PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 1931 Yılında Atatürk tarafından hazırlatılan 'Lise II Tarih'


bayraktaro
10-10-2007, 16:05
1931 yılında Atatürk Tarafından hazırlatılan Lise II Tarih Kitabı, İstanbul Devlet Matbaası'nda basılmıştır. O zamanki adı ile Milli Eğitim Vakfı (M.E.V.) yayınıdır. Kitabı adı Orta Zamanlar diye geçer ve aşağıdaki alıntı;

Sayfa 79

XIV

İSLAM TARİHİ

A. İslam Dini Arabistanda Kuruldu

Memleket Arabistan; garpta Kızıldeniz, cenupta Aden Körfezi ve Hint denizi, şarkta Umman Denizi ve Acem Körfezi ile kuşatılmış büyük bir yarımadadır. Şimalinde Suriye çölü bu yarım adayı Suriye ve Mezopotamyanın aşağı Fırat kısımları ile birleşir.

Arabistanda üç dağ silsilesi vardır; Biri garpta Sina'dan Aden'e kadar uzanan Hicaz ve Yemen dağlarıdır. Hicazda (2750) ve Yemende (3000) metre yüksekliğine kadar çıkar. Bu silsile ile Kızıldeniz arasındaki alçak kısma Tehane denir. Diğer cenupta Hadramut kıtasında Mahra dağlarıdır; bu silsile Umman'a kadar uzar. Üçüncü silsile de Ummandan itibaren Fırat'a kadar yarımadanın şarkını kaplar.

Arabistanın bu silsileler ortasında kalan büyük bir kısmı tamamen kumlu çöldür; bu çöl başlıca şimalde Nufut, ortada Yemame ve cenupta Dehna çölleri adını alır.

Arabistan kurak ve bilhassa şark kısmı yakıcı sıcaktır. Bol su ve ırmakları yoktur. Yazın şarktan esen sam yelleri insanları boğar ve dalgalar halinde kum yığınları sürükler.

Arazinin cenup kısmının ve bilhassa Yemen mıntıkasının mümbitliği şimal kısmından çok fazladır. Yemende her türlü mahsül yetişir. Kahvesi meşhurdur.

Şimalde Hicaz kısmında ise ekinlere çok az rastlanır. Gerek şimal ve gerek çöl halkı göçebe olup; deve, at, koyun, keçi gibi hayvanları besleyerek geçinir. Necidin yetiştirdiği at ve develer hızda ve dayanıklılıkta çok ileridir. Deniz kıyıları halkı, balık ve inci avcılığı yaparlar. Hurma fidanları yetiştirirler ve ticaretle de uğraşırlar.

Sayfa 80

ARAPLAR, AHLAK ve ADETLERİ

Araplar Sami ırktandırlar. Büyük bir kısmı bedevi denilen göçebelerden ibarettir. Arabistanın haşim iklim ve tabiatı bu göçebelerin hayat ve adetlerindeki iptidailiği devam ve muhafaza ettirmiştir. Bedeviler çadırlarda yaşarlar. Süt, bulgur, bulunan yerlerde hurma, külde pişmiş arpa ekmeği ile geçinirler. Kertenkele ve çekirge de yerler.

Bütün işleri kadınlar görür. Bedevi arapların en büyük içtimai teşekkülü kabiledir. Kabilenin irsi bir reisi bulunur. Bu reis her türlü davalara bakar. Kabileler arasında birbirlerini imhaya kadar varan kavgalar eksik değildir. Birkaç kabilenin harp maksadıyla birleşerek Kait, Emir, Seyit namları verilen bir reisin idaresinde yaşadıkları da vakidir; fakat yine her kabile kendi istiklalini muhafaza eyler. Araplarda kainler, şairler ve irsi şerifler vardır.

İSLAMİYETTEN EVVEL ARAP DEVLETLERİ

Arabistanın büyük bir kısmı eski zamanlarda (M.E. 2600 - 2800) Sümere tabi idi. Sümer hükümdarlarından Gudea Arabistanın her tarafı ile, deniz tarikile münasebette bulunurdu. Bu tarikle Sümer medeniyeti bir taraftan Mezapotamyadan Yemene göçen kabileler, diğer taraftan Sümer'e halef olan Babil vasıtasıyla tesirini devam ettirmiştir.

Eski zamanlarda Arabistanda teşekkül eden devletler şunlardır:

a. Arabistan Cenubunda :

1. Yemen'de Mina Devleti : Bu devlet, milattan evvel onuncu asırda Yemen'de kurulmuş, az zamanda bütün Kızıldenizin şark sahillerine hakim olmuştur. Merkezleri evvelce Main, sonra da Karna şehri idi. Yemen'den Gazze'ye kadar olan kervan yolu ile Palestin ve daha şimaldeki memleketlerle münasebetlerde bulunuyordu. Bu yol üzerinde ve Akabenin cenubunde Medyen şehri vardı. Burada Minaların Musran şubesi bulunuyordu. Musa gençliğinde uzun müddet Medyende bulunmuş ve buradaki telakkilerden mülhem olarak kendi dininin esaslarını koymuştur. Maka (Mekke) ve Yesrip (Medine) gibi ehemniyetli kervan durakları da gene bu yol üzerinde bulunuyorlardı.

gerisi gelecek tabi bu mollalar izin verirse

bayraktaro
10-10-2007, 16:46
Sayfa 84

İSLAMİYETTEN EVVEL ARABİSTANIN DİNİ VAZİYETİ

İslamiyetten evvel Arabistanda intişar eden din, türlü türlü putlara tapmaktan ibaret idi ki buna islam dini müşriklik tabir eder. Bu putların en meşhurları Lat, Menat ve Hübel idi. Ata dini de münteşir bulunuyordu. Vaktiyle Sümerler vasıtasıyla girmiş olan naturizm yani Göğe, yıldızlara, yere tapmak dini de mevcudiyetini muhafaza ediyordu. Sümerlerin İl ve Bel mabutları Yemenlilerce de mabut tanınırdı. Yemenlilerin sabah yıldızı olan Astarları, Sümerlerin İştar mabududur. Araplar, bilhassa göçebeleri, din hususunda pek kayıtsız ve alaycı idiler. Pervasızca putlarına söverler, hiddetlerince onları taşlarlardı.

Gerçi, Araplar bir Allahüteala'dan bahis ve bir Allah ismi ile yemin ederler, ilahelerine Allah'ın kızları namını verirlerdi; fakat bir çok cinlere, putlara, ağaçlara ve taşlara ibadet eden Araplarda Allahüteala'nın manası; o bir sürü ilahların sıfatı idi; bu tabirle açık surette bütün mabutların fevkinde bir Allah kastolunmuyordu.

Dine karşı bu derece kayıtsız olan Araplar içinde, İbrahim dini hakkında müphem bazı fikirleri, nesilden nesile nakleden kimseler vardı; bunlar Hanif ünvanını taşırlardı. Haniflerin İbrahim dininden nakledebildikleri Allah lafzı, ve sünnet olmak; gusletmek, tırnak kesmek gibi bazı adetlerle, tavaf gibi bazı ayinler idi.

Bizans himayesindeki Suriye'de, Sina ve Mısır'da, Habeşistan vasıtasıyla Yemende hıristiyanlık az çok intişar etimşti.

Arap yarımadasının bir çok yerlerindeki Yahudi kolonileri vasıtasıyla Musa dini de araplarda bilinmişti. Bir aralık Yahudilik Yemende hakim bir din olmuştu. Irak vasıtasıyla Araplar Zerdüşt dinini de öğrenmişlerdi.

KABE VE ŞAİR MABETLER VE KAİNLER

Arabistanın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsus yerler vardı. Muhammedin neş'et etmiş olduğu Mekke'deki Kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. Her mabet kainler tarafından idare olunurdu. Kainler nezirleri, sadakaları kabul ve ayinler icra ederlerdi : Güya gayipten haber verirler, rüyaları tabir ederlerdi.

Her zamanki gibi Mollalar yine saldırdı ve devamıını getiremedim ama gelecek

<strong>SİLİNEN</strong>
10-10-2007, 17:14
Bence Atatürk'ün bu yazdıklarını öne çıkartmak taktiksel olarak doğru değil.
Atatürk'ü dinsiz gibi göstermeyelim. Yani biz bilelim bunu ama halk bilmesin.
Yoksa halkı Atatürk'ten soğutmuş oluruz.
Zaten Atatürk devrimlerinin uygulaması da dinsizlik olmamıştır, laiklik olmuştur.
Bu sayede de her mahallede bir camimiz var, her semtte İmam hatiplerimiz var, her ilde de ilahiyat fakületelerimiz var.
Atatürk'ün yaptığı bir aydınlanma devrimidir.
İslam da bundan nasibini almıştır.
Örneğin hurafecilik tarihte kalmıştır.
Kuran onun sayesinde Türkçe okunuyor ve herkes tarafından anlaşılıyor.
Hutbeleri de ilk Türkçe okutan o idi. İlk Türkçe tefsiri Elmalıya da yaptıran o idi.
Yani hem kitabi düzeyde hem kurumsal düzeyde dinsel bir aydınlanma Atatürk sayesinde oldu.
Tekke ve zaviyeler gibi miskinler oacağını kapattı ama Diyanet, imam hatip, ilahiyat fak.dinsel eğitim kurumlarını açtı.
Ve çok da doğru yaptı.
Peki yaranabildi mi dincilere?
Tabii ki hayır. Onlara göre Türkiye'deki laik düzen hep dinsiz oldu.
Peki dinli olan ne?
Kuran anayasa olana kadar asla vazgeçmezler.
Yani din devleti kurmadan asla beğenmezler.
Demokrasi, laiklik, hak, hukuk hikayedir onlar için.
"Bir insan hem laik hem de müslüman olamaz" diyen RTE gibileri unutmayalım.
Zihniyetleri aynıdır hepsinin.
Sakın ola ki aldanmayın onların demokrasi, hak, hukuk söylemlerine.
Çok ama çok yanılırsınız.

10-10-2007, 17:51
Ataturk Islam'in bircok celiskilerini yillar once kesfetmis. Arastirmaci ruhlu, zeki bir adam. O kadar savas, kargasa ve ulke icindeki entrikalarin yanisira, taa gidip Mu uygarligini arastiracak kadar da merakli. Ben Ataturk'un kisiligini cok takdir ediyorum.

mehmet
10-10-2007, 18:01
Bence Atatürk'ün bu yazdıklarını öne çıkartmak taktiksel olarak doğru değil.
Atatürk'ü dinsiz gibi göstermeyelim. Yani biz bilelim bunu ama halk bilmesin.
Yoksa halkı Atatürk'ten soğutmuş oluruz.
Zaten Atatürk devrimlerinin uygulaması da dinsizlik olmamıştır, laiklik olmuştur.
Bu sayede de her mahallede bir camimiz var, her semtte İmam hatiplerimiz var, her ilde de ilahiyat fakületelerimiz var.
Atatürk'ün yaptığı bir aydınlanma devrimidir.
İslam da bundan nasibini almıştır.
Örneğin hurafecilik tarihte kalmıştır.
Kuran onun sayesinde Türkçe okunuyor ve herkes tarafından anlaşılıyor.
Hutbeleri de ilk Türkçe okutan o idi. İlk Türkçe tefsiri Elmalıya da yaptıran o idi.
Yani hem kitabi düzeyde hem kurumsal düzeyde dinsel bir aydınlanma Atatürk sayesinde oldu.
Tekke ve zaviyeler gibi miskinler oacağını kapattı ama Diyanet, imam hatip, ilahiyat fak.dinsel eğitim kurumlarını açtı.
Ve çok da doğru yaptı.
Peki yaranabildi mi dincilere?
Tabii ki hayır. Onlara göre Türkiye'deki laik düzen hep dinsiz oldu.
Peki dinli olan ne?
Kuran anayasa olana kadar asla vazgeçmezler.
Yani din devleti kurmadan asla beğenmezler.
Demokrasi, laiklik, hak, hukuk hikayedir onlar için.
"Bir insan hem laik hem de müslüman olamaz" diyen RTE gibileri unutmayalım.
Zihniyetleri aynıdır hepsinin.
Sakın ola ki aldanmayın onların demokrasi, hak, hukuk söylemlerine.
Çok ama çok yanılırsınız.

sevgili pelikan

gerçekten çok haklısın *kuran anayasa olana kadar vazgeçmeyiz.fakat bizi kimlik müslümanlarıyla karıştırma özellikle rte ile aynı kefeye koyma.Onlar kuran anayasa olsa inan memnun olmazlar bunu kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isterler.islam da buna izin vermeyeceği için hiç korkma hele ki bu hükümetten hiç mi hiç korkma bunlar hem müslüman değil hemde vatansever değil.yani şeriati bu hükümet getiremez daha doğrusu getirmez.sana korkulacak başka bir şey söyleyeyim bu hükümet ülkeyi peşkeş çekiyor bundan kork.Acil bir atatürke ihtiyaç var tarafların netleşmesi açısından.

thunderpoint
10-10-2007, 18:10
Yani biz bilelim bunu ama halk bilmesin. Yoksa halkı Atatürk'ten soğutmuş oluruz.

Sevgili pelikan,

Atatürk'ün bir sürüden ulus yarattığı muhakkaktır ama alıntıdaki öneri bana hiç doğru gelmedi. Ve bence bu söylediğin "bu güne kadarki anlayışı devam ettirelim" demek oluyor...

Sevgiler...

3.yol
10-10-2007, 19:32
Sevgili Pelikan,
Ataturk korkmamis tarih kitaplarina koymus , sen burada konu olunca korkuyorsun.
Merak etme seriatci takimi zaten Ataturk'ten nefret ediyor. Hic degilse laik kisim gercekleri okusun.

Sevgili Bayraktaro, yazmaya devam, eline saglik.

gerilla
10-10-2007, 19:57
atatürk bu kitabı kendi mi yazmış?
yoksa kur'an-ı kerim'in açıklanmasında yaptırdığı gibi bir başkasına mı yaptırmış?

pante
10-10-2007, 20:03
Okullarda eğitim, bilimden kopuk ya da bilime aykırı olamaz, rivayetleri gerçekmiş gibi ele alamaz, inançlar bazında müfredat uygulanamaz.

Örneğin;
"Cebrail aleyhisselam, Hira dağında peygamber efendimize göründü ve ona Kur'an'ın ilk ayetlerini vahyetmeye başladı." denemez.

"Cebrail adlı meleğin, İslam peygamberine göründüğüne ve Kur'an'ın ilk ayetlerini vahyetmeye başladığına inanılır." denir.

Oy kaygısı nedeniyle bilimden taviz verilemez.
Dini konu, bir doğru değil, bir dogma olarak ortaya konur. Zorlama, dayatma bir bilgi olarak sunulamaz. İnanç olduğu üstüne basarak vurgulanır. Öğrenci, öğrendikleri arasında seçimini kendi yapar. İnanmak ya da inanmamak öğrenciye bırakılır. Sınavlarda da sorular bu doğrultuda hazırlanır ve yanıtları da böyle istenir.

Ama İmam-Hatip Okullarında ve İlahiyat Fakültelerinde inanç doğrultusunda İslamî eğitim verilir.
Bu okullarda da İslam'ın sıkça tartışılan konularında orta yol izlenir. Bir mezhebe bağlı olarak ders verilmez. Hadisler ve sünnet islamın şartı olarak dayatılmaz. Kabir azabı, sırat köprüsü vs. Kur'an'da olmayan konular bir rivayet olarak belirtilir. Hatta evrim teorisi objektif olarak sunulur. İsteyen Evrimle yaratıcılığı birleştirerek inanır, isteyen sadece yaratılışa inanır.

Bütün bunların gerçekleşebilmesi içinse, Diyanet'in mezhep-tarikat tahakkümünden kurtulması gerekir. Çünkü bu konularda Diyanet'in etkisi ve müdahalesi oldukça fazladır.

biyococuk
10-10-2007, 21:52
Örneğin;
"Cebrail *aleyhisselam, *Hira *dağında *peygamber *efendimize *göründü *ve *ona *Kur'an'ın *ilk *ayetlerini *vahyetmeye *başladı." *denemez.
*
"Cebrail *adlı *meleğin, *İslam *peygamberine *göründüğüne *ve *Kur'an'ın *ilk *ayetlerini *vahyetmeye *başladığına *inanılır." *denir.

sevgili dostum mükkemmel bir nokta yakalamışsın

bizim o çok laiklik ilkesine bağlı cahil din dersi öğretmenlerimizim sadece adı din dersi öğretmenidir.bu insanlar açık açık sünni islam reklamcılarıdır.
çok net hatırlarım ki tüm din dersi öğretmenleri pozitif bilimden bi haber cahil ve işi gücü diğer dinlere, inançlara ve inançsızlara küfürler yağdırıp, sadece sünni islam ilkelerinin reklamını yapmakla meşgullerdi

<strong>SİLİNEN</strong>
10-10-2007, 22:07
Sevgili Pelikan,
Ataturk korkmamis tarih kitaplarina koymus , sen burada konu olunca korkuyorsun.
Merak etme seriatci takimi zaten Ataturk'ten nefret ediyor. Hic degilse laik kisim gercekleri okusun.

Sevgili Bayraktaro, yazmaya devam, eline saglik.

Beni şeriatçı tayfa değil "halk" ilgilendiriyor.
Yani dinciler değil dindarlar için sorun olur.
Dincilerin Atatürk'ü sevmediğini biliyoruz ama dindarlarımız öyle değildir ve geniş kesimi oluştururlar.
Kendi ülkenizi iyi tanımalısınız.
Atatürk mü Muhammed mi sorusundan her daim Muhammed çıkar, çünkü onun cenneti var.
Halkı böyle bir ikileme sokmayın.
Akıllı olun ve şeriatçıların kovasına su taşımayın.

<strong>SİLİNEN</strong>
10-10-2007, 22:24
Sevgili pelikan,

Atatürk'ün bir sürüden ulus yarattığı muhakkaktır ama alıntıdaki öneri bana hiç doğru gelmedi. Ve bence bu söylediğin "bu güne kadarki anlayışı devam ettirelim" demek oluyor...

Sevgiler...

Hayır bugüne kadar ki anlayış dine çok fazla yol vermek oldu.
Aslında dincilerin dindarları baskı altında tuttuğu bir dönemdeyiz. Yoksa bizlerle değildir şu anki hespları, bizleri sona bıraktılar.
Atatürk'ün yaptığı dinsel bir aydınlanmadır. Dini yok etmedi o. O yüzden onun dinsiz olmasının bir önemi yok, *yaptıklarına bakacaksın.
Bugün var mı Kuran Türkçeye çevrildi diye kızan ona veya bunun yanlış olduğunu söyleyen?
O hurafeciliği yok etti ve din ile insan arasındaki duvarları kaldırdı.
İslam bu ülkede artık çok daha yakındır halka.
Dini eğitim kurumları ve Diyanet'i de unutmayalım.
Aydın din adamı yetiştirmek onun amacıydı.

Yapıkları doğuyudu ve bugün için ispatlandı bunların doğru olduğu.
Artık kimse hurafeciliği savunmuyor.
Tekke ve Zaviyelerin kaldırılması da çok doğru idi ama sonra ne oldu?

Ne aydın din adamı yetiştirebildik ne tarikatlerin önüne geçebildik.
Koca koca prof.lar ilkokul mezunu mehdilerin peşinden gidiyor.
Sorun Atatürk sonrasında. Sorun tekkelere tarikatlere yol veren anlayışlarda.

Yapılması gerekenler bellidir.
İmam-hatiplerin sayısının düşürülmesi ve temel eğitimin en az lise eğitimi olmasından sonra din yüksekokulu düzeyinde olmalarıdır. Yani lise eğitimi temel eğitim olarak bütün yurtta aynı olmalıdır. Biribirinin dilinden anlamayan bambaşka iklimlerde, kültürlerde yetişmiş nesiller ile gelecek kuramayız.
Ha keza tarikatlerin yasaklanması ve üyelerinin tekke-zaviyeler kanununa göre üstüne gidilmesi şarttır.
Devlet kontrolü olmadan dini eğitim verilmemelidir.
Ayrıca kuran kursları mutlaka yasaklanmalıdır. Çocuklarımızı korumalıyız. Kuran kursları çocuk zihinlerine yönelik bir saldırırdır.
Sonra ilahiyat ve diyanet yayınlar ciddi kontrolden geçirilmeli "kafirlere karşı cihad" emreden sözümona prof. tezleri imha edilmeildir. Bu tip tez yazan öğretim üyeleri de halkı kin ve düşmanlığa sevketmekten cezalandırılmalıdır.
Ayrıca liselerde "felsefe ve mantık" dersleri matematik, fizik, kimya ağırlığında okutulmalıdır.
Düşünmesini ve sorgulamasını öğrenmiş beyinlere ihtiyacımızı var. Yoksa tarikat şeyhlerinin karşısında el-pençe divan duran, diz kapaklanan, el öpen RTE gibilerine değil.
Diyanet de sadece ibadetleri organize eden bir kurum olmalı. Din propagandası yapan kurum değil.
TV'lerde de dini program sayısı makul bir seviyeye çekilmeli.

et cetera, et cetera...

dilaver
10-10-2007, 23:12
Devlet kontrolü olmadan dini eğitim verilmemelidir.


* * bu satırların yazarı kendini laik olarak tanımlıyor mu acaba * :cry:


* * *saygılarımla

<strong>SİLİNEN</strong>
11-10-2007, 00:23
sevgili pelikan

gerçekten çok haklısın *kuran anayasa olana kadar vazgeçmeyiz.fakat bizi kimlik müslümanlarıyla karıştırma özellikle rte ile aynı kefeye koyma.Onlar kuran anayasa olsa inan memnun olmazlar bunu kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isterler.islam da buna izin vermeyeceği için hiç korkma hele ki bu hükümetten hiç mi hiç korkma bunlar hem müslüman değil hemde vatansever değil.yani şeriati bu hükümet getiremez daha doğrusu getirmez.sana korkulacak başka bir şey söyleyeyim bu hükümet ülkeyi peşkeş çekiyor bundan kork.Acil bir atatürke ihtiyaç var tarafların netleşmesi açısından.

Sevgili Mehmet sen "milli görüşçü" olarak kalmışsın, iyi güzel de artık islam o kanaldan akmıyor Türkiye'de.
Doğrusunu söylemek gerkirse milli görüşçülere de hasret kaldık. Onlarda en azından "milli" bir duruş vardı. Kıbrıs harekatını da beraber yapmış, 1 Mart tezkeresinin de beraber önüne geçmiştik.
Sizin günahınız bu Damat Ferit'leri yetiştirmeniz oldu. Sonuçta sizin içinizde çıktılar.
Burada kendinizi de sorumlu tutmalısınız bence.

thunderpoint
11-10-2007, 09:38
Bugün var mı Kuran Türkçeye çevrildi diye kızan ona veya bunun yanlış olduğunu söyleyen?

Başta 'nur' yüzlü kardeşlerimiz olmak üzere kafası biraz çalışıp -sözkonusu kaynaktaki- tutarsızlıkları gören herkes... *:D

Sevgiler...

sargon
11-10-2007, 13:56
[quote=mehmet";p="95217]
Doğrusunu söylemek gerkirse milli görüşçülere de hasret kaldık. Onlarda en azından "milli" bir duruş vardı. Kıbrıs harekatını da beraber yapmış, 1 Mart tezkeresinin de beraber önüne geçmiştik.
Sizin günahınız bu Damat Ferit'leri yetiştirmeniz oldu. Sonuçta sizin içinizde çıktılar.
Burada kendinizi de sorumlu tutmalısınız bence.

Pelikana bir kez daha açıkça düşündüğünü ifade ettiği için teşekkür ediyorum. Kafamda şimdiye kadar açıklayamadığım bir şeyi çözmemi sağladı. FP'nin seçimlerden önceki tutumunu seçim öncesi dönemsel olarak seçilmiş bir politik olarak düşünüyordum şimdiye kadar. Bilindiği gibi AKP, CHP ve MHP ile aynı tutumu alıyor ve AKP'yi ordu düşmanlığı yapmak, memleketi satmak, milli değerleri ayaklar altına almakla suçluyordu. İnanılmaz bir saldırı bombardımanı yapıyordu ve birçok yerde Kemalist'lerin Milli Görüş kaynaklı iddiaları kulandıklarını görmüştüm. FP'nin nasıl bu kadar ordu savunucusu olduğunu da anlayamıyordum bir türlü.

Şimdi FP'nin tutumunun dönemsel birşey olmadığını düşünmeye başladım. FP en gerici İslamcı partidir, hatta şeriatçı bile denebilir. Bünyesinde şeriatçıları toplamış durumda ve modernizme düşmanlığını açıkça söylüyor. Modernizm içinde liberalizm de var tabii. AKP ise daha liberal bir islamcı parti ve FP'nin dışında CHP ve MHP'nin okları da buraya yöneliyor. FP için asıl sorun onun islamcılığı değil, tersine liberalliği. Aslında MHP için de aynı şey geçerlidir. Ama asıl kafa karıştıran CHP'nin tutumu oluyor. CHP, AKP'ye islamcı olduğu için karşı çıkıyormuş gibi görünüyor ama sanırım asıl karşı çıkışı bu değil, FP'de sorun görülmediğine göre sorun asıl onların liberallikleri. Aslında islamcı akımlar içinde en liberali olan Fethullahçıları da baş düşman ilan etmeleri bu yaklaşımlarını mantıklı kılıyor.

Yıllar önce bir arkadaşım rejim Cezayir modeli istiyor diye yazmıştı, uzun uzun anlatmıştı. O zamanlar daha AKP doğmamıştı ve Tayyip cezaevine yeni gönderilmişti. Bana son derece yanlış bir tespit olarak görünmüştü. Belki o zaman için yanlıştı ama şimdi doğru gibi görünüyor. Cezayir modeli bilindiği gibi en gerici İslamcıları, yani şeriatçıları güçlendirerek ılımlı İslamcıların yolunu kapatmaya çalışma şeklinde özetlenebilir. Bu sayede Cezayir kan gölüne boğulmuştur. ABD'nin Cezayir'de uyguladığı bu politikayı şimdi de bazı Kemalistler Türkiye'de uygulamaya çalışıyorlar galiba. En gerici olanlarla ittifak yap, daha liberal olanların önünü kes, diktatörlük rejimini kolayca kur. CHP'nin Türkiye'nin en gerici iki partisi FP ve MHP ile bu kadar yakınlaşmış olması böylece anlaşılır oluyor.

<strong>SİLİNEN</strong>
11-10-2007, 20:32
İlahi Sargon alemsin :)
Milli Görüşçüler ile biz birbirimize taban tabana zıtız. İlgisi bile yok liberalizm ile konunun.
Ama diyorum ki Milli Görüşçüler de en azından "milli" bir yön vardı.
Yani bir Japon samurayının dediği gibi 5 parmağın beşi de birbirinden farklıdır ama elini sıkarsan yumruk olur.
CHP ile Milli Görüşçüler tarihsel olarak 2 kritik noktada ittifak yaptılar.
Birincisi Kıbrıs harekatı
İkincisi 1 Mart tezkeresi.
Hal böyle iken Milli Görüşçüleri "ehven-i şer" olarak değerlendirmişim ama sen nerelere getirdin konuyu.
Hadise milli-gayrımilli hadisesidir.
Artık biz kim milli kim gayrımilli ona bakıyoruz.

Mesela Ufuk Uras gayrımilli bir Soroscudur.

TESEV vakfı bir Soros vakfıdır.

Fehmi Koru Bilderbergcidir

Fettullah Gülen CIA taşeronudur ve tabii ki AKP de Damat Ferit hükümetidir.

vb...

Artık öyle lükselerimiz kalmadı.
Liberal, sosyalist, islamcı vb. ayırımlar yapmıyoruz.
Ulusalcı / Milli olsun yeter. Gerisi bizim iç meselemiz.

Ayrıca sosyalistlerden de Deniz Gezmiş'in ruhuna sadakat bekliyoruz. Nerede o 6. filoyu denize döken sosyalistler?

gerilla
11-10-2007, 21:15
Mesela *Ufuk *Uras *gayrımilli *bir *Soroscudur.
*
TESEV *vakfı *bir *Soros *vakfıdır.
*
Fehmi *Koru *Bilderbergcidir
*
Fettullah *Gülen *CIA *taşeronudur *ve *tabii *ki *AKP *de *Damat *Ferit *hükümetidir.
*
vb...


türkiye'nin kurtuluşuda mhp iktidarındadır. yahu pelikan sen bu konuştuklarında gerçekten ciddi misin?

<strong>SİLİNEN</strong>
11-10-2007, 21:21
Hayır MHP ile bir problemimiz yok. Lakin Gül'ün C.başkanlığının yolunu açmaları hiç hoş olmadı.
Siz de kendinizi 80 öncesinin saplantılarından kurtarsanız iyi olur.
Artık herşey değişti. Cumhuriyet mitinglerinde onlarla birlikteydik.
Arkadaşlar sağ-sol kavgaları dönemi bitti. Uyanın artık uykunuzdan, "yedi uyurlar" gibisiniz.
Şimdi artık yeni küresel emperyalizme karşı aynı saflarda olmalıyız.

dilaver
11-10-2007, 23:37
sevgili sargon

* * yaşanan tarihte dine en çok karşı çıkan eylem Fransız İhtilalidir. 1789 devriminde insanlar dincen koptular, kopmak zorundaydılar, çünkü tarihin gördügü en büyük devrimi gerçekleştiriyorlardı. Din yoktur 1789 devriminde, ne zaman vardır. Burjuvazi yeni düzeni kuracagı zaman vardır. Burjuvazi ilericiligini külotsuzlara karşı kaybettigi noktada dine sarılır ve din ön plana çıkar. İsteyen araştırabilir.

* * Pelikana Deniz Gezmişi agzına almamasını öneririm. Deniz Nurhak dagında Abd aramıyordu, kaldı ki bunu onunla tartışmak bile istemem. Pelikan Mhp yi agzına alabilir digerlerini de ama Denizler ve THKo onu aşar. THKO nun açılımı Türk degil , Türkiye ile başlar.

* *Pelikan tüm degerleri kirletmek istemektedir ama kendine ait olmayan degerlere bulaşmamasını ondan rica ediyorum. Onun agzına yakışan Nihal Atsızdır. Şairse Necip Fazıldır, Nazım degil. Denizden sakın bahsetmesin , kaynak da vermeye kalkmasın, neden mi çünkü kaynak benim başkası degil. Ve ben Denizlerin isminin gericilikle anılmasına izin veremem.

