Orijinalini görmek için tıklayınız : Darwin'in Tanrısı
DARWIN’İN TANRISI
(Yaratılışçılar evrim ve Tanrı hakkında neden yanılıyorlar?)
* * Evrim bir Yaratıcının varlığını kural dışı bırakıyor mu? *Bir biyolog, “hiç de değil!” diye savunuyor. *İleri sürdüğüne göre evrim, ilâhî olarak yaratılmış ve insan özgürlüğünün kuluçka odacığı olan bir dünya için sağlam bir mantık sunmaktadır.
* * Boston’daki Hynes Kongre Merkezindeki büyük salonun kiliseye benzer hiç bir yanı yok. *Ama gene de dinleyen biliminsanları arasında oturduğum yerde, uzun zaman önce bir kilisede dinleyicileri çocuk olan bir başka konuşmayı hatırlayıp kendi kendime gülümseyerek başımı sallıyordum. *Bir ânı, geçmişin dağınık anılarına hiç bir uyarı olmadan bağlayan deneyimlerden birini yaşıyordum. *Psikologlar böyle şeylerin her zaman olabileceğini söylüyor. *Görünürde hiç bir sebep olmadığı halde, herhangi bir şey belleğimizi “tazelediğinde” beşbin günlük çocukluk, kronolojik sırayla değil de kelimelere, seslere hattâ kokularla bağlanarak sıralanıp bir şeyleri aklımıza getiriyor. *İşte tıpkı böyle, simpozyumda gelişim biyolojisi üzerine edilen birkaç söz beni eskiye, ilk komünyonumun bir gün öncesine götürdü. *Sekiz yaşındaydım. *Ben küçük kilisemizin sağ tarafında erkek çocuklarla (kızlar soldaydı) birlikte otururken, papazımız konuşuyordu. *
* * Kutsama töreni için yapmış olduğu bir yıllık hazırlığa yaptığı son rötuşlarla Peder Murphy bize Tanrı’nın dünya üzerindeki gücünün gerçekliğini vurgulamayı amaçlamaktaydı. *Minberin parmaklıklarına, cilâlı mermerinin güneş ışığından gelen pırıltılarına işaret ederek bunların Tanrı’nın kendisi tarafından biçimlendirildiğine güvenmemizi sıkıca sağlıyordu. *“Yok yahu!” diye fısıldadı, yanımdaki çocuk. *Saygıdeğer Peder, herhalde, kilisedeki çocuklar arasında bir taş yontucunun oğlu ya da kızı bulunması olasılığından kaygılanarak sözlerini biraz geri aldı. *“Şimdi, tabii ki parmaklıkları O oymadı ya da buraya getirmedi veya yerine yerleştirmedi” dedi ; “... ama mermeri Tanrı yaptı ve birisi onu bulup da kilisenin bir parçası yapması için bir yerlere bıraktı.”
* *
* * Tanrı’yı bir zanaatkâr olarak betimlemesinin bir kuşku havası uyandırmış olabileceğini Papazımızın duyumsayıp duyumsamadığını bilemeyeceğim, ama farketmez. *Bir numarası daha vardı. *Hiç kaçmayacak, öylesine keskin bir sav ki onu kuşkusuz hiç yanıltmamıştı: minbere doğru yürüdü ve vazodan bir çiçek çekti aldı. *
“Şu çiçeğin güzelliğine bir bakın” diye başladı. *“Kutsal Kitap bize Hazreti Süleyman’ın giyim-kuşamının bile tüm görkemine rağmen bunlarla karşılaştırılamayacağını söylüyor. *Biliyor musunuz neden? *Dünyada hiç bir kimse bize bir çiçeğin nasıl açtığını söyleyemez. *Fen bilimcileri atomu parçalayıp, jet uçaklarını ve televizyonları yapabilirler ama hiç birisi size bir bitkinin çiçeğini nasıl yaptığını söyleyemez.” Niçin söyleyebilsinlerdi ki? *“Çiçekler, tıpkı sizler gibi Tanrı’nın marifetidir.”
Etkilenmiştim. *Kimse itiraz etmedi, kimse dalga geçmedi. *Cici küçük çocuklar olarak kiliseden sırayla çıktık gittik; ertesi günkü ilk komünyonumuz için hazırdık. *Bir daha da bu hiç aklıma gelmedi; tâ ki bu, gelişim biyolojisi simpozyumuna kadar. *Caltech’ten bitkibilimci Elliot M. Meyerowitz, hayvanların gelişimi gibi daha moda konulara ilişkin başka iki konuşma arasında tıpkı sandöviç gibi sıkıştırılmış bir konuşma yapacaktı. *Meslekdaşlarımın bir kısmı bitkilere ilişkin araştırmalarla ilgilenmediklerinden son konuşma öncesi hava almak için dışarı çıktılar. *Oysa ben ağzım kulaklarımda oturuyordum. *Telâşla notlar alıyor, ekrana yansıyan şekilleri çiziktiriyor ve kenarlara kendi spekülasyonlarımı yazıyordum. *Anlayacağınız, Meyerowitz bitkilerin çiçekleri nasıl yaptıklarını anlatıyordu. *
Çiçeklerin dört ana kısmı olan, çanak yaprakları, taç yaprakları, erkek organları ve dişi organları aslında hep evirilmiş yapraklardır. *Bu, bitkilerin üreme hücrelerini neden hemen her yerde üretebildiğinin sebeplerinden birisidir. *Oysa hayvanlar çok özgül bir takım üreme organlarıyla kısıtlanmıştır. *Küçük parmağınız çok yakın bir zamanda üreme hücreleri saçmaya pek başlamayacaktır. *Ama bahar geldiğinde bir elma ağacının herhangi bir dalının ucu çiçek açarak çiçektozu saçabilir. *Bitkiler yeni yaprak açabildikleri her yerde çiçek de açabilirler. *Ne var ki bitkiler; sıradan bir yaprak kümesine, bir çiçeğin kısımlarına dönüşmelerini bir şekilde “söyleyebilmelidir”. *İşte Meyerowitz’in laboratuarı işi buradan ele alıyor. *
Yıllarca süren sabırlı bir genetik araştırması, anılan dört kısımdan yanlızca iki ya da üçünü yapabilen başkalaşık türler soyutabilmiş; bu başkalaşıkları çaprazlaştırarak da normal bir çiçeği yapmak için belli bir sıralamayla etkinleştirilmeleri ya da etkisizleştirilmeleri gereken dört tane geni belirleyebilmiştir. *Bu genlerin her biri yeni filizlerin hücrelerine birer dizi im salarak bunların ne zaman sıradan bir yaprak yerine bir çanak ya da taç yaprağına dönüşeceğini “söylüyor”. *Ayrıntılar dikkate değer; genler arasındaki etkileşmeler ise hayranlık verici. *Benim için ise bu bilimsel ayrıntılar ilk komünyonumdan otuzyedi yıl sonra pastanın üzerindeki krema gibiydi. *Asıl mesaj ise “Peder Murphy, yanılıyordun!” diyordu, *“Çiçekleri Tanrı değil çiçek indükleyici genler yapıyor”. *Bizim papazın hatâsı, herkesin her zaman yaptığı gibi Tanrıyı, bilimin henüz açıklayamadıklarında bulmaya uğraşmaktı. *O, Tanrının en iyi bulunacağı yerin, bilinmeyen yöreler, anlaşılmış olmanın aydınlığını henüz görmemiş karanlık köşeler olduğunu varsayıyordu. *Öyle anlaşılıyor ki buraları bakmak için tam da en yanlış yerler. *
* * * GÖLGELERİ ARAŞTIRMAK
* * * Peder Murphy, bir çiçeğin yapılma sürecini Tanrı’nın gerçekliğinin kanıtı olarak gösterirken, Tanrı’nın doğayı sakatlamayı gerekli bulduğu fikrini benimsemekteydi. *Ona göre bir nergisin açması, kendi kendine yeten maddesel bir evrenin varlığını değil, Tanrı’nın doğrudan işe karışmasını gerektiriyor. *Dolayısıyla da Tanrı’yı çevremizdeki, maddesel ve bilimsel açıklamaları bulunmayan şeylerde aramalıydık. *Doğada, ele gelmeyen ve araştırılamamış yerlerde Yaratıcı iş başındadır.
* * * *Evrimin yaratılışçı karşıtları da benzeri savlar ileri sürüyorlar. *Onlar, hayatın varlığını, yeni türlerin ortaya çıkışının özellikle de insanın kökenlerinin, evrimle de bir diğer doğal süreçle de açıklanabilemediğini ve de açıklanabilemeyeceğini savlıyorlar. *Tanrı’yı (ya da hiç olmazsa bir “tasarımlayıcı”yı), doğanın kendi kendine yeterliliğini yadsıyarak, bilimin eksiklerinde arıyorlar. *Sıkıntı şu ki, yeterli zaman tanındığında bilim, genellikle en zorlayıcı şeyleri bile genellikle açıklayabilmekte. *Yaratılışçılara, bir strateji ögesi olarak, fencilere neyi hiç bir zaman bulamayacaklarını söylemekten kaçınmaları kuvvetle salık verilmelidir. *Çünkü tarih onlara karşı. *Çünkü doğanın nasıl işlediğini artık genel çizgileriyle tam olarak anlıyoruz. *
* * * * *Evrim ise bu anlamanın kritik bir parçasını oluşturmakta. *Evrim tamı tamına, onu eleştirenlerin açıklayamaz dediği şeyleri açıklamakta. *Dünyanın yaşını, fosil birikiminin ve de evrim mekanizmalarının yeterliliklerini reddeden iddialar, yakından incelendiklerinde yok oluyorlar. *Desen, en sıkı evrim karşıtları için bile apaçık olmalı: en gözde “açıkları” kapatılmakta ve evrimin moleküler mekanizmaları artık iyice anlaşılırken evrimin tarihsel kayıtları her geçen mevsim daha da zorunlu görünmektedir. *Bu, bilimin onların evrimi zorlayışlarına hep apaçık yanıtlar bulması demektir: *Tarihsel kayıtları gösterin, verileri sağlayın, mekanizmayı ortaya koyun ve kuramla gerçekliğin yakınlaşmasını vurgulayın. *
* * * * * *Ne var ki evrim karşıtlarının sebep olduğu daha derin bir sorun, dine ilişkin bir sorun var. *Onlar da arayışlarını bizim papaz gibi doğanın kendi kendine yeterli olmayışı düşüncesinden hareketle Tanrı’ya dayandırmaktalar. *Böylesine bir mantığa göre türleri yalnız Tanrı yaratabilir; tıpkı Peder Murphy’nin yanlız Tanrı’nın çiçek yapabildiğine inanışı gibi. *Her iki sav da Tanrı’nın varlığını yalnızca bu savlar gerçeklendiği takdirde kanıtlayabilir. *Ama, bunların yanlışlığı gösterildiğinde ise din için ciddi sorunlar ortaya çıkar. *
* * * * * *Eğer bilimsel açıklama bulunmamasını Tanrı’nın varlığı için bir kanıt olarak kabul edersek, basit bir mantık başarılı bir bilimsel açıklamayı da Tanrı’ya karşı bir sav olarak görmemizin gerekliliğini öngörür. *İşte bu yüzden yaratılışçı usavurmaların zararı, önünde sonunda bilimden çok daha fazla dine dokunacaktır. *Elliot Meyerowitz’in, çiçek indüklenmesi üzerindeki güzel çalışması, sağ duyu böyle bir şey olamayacağını söylese de ilâhi oluşa birden bire bir tehdit haline geldi. *Yaratılışçılar, doğanın yeni türlerin oluşumunda kendine yeterli olamayacağını savlayarak, biyolojik değişimi sağlayacak doğal süreçlerin erimleriyle bir tasarımcının (Tanrı) varlığı arasında zorlama mantıkla bir bağlantı oluştururlar. *Başka deyişle tanrıtanımazlara Tanrı’nın varlığını tam nasıl kanıtsızlaştıracaklarını gösteriyorlar, yani evrimin işe yaradığını gösterip tapınağı yıkma zamanı geldiğini söylüyorlar. *Bu tüm din karşıtlarının seve seve kabullenecekleri bir teklif. *
* * * * * *Açıkça söylemek gerekirse yaratılışçılar Tanrıyı hep karanlıklarda arayageldiler. *Biz neyi bulamamışsak ve de neyi iyice anlamamışsak bu onların ilahi inançları için en iyi, hattâ yegâne kanıtları olmakta. *Bir Hristiyan olarak, bu mantıktaki kusuru özellikle sıkıntı verici buluyorum. *Bu bize yalnızca bilgi edinmeden korkmayı öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda da Tanrı’nın yalnızca anlamanın gölgeliklerinde yerleşik olduğunu öneriyor. *Ben diyorum ki eğer Tanrı gerçekse, onu başka bir yerde bulabilmeliyiz; insanlığın sahip olduğu, tinsel ya da bilimsel bilgilerin aydınlığında!
* * * *
* * * * İNANÇ VE AKIL
* * * * Tektanrılı dinsel geleneklerin her biri Tanrı’yı doğruluk, sevgi ve bilgi olarak görür. *Bunun anlamına göre doğal âlemi anlayışımızdaki her bir artış, pek çok kimsenin sandığı gibi Tanrı’dan öteye değil, Tanrı’ya doğru bir adımdır. *Eğer inanç ve akıl Tanrı’nın armağanlarıysa bunlar çevremizdeki âlemi anlamak için zıt değil tamamlayıcı roller oynamalıdır. *Bir biliminsanı ve bir Hristiyan olarak benim inandığım da tam bu. *Gerçek bilgi yalnızca inanç ve aklın bir bileşiminden gelebilir. *
* * * * * İnançlı olmayan birisi doğal olarak tüm güvencini bilime bırakıp, inanca değer vermez. *Ben ise bilimin; doğal alemi, hem inançlıların hem de inançsızların, ortak bir gözlem, deney ve kuram merceğinden incelemelerine izin verdiğini tabii ki teslim ediyorum. *Bilimin kültürel, siyasal ve hattâ dinsel farklılıkların ötesinde olma yeteneği onun kısmen dehasında kısmen de bir *bilme yolu olmasındaki değerinde bulunur. *Bilimin yapabilemedikleri ise araştırdığı âleme ne bir anlam ne de bir amaç özgüleyebilmesidir. *Bu da kimilerinin bilim gözüyle bakılan dünyanın anlamdan yoksun ve amaçsız olduğu sonucunu çıkarmalarına yol açar. *Öyle değil. *Ben bunun için, “insanların amaç ve anlam özgüleme eğiliminin, bilimin ötesine geçmek ve önünde sonunda onun dışından gelmek zorunda kalması” anlamını öneriyorum. *Sonuçta ortaya çıkacak olan bilim; inancın değer ve ilkeleriyle temas etmekle zenginleşebilecektir. *Hz. İbrahim’in Tanrı’sı bize hangi proteinlerin hücre çevrimlerini denetleyeceğini söylemez. *Ama bize, bu anladıklarımızı korumak için ve bunları sevecenlikle kucaklamak için ve de hepsinden çok bilginin ışığını cehaletin karanlığına tercih etmemiz için bir sebep sağlar.
* * * * *Birden çok biliminsanının da dediği gibi, evrenin gerçekten hayret uyandıran yanı ona bir anlam verilebilmesidir. *Parçalar birbirine uyuyor, moleküller etkileşiyor, . . . mübarek sahiden işliyor! *Evrimin inançlılar için söylediği doğanın tamamlanmış olduğudur. *Onların Tanrı’sı öyle bir maddesel âlem yaratmıştır ki içinde sahiden özgür ve bağımsız nesneler evrilebiliyor. *Daha ilk denemede herşeyi dosdoğru oturtmuş. *
* * * * * *Kimilerine göre insan doğasının canice gerçekliği, Tanrı’nın yokluğuna ya da ölmüş olduğuna bir kanıttır. *Aynı usavurma, Tanrı’nın bir evrim ağacının önsöyülemez dallanmalarında bulunmadığı sonucuna da varır. *Ama doğrular daha derinde. *Her hâl-ü kârda bir ilâh, kendi kaprislerinden gerçekten bağımsız, içindeki akıllı yaratıkların iyi ile kötü arasında seçim yapmak durumunda kalacakları ve belirgin, maddesel bir gerçeklik şekillendirecekleri bir alem kurup bu yaratısını kendi başına bırakmaya karar vermiş. *Doğanın kendi kendisine yeterliliği de dünyada kötünün varlığı da Tanrı’nın yokluğu anlamına gelmez. *Dindar bir kimse için her ikisi de çok farklı anlamlara gelirler: Tanrı’nın sevgisinin kuvvetinin yanı sıra onun yaratıkları olarak özgürlüğümüzün gerçekliği. *
* * * * * *İNANMAMANIN SİLAHLARI
* * * * * *Kendimizi türlerin en iyisi ve en parlağı olarak görmek isteriz. *Biz yaradılışın amaçlanmış, özel ve birincil yaratıklarıyız. *Biz evrim ağacının tepesinde doğanın, ötesi olmayan ürünleri halinde oturuyoruz, kerametimiz kendisinden menkul ve kendimizden emin olarak. *Evrimin hedefinde bizim üretilmemiz olduğunu düşünmek istiyoruz. *
* * * * * * Doğadaki konumumuzun bu rahatlatıcı görünüşü sırf biyolojik açıdan yanlış olup, hayatı göstermesi için diktiğimiz mükemmel olmayan aynaların etkisiyle uyanan ve kendimizi büyüten çarpık bir görüntünün ürünüdür. *Evet, nesnel olarak biz doğanın en karmaşık hayvanları arasında bulunuyoruz ama her bakımdan değil. *Vücut sistemleri arasında fizyolojik karmaşıklık bakımından yalnızca bir hususta, sinir sisteminde açıkça öndeyiz ya, orada bile bir omurgalı (yunuslar) bize rakip olabileceğini öne sürebilir. *
* * * * * * *Gene bunu desteklemek üzere, evrim süreci sağlıklı olarak her gözden geçirildiğinde bir hayat biçiminin bir diğerine göre daha ileri evrildiği kavramının doğru olmadığı görülür. *Her bir organizma, yaşayan her bir hücre uzun bir galipler, atalar silsilesinden gelir. *Bu atalar, başarılı evrim süreçlerinden tekrar tekrar yararlanarak bize bunları anlatacak kadar yaşadılar, ya da hiç olmazsa ürediler. *Kahve fincanımın ağzında oturan bir bakteri evrimden benim kadar çok geçmiştir. *Benim cüsse ve evrim üzerine yazmamı sağlamakta etkili olan bilinçlilik avantajım var ama bakterinin de sayı, esneklik ve en özelinde üreme hızı avantajı var. *Bu bir tek bakteri doğru koşullar sağlandığında dünyayı tam anlamıyla bir iki gün içinde bakterilerle doldurabilir. *Hiç bir insan, hiç bir omurgalı, hiç bir hayvan bu denli etkileyici hiç bir şeyi, bununla uzaktan bile kıyaslanabilecek ölçülerde yapamaz. *
* * * * * * * Evrimin bize söylediği şu ki hayat, herhangi bir başlangıç noktasından çıkıp giderek dallanan sayısız yollar boyunca yayılmakta. *Bunlar arasındaki minicik dallardan birisinin ucu bize getiriyor. *Bunu dikkate değer görüp nasıl olabildiğine şaşırabiliriz ama hayat ağacının herhangi bir adil değerlendirmesi diğerlerinin binlerce farklı yöne uzanan kalabalığı arasında bizim minicik dal önemsiz görünecektir. *Kendi türümüz, Homo sapiensin, evrim çabalamasında bir sincap, bir papatya ya da sivrisinekten daha “muzaffer” olduğu söylenemez. *Hepimiz buradayız! *Önemli olan da bu. *Kendimizi bu noktada bulmak için hepimiz farklı yolları izledik. *Doğal seçilim oyununda hepimiz galibiz. *Bu sıralardaki galipler dememiz daha doğru olur. *
* * * * * * * *İşte, pek çok kimsenin aklındaki problem de tam bu. *Dallanan binlerce yol varken bunlardan birisinin tarihsel ve kaçınılmaz olarak kesinlikle bize dek gelecek olmasından nasıl emin olabiliriz? *Şunu bir düşünün: biz memeliler çoğu ekosistemde iri, başat kara hayvanlar durumundayız. *Ama tarihlerinin büyük bir kısmında memeliler, yalnızca küçük hayvanların neslini sürdürebileceği habitatlara kısıtlanmıştı. *Neden? *Çünkü o ara bir diğer omurgalı grubu dünyaya egemendi; taa ki Stephen Jay Gould’un işaret ettiği biçimde bir asteroid ya da kuyruklu yıldız dünyaya feci şekilde çarparak bu devleri yokolmaya götürene dek. *Gould, “Tamamen, kelimesi kelimesine” diye yazıyor, “bir iri ve us kullanan hayvan olarak varlığımızı, talih yıldızlarımıza borçluyuz.” *
* * * * * * * * Peki, ya kuyruklu yıldız ıskalasaydı? *Ya dinozorlar değil de atalarımız yokoluşa sürüklenseydi? *Ya devon döneminde ripsidian olarak bilinen küçük bir balık obası yokolsaydı? *Bunlarla birlikte ilk dört ayaklıların da varolabilme olanağı yokolacaktı. *Omurgalılar karaya çıkma savaşımı vermeyebilecekler ve orası ebediyen, Stephen Jay Gould’un sözleriyle “böcekler ve çiçeklerin meydan okunmayan yöresi” olarak kalacaktı. *
* * * * * * * * Bunlar tabii ki bu gezegende insanın ortaya çıkışının önceden tasarlanmış olmaması demektir. *Yani burada oluşumuz, evrimsel başarının kaçınılmaz bir dizilişinin ürünü değil; ama sonradan düşününce, ufak bir ayrıntının, tarihte belki bizi dışarıda bile bırakabilecek olan bir kazanın sonucudur. *Bunun götürdüğü, hem kuşkucular hem de inançlılar için mantığı pek yadsınamayacak ortak vargı ise şudur: hiç bir Tanrı, özendiği yaratısını ortaya koymak için böyle bir süreç kullanmazdı. *İşi evrime bırakmanın herşeyi “doğru” yola sokacağından nasıl emin olabilirdi? *Eğer bizi oluşturmak Tanrı’nın istenciyse, evrimin ürünü olduğumuzu göstermekle Tanrı’yı Yaratıcı olarak vaz ederiz. *Evrimin değeri ya da tehlikesi bundadır. *
* * * * * * * * *O kadar da hızlı gitmeyelim. *Bu gezegen üzerinde ortaya çıkışımıza götüren şanslı tarihsel olayların biyolojik açıklamaları muhakkak sağlıklı; uyumsuz olan ise şu: kaçınılmaz olmadığı algılananlar, bir ilahî iradeyle bağdaşmazlık olarak düşünmemiz gereken bir şeye dönüşüyor. *Bunun ciddiye alınması ise Tanrı’nın (bu Tanrı Batı-Ortadoğu dinlerinin en konvansiyonel olanının anladığı şekliyle alınsa bile) küçümsenmesidir.
* * * * * * * * Evet, bu gezegende canlıların muazzam çeşitliliği önsöyülemez bir süreçti; ama Batı uygarlığının doğuşu da, Roma İmparatorluğunun çöküşü de, en son lotoda kazanan numaralar da öyledir. *İnsanlık tarihindeki bu gibi olayların hiç birisindeki belirsizlik niteliğini bir Yaratan oluşunun antitezi olarak görmüyoruz da, doğa tarihindeki benzer olaylara neden farklı bakalım? *Bunun için hiç bir sebep olmadığını teslim etmek isterim. *Tek tek hayatlarımızı doğuran ailelerdeki ardışık olguları bir Yaratıcıyla tutarlı görebiliyorsak türümüzü üreten olgular zinciri için de aynı şeyi yapabilmeliyiz. *
* * * * * * * *Bunun almaşığı, her olayın önsöyülebilir sonuçlarının bulunduğu ve geleceğin ne şansa ne de insanın bağımsız eylemlerine açık olduğu bir dünyadır. *Hep evrildiğimiz bir dünyada hiç özgür olmayız. *Bize kadar getiren özel tarih, inançlı bir kimseye bizim ne denli dikkate değer, bilinçlilik yeteneğinin ne denli nadir ve anlayabilme şansının de denli değerli olduğunu gösterir.
