
Fakat üzülme
Gittiğim yerde çok daha mutlu
Ve huzurlu olacağım.
Bunu hissedebiliyorum.
Her ihtimale karşı
Bir daha görüşemezsek eğer
Beni unutma olur mu,
Bitanem...

(kilimanjaro)

kilimanjaro
28-11-2011, 14:42
SEVGİYE DAİR…

Ne para, ne pul, ne de mal - mülk
Ne makam, ne sosyal mevki, ne de şan-şöhret
Hatta ne de ikbal…
Sonunda anladım ki
Şu dünyada hiçbir şey,
Ama hiçbir şey
Kulağa fısıldanan, kalpten söylenmiş
Bir çift sevgi sözcüğünden
Daha değerli olamaz…
Velev ki
Yalan dahi olsa,
Yine de insanı cezbeden
Sihirli bir yanı var…

(Kilimanjaro – 28.11.2011)

kilimanjaro
28-11-2011, 14:49
SANA RAĞMEN


O kadar büyük ki bendeki bu sevgi
Ne dağa benzer, ne ormana
Ne aya, ne yıldıza, ne de hiçbir şeye...
“Evrenlere sığmaz” derdim de inanmazdın
Oysa bu benim gerçeğim.
Hilafım varsa namerdim.
Peki ya senin gerçeğin?
Onu da konuşalım mı?
Desene "konuşacak ne kaldı ki"
Hiç olmadı ki!
Sıfıra sıfır, elde var sıfır…
Son telefon görüşmemizin üstünden
Tamı tamına 1 yıl, 6 ay, bir hafta geçti
O günden bugüne
Hiç aklına geldim mi sahi?
Bir pazar yerinde
Yolda, sokakta, atölyede...
Ya da bir şekilde memleketimden bir haber,
Yırtık bir kartpostal
Beni hatırlattı mı sana?
Oysa ben,
O gün bugündür
Gecemi gündüzümü haram ettim kendime.
Gecenin karanlığında
Güneşin kızıllığında
Cama vuran her yağmur damlasında,
Rüzgarda uçuşan yapraklarda
Aşımda, suyumda, ekmeğimde
Soluduğum her nefeste
Ve dahi kanımda, canımda
Velhasıl her şeyde sen varsın bebeğim…
Sana "bebeğim" demiyeli o kadar zaman geçti ki...
İnan ki özlemişim
İşte böyle bitanem,
Ben seni “öylesine” değil
“Ölesiye” sevdim bitanem.
Sana rağmen…

(Kilimanjaro – 28.11.2011)

kilimanjaro
28-11-2011, 17:10
SIKI PAZARLIKÇI!

Bana “ateist” diyorsun
Manasını bilsen keşke…
Neyi, kimi reddetmişim söyler misin?
Yedirip, içirip
Giydirip, kuşatıp başköşeye oturttuğunuz Tanrınızı mı?
Haşa…
Tanrı benim içimde
Aklımda, fikrimde, yüreğimde…
Ama haklısın
Ayni tanrıdan söz etmiyoruz ki
Sizinki sizin, benimki benim..

Duydum ki, altından ırmaklar akan
Uçmaklara sokacakmış sizi.
Üstelik envai çeşit içkiler
Ve dahi huriler…
Çok bonkörmüş tanrınız, ne diyeyim…
Yalnız bir dakika;
Neye karşılık söyler misin?
Üç kulhüvallahi, bir elham’la olmaz bu işler
Sonunda yaya kalmak da var…
Hatırlatması benden.

Yine de büyük adamsın vesselam
Sıkı pazarlıkçı…
Çok açıkgözsün çook…
Bir koyup üç alacaksın öyle mi?
Yalnız dikkat…
Vaktiyle birileri de böyle söylemişti
Bir aile dostu
Sonunda havasını aldı garibim
Toprağı bol olsun…

(Kilimanjaro – 28.11.2011)

kilimanjaro
01-12-2011, 12:59
ÖZGÜRLÜK

Çıksam dağlara bayırlara
Haykırsam en yüksek yerinden dünyaya
Yankılansa sesim dağlarda taşlarda
“Seni seviyoruuuuum
“Seni seviyoruuuuum
“Seni seviyoruuuuum

