Orijinalini görmek için tıklayınız : KARMA FELSEFESİ
Günümüzde insanların büyük bir bölümü, dünya üzerinde yaşanan kavgalardan, çekişmelerden ve bencilliklerden uzaklaşmanın, huzur, güven ve barış içinde bir hayat sürmenin yollarını aramaktadır.
Bu arayış içindeki bazı kişiler özledikleri huzur ve mutluluğu, Hinduizm ve Budizm gibi dinlerde bulabileceklerini zannederler. Doğu dinlerinin gizemli ve mistik havası, meditasyon benzeri uygulamaları ve bu dinlere mensup olan kişilerin genel görünüm ve üsluplarındaki farklılık, bazı kişilerin bu dinlerden etkilenmelerine neden olmaktadır. Ancak bu dinlerin akıl ve mantıkla çelişen birçok düşünce ve uygulamaları bulunmaktadır.
Son zamanlarda ülkemizde de gündeme gelen Karma inancı, bu batıl dinlerin önemli bir özelliğidir. Karma felsefesi, insanları bazı olumlu ahlaki özelliklere özendirmektedir ancak bunun yanında birçok sapkın ve batıl inancı da içermektedir. Karma''nın temelini oluşturan bu batıl inançların insanlar için bir kurtuluş yolu olması, insanlara mutlak bir huzur ve güven getirmesi ise kesinlikle mümkün değildir. Tam aksine bu inançlar insanı daha karmaşık bir ruh haline, çarpık bir bakış açısına ve yanlış uygulamalara yöneltmektedir. Elinizdeki kitapta bu yanlış uygulama ve fikirler ele alınmaktadır.
En başta şunu hatırlatmakta yarar vardır: Dünya üzerinde gerçek mutluluğu ve huzuru bulmanın yolu, kainatın tek hakimi olan Rabbimizin tüm insanlar için seçip beğendiği İslam Dini ve İslam Dini''nin kaynağı olan Kuran''dır. Kuran, Allah''-ın bildirdiği gibi, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartabilecek ve insanların kurtuluşuna vesile olabilecek tek Kitap''tır. Allah bu gerçeği Kuran ayetlerinde şöyle bildirmiştir:
... Size Allah''tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)
Bu kitapta Karma felsefesinin Kuran ile mutabık olan güzel ahlaka ait bazı özelliklerinin yanında, Kuran''a, insan aklına ve vicdanına aykırı olan sapkın yönleri açıklanmakta, Karma ve benzeri inançlara uymanın ve onlar doğrultusunda yaşamanın mantıksızlığı, delilleriyle ele alınmaktadır.
http://www.karmafelsefesi.com/
Harun Yahya denilen şahısın bu felsefenin %1 ini bile bildiğini sanmıyorum...
undergrant
31-07-2005, 23:10
ALLLAHIN VARLIĞINA İNANMAYANLAR.........
BİR AYRAN ALIN ELİNİZE VE BİRDE TUZ SONRA TUZU ALIN VE AYRANIN İÇİNE ATIN VE KARIŞTIRIN NE OLACAK TUZ KAYBOLACAK SİZE SORUYORUM TUZ NERDE TABİKİ HERYERDE İŞTE ALLAHTA HERYERDEDİR
Hindu veya Budist üyemiz varsa bu Karma'yı daha ayrıntılı izah edebilir mi?
Hinduizm bildiğim kadarıyla din. Tek tanrılı bir din. Budizm ateist bir felsefe. Tanrılı ve tanrısız iki görüşün Karma'da buluşuyor olması nasıl izah ediliyor?
Hinduizm bildiğim kadarıyla din. Tek tanrılı bir din.
Hinduizm aslında tek Tanrılı değil tam anlamıyla panenteist bir dindir.Ayrıca Hindulara göre Tek gerçeklik Tanrı kendini milyonlarca farklı surette gösterebiliyor.
İki inançta da karma var...Ancak Budizmin karma felsefesi Hinduizminkinden çok daha farklı ve komplike.