* * * * * * KESİNLİK VE İNANÇ
* * * * * * Evrim dahil tüm bilimsel fikirlerin sırf tanıtlara dayanarak ilerlediği düşünülebilir. *Bu doğru olsaydı evrim çoktan herkesin zihninde şimdiki zıtlaşmalı konumu yerine sağduyunun parçası haline gelmiş olurdu (bilim çevrelerinde olan tam budur). *Ne yazık ki durum böyle değil. *Evrim hâlâ ABD kamu oyunun pek çoğunda tehlikeli bir fikir ve biyoloji öğretmenleri için de tükenmeyen bir sıkıntı kaynağı olmayı sürdürüyor. *
* * * * * * *Bana göre bunda kusurun çoğu evrim biyolojisinin bulgularını rutin olarak kendi felsefî söylemlerini desteklemekte kullanan bilim çevrelerindedir. *Bunlar kimi zaman yaşamın anlamsızlığına ilişkin sert ve kuru söylemler olup kimi zaman da bu gezegende varlığımızın herhangi bir insan amacının anlamını geçersiz kıldığını anlatırlar. *Ayrıca sık sık da doğanın çıplak gerçekliğinin, herhangi bir insanî ahlâk sisteminin otoritesini sıyırıp attığını dinleriz. *
* * * * * * * Yaratıklar evrimle şekillendirdikçe, bizler de biyolog E. O. Wilson’un dediğine göre genlerimizin süregitmesi için önemli olan içgüdüsel tavırlarla yükleniyoruz. *Bu davranışlardan kimileri, doğal seçim onları benimsese bile başımıza iş açabilir. *Yiyecek, su, üreme ve statü arzularımız, kavgaya istekli oluşumuz ve sosyal gruplar halinde toplanma eğilimimiz hep evrimsel başarıyı sağlama bağlayacak davranışlar olarak görülebilir. *Toplumsal davranışların biyolojik temelleri üzerinde çalışan sosyobiyoloji, belli durumlarda doğal seçilimin işbirliği ve bakım içgüdülerini (birarada olmamıza yardım eden “iyi” genleri) önde tuttuğunu söylüyor. *Öte yandan ise kimi durumlar, dostça rekabetten düpedüz cinayete kadar uzanan, saldırgan, özmerkezli davranışları önde tutar. *Böylesine Darwincil acımasızlık seven bir Tanrı’nın yaptığı planın parçası olabilir mi? *
Evet, olabilir. *Bu gezegende yaşamı sürdürmek için atalarımızın genleri, tıpkı diğer organizmalarınkiler gibi koruyan, bakan, savunan ve kendilerini taşıyan bireylerin üreme başarılarını güvenceye alan davranışlar yarattılar. *Bu gibi tutkuları içimizde taşımamız şaşırtıcı gelmemelidir; Darwincil biyoloji bunların varlığına biyolojik açıklama getirdiği için kınananamaz. *Gerçekten de İncilin kendisi de kibir, bencillik, şehvet, saldırganlık ve cinayet *gibi insan eğilimlerine bol bol örnek vermektedir. *
Darwin’i, bu güdülerin biyolojik kökenlerini saptadığı için kınamak doğru değildir. *Evrimin, kendi türümüzün böylesi “temel günahları”ımızın kaynaklarını bulurken gösterdiği bu eğilimleri gösterme sebeplerini saptarken sık sık insan doğasının en kötü yanları için bir tür tevil getirdiği yanılgısına düşülmektedir. *Bu, en iyimser tarafından sosyobiyolojinin verdiği bilimsel derslerin yanlış algılanması; en kötüsü de biyolojiyi, her anlamlı ahlâk sistemini lağvetmek amacıyla kullanma girişimidir. *Evrim en temel biyolojik güdü ve arzularımızın varlıklarını açıklayabilir ama bu bizim hep onlara uyarak davranmamızın doğru olacağı anlamına gelmez. *Evrim bize biyolojimizin açıklamasını verebilir ama neyin iyi, neyin doğru ya da ahlâkî olduğunu söylemez. *Biyolojiyi ne denli iyi bilirsek bilelim bunların yanıtları için başka yerlere bakmalıyız. *
* * * * * * * *NE TÜRLÜ BİR DÜNYA
* * * * * * * Beğenseniz de beğenmeseniz de günlük yaşamımızda herhangi birimizin uyduğu değerler Charles Darwin’in yaptıklarından etkilendi. *Dindarların ise Down Binası’nın bu çekingen doğabilimcisine özel bir sorusu var. *Yaptıkları önünde sonunda Tanrının görkemini mi artırdı yoksa insanın doğasını ve yazgısını, dine derinden derine karşı olan profesyonel bilim kişilerine mi emanet etti? *Darwin’in çalışmaları Tanrı fikrini pekiştirir mi zayıflatır mı? *
* * * * * * * Yaygın kanaat şu ki bilimine ilişkin ne düşünülürse düşünülsün Bay Darwin’in çevrede oluşunun dine pek yararlı olmadı. *Genel düşünüşe göre, din, Darwincilikle zayıflatıldı ve Yaratıcıya bakışını evirmeye zorladı ki öğretilerini eğip bükerek evrimin isterleriyle uyuşabilsin. *Stephen Jay Gould, besbelli ki keyif alarak şöyle ifade ediyor: “Şimdi, bilimin vargıları peşinen kabullenilmeli, dinsel yorumlar ise doğal bilginin yerinden oynatılamayacak sonuçlarına uymak üzere ince ince elenip ayarlanmalıdır!” *Bilim ezgiyi seslendirirken din de buna uyup dansedecek.
* * * * * * * *Bu zayıflatılıp kenara itilmiş Tanrı’nın hüzünlü görünümü evrime karşıtlığının süregiden itici gücü olmakta. *İşte bu yüzden yaratılışçıların Tanrı’sı, evrimin her şeyden önce geçmişte bir işlevi olmadığının ve bu gün de işe yaramadığının gösterilmesini ister. *Dini Darwinciliğin baskısından kurtarmak için yaratılışçılar doğanın eksikliğini gösterecek bir bilime, olguları yalnızca doğaüstü süreçlerle açıklanabilecek bir hayat tarihine gereksiniyorlar. *Açıkça söylenmek gerekirse yaratılışçılar kendilerini doğada kalıcı ve izi bulunamayacak bir gizem bulmaya adamışlar. *Böyle kafalara göre, hayal edebileceğimiz en mükemmel varlık bile hayatın doğup kendi başına evrilebileceği bir yaratılışı tasarlayamaz. *Doğa kusurlu, duruk ve sonsuza dek yetersiz olmalıdır. *
* * * * * * * * *Genelde fen bilimleri, özelde ise evrim bilimi bize çok farklı bir şey veriyor. *Bu, karşımıza dirik, esnek ve mantıksal olarak tam olan bir evren çıkararak gezegen boyunca sonsuz çeşidi ve girift güzellikleriyle yayılan bir hayat görünümü sergiler. *Bize, içinde maddesel varlığımızın sihirle ortaya çıkan imkânsız bir yanılsama değil, sahici bir nesne, içindeki şeylerin tamı tamına göründükleri gibi olduğu bir alem sunar. *Öyle bir alem ki, içinde bizler Yaratıcının da bir zamanlar söylediği gibi yerin tozlarından oluşmuşuz. *
* * * * * * * * *Çoğu kez Darwincil bir evrenin, rastgeleliğinden ötürü bir anlam taşıyamayacağı söylenir. *Katılmıyorum. *Gerçekten anlamsız bir alem, içinde bir tanrısalın her bir kukla insanın, hatta her bir taneciğin iplerinden çektiği bir alemdir. *Böylesi bir alemde fiziksel ve yaşamsal olgular dikkatle denetlenir, kötülükler ve azap en aza indirilebilir ve tarihsel süreçlerin çıktıları kesinlikle düzen altına alınır. *Her şey Yaratıcının açık seçik, belirgin ve belirlenmiş amaçlarına doğru gider. *Ancak, böylesi denetim ve önsöyülebilirlik yalnızca bağımsızlık pahasına olur. *Hep kontrol başında olan böylesine bir Yaratıcı, yaratıklarından onu bilmeleri ve ona tapınmaları için gerçek fırsatları esirger. *Sahici sevgi, manipülasyon değil özgürlük gerektirir. *Böylesine özgürlük ise en iyi şekilde evrime açık oluşla sağlanabilir. *
* * * * * * * * * *Yüzelli yıl önce Darwin’i abus ve amaçsız bir belirlenimcilikle bağlaştırmamak olanaksız görülebilirdi, ama bugün her şey farklı görünüyor. *Darwin’in bakışı yepyeni bir biyoloji alemini kapsayacak şekilde genişledi. *Bu alemde bağlantılar moleküllerden hücrelere, hücrelerden organizmalara dek gittikçe belirginleşiyor. *Evrim galebe çalmakta ama bunu ilk öne süren kuramcıları şaşırtacak ve hiç bir şekilde öngöremeyecekleri bir zenginlik ve incelikle yapmakta. *
* * * * * * * * * *Örneğin evrenin bir başlangıcı olduğunu astronomiden, geleceğin hem açık hem de önsöyülemez olduğunu fizikten, hayatın bütününün bir değişim ve dönüşüm süreci olduğunu ise jeoloji ve paleantolojiden biliyoruz. *Biyolojiden, dokularımızın nüfûz edilemez bir hayat sihiri deposu olmayıp, hayret verici bir karmaşık harikalar tablosu olduğunu ve önünde sonunda biyokimya ve moleküler biyoloji ile açıklanabildiğini öğreniyoruz. *Böyle bir bilgiyle, belki de ilk kez olarak neden bir Yaratıcının kendi türümüzün evrim süreciyle kılık edinmesine izin verdiğini görebiliriz. *
Çoğu Batı ve Ortadoğu dinlerinin varlığını öğrettiği Tanrı, eğer istemiş olsa kendimiz dahil her şeyi gaipten, sırf kendi arzusundan oluşturabilirdi. *Bu, bir tür olarak çocukluğumuzu geçirirken, ilâhi iradenin gerçekleşmesini hayal edebilmenin tek yolu olabilirdi. *Ama artık büyüdük ve çok hayranlık verici bir şey oldu: hayatın fiziksel temelinin kendisini anlamaya başladık. *Hücre çevriminin her döngüsünde ya da bir tekhücreli kamçısının her çırpışında sürekli bir mucizeler zinciri olacaksa Tanrı’nın eli her canlıya doğrudan değiyor demektir; yani Onun insanın yaşama çevresindeki varlığından kuşku duyulmaz. *Bu gibi vargılar belki inancımızı onaylayabilir, ama bunlar aynı zamanda da bağımsızlığımızın altını oyar. *Tanrı’yla insan arasındaki seçimi, ilâhînin varlığı ve gücü bu denli ortadayken ve O her nefesimizi resmen denetlerken adil olarak nasıl yapabiliriz ki? *Onun yaratıkları olarak özgürlüğümüz biraz yer ve biraz bütünlük gerektiriyor. *Bu ise, maddesel dünyada kendine yeterli oluşu ve doğa yasalarıyla tutarlılı olmayı gerektirir. *
Evrim fiziksel dünyanın zaman içindeki gerçekliği ve tutarlılığına saygı göstermenin bir sonucu olmaktan ne daha çok ne de daha azdır. *Maddesel yaratıkları bağımsız bir fiziksel varlık olarak yaratmak için her Yaratan bizim zaman içindeki evrimimizin beklenen bir olabilirlik olduğu bağımsız bir maddesel evren yaratabilmeliydi. *İlâhî varlığa inançlı olanlar Tanrı’nın sevgi ve armağan ettiği özgürlüğün sahici olduğunu –o denli ki kendimizi özgürce cehenneme göndermek isteyecek, kötülüğü seçme gücünü de içeriyor– kabullenir. *Tüm inançlılar bu pazarlığın böylesi keskin koşullarını kabullenmeyip, davranma özgürlüğümüzün fiziksel ve biyolojik bir temeli olduğunu kabul ederler. *Bu temeli de evrim ve kardeşi bilimler olan genetik ve moleküler biyoloji sağlıyor. *Biyoloji bakımından evrim, bir Yaratanın bizleri olduğumuz * * * –gerçek ve anlamlı ahlâkî ve manevi tercihleri olan sahici bir dünyada özgür varlıklar– gibi birer yaratık olarak yapabilmesi için tek yoldu. *
Fen biliminden, Tanrıya ilişkin anlaşmazlığın bir karara bağlanacağı bir son kanıt, bir sarsılamaz konum bekleyenler hep hayal kırıklığına uğrayacaktır. *Bir fen bilimci olarak size yeni kanıtlarımın, devrimcil verilerimin, dengeyi şu ya da bu yöne doğru bozacak, doğaya yönelik nefes kesici bir sezgimin olduğunu söyleyemem; ama inançlı bir kimseye söyleyeceğim şeyler var: evrim biyolojisi en geleneksel anlamda bile çoğunlukla inanıldığı gibi bir engel değildir. *Evrim pek çok bakımdan Tanrı’yla olan ilişkimizi anlamanın bir anahtarıdır. *
Üniversite birinci sınıf öğrencilerine bir dizi evrim biyolojisi dersi verme ayrıcalığım olduğunda dersleri genellikle evrim kuramının ekonomiden dine kadar diğer alanlara olan etkisi üzerine birkaç sözle bitiririm. *Bu sırada da gerektiği gibi anlaşıldığında evrimin ne dine ne de maneviyata karşı olduğunu anlatmanın bir yolunu bulurum. *Öğrencilerin çoğu bu duygularımdan etkilenmiş görünürler. *Belki de Profesör Miller’in hoş görünmeye çalışan bir agnostik olduğunu ve kimseyi kırmamak için evrimi herkese hoş gösterecek şekilde yansız olmaya uğraştığını sanırlar. *
Her zaman birkaç öğrenci beni dersten sonra sıkıştırmak isteyerek dosdoğru sorar: “Tanrı’ya inanıyor musunuz?” *
Ben de hepsine “Evet!” derim.
Şaşırırlar: “Peki, nasıl bir Tanrı’ya?”
Yıllar içinde bu soruya tam bir yanıt bulmak için çok çabaladım. *Ama en sonunda buldum: “Darwin’in Tanrısına!”
Kenneth Miller
Biyoloji Profesörü, Brown Univ. (ABD)
BROWN Alumni Magazine, Nov/Dec 1999
[Bu yazı, kendi yazdığı Finding Darwin’s God: A Scientist’s Search for Common Ground Between God and Evolution, Cliff Street Books, 1999 *adlı kitabından yazar tarafından özetlenmiştir.]
Çevirenin notu: *Yazar her ne kadar doğa bilimlerinin dinle bağlantılı vargılara üstünlüğünü çok güzel ifade ediyorsa da, Tanrı’ya ilişkin düşüncelerini ilke bakımından benimsemiyorum. *Çünkü, duygusal davranışlarımızın bile bir tür fiziksel temellerinin bulunacağına olan kanım bir yana, Tanrı’nın var olduğuna ve hele nasıl varolabildiğine ilişkin, “iman-inanç” dışında bir dayanak; hele hiç bir nesnel kanıt göremiyorum. *Bu kanımı R. P. Feynman’ın *–Nobel 1964– aşağıdaki sözleri çok güzel ifade ediyor:
“Benim fene ilgim sadece aleme ilişkin birşeyler bulmaktır. *. . . Bunları araştırmaya girişirken ne yapmaya uğraştığımızı, yanlızca daha çok şey bulmaktan öte önceden kararlaştırmamalıyız. *. . . Hasılı, evrenin bütünüyle olan ilişkilerimize dair kurulan özel öykülere inanamıyorum, çünkü bunlar bana fazla basit, fazla ilişkilenmiş, fazla yerel, fazla taşralı görünüyor. *. . . Kuşku ve belirsizlikle yaşayabilirim. *Bana öyle geliyor ki bilmeden yaşamak yanlış olabilecek yanıtlardan çok daha ilginç.” [Richard Paul Feynman, The Pleasure of Finding Things Out, *J. Robbins, ed., Perseus Books, Cambridge Mass., 1999]
Çeviren : R. Ömür Akyüz,
Yeditepe ve Boğaziçi Üniv.
Uzun zamandır böyle enfes bir yazı okumamıştım.
İlginç olan ise temmuz 2007 den beri kimsenin bu konuya bir cevap yazmaması. Oysa bu yazı bence üzerinde topluca satır satır incelenmesi gereken bir yazı. *Buradaki tartışmaların nerdeyse tam kalbi.
Ve hak ettiği ilgiyi görmeli.
Bu nedenle izninizle güncelledim.
Selamlar
Ya oki daha kısa yazılar bulsana
Arif olan tek kelamla anlar
Sevgili oki, sen baslat tartismayi, katilanlar olacaktir.
* Evrim teorisi karsiti olanlar, teoriyi, kendi kutsal kitaplarina rakipmis gozuyle bakanlardir. Zaten cogu iletilerde hemen Darwin'i peygamber gibi algiladiklarina rastliyorum.
Evet iyi fikir vartor abi.
Öyleyse ilk paragraftan başlayalım.
* *Evrim bir Yaratıcının varlığını kural dışı bırakıyor mu? *Bir biyolog, “hiç de değil!” diye savunuyor. *İleri sürdüğüne göre evrim, ilâhî olarak yaratılmış ve insan özgürlüğünün kuluçka odacığı olan bir dünya için sağlam bir mantık sunmaktadır.
.....
Ben bu paragrafa bir müslüman olarak karşı çıkmıyorum.
Diğer arkadaşlar ne der acaba ?
Ben bu pragrafa;
a: katılıyorum -Ben bir Mutlak iradeye inanırım
b: katılıyorum -Ben bir Mutlak iradeye inanmıyorum
c: katılıyorum- Ben Mutlak iradeyim
d: katılMIYORUM -Ben bir Mutlak iradeye inanırım
e: katılMIYORUM -Ben bir Mutlak iradeye inanmıyorum
g: katılMIYORUM- Ben Mutlak iradeyim
Anket mi yapsaydım acaba?
Selamlar
Boston’daki *Hynes *Kongre *Merkezindeki *büyük *salonun *kiliseye *benzer *hiç *bir *yanı *yok. * Ama *gene *de *dinleyen *biliminsanları *arasında *oturduğum *yerde, *uzun *zaman *önce *bir *kilisede *dinleyicileri *çocuk *olan *bir *başka *konuşmayı *hatırlayıp *kendi *kendime *gülümseyerek *başımı *sallıyordum. * Bir *ânı, *geçmişin *dağınık *anılarına *hiç *bir *uyarı *olmadan *bağlayan *deneyimlerden *birini *yaşıyordum. * Psikologlar *böyle *şeylerin *her *zaman *olabileceğini *söylüyor. * Görünürde *hiç *bir *sebep *olmadığı *halde, *herhangi *bir *şey *belleğimizi *“tazelediğinde” *beşbin *günlük *çocukluk, *kronolojik *sırayla *değil *de *kelimelere, *seslere *hattâ *kokularla *bağlanarak *sıralanıp *bir *şeyleri *aklımıza *getiriyor. * İşte *tıpkı *böyle, *simpozyumda *gelişim *biyolojisi *üzerine *edilen *birkaç *söz *beni *eskiye, *ilk *komünyonumun *bir *gün *öncesine *götürdü. * Sekiz *yaşındaydım. * Ben *küçük *kilisemizin *sağ *tarafında *erkek *çocuklarla *(kızlar *soldaydı) *birlikte *otururken, *papazımız *konuşuyordu. * *
*
* * * * Kutsama *töreni *için *yapmış *olduğu *bir *yıllık *hazırlığa *yaptığı *son *rötuşlarla *Peder *Murphy *bize *Tanrı’nın *dünya *üzerindeki *gücünün *gerçekliğini *vurgulamayı *amaçlamaktaydı. * Minberin *parmaklıklarına, *cilâlı *mermerinin *güneş *ışığından *gelen *pırıltılarına *işaret *ederek *bunların *Tanrı’nın *kendisi *tarafından *biçimlendirildiğine *güvenmemizi *sıkıca *sağlıyordu. * “Yok *yahu!” *diye *fısıldadı, *yanımdaki *çocuk. * Saygıdeğer *Peder, *herhalde, *kilisedeki *çocuklar *arasında *bir *taş *yontucunun *oğlu *ya *da *kızı *bulunması *olasılığından *kaygılanarak *sözlerini *biraz *geri *aldı. * “Şimdi, *tabii *ki *parmaklıkları *O *oymadı *ya *da *buraya *getirmedi *veya *yerine *yerleştirmedi” *dedi *; *“... *ama *mermeri *Tanrı *yaptı *ve *birisi *onu *bulup *da *kilisenin *bir *parçası *yapması *için *bir *yerlere *bıraktı.”
* * * * *
* * * * Tanrı’yı *bir *zanaatkâr *olarak *betimlemesinin *bir *kuşku *havası *uyandırmış *olabileceğini *Papazımızın *duyumsayıp *duyumsamadığını *bilemeyeceğim, *ama *farketmez. * Bir *numarası *daha *vardı. * Hiç *kaçmayacak, *öylesine *keskin *bir *sav *ki *onu *kuşkusuz *hiç *yanıltmamıştı: *minbere *doğru *yürüdü *ve *vazodan *bir *çiçek *çekti *aldı. * *
*
*“Şu *çiçeğin *güzelliğine *bir *bakın” *diye *başladı. * “Kutsal *Kitap *bize *Hazreti *Süleyman’ın *giyim-kuşamının *bile *tüm *görkemine *rağmen *bunlarla *karşılaştırılamayacağını *söylüyor. * Biliyor *musunuz *neden? * Dünyada *hiç *bir *kimse *bize *bir *çiçeğin *nasıl *açtığını *söyleyemez. * Fen *bilimcileri *atomu *parçalayıp, *jet *uçaklarını *ve *televizyonları *yapabilirler *ama *hiç *birisi *size *bir *bitkinin *çiçeğini *nasıl *yaptığını *söyleyemez.” *Niçin *söyleyebilsinlerdi *ki? * “Çiçekler, *tıpkı *sizler *gibi *Tanrı’nın *marifetidir.”
................
Bence, bu paragraf cemaatler ile kilislerin ne kadar da *karbon söylemler ile hareket ettiklerini vurgulamak açısından çok önemli..
Sizce?
Arkadaşlar biraz ilgi lütfen... Azıcık, minnacık, minicik.... Sizden sadece ilginizi istiyorum. Gerisini bu eşşek götürür zaten.
Ama doğru ya, ilgi bir insandan istenecek en son şeydir.
Doğruyu bulmak demek, durduğunuz yeri ispat etmek için savunmak değil, bir bütün olarak gerçeği algılayabilmek demektir oysa.
Atatürk cenaze namazı camide kılınmadan defnedilirken, imam nikahı ile evlendiği ve şerii olarak boş ol boş ol boş ol ile boşandığı bir gerçektir. Bilmem anlatabiliyormuyum...
İnsanları düşünsel olarak bir klılıfa sokabilirsiniz kendi amacınız için. Ancak, vakıa tektir.
Ve gerçeği öğrenmeden tercihleriniz hep zanna atılan zar olarak kalır. Gerçek ise farklı bakışların ortak paydasının bulunması demektir.
Dilaverrrrrr yazına sahip çık yav :)
Yazıyı savunan ben, sessiz kalan darwinistler, anlaşılacak gibi değil.
Acaba diyorum, yav bu darwin de bize yamuk yaptı mı diyor bazı azınlık içinden.
Selamlar
Sadece sesssss... versem sahip çıkmış olurmuyum oki sence? :D
Tabiki Değişim. Bir ses olması bile yeter :)
Teşekkürler.
Selamlar
Sn. okinono,
Aynı tonda ve benzer seslerin varlığı desibel yükseltmesinden başka bir anlam ifade etmez bir.
Bazı sitelerdeki, tek yazıya yirmisekiz teşekkür yazısının komedisini biliriz iki.
Bazen sessizliğin de, çok anlamlı bir ses olduğunu bilin üç.
Sesinize kuvvet bu da kırkbir!!!
Hatalarımı, cehaletime bağışlayın
Tabiatin bir guzelligini, zamaninin bilgi yetersizligi nedeniyle, tanriya atfetmek, hangi din olursa olsun, insanlari inandirmak icin kullanilmis bir metod.
Korkutabilmek icin once inandirmak sart.
* * * * *en *bilimcileri *atomu *parçalayıp, *jet *uçaklarını *ve *televizyonları *yapabilirler *ama *hiç *birisi *size *bir *bitkinin *çiçeğini *nasıl *yaptığını *söyleyemez. Benzerligi gorebiliyor musunuz? din adamlarinin devamli kullandiklari, bugun belki batida degerini kismen yitirmis olmasina ragmen, orta doguda hala cogunluga hitap eden bir arguman.
Sevgili Vartor abi, haklı bir cümle ile katılımınız beni çok mutlu etti.
Sevgili Değişim sesiniz yalnızlığımıza son verdiği için bir kez daha teşekkür.
Sevgili Mhmmd, 41 kerre bu siteye maşallah diyerek, bu önemli dileği hatırlattığınız için müteşekkirim.
Evet arkadaşlar;
Kilise papazının örneğini biraz açalım.
İnsan bilmediğine düşmandır. Bu nedenle de bilinmezlik tanrı gibi algılatılarak, tabanın sorularının önünün tıkanması hedeflenmiştir. Zira bilgi insanlar arasında iletişimin çok ağır olduğu dönemlerde hep en önemli kavram olmuştur. *Dikkat edilirse kervanların şehirlere kattığı kültürün göstergesi olarak bugünün metropol yaşamın temelleri o zamandan atılmıştı.
Gülün adı Umberto Eco nun romanı, kilise baskısının ne olduğu konusunda çok önemli bir roman bence. Kendi içerisinde bile bir engizisyonun varlığı, kilise adına görevli rahiplerin bile ne kadar baskı altında olduğunun bir göstergesidir.
İslam dünyasında ise durum, yönetimsel organ aynı zamanda yürütme organı da olduğu için, din sultanların sultasında, egemenliğin sultan adına korunması için ilk 120 yıllık sürede uydurma hadisler ile sağlanmıştır.
Akabinde, Abbasiler halkı arkalarına alarak yönetimi ele geçirmişler ve bu aşamada Horosan’dan getirdikleri Türk savaşçılarını kendi tebaalarını korutmak için kullanmışlardır. Çok kısa süre sonra da Emevi yönetiminin daha katısını uygulayarak, dini baskı aracı olarak halka tatbik etmişlerdir.
Evet, bir din vardı. Ama halkın dini ile yönetenlerin dini ahkâmda aynı iken, müteşabihte hep yönetimcilerin tarafına kesen bir keser gibiydi. Zaten bu en etkili yöntemdendir ki, halklar bilinmeyenle korkutulabilmek için, sınırlı bilgi ile donatılır hep.
Bu bugünde böyledir.
Bu sayede halk kendi bilgisizliği ile kendine hiç kimseye gerek duymadan bir elektrikli çit örmüştür. Bugün de o teller kalktığı halde, her gittiğinde çarpıldığı için, aynı bilimsel sınırlara gitmemektedir.
Buraya dinden kaçış sebeplerini bu aşamda almadım. Paragraflarla uyumlu olması için yeri geldiğinde dinden kaçışında sebeplerini hep birlikte açıklamaya çalışırız.
19 YY ın ikinci yarısından itibaren, Darwin’in teorisinin din ile uyuşmaz ve zıt görünmesinin altında yatan gerçek, alışkanlık olmuş çitin dışına çıkacak cesaretin halkalarda olmamasıdır. Bunun nedeni ise, Mutlak gücün dininin değil, yönetimin uşağı dincilerindir.
İşte yukarıda ki pasajda anlatılan kavram, o çitin dışına çıkıldığında kilisenin gücünün, hatta en temel silahı olan, bilinmezliğin korkusunun nasıl algılandığının bir anlatımı bence.
Benim bir teyzem var. Geçenlerde elimde Kuran’ın kelime mealinden bir ayet okurken, uyy töbetöbe dedi. Günahhhhh.,Sen hocamısın ki, Türkçe okuyorsun dedi. Allah’tan korkmuyormusunuz vs vs başladı saydı saydı.
İlk başlarda cevap vermek için birkaç hamle yapmak istesem de baktım ki, çitin sınırladığı alanda, alışkanlığın ve cehaletin uyuşukluğunda sarhoş gibi. Dışarıdan gülünç görünebiliyor ama içinde o mutluydu. Vazgeçtim.
Anladım ki, *öğrenmenin önemi çocukluktan gençliğe kadar. Daha sonrası o öğrenilenin tatbik edilmesinin öğrenilmesi, daha sonrada öğrendiğini sandığının öğretilmesi aşaması olarak devam ediyor.
İşte bu en baştan verilen bilimin dinden ayrı olduğu söylemi ta o zamanlardan kafamıza kazınmış oluyor. Hiç unutmam, kullandığımız takvimin mimarı Georgian ile bezelyeci Mendelin birer rahip olduğunu duyunca, vay be demiştim. İlk çitin sınırlarına aşmak merakı demek ki o zaman başlamış bende.
Belki de, bilim din ile çelişemez, çünkü sahaları farklıdır diye geliştirdiğim bu fikirlerin tohumlarını iki rahibin o zamanda bende bıraktığı etkiye borçluyum. Şu an yazarken aklıma geldi bu bağlantı inanın.
