PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nasıl Bir Türkiye?


pante
09-06-2007, 18:34
NASIL BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ?

Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Siyasette, ekonomide, sokaklarda ve toplumsal yaşamın her alanında gerilim ve kriz giderek tırmanıyor. Tırmanan bu gerilim, ne toplumun iradesini parlamentoya yansıtmayan bir seçimle, ne de herhangi bir geçici düzenlemeyle aşılabilir. İçinden geçmekte olduğumuz kriz, 12 Eylül'den bu yana bizlere dayatılan yaşam biçiminin, siyaset tarzının, ekonomik politikaların ürünüdür. Dolayısıyla krizi aşmanın yegâne yolu, "Darbe Hukuku"nun ve ülkemizde yarattığı toplumsal, siyasi ve ekonomik erozyonun yaşamımızın her alanından çıkarılmasıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle doruğa çıkan mevcut siyasal kriz, basit anlamda "yöneticilerin niteliği" üzerinden yürütülecek bir tartışma ile aşılamaz.

Siyasal Krizin Çözümü, Her Alanda Köklü Demokratik Dönüşümün Sağlanmasındadır
Bugünün siyasal krizinin temelinde, siyasetin toplumsal dayanaklarından ve demokrasiden uzak bir alanda yürütülüyor olması yatmaktadır. 12 Eylül hukukunun yarattığı baskı, geniş halk kesimlerini siyasetten uzaklaştırmış, emek ve meslek örgütlerini, demokrasi güçlerini siyasete müdahalenin uzağına itmiştir.

Krizin çözümü için siyasal alanda acilen bir demokratikleşme süreci başlatılmalıdır. Bunun için seçim sistemi ve siyasi partiler yasası derhal değiştirilmelidir. Temsil sistemi, yasaklardan ve eşitsizliklerden arındırılarak demokratik bir içerikle yeniden düzenlenmelidir. Tüm toplum kesimlerini siyasetin içine doğrudan davet eden bir yaklaşım süratle hayata geçirilmelidir.

Kriz, salt siyasal yaşamda nükseden bir olgu değil, ülkemizin ekonomik hayatının da yapısal bir sorunudur. Bu sorunun kaynağı, halkı yok sayan, emekçilerin taleplerini duymayan, yoksulların yaşam hakkını görmezden gelen neo-liberal ekonomik politikalardır.

Bizler, ülkeyi içinden çıkılmaz bir kâbusa sürükleyen neo-liberal ekonomik politikaların terk edilerek, halkın ihtiyaçları doğrultusunda, emekten ve halktan yana bir ekonomik programın hayata geçirilmesini istiyoruz.
Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında yaşanan tahribat giderilerek, sosyal alanda yaşanan yıkımı telafi edecek önlemler alınmalıdır. Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanları, kamusal bir bakışla yeniden yapılandırılmalıdır. Giderek büyüyen zenginler ile yoksullar arasındaki açığın kapatılması için sosyal destekleme programları hayata geçirilmelidir. Çalışma yaşamındaki esnek, güvencesiz, sigortasız istihdam uygulamalarına, antidemokratik baskı yasalarına son verilmelidir.

Gericiliğin ve Irkçılığın Çözümü Özgürlüklerin Genişletilmesidir!

Siyasetin antidemokratikleştirilmesi ve ekonominin neo-liberalleşmesi ile ortaya çıkan yoksulluk/yoksunluk/işsizlik ve örgütsüzleşme süreçleri toplumda yaşanan hızlı muhafazakârlaşma ile eş zamanlı gitmiştir. İmam hatiplerle, zorunlu din eğitimiyle, kuran kurslarıyla, Türk İslam sentezi politikalarla, devlet kurumlarında ve medya aracılığıyla tüm toplumda yayılan tek tiplilik insanlarımızın bir arada, dostça yaşama kültürünü yok etmektedir. Irkçı-şoven bir anlayışla farklı kimliklerin toplumsal ve siyasal yaşamda kendisini ifade etmesi engellenmiştir.

İnsanları birbirine düşman eden, toplum içindeki bağları kopararak parçalanmaya iten bu ötekileştirici, düşmanca politikalar, toplumsal bütünlüğümüzün en büyük tehdididir. Her türden etnik, dini, cinsiyet v.b kimliklerin özgürce yaşanabildiği, farklı kültürlerin ve düşüncelerin kendilerini ifade olanaklarının yaratıldığı, özgürlükçü bir laiklik anlayışının egemen olduğu, bir arada kardeşçe yaşama kültürüyle yoğrulmuş bir ülke, toplumsal barış ve huzurun tek reçetesidir.