Aşağıdaki şekil Budizmin Karmasını/etki tepki yasasını açıklıyor: (yazılara renklere ve şekillere dikkat ederek ayrıca aşağıdaki link okunarak incelenmeli)
http://www.aimwell.org/Books/Mahasi/Dependent/PATICCA3.GIF
http://www.aimwell.org/Books/Mahasi/Dependent/3_Periods/3_periods.html
(Kitapçığın tamamı yukarıda "select a link" bölümünden okunabilir)
Hinduizmde ruh ve Tanrı vardır. Gerekli evrimi tamamlayamayan ruh bedene hapsolmaya mecburdur kendini alçaltmasına veya yükseltmesine göre Tanrı tarafından başka bir bedene sokularak tekrar dünyada doğar ("ruh seviyesi"ne ve geçmişine bakarak ya özürlü kusurlu bir beden verilir ya da mükemmel bir beden aynı şekilde geçmişte yaptıklarına bakarak mevcut hayatının kaderi belirlenir)
Budizmde ise Tanrı ve ruh inancı yoktur Etki-tepki yasası vardır.Etki olmadan tepki olmaz doğadaki fenomenler gibidir karma.
sodomo--
23-08-2006, 02:03
Sevgili Mysticspirit uzun zamandır yoksun, özletme kendini...
Şimdi bu "karma" inancı *(sebep-sonuç yasaları) Budizmde çok önemli bir yer tutar ve aydınlanmamış bireylerin kaderi gibi görülür. Aydınlanma da kişinin kendi öz doğasını tanıması ile mümkün. Hal böyle iken Budizme göre kendi öz doğasını tanımayan bireyler reenkarnasyona taabi olurlar ve bu yeniden bedenlenme birey aydınlanana kadar yani kendi öz doğasını tanıyana kadar sürer. Öz doğanın tanınması ise onu perdeleyen bir çok olumsuz özelliğin ortadan kaldırılması ile mümkündür. Eğer kişi "öfkeli" ise kendi karmasını cehennem, *"mutlu" ise cennet olarak tekrar oluşturur. Ama kişinin cennette olması karmanın dışına çıktığını göstermez sonuçta karmanın dışına çıkmak yani "aydınlanmak" Budizm'in ana amacıdır.
Fakat burada yanlış anlamalara meydan vermemeliyiz. Mesela bugün özürlü doğan çocuklar geçmişin günahını sırtında taşıyanlar değildir çünkü böyle düşünmek bile herşeyi düzenleyen ve kime hangi bedenin verileceğine karar veren üstelik bunu da geçmiş yaşamında ki iyilik/kötülük, doğru/yanlış vb. davranışlara bakarak karar veren bir Tanrı 'ide'sine sarılmak olur ki bu başlı başına Budizm'in felsefesine terstir.
Peki öyeleyse yeniden bedenlenme neye göre oluşuyor ? Yani bugün özürlü/sağlıklı, uzun boylu/kısa boylu, esmer/sarışın vb. farklı bedensel görünümlere, eksikliklere veya fazlalıklara sahip olmanın sebebi nedir ?
Eğer bunu dışsal bir güce atfedemeyeceksek neye atfedeceğiz ?
Bunun cevabı bence yine bireyin kendisinde gizli. Yani biz öyle olmayı seçiyor olabiliriz ve zannedersem "bilgelik" yolunda ilerlerken kendimizi çok çeşitli zorlukların içine sokuyoruz çünkü "deneyimlemek", özellikle "zorlukları deneyimlemek" oldukça kısa sürede oldukça fazla engeli aşmamızı sağlıyor. "Acı çekmek" karmanın kaçınılmaz bir gerçekliği ve bize düşen de bu karma süreçlerinin üstüne çıkabilmek.
Acıdan kurtulmanın tek yoluda "aydınlanma" ve o da kişinin kendi öz doğasına ulaşması ile mümkün. Bundan dolayı özürlü veya sağlıklı doğmak pek bir şeyi değiştirmiyor, en fazla acının ertelenmesi demek sağlıklı olmak çünkü herkes günün birinde kendi bedensel çöküşünü yaşayacak fakat özürlü doğanların bir çok avantajlı tarafı var "tekamül" açısından diye düşünüyorum...
