Orijinalini görmek için tıklayınız : Kuran Mucizeleri
Cihadery
27-06-2005, 14:10
KURAN'IN BİLİMSEL MUCİZELERİ
EVRENİN VAROLUŞU
20. yüzyılın ortalarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. "Statik (durağan) evren modeli" adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.
Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcının varlığını da reddediyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır.
21. yüzyılın başlarında olduğumuz şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda büyük bir patlamayla var olduğu modern fizik tarafından pek çok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır. Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği de saptanmıştır. Bugün bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.
Kuran-ı Kerim'de evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:
O gökleri ve yeri yoktan var edendir... (Enam Suresi, 101)
Kuran'da verilen bu bilgi, çağdaş bilimin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Başta da belirttiğimiz gibi astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. "Büyük Patlama", orijinal adıyla "Big Bang" teorisi, tüm evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır.
Big Bang'den önce madde diye bir şey yoktur. Maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı, tamamen metafizik olarak tanımlanabilecek bir yokluk ortamında, madde, enerji ve zaman bir anda yaratılmıştır. Modern fiziğin ortaya koyduğu bu büyük gerçek, Kuran'da bize 1400 yıl önceden haber verilmektedir.
NASA'nın 1992'de gönderdiği Cobe uydusunun hassas tarayıcıları Big Bang'den sonra tüm evrene yayıldığı varsayılan radyasyonun kalıntılarını buldu. Bu buluş evrenin yoktan var edildiği gerçeğinin bilimsel bir açıklaması olan Big Bang teorisinin ispatı oldu.
EVRENİN GENİŞLEMESİ
Edwin Hubble, dev teleskobuyla.
Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)
Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır.1
Georges Lemaitre
20. yüzyılın başlarına dek bilim dünyasında hakim olan tek görüş, "evrenin durağan bir yapıya sahip olduğu ve sonsuzdan beri süregeldiği" şeklindeydi. Ancak, günümüz teknolojisi sayesinde gerçekleştirilen araştırma, gözlem ve hesaplamalar evrenin bir başlangıcı olduğunu ve sürekli olarak "genişlediğini" ortaya koydu.
Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, 20. yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar.
Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri sayılmaktadır. Hubble bu incelemeler sırasında yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı.
Evren ilk patlamadan bu yana her an büyük bir süratle genişlemektedir. Bilim adamları genişleyen evreni şişen bir balonun yüzeyine benzetmektedirler.
Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble'ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Kısacası yıldızlar sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar. Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli "genişleyen" bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.
Konuyu daha iyi anlamak için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar. Aslında bu gerçek 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri sayılan Albert Einstein tarafından da teorik olarak keşfedilmişti. Fakat Einstein, o devrin genel kabul gören "durağan evren modeli" ile ters düşmemek için, bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein bu davranışını daha sonra, "hayatının en büyük hatası" olarak adlandıracaktı.2
Bu bilimsel gerçek, henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken, Kuran'da asırlar önce açıklanmıştır. Çünkü Kuran, tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın sözüdür.
EVRENİN SONU VE BIG CRUNCH
Big Crunch teorisi, Big Bang'le başlayarak genişlemekte olan evrenin, gittikçe hızlanarak içine çökeceğini öne süren bir teoridir. Teoriye göre evrendeki bu çöküş, evren tüm kütlesini kaybedip sonsuz yoğunluktaki bir noktaya dönüşene dek sürecektir.
Evrenin yaratılışı, önceki konuda da belirttiğimiz gibi Big Bang denilen büyük bir patlama ile başlamıştır ve o zamandan beri evren genişlemektedir. Bilim adamları evrenin kütlesi yeterli miktara ulaştığında, çekim kuvvetleri nedeni ile bu genişlemenin duracağını ve bunun evrenin kendi içine çökmeye, büzülmeye başlamasına sebep olacağını bildirmektedirler.3
Büzülen evrenin de, sonunda "Big Crunch" (Büyük Çöküş) denilen çok yüksek bir ısı ve sıkışma ile sonuçlanacağını ifade etmektedirler. Bu ise, bildiğimiz tüm yaşam şekillerinin yok olması anlamına gelmektedir. Stanford Üniversitesi'nde fizik profesörü olan Renata Kallosh ve Andrei Linde'nin bu konu ile ilgili yaptığı açıklamalar ise şöyledir:
Evrenin akıbeti küçülmeye ve yok olmaya doğru gidiyor. Gördüğümüz ve daha uzaklardaki göremediğimiz herşey bir protondan bile küçük bir nokta şeklinde küçülecek. Sanki kara delik içindeymişsiniz gibi.... Kara enerjinin en iyi tarifinin şu açıklama olduğunu bulduk: Aşama aşama negatif hale gelen bu kara enerji, evrenin dengesinin değişmesine sebep olacak ve büzülüp çökecek... Fizikçiler kara enerjinin, negatif enerjiye dönüşeceğini ve evrenin yakın bir gelecekte büzüleceğini biliyorlar... Fakat bugün görüyoruz ki, biz bu olayın başlangıcında değiliz, ama evrenimizin hayat sirkülasyonunun ortasında olabiliriz.4
Big Crunch olarak ifade edilen bu bilimsel varsayıma, Kuran'da şöyle işaret edilmektedir:
Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette, Biz yapıcılarız. (Enbiya Suresi, 104)
Bir başka ayette ise göklerin bu durumu şöyle tarif edilmektedir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67)
Big Crunch teorisine göre başlangıçta olduğu gibi önce yavaşça, fakat gittikçe hız kazanarak evren çökmeye başlayacaktır. Tüm bunların devamında ise, evren sonsuz yoğunluk ve sonsuz ısıda, sonsuz küçüklükte bir nokta haline gelecektir. Tarif edilen bu bilimsel teori, Kuran ayetleri ile paralellik içindedir. (En doğrusunu Allah bilir)
SICAK DUMANDAN YARATILIŞ
Bugün bilim adamları yıldızların dumandan -sıcak bir gaz bulutundan- oluşumunu gözlemleyebilmektedirler. Sıcak gaz kütlesinden oluşum, aynı zamanda evrenin yaratılışı için de geçerlidir. Kuran'da da evrenin yaratılışı, bu bilimsel bulguları tasdik edecek şekilde tarif edilmiştir:
Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler. (Fussilet Suresi, 10-11)
Yukarıdaki ayette geçen "duman" ifadesi, Arapçada "duhanun" kelimesidir. Ve bu kelime söz konusu kozmik ve sıcak bir dumanı tarif etmektedir. Katı maddelere bağlı uçan parçacıklar içeren, sıcak gaz halinde bir kütle olan bu duman şekli, ayette geçen kelimeyle tam olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü gibi Kuran'da evrenin bu aşamadaki görünümünü tarif eden en uygun kelime kullanılmıştır. Bilim adamları ise evrenin, duman halindeki sıcak bir gaz kütlesinden oluştuğunu 20. yüzyılda keşfetmişlerdir.5
Evrenin yaratılışı ile ilgili böyle bir bilginin Kuran'da bildirilmiş olması, kuşkusuz Kuran"ın bilimsel alandaki bir mucizesidir.