Son günlerde ülkenin dört bir tarafı yeni cenazeler ile sarsılıyor. Ağlayan tüm annelerin acısı yüreğimizi yakıyor. Biz yine söylüyoruz; son 20 yılı aşkın bir süreç bu sorunun şiddete dayalı politikalarla çözülemeyeceğini göstermiştir. Silahların konuştuğu ortamlarda demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Biz bütün sorunlarda olduğu gibi bu sorunun da barışcıl ortamda ve demokratik yöntemlerle çözülebileceği inancını taşımaktayız.

Şiddet ve gerilim ortamlarının yarattığı kitlesel kamplaşmalar ülkemizin ve insanımızın yararına değildir. Türkiye'nin, "kitlesel refleks" çağrıları ile toplumu kamplaştırma ve kitlesel çatışma ortamı yaratma yerine, kardeşçe bir arada yaşamı sağlayacak iklimin yaratılmasına ihtiyacı vardır.

IMF ve Dünya Bankası nezdinde karnesi A olan AKP, bir yandan demokrasicilik oyunu oynarken öte yandan polisin görev ve yetkilerini düzenleyen yasada olduğu gibi antidemokratik uygulamaları Meclis'ten geçiriveriyor. Emekçiler, AKP'nin bu oyununun bilincindedir.
Biz aşağıda imzası bulunan emek ve meslek örgütleri; içinden geçmekte olduğumuz seçim sürecinde, yürütülen sosyo-ekonomik politikaların sonucu olan krizin geçici ve kısmi tedbirlerle aşılamayacağına inanıyoruz. İlkesizleşmiş ve birbirinin aynısı hale gelmiş mevcut siyasi partiler Türkiye'nin sorunlarına köklü çözüm üretmekten aciz haldedir. Türkiye'nin temel sorunu anti demokratik yasalar, emek karşıtı özelleştirmeci politikalar ve halkın karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasıdır.
Yapılması gereken, krizin temelinde yatan nedenlerin doğru tespit edilerek ona uygun köklü ve bütünlüklü bir çözüm üretilmesidir.

Yoksulluğa, Irkçılığa ve Gericiliğe Teslim Olmayacağız!

Halkımıza dayatılan sahte çözümlerin çıkmaz yol olduğunu, ırkçılığa varan milliyetçi söylemlerin, sosyal ve siyasal yaşamı din temelli anlayışa göre kurgulamak isteyenlerin ülkemizi içinden çıkılmaz bir kaosa doğru sürüklediklerini, bu kaostan çıkış yolunun demokrasi dışı yöntemlerle olamayacağını bir kez daha ifade ediyoruz.
Çözüm; eşit, özgür, bağımsız, demokratik ve laik bir Türkiye'de bir arada kardeşçe yaşam anlayışının egemen olmasından geçecektir. Tüm siyasi partileri seçim döneminde kamplaşma ve ayrışmayı körükleyen bir söylemden uzak durmaya, ülkemizin temel sorunlarına yönelik somut projelerle halkın oyunu talep etmeye çağırıyoruz.

TÜRKİYE DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU
KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU
TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
TÜRK DİŞHEKİMLERİ BİRLİĞİ

hiramusta
11-06-2007, 14:41
Doğru tesbite ne denir?... Ahmet ALTAN'dan;

Ordu ve çıldırma…



Geceyarıları garip bir dille yazılmış muhtıraları internet sitesine koyma tuhaflıkları…

Cumhurbaşkanıyla ve başbakanla görüşüp Milli Güvenlik Kurulu’nu toplayarak tartışılacak “Kuzey Irak’a müdahale” gibi önemli konuları basın toplantılarından açıklayıp, devlet kademelerinde konuşmama ciddiyetsizlikleri…

Kürt meselesi gibi olağanüstü hassas konularda halkı meydanlara davet etme kışkırtmaları…

Doğru dürüst yazmayı bile beceremedikleri anadillerine bir ömür vermiş aydınları hedef gösterme cüretkarlıkları…

Bütün bunlar, bizimki gibi bir ordu için bile fazlasıyla gayrıciddi ve disiplinsiz hareketler.

Üstelik boğazlarına kadar siyasete battıklarından bir de kendi mesleklerini unutmuş durumdalar.

Kendi askeri karakolumuzu bile koruyamıyoruz.

İki kişi geliyor, karakolu basıyor, yedi gencecik askeri öldürüp sekizini yaralıyor, ayrıca saldıranlardan biri de olay yerinden kaçmayı başarıyor.

El insaf…

Buna askerlik mi diyorsunuz?

O öldürülen çocuklar bu ordunun generallerine emanet edilmişti.

Ne oldu o emanetlere?

Kim bunun sorumlusu?

Bir ordunun üstüne vazife olmayan işlere karışacağına ciddi biçimde askerlik yapması, karakolunu koruması, çocuklarını sakınması gerekmiyor mu?

