PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Canlılar üzerindeki mutasyonlar...


spartan-troy
08-02-2008, 00:41
canlılar üzerindeki mutasyonlar

not: ordan burdan bulma demeyin...sizinkilerde ordan burdan bulma..okuyun iste
resimleriyle beraber

http://troyya-evrimyalani.blogspot.com/2007/09/untitled-document-do-mutasyonlar-simdi_19.html



DOĞADAKİ MUTASYONLAR

Simdi bu konumuzda aslında bilimde net olan ve tanımı gereği;zararlı bir yapıya sahip olan mutasyonlar üzerinde durmaya çalışacağım;ilk önce mutasyon nedir başlığı altında tanım yapmak gerekirse;mutasyon;canlıların genetik şifre tablolarında ki bozulmalar yada ani değişmelerdir.bu tamamen (X ışını, radyasyon *ultraviyole, bazı ilaç ve kimyasal maddeler(bozucu etmen), ani sıcaklık faktörü) ile mümkün olabilmektedir.


Frederick S. Hulse, The Human Species, New York: Random House,, s. 61-62 adlı kitapta şöyle belirtilmektedir;
Mutasyonlar rastgele meydana gelirler. Yüksek komplekslikteki sistemlerin bileşiminde ve işleyişindeki herhangi bir değişiklik bu sistemin işleyişini geliştirmeyecektir ve bu nedenle mutasyonların büyük kısmı dezavantajlıdır. Bir organizma ve çevre arasında çok hassas bir denge vardır ve bir mutasyon bu dengeyi kolaylıkla bozabilir. Bir insan aynı şekilde frenin veya gaz pedalının pozisyonunu rastgele değiştirerek bir arabanın işleyişinin gelişmesini de bekleyebilir

Şimdi bu tanım doğrultusunda mutasyonik etmenin nasıl bir yapıya sahip olduğunu açıklamaya çalışalım;Şimdi bilindiği gibi canlıların dna genomundaki genetik şifre modülleri çift sarmal halinde helezonik bir yapıya sahiptirler.Bunu daha önce protein sentezi konusunda açıklamıştım.Şimdi dna nın *uzerine yukarıda saydığımız genetik materyali bozucu etmenleri verdiğimiz zaman doğada canlı materyali üzerinde bir çok bozukluklar meydana gelecektir.Şimdi bu mutasyonel faaliyetleri bir bir bilimin ışığında açıklamaya çalışalım arkadaşlar.

Mutasyona sebep olan radyoaktivite yada kimyasal bozucu etmenler;X ışını yada mor ötesi genetik tabloyu etki edici bir suru faktorun insan yada canlı organizmasında ne tür bozukluklara sebebiyet verdiğini bilimin raporunda şöyle sıralanmaktadır; (kanser,tek gen bozuklukları,otozomal resesif hastalıklar(orak hücre anemisi) thalasemi (Akdeniz anemisi)a-thalesemi,b-thalesemi,Tay-sachs hastalığı,fenilketonöri hastalığı,hemofili,hemofili-A,hemofili-B,kistik fibrozis,Otozomal dominant hastalıklar,(huntington hastalığı),nörofibramatozis,Çok faktörlü(multigenik) bozukluklar,hipertansiyon,manik depresyon,diabetus melletus, İnsülin Bağımlı Diabetus Mellitus (NIDDM), İnsülin Bağımsız Diabetus Mellitus (NIDDM), MİTOKONDRİYEL MUTASYONLAR,kromozom bozuklukları,somatik hücre gen bozuklukları,)

Şimdi bunları kaynaklarıyla beraber birbir resimler üzerinde açıklamaya çalışacağım;ve görüceksiniz ki; mutasyon ‘un hiç de öyle sağlıklı bir bireyin komplex ani değişimlerle başka bir bireye yada organele dönüşemeyeceğini anlayacaksınız.Şimdi bu yazımız biraz uzun olacak arkadaşlar;tek bir seferde okumak yerine sindire sindire okumanızı tavsiye ediyorum.kanser den başlıyalım ve kısa kısa açıklamaya çalışalım;

KANSER HÜCRELERİ

Kanser hücreleri bildiğiniz gibi;organizmadan bağımsız olarak büyüyen tümör gurupları olarak görülmektedir.bilimde ki tanımıyla şöyle söylenebilir kanser tanımında; * Organizmada meydana gelen ve hücreleri kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörlere verilen genel addır.Kanser hücreleri genetik kombineden bağımsız olarak çalışan ve bağımsız olduğu bölgelerde hızla çoğalarak başka bozuklukları da tetikleyici bir unsura sahiptir.Şimdi o zaman şöyle diye biliriz.

Kanserler, malignant (kötü huylu) tümörlerdir; yani benign (iyi huylu) tümörlerin aksine başka dokulara sızma ve yayılma (metastaz) özelliği gösterir.Peki iyi ama neden böyle kanser hücreleri sürekli bölünür;buna bir açılım getirmek gerekirse;şöyle diye biliriz;

Vücuttaki tüm organlar (örneğin deri, akciğer, meme, barsak ve mide) hücrelerden oluşur. Genellikle hücreler bölünür ve yarayı onaracak ya da ölen hücrenin yerine geçecek yeni hücreler üretir. Buna karşılık, hücreler çok fazla yeni hücre ürettiğinde, tümörler oluşur. Tümörler selim (benign; kanseröz olmayan) ya da habis (malign; kanseröz) olabilir. Çevresel etmenler (örn. tütün, kimyasal madde), kalıtımsal etmenler ya da bağışıklık sisteminde değişiklik ya da hormonal etkiler gibi diğer etmenler habis hücrelerin oluşmasına neden olur. Kanser hücreleri habis tümörden ayrılabilir ve yeni tümörler oluşturmak üzere vücudun diğer bölümlerine yayılabilir (metastaz).

Bir başka bilimsel açıklamasıyla;organizma genelinde, normal hücreler diğer hücrelere yapışarak ilişkilerini devam ettirirler. Bu yapışma (adhezyon)noktalarında hücrelerde elektronca yoğun bir plak oluşur. Bununla birlikte, hücrelerin ameboid uzantılarında yavaşlama ve durma görülür. Bu olaya kontak inhibisyon denir. Bu şekilde, hücre bölünmesi kontrol edilir. Deneysel olarak, normal hücreler bir kültür ortamında kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar iyi olursa olsun kontak inhibisyon nedeniyle tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalmazlar. Çünkü,bölünme sınırlı sayıda olur. Fakat, kanser hücreleri sürekli çoğalarak birkaç tabakalı düzensiz kitleler oluştururlar. Bu da kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olduğunu göstermektedir.(bilgi için; National Cancer Institute Cancer Information Service 800/4-CANCER 800/332-8615 (TTY) ya da www.nci.nih.gov
American Cancer Society 800/ACS-2345 ya da www.cancer.org
# Oncolink University of Pennsylvania Cancer Center 800/789-PENN ya da www.oncolink.upenn.edu)

Gördüğünüz gibi kanserin biyolojik olarak canlı mekanizmasında ayırıcı bir etmen ve buna baglı genomatik şifrede bozulmalarla farklılaşması ve organeller arasında hızla buyumesini mutasyonel bir etmen olarak gorulur ve buna bağlı olarak tanımlayıcı faktor dahilinde;kanserin bozulma reaksiyonlarını tetikleyici bir sebebiyet teşkil ettiğini çok rahatlıkla anlayabiliyoruz.Şimdi geçelim tek gen bozukluklarına;

TEK GEN BOZUKLUKLARI

Baştada dediğimiz gibi çok çeşitli mutasyonlar,genetik kombinede bozukluklara yol açacığını biliyoruz (kaynak: [P.C. Champe – R.A.Harvey] [BİYOKİMYA, 2. Baskı, Nobel Tıp Kitabevi 1997] [p:401-419]

Tek gen bozuklukları bireyin dna sındaki genetik şifresinin hepsinde görülen bir bozulma yada bozukluğa sebep olan yerinin değişmesi değil,sadece belirli bir bölgesinde ihtiva gören;bozukluklardan kasıtlıdır.Cunku bu durum, Tek gen hastası ya da taşıyıcısı olan bireylerin bu durumlarını çocuklarına geçirme riski yüksektir. Preimplantasyon genetik tanı sayesinde embriyolar çiftte (ailede) hikayesi bulunan hastalıklar için taranır ve sağlıklı embriyolar seçilir. Günümüzde bu yöntem beta-talasemi, kistik fibroz gibi özellikle belirli toplumlarda yüksek sıklıkta görülen tek gen hastalıklarının embriyoda teşhisi için kullanılmaktadır.

Moleküler düzeyde tek gen bozuklukları sonucu moleküler dominant ya da resesif hastalıklar oluşabilir. Enzim eksikliklerinde genellikle resesif kalıtım görülür. Heterozigot resesif bir bozuklukta bir gen normal, bir gen bozuktur. Normal gen yeterli enzim üretimini sağlar, böylece klinik semptomlar ortaya çıkmaz. Bu nedenle resesif kalıtımda heterozigotlar genellikle “normal” kabul edilir. Buna karşın iki genin de bozuk olduğu homozigotlarda klinik semptomlar görülür. Resesif hastalıklara örnek olarak; Orak hücre anemisi, Talasemi a ve b, “Tay-Sacs” hastalığı, Fenilketonüri, Hemofili A ve B verilebilir.

Kaynaklar:
[P.C. Champe – R.A.Harvey] [BİYOKİMYA, 2. Baskı, Nobel Tıp Kitabevi 1997] [p:401-419]
2. * *[István Raskó and C. Stephan Downes] [GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall 1995] [p: 173-280]

Buna bağlı olarak bir de şöyle bir olay var; Dominant kalıtım resesif kalıtımdan biraz daha farklıdır. Genellikel yapısal proteinlerdeki bozukluklar dominanttır. Fizyolojik yapıların bileşeni olan proteinlerin birisinde olan bir bozukluk veya eksiklik, diğer bileşenler normal olsa bile fonksiyonun bozulmasına neden olabilir. Böylece bir normal, bir bozuk gene sahip olan hetorozigotlarda da hastalık semptonları görülür. Bunlara örnek olarak “Huntington” hastalığı ve Nörofibromatozis verilebilir.
2000’den fazla sayıda tek gen bozuklukları bilinmektedir.

OTOZOMAL RESESİF HASTALIKLAR


ORAK HÜCRE ANEMİSİ

İlk keşfedilen moleküler hastalıktır. Globin geninde meydana gelen nokta mutasyonu sonucu oluşan ciddi bir rahatsızlıktır.

İlk defa 1904 yılında ortaya çıkmıştır. Genellikle Batı ve Orta Afrikalı insanlarda meydana gelir. Eritrositler normal bikonkav disk şekli yerine karakteristik orak şekli alırlar ve hareketsizdirler. Bu değişik form anemiye, periferal damar tıkanıklığına, ara sıra acı veren krizlere ve bazen de kalp krizi nedenli ölüme neden olur.Burada ki beta zinciri geninde 6 numaralı aminoasitin kodonlarına ait bölgede tek gen mutasyonuna bağlı olarak glutamik asit (Monosodyum glutamat glutamik asidin bir tuzudur. Glutamik asit proteinleri oluşturan 20 amino asitten birisidir. Besinsel açıdan bakıldığında elzem olmayan bir amino asittir, yani vücudumuzda sentezlenebilir.) yerine valin sentez edilir. Bundan sebep,Eritrosit yani alyuvar merkezlerinde oraklaşmaya neden olmaktadır.

Hemoglobinlerde tek aminoasit değişikliği –valin yerine glutamin geçmesi- sonucu anormal formlu hemoglobinler oluşur.
Bu amino asit değişikliği b globin zincirinin 6. halkasında gerçekleşir. Hemoglobinin anormal formu (Hbs) kırmızı kan hücrelerinin anormal form oluşturmasına neden olur. Bunun nedeni moleküllerin düşük O2 tansiyonuda polimerize olmalarıdır.

Heterozigot olana taşıyıcılar biri mutant, diğeri normal olan hemoglobin geni taşırlar. Afrika’da bazı bölgelerde toplumun %30’u taşıyıcıdır. Bunların soylarından olan homozigotların hastalıkları ölümcüldür.