* * saygılarımla

<strong>SİLİNEN</strong>
12-10-2007, 00:23
Niye sana mı soracam kimi ağzıma alacağımı? Beni emperyalizme hizmet etmekle görevli bir taşeron bölücü örgütün teröristlerine "gerilla" diyenler zerre kadar bağlamaz.

http://www.haberalemi.net/haber_detay.php?haber_id=8886


Deniz Gezmiş anti emperyalist bir yurtseverdi.
THKO milli bir devrimci örgüttü. Onlar Türk olmaktan zerre kadar hicap duymaz bilakis Türkün anti-emperyalist bilincini geliştirmeye çalışırlardı.

Bölücülerin Deniz Gezmişin ismini ağızlarına alması için önce o pis ağızlarını yıkaması lazım.
Hem emperyalizme hizmet edip bu ülkenin mehmetçiğine kurşun sıkan adamlarına gerilla diyeceksin, hem de utanmadan Deniz Gezmiş gibi bir anti-emperyalistin ismini o pis ağzına alacaksın.

Hadi ya!

sargon
12-10-2007, 00:28
Pelikan, ben gayet ciddiyim. Olayın politik görünüşleri talidir. Dün ABD'ciydiniz, bugün millici oldunuz, yarın başka birşeyci de olursunuz. Doğu Perinçek gibi (yada başta olmak üzere) bir daldan bir dala atlayıp duruyorsunuz. Bugünkü CHP yönetimi senin anlayışını benimsemiş durumda. Bu kafa yapısı 12 Eylül'ün ve Kenan Evren'in kafa yapısıdır. Bugün CHP Türkiye'nin en gerici partiler grubunun birinci partisidir. CHP'nin yanında MHP ve FP duruyor. Bir blok oluşturmuş durumdasınız. Bunun dışında da tabii bir yığın ırkçı, kafatasçı grup var sizleri destekleyen. İstersen bir kısmının ismini de sayabilirim. Başta irili ufaklı ADD dernekleri, Kuvvayi Milliye Dernekleri, Nizam-ı Alem ocakları gibi militarist, saldırgan gruplar vb.

Bu grupların anlaşma noktası İslam karşıtlığı değil, şeriat karşıtlığı falan da değil, tek anlaşma noktası ırkçılıktır, neo liberal ırkçılıktır. Milliyetçilik ancak bir ulus eziliyorsa, baskı altındaysa ilericidir. Şu anda Türkiye'de böyle bir durum yok. Tersine siz Türk olmayanlara karşı nefret üretiyorsunuz, ırkçılık yapıyorsunuz. Ayrıca Türkiye'deki tartışma düzeyini de sürekli aşağıya çekmeye çalışıyorsunuz. Farklılıklara karşı tahammülsüzlük ve hoşgörüsüzlük yaymaya çalışıyorsunuz. Bu tam olarak bir fanatizmdir ve siteye gelip yobazca saldıran bir sürü insandan bunu çok iyi biliyoruz. Ağızlarından küfür ve hakaret düşmez.

Türkiye'nin milli çıkarları ile ilgili sorunları yok mudur? Elbette vardır. Sadece Türkiye'nin mi, her ülkenin böyle sorunları var. Bu durum sadece Türkiye'ye özgü mü sanıyorsunuz? Her ülke ulusal çıkarlarını korumaya çalışır, bunun için uğraşır. Bunun yolu ise sizin yaptığınız gibi saldırganlık, nefret, başkalarını aşağılamak, ırkçılık yapmak, yobazlık, küfür ve hakaret değil, aklı başında politikalar gütmektir.

Bu halk sizin politikalarınızın peşinde bir defa gitti. İttihat Terakki koca Osmanlı'yı parçaladı. Hesapta o da sizin gibi yeldeğirmenlerine savaş açmıştı, nefret ve tutkuyla saldırıyordu. 500 bin Osmanlı askerini savaşta yok etti. Arkasında koca bir Ermeni katliamı bıraktı. Mustafa Kemal da aynı İttihat Terakki ve sizin gibi ayakları havada, saldırganlık temelinde politikalarla yürümüş olsaydı asıl o zaman felaket olurdu. Gerçi bir kısmını sürdürdü, yada sürdürmek zorundaydı. Ama asıl modernizm, aydınlanma, kalkınma, batılı bir ülke olma gibi hedefleri sayesinde bugünlere geldik. Yine Kemalizme ait olan milliyetçilik ve otoriter bir rejimle toplum mühendisliği yapma gibi olumsuz özellikler ise bu ülkeyi geliştirmedi, her seferinde biraz daha geriletti.

Senin ırkçı anlayışının bu ülkeyi götüreceği yer sadece bataklıktır, felakettir, dünyadan soyutlanma, despotik bir rejim, İran yada Kuzey Kore gibi olmadır. Bu ülkenin karşısındaki en büyük tehlike AKP değil, sizin şeriatçı-ırkçı-darbeci-despotik ittifakınızdır. AKP demokratik sisteme saygılı olduğu sürece onla sorunum olmaz. Demokrasiye karşı her girişiminde ise karşısına çıkarım. Sizin ise demokratik bir rejime baştan saygınız yok. Böyle bir rejimi kabul bile etmiyorsunuz. Kürtleri Türkleştirmek, olmazsa hepsini yoketmek daha başka nasıl açıklanır. En yobaz, en gerici, en despotik özelliklerin hepsini üstünüzde toplamış durumdasınız. Neyseki Türkiye artık sizin gericiliğinizin peşinde gidecek bir ülke değil. Kemalisti de, sosyalisti de, islamcısı da kimin ne olduğunu biraz öğrenmiş durumdadır sanırım. En azından umarım.

dilaver
12-10-2007, 01:14
Pelikan

* *Sen o ismi agzına bile alamasın. Deniz Gezmiş anti emperyalisttir sen degilsin. Senin bu sitede Abd emperyalizmine karşı daha bir tek yazını görmedim. Hamasi nutukları bırak. Abd üsleri ve tesisleri katılsın diyebiliyormusun, Abd ile ikli anlaşmalar feshedilmelidir ve açıklanmalıdır diyebiliyor musun. De ki duyayım.

* *Ama senin agzına yakışmayan o isim bunu canı pahasına bagırdı. Ne senden ne de senin efendilerinden böyle bir slogan duyamadık daha. Evet at ki duyayım. De ki Abd üslerine hayır, Abd ye hayır. Her türlü ikli anlaşmalara hayır. Bekliyorum.

* *Deniz idam sehpasında gülerek yaşasın Türk ve Kürt hakllarının kardeşligi diye haykırmıştır. Senin gibi Kürtleri öldürelim diye degil. THKO nun bir tek teorik açılımı vardı o zamanlar o da Hüseyin İnan ının yazılarıydı. Ondan sonra gelen THKO lular ise geçmişi eleştirip saglam bir zemine ayak basmaya çalıştılar ama her zaman Kürt Milli meseesi önlerindeki en temel mesele idi. Hatta 76 senesinde Kürdistanda refarandum broşürünü yayınlayarak ciddi eleştiri aldılar.

* *THKO ki açılım Türk degil Türkiye idi asla milli bir örgüt olmadı. O her zaman enternasyonel bir örgüt oldu. Sen o örgüt hakkında ne bilirsin ki. Açtırma agzımı o teşkilat benim tarihimdir. Başka kapıya.


* * saygılarımla

<strong>SİLİNEN</strong>
12-10-2007, 01:20
Sargon sende gördüğüm koskoca bir önyargıdan başka birşey değil.


sizin yaptığınız gibi saldırganlık, nefret, başkalarını aşağılamak, ırkçılık yapmak, yobazlık, küfür ve hakaret değil, aklı başında politikalar gütmektir.

İşte tilt olduğum tavırlar da bunlar. Senin bu yaptığın ne şimdi?
Sürekli bana ırkçı, yobaz, küfür, hakeret, statükoculuk vb. laflarla saldıracaksın ve bunlar düpedüz kendin gibi düşünmeyenlere "küfür etmek" olmayacak ama ben gerçekleri söyleyince daha doğrusu AB-D uşaklarına *hak ettikleri cevabı verince ben faşist falan olacam öyle mi?

Adam mehmetçiğe kurşun sıkana "gerilla" diyecek ve ben ona güleryüzle muamele edecem öyle mi?
Mehmetçiğe kurşun sıkana "gerilla" diyen adam benim düşmanımdır. Bu kadar basit.
Böyle adamların fikirleri de zikirleri de zerre kadar umrumda değildir.
Ve asıl faşistte bunlardır.

Bak kardeşim önce vatan sonra canan. Senin "vatan" gibi bir değerin olmayabilir. Bu senin eksikliğin.
Belki yetiştiğin ortam buna engel olmuştur, belki aileden almadın, belki 12 eylül mağdurusun orasını bilemem. Ama kendi ulusunu savunmuyorsan, kendi ulusal devletini savunmuyorsan,kendi insanını savunmuyorsan, kendi topraklarını savunmuyorsan ve daha da önemlisi kendi BAĞIMSIZLIĞINI savunmuyorsan senin demokrat olman, çağdaş olman şu olman bu olmanın zerre kadar önemi yoktur.

ABD ile işbirliği yapanlar da Menderes gibi, Özal gibi 12 eylül gibi AKP gibi işbirlikçilerdir biz Kemalsitleri zerre kadar bağlamaz.
Kemalistler bütün bu işbirilikçi kişi ve hükümetlere karşı sürekli mücadele ettiler.
12 Eylül'de Atatürk'ün TTK ve TDK'sı kapatıldı, CHP'nin bütün mal varlığına el kondu, şu oldu bu oldu.
12 Eylülcüler tarikatlere yol verirken mi Kemalisttiler?
12 Eylülcüler Rabıta gibi şeriat örgütleri ile kol kola girerken mi Kemalisttiler?
Hikaye bunlar.
12 Eylülcüler bu ülkeye ihanet ettiler.
Binlerce şey söyleyebilirim ama lafı uzatmaya gerek yok.
Sana tavsiyem Kurtuluş savaşı yıllarını okumandır.
Bu ülkenin gençlerinin yıllarca enternasyonalizm ile ve sonra da yıllarca ümmetçilik ile beyinleri yıkanarak "milli duyguları" törpülendi.
Şimdi ise tarikat yetişmeli ümmetçilerin AB-D uşaklıklarını seyediyoruz. Neden? Çünkü bu adamlarda milli bilinç sıfırdır da ondan.

Ülkeler kan ile, zor ile, savaşarak kurulur ve kan ile kurulan ülkeler demokrasi ile bölünemez.

Ben vatana bakarım kardeşim sen ise saksıdaki çiçeklere bakıyorsun.

Ne diyeyim, iyi sulamalar.


Not: Bir de şu ırkçılığı bi tanımlayver de biraz bilimsel yönünü görelim.
Eğer bir daha bana "ırkçı" dersen seni muhattap almayacağım.
Ve dahası ırkçılıktan çok daha ağır ithamlarımı (bizzat yazılarından) ispatlayarak sana yönelteceğim ve ithamlarım bundan sonra direkt olacak.
Aynı bana her fırsatta "Senin gibi ırkçılar..." demen gibi ben de sana "Senin gibi..." diyeceğim.

<strong>SİLİNEN</strong>
12-10-2007, 01:39
Deniz Gezmiş'in savunmasından

"...biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik. bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık."

"...öteden beri arz etmiş olduğum gibi, bu ülkede anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler..."

"...yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. halen de bu inancı taşıyorum. türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. ve ben 24 yaşındayken kendimi türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum."

"kısaca; amerikan emperyalizmi yurdumuzda var oldukça bu talan devam edecektir. türkiye’nin kalkınması için tek ve zorunlu şart amerika’nın yurttan atılmasıdır. hem amerika, hem kalkınma olmaz. kalkınma toplumsal bir sorundur. türkiye’de amerika var oldukça, toplum kalkınamayacak, fakat büyük zenginler, komisyoncular ve uşaklar olacaktır. amerika yurdumuzda var oldukça, kalkınma değil, tam tersine açlık ve sefalet var olacaktır

-----------------

Pkk'nın lideri Karayılan'ın sözleri:


Murat Karayılan, ABD'de yayımlanan Newsweek dergisine konuştu ve ''ABD'nin müttefiki olabiliriz, düşmanlarımız aynı'' dedi.

"ABD bizi hep düşmanlarımızın gözüyle gördü. Oysa biz, dost olarak algılanmak istiyoruz. 7 bin silahlı savaşçımız, İslami köktenciliğe karşı ABD'nin müttefiki olabilir" diyen Karayılan, Türkiye'de yükselişe geçen ABD karşıtlığını da yorumladı.

Karayılan, "Türklerin aksine, Kürtler fazlasıyla ABD sempatizanıdır. Eğilimleri, Amerikancılık yönündedir" dedi.

http://www.haberalemi.net/haber_detay.php?haber_id=8886



Düşünebiliyor musunuz, bir yandan Amerika'ya karşı tam bağımsız Türkiye şiarını yükselten bir Deniz Gezmiş öte yanda Amerika ile işbirliğine girmek istiyoruz diyen bir Amerikan uşağı ve örgütü.

Ve bu Amerikan uşağı örgütü destekleyen ve bu uğurda mehmetçiği şehit edenlere "gerilla" diyenler de üstüne kalkmış Deniz Gezmiş'e sahiplenmişler utanmadan.

Bu ne menem bir takkyeciliktir böyle. Bu ne menem bir kurnazlıktır böyle. Bu ne menem bir hinoğlu hinliktir böyle. Aynı şeriatçıları gibi bölücüler de topluma mal olmuş değerleri istismar ediyorlar.
Aynı şeriatçılar gibi ikiyüzlüler ve haddini bilmezler.

Bu durumu okurların sağduyusuna bırakıyorum.

Deniz bizimdir. Apo sizin olsun. Cehenneme kadar yolunuz var.

thunderpoint
12-10-2007, 09:02
Son zamanlarda beni, doğru tahminlerde bulunmuş olmanın tarifsiz hüznü kaplamaya başladı.
Bu hüzün, “Beni niye anlamadılar, dediklerime niye kulak asmadılar?” sorusundan kaynaklanmıyor.
Öyle olsa iş kolaydı. Sonunda ben siyasal bilimci falan değilim, bu alanda bir kariyer beklediğim de yok.

Siyasal öngörülerime hak verilip verilmemesi, benim açımdan bir şey değiştirmez ama ülke için çok şeyi değiştirir.
Bir toplum üzerine sadece akademisyenler ve siyasetçiler düşünmez; sanatçılar da düşünür.
Ben topluma bakarım, gözlem yaparım, bu gözlemlerimi romanlarla, yazılarla, bestelerle ifade etmeye çalışırım. Bir bilim adamı olmadığım için bu iş sezgiye ve gözleme dayanır.
Ama bütün ciddi toplumların bildiği gibi, sanatçı sezgilerinin de bir değeri ve önemi vardır.

Şimdi gelelim hüznümün sebebine:
On beş yıldır “Üç kutuplu Türkiye” tehlikesine dikkat çektiğim halde, buna kimseyi inandıramadım.
Şimdi duruma bakın; Meclis’e din, etnisite ve milliyetçilik ekseninde partiler girmiş.
Türkiye haritasında bu partilerin oy aldığı bölgeleri parti renklerine boyasanız, birbirinden kesin olarak ayrılmış bölgeler tesbit edersiniz.
Son olarak Profesör Hasan Köni de bu gözlemimi net sözlerle doğruladı: “Türkiye üçe bölünmüştür!”
Ne yazık ki dinletemedik, anlatamadık, engel olamadık.

Peki bu üç kutup arasında ben taraf mıyım?
Olmamayı tercih ederim, çünkü bu kutuplaşmanın daha da sertleşmesinin ülkeyi karanlık günlere götüreceğinden kuşkum yok.
Tarihte birçok ülkenin yaşadığı bu talihsizliğin bedeli ağır olur.
Benim açımdan birinci görev; kutuplaşmanın yumuşamasını ve insanların birbirini anlamasını sağlamak.
Çok mecbur kalırsam ben de bir safta yer alırım ama dediğim gibi, bu noktaya gelmeden önce ülkede birliğin sağlanması en büyük arzum.

AB konusunda da aynı hüzne kapılıyorum.
İki yıl Avrupa Konseyi’nde milletvekilliği yaptım, 1996’dan beri UNESCO’nun elçisiyim; hayatım Avrupalı siyasetçiler arasında geçti.
Gündüz kürsüde hararetle Türkiye’nin AB üyeliğini savunan Avrupa liderine, akşam yemeğinde iki kadeh şaraptan sonra “Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?” dediğimde, verdiği “Azizim Avrupa delirdi mi ki Türkiye’yi alsın!” cevabını bir türlü kamuoyuna aktaramadım.
Çünkü hükümet AB üyesi olduk havasını pompalıyordu, basın da bu pompayı fırtınaya dönüştürüyordu.
Şimdi Euro’daki haritadan bizi sildiler diye matem tutanlar, bir zahmet bu konudaki yüzlerce yazıma baksınlar, bunun yeni bir şey olmadığını anlasınlar.

301 değiştirilsin diye Meclis’te aylarca tek başıma verdiğim mücadeleye mi yanayım; şiddetin gelişmesi konundaki uyarılarımı mı düşüneyim, bu politikalar sürdürüldükçe Kürt sorunun daha da ağırlaşacağı yönündeki yazılarımı mı çıkarayım, “Türkiye’de rejimin değişeceği tarih” adlı makalemi tekrar mı yayınlayayım, laikliğe karşı verilen mücadelenin Türkiye’de özgürlükleri daha da budayacağını mı anlatayım?

Galiba hiçbiri işe yaramayacak; kamplaşmış, saf saf bölünmüş; bir ülkede sanki birkaç değişik milli takım olabilirmiş gibi düşünenlerin sayesinde başımıza gelenleri hep birlikte katlanacağız.
Tarih yine bizi haklı çıkaracak ama hiç kimse çıkıp “Yahu bu adam bizi uyarmıştı!” deme namusuna sahip olmayacak.

****************************

Tartışmanın burasında fikirlerimi yansıtan bir Zülfü Livaneli yazısını uygun gördüm...

Sevgiler...

<strong>SİLİNEN</strong>
12-10-2007, 11:59
Adamlar ADD, Kuvayyi- milliye vb. dernekleri "faşist" olmakla itham ediyorlar.

Bunlar Kurtuluş savaşı yılarında yaşasaydı eminim Mustafa Kemal'i de faşist ilan ederlerdi.

Bilgi yok, fikir yok, araştırma yok, his yok, heyecan yok ama otomatiğe bağlanmış gibi ona buna faşist, ırkçı, şoven, statükocu vb... deme konusunda üstlerine yok. Tek bildikleri bu. Otomatik makine gibi aynı küfürleri sıralamak. Bu sözcükler onlar için küfür gibi. Siyasi küfür.

Adam kendi gibi düşünmeyen herkese faşist diyor, ırkçı diyor. İşe bak ya!

Neye göre söylüyorsun arkadaş bu lafları? Sen kimsin ya!

Sen kimsin de vatanseverlere faşist diyorsun?

Bu ülke için şehit düşen askerlerimizi vuran ihanet şebekeleri "gerilla" oluyor, iyi mi?
Ve bu adamlarla biz iç içe yaşıyoruz.

Hem şehit oluyoruz hem de meclisimize alıyoruz bu hainleri.

Düşman içimize giriyor ve bunun adı da demokrasi oluyor.

Tiksiniyorum böyle bir demokrasiden.

Sonunda başardılar. Demokrasi hak-hukuk vb. ne kadar değer var ise hepsini yozlaştırdılar.
Artık kimsenin umrunda bile değil bu değerler.

Sadece işbirlikçi Damat Ferit hükümetine oy veren ümmetçilerin kullandığı kavramlar oldu bunlar. Onların da amacı demokrasi falan değil zaten.


Ne vatan bilirler ne bağımsızlık. Adamların bu kavramlarla işi yok. Hiç kullanmazlar bu kavramları.
Ama kürtçülük yapmaya gelince orada en azılı kürt vatanseveri oluveriyor senin karşında.
Vatan hainileri !
Bu topraklar çokça hain yetiştirdiği gibi çokça da kahraman yetiştirir kardeş.
Ve bu millet istiklal mahkemelerini kurup hainleri ipe çekmiş bir millettir.
Gerekirse tekrar kurar.
Bu böyle biline!

12-10-2007, 12:26
"Bu ülke için şehit düşen askerlerimizi vuran ihanet şebekeleri "gerilla" oluyor, iyi mi?
Ve bu adamlarla biz iç içe yaşıyoruz."

Turkiye'nin bugunki yasadiklari yillardir suregelen entrikalarin sonucudur. Bizi bugun bulundugumuz duruma getiren olaylar malumunuz 80 darbesinden bugune, Ozallarla, Erbakanlarla, Mendereslerle vs. *Kurtleri cahil birakan yada emperyalist ulkelerin oyuncagi haline getiren yine ayni siyasi entrikalardir. Bos bos konusmayin, olende oldurende biziz. Emperyalistlere hizmet ediyor diye yaygara yapana kadar Turkiye'nin yakin tarihini inceleyin. Bizden buyuk yalakanin olmadigini goruceksiniz. Kurtlere gelince, Turkiye'de olmasa bile diger ulkelerdeki kurtlerin mucadelesi tamamen bir yasam mucadelesine donusmustur, kimyasal silahlar ve gazlar arasinda verilen bir hayat mucadelesi. Bu sebeple yok emperyalist yok su yok bu gibi tespitlerin onemi yoktur cunku verilen mucadelenin siyasi bir yonu kalmamistir. Kurtlerin hala siyasi mucadele verebildigi yegane ulke Turkiye'dir. Bu sebeple kurtlerin meclise girmesi, ic baris icin cok olumlu bir eylemdir. Keske diger siyasilerimizde bunu takdir edecek kadar acik goruslu olsaydi.

Ben zamaninda kurtlerin (kurt kimligi ile) meclise girmesine karsiydim, millet vekili milletin vekili olmalidir diye dusunuyordum. Bir de amacin secildikten sonra mecliste spekulasyon ve gerginlikler yaratmak oldugu kanaatindeydim. Bunun ornekleri daha once (kurtce yemin mevzuundaki) gibi yasandi. Ama bugun baktigim zaman, kurt milletvekillerinin baris icin caba gosterdiklerini dusunuyorum.

<strong>SİLİNEN</strong>
12-10-2007, 16:18
Bak kardeşim sana bir link vereyim, bu linkteki bütün yazıları oku ondan sonra yazarsın ne yazacaksan:

http://ileri.turksolu.org/27/index.htm


Kürt bölücülüğüne Atatürkçü Çözüm


Ona buna otomatiğe bağlanmış gibi faşist, ırkçı, şoven gibi cahilce sözleri sıralayacağınıza biraz OKUYUN *da bilgilenin de bilgiye dayalı fikriniz gelişsin.


"Bugünkü Türk milleti siyasi ve sosyal topluluğu içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat geçmişin bu keyfi idare devirlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç gerici, beyinsizden başka, hiçbir millet ferdi, üzerinde kederlenmekten başka bir etki meydana getirmemiştir. Çünkü bu milletin fertleri de, genel Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar..."

Afet İnan, Medeni bilgiler-Atatürk'ün el yazmaları (1969): 376-378.

Yani yok arkadaş etnisiteye oynamak.
Fransız devriminden bu yana bütün ülkeler uluslaşmaktadır. Ne Fransanın ne Almanyanın ne de başka ülkelerin saf ari ırkları yoktur geçmişten gelen. Herbiri yüzlerce ayrı etnisteden gelmiş ama sonunda büyük bir uluslaşma sürecine girmiştir ve tamamlamışlardır bunu.
Uluslaşma geleceğe yönelik bir süreçtir.
Türkiye'de de tek bir ulus vardır ve gelecekte de öyle olacaktır.
Bu ulusun ismi Türk ulusudur.

Tek devlet, tek ulus ve laik yapı.
Bu böyledir ve böyle kalacaktır.
Kimsenin bizim uluslaşma sürecimize "ırkçılık" adını takmasına izin vermeyeceğiz.
Kim bize ırkçı diyorsa o vatan hainidir, emperyalist uşağıdır.

pante
12-10-2007, 16:51
Verdiğin linkte bir çözüm planı göremedim ama herhalde onlar da asimilasyon öngörüyorlardır.
Asimile edilemeyenlere de sanırım tehcir.

Bırakalım insan haklarını, 20. yüzyılın başındaki tehcirin dertleri yetmiyormuş gibi bir de 21. yüzyılda mı bela edineceğiz başımıza.
Üstelik de öncekinin "Osmanlı'nın uygulaması" diye geçiştirmeye çalışabileceğimiz bir tarafı var.
Yenisinin o da olmayacak.

Bu aşamadan sonra, hele ki Kuzey ırak gelişiminden sonra asimilasyon hareketi ırkçı bir hayaldir.
Turan'dan farksızdır.
O nedenle ırkçılar için geriye tek çözüm olarak tehcir kalır.
O da Türkiye'nin sonunu getirir.
Türkiye'yi ve Türkleri silmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürülür.

Tek yol, halkların kardeşliğini devam ettirmek ve ayrımcı politikalara son vermektir.

3.yol
12-10-2007, 18:16
Ben de bu konuda Pante ile hem fikirim.
* * *Osmanli'nin yaptigi tehcir ve bunun sonucunda olusan felaket neredeyse bizlerin yok olmasina sebep olacakti. Ataturk'un akilli politikalari sonucu dunya kamu oyunu bizim milletimizinde Wilson prensiplerine gore yasamaya ve ulke kurmaya hakkimiz olduguna ikna etmistir. Birakin diger kitaplari sadece Nutuk'u okursaniz *ne demek istedigimi anlarsiniz.
Bundan sonra buna benzer bir tehcir'e kalkisirsaniz intihar etmek olur. Cumhuriyet'in kurulus doneminde dogru uygulamalar oldugu kadar yanlis uygulamalar da olmustur. Bunu kabul etmek lazim. Bizim nesillere dusen , gecmisten bugune tasinan bu yanlis uygulamalarin yerine dogrularini oturtmaktir.
* * *Asimilasyon cagimizda artik mumkun degildir. Eskiden yasakli kitaplar vardi, bilgi akisi belli kanallardan olurdu. Devletin kontrolune girebilirdi. Ama artik bu mumkun degil. Evine internet giren herkesin dunyaya acilan bir penceresi vardir.
* * *Kuresellesmekten kacis da mumkun degildir. Dunyanin hicbir yerinde hicbir ulke tamamen kapali bir ekonomide uzun sure kalamaz artik. Kalkisan ulkelerin hallerini goruyoruz. Mesela K. Kore , halki acliktan kiriliyor.

* * *Turkiye de yasayan insanlarimizin guvenligi ve ic huzuru icin artik butunlugu tam kurmak gerekiyor. Hic kimseyi assagilamadan hor gormeden din dil irk cinsiyet kultur ve fikir *farki gozetmeden ortak bir kimlik olusturmak gerekiyor. Bu ortak kimligin olusulmasi icin de insanlarimiza hur ve esit vatandas bilincinin ogretilmesi gerekiyor. Bu da sadece kitaplari okutmakla , vatandaslik dersinde ezberletmekle olmaz. Bunun bizzat devlet tarafindan uygulanmasi gerekir. Vatandasin gunluk yasaminda bunu hissetmesi gerekir. Yoksa inandiramazsin kimseyi.

* * Osmanli'dan kalma Turkleri assagilayan bir deyim vardir: "Turk'un akli basina sonradan gelirmis" diye. Umarim bunun aksini ispatlar Turkiye.

<strong>SİLİNEN</strong>
12-10-2007, 19:03
Verdiğin linkte bir çözüm planı göremedim ama herhalde onlar da asimilasyon öngörüyorlardır.
Asimile edilemeyenlere de sanırım tehcir.

Bırakalım insan haklarını, 20. yüzyılın başındaki tehcirin dertleri yetmiyormuş gibi bir de 21. yüzyılda mı bela edineceğiz başımıza.
Üstelik de öncekinin "Osmanlı'nın uygulaması" diye geçiştirmeye çalışabileceğimiz bir tarafı var.
Yenisinin o da olmayacak.

Bu aşamadan sonra, hele ki Kuzey ırak gelişiminden sonra asimilasyon hareketi ırkçı bir hayaldir.
Turan'dan farksızdır.
O nedenle ırkçılar için geriye tek çözüm olarak tehcir kalır.
O da Türkiye'nin sonunu getirir.
Türkiye'yi ve Türkleri silmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürülür.

Tek yol, halkların kardeşliğini devam ettirmek ve ayrımcı politikalara son vermektir.
-----------------------------------------------

Güzel kardeşim uluslaşma bir süreçtir. Biz bu sürece sadece geç girdik Batılı ülkelere göre de o yüzden bu sürecin işlemediği gibi bir yanılgı içindesiniz.
Yani Lazlar halk mı?
Çerkezler halk mı?
RTE gibi Türk-Kürt-Laz-Çerkez herkes kardeştir mi diyeceksin şimdi?
Yani lazı kürdü çerkezi de Türk olmayan olarak mı tanımlayacaksın?
Peki Türkler kimler?
Bütün etnisiteleri Türk'ün dışına aldın da ne oldu?
Sana madalya mı takacak batılı devletler çok demokrat ve kardeşlik yanlısı olduğun için zannediyorsun?

Bak şöyle söyleyeyim:
Lazları bir düşün.
Lazlar hem Laz olduklarını bilirler hem de Türk olduklarını.
Yani lazların milli sıfatı Türklüktür.
O yüzden de onların Laz oluşu bana batmaz ve saygı duyarım. *
Osmanlı da Karadenizin adı Lazistandı.
Onlar da Laz cumhuriyeti kurmak isteselerdi veya çerkezler Çerkez Ethemin peşine takılsa idi
Çerkez Kölemen devleti kurmak için ve diğerleri (Abaza, Arnavut, Boşnak, Ermeni, Rum vb.) sen bugün hangi topraklarda hangi milletin bir ferdi olarak yaşayacaktın?
Konya ve Tuz gölü civarında yaşayan bir Türk Cumhuriyetinin ferdi olmakla mı övünecektin?
Emin ol, o da yetmez emperyalsitlere senin yaşadığın o üç buçuk toprağı da bölmek için uğraşırlardı.