O çocukların hesabını kim verecek?

Kimse…

Onun yerine internet sitesine “ordumuzu yıpratmaya çalışıyorlar” diye klişelerle ve tehditlerle dolu bir muhtıra daha koyacaklar.

Korkutup susturacaklar.

Ölen çocukların hesabını vermeyecekler.

Bir yarbay, bir binbaşı, bir er daha uzaktan patlatılan mayınla öldürüldü.

Geçen gün Ayşe Önal’dan öğrendik ki Kuzey Irak’ta Amerikan askerleri “manyetik alanı kitleyip” uzaktan bomba ve mayın patlatmayı imkansızlaştırmış.

Bizim ordu niye bunu yapmıyor?

Niye subaylarıyla erlerini korumuyor?

Halkı sokaklara çağıracaklarına, manyetik alanı kitleyecek teknolojiyi uygulamaları gerekmiyor mu bu komutanların?

Onların işi bu değil mi?

Resmi rakamlara göre Cudi Dağı’nda 35, Gabar Dağı’nda 100 PKK’lı varmış.

Bizim binlerce asker onları yakalayamıyor.

Niye?

Bütün bunlar bizim ordu için bile normal değil.

Sanırım ordunun içinde anormal bir şeyler oluyor.

Çok tuhaf şeyler.

Ve, ordu askerliği bırakmış ülkeyi hızla bir belanın içine doğru sürüklüyor.

Manyetik alanı kitleyip dağdaki yüzeli PKK’lıyı yakalayamadıkları, karakolları doğru düzgün koruyamadıkları için ya Kuzey Irak’a yüz binlerce askerle girip içinden çıkamayacağımız bir felakete dalacağız ya da içerde büyük gösterilerle Türk Kürt çatışması yaratacağız.

Medya generallerin siyasi kavgasına amigoluk yapacağına, ordunun işlevini niye yerine getirmediğini sormazsa, bu kışkırtıcı iklim devam ederse, sonunda generallerin de, medyanın da, aydınların da, halkın da paçasını kurtaramayacağı korkunç bir kaosun içine yuvarlanacağız.

Ordunun neden bu kadar tuhaf davrandığını süratle sorgulayıp anlamak zorundayız.

Korkarım, “dönüşü olmayan” noktaya çok yaklaştık.

Ordu bu anormalliklerini biraz daha sürdürürse Türkiye tarihinde yaşamadığı ölçüde bir karmaşa yaşayacak.

Doların fırlaması, ekonominin çökmesi, iflaslar, işsizlikler, sefaletler değil yalnızca bizi bekleyen, büyük iç çatışmalar, diktatörlük çekişmeleri, blok değiştirme çabaları, savaşlar da epeyce karanlık geleceğin içinde bizi bekliyor.

Yaşadığımız sorun, şu parti ya da bu parti, şu siyasi davranış ya da bu siyasi davranış anlaşmazlıklarının çok ötesinde ve çok daha derin bir sorun.

Sorun ordunun içinde.

Bizi korkunç bir karmaşaya sürükleyen bu çıldırma halinin gerçek nedenini bulup düzeltemezsek…

Bu ülke, bir daha içinden çıkamayacağı kanlı bir kuyuya düşecek.

Herkesin hayatı söz konusu.

Herkesin…

pante
11-06-2007, 15:21
Nasıl bir Türkiye?

Türkiye 1923'den bugüne önemli mesafeler almış, ekonomik ve sosyal göstergelere göre belirli bir gelişmişlik, üretim ve rekabet seviyesine ulaşmıştır. Ancak gelir dağılımındaki bozuklukları, kronik hale gelen sosyal yapıyı bozucu ve sosyal tesirler oluşturan krizi aşamamıştır.

Türkiye, Sovyetler'in dağılması ve dünyadaki hızlı değişmelerle yeni imkanlara kavuştuğu gibi, yeni zorluklarla da karşı karşıya gelmiştir.
Türkiye'nin 21. yüzyılda sahip olacağı vizyonu bozabilecek örnek ve engeller şöyle sıralanabilir:

Türk milletine mensup olma şuurunu reddeden bölücü siyasi Kürtçülük ve mikro ırkçılık, Türk milleti dışında millet ve halkların bulunduğu görüşü, kültürel haklar ile kamufle edilmektedir.

İslam'ı kullanmak isteyen, vatan, bayrak ve sınır tanımayan millet ve milliyetçiliği reddeden, cumhuriyete karşı radikal İslamcı çevreler. (Bu çevreler çoğu kere bölücü akımlar ve fraksiyonlarla işbirliğine girmektedir.)

Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter millet ve devlet olarak yanlış kurulduğunu, demokrat olmadığını dile getiren, Türk kimliğine ve laikliğe soğuk bakan, Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarına zemin hazırlayan ve kendilerini ikinci cumhuriyetçi olarak ilan eden çevreler.

Türkiye Cumhuriyetini kuran iradeye bağlı olanları statükocu ve muhafazakarlıkla suçlayan romantik bir özgürlükçülük, sınırsızlık, müdahalesizlik peşinde olup ferdi aşırı bir şekilde kutsallaştıran, misyonları itibariyle yukarıdaki gruplara adeta hayat hakkı tanımakla uğraşan bazı liberal çevreler.

Demokratik bir ülkede bu ve benzeri gruplar olabilir. Herkesin her şeyi aynı şekilde düşünmesi de gerekmeyebilir.
Ancak bunlar, Türkiye Cumhuriyeti için reddedilemez ortak temel esasları hedef almaktadırlar.

Çoğu kere de görüşlerini insan hakları, demokratikleşme, kültürel çoğulculuk örtüsü altına gizlemektedirler. 21. yüzyılda Türkiye'nin uygun bir vizyona sahip olabilmesi ve pazarlık gücünü artırabilmesi, en az bazı ciddi devletler kadar milliyetçi tezlerle hareket etmesine bağlıdır.

Milliyetçiliği 21. Yüzyılda sadece duygusal, dışa kapalı ve pratiği olmayan bir yaklaşım olarak zannetmek son derece yanlıştır. Böyle bir dünyada "Önce Türkiye" diyenlere düşen görev, farklı görüş ve meslek sahibi kesimler arasındaki milli mutabakatları geliştirmek ve güçlendirmektir.

Zeki Hacıibrahimoğlu
Şehit Aileleri Avukatı

Bu da farklı bir bakış..

dilaver
11-06-2007, 17:04
Böyle bir dünyada "Önce Türkiye" diyenlere düşen görev


* * evet bu cümleyi tartışmalıyız. Özellikle bu sitede tartışmalıyız. Acaba bu site içinde yer alanlar olarak önce Türkiye mi diyoruz, yoksa önce insanlık mı diyoruz. Bu tayin edici bir sorudur. Önce İnsan sonra Türk müyüz, yoksa ne olursa olsun Türk müyüz.

* * Şehir aileleri ve şehit olmayan aileler ya da terörist aileler gibi bir ayrım son derece anlamsızdır ve ölenler üzerinden siyaset yapmaktır. Sonuçta ölenlerin tamamına yakını Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Vatandaşın bir kısmı devletine isyan etmiştir ve savaşmaktadır. Bu soruna şehit aileleri, terörist aileleri ayrımı yaparak çözüm bulamazsınız. Ölenlerin hepsi insandır ve bu ölümlere son vermek gerekiyor. Diyelim ki 5 000 terörist öldürüldü bunların da temel çekirdek aile olarak asgaei 7 kişiden oldugunu varsaysak- ki gerçek sayı çok fazladır; her ailenin de kaçınılmaz olarak ölüsüne sahip çıktıgını varsayarsak 35.000 kişiyi ötekiler diye ayırıyor ve potansiyel düşman sınıfına sokuyorsunuz demektir.

* * * Elbette bir ülkede bir vatandaşın bile burnunun kanamaması gerekir, ama bu politika çok tehlikelidir. Biz ve ötekiler ayrımı yapmaktır . Devlet varken şehit ailelerin örgütlenmesi neye hizmet etmektedir, hangi işlevi yerine getirecektir. Bu aileler çocuklarını bir kan davasında mı kaybettiler, kimden davacı olacaklardır. Kime taraf olacaklardır. Acı üzerinden, kan üzerinden siyaset yapmayı ve insanları bu temelde örgütleyerek gerici, ırkçı duygulara prim vermeyi son derece haksız buluyorum.

* * * Ahmet Altan'a hak veriyorum. Çok kötü bir tezgahın içerisindeyiz.. Savaşan her iki taraf ta bu tezgahın ne oldugunu biliyor gibi geliyor bana. Bizzat ABD nin bir tezgahı bu, Burada tek habersiz olan biz figüranlarız ve kabak da bizim başımıza patlayacak.