Heterozigot taşıyıcılar sıtmaya yakalanmazlar. Çünkü sıtma parazitleri anormal hemoglobinli eritrositlerden kaynaklanan çevresel şertlara dayanıksızdırlar.

Ne yazık ki Moleküler Biyoloji bu hastalığın oluş mekanizmasını bilmekle beraber, tedavi amaçlı bir şey geliştirememiştir. Fakat tedavi amaçlı girişimler halen devam etmektedir.

THALASEMİ (Akdeniz Anemisi)

Bu genetik bozukluklar büyük oranda globin proteini sentezindeki büyük arızalardan kaynaklanmaktadır. Bu bir globin proteinin yada tüm globin proteinlerinin sentezlenememesi ya da az miktarda globin proteininin sentezlenmesine yol açar. Buna bağlı olarak eritrositer etkisiz ve hareketsiz hale gelir. Bu bozukluklar ilk kez Akdenizli toplumlarda keşfedilmiştir. Daha sonraları Afrikalı ve Asyalı toplumlarda da görülmüştür.

Tıpkı “orak hücre anemisinde” olduğu gibi Talasemilerde de heterozigotlar sıtma parazitlerine karşı pozitif seleksiyona uğramıştır.

Talasemiler belki de genetik hastalıklar arasında tüm moleküler patoloji bilgisinin gen haritalama yöntemi ile elde edildiği en iyi örnektir. Akdenizli ülkelerde yaklaşık 25.000 çocuk her yıl talasemili olarak doğuyor. Modern tıp sayesinde bu çocuklar büşük miktarda kan nakli ile canlı tutulabiliyor. Fakat kan naklinden kaynaklanan büyük demir girdisi nedeniyle bu çocuklar sağlıksız bir şekilde hayatlarını devam ettiriyorlar.
a ve b globin genlerinin fonksiyon bozukluğu sonucu a veya a veya b thalasemiler oluşur.

a Thalasemi:
a globin genleri delesyona uğramıştır.

a globin gen organizasyonu şöyledir. 2 tane aynı özelliket a-globin geni ve iki tane yaklaşık olarak homolog pseudogen a globin gen demetini oluşturur. Bu genler nispeten dah sık krossing-over yapar. (eşit olmayan crossing-over) 3 a globin gende (16. kromozom üzerinde bulunan) eşit olmayan crossing-over in ters ürünleri bazı non-semptomatik (belirti göstermeyen) durumlarda bulunabilir. DNA dizi analizlerinde a- thalassemi’ye neden olan delesyonların-sık tekrarlanan delesyon hatları ve buna eşdeğer sık tekrarlanan rekombinasyon bölgeleri- olduğu görülmüştür. Bu bölgelerde sık tekrarlanan Alu sekansları bulunmuştur.

a -Talasemilerin az bir kısmı delesyon değil de nokta mutasyonu nedenlidir. Örneğin Frameshift mutasyonda stop kodonda nokta mutasyonları nedeni ile diğer stop kodonlara ulaşıncaya *kadar protein sentezi devam eder. Sonuçta fonksiyonsuz a-homoglobin oluşur.

Kaynak:

[István Raskó and C. Stephan Downes] [GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall 1995] [p: 173-280]


“TAY-SACHS” HASTALIĞI

oturamama, anormal irkilmeler, koordinasyon bozukluğu gibi bozulmalara neden olan bu hastalık; En iyi bilinen ve en yaygın olan kalıtsal hastalıklardan biridir. Batı Avrupa’daki Yahudileri ve deniz aşırı torunlarını etkileyen bir hastalıktır. Nadir olarak diğer ırkları (Fransız, Kanadalı gibi) da etkiler.

Bu bir lipit depolama hastalığıdır. (Gm2 gangliosidleri ganglion hücrelerinde birikir) Resesif kalıtılır. “Tay Sachs” hastalıklı bebekler doğdukları zaman gayet sağlıklı görünüştedirler. Doğumdan yaklaşık 6 ay sonra semptomlar görülmeye başlar. Bu semptomlar:

* * * Sese karış abartılı ürkme yanıtı

* * * Kavrama kabiliyetinde azalma

* * * Körlük gibi belirtilerdir.

Musevi halkı arasında 3900 kişide 1 bu hastalık görülür. Ve 30 yetişkinden biri ( toplumun %2-4’ü) “Tay-Sachs” taşıyıcısıdır.

Bu hastalığı taşıyan çocuklar 3-5 yaşları arasında ölür.

Bu hastalığın moleküler temeli HEXA genindeki bir mutasyona dayanır. HEXA geni (Fig.1-1) 15q 23-24 kromozom bölgesini üzerinde yer alır. Yaklaşık 35 kb uzunluktadır. 14 exon içerir.

Bu gen glikolipitlerin sentezlenmesinde düzenleyici olan a-hexosamidaz enzimini kodlar. (2)

Hexosaminidaz enzimi a ve b olmak üzere iki zincirden oluşur. b zincirinin sentezinden sorumlu gen HEXB’dir. Bu gende gerçekleşen bir mutasyon sonucu da “Sandhof Hastalığı” oluşur.




Tay-sachs Hastalığı; HEXA geni (Bu şekil “GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall 1995” kitabından alınmıştır)

FENİLKETONÜRİ HASTALIĞI

Fenilketonüri en yaygın kalıtılan metabolik hastalıklardan biridir. Avrupa’da 10.000 doğumda bir görülür. İlk defa 1934 yılında Norveçli bilim adamı Folling tarafından kanda ve idrarda yüksek seviyede fenil pürivik asidin bulunması ve geri zekalılığa yol açması ile tanımlanmıştır.

Anne ve babasında hastalık yapmayan bozuk genleri alan bir çocuk fenilketonüri hastalığı ile doğmaktadır. Anne ve babanın taşıyıcı olması halinde bu çiftin her çocuğunda görülme ihtimali % 25 dir. Fenilketonüri, toplumumuzda hala yeterince bilinmemekte ve tedavi edilmediği taktirde çocuğun ömür boyu özürlü kalmasına sebep olmaktadır.

Bu bir fenilalanin hidroksilaz enzimi eksikliğidir. Bu enzim karaciğerde fenil alaninin tirozine çevrilmesi için gereklidir. Bu eksiklik fenil alaninin ve bozuk ürünlerinin yüksek dozda sirkülasyonuna neden olur. Bozuk ürünler fenilprüvik asit, fenil asetik asit ve fenil laktik asit olabilir. Bu ürünlerin nasıl zihinsel hasara yol açtığı belli değildir.

Bu enzimin sentezinden 12. kromozomun üzerinde bulunan (12q 24.1 bölgesinde) PAH geni sorumludur. Bu gen 90 kb uzunluğundadır ve 13 exon içerir. Bu genden 2400 nükleotidlik m RNA sentezlenir. PAH geni eksikliği nedeniyle fenilalanin hidroksilaz sentezlenemez ve hastalık oluşur.
Fenilketonüri mutant homozigotlarda ortaya çıkar. Yani resesif bir hastalıktır. Tüm allellerde splice junetion G (guanin). A (adenin)’e dönüşür.



PAH geni (Bu şekil “GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall 1995” kitabından alınmıştır)

Bu hastalık daha çok Norveç ve İskoçya’da görülür. Ayrıca Yemenli Musevilerde de görülür. Fakat genellikle bunlarda PAH geni içerisinde exon 3’de büyük bir delesyon söz konusudur.

PAH geni sadece karaciğerde exprese olabilir. Bu nedenle doğum öncesi tanı için (bu bölge için) DNA klonlanması mümkün değildir. Fakat bazı gelişmiş ülkelerde Guthric testi ile doğum öncesi tanı yapılabiliyor. Bu test fenil pravik asit miktarına bakıyor.

Fenilketonüri hastaları sonradan, düşük fenilalanin diyeti ile tedavi edilebilmektedir. Hemen hemen normal bir yaşam sürebilirler.
Günümüzde sentetik oligonükleotidler ve PCR kullanarak fenilketonüri taşıyıcıları %95 oranında tespit edilebilmektedirler.
Ayrıca in vitro gen transferi denemeleri de PKÜ hastalığını tedavi etmede gen değişimi terapisinin mümkün olacağını göstermiştir.

HEMOFİLİ


Kalıtımla geçen, kan pıhtılaşmaması ve benzeri semptomları gösteren X’e bağlı hastalıklardır (bilgi için; [István Raskó and C. Stephan Downes] [GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall 1995] [p: 173-280])

Trombinin (bir fibrinojen) fibrine dönüşmesi ile sonuçlanan protease reaksiyonu için pek çok sayıda kan faktörüne ihtiyaç vardır. Fakat faktör 8 ve arkadaşı faktör 9 dışındaki genler otozomal genlerdir ve bu nedenle bunların homozigot mutantlarına oldukça az rastlanır.
X’e bağlı hemofililer diğer ölümcül X’e bağlı hastalıklar gibi heterojen bir genetik değişiklik koleksiyonu sergilerler. Yeni mutasyonlar toplumda sürekli olarak baş göstermektedir. Bu da bu hastalığın tedavisiz öldürücü olmasına rağmen niye sabit bir frekansta olduğunu kanıtlar.

HEMOFİLİ A:

Pıhtılaşma faktörü 8’in eksikliğinden dolayı ortaya çıkar. Bu en yaygın pıhtılaşma hastalığıdır. Yeni doğan erkeklerde 7000-10000 de bir görülür. Faktör 8 geni Xq28 kromozom bölgesinde bulunur. 2332 amino asitlik bir glikoproteini kodlar. Bu glikoprotein kan pıhtılaşma prosesinde bir kofaktör olarak otozomal faktör 10’un protease faktör 9 tarafından aktivasyonu için çalışır. Faktör 8 186 kb’lık bir gendir. X kromozomunun %0,1’ini kaplar.
Bu faktör 8 geninde gerçekleşen bir mutasyon sonucu Hemofili A oluşur.

HEMOFİLİ B:

Pıhtılaşma faktörü 9’da oluşan bir hasar soncu görülen X’e bağlı hastalıktır. Hemofili A’dan daha az rastlanır. 150000 de bir görülür.(2) Bu hastalık Kraliçe viktonya’nın torunlarında bulunmuştur. Bu nedenle bazen Royal hemofili olarak da anılır.

Faktör 9 protease olayı için gerekli bir prekursördür. Aktivitesi için faktör 8’e bağlanır ve Faktör 10’u aktive edebilir. Faktör 9 geni 8 exonlu, 7 intronlu, 34 kb uzunluğunda bir gendir. Faktör 9 proteini 415 amino asit içerir.
Hemofili A ve B’ye indirek metotlarla tanı konulabilir. 2 RFLP bileşimi (Taq I ve Dde I polimorfikleri) aileler hakkında %60 oranında bilgi verebilir.

KİSTİK FİBROZİS

Kistik fibrozis beyaz ırkın en sık rastlanılan ölümcül hastalığıdır. Kistik fibrozis transmembran ileti regulasyonu (KFTR) genindeki mutasyon sonucu oluşur ve otozomal resessif geçiş gösterir. Bugüne kadar hastalığa yol açan 750�den fazla mutasyon tanımlanmıştır. Kistik fibrozisin sıklığı çeşitli etnik gruplarda büyük değişkenlikler göstermektedir. Hastalığın sıklığı beyaz ırkta 1/2500-1/3500 iken Afrika kökenli Amerikalılarda 1/17000 civarındadır . Ülkemizdeki gerçek sıklığı bilinmemektedir bu değerin Güney Avrupa�da olduğu gibi 1/2000-4000 civarında olduğu varsayılırsa ülkemizde 20000-40000 civarında kistik fibrozisli hasta olması gerekmektedir. Ancak ülkemizde değişik merkezlerde izlenmekte olan kistik fibrozisli hastaların sayısı ancak 1000-1500 kadardır. Türkiye�de özellikle erken çocukluk döneminde ishal ve alt solunum yolu enfeksiyonlara bağlı ölüm hızlarının yüksekliği göz önüne alındığında kistik fibrozisli hastaların bir kısmının tanı almadan bu dönemde kaybedildiği ileri sürülebilir.