"GÖKLERLE YER"İN BİRBİRİNDEN AYRILMASI
Temsili Big Bang resmi. Allah'ın evreni yoktan var ettiğini bir kez daha ortaya koyan Big Bang, bilimsel delillerle ispatlanan bir teoridir. Bazı bilim adamları Big Bang'e alternatifler üretmeye çalışmışlarsa da, elde edilen deliller Big Bang'in bilim dünyasında kesin bir kabul görmesiyle sonuçlanmıştır.
Kuran'da göklerin yaratılışı hakkında bilgi verilen bir başka ayet ise şöyledir:
O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)
Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen "ratk" kelimesi, Arapça sözlüklerde "birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen "ayırdık" ifadesi ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil bitişik durumdaki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille ifade edilir.
Şimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik, yani "ratk" durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi "fatk" fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. Diğer bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan "gökler ve yer" bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar. Ardından bu nokta şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrılmaktadır.
GÖKLERLE YER ARASINDAKİLERİN YARATILIŞI
Kuran'da, göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların yaratılışı ile ilgili pek çok ayet bulunmaktadır:
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (Hicr Suresi, 85)
Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur. (Taha Suresi, 6)
Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. (Enbiya Suresi, 16)
Bilim adamları başlangıçta sıcak bir gaz kütlesinin yoğunlaştığını, daha sonra bu kütlenin parçalara ayrılarak galaktik maddeleri, daha sonra yıldızları ve gezegenleri oluşturduklarını ifade etmektedirler. Diğer bir deyişle Dünya ve aynı zamanda bütün yıldızlar, birleşik bir gaz kütlesinden ayrılan parçalardır. Bu parçalardan bir kısmı güneşleri, gezegenleri meydana getirmiş, böylece pek çok Güneş Sistemleri ve galaksiler ortaya çıkmıştır. Daha önceki bölümlerde de açıkladığımız gibi evren "ratk" (Füzyon: Birbirine yapışık, birleşik) halindeyken, "fatk" (parçalara ayrılmıştır) olmuştur. Kuran'da evrenin oluşumu, bilimsel açıklamaları tasdikleyen, en uygun kelimelerle anlatılmaktadır.6
Her bölünme, ayrılma olduğunda ise, uzayda yeni oluşan temel cisimlerin dışında birkaç parça dışarıda kalmıştır. Bu fazla parçaların bilimsel adı, "yıldızlar arası galaktik madde"dir. Yıldızlararası madde %60 Hidrojen, %38 Helyum ve %2 de diğer elementlerden oluşmaktadır. Yıldızlararası maddenin %99'u gaz, %1'i de ağır elementlerin 0,0001-0,001 çaplı toz zerrelerinden oluşmaktadır.7
Bilim adamları bu maddeleri, astrofizikteki ölçümler açısından çok önemli görmektedirler. Bu maddeler toz, duman ya da gaz olarak değerlendirilebilecek kadar incedirler. Ancak bu maddelerin tamamı düşünüldüğünde, uzaydaki galaksilerin toplamından daha fazla bir kütle söz konusu olmaktadır. Yıldızlar arası bu galaktik maddelerin varlığı ilk kez 1920'de keşfedilmesine rağmen, yukarıdaki ayetlerde "ikisinin arasındakiler, ikisinin arasındaki şeyler" olarak çevrilen "ma beynehuma" ifadesi ile, Kuran'da bu parçaların varlığına yüzyıllar öncesinden dikkat çekilmiştir.
EVRENDEKİ MÜKEMMEL DENGE
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
Evrendeki milyarlarca yıldız ve galaksi mükemmel bir uyum içinde kendileri için tespit edilmiş yörüngelerinde hareket ederler. Yıldızlar, gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında, hem de bağlı oldukları sistemlerle birlikte dönerler. Hatta bazen içinde 200-300 milyar yıldız bulunan galaksiler birbirlerinin içinden geçip giderler. Bu geçişte, evrendeki büyük düzeni bozacak herhangi bir çarpışma olmaz.
Evrende hız kavramı, Dünya ölçüleriyle karşılaştırıldığında kavranması güç boyutlardadır. Milyarlarca, trilyonlarca ton ağırlığındaki yıldızlar, gezegenler ve sayısal değerleri ancak matematikçilerin anlayabileceği büyüklükteki galaksiler ve galaksi kümeleri uzay içinde olağanüstü bir süratle hareket ederler.
Örneğin, Dünya saatte 1.670 km hızla kendi ekseni çevresinde döner. Bugün en hızlı merminin saatte ortalama 1.800 km'lik bir sürate sahip olduğu düşünülürse, Dünya'nın dev boyutlarına rağmen süratinin ne denli büyük olduğu anlaşılır.
Dünya'nın Güneş etrafındaki hızı ise merminin yaklaşık 60 katıdır: Saatte 108.000 km. (Böylesine büyük bir süratle yol alabilen bir araç yapılabilseydi, Dünya'nın çevresini 22 dakikada dolaşacaktı.) Verdiğimiz bu sayılar sadece Dünya içindir. Güneş Sistemi ise daha da ilginçtir. Bu sistemin sürati mantık sınırlarını zorlayacak derecede yüksektir. Evrende sistemler büyüdükçe sürat artar. Güneş Sistemi'nin galaksi merkezi etrafındaki dönüş sürati, saatte tam 720.000 km'dir. Yaklaşık 200 milyar yıldızı bünyesinde bulunduran "Samanyolu Galaksisi"nin uzay içindeki hızı ise saatte 950.000 km'dir.
Kuşkusuz ki böylesine karmaşık ve hızlı bir sistem içinde dev kazaların oluşma ihtimali son derece yüksektir. Ancak böyle bir durum olmaz ve biz yaşamımızı güven içinde sürdürürüz. Çünkü evrendeki herşey Allah'ın koyduğu kusursuz dengeye göre işlemektedir. İşte bu sebeple ayette bildirildiği gibi tüm bu sistem içinde hiçbir "çelişki ve uygunsuzluk" yoktur.
EVRENDEKİ İNCE AYAR
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştırı" (Nuh Suresi, 15)
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)
Materyalist felsefe, evrendeki ve doğadaki tüm sistemlerin kendi kendine işleyen birer makine gibi olduğu ve bunlardaki kusursuz düzen ve dengenin yaratıcısının rastlantılar olduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Ancak günümüzde, materyalizmin ve onun sözde bilimsel dayanağı olan Darwinizm'in geçersizliği, bilimsel olarak ortaya konmuş durumdadır. (Bkz. Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Araştırma Yayıncılık; Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, Araştırma Yayıncılık)
20. yüzyılda birbiri ardına gelen bilimsel bulgular, hem astrofizik hem de biyoloji alanlarında, evrenin ve canlıların yaratıldığını ispatladı. Bir yandan Darwinizm'in tezleri bir bir çökerken, diğer yandan da evrenin yoktan yaratıldığını gösteren Big Bang teorisi ve maddesel dünyada büyük bir tasarım ve "hassas ayar" (fine tuning) bulunduğunu gösteren bulgular, materyalizm iddialarının asılsızlığını bir kez daha gösterdi.