Kafam karışmadı desem yalan olur.
Doğru mu anlamışım bilmiyorum. Anladığım şu; Hinduizm'de Karma Tanrının tercihi. Aydınlanmanın gerçekleşip gerçekleşmediğine Tanrı karar veriyor ve buna göre yeni bir tekamül veya tekamülün son bulmasına karar veriyor.
Budizm'de ise karar mekanızması muğlak. Kişi kendi mi tercih ediyor, kararı bilinç mi veriyor kesin olarak bilinmiyor.
-Tekamül kararını kişinin bilincinin verdiğini düşünüp kabul edersek bu durumda bilincin önceki tekamülleri de hatırlıyor olması gerekmez mi? Bulunduğu konumu ve katettiği yolu bilmesi için sanki bu hatırlama zaruriymiş gibi geldi bana.
-Tekamülün sona ermesi yani Nirvana makamı (terimleri yanlış kullanıyor olabilirim) bir yokluk mu? Bilinç bunu gerçekten isteyebilir mi? Sürekli olarak tekamül etmek mantığa daha uygun değil mi?
-Bilinç ve hafızayı birbirinden ayırmak mümkün mü?
İslamiyette ruhlar yaratılıyor ve Allah'a söz veriyorlar. Dünyada hiçbir ruh -bedenlenmiş ruh- ruhlar aleminde verdiği sözü hatırlamıyor. Kur'an'da "hatırlayın" deniyor ancak insanların kaçı ruhlarının diğer alemde verdiği sözü hatırlama yetisine sahip.
Öldükten sonra ise hafızaların iade edildiği görülüyor.
Budizm'de de bedenlenmiş enerji/bilinç (ne dendiğini tam olarak bilmiyorum) hafıza kaybına uğrayıp öldükten sonra bu hafızaya mı kavuşuyor? Ve o durumda aydınlanıp aydınlanmadığına bakıp buna göre yeni bir tekamül veya Nirvana'ya kavuşma kararı mı veriyor?
-Kişinin kendi bilincinin kararıyla olabilecek bir iş değilmiş gibi geldi bana.
Akıl yürütmem hatalı olabilir tabii. Ancak Budizm'deki Karma'yı ve tekamülü tam anlayamadım.
sodomo--
23-08-2006, 17:26
Tekamül kararını kişinin bilincinin verdiğini düşünüp kabul edersek bu durumda bilincin önceki tekamülleri de hatırlıyor olması gerekmez mi?
Hayır. Öteki tekamülleri hatırladığı anda tekamül amacını kaybeder.
Şu tip bir örnek tam açıklayıcı değil ama bir yönü ile bir şeyler anlatabilir : Yani diyelim ki bir rüyadasın ve rüya gördüğünü bilmiyorsun o zaman rüyada yaşadıklarını "gerçek" ile farksız yaşarsın yani en azından rüya esnasında bu böyledir. Bu hoş bir rüya da olabilir, korkunç bir rüya da ama yaşadığın hisler bir o kadar gerçektir. Eğer rüya gördüğünü bilirsen o zaman rüyanın üstüne çıkarsın ve gerçeklik tanımını dışarıda yaparsın ama rüyanın kendisi gerçekliğini yitirir.
Bedenleşmek demek zaman/mekan düzleminde bir nokta da konumlanmak demektir. Yani beden "Ben"im bir nokta seçimimdir. Kendimi bir noktada tekrar var ederim ve o nokta üzerinden "deneyim" alanına girerim. Artık bulunduğum yer "çokluk" alanıdır ve deneyim ancak "çokluk" içinde mümkündur. Yani "ben" ve "ben-dışı" ayırımı oluşmadan deneyim olamaz. Eğer "tek" ben olsaydım "deneyim" diye bir şey olmazdı hatta kendimi bile deneyimleyemezdim ve "kim" olduğum sorusu bile askıda kalırdı. O yüzden oyunun kuralları başta konulmuş hem de bizzat "karma yasaları" tarafından, yani "çokluk" alanına girmek demek "tek" olanın kendini tanıma çabası demek zaten, öncesi yok hep sonrası var, arkana bakmak yok önünde ki yola bakmak var vb. Böyle olunca tekamül yani sürekli gelişim kaçınılmaz olur.