Acep sesimi duyar m’ola
Sesime ses verir m’ola
Sanma ki çılgınlıktır
Bu bir ihtiyaç
Bu bir özlem
Bu bir özgürlük
Bu bir başkaldırı
Hayata ve sana

(Kilimanjaro – 01.12.2011)

kilimanjaro
01-12-2011, 13:00
ALIŞMIŞIZ


Alışmışız büyük şehrin devasa caddelerinde
İte kaka yürümeye
Alışmışız kırmızı ışıkta durmaya
Alışmışız sinema önlerinde
Ucuzluk mağazalarında,
Ödeme gişelerinde kuyruğa girmeye.
Alışmışız lokantada, kafeteryada, butikde
Fısıltı ile konuşmaya
Öksürme, aksırma, hapşurma…
Ay ne ayııp…
Kurallar, kurallar, kurallar…
Desenize terbiye etti bizi sonunda
Medeniyet! denen o vefasız sevgili

Özlesek de köyümüzün kırsalında
Bağrı açık, eli cebinde yürümeyi
Tanrının suçu yok
Biz istedik Tanrı verdi lâyığımızı…

(Kilimanjaro – 01.12.2011)

Katibe Bartleby
05-12-2011, 16:38
SIKI PAZARLIKÇI!

Bana “ateist” diyorsun
Manasını bilsen keşke…
Neyi, kimi reddetmişim söyler misin?
Yedirip, içirip
Giydirip, kuşatıp başköşeye oturttuğunuz Tanrınızı mı?
Haşa…
Tanrı benim içimde
Aklımda, fikrimde, yüreğimde…
Ama haklısın
Ayni tanrıdan söz etmiyoruz ki
Sizinki sizin, benimki benim..

Duydum ki, altından ırmaklar akan
Uçmaklara sokacakmış sizi.
Üstelik envai çeşit içkiler
Ve dahi huriler…
Çok bonkörmüş tanrınız, ne diyeyim…
Yalnız bir dakika;
Neye karşılık söyler misin?
Üç kulhüvallahi, bir elham’la olmaz bu işler
Sonunda yaya kalmak da var…
Hatırlatması benden.

Yine de büyük adamsın vesselam
Sıkı pazarlıkçı…
Çok açıkgözsün çook…
Bir koyup üç alacaksın öyle mi?
Yalnız dikkat…
Vaktiyle birileri de böyle söylemişti
Bir aile dostu
Sonunda havasını aldı garibim
Toprağı bol olsun…

(Kilimanjaro – 28.11.2011)

merhaba dostum,
bir kaç defa yazıp gönderemeden çıktım başlıktan, yanlış anlamanı istemem.
şiyirlerin çok içten, ama sanki biraz fazla içten, daha az içten olamaz mı?
anlatamıyorum tam ama, ne anlattığın değil de nasıl anlattığın kısmına çalışsan birazcık bemce 10 numara 5 yıldız olur şiirlerin.

Jolly Jocker
11-12-2011, 02:23
Aslında kendine tapar insan
O yüzden ister sonsuzca yaşamak
Ama bir halt olmadığını anlarsa insan
Artık boş gelir tanrıya inanmak

Sonunu bildiği bir sınavı yaşatan
Koca evreni bırakıp bizi seyre dalan
Kibrini okşamaya direnince de
Tutup herkesi cehennemine atan

En gaffur olmakla övünür
Ama bizi severmiş!
Günde beş vakit secde bekler de
Gururu, kibri bizde ararmış!

Koca dünyaya iyilik kadar
Akıl almaz dehşetler de yaratmış
Onca sevgi ve hayranlık kadar
Lanet etmeye de layıkmış

Freddie

Jolly Jocker
11-12-2011, 02:34
Bir de 60 dörtlükten oluşan upuzun bir şiirim var. Adı Gnosis.
Küçük bir kısmını paylaşayım.