Canlılığın oluşması için gerekli olan koşullara baktığımızda, bir tek Dünya'nın böylesine özel bir ortama sahip olduğunu görürüz. Yaşam için elverişli olan bu ortamı sağlamak içinse saymakla bitiremeyeceğimiz kadar koşul aynı anda, kesintisiz olarak gerçekleşmektedir. Evrende yaklaşık olarak 100 milyar galaksi ve her birinde ortalama 100 milyar yıldız ve bir o kadar da gezegen olduğu düşünülürse, Dünya'da böylesine istisnai bir ortamın oluşmasındaki önem daha iyi anlaşılacaktır.8
Big Bang'in patlama hızından atomların fiziksel dengelerine, dört temel kuvvetin oranlarından yıldızların simya işlemlerine, Güneş'in yaydığı ışığın cinsinden suyun akışkanlık değerine, Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığından atmosferdeki gazların oranına, Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığından ekseninin yörüngesine olan eğimine, Dünya'nın kendi etrafındaki dönüş hızından Dünya üzerindeki okyanusların, dağların fonksiyonlarına kadar her detay bizim yaşamımız için olağanüstü derecede uygundur. Bugün bilim dünyası evrenin bu özelliklerini, "İnsani İlke" (Anthropic Principle) ve "İnce Ayar" (Fine Tuning) kavramlarıyla ifade etmektedir. Bu kavramlar, evrenin, amaçsız, başıboş, tesadüfi bir madde yığını olmadığını, aksine insan yaşamını gözeten bir amaca göre, hassas bir biçimde tasarlandığını özetlemektedir.
Yukarıdaki ayetlerde Allah'ın yaratmasındaki ölçü ve uyuma dikkat çekilmektedir. Furkan Suresi'nin 2. ayetinde "ölçüp biçmek, ayarlamak, ölçüyle yapmak" anlamlarına gelen "takdiyren" kelimesi, Mülk Suresi'nin 3. ayeti ile Nuh Suresi'nin 15. ayetinde ise "uyum içinde olan" anlamına gelen "tibaka" kelimesi kullanılmaktadır. Ayrıca Allah Mülk Suresi'nde "ihtilaf, aykırılık, uygunsuzluk, düzensizlik, zıtlık" anlamlarına gelen "tefavutin" kelimesi ile uyumsuzluk arayanın bunda başarılı olamayacağını bildirmektedir.
20. yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanan "hassas ayar" (fine tuning) ifadesi de, bu ayetlerde bildirilen gerçeği tasdik etmektedir. Son 20-30 yıl içinde pek çok bilim adamı veya bilim yazarı, evrenin bir rastlantılar yığını olmadığını, aksine her detayda insan yaşamını gözeten olağanüstü bir tasarım ve ayar bulunduğunu gösterdiler. (Bkz. Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı, Araştırma Yayıncılık; Harun Yahya, Mucizeler Zinciri, Araştırma Yayıncılık) Evrendeki birçok özellik, evrenin yaşam için özel olarak tasarlandığını açıkça göstermektedir. Fizikçi Dr. Karl Giberson, bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:
Son 40 yıldır, fizik ve kozmolojideki gelişmeler bilim sözlüğüne "tasarım" kelimesini geri getirdi. 1960'ların başında fizikçiler, insan hayatı için açıkça "ince ayar" yapılmış bir evrenin örtüsünü açtılar. Evrende hayatın var olmasının, kesinlikle olanaksız ve kusursuz bir dengedeki fiziksel faktörlere bağlı olduğunu keşfettiler.9
İngiliz astrofizikçi Prof. George F. Ellis, bu ince ayardan şöyle söz etmektedir:
(Evrendeki) bu kompleksliği mümkün kılan kanunlarda hayret verici bir ince ayar görünüyor. Evrende var olan bu kompleksliğin gerçekleşmesi, "mucize" kelimesini kullanmamayı çok güçleştiriyor.10
Big Bang'in patlama hızı:
Evrenin oluşum anı olan Big Bang'de kurulan dengeler, evrenin tesadüfen oluşamayacağının göstergelerinden biridir. Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden ünlü, matematiksel fizik profesörü Paul Davies'e göre, Big Bang'in ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/10 18) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı.11 Stephen Hawking de, Zamanın Kısa Tarihi isimli eserinde evrenin genişleme hızındaki bu olağanüstü dengeyi şöyle kabul eder:
Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.12
Dört kuvvet:
Bugün modern fiziğin kabul ettiği "dört temel kuvvet"in -yerçekimi kuvveti, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer kuvvet- iletişimi ve dengesi sayesinde, evrendeki tüm fiziksel hareketler ve yapılar meydana gelir. Bu kuvvetler, birbirlerinden olağanüstü derecede farklı değerlere sahiptirler. Ünlü moleküler biyolog Michael Denton, bu kuvvetler arasındaki hassas dengeyi şöyle açıklamaktadır:
Eğer yerçekimi kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Ortalama bir yıldızın kütlesi, şu anki Güneşimiz'den bir trilyon kat daha küçük olurdu ve yaşama süresi de bir yıl kadar olabilirdi. Öte yandan, eğer yerçekimi kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı, hiçbir yıldız ya da galaksi asla oluşamazdı. Diğer kuvvetler arasındaki dengeler de son derece hassastır. Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf olsaydı, o zaman evrendeki tek kararlı element hidrojen olurdu. Başka hiçbir atom olamazdı. Eğer güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvete göre birazcık bile daha güçlü olsaydı, o zaman da evrendeki tek kararlı element, çekirdeğinde iki proton bulunduran bir atom olurdu. Bu durumda evrende hiç hidrojen olmayacak ve yıldızlar ve galaksiler, eğer oluşsalar bile, şu anki yapılarından çok farklı olacaklardı. Açıkçası, eğer bu temel güçler ve değişkenler şu anda sahip oldukları değerlere tam tamına sahip olmasalar, hiçbir yıldız, süpernova, gezegen ve atom olmayacaktı. Hayat da olmayacaktı.13
Gök cisimleri arasındaki mesafeler:
Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşluklar Dünya'da canlı hayatının var olabilmesi için zorunludur. Gök cisimleri arasındaki mesafeler Dünya'daki yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Michael Denton, Nature's Destiny (Doğanın Kaderi) isimli kitabında süpernovalar ve yıldızlar arasındaki mesafedeki dengeleri şöyle açıklamaktadır:
Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından dağıtılan madde o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekan olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki uzaklık, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır.14
Yerçekimi:
- Eğer daha güçlü olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla amonyak ve metan biriktirir, bu da yaşam için çok olumsuz olurdu.
- Eğer daha zayıf olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla su kaybeder, canlılık mümkün olmazdı.