Hikaye bunlar.
Uluslaşma bir süreçtir.
Kimse *"bugünün Kürtleri kendini Türk olarak görmüyor" deme *hakkına sahip değildir.
Antep ve Urfayı bir düşün. Oralarda senden benden çok daha fazla Türk milliyetçisi Kürtler yaşar.
Şehit olan korucularımızı düşün.
Yani bizim uluslaşma sürecimiz Laz-Boşnak-Arnavut-Abaza-Çerkez ne kadar etnisite varsa hepsini kucaklayarak ve tek bir Türk kimliği altına sokarak ilerledi bugüne kadar.
Bu süreç Kürtleri de etkiledi ve bugün Kürtlerin en az yarısı kendini Türk olarak görmekte (diğer yarısı ise ya Apocu ya da Barzanicidir)
Yani biz en zor, en fakir koşullarda ve emperyalistlerin bu ülkeyi bölmek için *en büyük çabalarını sergiledikleri dönelmlerde bile uluslaşmamıza devam ettik.
Kürtçülük akımları (başta Koçgiri isyanı olmak üzere) bizim en zor dönemlerimizde bile vardı.
Ama biz o zor dönemleri aştık bugünlere geldik.
Şimdi hala uluslaştıramadığımız Kürtlerin bir kısmı kaldı sadece.
Bunca imkanımız ve gücümüz varken ve de uluslaşma sürecimizi %80 tamamlamışken geri kalan %20'lik kısımdan mı korkacağız?
Sen sadece ümitsizlik yayıyorsun.
Eğer senin bu ruh halinle biz başlasaydık milli mücadeleye daha başlamadan bitirirdik de teslim bayrağını çekerdik.
Emperyalsitler yine aynı oyunları oynuyorlar ve bu da doğaldır. Yani beklenen davranışları bu zaten.
Aslolan senin duruşundur.
Sen şimdiden bu imkansızdır dersen geriye kalan az buçuk işi de tamamlamayı bırak daha da beter bunca yıllık çabayı da geriye döndürürsün.

Techir falan demişsin ki bu tam bir komedi.
Ne techiri kardeşim?
Ermeni propagandalarını etkisine mi girdin şimdi de?

Kürt köylerine okullarımızı kuracağız ve Kürt çocuklarını batı bölgelerinde yatılı okullarda okutacağız. Onlara Türklük bilinci aşılayacağız ve onlara sistem içinde imkanlar sunacağız.
Doğu ve G.doğu bölgelerine KİT'ler kuracağız ve bu KİT'ler oralarda pazar ekonomisinin alt yapısını oluşturacaak ki daha sonra özel yatırımlar içinde cazip bölge haline gelsin gençler işsiz kalmasın diye çünkü biliyoruz ki işsiz sahipsiz gençler kendileirni pkk'nın kucağına atıyorlar.
Daha da ötesi gençleri spora, kültüre, sanata sevkedeceğiz.
Düşünsene GAP yapıldı Urfa halkı daha da bağlandı bu topraklara.
Devlet elini atacak güzel kardeşim.
Süreci yapıcı bir şekilkde tamamlayacağız.
Ama bunları yaparken pkk ile de acımasız bir şekilde savaşacağız ve bölücü propagandalara geçit vermeyeceğiz.
Yani DTP'liler meclis dışına kodese gidecek ve bölücülük propagandası yapanlara ağır bedeller ödetilecek.
Öyle düşünce özgürlüğüymüş, basın özgürlüğüymüş tanımamam. Kim kürtçülük yaparsa doğru kodese. Hiçbir kimsenin oradaki cahil halkın beynine bölücülük akıtmasına izin vermeyeceğiz.

İşte benim düşündüklerim bunlar.
Bugüne kadar çok büyük başarı sağladık ve büyük ölçüde uluslaşma sürecini başarı ile götürdük.
Şimdi sırada pürüzleri giderip kalan kısmı da halletmek.

O yüzden halkların kardeşliği sloganı atmayı bırak da Türkiye'de tek bir halk olduğunu kabul et. Çünkü bu yaptığın Kürt milliyetçiliğine hizmet olur.

Yani romantik olmak gibi bir lüksün yok kardeşim.

Daha önce de dediğim gibi Türkiye'de tek bir ulus vardır o da Türk ulusudur.

pante
12-10-2007, 19:24
Kürt köylerine okullarımızı kuracağız ve Kürt çocuklarını batı bölgelerinde yatılı okullarda okutacağız. Onlara Türklük bilinci aşılayacağız ve onlara sistem içinde imkanlar sunacağız.
Doğu ve G.doğu bölgelerine KİT'ler kuracağız ve bu KİT'ler oralarda pazar ekonomisinin alt yapısını oluşturacaak ki daha sonra özel yatırımlar içinde cazip bölge haline gelsin gençler işsiz kalmasın diye çünkü biliyoruz ki işsiz sahipsiz gençler kendileirni pkk'nın kucağına atıyorlar.
Daha da ötesi gençleri spora, kültüre, sanata sevkedeceğiz.
Düşünsene GAP yapıldı Urfa halkı daha da bağlandı bu topraklara.
Devlet elini atacak güzel kardeşim.
Süreci yapıcı bir şekilkde tamamlayacağız.
Ama bunları yaparken pkk ile de acımasız bir şekilde savaşacağız ve bölücü propagandalara geçit vermeyeceğiz.

Ha puni soyliyeceksun, ne diye asimile diyeysun da!

O yüzden halkların kardeşliğisloganı atmayı bırak da Türkiye'de tek bir halk olduğunu kabul et. Çünkü bu yaptığın Kürt milliyetçiliğine hizmet olur.

Tek olan ulustur. Bir ulus, birden çok halkdan oluşabilir.
Halk, ulus olma özelliği kazanmamış toplulukların adıdır.
Yani, halk=ulus değildir.
Türkler, Lazlar, Kürtler, Akdenizliler, Egeliler, Trakyalılar halktır.
Hatta şehirler bile ayrı halk olarak isimlendirilebilir. İstanbul halkı gibi.
Ahali neyse halk da odur.
Halklar sözüne karşı çıkmak, bana 80 öncesi ülkücülerin anlayışını hatırlatıyor.
Hala aynı yerde olanlar var tabi.

<strong>SİLİNEN</strong>
12-10-2007, 19:37
Benim asimilayson lafım ulusal kimliğin Türklük olarak kabulüdür.
Yani "ben Türk değilim Kürdüm" diyenleri asimile edip "Ne mutlu ki Türküm" dedirtmektir.
Eğitim ve sahiplenme yapıcı bir yoldur.

Unutmayalım bölücülük "ben Türk değilim" demekle başlar.

Eğer kendilerinin Türk olduğunu kabul etmezlerse o zaman bu toplumda yabancı bir unsur olarak kalırılar ve bu yoldan bir hak iddia edemezler. Bu da kendi kendilerine seçtikleri bir yol olur.

Yoksa benim anayasam da Türklük üzerine kurulu olacaktır topraklarım da. Yurdun her köşesinde Türk bayrağı dalgalanacaktır.
Türkiyelilik yok Türklük var.
Aynı Fransalılık, Almanyalılık olmaması ama *Fransız, Alman olması gibi.

"Halkların kardeşliği sloganı" ise bugün "Türk-Kürt kardeştir pkk kalleştir" biçiminde oldukça masumane bir şekilde vatanseverlerimiz tarafından dile getiriliyor. Ne yapalım herkesten sosyoloji, siyaset bilmesini bekleyemeyiz. Bu Türk-Kürt kardeşliği sözü fazlasıyla tehlikeli bir propagandadır ve safiyane bir şekilde vatanseverlerimizi bile etkisi altına almıştır.

Deniz Gezmiş'i bile böyle söylediği için Kürtçü yaptılar iyi mi?
Halbuki o da oldukça safiyane bir şekilde söylemişti, içinde bir bölücülük niyeti yoktu.
Yanlış olduğunu da herhalde bu pkk teörü ve emperyalzmin Türkiye'yi bölmek için nasıl bütün gücüyle uğraştığını görseydi çok rahat anlardı.
Ama dediğim gibi Deniz Gezmiş bir anti-emperyalist yurtseverdir.
Bölücülerin ona sahip çıkması da tam bir istismardır.

Gençler uyanık olmalı. Bu bölücüler Atatürk'ü bile kendilerine uyarlamak için çalışıyorlar aynı şeriatçıların yaptığı gibi.

dilaver
12-10-2007, 19:55
Şükür ki hala nefes alıp verebiliyoruz da en azından yaşadıklarımızı anlatabiliyoruz. Bir tarih bu kadar mı çarpıtılır anlamak mümkün degil. Elbette halkları yok etmek mantıgı ile yola çıkan biri öncelikle tarihi ve gerçegi çarpıtmaya çalışacak. İnsanları farklı kimlikten oldukları için imha etmek isteyen bir anlayışın, sözleri hayda hayda yok etmeye çalışabilecegi *normaldir.

* *Ulusalcılar Denizin savaunmasındaki işlerine gelen bölümleri alırlar gerisine yer vermezler. Aşşagıdaki alıntı Denizin babasınna yazdıgı son mektuptan alınmadır :

Oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir. O bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu.
Seninle düşüncelerimiz ayrı, ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum.

aşşagıdaki satırlar ise Denizin idam sehpasındaki son sözleridir :

“Yaşasın Marksizm ve Leninizmin yüce ilkeleri, yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi, kahrolsun emperyalizm, yaşasın işçiler köylüler” oldu.

Bu konuda avukatları ve idamın tanıgı Halit Çelenk şöyle yazıyor :

» Deniz’in sözlerini yazdığım için benim hakkımda dava açıldı. Onun için ‘İdam Gecesi Anıları’ kitabının bazı baskılarında Deniz’in son sözleri ‘Yaşasın…’ olarak verdim. Ancak kitabın son baskısında tüm ayrıntısıyla son sözlerini verdim.

* * * Halit Çelnk in bu sözleri aslında yeni nesillere, nasıl bir süreçten geçip te bu günlere geldigimizin bir belgesi olarak düşündürücü olmalıdır.

* * * Denizler ve THKO hareketi sosyalizme inanan fakat onu kavrayamayan bir hareketti Anti emperyalistti, UKKTH nı kayıtsız ve şartsız olarak tanıyordu. O dönemde hareketin teorik bir açılımı yoktur. Örgütün gerçek kurucusu olan Hüseyin İnan ın Türkiye Devriminin Yolu broşürü örgütün görüşlerinin tek belgesidir. O dönemin örgütü romantik ve inançlı ama tavizsiz gençlerden oluşuyordu.
Marksizm Leninizmi kavramamakla beraber tek dogru olduguna inanıyorlardı. Sınıfsal olarak da işçi temelleri yoktu.

* * * Yenilgiden sonra 74 affı ile cezaevlerinden çıkan eski THKO lular bir geçici MK kurarak örgütü yeniden toparladılar. Halkın Kurtuluşu isimli haftalık dergiyi çıkardılar ve ilk teorik çalışmalarından bir tanesi ise Doguda Referandum broşürü idi. Bu broşürde Kürt illerinde bir referandum yapılması öneriliyordu. O dönem içerisinde son derece yanlış olan bu görüşler daha sonra terkedildi. Ancak gerek Denizler ve tüm THKO lular tüm yaşamları boyunca Kürt meselesinin varlıgından haberdardılar ve meselenin demokratik bir tarzda Kürt ulusal kimliginin tanınması ile çözülmesi taraftarı idiler. Kaldı ki her biri 69 lu yıllarda dogu mitinglerinin katılımcıları ve toprak işgallerinde yer alıcılarıydılar.

* * *Kaldı ki o dönemlerde Kürt kelimesinin telaffuzu bile cezaevine girmek için yeterli bir sebepti. Elbette bir işkence ön faslından sonra.

* * *Türkiyede Kürt kimliginin ve dilinin serbestçe tellafuzunun saglanması düzene karşı uzlaşmaz bir mücadele sayesinde gerçekleşti ve bugün artık bu satırları yazabiliyoruz.

* * * Ama hala kendini bilmezler Denizin sözlerini ve eylemini çarpıtmaya çalışarak onun devrimci görüşlerinin içini boşaltmaya çalışıyor ve kendi ırkçı anlayışlarına kılıf yapmaya ugraşıyorlar. Denizin sözleri nettir. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşligi. Denizden bahsetmek isteyen, onun ismini olumlu bir şekilde anmak isteyen kişi önce bu sözleri okuyacak.


* * * *saygılarımla

sargon
12-10-2007, 23:03
Pelikan, sana dostça bir öneride bulunayım. Sağlık konusuna önem ver. Senin sağlığın konusunda endişe duyuyorum. Giderek kötülemektesin.

Benim hakkımda da istediğini yazabilirsin. Kimseden kaçıracak, saklayacak bir şeyim yok. Ne düşünüyor, neyi doğru biliyorsam yazdım, yazarım. Şu sıralar fazla zamanım olmadığı için senle uğraşamayacağım. Zaten pek de yararı olacağını sanmıyorum.

Sitelerini önerdiğin adamlar MHP'yi falan solda bırakacak kadar ırkçıdırlar, Pante de bunları tanır. Ulusal Sol adında bir gruptur ve liderleri Akın Birdal'a suikast yaptığı için cezaevinde yatmıştı. Kendini yakın hissettiğin insanlar politik olarak tehlikeli olduğu gibi, bu gruba yakın olanların da psikolojik sorunlar yaşayan insanlar olduklarını gördüm. Aynen senin dediğin gibi Kürtleri asimile etmeyi, olmazsa yoketmeyi savunurlar. Tepeden tırnağa ırkçıdırlar. Aydın düşmanı ve batı düşmanıdırlar. Tekrar ediyorum, bu manyaklardan uzak dur, sağlığına önem ver, kendine dikkat et.

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 01:16
Bak kardeşim sana link vereyim de Deniz Gezmiş'in savunmasından bir parça dinle de kültürün artsın:


http://www.kemalistler.net/portal.php?topic_id=9284

Deniz Gezmiş'in idamdan önce söylediği (veya söylediği avukatı tarafından iddia edildiği)
"Türk ve Kürt halklarının kardeşliği" sözleri ise senin o bölücü fikrilerine haklılık kazandırmaz bilakis pek safiyane bir biçimde her şehit cenazesinde duyduğumuz *"Türk-Kürt kardeştir Pkk kalleştir" diye slogan atan kitlelerin sesi gibidir. Yani orada "Türk-Kürt" diye ayrı ayrı beyan edince oradan Kürtçü bölücülüğü mü çıkar? Çıksaydı şehit cenazelerinden sonra atılan o sloganlardan da çıkardı.
İ
nsaf kardeşim. Üstelik ben sana Pkk'nın lideri Karayılan'ın ABD'ye hizmete hazır olduğunu ifade eden sözlerini de koydum buraya karşılaştırmalı olarak *Deniz'in sözleri ile ki okuyasın da çelişkini göresin diye. (önceki sayfada) Ama nafile. Sizler sabit fikirli pardon fikirsiz insanlarsınız.

Yani hem Amerikan işbirlikçisi *pkk'nın sempatizanı olacaksın hem de Deniz'i savunacaksın ve utanmadan da bir de bizim yani Deniz gibi gerçek Kemalistlerin ağızına Deniz'i yakıştıramayacaksın. Yuh artık!

Kaldı ki asıl şeriatçılar gibi bir tane işine gelen ayet veya hadis getirip "işte bakın İslam güzellik emrediyor" demeleri gibi sen de tek bir cümleyi *alıp Deniz'in onca "Bağımsızlık ve Kemalizm" söylemlerine aykırı bir biçimde yani Deniz ile de çelişkiye düşecek bir biçimde alıp kullanacaksın cımbızlama olarak ve biz de aferin sana diyeceğiz öyle mi?
Senin bu mantığının şeriatçıların cımbızlama mantığı ile hiçbir farkı olmadığı aşikar.
Zaten bölücüler ile şeriatçıalrın aynı metodları kullandıklarınını biliyorum.
İkisininde böyle sakat mantığı vardır ve işine geldiği gibi gerçekleri çarpıtma hastalığı vardır.
İkisi de başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün milli değerlerimizi kendilerine yontacak şekilde kullanırlar, ikisi de mazlumculuk yaparlar, et cetera et cetera...

Mehmetçiği şehit edenlere "gerilla" diyenlerin Denizin ismini ağızlarına alamazlar.

Bir ilave not daha: Deniz 24 yaşında iken Mehmetçiğe kurşun sıkan Amerikan işbirlikçisi pkk yoktu.
O eğer Kürtçülüğün geldiği bu noktayı görse idi *bu hain-işbirlikçi terör örgütünün Mehmetçiğe kurşun sıkan ellerini kırmak için mücadele ederdi.

Deniz Gezmiş 27 Mayıs'ı savunmuş ve daima zinde Kemalist güçlerin yanında yer almıştır.
Yani o orducu bir solcu idi.


"Bugün Türkiye’de Kemalist Devrim’in bekçiliğini yüklenen güçler arasında başta ordu, 27 Mayıs’ı yapan güçlerin önemli bir yeri vardır. Anti-Kemalist karşı devrim hareketine karşı gençlik bütün zinde güçlerle eleledir. Emperyalizmin işbirlikçileri gençlik ile öteki zinde güçlerin arasını açmak istemektedir. Fakat aynı inançta olan, yani emperyalizmi kovmuş, feodal unsurları tasfiye etmiş bir Kemalist Türkiye isteyen bu ilerici güçlerin arasını anti-Kemalist karşı devrimi tezgahlayanlar açmayı başaramayacaklardır. " (DENİZ GEZMİŞ'İN DEVRİM GAZETESİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ)


Bu kadar cevap sana yeter de artar bile. Aslında parmağımı yorduğuma değmezsin.
Umarım artık aldığın bu cevaplardan sonra utanmadan hâla Deniz'i istismar etmeye kalkmazsın.

dilaver
13-10-2007, 01:24
yahu sen hakikaten zavallı bir insan imişsin. Hayatın demagoji imiş. Sargonun sana ilettigi yazıya katılıyorum ve sana iyi bir doktor tavsiye ediyorum.

* *Sen hala benim ciddiye almadıgım, asla savunmadıgım Murat Karayılanı ve Pkk yı dile getiriyorsun. Sen her şeyi yapabilecek , her türlü çarpıtmayı yapabilecek bir insanmışsın.

* * Bana hala fuzuli kaynak veriyorsun. Ben sana diyorum ki kaynak benim. Sen daha neyin savunmasını yapıyorsun. Ben o gelenekten geliyorum diyorum, olayı yaşadım diyorum sen hala bana bilmemne kemalistler neti veriyorsun.

* * Sen zavallısın gerçekten tedaviye ihtiyacın var. Bize olan nefretin mi seni buraya getiriyor, insanlıga olan nefretin mi seni buna zorluyor bunu anlamış degilim. Ama bundan sonra seni ciddiye alıp da cevap vermem.


* * * *saygılarımla

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 01:32
Şimdi gelelim Sargon'a.

Bak Sargoncuğum, işin gücün ya karşındakine bir takım ezberlediğin siyasi küfürleri sıralamak ya da
bir şekilde allem edip kallem edip aşağılamak.

Arkadaşım faşistlik, şovenlik, ırkçılık bitti de şimdi de akıl hastalığına mı sıra geldi?
Okey yeni çıktım akıl hastanesinden tamam senin dediğin gibi olsun.
Olsun da, ben sana orada link vermişim bir dolu akademik düzeyde çalışma var ve sen bunları okumak yerine bu siteyi hazırlayanlar şöyledir böyledir diye sarılıyorsun ucuz bir kaçış yöntemine.

Arkadaşım ben sana link veriyorum oku diye, sen bana Akın Birdal'dan bahsediyorsun.
İlkokul çocukları ile mi konuşuyorum, diye düşünüyorum bazen.
Neden basit şeyleri anlatmak zorundayım ki?

Birde o MHP'nin sağında o bilmemneyinsolunda falan dediğine göre senin zihnin fena halde "şablonların" esiri olmuş kardeşim. Sen sadece kategorize etmeyi bilirsin.
O ortada bu solda bu sağda, bu daha sağda bu en sağda :)
Peki AKP nerede? Bu işin uzmanı olduğuna göre bilirsin söyle de biz de bilelim de ona göre yerimizi sağın solun bir yerlerinde alalım :)


Yalçın Küçük der ki: Biz şimdi işkencecilerimiz ile ittifak yaptık. Bu bizim kaderimizdir.

(Not: Y.Küçük'ü pek sevmem ve bana göre problemlidir ama bazen de çok yerinde söyler o yüzden alıyorum arasıra ondan bir iki söz)

Haa, bir de hatırlamışken sorayım: Geçenlerde Yaşar paşa ile ilgili bir iftira vardı başlık olarak açılmıştı, sen mi yazmıştın onu? (pante bilir o başlığı)

Eğer sen yazdıysan, senin ruhsal dengenin bozulduğuna kani olacağım. Çünkü akıllı bir adam öyle bir Fetullahçı iftirasını bu siteye taşımaz.
Zannımca bu konuda pante de benimle aynı fikridedir çünkü o da şaşırmıştı senin o iftiraları buraya taşımana.

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 01:41
yahu sen hakikaten zavallı bir insan imişsin. Hayatın demagoji imiş. Sargonun sana ilettigi yazıya katılıyorum ve sana iyi bir doktor tavsiye ediyorum.

* *Sen hala benim ciddiye almadıgım, asla savunmadıgım Murat Karayılanı ve Pkk yı dile getiriyorsun. Sen her şeyi yapabilecek , her türlü çarpıtmayı yapabilecek bir insanmışsın.

* * Bana hala fuzuli kaynak veriyorsun. Ben sana diyorum ki kaynak benim. Sen daha neyin savunmasını yapıyorsun. Ben o gelenekten geliyorum diyorum, olayı yaşadım diyorum sen hala bana bilmemne kemalistler neti veriyorsun.

* * Sen zavallısın gerçekten tedaviye ihtiyacın var. Bize olan nefretin mi seni buraya getiriyor, insanlıga olan nefretin mi seni buna zorluyor bunu anlamış degilim. Ama bundan sonra seni ciddiye alıp da cevap vermem.


* * * *saygılarımla


Sen bir de bu sitede yöneticisin dimi? Senin gibi yöneticiye ben söyleyeceğimi söylerim ama haklı iken haksız duruma ve de senin gibi çaresiz duruma düşmek istemem.
Ben sana kanıtlarla konuşuyorum bana kanıt koyacaksın kardeşim!
Önce Denizin kürtçülük yaptığını kanıtla, terörist hayranı !
Hain olacağıma akıl hastası olurum daha iyi.
Teröriste "gerilla" diyen sen değil misin?
Sen pkk propagandası yapmadın mı bu sitede yüzlerce defa. Şimdi de çıkmış Karayılanı savunam ayakları yapıyorsun.
Hadi ya! Ne oldu, belgeli bilgili, tutarlı bir mantık ile koyunca önüne gerçekleri zıvanadan çıktın bakıyorum.
Sen kontrolünü kaybettin anladığım kadarıyla.
Peki bu sitede YK üyesine ceza verecek bir makam var mı?
Üyelere hakaret eden bir YK üyesinin cezası ne ola ki?

pante
13-10-2007, 02:08
Arkadaşlar tansiyonu yükseltmeyelim ve isnatlardan kaçınalım.
Bu sitenin Disiplin Kurulu hakaret eden YK üyesini de ele alır ve hakediyorsa cezalandırır Pelikan.
Ama şu ana kadar yazılanlardan bize iş çıkmaz.
Fikirlerdeki çarpıklıklar stressden, depresyondan, asabiyetten kaynaklanabilir. Ben bunu ima ettim diyen de cezadan yırtar. Biraz daha net bir hakaret bulman lazım Pelikan. :)

İşte bir tarafta ak, diğer tarafta kara düşünce.
Kötü anlamında söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın.
Ama takip edenler bilsin ki bunlardan farklı tonlarda fikirlerde var.

Bir taraftan uluslaşma süreci devam ediyor deyip Türkçülüğü desteklemek, diğer taraftan Kürtlerin kimliği tanınmalı düşüncesiyle ayrımcılığı kaşımak.

Bir tarafın gözünde Kürt kimliğini tanımaya yanaşmayanlar ulusalcılar ve tu kakalar.
Herhalde Uğur Mumcu'lar, Ahmet Taner Kışlalı'lar vb. teröre kurban verdiklerimiz yaşasaydılar onlar da ulusalcı diye suçlanacaklardı.

Diğer tarafta "Türk-Kürt kardeştir" sloganına dahi karşı çıkan "Ne mozayiği ulan" zihniyetiyle aynı doğrultuda bir anlayış.

İkisinin ortasını bulmak zor değil. Halkın büyük çoğunluğu da ikisinin ortasında zaten.
Halkın kafasında bir Kürt gerçeği var, Türk gerçeği olduğu gibi. Ama Kürt'üyle, Türk'üyle bu halk ulusal birlikten yana. Ayrımcılığa karşı. Sadece doğru önderlere, doğru liderlere muhtaç.

hysteria
13-10-2007, 02:24
soyledikleriniz dogru olmasina dogru sayin pante, hatta su anda herhalde halkin cok buyuk cogunlugu(kurdu turku lazi cerkezi ayirt etmeden tabii ki) ABD karsiti, fakat neden ABD yanlisi bir parti %47 gibi cok uzun senelerdir gorulmemis bir oy alabiliyor? *bence su anda tayyip erdogan ile rekabet edebilecek kuvvette bir lider bile yok ne yazikki... birakin RTE yi baykal ile bile rekabet edebilecek lider cikmadi 20 senedir... sisli belediye baskani o kadar gumburtuyle geldi baykal iki tokatladi gonderdi resmen adami kurulda... bir yandan da ne yazikki su soz akla geliyor, "sakin kurtarici bekleme, yoksa sana karsi olan vazifemi yapamadim sayarim" sozleri geliyor fikret kizilok'un bir devrimcinin guncesi adli albumunden...

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 02:27
Eee, bize de koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi demek düşüyor o zaman :)

Pante, sana kendimce bir özlü söz söyleyeyim:

Hedefin ne ise ona göre değiştirirsin.

Devrimcilerin bilimsel tanımlamalarla işi yoktur.

Atatürk'ün "Türk milleti zekidir" dediğini duyan birinin "Nereden biliyor tek tek herkesin IQ'sunu mu ölçmüş" demesi bir komedidir.

Devrimci değiştirir, dönüştürür ve geliştirir.
Biz anlık fotoğraflar çekmiyoruz.
Süreçlerin bizi, bizimde süreçleri yönlendirdiğimizi biliyoruz.

O yüzden Türkü, Ermenisi, Lazı çerkezi, Kürdü türünden söylemlere karnımız tok kardeşim.

Mustafa Kemal "gelsin benim puzzle parçalarım, ben hepsini birleştirip resmi çıkartacağım ortaya" deseydi sen bugün bu ülkeyi bu haliye zor görürdün. Konya ve Tuz gölü civarında şerri hukuka dayalı bir düzende yaşıyor olurdun.

Atatürk puzzle parçalarını veya mozaği birleştirmedi bilakis eline fırça alıp yağlı boya resim yaptı.
Şimdi birilerinin bu resmi ufak parçalara ayırıp tekrar birleştirilecek bir puzzle yapmasına göz mu yumalım?
Çok canımız yandı bu yüzden ve artık yetti bu bize.
Yani Türkiye bir mozaik değildir, taş sütundur. *
Türkeş'in her sözü de yanlış olamaz. *Sodomo'nun "mantık hataları" topiğine bak.

pante
13-10-2007, 02:40
bir yandan da ne yazikki su soz akla geliyor, "sakin kurtarici bekleme, yoksa sana karsi olan vazifemi yapamadim sayarim" sozleri geliyor fikret kizilok'un bir devrimcinin guncesi adli albumunden...

Çok doğru.
Gerçek kurtuluş, bir kurtarıcıyla değil, bilinçli ve duyarlı bir halkın iradesiyle olabilir ancak.
Ama kulluğa alıştırılmış, Osmanlı'dan beri herşeyi devletten, büyüklerden bekleyen bir toplumun o seviyeye gelmesi uzun vade gerektiriyor.
Onun için hep bir lider arayışı var. Olmayınca da meydandaki pehlivanlardan kendine en yakın bulduğunu destekliyor halk.
"Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler" *misali bir durum içindeyiz.
Halkın %90'ına yakını ABD'ye karşı ama ABD'den icazet almış, BOP'un eşbaşkanı olduğunu söyleyen bir lidere %47 oy çıkabiliyor. Bu da diğer pehlivanlara güven duymadığını gösteriyor.
Önemsiz birtakım *memnuniyetlerin ve menfaatlerin rolü de var tabi.
Ne yazık ki uzun bir müddet daha kurtarıcı lider arayışında olacağız gibi görünüyor.

sargon
13-10-2007, 02:46
Sodomo, bu kadar oyun oynadığın yetmez mi? Herkesi enayi yerine mi koyuyorsun sen. Bir kere atıldın bu siteden, tekrar aynı hataları işleme bari. Sürekli gerilim yaratmaya ve provokasyon yapmaya çalışıyorsun. Sana dostça öneride bulunuyorum. Bir doktora görünmen lazım. Bırak bu sanal oyunculukları, senden daha hızlıları da geldi geçti. Yeteri kadar ırkçımız var zaten. Bi de sen uğraştırma bizi.

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 02:49
"Milletler ve edebiyat hep lisandan doğar. Konuşulan ve sevk-i *tabiimizde yaşayan Türkçeyi eski edebiyat lisanının marazi intihablarına karşı cehdederek yazacak inkılapçı insanlığın fevkinde mevcuttur.

Ben bütün milli, içtimai ve edebi ümitlerimi kendisine atfettiğim bu kahramanı bekliyorum. Fakat o gelmiyor..."


Ömer Seyfettin-Türk Sözü dergisi sayı: 13
16 Temmuz *1914

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 02:59
Sodomo, bu kadar oyun oynadığın yetmez mi? Herkesi enayi yerine mi koyuyorsun sen. Bir kere atıldın bu siteden, tekrar aynı hataları işleme bari. Sürekli gerilim yaratmaya ve provokasyon yapmaya çalışıyorsun. Sana dostça öneride bulunuyorum. Bir doktora görünmen lazım. Bırak bu sanal oyunculukları, senden daha hızlıları da geldi geçti. Yeteri kadar ırkçımız var zaten. Bi de sen uğraştırma bizi.