İşte hangi din olursa olsun, halkları yönetmek için kullanılan din argümanları bu nedenle aynıdır.
Halbuki;
Yazar sanıyorum aşağıda din ile bilimin ve nesnel açıklamalarının hiçte tarihler boyu bizlere anlatıldığı gibi korku öğesi olamayacağını açıklayacaktır.
....
Neyse, okumaya devam....
Oki'nin her dediği doğru olmadığı gibi yanlışta değil. Lütfen bunu unutmayın.
Selamlar…
A.C.Clarke'ın ünlü bir üçlemesi vardır ; Rama.
Bu kurgu-bilim romanın kahramanları apansız geliveren devasa bir dünya dışı uzay gemisini ziyaret etmekle görevlendirilmiş değişik uluslardan kişilerdir. Genaral O'toole Amerika adına
bu geziye katılan 2.Komutandır ve koyu bir katoliktir. Göreve çıkmadan önce papayı ziyaret eder ve aklına takılan şu soruyu sorar ;
- Peki ama İsa bu gemiyi yapanlara da gönderilmiş midir ?
Papanın cevabını hatırlayamıyorum. Ama romandan bu sahne nedense hep aklımda kalmıştır.
Tanrı "boşlukların" tanrısı olarak var olmaya devam edecek galiba.
Güzel tespit Frodo,
Tanrının boşluğa hapis edilerek, var olanda da tanrısal söylemleri tevil ve tefsir ederek kural icad edenlerin amacını çok net ve çarpıcı bir şekilde ortaya koymuşsunuz.
Selamlar.
Yaziyi daha okumadim, ama ben de acilen bir ses vereyim. Tanri var mi yok mu tartismalarina evrim konusunun bulasmasindan hep rahatsizlik duymusumdur. Sanki "evrim teorisi" "Tanri'nin varligi"na anti teziymis gibi algilaniyor. Bence degil. Ben B sikkini isaretliyorum, sevgili Oki.
Not: Burada bahsettigim "Tanri" en genel anlaminda.
Saygilar,
Keşfe Devam
Keşfe Devam bölümünde National Geographic ekibi en iyi kaynaklarını ve bilgilerini paylaşmaktadır. Araştırma Bölümü'ne özel teşekkürler.
Bunu Biliyor muydunuz?
Hıristiyan inanışına olan bağlılığını yitirdiğini itiraf eden ve bir agnostik (bilinemezci) olduğunu açıkça belirten Charles Darwin gibi biri sizce nereye gömülür? Darwin 19 Nisan 1882'de öldüğünde, ailesi onu bölgedeki bir kilise avlusuna, çocuklarının mezarlarının yanına gömmeyi düşünüyordu. Ne var ki, aynı düşünceyi paylaşmayan bazıları çarçabuk harekete geçerek, önde gelen bilim insanları ve hükümet üyelerini ikna çalışmasına girişti. Amaçları, bu kişileri biraraya getirip İngiltere'nin ünlü kilisesi Westminster Abbey'nin baş rahibinden Darwin'in buraya gömülmesini rica etmelerini sağlamaktı. Baş Rahip George Granville Bradley, “gerekli onayın canı gönülden verileceği”ni bildirdi. Böylece, agnostik olan Darwin 26 Nisan günü öğleden sonra Westminster Abbey'ye gömüldü. Tabutunu taşıyanlar arasında eski dostu botanikçi Joseph Hooker, yazılarıyla Darwin'i kendi kuramını yayımlamaya yönelten genç doğabilimci Alfred Russel Wallace ve ABD'nin İngiltere büyükelçisi James Russell Lowell da vardı. Darwin bu kilisenin “Bilginler Köşesi” olarak bilinen bölümünde, Sir Isaac Newton'un gömülü olduğu yerin birkaç metre ötesinde ve astronom Sir John Herschel'in yanı başında yatıyor. Darwin, yeryüzündeki canlı türlerinin değişimini betimlemek için “gizemlerin gizemi” tanımlamasını ortaya atan büyük filozof Herschel'e, Türlerin Kökeni kitabının girişinde göndermede bulunmuştu.
*
—Patricia Kellogg
http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/konu.asp?Konu=4&Yil=04&Ay=11
Daha önemlisi sevgili oki Tanrı çok değil bir kaç yüzyıl önce dünyanın evrenin merkezinde
olduğu bir sistemin koruyucusu, gözetmeni olarak öbür dünyada yarattıklarının en kendine benzeyenini sorguya çekmek için ahiret gününü beklerken şimdi galaksimizin dışına çıktı.
Basit şeyler ile uğraşmayı bıraktı. Şimdilerde evrendeki madde/enerji miktarı filan gibi
sorunlarlarda kendini gösteriyor.
Söz konusu işaretiniz, yazının aşağı bölümlerinde daha detaylanacak bence Frodo.
Referansımız Sevgili Dilaver'in astığı yazı olduğu için incelemeyi paragraflar halinde yapmak bence daha doğru olur. Bu şekilde, yazıyı bitirmeden sonucu tartışmış oluruz.
Yazının kaldığımız yerden devamı olan paragrafını da sizden incelemenizi istesem, beni kırmazsınız umarım.
Selamlar.
Sevgili üçüncüyol,
Demokrasi ve Komünizm başlığına güç toplamak için hava alırken bu yazıya takıldım kaldım. Sesiniz bir dostun sıcaklığı kadar ısıttı beni. Teşekkür ederim.
Yorumları ile katılmak isteyen arkadaşlar için, paragraf bölümleri alıyorum. En baştan tekrar okuyarak hep beraber bu bölümü yorumlayalım.
...........
Etkilenmiştim. *Kimse itiraz etmedi, kimse dalga geçmedi. *Cici küçük çocuklar olarak kiliseden sırayla çıktık gittik; ertesi günkü ilk komünyonumuz için hazırdık. *Bir daha da bu hiç aklıma gelmedi; tâ ki bu, gelişim biyolojisi simpozyumuna kadar. *Caltech’ten bitkibilimci Elliot M. Meyerowitz, hayvanların gelişimi gibi daha moda konulara ilişkin başka iki konuşma arasında tıpkı sandöviç gibi sıkıştırılmış bir konuşma yapacaktı. *Meslekdaşlarımın bir kısmı bitkilere ilişkin araştırmalarla ilgilenmediklerinden son konuşma öncesi hava almak için dışarı çıktılar. *Oysa ben ağzım kulaklarımda oturuyordum. *Telâşla notlar alıyor, ekrana yansıyan şekilleri çiziktiriyor ve kenarlara kendi spekülasyonlarımı yazıyordum. *Anlayacağınız, Meyerowitz bitkilerin çiçekleri nasıl yaptıklarını anlatıyordu. *
Çiçeklerin dört ana kısmı olan, çanak yaprakları, taç yaprakları, erkek organları ve dişi organları aslında hep evirilmiş yapraklardır. *Bu, bitkilerin üreme hücrelerini neden hemen her yerde üretebildiğinin sebeplerinden birisidir. *Oysa hayvanlar çok özgül bir takım üreme organlarıyla kısıtlanmıştır. *Küçük parmağınız çok yakın bir zamanda üreme hücreleri saçmaya pek başlamayacaktır. *Ama bahar geldiğinde bir elma ağacının herhangi bir dalının ucu çiçek açarak çiçektozu saçabilir. *Bitkiler yeni yaprak açabildikleri her yerde çiçek de açabilirler. *Ne var ki bitkiler; sıradan bir yaprak kümesine, bir çiçeğin kısımlarına dönüşmelerini bir şekilde “söyleyebilmelidir”. *İşte Meyerowitz’in laboratuarı işi buradan ele alıyor. *
Yıllarca süren sabırlı bir genetik araştırması, anılan dört kısımdan yanlızca iki ya da üçünü yapabilen başkalaşık türler soyutabilmiş; bu başkalaşıkları çaprazlaştırarak da normal bir çiçeği yapmak için belli bir sıralamayla etkinleştirilmeleri ya da etkisizleştirilmeleri gereken dört tane geni belirleyebilmiştir. *Bu genlerin her biri yeni filizlerin hücrelerine birer dizi im salarak bunların ne zaman sıradan bir yaprak yerine bir çanak ya da taç yaprağına dönüşeceğini “söylüyor”. *Ayrıntılar dikkate değer; genler arasındaki etkileşmeler ise hayranlık verici. *Benim için ise bu bilimsel ayrıntılar ilk komünyonumdan otuzyedi yıl sonra pastanın üzerindeki krema gibiydi. *Asıl mesaj ise “Peder Murphy, yanılıyordun!” diyordu, *“Çiçekleri Tanrı değil çiçek indükleyici genler yapıyor”. *Bizim papazın hatâsı, herkesin her zaman yaptığı gibi Tanrıyı, bilimin henüz açıklayamadıklarında bulmaya uğraşmaktı. *O, Tanrının en iyi bulunacağı yerin, bilinmeyen yöreler, anlaşılmış olmanın aydınlığını henüz görmemiş karanlık köşeler olduğunu varsayıyordu. *Öyle anlaşılıyor ki buraları bakmak için tam da en yanlış yerler. * ........
..........
Gerçekten okudukça okunacak hatta ezberlenecek kadar önemli tespit var burada.
Selamlar.
Ben bir kaç paragraf atlayayım izninle sevgili oki. Yazı genel olarak oldukça güzel bir dille *kaleme alınmış ve bilimle din uzlaşır mı sorusuna bilimin içinden birisinin yanıtı gibi duruyor.. Belki de "boşlukların" tanrısı tanımlamam yazının bütününe yönelik genel bir eleştiri idi. Acele ettim galiba. Sen sindire sindire okuma taraftarısın.
" Eğer bilimsel açıklama bulunmamasını Tanrı’nın varlığı için bir kanıt olarak kabul edersek, basit *bir mantık başarılı bir bilimsel açıklamayı da Tanrı’ya karşı bir sav olarak görmemizin gerekliliğini öngörür. *İşte bu yüzden yaratılışçı usavurmaların zararı, önünde sonunda bilimden çok daha fazla dine dokunacaktır. *Elliot Meyerowitz’in, çiçek indüklenmesi üzerindeki güzel çalışması, sağ duyu böyle bir şey olamayacağını söylese de ilâhi oluşa birden bire bir tehdit haline geldi. *Yaratılışçılar, doğanın yeni türlerin oluşumunda kendine yeterli olamayacağını savlayarak, biyolojik değişimi sağlayacak doğal süreçlerin erimleriyle bir tasarımcının (Tanrı) varlığı arasında zorlama mantıkla bir bağlantı oluştururlar. *Başka deyişle tanrıtanımazlara Tanrı’nın varlığını tam nasıl kanıtsızlaştıracaklarını gösteriyorlar, yani evrimin işe yaradığını gösterip tapınağı yıkma zamanı geldiğini söylüyorlar. *Bu tüm din karşıtlarının seve seve kabullenecekleri bir teklif. " *
Çok klasik olacak ama bilim dinle asla uzlaşamaz. Fakat tersinin olduğunu tarihimiz bize öğretir.Önünde sonunda sessizce din-bilimle uzlaşır. Sadece belli belirsiz yeni yorumlarla bir anda kutsal kitap bilimin gerçeklerine sahip çıkar. Bir kaç yüzyıl önce Kopernik'i afaroz eden kurumla Hawking'in de aralarında bulunduğu kozmologlardan bilgi alıp mealen : big-bang'e kadar olan süre bilimin alanına girebilir ancak big-bang Tanrının işidir kurcalamayın diyen kurum aynıdır.
Bilimin tüm öngörüleri sınamaya ve yanlışlamaya açıkken din tümdengelimcidir. Bilgi mutlak olandan doğar ve ancak inançla anlaşılabilir. Evrim teorisi neden bu denli tartışma konusudur ? Bir tasarımcıya ihtiyaç duymayan bir doğal süreci formüle ettiği için olabilir mi ? İyi de bu süreci bir tasarlayan olamaz mı ? Bu soru evrimin artık dinsel anlayış tarafından kabullenilmeye *başladığının göstergesidir. Ah, evet bu pekala mümkün. Evrim teorisi ile canlılığın nasıl *oluştuğuna cevap verilemez; muhteşem. Evrendeki madde-enerji miktarını belirleyen süreci bilemiyoruz; mükemmel. Big-bang ( ki başı epey dertte bir teoridir) anında plank sabitinin x yerine y olması durumunda farklı bir evren oluşabilirdi; harika. Bütün bu benzeri bilinemezliklerde size tüm alçakgönüllüğü ve ihtişamı ile Tanrıyı sunuyoruz ... Ne zamana kadar ?
Bilinebilirliklerin sınırı büyüdükçe geriye çekilen ancak gölgesini asla üzerimizden çekmeyen bir tanrı.
Yazı gerçekten büyüleyici ve o oranda da aldatıcı bana göre sevgili oki.
Sevgili Frodo atlayarak yorumladığınız paragrafın bağlamı şöyle;
" * *Açıkça söylemek gerekirse yaratılışçılar Tanrıyı hep karanlıklarda arayageldiler. *Biz neyi bulamamışsak ve de neyi iyice anlamamışsak bu onların ilahi inançları için en iyi, hattâ yegâne kanıtları olmakta. *Bir Hristiyan olarak, bu mantıktaki kusuru özellikle sıkıntı verici buluyorum. *Bu bize yalnızca bilgi edinmeden korkmayı öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda da Tanrı’nın yalnızca anlamanın gölgeliklerinde yerleşik olduğunu öneriyor. *Ben diyorum ki eğer Tanrı gerçekse, onu başka bir yerde bulabilmeliyiz; insanlığın sahip olduğu, tinsel ya da bilimsel bilgilerin aydınlığında! "
Buna verdiğiniz cevap ise;
Bilinebilirliklerin sınırı büyüdükçe geriye çekilen ancak gölgesini asla üzerimizden çekmeyen bir tanrı.
Yazı gerçekten büyüleyici ve o oranda da aldatıcı bana göre sevgili oki. -Frodo
....
Yazının aldatıcı olup olmadığını anlayacak kadar maalesef bilgim yok. Bilim gerçeğin peşinde somut verileri ararken bu konuda kesin yargılar verebilmek için, bilimin amacını en baştan bütün bilim adamlarının tekbir amaç için koyması olarak ele alırsak ancak kabul edebiliriz bence.
Oysa, bilim çoğu zaman Tanrıyı bulmak için çıkılan yolda varılan gerçeklerin açtığı çığırlar ile sıçrama kat etmiştir diye biliyordum ben.
Sizin kesin yargınızdan bu konuda bilginizin çok iyi olduğunu çıkartıyorum. Buna çok sevindim. Danışabileceğim bir bilim adamını tanımak çok heyecan verici. Yargınızı ben o paragrafa gelince mutlaka göz önünde tutacağım.
Gerçekten çok güzel bir açılım oldu. Diğer arkadaşlar ile yorumladığınız paragrafa gelene kadar size bir kavhe ikram edelim. Veya ne içersiniz ?
İnviiii, bak hocamıza bu akşam bütün hesaplar benden;
Allah'ın şallağı....Ayranın yok çalkmaya, profösüre masa donatıyorsun içmeye, eşşek Oki - Şansal sessiz düşündü :)
Yorumunuz benim için çok değerli ve önemli. Tekrar *teşekkürler
Selamlar.
"Yazının aldatıcı olup olmadığını anlayacak kadar maalesef bilgim yok. Bilim gerçeğin peşinde somut verileri ararken bu konuda kesin yargılar verebilmek için, bilimin amacını en baştan bütün bilim adamlarının tekbir amaç için koyması olarak ele alırsak ancak kabul edebiliriz bence.
Oysa, bilim çoğu zaman Tanrıyı bulmak için çıkılan yolda varılan gerçeklerin açtığı çığırlar ile sıçrama kat etmiştir diye biliyordum ben.
Sizin kesin yargınızdan bu konuda bilginizin çok iyi olduğunu çıkartıyorum. Buna çok sevindim. Danışabileceğim bir bilim adamını tanımak çok heyecan verici. Yargınızı ben o paragrafa gelince mutlaka göz önünde tutacağım. ">>>>>oki..
Bu üç paragrafını not ettim oki :)
Birincisini kafa karışıklığı için,
İkincisini yanılsamaya iyi örnek olduğu için,
Üçüncüsünü ise inceden dalga geçmenin çarpıcı örneği olduğu için.
Sıram gelene kadar kahvemi yudumlamaya devam ediyim en iyisi..
En *nihayet yaziyi okudum.
Sevgili Oki,
GUzel sozleriniz icin tesekkur ederim.
Ilk once yazar hakkinda kucuk birkac saptamada bulunayim:
1) Koktenci din ogretisine tepki duyuyor, duymak zorunda cunku bilim adami konumunda dinlerin Tanriyi sakladigi bilinmezligi arastiriyor.
2) Hala kendisini Hiristiyan olarak tanimliyor yani madde 1 deki duygulari buna mani olmuyor. Ozetle bilim ile hiristiyanligin celismeyecegini savunuyor. Yani burada sadece Yaratan'dan bahsetmiyoruz bir de koca bir din var arkasinda.
3) Evrimi ve bilimi kabul ediyor ve onemli goruyor - Bu benim acimdan sevindirici bir yaklasim.
4) Klasik Din soyleminde Tanri'nin yerini sorguluyor - Bu da madde 3 ile yakindan ilgili.
5) Pek fazla belli olmayan ama dikkatlice okununca anlasilan nokta: "Kader" in yoklugu. Yani hiristiyanlikta alin yazisi pek islenmez. Bazen dogal felaketlerin sebenini Tanri'nin cezasi olarak sunsalar da muslumanlikta gecen herkesin kaderinin onceden Allah tarafindan belirlendigi fikri yoktur hiristiyanlikta ( varsa benden daha iyi bilen arkadaslar duzeltir yanlisimi)
Kusuruma bakmayin, bu benim kucukten gelen bir aliskanligim, nedense yazi makale ya da kitap okudugugumda bunu yazan kisi hakkinda fikir veren , yazilarda gecen ipuclarina bakmadan edemiyorum. *
"Karanliklarda aranan Tanri" - Bu bana totemi de cagristiriyor. Insanligin kendini dogadan ayri gormeye basladigi caglardaki bilinmezligin korkutucu ve dayanilmaz yanini. Atesi bulmadan once yildirim dusunce bir agacin cayir cayir yandigini goren insanlarin saskinligini. Dogadan ayri oldugunun idrakina varan insanoglunun dogaya karsi verdigi savasimi anlatiyor. Neyse bu biraz "komunizm ve demokrasi" konusuyla iliskili o yuzden uzerinde pek durmayalim.
Simdi uzerinde tartisdigimiz bolume dikkatimi vereyim:
" * *Açıkça söylemek gerekirse yaratılışçılar Tanrıyı hep karanlıklarda arayageldiler. *Biz neyi bulamamışsak ve de neyi iyice anlamamışsak bu onların ilahi inançları için en iyi, hattâ yegâne kanıtları olmakta. *Bir Hristiyan olarak, bu mantıktaki kusuru özellikle sıkıntı verici buluyorum. *Bu bize yalnızca bilgi edinmeden korkmayı öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda da Tanrı’nın yalnızca anlamanın gölgeliklerinde yerleşik olduğunu öneriyor. *Ben diyorum ki eğer Tanrı gerçekse, onu başka bir yerde bulabilmeliyiz; insanlığın sahip olduğu, tinsel ya da bilimsel bilgilerin aydınlığında! "
Sevgili Oki,
(*)Ben paragrafin ilk cumlesinden sunu cikariyorum: Yazar dinlerin klasik Tanri ispatlarinin mantika aykiri oldugunu savunuyor. Kendince tanrinin karanliklarda yani bilinmezlikte degil bilebildigimiz aydinliklarda yani felsefede ve bilimde bulabilmemiz gerektigini *dusunuyor.
Buraya kadar tamam, benim icin mantikli , yani eger tanri var ise bunun(*) mumkun olmasi gerekiyor. Yoklukta degil varlikta bulabilmemiz gerekli. Ama nasil anlayacagiz ? Yani tanrinin varligi kepler kanununda , maxwell'in magnetik alan denklemlerinde ya da Einstein'in gorecelik kavraminda nasil bulunabilir ? Gorebildigimiz belli bir duzenin oldugu, yani belli bir kanun var. Ama bu kanunlarin disinda , bu kanunlardan bagimsiz bir varligin kanitini nasil bulacagiz/olcecegiz ?
Laplace, fransiz bilimadami, Napolyon'un huzuruna cagrilir. Laplace o siralar, gunes sitemindeki gezegenlerin cekimsel kuvvetler altindaki isleyislerini matematiksel denklemlerle aciklamistir. Napolyon ona , denklemleri icinde neden tanrinin etkinligini gosteren bir degiskenin olmadigini sorunca cevap olarak: "majesteleri, bu denklemler o fikir olmadan da isliyor" cevabini vermistir.
Kissadan hisse: Bir duzen var ise bu tanrinin varliginin bir kanitimidir ? Yoksa doganin ve evrenin varligini anlamaya calisirken nesneler arasindaki iliskiyi ancak biz insanoglu belli bir duzenler icinde mi algilamak gerekliligini duyuyoruz ? Acaba bu bulguladigimiz sistemler/kanunlar bizim soyutlari kavramlastirmamizin daha karmasik bir ust seklimidir ? .
Evren de olculen bir metre mi daha gercektir yada bir foot mu ? bir kilo mu ya da bir akce mi ?
Bir ekleme; madde 2 yani hala hiristiyanligi one surmesi makalenin degerini biraz dusurmus.
Niye ?
Tanrinin var olmasi veya olmamasi ile dinin ilahi olmasi veya olmamasi arasinda onermeleri arasinda cok farklar var. Birkez koskoca kutsal kitaplar var arada. Ve Dinlerin ongordugu gelenekler var. GIzliden gizliye bir cikarim yaptirmaya calisiyor gibi geldi bana.
Sanki makaleden soyle bir hava cikiyor: Tanrinin varligi onermesi *bilimle celismez, hatta bilimde bu varligin kanitini bulabiliriz, o zaman hiristiyanlik gecerli bir dindir ama yanlis yorumlaniyor/ogretiliyor.
Yoksa ben mi yanlis anliyorum bu makalenin yazarinin niyetini ?
Ayrica bu mantik yurutme yanlisini bir cok inanirda da gormekteyim. Uzunca iletilerden sonra tanrinin varligi kanitlanmaya calisilir arada dinden bir bahis gecmez. Tatmin olduklari noktada muslumanlik/hiristiyanlik/musevilik *dininin *dogrulugu da kanitlanmis olur. Halbuki bu dinlerin ogretilerinden geleneklerinden hic bahsedilmez.
Sanki bunu algiladim bu makaleden.
Saygilar,
Sevgili üçüncüyol,
Tespitleriniz çok önemli. Frodo ile birlikte karşı algı mükemmel olarak ortaya koyuldu.
Her ne kadar sırayla gidelim desemde sanırım benim de atlayarak size yetişmem şart oldu. Yazımı akşama kadar yetiştirmeye çalışacağım.
Hah şöyle yav, Bir darwinist tanrı var dedi diye tanrı ne var olur ne de yok.
Acaba yazar başka bir şey mi söylüyor? Onu da sonunda anlayacağız sanırım. *Daha önemlisi Tanrı ispat edilebilse Tanrı olur mu? Darwin'in mezarını görmek için kilise bahçesinden geçip papaza öpülmek gerektiğini bu konuda çok çarpıcı buluyorum :)
Kıvamın olgunlaşmasına doğru yavaş yavaş gidiyoruz bence. *
Bilmelisiniz ki, Oki'nin derdi Tanrıya dokunmak değil, yaşamak...
Teşekkürler.
Sn. okinono,
Yazınızı okuyunca hatıralar kervanına katılmak istedik.
Bilim adamlığı ile din adamlığı aslında iki ayrı uç gibi görünüyordu bizlere de.
Radarlarla alakalı bir belgesel seyretmiştim bir zamanlar. Yarasalar üzerinde deney yapan bir rahipten bahsediyordu.
Rahip ve deney!
Din adamlığı ile dinci arasındaki fark mıydı?
Başka bir duruş da vardır.
Tarih boyunca din adamlığı, kast sisteminin en üstlerinde bulunur. Kralın ya da tepenin hemen altında rahipler sınıfı vardır. Sınıfsal özellikleri gereği de okuma ve kitaba en yakın konumdadırlar.
Yoksa konumlarının gereği midir?
Varın siz karar verin.
Hatalarımı, cehaletime bağışlayın
Sevgili Mhmmd,
Söyleyecek o kadar çok ortak cümlemiz varki.
Sevgili Üçüncüyol ile Frodo'nuın bakışına birlikte bir açılım getirmeyi teklif ediyorum.
Mail biliglerimi size öm attım.
Akşama kadar yazıyı yetiştirelim derim.
Selamlar.
Bir sessssssssssss....... daha veriyorum,bu seferki daha uzun.
Bende ne nefes varmış bir üfledim konu aldı başını yürüdü,En kısa zamanda üfürükçülüğe başlıyorum :D *:D
Kulaklarıma dolmuyor çığlıklarımın sesi,
Haykırsam da son nefesimi
Duymuyor kimse duyulacak sesimi
Taş attım.
Kuyu benden sağır
Olmayacak hayallein peşinde koşan ben
Mutluluk rüzgarını yakalayan hep sen
Ben sanki bir ozan/Türkü söyleyen
Ya sen!!!
Bir garip suda dolaşan sazan.
Oki/Mekan
....
Sevgili değişim bu şiiri yazdığım zamanlar ozan sanıyordum kendimi. Sonra sesimin dinlendiğini ama cevaplanmadığını fark ettim. Sonra cevap almak için riya yaptım. yine kimse duymadı. Sonra riyadan vazgeçtim, içimden geldiği gibi söyledim. Hiç bir zaman bir ozan olamayacağım belki , Ama sesimin artık sağır kuyulardan yankısını karşıdan beklemek yerine, dağların aksinden kırılarak semaya karışmasının verdiği haz yetiyor bana.
Kendimle kavga etmeyi bıraktım. Tanrıyla kavga etmeyi bıraktım. İnsanlar ile kavga etmeyi bıraktım. Yanlışları göstermek yerine gerçek için bir adım atmanın halkım için daha önemli olduğunu fark ettim. Evet içimden geldiği gibi çalmalıydım, Ozan gibi değil , özgür bir çoban gibi.
Ney olabilmek için boşaltıyorum içimdeki süngeri. Zira kamış ile ney arasında ki fark, verdiği ses değil, dudaklarnızdan çıkan nefesin bir uçtan bir uca kadar ulaşabilmesidir.
Ses deyince birden bunlar geldi aklıma.
Hımmm yav oki, bu aslında konuyla da alakalı , yazında bunu cümle içerisinde kullanmalısın. Afferim lem eşek oki. Gelişme var sende. :)
Teşekkürler. Çok önemli bir yerden ilham verdiniz.