Güneş'e uzaklık:
- Eğer daha fazla olsaydı: Gezegen çok soğur, atmosferdeki su döngüsü olumsuz etkilenir, gezegen buzul çağına girerdi.
- Eğer daha yakın olsaydı: Gezegen kavrulur, atmosferdeki su döngüsü olumsuz etkilenir, yaşam imkansızlaşırdı.
Yerkabuğunun kalınlığı:
- Eğer daha kalın olsaydı: Atmosferden yerkabuğuna çok fazla miktarda oksijen transfer edilirdi.
- Eğer daha ince olsaydı: Hayatı imkansız kılacak kadar fazla sayıda volkanik hareket olurdu.
Dünya'nın kendi çevresindeki dönme hızı:
- Eğer daha yavaş olsaydı: Gece gündüz arası ısı farkları çok yüksek olurdu.
- Eğer daha hızlı olsaydı: Atmosfer rüzgarları çok çok büyük hızlara ulaşır, kasırgalar ve tufanlar hayatı imkansızlaştırırdı.
Dünya'nın manyetik alanı:
- Eğer daha güçlü olsaydı: Çok sert elektromanyetik fırtınalar olurdu.
- Eğer daha zayıf olsaydı: Güneş rüzgarı denilen ve Güneş'ten fırlatılan zararlı partiküllere karşı Dünya'nın koruması kalkardı. Her iki durumda da yaşam imkansız olurdu.
Albedo etkisi: (Yeryüzünden yansıyan güneş ışığının, yeryüzüne ulaşan güneş ışığına oranı)
- Eğer daha fazla olsaydı: Hızla buzul çağına girilirdi.
- Eğer daha az olsaydı: Sera etkisi aşırı ısınmaya neden olur, Dünya önce buzdağlarının erimesiyle sular altında kalır daha sonra kavrulurdu.
Atmosferdeki oksijen ve azot oranı:
- Eğer daha fazla olsaydı: Yaşamsal fonksiyonlar olumsuz şekilde hızlanırdı.
- Eğer daha az olsaydı: Yaşamsal fonksiyonlar olumsuz şekilde yavaşlardı.
Atmosferdeki karbondioksit ve su oranı:
- Eğer daha fazla olsaydı: Atmosfer çok fazla ısınırdı.
- Eğer daha az olsaydı: Atmosfer ısısı düşerdi.
Ozon tabakasının kalınlığı:
- Eğer daha fazla olsaydı: Yeryüzü ısısı çok düşerdi.
- Eğer daha az olsaydı: Yeryüzü aşırı ısınır, Güneş'ten gelen zararlı ultraviole ışınlarına karşı bir koruma kalmazdı.
Sismik (deprem) hareketleri:
- Eğer daha fazla olsaydı: Canlılar için sürekli bir yıkım olurdu.
- Eğer daha az olsaydı: Okyanus zeminindeki besinler suya karışmaz, okyanus ve deniz yaşamı dolayısıyla bütün Dünya canlıları olumsuz etkilenirdi.
Dünya'nın ekseninin eğikliği:
Dünyanın ekseni yörüngesine 23 derecelik bir açıyla eğim yapar. Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden daha fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.
Güneş'in büyüklüğü:
Güneş'in yerinde daha küçük bir yıldızın var olması, Dünya'nın aşırı derecede soğumasına, büyük bir yıldızın var olması ise Dünya'nın sıcaktan kavrulmasına neden olurdu.
Ay ile Dünya arasındaki çekim etkisi:
- Eğer daha fazla olsaydı: Ay'ın şiddetli çekiminin, atmosfer şartları, Dünya'nın kendi eksenindeki dönüş hızı ve okyanuslardaki gelgitler üzerinde çok sert etkileri olurdu.
- Eğer daha az olsaydı: Şiddetli iklim değişikliklerine neden olurdu.
Ay ile Dünya arasındaki mesafe:
- Eğer biraz daha yakın olsaydı, Ay Dünya'ya çarpardı.
- Eğer biraz daha uzak olsaydı Ay uzayda kaybolur giderdi.
- Eğer biraz daha az yakın olsaydı, Ay'ın Dünya üzerinde meydana getirdiği gel-gitler tehlikeli boyutlarda büyürdü. Okyanus dalgaları, kıtaların alçak yerlerini kaplardı. Bunun sonucunda ortaya çıkan sürtünme okyanusların ısısını artırır ve Dünya'da yaşam için gerekli olan hassas ısı dengesi yok olurdu.
- Eğer biraz daha az uzakta olsaydı, gelgit olayları azalırdı ve bu da okyanusların daha hareketsiz olmasına neden olurdu. Durgun su denizdeki hayatı tehlikeye sokar, bununla birlikte soluduğumuz havadaki oksijen oranı tehlikeye girerdi.15
Dünya'nın ısısı ve karbon temelli yaşam:
Yaşamın temeli olan karbon elementinin varlığı belli sınırlarda kalan sıcaklığa bağlıdır. Karbon, aminoasit, nükleik asit ve proteinler gibi yaşamı oluşturan temel organik moleküller için gereken bir maddedir. Dolayısıyla hayat, ancak karbon temelli olarak var olabilir ve bunun için de mevcut sıcaklığın en az -20 0C en çok +120 0C olması gerekmektedir. Nitekim Dünya'nın ısısı tam bu aralıktadır.
Burada sayılanlar Dünya'da yaşamın oluşabilmesi ve canlılığın devam edebilmesi için gereken, son derece hassas dengelerden sadece birkaçıdır. Yalnızca burada sayılanlar bile evrenin ve Dünya'nın tesadüfler sonucunda, rastgele olayların ardı ardına gelmesiyle oluşamayacağını kesin olarak ortaya koymak için yeterlidir. 20. yüzyılda kullanılmaya başlayan "ince ayar", "insani ilke" kavramları, Kuran'da yüzyıllar evvelinden bildirilen "uyum ve ölçü ile yaratılış"ı tasdik etmektedir.
GÜNEŞ, AY VE YILDIZLARIN YAPILARINDAKİ FARKLILIK
Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik. Parıldadıkça parıldayan bir kandil (Güneş) kıldık. (Nebe Suresi, 12-13)
Bilindiği gibi Güneş, Güneş Sistemi'ndeki tek ışık kaynağıdır. Teknolojik imkanların gelişmesiyle birlikte, astronomlar Ay'ın bir ışık kaynağı olmadığını, sadece Güneş'ten gelen ışığı yansıttığını keşfetmişlerdir. Yukarıdaki ayette geçen "kandil" ifadesi de, Arapçada ısı ve ışık kaynağı olan Güneş'i en mükemmel şekilde tarif eden "sirac" kelimesidir.
Allah Kuran'da Ay, Güneş ve yıldızlar gibi gök cisimlerinden bahsederken farklı kelimeler kullanmaktadır. Bunlardan Güneş ve Ay'ın yapıları arasındaki farklılık Kuran'da şöyle ifade edilmiştir:
Ve Ay'ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş'i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 16)
Yukarıdaki ayette Ay için ışık (Arapça "nur"), Güneş için kandil (Arapça "sirac") kelimeleri kullanılmıştır. Bu kelimelerden Ay için kullanılan, ışığı yansıtan, parlak, hareketsiz bir kitleyi ifade eder. Güneş için kullanılan kelime ise, sürekli yanma halinde olan, ısı ve ışık kaynağı, gökteki bir oluşum anlamına gelmektedir.