GNOSİS

Herkeste tek ortak olan
Ama kimsenin bulamadığı benim
Herşeyin kökünde duran
Ama hiç bilinmeyen gerçek benim

Kara sevdalılara görünürüm bazen
İdam sehpasında son nefesini alana
Kucağındakini emzirene gülemserim
Hayattan hiç umudu kalmamış olana

Gönlünüzün gözü açılsın diye
Gözlerinizi kör eden benim
Beni yücelerde arayanları
En aşağılara iten benim

Mecnun'a dağı deldiren Leyla'yım
Tüm canların aşkı biricik cananım
Bana ereni kucaklarım denizlerimde
Aşkı bilmeyeni gene dünyaya salarım

Beni arama, çaresizdir aklın
Bilmeyene görünmezim, budur benim sırrım
Dünyanın gürültüsüne kapılıp gidenlerde
Zincire vurulmuş, unutulmuş bir sakin

Ne göze görünürüm ne de işitir beni kulaklar
Ne tene dokunurum ne de kavrar beni akıllar
Gören de benim her birinizde, işiten de benim
Tenden çeşit çeşit giysiyle arzı endam eden benim

Bazen önümde secde ettirir, bazen öptürürüm haçı
Sevmeyeni aç bırakır otuz gün, sevene sunarım elmamı
Bilmeyenlere farzdır cehalet, önlerinde bir Yüce Tanrıyım
Bilenler içinse gönül dostu, sürgündeki Şeytanım

Kendinden geçeni yar edinir, kendime saklarım
Kendini düşüneni tanımam, ölümlere salarım
Canını sakınanın eceli, canını verenin dirilteni
Kendini bileni bilir, kendi katıma koyarım

İsa'yı çarmıha çakan, sevgiyle dirilten benim
Hayyam'a şarabı içiren, destisini dolduran benim
Pir Sultan'ı, Kaygusuz'u pervane eden benim
Bir güzel isyanla Bedrettin'i Yürüten benim

.
.
.
.

Freddie

Willy Wonka
11-12-2011, 03:21
bana deli olduğumu söyle tanrım,
senin gibi

lütfen tanrım ,
bana kötülüğü anlat ki
kötü olabileyim

lütfen tanrım
benimle konuş
tapmamı emret
emret ki
isyan edebileyim

tanrım
lütfen bana aşktan bahset
bahsette küfredeyim
sana

lütfen tanrım , lütfen
bana gelecekten bahset
bahsette gelecekte
nasıl öldüğünü bileyim.

tanrım.


Yaklaşık 1-2 dk önce öylesine karaladım.

AlbatrosS
14-12-2011, 10:21
SPERMETROP


Hepi topu sperm israfıydık;
keyfe, derde, emre keder...

Kimi kader, kimi Tanrı, kimi şans der;
Hayatımızdaki en bahtsız birincilik,
Birkaç milyon sperm arasından yarışı galip bitirmek.

İnsan ölgeli togar... diyordu bir kral. Halt etmiş.
Hepi topu bir fışkırıktık,
Dişinin serkeşt rahmine.

Yenmez ki bizim yumurtalarımız,
Bir tavuk kadar ''verimli'' diil.
Yumurtalar yenemediği için:
İnsan insanı yermiş.



Albatross...

Katibe Bartleby
16-12-2011, 02:12
SPERMETROP


Hepi topu sperm israfıydık;
keyfe, derde, emre keder...

Kimi kader, kimi Tanrı, kimi şans der;
Hayatımızdaki en bahtsız birincilik,
Birkaç milyon sperm arasından yarışı galip bitirmek.

İnsan ölgeli togar... diyordu bir kral. Halt etmiş.
Hepi topu bir fışkırıktık,
Dişinin serkeşt rahmine.

Yenmez ki bizim yumurtalarımız,
Bir tavuk kadar ''verimli'' diil.
Yumurtalar yenemediği için:
İnsan insanı yermiş.



Albatross...

tarzlarımız nekdar bemziyor albatros.

image666
15-04-2012, 23:01
ASİN BENİ


Asın beni meydanlık bir yerde:
çarşı ortasında mesela...
İbreti alem için olsun, din adına,
insanlık namına!
Din adına vaazlar verilsin,
birbiri ardına gelsin fetvalar.
Keskin bir satır getirsin cellat,
birde Kur-an:
El bassın kitaba,
döksün orta yere kanını bir kafirin:
satsın kararmış benliğini,
yedi hurili bir cennet uğruna.