* * * Ekonomik olarak patlamış durumda zaten, şimdi de yaşam ve yaşama hakkımızı elimizden almaya dogru ivme kazanmış durumda. *


* * * *saygılarımla

11-06-2007, 21:10
tarlalarda günlük 2 ytl'ye patates topla, her türlü vergiden sen etkilen, yaş gelince askere git ve öl...

sonra birileri olmayan bir tehlike için miting yapsın ve olan tehlikeye karşı yani yoksulluğa karşı ses çıkarmasın.

faşizm tehlikesi, şeriat tehlikesi, komünizm tehlikesi vb. olaylarla uyumaya devam ediyoruz. esas tehlike olan yoksulluktan bahseden yok.

matematik
11-06-2007, 21:50
Yani bu ülkede bunca insan yakılırken kesilirken şeriat ve bölücülük tehlikesi yok öylemi yani??? Lütfen güldürmeyin insanı?Toplum Milyon olup sokaklara dökülse entel ağzı ile beğenmezsiniz,toplum sussa beğenmezsiniz ayrıca o mitinglerdede ekmek için aş için bağırıldı haberiniz olsun.

12-06-2007, 17:19
evet *bu *cümleyi *tartışmalıyız. *Özellikle *bu *sitede *tartışmalıyız. *Acaba *bu *site *içinde *yer *alanlar *olarak *önce *Türkiye *mi *diyoruz, *yoksa *önce *insanlık *mı *diyoruz. *Bu *tayin *edici *bir *sorudur. *Önce *İnsan *sonra *Türk *müyüz, *yoksa *ne *olursa *olsun *Türk *müyüz. dilaver

sayın dilaver,

konuyu tutmak için tercih ettiğiniz kulpu,doğru bulmuyorum.üstelik bu kulpu tutmadan önce insanlık gibi *insanlık kavramının gerçek amacının dışında kullanıldığı bir yaldızla da sarıyorsunuz.vatan bütünlüğünü korumaya çalışmak başka bir konudur,azınlık hakları başka bir konudur.bu ülke bütünlüğünü tehdit eden durumları savunmak *başka bir konudur.

bu ülke azınlığıyla çoğunluğuyla,dini görüş ayrılıklarıyla,farklı siyasi görüşleriyle bir bütündür.kimsenin benim istediğim bu diye çekiştirmeye veya koparıp almaya hakkı yoktur.önce türkiyedir.öncelik insanca yaşayan türkiyeye ulaşma önceliğidir.

ahuramazda
12-06-2007, 18:04
ÖNCE İNSANLIK.... diyerek başlamak istiyorum. yıllardır bölücülük, şeriat tehlikesi, ve de başka tehlikeler hep oldu. Şeriat konusunda herkesin müsterih olması gerek. Bu ülkede şeriat sorunu olur...ama şeriat hiçbir zaman gelmez. Evet bu coğrafyada insanların çoğu dinlerini *kimliklerinde yaşıyorlar. Böyle bir ülkenin Şeriat düzenine geçmesi ne demektir bilir misiniz? Bunun sancısı dinmeyecek bisancı olur... buna kimsenin ne gözü...ne gücü yeter. Ama bu sorun hep olacak...
iktidarların işine geldiği zaman ivme yükselecek... işine gelmediği zaman ılımlılaştırılacak...ya da sessizleştirilecek. dikkat edin susturulacak demiyorum.

Kapitalizmin/emperyalizmin doğası gereği beslenme kaynağı krizlerdir. Bunu unutmayalım. Onlar ne dinle, ne milliyetle/bölünmeyle uğraşmazlar.

Bölücülük konusu ise o kadar pişirildiği halde kokusu kimseyi rahatsız etmiyor. Ağzımızda çürümeyen bir sakız gibi Bölücülük, teröristler, Kürtler vs.vs. *Bu konuda hiçkimsenin uykularının kaçtığını düşünmüyorum...her iki taraftan savaşan insanlar/evlatlarımız hariç...

İktidardakiler, büyük patronlar bu konuda daha fazla nasıl para kazanırız diye düşünüyorlar. Geçen gün bir gazetede Bejan Matur un röportajı vardı. Türkiye, Barzani' ye ilişkin bir yığın sert sözler söylüyor...Barzani de Türkiye'ye salvolar gönderiyor...sivri, sert ve savaşçıl. Burada ilginç başka noktalar daha var.
Politika arenasında bunlar konuşulurken Barzani'nin elinden Hayat Su, peşmergelerin yiyeceklerinden Türk menşeili yiyecekler (konserveler) eksik olmuyor. Burada Sorun bana göre yine her zamanki gibi RANT...RANT...RANT tır.

Önce insanlık...Sonra Kardeşlik...hiçbir zaman milliyet/ırk/dil/din değil...

12-06-2007, 19:44
Bölücülük *konusu *ise *artık *o *kadar *pişirildiği halde *kokusu *kimseyi *rahatsız *etmiyor. ahuramazda

bu vatan için ölen şehitlerimiz ve aileleri hariç !!!

sargon
12-06-2007, 22:56
Dilaver'in tespiti çok önemli. Bir insanın çeşitli kimlikleri olabilir. Dini kimliği, ulusal kimliği, politik kimliği olur. Önce müslümanım, önce türküm, önce sosyalistim yada kemalistim diyen birisi insanlığını ikinci plana koyabilecek demektir. Ve bu anlayış birçok katliamlar yolamıştır bugüne kadar. Önce insanım sonra ...'yım dersek bu tehlikeden kendimizi kurtarma şansımız var demektir.