Diğer taraftan "yıldız" kelimesi Arapçada "beliren, ortaya çıkan, görünen" anlamlarına gelen "neceme" kökünden türemiştir. Ayrıca yıldız aşağıdaki ayetteki gibi, ışığıyla karanlıkları delen, parıldayan, kendi kendini tüketen ve yanan anlamlarına işaret eden "sakib" kelimesiyle de nitelendirilmiştir:
(Karanlığı) Delen yıldızdır. (Tarık Suresi, 3)
Günümüzde Ay'ın kendi ışığını yaymadığı, Güneş'ten gelen ışığı yansıttığı bilinmektedir. Güneş ve yıldızların ise kendi ışıklarını yaydıklarını biliyoruz. Kuran'da bu gerçekler insanların gök cisimleri ile ilgili bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönemde yani bundan 14 asır evvel bildirilmiştir.
YÖRÜNGELER VE DÖNEN EVREN
Evrendeki büyük dengenin en önemli nedenlerinden biri, kuşkusuz gök cisimlerinin belirli yörüngeler izliyor olmasıdır. Yıldızlar, gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında, hem de bağlı bulundukları sistemle birlikte dönmekte, evren tıpkı bir fabrikanın dişlileri gibi ince bir düzen içinde çalışmaktadır.
Evrenin görebildiğimiz kısmında 100 milyardan fazla galaksi mevcuttur ve küçük galaksilerde yaklaşık bir milyar, büyük galaksilerde ise bir trilyondan fazla yıldız bulunur.16 Bu yıldızların pek çoğunun gezegenleri, bu gezegenlerin de uyduları vardır. Tüm bu gök cisimleri çok ince hesaplarla saptanmış yörüngelere sahiptir. Ve milyonlarca yıldır her biri kendi yörüngesinde diğerleriyle kusursuz bir uyum ve düzen içinde akıp gitmektedir. Bunların dışında pek çok kuyruklu yıldız da kendisi için tespit edilmiş olan yörüngede yüzüp gider.
Evrendeki yörüngeler sadece bazı gök cisimlerine ait değildir. Güneş Sistemimiz hatta diğer galaksiler, başka merkezler etrafında büyük bir hareketlilik gösterirler. Dünya ve onunla birlikte Güneş Sistemi her yıl, bir önceki yerinden 500 milyon km uzakta bulunur. Gök cisimlerinin yörüngelerinden en ufak bir sapmanın bile sistemi altüst edecek kadar önemli sonuçlar doğurabileceği hesaplanmıştır. Örneğin Dünya yörüngesinde, normalden fazla veya eksik 3 mm'lik bir sapmanın yol açabilecekleri, bir kaynakta şöyle tarif edilmektedir:
Dünya, Güneş çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde doğru bir çizgiden ancak 2,8 mm ayrılır. Dünya'nın çizdiği bu yörünge kıl payı şaşmaz; çünkü yörüngeden 3 mm'lik bir sapma bile büyük felaketler doğururdu: Sapma 2,8 yerine 2,5 mm olsaydı, yörünge çok geniş olurdu ve hepimiz donardık; sapma 3,1 mm olsaydı, hepimiz kavrularak ölürdük.17
Gök cisimlerinin bir başka özelliği de, yörüngelerinin dışında bir de kendi etraflarında dönmeleridir. Kuran'da "Dönüşlü olan göğe andolsun." (Tarık Suresi, 11) ayeti ise tam da bu gerçeğe işaret eder. Elbette, Kuran'ın indirildiği dönemde insanlık, günümüzdeki gibi uzayı milyonlarca kilometre uzaklara dek gözlemleyecek teleskoplara, gelişmiş gözlem teknolojilerine, modern fizik ve astronomi bilgilerine sahip değildi. Dolayısıyla uzayın, ayette bildirildiği gibi, "özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" (Zariyat Suresi, 7) olduğunu, o dönemde bilimsel olarak tespit edebilmek imkansızdı. Ancak o çağda indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de bu gerçek bizlere açıkça haber verilmiştir; çünkü Kuran, Allah'ın sözüdür.
Evrendeki pek çok kuyruklu yıldız gibi soldaki resimde görülen Halley kuyruklu yıldızı da planlı bir harekete sahiptir. Kendisine ait belirli bir yörüngesi vardır ve diğer gök cisimleriyle birlikte, kusursuz bir uyum ve düzen içinde bu yörüngede hareket etmektedir. Evrendeki tüm gök cisimlerinin, gezegenlerin, bu gezegenlerin uydularının, yıldızların, hatta galaksilerin bile çok ince hesaplarla saptanmış yörüngeleri vardır. İşte bu kusursuz düzeni kuran ve devamlılığını sağlayan, tüm evreni yaratmış olan Allah'tır.
GÜNEŞ'İN GİDİŞ İSTİKAMETİ
Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesi olduğu vurgulanır:
Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)
Yukarıdaki ayette geçen "yüzme" kelimesi Arapçada "sabaha" olarak ifade edilir ve Güneş'in uzaydaki hareketini anlatmak üzere kullanılmaktadır. Bu kelime Güneş'in uzayda hareket ederken kontrolsüz olmadığı, ekseni üzerinde döndüğü ve dönerken bir rota izlediği manasındadır. Güneş'in sabit olmadığı belli bir yörüngede yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:
Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan, bilenin takdiridir. (Yasin Suresi, 38)
Kuran'da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astronomik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda saatte 720.000 km'lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu, kabaca bir hesapla, Güneş'in günde 17 milyon 280 bin km yol katettiğini gösterir. Güneş'le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi katederler.
AY'IN YÖRÜNGESİ
Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). Ne Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir (Yasin Suresi, 39-40 )
Ay, Dünya'yla birlikte Güneş'in etrafında da döndüğünden, uzayda sürekli "S" harfi benzeri bir yörünge çizer. Bu yörüngenin görünümü, Kuran'da bildirildiği gibi kuru hurma dalınının eğriliğine benzemektedir.
Ay'ın yörüngesi diğer gezegenlerin uyduları gibi düzgün bir yörüngede ilerlemez. Ay, yörüngesinde seyrederken Dünya'nın bazen önüne bazen arkasına geçer. Aynı zamanda Dünya'yla birlikte Güneş'in etrafında da döndüğünden, uzayda sürekli "S" harfi benzeri bir yörünge çizer. Ay'ın uzaydaki bu yörüngesinin şekli, Kuran'da "eski bir hurma dalı gibi döndü (döner)" ifadesiyle tarif edildiği gibi, kurumuş hurma ağacı dalının eğriliğine oldukça benzemektedir. Nitekim ayette geçen "urcun" kelimesinin anlamı, kuruyup incelmiş, bükülmüş hurma dalıdır ve hurma ağacının meyveleri toplandıktan sonra, salkımdan geriye kalan kısmı ifade etmek için kullanılır. Ayrıca bu salkım dalının "eski" ifadesiyle tasvir edilmesi de son derece hikmetlidir, çünkü hurma dalının eskisi daha ince ve daha eğridir.