Selamlar.
Etkilenmiştim. *Kimse itiraz etmedi, kimse dalga geçmedi. *Cici küçük çocuklar olarak kiliseden sırayla çıktık gittik; ertesi günkü ilk komünyonumuz için hazırdık. *Bir daha da bu hiç aklıma gelmedi; tâ ki bu, gelişim biyolojisi simpozyumuna kadar. *Caltech’ten bitkibilimci Elliot M. Meyerowitz, hayvanların gelişimi gibi daha moda konulara ilişkin başka iki konuşma arasında tıpkı sandöviç gibi sıkıştırılmış bir konuşma yapacaktı. *Meslekdaşlarımın bir kısmı bitkilere ilişkin araştırmalarla ilgilenmediklerinden son konuşma öncesi hava almak için dışarı çıktılar. *Oysa ben ağzım kulaklarımda oturuyordum. *Telâşla notlar alıyor, ekrana yansıyan şekilleri çiziktiriyor ve kenarlara kendi spekülasyonlarımı yazıyordum. *Anlayacağınız, Meyerowitz bitkilerin çiçekleri nasıl yaptıklarını anlatıyordu. *
Çiçeklerin dört ana kısmı olan, çanak yaprakları, taç yaprakları, erkek organları ve dişi organları aslında hep evirilmiş yapraklardır. *Bu, bitkilerin üreme hücrelerini neden hemen her yerde üretebildiğinin sebeplerinden birisidir. *Oysa hayvanlar çok özgül bir takım üreme organlarıyla kısıtlanmıştır. *Küçük parmağınız çok yakın bir zamanda üreme hücreleri saçmaya pek başlamayacaktır. *Ama bahar geldiğinde bir elma ağacının herhangi bir dalının ucu çiçek açarak çiçektozu saçabilir. *Bitkiler yeni yaprak açabildikleri her yerde çiçek de açabilirler. *Ne var ki bitkiler; sıradan bir yaprak kümesine, bir çiçeğin kısımlarına dönüşmelerini bir şekilde “söyleyebilmelidir”. *İşte Meyerowitz’in laboratuarı işi buradan ele alıyor. *
Yıllarca süren sabırlı bir genetik araştırması, anılan dört kısımdan yanlızca iki ya da üçünü yapabilen başkalaşık türler soyutabilmiş; bu başkalaşıkları çaprazlaştırarak da normal bir çiçeği yapmak için belli bir sıralamayla etkinleştirilmeleri ya da etkisizleştirilmeleri gereken dört tane geni belirleyebilmiştir. *Bu genlerin her biri yeni filizlerin hücrelerine birer dizi im salarak bunların ne zaman sıradan bir yaprak yerine bir çanak ya da taç yaprağına dönüşeceğini “söylüyor”. *Ayrıntılar dikkate değer; genler arasındaki etkileşmeler ise hayranlık verici. *Benim için ise bu bilimsel ayrıntılar ilk komünyonumdan otuzyedi yıl sonra pastanın üzerindeki krema gibiydi. *Asıl mesaj ise “Peder Murphy, yanılıyordun!” diyordu, *“Çiçekleri Tanrı değil çiçek indükleyici genler yapıyor”. *Bizim papazın hatâsı, herkesin her zaman yaptığı gibi Tanrıyı, bilimin henüz açıklayamadıklarında bulmaya uğraşmaktı. *O, Tanrının en iyi bulunacağı yerin, bilinmeyen yöreler, anlaşılmış olmanın aydınlığını henüz görmemiş karanlık köşeler olduğunu varsayıyordu. *Öyle anlaşılıyor ki buraları bakmak için tam da en yanlış yerler. * ........
...........................
Evet, arkadaşlar biraz yöntemi değiştirelim.
Etkilenmiştim. *Kimse itiraz etmedi, kimse dalga geçmedi. *Cici küçük çocuklar olarak kiliseden sırayla çıktık gittik; ertesi günkü ilk komünyonumuz için hazırdık. *Bir daha da bu hiç aklıma gelmedi; tâ ki bu, gelişim biyolojisi simpozyumuna kadar. *
- Yazar, bilim adamı olmanın verdiği avantaj ile gözlemin ne kadar önemli olduğunu ve yaşamın ne kadar da birbirine bağlı halkalar ile düşüncelerimize etki ettiğini anlatmış. Aslında unuttuk dediğimiz birçok sorunun, hep canlı ve diri olarak zaman içerisinde biçimsel evrimleler ile yanımızda var olduğunu vurgulamış bence.
Caltech’ten bitkibilimci Elliot M. Meyerowitz, hayvanların gelişimi gibi daha moda konulara ilişkin başka iki konuşma arasında tıpkı sandöviç gibi sıkıştırılmış bir konuşma yapacaktı. *Meslekdaşlarımın bir kısmı bitkilere ilişkin araştırmalarla ilgilenmediklerinden son konuşma öncesi hava almak için dışarı çıktılar. *Oysa ben ağzım kulaklarımda oturuyordum. *Telâşla notlar alıyor, ekrana yansıyan şekilleri çiziktiriyor ve kenarlara kendi spekülasyonlarımı yazıyordum. *Anlayacağınız, Meyerowitz bitkilerin çiçekleri nasıl yaptıklarını anlatıyordu. *
- Doğru soruyu sorduğunuzda, cevabı her yerden her zaman alabileceğimiz konusunda çarpıcı örnek. Çağrışımların ve belki de başka amaç için elde edilen bilginin kıvrımlarımızda kalan diri sorulara nasıl cevap olabileceğini göstermesi açısından da önemli bence. Yine yazar bilimsel bir metot ile gözleme dayalı olarak içinde var olan sorunun cevabını kendi için bulmuş. Yukarıda değişimin sesss demesi ile bende çağrışan cevap gibi bir şey işte.
Çiçeklerin dört ana kısmı olan, çanak yaprakları, taç yaprakları, erkek organları ve dişi organları aslında hep evirilmiş yapraklardır. *Bu, bitkilerin üreme hücrelerini neden hemen her yerde üretebildiğinin sebeplerinden birisidir. *Oysa hayvanlar çok özgül bir takım üreme organlarıyla kısıtlanmıştır. *Küçük parmağınız çok yakın bir zamanda üreme hücreleri saçmaya pek başlamayacaktır. *Ama bahar geldiğinde bir elma ağacının herhangi bir dalının ucu çiçek açarak çiçektozu saçabilir. *Bitkiler yeni yaprak açabildikleri her yerde çiçek de açabilirler. *Ne var ki bitkiler; sıradan bir yaprak kümesine, bir çiçeğin kısımlarına dönüşmelerini bir şekilde “söyleyebilmelidir”. *İşte Meyerowitz’in laboratuarı işi buradan ele alıyor. *
Yıllarca süren sabırlı bir genetik araştırması, anılan dört kısımdan yanlızca iki ya da üçünü yapabilen başkalaşık türler soyutabilmiş; bu başkalaşıkları çaprazlaştırarak da normal bir çiçeği yapmak için belli bir sıralamayla etkinleştirilmeleri ya da etkisizleştirilmeleri gereken dört tane geni belirleyebilmiştir. *Bu genlerin her biri yeni filizlerin hücrelerine birer dizi im salarak bunların ne zaman sıradan bir yaprak yerine bir çanak ya da taç yaprağına dönüşeceğini “söylüyor”. *Ayrıntılar dikkate değer; genler arasındaki etkileşmeler ise hayranlık verici. *Benim için ise bu bilimsel ayrıntılar ilk komünyonumdan otuzyedi yıl sonra pastanın üzerindeki krema gibiydi. *Asıl mesaj ise “Peder Murphy, yanılıyordun!” diyordu, *“Çiçekleri Tanrı değil çiçek indükleyici genler yapıyor”. *Bizim papazın hatâsı, herkesin her zaman yaptığı gibi Tanrıyı, bilimin henüz açıklayamadıklarında bulmaya uğraşmaktı. *O, Tanrının en iyi bulunacağı yerin, bilinmeyen yöreler, anlaşılmış olmanın aydınlığını henüz görmemiş karanlık köşeler olduğunu varsayıyordu. *Öyle anlaşılıyor ki buraları bakmak için tam da en yanlış yerler. *
-Burası yazarın, inanç tercihinde bilim adamı olarak bilimin Tanrı düşüncesi ile çelişmediği fikrinin savunulması olarak duruyor. Yani yazar hem bilim adamı, hem de bulamadım diye Ret yoluna gitmiyor. Çünkü çocukluğundan beri bir dinin etkisinde. Aslında yazar burada bence, aidiyet ile alakalı bir şeyler daha söylemek isterdi. Ama bu yazarın bilim adamlığı etiketi ile bağdaşmayacaktı.
Yazar, Tanrı’nın varlığını yanlış yerde aratan papazlara karşı bir cevap bulduğu için sevinçli. Tanrıyı nerde aramamak gerektiğine karar verdiği içinde sevinçli. En önemlisi 40 küsur yaşına kadar içinden çıkamadığı ve kendine sorup da hep bir sağır kuyu gibi umursanmazlığının son bulduğu için sevinçli. İşte krema ile tarif ettiği şey bu.
Yazar burada Tanrıyı ret etmek yerine, Tanrıyı karanlıkta aratarak, kendilerini ampul gibi sunan dincilerin yanlış olduğunu söyleyerek, Darwin’in agnostikliğini de sahiplenmiş olmaktadır. Çünkü Yazar sıkı bir darwinisttir.
Tanrının varlığını kabul etmeyen sevgili Frodo ve üçünyüyol, kendi düşüncelerinin tezahürü olarak haklı bir tepki ile yazarın inançlı olduğunu ve bunun bilim adamı kimliğine yakışmayacağını vurgulamışlar. *O zaman bir soru geliyor akla. Yazar bilim adamı değilse nedir? Bilim adamı olup olmadığının kriteri olarak Tanrı’yı ret etmeyi ele aldığımızda, Tanrıyı kabul eden bilim adamlarının insanlığa katkılarını yok mu saymalıyız. *İsalm alimi olarak tanınan bir sürü modern bilimin öncüleri var diye biliyorum. Sıfırın bulunması, kesirin bulunması ve bir sürü *ilim adamının var olduğu ve bu çalışmalarının amacının beşeriyetin faydasına olduğunu biliyoruz. Edison bildiğim kadarı ile ateist değildi, Einstein de değil diye biliyorum. *Demek istediğim o dur ki, yazarın tercihinin ne olduğundan çok, yazarın sunduğu çözümün etkisinin ne olacağını sosyolojik olarak tartışmak daha olumlu olur bence.
Ayrıca tartışma çıkartmak istemem ama insan bence tarafsız olamaz. Tarafsızlığı savunabilir ancak.
Hem, bilimsel sonuçlar ile fikirlerini açıklayan diğer bilim adamlarının da inançsızlıklarının etkisi ile farklı sonuçlar ortaya koyması olasılığı yok mudur?
Sevgili üçüncüyol, yazarın Tanrıya olan inancının, Hıristiyanlığın kabulüne kadar gidecek bir önermeyi örnek olarak vererek, aslında halkların tepkisinin tanrının varlığına değil, tanrısal söylemleri sahiplenen dincilerin varlığına bir delil teşkil edeceği için tehlikeli olduğuna dikkat çekmiş. *Bu konuya bende yürekten katılıyorum. İnançsal tercihi olarak Tanrının var olmadığı fikrinden hareketle de bunu doğru cümleler ile savunmuş.
Din ile bilimin tümevarım ve tümden gelim kuramları ile açıklanması yanında, üçüncü bir yol olarak, nehrin ortasında buluşabileceklerini ütopik olsa dahi kabul etmenin kimseye bir zararı olmaz. Bir kuram tümden kopup parçalanarak gelirken, diğeri parçaları toplayarak ortada aynı bütünün ½ si olarak birleşebilirler demenin bir dayatmacılık olamayacağı da açıktır.
Hepimizin bildiği gibi, tabii bilim somut sonuçlara varmak içindir. Varılan sonucun hakların yönetilmesinde yorumlanması ise herkesin sandığı gibi felsefenin alanı değildir. Zira felsefe tarafsızlık ilkesi ile hareket etmez. Beşerin somut hareketlerinin, bir amaca göre yorumlanarak sosyolojinin katmanlarına sunulmasına çalışır. Bu nedenle Tanrı’nın varlığı felsefede bilinmezlik ile sonuca bağlanırken, sosyolojide bu bilinmezlik Tanrının yokluğunun ispatı için done olarak kullanılmaktadır çoğu zaman.
Doğa bilimi ise yönetimsel güçlerin ekonomik gücüne her dönem ihtiyaç duyduğu için, açıkladığı bilimsel sonuçlarında dönem dönem farklı yargılara neden olduğu açıktır.
Nasıl ki kilisenin gücü ile bezelyeden atalara bir formülsel bir sonuç çıkmıştır ve bugün bu sonuç Tanrıyı ret etmek için kullanılmaktadır, öyle de Tanrı görünmüyor öyleyse nasıl oldu bu diye araştıran bilim, bigbang *bir sonuca şimdilik varmış ve bunu da dinciler tanrının ispatı olarak görmüşlerdir.
Bu işin o kadar karışık bir hal aldığını Darwin in bile bir agnostik olarak ölmesinden anlayabiliriz.
Yazarın bu açıdan, bilinmeyenin boşluğunu doldurduğu halde çekinceli davranmasının sebebi de sanırım, kesin yargıların ileriki keşiflerde düşüncesine gem vuracağını kabul etmesinde yatıyor.
Çünkü boşluk o kadar çok ki, bu boşluğun dolduğu an, zaten maddenin ömrü de tükenecek. Siz buna ister kıyamet deyin, isterseniz yenidünyaları keşif etmek için sebep. Değişen bir şey olmayacaktır.
Yani yazar tercih ettiği bir inanç ile yaptığı işin arasında bir çelişki olmadığını bu şekilde çözmüş. *Öbür türlüsü ise, baştan bir tezi ortaya koyarak onu savunmak olur ki bunun adı bilim değil, tez için delil toplamak olur. *Doğa bilimi salt gerçeğin peşinde koşar diye öğrendiğim bilgi eğer yanlış ise de, bu yazdıklarımın bir önemi kalmaz. Fikrimi ona göre revize etmem kaçınılmaz olur.
Kissadan hisse: Bir duzen var ise bu tanrinin varliginin bir kanitimidir ? Yoksa doganin ve evrenin varligini anlamaya calisirken nesneler arasindaki iliskiyi ancak biz insanoglu belli bir duzenler icinde mi algilamak gerekliligini duyuyoruz ? Acaba bu bulguladigimiz sistemler/kanunlar bizim soyutlari kavramlastirmamizin daha karmasik bir ust seklimidir ? .
Evren de olculen bir metre mi daha gercektir yada bir foot mu ? bir kilo mu ya da bir akce mi ?
Sevgili Üçüncüyolun çıkartmış olduğu hisseye de bir göz atmakta fayda var.
Tanrıyı ispatlamaya çalışan dincilerin ne kadar hatalı bir yola girdiğini tespit açısından bence çok önemli sorular.
Oysa inancıma göre,
Tanrı ispat edilemez, kabul edilir.
İspat etmeden kabul etmem, öyleyse maddesel olarak ispat etmeliyim *diyenler ise teşekkül eden dincileri teşkil eder. Zira maddi çıkarımlar için tanrıyı silah göstermelerinden anlıyoruz ki, amaçları maddesel güç olduğu için, inançları da maddeden bağımsız olamıyor.
Tanrı ispat edilemediğine göre tanrı yoktur diyebilirsiniz, bu bir tercihtir ve kimse de bu fikrin karşısında bir şey diyemez. Çünkü bu bir oltadaki yem gibidir. Eğer ispat edilir derseniz bu kez Tanrı siz olursunuz. Zira bir şeyin ispatı o şeyin tamamının ortaya çıkması ile ancak kabul edilebilir.
Benim kabulum ise, bir atomu görmediğim halde kabul etmek gibi birşey sanki. Yani etkisini müşahede edebilmek yeterli. Edemeyeni de neden edemiyorsun diye sorgulamak çok yanlış.
Tanrı kutsal kitaplarda bu konuya zaten, sonunda gerçeği göreceksiniz diyerek bunun bir final olacağını söylemiştir. Bunun doğruluğunu ise şimdiden kabul etmek tercihten öteye gidemez. Zaten bu yüzdendir ki, dini akımlar arasında Tanrının görünebilirliği veya görünemezliği konusunda büyük kavgalar çıkmıştır. Yani bu konu Tanrı'yı kabul edenler için dahi bir ayrılık konusudur. Kaldı ki etmeyenler için haydi haydi görüş ayrılığı olarak durması gerekir.
Bir Kızılderili atasözü şöyle der,
Önümde yürüme, seni takip etmeyebilirim.
Arkamda yürüme, öncün olmayabilirim
Yanımda yürü, böylece her ikimizde eşit oluruz.
İyi de Oki, bu anlattıkların ile Kutsal kitaplar arasında neredeyse hiçbir alaka yok. Ne dersin?
-Kutsal kitaplar konusunu yazının tamamını beraberce yorumlamanın sonunda bir bütün olarak değerlendirmeyi düşünüyorum. Şimdi konu dağılmasın derim.
Akşamki yazıya başlamadan önce, aradaki yazılar ile birlikte paragrafları da atlamadan bir şeyler yazmaya çalıştım.
Oki’nin her dediği doğru olmadığı gibi yanlışta değildir. Lütfen bunu unutmayınız.
Frodo ve üçüncüyol’un yorumlayarak katkıda bulundukları paragrafları Mhmmd ile birlikte ortak bir çalışma ile yorumlamaya çalışacağız. Sanırım bunun için her ikimizin boş olduğu zaman dilimini kollamak gerekiyor.
Akşama görüşmek üzere;
Selamlar.
Sevgili Oki,
Senin fikrin de onemli, herkesin fikirleri onemli benim icin.
Isten firsat bulunca okuyacagim bu son iletini cevabi da yazarim.
Evet haklisin bir paragrafi inceleyecektik butunu konu aldik. Bu ilk iletileri giris bolumu olarak algila, yani fikrimizin ozeti. Bundan sonra daha yavas butunun parcalarini inceleyelim.
Yazismak uzere...
Daha sakin bir zamana konuyu ertelemeyi teklif ediyorum.
Kabul edenler?
Kahvemi bitirmek üzereyim. Hem forumun yaşadığı dalgalanma yapaydır. Dipten gelen dalgalar
kadar yıkıcı olmaz, bence devam :lol:
Hala is yerindeyim . Bu aksam yazmayi planliyorum, haftasonu da yazarim yazmaya degecek fikirlerim olursa. Ama isteyen yazsin , konu cok ilerlerse geri vitese atariz *:D
spartacus
15-12-2007, 00:44
Kolay gelsin..
Sevgili Oki, Ucuncuyol, Frodo sizleri tebrik ediyorum... Bir konu ancak kendi özünde bu kadar güzel bir yöntemle ele alınabilirdi, benim acelem yok :) şahsen bir okuyucu olarak söylüyorum ki, yormayın gözlerinizi.. Bu günde peygamber vitesine(boş) atın..
"Tanrının varlığını kabul etmeyen sevgili Frodo ve üçünyüyol, kendi düşüncelerinin tezahürü olarak haklı bir tepki ile yazarın inançlı olduğunu ve bunun bilim adamı kimliğine yakışmayacağını vurgulamışlar. *O zaman bir soru geliyor akla. Yazar bilim adamı değilse nedir? Bilim adamı olup olmadığının kriteri olarak Tanrı’yı ret etmeyi ele aldığımızda, Tanrıyı kabul eden bilim adamlarının insanlığa katkılarını yok mu saymalıyız. *İsalm alimi olarak tanınan bir sürü modern bilimin öncüleri var diye biliyorum. Sıfırın bulunması, kesirin bulunması ve bir sürü *ilim adamının var olduğu ve bu çalışmalarının amacının beşeriyetin faydasına olduğunu biliyoruz. Edison bildiğim kadarı ile ateist değildi, Einstein de değil diye biliyorum. *Demek istediğim o dur ki, yazarın tercihinin ne olduğundan çok, yazarın sunduğu çözümün etkisinin ne olacağını sosyolojik olarak tartışmak daha olumlu olur bence."
Oki bilim adamı olmak için ateist olmak gerekir diye bir iddiam olmadı. Hatta yazarın bu yönde
eğilimleri beni rahatsız bile etmez. Sadece bilim insanı sınanmaya açık fikirler ortaya atar. Bilim adamının dinsel inancı olabilir elbette. Hatta bu konuda oldukça fazla örnek vardır. Kimileri tarihsel dönem itibarı ile başka bir düşünce taşıyamayacakları için inançlı iken kimileri de "sapına kadar" teisttir. Maxwell en ünlülerinden biridir mesela. *Ancak burda dikkat edilmesi gereken bilimin vaaz etmeyeceğidir. Onun dogmaları olamaz, olduğu dönemlerde de bu dogmalar yıkmak için çaba sarfeden başka biliminsanlarının iştihasını kabartır. Ezbere yazdığım için yanlış isim vermek istemiyorum ama iki fizikçi Einstein'ın genel görelilik kuramını "yıkmak" için yola çıkıp ,izledikleri bir çift yıldız sisteminin uzay-zamanı büktüğünü tesbit ettiler. Genel göreliliğin öngörülerinden biri olan bu sonuç, kütleçekimi kuramında alternatif yaklaşımların yolunu açtığı için nobele layık görüldü. İnsani bir çaba olarak bilim, öncüllerinin açtığı yolda hatta öncüllerinin öngörülerini yıkarak ilerler.
Tanrı inancı için şimdilik bir şey soracağım : ilk taştan aleti yapan insan sence "bunu ben yaptım,peki bu ağacı, bu dağları ve nihayet beni kim yaptı" diye düşünmüş olabilir mi ?
Sevgili Oki,
Yazisma ortaminda bazen fikirlerimiz karsi tarafa tam aksedilemiyor. Cunku detaya girince yazi uzadikca uzuyor. *Hatta bu sorun iki veya daha fazla kisi tarafindan farkedilmeyip cozumlenmeyince hir gur de cikabiliyor. Bunun bircok ornegini ben kendi adima bu ortamda gordugumu soyleyebilirim. Onemli olan bazen yanlis anlasmalarin daha aciklayici yazilar ile giderilmesi. Sanirim Frodo bunu guzel bir sekilde yapmis. Ben de kendi adima Frodo'nun yazisina benzer bir aciklamayi yapmak istiyorum:
Ben de bilimadamligi ile inancsal tercihi ayri tutuyorum. Ama yazarin Hiristiyanligini belirtmesi hiristiyanlik dini ve kendi dusunceleri arasinda (bence) celiski yaratmis. Hiristiyanlikta birak tanriyi ispat etmeyi, tanri bizzat insan seklinde dunyaya inmis ve cevresindeki insanlarca taniklik edilmis olarak sunulur. Hiristiyan'im diyen kisiler bunu gercek olarak kabul ederler. Yazida yazarin bunun zittini belirtmedigi icin ben de onun bu ogretiyi boyle kabul ettigini anliyorum.
Bilimde tanrinin bulunacagini savunanlar aslinda deistlerdir. Aklima gelen iki deistten biri Einstein digeri ise Thomas Paine. Ikisi de kutsal kitaplarda yazilanlari kabul etmeyip tanrinin parmak izinin ( parmak izini mecazi anlamda kullaniyorum ) bilimde ve evrende bulunacagini dusunuyorlar.
Yazarimizin bahsettikleri ile ne kadar benziyor degil mi ? Isaac Newton'u ele alalim, o da butun bu evrenin ve yaratilisin tanri fikrini dogruladigini belirtiyor ama insanoglunun dunyevi islerine karismak geregi duyan bir tanri fikrinin tanrinin herseye kadirdir dusuncesine ters oldugunu savunuyor. Ama kendisi tanriya inaniyor, ve evrenin yaratilmis oldugunu bilimde bulabilecegimizi dusunuyor.
Ama sen de bilirsinki , Hiristiyanlik olsun Muslumanlik olsun ya da Musevilik , bu dinlerin iceriginde insanoglunun dunyevi islerine karisan bir tanri vardir. Bu tanrinin gazabi vardir, insanlarin inanclarina gore bir secimi vardir. Bazilari sevgili kuludur cennete gider, bazilari ise ona *inanmadiklari icin cehenneme. Kendisine ibadet edilmesini ister. Butun bunlar ben de ilahi diktatorlugu cagristiriyor. Benim kabul edemedigim , mantigima ters gelen, *bu tanri kavramidir. Yoksa benim deistlerin kabul ettikleri tanri kavramina bir itirazim yok. *Ben boyle bir tanrinin kabul edilip edilmemesini secim meselesi olarak goruyorum.
Burada sanatcinin kimlik ayrisimininin olmasi gibi bilimadaminin da boyle bir ayrisimi yasadigini dusunuyorum. Yani bir sanatcinin icra ettigi sanatinda yasadigi kimlikten ayri olarak ozel hayatindaki kimligi. Bence bu iki kimligin birlestigi uyum sagladigi zamanlar oldugu gibi ayri dustugu celiskiler yasadigi donemler de olmaktadir. Yani ayni sekilde bu cikarimi *bilimadami icin yapmak da mumkundur diye dusunuyorum.
Bir bilim adami olan kisi hiristiyan/musluman/musevi olabilir mi ? Evet, gayet tabiii, ornekleriyle mevcut. Ama bu kisilerin bu iki ayri kimligi nasil birlestirdiklerini bilemeyiz. Ancak Newton, Einstein gibi bilimadamlarinin din hakkindaki goruslerini yazmalarini/soylemelerini bekleriz. Belki de bu iki kimligin herzaman birbiriyle tutarli olmasini beklememiz yanlis bir yaklasim. Tutarli olanlar varmi ? evet. Tutarli olmayanlar varmi ? yine evet. Tutarli olmasi gerekirmi ? Hayir.
Bu aciklamalarimdan sonra sunu anafikir olarak belirtebilirim: Yazarin tanriya inaniyorum ve bilim ile onu bulabiliriz mesaji degil, *"Hiristiyan'im ve bilim ile hiristiyanligin tanrisini bulabiliriz" mesaji beni rahatsiz etti. Bu mesaji dolayli olarak verdigini cikardim bu yazidan. Yanilmis olabilirim.
Herhalde bu aciklamalarim benim ne dusundugumu daha iyi anlatmistir o yuzden burada noktaliyorum. Hala ne anlatmak istedigimi tam manasiyla anlatamadigimi dusundugum anda eklemeler yaparim.
Daha sakin bir zamana konuyu ertelemeyi teklif ediyorum.
Kabul edenler?
Biraz tebliğci ağzı ile konuşayım *:lol: *
-Meşveret güzel şey yahu *:)
Kolay gelsin..