Hastalığın ortalama yaşam süresi 1940-1950�li yıllar arasında yaklaşık beş yıl iken, 1950�li yıllardan itibaren çeşitli tedavi yöntemlerinin kullanılması ile birlikte ortalama yaşam süresi 31 yaşa kadar uzatılmıştır Ülkemizde değişik merkezlerde izlenmekte olan kistik fibrozisli hastaların klinik ve laboratuar özelliklerinin sunulduğu çeşitli araştırmalar yayınlanmıştır . Bu çalışmada biz ayrıca kliniğimizde izlenmekte olan 60 kistik fibrozisli hastanın tedavi yaklaşımlarını sunarak literatür eşliğinde tartışmayı amaçladık.

KAYNAKLAR; Knowles MR, Friedman KJ, Silverman LM. Genetics, Diagnosis and Clinical Phenotype In: Yankaskas JR, Knowles MR. eds. Cystic fibrosis in adults. New York: Lippincott-Raven 1999;27-42
Davis PB. Clinical pathophysiology and manifestations of lung disease. In: Yankaskas JR, Knowles MR. eds. Cystic fibrosis in adults New York :Lippincott-Raven 1999;45-67

Bir başka deyişle;
Kistik fibrozis (LF) en yaygın tek mutant gen nedenli hastalıktır. Kuzey Avrupa’da ve Amerika’da 1/1600 oranında görülür. 1/20 oranında da taşıyıcısı vardır.(3) Bu hastalığa siyahlarda ve doğulu ülkelerde daha az rastlanır.
Kistik Fibrozis epitel hücrelerin hastalığıdır. Anormal yoğunluktaki salgılar nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Pankreas yetersizliği, terin fazla tuz içermesi, fazla yapışkan bronşal mukus ve kronik akciğer hastalıklarına neden olur.
Kistik fibrozis hastası olan erkekler genellikle steril, bayanlar ise steril değildir.(3) Fakat üretkenlikleri azdır. Ciddi hastalar ise genellikle akciğer hastalıkları nedeniyle 30 yaşından önce ölürler. Daha yumuşak görülen hastalık durumlarında ise kısırlıktan başka problem yaşanmaz.
Sağlıklı epitelyan hücrelerden, hücre membranından dışarı klorid iyonlarının bir artık ürünü olan siklik AMP verilir. Fakat bu CF (Mutant) epitellerde gerçekleşmez.(2)
En yaygın CF mutantlarında görülen arıza 10. exonda bulunan 3 baz çiftlik bir delesyondur. 508. kodonda görülür. (%70 oranında görülen arıza) DF 508 mutasyon olarak adlandırılır.
Not: CF geni (CFTR) 7q 31 kromozom bölgesinde bulunur.
Bu DF 508 mutasyonundan başka 20 mutasyon daha söz konusudur.
CF’nin doğum öncesi tanısı ve taşıyıcıların tespiti PCR temelli metodlarla yapılabilmektedir.

OTOZOMAL DOMİNANT HASTALIKLAR
“HUNTİNGTON” HASTALIĞI:

“Huntington” Hastalığı genellikle 30-40 yaşları arasında belirtileri ortaya çıkan otozomal dominant bir rahatsızlıktır.
İlk belirtileri genellikle duygusal rahatsızlıklardır ve ilerleyen çılgınlık seviyesindeki hareketlerle devam eder. Genellikle semptomlar ortaya çıktıktan 4 ila 20 yıl içerisinde ölüm görülür.
Huntington hastalığı belirtileri geç çıkması nedeniyle generasyonlar boyunca aktarılabilir. Ayrıca bu belirtilerin geç çıkması genetik danışmayı da güçleştirmektedir.
Bu HD geni 4. kromozomun kısa kolu üzerinde (4 p 16.3 kromozom bölgesinde) bulunur. Semptom görülmeyen bireylerin bu bölgede bu geni taşıyıp taşımadığı problar kullanılarak ve rekombinant DNA teknolojisi ile teşhis edilebilmektedir.
Fakat bu tür girişimde bulunan kişilerin sayısı oldukça az. Hastaların sadece yarısı bunu öğrenmek istiyor.

Kaynak: [James J. Nora, F. Clarke Fraser] [MEDICAL GENETICS, third edition, Lea&Febiger 1989]

NÖROFİBROMATOZİS:

Bu gen 17 q 22-12 kromozom bölgesinde lokalizedir.
Genel olarak değişken belirtiler gösterir. %10 oranında zihinsel zayıflık görülür. Genellikle yumuşak başlı bir hastalıktır. Fakat bazen ciddi durumlar gösterebilir.
Hastaların %75’inde deride 1,5 cm veya üzerinde 6 veya daha fazla lekeler görülür. Deri altında sinirler boyunca (%3-15 i kötü huylu olabilen) tümörler görülür. Çeşitli göz kısımlarında, sinir sisteminde (beyin, omurga gibi), kas sisteminde çeşitli tümörler görülebilir. Nadiren hipertansiyon, kalp nörofibroması, bazen de böbrek, karın ve dil nörofibroması görülebilir.
1/4000 olasılıkla ortaya çıkar. Yaklaşık olarak hastaların %50’sinde yeni mutasyonlar görülür.
Tümör baskısından cerrahi olarak kurtulma ve ardından gelen bakım ile tedavi edilir.

ÇOK FAKTÖRLÜ (MULTİGENİK) BOZUKLUKLAR:

Birden fazla genin ve çevresel faktörlerin etkili olduğu hastalıklardır. Örneğin “diabetus melitus” “hipertansiyon” ve “manik depresyon” çok faktörlü hastalıklardır. (Bunlarda kalıtım şekli Mendel yasalarına uymaz) Kişinin kendisine özgü genetik yapısı hastalığın ortaya çıkışını ve şiddetini belirler çok faktörlü bozukluklar daha çok aile içi yakın bireylerde görülür. Yani hastanın yakınlarında da aynı hastalığın çıkması olasılığı yüksektir. Ayrıca bu konuda genetik yapısı birbirleri ile özdeş olan tek yumurta ikizlerinde, genetik yapısının bir kısmı özdeş olan çift yumurta ikizlerine oranla daha çok benzerlik görülür.
Çok faktörlü (multigenik) hastalıklara birkaç örnek:
Atherosclerosis
Hiertansiyon
Kalp Büyümesi
Psikiyatik bozukluklar
Manik Depresyon
Şizofreni
Diabetes mellitus

A-) HİPERTANSİYON:

Hipertansiyon kalp krizi için büyük bir risk kaynağıdır.
Yapılan çalışmalar, hipertansiyonun %12-35 arasında kalıtılabildiğini göstermiştir. Bu özellik açıkça çok faktörlüdür.
Yüksek tansiyona neden olana ve çevresel faktörler ile etkilenen ürünleri bulunan pek çok gen vardır.
RFLP ve PCR analizlerine göre bazı bilgiler genetik faktörler göz önünde bulundurularak elde edilmiştir.
En çok çalışılan konu renin-angiotensin sistemidir. Bu sistem kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynar. Bu angiotensinogen geni (AGT) kromozom 1q 42-43’te haritalanır. (Fig.2-1) 5 exon içerir. 452 aminoasitlik angiotension proteinini sentezler. Bu plazma angiotensinogen proteinin seviyesi hipertansiyonlularda daha yüksektir. Buna bağlı olarak onların çocuklarında da daha yüksektir.

Fig. 2-1. AGT geni (Bu şekil “GENES IN MEDICINE Chapman&Hall 1995” ten alınmıştır)

AGT geninin moleküler analizlerinde hipertansiyonlularda bu gende 15 farklı nokta mutasyonu olduğu keşfedilmiştir.
Threonine 174 - methionine değişmiş yada
Methionine235 - threonine’e değişmiştir.
İnsan renin geni de klonlanmıştır. 25 kb uzunluğunda ve 1 q 32 kromozom bölgesinde bulunmaktadır. (Fig.2-2). Değişik araştırmalar sonucu renin geni RFLP ve yüksek kan basıncı arasında bir ilişki olduğu bulunmuştur. Renin seviyesi normal olan pek çok hipertansiyonlu hasta vardır. Renin seviyesi yüksek olan hastaların, renin seviyesi düşük olan hastalara göre kalp krizi geçirme riskleri daha yüksektir. Renin seviyesiin hipertansiyonu nasıl etkilediği şu anda açık değildir.



Fig. 2-2. REN 1 (renin) geni (“GENES IN MEDICINE Chapman&Hall 1995” den alınmıştır)

Buna benzer pek çok değişik faktörün hipertansiyon üzerinde etkisi vardır. Hipertansiyon çok genli bir sistemdir.
Bu faktörler arasında dipeptidyl carboxy peptidase enzimi, iyon pompaları, transporterler, vazoaktif peptitler, faktör kontrol genleri transkripsiyonu tuz değişimine göre cevap verir. Kırmızı kan hücrelerindeki Li+ ve Na+ iyonlarının yüksek seviyesi de hipertansiyona bağlıdır.
Hipertansiyon ile alakası olan diğer genler de araştırılmaktadır. Belki de ileride hipertansiyonun kompleksliliği anlaşılacaktır.


MANİK DEPRESYON

Manik depresyon belki de 1-2 milyon Amerikaliyı etkileyen bir zihin karmaşasıdır.
11. kromozomun kısa kolu ucundaki (11 p 15 kromozom bölgesindeki) dominant bir gen nedeniyle ortaya çıkar.
bu genin ne olduğu tam olarak bilinmemekle beraber trozin hidroksilaz geni ile aynı bölgede olduğu biliniyor.
Araştırmalar manik depresif gene sahip 3 kişiden 2’sinde bu hastalığın görüldüğünü gösteriyor. Ayrıca manik depresyona neden olan mutasyonun yenilenme riski de değerlendiriliyor.
Bu hastalık iki kutuplu (manik faz+depresyon) veya tek kutuplu (sadece depresyon) olarak görülebilir.

Kaynak; : [James J. Nora, F. Clarke Fraser] [MEDICAL GENETICS, third edition, Lea&Febiger 1989]

DİABETUS MELLİTUS

Bu hastalık insülin bağımlı diabetus mellitus (IDDM) ve insülin bağımsız diabetus mellitus olmak üzere ikiye ayrılır.(bilgi için; [István Raskó and C. Stephan Downes] [GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall 1995] [p: 173-280])


İnsülin Bağımlı Diabetus Mellitus (NIDDM)

Bu hastalık insülin eksikliği nedeniyle ortaya çıkar. Güney Avrupa ve İskandinavya’da en sık rastlanır (%0,05 oranında) Asya’da ise daha az görülür. Fakat her toplumda görülebilir.
Bu hastalık bir otoimmün hastalıktır. Ana patolojik özellik pankreasın insülin üreten B hücrelerinin seçici imhasıdır.

İnsülin Bağımsız Diabetus Mellitus (NIDDM)
NIDDM veya Tip II. Olaark adlandırılır. Aslında 65 yaş üzeri kişilerde görülür. Fakat Tip I diabet genç hastaları da etkiler.
Sulfanyl reseptör mutasyonu sonucu (ABCC8, SUR 1) NIDDM’ye katkıda bulunur.(4) Sulfanylured ATP duyarlı potasyum kanalları üzerinde potasyum iletkenliğini dizginler. Sulfonylurea reseptörü bu kanalların bir parçasıdır. Sulfonylurea insülin salgısını stümmile eder. Bu nedenle NIDDM’nin tedavisinde kullanılır.
Ayrıca ABCC 8 polymorfizimi NIDDM için bir genetik faktör olabilir. Splice bölgesi mutasyonu ve inframe (çerçeveli) delesyonlar ABCC 8 geninde yer alabilir ve kalıtılabilir.

Glukokinaz geni (kromozom 7 üzerinde yer alır) de bu hastalık ile ilgilidir. (Fig. 2-3) Sadece pankreasın b hücrelerinde ve karaciğer hücrelerinde exprese olur. Glukoz metabolizmasında anahtar görevi vardır.



Fig. 2-3. Glukokinaz geni (“GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall”dan alınmıştır)

Diğer bir mutasyon ise mitokondriel DNA’da gerçekleşen 10,4 kb’lık bir delesyondur. Normal mitokondriel DNA 16,5 kb iken mutan alanı, 6,1 kb dir.