Kuşkusuz ki 1400 sene evvel Ay'ın yörüngesi hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildi. Günümüz teknolojisi ve bilgi birikimi ile tespit edilebilen bu şeklin, Kuran'da böylesine kusursuz bir benzetme ile bildirilmesi, Kuran'ın bir başka bilimsel mucizesidir.
AY YILININ HESAPLANMASI
Güneş'i bir aydınlık, Ay'ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır. (Yunus Suresi, 5)
Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). (Yasin Suresi, 39)
Yukarıdaki ilk ayette Allah, Ay'ın insanlar için yıl hesabının yapılmasında bir ölçü olacağını açıkça bildirmiştir. Ayrıca bu hesapların, Ay'ın yörüngesinde dönüşü sırasında alacağı konumlara göre yapılacağına da dikkat çekilmiştir. Dünya-Ay ve Dünya-Güneş doğrultuları arasındaki açı sürekli olarak değiştiğinden, biz Ay'ı çeşitli zamanlarda değişik şekillerde görürüz. Ayrıca Ay'ı görebilmemiz, Ay'ın Güneş'ten aldığı ışığı yansıtması ile mümkün olduğundan, Ay'ın Güneş tarafından aydınlatılan yüzü, Dünya'daki gözlemciye göre sürekli şekil değiştirir. İşte bu değişimler göz önünde bulundurularak birtakım hesaplamalar yapılır ki, bu da insanlar için yıl hesabını mümkün kılar.
Eskiden 1 ay, insanlar tarafından iki dolunay arasındaki zaman veya Ay'ın Dünya etrafında döndüğü zaman olarak hesaplanırdı. Buna göre 1 ay, 29 gün 12 saat ve 44 dakikaya eşitti. Buna "Kameri ay" denir. 12 Kameri ay ise Rumi takvime göre 1 yıl eder. Ancak Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşünü tamamlamasını 1 yıl olarak kabul ettiğimiz Miladi takvim ile Rumi takvim arasında her yıl 11 günlük bir fark oluşur. Nitekim Kehf Suresi'nin 25. ayetinde de bu farka şöyle dikkat çekilmiştir:
Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. (Kehf Suresi, 25)
Ayette geçen zamanı şöyle açıklamak mümkündür: 300 yıl x 11 gün (her yıl için oluşan fark) = 3.300 gündür. 1 Güneş yılının 365 gün 5 saat 48 dakika ve 45.5 saniyeden oluştuğu dikkate alınırsa, 3.300 gün/365.24 gün = 9 yıl'dır. Diğer bir deyişle Miladi takvime göre 300 yıl, Rumi takvime göre 300+9 yıldır. Görüldüğü gibi ayette ince hesaplara dayanan bu 9 yıllık farka dikkat çekilmiştir. (En doğrusunu Allah bilir) Kuşkusuz Kuran'da böyle bir bilgiye dikkat çekilmesi Kuran'ın bilimsel mucizelerinden biridir.
ÇEKİM GÜCÜ VE YÖRÜNGESEL HAREKETLER
Artık hayır; yemin ederim sinip dönen (gezegen)lere, bir akış içinde yerini alanlara; (Tekvir Suresi, 15-16)
Tekvir Suresi'nin 15. ayetinde geçen "hunnes" kelimesi, büzülüp sinen, gerileyen, geri dönen gibi anlamlara gelmektedir. 16. ayette "yerini alanlara" olarak çevrilmiş Arapça deyim ise "kunnes"tir. "Kanis" kelimesinin çoğulu olan "kunnes" ifadesi, belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası, yuvasına girip saklananlar anlamlarına gelir. Yine 16. ayette geçen "akış" kelimesi ise cereyan kökünden türeyen ve akıp giden anlamına gelen "cariye" kelimesinin çoğulu “elcevari”dir. Bu kelimelerin anlamları dikkate alındığında, gezegenlerin çekim güçleri ve yörünge etrafındaki hareketlerine işaret edildiği düşünülebilir.
Yukarıdaki ayetlerde geçen bu kelimeler, çekim kuvvetlerinden kaynaklanan yörüngesel hareketleri tam olarak tarif etmektedir. Bunlardan "hunnes" kelimesi ile, gezegenlerin gerek kendi çekirdeklerine doğru, gerekse Güneş Sistemi'nin merkezi olan Güneş'e doğru çekimlerine dikkat çekilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Çekim gücü evrende zaten var olan bir kuvvettir, ancak bu çekim gücünün matematiksel formüllerle ortaya konması, 17-18. yüzyıllarda yaşamış olan Isaac Newton tarafından mümkün olmuştur. Bir sonraki ayette geçen "elcevari" kelimesi de bu çekime karşı koyan merkezkaç kuvvetinden kaynaklanan yörüngesel hareketleri vurgulamaktadır. Kuşkusuz akıp gidenler anlamına gelen "elcevari" kelimesinin "hunnes" (merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme) ve "kunnes" (güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası) kelimeleri ile kullanılması, 1400 sene evvel bilinmesi mümkün olmayan önemli bir bilimsel gerçeğe dikkat çekmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Ayrıca Kuran'da yemin edilen konulardan biri olan bu ayetler, konunun önemine dikkat çeken bir başka işarettir.
DÜNYANIN YUVARLAKLIĞI
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor... (Zümer Suresi, 5)
Kuran'ın evreni tanıtan ayetlerinde kullanılan ifadeler oldukça dikkat çekicidir. Üstteki ayette "sarıp örtmek" olarak tercüme edilen Arapça kelime "tekvir"dir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı, "yuvarlak bir şeyin üzerine bir cisim sarmak"tır. (Örneğin Arapça sözlüklerde "başa sarık sarma" gibi yuvarlak cisimleri içeren fiiller için bu kelime kullanılır.) Ayette, gecenin ve gündüzün birbirlerinin üzerlerini sarıp-örtmeleri (tekvir etmeleri) konusunda verilen bilgi, aynı zamanda Dünya'nın biçimi konusunda kesin bir bilgi içermektedir. Ancak ve ancak Dünya'nın yuvarlak olması durumunda bu ayette ifade edilen fiil gerçekleşebilir. Yani 7. yüzyılda indirilen Kuran'da Dünya'nın yuvarlak olduğuna işaret edilmiştir.
Unutmamak gerekir ki, o dönemdeki astronomi anlayışında Dünya daha farklı algılanıyordu. O dönemde Dünya'nın düz bir satıh olduğu düşünülüyordu ve tüm bilimsel hesap ve açıklamalar da buna göre yapılıyordu. Ancak Kuran Allah'ın sözü olduğu için, evreni tarif ederken olabilecek en tanımlayıcı kelimeler kullanılmıştır. Kuran ayetlerinde ise bize henüz yakın yüzyılda öğrendiğimiz bu bilgileri 1400 sene öncesinden haber verilmektedir.