Sevgili Oki, Ucuncuyol, Frodo sizleri tebrik ediyorum... Bir konu ancak kendi özünde bu kadar güzel bir yöntemle ele alınabilirdi, benim acelem yok :) şahsen bir okuyucu olarak söylüyorum ki, yormayın gözlerinizi.. Bu günde peygamber vitesine(boş) atın..
Sevgili spartacus ;
Belki senin acelen olmayabilir ama,senin katılmanı bekleyenler olduğunu da düşünmelisin *:)
Sadece *bilim *insanı *sınanmaya *açık *fikirler *ortaya *atar. *Bilim *adamının *dinsel *inancı *olabilir *elbette. *Hatta *bu *konuda *oldukça *fazla *örnek *vardır. *Kimileri *tarihsel *dönem *itibarı *ile *başka *bir *düşünce *taşıyamayacakları *için *inançlı *iken *kimileri *de *"sapına *kadar" *teisttir. *Maxwell *en *ünlülerinden *biridir *mesela. * Ancak *burda *dikkat *edilmesi *gereken *bilimin *vaaz *etmeyeceğidir. *Onun *dogmaları *olamaz, *olduğu *dönemlerde *de *bu *dogmalar *yıkmak *için *çaba *sarfeden *başka *biliminsanlarının *iştihasını *kabartır. *Ezbere *yazdığım *için *yanlış *isim *vermek *istemiyorum *ama *iki *fizikçi *Einstein'ın *genel *görelilik *kuramını *"yıkmak" *için *yola *çıkıp *,izledikleri *bir *çift *yıldız *sisteminin *uzay-zamanı *büktüğünü *tesbit *ettiler. *Genel *göreliliğin *öngörülerinden *biri *olan *bu *sonuç, *kütleçekimi *kuramında *alternatif *yaklaşımların *yolunu *açtığı *için *nobele *layık *görüldü. *İnsani *bir *çaba *olarak *bilim, *öncüllerinin *açtığı *yolda *hatta *öncüllerinin *öngörülerini *yıkarak *ilerler- FRODO
Bu Paragrafın her bir harfine yürekten katılıyorum.
Ama *sen *de *bilirsinki *, *Hiristiyanlik *olsun *Muslumanlik *olsun *ya *da *Musevilik *, *bu *dinlerin *iceriginde *insanoglunun *dunyevi *islerine *karisan *bir *tanri *vardir. *Bu *tanrinin *gazabi *vardir, *insanlarin *inanclarina *gore *bir *secimi *vardir. *Bazilari *sevgili *kuludur *cennete *gider, *bazilari *ise *ona * inanmadiklari *icin *cehenneme. *Kendisine *ibadet *edilmesini *ister. *Butun *bunlar *ben *de *ilahi *diktatorlugu *cagristiriyor. *Benim *kabul *edemedigim *, *mantigima *ters *gelen, * bu *tanri *kavramidir. *Yoksa *benim *deistlerin *kabul *ettikleri *tanri *kavramina *bir *itirazim *yok. * Ben *boyle *bir *tanrinin *kabul *edilip *edilmemesini *secim *meselesi *olarak *goruyorum- Üçüncüyol
Müslüman gibi konuşup, Ateist gibi düşündüğüm zamanlarda, bir dinci ile atışırken, Tanrı hakkında aynen şunu söylemiştim. “Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” adam zınk diye kalmıştı. Sonra ben sıkı bir inançlı oldum, O kişi beni her gördüğü yerde içime fitne tohumunu eken sen oldun. Sebebi sensin dinden kopuşumun der durur *8O *:roll:
Belki yazı ile alakalı olmayacak ama bir şeyi sanıyorum belirtmemde fayda var.
Dünyada her şey doğuyor, büyüyor, gelişiyor ve ölüyor. *Ama insanların inançları sanki ters işliyor. Bu genel kurala karşı bir direnç gösteriyor bence.
Şöyle ki;
Yeni din kuralları, yani şeriat, eski şeriatı tasfiye etmek için geliyor, yani önce öldürüyor, sonra doğuyor, sonra büyüyor ta ki, dinin aslı gelerek eski dini kuralları, ortadan kaldırana dek. Yani Peygamberler aynı zamanda eski dinlerin de cellâdı oluyorlar hep. Bu nedenle ıslah kelimesi dinlerde önemlidir.
Bu direncin adına da ben dinci baskısının daniskası diyorum. Bugün Müslümanları ele alalım. Bir müslümanı yok etmek için Müslüman olmayan bir düşmana gerek yok. Bir tek dahi ülke yok ki, halkı Müslüman olup ta diğer Müslüman ülkeye düşman olmasın. İyi de ne bu şimdi? *Tanrı birbirinizi yeyin diye mi yolladı bu dini diye sormazlar mı adama? Bir hak benimdir davası tutmuş gidiyor. Hak ne için sorusunun önemi yok. Hatta cısss yasak....
Madem her genel kural doğum ile ölüm arasında ve dinler de bu faniler için vara; o zaman nasıl oluyor da, şeriatları hep bebek kalıyor? Bu doğruyu vaaz edenin mi bir suçudur?
Ben bu konuya çok açık şekilde şöyle yaklaşıyorum. Her din doğar, büyür, gelişir, ölür. *İnanç bir tercih iken, bu doğal gelişim sürecini kabul etmek bir zorunluluktur. Baki olan ise mutlak iradeye olan inançtır. Daha açık ifade ile Tanrı'nın ebedi ve ezeli olması demek, şeriatının değişmeyeceğine delil olamaz.
Üçüncüyol’un mantığımın kabul edemediği dediği yer zaten mantığın kabul edeceği bir yer değildir bence de. Bu nedenle de deistlik çoğu kişinin farkında olmadan kabul ettiği bir inanç şeklidir. *Açık söylemek gerekirse benim de hiç aklım almıyordu. Hatta geçenlerde burada bir yazıda yazmıştım, Şirazi’nin meşhur sözünü, “O ashabı kehf in köpeği ben Muhammed’in askeri revamı bu şimdi, o cennete gidecek ben cehenneme” diye.
Burası da Sufizm ile deizmin kaynaştığı yer olarak bugünde görünüyor. Mevlana’nın bu kadar önem kesp etmesini bu asırda burada aramak lazım bence.
Frodo, Mevlana felsefesi başlığında son yorumunda bu konuya çok güzel değinmiş bence. *(Psikonun Mevlana'nın Kuran'a göre delillerini yazdığı yerin hemen üstünde olan yorumu.)
Şimdi geliyor asıl kazık soruuuuuu;
İyi de Tanrı bunları kitaplarında söyledi mi; söylemedi mi? , İnançsal tercihim o dur ki kesinlikle söyledi.
Daha kazık soru; Niye söyledi? Bu soru yıllarca kafamı kurcaladı durdu.
Sonra bir gün benim ortanca kızım, ben evde birazda sıkkın, süklüm püklüm otururken, “Baba neden üzgünsün dedi.” Önce yalan söyledim. Değilim dedim. *Ama kızım 9 yaşındaydı ve insan hareketlerini gözlemleyerek bir karar verme yaşını doldurmuştu. “Ama baba sen üzgün olmasan beni severdin, *gülerdin” dedi. Bu cümle ile kaçamayacağımı anladım.
Dilim döndüğünce onun neden üzgün olduğumu anlaması için, yalan söylemeden, hayalinde canlandıracağı mizansenler yaptım. Hatta hiç unutmam kelebek örneğini vermiştim. Kelebekler özgür olmak isterler bu nedenle de onları bir kafese kapatırsalar kelebekler üzgündür mealinde bir örnek vermiştim.
Kızım şu an 18 yaşında ve kelebeklerin özgür olmak için uçtuklarına inanıyor. Bu doğrumu evet bende katılıyorum. *Üstelik artık bir kelebeğin o muhteşem görüntüsüne ulaşabilmek için hangi devrelerden geçtiğini ve ne kadar ömrü olduğunu, tırtılın aslında kelebek olduğunu anlıyor. Yoksa kelebek mi aslında tırtıl diyerek yeni bir tartışma başlattım. Şimdi onu düşünüyor *:?: *:wink:
Din’in bebekliğinde söylenenler gençliğinde salt gerçek olarak anlaşılırsa eğer, o din hep bebek kalır.
Neyse, bu yorum falan olmadı. *Muhatap bulup içimi dökmek gibi oldu. İyi de oldu.
Şimdi madem meşveretten devam kararı çıktı; Yazının kalanına devam edeyim.
Buraya kadar çıkan sonuçları özetlemek gerekirse,
Evrimi savunup Tanrıya inanan bilim adamları vardır.
Dincilerin baskısı Tanrı’nın önüne geçmiştir.
Bilim vaaz etmez.
Bilim adamının inancı, vaaz etmediği sürece, bilimsel araştırmalarının önemini düşürmez.
İnanç bir tercihtir.
Darwin öcü değildir.
Hımm Darwin dedim de arkadaşlar bir şeyi atladık. Bu önemli. Şimdi 96 oktav sizce neden evrim yoktur diyerek arkasına büyük maddi destekler alıp yırtınıyor?
Bu sorunun çok çarpıcı bir cevabı var sanırım. Ayrıca cevap beni ve diğer birçok arkadaşı, daha bir rahatlatacak nitelikte. *
Evet, tam yeri gelmişken bir soru geldi aklımıza ve soralım;
Neden 96 Oktav Evrimi yok etmek için çırpınıyor. ? Evrim yok varsayıldığında, bunun toplumsal etkileri uzun vadede ne olur? *Acaba Einstein’ın inanç tercihi, bir ateist için mi daha tehlikelidir veyahut ünisex 96 oktav için mi?
Yazı nasılsa yerinde duruyor. Kesrette boğulmadan, bu soru ile bu konuyu birer yorum ile açmayı teklif ediyorum. *Sonra kaldığımız yerden devam ederiz. *Hem böylece, sevgili spartacusun dileğini de yerine getirmiş oluruz. Peygamber vitesine sallamak lazım arada.
Böylece spartacusu de kayığa atmış oluruz ne dersiniz? *:)
Kabul edenler?
Lem dümbük Oki, meşverete hemen başkan yaptın kendini. İki de bir oylamaya sunuyorsun. *İn lem oradan aşağı, ben başkan olacağım.
Hay hay Şansalım, canıma minnet. Al şu semeri de. Bundan sonra müdür sensinnnn.
Oh beeee. Yırttık…. * :)
Selamlar…
"Yazının aldatıcı olup olmadığını anlayacak kadar maalesef bilgim yok. Bilim gerçeğin peşinde somut verileri ararken bu konuda kesin yargılar verebilmek için, bilimin amacını en baştan bütün bilim adamlarının tekbir amaç için koyması olarak ele alırsak ancak kabul edebiliriz bence.
Oysa, bilim çoğu zaman Tanrıyı bulmak için çıkılan yolda varılan gerçeklerin açtığı çığırlar ile sıçrama kat etmiştir diye biliyordum ben.
Sizin kesin yargınızdan bu konuda bilginizin çok iyi olduğunu çıkartıyorum. Buna çok sevindim. Danışabileceğim bir bilim adamını tanımak çok heyecan verici. Yargınızı ben o paragrafa gelince mutlaka göz önünde tutacağım. ">>>>>oki..
Bu üç paragrafını not ettim oki :)
Birincisini kafa karışıklığı için,
İkincisini yanılsamaya iyi örnek olduğu için,
Üçüncüsünü ise inceden dalga geçmenin çarpıcı örneği olduğu için.
Sıram gelene kadar kahvemi yudumlamaya devam ediyim en iyisi..
Bu üç notu unutacağımı sanmadın değil mi 'mesveret' idare amiri *:lol:
Üçüncü notu latife olarak ihmal edebiliriz sanıyorum. Ama ikincisi çok önemli ve tekrar tekrar
tartışılmasına ihtiyaç var.
"Oysa, bilim çoğu zaman Tanrıyı bulmak için çıkılan yolda varılan gerçeklerin açtığı çığırlar ile sıçrama kat etmiştir diye biliyordum ben." ---->> oki
Bilimin bir amacı varsa Tanrıyı bulmak olmadığını düşünüyorum. Tam aksine Tanrıya veya onun
yeryüzündeki hizmetkarlarına rağmen vardır bilim. Anaksemiedes (di yanlış hatırlamıyor isem)
güneşin çok uzakta ve Korient yarım adası büyüklüğünde olduğunu ileri sürdüğünde Zeus'un
öfkesinden canını zor kurtarmıştı. Elbette Zeus ve ya diğer tanrılar onun peşine düşmediler çünkü
bu işi yapacak yeterli sayıda "elçileri" vardı dünya üzerinde.
Şimdi rahibin çiçeğin açmasında (bilgi açısından boşluğun bulunduğu yerde) bulduğu Tanrı yanlıştır. Neden ? Çünkü o çiçeğin nasıl ve neden açtığını öğrendik. Demek bu bir yanılgı idi.
O halde Tanrı "karanlıkta" değil aydınlıkta olmalı !!! O darwin'in Tanrısıdır belki de. Zeus'un işlevsiz kaldığı yerde Yhw gibi bir şey mi bu ? Peki tanrı kavramının kendisi yanılgı olamaz mı ?
Sevgili Frodo;
Üçüncü kayıt ettiğiniz notu göz ardı edelim haklısınız :)
"Oysa, bilim çoğu zaman Tanrıyı bulmak için çıkılan yolda varılan gerçeklerin açtığı çığırlar ile sıçrama kat etmiştir diye biliyordum ben." ---->> oki
http://www.matematikdunyasi.org/arsiv/PDF/05_3_91_96_LEIBNIZ.pdf
Yukarıdaki link ile sanırım ne kast ettiğim daha net anlaşılacak.
Peki tanrı kavramının kendisi yanılgı olamaz mı ? -Frodo
Güzel bir soru....
Dawkin'sin kitabı bu konuda bize sanırım tartışmak için gerekli malzemeyi bolca sağlayacak. Bir de okuyabilseydim :)
Şimdi ; kaldığımız yerden 96 oktav ile ilgili soruya geçebiliriz sanırım.
Evet kabul edenler :)))))
Selamlar....
Neden 96 Oktav Evrimi yok etmek için çırpınıyor. ? Evrim yok varsayıldığında, bunun toplumsal etkileri uzun vadede ne olur? *Acaba Einstein’ın inanç tercihi, bir ateist için mi daha tehlikelidir veyahut ünisex 96 oktav için mi?
.......
Herkes bir yorum yazacak, *asıl konuya bir parantez niteliğinde olduğu için, tartışma eksenini kaydırmayalım derim ben. *Kabul edenler *:)
Yazımda şahsi bir hakaret olmayacağı için söz konusu şahsın ismini kullanmakta bir beis görmüyorum. Ama havadan nem kaparak Sayın Adnan Oktar’ın, bazı ateistforum siteleri ile işbirliğine girmesi yolu ile sitenin kapatılmasına neden olabilecek tehlikeli durum var ise, peşinen yönetim tarafından Adnan Oktar isminin editlenmesini talep ediyorum.
Aslında düşünmedim de değil, tam da siteye aba altından sopa gösterenler varken bu konuyu açmalımıyım diye.
Neyse başlayalım bakalım, çok sert olursa, at sütü ile kımız yaparız.:)
…
Evrim yoktur. Peki, öyle olsun.
Evrimin kabul edilmemesi ile bakalım halkımın inancında neler oluyor.
Kuran’da evrim yoktur denilerek, evrimi savunan insanların söylemlerinin baştan yanlış olduğu ve dini bir yaşayışın gereği olarak kabul edilemeyeceği söylenmiş oluyor.
Evrim savunucuları, Allah’ın en büyük düşmanı gösterilerek, bu sözde düşmanın susturulması sadece mehdi tarafından yapılabilir tarihsel öngörüsü ile bir mehdinin yolu açılıyor.
Bu mehdi ise imza olarak Muhammed’in mührünü kullanan Sayın Adnan Oktar’dır. *Kendilerini böyle görüyorlar.
Yani neymiş, evrim mevrim hikâye, maksat bir düşman tanımlamakmış. Sonra da düşmanı zirü zeber eden bir bilimin sahibi olan kişi olarak ta Mehdi Adnan Oktar’mışşşşşşşş….
Sabah akşam Tevrat okudu oğlu tarafından belirtilen Babuna’nın bunlar ile ne işi vardı?
Siyonizm mehdiyetin canlı tutulması için elinden geleni yapar. Zira mehdiyet halkların harekete geçeceği bir zildir aynı zamanda. Bu zilin düğmesini kontrol etmek için, Siyonizm bu işin içindedir. *Onlar için bu olay 2069 yılında kullanılacak basit bir harekete geçirme zilidir başka bir şey değil.
Adnan Oktar’ın kendisini mehdi ilan etmesi ayrıdır, halkın onu mehdi kabul etmesi ayrı diye bir soru hemen belirir kafalarda.
Sorun halkların kabul etmesi değil, böyle bir söyleme dayanarak halkın içersinde kargaşa çıkmasıdır asıl mesele.
Dikkat ederseniz, bundan 25 sene evvel Birisi size Fethullah Gülen dese siz hadi canım, uçuyorsun derdiniz.
Fethullah gülen’in ölümü ile ortaya konacak bir senaryonun, İngiliz örgütlemesinden başka bir şey değildir oysa her şey. Exeter üniversitesinde hazırlanıp paketlenip evrimin olmadığı ile ilgili yollanan cd ler, aynı zamanda, *özellikle genç beyinlere verilerek, bilim ile çelişmeleri ve din ile bilim arasında ikilemde kalarak bocalamaları sağlanmaları da bonus olarak hedeflenmiştir.
Oysa Bu aşamada bir yandan, Evrimin en sıkı düşmanı sayılan Katolik kilisesi evrim ile dinlerini bağdaştıracak söylemlere girişmişlerdir bile. Önemli değil nasılsa diyalog ile bu halka da anlatırlar değil mi ya. Ha onlar kabul etmiş ha Müslümanlar.
Ayrıca evrimi kabul eden bir Müslüman asla ve asla misyonerlikten etkilenemez. Oysa misyonerlik bugün bir sektör olarak kocaman güçtür. *Evrim yok dediğinizde bütün dincilerin gelir kaynakları tehlikede demektir. *
Evrim vardır a bakalım şimdi de…
Evrim var dediğimizde, beşerin iradesi kabul edilmiş olur. Bu Tanrı’dan ayrı bir yaratma iradesi değil, tanrının sahip olduğu mülkü yönetme iradesidir. *Tanrı, biz bu görevi dağlara teklif ettik kabul etmediler de, insan kabul etti diyerek, insanın ne kadar da zor bir tanrısal görevi üstlendiğini inançsal tercihim olarak bizlere söylemiştir.
Evrimi kabul etmek demek Mehdiyete inananlar için aynı zamanda Mehdi’nin bir anneden ve babadan geleceğinin de ispatıdır.
Kuran’ın tamamını ahkâm olarak okuyan ve Müslüman olup mehdiye inanmayanlar için ise, evrim demek Kuran’ın ahkâmı ile tamamen zıt olmak demek olduğu için, inançları mutlaka sarsılacaktır. *Bu inanç zafiyeti onların kendi başlarına bir hak mücadelesinin içinde yer almasını sağlayarak, ezilmişliklerinin suçunu kaderde değil, kendi yanlış edindikleri ilahlarında aramalarına neden olacaktır. *Bu nedenle emperyaller bu halkın uyanmaması için büyük paralar ile evrim yoktur diyenlere destek çıkarlar. Çünkü evrim aynı zamanda halkın kendi başına olduğunun bir ucudur.
Tanrı’nın sevk ve idaresinin, yine kendileri ile yapıldığını fark edecekler ve gerçek halkın gücüne muazzam bir katkı yapacaklardır.
Özetlemek gerekirse,
Evrim yok denildiğinde;
Mehdinin gökten gelmesi şart olur.
Bir sürü mehdi ortaya çıkar. Yüzük kimdeyse mehdi odur diyerek, Adnan Oktar kendisini darı ambarında görüyor şimdiden diyebiliriz.
Bu yazdıklarımı test etmek için Adnan Oktar’a buradan sesleniyorum.
“Sayın Oktar; Kendinizi veya sizden sonra başka birisini şahsı manevi adı altında, Peygamber mühründe buluşun diye ortaya çıkmayacağınıza veya çıkartmayacağınıza bu halkın önünde Allah’ın huzurunda, söz verir misiniz?”
Bu yazdıklarıma inançsız arkadaşlar dudak bükerek, bu saçmalık diyeceklerdir. Ben de inançsız olsam aynen böyle düşünürdüm. Ama inancın ne kadar etkili bir zamk olduğunu bildiğim için bu deli saçması gibi gelen kurgunun birçok hatta milyonlarca insan için gaybi birer işaret olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bunun sebebi Tanrı mıdır? Hayır. Bunun sebebi, din adı altında halkları ezen dincilerdir. Kutsal kitaplarda peygamberlerin neden geldiğini dikkatlice okursak eğer, suçlunun kim olduğu daha belirgin olacaktır.
Evrim var denilirse ne olur?
Evrimin var olması demek, bir düzenin var olması demektir. Bu düzende kuralların olduğu, bu kuralların ise bir iradeye mi yoksa döngüsel bir genişlemeyemi ait olduğu ise zamanın çözeceği bir konudur. *Hiç birimiz bütünü görecek kadar yaşayamayacağımıza göre de, sonucunu bilemeyeceğim bir somut veriye bugünden kesin bir yargı ile ben şahsım adına yaklaşmıyorum.
Evrim ile Tanrının yaratma fiilinin nasıl olduğunu anlamak, kimileri için bir boşluğun dolması olarak kabul edilebilecekken, kimileri içinde, puzzel a bir parçanın daha yerleşmesi olarak gelebilir.
Her iki durumda da, evrim var dendiğinde, insanın bu doğaya ait bir varlık olduğu ve gelişim sürecinin öğrenme ile orantılı olduğu, her insanın eşit olduğu ve eşit haklara sahip olduğu kabul edilmek zorunluluğu doğar. *Dinin bir sacayağı da tam bunu söyler zaten. *Allah indinde bütün kullar eşittir. Eşitlik olabilmesi içinde Mutlak gücü Tanrı’ya vererek insanların tek bir kural altında toplanmasını ve birbirlerine üstünlük taslamamasını, insan olmalarının tek bir amacı olduğu, Tanrıya ait olan bu bütün mülkün, işlenip imar edilerek bir amaca doğru, idaresini sağlamaktır. Kural Tanrının kuralıdır. Burada onun hükmü geçerlidir. Bu hükümlere uymayanlar ile mücadele edilmelidir.
İşte burada hükümler nedir sorusu gelir ve iş döner arapsaçınaaaaaaaa…
Beşerin kendine ait sandığı eşit hakların asıl sahibi Tanrı iken, o hakları tanrı adına gasp edenlerin yüzünden, birçok insan kuralların zalimliğinden şikâyet eder. Kuranda ki savaş ayetlerini öne sürerek, bu nasıl vahşet diye Tanrıyı suçlar. Bugün bulunduğu ortamda bu suçlama haklımıdır? Evet haklıdır. Zira Tanrı o dine o dönemde gücünü ortaya çıkartmak için o yetkiyi vermiştir. Zira tanrı kendi adına hareket ettiklerini söyleyen dincileri ortadan kaldırmak için bunları o dönemde o şartlar için söylemiştir. *Bugün Tanrı ne diyor diye bakmak lazım aslında. *
Aslında Tanrı eskiden de bugün söylediğini söylemiştir. Ama o dönemin koşullarını ön planda tutarak bunu bildirirken, Batını ile de geleceğe dönük kurallarını derce etmiştir. Tanrısal söylem ve sır da buradadır. Bugün Hurufi mukataa konusu tam da bu söylediğim ile alakalıdır.
Evet yanlış duymadınız!!! Dedim kiii, Tanrı bugün ne diyor?
Yaaa, gördünüz mü iş şimdi de döndü, en son peygamber meselesine. Muhammed’i en son peygamber kabul ettiğinizde, Zınk, sizi bağlar oradaki ayetler. Gördüğünüz her gayri Müslime İslam’ı tebliğ edeceksinizdir. Kabul etmez ise onu cizyeye bağlayacaksınız, kabul etmez ise de bang…
Kural budur.
Hem en son peygamber Muhammed deyip hem de bu açık kuralı ihlal ederseniz, ilk başta siz kendiniz zaten Tanrının emrine karşı gelmiş olursunuz. İyi de böyle bir durumun bugün uygulanabilirliği mümkün müdür ki? Kocaman hayır. Böyle bir Tanrıyı kimse kabul etmez. İşte bu kısır döngü içinde Mehdi lazımdır bu adamlar için. *
Yani mehdi gelene kadar fetret devri olarak durumu kabul edip, sömürü düzenine en uygun şekilde uyum sağlayıp, halkın hakkını emperyallerden alacak bir mehdiye bırakırlar bütün işi. Ve kendi acizliklerine de böylece kılıf uydurmuş olurlar. *Bu arada riyakâr sazanlar, diyalog miyalog, ahh canımın çiğerimin köşesi peygamberim, bizim dinimiz aslında cihat derken, karşı manavın çırağı cihat ı söylüyor diye, zavallı yılışık hallere düşerek, kendilerini en aşağılık derekeye, düşürürler.
Peki, bu Tanrı’nın suçumu? Eğer yeni bir söylemi olmasaydı Tanrının, evet bu Tanrının suçudur diyebilirdik. Ama Tanrı bunu eski dönemlerde uyguladığı yöntem ile olduğu gibi bizlere söylemiş. *Evet, olay aslında çok basittir.
En eski ve tek olan Mali kül Mülkün hakiminin hakikati ve her bin yılda yenilenen bir din. İş bu kadar basittir oysaki.
Şu tamamen şahsi bir hissiyatımdır ki;
Allah’ın garip bir cilvesi, Aslında evrim yok diyerek inananların neredeyse tamamını Allah’tan uzaklaştırabilecek bir söylemi, sözde Allah’ı savunanlara,
Dinin geleceğini aydınlatma görevini de inanmayanlara tevdi etmiş. *
Lemmm, Oki ne ayak yeni din falan. Hangi dinmiş bu, söyle de bizde bilelim. Yoksa sen misin lemmmm deliiiiiii,
Yok, ağabeyler ablalar, din dediğim babaannenin ilmeği. Bahar vakti geldi ortalık kış olsa bile.
Amma sabit fikirlisiniz haaa. Ahna da küstüm. Konuşmuyorum *:)
…………….