Burada karma'nın bilinci temsil ettiğini düşünüyorum. Daha önce de bahsetmiştim evrensel anlamda bilinç kendisini evrensel yasalar ile ortaya koyuyor. Yani bir yerde yasa var ise orada bilinç vardır ve yasanın olmadığı hiç bir yer yoktur. Yani sebep-sonuç ilişkileri yasanın temel davranış biçimidir. Eğer bilinci dışsallaştırırsanız hiç bir şeyi anlamazsınız ve bugünkü semavi dinlerin Tanrısı gibi oturduğu yerden ona buna müdahale eden ve talimatlar gönderen *ne idiğü belirsiz, ne olduğunu kimsenin bilmediği, insansı özelliklere bürünen bir garabet çıkar ortaya...
Yani o var, bu var, şu var, bir de ayrıca Tanrı var demek tek kelime ile hiç bir şey anlamamak ve anlayamayacak olmak demektir.
Tekamülün sona ermesi yani Nirvana makamı (terimleri yanlış kullanıyor olabilirim) bir yokluk mu? Bilinç bunu gerçekten isteyebilir mi? Sürekli olarak tekamül etmek mantığa daha uygun değil mi?
Evet. Budizm mutlak gerçekliğin "boşluk" olduğunu söyler ve hayat ise boşluğa çizilmiş bir resim gibidir (Bu bir kitap ismi aynı zamanda). Fakat burada "felsefi" anlamda "boşluk" kastedilmez ve bu kavrama çok farklı bir anlam yüklenir. Onlara göre "boşluk" yok olmak değildir "ortada bir yerde" olmaktır. *(Çok detaylı bir bilgim yok, kavrayabildiğim bir konu değil)
Sürekli olarak tekamül zaten mevcut hatta diyebiliriz ki tekamül sonsuza kadar sürer ama bir farkla o da "aydınlanma". Eğer aydınlanma gerçekleşirse yani kişi kendi "öz doğası" ile buluşursa o zaman karma ortadan kalkar ve kişi cennet ile dünya arasında istediği kadar gider gelir. Yani dünya da cennette kişinin kendi oyun alanına döner. *
Ama bu tip kavramlara-- "boşluk", "hiçlik" "sonsuzluk", "mutlak", "teklik"
vb.-- anlam kazandırmak çok zordur çünkü kendi bilincimiz ancak sebep-sonuç bağlamları arasında işlev görür. Bu yüzden Budizm'de temel düşünce kurallarını *ortadan kaldırmak önemlidir ve zaten Zen'deki "koan"lar da buna hizmet eder. Kişi mantıksal düşünce yolu ile problemleri çözemeyeceğini anlar ve farklı bir bilinç geliştirir.
"Tek elin sesi" gibi düşünerek değil ama varlığının tamamını ortaya koyarak çözebileceği problemlerdir bunlar.
-Bilinç ve hafızayı birbirinden ayırmak mümkün mü?
Tabii ki mümkün. Hafıza demek geçmişin yani bir zamansal *ve deneyimsel gerçekliklerin bilgisinin depo edilmiş halidir. Ambarda tahılın olmasa da sen yine toprağa eker biçersin sonuçta sebep/sonuç ilişkileri ağı içindesin ve yapacağın her şey buna taabi olacak ve her halükarda bilinç tarafından kuşatılacaksın. Tabii burada insan beyni açısından sorguluyorsun, o zaman hafızasını kaybeden insanları düşünebilirsin.
İslamiyette ruhlar yaratılıyor ve Allah'a söz veriyorlar. Dünyada hiçbir ruh -bedenlenmiş ruh- ruhlar aleminde verdiği sözü hatırlamıyor. Kur'an'da "hatırlayın" deniyor ancak insanların kaçı ruhlarının diğer alemde verdiği sözü hatırlama yetisine sahip.