3. MİTOKONDRİYEL MUTASYONLAR

Mitokondride halkasal DNA molekülü bulunur. (mt DNA) (Fig. 3-1). Örneğin oksidatif fosforilizasyonda gerekli 100 polipeptitten onüçü buradaki genlerle kodlanır. (Ayrıca 2 tane r RNA ve 22 tane tRNA mtDNA tarafından kodlanır) mt DNA sadece anne tarafından kalıtılır.(1) Bu durum mitokondrila hastalıkların yorumlanmasında kolaylık sağlar. Mt.DNA’da mutasyon olma oranı yüksektir. Bu nedenle mitokondriyel bozukluklara bağlı olarak insanlarda hastalıklar görülür. (örneğin oksidatif fosforilizasyondaki bozukluklar)



Fig. 3-1. Mitokondriyel DNA (“GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall”dan alınmıştır)

Mitokondriyal mutasyonlar enerji tüketimi çok olan dokularda etkili olurlar ve hasatlığa neden olurlar.


A-) Leber heredity Optik Nöropati:

Bu ender hastalık 1/50000 oranında maternal kalıtımla ortaya çıkar. Bu hastalık baskın olarak erkeklerde görülür. X’e bağlı genlerde mitokondrial hasar olarak ortaya çıkar.
NADH dehidrogenaz birimlerini kodlayan genlerde 2 tane notka mutasyonu sonucu hastalık oluşur. Körlüğe neden olru. Elektron transport sistemi enziminde ölçülebilen düşüşe neden olur.

B-) Kearn’s-Sayre Sendromu:

Bir nöromuskular hastalıktır. Zayıf göz ve göz kapağı hareketi, kısa boyluluk, sağırlık ve geç ergenlik gibi karakteristik özellikleri vardır.
Burada genellikle büyük mt DNA delesyonu (1-7 kb) vardır. Bu da çeşitli proteinleri sentezleme yeteneğini harap etmeye yeterlidir. Delesyon haricinde büyük duplikasyonlar (8-10 kb’lık) bu hastalığa neden olabilir.
Bu mutasyonlar yaşla birlikte daha sık görülmeye başlar.
Bu mutasyonlar tüm mitokondrial genomlarda bulunmaz ve değişir. Kasta karakteristik olarak çok bulunur.
Kardiomyopathi, parkinson, Huntingson ve Alzheimer hastalıkları diğer mitokondrial hastalıklardır. Bunlar maternal kalıtım göstermezler. Fakat mutant mitokondrium akümülasyonu nedeniyle kalıtılması olası olabilir.

4. KROMOZOM BOZUKLUKLARI

İnsan genomu diploittir ve 22 çift otozomal, 2 çift de cinsiyet kromozomlarından oluşur. Bu kromozomlardaki herhangi bir kayıp, artış veya anormal yerleşim Kromozomal anormalliklere (hastalıklara) yol açar. Kromozomal bozukluklu çocuk doğma olasığı %0,6’dır.
En sık görülen kromozomal bozukluk trisomi 21’dir. (Kromozom 21’den 3 tane bulunur) Down Sendrom’lu olguların %95’inden trisomi 21 sorumludur. 700 canlı doğumda 1 trisomi 21 görülmektedir.
Başlıca kromozomal bozukluklar:
Monozomi
Turner Sendromu (XO)
Trisomi (2n+1)
Klinefelter Sendromu (XXY)
Down Sendromu
A-) TRİSOMİ (2n+1)
Bir kromozomal dengesizliktir. Anormalliğe ya da ölüme yol açar. Pek çok yaşayan trisomikler vardır.

Trosomikler kısır değildir (üretkendir) Mayoz bölünme sırasında bir trisomik hücre mikroskop altında incelenirse trisomic kromozomların 3’lu grup oluşturduğu görülür. Halbuki diğer kromozomlar sıradan çiftler oluştururlar.
Trisomi 21 (Down Sendromu)

%0,15 olasılıkla (yaşayan doğumlarda) görülür. Down Sendromlu pek çok durum trisomi 21 nedenlidir. Anne veya babadan birinin 21. kromozomunun ayrılmaması durumunda karşılaşılır.

Burada ailede anoploidi geçmişi yoktur. Down Sendromu vakalarından bazıları da (nadir olarak) transkokasyonlar sonucu oluşabilir.

5. SOMATİK HÜCRE GEN BOZUKLUKLARI
Somatik hücrelere ait gen mutasyonları tümörigenezisde önemlidir. Kanserler somatik hücrelerde olan mutasyona bağlı genetik hasatlıkalrdır. Bu mutasyonlarda kalıtsal geçiş olmaz. Ancak mutasyona uğramış hücrenin bölünmesi ve çoğalması ile kalıtım olur.
Kanser hücrelerinde morfolojik ve davranışsal anormallikler mevcuttur. Daha az stoplazma içerirler ve genellikle anoploid, kromozom hasarlı ya da translokasyonlu hücrelerdir. Bazı translokasyonlar, monozomilre ve trizomiler belirli tümör tipleridir.
Tümör oluşumu somatik mutasyonlar ya da DNA tamirindeki eksiklikler sonucu ortaya çıkar. 200 çeşitten fazla tümör tanınmaktadır.

Sonuç olarak; Bu bozukluk mutant genlerin gösterdiği gerçeği bir kere daha haykırmak gerekirse;doğada keşfedilen tüm mutasyonların organizma üzerinde mutlaka bozucu bir etkisi vardır.Bu yazımızda bunları kaynaklarıyla net olarak görebildik.Zararsız hiçbir mutasyon yoktur.

Diğer kaynaklar:

[Thomas Efferth] [Adenosine triphosphete – binding cassette transporter genes in ageing and age relateol discases / Non insulin dependent diabetes mellitus] (www.sciencedirect.com /mutations and discases relationship, DNA)
[Anthony J.F Griffith, William M. Gelbart, Jeffrey H. Miller, Richard C. Lewontin] [MODERN GENETİC ANALYSİS] [p:243-246]

spartan-troy
08-02-2008, 00:43
şimdi soyleyin bakalım.... dogada bunlara siz mutasyon diyor musunuz demiyor musunuz?
ama bilim diyor...eee nasıl çıkcaz bu işin icinden...hani siz tesaduf diye bir şeye inanmıyordunuz...ama canlı birimlerinde rastgele bir oran ortaya cıksın ki...saglıklı bir insan cıksın dimi...eee nasıl olcak...


hayret dogrusu...

spartan-troy
08-02-2008, 00:48
ya troyya sende bir alemsin hacım bee...kim okucak bu kadar yazıyı... :D *:D

spartan-troy
08-02-2008, 00:58
sevgili dilaver,buyrun buna bir cevap verin...evrim nasıl işliyecek bu kurallara gore...
hani evrimle cok alakadarsın yaa...o acıdan sana bir sorayım dedim ama...ilgilenmedin bile...

ne diyonuz bunlara...yalan dimi...mutasyonla sizin sitede verdiginiz gibi...ne yararlı ne zararlı desene...

ozgur_beyin
08-02-2008, 01:00
troyya yöneticilere sormadan reklam vermek yasaktır. unuttun mu bu senin kuralındı. *niye
'' başkasının sana yapmak istemediğini sen niye başkalarına yapıyorsun''
bundan sonra her asacağın link için frododan icazet alman gerekiyor :lol:

hayat ne kadar ders verici troyya. senin yaptığın abuk sabuklukları biz sana yapmıyoruz.
çünkü biz insanların saçmada olsa istediklerini söylemesinden yanayız.

spartan-troy
08-02-2008, 01:04
ooooo ozgur beyinden bir red geldi...bakalım kac tane daha gelicek...
benim derdim size şirin görünmek felan degil ozgurbeyin...saygı cercevesinde sizi eleştiriyorum işte...sonuna kadar da eleştiricem...ben bunun icin bu sitedeyim...daha once de soyledigim gibi...katlanamıyorsanız banlayın gitsin...frodo ya karsı soz verdim...hiçbirinize bundan sonra kufur etmiycem...

ama hiç kusura bakmayın herkesin dogrusu kendine...buna karısana da cevabını veririm...
eleştiriyorum işte...bunlar mutasyon değil dimi...yaww ne reklamı...makaleyi ben derledim,alıntı dahi olsa...2 saatimi harcadım...

spartan-troy
08-02-2008, 01:05
ha bu arada dilaverin kilerde reklam o zaman

bunlar reklam kokan hareketler canım :)

frodo
08-02-2008, 02:51
Spartan yazdıklarında mutasyonla ilgili bölüm buram buram Darwin'in Evrim anlayışını yansıtıyor. Gizli evrimci oldun anlaşılan. Yazını okuyunca insanın aklına tek soru geliyor ; eee..?

Demek ki neymiş, canlılar gerek kopyalarını oluştururken gerekse dışsal etkilerle mutasyonlara uğruyormuş ve kalıtımla alt soylarına aktarıyormuş. Ha gayret az bir şey kaldı doğal seçilimle,yaşamsal uyumla ilgili de bir şeyler araştır, oku. Sıkı evrimci olur senden *:lol:

dilaver
08-02-2008, 03:27
http://www.evrim-teorisi.org//index.php?option=com_content&task=view&id=84&Itemid=1

http://www.evrim-teorisi.org//index.php?option=com_content&task=view&id=84&Itemid=1&limit=1&limitstart=1

http://www.evrim-teorisi.org//index.php?option=com_content&task=view&id=84&Itemid=1&limit=1&limitstart=2


* *spartantoy yukarıdaki makaleler sana yeterince cevap içerir. Bu arada sen ne savundugunu biliyor musun.

* * Velev ki yaratılışı kabul ettik, şu yaratılış mekanizmasını bize bir açıklasana. İnsan nasıl insan oldu, İstersen buradan başlıyalım.


* * saygılarımla


not : Uslubun ve tavırlarından dolayı seni muhatap almamak niyetinde idim, ama açık bir çagrıda bulunuyorsun. Tartışalım ama seviyeyi düşürme egilimine girdigin an, gene beni katılımcılardan özür dilemek zorunda bırakırsın. Ben senin jargonunla bir tartışmanın içerisinde yer almam, bunun ne taraflarane de izleyenlere bir faydası olmaz. Çizmeyi aşmadıgın sürede seni engelleme yoluna gitmem. İstersen söze başlamadan evvel site tüzügünü bir daha gözden geçir.

spartan-troy
08-02-2008, 20:10
frodo yapma yaa...ciddi mi...o zaman benim evrimleşmem turner sendromlu bir hastalıktan meydana geldi...yapma frodo gozunu seveyim...bunların hepsi hastalık iyi oku istersen.


dilaver saygılarımı sunuyorum sana
de ki bana yukardaki hastalıkla sonuclanan mutasyonlar mutasyon degil de...

hadi görim seni...
frodo yukarıdaki konuların hepsi insanda en kötü ihtimalle ölümle sonuclanan hastalıklar.
ne darwini bu...darwin mutasyonlarla yeni nesillerin olustugunu soyluyor...oysaki benim verdiklerim ölüme götürür...

aradaki farkı anlayacak kadar zeki oldugunu dusunuyorum...


dilaver tekrar saygılarımı sunuyorum sana...ben sana yaratılıs var dedim mi simdi...
senin ne alıp veremedigin var bu yaratılısla...ben yaratılıstan bahsetmedim...yukarıdaki yazımı okursan anlarsın...oyle linkle minkle iş yapacaksan...ben size ozel bir mesaj attım

ne dedim orda..sizin evrim teorisi sitenizi siz sacmalamıssınız...orda diyor ki

mutasyonlar ne yararlı ne zararlı...peki bunlar ne dilavercim...mutasyon degil dimi...


saygılarımı sunuyorum sana öpüldünüz

dilaver
08-02-2008, 21:15
spartan

* mutasyon ismi üzerinde degişim demek. Yararlı da olabilirler zararlı da. Zarar demek bireyin yaşam alanını daraltmak demek. Dolayısıyla zararlı mutasyonlara sahip olan bireyler gen havuzunda çogunlugu temsil edemezler ve silinip giderler. Yararlı tabir ettigimiz mutasyonlar ise tayin edici olurlar. Buradaki mantık bu olması gerekir.