Sargon bana bulaşma kardeşim. Sen bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunanlara "ırkçı" demek gibi bir saplantının içinde olabilirsin. Bu senin saplantındır ve beni bağlamaz.
Ben güler geçerim bunlara. Ben fikri ve zikri olanlarla ilgileniyorum.
Sen mitoloji ile ilgilen, siyasetten anlamıyorsun uğraşma kardeşim bu işlerle.
Dinazorus odunus'larla ne işim olabilir ki? *:)

hysteria
13-10-2007, 03:03
" Ne *yazık *ki *uzun *bir *müddet *daha *kurtarıcı *lider *arayışında *olacağız *gibi *görünüyor" pante

* * * * *sevgili pante ne yazikki hakli gorunuyorsunuz, 70 li yillarda biraz daha sansliymisiz, hani inonuyu ezip deviren genc hitabeti cok kuvvetli bir karaoglan cikamiyor, esamesi bile yok(ki gerci onunda ne kadar gucunun yetebildigi de orata iken), hal boyleyken hali en acinasi azinlik ta bizler oluyoruz ne kurdu ne ermenisi ne bilmemnesi... bu ulkeyi kuran zihniyette olan bir cogu gibi... saygilar

bunun icin bize dusen gorevi, yani atamizin bize verdig gorevi insanlara aklini kullanma, bilinclenme *duygusunu asilama gorevi dusuyor bu da bu devirde cephede mermi tasimayla es deger bence... eger cevrenizdeki herhangi bir kimseyi aydinlatabiliyorsaniz.. birseyleri sorgulama fikrini, aklina yatmayan seyleri sadece `buyuk` olan biri dedi yada `emir` diye yapmak yerine mantik ve akil yolunda hareket eden bir toplum yaratmaya katkimiz cok ufak ta olsa bir katkimiz olursa bu bile bir vatan borcudur bence...
saygilar.

pante
13-10-2007, 03:03
Eee, bize de koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi demek düşüyor o zaman Smile


Sen daha fazla yaşayacaksın herhalde pelikan. :)

Osmanlı döneminde varolan bir Anadolu mozayiği, cumhuriyette yokolmadı.
Bu topraklarda yaşayanların ataları orta asyadan gelmedi. Hititlerin, Lidyalıların, Frigyalıların, Rumların, Ermenilerin, Türklerin, Kürtlerin ve sayamadığım birçok uygarlığın torunları onlar.
1071'de Selçuklular Anadolu'ya yerleştiğinde de bu saydığım torunlar mevcuttu.
Bunlar şimdi kaynaşmış, kenetlenmiş, kız alıp vermiş, akraba olmuş durumdalar.
Onun için mozayik devam ediyor.

Türk kimliği de bu mozayiğin kimliğidir, sadece Orta Asya'dan gelenlerin değil.
Orta Asya'dan gelenlerin propagandasını yapanlar, mozayiğin diğer parçalarını kimlik arayışına zorladılar. Bugün bunun sıkıntısını yaşıyoruz.

Bir Ermeni kökenli, Rum kökenli vatandaşımız " Ben Türk vatandaşıyım" diyorsa bunu herkes söyleyecek. Ama bunun yerine, kimseye zorla "Türküm" dedirtilemez. Bu farkı anlamak şart.

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 03:15
Bir Ermeni kökenli, Rum kökenli vatandaşımız " Ben Türk vatandaşıyım" diyorsa bunu herkes söyleyecek. Ama bunun yerine, kimseye zorla "Türküm" dedirtilemez. Bu farkı anlamak şart.

Ben zorla "Türküm" dedirtmiyorum zaten. O işkenceye girer :)
Benim asimilasyon dediğim şey de zaten "Türküm" demeyenlere *gönüllü "Türküm" dedirtmek ile ilgili.
Yani eğitim, sahiplenme, aidiyet duygularının güçlendirilmesi çalışmaları bugün başlasan 20-30 yıl sürer ve bu bugünün kuşakları için değil gelecek kuşaklar için geçerli olur.
Bu süreçte "Türküm" demeyenler yerlerinde rahat otursunlar da "teröre" bulaşmasınlar ve bölücülük propaganadası yapmasınlar diyorum.
Eğer herkes "Türküm" derse "bölücü terör" biter. Bu kesindir. Çünkü halk desteği kaybolur ve katılım olmaz.
Bunun için şimdiden Türkleştirme çalışmalarına başlanmalı.
Ama bu AKP ile de olmaz.

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 03:28
Bir ilave daha yapayım:

Asimilasyon derken kürtlüğü yok etmekten bahsetmiyorum. Hem kürt hem Türk yapmaktan bahsediyorum.
Yani aynı Lazlar gibi. Kim Lazların lazlığını inkar ediyor ki? Adam laz belli zaten.
Onlar da Türk olduklarını inkar etmiyorlar biz de onların Laz olduklarını.
Biz eskiden Laz Ahmet, Kürt Hasan diye lakap olarak kullanırdık bunları değil mi?
Kimse kimsenin lazlığından, kürtlüğünden rahatsız olmazdı.
Şimdi kürtçe şarkı dinleyeni linç ediyorlar.
Bunun sorumlusu pkk terörüdür. Bu nefreti onlar saçtı bu topraklara.

Hem kürt olacak hem Türk.
Yani bu ülkede tek bir ulusun yaşadığını ve o ulusa da Türk ulusu dendiğini bilecek ve kabul edecek.
Yabancılara da nerede yaşıyorsun *diye sorduklarında "kürdistan'da" demeyecek Türkiye'de diyecek.
Eğer kürdistan lafını kullanmaya devam ederlerse onları biz "ırkçı asimilatörler" bile kurtaramaz.
Sokaklarda öfke korkunç durumda ve bu iş gittikçe kötüye gidiyor.

Ne kadar zorumuş değil mi "Ne mutlu Türküm diyene" demek.
Yaaa, işte böyledir pante bu işler. Kimse senin gibi romantik gözlerle bakmıyor hayata :)

hysteria
13-10-2007, 03:52
"Şimdi *kürtçe *şarkı *dinleyeni *linç *ediyorlar. * " pelikan

gercekten. az mesaj yazmis olsam da bu forumda saniyorum ki goruslerimi bir sekilde dile getirmisimdir, ve ben ahmet kayanin sarkilarini cok severim, gitarlada calip soylemeyi, fakat bazi arkadaslarimin bundan rahatsiz olduguna cok sahit oldum, ahmet kayayi ozellikle o pkk yi ve ocalani oven sozlerinden sonra sevmem ama sarkilari guzeldir yahu.. en mhp ci arkadasim bile mesela `agladikca` sarkisini cok sever. zaten ozunde kurt ile turk arasinda asilamiyacak bir ayrilik yoktur, benim kurt olan cok arkadasim vardir ve bu insanlar kotu insanlar degiller *gibi ama toplumsal ve kurumsal dusmanliklarin onune gecmek gerekir, bu topraklarda birlikte yanyana kardesce yasadigimiz mucadele verdigimiz imajini yaratmak cok onemlidir. eger ABD yi hem turkiye hem kurtler iclerinden atamazsa bu is cok zor gorunuyor. ve isin sonu kurdistan devletinin kurulmasi *ve sonunda tukiyeden toprak alinmasi, yada kurt soykirimi ve ermenistaninda toprak ve tazminat istemesi ve bu toprak baybi sonunda turkiyede dogacak ic catismalar, cumhuriyetin sorgulanmasi, teokrasi ye tekrar donus yasanmasi fantesizine kadar varir ve bir sekilde savasa varacagini soyluyor benim zekam hala calisiyorsa.. umarim zekam `hayal` sifatinda seyler soyluyordur bana

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 05:09
Hysteria kardeşim "Türk-Kürt kardeşliği" yaygaralığı ile yapılan propagandalar asıl ırkçı faşizmin ta kendisidir. Maalesef çoğu vatansever bile bu söylemin etkisine girmiştir. (Türk-Kürt kardeştir pkk kalleştir demeleri gibi) * Bu tip bir söylem "halkların kardeşliğine" değil bilakis "halkların kalleşliğine" doğru giden sonuçlar üretir. Bu tip çoklu bakış biçimi ile bölünen bir ulus kardeşlik tutkalı ile biraraya getirilmeye çalışılıyor ama bu *getirse getirse etnik boğazlaşmayı getirir. Dünyada tek bir devletin çatısı altında yaşayacak iki ayrı ulus yoktur. Bunlar hayaldir. Her ulus kendi devletini kurmak ister ve sen önüne kırmızı halılar da koysan bu durum değişmez.

Ölmeye yüz tutan bir kürtçülük akımı bugün yeniden diriltilmiştir. "Sözde kürt sorunundan" bahsetmeyen bir AKP-ABD medyası yoktur. Liboş, Soroscu, Bilderbergci, yeni-Osmanlıcı aydınlar gün aşırı kürtçüğü beyinlere kazımak için olanca enerjilerini sarfetmekteler.

Ciddi tehlikeleri olan bir propaganda döneminden geçiyoruz. Bu pkk'dan bile bağımsız çalışmaktadır.
Çoğu kere Kürt realitesini kabul etmek olarak bizlere dayatılan şeyin aslında tamamıyla bölünme sürecine doğru giden yolda atılacak en büyük adım olduğunu görmek hayati bir önem taşıyor.

Bu süreç maalesef insanların vicdanlarında var olan hak-adalet duygularını istismar ederek ilerlemektedir. Bunun daha insancıl olduğunu, demokratik olduğunu, insan haklarının gereği olduğu vb. iddialar ile insanların vicdanlarında var olan "hak-adalet" duygularına sinsice girerek ve bunu istismar ederek yapmaktalar bu propagandalarını. Sen hele bir karşı çık bunların bu tezlerine ve ifşa et koyun postuna giren kurt yüzlerini hemen sana "ırkçı", "faşist", "şoven", "kan dökücü" vb. en galiz siyasi hakaretlerle saldırmaktalar. Ve bu şekilde vatanseverler baskı altına alınmaktadır. Hatta öyle ki, sen "vatanseverim" dediğin anda sana hemen "faşist" damgası vurmaktalar.

Kürtçülük tamamıyla emperyalizmin bu ülkedeki var olan ulusal yapıyı parçalamak için kullandığı bir ideolojik araçtır. Bunun en sert örneklerini biz milli mücade yıllarındaki İngiliz destekli Kürt ayaklanmaları ile (19 büyük ayaklanma vardır) *yaşayarak gördük zaten.
Bu insanlaırn bir özelliği de tarih bilmemeleri. Daha doğrusu bildikleri tarih bizim milli mücadele tarihi değil Bolşevik tarihi gibi yabancı ülkelerin tarihidir. *
Bu insanlar Mustafa Kemal'in döneminde yaşasalardı emin ol ona da faşist-ırkçı falan derlerdi.
Bu nasıl bir ihanettir ki, ekmeğini yediği suyunu içtiği bu toprakları emperyalistlere peşkeş çekmek için var güçleriyle çalışmaktalar. Bu nasıl bir ihanettir emin ol çözebilmiş değilim.
Anadolunun *fakir ocaklarına ateş düşüren, aileleri çileden çileye gark eden, anaların bağrını yakan bu kanlı saldırıları yürütenlere "gerilla" diyebilmek ve o hainlerle masaya oturmayı (sözde barış adına) teklif etmek ve bunun da hakkın-adaletin gereği olduğu propagandasını yapmak nasıl bir ihanettir emin ol anlayabilmiş değilim.

Onlar bu ülkeyi kağıttan kaplan zannediyorlar da eline her silah alana hak verileceği hayalini görüyorlar.
Hala Atatürk'ün temellerini attığı bu Cumhuriyetin ne kadar güçlü olduğunu kavrayabilmiş değiller.

Atatürk milleyetçiliği hiçbir zaman geçmişe dayalı ari-ırk ekseninde değil geleceğe yönelik uygarlık projesi biçiminde olmuştur. Atatürk milliyetçiliği sadece ve sadece "Türk olmaktan mutlu olmak" üzerine kurulmuş olmasına rağmen bu bile bu emperyalsimin maşası bölücülere fazla gelmiştir.
Sonuçta amaçları bellidir. Onlar ne demokrasi ne hak ne hukuk ne adalet istiyorlar.
Onlar TOPRAK istiyorlar.
Bize düşen bunun farkına varmaktır.
Eğer bunu bir kere farkedersek gerisi kolay. Emin ol kolay.
Ayrıca şehit düşen kürt köy korucularımızı da bu vatanın çok değerli insanları olarak selamlıyorum.
Kürt kökenli vatandaşlarımız bu hainlere prim vermemiştir ve vermeyecektir.

Biz vatanseverlere de düşen şey bu süreçte kürt vatandaşlarımızı ikirciksiz olarak bağrımıza basmak olacaktır. Aksi taktirde onların bu toprakalara olan aidiyet duygularına zarar veririz.
Ve tabii ki artık Türk milliyetçiliğini de "kafatasçılık" ve "tarihsel kökencilik", "soy-sopçuluk" ekseninden çıkartıp geleceğe yönelik bir biçime sokmak gerekiyor. Kim ne zaman nereden gelmişse gelmiştir ama bugün bu topraklarda yaşayan herkes tek bir milletin evladıdır ve o millet de Türk milletidir.

3.yol
13-10-2007, 06:14
"Türk kimliği de bu mozayiğin kimliğidir, sadece Orta Asya'dan gelenlerin değil.
Orta Asya'dan gelenlerin propagandasını yapanlar, mozayiğin diğer parçalarını kimlik arayışına zorladılar. Bugün bunun sıkıntısını yaşıyoruz." -Pante

Aynen katiliyorum Pante,
Ama M. Kemal'in bu propagandayi yaptigini dusunmuyorum. O *propagandanin basini Enver Pasa ceker. Ve M. Kemal , Enver Pasa'nin baslattigi Turan'cilik goruslerini destekleyenlere karsi gelmis ve hayalperestlikten otoye gecemeyecegini savunmustur.

Onun zamaninda bir zorlama olmusmu *? Mesela varmi iskence iddialari. Kurtlerin ayaklanmalarinin bastirilmasi haricinde. Lazlar Cerkezler Gurculer *zorlanmismi Turklestirilmek icin ? Zorlama olmadan bazi yontemler olabilir, mesela egitim gibi. Ki bunu su siralar Avrupa bile tartisiyor. Ozellikle Islam kulturunun nasil Avrupa kulturune uyumlu hale getirilmesi konusunda. Bu aynen asimilasyonun tarifidir.
Bu konu da bilgin var mi ?

hysteria
13-10-2007, 06:15
"Kim *ne *zaman *nereden *gelmişse *gelmiştir *ama *bugün *bu *topraklarda *yaşayan *herkes *tek *bir *milletin *evladıdır *ve *o *millet *de *Türk *milletidir." iste bu noktada propagandayi lehimize kullanmamiz, elimizde butun gucumuzde yuzumuzu dogu anadoluya donmemiz ve orayi, orada ki insanlari bilinclendirmemiz guclendirmemiz(bilinclendirmeden ne yaparsaniz yapin hic bir sey basaramazsiniz, ayni dini egitimde cumhuriyet doneminde basarisiz olundugu gibi, basarsak hic bir kadin sikma bas basortusu takilmazdi) gerekir. *bugun ferhan sensoyun diyarbakirdaki oyununda kredi kartlarini terorist olmakla ve pkk benzetmesi uzerine yuhlamalar ve insanlarin salonu terketmesi ile sonuclanan hadiseler yasanabiliyorsa bunu degistirmemiz gerekir.ama yinede eger *ABD *yi *hem *turkiye *hem *kurtler *iclerinden *atamazsa *bu *is *cok *zor. butun bunlarin olmasi icinde guclu, taviz vermeyen akli fikri yerinde olan bir siyaset ve politika gerekiyor, burda tikaniyoruz iste... RTE den daha iyi olan bir liderimiz yok, onunda siyaseti ortada... bakalim adam gercekten cok degisti, eskiden bu durakta ineriz burda bineriz diyordu simdi bir baska konusuyor vs
ama bir sekilde bu ozlenen milli bilinc olusturulmaya calisiliyor diye dusunuyorum ozellikle haberturkun girisimlerini ve bugun olan fatih terim onderliginde gazi yakinlarina yardim girisimleri bence takdire deger, sadece tek tarafli bir yaklasim haline donmezse cok daha iyi olur, bunlar kullanilabilir bu anlamda, hani leyla zana gibilerin 25 30 milyar maas almasina karsin sehit yada gazilerin 600ytl gibi bir yardim almasi gibi, onlar bizim icin olduler yakinlarini da bizim yasatmamiz lazim tarzi bir yaklasim gercekten guzel. hem kurt hem turk insanlariinin selameti icin olmali ama bu girisim ayrim olmadan oldugu da iyice vurgulanmali. bundan oncekileri degistiremeyiz ama bundan sonra olmasi muhtemel facialari onleyebiliriz yeterki bagimsiz olalim.. uc bes kurustan daha kiymetli degerlerimizin oldugunu tarihin her devrinde gostermis olan anadolu bu cagin da hakkini vermeli.. bunu *eger bundan 30 yil once, hatta daha da once o cok sevdikleri menderes zamaninda doguya yatirim yaparak, oradaki insanlardan belli bir egitimli kesim cikarabilselerdi, oraya giden ogretmenlerin, doktorlarin, devlet memurlarinin, surgune degilde gercekten gorevini yapma azmi ile dolu insanlardan secselerdi - ha onlarin cogunu kendimiz kestik ya pardon(bknz 12 eylul)- bu filizlenmeden onlenebilirdi.

aslinda ABD bu isi nasil yapiyor? yani icerdeki elemanlari kimler? mutlaka bizden birileri bu adamlara yardim ediyor bunlari isim isim tespit ve tasfiye etmek gerekir. *PKK son iki aydir turkiyeyi durtttu de durttu ille de girisin, sinir otesi operasyon yapin diye, adeta biz direndikce adamlar abarttilar. bu kasitli bizi oraya cekmek icin yapilan bir kurgudur. *ocalani yakalatan kuvvetler nelerdir? *bunlari cok iyi tahlil etmeliyiz yoksa TV lerde bir kac gundur gorunenler gibi, dalalim bodoslama olayi degildir, adamlarin uydulari, logistik bir cok bilgi edinebilecekleri kaynaklari vardir orada kipirdayamazsiniz, savas oyle girelim cakalim agizlarina iki tane demek degildir. en guclu oldugu yerlerini cokertmeden isterseniz hic sehit vermede gunde 10 ar tane terorist oldurun, adamlar almanyada ki turklerden her yil milyonlarca dolar harac aliyorlar. bizim paralarimizla ABD den silah aliyorlar ve bizim kanimizi dokuyorlar. bizimde artik aklimizi basimiza almamiz, gereken butun hileli taktiklerle dusmanimizin silahlariyla onlari vurmamiz gerekir. gerekirse *yalan cikartmalar, yalan genel kurmay emirleri, yalan taarruzlar ile dusmanin nereden bilgi aldigini ogrenmeliyiz,

cok uykuluyum yaw su anda konu butunlugunu kaybetmis olabilirim kusura bakmayin oglene gorusmek uzere:D

pante
13-10-2007, 11:14
Onun zamaninda bir zorlama olmusmu *? Mesela varmi iskence iddialari. Kurtlerin ayaklanmalarinin bastirilmasi haricinde. Lazlar Cerkezler Gurculer *zorlanmismi Turklestirilmek icin ? Zorlama olmadan bazi yontemler olabilir, mesela egitim gibi. Ki bunu su siralar Avrupa bile tartisiyor. Ozellikle Islam kulturunun nasil Avrupa kulturune uyumlu hale getirilmesi konusunda. Bu aynen asimilasyonun tarifidir.
Bu konu da bilgin var mi ?

Sevgili Üçüncüyol;
Atatürk'ün kesinlikle zora dayanan bir asimilasyon uygulaması yok.
Ama maalesef o konuda da iftiralar ve çarpıtmalar var.
Kürtçe'yi yasakladığı, Kürtlere katliam yaptırdığı şeklinde.
Bunlar gerçek değil. Atatürk'ün çabası ulus bilinci olmayan, yüzyıllarca ümmet bilinci içindeki halkı ulusallaştırmaya çalışmaktı. Özdeyişlerinin, milliyetçi görünen sloganlarının birçoğunun temel amacı bu ulusal kültürü teşvik içindi. Dilini kaybetmiş, tarihi silinmiş, ezilmiş, aşağılanmış topluma yeniden değerlerini kazandırmaktı.

Bakıyorum da arkadaşlar sabah 6'lara kadar yazmışlar. Bravo, benim bugün ziyaretlerim olduğundan 3'de uykuya çekildim. Bu yazıdan sonra herhalde akşam devam ederim.

Pelikan'ın haklı olduğu çok yanlar var. Liberallik adına, AB aşkına son yıllarda maalesef yurtsever olmak dahi aşağılanır hale geldi. Birileri PKK'yı imalı olarak övmeye kalktığında, ulusların kendi kaderini tayin hakkından dem vurmaya kalktığında, siz birlik-beraberlikden bahsettiğinizde ırkçılıkla eleştiriliyorsunuz. Öyle ki artık Atatürk her fırsatta eleştirilmeye kalkılıyor, Kurtuluş savaşı küçümseniyor, Atatürk'ün Kürtlere kazık attığı iddia ediliyor. Ordu sürekli darbe suçlaması altında tutularak ve fırsat buldukça iftira ve karalama kampanyası ile halkın gözünden düşürülmeye çalışılıyor.
Bunların tümü planlı olarak yapılıyor. Amaç Kürt sorununu hep gündemde tutmak, insanları terörle bunaltmak, yıldırmak "Lanet olsun artık, ne olacaksa olsun" dedirtmek.
Bu planın başında ABD var. AB de destekçisi.
PKK'yı Öcalan yönetmiyor artık.
Kesinlikle eminim ki CIA tarafından yönetiliyor.

DTP ise, PKK'nın legal örgütü görevini üstlenmiş ve onun propagandasını yapan bir parti.
Yani ikisi aslında aynı örgüt. Biri dağda, öbürü aramızda. Tek fark bu..

3.yol
13-10-2007, 19:21
Evet, ben de su ana kadar gerek M. Kemal'in gerekse kurtulus savasi tarihi hakkinda okudugum hicbir kitapta boyle bir baskiya rastlamadim. Belgeleriyle bunu kanitlayan kitap(lar) varsa okuyup ogrenmek isterim.

Hatta Lozan gorusmeleri sirasinda Kurtler bildiri gondererek Turkler ile birlikte yasamak istediklerini bildirmislerdir. Azinliklar adi altinda gecmezler.

Cumhuriyet'in basinda yapilanlar ile cesitli etnisitelerin birlikteligi amac edilmis. Aslinda bu irkciligin tam tersidir. Irkcilikta diger irklari hor gorme ve onlarin haklarini kisitlama amaci gorulur.
Halbuki bunun tam tersi o zamanki anayasa ile sabitlenmis. Milli sinirlar icinde yasayan ulkesine bagli herkes Turk vatandasi kabul edilmis. Boylece ayrimciligin onune gecilmis. Arada ayrimcilik yapan olmusmudur? Olmustur elbette.
Aklima gelenler;
1942 yili varlik vergisi uygulamalari
6-7 Eylul olaylari (1955).
Ama M.Kemal'in zamanin da boyle uygulamalarin oldugu hakkinda birseye rastlamadim.

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 19:48
Ben bu topraklarda varlık yokluk mücadelesi vermişim, olsa ne olur?
Ya onlar kazanacaktı ya biz. Kim kazandıysa öbürüne dünyayı dar edecekti.
Mustafa Kemal'i bugün oturdukları rahat koltuklarından eleştirmeye kalkanlar haindir.
Siz iç savaş nedir gördünüz mü? Siz köy basma-katliam-yığılmış cesetler ve ceset kokuları nedir bilir misiniz? Siz işgal nedir bilir misiniz? Siz kapı komşunuzun silahla sizin kapınıza dayanıp sizi ailecek katletmesi nedir bilir misiniz? Siz ihaneti gördünüz mü?
Bunlar ne biliyorlar ki milli mücadelemiz hakkında da onu eleştirecekler?
Bunların bildiği Avrupa tarihi, Bolşevik tarihi falandır.
Bir de bir iki olay seçerler cımbızlama, onu işler dururlar.
Vay Mustafa Kemal neden İstiklal mahkemelerini kurmuş, neden kürt isyancıları idam etmiş neden İngiliz işbirlikçisi şeriatçıları, Kubilayımızı katledenleri ipe çekmiş diye hesap soruyorlar utanmadan.
Çektiyse çekti. Kestiyse kesti, astıysa astı.
Bu benim varlık mücadelem ağam.
Beni yok etmek isteyeni ben imha etmişim.
Zerre kadar bir pişmanlığım yoktur.
Yok arkadaş bugünün rahat koltuklarında oturup öyle romantik gözlerle tarihe bakıp Mustafa Kemal'i eleştirmek.
İnsanlar savaşların çiçek atarak kazanıldığını sanacak kadar saflar.
Bizler hainlere karşı mücadele ettik.
İpe çektik, öldürdük, imha ettik.
Benim zerre kadar bir gocuntum yoktur kendi milli mücadele tarihimizden.
Ne yapımışsa bu ülke için yapılmıştır.
Mustafa Kemal'e laf söyleyen de haindir.

Asıl barbar da emperyalistlerdir.
Sadece 2. dünya savaşında 55 milyon insanı katlettiler.
Onlar kendi tarihlerinden utanç duysunlar.
Bugün de Irak'ta yaptıklarından.
Ne kızları kaldı tecavüz edilmedik ne kadınları.
Irak'ta ufacıcık kız çocuklarının bile beynine kurşun sıkarak öldüren Amerika
çıkmış Ermeni soykırımı tarasısını geçiriyor meclisten utanmadan.
İsmet paşa'nın lafı ile cevap verelim:
Hadi canım sizde !

dilaver
13-10-2007, 20:36
sevgili ucuncuyol

* *belge yerine geçer mi bilmiyorum , ama ben rastladıgım bazı şeyleri aktarmak istiyorum.

* *2 Şubat 1926 tarihinde Mülkiye müfettişi Hamdi Bey'in İçişleri Bakanlıgına verdigi rapordan :

* * " Yaptıgım temasların bende bıraktıgı izlenime göre, Dersim gittikçe Kürtleşiyor, ülküleşiyor ve dolayısıyla tehlike büyüyor... Dersim Cumhuriyet Hükümeti için bir çıbandır. Bu çıbanın üzerinde bir ameliye yapmak ve üzünçlü olasılıkları engellemek, ülkenin selameti bakımından mutlaka gereklidir."
( Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar 1924-1938. Genelkurmay Harp Tarihi Bşk, Resmi Yayınlar Serisi sf. 375 )

* *25 Aralık 1935 te çıkarılan Tunceli kanunundan sonra 4 Mayıs 1937 de bakanlar kurulu bu yasaya dayanarak gizli kaydıyla bir karar alıyor. Karardan sonra mülahaza başlıgı ile " sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak luzumlu görülmüştür" deniliyor.

* * 1930 Agrı harekatını izleyen günlerde Mareşal Çakmak dogu bölgesine yaptıgı gezi sonrasında İçişleri Bakanlıgına şunları yazıyor :

* * " 1- Erzincan illerindeki incelemelerim sırasında, ekonomiyi önemli surette zarara sokan ve bu il dahilindeki asayişsizligin en önemli amillerinden olan Açkirik, Gürk, Dagbey, Henzi köylerinin tedip ve tenkiline zorunluluk oldugunu gördüm. ( tedip uslandırma, tenkil tepelenip öldürme )

* * * 2- Erzincan merkez ilçesinde 10.000 Kürt vardır. Bunlar Alevilikten faydalanarak mevcur Türk köylerini Kürtleştirmeye ve Kürt dilini yaymaya çalışmaktadırlar. Bir kaç sene sonra Kürtlügün bütün Erzincan ı istila edeceginden endişe edilebilir.

* * * *3- İl bölgesindeki bazı memurların Kürt ırkına mensup oldukları bilinmektedir. Örnegin , Erzincan sorgu hakimi Pülümürlü Şevki Efendinin Kürtleri himaye ettigi ve geceleri Kürtleri evinde topladıgı gerçekleşmiştir.

* * * * 4- Arzettigim bu meselenin en önemlisi, 1 maddede yazılı köylerin kesin surette tedibi ve ırkan Kürt oldugu kesinlikle bilinen memurların bir an önce yerlerinden alınmasıdır. ( agy. sf 351-352 )

* * * * Gene Mareşal 20 Eylül 1930 tarihinde İçişleri Bakanlıgına yazdıgı bir yazıda :

* * * * " Kürtlerin muntazam bir sistem dahilinde Türk köylerine yerleşerek Kürtlügü yaymaya çalıştıkları ve aynı zamanda eşkiyaya yataklık ve kılavuz ettikleri anlaşılmaktadır. Bu gibi muzır ailelerin Türklerin arasından çıkarılarak Trakya'ya nakilleri, Türklük aleyhine yönelen bu kötü maksada karşı en etkili bir tedbir olacaktır. * ( agy. sf 352 )

* * * * *Baytar Nuri Kürtçülük propogandası için uyarılmak üzere çagrıldıgı Korgeneral Abdullah Alpdogan'a şöyle der :

* * * * " Evet paşa hazretleri. Biz Dersimliler Türküz dedigimizde, hayır siz Türk degilsiniz, Kürtsünüz diyorlar. Evet biz Dersimliler Kürdüz dedigimizde de , siz Kürt degilsiniz, dünyada Kürt yoktur, gözünüzü patlatırız diyorlar. Şu halde biz de şaştık, ne olacagımızı bilmiyoruz. Siz tarihen ispat ediyorsunuz ki, Dersimliler Türktür, şu halde Türklere kültür ve inkişaf bakımından gösterilen şevkat ve muhabbeti bize de gösteriniz, biz de göstereceginiz yoldan yürüyelim. " ( Dersim Tarihi, Nuri Dersimi sf 218 )

* * * * *Tüm bunlarla baglantılı olabilecek bir yayın da şu şekilde. 1937 yılında Ankara Halkevinin çıkardıgı Türkler ve Anayurtları isimli kitapçıktan : " Türk ulusu anayurdu Orta Asya'dan, en zından 10.000 yıl önce dört kol halinde dagıldı ve bütün insanlıga taş devrinden bakır devrine geçmeyi ögretti. Dünyadaki ilk kenti Türkler kurdu. Yazılan ilk mektup Türklere aitti. Çagdaş dünyanın bütün bilimlerinin temelini Türk ulusu attı. Dünyanın hangi kçşesine gidilirse gidilsin, Türk halkının izlerini bulmak mümkündür. " *sf 5

* * * * yorumlamak size kalmış.

* * * * saygılarımla

<strong>SİLİNEN</strong>
13-10-2007, 21:33
Kürt isyanları ve Kürt-Ermeni-İngiliz-Yunan ittifakları ile *Türkün Anadolu'dan atılması için yapılan hain saldırlar ve isyanlar ile ilgili bilgi almak isteyen şu linke baksın.

Bütün detayları ile Kürt sorunu bu linktedir:

http://ileri.turksolu.org/27/index.htm

Bu linkteki akademik düzeydeki çalışmaları okuduktan sonra kafanızda hiç soru işareti kalmayacaktır.
İhanet çetlerine karşı nasıl mücadele edildiği, emperyalistlerin Anadolu'daki işbirlikçi kürtleri kullanarak nasıl Anadolu insanına komplolar kurduklarını, Musul'u alamayışımızın arkasındaki sebepleri vb. bir çok konuda bilgi sahibi olabilirsiniz.
Bunları okuduktan sonra da bugünkü işbirlikçi ihanet şebekelerinin sadece tarihin bir tekerrürü olduğunu anlayacakınız.
İngilizin ipiyle kuyuya inmeye kalkan kürt isyancıların hazin sonu hakkında da bilgi sahibi olacaksınız.


