PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hindistan-Pakistan Farkı


17-08-2007, 13:08
Bugünkü Milliyet Gazetesi'nde Sami Kohen'in "Demokrasi ve laiklik farkı..." adlı bir makalesi vardı. Ben bu başlığı Hindistan-Pakistan Farkı adıyla duyurmayı uygun buldum. Güzel bir belirleme yaptığını düşündüğüm için ve makalede kısa olduğu için aktarıyorum:

Bu hafta bağımsız devlet olarak kuruluşlarının 60. yıldönümünü kutlayan Hindistan ve Pakistan, birçok ortak özelliklerine rağmen, birbirleriyle çelişen bir görünüm sergiliyorlar.
Aslında iki ülkenin halkı, uzun İngiliz kolonyal yönetimi altında, yan yana veya iç içe yaşamış, dolayısıyla -dinsel ve kültürel farklarına rağmen- aynı yaşam koşullarını paylaşmıştı. Hint yarımadası din esaslarına göre ikiye bölünüp Hindistan ve Pakistan diye iki ayrı devlet ortaya çıktığı zaman, iki tarafın insanları benzer özelliklere ve standartlara sahipti.
Bugün, iki komşu devletin siyasal ve ekonomik durumlarında daha ilk bakışta dikkati çeken büyük farklar var.

# Nüfusu 1.1 milyarı bulan Hindistan demokratik, laik ve istikrarlı bir ülke. Son yıllarda ekonomide ve teknolojide gerçekleştirdiği büyük hamlelerle dünyanın en hızlı gelişen ülkeleri arasına girdi. Hindistan uluslararası platformda da etkin bir aktör durumunda.
# Pakistan kuruluşundan beri siyasal sancılar çeken, askeri darbelere sahne olan ve günümüzde de radikal İslami akımlar ve şiddet eylemleriyle boğuşan bir ülke. Yıllardan beri siyasal istikrarı sağlayamayan 160 milyon nüfuslu Pakistan, (Hindistan gibi her ne kadar nükleer silah üretebilecek bir teknolojik düzeye erişmişse de), ekonomisini bir türlü toparlayamadı...


Sağlam temeller

İki devletin 60. kuruluş yıldönümü, bu çelişkinin nedenlerine eğilmek için bir vesile oluşturuyor.
Bu nedenlerin başında yönetim şekli geliyor. "Asian Age" gazetesindeki makalesinde M. J. Akbarın'ın belirttiği gibi, "Aslında iki ülkede yaşayanlar aynı eski Hindistan'ın fertleri. Şimdi onları ayıran tek bir şey var: Demokrasi"...

Hindistan bir demokrasi olarak kuruldu ve bu rejimi günümüze kadar sürdürmeyi başardı.
Bu gerçekten büyük bir başarı. Çünkü Hindistan'da, teorik olarak demokrasi için zorunlu sayılan koşulların veya kriterlerin birçoğu yok (örneğin, belirli eğitim düzeyi, güçlü orta sınıf gibi). Üstelik Hindistan, çok kültürlü, çok dilli, çok dinli, çok etnik kökenli bir ulus. Ülkede hâlâ kast sistemi de sürüyor. Ama buna rağmen, demokrasiyi (hatta İngiliz geleneklerine uygun şekilde) sürdürebiliyor.

Hindistan, Gandhi ve Nehru gibi güçlü liderlerin attığı demokratik, çoğulcu ve laik temelleri sağlam tutmayı bildi.

Bu başarısının sırrını çeşitli vesilelerle Hindistan ziyaretlerimizde ve "Hint demokrasisi örneği" üzerindeki seminerlerde incelemek veya tartışmak olanağını bulduk. Vardığımız sonuç, Hintlilerin "sivil, hoşgörülü, uzlaşıcı, katılımcı mizacı"nın demokrasinin yaşamasında büyük payı olduğudur.
Laiklik anlayışı (ki anayasasında yer alıyor) Hint demokrasisine ayrı bir güç katıyor. Bir Hintli akademisyen yıllar önce bize şöyle demişti: "Hindistan'da laiklik bu kadar din, dil, ırk sınıf farkını arka plana iten birleştirici bir faktördür"...

Negatif etkenler

Hindistan'da siyasal istikrarı ve iç barışı (arada bazı sürtüşmeler olsa da) sağlayan işte bu faktördür.
Pakistan'da ise, daha kuruluşunda bundan tamamen farklı iki faktör öne çıkmıştır: Birincisi, din'dir. Pakistan İslam temellerine dayalı bir anayasaya sahiptir. Son yıllarda dinci radikalizm yayılmış, medreseler dahi şiddet odakları haline gelmiştir...
İkinci faktör, asker'dir. Pakistan'da ordu (Hindistan'ın aksine) politikanın dışında kalmamış, sıkça müdahalelerde bulunmuş veya yönetime el koymuştur. Buna rağmen radikalizm ve şiddet son bulmuş ve de istikrar sağlanmış değil...

Bu açıdan Hindistan-Pakistan mukayesesi, düşündürücü sonuçlar ortaya koyuyor...

mhmd
17-08-2007, 14:26
Bazı yanlış anlamalara karşı birkaç bilgi vermek lazım;

Namı diğer Kaydı Azam'ın ağzıyla;

-O, Türkiye’yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti.
Kemal Atatürk’ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir.
Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hind Müslümanları bugünkü durumlarına hala razı olacaklar mı?
Muhammed Ali Cinnah (Millet Gazetesi, 10 Kasım 1954)

Bu düşünceler ile kurulmuş olan veya kazanılmış bağımsızlığa rağmen sonu hiç de iyimser değildir Cinnah'ın ülkesinde.