Öldükten sonra ise hafızaların iade edildiği görülüyor.
Eğer mevcut semavi dinlere göre düşünmeye başlarsan bütün gerçekliği bir çırpıda kaybedersin. "Ben buradayım Allah orada karşılıklı helalleşiyoruz" demek başlı başına safsatadır. Üstelik Tanrı inancı neden hep bu üç semavi dinin kıskacında ele alınır onu da anlamam.
"Eğer Tanrı var ise bu Kuran'daki Tanrıdır mutlaka" mı demek istiyorsun ?
Bunlar bilinçaltı zorlamalar, sonuçta çocukluktan beri herkes böyle yetiştirilmiş ve bunu aşmak kolay değil bugün bile atesitler Tanrı sözcüğünün geçtiği her yerde bunu Kuran'daki Tanrı ile özdeşleştiriyorlar.
Budizm'de de bedenlenmiş enerji/bilinç (ne dendiğini tam olarak bilmiyorum) hafıza kaybına uğrayıp öldükten sonra bu hafızaya mı kavuşuyor? Ve o durumda aydınlanıp aydınlanmadığına bakıp buna göre yeni bir tekamül veya Nirvana'ya kavuşma kararı mı veriyor?
Bu "hafıza" kavramını unut bir kalem, takılma ona. Çünkü hafıza derken "hatırlama/unutma" gibi zamansal anlamda geçmiş/gelecek ikilimlerine takılıyorsun. Halbuki zaman/mekan düzlemleri içindeki herşey karma yasalarına göre gider ve bu zaman/mekan üzerinden düşünmeye başladığın anda kendini karmaya hapsedersin.
Sonuçta konuya ruhani olgunlaşma olarak bak. Farklı beden de yeniden doğabilirsin ama şu anda içselleştirdiğin bütün olumlu/olumsuz özellikleri koruyacaksın, tabii ki yeniden bedenlenmek demek yeni bir fırsat demek eğer *olumsuz ruhani özelliklerin var ise o zaman içinde yaşayacağın koşullar içinde bunu aşman daha kolay olabilecek ama burada asıl hedefin "karmanın dışına çıkmak" olduğunu untumayalım ve bu da *"aydınlanma" yani kişinin "kendi öz doğasını tanıması" ile mümkün..
Hinduizm'in karma görüşünü Swami Sivananda'nın "All About Hinduism" kitabından açıklayalım, çeviren Umaputra:
KARMA ÜÇ ÇESITTIR
1-Sançita Karma (birikmis ameller), 2-Prarabdha Karma (meyve vermekte olan ameller) 3- Kriyamana Karma (simdiki ameller).
Sançita, geçmis bedenlenmelerdeki tüm birikmis ve yigilmis karmalaridir. Bir kismi kisinin egilimlerinde, dogal yeteneklerinde, kapasitelerinde ve arzularinda görünür.
Prarabdha, geçmis karmanin simdiki bedenden sorumlu olan bölümüdür.Sançita karmanin insanin bu bedenlenmesindeki (enkarnasyonundaki) hayatini etkileyen bölümüdür. Engellenemez ve degistirilemez, sadece tecrübe edilerek bitirilebilir. Geçmis borçlarinizi ödersiniz. Prarabdha Karma , baslamis olan ve meyve tasiyan karmadir. Sançita Karma'nin yiginlari arasindan bu seferki ömrünüz için seçilmistir.
Kriyamana ise simdi yapilmakta olan ve geleceginizi, gelecek bedenlenmelerinizi etkileyecek olan Karma'dir. Agami veya Vartamana diye de adlandirilir.