Ayrıca Serap Yeşiltuna'nın yazdığı Atatürk ve Kürtler kitabı da bütün belge bilgi, dökümanlar ile bu tarihi gerçekleri ortaya koymaktadır.

http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=154586


Biz Türk evlatları emperyalist işbirlikçisi hainleri asla affetmedik bugüne kadar ve bundan sonra da affetmeyeceğiz. Tavrımız aynı tarihte olduğu gibidir.

3.yol
14-10-2007, 07:05
Tesekkurler Dilaver ve Pelikan,
Benim fazla okuyup arastirmadigim konudur bu. Her turlu bakis acisini incelemek gerekiyor.Dilver senin baska bir baslikta verdigin yazilari da okudum:
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=6368
Kendimce arastirip mantik suzgecinden gecirip gercekle yanlisi ayirmadan *bir yorum yapmak istemiyorum.
Bu arada Pelikan ileri.turksolu.org sayfasinin , www.turksolu.org'u ile bir baglantisi varsa eger, (Benim sahsi fikrimdir uzerine alinma) "Kurt sorunu yoktur Kurt Istilasi vardir" slogani biraz paranoya degil mi?
Ama yine de senin verdigin baglantidaki bilgilere de goz atacagim.

Saygilarimla,

<strong>SİLİNEN</strong>
14-10-2007, 13:41
"Kürt sorunu yoktur Kürt istilası vardır" mantığı bu sorunu uç noktasında kavramaktır.
Kürtler Türkleştirildiği ölçüde bundan bahsetmek manasızdır ama Kürtler ulusal bilinç geliştirir ve bir etnisiteden çok daha fazlası olduklarını iddia ederlerse yani bu fikirler kürtler arasında baskın ise ve bütün tutumları böylesine bir ulusalcılığa göre şekileniyorsa ve tek merkezden Ankara'nın haricinde yönlendirmeler ile hareket ediyorlarsa o zaman bu söz tam yerini bulur.

Kürt nüfusunun artışı Kürt dışı etnisitelerin nüfusunun 4-5 katıdır ve bu hızla devam eden bir artış Kürt milliyetçiliğinin gelişimi ile birlikte gittiği taktirde o zaman bir vakit gelir ki bırak bölünme talebini Türkiye'nin isminin topyekün Kürdistan olarak değiştirilmesi bile senin önüne konur.

Eee, ben her türlü riski düşünmek zorundayım.
Onlar Türkleşmediği müddetçe benim için her daim tehlike olacaklardır.

Sonuçta bakın Osmanlı'da Ermeniler Türklerle o kadar içli dışlı ve o kadar Türk gibi yaşıyorlardı ki, onlara bazı batılı yazarlar Hristiyan Türkler derlerdi.
Ama ne oldu? Ermenisi, Rumu, Kürdü hepsi kendi devletini kurmak için harekete geçtiler. İç içe yaşadığımız insanlar Anadolu insanına emperyalsitlerin kontrolünde saldırıya geçtiler.
Ben yaşadım bu tarihi ve bunca tecrübeden sonra bu topraklarda "tek bir millet" benim tek çözümümdür.
Bütün etnisteleri eriteceğim ve hepsini Türk kimliği altında toplayacağım.
Bu benim en doğal hakkımdır. Aynı pilavı tekrar yemem. Biliyoruz bu işlerin sonunun nereye gittiğini, tecrübe ile sabit.
Yok kardeşim, mozaikmiş, kültürel zenginlikmiş, çeşitlilikmiş şuymuş buymuş.
Hikaye bunlar.
Bir tek Türklük kalana kadar yola devam.

sargon
14-10-2007, 17:27
Sevgili Ucuncuyol,

Kürt Sorunu konusunda TMMOB'nin yayınlamış olduğu bir metin var. Konu hakkında söylenebilecek çok şey var ama bence bu metinde sorun kısa ve gayet net bir şekilde anlatılmış. Belki de benim olaya nasıl yaklaştığımı gayet güzel açıklamış olduğu için hoşuma gitmiştir.

Mustafa Kemal zamanında bir asimilasyon politikası uygulandığı gayet açıktır. Bu politikaya Kurtuluş savaşından hemen kısa bir süre sonra başlandı ve Kürtlerin varlığı inkar edildi. Halbuki Kurtuluş Savaşı sırasında Kürt varlığı kabul edilmişti ve savaşta Kürtler Türklerle birlikte ortak bağımsızlık için savaşmışlardı. Savaş sonrasında Kürt varlığı inkar edilip asimilasyon politikaları uygulanmaya başlanınca ilk isyan patladı ve isyanların ardı arkası kesilmedi. Özellikle Şeyh Sait İsyanından sonra çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu ve Şark Islahat Planı asimislayon politikalarını açık şekilde gösteren metinlerdir.

TMMOB metninin Cumhuriyet dönemi sonrası ile ilgili bölümünü buraya aktarıyorum.

Mustafa Kemal Anadolu'ya çıkmadan önce emperyalist devletlerin işgalleri ile birlikte Antep, Maraş ve Urfa'da işgal güçlerine karşı çete savaşları ve direniş başlamıştır. Irak Kürdistanı'ndaki Kürtler'in lideri Şeyh Mahmut Berzenci, bağımsızlık amacıyla İngilizlere karşı savaşıyordu. İngilizler tarafından iki kez Hindistan'a sürgün edildi.

Mustafa Kemal milli mücadele döneminde Kürt ileri gelenleriyle girdiği dayanışma sonucu olarak Ruslarla ilk anlaşma olan Gümrü Anlaşması imzalanıyor. Amasya Tamiminde, Kürtlerle ilgili protokolün l. maddesinde "Kürtlerin ulusal ve sosyal haklarının takınacağı..." şeklinde bir ifadeye yer veriliyordu.

Mustafa Kemal Nutuk'ta şunları söylüyor; Sevr'de: Fırat'ın doğusunda ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında ve kalan bölge için itilaf devletleri temsilcilerinden kurulacak bir komisyon özerk bir yönetim şekli hazırlayacaktır.

Antlaşmanın imzalanmasından l yıl sonra bu bölgenin Kürt halkı, Milletler cemiyeti meclisine başvurarak Kürtler'in çoğunluğunun Türkiye'den ayrı bağımsız bir devlet kurmak istediklerini ispat ederlerse ve Meclis de bunu kabul ederse, Türkiye bu bölgedeki her türlü haklarından vazgeçecektir. Mart 1921 teklifinde; itilaf Devletleri, şimdiki durumu göz önünde tutarak bu konuda Sevr taslağında değisiklik yapılmasını dikkate alma eğilimindedir. Şu şartla ki, özerk yönetilen bölgelerde Kürt ve Asuri-Keldani çıkarlarının yeterince korunması için tarafınızdan kolaylıklar gösterilsin. Mart 1922 teklifinde; bu durum söz konusu edilmemiştir. Lozan'da; elbette söz konusu ettirilmemiştir.

İsmet İnönü ise "Hatıralar" da, Kürtler'in Milli Mücadelede canla başla beraberlik gösterdiklerini ve Lozan görüşmeleri yapılırken de vatansever olarak Türklerle beraber olduklarını anlatır. Daha sonra Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması ile bugünkü Suriye sınırı belirlenirken, Kürtler'in yaşadığı bölgenin bir kısmı Fransızlar'a akabinde Lozan Antlaşmasıyla Kerkük ve Musul gibi petrolce zengin Kürt illeri İngiliz yönetimine geçmiştir. Bu paylaşım neticesinde Kürtler'in özgürlük mücadeleleri Musul Petrolleri karşılığı İngilizler'le birlikte yıllarca süren mücadelelere rağmen kanla bastırılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra giderek Kürtler'in varlığı ret ve inkar edilmeye ve asimilasyon politikası yürütülmeye başlandı. Kürtler yeni bir sürece tabi tutuldu.Kürtler kimi zaman bu politikalara sert tepki gösterdi.

Başta verilen sözlerden vazgeçilerek uygulanan bu politikalar karşısında 1925'de Şeyh Sait isyanı başlamıştır. Şeyh Sait isyanın bastırılmasından sonra Takrir-i Sükun Kanunu ve Şark Islahat Planı çıkarılarak yürürlüğe konuyor. Kürt dili yasaklanıyor, Kürtler'in Türk olduğu savı ortaya atılıyor, Kürtler topraklarından zorla çıkartılarak Anadolu.nun değişik yerlerine sürülüyor. Devletin bu politikalar karşısında 1925-1938 yılları arasında başlıcaları Ağrı ve Dersim isyanı olmak üzere 20 civarında isyan yaşandı. 74 yıllık Cumhuriyet Dönemi'nde bölgede ret, inkar, sürgün ve asimilasyon gibi uygulamaları hayata geçirmek için örf-i idare, Umumi Müfettişlik, Sıkıyönetim ve Olağanüstü Hal uygulamaları yürürlüğe konulmuştur.

Türkiye'de 1950'lerden 1970'lere kadar Kürt ve Türk aydınlarının Kürt sorununun çözümüne yönelik çabaları çeşitli baskılarla karşılaşmış, on yıllar süren hapis cezaları, siyasi partilerin kapatılması gibi anti-demokratik yöntemlerle bastırılmıştır. Doğu mitingleri ve sonrasında Kürt sorununun çözümüyle ilgili aldığı kararlar sonucu Türkiye İşçi Partisi (TİP) kapatılmıştır. Günümüze kadar da bu politikalar sürdürülmüştür. 12 Eylül rejimi ve politikaları ile toplumsal dinamikler bastırılmış, cezalandırılmış, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün baskı altına alınması süreklilik kazanmıştır. Kürt sorununun çözümünde askeri yöntemlere dayalı, militarist anlayış tümüyle ortama egemen olmuştur. Kürtlerin demokratik talepleri şiddet politikaları ile bastırılmaya çalışılmaktadır.

"Genel Kurmay, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı ve Daire Başkanları'nın bir bölümüne verilen brifing'de Türkiye'nin bir iç savaş halinde bulunduğu vurgulanarak "Türkiye tarihten gelen bir doğu sorununa teslim olmuştur. Askeri yapının iç savaş durumuna uygun hale getirilmesi gerekir" denildi. Milliyet 10 Aralık l997. 1920-1940 yılların arasında Takrir-i Sükun, İstiklal Mahkemeleri, Şark Islahat Planı ve Tunceli Kanunu çıkarılarak Kürtler batıda çoğunluk oluşturmayacak şekilde iskana tabi tutulmuştur, l940 ile l980 yılları arasında yaşanılan göçlerin geneli ekonomik ve sosyal sebeplere, l980 sonrası göçler ise siyasi ve toplumsal nedenlere dayanmaktadır. Siyasal iktidarlar imzaladığı uluslararası sözleşmelere ve evrensel hukuk ilkelerine bağlı kalmadığı gibi, Kürt sorunu konusunda düşüncelerini açıklayanlara cezai yaptırımlar uygulayarak susturmaya çalışmaktadır.

Bu baskıcı anlayış sonucu 10 yılı aşkındır süren bu düşük yoğunluklu savaşta 30 bini aşkın insan hayatını kaybetti. İnsanlar evlerinden, yerlerinden edildi, köyler boşaltıldı, yakıldı, ormanlar güvenlik bahanesiyle ateşe verildi, yerleşim yerleri bombalandı. Savaş nedeniyle geniş alanlara döşenen mayınlar, halkın can ve mal güvenliğine zarar vermektedir.

3000'in üzerinde köy boşaltılırken 3 milyondan fazla insan yerlerinden yurtlarından uygulanan baskılar nedeniyle ayrılmak zorunda bırakıldı. Üretimden kopan bu insanlar ekonomik sıkıntılarla baş başa açlık, sefalet içinde, çöplüklerden ekmek toplayacak kadar insanlık dışı uygulamalara maruz bırakıldılar.

Bölgede sürdürülen savaş, yüzlerce savaş zengini doğurmuştur. Yatırımların düştüğü işsizliğin arttığı ve ekonomik gelişmenin başlangıcında olan bir ülke için gizlenen ve denetlenemeyen konular dışında yılda 16 milyar dolaba varan askeri harcamalar, ekonomik açıdan tüm toplumun yaşam standardının düşmesine neden olmasının ötesinde, toplumun geleceği üzerinde olumsuz etkileri olan bir sürecin varlığına yol açmıştır. Feodal yapı, işsizlik ve uygulanan baskıcı yöntem koruculuk sistemini geliştirmiş, koruculara ücret ödenerek ekonomik kaynaklar kayba uğratılmış ve Kürtler birbirine düşürülerek Kürdü Kürde kırdırma politikası hayata geçirilmiştir. Bölgede 1996 verilerine göre 62.034 köy korucusu, l4.872 gönüllü köy korucusu görev yapmakta ve bunlara her ay 170 milyar maaş ödenmekte.

Günümüzde artan korucuları ve son zamanlarda Karadeniz bölgesindeki uygulamalarda katarsak durumun vehameti ortaya çıkmaktadır. 1985-1996 yılları arasında 23.222 korucu görevden atılmış, 296 korucuya adam öldürmekten dava açılmış, diğer yandan aynı korucuların adam, kadın, kız kaçırma, uyuşturucu ve silah kaçakçılığına karıştıkları belirlenmiştir. Olağanüstü hal uygulanan illerde dört yüz bine yakın güvenlik görevlisi bulunmakta. Bölgede artan belirsizlik ve şiddet beraberinde bu güvenlik birimlerinin bazılarının belirsizlikten yararlanarak ekonomik kazanç sağladıkları son çıkan çete olayları ile tespit edilmiştir. Örneğin; Yüksekova'da uyuşturucu pazarını resmi araç kullanarak sürdüren güvenlik birimleri ortaya çıkarılmıştır. Milli Güvenlik Kurulu'nun 16 Aralık 1996'daki raporuna göre Kürt nüfusunun toplam nüfusa oranı 2010 yılında toplam nüfusun %40'na, 2025'de %50'nin üzerine çıkma eğilimindedir. Kürt nüfusun azaltılması, doğum kontrol yöntemlerinin anlatılması gibi önlemler düşünülmüştür. Bölgedeki imamların %90'ı gardiyanların %80'i öğretmenlerin %43'ünün bölge halkından olduğu söylenerek, bölge halkından personel istihdamının makul seviyelere indirilmesi istenmiştir. Demokratik kuruluşlar, parti ve sendikalar, gazeteler, kültür merkezleri üzerinde baskılar uygulanarak sindirilmeye, sorunun çözümsüzlüğe itilmesine, baskı politikalarıyla süreklilik kazandırılmıştır.

Bu süreçler devam ederken yakılan yıkılan yerlerdeki çevre tahribatları tarihi, sosyal, kültürel değerler, gelenek görenekler bir bir yok edilmiştir. Koruculuğu kabul etmeyen köyler yakılmıştır. Geçim kaynakları hayvancılık ve tarım olan insanların geçim kaynakları yok edilmiştir. Türkiye genelinde yaşanılan, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar ve gözaltında kayıplar bölgede yoğun olarak yaşanmaktadır. Bölgede yaşanan sorunlara ilişkin düşüncelerini açıklayan başta milletvekilleri olmak üzere gazeteciler, bilim adamları, aydınlar ile binlerce insan yüzlerce yıla varan sürelerle cezaevlerine tıkılmaktadır. Yaşanılan savaş bahane edilerek insanlar siyasal, sosyal ve kültürel haklarından mahrum edilmektedirler. Bölgenin doğal kaynakları yıllardır bölge dışına taşınmaktadır. Bu durumda bu kaynaklardan oluşan katma değerden bölge halkı yararlanamamaktadır.

Türkiye'yi de bağlayan uluslararası hukuk ilkelerine anlaşma ve sözleşmelere uygun olarak, eşitlik temelinde çok yönlü politik, yönetsel ve kültürel bir demokratik yapılanma oluşturmak zorunlu hale gelmiştir. Kürt sorunu Türkiye'nin iç sorunu olmaktan çıkmış, bölgesel çatışmalarda gündeme getiren uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Sorun demokrasi de, çok seslilikte, ülke mozaiğini kabullenmede, herkese eşit adil haklar sağlanarak, düşünceyi ifade etme ve örgütlenmenin özgür olduğu ortamda çözülür. Şiddetin temel olduğu, pompalandığı bir kültür televizyon ekranlarından yayınlanarak öldürme ve şiddet empoze edilmeye çalışılıyor. Ancak halkın büyük çoğunluğu savaşa karşı ve barış istiyor. Barışın kendisi temel bir İnsan hakkı olduğu kadar dillendirilebilmesi ve savunulabilmesi için de öteki temel hak ve özgürlükleri gerekli kılmaktadır.

Barış ancak demokrasi, özgürlük ve insan haklarının olduğu bir ortamda yaşama geçirilebilir. Kürt sorunu emperyalist ülkelerle ve bölgede anti-demokrat!k devletlerin çıkarları ve kirli emelleri doğrultusunda değil, başta Kürt halkının iradesi olmak üzere bölge halklarının Demokrasi ve Özgürlük taleplerine uygun, demokratik, adil, eşitlik temelinde barışçıl yöntemlerle çözülmelidir.

Demokratik Çözüm Önerileri;

1) Türkiye'de tüm toplumu büyük çapta sıkıntılara sokan savaşa son verilmelidir.

2) Kürt kimliği tanınmalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Kürt dili ve kültürü üzerinde her türlü kısıtlayıcı politikalardan vazgeçilmeli, Kürt dili ve kültürü korunmalı, gelişmesi için olanak tanınmalıdır. Türkler'in ve Kürtlerin birarada kardeşçe ve eşitlik içinde yaşayabilecekleri demokratik bir düzen zaman kaybedilmeden kurulmalıdır.

3) Zorunlu göç nedeni ile köyünü ve yöresini terk etmek zorunda bırakılan insanların tüm maddi kayıpları tazmin edilmeli ve bunların can ve mal güvenliği sağlanarak özgürce yerlerine geri dönüşleri sağlanmalıdır.

4) Kürt sorunun tartışılmasını engelleyen, düşünceyi ifade etme ve örgütlenme özgürlüğü önünde engel olan tüm yasalar kaldırılmalıdır.

5) Demokrasinin yerleşmesi için Türkiye'nin de taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler iç hukuka yerleştirilmelidir. Başta Anayasa olmak üzere anti- demokratik tüm yasalar gözden geçirilip, demokratik hukuk devleti normlarına uygun hale getirilmelidir.

6) Olağanüstü Hal, Koruculuk Sistemi, İller Yasası ve Merkezi Kriz Yönetmeliği kaldırılmalıdır.

7) Ülkede kalıcı barışın sağlanması için tüm siyasi tutuklulara ayrımsız genel af çıkarılmalıdır.

8) -Savaş ortamında gelişen çeteler,ortaya çıkarılmalı faili meçhuller aydınlatılmalı ve tüm failleri yargılanmalıdır.

Metnin tamamı için:
http://www.tmmob.org.tr/modules.php?op=modload&name=Sections&file=index&req=printpage&artid=118

<strong>SİLİNEN</strong>
14-10-2007, 22:25
Sevgili Üçüncüyol, bu yukarıda TMMOB yani Türkiye'yi Mahalle Mahelle Oturduğu Bölgelere göre bölme *birliğinin yazdığı ve Ermeni terör örgütlerinden olan Taşnak ve Hınçak komitelerini tarihsel planda *aklama sorumlusu TuranDursun sitesinin Ermeni ve Kürt hakları yüksek danışmanı Sargon'un yazdığı hiç bir şeye inanma.

Bu yukarıda yazılan metnin her satırı yanlış, çarpıtma ve yalandır.
Mesela Mustafa Kemal'in Kürtler ile ilgili söylediği iddia edilen sözler ya çarpıtma ya yalandır.

"Mustafa Kemal Nutuk'ta şunları söylüyor; Sevr'de: Fırat'ın doğusunda ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında ve kalan bölge için itilaf devletleri temsilcilerinden kurulacak bir komisyon özerk bir yönetim şekli hazırlayacaktır. "

Daha önündeki metni bile okumaktan aciz olan bu insanlar Mustafa Kemal'in Sevr'deki durumu anlatan sözlerini alıntılayıp Mustafa Kemal'in kendi dilekleri gibi sunacak kadar zıvanadan çıkmışlardır.


Halbuki bu kısımda Mustafa Kemal Sevr'de bize dayatılanlar ile bizim bu dayatmaları nasıl boşa çıkarttığımız karşılaştırmalı olarak her konuda tek tek açıklamış ve Sevr dayatmaları karşısına Lozan'ı koyarak Lozan'ın nasıl bir zafer anlaşması olduğunu teker teker her konuda *göstermiştir. İlgili kısımdaki metin şöyledir:

"2. KÜRDİSTAN
Sévres'de : Fırat'ın doğusunda ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan bölge için İtilaf Dcvletleri temsilcilerinden kurulacak bir komisyon özerk bir yönetim şekli hazırlayacaktır.

Antlaşmanın imzalanmasından bir yıl sonra bu bölgenin Kürt halkı Milletler Cemiyeti Meclisi'ne başvurarak Kürtlerin çoğunluğunun Türkiye'den ayrı bağımsız bir devlet kurmak istediklerini ispat ederse ve MecIis de bunu kabul ederse, Türkiye bu bölgedeki her türlü haklarından vazgeçecektir.

Mart l92l teklifinde : İtilaf Devletleri,şimdiki durumu gözönünde bu konuda Sévres taslağında değişiklik yapılmasını dikkate alma eğilimindedir. Şu şartla ki, özerk yönetilen bölgelerle Kürt ve Asuri - Geldani çıkarlarının yeterince korunması için tarafımızdan kolaylıklar gösterilsin.

Mart l922 teklifinde : Söz konusu edilmemiştir.

Lozan'da : Elbette söz konusu ettirilmemiştir."

-------------------

Yani ortada emperyalistlerin Kürdistan projesi vardır ve bu Lozan'da "Elbetteki söz konusu ettirilmemiştir"


(Not: Nutuk'taki o bölümün tamamı şu linktedir:

http://www.ataturk.com/nutuk/buynutuk/bolum16/index21.htm)


Bu çarpıtmaların ne düzeye geldiğini göstermek için verdiğim ufak bir örnektir.
Daha önünde apaçık yazılı metni bile okuyamayıp veya kasıtlı olarak görmemezlikten gelerek okuyucuların dikkati dağıtılmakta ve insanlara gerçekler çarpıtılmış olarak sunulmaktadır.

Bu yukarıdaki metnin neredeyse her satırı bölücülük propagandası olarak hazırlanmıştır.
"Kürt kimliğini anayasal olarak tanıyın" yollu tehditler de kürt etnistiesinden "ulus" yaratmak ve Türkiye'yi aynı Osmanlı gibi "çok uluslu" hale getirme çabasıdır. Sonrası da malum. Bir kere Osmanlılaşırsanız sonunuz da Osmanlı gibi olur.

Evet Mustafa Kemal'i aynı şeriatçı takiyyeciler gibi kullanmaya çalışan bölücülere dikkatini çekiyorum. Bunların amacı Mustafa Kemal'i kullanarak onu kendi amaçları doğrultusunda istismar etmektir.
Mustafa Kemal'den kürtçülük çıkamaya çalışanlar benim en son açtığım Atatürk ve Türklük topiğimi okusunlar.

Ayrıca bu metin ile ilgili eleştirilerim de devam edecektir. Bütün bölücü tezleri tek tek çürütmek benim için bir kutsal vazifedir.

sopar06
14-10-2007, 23:15
sevgili bayraktaro ellerine sağlık. çok *sağlam olmuş ve lütfen devamı gelsin :roll:

<strong>SİLİNEN</strong>
14-10-2007, 23:57
"İsmet İnönü ise "Hatıralar" da, Kürtler'in Milli Mücadelede canla başla beraberlik gösterdiklerini ve Lozan görüşmeleri yapılırken de vatansever olarak Türklerle beraber olduklarını anlatır. Daha sonra Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması ile bugünkü Suriye sınırı belirlenirken, Kürtler'in yaşadığı bölgenin bir kısmı Fransızlar'a akabinde Lozan Antlaşmasıyla Kerkük ve Musul gibi petrolce zengin Kürt illeri İngiliz yönetimine geçmiştir. Bu paylaşım neticesinde Kürtler'in özgürlük mücadeleleri Musul Petrolleri karşılığı İngilizler'le birlikte yıllarca süren mücadelelere rağmen kanla bastırılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra giderek Kürtler'in varlığı ret ve inkar edilmeye ve asimilasyon politikası yürütülmeye başlandı. Kürtler yeni bir sürece tabi tutuldu.Kürtler kimi zaman bu politikalara sert tepki gösterdi"

-----------------

Deveye sormuşlar neren eğri diye, "nerem doğru ki" demiş.
Arkadaş, Fransızlarla yapılan Ankara anlaşması ile (Hatay hariç) bugünkü Türkiye-Suriye sınırı belirlenmiştir doğru da *Kürtlerin yaşadığı bölgenin Fransızlara bırakıldığı nereden çıkatılmaktadır? Bir kere bu cümle kendi içinde çelişkilidir. Deseki "Suriye'ye bırakıldı" anlarım ama hem Türkiye-Suriye sınırı belirlendi diyor hem de Fransızlara bırakıldı diyor.
Suriye'ye ne oldu peki?
Ayrıca bu anlaşmada belirlenen sınır zaten daha önce Misak-ı milli'de belirlenen sınırdır.
Yani Misak'ı milli'nin güney sınırını Fransızlara kabul ettirmişiz. Hadise bundan ibarettir.
Kaldı ki, ortada bir "bırakılma" yoktur, "kazanılmış topraklar" vardır.
Neye göre?
Sevr'e göre.
Hatta Mondros'a göre de diyebilirm de şimdi bunu anlatması uzun sürer.
Beyler biz Kurtuluş mücadelesine başladığımız da "sıfır" durumdaydık.
O yüzden bugünkü her karış toprağımız "kazanılmış" hem de "kanla kazanılmış" topraklardır.


"...akabinde Lozan Antlaşmasıyla Kerkük ve Musul gibi petrolce zengin Kürt illeri İngiliz yönetimine geçmiştir"

Pes !

Akabinde Musul ve Kerkük'ün İngilizlere hem de Lozan'da bırakılması ne demek?
Lozan Antlaşması'nın 3. maddesi gereğince Musul, Kerkük, Süleymaniye sorunun çözümü, dokuz ay içinde bir sonuca ulaştırılmak üzere Türk-İngiliz ikili görüşmelerine bırakıldı

3.madde. Türkiye ile Irak hududu; Türkiye ile Büyük Britanya’nın tayin edecekleri heyetler arasında dokuz aylık bir süreçte müzakere edilecektir. Eğer tayin edilen sürede bir ihtilaf olursa, konu Milletler Cemiyetine havale edilecektir’

-------------

Anlaşıldığı üzere iki tarafın heyetleri konuyu Haliç Konferansında ele alırlar. Haliç toplantıları 19 Mayıs 1924’te başlar. Türk heyetine Fethi Okyar başkanlık etmektedir. İngiliz heyetinin başkanı Percy Cox’tur.

Toplantılarda, Türkiye Lozan’daki iddialarında ısrar ederken, İngiltere konuyu sürüncemede bırakmak isteyen bir yol izler. Bu gelişme üzerine Türk heyeti Musul’da bir plebisit-referandum yapılmasını önerir.

Bu görüş (henüz Kerkük vakasında olduğu gibi alt yapı hazırlanıp, nüfus hareketleri planlanmadığından, Musul’un tapu kayıtları imha edilmediğinden) İngiltere tarafından şiddetle reddedilir. Ret edilme nedeni Musul ahalisinin cahil olması gibi sudan ve temelsiz iddialardır.

İngiltere bu esnada, klasik şark politikalarının araçlarını kullanmaya başlar. Önce kendi elini kuvvetlendirmek ve Musul konusunu sulandırmak için Hakkâri’nin Irak’a verilmesi gerektiğini öne sürer. Bölgede bazı karışıklıklar İngiltere tarafından planlanır. Bazı Arap ve Kürtlerin, Diyarbakır ve Mardin’e saldırıları desteklenir. Bu faaliyetler kapsamında, İngiliz destekli (Mardin’in dağlık bölgelerinde yaşayan) Marunîler ayaklanır, yine 4 Mayıs 1924 tarihinde Kerkük’te (İngiltere tarafından silahlandırılan) Ermeniler, Türkmenlere karşı saldırıya geçerler.

Bu esnada, Haliç konferansındaki anlaşmazlık üzerine, Milletler Cemiyeti, Musul konusunda karar vermek üzere tarafsız devletlerin oluşturacağı bir komisyonun kurulup çalışmasını kararlaştırır. Komisyon, Kont Teleki (Macar), A. Pouis (Belçikalı) ve A. Wirsen (İsveçli) delegelerden oluşturulmuştur. Türkiye bu komisyonun tarafsız olmadığını belirterek alacağı tüm kararları ret edeceğini bildirir. Bu kararın akabinde, Türk Birlikleri Diyarbakır ve Mardin yörelerinde İngiliz desteği ile mevziler kazanan Arap-Kürt birliklerine saldırıp, Musul hariç Misak-ı Milli sınırlarını yeniden tesis ederler.

Komisyon, 16 Temmuz 1925 tarihinde raporunu Milletler Cemiyetine teslim eder. Cemiyet, rapora binaen, Musul’un Irak sınırları içerisinde kalacağını (Brüksel Hattı diye adlandırılır) ilan ederek, son kararı vermek üzere Milletlerarası Daimi Adalet Divanı’nı görevlendirir. Türkiye bu kurulun çalışmalarını boykot ederek, İngiltere’ye Musul için hiçbir oldubittiyi kabul etmeyeceğini bildirir.

Beklenen Son ve İngiliz Politikaları

Adalet divanı, Cenevre Komisyonu’nun kararını aynen kabul ederek, Musul’u Irak’a bıraktı, Irak’taki manda yönetiminin 25 yıllığına uzatılmasını kabul etti. Türkiye, karara sert tepki gösterirken, uluslar arası arenada yalnız kaldı. Mücadelesi sadece (İngiliz sömürgesi) Hindistan’dan destek gördü. Maalesef Türkiye’nin tepkisi iç ve dış bazı gelişmeler yüzünden etkisiz kaldı.