* *Kaldı ki yazıda mutasyonun zararlı da yararlı da olabilecegi belirtiliyor ve örnekler veriliyor.

* *Şİmdi spartan kardeşim eleştirmek güzeldir de yerine bir şey koymak gerekiyor. Sadece eleştirmek için eleştirilmez. Evrimi eleştiriyorsunuz iyi güzel de yerine koyuyorsunuz bir de sen bize anlat da anlayalım.Bu soruyu sana daha evvelce de sordugumu ve senin gene yanıtsız bıraktıgını hatırlıyorum.

* * Spartan şunu iyi bellemen gerekiyor, bizim burada bulunuş amacımız dinsizligin misyonerligini yapmak degil, kendimizin ne kadar çok bildigini kanıtlamak da degil. Kaldı ki böyle bir iddia da gerçekçi olmaz, olamaz. *Biz dinler ve tanrı konusunda farklı düşünüyoruz kaldı ki ben pek çok kişiden daha da farklı düşünüyorum. Burada amacımız düşünce alışverişinde bulunabilmektir. Bunun ön koşulu da birbirimize saygılı ve seviyelli davranmaktır. Gençlikte biraz ego tatmini istenebilir ama maalesef ben ve benim gibiler bu yaşları çoktan geride bıraktık. Umarım ne dedigimi anlatabilmişimdir.

* * *Şimdi kaldıgımız yerden devam edebiliriz sanırım.

* * *saygılarımla

spartan-troy
09-02-2008, 01:15
bak bu gayet iyi bir açıklama oldu işte...
yerine koydugum bir şey yok dilaver...ben bilimden bahsederken,kendi içimden Allah derim...ortalık yerde bar bar bagırmam...o yuzden yaptıgım sadece yazıyla zararlı mutasyonları adlandırmak...hepsi bu kadar..artık gerisindeki olasılıkları siz dusunun...

neyse insanların inanclarına tecavuz edilmedigi surece,herkes ozgurdur.

frodo
09-02-2008, 02:19
Spartan iddialı çıkışlar yapıp yazdıklarını unutuyorsun. Bak yazdıklarının bir bölümünü aşağıya aldım. Birlikte inceleyelim neler derleyip altına imza atmışsın. Aslında bu karşı olduğun evrim
teorisinin ne anlama geldiğini bilmediğini de gösteriyor.

Sıtma hastalığı ve orak hücreli anemi hastalığı Darwinci teorinin en iyi sınanma alanlarından biridir. Öyle ki bu sınama, insan organizmasının bu hastalıkla elindeki olanaklar sınırında mücadelesinin bitmeyen romanı gibidir.

Sıtma hastalığının ana vatanı Afrikadır. Sıtma ajanı bir tür sivrisineğin dişileri tarafından kan emilmesi sırasında insana taşınır. Ölümcül bir hastalıktır ve hala günümüzde 2 milyon insanın
ölümüne neden olmaktadır. Daha kötüsü sıtma hastalığı sivrisinekle mücadele, çevre kirliliğine
neden olmak, yoksul ülkelerin devlet bütçelerinin yetersizliği v.b nedenlerle yarım bırakıldığından
taşıyıcı sinek kendisini yok eden ilaçlara bağışıklık kazanarak savaştan galip çıkmışa benzemektedir. Ama bu evrimsel görüntü konumuz dışındadır.

Dikkat edeceğimiz nokta derlemendeki şu cümledir:"Genellikle Batı ve Orta Afrikalı insanlarda meydana gelir." Neden diye sormak aklına geldi mi hiç ? Neden bu bölge ? Bu soruya 'Allah
öyle istemiştir'in dışında verilecek makul ve ikna edici açıklama ne olursa olsun Darwin'in geniş
kucağında hissedersin kendini.

Devam edelim. Diyorsun ki orak hücreli anemiye yol açan genetik mutasyonun iki alelini taşıyan
insanlar ölümcül bir hastalığın pençesine düşer; Orak Hücreli anemi. (Zararlı mutasyon). Peki bu mutasyonun sadece bir alelini taşıyanlar ? Cevabı spartan-troy üstadımızın derlemesinden izleyelim;

" Heterozigot olana taşıyıcılar biri mutant, diğeri normal olan hemoglobin geni taşırlar. Afrika’da bazı bölgelerde toplumun %30’u taşıyıcıdır. Bunların soylarından olan homozigotların hastalıkları ölümcüldür.

Heterizigot taşıyıcılar sıtmaya yakalanmazlar. Çünkü sıtma parazitleri anormal hemoglobinli eritrositlerden kaynaklanan çevresel şertlara dayanıksızdırlar."

Aaa ? Üstad bir mutasyonun asla yararlı olmayacağını iddia eden bir yazıda bunların işi ne ? Ne
anlatıyormuş derleme yazı ? Sıtmanın ana vatanı olan bölgede bu ajanla dünyanın geneline göre çok daha fazla yüzyüze gelen bir toplumda, ajanla baş etmeye yarayan bir mutasyon nüfusun % 30'una kadar yaygınlaşmış ? Hani mutasyonların hepsi *zararlı idi ?

Niye gizli evrimci dediğimi anladın mı spartan ? Bu % 100 darwinist evrim teorisidir. Rastgele mutasyon, doğal seçilim ve uyumluluk temelinde var olan değişikliklerin sonraki kuşaklara aktarımı; 32 kısım tekmili birden Darwinist evrim teorisi.

Evet baştan söylediğim gibi sıtma ve orak hücreli anemi doğanın nasıl seçtiğini kusursuz bir
örnek olarak anlatır, sana bile spartan troy. Eğer sıtmanın izlerini takip edersen bir labaratuarda
darwinist teoriyi sınamış ve kavramış olursun.



canlılar üzerindeki mutasyonlar



http://troyya-evrimyalani.blogspot.com/2007/09/untitled-document-do-mutasyonlar-simdi_19.html



DOĞADAKİ MUTASYONLAR







Kaynaklar:
[P.C. Champe – R.A.Harvey] [BİYOKİMYA, 2. Baskı, Nobel Tıp Kitabevi 1997] [p:401-419]
2. * *[István Raskó and C. Stephan Downes] [GENES IN MEDICINE, Chapmen&Hall 1995] [p: 173-280]

OTOZOMAL RESESİF HASTALIKLAR


ORAK HÜCRE ANEMİSİ

İlk keşfedilen moleküler hastalıktır. Globin geninde meydana gelen nokta mutasyonu sonucu oluşan ciddi bir rahatsızlıktır.

İlk defa 1904 yılında ortaya çıkmıştır. Genellikle Batı ve Orta Afrikalı insanlarda meydana gelir. Eritrositler normal bikonkav disk şekli yerine karakteristik orak şekli alırlar ve hareketsizdirler. Bu değişik form anemiye, periferal damar tıkanıklığına, ara sıra acı veren krizlere ve bazen de kalp krizi nedenli ölüme neden olur.Burada ki beta zinciri geninde 6 numaralı aminoasitin kodonlarına ait bölgede tek gen mutasyonuna bağlı olarak glutamik asit (Monosodyum glutamat glutamik asidin bir tuzudur. Glutamik asit proteinleri oluşturan 20 amino asitten birisidir. Besinsel açıdan bakıldığında elzem olmayan bir amino asittir, yani vücudumuzda sentezlenebilir.) yerine valin sentez edilir. Bundan sebep,Eritrosit yani alyuvar merkezlerinde oraklaşmaya neden olmaktadır.

Hemoglobinlerde tek aminoasit değişikliği –valin yerine glutamin geçmesi- sonucu anormal formlu hemoglobinler oluşur.
Bu amino asit değişikliği b globin zincirinin 6. halkasında gerçekleşir. Hemoglobinin anormal formu (Hbs) kırmızı kan hücrelerinin anormal form oluşturmasına neden olur. Bunun nedeni moleküllerin düşük O2 tansiyonuda polimerize olmalarıdır.


Heterozigot taşHeterozigot olana taşıyıcılar biri mutant, diğeri normal olan hemoglobin geni taşırlar. Afrika’da bazı bölgelerde toplumun %30’u taşıyıcıdır. Bunların soylarından olan homozigotların hastalıkları ölümcüldür.
Taşıyıcılar sıtmaya yakalanmazlar. Çünkü sıtma parazitleri anormal hemoglobinli eritrositlerden kaynaklanan çevresel şertlara dayanıksızdırlar.

Ne yazık ki Moleküler Biyoloji bu hastalığın oluş mekanizmasını bilmekle beraber, tedavi amaçlı bir şey geliştirememiştir. Fakat tedavi amaçlı girişimler halen devam etmektedir.


Diğer kaynaklar:

[Thomas Efferth] [Adenosine triphosphete – binding cassette transporter genes in ageing and age relateol discases / Non insulin dependent diabetes mellitus] (www.sciencedirect.com /mutations and discases relationship, DNA)
[Anthony J.F Griffith, William M. Gelbart, Jeffrey H. Miller, Richard C. Lewontin] [MODERN GENETİC ANALYSİS] [p:243-246]

spartan-troy
09-02-2008, 12:46
frodo guzel kardeşim,ben dogadaki tum mutasyonlar zararlı diye bir ifade kullanmadım,yukarıda kullanılanların kaynagı belli,onlardan alıntı yaptım,itiraz ediyorsan onlara itiraz et.artı olarak bir alen geninin bozuk olmasında bile anormal bir durum ortaya cıkabilecegini anlamamak olamaz,cunku alel genler birbirinin benzeri şekilde x ve y gibi bir zincirin halkalarını olustururlar...

bak frodo su hastalıga bak

urada genellikle büyük mt DNA delesyonu (1-7 kb) vardır. Bu da çeşitli proteinleri sentezleme yeteneğini harap etmeye yeterlidir.

bakın sizin o delesyondan bahsettiginiz mutasyonda bile protein sentezinde guclukler meydana geliyor.o yüzden istersen bir dusun frodo cok az da olsa bir yararlı mutasyonun olabilecegini dusunursen doga bunu nasıl bir olasılıkla gerçekleştiriyor...

benim mutasyonlar konusunda size karsı cıktıgım ne biliyor musun...siz mutasyonlarla evrim gerçekleşir diyorsunuz yaa...bu cumle yalan kardesim...cunku mutasyonlarda ki cogu kopmalar canlı organizmanın saglıklı biyolojisine negatif enerji sunar...


hadi birazcık daha ilerleyelim istersen frodo...dna nın sentezledigi rna kodonlarını sentezleyen enzimi,bir gendeki tum şiflerden *aaaaaaagggggggggggggggcccccccccccccccc * yi mutasyonla yada çeşitli dış etkenle,sentezleyemez yada delesyon yada bozuk rıbozoma gotursun...peki bu genetik şifrenin ne işe yaradıgını biliyor musun sen frodo ki..mutasyonlar yararlı diyebiliyorsun...mesela bir ornek verelim,bir kan hucresini olusturan genetik şifrenin mutasyona ugramasını sen nasıl bir yararlı geçişle açıklayabilirsin soyler misin bana....

saygı ve sevgiyle...
evrim dediğiniz mutasyonlar, zararlıları yararlılarından daha coktur...bunu kimse inkar edemez.
cunku bir genin işleyiş değişikliği onarıldığı takdirde yine aynı işlevi yapacaktır..

spartan-troy
09-02-2008, 14:53
It is a striking, but not much mentioned fact that, though geneticists have been breeding fruit-flies for sixty years or more in labs all round the world- flies which produce a new generation every eleven days-they have never yet seen the emergence of a new species or even a new enzyme.

taylor rattray The Great Evolution Mystery, Abacus, Sphere Books,


mutasyonlarla alakası yok ama paylasmak istedim...

imhotep
09-02-2008, 16:57
Yaratılışçılar olaylara nedense tersinden bakmayı pek severler. Evrende mükemmel bir düzen vardır derler ve bunun da yaratıcısı olması gerektiği savındadırlar. Öyle ya, binayı yapan bir usta, elimizin altındaki klavyeyi yapan bir fabrika olmasa nasıl olurdu bu kadar düzgün bir sistem ?!