Tanrılardan ateşi çalan bir yobaz olmalı:
tutuşturup attığı için cehalet meşalesini
aydın-lığın üzerine,
yanar durur karanlık alevlerde
ateşe semah dönen canlar...

Yandık!
Asıldık!
Basıldık mabetlerimizde.
Ne bahar ne de mevsim dinledi cellat.
Kasdedilen bilgelik bu değildi:
Biz, yaradanı sevmiş olamayız yobazdan ötürü!
Biz, yaradanı da eli kanlı bilmezdik:
Eger ki Yaradanın da mayasıyla oynamadıysa
yaradılan!

Asın beni biraz da bu yüzden:
Kurşuna dizeceğim yoksa cehaleti,
Hak için hakk-ı yakanları,
mürekkebinde boğacağım kalemimin...
Asın beni biran önce!
Asın!
Asın yoksa kararacak ak nasırı ellerimin! ..

Günay Aktürk

elilim
30-05-2012, 23:38
İnsanların Rabbine,
İnsanların Hakimine,
İnsanların İlahına,


Yarattıklarının şerrinden,
Karanlığın şerrinden,
Kadınların şerrinden,
Hasetçinin şerrinden,

Allah ehadtir,
Allah samedtir,
Allah doğurmamaış, doğurulmamıştır,
Hiç bir şey O’nun dengi değildir,

Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde,
Ve insanları kitleler halinde Allah'ın dinine girerken gördüğünde,
Tespih et Rabbini O'na hamt ile! Ve O'ndan af dile! Çünkü O, Tevvâb'dır,
Günahları affeder sınırsız bir şekilde,

Nefes nefese koşanlara,
Kıvılcım saçanlara,
Ansızın akın edenlere,
Tozu dumana katanlara,

Biz senin göğsünü açmadık mı?
Yükünü üzerinden indirmedik mi?
Ki o, senin belini bükmüştü,
Senin şânını yükseltmedik mi?

Söküp çıkaranlara,
Hemen çekip alanlara,
Yüzüp gidenlere,
Yarışıp geçenlere,

Dalga dalga salınanlara,
Esip savranlara,
Yaydıkça yayanlara,
Ayırdıkça ayıranlara,

Ey örtüsüne bürünen,
Kalk ve korkut,
Rabbini tekbir et,
Kötü şeyleri terk et,

Fecre,
On geceye,
Çifte ve teke,
Geçip giden geceye,

Görmedin mi Rabbin ne yaptı Ad kavmine?
'Yüksek sütunlar' sahibi İrem'e?
Ki ülkeler arasında onun eşi yaratılmamıştı.
Ve vadilerde kayaları oyup biçen Semud'a?

İnicire ve zeytine,
Sina dağına,
Güvenli beldeye,

Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn,
Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnûn,
Ve inne leke le ecren gayre memnûn,
Bi eyyikumul meftûn,

rasa
28-02-2013, 16:15
Pay-ı piyade (yürüyerek) düşürem yollara
Har-ı mugıylan (dev dikenler) görürem gorhmuram
Seyredirem Beer-u bu yabanları (çölleri)
Gul-ı biyaben (çöl vahşisi) görürem gorhmuram
Gah oluram behride zoreknişin (denizde yelkenli)
Dalgalı tufan görürem gorhmuram
Gah çıhıram sahile,her yanda min (bin)
Vahşi herran (hayvan) görürem gorhmuram
Gah şafaktek tüşürem yollara
Yangılı volkan görürem gorhmuram
Gah inirem saye (gölge) tek ormanlara
Yırtıcı heyvan görürem gorhmuram
Yüz goyuram gah meyistanlara (kamışlık)
Bir sürü arslan görürem gorhmuram
Makberelikde (mezarlıkda) ederem gahmekan
Gabirde (mezarda) hortlak görürem gorhmuram
Menzil olur gah mene viraneler (harabeler)
Cin görürem, san görürem gorhmuram
Bu küre-i arzda men,muhtasar (kısaca)
Harici mülkünde de hatta gezip,
Çok tuhaf insan görürem gorhmuram
Lakin bu gorhmazlık ile doğrusu
Ay dadaş!.. vallahi, billahi, tallahi,
Harda (nerde) Müslüman görürem, gorhuram;
Bisebeb (nedensiz) gorhmuram, vechi (gerekcesi) var,
Neyleyim ahir!.. Bu yoh olmuşların
Fikrini gan (kan) görürem gorhuram;
Gorhuram, gorhuram, gorhuram...