Zannımızın aksine bağımsız bir Hindistan devletinden ayrılan bir toprak parçası değildir, Pakistan.
14 Ağustos 1947’de İngiltere’nin Hindistan’a bağımsızlık tanımak zorunda kalması üzerine, aynı gün hem Pakistan hem de Hindistan devletleri kurulmuştur.

Her ne kadar aynı halklar gibi görülsede, inançsal olarak derin ayrılıkları vardır. Kim bilir bu ayrılıkların temelleri belki de gerekli idi o zaman için.
Bu gün Afrikada aynı ülke içinde farklı inanış ve hatta kabilelerdeki katliamları görünce.
Ortadoğuda, aynı ülkenin vatandaşı ve hatta aynı dinin inananları iken bile farklı mezheplerden dolayı, linçler, savaşlar, katliamlar ve öfkeyi görünce. Neyse...

Yazarımızın bir yerdeki korelasyon bağlantısı beni biraz düşündürdü.
Pakistan'ın dini anayasası ve askeri hiyerarşisini takibi veya gereği gibi belirtmiş.

"Pakistan İslam temellerine dayalı bir anayasaya sahiptir. Son yıllarda dinci radikalizm yayılmış, medreseler dahi şiddet odakları haline gelmiştir...
İkinci faktör, asker'dir. Pakistan'da ordu (Hindistan'ın aksine) politikanın dışında kalmamış, sıkça müdahalelerde bulunmuş veya yönetime el koymuştur. Buna rağmen radikalizm ve şiddet son bulmuş ve de istikrar sağlanmış değil..."

Ülkemin darbelerini düşündüğümde bu korelasyonun, en azından ülkem için söz konusu olamayacağını görüyorum.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

17-08-2007, 14:49
Çok güzel düşünülmüş,ibretlik bir konu.Tıpkı bir laboratuarda deney yapar gibi.Aynı vasıftaki iki halk dinleri yüzünden iki devlete bölünüyorlar.Tarihleri kültürleri herşeyleri aynı.Tek farkları dinleri.Ve ilerliyen yıllarda görüyoruzki Hindistan bazı ufak tefek sıkıntıları olsada (Hani putperest diye beğenmediğimiz) aydınlanma,demokrasi,laiklik ve gelişmişlik yollarında bir hayli ilerlemiş,en yüce (!) din olan Müslümanlığı benimsemiş olan Pakistan ise hala geri kalmışlık içerisinde,az buçuk İngilizlerden miras kalmış demokratik yönetim kırıntılarınıda tüketmekle meşgul.Üç beş Afganli talibanın dolmuşuna binerek ülkelerine şeriatı getirme çabaları içerisinde.Netice olarak çok eğitimsiz bir halk,birde Müslümanlığı ilave ettinizmi netice ortada.Müslüman olan Bengladeşte aynı.Müslümanlık hakim olduğu ülkelerde insanların ufkunu,aklını,düşüncelerini,gönlünü,vijdanını bağlıyor.Öbür dünya vaatleriyle vıcık vıcık bataklık gibi bir yaşama mahküm ediyor.Yazık,oralardada hayatlar doğuyor,bağnazlık,gericilik yüzünden bir zevk,bir güzellik almadan göçüp gidiyorlar.İşte bunların bizlere ders olması lazım.Ülkemizdede böyle bir sistemi getirmeye çalışanlar her geçen gün artıyor.Bir ülkeyi berbat etmek istiyorsan orada şayet müslümanlar varsa,onları güçlendir,harekete getir.Gerisine karışma.Zaten bunun için büyüyen aydınlanan gelişen Türkiye Avrupayı,ABD yi rahatsız ettiğinden *bize "Ilımlı İslam Modeli" donunu biçtiler ya.Hafif islamcı partilerin yükselmesi,medyanın şakşakcılığı,din liderlerinin,baronlarının ABD lerden tarikat yönetmeleri bu çabaların neticesi değilmi.Salaklarda hala şükrediyorlar"Yarabbi sana şükürler olsun,İslamiyet güçleniyor"diye.Sanki bu güçlenme insanlarımızın hidayetiyle olmuş gibi.Asıl *ABD ye,Avrupaya şükredin.Politikaları gereği ülkemizi zayıflatmak,Pakistan gibi ibiş bir devlet yapmak için attıkları bu tohumlardan dolayı.
* *
*Şimdi iyi bilenler bu durumu izah etsinler bakalım.Eşit şartlarda yarışa başlıyan putperest,çok dinli Hindistan dev adımlarla gelişirken,Müslüman olan Pakistan neden hala geri kalmışlık içerisinde kavrulup duruyor?
Efendim,Hindistan kafir diye diğer ülkelerden yardım aldı,Pakistan Müslüman diye kösteklendi,mavalına karnımız tok.Ayrıca Hindistandada çok fakir halk var ama bu onların zevk aldıkları bir yaşam biçimi,inanç şekli.Fakirde olsalar,mutlular.Gülüyorlar,dans ediyorlar.Hayatın güzelliklerini tadıyorlar.Esenkalın.

18-08-2007, 13:07
Buraya tekrar yazmamın sebebi,böyle çarpıcı bir konunun forum'un derinliklerinde kaybolup gitmesine gönlüm razı olmadı.Gerçekten üzerinde durulması,tartışılması,nazarı itibare alınması gereken bir konu.Belki bu yazımla yine ön plana çıkar.Saygılar,sevgiler.