Tersten bakmak demiştim... Hiç şunu demezler: Yahu canlılar arasında bitmek bilmeyen bir mücadele var. Mutasyonlar var. Kalıtım var. Ya ortama uyum sağlayacaksın ya da öleceksin ! Yani doğal seleksiyon ! Sıkıyosa evren düzenli olmasın...

Mutasyonların çoğu zararlıdır ama derler bir de. Tamam çoğu zararlıdır. Ne de güzel darwin ağzıyla konuşuyorsunuz. Demek ki yararlı olanları da var. 1,000,000 birey arasında bir tanesi ortama uyumlu mutasyon geçirse yeter ! Sonraki nesil sağlam olarak bu bireyden çoğalacaktır çünkü. Meşhur bir antibiyotik deneyi vardır bakterilere uygulanan. Onu anımsasanız olayı çok da rahat kavrarsınız.

Saygılar

vartor
09-02-2008, 18:12
Ol dedi oldu mantigiyla hareket edenler, bir mutasyonun veya dogal seleksiyonun etkisini yine ayni anlayisla bakiyorlar. Surecin yuzyillar, hatta binlerce, milyonlarca yil surebilecegini dusunemezler. Hani nerde, goremiyoruz gibi yorumlar yaparken evrim teorisini kendi *tanri anlayisiyla mukayese ettikleri suphesiz.

spartan-troy
09-02-2008, 18:29
imhotep *1 milyon kişide ; 1 i normal cıksa digerleri nasıl evrim geçircek...mutasyonlarla değil mi...eee o zaman iş sarpa sarar yine...dusun istersen bir...cookkkkk gerilere git ve biri saglam cıksın...eee diğerleri mutasyon gecirmeden mi yeni nesiller cıkcak...

haaa evet imhotep hiç bir şeyin yaratıcısı yok,her şey kendiliginden olustu...
surada bir son model araba var...gidip bineyim bari...cunku sahibi yok...sahipsiz kendiliginden orada o...sahibi yok kardesim gider binerim...

bu mudur yani mantık...soyle bakim hacım...bu mudur senin coken mantıgın...
kocaman evrene yaratıcı yok...kucucuk bir arabaya tasarımcı var....

hayret dogrusu ....vallahi sasıyorum mantıgınıza.....

hadi soylesene bana imhotep...diğer canlılar nasıl evrimleşcek...

spartan-troy
09-02-2008, 18:32
vartor ne milyarı ne milyonu...kim ölçüyor bunu....yaww siz hakkaten delirmissiniz...kim ölçtü o kadar yılı kardesim...ne milyonundan bahsediyon sen...sacma sapan rakamlar vermeyin burda...ispatı mispatı yok...kim ölçmüş o kadar *yılı hangi sivri zekalının sacmalıgı bu...yaww siz bilimden de anlamıyorsunuz...bilime bak...rakam veriyor...1 milyon yıl once bir varmış bir yokmuş...hani kanıt kardesim...nerde hucresel degisim grafikleri...bir canlının evrimleştiğini nasıl bir parabolle acıklayabiliyorsunuz..ve kan hucrelerinden tutun ağırlıklı proteinlerine kadar bu canlılar hangi enzimlerle değişim gosteriyorlar...enzimlerin dış ortamla etkimesi sonucu nasıl bir oksidasyon olayları gerçekleşiyor ki...mutasyon ve diğer biyolojik reaksiyonlar gerçekleşiyor..hani bunların cevabı...nerde butun canlıların evrimleştiğini ispatlayan grafikler...nerdeee...bu canlı onceden bu durumdayı diyen hani nerde....bırakın bu mavalları....bilimde 1 milyon yıl masalı felan yok...

uydurmayın bir yerinizden

vartor
09-02-2008, 19:01
Sivri zeka gormek istersen aynaya bak. kimse gormemis bir milyon seneyi, fosillerden gorebiliyoruz degisimi; hani dinozorlar? Yoksa arka bahcenizde mi dolasiyorlar?Neanderthaller nerede?
Sizin bu kadar gozunuzun onunde, elinizin altinda bulunan ornekleri hice sayip, 15 milyar yillik evreni, *hic gormediginiz, hala hicbir olaya etkisi olmayan bir yaraticidan kaynaklandigini hangi ispatlarla inaniyorsunuz? kanitini gosterebilir misiniz? Ustelik tarih boyunca insanlarin kendilerine tanri yaratip sonradan tamamiyle yok ettiklerini bile bile. Ha bu baska, *bu allah diyeceksiniz. Neden baska olsun ki? kuranda yazdigi icin mi? Tepenize mi indirdi kurani allahiniz?

dilaver
09-02-2008, 19:03
bu mudur yani mantık...soyle bakim hacım...bu mudur senin coken mantıgın...
kocaman evrene yaratıcı yok...kucucuk bir arabaya tasarımcı var....


* *spartan troy şu demagojiden vaz geçin artık. Yaratıcı söyleminin varlıgı zaten her şeyin bir yaratıcısının olmak zorunda olmadıgının sizin tarafından itirafıdır. Yaratıcı olabiliyorsa demek ki her şeyin bir yarartıcısı olması zorunlu degil demektir. *O halde kendiniz reddettiginiz bir argümanı geliştirmeyin.

* *Şimdi bir bakalım. Evrende 10 milyar galaksi var ve her birinde de 10 milyar gezegen var. Şimdi düşün ki bir yaratıcı bunlarka ugraşacak ve bunlara yön verecek. Yıldızları saymıyorum ve bu büyüklük görülebilir evren. Yani 96 milyar ışık yılı. Bunların hepsini bir tek varlık organize edecek.

* *Yetmedi dünyadaki 7 milyar insanın herhalde 5 milyarı dua ediyordur ve bu yaratıcı bunları duyacak ve cevap verecek. Yetmedi 40 gün hadisi uyarınca her dogan çocugun ameline karar verecek ve cinsiyetini belirleyecek. Yetmedi ölenlerin günahlarına karar vererek cennet ve cehennemi gösterecek. Yetmedi her bir insanla ugraşacak ve peygamberler gönderecek. ... Gerisini sen tamamla.

* * Şimdi böyle bir yaratıcı olabilir mi. Bna kalırsa yaşamı başlatacak böyle bir olasılık ve varlıktan ziyade basit bir rastlantı daha makul. Sonuçta H2O nun herhangi bir irade olmadan bir araya gelebilmesi daha mümkün görülüyor.

* * saygılarımla

frodo
09-02-2008, 19:19
Spartan'a bir şeyler anlatmak mümkün değil. Boş yere kendimizi yoruyoruz. Onun anlayacağı ve iman edeceği şeyler şöyle olmalı:

* *Yer bir balık üzerindedir.(Nun Balığı) O balık ki bir kayalığın üzerindeki suda yaşar. Kayalık hiçbir bitki bitirmeyen bir taşın üzerindedir. O taş bir meleğin omuzundadır. Melek de bir başka kayanın üzerindedir. O kaya da rüzgardır.

Vartor hiç yakıştıramadım sana. Tutup spartan üstadımıza milyonlarca yıldan bahsetmişsin. Hani ispatın kardeşim ? Jeoloji, antropoloji, paleoantropoloji kısaca ne kadar loji varsa hepsi masaldır, masal. Spartan'a şu yukardaki gerçeklerden bahsedin, canını yiyin. Netekim.

spartan-troy
09-02-2008, 19:41
vartora bak dinozorları nerden cıkardın vartor...ben efsaneleri mi anlattım burada...kuranın neresinde dinazor yazıyor da ben dinazorları burda gelip hani nerde dinazorlar mı dedim...vartor...bir dinlen gel sen...bosver...yazma sen bana...sacmalıyorsun cunku...

gelelim dilaver hocama,dilaver hocam elbet tabi canım,illa bir yaratıcı olmak zorunda degil...evrende her şey kendiliginden olustu...mesela uzaya giden roketler kendiliginden gidiyor...roketlerde kendiliginden olustu...nasa masa vız yani...:) :) :) *nasa diye bir şey yok...artı araba fabrikaları...onlarda yok...her şey kendiliginden bir an bitiverdi...

kusura bakma bu sacmalıklara ben inanmam...kendini kandır dur sen...saygılarımı sunuyorum sana...

frodo hocam,asıl size laf anlatılmıyor be..yani siz burda allamemisiniz her şeyi biliyorsunuz da bu sozu bana soyluyorsun he frodo...paylasıyorum sadece frodo...kara cahil biri paylasım yapıyor sadece...

bir halt bilmiyorum ben ne bilimde ne islamda...
siz biliyor musunuz her şeyi...alim misiniz siz....he frodo...yapma gozunu seveyim...

burada hiç kimse bilim adamı degil...ordan burdan bulma copy pastelerle evrim teorisini savunuyorsunuz...cunku yapıscak baska dalınız yok...

bak dilaver ne diyor...madem evrim yok..ne var peki..Allah mı diyor..
yani mantıgı o kadar ters ki...yaww dilaver gozum...evrim sizin bildiginiz evrim degil...evrimci hocalar Allah yok demezler..

bak diyorum size...agacın buyumesi ve gelişmesi biyolojide evrimdir...
cunku evrim biyolojide canlı birimleri ve tarihcesidir...bir agacın 0 saniyesinde yeşermesiyle surup giden process biyolojide evrim olarak yorumlanır...evrim var Allah yok değil...

:) :) ben kendim evrim dersi gordum...hiç bir hocada Allah yok demedi...haa diyceksin...onlar akademik...yok yokkk...cok rahatlıkla diyebilirler...ama demiyorlar..cunku ikisi farklı bir dal...biri bilim biri din...işte kaybettiginiz nokta bu...

saygılar sevgiler...

dilaver
09-02-2008, 20:39
Baştan da belirttigim gibi spartan senin burada bulunma derdin bilgi alışverişinden ziyade tebligat yapmak, gerçi bunu sende kabul ediyor ve söylüyorsun. Benim dedigim çok açık. Şayet her şeyin bir yaratıcısı olması ilkesi varsa yaratıcının kendisi bu ilkeyi deler ve bununla çelişir. Yaratıcının varlıgı bu ilkenin yalanlanmasıdır. O halde bu demagojik söylemden vazgeçin. Bunun açık olması gerekiyor. Evren bir yaratıcıyı gerektirir mi gerektirmez mi bu ayrıdır ama her şeyin yaratıcısı olması gerektigi mantıgı sonsuz bir kurgu içerir ve sizin Allah ınız bu kurguyu bozar. Bunun anlaşılabilir oldugunu düşünüyorum. Bakış açınız çelişki içermektedir.

* * Hiç bir zaman hiç bir yerde bana atfettiginiz söylemleri sarf etmedim. Evrim yoksa Allah vardır diye bir gayretin içerisinde bulunan ben degilim sizsiniz. Hem evrimi hem de Muhammedi savunamazsınız. Evrim teorisini kabul ettiginiz an Kuran güme gider. Tanrı ise şayet var ise bunun başında yer alabilir. Ama cenet, cehennem ya da peygamberleri ile degil. Sadece bir başlatıcı olarak yer alabilir. Bu evrim teorisi ile çelişmez. Ama buraya Fahri Alemi yerleştiremezsiniz. Zaten sizler de bunun farkındasınız ki bu kadar saçmalamak zorunda kalıyorsunuz.

* * *Ben gene de sorumu tekrarlıyayım. Şu insanlık nasıl oluştu ve ne zamandan beri bir süreç izledi. Şunu bize bir açıklayıverin. Belki evrimden daha iyi bir teoriye kavuşuruz.