Özellikle, İngiltere ile savaş pozisyonunun alındığı 1925 Şubatında patlak veren Şeyh Sait ayaklanması, Türkiye’nin içine dönmesini, Musul’u unutmasa bile ihmal etmesine yol açtı. Şeyh Sait isyanı Türkiye’nin Musul tezlerine büyük bir darbe vururken, İngiltere’nin usta diplomasisinin bir kez daha Orta Doğu’da kazanmasına yol açmıştır.

http://analiztr.blogspot.com/2007/05/kerkkte-oldubittiye-doru.html
------------------------

Bu konu çok detaylıdır. Bu alıntıyı sadece genel çerçeve bilgi mahiyetinde verdim.
Amacım sadece Lozan'da Musul/Kerkük/Süleymaniye'nin bırakılmadığını göstermekti.
Bu toprakların bırakılmasındaki asıl etken daha sonra Musul/Kerkük/Süleymaniye'ye askeri çıkartma hazırlıkları yapıldığı bir dönemde İngilizler tarafından organize edilen içerideki Kürt-Süryani-Arap ayaklanmalarıdır.
Özellikle Hakkari Nasturi ayaklanmaları ile fitil ateşlenmiş ve sonraki yıllarda da Doğu'da İngilizler'den temin edilen silahlarla 16-17 ayaklanma genç Cumhuriyetimizin en büyük baş belası olmuştur.
Bugün içinde durum farksızdır. Pkk'nın elinden Amerikan silahları çıkmaktadır.
Emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin oyunlarına karşı her daim dikkatli olmamız gerekiyor. Tarih bize bunu çok acı bir şekilde öğretmiştir.

pante
15-10-2007, 00:34
Bu TMMOB'un açılımı, "Tarihte Mezopatamya'daki Medeniyetler Odaları Birliği" değildir.
"Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği" dir.

Bunlar, Mimar-mühendislerin sorunlarıyla ilgilenmezler, çünkü beceremezler, böyle ihtisası olmadıkları konulara el atarlar, onu da yüzlerine gözlerine bulaştırırlar.

Mimar-Mühendisler ezilir, sömürülür. Bunların gıkı çıkmaz.
Yoksulluk sınırı 2 milyarı bulmuşken, hala 700-800'e çalışan çok sayıda yoksul mühendis vardır ama haklarını arayan olmaz.
Bir kez dahi "Benim mühendisim yoksulluk sınırının altında çalıştırılamaz" diye yürümemiştir.
3 kasımda yine yürüyecekler. "Demokratik ve eşitlikçi Türkiye" diye.
Konu açıldığında uzanacağı yer Kürt sorunudur.
Sivil toplum örgütlerinin ülke sorunlarıyla ilgilenmesi de görevlerinin bir parçası olmalıdır ama bunlar asıl görevini yapmıyor, hep bunlarla uğraşıyorlar.
"Yahu bir kerede benim sorunumu dile getirin. Siz onun için o birliktesiniz."
Ama dinleyen kim?
Diyeceksiniz ki "Seçmeyin bunları o zaman!"
Her seçim dönemi diyelim ki 3 liste çıkıyor. Üyelerin çoğu, gericiler-faşistler kazanmasın diye, sosyal demokratlara vermiyor, demokrat adı altındaki yönetimdeki solculara oy veriyor.
Artık bitti. Cumhuriyet mitinglerine olumsuz yaklaşımlarıyla çok destek yitirdiler. "Oylar bölünürse bölünsün. Bunlar zaten ne hakkımızı ne de görüşlerimizi savunuyor. İnceldiği yerden kopsun" diyor mühendisler. Abbas yolcu gibi yani.

sargon
15-10-2007, 00:51
Pante, ben de TMMOB'ye bağlı bir mühendis odasında yöneticilik yaptım yıllar önce. Hala da dergileri gelir bana. Yorumlarına katılmıyorum. TMMOB ve bağlı odalar üyelerinin ekonomik sorunlarını, özlük haklarını, mesleki ve etik ilkeleri çok da iyi savunuyorlar. Mühendislerin bahsettiğin sorunları hakkında yaptıkları etkinliklerin, eylemlerin, girişimlerin haddi hesabı yoktur. Bunlar dışında aynı zamanda demokratik bir kitle örgütü olarak da görevlerini yapar. Türkiye'nin sorunları konusunda da görüşlerini dile getirir.

TMMOB'ye bağlı onlarca odanın yüzlerce şube ve merkez yönetimlerinde değişik anlayışlardan insanlar var. Elbette seçimlerde farklı gruplar dönem dönem yönetimlere geliyorlar. Ancak TMMOB üst yönetimi yıllardır sosyal demokrat ve sosyalist eğilimli kişilerden oluşmaktadır.

Genellikle İslamcı ve milliyetçi eğilimdeki mühendisler seçimlere şimdiye kadar birlikte girerlerdi. Sanırım şimdi de öyledir. Bunlara karşı da demokrat mühendisler listeleri çıkar. Bu listelerde çoğu zaman sosyal demokrat ve sosyalist yada devrimci demokrat mühendisler birlikte yeralırlar, bazen ayrıldıklarında da odaları sağ gruplara kaptırırlar.

100 binden fazla mühendisin bundan sonra kimleri seçeceği veya hangi yolu izleyeceğini herhalde sen de ben de bilemeyiz. Mühendisler artık şöyle diyor diyerek bütün mühendisler adına konuşmak biraz abartılı olmadı mı?

pante
15-10-2007, 01:09
Pante, ben de TMMOB'ye bağlı bir mühendis odasında yöneticilik yaptım yıllar önce. Hala da dergileri gelir bana. Yorumlarına katılmıyorum. TMMOB ve bağlı odalar üyelerinin ekonomik sorunlarını, özlük haklarını, mesleki ve etik ilkeleri çok da iyi savunuyorlar. Mühendislerin bahsettiğin sorunları hakkında yaptıkları etkinliklerin, eylemlerin, girişimlerin haddi hesabı yoktur. Bunlar dışında aynı zamanda demokratik bir kitle örgütü olarak da görevlerini yapar. Türkiye'nin sorunları konusunda da görüşlerini dile getirir.

Odada çalışmış olsan da benim kadar bilemezsin Sargon. Ben 25 yıldır içlerindeyim.
Bir kez olsun mühendislerin ücretleriyle ilgili bir eylemlerine tanık olmuş değilim.

Yalnız, ben birlikten söz ediyorum. Herhangi bir mühendisler odasından değil. Elbette çalışan odalar var. Ama asıl hak arama TMMOB'nin göreviyken çıtları çıkmaz. Sebeplerine değinmeyeceğim.

Bütün mühendisler adına konuşmuş değilim. Yazımı tekrar okursan eğer, 3 listenin olduğu yerlerde sosyal demokrat olduğu halde, sosyal demokratların listesine oy vermeyip yönetimdeki demokratların listesine oy veren mühendislerden söz ediyorum. Onların da tepkilerini, görüşlerini duyabiliyoruz az çok.

deggial
15-10-2007, 01:41
TMMOB konusunda sevgili Pante'nin yazdıklarının altına imzamı atıyorum. Son derece doğru tespitler yapmış.

<strong>SİLİNEN</strong>
15-10-2007, 03:11
1) Türkiye'de tüm toplumu büyük çapta sıkıntılara sokan savaşa son verilmelidir.

Ona savaş denmez "terörle mücadele" denir. Savaş devletler arasında olur. Kurnaz bir şekilde "savaş" tanımı yaparak pkk'yı devletmiş gibi sunmakta. Oldu gözlerim doldu.
Ayrıca bu terörle mücadele olduğuna göre "savaşa son" demek yerine "teröre son" demeleri ve pkk'ya karşı bayrak açmaları gerekirdi.
pkk ağzıyla konuşmak TMMOB gibi yasal meslek derneklerinin işi mi?
İhanet ne boyutlara gelmiş okuyun da görün.
İşe bak adamlar bizim mehmetçiği şehit edecekler ve biz kendimiz savunmayacağız da silah bırakacağız. İyi be! O zaman gel gir bari İstanbul'a.

Hoşt!



2) Kürt kimliği tanınmalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Kürt dili ve kültürü üzerinde her türlü kısıtlayıcı politikalardan vazgeçilmeli, Kürt dili ve kültürü korunmalı, gelişmesi için olanak tanınmalıdır. Türkler'in ve Kürtlerin birarada kardeşçe ve eşitlik içinde yaşayabilecekleri demokratik bir düzen zaman kaybedilmeden kurulmalıdır.

Oldu gözlerim doldu. Kürt kimliğini tanıyıp bir de anayasal güvence verecem.
Tabii sadece kürtler olmaz. Lazın, Çerkezin ne günahı var?

İstedikleri anayasa şöyle:

1. madde. Türkiye Cumhuiyeti bileşik konfedere cumhuiyetler birliğidir.

2. madde. Türkiye cumuriyeti Kürtlerin, Lazların, Çerkezleirn Arnavutların, Boşmakların Azeriler gibi ulusların oluşturduğu bir birlik olup bunlardan arta kalanlara da Türk denir.

3. madde. Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı vardır dileyen kendi cumhuriyetini kurabilir.

4. madde. Herkes dağılsın marş marş...

Ne günlere kaldık ya. Elini kolunu sallasan haine çarpıyor.
Sizi gidi emperyalist uşakları sizi.

Onlar için benim ideal anayasa maddem şudur:

Madde. 2 Ya sev ya terket hatta defol git, gitmezsen ben kovarım.



6) Olağanüstü Hal, Koruculuk Sistemi, İller Yasası ve Merkezi Kriz Yönetmeliği kaldırılmalıdır.

Görüyor musunuz bir de pkk'ya karşı canıyla kanıyla savaşan aslan korucularımızın da tasfiyesini savunuyor.

Adamlar tam pkk sözcüsü imiş be. Pkk'nın önündeki tüm engeller kaldırılsın diyorlar iyi mi.
Vay vay vay. Bunlar arasıra mühendislik ve mimarlık işleri ile de ilgileniyorlardır herhalde.

7) Ülkede kalıcı barışın sağlanması için tüm siyasi tutuklulara ayrımsız genel af çıkarılmalıdır.

Siyasi tutuklu mu? Sağa sola bomba koyan, mehmetçiği şehit edip anaları feryat figan bir halde yavrularından ayıran pkk'lılar siyasi tutuklu mu oluyor?
Yuh artık.
Adamlar pkk'lıların hapisten çıkartılmasını istiyor iyi mi?
Teröristlere yönelik idam cezasının AKP döneminde kaldırıldığını untumayalım.
Ne oldu bari AB'ye girebildik mi?
AKP gibi bir hükümet yüzünden bugün bu haldeyiz.
İdam cezası yeniden geri gelmeli hatta anayasal güvenceye kavuşturulmalı ve Apo dahil olmak üzere bütün teröristler idam eilmelidir.
Neden asmayıpta beliyoruz ki bunları?

3.yol
15-10-2007, 05:44
Pelikan sagol,
Aciklama yapmissin bir suru. Yapmana gerek yoktu aslinda ama ben de hata galiba "bu konularda pek okumadim" demistim. Tabiiki o kadar da degil. M. Kemal'i ve kurtulus savasini bir cok kaynaktan okudum. Yerli Yabanci . TMMOB'nin yazisi bana tamamen propaganda olarak geldi. Senin Nutuk'tan verdigin bolum benim ilk olarak baktigim bolumdu ama cevap yazmadim. Hayretle karsiladim yazilanlari. Ama kimseyi suclamak istemiyorum bu konu hakkinda. Ama icimin burkuldugunu da itiraf etmeliyim. Minnetkarlik duymamiz gereken hayatini feda etmis insanlarin bir celsede yargilanmasi dokunuyor bana .

Bu arada belirtmek gerekir TMMOB yazisinda belirtilen herkesin bildigi Amasya tamimi ( Amasya genelgesi -12 Haziran 1919) degildir. Bahsedilen Amasya protokoludur. O zaman Kurt halki seyhlerin , agalarin koleleri konumundadir, halkin bagimsiz olarak ayaklanmalari soz konusu degillerdir. Seyhlerin din somurusunu alet edip onlari ayaklanmaya itmeleri soz konusudur. Seyh Galip ayaklanmasinin kurt halki icin tek amaci vardir, seriat'in korunmasi. Seyhlerin cikarlarina dokundugu icin ayaklanma soz konusudur. Bu tur ayaklanmalar Osmanli'nin 19.yylinda da gorulmustur. Sebebide Osmanli'nin yenilesme hareketleri sirasinda bu basina buyruk derebeylik sistemiyle yonetilen Kurt bolgelerinin merkeze baglanmak istenmesidir. Ama hicbir zaman tam olarak basari saglanamamistir. Abdulhamit II zamaninda Kurtlerden Hamidiye bolukleri olusturulmus, ama daha sonra bu bolukler devlete ve yore halkina bela olmustur. En sonda da Ermenilerin tehcir sirasinda katliamlarinda bu boluklerden bozma Kurtlerin buyuk rolu olmustur.

Ayni yontemin bir Cumhuriyet'in saglam olarak olusturulmasi icin de kacilinilmaz oldugu tartisilmazdir. Merkezi idarenin olmadigi yerde Cumhuriyet'in asayisi ve duzeni kurmasi da mumkun degildir. Merkezi yonetime karsi yapilan ayaklanmalarin merkezce bastirilmasi da dunya uzerindeki her ulke icin bir haktir. Kimse bunu insan haklarinin bir ihlali olarak gosteremez. Tabii politik amaclari *yoksa.

bayraktaro
16-10-2007, 10:02
Kusura Bakmayın Arkadaşlar İş yoğunluğumdan devamını getiremedim. Kaldığım Yerden Devam Ediyorum.

Sayfa 85

İSLAM TARİHİ

Kabe, mikap yani tavla zarı şeklinde demektir. Filhakika, kabe zar şeklinde, insan boyunda dört duvardan ibaretti; duvarlar harçsız, adi taştan yapılmıştı. Binanın çatısı da yoktu; dört köşesinde dört taş vardı; bunların en meşhuru Haceri-esvet denen bir kara taştı. kabe çok eskidir. Ne vakit ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Arap ana'nesi kabenin inşasını İbrahim Peygambere atfetmektedir.

Bu mukaddes karataş ana'nesi aynen FRİKLERDE DE vardı. Friklerin mukaddes sayarak ihtiram ve ibadet ettikleri karataş bugünkü Afyonkarahisar şimalinde kadim Pessinüs şehrinde bulunuyordu. Bunun kutsiyeti ana'nesi bu şehrin Romalılar tarafından zaptına kadar devam etmişti. Demek ki kabenin bir köşesindeki karataşın kutsiyet almasından, ziyaret ve tavaf edilmesinden çok eskilerde Friklerde karataşın mabet ve ziyaretgah esası olması *adeti teessüs eylemiş bulunuyordu. Kabe bidayette mahalli bir mabet iken Mekke ahalisi burasını bir milli mabet derecesine yükseltmişlerdi. Mekkeliler Arapları kendi mabetlerine celbedebilmek için Arap yarımadasının mutelif yerlerinde mabut tanılan 360 putu Kabede yerleştirmişlerdi. Kabenin kutsiyetini yahudi ana'nelerine de raptetmişlerdi. Bu uydurmalara göre İbrahim, karısı Hacer ile oğlu İsmail'i buraya getirmişti. Zemzem de onun için fışkırmıştı; İbrahim, oğlu İsmail'le birlikte kabeyi inşa etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti; bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi, sonradan uydurulmuş masallardır. *

Kuveyşliler kabenin teşkilatına da ehemmiyet vermişlerdi; ayrı ayrı dini vazifeler ihdas etmişlerdi; Kabe kapıcılığı ve hacılara su temin etmek ve fakir hacılara meccanen yemek tevzi eylemek gibi Arapları celbedecek işleri görmeye mahsus bir takım memuriyetler ihdas edilmişti. Bu itina neticesinde Kabe bütün Arabistanın dini ve milli bir merkezi oldu. Bundan başka Mekkede bir panayır tahsis edildi. Ticaret kuveyşliler elinde olduğundan bu panayırdan çok istifade ederlerdi. Panayırda şiir ve hitabet müsabakaları açmak suretiyle de Mekke ve havalisinin ehemmiyeti büyütülmüştü.

bayraktaro
16-10-2007, 11:18
Sayfa 86

Ticaretlerinin inkişafı ve Kabeyi ziyaret etmek üzere hacıların gelmesi için emniyet ve asayişin temini lazım olduğundan Mekkenin etrafında muharebelerin men'i maksadıyla bir takım kaideler konmuştu. Bunların her birine dini şekiller verilmişti. Kabenin İbrahim tarafından bina edilmiş olduğunu söyleyerek, dört ay, etrafında muhabere etmek menolunmuştu. Bu tedbirlerin her biri Mekke ve Kabenin ehemniyet ve şerefini arttırmıştı. Arabistanda az çok hristiyanlar da bulunduğundan diğer putlar arasına elinde çocuğu İsa olduğu halde Meryem'in de resmi konulmuştu. İşte bu şerait içinde Kabe Kuveyşliler için iktisadi ve ticari menfaatler teminine yarıyan bir vasıta oldu.

LİSAN ve EDEBİYAT

Arap lisanı, Sami lisanlar grubundandır. Arap lisanı bir takım lehçelere ayrılmıştır. Bu lehçeler arasında epey farklar vardır. Arabistan, Suriye, Elcezire ve Mısır lehçeleri de birbirlerinden farklıdır. Hali hazırda arap lehçeleri ile konuşanların adeti çoktur. Lakin arap lisanı ile konuşanlar, ırk noktai nazarından bir vahdet teşkil etmezler.

Arapların yazı lisanı bir türlü, konuşma lisanları başka türlüdür. Arap lisanı, Sami lisanlarının en zenginidir. Bu da müslüman şairlerin ve hatiplerin bilhassa müslüman Türklerin arap lisanını işlemelerinden ileri gelmiştir. Arap lügatını yapan bir Türktür. Şairlerin arap hayatı içtimaiyesinde büyük bir mevkileri vardı. Bu şairler Arapların Şamanı ve Kahini idiler. Muvaffakiyet kazanan şairlerin şiirleri ağızdan ağıza nakledilir ve heryerde ezberlenirdi.

Şairler şiirlerini panayırlarda inşaat ettikleri zaman en yüksek şairler hakemlik ederler, birinciliği kazanan şiirler Kabe duvarına asılıp bütün Arabistanda takdir edilirdi. Mualleka denilen bu şiirler yedi, yahut dokuzdur.

Muallekalardan başka Hamase namını taşıyan kahramanlık şarkıları da vardı. Arap edebiyatının Kur'andan evvekli eserleri bunlardan ibaret idi.

bayraktaro
16-10-2007, 11:48
Sayfa 90

KURAN ve VAHİY

Muhammedin koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir. Bu esasları itiva eden cümlelere ayet, ayetlerden mürekkep parçalara da sure derler. İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammede Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.

Tarihi noktai nazaradan da mütalea edildiği zaman görülüyor ki; muhammet birden bire Allahın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur. * Vahiy, ilham fikri Muhammetten evvel de Araplarda meçhul değildi. Bütün iptidai kavimler gibi, Araplar da, şairlerin, akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı. Bu kuvvetler araplar için cinlerdi. Cinler, güya, kahinlere kayıptan haber vermek kudretini ilham ederlerdi. Bu nevi itikatlar Arabistanda her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki Muhammet dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır. O, hakikaten cinlerin şairlere şiir ilham ettiğine kani idi. Araplar şairleri, bir kahin gibi telakki ederlerdi. Muhammedin Musa, İsa dinlerine dair öğrendikleri de kendisinde bu itikadı kuvvetlendirmiştir. Bu Peygamberler de melekler vasıtasıyla ilham aldıklarını söylemişlerdi. O dinlerde de cin ve melek telakkisi vardı. Dinler nazarında cinler, kötü ruhlar olduğundan peygamberler onlardan mülhem olmazlardı. Muhammet te diğer peygamberler gibi kendisine ilham eden kuvvetin insanları iğfal eden bir kuvvet olmayıp, onları hayır ve saadete irşat eden ilahi bir kuvvet olduğuna samimi olarak inandı.

Muhammet başlangıçta her halde şedit bir heyecana maruz oldu. Bir takım dini endişeler ve vicdani mülahazalarla samimi surette üzüldü. Muhammet namuskar ve menfaat fikrinden ari olarak ortaya atıldı. Onun gayesi, muhitinin ahlakını, dini ve içtimai hayatını ıslah etmekti.

İLK VAHİY

Muhammedin peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayetler vardır. Bunlar pek çok efsanelerle karışmıştır. Hakikatte Peygamberin ilk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kati surette malum değildir. Muhammet uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi. Muhammedi harekete getiren ilk amil bu samimi heyecanlar olmuştur. Muhammet bidayette irticalen dini hitabette bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, Nebilikten nihayet Allahın Resülü haline geçti. Aralarında yaşadığı insanların manevi menfaati için ve büyük bir hakikat namına mücadeleye atıldı. Sonunda cihanşümul bir dinin müessisi oldu. Muhammetin neşrettiği din, insanların kalbinde derin bir ihtizaz uyandırdı.

bayraktaro
16-10-2007, 12:10
Sayfa 91 - 92

O ölüp gittikten on dört asır sonra bile islamiyet, hala kalplerde ihtizaz husule getirmektedir. Bununla beraber içitimai hayat, Muhammedin ilk telkinlerini bati bir tekamül ile tadil ve tevsi etmektedir.

Kuranın içindekiler başlıca üç bahiste mütalea olunabilir.

Birincisi ve en mühimi Allah'ın bir olduğuna ve ondan başka Allah olmadığına ve Muhammedin onun Resülü bulunduğuna inanmak;

İkincisi hukuki hükümler;

Üçüncüsü tarihe ait malümattır.

Hukuki hükümler zaman ve mekan içinde içtimai heyetlerin uğradıkları değişikliklere göre değişegeldiğinden on dört asır evvelki zaman ve mekanın ihtiyacına göre lüzmlu ve kafi görülmüş olan esaslar yerine bugün bir çok mütenevvi kanunlar ve usüller knulmak zarureti görülmüştür. Bunlar dahi ebedi olmayıp zamanla değişmeye mahkumdurlar.

Tarihe ait malumata gelince; yeni fenler sayesinde meydana çıkarılan hakikatler en yakın tarih bilgilerini bile temellerinden sarsmaktadır.

İmana ait olan birinci esas, sadeliği itibariyle hakikaten pek mühimdir. Bu esasın, her muhattabın kabiliyetine göre izahında güçlük çekilmez.

Muhammed sağ iken kuranın ayetlerini bazı adamlar tarafında derilere, kemiklere, çömlek parçalarına, hurma dallarına yazılmış ise de bir arada toplanmamış, ayrı ayrı parçalar halinde kalmış idi. Birinci defa Ebubekirin hilafeti esnasında ve son defa olarak da Halife Osman devrinde toplanmıştır. Kuranın bizim elimize vasıl olanı Halife Osman (644 - 656) tarafından cemedilmiş nüshasıdır. Kuranın tertibinde yalnız surelerin uzunluğu ve kısalığı gözde tutularak uzun sureler baştarafa, kısaları en nihayetine konulmuştur. Başlangıç olduğundan yalnız Fatiha Suresi bundan istisna edilmiştir. Kuran sureleri Mekkede ve Medinede söylenmiş olmak itibariyle başlıca ikiye ayrılır. Birinci devreye ait ayetler az çok hissi ve edebidir. Medinede söylenen ayetler ise muhteviyat itibarıyla daha ciddi olmakla beraber edebiyat noktai nazarından Mekke devri ayetlerinden dundur.

Muhammet davet ettiği dinin, kendinden evvel, Musa, İsa ve sair peygamberler tarafından davet edilen İbrahim ve Tevhit dini olduğunu söylemiştir.

bayraktaro
16-10-2007, 12:41
Sayfa 93

MUHAMMET MEDİNEDE

Medine denilen yerin adı Yesriptir. Muhammed oraya hicret ettikten sonra onun otrurduğu yer olmak itibarıyla Medine dendi. Muhammet, islam teşkilatına Medinede başladı, orada islam cemiyetinin siyasi ve askeri reisi oldu; Mekke müşriklerine karşı harp ilan etti.

Muhammet Medinede müslümanların ibadet etmeleri için bir cami (islam cemaatinin toplandığı yer) yaptı. Bu ilk cami damsız kerpiçten yapılmış dört duvardan ibaret idi. Caminin bir duvarına bitişik olmak üzere Muhammet ile Karıları için kerpiçten yatacak odalar yapıldı. Sonraları avlunun bir köşesinin üstü de hurma dalları ile örtüldü. Caminin kıblesi Kudüs idi. Sonraları Mekkeye döndürüldü.

Mekkeden gelen mucahirlere, Mucahirin, Medinelilere Ensar (yardımcı) denmiştir. Medinelilerden müslüman olanlar çok çabuk çoğaldı. Yalnız Us Kabilesi kolaylıkla İslamiyeti kabul etmedi.

Muhammedin Yahudilerden gördüğü muhalefet daha şedit olmuştur.

Muhammed Arapları tatmin ve Yahudileri bertaraf etmek suretiyle adım adım muhaffak oldu. Fakat, İslamiyet Arap Yarımadasının hudutlarını aştıktan ve Arap olmayan kavimler, bilhassa Türkler tarafından kabul edildikten sonradır ki, büyük bir din haline geldi.

Arap olmayan kavimler İslamiyeti hırsla benimsediler, halbuki asıl Araplardan olan sınıflar islamiyeti, tahakküm etmek için bir siyaset vasıtası olarak kullanıdılar. Nihayet nüfus ve iktidar Arap olmayan Müslüman kavimlerin ellerine geçti. Araplar adeta çöllerine döndüler.

Muhammedi ve onu nasıl bir din müessisi ve dini bir devlet reisi olduğunu anlayabilmek için onun bilhassa askeri faaliyetlerini tetkik etmek lazımdır. Aksi takdirde Muhammedi, her şeyi bir melekten alan ve aynen mühitine tabliğ eden ümmi, cahil, hissiz hareketsiz bir bir put derekesine indirmek hatasından kurtulmak mümkün olmaz. Halbuki Muhammed denilen şahsiyet bizatihi mütehassis, mütefekkir, müteşebbis ve muasırlarının en yükseği olduğunu yaptığı işlerle ispat etmiş bir varlıktı.

bayraktaro
16-10-2007, 13:16
Sayfa 94

BEDİR MUHAREBESİ (624)

Bedir muharebesi islam tarihinde çok mühim bir vak'a sayılır. Muhammed Medinede yerleştikten ve az çok teşkilat yaptıktan sonra Mekke ile Suriye arasında gelip geçen tüccar kervanlarına tecavüzlere başlamıştı. Suriyeye ticaret için gitmiş bir kervan hepsi Kuveyş kabilesine mensup 70 kadar süvari ile Mekkeye dönüyordu. Bunların başında Ebusüfyan vardı. Sahil yolu ile yürüyorlardı. Muhammet bunu haber aldı. Kervanın yanında ne kadar servet olduğunu ve kuvvetlerinin azlığını da öğrenmişti.

Muhammet müslümanları topladı. Onlara vaziyeti anlattı ve bu kervanı vurmak üzere Medineden hareket olundu. Ebusüfyan Muhammedin kendi üzerine yürümekte olduğunu haber alınca Mekkeye Kuveyşlilere adam yollayarak onları mallarını kurtarmaya davet etti. Bunun üzerine Mekke ahalisi silaha sarılarak bir sefer heyeti teşkil ettiler. Muhammet bundan vaktiyle haberdar olamadı. Ebusüfyan Bedirde pusuya uğramaktan korktuğu için Bedir mevkiiden uzaklaştı. Muhammet geldi. Bedir yakınında durdu. Yalnız ufak bir müfrezeyi Bedir kuyusuna yolladı. Bu sırada Kuveyşliler tarafından bazı kimseler su almak için kuyuya geldiler. Muhammedin adamları, bunlardan bir köleyi esir ederek Muhammede gönderdiler. Bu esirin Ebusüfyan kafilesine mensup olduğu zannediliyordu. Halbuki köle Mekkeden gelen sefer heyetine mensuptu. Köle Ebusüfyana dair birşey bilmiyordu. Fakat kervanı himaye etmek için gelen Kuveyşliler hakkında verdiği malumattan sefer heyetinin 900 den fazla olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Muhammet derhal hareket ederek Kuveyşlilerden evvel kuyuyu tuttu ve başka su kuyularını doldurttu. Muhammet muvaffak oldu. Muhammedin kuvveti 300 kişi kadar ve 70 deve idi.

Bu arada Muhammede mumuvaffakiyet temin eden askerine iyi tertibat aldırması ve muharebeyi bizzat iyi idare etmesi oldu. Muhammet askerlerine daima birlikte sımsıkı durmalarını, düşman hücumlarına ok atarak mukabele etmeyi emretti.

bayraktaro
16-10-2007, 13:34
Sayfa 95

Kılıçlar ancak son dakikalarda kullanılacaktı. Müslümanlar, Muhammedin verdiği talimatı dikkatle takip ettiler. Kuveyşliler yalın kılıç hücum ettikleri zaman bir ok yağmuru ile karşılaştılar. İslamlar intizamı muhafaza ettiler. Son safhada Muhammedin askerlerinden kılıcı kırılan biri, Muhammedin yanına koşarak kırılmış silahını gösterdi. Muhammet ona bir sopa vererek "Bununla vuruş" dedi.

Kuveyşlilerin bozgunluğu çok seri ve hezimetleri tam oldu. Müsamede esnasında Muhammedin gösterdiği harikulade cesaret müslümanları dehşet ve hayret içinde bıraktı; hiç kimse onun kadar cesur olmadı, ve düşmana onun kadar yaklaşamadı. Zaferden sonra Muhammed yanında Ebubekir olduğu halde bütün muhabere meydanını dolaştı.

Bir çok servet ve esir müslümanların eline düştü. Ebusüfyan ancak kafilesinin bir kısmı ile Mekkeye kaçabildi. Muhammed tarafından, okuyup yazma bilen esirlerin her biri on Medineliye okuyup yazma gösterme vazifesiyle mükellef tutuldular.

Medineye dönüldüğü zaman müslümanlar arasında ganimetlerin taksimi yüzünden ihtilaf çıktı. Muhammed bu ihtilafı teskin için Ganaim denilen ayetleri tebliğ etti.

Bu seferden sonra Muhammed dini, siyasi ve askeri mühim teşebbüslerde bulunmuş ve herbirinde muvaffak olarak mevkiini sağlamlaştırmıştır. Yahudiler aleyhinde şedit tatbikata bu zamanda başlamıştır.

UHUD MUHAREBESİ *

Bedir hezimeti Kuveyşlileri Muhammet ve müslümanlardan esaslı intikam arzusuna sevketti. Bütün müttefikleri olan kabilelere müracaat ettiler, hazırlık için çok para tedarik eylediler. Ebusüfyanın kaçırıp Mekkeye getirdiği servet te başlıca memba oldu. Mihayet Muhammet aleyhine yürümek üzere 3000 kişi topladılar.

Muhammet bir suretle işten haberdar oldu. Kuveyşliler, büyük süratle yürümediklerinden müdafaa tertibatı için vakit bulundu.