Vedantik Literatürde (Hindu Kutsal Metinleri) güzel bir benzetme vardir: Okçu simdi bir ok atmistir ve ok elinden çikmistir.Onu geriye çagiramaz. Yeni bir ok atmak üzeredir.Arkasinda asili olan sadagindaki bir sürü ok yigini Sançita'dir, simdi attigi ok Prarabdha'dir ve atmak üzere oldugu ok Kriyamana'dir. Bunlardan Sançita ve Kriyamana üzerinde tam kontrol sahibidir fakat Prarabdha'sini mutlaka çalismak zorundadir. Etkilerini göstermeye baslayan geçmis karmasini tecrübe etmek zorundadir.
Bir baska güzel benzetme daha vardir: Tahil ambari Sançita Karmayi temsil eder. Tahil ambarindan alinan ve gelecek günlerde satilmasi için dükkana konan kisim Kriyamana'yi temsil eder. Günlük olarak satilan ise Prarabdha'yi temsil eder.
Bütün Sançita Karma yigini sadece Brahman (Yaratıcı-Tanrı) bilgisini idrak etmekle tamamen yokedilebilir. Ulvi,ilahi düsünceler besleyerek ve erdemli isler yaparaksa oldukça azaltilabilir. Kriyamana Karma ise Prayasçitta (tövbe ve takva ayinleri) , Nimitta Bhava (kisinin Tanri'nin elindeki bir enstrümandan ibaret oldugu, gerçek failin yalnizca Tanri oldugu fikri) ve de Saksi Bhava (kisinin sadece duyularin ve zihnin hareketlerinin sessiz sahidi oldugu fikri) ile yokedilebilir.
Özgür İrade-Karma Üzerine:
ÖZGÜR IRADENIN ÜSTÜNLÜGÜ
Kendi kaderinizin efendisi sizsiniz. Kendi sansinizin ve istikbalinizin mimari sizsiniz. Çektiginiz acilarin sorumlusu da sizsiniz. Simdi içinde bulundugunuz durumdan da siz sorumlusunuz. Eger mutluysaniz ,bunu önceden yaptiklarinizla siz sagladiniz. Eger mutsuzsaniz da bu sizin kendi eseriniz. Her fiil (eylem-hareket-amel) yakinda veya sonra mutlaka bir meyve verecektir. Erdemli bir fiilin meyvesi mutluluktur.Kötü bir fiilin getirecegi meyve ise kederdir.
Yaptiginiz amelin getirecegi sonuca karar verme özgürlügünüz (Bhoga-Svatantrya) yoktur. Ama amelin gidisatina karar verme,rotasini çizme özgürlügünüz (Karma-Svatantrya) vardir. Bu sebeple Tanri Krisna söyle buyurmustur: "Karmanyeva Adhikaraste Ma Phalesu Kadaçana" yani "Senin isin amelledir,asla meyveleriyle degil." *Janaka ve digerleri amelleriyle mükemmeliyete ermislerdir.
Insanin iradesi daima özgürdür. Iradesi bencillik sebebiyle safligini yitirmistir. Temel arzularindan, begenilerinden ve begenmemelerinden kurtularak iradesini saf,güçlü ve dinamik hale getirebilir. Her ruh bir araziye sahip olan bir çiftçi gibidir. Arazinin kaç dönüm olacagi, topraginin hangi cinste olacagi, hava sartlarinin nasil olacagi hep önceden belirlenmistir. Ancak çiftçi araziyi sürüp gübreleyerek iyi mahsul almakta yada çorak bir toprak olarak birakmakta tamamen serbesttir.
Simdi ne oldugunuz, geçmiste düsündüklerinizin ve ne yaptiklarinizin sonucudur. Gelecekte ne olacaginiz da simdi düsünmekte ve yapmakta olduklariniza baglidir. Önceki hayatinizdaki amellerinize ve egilimlerinize en uygun olan çevreye dogarsiniz. Geleceginiz için daha iyi sartlar yaratabilirsiniz. Karmanizi kendi seçtiginiz yapabilirsiniz gelecekte. Çok yüksek bir mükemmeliyet derecesine yükselebilirsiniz. Bir Indra (BaşMelek-Mikail-Michael) veya kamil bir Yogi (İnsan-ı Kamil, Aziz) olabilirsiniz. Karakterinizi, düsüncelerinizi ve amellerinizi degistirerek geleceginizi istediginiz gibi sekillendirebilirsiniz. Bu sebeple Bhisma ve Vasistha (iki hindu peygamberi,çev.)insan çabasini (purusartha) kaderin üstünde tutmuslardir.