* * * saygılarımla

spartan-troy
09-02-2008, 20:49
dilaver 10 larca kez anlattım bu sitede bu soyledigin cumleyi sana...yaratıcının varlıgı kendini yalanlamıyor....

sana koskocaman bir soru dilaver...gercek guc nedir?


ben hz.muhammed le evrimi de aynı anda cumlem icinde kullanmadım...bu da senin yalanın...
vatan askına..ne yapıyorsunuz siz yaa...

evrim teorisinin varlıgı kuranı hiç bir şekilde yalanlamaz..cunku kuran insan fıtratını anlatır...
bak yine sacmalıyorsun...vazgec su kuranla evrimi aynı kefeye koymaktan...evrim 2*2 dir ...
birimsel canlıları inceler...yaww biraz sakin olun yaa...

bana hiç bir şekilde dediklerinizi onaylatamazsınız...o yuzden vazgecin biraz mantıklı olun...burada Allahı ispatlatmaya calısmıyorum size...sadece mantıklı dusunun...

dilaver ihtiraslarının kurbanı oluyorsun...benim soylemediklerimi bana ithafen soyluyorsun...
kuranla evrim hiç bir zaman aynı kefeye konulmaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaazzzzzzz


kuranın vaadi yalanlanmaz....offfffffffffffffff *kuranın vaadi ölümden sonrası icin...yaww *evrim daha ölümü evrimleştiremedi...ne evriminden bahsediyorsun sen dilaveerrrrr

akıllan biraz ya...dusun biraz dusun...

vartor
09-02-2008, 20:57
Sana daha buyuk bir soru: sen laflari nerenden anliyorsun? Insaniyet askina kendine gel!

dilaver
09-02-2008, 20:58
bak spartan , sana defalarca söyledim, şayet adam gibi bir tartışma ahlakı gösteremeyeceksen seninle muhatap olmak diye bir kaygım yok. Çekilir ve izlerim.

* *Birincisi Muhammed ile evrimi bir arada kullandıgını iddia etmedim, kaldıki kişilerle degil anlayışlarla ugraşırım. Kimseyi de yalancılıkla falan suçlamam. Şimdi gücü falan bir kenara bırak sen bize şu insanın gelişimini anlat. Nasıl varoldu bu insanoglu ve nasıl gelişti.

* * Gerçek gücün ne oldugunu ise Cern deki deneyler sonuçlanırsa bilebilecegiz. Bakalım Bozon u bulabilecekler mi.

* * *Evet spartan çok net bir soru. Yahu sen bizi bilgilendirmek istemiyor musun. İnsanı anlat bize.


* * *saygılarımla

spartan-troy
09-02-2008, 21:01
basit kardesim... ilk evren yaratıldıktan belirli bir sure sonra ; Allahın inayetiyle gelişti...işte bu kadar basit...benim inancım da tesaduf yok...Allah var...

sen simdi soyle bakalım tesadufu kullanmadan sence evrim insanları nasıl bir gelişmeyle yarattı...
evrimsel gelişmede canlı birimleri nasıl bir mantıki cercevede olustu...


ben Allah diyorum ve ilk insan da ademdir...benim inancım bu...hiç kimsede bu inancıma karsı cıkamaz...
buyur seni dinleyelim...

sen Allaha inanma saygım sonsuz...ben burada evrim yok Allah var da demiyorum...benim derdim evrimin dinle bagdaştırılmaması...cunku evrim eger dinle bunu bagdastırıyorsa...

enzimlerin ve ilk proteinin nasıl ortaya cıktıgını acıklayacak...sakın link verme...kendi cumlelerini kullan...

imhotep
09-02-2008, 22:45
imhotep *1 milyon kişide ; 1 i normal cıksa digerleri nasıl evrim geçircek...mutasyonlarla değil mi...eee o zaman iş sarpa sarar yine...dusun istersen bir...cookkkkk gerilere git ve biri saglam cıksın...eee diğerleri mutasyon gecirmeden mi yeni nesiller cıkcak...

haaa evet imhotep hiç bir şeyin yaratıcısı yok,her şey kendiliginden olustu...
surada bir son model araba var...gidip bineyim bari...cunku sahibi yok...sahipsiz kendiliginden orada o...sahibi yok kardesim gider binerim...

bu mudur yani mantık...soyle bakim hacım...bu mudur senin coken mantıgın...
kocaman evrene yaratıcı yok...kucucuk bir arabaya tasarımcı var....

hayret dogrusu ....vallahi sasıyorum mantıgınıza.....

hadi soylesene bana imhotep...diğer canlılar nasıl evrimleşcek...

Sana hoş bir soru soracağım;

Koskoca kusursuz bir evren yaratan çok daha kusursuz bir varlığın neden yaratıcısı yok o halde sayın spartan ? Bırakınız, geçiniz efendim bunları... Esas mantık bu mudur ben size soruyorum.

Mutasyonlarda o 1 milyon kişiden biri pozitif mutasyon geçirir. Yani ortama uyumlu olacak şekilde bir mutasyon. Böyle olunca da o canlı türün devamlılığını sağlar. Diğerlerinin geçirdiği mutasyon ortama uyumsuz olduğu için öleceklerdir. Bahsettiğiniz gibi onların evrimi söz konusu değildir.

spartan-troy
09-02-2008, 22:50
oooooooooooooo *imhotep geriden geliyon bakıyom....
bar bar bagırdım chat odasında...senin gözlerin görmedi galiba...yaww hacım gerçek güç nee...
sen bana akli selimle onu acıkla ki sonra Allaha mana bul...islamiyetin Allahı gözle görülemeyen yaratıcıdır...ve ondan güçlüsü yoktur...

sen simdi soyle bana...akli selimle...senin beynin gerçek gücü ne kadar tanımlıyor...

ikinci soruna gelelim...benim soruma yine cevap vermedin...yine yazdıklarını copy paste yaptın
bak imhotep iyi dinle...diyelim o pozitif mutasyon geciren sahıs,diger nesillere genetigini nasıl aktarcak..bunu soruyorum sana

imhotep
09-02-2008, 23:34
Bakıyorum da yine kıvırmaya başladınız. O sadece Tanrı'ya ait bir özellik dediniz çıktınız işin içinden. İslamiyet öyle diyor zira. Biz ne bilelim ? Kıvırmayın sayın spartan.

Sizin laflarınızı geçtiğim falan yok. Demek ki meramınızı güzel anlatamıyorsunuz. Şu üslubunuza ve Türkçe'yi kullanma biçiminize hiç dikkat etmiyorsunuz ki ! Karşınızdaki sizi anlayamıyorsa gayet haklı.

Genlerini nasıl aktaracak ? Nasıl olacak bir çok üreme şekli var ! Hangisini istersiniz ?

dilaver
09-02-2008, 23:40
basit kardesim... ilk evren yaratıldıktan belirli bir sure sonra ; Allahın inayetiyle gelişti...işte bu kadar basit...benim inancım da tesaduf yok...Allah var...

* dahası gerekli spartan dahası

* *şöyle ayrıntılı bir tarih bilgisi ver bize avcı toplumlardan başlayarak.

* *gücün cevabını verdigimi zannediyorum.

* *saygılarımla

spartan-troy
09-02-2008, 23:52
yaa imhotep sen beni hic anlamıyorsun kafayı yerlere vuruyorum burda harbi soyluyorum
bu kadar mı iletişim kopuklugu olur yaa

bir canlı diyorum o sanslı canlı...genetiğini mutasyonla mı ilerletcek yoksa mutasyonsuz mu ilerletcek diyorum sen kalkmıssın ureme diyorsun yaa...

:D *:D *:D *:D

spartan-troy
09-02-2008, 23:53
dilaver ben evrendeki minimal va maximal gucten bahsediyorum...mesela gunes bir guctur

sanıyorum anlatabildim..

saygılar dilavercim

imhotep
10-02-2008, 00:24
Sorularınız o kadar mantıksız ki, ben mantıklı bir soru haline getirip cevaplandırdığımdan kopukluk yaşamış olabiliriz.

Bir canlı mutasyon geçirir. O çoğalır, diğerleri ölür. Sonra ortam koşullarına direnç kazanan yeni bireyler de yaşar kazanamayan yeni bireyler ölür. Bu böylece devam eder. Bunu anlamak o kadar zor olmasa gerek.

spartan-troy
10-02-2008, 00:28
O çoğalır, diğerleri ölür. *neyle cogalıyor...
diğerleri ölüyorsa..

madde 1 dogaya adaptasyondan bahsetmiyoruz bu birrrrrrrrrrrrrrrrr

ikincisi...biyolojik mutasyonda diyorum ki..eğer milyonda bir canlı sag kalıyorsa,uremesinde mutasyon var mı yok mu? buna cevap istiyorum...normal saglıklı bireyler olarak mı ureme yapar...yoksa yapmaz mı ...evrim mutasyonlarla mı yurur...

imhotep
10-02-2008, 00:34
Dedim ya çoğalmamnın binbir türlüsü var. Hangisini istiyorsunuz ? Bölünerek de çoğalabilir, eşeyli de, tomurcuklanarak da, belki de bizim bilmediğimiz üreme şekilleri de olmuştur tarihte. Sonuçta genetiğini aktarıyor mu aktarıyor ! Nasıl aktardığına bu kadar takılmak neden ?

Mutasyon illa ki canlının üremesi sırasında çıkacak diye bir kaide bulunmamaktadır. Önemli olan bu mutasyonun gonozomunu etkilemiş olmasıdır. Ortama uyum sağlayarak mutasyon geçirmiş birey sağlıklı bir bireydir. Bunun üremesi de haliyle sağlıklı olacaktır. Üremeyi de mecburen yapar zira canlıların ortak özelliğidir. Evrim sadece mutasyonla da yürümez. Evrimin pek çok mekanizması vardır.

spartan-troy
10-02-2008, 00:40
imhotep sana bir soru...insanda kac gen var maymunda kac gen var...mesela hangi genler iş gormez hale geliyor ki mutasyon sonucu baska bir birey doguyor...tabi bu bireyinde ayrı bir enzimleri olmak zorunda...bunu biliyorsun dimi..her canlının enzimleri farklıdır...

mesela sana soyle diyim;
glikoliz cemberinde ki enzimler neden her canlıda aynı...bunu acıklaya bilir misin

bolunme olayı cok komik,amip mi senin atan

okumaya bilirsin ama kendimin hazırladıgı bir yazı var (alıntı ama kendim toparladım kitaplardan netten)

http://troyya-evrimyalani.blogspot.com/2007/09/hcrenin-komplex-yaps-ve-blnmesi.html

saygılar sevgiler...


bir bilim kaynagıyla sonuc yazmak istiyorum


doğada keşfedilen tüm mutasyonların organizma üzerinde mutlaka bozucu bir etkisi vardır.Bu yazımızda bunları kaynaklarıyla net olarak görebildik.Zararsız hiçbir mutasyon yoktur.

Diğer kaynaklar:

[Thomas Efferth] [Adenosine triphosphete – binding cassette transporter genes in ageing and age relateol discases / Non insulin dependent diabetes mellitus] (www.sciencedirect.com /mutations and discases relationship, DNA)
[Anthony J.F Griffith, William M. Gelbart, Jeffrey H. Miller, Richard C. Lewontin] [MODERN GENETİC ANALYSİS] [p:243-246]



Bilmedigini bikmeyenler kendini alim zannederler..

imhotep
10-02-2008, 03:43
Son sözünüzde çok haklısınız. Bilginin kaynağı da önemlidir. Bunu da ekleseydiniz keşke.

Neden tüm canlıların glikoliz sentezi sırasındaki enzimleri aynıdır ? İşte böyle darwinci konuşun canımı yiyin. Bu noktada ortak bir atadan bahsetme ihtimalimiz artar. Ortak yapılar, ortak atalrla açıklanabilir.

Bölünme olayı komik değil. Atam amip de değil. Ama amiple atalarımız ortak, maymunla da. Siz bunu bir türlü anlayamıyorsunuz işte. Tutturmuş sizin atalarınız maymun diyor çıkıyorsunuz. Oysa şu andaki canlılar evrimleşme sonucu birbirlerinden tür olarak ayrılmış canlılardır. Amma ve lakin ataları ortaktır. Hatta türler arası akrabalıklar mevcuttur.

Leoparla sokak kedisinin, kurtla köpeğin, kuşların binbir çeşitinin birbirlerine bu kadar benzemelerini nasıl açıklayabiliriz ? Tanrı mı yarattı dersiniz ?