Sevgili Oki, bu yazın aptal ötesi bir yazı kaldırıyorum-FRODO
Sevgili Oki, yazından bir şey anlamadım. Ben b şıkkında ısrar ediyorum-Üçüncüyol
Sevgili Oki, aramışsın telefonum kısıktı duyamadım- O kendini biliyor *:wink:
Sevgili Oki, Türk şoförü en asil duygunın insanıdır. -Aydoe
Sevgili Oki, yazdıklarını çok iyi anladım. Düşünmeye bile değmez – Değişim
Sevgili Oki, Atı tımarlayıp uyutunca yazını okuyacağım- Spartacus
Sevgili Oki, Senin gibi komün-ist’in ben var ya taaa ….- Dilaver
Sevgili Oki, Bu güzel yazın için teşekkür ederim. –Psikokemoterapi
Ey eşek Oki, ölümü yanaşan oki, gider cami duvarına siyermiş. – İlahi bir ses.
Demin duyduğun ses ilahi değil benim sesimdi.- Adnan Oktar…
Selamlar.
metalheart
16-12-2007, 01:49
karadelik....
Sevgili Oki
Güldürdün beni allahta seni güldürsün
Senden başka evrimi savunan müslüman varmı ,yalnızmısın
Feto zaten hristiyanlarla anlaşmış,islamı hristiyanlığa yaklaştırmaya uğraşmakta,islamın batıya dönük yüzüymüş
Sen din devrimi yapmak istiyorsun,islamda rönesans
Öbür adam kişisel ikbal peşinde mehdimi olur niyazimi bilemem
Şöförler eğitimsiz ancak o kadar kendilerini ifade edebiliyor
Nerde yaradılışçılarda o kafa ,senin anlattıklarını anlamak onlara çok zor,alışmışlar ezbere
saygılar
spartacus
16-12-2007, 01:52
Hem en son peygamber Muhammed deyip hem de bu açık kuralı ihlal ederseniz, ilk başta siz kendiniz zaten Tanrının emrine karşı gelmiş olursunuz. İyi de böyle bir durumun bugün uygulanabilirliği mümkün müdür ki? Kocaman hayır. Böyle bir Tanrıyı kimse kabul etmez. İşte bu kısır döngü içinde Mehdi lazımdır bu adamlar için.
Birde şu açıdan bakamazmıyız, aslında peygamberleri temel önermede kabul edilebilir kılan *özünde mehdiliktir.. arzu eden tarihin cilvelerine, peygamberlerin ilk dönemlerine toplumların iç hallerine bir bakabilir. Umut fakirin ekmeğidir, Mehdi ise gerçek ekmeğin peşindedir, ilk önermede Mehdinin bileşimi fakirin umudu, elinin ekmeğidir :) Şimdi kızacaksın bana, kızma salladık peygamber vitesine, kontrolsüz bir seyirde gidiyoruz işte. İşte en çok bu sebeple severim boşa takmayı, insan o kadar boştur ki boş vitesde, o yüzden peygamber vitesi derim ben buna, zaten öylede söylenegelmiş. Bu Mehdi vitesleri boşa taktırmanın mehdisidir, altından peygamberde çıkabilir, mehdişörde, sallamaşörde, hortumşörde, çobanşörde. Önemli olan hangisinin boşa atılmış viteslerde daha etkin olduğu ve hangisine bir gerçeklik payesi biçilebildiğiyle ilgilidir.. malesef son peygamberlik artık tescillidir, bir daha alınamaz ama bu yeni gelişmekte olan ve mehdininde ha bire nemalandığı postmodern bilimin, "gerçek özneldir" söylemine eğilmek gerekiyor. O halde gerçek öznel ise görecelidirde, dolayısıyla 1400 yıl önceki peygamber tescili, sadece inanırları bağlar dolayısıyla ben peygamberim diye ortaya çıkan birisi, kendi öznelliğinde gerçeği ifade etmiş olur :) nasıl ki bir sürü Ayet sadece savaş dönemlerinde indi diyerek, bir kitap somuta indirgenmiş ve dolayısıyla evrenselliği hiç edilmiştir, dönemsellenebilmiştir, pekala son peygamberlikde savaş dönemlerinde kendini peygamber ilan eden çıkarsa bölünürüz açısından söylenmiş olabilir... O halde, fakirin umudu hem bir mehdi özlemi ama hemde bir kurtuluş beklentisiyle Mehdiyi, ama mehdininde kurtuluşun kuyruğuna girmiş, vitesi boşa taktırılmış mmilyonlara önderlik etmesi açısından da peygamberlik rütbesine erişmiş olması gerekir...
Evet Öz Hakiki Öz Nar Hakikat yolcuları(bu arada hayırlı olsun, artık yeni firmamız budur ve seninkinin pabucunu dama atacaktır) atılmış vitesimizin boşluğuna aldırmadan arkanıza yaslanın, rahatça uyuyun, kaptanınız(mehdi) sizi en yakın uçurumda uyandıracaktır!
spartacus
16-12-2007, 01:57
Sevgili Oki, bu yazın aptal ötesi bir yazı kaldırıyorum-FRODO
Sevgili Oki, yazından bir şey anlamadım. Ben b şıkkında ısrar ediyorum-Üçüncüyol
Sevgili Oki, aramışsın telefonum kısıktı duyamadım- O kendini biliyor *
Sevgili Oki, Türk şoförü en asil duygunın insanıdır. -Aydoe
Sevgili Oki, yazdıklarını çok iyi anladım. Düşünmeye bile değmez – Değişim
Sevgili Oki, Atı tımarlayıp uyutunca yazını okuyacağım- Spartacus
Sevgili Oki, Senin gibi komün-ist’in ben var ya taaa ….- Dilaver
Sevgili Oki, Bu güzel yazın için teşekkür ederim. –Psikokemoterapi
Sevgili Oki, eşek Oki, sanamı kaldı Caminin duvarı. - Okinono
Burayı atlayamam, *:lol: *:lol: *:lol:
HarunKAHYA
16-12-2007, 02:19
"Beşerin kendine ait sandığı eşit hakların asıl sahibi Tanrı iken, o hakları tanrı adına gasp edenlerin yüzünden, birçok insan kuralların zalimliğinden şikâyet eder. Kuranda ki savaş ayetlerini öne sürerek, bu nasıl vahşet diye Tanrıyı suçlar. Bugün bulunduğu ortamda bu suçlama haklımıdır? Evet haklıdır. Zira Tanrı o dine o dönemde gücünü ortaya çıkartmak için o yetkiyi vermiştir. Zira tanrı kendi adına hareket ettiklerini söyleyen dincileri ortadan kaldırmak için bunları o dönemde o şartlar için söylemiştir. *Bugün Tanrı ne diyor diye bakmak lazım aslında. *"
sn.oki, ilginç söylemleriniz var, onun için arada karıştırdığımız olursa affedin.. :D
bunları o dönemde o şartlar için söylemiştir. *Bugün Tanrı ne diyor diye bakmak lazım aslında. *
zamana ve zemine göre hareket eden bir tanrı fikri komik değilmi?
Tanrının varolması fikri banada bazen ters, bazen düz geliyor.(o nasıl gelişse şansalım? :cry: )
Ama kutsal diye yutturulan kitapların ve bunların zamana ve zemine uygun konuşan ve *HÜKÜM VEREN TANRILARI bana ters geliyor.. :)
Bence kitaplarda gerçekten tanrı konuşsaydı,o hükümler ve anlatımlar zamanlar üstü olurdu..
O zamanda ne musevilik olurdu,ne hırıstiyanlık ve nede müslümanlık..sadece -tanrıcılık- dururdu meydanda..
metalheart
16-12-2007, 02:44
sevgili oki,
düşündüğün tanrı evrenin başka bir yerinde yarattığı diğer akıllı yaratıklara da (ki onlar da insan olsa gerek) böyle paradoksal inanış tarzları yollamış mıdır sence ??
değerli yorumlarının benim için önemli olduğunu belirtmeliyim...
Sadece "tanricilik" degil miydi baslangicinda. Karli buldu bu isi insanciklar, hepsi bu.
Sevgili Okinono ;
Bu güzel yazın için teşekkür değil,çok çok teşekkür ederim * :)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Bu arada,forumlarda yeni bir başlık var.
Bu yazına yapılan bazı yorumları okuyunca,nedense "Acaba bu başlığı okinono için mi açtılar ?" diye düşündüm *:lol:
Yok yok,"Camii duvarı" diye bir başlık yok.
Tüp'e baktın mı tüp'e,açık kalmış olmasın ? *:lol:
Mevlana'nın,göz gözü görmez bir yerde "Fil"i tarif etmeye çalışan kişiler mesel'inden yola çıkınca :
"Atı tımarlayıp gelen"e "Kulak vermek" gerek.
Haa illada ya A ya da B olması gerekmez herşeyin mutlaka bir 3.yolu da vardır *:)
"Nitelikli azınlık" homosapiens,uzmanlar iyi bilirler *:lol:
Şimdi "Ne diyo lemmm bu "At'ın kuyruğu olur da,boa yılanı tarifinde kullanılan at'ın şey'i "psiko *:?: " diyeceksin *:lol:
zamana ve zemine göre hareket eden bir tanrı fikri komik değilmi? -Harunkahya
....
Evet, eğer Tanrı stabil bir düzen kurmuş olsaydı bu dediğinize katılırdım.
Herşey doğuyor, gelişiyor ve ölüyor. *Bu tıpkı da kocaman bir 1000 er sayfaya bölünmüş sitcom seneryolar gibidir.
En üstte genel kaidenin sahibi senarist ve aynı zamanda *yönetmenin olduğu ve her bölümde farklı yaşam kesitlerinin farklı kurallar ile oynandığı bir sitcom.
Unutmayınız, bir bütün olarak bizlere gösterilen filmler. Sahne sahne hatta kare kare çekilir. Düşünsenize bir de oyuncuların doğaçlama gibi bir cüzi iradesi olunca bu işin ne kadar da zor bir o kadar da heyecanlı olduğunu anlayabiliyoruz sanırım.
Gerçekten kainatta cerayan eden ve yaşanan olayların bir bütün halinde izlenebileceği bir filmden daha muhteşem bir film olamaz bence.
Hele hele o doğaçlamaların filimin tasarlanmış finaline uygun düşmeyen karelerini düzeltmek için, yönetmenin araya koyduğu bilge karekterlerin söylemlerini bugünde okuyabiliyorsak.
Dekor, sahne, oyuncular ve herşey kendisini asıl sanıyor ama aslında camın arkasına sıkışmış levhalar. *
Kendini yönetmen sanan bir figüranın oynadığı kısa metrajlı bir film vardı. Sanırım portekiz sineması örneğiydi. Öğrenciyken izlemiştim. Bulsakta tekrar izlesek keşke.
Sevgili metalheart, sanırım cevap asıl sizin için oldu *:wink:
Aman arkadaşlar, bu başlık Darwin'in Tanrısı başlığı ve daha yorumlayacak çok uzun bir yazımız var. Bu konuyu burada kesiyorum ben kendi adıma. yoksa eksen kayacak.
Spartacüsün oki'si ile ben şimdi, kilise kapısı arıyoruz şeyedecek :)
Selamlar
spartacus
16-12-2007, 14:05
Spartacüsün oki'si ile ben şimdi, kilise kapısı arıyoruz şeyedecek
:lol:
Sevgili Öz Hakiki Öz Nar Öz Hakikat yolcuları! Kaptanınız Ziggurat kenarında 15 dakika ibadet molası vermiştir, Oki'nin otobüs içerisinde kalması ve kati suretle dışarı çıkmaması önemle rica olunur!. (M.Ö 3000)
spartacus
16-12-2007, 18:26
Benim vitesi sen 6 ya taktın sevgili Oki, o halde katlanacaksın! :)
Bizler bazı konuları ele alırken kendi çerçevemizin dışına çıkamıyoruz. Aslında buda gayet normal bir davranıştır. Evrim yada Tanrı konusunda hazır kalıp bilgiler, kafamızın hep bir yerlerine kazılmış "dinsel" metodlar, ussal kalıplar, erekselci(uşlaşmak istenilen sonuç - önyargı fabrikası), kendi görüşüne olan aşırı güven ve dolayısıyla kendi görüşünü doğru kabul eden - > öznelci... bir takım davranış yada tarza kapılırız... Bu saydıklarım, düşünce biçimimiz üzerinde çok büyük bir etkiye dönüşür. Neredeyse tamamen önüne geçer...
Öncelikle bilimde inanca yer yoktur(bu bilimin sonu olurdu). Sonuçlanması ve dayandırılması önden belli bir şey uğruna çalışmaz bilim. Yani dinler tamamen erekselci(ulaşmak istenilen sonuç) iken bilim nesnelcidir(önsel bir yargı için ulaşım gayesi gütmez yada önsel bir yargıyı temel dayanak yapmaz, yapamaz, maksat önceden bilinen bir sonucu "İSPATLAMAK" değil, elde olan verilerin nedensellikleri üzerinden, bir sonuca bilgiye erişmedir.) İnanç kelimesine bu gün iki açıdan yaklaşabiliriz, 1. İnanç(dinsel kabul ve bütün, adanış) 2. Kabul görme...
kabul görme, kabul edilebilir olma bir inanç sistemi gibi ele alınamaz, suyun 100 derecede kaynıyor olmasının kabul görüşü bir inanç yada bir inanım değil, bir analiz sonucunun mantıksal ifadesidir. Ama yine burada bir inanç olarak yaklaşılamaz, çünkü suyun bileşimleri kaç derecede kaynayacağını da belirliyor yada değiştiriyor. İşte bu halde bu öznel(soyut, düşünsel, iradi) değil, nesneldir(somut). Burada verdiğim örneğe göre bilim ne öznel ama nede inançsal olamaz, metod açısından bilimin yaklaşımı tamamen nesneldir, ve dayanağını ne inançsal amaçlar uğruna ama nede öznel varsayım yada kabuller üzerine dayandıramaz. Bunlar temel dayanak olamaz...
***
Bazı konularda(mesala din ve teolojisi) içinde yaşadığımız dünyayı kavramadan tam bir bilgiye sahip olamayız. Bizlere mantıklı yada mantıkdışı gelen bir çok şeyi değerlendirirken, okuduğumuz yada yorum yapacağımız şeylerle biz, kendimiz başbaşa kalırız. Tüm çevresel faktörleri(mesala üretim biçimi, tarzı, toplum yapısı, çağı, nesneli, sorguyu, eleştirel yaklaşımı vs) bir tarafa iterek, Kutsal sözlerle karşı karşıya ve birde bizim ne düşündüğümüz, nasıl inandığımız bize ne kadar doğru yada yanlış geldiği noktasına odaklanırız(bu öznellik ne kadar belirleyici olabilir?)....
O halde kendinizi bir okyanusun tam ortasına indirin, 365 derece dönerken ne düşünüyorsunuz? ne düşündüğünüzü belirleyen o anki nesnel durumunuz olacak, yön tayini dahi nesnele göre yapmaya kalkacak ve yine ne yapacağınıza usunuzdaki hazır kalıplar ne diyor, mesala Kur'an size hangi ayetinde nasıl sesleniyor, bunlara bakmayacak, nesnel durumunuzu tespit ve bir düşünceye, bir bilgiye sahip olmak için etrafınıza bakacak, gözlemlemeye çalışacaksınız.... Hazır kalıp size hep güney'e git(Kıble) diyor olabilir ama siz yinede 365 derece dönerken Kuzey'deki ada parçacığını görebilirsiniz.... Bir dinci için dünyada çözüm üretilemeyecek hiç bir soru yoktur.. İstediğiniz kadar deneyin her sorunuza mutlaka bir yanıt alacaksınız. Aldığınız yanıtların kendi Mutlak doğrularınıza hitabeti sizi yanıltmasın! Mesala doğaya bak ne güzel, peki şu çiçekler nasıl oldu Tanrı yarattı.. (peki cevapsız bir soru örnek verelim, Tanrıyı kim yarattı? kafir olursunuz yanıta gerek yoktur, böyle bir soru sorulamaz bile, dolayısıyla cevaba da gerek yoktur) Peki bu deprem niye oldu, takdiri ilahi, bu yıldırımlar neden(işte bilimsel soru, neden!) olur? Dinci, Tanrı onlarla kullarını uyarır(amaç), gökten ateş parçacıklarını yeryüzüne atarak insanlara misal(amaç) verir, yola gelmeyen ve bozgunculuk öıkartanları ise onunla çarpar(amaç)......
Gördüğümüz gibi erekselcilikle din, NEDEN sorularına hiç bir zaman yanıt veremeyecektir... NASIL sorularınada yanıt veremeyecektir, sadece tanrı'nın yaptığı bir şey diyecektir. Siz iyide niye böyle yapıyor şöyle olmaz mı diye sorabilirsiniz, o halde cevapda tanrı bilir olacaktır!...
Bir dinci bir dinsel önermenin kendisine ne kadar doğru geldiğini hissederek, o şey her ne ise kabul buyurur. Doğruluğundan yada gerçekliğinden hiç bir şüphesi yoktur çünkü inancı bunun böyle olacağını söylüyordur. Mesala basit bir örnekle, dinsel inanç MUTLAK doğruya olan bir inançtır, dolayısıyla MUTLAK olanda tanrı olmak durumundadır. O halde;
"O, Tanrının en iyi bulunacağı yerin, bilinmeyen yöreler, anlaşılmış olmanın aydınlığını henüz görmemiş karanlık köşeler olduğunu varsayıyordu. *Öyle anlaşılıyor ki buraları bakmak için tam da en yanlış yerler." ("Darwin'in Tanrısı" yazısından)
Erekselcilikten bahsederken ne demek istiyorum. Mesala bu gün "Big Bang" nedir. İşte bunun dinsel yorumuna bakmak her şeyi açıklayacaktır. Big Bang tanrıyı kanıtlar..... O halde bilim adamları Tanrı'yı "ispatlamak" için çalışmalıdır. Peki soru: Bilim hangi konuda olursa olsun yola düşerken "ispat" için mi çalışır? peki yola düşerken "ispat" için çalışacak ise daha yolun başında neyi bulacağını bilmiş olmuyor mu? Bu halde bilimin sonu gelmiştir....
***
Vitesi 5 e doğru çekerken bir noktaya dikkat çekmek istiyorum... Öz Nar nakliyat Yolcuları için Mola yerine yaklaşıyoruz, direksiyonu kaptırmama gayretiyle Oki'yi Muavinliğe zorluyoruz, gerekirse zorla :)
Köleci toplumlarda Tanrı insanları Hizmet için yaratmıştır söylemi her şeyin önünde gelirdi. Çünkü Köleci toplum yapısı Kutsal ve Soylu olan ailelerin, Tanrı oğulları ve sevgili adamlarının Tanrılar adına hizmeti insanlardan alıp, tanrılara ulaştırdığını öngörür, yayarlardı. Mesala Sümerlerde, Yunan, İyon teolojilerini incelediğimizde bu hizmet etme faktörü fazlasıyla ön plana çıkartılmıştır... Mesala Sümerlerde tanrılar hepinizin karmaşa içinde ve bir çok ağızla yaptığınız duaları duymak istemez, çünkü bu gürültü çok can sıkıcı olacak ve dualarınızı dinleyemeyecektir. Bu nedenle tanrı ile sizler arasına yanrılar aracılar koymuştur(Hristiyanlıkdaki günah çıkartma).. Bu aracılara giderek tanrılardan dilek ve isteklerinizi iletin! *(peki kimin duasının alınıp tanrıya iletileceği, kimin eleneceğine kim karar veriyordu? Aracılar olmasın)
Evet köleci toplumlarda din açısından öne çıkan Hizmettir. Ne gariptir ki köleci toplumlarda insanın belirli insanlara kayıtsız hizmeti üzerine şekillenmiştir...
feodal Toplum yapısında ise, toplumsal odaklanmanın Hizmet değil, üretim olduğunu görürüz. Bu nedenle dinsel söylemlerde üretimin merkeziliği, üretimin merkezi bir biçimde yönetilmesi ve çeşit, çeşit soylu aileler ve kabileler değil, tek bir merkezden tüm üretime hakim olma ve güvence altına alma politik olarak ön plana çıkıyor... Tanrı tek merkezin tek hakimidir, ancak tanrı kendi başına iş göremediği için yine temsilciler eliyle ve kendini temsil üzerine iktidar tanımlaması yapılıyor.... Tanrısal açıdan ön plana Rızk, şükran, egemen olana kulluk çıkıyor... Kulluk ise merkezde olana koşulsuz bağlılık, biat olarak işlenirken, merkezde olan tanrı'nın merkez temsiline dayalı iktidara kulluk olarak biçimleniyor. Çünkü tüm yöneticiler ve egemenler tanrının yönetiminin birer kutsal temsilcisidirler, tüm kurumlar kutsaldır.
Kapitalist toplum yapısında ise öne çıkan bir şey var ki bu garip bir biçimde ortaçağın stabil Tanrısını dışlıyor. Bunu başaran ise toplumsal yapıda ve üretimde öne çıkan YARATIM dır. Teknoloji (icatlar vs) bir yaratım sürecidir...... 20. Yüzyılın başlarında bilime karşı din savaşı, gittikçe stabil yaratım(Tanrı bir kez yarattı, yaratılış masalı) yerine dinamik, yani durmaksızın sürekli yaratımı ve dolayısıyla nesnel değişimlerin(bilimin alanı) olmadığı, aslında bunlar birer yanılsama olduğu çünkü değişenin nesnel değil, değiştirenin tanrı olduğu görüşüne dayanan Postmodern Bilimin temelleri hortlatıldı! Temel dayanağı ise ussal ve öznelci olan, erekselci(dolayısıyla bilimdışı) bir metoda sahip ve ne hikmetse "bilim" kelimesini kendi tanımlamalarının bir yerlerine yamayan bilim karşıtı bir akım gelişti. Bu akımlar bilhassa içinde olduğumuz üretim ilişki ve tarzı gereği sağlam bir devlet desteğine sahip oldular(örn ABD). Çünkü din Toplumları uysallaştıran ve aydınlanma gereksinimini(zaten her şeyi biliyoruz) dışlayan, temel görevi görmektedir...Mesala iyi bir fotoğrafcı(kopyacı) olan, ve bu tür bilim karşıtı dinci enstütülerin kaynaklarından sınırsızca faydalanan H.Yahya - > Bilim(!) araştırma Vakfı.
Anti Evrimcilerin beslendiği Postmodern Bilime bir kaç örnek, parantez içleri ise bilimsel bakış...
1. Gerçek özneldir <> (gerçek nesneldir)
2. Bilgi oluşuturulur <>(Bilgi edinilir)
3. İnanmamakta bir inançtır <>(İnanç(mutlak, dinsel) bir dayatımdır, o halde tezlerine bakmak gerekir(tamamen özneldir), dolayısıyla çürütülen tezler üzerinden bir inanmama inancı oluşturulamaz, sorun dayatan için inandırmak iken, dayatılan için böyle ele alınamaz. Dolayısıyla inanmamak gibi bir sorunu yoktur, sorun inandırmak noktasında dayatana aittir, dayattığı sürecede devam eder)
*Yoktan var eden bir varlığın, varlığına olan inanç mantık dışıdır.. Ve bu durum "bilimsel" bir alan değil, felsefik bir alan ve ussal-öznel bir sorundur. Öznel bir mutlak kabulü, bilimin içine sokma şansı yoktur. Burada bilim derken bilimsel yöntemden bahsedilmektedir...
Vitesi aldık boşa(sen kaşınmıştın), el frenini çektik, hadi Oki, buradan daha uygun bir yer bulmak zor olacak, Zeus - Olbios Tapınağı :)
http://www.iconoclasm.dk/images/zeusolbios.jpg
nerede hakkında bilgi için
http://mart.mersin.edu.tr/dio.htm
Arkaaşlar, burada çok güzel bir tiyatro alanı var, bu resimde gördüğünüz yere gelebilmek için, uzun zaman alıyor. Siz arka plandaki minareye çıkın oradan seyredin.
Tayt bizi bozar ama bale bir sanattır.
Sanatta bilim olmadığına göreeee, bale inanıra caizdir *:)
Haydi bakalım bayanlar baylar ,Bilimsiz sanat *başlıyoooooorrrr…
Spartacus
Aram hataçuryan
Bale 3 perde.
KONU
Savaş alanında köle kadınlar özgürlük özlemlerini yaşamlarıyla ödemek zorunda kalan eşleri ve oğulları için yas tutmaktadırlar. Korku içinde, köleliğin gelecekteki kurbanı olacak çocuklarını beklerler. Spartacus’un eşi Varinia, yeni doğan çocuğuyla birlikte yaklaşan lejyonerlerin elinden kaçarak kurtulur.
Çocuklar annelerinden alınmakta, kadınlar ise Romalılar’ın zevklerine hizmet etmek zorundadırlar. Köle ayaklanmasının bastırılmasını kutlamak üzere ardında ayak takımıyla imparator görünür. Başarılı lejyoner komutanı Crassus alayıyla sağ kalan köleleri getirir. Köleler birbirleriyle savaşmak zorundadırlar. Spartacus çarmıha gerilir.
Ölmek üzere olan Spartacus, bir halüsünasyon sırasında, çarmıhtan aşağıya, Varinia, Afrikalı, Crixus ve onun eşinin yanına indiğini görür.
Crassus çarmıha gerili Spartacus’a bakarken, ilk kez birbirlerine rastladıkları gençlik yıllarını anımsar. Onu bir gladyatör okulunda Afrikalı ile dövüşürken görür yeniden. Bu sırada Crassus, asıl rakibinin kendisi olduğunu sezer. Spartacus dövüşü kaybedip de Afrikalı zaferini reddedince Gassus onu öldürür.
Çarmıhta Spartacus, kendisini Varinia ile birlikte gladyatör okulunda görür. Orada kadın kölelerin antrenmandan sonra eşlerinin yanına girmelerine izin verilmektedir, yalnız Varinia askerler tarafından engellenmektedir.
Crassus dövüş için Spartacus ve Afrikalı’yı seçer. Bundan önce iki arkadaş bir kez daha eşleriyle birlikte olurlar. Dövüşün sonunda Spartacus diğer kölelerin heyecanını ve desteğini sezer.
Spartacus kölelere ayaklanma işareti verir ve hapisten kaçarlar. Özgürce zaferlerini putlarlar.
Köleler, Crassus ve lejyonerleri tarafından uykuda kuşatılarak kılıçtan geçirilirler. Ölmeden önce Spartacus bir kez daha eşini görür.
Spartacus:Karıcım, ben gidiyorum. Seni Allah’a emanet ediyorum. Zaten başka güvenecek biride *yok etrafımda. Hepsi keleğin daniskasını attı, ne büyük hataymış insana dayanmak.
Varinia: Ahh sevgilim, bahtsız yârim, ben şimdi sensiz ne yaparım.
Spartacus: Korkma karıcığım, Allah seni koruyacaktır.
Varinia: Ama Tımaryüs Allah yok dedi bana. Geçenlerde denizin dibine dalarken feleği şaşmış ve anlamış. Kıbleyi bulamayan Allah’ı nasıl bulacak dedi. Söyle spartacus söyle, kim bakacak bana.