Mirza aliekber tahirzade Sabir.

image666
13-04-2013, 22:11
BİZE YASAK


I
Bize özgürlük yasak, bize gülmek,
bize güneşe sırtımızı vermek!
Gezip görmek yasak bize!
Yeryüzünde tel örgüler,
gökyüzünde barut kokusu!
Haykırsam hapis, sussam kölelik!
Cayır cayır yanmakta kardeşlik.
Karanlıkta kömürden de kara; ateşin rengi.

Bize düşünmek yasak, bize düşlemek,
bize düş içinde düş görmek.
Yazıp çizmek yasak bize!
Bir tarafta kahpe pusu
bir tarafta cellâtlar.
Söylesem cereyan yazsam teneşir!
Üçer beşer asılmakta insanlık!
Yeraltında kuşlardan da özgür;
ölüler şehri.

Gör ki tüm cihana musallat bunca kahpe kıyımlar.
Her yürek ayni hisle taşıyorken acıyı
Her vahşetin bir vatani var değil.
Bu dünyaya zulüm yayan zalim
Kendi zulmüne kurban gitmeli mutlak.

II

Oysa sen, aman, diyorsun, aman!
Kendi bencilliğinde bin yaşasın her insan.
Zulme duyarsız zalime kör,
her vahşette biraz daha kayıtsız!
Ölüm yok mu her yaşamın sonunda...

Kaldır kafanı bir bak;
kimleri sokmakta simdi sana dokunmayan yılanlar?
Neden kaçarsın var gücünle gerçeklerden neden?
Sen görmesen de yaşanmayacak mı acılar
ve sen görmedikçe daha bir azmayacak mı zulüm?

Seni de bulacaklar bir gün mutlaka,
sana da gelecek sırda.
Senin yurdunu yuvanı gösterecekler;
İste diyecekler, iste bak!
Caninin canında duyacaksın acıyı.
Ve onlar gibi görmeye başladığın gün;
birde bakacaksın çocuklar aç,
Karda donmuş bebek cesetleri.

Günay Aktürk

Erdem Alaca
28-12-2013, 01:57
...sayısız denecek kadar çok şair, biçimsel din anlayışına karşı cephe alırken, hep Tanrı'yı hedeflemişlerdir.

Bunlardan bir iki örnek olmak üzere, geliniz Kaygusuz Abdal'ın şu satırlarından başlayalım:

Er, atasıyla anılır
Filan oğlu filan deyü
Anan yoktur, baban yoktur,
Sen benzersin (yetim)e Tanrı!(15)

Kıldan köprü yaratmışsın
Gelsin kulum geçsin deyü,
Hele biz şöyle duralım,
Yiğit isen geç a Tanrı!

Garip kulun yaratmışsın
Derde mihnete katmışsın
Onu aleme atmışsın
Sen çıkmışsın uca Tanrı

Kaygusuz Abdal yaradan
Gel içegör şu curadan
Kaldır perdeyi aradan
Gezelim bilece Tanrı.(16)

Bu satırların açıklamayı gerektiren bir yönü yok. Kaygusuz Abdal, apaçık bir dille Tanrı'nın anasız ve babasız (muhtemelen bir yetim) olduğunu hatırlatıyor; hiç kimselerin geçemeyeceği kıldan köprü yaptığını ve eğer "yiğit" ise bu köprüden geçmesini istiyor; insanları mihnete katıp temize çıktığını belirtiyor; ve nihayet aradaki perdeyi kaldırmasını ve bir içimlik içkiden (cura'dan) içerek kendisiyle birlikte gezmeye çıkmasını teklif ediyor.