Link de ÖSS biyolojisi için hoş bir kaynak olmuş. Hazırlanan arkadaşlar varsa yararlansınlar.

imhotep
10-02-2008, 03:49
Bir yerde yazsaydınız yeterdi delidahi. Bize sure ezberletir gibi bu kadar niye tekrarladınız ? Bizi de birilieri gibi doğru-yanlış ayrımında sorgulamadan bazı şeyleri kabullenir insanlardan mı sandınız ?

delidahi
10-02-2008, 03:55
içimden geldi bi sakıncası mı vardı?

imhotep
10-02-2008, 04:15
Yo, hayır. Bir sakıncası yok ama gerek de yok sanki.

spartan-troy
10-02-2008, 13:12
Neden tüm canlıların glikoliz sentezi sırasındaki enzimleri aynıdır ? İşte böyle darwinci konuşun canımı yiyin. Bu noktada ortak bir atadan bahsetme ihtimalimiz artar. Ortak yapılar, ortak atalrla açıklanabilir.



imhotep biyolojin sıfır yemin ediyorum sen biyolojiden cakmıyorsun...butun canlılarda aynı diyorum...neden evrimleşmedi...benim atam fare diyebilirim...darwinin dusuncelerini yerle bir eden bir çemberdir bu...bunu anlamadın yaa helal olsun sana...her canlıda aynı...bitkide bile aynı...buyur cıkar kendi atanı...

saygılarımı sunuyorum
öpüldünüz............ :D *:D *:D *:D

spartan-troy
10-02-2008, 13:15
Bölünme olayı komik değil. Atam amip de değil. Ama amiple atalarımız ortak,

:D *:D *:D *:D *:D


hayy catlattın beni burda...Allahım hayatımda bu kadar catlamadım ben..
iste inkarcılık bu kadar rezil duruma dusurur insanı...amip le ortak atalarımız haa...
vay be ne ataymıs bir amip oluyor bir insan oluyor...cok fonksiyonel canım...portatif mi hacım bu...civataları sokuluyor mu ?

:D

imhotep
10-02-2008, 18:40
İnsanların hiçbir ispata ve bilimsel dayanağa işaret etmeyen, sırf birileri yazdı atalarına zoraki kabul ettirdi diye bazı saçmalıkları kabul etmesi sonra da kalkıp bilimsel tartışmalara girmeye çalışmaları böyle komik vecizelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Her yapının mutasyona uğrayacağından bahsettiğimi hatırlamıyorum. Söylemediğim şeyleri söyler göstermek ne kadar etik onu da size bırakıyorum. İnsanları tüm diğer canlılardan ayırıp kutsal bir statüye sokan dinlere mensup kişilerin kalkıp hayvanlarla ortak mekanizmalarımızdan sözetmesi de bilim adına bir gelişmedir elbet. Takdirle karşılıyorum.

Benzer yapıların akrabalıktan gelebileceğini de göremeyen insanların kalkıp diğerinin biyoloji bilgisi hakkında ahkam kesmesini de gülünç buluyorum.

Bakın sevgili spartan, bu ata dediğimiz şey sizin Tanrınıza benzemez. Öyle farklı suretlerle gelip görünmez yani. Haliyle portatif de değildir. Ata, yaşamış ve ölmüştür. Ondan gelen genetik bilgiler sonraki nesillere aktarılmıştır.

Okuduğunuzu anlamadığınızı daha önce de söylemiştim. Tanrınız civatalarını söküp takarken birkaçını da kullarına nasip etseydi belki daha anlamlı bir tartışma olurdu.

hysteria
10-02-2008, 18:48
"
doğada *keşfedilen *tüm *mutasyonların *organizma *üzerinde *mutlaka *bozucu *bir *etkisi *vardır.Bu *yazımızda *bunları *kaynaklarıyla *net *olarak *görebildik.Zararsız *hiçbir *mutasyon *yoktur. "

bir virus vucudunuzda cogaliyor, sonra vucuda zarar verdigi zaman yada direnci kirdigi zaman hasta oluyorsunuz, ilac aliyorsunuz ve virusten kurtuluyorsunuz, neredeyse butun hepsi oluyor bu viruslerin fakat ne hikmettir bu virusler oteki sene sizin daha once kullandiginiz ilaca direnc kazanmis oluyorlar...
allah allah mutasyona mi ugradi bu virusler acaba? gen alisverisi mi yaptilar da tekrar cogaldilar yoksa?,direnc kazanmis mutlu azinlik(ki bir cesit mutasyon olmasi gerekir bu kazanilan direncin) digerlerine bu direncin genetik kodlarini mi aktardi?
o kadar hayatlarina kastediyoruz bu yaratiklarin bunlar yinede cogalmaya kendi genlerini degistirmeye, herseferinde daha guclu olarak karsimiza cikmaya devam ediyorlar bi turlu nesilleri tukenmiyor...

spartan-troy
10-02-2008, 20:36
imhotep bak nasıl da cevriliyorsun...atayı bizde inkar etmiyoruz...ilk insan yaşamıştır ve onun nesilleri bizleriz...ama mutasyon varsa nesil aktarımlarında bunun olasılıklarını kimse hesaplayamaz...

http://troyya-evrimyalani.blogspot.com/2007/09/proteinlerde-olaslk-hesaplar.html

hemen suraya bakın ve doktor caner taslamanın muthis bir yazısını okuyun...

saygılar sevgiler
öpüldünüz...

spartan-troy
10-02-2008, 20:40
hysteria ona mutasyon denmez...bagısıklık denir yuh artık...bu kadar sacmalanmaz...sen niye her zaman grip oluyorsun...vucuda giren virusu 40 cesitte ondan (misal rakam daha cok) vucut tanıyamıyor giribi...buna aglitinasyon mekanizmaları denir yani antikorların gelen hastalıgı tanıyıp ona karsı savunma mekanizması geliştirir..

bir hafta boyunca ; vermidon kulandın...ama geçmedi hastalıgın..cunku bakteriler o ilaca karsı bagısıklık geliştirdiler yani ilacı tanıyorlar artık...anlatabildim mi canım cicim....

oyle sallamayla bu işler dönmez...
saygılarımı sunuyorum

hysteria
10-02-2008, 20:54
http://www.nzherald.co.nz/section/2/story.cfm?c_id=2&objectid=10123441

bu linke bir bakin isterseniz ne demek istedigimi daha iyi anlarsiniz. bagisiklik degildi kastettigim cunku.

http://www.medicalnewstoday.com/articles/48478.php
ve de burda.

spartan-troy
10-02-2008, 21:28
ohooooo *link verceksek ben bir başladı mı durduramaz yanlız kimse beni...onu soyliyim..linke bogarım burasını...o yuzden bu mesajına cevap vermiyorum...anlamamıs olabilirim...o zaman anlamadıgımı kendi cumlelerini kullanarak soyleyeceksin...

hysteria
10-02-2008, 21:34
peki guzel kardesim, aciklayayim aman linke bogma burayi,

linklerde ozetle diyor ki, kus gribi virusu insandan insana gececek sekilde mutasyona ugruyor, daha az oldurucu olacak sekilde mutasyona ugruyor ki baskalarina bulastiracak kadar tasiyici yasasin.

imhotep
10-02-2008, 23:32
Virüs'ün bağışıklık sistemi !

İşte olay bu !

Bilimde çığır !!!

aydoe
11-02-2008, 00:16
''hysteria ona mutasyon denmez...bagısıklık denir yuh artık...'' spartan ona bağışıklı denmez direnç denir yuh artık....

Hysteria virusların değişik suşlarının geliştiğinden bahsediyor,sen insanın bağışıklık sisteminden bahsediyorsun ,önce okuduğunu doğru anlamaya çalış,sonra cevap yaz

hysteria
11-02-2008, 03:18
"
http://troyya-evrimyalani.blogspot.com/2007/09/proteinlerde-olaslk-hesaplar.html

hemen *suraya *bakın *ve *doktor *caner *taslamanın *muthis *bir *yazısını *okuyun...

saygılar *sevgiler *
öpüldünüz..."

burayi okudum da..

"

Bu olasılığın matematiksel olarak imkansız olduğunu şöyle düşünerek anlayabiliriz. Evrendeki 10^80 protein(proton demek istiyor galiba) ve nötronu, fotonlarla ve elektronlarla toplarsak 10^90’dan küçük bir sayı elde ederiz. Evrenin yaşı olan 15 milyar yıl x 365 gün x 24 saat x 60 dakika x 60 saniye = 473.040.000.000.000.000 saniye; evrenin başından şu ana kadar geçen zamanı ifade eder. Bu sayıya yuvarlak olarak 10^18 saniye diyebiliriz. Bu iki sayıyı çarparsak 10^90 x 10^18 = 10^108 eder. Bu sayı, evrendeki her proton, nötron, elektron ve foton, evrenin her saniyesi bir deneme yapacak olsalar, oluşacak deneme sayısıdır.Saniyede yapılan denemeleri en yüksek kimyasal hız olan 10^12 (bir katrilyon) olarak alırsak; 10^108 x 10^12 = 10^120 eder, oysa 584 amino asitli bir proteinin sırf sol-elli amino asitlerden kurulu olması ve peptid bağı oluşturması gibi basit iki aşamanın oluşma olasılığı 10^351’de 1’dir. Bu, bütün uzayın elektron, proton, nötron ve fotonlarının her biri canlılardaki 20 amino asitten birine dönüşselerdi ve evrenin oluşumundan itibaren her biri saniyede 10^12 deneme yapsalardı bile, tek bir Serum Albumin proteininin amino asitlerinin; sol-elli olmaya ve, peptid bağı yapmaya bile imkan bulamayacaklarını gösterir."

adam evrendeki komple atom sayisini hesaplamis... *guya.. uygun kosullardan haberi yok heralde... SU diye bir seydende...

ama kendi verdigi orneklemelerde dahi gorecektir ki

"İki amino asitin peptid bağıyla bağlanma olasılığı: * (BİR BÖLÜ İKİ)

Üç amino asitin peptid bağıyla bağlanma olasılığı: x (BİR BÖLÜ İKİNİN KAPISI)

Dört amino asitin peptid bağıyla bağlanma olasılığı: xx (BİRBÖLÜ İKİNİN KÜPÜ)"

boyle basit protein zincirlerinin olusma olasiligi bu sure icinde gayet mumkun ve ille 584 amino asitin peptid bağıyla bağlanmasina gerek yok. daha ufak protein zincirleri hayati baslatabilir, ve hayat bir kere basladi mi gerisi corap sokugu gibi gelecektir..

hatta burdan evren basladigindan beri hayat kac kere ortaya cikmistir onu *hesaplamak gerek.

ayrica " Evrendeki 10^80 protein(proton demek istiyor galiba) ve nötronu, fotonlarla ve elektronlarla toplarsak 10^90’dan küçük bir sayı elde ederiz."

yani burdan kocaman evrende 10^90 adet atomik "parca" var sonucu cikiyor. 400 milyon adet galaksi var, her galaksinin icinde bilmem kac milyar yildiz sistemi var, hala tam sinirlari olculememis bir evrende kac tane atom ve atom "parca"lari oldugunu mu bulmus bu amca? tebrik etmek lazim.

bunun sonucu olarak ta 10 uzeri 90 bulmus
dip not:Bir damla su yaklaşık 2×10^21 oksijen atomu ve iki katı kadar da hidrojen atomu içerir.(kaynak:http://www.biomaterials.itu.edu.tr/dersler/Malzeme_Bilimi_2_2007.pdf) dikkat edin sadece bir damla suda ki atom sayisidir bu. atomik partikullerin(elektron, proton,notron vs) sayisi degil.

matematikten anlamayanlar icin ikinci dip not:
sadece bir damla suda 6 X 10^21 adet toplam atom bulunmaktadir iki damla suda ise
1.2 X 10^22 adet toplam atom bulunur. 20 damla su da ise 1.2 X 10^23 adet atom bulunur.hala bir litre suya ulasmadik. daha marmaradan cikip akdenize ulasamadan zaten 10^90 sayisina ulasirsiniz... ki okijen ve hidrojen nispeten hafif atomlardir evrende cok daha agir atomlar mevcut, yani bir damlasinda cok daha fazla atomik partikul iceren atomlar vardir.


ozetle burdaki yazidaki sayilar yanlistir ve yanli olmasina ragmen kucuk aminoasitlerin tesadufen siralanmis olmalari ihtimalinin ne kadar yuksek oldugunu gosteren bir yazidir aslinda.

hysteria
03-03-2008, 07:41
/bump