Küreksiz,dümensiz ve yelkensiz bir kayikçi rüzgarlar ve akintilarla çaresizce sürüklenir, ama kürekleri,dümeni ve yelkenleri olan akilli bir kayikçi ,sandalini istedigi rotada ilerletir ve karsi kiyiya sag salim varir. Aynen böyle de Doga'nin Yasalarini- Düsünce Yasasi,Karma Yasasi- bilen bu Samsara (reenkarnasyon) okyanusunda korkusuzca yol alir ve karsi kiyiya-korkusuzluk *ve ölümsüzlük sahiline gayet emniyet içinde ulasir.Yasalari bilmesinin sagladigi yardimla, yardimci kuvvetleri kendisinin en iyi avantaji için kullanacak ve muhalif kuvvetleri maharetle etkisiz hale getirecektir. Bilgi bir mesaledir. Bu sebeple bilgi mutlak vazgeçilmezdir. Cehalet en büyük günahtir. Cahil bir adam tabiatin kurbani veya kölesi olur.
(Swami Sivananda, All about Hinduism-Çev: Umaputra)
Tekamülün sona ermesi yani Nirvana makamı (terimleri yanlış kullanıyor olabilirim) bir yokluk mu? Bilinç bunu gerçekten isteyebilir mi? Sürekli olarak tekamül etmek mantığa daha uygun değil mi?
-Nirvana, moksha, zihnin ölümü sonucu oluşur, Hindular buna tanrı'yla bir olmak derler, tanrı'nın biz olduğunu, bizden ayrı olmadığını, ölmeyeceğimizi, doğmadığımızı hatırlamaktır. Tekamül süreci bizim dünyaya doğmuş olduğumuz sanısından ileri gelmektedir, bundan kurtulmak ve unutmuş olduğumuzu hatırlamak nirvana'dır, moksha'dır, bunu anlamak için o'nu deneyimlemek gerekir.
Biz bu yokluk halini hep deneyimliyoruz aslında, derin, rüyasız uykuda ortaya çıkar ve zihnin fikirlerle dolmasıyla onu unuturuz. Tüm çaba, zihni sakin ve sessiz kılmakta ve uyanıkken uyku halini deneyimlemek içindir.
Derin uykunun "Samadhi", yani bir züht hali (trans) olduğunu söyler üstadlar, o bizi dinlendiren, hayat veren haldir. Bu hali her zaman yaşamak en güzel boşluktur, yaşanası tek hayattır, derler.
"Bilinç", düşüncelerden, hafızadan ayrıdır, tıpkı hafızasını kaybetmiş birisinin bilinçli olması gibi, düşüncelerini hatırlayamaz, hatta hiçbir düşünceye sahip olmayabilir, ama bilinçlidir.
Anlatılmak istenen, "bilinçsiz" olduğumuzu düşündüğümüz yerin de "bilincinde" olmaktır, rüyadayken rüya gördüğünü farketmek, uyanmanın koşuludur, nirvana da dünya uykusundan *uyanmaktır, hatırlanması gerekeni hatırlamaktır. Ama "lucid dreaming" yapmak istiyorsanız, onu da yaparsınız, çünkü özgürsünüz, tamamen!
Rüyalar ne kadar ilgi çekici ve güzel olsalar da sonları vardır, bittikleri zaman geride hiçbirşey kalmaz.
-Tekamül kararını kişinin bilincinin verdiğini düşünüp kabul edersek bu durumda bilincin önceki tekamülleri de hatırlıyor olması gerekmez mi?
Bazen, eski yaşamlarını hatırlayan çocuklar ya da kimselerin hikayelerini okuyorum, kendiniz deneyin, belki hatırlarsınız. Ben hiç denemedim, uzun bir uğraş gerekiyormuş. Sonucu da garanti değil.
:D