Spartacus: Sen o kaşağısı kırık Tımaryüse bakma karıcığım, zaten Tanrı yoksa bende sıçtım. Bu kadar kölenin hakkını koruyacağım diye bok yoluna gerdiler beni demektir.
Varinia: Ah benim cesur bahtsız kocacığım ahhh, sen keşke biraz daha geç yaşasaydın da otobüs şofürü olaydın bunca eziyeti çekmezdin. Molalarda bedava helâya giderdin.
Spartacus: Suussss be kadın, ben şoför olacak adamıyım. O işi Okiler yapar.
O kim?
Eşşeğin biri…
………
Crassus: Seni gidi sefil yaratık. Benim gibi kudretli birini yeneceğini mi sandın?
Spartacus: Beni bugün yenmiş sayılmazsın, bu köleler bir gün özgür olacaklar. *Senin kocaman orduların varsa, sevenin Allah’ı var –Orhan abi çekil aradan. Bu iş ciddi.
Spartacus: Belki adları spartacus olmayacak ama amaçları senin gibi yer cüce tanrılarını yok etmek olacak.
–haberci koşarak gelir.----
Komutan Crassus bir gemici size bu mektubu getirdi.
Crassus mektubu okur ve;
Hhhaaaahhhhhaaaaa; şimdi bir mektup aldım gelecekten, diyor ki hiç korkma crassus Tanrı bu zamana kadar yok olarak geldi. Hahahahahahaaaaaahhaaaaaaaa
Spartacus son nefesini verirken gözlerini gökyüzüne doğru kaldırır ve
Tanrım, seni anlamak için herkesin benim kadar çaresiz kalmasına gerek yok der.
….
3.perde…
-Benim kahraman babacığım Spartacus nerede anne;
-Valla oğlum bir hesaba göre Öldü. Ama senin, onun bir yerlerde hala bizleri gözetlediğini düşünmende bir beis yok.
Ya sen anne, sen ne yapacaksın?
-Crassusun zulmünden kurtulabilmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Bu umudumu her gün Tanrıya dua ederek canlı tutuyorum zaten.
-Anne zeus desende tanrı demesen, bak zeus duyarsa kızar.
Ey oğul, Tanrıyı ben maddede bir suretsel dokunuş ile değil, içimde kaynayan volkan ile tanıdım. Bırak eğlensinler buradakiler, bırak Zeus Crasussun tanrısı olsun. Bize içimizdeki asıl tanrının kaynağı yeter.
3. perde kapanır….
Alkışşşşşşşşşş…..
Resimdeki sütunlu yolda konuşulanlar….
Yav spartacus harbiden kahraman daaa, bu tayt bizi bozar abi. Ne o öyle 100 derece suda kaynayan kurbağa gibi zıp zıp zıpladı durdu.
Lem salak Oki, o bilim adamı mı ki suyun derecesini ölçsün, Bale bir sanattır. Hem eşek hoşaftan ne anlar *:)
Aaa Oki bak, Koş koş sevenlerin minareden el sallıyor. Koşşşş…
Yok abi onlar el değil, nah böyle kol sallıyorlar bana. Buradan öyle gözüküyor *:?
…
Kaptaaannnnnnnnn,, anahtarları unutmuşsun. ,,, marşa basmadan manisada sürüyorlar woswosu * :D
Selamlar.
metalheart
17-12-2007, 03:08
sewgili oki
olayı film kurgusunda yorumlamana teşekkür ederim.
''Kendini yönetmen sanan bir figüranın oynadığı kısa metrajlı bir film vardı. Sanırım portekiz sineması örneğiydi. Öğrenciyken izlemiştim. Bulsakta tekrar izlesek keşke. ''
Dedin ve aklıma geldi..
Gariban mahallenin birinde asım isimli bir cüce yaşarmış.meşguliyetinin büyük bölümü filmlerde oynayıp meşhur olmak hayaliymiş.Aklındaki film *ise 'pamuk prensens ,6 cüceler ve cüce Asım' mış.
spartacus
17-12-2007, 19:08
:)
Minareyi kavramış, kurguyu oluşturmuşsun. Boşunamı seçtik Olbios tapınağını :)
Spartacus: Beni bugün yenmiş sayılmazsın, bu köleler bir gün özgür olacaklar. *Senin kocaman orduların varsa, sevenin Allah’ı var –Orhan abi çekil aradan. Bu iş ciddi. :)
Spartacus: Sen o kaşağısı kırık Tımaryüse bakma karıcığım, zaten Tanrı yoksa bende sıçtım. Bu kadar kölenin hakkını koruyacağım diye bok yoluna gerdiler beni demektir. :)
Spartacus son nefesini verirken gözlerini gökyüzüne doğru kaldırır ve
Tanrım, seni anlamak için herkesin benim kadar çaresiz kalmasına gerek yok der. :)
Sende yetenek var, ben direksiyonuda, şoför mahalinide devrediyorum, çekil şu muavin koltuğundan!
Bir daha perdeyi konuya doğru açalım, bu kadar ısınma turu ve bu kadar zıplama yeter :twisted: .. "Sanatta bilim olmadığına göreeee, bale inanıra caizdir" diorsun o halde o taytı giyeceksin, sanat için "soyunurum" denir biliyorsun? Gerçi bunu diyenlerde ben rol gördüm ama sanatçılık pek göremedim :)
İNANÇ *VE *AKIL
*
* * * * * * * Tektanrılı *dinsel *geleneklerin *her *biri *Tanrı’yı *doğruluk, *sevgi *ve *bilgi *olarak *görür. * Bunun *anlamına *göre *doğal *âlemi *anlayışımızdaki *her *bir *artış, *pek *çok *kimsenin *sandığı *gibi *Tanrı’dan *öteye *değil, *Tanrı’ya *doğru *bir *adımdır. * Eğer *inanç *ve *akıl *Tanrı’nın *armağanlarıysa *bunlar *çevremizdeki *âlemi *anlamak *için *zıt *değil *tamamlayıcı *roller *oynamalıdır. * Bir *biliminsanı *ve *bir *Hristiyan *olarak *benim *inandığım *da *tam *bu. * Gerçek *bilgi *yalnızca *inanç *ve *aklın *bir *bileşiminden *gelebilir. * *
*
* * * * * * * * *İnançlı *olmayan *birisi *doğal *olarak *tüm *güvencini *bilime *bırakıp, *inanca *değer *vermez. * Ben *ise *bilimin; *doğal *alemi, *hem *inançlıların *hem *de *inançsızların, *ortak *bir *gözlem, *deney *ve *kuram *merceğinden *incelemelerine *izin *verdiğini *tabii *ki *teslim *ediyorum. * Bilimin *kültürel, *siyasal *ve *hattâ *dinsel *farklılıkların *ötesinde *olma *yeteneği *onun *kısmen *dehasında *kısmen *de *bir * bilme *yolu *olmasındaki *değerinde *bulunur. * Bilimin *yapabilemedikleri *ise *araştırdığı *âleme *ne *bir *anlam *ne *de *bir *amaç *özgüleyebilmesidir. * Bu *da *kimilerinin *bilim *gözüyle *bakılan *dünyanın *anlamdan *yoksun *ve *amaçsız *olduğu *sonucunu *çıkarmalarına *yol *açar. * Öyle *değil. * Ben *bunun *için, *“insanların *amaç *ve *anlam *özgüleme *eğiliminin, *bilimin *ötesine *geçmek *ve *önünde *sonunda *onun *dışından *gelmek *zorunda *kalması” *anlamını *öneriyorum. * Sonuçta *ortaya *çıkacak *olan *bilim; *inancın *değer *ve *ilkeleriyle *temas *etmekle *zenginleşebilecektir. * Hz. *İbrahim’in *Tanrı’sı *bize *hangi *proteinlerin *hücre *çevrimlerini *denetleyeceğini *söylemez. * Ama *bize, *bu *anladıklarımızı *korumak *için *ve *bunları *sevecenlikle *kucaklamak *için *ve *de *hepsinden *çok *bilginin *ışığını *cehaletin *karanlığına *tercih *etmemiz *için *bir *sebep *sağlar.
Arkadaşlar mola bitti. Şimdi konumuza Sevgili Spartacus'ün de haklı olarak işareti gibi dönüyoruz.
Yazar yukarıda inanç ile bilimin arasındaki bağı kendince açıklamış. Yazarın bilim adamı kimliğini sanırım hiç birimiz tartışmayacağımıza göre; Bu paragrafı, yazarın bilim adamı kimliğine bağlı olarak yazmasını neye bağlıyoruz. Yazar inanç ve bilim ve akıl arasında nasıl bir bağ öngürmüştür.?
Şimdi cevaplar. ?
Yorumlarımızın yazı dışında olmaması sanırım daha hızlı gitmemizi sağlayacak. Bu kuralı ilk ihlal eden de ben olduğuma göre 5 yorum susma cezası veriyorum kendime.
Selamlar.
spartacus
17-12-2007, 23:33
Sevgili Okinono
Alıntı yaptığını bu kadar belli etmene gerek yok, metin boyutunu böyüt, böyüt sayfa karıştı ancak okuyabildim :)
Anladım sert kullanıyorsun bu teyyareyi(pardon tomobüsü), iyi geçtik muavin koltuğuna, hemen yapıştırıverdin viraja...
"Gerçek *bilgi *yalnızca *inanç *ve *aklın *bir *bileşiminden *gelebilir." Demiş, tam burayı okurken felsefeden bahsediyor herhalde diyorum...
Sonra buraya geliyorum...
"Bilimin *kültürel, *siyasal *ve *hattâ *dinsel *farklılıkların *ötesinde *olma *yeteneği onun *kısmen *dehasında *kısmen *de *bir * bilme *yolu *olmasındaki *değerinde *bulunur."
Bu arada "bilimde inancın yeri yoktur" demiştim, ama inançlıya yer yoktur demedim ki :) Gerçek bilgiden ne kastediyor burayı anlayamadım, zor olacak anlayabilmem çünkü kriteri yakalayamadım.. İnanç ile akılın birleşiminden açığa gerçek bilgi çıkıyor ise(öznel), o halde nedir o gerçek olan anlayamadım, yani gerçek olmayan bilgi nereden çıkar ayırdımına varamadım, mesala şu dünyanın şekli üzerine Ortaçağ inancı birde akıl(hem bakın her yer dümdüz ve sonsuz görülüyor) gerçek bilgiye eriştirmiş demek mi oluyor? Peki inançlar değişir mi, farklılık arzeder mi, değişirse gerçek bilgide mi değişir? peki kim belirleyecek bu inanç ile akılın birleşiminden doğan gerçek bilgiyi bende şaşırdım, anlayabilecek kapasitede değilim demek ki o halde anlayamadığımı kabul ediyorum, gerçeğin ne olduğunu da yanlış bilirmişim diyorum...
Neyse ben biraz düşüneyim, zaten düşünüyordum bu paragrafı, Olbios tapınağında düşüneyim dedimde(hani biraz inanç duyumsaması, o giz içinde) 5 vakit, nakit derken(sende gördün hemen yakındaki ibadethaneyi), ben en iyisi vadeye gireyim deyip oradan ayrıldım... Bu devirde 5 vakit hemde karşılığı nakit zor iş.. Düşünene kadar en iyisi o taytı ben giyeyim, muavinlikten bıktım, en yakın park yerinde indir beni bale yapacağım :lol:
''inanç ve akıl Tanrı'nın armağalarıysa''
ya değilse, tanrı yoksa ,olmayan tanrı insanlara akıl vermediğinden inancı ,insanlar yaratıyorsa?
Akılsız insanlarda kendi yarattıkları Tanrı'ya tapıyorsa?
Sonra bu bilim adamı hem akıllı hem inançlı olduğunu düşünerek bunları yazıyor.
Mana ve anlam çok önemliymiş!
Ben bir buluş yaptım ama inancım yoksa bu buluşun anlamı ne ,Tanrı yoksa ben bu buluşu niye yaptım,keşke yapmasaydım!
Yaptığım buluş tanrının işine yaramaz ki benim yaşamımı kolaylaştırır.
Varolmak yeterli bir amaçtır.
saygılar ,sevgiler
"Üçüncüyol’un mantığımın kabul edemediği dediği yer zaten mantığın kabul edeceği bir yer değildir bence de. Bu nedenle de deistlik çoğu kişinin farkında olmadan kabul ettiği bir inanç şeklidir. *Açık söylemek gerekirse benim de hiç aklım almıyordu. Hatta geçenlerde burada bir yazıda yazmıştım, Şirazi’nin meşhur sözünü, “O ashabı kehf in köpeği ben Muhammed’in askeri revamı bu şimdi, o cennete gidecek ben cehenneme” diye.
Burası da Sufizm ile deizmin kaynaştığı yer olarak bugünde görünüyor. Mevlana’nın bu kadar önem kesp etmesini bu asırda burada aramak lazım bence." - Oki
Sevgili Oki,
O zaman su sorular aklima geliyor:
Tanriyi nasil bulabiliriz ? Aklimiz ve mantigimizla degil de kalbimizle mi ? Yoksa hislerimizle mi ? Ya da sezgilerimizle mi ? Eger tanriyi yazarin bahsettigi gibi aydinliklarda aramamiz gerekiyorsa nasil arayacagiz ? Onu buldugumuzdan nasil emin olacagiz ? Yani kabulun(inancin) otesinde var oldugunu saptamak mumkun mu ?
kaldı 2 :)
Makalenin İnanç ve Akıl bölümünden devam ediyoruz.
Selamlar
spartacus
18-12-2007, 16:23
Eger tanriyi yazarin bahsettigi gibi aydinliklarda aramamiz gerekiyorsa nasil arayacagiz ? Onu buldugumuzdan nasil emin olacagiz ? Yani kabulun(inancin) otesinde var oldugunu saptamak mumkun mu ?
Bana göre sevgili Ucuncuyol can alıcı soruları, güzel bir ifadeyle sormuş.
Yine bu sorulara baktığımda ilgili paragrafın yaklaşımından çıkarttığım "kendini adama" yönünü, Tanrısal tarafıyla düşünerek yorum yapmak istiyorum... Kimbilir belkide inancı kendini adama olarak da ele almak gerekir...
Tanrıyı bahsedilen aydınlıklarda aramak, onu bulmak, bulduğundan emin olmak.. bunların hepside "inanmakla" mümkün. Paragrafta gördüğüm kadarıyla önce inanç öznesi geliyor. O halde arayın ama zaten bulmadan önce inanıyordunuz! Aramanız tanrıyı aramak ama bulmakla inanmak ise buna gerek yok, çünkü zaten inanmak noktasını çoktan aşmışsınız, ama arıyorsanız da buda demektir ki siz tanrıyı bulmadan ona inanmışsınız!...
Bu arada aklıma geldi madem öznelden gidiyoruz, aslında o paragraf bilimsel değil felsefik ve edebi bir paragraftı, edebiyatın, hayalgücünün sonsuz bozkırlarında dilediğince yürümekde, sonsuz deryalarda dilediğince yelken açmakta, sonsuz doğasında gezmekte, ıssız kaldırımlarında çaresizleşmekte insana göre, neyi gerçek bilgi kabul edersek o bizim gerçeğimiz olabilir burada, ama *bilimsel açıdan edinilen gerçek bilgi ayrı şeyler, orada inanca, kişisel inanış yada görüşe, dogmaya, kurgusallığa yer yoktur(varsayımlar ve teoriler olabilir ama hepside bir ya da bir kaç somut doneye dayanmak zorundadır, hava durumu tahminleri gibi) ...
Edebiyat dedimde aklıma "Lali Berte'ye Mektuplar" (Mecit Unal) geldi, sırası gelmişken ve paragraflada uyumlu, ilk okuduğumda çok etkilenmiştim..
"Yaşamak Laliberte demektir...
Bulduğumda yitireceğim hiçbir şeyi aramıyorum.
Ben sadece arıyorum...
Aramak, Laliberte demekse, bekle...
Ben seni ölümde bile arayabilirim.
Dünyanın bütün alanlarında beni bekle,
Sana kırmızı bir gül vereceğim...
Mecit Ünal"
la liberte = özgürlük
ve benim görüşüm, arayan özgür değildir... Tanrı'da bulduğumuz içsel tutsaklığımızdır...
Oki kaldı 1, bir daha bu kadar yüksekten gitme, en azından 1 cevap mola ver kendine, mola yerinde, bütün yolcuları ağaç yaptın, meyve vermeye başladılar :)
Kaldı 1.
Bayram bitti.
Oki'nin sözünü yerine getimesi tek mesaja kaldı.
1 yorum daha lütfen...
Selamlar
Akil yok olup gitmemizi yine kendi bencilliginden kabul edemez, bilgi ise bunun dogal bir surec oldugunu aci bir sekilde akila gosterir. Bundan sonrasi insanin kendine kalmistir. Ya akillidir gercegi kabul eder, veya kendini kandirmanin baska yollarini aramaya devam eder.
Aramayın,taramayın
var olan vardır ,var olmayan yoktur.
Var olan var olmak ister,varlığını bir şekilde gösterip kendini var etmek zorundadır
Allah var olabilmek için bizleri yarattı veya biz var olmamızın anlamlandırabilmek için allahı yarattık
aslolan hayattır
saygılar,sevgiler
Tanrı varsa, yoksa ne değişecek? Ateizm, deizm, dinsel anlamda neyi değiştirecek, evet ben körüm göremiyorum. Varsa iletişim kuramıyorsun, dualar boşa. Yoksa zaten gam yok, kasavet yok.
Saygılarımla;
İspat mümkün olmadığına göre, elimizdeki verilerle çıkarım yapıp vardır yada yoktur diyeceğiz. Benim açımdan, bana gözükse bile dinler ona aitse dahi, bu dinleri doğru bulmamaya devam edeceğim, aklımı, gönlümü çevirip imana sevkederse o zaman da inanan gene ben olmayacağım çünkü, o artık Peker değil başka biridir. İnanan zaten şüphe etmiyor o yargıya çoktan varmış, aklında şüpheler varsa ve şöyle bir adamsa; dürüt,akıllı ve dindarsa, zaten dinsiz olacak.
Bir insan dürüst ve dindarsa akıllı değildir
Bir insan akıllı ve dindarsa dürüst değildir.
Bir insan akıllı ve dürüstse dindar değildir.
Bir de formel mantığa kızarlar.
Saygılarımla;
* * * *İNANÇ VE AKIL
* * * *Tektanrılı dinsel geleneklerin her biri Tanrı’yı doğruluk, sevgi ve bilgi olarak görür. *Bunun anlamına göre doğal âlemi anlayışımızdaki her bir artış, pek çok kimsenin sandığı gibi Tanrı’dan öteye değil, Tanrı’ya doğru bir adımdır. *Eğer inanç ve akıl Tanrı’nın armağanlarıysa bunlar çevremizdeki âlemi anlamak için zıt değil tamamlayıcı roller oynamalıdır. *Bir biliminsanı ve bir Hristiyan olarak benim inandığım da tam bu. *Gerçek bilgi yalnızca inanç ve aklın bir bileşiminden gelebilir. *
* * * * *İnançlı olmayan birisi doğal olarak tüm güvencini bilime bırakıp, inanca değer vermez. *Ben ise bilimin; doğal alemi, hem inançlıların hem de inançsızların, ortak bir gözlem, deney ve kuram merceğinden incelemelerine izin verdiğini tabii ki teslim ediyorum. *Bilimin kültürel, siyasal ve hattâ dinsel farklılıkların ötesinde olma yeteneği onun kısmen dehasında kısmen de bir *bilme yolu olmasındaki değerinde bulunur. *Bilimin yapabilemedikleri ise araştırdığı âleme ne bir anlam ne de bir amaç özgüleyebilmesidir. *Bu da kimilerinin bilim gözüyle bakılan dünyanın anlamdan yoksun ve amaçsız olduğu sonucunu çıkarmalarına yol açar. *Öyle değil. *Ben bunun için, “insanların amaç ve anlam özgüleme eğiliminin, bilimin ötesine geçmek ve önünde sonunda onun dışından gelmek zorunda kalması” anlamını öneriyorum. *Sonuçta ortaya çıkacak olan bilim; inancın değer ve ilkeleriyle temas etmekle zenginleşebilecektir. *Hz. İbrahim’in Tanrı’sı bize hangi proteinlerin hücre çevrimlerini denetleyeceğini söylemez. *Ama bize, bu anladıklarımızı korumak için ve bunları sevecenlikle kucaklamak için ve de hepsinden çok bilginin ışığını cehaletin karanlığına tercih etmemiz için bir sebep sağlar.
Evet arkadaşlar, kaldığımız yerden devam.
Yazar bu paragrafın başında " *Tektanrılı dinsel geleneklerin her biri Tanrı’yı doğruluk, sevgi ve bilgi olarak görür. *Bunun anlamına göre doğal âlemi anlayışımızdaki her bir artış, pek çok kimsenin sandığı gibi Tanrı’dan öteye değil, Tanrı’ya doğru bir adımdır." diyerek bence çok doğru bir kabul ile işe girişmiş.
Burada dinsel gelenek tamlamasına dikkat çekerek, bilimin, bilim adamının amacının ne olduğundan öte inancın bilimden nasıl bir açılmla faydalanabileceğini de kendi görüşü olarak koymuş. Yani veri tek iken, birisi bunun Tanrının yokluğuna delil olabileceğini söyleyebileceği gibi, inancı tercih eden bir bilim adamının amacında da Tanrıya varmak için ortaya konulmasının, bilimin açıklandığı merkezlerin amaclarının da sorgulanmasını sizce mümkün kılabilir mi? Veya daha açık bir ifade ile, bilimsel veriler toplumsal katmanların hepsine hangi hiyerarşi ile açıklanır?
Selamlar
Sevgili Oki;
Mesele öncüller zaten; tek tanrılı dinlerin tanrısı doğruluk, sevgi ve bilgi değildir. Çıktıkları andan itibaren yalan, nefret ve cehalet üzerine kuruludurlar.
Sana bir soru soracağım çocuğun var, rüyanda tanrıyı görüyorsun ve senden çocuğunu kurban etmeni istiyor, rüyadır der geçersin, hergün bu rüyayı gördüğünü varsay ne düşünürsünüz, ne yaparsınız?
İbrahim den böyle bir istekte bulunmuş, bence sen ondan daha makbul birisin, şimdi benzeri isteği yinelemeyeceğinin bir garantiside yok olabilir. Böyle vakalar çokça da görülmektedir.
Bana olsa, böyle tanrının diye yataktan fırlarım.
Zorlamayın sevgili Oki, siz hayalinizdeki dini, tanrıyı anlatıyorsunuz mevcutla ilgisi yok. Tanrının varlığı nesnel değil ama dinler olmaları itibariyle nesneldir. Ve tarih, ve bilim
söylediklerinizin tam tersini içeren somut kanıtlarla dolu.
Termodinamiğin yasası yoktan var olmaz, vardan yok olmaz, bu aynı zamanda bilimin en temel yasasıdır. Bilimden hareketle tanrıya ulaşma çabası bu yasayla çelişirki ki bu uzlaşmaz bir karşıtlıktır ya biri ya diğeridir ikisi aynı anda varolamazlar. Şunu diyebilirsiniz hem inanıp hem bilim adamı olunamaz mı cevabım olunduğu zannedilir, inanan bir adam nobel de alabilir birçok buluşada imza atabilir ama bu adam ya dürüst değildir, ya da korkaktır (ölüm korkusu) o zaman. Bilimsel metodlarda uzlaşı yoktur. Suya nolur yani, azcık ikram et 70 derecede kaynayın ortayı bulalım diyemezsiniz.
Bilim toplum katmanlarına formüllerle değil, felsefe ve sanat yordamıyla ulaştırılır. Bilim, felsefe ve sanat bunlar üç sac ayağıdır ve birbirleri ile sürekli etkileşim içerisindedirler hangisi tetiktir gibi bir öncelikleri yoktur. Felsefe kapsam itibariyle bilim ve sanatıda içerir gibi gözüksede diğerleri felsefeyi içermezmi.
Saygılarımla;
Saygılarımla;
Frodoooo
Sana zahmet, tank ile üçüncü şıkkı getir be abim . Bana lazım oldu da :)
Selamlar
Sevgili Oki bende bir zamanlar empati yapmıştım yani kendimi Abraham'ın yerine koymuştum. Merak ettim ve kastım var. Azıcık nasırına basma isteğime engel olamıyorum. :)
Sevgiler;
Arkadaşlar,
İnşallah yarın İstanul'da olacağım. Nasırıma basmak isteyen arkadaşlara duyrulur :)
Şimdi yola çıkıyorum....
İletişim için : 0-999-Yönetim :)
Selamlar
spartacus
24-12-2007, 18:55
"Gerçek bilgi yalnızca inanç ve aklın bir bileşiminden gelebilir."
Şimdi buraya takılıp kalıyorum, öncesi evet bir inanç ile açıklanabilir ama burası ciddi sorun teşkil ediyor...
"Gerçek Bilgi" nasıl oluyorda inanç ve aklın birleşiminden gelebiliyor, gerçek öznelmidir acaba diye sormaktan kendimi alamıyorum. Hayır "bilgi ve ifade" öznelde hayat buluyor olabilir, ama bu bizlerin düşünce ve dağarcığında diye o şeyi(mesala bir elma) öznel-soyut yapar mı? Peki beyinin maddiliğini nereye koyacağız? Ya bilgiye asıl katkıyı sunan, gözlemi, deneyi, ölçülebilirliği?....
Elma soyut ise yerçekimi neye etkiyor ki? Eğer gerçek "öznel" ise pekala bilim diye bir şeyin varlığı bir çelişki değil mi?... Oysa aksine, gerçek nesneldir(somuttur), adamına, inancına göre değişmeyen ve adamına, inancına vs rağmen varolabilen şeydir gerçek. Mesala Ganj'ın kutsal olarak görülmesi bu nehrin suyunun başka bir şey olmasına yol açmadığı gibi kirlenmesine engel olabilir mi? Ne kadar görkemli olursa olsun Zeus'a adanan tapınaklar ve inançlar, Zeus inancı ve buna bağlı söylemleri, her şeyden evvel Zeus'un kendisini gerçek yapar mı? Peki akılsızlıkla mı itham edeceğiz bu insanları, o halde o tapınakları nasıl yaptılar?...
Sevgili Oki seçmece mi yapıyorsun, koca yazıda nasıl da buluyorsun böyle paragrafları *:P
Sevgili Spartacus,
Bilimin karanlıkta saklı gerçeğe olan inancı olmasaydı eğer , bilimin gelişmesinden söz edilebilirmiydi sizce. Veya mutfaktan gelen kokunun ne olduğunu anlamak için havadaki partükülleri inceleyerek o yemeğin tadının ne olduğunu anlamak ile damağın aldığı lezzeti ispat edebilirmiyiz?
Amaç bilim için bir inançtır. Din içinde öyle.