Kuveyşliler Mekkeden şimaligarbi yolu ile yürüdüler. Bedir vahasını solda bıraktıktan sonra Medinenin garbına döndüler. *Oradan itibaren garptan Medinenin etrafını dolaşarak Medinenin şimalinde bulunan Uhud dağının eteklerine kadar ilerlediler. Bu suretle Medineye cenuptan değil, şimalden yaklaşmış oldular.

bayraktaro
16-10-2007, 14:02
Sayfa 119

EBUBEKİR (632 - 634)

Muhammed ölür ölmez bütün Arabistanda Araplar isyan ettiler. Yahudilik ve Hristiyanlık başkaldırdı. Münafıklar kendilerini meydana vurdular. Mekkede ahalinin çoğu islamiyeti ret ve inkar etmek istedi. Hiç kimse Ebubekire vergi vermek istemedi.

Ebubekir, bütün bu isyanları ve kıyamları bastırdı. Arabistanı tekrar islamiyet hakimiyetine aldı. Halit Bin Velid bu mücadelelerde asileri deşhetli bir surette ezerek temayüz etti. Kendine Allahın Kılıcı (Seyfullah) unvanı verildi.

Ebubekir, Arap yarımadasında hakimiyetini tesis ettikten sonra Bizans ve İran devletlerine karşı seferler açtı.

Muhammedin son günlerinde hazırlanan Suriye sefer kuvvetini Üsamenin kumandasında Suriye hudutlarına sevketti. Bu kuvvet 3000 kişi ile 1000 beygirden ibaretti. Üsame, Suriye hudutlarında bazı muvaffakiyetli muharebeler yaptı. Birçok ganimetle Medineye döndü.

Ebubekir, bir sene sonra iki ordu teşkil etti. Bunlardan birini Halit Bin Velid kumandasında Iraka, İran Devleti aleyhine; diğerini Ebuubeyde Bin Cerrah kumandasında Suriyeye gönderdi. İranda Sasaniler hüküm sürüyordu. Suriyeye hakim olan Bizans imparatoru Herakliyüs idi. Hait, Basra civarında vukuu gelen bir muharebede (633) Sasanileri mağlup ettikten sonra müslümanlar Irakta yerleştiler.

Halit, Irakta muvaffak olduktan sonra Ebuubeyde Bin Cerrah ordusuna yardım etmek üzere Suriyeye döndü.

Herakliyüs kuvvetleri Şeria ırmağına dökülen Yermük çayı civarında vuku bulan muharebede (634) büyük inhizama uğratıldı.

Bu muvaffakiyetten sonra Gassaniler kamilen müslüman oldular.

Ebubekir bu sıralarda öldü. Hilafeti, iki seneden biraz fazla sürdü.

Kuran ayetlerini bir cilt halinde toplayarak Kuran denilen kitabı ilk vücuda getiren Ebubekir'dir. Kullanılan yazının esası Sümer Çivi yazısından alınmış hususi bir alfabe idi. Bu alfabe sonraları muhtelif yerlerde yapılan şekillere göre muhtelif isimler almıştır.

darkofdeath
30-12-2010, 01:32
Atatürk'ün emri ile hazırlatılan, islamiyet konusunda oldukça tarafsız ve günümüzde okutulan paçavralardan daha modern bir
ders kitabı.

kitaptaki bazı bilgiler:

http://img137.imageshack.us/img137/9546/79070463.jpg +

http://img510.imageshack.us/img510/4315/44615410.jpg +

http://img510.imageshack.us/img510/2315/99774268.jpg +

http://img52.imageshack.us/img52/8821/81655549.jpg +

http://img171.imageshack.us/img171/9377/23094662.jpg +

http://img171.imageshack.us/img171/4350/70141704.jpg +

http://img17.imageshack.us/img17/822/45073913.jpg +

http://img171.imageshack.us/img171/958/18321630.jpg +

http://img137.imageshack.us/img137/1715/58266226.jpg +

http://img685.imageshack.us/img685/5024/13601476.jpg +

http://img17.imageshack.us/img17/1237/91861006.jpg +

http://img52.imageshack.us/img52/8619/119d.jpg +

kaynak:uludağsözlük

Astur
30-12-2010, 11:39
Kitabın tamamına ulaşmak mümkün mü acaba, hepsini görebilsek iyi olurdu.

Firestorm
30-12-2010, 16:31
Size bir sorun olucak bu büyük laik ülkede hani laik kurulmuştu neden okullarda islam tarihi anlatılıyor?

axial
30-12-2010, 17:20
Sevgili firestorm, % 99 u müslüman bir ülkede islam tarihinin anlatılması abes değildir yeter ki doğru anlatılsın.

Firestorm
30-12-2010, 17:23
Peki burasının neresinde dinlere eşit uzaklık? Laiklikten bahsetmiştim ben hatırlarsanız devletin tüm inançlara eşit uzaklıkta olması falan filan dı...


Ayrıca %99 saçma bir istatistik rakam orda Aleviler de müslüman sayılıyor ben Aleviyim ve müslüman değilim benim gibi bir dolu insan var...

axial
30-12-2010, 17:33
Bakın ben ne dedim doğru anlatılsın yeter ki dedim. Bunun bir sakıncası yok. Alevilikte anlatılsın hristyanlıkta ateistlikte, yeter ki doğru anlatılsın.

Firestorm
30-12-2010, 17:41
Sorun da o onlara göre anlattıkları doğru peki kimin doğrularına göre çocuklarımızı eğitiyorlar hemde din konusunda ki günümüzde bu zorunlu dersler arasında türkiyede yaşıyan herkes okulda zorunlu bir şekilde islamiyeti(burda doğrusu anlatımından yada yanlış anlaşımından bahsetmiyorum doğru kelimesi görecelidir bana göre doğru olan bir şey size göre yanlış olabilir) öğretiyorlar açıkcası ben okullarda din dersine din tarihine yani kısacası dinle ilgili olan şeylere karşıyım he üniversitede bölüm olarak olabilir ki şu an var ama ilk okullarda ve liselerde bu tür dersler gerekli değil....


Din öğretmenlerine ayrılan kadrolarda mesela müzik ve resim öğremenlerine verilsin bir okulda ikiden fazla pek görmedim bu öğretmenlerden onlarda tüm okula baktıkları için ne kadar yararlı oluyorlar tartışılır...

darkofdeath
31-12-2010, 01:37
ülkemizde laiklik yok tabi laiklikten kastımız neyse.din ve devlet işlerinin birbirinden ayırlmasıysa evet yok. bir ülkede devlet tarafından din adamlarının maaşı karşılanıyorsa.din okulları yani imamhatip liseleri varsa bir nevi günümüzün medreseleri , zorunlu din dersleri varsa , devlet tarafından bir din kuruluşuna bütçe aktarılıyorsa
evet laik bir ülke yok karşımızda.kendimizi kandırmaya da gerek yok..
ama toplumsal tarihsel gelişmeleri de göz önüne alırsak bu kadarı bile iyi bir şey

bana kalırsa din derslerini tarafsız anlatmak yerine tamamen kaldırılmalı yerine dinler tarihi dersi konulmalı.bu sayede daha tarafsız ve bilgiye dayalı bir ders inşa edilmiş olunur.
asıl tartışma konusu şu olmalı 1931 de böyle yansız bir islam tarihi okutulurken zamanla nasıl oldu da, nasıl namaz kılınıra kadar giden din derslerine dönüştü

ilk okulda bir ''çift tokat'' yemiştim acısını hala hissederim.vuran da kadın din öğretmeniydi
gerekçe de fatiha duasını ezberleyememiştim.
üstüne de 10 dakka tek ayak üstüne bekledim.biraz da altıma işemiştim
15 -16 yıl oldu olay olalı ama işte psikoloji unutmaz..

darkofdeath
31-12-2010, 03:17
Kitabın tamamına ulaşmak mümkün mü acaba, hepsini görebilsek iyi olurdu.

araştırdım fakat bir sonuç elde edemedim
istersen bir de buralara bak ama zannetmem çok eski

http://www.atam.gov.tr

Khan
23-01-2011, 05:10
Tarih kitabında İslamiyet'in analtılması laikliğe karşıdır demeyin. Atatürk buna mecburdu. Halkın kafasındaki dini silmek ya da değiştirmek istiyordu. Bu kitapta bunun en büyük kanıtıdır.

Türkçe ezan, Türkçe Kur'an tesfiri ve bu kitap Atatürk'ün gerçek dinin görünmeyen yüzünü halka göstermeye ve halkı aydınlatmaya çalışmasının çabalarıdır.

Evren34
13-03-2011, 15:43
Size bir sorun olucak bu büyük laik ülkede hani laik kurulmuştu neden okullarda islam tarihi anlatılıyor?

çok basit örnek vereyim hitler almanlar için kara lekedir ama gene anlatırlır islam bize 700 lü yıllarda ulaşmış nerdeyse 1400 sene hükmü sürmüş ve sürmekde olan bir din muhakak anlatılacak , yoksa napalım türklerin yaklaşık 1400 senesini çöpemi atalım?

siparisci
13-03-2011, 16:30
resimleri yenileyebilir miyiz , uçmuş hepsi :)

Termo
13-03-2011, 16:40
Bu kitaplar, "1940'lı yıllardan sonra toplatıldı" diye biliyorum. Doğu Perinçek ortaya çıkardı bu kitapları da. Ben bir yerlerde bulmuştum (ama üzerinde fazla durmamıştım) bu kitapların bazılarını. Zocor nicki üyenin Terörizm ile ateizmi bağdaştırdığı başlıkta bahsetmiştik biraz:) Dinlerin kökenleri için araştırmalar yaptırmış, bu araştrmalar neticesinde özel notlar tutmuş. Kimilerini ders kitaplarında sunmuş. Devlet arşivlerinde yer almaktadır bahsedilenler. Sadece dinler değil Evrim Teorisi'nden de bahsetmiş.

Lazım olacağını bilsem çetelesini tutardım hepsinin..

ahmetsln
13-03-2011, 18:29
http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/188789_116496225094189_100002014374340_118215_4772 389_n.jpg

http://a7.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/190683_116496255094186_100002014374340_118216_3493 541_n.jpg


http://a2.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/198087_116496285094183_100002014374340_118218_8115 232_n.jpg

http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/188455_116496305094181_100002014374340_118219_6576 81_n.jpg


http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/198253_116496321760846_100002014374340_118220_4084 808_n.jpg

http://a7.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/200772_116496351760843_100002014374340_118221_6297 399_n.jpg

taylan
13-03-2011, 18:36
Çok güzel paylaşımlar. 1940'lardan sonra toplatılmış olmasını yadırgamadım çünkü Türk Devrimi 1938'de Atatürk'ün ölümüyle sonlanmıştır. Bu süreden sonra karşı devrim süreci işlemeye başladı bugün de devam ediyor.

ahmetsln
13-03-2011, 18:45
Çok güzel paylaşımlar. 1940'lardan sonra toplatılmış olmasını yadırgamadım çünkü Türk Devrimi 1938'de Atatürk'ün ölümüyle sonlanmıştır. Bu süreden sonra karşı devrim süreci işlemeye başladı bugün de devam ediyor.

Ben bunun dışında daha fazla şey olduğunu tahmin ediyorum ama bulmak çok zor işte.

Termo
13-03-2011, 18:53
Sevgili Taylan güzel bir yorumda bulunmuş. Kendisiyle hemfikirim. "Kenan Evren Atatürkçülüğü" de bunun parçalarından birisidir.. Yaygındır, hemde.

AvniSinanoglu
13-03-2011, 21:22
Tarih kitabında İslamiyet'in analtılması laikliğe karşıdır demeyin. Atatürk buna mecburdu. Halkın kafasındaki dini silmek ya da değiştirmek istiyordu. Bu kitapta bunun en büyük kanıtıdır.

Türkçe ezan, Türkçe Kur'an tesfiri ve bu kitap Atatürk'ün gerçek dinin görünmeyen yüzünü halka göstermeye ve halkı aydınlatmaya çalışmasının çabalarıdır.

Yazilan kitabta islama karsi yazilan birsey mi var? Tarafsiz bir kitab ne dini övüyor ne de karaliyor. Mesele bu kadar basit.
Islamin Türkce okunduktan sonra müslümanlar dinden cikar korkusunu size bir tepsiyle geri veriyim, eger öyle olmus olsaydi bugün hic bir arab müslüman olmazdi:lol:.

İvan Karamazov
13-03-2011, 21:41
kitapla ilgilenenler "kemalist eğitimin tarih dersleri" isimli dört ciltlik serinin 2 cildine yönelebilirler :) kitap, kaynak yayınları (http://www.kaynakyayinlari.com/pinfo.asp?pid=2329)'nda hala baskıda...

Lise Tarih kitapları, evrenin ve insanın yaratılışı teorisini çürütüyor ve bu süreçleri bütünüyle bilimsel verilerle açıklıyor. Cumhuriyet'in lise öğretimi, İslamiyetin dışından yazılmış bir İslam tarihini içeriyor. İslam, doğaüstü bir kuvvetin değil, fakat tarihsel-sosyolojik gelişmelerin ürünü olarak inceleniyor.

zallas003
13-03-2011, 23:14
İşte gerçek tarih budur ya : ) Atam'ı çok seviyorum ben ya Atam'ın Cumhurbaşkanlığı için özel hazırlattığı İnka Uygarlıkları ve İslam'ın Sümer Temelini okudunuz mu ?

Termo
13-03-2011, 23:56
Atatürk'ün İslamiyet hakkında ki el yazmalarının bulunduğu kimi siteler kapanmış, yahu. Terörizm ile Ateizmi aynı kefeye koyan bir başlık altında bu el yazmalarını paylaşmıştım ama başlıkta uygunsuz olduğu için silinmiş, anlaşılan. Bilgisi olan varmı? Bir yasak mı var? Okunaklı el yazmalarını hiç bir yerde bulamıyorum, şimdi.

Kapı gibi belgelerdi. Hiç bir yerde yok. Önbellekten girmeye çalışıyorum, site yöneticilerine duyurulur:D

Basbayağı, sansür yemiş el yazmaları... Keşke kayıt etseydim bilgisayarıma.

ahmetsln
14-03-2011, 18:24
kitapla ilgilenenler "kemalist eğitimin tarih dersleri" isimli dört ciltlik serinin 2 cildine yönelebilirler :) kitap, kaynak yayınları (http://www.kaynakyayinlari.com/pinfo.asp?pid=2329)'nda hala baskıda...

Çok teşekkürler acayip işime yarayacak.

Yazilan kitabta islama karsi yazilan birsey mi var? Tarafsiz bir kitab ne dini övüyor ne de karaliyor. Mesele bu kadar basit.
Islamin Türkce okunduktan sonra müslümanlar dinden cikar korkusunu size bir tepsiyle geri veriyim, eger öyle olmus olsaydi bugün hic bir arab müslüman olmazdi:lol:.

Doğrusu benim için sorun değil ama bunu hangi "islam" forumunda görsem amanın kafir ataput, kafir kemal, islama ve muhammede hakaret alayına kayıyorlar.

siz kendi içinizde bir türlü birleşemiyorsunuz aşırınız var muhazafakarınız var

İşte gerçek tarih budur ya : ) Atam'ı çok seviyorum ben ya Atam'ın Cumhurbaşkanlığı için özel hazırlattığı İnka Uygarlıkları ve İslam'ın Sümer Temelini okudunuz mu ?

Muazzez İlmiye Çığ Sümer'lerle ilgili kitaplarını okumuştum.

ahmetsln
14-03-2011, 18:26
Atatürk'ün İslamiyet hakkında ki el yazmalarının bulunduğu kimi siteler kapanmış, yahu. Terörizm ile Ateizmi aynı kefeye koyan bir başlık altında bu el yazmalarını paylaşmıştım ama başlıkta uygunsuz olduğu için silinmiş, anlaşılan. Bilgisi olan varmı? Bir yasak mı var? Okunaklı el yazmalarını hiç bir yerde bulamıyorum, şimdi.

Kapı gibi belgelerdi. Hiç bir yerde yok. Önbellekten girmeye çalışıyorum, site yöneticilerine duyurulur:D

Basbayağı, sansür yemiş el yazmaları... Keşke kayıt etseydim bilgisayarıma.

Termo bende çok merak ettim dostum ya, bulur bulmaz paylaş bizle.

Termo
14-03-2011, 18:37
"Ateizm fikir olarak T.C için terör örgütü felsefesinden farksızdır" başlığında okunaklı ve büyük boyutta paylaşmıştım belgeleri. Sansürü yemiş heryerde..

ahmetsln
14-03-2011, 18:43
"Ateizm fikir olarak T.C için terör örgütü felsefesinden farksızdır" başlığında okunaklı ve büyük boyutta paylaşmıştım belgeleri. Sansürü yemiş heryerde..

Sayın yöneticilerden o konudan o belgeleri almalarını rica etsek acaba

ulpian
14-03-2011, 18:44
zocor tarafından açılan ilgili başlık, bir moderatör tarafından, salt kışkırtma ve tahrik amacı taşıdığı gerekçesiyle topyekun kaldırılmış.

Böyle durumlarda ilgili moderatörlere bir ö.m. atarak ya da yukardaki >başvurular< linkinden tüm forum yönetimine dilekçe gönderek, meselenin aslını sormak bence daha uygun olur. Yoksa Atatürk'ün din eleştirisi içeren el yazılılarını neden sansürleyelim?

İlgili mesajı alıntılıyorum buraya:

Atatürk'ün 1931 yılında bastırdığı tarih kitabı ve kendi el yazmalarından birkaç parça sunayım.

KABE VE SAİR MABETLER VE KAHİNLER
Arabistan'ın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. Muhammed'in neş'et etmiş olduğu Mekke'de ki Kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. Her mabet kahinler tarafından idare olunurdu. Kahinler nezirleri sadakaları kabul ve ayinler icra ederlerdi.Güya gayıptan haber verirler, rüyaları tabir ederlerdi.

Syf. 85 Kabe, mikap yani tavla zarı şeklinde demektir. Filhakika, kabe zar şeklinde, insan boyunda dört duvardan ibaretti, duvarlar harçsız adi taştan yapılmıştı. Binanın çatısı da yoktu, dört köşesinde dört taş vardı. Bunların en meşhuru Haceriesvet denilen bir karataştı. Kabe çok eskidir. Ne vakit ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Arap ananesi, kabenin inşasını İbrahim peygambere atfetmektedir.
Bu mukaddes karataş ananesi aynen Frikler'de de vardı. Friklerin mukaddes sayarak ihtiram ve ibadet ettikleri karataş bugünkü Afyon Karahisar şimalinde kadim Pessinüs şehrinde bulunuyordu. Bunun kutsiyeti ananesi bu şehrin Romalılar tarafından zaptına kadar devam etmişti. Demek ki, Kabe'nin bir köşesindeki karataşın kutsiyet almasından, ziyaret tavaf edilmesinden çok evvel Friklerde karataşın mabet ve ziyaretgah esası olması adeti teessüs eylemiş bulunuyordu. Kabe bidayette mahalli bir mabet iken Mekke ahalisi burasını bir milli mabet derecesine yükseltmişlerdi. Mekkeliler Arapları kendi mabetlerine celbedebilmek için Arap yarımadasının muhtelif yerlerinde mabut tanınan 360 putu Kabe'de yerleştirmişlerdi. Kabe'nin kutsiyetini Yahudi ananelerine de raptetmişlerdi. Bu uydurmalara göre İbrahim karısı Hacer ile oğlu İsmail'i buraya getirmişti. Zemzem'de onlar için fışkırmıştı. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kabe'yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti, bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır.
Kureyşliler, Kabenin teşkilatınada ehemmiyet vermişlerdi, ayrı ayrı dini vazifeler ihdas etmişlerdi. Kabe kapıcılığı ve hacılara su temin etmek ve fakir hacılara meccanen yemek tevzi eylemek gibi Arapları celbedecek işleri görmeğe mahsus bir takım memuriyetler ihadas edilmişti. Bu itina neticesinde Kabe bütün Arabistan'ın dini ve milli bir merkezi oldu. Bundan başka Mekke'de bir panayır tesis edildi. Ticaret Kureyşliler elinde olduğundan bu panayırdan çok istifade ederlerdi. Panayırda şiir ve hitabet müsabakaları açmak sureti ile de Mekke ve havalisinin ehemmiyeti büyütülmüştü. Ticaretlerinin inkişafı ve Kabeyi ziyaret etmek üzere hacıların gelmesi için emniyet ve asayişin temini lazım olduğundan Mekke'nin etrafında Kaynakwh webhatti.com: http://www.webhatti.com/smiley.gif (http://www.webhatti.com/turkiye-ve-ulu-onder-ataturk/19249-ataturk-un-1931-yilinda-bastirdigi-tarih-kitabi-ve-islam-hakkinda-el-yazmalari.html)

Syf. 86 muharebelerin men'i maksadı ile birtakım kaideler konmuştu. Bunların herbirine dini şekiller verilmişti. Kabe'nin İbrahim tarafından bina edilmiş olduğu söylenerek dört ay etrafında muharebe etmek men olunmuştu. Bu tedbirlerin herbiri Mekke ve Kabe'nin ehemmiyet ve şerefini arttırmıştı. Arabistan'da az çok Hristiyanlar da bulunduğundan, diğer putlar arasına elinde çocuğu İsa olduğu halde Meryem'in de resmi konulmuştu. İşte bu şeriat içinde Kabe Kureyşliler için iktisadi ve ticari menfaatler teminine yarayan bir vasıta oldu.

Syf. 90
1- Medineniler ile Mekkeliler arasında derin bir düşmanlık ta vardı. Medinelileri Muhammed'in davetine icabet etmeye sevk eden başlıca sebepler işte bunlardır. Bu anlatım, öncelikli olarak, Medinelilerin
İslam'ı kabul etmelerinin, doğrudan İslam'la bağlantılı olmadığını belirtiyor. Ayrıca, bilindiği gibi, bütün Müslümanlar, peygamberlerinden bahsederken isminin başında mutlaka yücelik ifadesi olarak Hz. sıfatını kullanırlar.
2- Muhammet te Mekke'den kalkıp Medine'ye kaçtı. Buna Hicret denildi.
Hiçbir İslami anlatımda rastlanmayacağı gibi, bir Müslüman tarafından yazılmış hiçbir tarih kitabında, Muhammed'in, Mekke'den Medine'ye kaçışı için, kaçtı ifadesi kesinlikle kullanılmamıştır.
3- Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir.
İslam inanışına göre Kuran, Muhammed'in koyduğu esaslar değil, Allah'ın koyduğu hükümlerdir. Muhammed ise, bu esasları vahiy yolu ile alan peygamberdir.
4- Bu esasları ihtiva eden cümlelere ayet, ayetlerden mürekkep parçalara da sure derler. İslam an'anesinde bu ayetlerin Muhammed'e Cebrail adında bir melek vasıtası ile Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.
Buradaki ifade de görüldüğü gibi, ayetlerin Allah tarafından geldiği değil, Allah tarafından geldiğinin İslam an'anesi tarafından kabul edildiği belirtilmektedir. Böyle bir ifadeden, ancak Kuran, Allah'tan gelen bir vahiy olmasa da, İslam gürüşünün şekli budur anlamını çıkarmak mümkündür. Kuran'ın, Allah tarafından gelen bir vahiy olduğuna inanan bir Müslüman'ın, insanı düşünmeye zorlayarak, kafasında böylesine soru işaretleri bırakan bir anlatımda bulunması mümkünmüdür ?
5- Muhammet birdenbire Allah'ın Resulüyüm diye ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.
Vahiy insanda fikir olarak doğmaz ve bir insan hiç bir şekilde vahiy almaya karar veremez. Bir insanın kendisinde vahiy fikrinin doğması, ancak çevresine böyle bir telkinde bulunarak insanlar üzerinde etki sağlamaya çalışması fikrine kapılması şeklinde açıklanabilir. Burada da Muhammed'in aynı kavram içinde bulunduğu çok açık bir şekilde belirtilmektedir. Tenha yerlere çekilerek, yıllarca tefekkürden kastedilen Hira dağında geçirdiği zamandır.
6- Vahiy, ilham fikri Muhammetten evvel de Araplarca meçhul değildi.
Yani, Muhammed'in vahiy fikrine kapılması için, kendiliğinden böyle bir fikri bulması da gerekmiyordu. Kendisinden önce de aynı konuma gelmiş kişilerden vahiy konusunu bilmekteydi.
7- Bütün iptidai kavimler gibi, Araplar da, şairlerin akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı.
Burada da, Muhammed'in, Arapların bu tür inançlarını, kendi vahiy inançları doğrultusunda kullanmaya çalıştığı anlatılmak istenmiştir.
Syf.91
8- Bu kuvvetler Araplar için cinlerdi. Cinler güya, kahinlere gayıptan haber vermek kudretini ilham ederlerdi. Bu nevi itikatlar Arabistan da herzaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır.
Muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır ifadesi, Muhmmed hakkındaki düşünceyi bir defa daha açık olarak vurgulamaktadır.
9- Araplar şairleri bir kahin gibi telakki ederlerdi. Muhammed'in Musa, İsa, dinlerine dair öğrendikleri de, kendisinde bu itikadı kuvvetlendirmiştir. Bu peygamberler de melekler vasıtası ile ilham aldıklarını söylemişlerdi. Kaynakwh webhatti.com: http://www.webhatti.com/smiley.gif (http://www.webhatti.com/turkiye-ve-ulu-onder-ataturk/19249-ataturk-un-1931-yilinda-bastirdigi-tarih-kitabi-ve-islam-hakkinda-el-yazmalari.html)
Atatürk el yazılarında, ' Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur.' demektedir. İslam'da bütün dinler kapsamındadır ve aynı yaklaşım burada da geçerlidir.
10- Muhammet başlangıçta herhalde şedit bir heyecana maruz oldu.
Muhammed'in peygamberliğine kendisinin de inandığını ancak, bunun bir heyecana kapılarak oluştuğunu düşünmektedir.
11- Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kati surette malum değildir.
Burada da, ayetlerin Muhammed tarafından söylendiği belirtilmekte.
12- Muhammet uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri luzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.
Ayetlerin Muhammed'in düşüncelerinin bir mahsulü olduğunu belirten bir açık ifade daha.
13- Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi. Muhammedi harekete getiren ilk amil bu samimi heyecanlar olmuştur.
İfadelerden anlaşılacağı gibi, Muhammed'i harekete getiren, gerçekte Cebrail'i görmüş olması değil, bir kuvvet tarafınan tahrik edildiğini sanarak, kendi peygamberliğine inanması ve harekete geçmesidir.
Syf. 92
14- Muhammet davet ettiği dinin, kendinden evvel, Musa, İsa ve sair peygamberler tarafından davet edilen İbrahim ve Tevhid dini olduğunu söylemiştir.
Bu söylem, Kuran'da ayet olarak yer almaktadır ve dolayısı ile Allah'ın söylemidir. Ancak, burada da, Muhammed'in söylemi olarak geçmektedir.
Syf. 93
15- Caminin kıblesi Kudüs idi sonraları Mekke'ye döndürüldü. Burada, Allah'ın yanılmaz iradesine dikkat çekilmektedir. Kıble, madem ki Kabe olacaktı ki, önceleri öyledir. Sonradan Kudüs'e çevrilmiştir. Öyleyse neden daha sonra tekrar Mekke'ye çevrilerek ikide bir fikir değiştiren bir irade ortaya çıkmıştır.
Bakınız, Kıble'nin Değiştirilmesi
Syf. 94
16- Muhammet Medinede yerleştikten ve az çok teşkilat yaptıktan sonra Mekke ile Suriye arasında gelip giden tüccar kervanlarına tecavüzlere başlamıştı. Suriyeye ticaret içingitmiş bir kervan hepsi Kureyş kabilesine mensup 70 kadar suvari ile Mekke'ye dönüyordu. Bunların başında Ebu Süfyan vardı. Sahil yolu ile yürüyorlardı. Muhammet bunu haber aldı. Kervanın yanında nekadar servet olduğunu ve kuvvetlerinin azlığını da öğrenmişti. Muhammet Müslümanları topladı. Onlara vaziyeti anlattı ve bu kervanı vurmak üzere Medine'den hareket olundu.
Yukarıdaki ifadeler, açıkça bir soyguncu çetesinin yaptıklarını alatmaktadır. Bu soygunlar İslam adına yapılan talanlardır. Soyguncu çetesinin başındaki de İslam peygamberi Muhammed'dir. Konu için bakınız Seriyye. Atatürk'ün bu gerçekleri Tarih kitabına koymasındaki en büyük amaç, Türk Gençliğine İslam'ı bütün yönüyle göstermek istemesiydi hiç kuşkusuz.
Syf. 95
17- Medineye dönüldüğü zaman Müslümanlar arasında ganimetlerin taksimi yüzünden ihtilaf çıktı. Muhammet bu ihtilafı teskin için Ganaim denilen ayetleri tebliğ etti.
Dikkat edilecek olursa burada da, ayetleri tebliğ eden Allah değil, gene Muhammed'dir. Ganimetlerin dağılımı konusu ile ilgili olarak bakınız Ganimet ve Ganaim Ayetleri
Syf. 119
18- Kuran ayetlerini bir cilt halinde toplayarak, Kuran denilen kitabı ilk vücuda getiren Ebubekirdir.

Atatürk'ün, çok kitap okuyan ve kitaba karşı saygılı olan bir şahsiyet olduğu bilinir.
Burada, Kuran denilen kitap ifadesi ile, Kuran'a ne kadar saygı gösterildiği meydandadır.El yazmaları;

(Atatürk’ün kendi el yazısından notlar – Medeni Bilgiler Sf 365)
"
http://www.uyanmaprojesiturkiye.com/wp-content/uploads/2010/12/365-665x1024.jpg
milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu.Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu.Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi lisanında değil Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin

(Medeni Bilgiler Syf. 366)
http://www.uyanmaprojesiturkiye.com/wp-content/uploads/2010/12/366-682x1024.jpg
“manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. ”

(Medeni Bilgiler Syf. 367)
http://www.uyanmaprojesiturkiye.com/wp-content/uploads/2010/12/367.jpg
hırkasıdır diye (Peygamberin Hırka-i Şerifini kastediyor) bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular halife oldular. Gah şarka, cenuba, gah garba veya her tarafa saldıra saldıra Türk Milletini Allah için, peygamber için, topraklarını, menfaatlerini benliğini unutturacak, Allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler, his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadetin öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide

(Medeni Bilgiler Syf. 368)
http://www.uyanmaprojesiturkiye.com/wp-content/uploads/2010/12/368-731x1024.jpg
ve dini his millet uyandığı zaman onun şu acı hakikatı görmesine mani olmadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi, dünyanın acısı duyuların tokatıyla, derhal Türk Milleti’nin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti..
Türk vicdani umumisi, derhal yüzlerce asırlık kudret ve küşayişle, büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu..? Türk’ün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti, artık Türk cenneti değil,eski hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının


(Medeni Bilgiler Syf. 369)
http://www.uyanmaprojesiturkiye.com/wp-content/uploads/2010/12/369-719x1024.jpg
son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu.
İşte dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra.
10- Türk Milleti, milli hisi dini hisle değil, fakat insani hisle yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında milli hissin yanında, insani hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle muftehirdir.