DÜNYANIN DÖNÜŞ YÖNÜ
Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır. (Neml Suresi, 88)
Neml Suresi'ndeki ayette Dünya'nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur. 18
Bulut kümelerinin batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya’nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tespit ettiği bu bilimsel gerçek, Kuran’da yüzyıllar öncesinden -Dünya’nın bir düzlem olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 14. yüzyılda- haber verilmiştir.
.
DÜNYA'NIN GEOİT ŞEKLİ
Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi. (Naziat Suresi, 30)
Yukarıdaki ayette "serip döşedi" olarak çevrilen "deha" kelimesi, yaymak anlamına gelen "dahv" kelime kökündendir. Dahv kelimesi, döşemek, düzeltmek anlamlarına gelse de, taşıdığı anlam bakımından basit bir döşeme fiili değildir. Çünkü bu kelimede, yuvarlak olarak düzeltmek, döşemek fiillerini tarif etmek için kullanılmaktadır.
Dahv kelimesinden türeyen diğer kelimelerde de yuvarlaklık anlamı mevcuttur. Örneğin çocukların topu yerdeki bir çukura düşürmeleri, taş atıp çukura düşürme yarışları, cevizle oynanan oyun hepsi dahv kelimesiyle ifade edilmektedir. Devekuşunun yuva yapmasına, yatacağı yerdeki taşları temizlemesine, yumurtladığı yere ve yumurtasına da bu köklerden türemiş kelimeler kullanılır.
Nitekim Dünya’nın şekli de bir yumurtayı andırır şekilde yuvarlaktır. Dünya’nın kutuplardan basık küresel şekli, geoit olarak ifade edilmektedir. Bu bakımdan ayette “deha” kelimesinin kullanılması, Allah’ın Dünya hakkında verdiği önemli bir bilgiyi içermektedir. İnsanların yüzlerce sene Dünya’nın şeklinin düz olduğunu düşünmeleri ve gerçek şeklinin ancak teknolojik imkanlar neticesinde anlaşılması, Kuran’ın Allah’ın vahyi olduğunun önemli delillerinden biridir.
DÜNYA'NIN VE UZAYIN ÇAPLARI
Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız. (Rahman Suresi, 33)
Yukarıdaki ayette bucakları olarak çevrilen kelimenin Arapçası “aktar”dır. “Aktar”, Arapça’da çap anlamına gelen “kutur” kelimesinin çoğuludur ve göklerin ve yeryüzünün birçok çapı olduğunu ifade etmektedir. Arapça'da kelimenin kullanım şeklinden tekil mi, çoğul mu (ikiden fazla mı) ya da ikili formda mı kullanıldığını anlamak mümkündür. Dolayısıyla kelimenin buradaki kullanım şekliyle -ikiden fazla olduğunu ifade eden çoğul kullanımıyla- bir başka mucizevi bilgi haber verilmektedir.
Bilindiği üzere, üç boyutlu bir cisim ancak düzgün bir küresel şekle sahipse tek bir çaptan bahsedilir. Çaplar ifadesi ise ancak düzgün olmayan bir küresel şekle ait olabilir. Nitekim ayette seçilen bu kelime -çaplar- Dünya'nın geoit yapısına işaret etmesi bakımından önemlidir. Ayette ikinci olarak dikkat edilecek konu ise, çaplardan bahsedilirken yeryüzü ve göklerden ayrı ayrı söz edilmesidir.
Albert Einstein'ın Genel Görecelik Teorisi madde, uzay, zaman ve yerçekimi arasındaki ilişkiyi açıklamakta ve modern uzay biliminin evren hakkındaki bakış açısını ortaya koymaktadır. Fakat Einstein bu teorisini, evrenin yapısına uygulamaya başladığında bunun, genişleyen bir evrene işaret ettiğini gördü. Bu o dönemde geçerli olan statik evren modeli ile uyuşmadığı için denklemlerine, hesaplarını statik evren modeli ile tutarlı hale getirecek kozmolojik bir sabit ekledi ve daha sonra bunu "hayatının en büyük gafı" olarak adlandırdı.
Edwin Hubble
1929 yılında ise Edwin Hubble, galaksilerin gerçekten yeryüzünden uzaklaştığını ispat etti ve bu keşif, uzay biliminin gidişatını değiştirdi. Hubble'ın ve sonraki ölçümlerin hepsi, tüm galaksilerin Samanyolu ve komşu galaksilerden uzaklaştığını göstermektedir. Genel Görecelik kuralına göre, evren genişlemektedir; fakat bu, galaksilerin ve diğer kozmik cisimlerin uzayda etrafa dağıldığı anlamına gelmez. Bu, uzayın genişlediği ve bu sırada galaksiler arasındaki mesafenin açıldığı anlamına gelir.
En klasik örnek, evreni, üzerine noktalar çizilmiş bir balona benzetmektir. Balonun esnek kısmı uzayı temsil eder ve noktalar da galaksilerdir. Balon şişirildikçe uzay genişler ve noktalar, yani galaksiler arasındaki mesafe artar. Herhangi bir nokta üzerinde yer alan gözlemci, bizim uzaktaki galaksilerin bizden daha da uzaklaştığını görmemiz gibi diğer noktaların kendisinden uzaklaştığını tespit edecektir.
Rahman Suresi'nin 33. ayetinde geçen, "göklerin çapları" tanımlaması da uzayın küremsi yapısına işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Uzayın değişik yerlerinden uzayın çapları farklı çıkacağı gibi, sürekli genişleyen uzayın çapları da sürekli değişim gösterecektir. Bu bakımdan ayette çap kelimesinin çoğul biçimiyle kullanılması son derece hikmetlidir ve Kuran’ın herşeyin ilmine sahip Rabbimiz’in vahyi olduğunun göstergelerinden biridir.
ATMOSFERİN KATMANLARI
Kuran ayetlerinde evren hakkında verilen bilgilerden biri, gökyüzünün yedi kat olarak düzenlendiğidir:
Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi, 29)
Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi... Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti... (Fussilet Suresi, 11-12)
Dünya, yaşam için gerekli olan özelliklerin tümüne sahiptir. Bunlardan bir tanesi de canlıları koruyan özel bir kalkan görevini yerine getiren atmosferdir. Bugün Dünya atmosferinin üst üste dizilmiş farklı katmanlardan meydana geldiği bilinmektedir. Atmosfer aynen ayette bildirildiği gibi, tam yedi temel katmandan oluşmaktadır. Bu, elbette ki Kuran'ın mucizelerinden biridir.