Önce vatan, önce devrim, önce İslam söylemini artık bırakalım. İnsanlığa yelken açalım. Bu ülkede insanların yüzde 20-25'i bile böyle düşünüyor olsa birçok sorunu çözeceğimize eminim.

dilaver
13-06-2007, 01:11
sayın ikikereiki

* *tanrı inancınızı evrimle birleştirip birleştiremediginizi bilemiyorum ya da şu an hatırlıyamıyorum. Ama şayet birleştiriyorsanız insanlıgın Afrikada evrimleştigini ve tek bir tür olarak bugüne kadar geldigini söyleyebilirsiniz demektir. Siz söylemeseniz de bilim herhalde agırlıklı olarak Afrika merkezinde yogunlaşıyor.

* * Bu ne demektir

* * İnsanlıgın geçmişinde dil, ırk, cinsiyet ayrımı yok demektir. Dilin ne zaman geliştigini tam olarak bilemiyoruz. Ama bir kaç temel dil olduguna göre bir kaç degişik şekilde ortaya çıktıgını ve bu temellerden ayrıldıgını varsayabiliriz. Demek ki biz Türk olana kadar insandık, aslımız bu. Ulus olma bilinci ise kapitalizmin bir ürünü, kapitalizmden evvel ulus devletler yok. Türkler Ulus olabilmeyi ermeni ve rumlardan ögreniyorlar, Kürtler de Türklerden.

* * *Bu konu üzerinde gerekirse derinleşebiliriz ama şunu belirtmek istiyorum ki hiç bir kulpu tutmuyorum ve hiç bir şeyi de sarmıyorum. Bir şeyi kulp ile tutabilmem için sizin bana ölen askerlerden ya da geriila veya terörist ( ölen için farketmiyor ) lerin sınıfsal yapıları konusunda bana açıklama yapmanız gerekecek. Ölen insanların arasındada zengin çocukları var mıdır, büyük bürokrat çocukları var mıdır, parti ileri gelenlerinin çocukları var mıdır.

* * * Ondan sonra bana vatan bütünlügünden bahsedebilirsiniz. Bütün olan tek bir şey vardır görünen, o da sermayenin bütünlügüdür. Bu bütünlükte yer almayan emekçilerin çocukları ise ölenler oluyorlar. Ahuramazda nın da dogru olarak işaret ettigi gibi bu savaş bir rant ugruna yürüyor, rant için yürüyor ve haksız bir savaştır.

* * * *Gerek bu savaş, gerekse şeriat naraları bir şeyin kulpu oluyor, o da sömürü ve yoksullugu gizlemenin. Vatanın bütünlügünü mü istiyorsunuz öyleyse ABD yi topraklarınızdan çıkarın, ne üssü kalsın ne ilişkisi. İran ın yaptıgını yapın, o zman vatanseverliginizi anlarım.

* * * * Hem ABD Pkk yı destekliyor diyeceksiniz hem de ABd nin dümen suyundan ayrılmayacaksınız. Bu mu vatanseverlik. Bu vatanı satmaktır, bu kendi öz halkını emperyalizme peşkeş çekmektir. Böyle bir tavır emekçiler için çok kolaydır, ama sermaye için imkansızdır. Onlar ancak kan üzerinden ticaret ve edebiyat yaparlar.

* * * * *Daha evvelce de yazmıştım Türk olmak beni zerre kadar ilgilendirmiyor ta ki ülkem işgale ugramadıktan sonra. Ama insan olmak herşeyin üstünde benim için.

* * * * *Ben tüm dünyanın tek bir dil, tek bir ırk olarak birleşmesi hedefini güdüyorum. Benim dünyamda suni ayrımlara yer yok. Benim dünyam hiç bir insanın etnik, sınıfsal, cinsel, siyasal , dinsel olarak ayrılmayacagı, baskıya ugramayacagı bir dünya. Bu ayrımların suni ve bilinçli oldugunu düşünüyor ve geçmişten aldıgım bilgilerle bu ayrımları reddediyorum.

* * * * *Ayrıca şayet Kürtler sizin dediginiz gibi azınlık olsaydı, ya da azınlık statüsünde kabul edilseydi bugün bu sorunlar yaşanmazdı. Çünkü azınlıkların her türlü etnik hakları Lozan antlaşması ile saglanmıştır. Ama Kürtler bu ülkenin kurucu iki ulusundan biridir ve varlıkları son 15 seneye kadar reddedilmiştir. Bütün patırtının da temeli budur.