Bir çok Müslüman’ın, ‘Türk Milleti İslam aleminin samimi bir ailesidir’, şeklinde kullandığı ifade, Atatürk’ün kaleminde şekil değiştirmekte"


Sadece İslamiyet'e değil, bütün dinlere karşı duruş sergilediği gözlemlenebilir.

Termo
14-03-2011, 18:48
Sevgili Ulpian bu site için değil sansür durumu; bahsii geçen belgeler, bulunabileceği tüm sitelerde kaldırılmış. Bloglar ve belirli sitelerin kapasılmasıyla alakalı da olabilir. Yoksa bu forumdaki başlığın uygunsuzluğu için tabiidir ki silinmesi gerekirdi. Teşekkürler ilgili kısmı paylaştığın için.

ahmetsln
14-03-2011, 18:48
Teşekkürler ulpian... :)

ulpian
14-03-2011, 18:51
Sevgili Ulpian bu site için değil sansür durumu; bahsii geçen belgeler, bulunabileceği tüm sitelerde kaldırılmış. Bloglar ve belirli sitelerin kapasılmasıyla alakalı da olabilir. Yoksa bu forumdaki başlığın uygunsuzluğu için tabiidir ki silinmesi gerekirdi. Teşekkürler ilgili kısmı paylaştığın için.

pardon yanlış anlamışım. normalde herhangi bir mesajını bulamayan her forumdaşın hemen ''sansür var'' diye bizleri suçlamasına alışmışım da. :)

Termo
14-03-2011, 18:56
Beklemem ben gerçeklik payı olan fikir ve belgelerin burada sansürlenmesini.. :) Seni de anlayabiliyorum. Neyse, tekrar teşekkürler. Kayıt edeyim bunları :D

Firestorm
14-03-2011, 19:43
çok basit örnek vereyim hitler almanlar için kara lekedir ama gene anlatırlır islam bize 700 lü yıllarda ulaşmış nerdeyse 1400 sene hükmü sürmüş ve sürmekde olan bir din muhakak anlatılacak , yoksa napalım türklerin yaklaşık 1400 senesini çöpemi atalım?

Siyah kısmına bakarsak o zaman Hristiyan tarihinide anlatalım onların 600 sene daha fazlalık tarihleri var ayrıca helenik inancların yıllarını söylemeye bile gerek yok o yunan inancı deseniz sümerlere giderim binlerce senelik anadolu tarihi boyunca anadoluda hüküm sürmüş bütün dinler anlatırsın var mı böyle bir mantık saçmalamayalım...


Kırmızı kısmı için ise Türklerin tarihi islam tarihi kadar mı sadece ki islam tarihini savunurken Türklerin 1400 senesini çöpe atalım diyorsunuz yine saçmalamışsınız açıkcası düz mantıgı bırakın...

AvniSinanoglu
18-03-2011, 00:07
Doğrusu benim için sorun değil ama bunu hangi "islam" forumunda görsem amanın kafir ataput, kafir kemal, islama ve muhammede hakaret alayına kayıyorlar.
siz kendi içinizde bir türlü birleşemiyorsunuz aşırınız var muhazafakarınız var

Siz derken sen Türk degilmisin ve Türkün müslümanin, ateisti vs. ayrimi olmaz bugün dinsizsin yarin dinli ne fark eder kalan milliyetin ve dilindir, eh onuda birakirim dersen sen bilirsin, belki dilimize dair birkac yanlisliklari anlatip vaz gecip baska bir dil kullanirsin, ama soyunu ananeni gecmisini tarihini kesip atamassin.
Islam forumlardaki karma karisikligi sende sahit oldun, böyle olmasi insanlarimizin inanc icinde düsünme yetenegini kaybetmediklerinin ispatidir ve bu iyidir. Fark ederseniz kafir sözcügünden dogan küfürde cogu kolayca kendini bulabiliyor, ne kadarda dindar görünse bile. Atatürk düsmanliginin islama yarayacagini düsünmenin ne kadar sacmalik oldugunu kabul ederek Atatürkü insan üstü birisi olarak ta yüceltmenin sacmalik oldugudur.
Atatürkte Türk degilmiydi bizim gibi, cok dindarliktan mason locasi ve aydinlanma cagina gecmedimi, el yazilarinda icinden geldigi dinden ve anlayisin yanlis oldugunu bilerek ve yazdiklarini kitab haline gecirmekten vaz gecmesi herhalde denisik düsüncelerle yasadiginin ispati degilmi. Hic bir insan bebeklik haliyle ömür boyu yasamaz, insan devamli yenileri ögrenen ve kendini gelisleten varliktir. Atatürkü bir sarsilmaz kitab gibi algilamak geri zekaliliktan farki yoktur. O nun devlet anlayisi ve basarili ögütleri ve yasalari tüm Türk insanin huzuru icindir.

ahmetsln
18-03-2011, 08:06
Siz derken sen Türk degilmisin ve Türkün müslümanin, ateisti vs. ayrimi olmaz bugün dinsizsin yarin dinli ne fark eder kalan milliyetin ve dilindir, eh onuda birakirim dersen sen bilirsin, belki dilimize dair birkac yanlisliklari anlatip vaz gecip baska bir dil kullanirsin, ama soyunu ananeni gecmisini tarihini kesip atamassin.
Islam forumlardaki karma karisikligi sende sahit oldun, böyle olmasi insanlarimizin inanc icinde düsünme yetenegini kaybetmediklerinin ispatidir ve bu iyidir. Fark ederseniz kafir sözcügünden dogan küfürde cogu kolayca kendini bulabiliyor, ne kadarda dindar görünse bile. Atatürk düsmanliginin islama yarayacagini düsünmenin ne kadar sacmalik oldugunu kabul ederek Atatürkü insan üstü birisi olarak ta yüceltmenin sacmalik oldugudur.
Atatürkte Türk degilmiydi bizim gibi, cok dindarliktan mason locasi ve aydinlanma cagina gecmedimi, el yazilarinda icinden geldigi dinden ve anlayisin yanlis oldugunu bilerek ve yazdiklarini kitab haline gecirmekten vaz gecmesi herhalde denisik düsüncelerle yasadiginin ispati degilmi. Hic bir insan bebeklik haliyle ömür boyu yasamaz, insan devamli yenileri ögrenen ve kendini gelisleten varliktir. Atatürkü bir sarsilmaz kitab gibi algilamak geri zekaliliktan farki yoktur. O nun devlet anlayisi ve basarili ögütleri ve yasalari tüm Türk insanin huzuru icindir.

Dediklerimle pek alakası yok yazdıklarımın, aşırıcılar mustafa kemal'in adının "kamal" olmasından yahudi yapan dangalaklar var. Ben somut verilerle geliyorum. İnsanlar artık kurtuluş savaşının adamı olan lideri olan kişiye özgür/gerçekçi dvarandı diye yapıştırıyor küfür kafiri vs. İslam kafasında özgürlük zaten budur işte. Senin dinini eleştirenler pislik şerefsiz ahlaksızdır. Dinine tek kelime eden ölmelidir kafasıyla dolu. Ha sen farklı olabilirsin. Ama böyle insan çok, arkadaşım.Ki ben böylelerini çevremde bolca görüyorum zaten.

hysteria
29-03-2011, 23:56
Kitabın tamamına ulaşmak mümkün mü acaba, hepsini görebilsek iyi olurdu.

bende doğu perinçek önsözlü 3 cilti mevcut, ama scannerdan taratmak için biraz fazla kalınlar:) islam ile ilgili kısmını,yada herhangi başka bir kısmını taratabilirim isterseniz.

Termo
29-03-2011, 23:58
Atatürk'ü en iyi Doğu Perinçek kitaplarından öğreniyoruz, bence:)

AvniSinanoglu
30-03-2011, 00:09
Dediklerimle pek alakası yok yazdıklarımın, aşırıcılar mustafa kemal'in adının "kamal" olmasından yahudi yapan dangalaklar var. Ben somut verilerle geliyorum. İnsanlar artık kurtuluş savaşının adamı olan lideri olan kişiye özgür/gerçekçi dvarandı diye yapıştırıyor küfür kafiri vs. İslam kafasında özgürlük zaten budur işte. Senin dinini eleştirenler pislik şerefsiz ahlaksızdır. Dinine tek kelime eden ölmelidir kafasıyla dolu. Ha sen farklı olabilirsin. Ama böyle insan çok, arkadaşım.Ki ben böylelerini çevremde bolca görüyorum zaten.
Küfür sözcügüyle demek istedigim dindar kesimin devamli küfür etmekten kendini alikoyamadiklari. Cevremde o kadar dindar gördüm agizlari sövmek ve küfür etmekten halen temizlenmedi, adamlar hacca gidiyor bilmem tevbe ediyorlar agizlarindan küfür ve terbiyesiz sözler eksik degil, islamin ibadetiyle mesgul olup kendilerini denistigini zannediyorlar, islamin ahlaki yönünü alamadiklarindan...ne dersen de arkadas bu islami kimse yasamiyor ve yasiyorum diyen varsa yalan söylüyor. Saten islamin yasanmasi icin gereken bir halife dir, ve halifesizlik dinen (sünnilikte) farz oldugundan farzin yapilmadigi anda harama gecildigi icin, bunlar genellikle bosluklari fark ediyor. Halifelik gelsin gelmesin konu degil, islamin (sünni) saten yasanmasi imkansiz. Ülkemizde liderimizin sayesinde Türklerin artik islami savunma mecburiyeti kaldirildigindan milletimiz cok büyük rahata ve huzura kavustugunu düsünmekte fayda var.

Astur
30-03-2011, 00:17
bende doğu perinçek önsözlü 3 cilti mevcut, ama scannerdan taratmak için biraz fazla kalınlar:) islam ile ilgili kısmını,yada herhangi başka bir kısmını taratabilirim isterseniz.

Hepsini taratmaya gerek yok, forumdaki tartışmalarla ilgili sayılabilecek İslam'a ilişkin kısımları taratabilirsen iyi olur ama hysteria. :)

ahmetsln
30-03-2011, 23:38
Bu arada bu kitapları 4 cilt halinde ben buldum ve çok mutluyum şuan :D sınavlarım bitsin hemen okumaya başlayacağım.

Khan
31-03-2011, 16:58
Yazilan kitabta islama karsi yazilan birsey mi var? Tarafsiz bir kitab ne dini övüyor ne de karaliyor. Mesele bu kadar basit.
Islamin Türkce okunduktan sonra müslümanlar dinden cikar korkusunu size bir tepsiyle geri veriyim, eger öyle olmus olsaydi bugün hic bir arab müslüman olmazdi:lol:.

Ben İslam'a karşı yazılan bir şey var demedim zaten? Atatürk'e bütün olarak bakarsak ya halkın İslam'ı anlayış biçimini değiştirmek istemektedir. Bu kitapta onun ürünüdür.

Ayrıca hiçbir müslüman ''Muhammed'in koyduğu esasların birikimine Kur'an denir' demez. Ne kadar tarafsız olunursa olunsun. Bu Atatürk'ün düpedüz dine bakışını ortaya koymaktadır.

AvniSinanoglu
31-03-2011, 19:39
Atatürk'ü en iyi Doğu Perinçek kitaplarından öğreniyoruz, bence:)Dogu Perincek sakincali birisidir, o sebeble ilgilenilmesi yaramaz.

ahmetsln
31-03-2011, 22:14
Dogu Perincek sakincali birisidir, o sebeble ilgilenilmesi yaramaz.

Sakıncalı falan değil, dağda apoyla görüştü diye böyle yapmayın. Onun söylemlerini konuşmalarını çok iyi okumalısın o zaman anlarsın :)

Termo
31-03-2011, 22:18
Dogu Perincek sakincali birisidir, o sebeble ilgilenilmesi yaramaz.

Kişiye değil de anlatılanlara bakıp ona göre karar vermek daha iyi olurdu. Paranoyak bir tavır açıkcası. Beğenmesekte sevmesekte, Atatürk'ü en iyi anlatan şahıs kendisi. Ayrıca, gündeme gelmeyen bir çok devlet arşivini ortaya çıkaran kişidir.

AvniSinanoglu
01-04-2011, 23:54
Kişiye değil de anlatılanlara bakıp ona göre karar vermek daha iyi olurdu. Paranoyak bir tavır açıkcası. Beğenmesekte sevmesekte, Atatürk'ü en iyi anlatan şahıs kendisi. Ayrıca, gündeme gelmeyen bir çok devlet arşivini ortaya çıkaran kişidir.
Termo affedersin ama, ideolojilerin adamindan gercekci bilgi edinmek safliktir. Atatürkü anlatmasi hic de gercekleri yansitmiyor. Nasil Atatürkü dincilerden ögrenilmeyeceginiz gibi laikci ulusalci bilmem ne ideoloji veya devleti kutsilestiren kesimlerden ögrenebilirsiniz.

Termo
01-04-2011, 23:59
Termo affedersin ama, ideolojilerin adamindan gercekci bilgi edinmek safliktir. Atatürkü anlatmasi hic de gercekleri yansitmiyor. Nasil Atatürkü dincilerden ögrenilmeyeceginiz gibi laikci ulusalci bilmem ne ideoloji veya devleti kutsilestiren kesimlerden ögrenebilirsiniz.
Devlet arşivlerinden çıkan bir belgeden bahsediyorum. Akıl diye birşey var güzel kardeşim. Okur, bir süzgeçten geçirirsin okuduklarını. Kuru bir paranoyadan başka birşey değil senin yaptığın. Beğenmeye bilirsin, farklı dünya görüşleriniz olabilir. Bu, habire yanlış şeyler diyecek anlamına mı geliyor? Atatürk'ün el yazmalarını gündeme tekrar getiren kişi bu Perinçek. Pek fasa fiso adamda değil bayağı da bilgilidir. Katılırsın katılmazsın, şu an senin yaptığın tamamen saplantı.

AvniSinanoglu
02-04-2011, 22:47
Devlet arşivlerinden çıkan bir belgeden bahsediyorum. Akıl diye birşey var güzel kardeşim. Okur, bir süzgeçten geçirirsin okuduklarını. Kuru bir paranoyadan başka birşey değil senin yaptığın. Beğenmeye bilirsin, farklı dünya görüşleriniz olabilir. Bu, habire yanlış şeyler diyecek anlamına mı geliyor? Atatürk'ün el yazmalarını gündeme tekrar getiren kişi bu Perinçek. Pek fasa fiso adamda değil bayağı da bilgilidir. Katılırsın katılmazsın, şu an senin yaptığın tamamen saplantı.
Tam gercekleri ögrenmek icin her siyasi taraflari okumam veya dinlememiz mi gerekiyor diyorsun? Bildigin gibi Türk insani pratik insandir, okuma hevesinin az olusu demokrasinin serbestligin olmadigi dönemlerle es degerde sayilabilir. Neden bu millet eline bir kitab alip da okumaz diye bir düsündümde, baya hakliymis millet. Taramalardan sensürlerden süzeklerden gecen literatürlerin ise yarayan yanlari cok az. Millet olarak gercekleri yazmayi ögrenmedikce okuyacak adam bulmak konusunda zorlanmamiz gayet normaldir. Simdi birakalim tarih ve siyaseti. Ülkede iceriyi degerli ve pratik cözüm kitablarinin yoksunluguda düsündürücüdür. Hele yüksek egitim düzeyinde neredeyse Türkce yazilmis kitab bulmaniz imkansiz. Agir sanayide gereken mesleki kitablarin egitim kitablarin günümüze uygun olmadigini ve bu konuda ülkemiz geride kaldigini biliyorsundur. Her ne sebebse Türkiye üniversiteleri dünya siralamalarinda cok gerilerde. Atatürkden basladik ve devam ediyoruz, ülkede cok seyler yanlis veya gercek disi ögretiliyor. Her konunun temelinde bilgi arsivi kitablar yatmaktadir. Bu millet bu pratik düsünce ve anlayisiyla birde acik ve pratik kitablari elinde bulundurdugu anda neler olur diye bir düsünsene. Atatürkün el yazmasi kitablarinin arkasindan daha cok seyler cikacak ortaya zaman serbestligi demokrasiyi bekliyor o zaman gör neler olacak...

Termo
03-04-2011, 01:01
Tam gercekleri ögrenmek icin her siyasi taraflari okumam veya dinlememiz mi gerekiyor diyorsun? Bildigin gibi Türk insani pratik insandir, okuma hevesinin az olusu demokrasinin serbestligin olmadigi dönemlerle es degerde sayilabilir. Neden bu millet eline bir kitab alip da okumaz diye bir düsündümde, baya hakliymis millet. Taramalardan sensürlerden süzeklerden gecen literatürlerin ise yarayan yanlari cok az. Millet olarak gercekleri yazmayi ögrenmedikce okuyacak adam bulmak konusunda zorlanmamiz gayet normaldir. Simdi birakalim tarih ve siyaseti. Ülkede iceriyi degerli ve pratik cözüm kitablarinin yoksunluguda düsündürücüdür. Hele yüksek egitim düzeyinde neredeyse Türkce yazilmis kitab bulmaniz imkansiz. Agir sanayide gereken mesleki kitablarin egitim kitablarin günümüze uygun olmadigini ve bu konuda ülkemiz geride kaldigini biliyorsundur. Her ne sebebse Türkiye üniversiteleri dünya siralamalarinda cok gerilerde. Atatürkden basladik ve devam ediyoruz, ülkede cok seyler yanlis veya gercek disi ögretiliyor. Her konunun temelinde bilgi arsivi kitablar yatmaktadir. Bu millet bu pratik düsünce ve anlayisiyla birde acik ve pratik kitablari elinde bulundurdugu anda neler olur diye bir düsünsene. Atatürkün el yazmasi kitablarinin arkasindan daha cok seyler cikacak ortaya zaman serbestligi demokrasiyi bekliyor o zaman gör neler olacak...

Konu aslında belgeler üstüneydi. Bir yorumdan ziyade bir belge.. Gerçekliği varsa öyle yada böyle inceleriz. Bunun için kişileri ön planda tutmak iyi olmaz sanırım. Açıklamalarından gördüğüm ne demek istediğimi anlamadığındır, yada konuyu başka bir eksene kaydırdığın. Sen bilgi kirliliğinden bahsetmeye çalıştın, ben ise belge diyorum. Akabinde dürüstlük adına söylemeliyim; "ülkede çok şeyler yanlış veya gerçekdışı öğretiliyor" düşüncene katılıyorum.

Sonrasında neler olacakmış bilemem. Bildiğin birşeyler varsa paylaş.

AvniSinanoglu
03-04-2011, 01:21
Konu aslında belgeler üstüneydi. Bir yorumdan ziyade bir belge.. Gerçekliği varsa öyle yada böyle inceleriz. Bunun için kişileri ön planda tutmak iyi olmaz sanırım. Açıklamalarından gördüğüm ne demek istediğimi anlamadığındır. Sen bilgi kirliliğinden bahsetmeye çalıştın, ben ise belge diyorum. Akabinde dürüstlük adına söylemeliyim; "ülkede çok şeyler yanlış veya gerçekdışı öğretiliyor" düşüncene katılıyorum.

Sohbetin icin tesekkür ederim. Öyle zamanda yasiyoruz ki belgelerin bile yanlisini dogru gibi dogrusunu yanlis gibi gösterin yiginca kitablar yaziliyor.

Sonrasında neler olacakmış bilemem. Bildiğin birşeyler varsa paylaş.
Izine gittigimde cok farkina vardigim seylerden bir taneside meslek sahiblerinin yaptiklari islerde temiz ve dogru calismamalari. Bunun sebebini tembellik diye adlandirmaya calistiysamda pek dürüst bir tanim olmadigi icin kendi kendime sordum. Tüm bu yanlis yamalak islerin arkasinda bilgisizlikten cok yeterli literatür ve bu literatürlerle dogru is yapan ustalarin olmayisidir. Antalyadan örnek vermek istiyorum, cok binalari uzaktan seyrediyorum ve eger dereceyle bakarsaniz sanki cogu evler meyilli. Kanalizasyon, kablolar, yollar nereye bakarsan bak heryer düzensiz. Iste bunun sebebi bu olmali diye düsündüm. Eger ülkemizde yeterli derecede meslek egitimi modern ve yenilikci literatürlerle olmus olsaydi bunlar olmazdi. Bir de bende farkina vardim hemen herseye kizan ve söven milletiz carelerden cok yikip yakmaya gitmekteyiz gibi izlenimede rastladim. Sicak ülkenin insanlari ne yazikki önce calisir sonra düsünür mentalitesinin arkasinda aslinda literatür eksikligi ve egitim sistemindeki bozuklukmudur dersin?

Termo
03-04-2011, 01:37
Sohbetin icin tesekkür ederim. Öyle zamanda yasiyoruz ki belgelerin bile yanlisini dogru gibi dogrusunu yanlis gibi gösterin yiginca kitablar yaziliyor.

Izine gittigimde cok farkina vardigim seylerden bir taneside meslek sahiblerinin yaptiklari islerde temiz ve dogru calismamalari. Bunun sebebini tembellik diye adlandirmaya calistiysamda pek dürüst bir tanim olmadigi icin kendi kendime sordum. Tüm bu yanlis yamalak islerin arkasinda bilgisizlikten cok yeterli literatür ve bu literatürlerle dogru is yapan ustalarin olmayisidir. Antalyadan örnek vermek istiyorum, cok binalari uzaktan seyrediyorum ve eger dereceyle bakarsaniz sanki cogu evler meyilli. Kanalizasyon, kablolar, yollar nereye bakarsan bak heryer düzensiz. Iste bunun sebebi bu olmali diye düsündüm. Eger ülkemizde yeterli derecede meslek egitimi modern ve yenilikci literatürlerle olmus olsaydi bunlar olmazdi. Bir de bende farkina vardim hemen herseye kizan ve söven milletiz carelerden cok yikip yakmaya gitmekteyiz gibi izlenimede rastladim. Sicak ülkenin insanlari ne yazikki önce calisir sonra düsünür mentalitesinin arkasinda aslinda literatür eksikligi ve egitim sistemindeki bozuklukmudur dersin?

Ben teşekkür ederim.
Uğur Mumcu gibi araştırmacı yazarlar iyice kıymete bindi, haklısın.

Bahsettiklerin biraz siyasi noktalara ve siyasi eleştirilere gidiyor. Tabii ki bu sorunların gerek güncel nedenleri ve gerek eskiye dayalı temelleri vardır. "Benim memurum işini bilir" diyerek milleti hırsızlığa alıştıran başbakanlar-cumhurbaşkanları olmuştur bu ülkenin. Enteresan olaylar yaşanmış, darbeler olmuştur. Uzun mevzular, açıkcası ayrı bir başlık altında tartışılabilir.

Antalya için söylemek gerekirse, bir önceki belediye ağzına s.çmıştır. Eksikleri zaten vardı, tümden b.ka sardı.

Eğitimden, sosyal hayat kadar herşey bozuk benim nazarımda. Başka bir başlık altında dillendirmek daha iyi olurdu bunları.

saYRam
11-06-2011, 19:20
Türkiye Cumhuriyeti bir din devletidir. Laik falan değildir.

Mustafa Kemal bir din devleti kurmuştur. Diyanet işleri devletin resmi tarikatıdır. Sünni müslümanlık bir resmi kimliktir.

Özgürcan
11-06-2011, 23:17
Türkiye Cumhuriyeti bir din devletidir. Laik falan değildir.

Mustafa Kemal bir din devleti kurmuştur. Diyanet işleri devletin resmi tarikatıdır. Sünni müslümanlık bir resmi kimliktir.

Atatürk direk "evet vatandaşlarım cumhuriyeti kurduki ben bir ateistim allahsızım olay kahrılsun islam I love you justin bieber!" deseydi şu anda ingiliz sömürgesi olurduk.
Alıştıra alıştıra devam ettirmekti amacı
http://www.youtube.com/watch?v=UcuWT_FQrjs&NR=1

Termo
29-06-2011, 20:18
Türkiye Cumhuriyeti bir din devletidir. Laik falan değildir.

Mustafa Kemal bir din devleti kurmuştur. Diyanet işleri devletin resmi tarikatıdır. Sünni müslümanlık bir resmi kimliktir.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=25031
Bu linkte bahsettiğin kimi yerlere değinmiştim. 1930'lardan sonra pek dini bir söylem ve girişime rastlanmaz. Zaten o zamana kadar dini açılımlar ve söylemler hep politik girişim olarak yorumlanabilir. Bunun makul sebebi teokratik-monarşiden gelen bir topluma sahip olmaktır. Kendi içerisinde kısmen haklı sebepler içerebilir.

NOLAN
12-10-2013, 03:11
Güncelleme......

Vefik Sami
12-10-2013, 12:10
Belki bazi üyeler karşı çıkacak lâkin; kitaptaki anlatım tarzı ve kullanılan Türkçe'ye hayran kaldım. Mustafa Kemal kitapları yazdırıken, oy hesabı içine girmemişti. O, medeni dünyanın icaplarını Türk halkına tanıtabilme, anlatabilme derdinde idi. Şimdiki siyâsiler oy uğruna din istismârı peşindeler. Nabza göre şerbet verip "cukka"yı götürme derdindeler.

Sn NOLAN'a da, konuyu güncelleyerek başlığı görmeme neden olduğu için teşekkür ediyorum.

AbdullahAbdal
22-10-2013, 01:23
Tarih kitabında İslamiyet'in analtılması laikliğe karşıdır demeyin. Atatürk buna mecburdu. Halkın kafasındaki dini silmek ya da değiştirmek istiyordu. Bu kitapta bunun en büyük kanıtıdır.

Türkçe ezan, Türkçe Kur'an tesfiri ve bu kitap Atatürk'ün gerçek dinin görünmeyen yüzünü halka göstermeye ve halkı aydınlatmaya çalışmasının çabalarıdır.

Çok haklısınız..
O günün şartlarında Atatürkün yalnızlığını göremeyenler çok..
Kuranı çevirtmesinin bile bir çok şeyi önlemeye yönelik olduğunu anlayın..
O korkunç şartlardan onca devrimi yapabildiği halde..
Atatürk neden halkıda hokus pokusla Avrupa düzeyine eriştirmedi eleştirisi var..
yapmayın yahu..

AbdullahAbdal
22-10-2013, 01:26
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=25031
Bu linkte bahsettiğin kimi yerlere değinmiştim. 1930'lardan sonra pek dini bir söylem ve girişime rastlanmaz. Zaten o zamana kadar dini açılımlar ve söylemler hep politik girişim olarak yorumlanabilir. Bunun makul sebebi teokratik-monarşiden gelen bir topluma sahip olmaktır. Kendi içerisinde kısmen haklı sebepler içerebilir.

Laikliğin kabulü tarihini öğrenseler o saçma lafları etmeyecekler..
laikliğin olmadığı dönemde ne bekliyorsunuz?

bayraktaro1
10-09-2014, 17:23
Aradan yıllar geçmesine rağmen, yazılarımı tekrar gözden geçirmek gerçekten güzel oldu. Bir arkadaşımız, Bu sayfayı neden açtın ve Atatürk'ün düşüncelerini neden yazdın gibi bir şey söylemiş. Ben bu düşüncesine katılmıyorum. Tarihi bir belgeden alınan bir alıntıdır, o

Bu içeriğe 1931 yılında ne kadar gerçekçi bir yaklaşım olarak görmekteyim. İslamiyet hakkında devlet eliyle bu gerçekleri yazabilecek herhalde Türk Tarihinde gelmemiştir. Yazıyı bir bütün olarak incelediğinizde; Muhammed'in hayatı, savaşlar, yahudi işkenceleri, talanlar...v.b. tüm fikirler; gerçekten sağlam çalışılarak ortaya konulmuş.. Turan DURSUN, İlhan ARSEL ya da Arif TEKİN özeti gibi olmuş.

Diğer bir konu da; açtığım başlığın ilerleyen kısımlarda ne kadar kaydığıdır. Osmanlı'dan, I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Adnan Menderes, Deniz Gezmiş, Kürt Sorunu, PKK ile yakın Türk Tarihi ile birlikte en son TMMOB'ne kadar gelmesi bayağı ilginç olmuş.

Üzüldüğüm tek nokta ise; insanların birbirlerini fikirleriyle kişileştirerek saldırılarıdır. Nede olsa, karşımızdaki bir bilgisayardır.

Muhammed'e kızarken, onun yerini dolduracak tabular yaratmak tabii insanoğlunun zaafı olarak görmekteyim. Muhammed, Atatürk, Deniz Gezmiş v.b. tüm şahsi kişilikler birer insandır. Düşüncelerinin içinde doğruları da olduğu gibi, yanlışları da olmuştur. Onlar da bizim gibilerdi, ortam ve şartlara göre zamanla değişiyorlardı. Güçlü fikirleri olduğu gibi, zayıf fikirleri de vardı onların...

Bir ara izlediğim bir reklam vardı, sonra yasakladılar; Ama gerçekten düşüncemin olgunlaşmasında emeği geçmiştir.; (http://www.youtube.com/watch?v=b1R0duPiZus)

Hoşgeldin bebek, başındasın her şeyin. Bebeksin işte, dünyanın tüm bebekleri aynı şekilde ağlar. Aynı şekilde doyar. Tadını çıkar.
Bekli MUHAMMED olur adın, belki MUSA, Belki İSA. Boyun 2 m olabilir, saçın sarı. Gözün siyah, belki de esmer olursun. Belki kısa. İşte o zaman, bebek demez artık kimse sana. Kadın ya da Erkek olursun, ya da bambaşka... Başını Aç derler, ya da Kapa. Sev, ama sakın dokunma. Bu Beden senin değil nasıl olsa.
Sen ÇALIŞ, Sen DOĞUR, Sen SAVAŞ, Sen SUS. İstedikleri gibi olmazsan; ÖLDÜREBİLİRLER SENİ. Töreler daha değerliymiş gibi hayatta. Herkes eşittir, ama göreceksin bazıları DAHA EŞİTTİR HAYATTA. Hiç şaşırma burası Tuhaf Bir Dünya.

Gülümse yine de, Büyüdüğünde kim olursan ol. Eşit yaşaman için çalışan insanlar var bu dünyada. Gülümse BEBEK. GÜN GELECEK HERKES SANA SADECE İNSAN DİYECEK

-------------------------------------------------------------------------------------
Ülke, vatan, ırk, din hepsi hikaye.................Tek Gerçek Var; İNSAN...