Naçizane böyle düşünüyorum.
Selamlar
Not:Şehir dışında olduğum için kısıtlı yazabiliyorum.
''Bilimin karanlıkta saklı gerçeğe olan inancı olmasaydı eğer , bilimin gelişmesinden söz * * * * * * * edilebilirmiydi sizce. '' Okinono
Bilimin gerçeğe merakı vardır inanci yoktur.İnanç bir ön kabuldür ,sorgulaması yoktur.
Ben bir şeye inanıyorum onu niye araştırayım?
Ama ben bir şey düşünüyorum acaba doğru olabilirmi diye deneysel araştırmalar yaparak ,düşündüğümün,teorimin doğruluğunu ispat edebilirim.
Bilim ve akıl inancı reddeder.
Saygılar,sevgiler
* * * * Birden çok biliminsanının da dediği gibi, evrenin gerçekten hayret uyandıran yanı ona bir anlam verilebilmesidir. *Parçalar birbirine uyuyor, moleküller etkileşiyor, . . . mübarek sahiden işliyor! *Evrimin inançlılar için söylediği doğanın tamamlanmış olduğudur. *Onların Tanrı’sı öyle bir maddesel âlem yaratmıştır ki içinde sahiden özgür ve bağımsız nesneler evrilebiliyor. *Daha ilk denemede herşeyi dosdoğru oturtmuş. *
* * * * * Kimilerine göre insan doğasının canice gerçekliği, Tanrı’nın yokluğuna ya da ölmüş olduğuna bir kanıttır. *Aynı usavurma, Tanrı’nın bir evrim ağacının önsöyülemez dallanmalarında bulunmadığı sonucuna da varır. *Ama doğrular daha derinde. *Her hâl-ü kârda bir ilâh, kendi kaprislerinden gerçekten bağımsız, içindeki akıllı yaratıkların iyi ile kötü arasında seçim yapmak durumunda kalacakları ve belirgin, maddesel bir gerçeklik şekillendirecekleri bir alem kurup bu yaratısını kendi başına bırakmaya karar vermiş. *Doğanın kendi kendisine yeterliliği de dünyada kötünün varlığı da Tanrı’nın yokluğu anlamına gelmez. *Dindar bir kimse için her ikisi de çok farklı anlamlara gelirler: Tanrı’nın sevgisinin kuvvetinin yanı sıra onun yaratıkları olarak özgürlüğümüzün gerçekliği. *
.........
Kaldığımız yerden devam
Bu dünyayı Tanrı ile açıklamak gerçekten zor. Fakat onu Tanrı olmaksızın açıklamak, çok daha zor.
"Sir Moses Montefiore. - İngiliz destekli Diaspora sözcüsü. Finans sektörünün dünyadaki bugunkü en büyük aktörü sayılan Rothschildın emirzadesi."
.........
Tanrıyı farklı amaçlar için mi arıyor ve ret ediyoruz acaba ? Çok ilginç değilmi sizcede. Yani bir yahudinin ki *diasporanın sözcüsü ve rothschildların adamı, tanrı merkezli söylemler yaparken, rothschild vakfının bugüne kadar desteklediği bilimsel projelerin toplamı, ülkemizin nerdeyse gsmh sine eşit.
Var bu işte bir bit yeniği ama du bakalım ne çıkacak altından *:wink:
Evet arkadaşlar; bilime destek olan vakıfları ve bilimin finansını da konuşma zamanı geldi bence. Buradan bilimin teorik amacı ile realitede kullanıldığı alanları da ayrıştırabileceğiz sanırım.
Şu destek vakıfları konusunu acaba ayrı bir başlık mı yapsak ?
Özellikle rothschild ismi konusunda etraflıca bilgi sahibi olmak isterim.
Selamlar.
"Tanrıyı farklı amaçlar için mi arıyor ve ret ediyoruz acaba ? Çok ilginç değilmi sizcede. Yani bir yahudinin ki *diasporanın sözcüsü ve rothschildların adamı, tanrı merkezli söylemler yaparken, rothschild vakfının bugüne kadar desteklediği bilimsel projelerin toplamı, ülkemizin nerdeyse gsmh sine eşit. " Okinono
* *Sevgili oki;
* *Yahudiler Ermeni diasporasını desteklemezler ve bu güne kadar Amerikan kongresinin Ermeni soykırımını kabul tasarısını yahudi lobisi engellemiştir, ta ki Türkiye'nin Hamas'la görüşmesine kadar.
* *Neden desteklemezler ve engellemişlerdir e gelince soykırım (holocaust) sözcüğü yalnızca 2. Dünya savaşında Nazi katliamları için kullanılmıştır ve bu yahudilerin tekelinde dir. Bunun yaygınlaşarak gücünü ve anlamını yitirmesi, yahudilerin İsrail'in politik silahlarından birini yitirmesine yada yalnızca kendilerine ait olanı paylaşmalarına neden olur.
* Saygılarımla;
Ermeni diasporası olduğu gibi bir de herkesin bildiği yahudi diasporası vardır diye biliyorum. *Yanlışım varsa düzeltirseniz sevinirim.
Selamlar
Dağınık olarak başka ülkeler de yaşamak manasında alırsanız türk diasporasından da söz edebiliriz yahudilerle özdeşleşmiş olan siyonizm, ermenilerle de anılan diaspora olmuştur bu kelime artık sözlük anlamından çıkarak politik terminolojide uluıslararası bir ermeni örgütlenmesine işaret etmektedir. Siyonizmde uluslararası bir yahudi örgütlenmesine karşılık gelmektedir.
Saygılarımla;
Yahudi diasporası ile bilginiz olduğuna göre, şu rothschilde bir gelseniz diyorum.
Ayrıca yahudi diasporasının örgütlenmesi siyonizmden farklıdır. Siyonizm içinde Tüm dünya yahudilerinin bağlı olduğu ve bugünkü israil hükümetinin üstünde davranan bir örgüttür. İsrail de yaşadığınıza göre hükümet ile diaspora arasındaki kavgayı da bilmeniz gerekir. *Siyonizm ise büyük tanrısal güce dayanarak kendilerine vaat edilen dünya hegomanyasının kurulması için ortaya çıkan bir örgüttür. Diasporayı kapsar. Yani siyonizm içinde dediğiniz gibi diaspora tek bir anlam ifade ederken, yahudi diasporası ile ermeni diasporası farklıdır.
Ayrıca, türk diasporasından söz edilemez. Çünkü Türk ırkının dinsel bir amaç için ülküsü tarihin hiç bir zamanında olmamıştır. Diaspora vatansızlığın bir sonucudur. Türkler ise topraksız değildir. *Bugünkü israil'in toprak hedefi de Rusya ya kadar uzandığı için henüz diasporanın görevinin bitmediğini savunurlar.
Neyse konumuz bu değil, buradan rothschild e geçerek bilgilerinizden faydalanmak isterim.
Selamlar
Sevgili okinono;
* * * Ben meseleye genel çerçevelerden bakmayı tercih ederim, Rotschildler, Sabetaistler, Tapınak Şovalyeleri vs bunlar beni çok az ilgilendiriyor. Kapitalist sistemde var olan yahudi sermaye grupları İsrail'i sömürmüyorlar mı? Hristiyan sermaye grupları hristiyanları sömürüyor. Türk kapitalistleri çok mu milliyetçi, kısaca kapitalizmin dini, milliyeti ve tanrısı vardır, bunlarda para ve karlılıktır. Bunun dışındaki herşeyi maşa olarak kullanır hatta sosyalizmi bile. Castro nun, Che'ni t-shirt lerini yapar satar. Kendi ülkesinin askerlerini vuracak olan silahları bile satar. Doğası bu, kaplanlara geyikleri yedikleri için nasıl kızmıyorsam, kapitalistlerede kızmıyorum, geyiklerde sömürülenlerde mücadele edecek pastadan payını artırmaya çalışacak. Yaşam mücadeledir benim için ve yaşamı anlamlı kılan da budur, barış iki savaş arasın da geçen süredir Nietszche
söylemişti sanırım.
* * *
* * * Komplo teorileri insanları sorunun temelinden uzaklaştırmak için üretilir.
* *Saygılarımla;
Daha açık sorayım,
Bilim ile din çelişiyorsa eğer, rothschild vakfının hem en sıkı tanrı söylemini savunması ve aynı zamanda fen bilmi için yaptığı yardımları nasıl açıklarsınız?
Bu bir komplo değil basit bir halk sorusudur.
Bir cevabınız varsa eğer, lütfedip cevaplarsanız beni ihya edersiniz. *
Selamlar.
Sevgili oki bilgi güç demektir güç ise para. Bilgiyi sağlamanın yolu en azından bildiğimiz kadarı
ile bilimdir. Sadece rothschild vakfı değil örneğin templeton vakfı da bilimsel araştırmalara ödüller
verir. Sadece ödülü alırken yapacağınız konuşmanın Tanrıya pek bulaşmaması nazikçe istenir
o kadar.
Bir kaç yıl önce bir dergide aytaşında bulunan bir gazdan bahsediliyordu. Dünyada bulunmayan
bu gaz nükleer patlamalar sırasında gözlemlenmiş. Özelliği inanılmaz bir enerji kaynağı olması.
Çok küçük 1-2 kg miktarındaki bu gazdan elde edilebilir enerji Kuzey Amerika kıtasının bir yıllık
ihtiyacını karşılayabilirmiş. Sence rothschild vakfı bu projeye para yatırır mı ?
Sevgili Tank tabur alay komutanım Frodo; *:)
Bilimin para için rahatlıkla kullanılabileceğini ne güzel ifade etmişsiniz. Şimdi bir kademe daha gidelim ve bilimin para için nasıl kullanıldığını da açalım.
Rothschild ın projeye para yatırmayacağı savı ile başlayabiliriz.
Buradan da öyleyse bilim ne için? Bizler hangi amaçlar için deklare edilmiş bilgileri biliyoruz. Subjektifliğin karışması ile teorilerin kabulu arasında ne gibi bir bağıntı vardır sorularına geçebiliriz.
Ben şahsen, taze olarak açıklanmış bir bilimsel verinin söz ettiğiniz para gücü için kullanıldıktan sonra değersiz hale gelmesi ile gerçeğin geriden takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bugün bilim tanrıyı ret etmek için çalışıyor denirse, tanrısızlığın para gücüne olan katkısını kabul etmemiz gerekir. bilim tanrıyı kabul etmek için uğraşıyor denirse de kabulun para gücüne katkısını kabul etmek gerekir.
Bilim tanrı ile uğraşmaz o gerçeğin peşindedir denir ise, bilimin gelişmesi için gerekli paranın sahiplerinin amacı ile ters düşeriz. *
Oysa gerçek bilgi, paranın gücünün kullanıp attığı ve para için değersiz olandır. Dünyanın yuvarlak olması gibi örneğin. Veya suyun kaldrıma kuvveti, Veya arkeolojik karbon testi. Vs.
Bilimi buluşlar ve buluşlara bağlı detayların keşfi olarak ikiye ayırmak sanırım bilim kelimesine yüklediğimiz kavramı anlamak açısından önem arzetmekte.
Soru aslında daha güzel bir hale geldi.
Para güç ise, bilim paraya bağlı ise, paranın gücünü devam ettirmesi için bilimi kullanması olasımıdır? Acaba bilim ilk önce paranın gücü ile zifaf olup, sonra mı tanrının varlığında veya yokluğunda delil oluyor?
Bilimsel verilerin sonuçları hakkında paranın gücünü nötrleştirmek için ne gibi ayırıcı etmenler vardır?
İnternetin bilginin tekelini kırmasındaki rolü nedir? Sonuçlarını orta vadede değerlendiriniz?
Her soru 10 puan. kalan 70 puanı sözlüden ekleyeceğim :)
Not: Eğer rothschild bu projeye para yatıracağım dediyse de, bunun mevcut enerji kaynaklarının tükenmesi ile kullanılmak için olacağı, *paranın gücünü devam ettirebilmesi için elzemdir.
Selamlar.
Sevgili oki bilimin saf, ulvi, tamamen insanın refahı için çalışan bir kurum olduğunu kim söyledi ?
Bilim yaşadığı dönemin politikasından gücünden, toplumsal ve ahlaki yapısından doğrudan etkilenir. Çünkü sonuçta insani bir çabadır. Ve bu çabayı sürdürenler de insandır. Ancak bilimin diğer insani etkinliklerdn farkı açık, nesnel, ve sınanabilir olmasıdır. (Açık olmanın istisnası olarak bazı devlet ve askeri araştırmaları ihmal ediyorum). Bilim yanılmaz da değildir. Tüm kusurlarımızı ve zaaflarımızı bu insani çabaya katarız.
Hiç bir bilimsel çalışma ben öyle olduğuna inanıyorumla başlamaz. Biliminsanı buluşunu, keşfini
kamuya sunar. Sürecin kontrolü başkalarınca da sınanır. Ancak bu sınanmalardan başarı ile geçen bir keşif insan aklının ortak mirası haline gelir.
Bilim belli paradigmalarla yönlendirilebilir mi ? Buna verilecek cevap yine evettir. Örneğin big
bang teorisine aykırı *sonuçlar çıkartan yayınların engellendiği, bu çabaya girişen gökbilimcilerin
gözlemevi saatlerinin kırpıldığı oldukça sık dile getirilir. Tarihten bir örnek insanlığın milat ve
milattan 1000 sene sonrasına kadar yaşadığı karanlık dönemdir. Bilim susturulmuş ve karanlık
bir dönem insanlık bilgi birikimi sıfırlanmıştır.
Peki dinler ? Önce bir peygamber vahiy alır ve yaratıcıdan gelen mutlak bilgileri bize sunar. Bu
bilgiler sınanmaya açık değildir çünkü herşeyin yaratıcısının kelamıdır. Yanlışlanamaz. Ne süreci
(vahiy alma) ne de sonuçları tartışılmazdır. İnanılır yada inanılmaz. Akla uygun olup olmamasına,
nesnel gerçeklikle örtüşüp örtüşmemesine bakılmaz. O her şeyin açıklamasıdır. Eğer herşeyin
açıklamasını orada bulamıyor isek bu "sınırlı" insan algılamasının suçudur. Ya kutsal metni doğru
okuyamıyoruzdur yada yaratıcı bizim bilmediğimiz bir düzeyden seslenmektedir.
Yazılıdan 20 sözlüden 40 verdim. Finalde sorular daha kazık :)
Şaka bir yana, tanrı da bilim de, din de ve aslında herşey de bir biri içinde o kadar girift ki...
Bazen diyorum ki, yav insan akıllı yaratık olmakla aslında en ahmak mı? Düşünsenize neyi keşfetti ise mutsuzluğunu bir adım daha artırmış.
Acaba diyorum, ilim tanrının boşluğunu doldurduğunu iddia ederken, insanın boşluğunu mu büyütüyor?
Bezgin yüzler, bıkkın emekler, feri gitmiş gözler. Sahaflar çarşısına girişteki akan kalabaliktaki toplu yılgınlık ile sayfalar arasında sıkışmış kalmış tezgahlardaki bilimsel gerçeklerin birbirlerinden asırlar kadar uzak ve yabancı olduklarını gördüm.
Evet tanrı bizlerin umurunda değil.
Bilimin de umurunda değil, hatta dincilerin de umurunda değil çoğu zaman.
Asıl önemli olan ise Tanrı'nın kimi umursadığı bence. Madem ki tanrı, hepimizi umursuyor olması gerekir. Çünkü tanrı adl ismine sahiptir.
Bu sitede bir hisse kapıldım. *
Bu sitedeki İnanırlar ile inançsızların ortak noktası, toplumsal zenginlik kriterlerinde çuvallamış olmalarıdır. Ben bu sitede aktif olup zengin olan bir tek üye olduğunu sanmıyorum. Eğer varsa da abbas yolcu demektir :)
Hepimiz bulunduğumuz çevrelerin çemberlerinden bunalmışız. Düşünenize, tanrının olduğunu veya olmadığını kanıtlamak için yaşamımızın önemli bir bölümünü yoksa neden harcayalım ki?
Oysa ben tanrının yokluğunu veya varlığını ispat edebilmek için bütün zihnimi konuya verirken, öte yandan varlığını veya yokluğunu umursamayan muazzam bir kalabalık aynı sürede zihnini nefsini tatmin için para kazanmakla meşgul ediyor. Bu ise paranın güç olarak kabul edilmesi ile doğal süreçte güçlünün selekte etmesi gibi bir sonucu doğuruyor.
Batmışız hepimiz. Ve yanlışlarımızı ve hatalarımızı kimimiz tanrının varlığına yükleyerek güya günah çıkartıyoruz, kimimiz ise tanrının yokluğunu savunurken olsaydı ben bu durumda olmazdım diyerek gizli özne ile tanrıyı suçluyoruz.
İşte bu nedenle de hepimiz tanrıyı arıyoruz. Kimimiz bardağın doluluğundan dem vuruyor kimimiz boşluğundan. Elde var sıfır.
Bu siteyi neden sevdiğimi daha önce söylemiştim. Tekrar edeyim. Hepimiz yemişiz kazığı. Tartışmamız ise kazığın arkasındaki elin sahibi.
Kazığı çıkartmak için ise hiç ama hiç bir girişim yok. Okiler gelir frodolar gider, baki kalan sadece boşa geçen emekler.
Gelde deme işte, sepetin içindeyiz diye :)
Konu monu kalmadı. Başlığı da iç ettik, Darwin'in mezarını papaz sularken cami imamına teşekkür etmek gibi birşey oldu. Neyse.. Bu başlık amacından saptı en iyisi yeni bir başlık bulmak :)
Bizim buraların bir tarzanı vardı. Allah rahmet eylesin. Her cuma büyük camide millet namaz kılarken Şöyle bağırırdı.
"Namaz kılan kafirlerrrrrrr"""... *
Neyse yatsı geçecek bana müsade :)
Selamlar...
Sevgili Okinono
Zenginlik görecelidir.Ne zenginler vardır çok fakir,ne fakirler vardır çok zengin.
Yalancı dünyalar yaratanlar gerçek mutluluğu bulamaz,gönülden gülemez.
Kazığı dosttan yediysen ,dostluğundandır,dostuna kazık atanın kaybı dostudur.
Parayla pulla her şeyi alırsın ama dostu ve sağlığı alamazsın
Dün sabah büyük bir trafik kazası yaptım arabam pert kaskoda geçmiş,olsun arabadan sağ cıktık ya Adıyamana gidemedi takdiri ilahi ne yapalım
Saygılar
spartacus
03-01-2008, 22:46
Gerçek şu ki, bilgi tarihin her döneminde egemen yapı yada egemen kültür diyelim, egemen kültürün hegomanyasında ve hatta ona hizmet edecek şekilde genel olarak elde tutulmuştur. Ancak bu aydınların yakıldığı, kazıklara oturtulduğu, kimilerinin gözlerinin dağlandığı, binlerce insanın cadı yada başka sebeplerle dahi yakıldığı dönemlerden de geçmiş olsa, hiç bir zaman sınırsız ve sonsuz olmamıştır. Bunun en önemli göstergesi tarihtir ve tarihsel gerçek, bu hegomanyanın kırılmasına devrimlerle tanıklık eder. Elbette bilgi her dönem egemen kültürün hegomanyasına alınmıştır, hatta güncel örnek, bu gün bir metaya dönüşmüştür yinede her ne olursa olsun yinede eksilmeyen bilginin değeridir. Yeter ki insanlar bilgiyi özgürce irdeleyerek alabilsinler.
İnsan ne kadar dogma, inançsal, tabusal, hazır kalıpla enjekte edilmiş vs gibi şeylerden uzaktır, bunların sınırlarıyla sınırlandırılmamıştır yada kendisini sıınırlamamıştır, binbir karmaşa ile karmaşıklaştırılmış, uzaklaştırılmış da olsa basit gerçeğe bir o kadar yakındır demektir.
Bilimde inanca yer yoktur, bu bilimin sonu olurdu. Gerçeği yalnızca gerçeği........
Dünyada ki kötülüklerin yada insanların canice davranışları, bir tanrının yokluğuna işaret etmez, böyle bir önerme tanrısal öznelliğin aynadaki yansımasından farklı bir şey değildir. Ama doğanın var olması, iyilikler yada güzelliklerin varlığıda, bir tanrının var olduğuna işaret etmez. Bunca kötülüklerin sebebi nasıl ki insandır, öznel açıdan tanımladığımız tüm iyiliklerin sebebide insan hatta bu tanımların yada kavramların anlamlarını oluşturan da insan olmalı. Yani bunlar insani şeyler olmalı. *İnsanın burnunun ucundajki gerçekten kaçması için nasıl ki özünde bir tanrıya ihtiyacı yok ise, bu gerçeklere ulaşmak içinde yine bir tanrıya ihtiyacı yada illa bir tanrısallığa(inanca) gereksinimi olmayacaktır. Bilimsel bir yazıda yada bilimin metodu konusunda bu tür öznel(inançsal) önermelerin ne anlamı olabilir peki? Hiç. Yada inançlı olmak ile bilimsel gerçeğide kabullenmenin(binlerce yıl evvelinin öznel masallarıyla çatışan) getirdiği çatışmada hem içsel(kendi açısından) bir dengeyi ama hemde dışsal(nasıl olurcular açısından bir cevap) bir dengeyi sağlamak açısından olabilir. Yinede bilimde inanca yer yoktur, ama bu inançlıya yer yoktur anlamı taşımayacaktır.
Asıl önemli olan ise Tanrı'nın kimi umursadığı bence. Madem ki tanrı, hepimizi umursuyor olması gerekir. Çünkü tanrı adl ismine sahiptir.okinono
Sevgili okinono,
Tanrı'nın bizi umursayıp umursamadığını soruyorsun ? Sorduğun soru beni bu geçen yılın baharına götürdü.Einstein'ın inancıyla ilgili okuduğum bir makaleye,senin serzenişin Einstein için de geçerli galiba,Darwin'in Tanrı'sından sonra belki de *Einstein'ın Tanrı'sına göz atmak gerekir.Einstein Spinoza'nın Tanrı anlayışını ilham verici buluyor.
http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,1607298,00.html
Geçen bahar tercümesini yapıp bir yerlere atmıştım.bulursam buraya da asarım.
Bizim Tarzan'ın nasıl öldüğünü anlatmak şart oldu.
Tarzan ablası ile kalıyormuş. Ayın belli zamanlarında şehir şehir dolaşıp sonunda eve dönüyormuş. Bir oda tahsis etmiş ablası Tarzan'a. Ne kadar uzaklaşsada sonunda dönüyormuş bizim tarzan.
Son defa da eve geldiğinde ablasına demiş ki,
-Abla banyo sobasını yak ben banyo yapacağım.
Ablası banyoyu yakmış ve evden gitmiş. Bir müddet sonra geri döndüğünde tarzanın seslendiğini duymuş odasından.
Kapıyı açtığında, bizim tarzan banyo yapmış ve kendisini bir beyaz çarşafa kefenlemiş vaziyette yerde yatıyor. Sadece yüzü açık.
Ablası , tarzana deli muamelesi yaparak dellendin hele sen yine diye çıkışmış.
Tarzan ise, Abla benim vaktim doldu. Abdestimi aldım, kendimi kefenledim. Birazdan öleceğim, beni çağırıyorlar gitme vaktim geldi demiş.
Ablası ise delidir diyerek umursamamış. Sonra Tarzan devam ederek, abla beni eniştem ile sen göm. Bu kafirlere bırakma, benim cesedimi ne yıkasınlar ne de onlar gömsün, ben mezarımı da kazdım zaten. İkiniz götürün oraya atın. Cenaze namazım göklerde kılınacak demiş.
Ablası ise, gülerek he he tamam tamam sen şimdi dinlen diyerek odadan çıkmış.
Tarzan seslenmiş, az gel hele diyeceklerim bitmedi.
Ablası geri dönmüş, Tarzan demiş ki, "Abla hakkını helal et. Ölürken yanımda dur demiş. " Ablası ise isteksizce ve birazda alayla tamam tamam yum gözlerini hadi öldün demiş.
Tarzan kelime i şahadet getirmiş ve gözlerini yummuş.
Ve o anda ölmüş.
Gömülme merasimini ise, buraya kadar anlattıklarımın doğruluğunu teyit etmek için tarzanın memleketlilerinin araştırmasından sonraya bırakıyorum.
Tarzan nereli mi?
Söylememmmmm.... :)
Selamlar
evrensel-insan
23-03-2008, 01:06
Saygideger arkadaslar;
Bildigim kadariyla Darwin"insanoglu nerden geldi?"sorusuna Adem-Havva disi yanit veren bir bilim adamidir.Theism e alternatif getirmistir.
God-divine-deism-yani tanri ve cesitleri konusuna degil.Cunku tanri konseptinin dinin disinda verilmis daha baska icerikleri vardir.
Bugun hala anti-god,nongod v.s. terimleri hala gecerli degildir.Bu konuyu insanla sinirli tutan bir felsefe henuz ortaya atilmamistir.
En azindan supernatural konusu-dogaustu hala nihilizm temelinde devam etmektedir.
Insanoglu hala dusunce gucunun yetmedigi konularda-21.yuzyida-ahkam kesmeye ve spekulasyon yapmaya doymamistir.Bu gidisle doyacagida yoktur.
Asil soru"neden hala ahkam kesmek ihtiyacini duymaktadir"
Bence her kisi bu soruya en azindan dusuncesini cevap aramaya yonlendirerek bir yanit verme durumundadir.Insan miyiz? yoksa hala birilerimi bizi insan mi yapiyor?
Birilerinin bizi insanliktan uzaklastirma cabalari ilk insandan beri devam etmektedir.
Peki bizim disimiz da bir guc varsa bu gucun bizle bagi nedir?Bizden istedigi birsey varmi?
Biz bu gucle-varsa-nasil bag kurabiliriz?Bu gucun bizim yasamimizdaki katkisi nedir?
Yoksa butun bu sorular anlamsiz,cunku cevaplanamazmi?insanoglundan baska cevap verecek biri varmi?
Yoksa bu sorular -ki daha uzatilabilir-bosa kurek cekme,boyle sorulari sorup cevap aramanin bizim yasantimiza hicbir katkisi yok mu?
Yoksa bu sorulari diri ve guncel tutmak birilerinin cikari mi?
Herkes kendi dusunce ve alisilagelmisligi temelinde bu sorulari degerlendirebilir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
gozeneli
30-03-2008, 14:27
Insan mıyız? sorusunu bence ancak insanın ne oldugunu anlatabilirsek anlayabiliriz.
insanlara çiçeklerden yada aslanlrdan geldikleri söylenseydi inanırlardı ama maymundan geldiklerine inanmıyorlar ki bnce pis çamurlardan gelmekten daha onurlu bir şeydir..ayrıca yazılar gerçekten güzel güncelleştirilmesi iyi olmuş..