* * * * saygılarımla

13-06-2007, 08:09
İnsanın varoluşu ister yaratılış olsun ister evrim.Bize bunu,bildiği doğruları söyleyebilme cesaretine sahip,şahidliğini doğru yapan.A.Einstein'ın "Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur." dediği bilim söyleyecektir.
Bilim bununla uğraşırken bizler dünyada var olan her türlü sistemin insanın düşüncelerinin hayata yansımaları tarafından kurulduğunu,üretildiğini biliyoruz.
Tüm temel şey bu anlamda,insan olmakta değil mi ?
Önce insan olan bizler düşünsel kimliklerimizi sonradan edinmedik mi ?

Hangi dine veya ırka sahip bir anne çocuğunu diğerinden farklı doğurmaktadır ?
O güzelim masum bebe doğduğunda hangi anne onu 9 ay karnında taşıdıktan sonra,ona olan sevgisinin sıcaklığı ile onu bağrına basmamaktadır ?

Dolayısı ile sevgili dilaver'in şu tespitinin tamamına canı yürekten katılmaktayım :
" Ben tüm dünyanın tek bir dil, tek bir ırk olarak birleşmesi hedefini güdüyorum. Benim dünyamda suni ayrımlara yer yok. Benim dünyam hiç bir insanın etnik, sınıfsal, cinsel, siyasal , dinsel olarak ayrılmayacagı, baskıya ugramayacagı bir dünya. Bu ayrımların suni ve bilinçli oldugunu düşünüyor ve geçmişten aldıgım bilgilerle bu ayrımları reddediyorum."

Kanımca,tamamen insani duygu ve düşüncelerin ürünü olan bu anlayışa katılıp birlik oluşturabildiğimizde,şu an dünya üzerindeki var olan "suni ve bilinçli" oluşturulmuş bataklığı kurutabilir ve sivrisineklerle uğraşmak zorunda kalmayız hiçbirimiz.

Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice

Ah verebilseydim keşke
Yüreği avcunda koşan
Herbir anneye
Tepeden tırnağa oğula
Ve kıza kesmiş
Bir ülkeyi armağan

Düşlerimle sınırsız
Diretmişliğimle genç
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
Usulca açılıverdi
Yanağımda tomurcuk

Pir Sultan'ı düşün anne
Şeyh Bedrettin'i
Börklüce'yi
Torlak Kemal'i düşün anne

İnsanları düşün anne
Düşün ki yüreğin sallansın
Düşün ki o an
Güneşli güzel günlere inanan
Mutlu bir yusufçuk havalansın

Yani benim güzel annem
Alacaşafağında ülkemin
Yıldız uçurmak varken
Oturup yıldızlar içinde
Kendi buruk kanımı içtim

Ne garip duygu şu ölmek
Öptüğüm kızlar geliyor aklıma
Bir açıklaması vardır elbet
Giderken darağacına

Geride
Masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
Bağışla beni güzel annem
Oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
Elleri değsin istemedim
Gözleri değsin istemedim
Ağlayıp koklayacaktın
Belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

Yaşamak ağrısı asıldı boynuma
Oysa türkü tadında yaşamak isterdim

Ölmek ne garip şey anne
Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
Sedef kakmalı bir kutu içinde
Vermek isterdim çocukların ellerine
Sonra
Sonra benim güzel annem
Damdan düşer gibi
Vurulmak isterdim bir kıza

Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum
Koşun çocuklar çocuklar koşun
Sabah üstüme
Üstüme geliyor

Kısacası güzel annem
Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
Gülmek umut etmek özlemek
Ya da mektup beklemek
Gözleri yatırıp ıraklara

Ölmek ne garip şey anne
Artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
Şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
Baba olamayacağım örneğin
Toprak olmak ne garip şey anne

Uçurumlar ki sende büyür
Dağdır ki sende göçer
Ben yaprak derim çiçek derim
Cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
Gül yanaklı çocuğa benzer
Yine de
Oğlunu yitirmek kimbilir
Ne garip şey anne

Her kavgada ölen benim
Bayrak tutan çarpışan
Her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
Özlem benim kavga benim aşk benim
Bekle beni anne
Bir sabah çıkagelirim

Bir sabah ana bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını

Adı başka sesi başka nice yaşıtım
Koynunda çicekler
Çicekler içinde bir ülke getirirler * * * *

Sevgilerimle hoş ve esen kalınız.