İlhan Arsel, Muhammed'e Göre "Muhammed", Kaynak Yayınları: 316, Kasım 2000, ISBN: 975-343-312-3, s.18-20

___________________________

(15) "Yetim" sözcüğü buraya tarafımızdan eklenmiştir. Kaygusuz Abdal'ın kaleminden çıkan şekliyle tümcenin aslı şöyle: "Sen benzersin ...e Tanrı".
(16) Bu şiirler için, Rıza Zelyut'un halk şiirleri konusundaki inceleme ve derlemesi olan şu kitabına bakınız: Halk Şiirinde Başkaldırı, Sosyal Yayınları, İstanbul, 1989, s.193.

Erdem Alaca
28-12-2013, 23:53
19.-20. yüzyılın isyankar şairlerinden Tomarzalı Ali Kırkbıyık şöyle haykırıyor Tanrı'ya:
Ey çömlekçi yapıp yapıp
Sonra yere çalmaz mısın
Kainatı bütün kırıp
Sen yalnız kalmaz mısın?

Ne erkeksin ne dişi
Yoktur yanının yoldaşı
Kimseye danışman işi
Sonra pişman olmaz mısın?

Nedir derdin be hey Tanrı
Beni yere çalmaz mısın
Şimdi benim ziyanımı
Sen iade kılmaz mısın?
............................
Ne farzın lazım ne sunnet
Ne cehennem ne de cennet
Bir can için etmem minnet
Verdiğini almaz mısın?

Cennetlerin harap olsun
Kevserlerin şarap olsun
Kırkbıyık'ın türap olsun
Defterinden silmez misin?
Bu satırları okurken irkiliyoruz. Zira insan şahsiyetinin haysiyetine sahip bir varlık olarak Tomarzalı Ali Kırkbıyık: "Nedir derdin be hey Tanrı" diyerek hitap ettiği Tanrı'ya: "Bir can için etmem minnet" demekten çekinmiyor. O'nun, insanları yaratıp yerden yere çarpmasını, ya da cehennem ateşiyle yakmasını, cennet vaadleriyle oyalamasını keyfilik olarak tanımlıyor. Tanrı'ya yönelttiği bu satırlar bir hayli hırpalayacı! Hem de öylesine ki, "türap" (toprak) olup Tanrı'nın defterinden silinmeye hazır olduğunu bildirerek O'na meydan okumakta!

----------------------

İlhan Arsel, Muhammed'e Göre "Muhammed", Kaynak Yayınları: 316, Kasım 2000, ISBN:975-343-312-3, s.21-22

Felâsife
20-01-2014, 15:38
Sevginin Felâsifesi

Varlığın özümde kıymetini tüketince, yokluğuna bir kalem çektim.
Siret'in sevgimi taşımayınca, süret'inden bende sarfı nazar ettim.
Sen benim yok olmayan sevgimin, hiç var olamayan mağdurusun.
Sevgimin sağanaklarında sonsuzluk girdaplarına senide ben ittim.

Çok güzel değildi siman, belki bir zakkum belki bir gül, ne fark eder.
Benim içimde ki ışık olmasa, senin o goncan bende nasıl çiçek açar.
Seni bende büyüten senin şanın değil ki benim içimin sıcak iklimidir.
O iklim kimleri sevdi kimlere can verdi o sevgi işte hayat vaat eder.

Şimdi anladın mı beni? beni ben eden senin sevgin değildir.(Hayal)
O hayali ben sen olmadan da üretirim, sen bahanesindir.(Gerçek)
Ben senin düşlerimdeki hayalini alır, gerisini zaten sana bırakırım.
O yüzden sen beni bilemezsin, çünkü ben senin bilinmezinim.(Sır)

Senin sırın budur, hiç var olmamış bir güzelliğin kuşatılmış sevgisisin.
Sevgi nedir bildin mi? hayalin peşinde koşan bir prensesin hikayesisin.
Sen denen şeyi sen ben o diye alırsan, sende bende o da yalan olur.
Ben denilen şeyi bu yazılanlarla kıyaslarsan, e sende bunun içindesin.

Dört nala koşturup gidiyorsun, benlik küheylanı beni nere götürürsün.
Hele az dur artık yazacak kelimemde kalmadı, eh bre insafın kurusun.
Yazmanında bir âdabı vardır ula, sen denilen şey hiç yok sayılır mı?
Beni aleme madara edecen çüş dedik anlamıyorsun, gözün kör olsun.

21 05 2009 (Felâsife)