:cry: *:cry:

13-06-2007, 09:00
Önce *vatan, *önce *devrim, *önce *İslam *söylemini *artık *bırakalım. *İnsanlığa *yelken *açalım. *Bu *ülkede *insanların *yüzde *20-25'i *bile *böyle *düşünüyor *olsa *birçok *sorunu *çözeceğimize *eminim.
sargon

insan olmak nedir?,insani düşünceye sahip olmak nedir? bu iki sorunun yanıtından kitaplar yazılmıştır.

insanlığa yelken açalım ama insanlığa yelken açmak için önce karınların tok sırtların pek olması gerekir.karnı aç ve geçim derdinde bir insanı insanlığa yelken açmış görüyorsanız karşınızda bir filozof var demektir.

bu ülkenin insanı zaten kabaca bir tahminle yüzde 20-25 oranında insani yaşam şartlarına ve dolayısıyla insani düşünme olanağına sahip.peki geri kalanı açlıkla boğuşanlar,onları yok mu sayalım.sıcak yerimizden geriye baktığımızda onları ulaşamadıkları seviye için suçlamak haksızlık olur.

onun için önce türkiye,sonrası zaten insani düşünce.

bir ülkeyi bir arada tutan etmenlerden birkaç tanesi,eğitim ve kültür,ekonomi ve malesef savunma gücüdür.bugün türkiyede sağlıklı bir ekonomiden kim bahsedebilir.ekonomik başarı dış borçların ödeme *başarısıyla eş tutulmakta.eğitim ve kültür yozlaşması da ortadadır.

türkülerimiz dışında ve bir kaç sanatçı dışında türk imalatı bir müzik dinleyemiyorum.kulaklarım isyan ediyor.ben doğrusunu sezebiliyorum,peki bu müziğin içine doğan gençlik bu akortsuzluk onların alışık olduğu ve sevdiği bir gerçeklik konumunda.eskiden yaşı küçük çocukların önünden gazete kaçırılmazdı yada küçük bir çocuk gazetedeki yarı çıplaklığa şaşkın bakmazdı,çünkü o işlerin gazetesi ayrıydı.normal gazete haber okumak içindi.

saçaklanmış ve plansız bir büyümeyi gelişme zanneden bir ülkede yaşıyoruz.doğan herşey büyür gelişir.önemli olan bu gelişmeyi kontrol edenlerin gelişmeye verdikleri yön ve planlamadır.hala küçük beldelerde yolları asfaltladık övünmeleriyle dolu afişler var.yolların asfaltlanması doğal bir olaydır yapılması gerekendir.elektriksiz köyün kalmaması da yüzyılın gereğidir,övünülecek bir şey değildir,aksine bunu bir övünç vesilesi yapmak bir utançtır çünkü geri kalmışlığın ifadesidir.övünülecek olan o köye rüzgarla elektrik üreten değirmeni kurmaktır.dolayısıyla anlatılan masallar ve yaşanan gerçek çok farklı bu ülkede.

bir ülke insanı karnı tok ve gelecek endişesinin olmadığı durumda ancak insani düşünce moduna geçebilir.şu andaki mevcut yüzde yeterli diyorsanız geri kalan insanca yaşayamayan çoğunluğa yazık değil mi?

13-06-2007, 09:11
sayın dilaver,

nasıl bir türkiyeyi konuşurken benim inancımın ortalarda gezinmesinin hiçbir gereğini göremiyorum.sezdirmeden bir bağnazlık suçlaması da var gibi inanmak deyince sizin gözlerinizin odaklandığı kitleden çok uzağım....inançlarımın yeri olmayan konuların içine taşınması bana yumuşak karın aramayı hatırlatıyor.bir sonraki adımda her zaman olduğu gibi suçlamak için ülkücülük yada türkçülük türküsü olacak.

insanlara klişe kalıpların dışında bakmak da insanca yaşamak konusunda özen gösterenlerin *özelliklerden biridir. *:wink:

tewderi
13-06-2007, 09:19
Kendi haklarını istemek bölücülük mü ?

AYATA
13-06-2007, 09:50
soru çok garip.... elbette önce insanız sonra Türk'üz ama, Dünyanın bu kötü döneminde ülkemi düşünmekten doğal ne olabilir Ülkemi bırakıpta İnsanım diye başka ülkelere şirin görünme çabasınamı girelim Dünyayı talan etme çabasındaki Amerik birleşik devletlerinide insanlar yönetiyor....Ülkemi bölme çabası içindeki kürt milliyetçisi teröristlerde insan, şeriatçı dincilerde insan, açalım kucağımızı gelin diyelimm, gelsinle değilmi evet gelirler ama nasıl...

* Böyle bir dünyada *Türkiye' ye düşen öncelikli görev ne yazıkki en az hasarla varlığını korumaktır, öyle yada böyle....ne demişler Önce can, sonra canan :)