Kuran'da pek çok ayette kullanılan gök kelimesi tüm evreni ifade etmek için kullanıldığı gibi, Dünya göğünü ifade etmek için de kullanılır. Kelimenin bu anlamı düşünüldüğünde, Dünya göğünün, bir başka deyişle atmosferin, 7 katmandan oluştuğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
Nitekim bugün Dünya atmosferinin üst üste dizilmiş farklı katmanlardan meydana geldiği bilinmektedir.19 Kimyasal içerik veya hava sıcaklığı ölçü alınarak yapılan tanımlamalarda, Dünya'nın atmosferi 7 katman olarak belirlenmiştir.20 Bugün halen 48 saatlik hava durumu tahminlerinde kullanılan ve "Limited Fine Mesh Model" (LFMII) olarak adlandırılan atmosfer modeline göre de atmosfer 7 katmandır. Modern jeolojik tanımlamalara göre atmosferin 7 katmanı şu şekilde sıralanmaktadır:
1- Troposfer
2- Stratosfer
3- Mezosfer
4- Termosfer
5- Ekzosfer
6- İyonosfer
7- Manyetosfer
Bu konuyla ilgili bir diğer mucizevi yön ise Fussilet Suresi'nin 12. ayetinde geçen "Her bir göğe emrini vahyetti" ifadesinde yer almaktadır. Yani ayette Allah’ın her tabakayı belli bir görevle görevlendirdiği belirtilmektedir. İleriki bölümlerde daha detaylı inceleyeceğimiz gibi, yukarıda saydığımız tabakaların her birinin insanların ve yeryüzündeki tüm canlıların yararı açısından çok hayati görevleri vardır. Yağmurların oluşmasından zararlı ışınların engellenmesine, radyo dalgalarının yansıtılmasından göktaşlarının zararsız hale getirilmesine kadar her tabakanın kendine özgü bir işlevi bulunmaktadır.
Aşağıdaki ayetler ise bize atmosferin 7 katmanının görünümü ile ilgili bilgi vermektedir:
"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15)
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır... (Mülk Suresi, 3)
Bu ayetlerde Türkçeye "uyum" olarak çevrilen Arapça "tibakan" kelimesi, aynı zamanda "tabaka, bir şeyin uygun olan kapağı ve örtüsü" anlamlarına da gelir ki, üst katın alt kata uygunluğunu vurgular. Kelimenin çoğul kullanımında ise "tabaka tabaka" anlamı kazanmaktadır. Ayette tarif edilen tabaka tabaka halindeki gök, kuşkusuz atmosferi en mükemmel şekilde ifade eden açıklamalardır.
20. yüzyıl teknolojisi olmadan tespit edilmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bu bilgilerin, 1400 yüzyıl önce indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de açıkça bildirilmesi ise elbette ki çok büyük bir mucizedir.
KORUNMUŞ TAVAN
Kuran'da Allah, gökyüzünün son derece önemli bir özelliğine şöyle dikkat çeker:
Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 32)
Ayette belirtilen gökyüzünün bu özelliği, 20. yüzyıldaki bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.
Dünya'yı çepeçevre kuşatan atmosfer, canlılığın devamı için son derece hayati işlevleri yerine getirir. Dünya'ya doğru yaklaşan irili ufaklı pek çok gök taşını eriterek yok eder ve bunların yeryüzüne düşerek canlılara büyük zararlar vermesini engeller.
Atmosfer, bunun yanı sıra, uzaydan gelen ve canlılar için zararlı olan ışınları da filtre eder. Atmosferin bu özelliğinin en çarpıcı yönü, atmosferin sadece zararsız orandaki ışınları, yani görünür ışık, kızıl ötesi ışınlar ve radyo dalgalarını geçirmesidir. Bunların tümü yaşam için gerekli ışınlardır. Örneğin atmosfer tarafından belirli oranda geçmesine izin verilen ultraviyole ışınları, bitkilerin fotosentez yapmaları ve dolayısıyla tüm canlıların hayatta kalmaları açısından büyük önem taşır. Güneş tarafından yayılan şiddetli ultraviyole ışınlarının büyük bölümü, atmosferin ozon tabakasında süzülür ve Dünya yüzeyine yaşam için gerekli olan az bir kısmı ulaşır.
Atmosferin koruyucu özelliği bunlarla da kalmaz. Dünya, uzayın ortalama eksi 270 C derecelik dondurucu soğuğundan yine atmosfer sayesinde korunur.
Dünya'yı zararlı etkilerden koruyan, yalnızca atmosfer değildir. Atmosferin yanı sıra "Van Allen Kuşakları" denilen ve Dünya'nın manyetik alanından kaynaklanan bir tabaka da, gezegenimize gelen zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Güneş'ten ve diğer yıldızlardan sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar için öldürücü etkiye sahiptir. Özellikle Güneş'te sık sık meydana gelen ve "parlama" adı verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları olmasa, Dünya'daki tüm yaşamı yok edebilecek güçtedir.
Dünya'nın manyetik alanının oluşturduğu manyetosfer tabakası, yeryüzünü gök taşlarından, zararlı kozmik ışın ve parçacıklardan koruyan bir kalkan gibidir. Yandaki resimde Van Allen Kuşakları adı da verilen bu manyetosfer tabakası görülmektedir. Dünya'nın on binlerce kilometre uzağındaki bu kuşaklar, yeryüzündeki canlıları uzaydan gelebilecek öldürücü enerjiden korumaktadır.
Tüm bu bilimsel bulgular, Dünya'nın özel bir şekilde korunduğunu kanıtlamaktadır. Önemli olan, bu korunmanın "gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık" ayetiyle 1400 sene önce Kuran'da haber verilmiş olmasıdır.
Van Allen Kuşakları'nın yaşamımız açısından önemini Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır:
Dünya, Güneş Sistemi'ndeki gezegenler arasında en yüksek yoğunluğa sahiptir. Bu geniş nikel-demir çekirdeği büyük bir manyetik alandan sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen radyasyon koruyucu tabakasını meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü radyasyon bombardımanından korur. Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı, Dünya'da hayat mümkün olmazdı. Manyetik alanı olan ve kayalık bölgelerden oluşan diğer tek gezegen Merkür'dür. Fakat bu manyetik alanın gücü Dünya'nınkinden 100 kat daha azdır. Van-Allen radyasyon koruyucu tabakası Dünya'ya özeldir.21
Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima'ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2.500 0C'ye yükselmiştir.
Kısacası, Dünya'nın üzerinde, kendisini sarıp kuşatan ve dış tehlikelere karşı koruyan mükemmel bir sistem işler. İşte Dünya'yı çevreleyen gökyüzünün bu koruyucu kalkan özelliğini, Allah bizlere yüzyıllar öncesinden Kuran'da bildirmiştir.
Gökyüzünü seyreden insanların çoğunun aklına atmosferin koruyucu yapısı gelmez. Bu yapı olmasa Dünya'nın nasıl bir yer olacağını da insanlar çoğu zaman düşünmezler. Yukarıdaki resimde Dünya'ya düşen bir gök taşının ABD Arizona'da açtığı dev çukur görülmektedir. Eğer atmosfer olmasaydı bu gök taşlarının milyonlarcası Dünya yüzeyine düşer ve gezegen yaşanılmaz bir hale gelirdi. Ancak atmosferin koruyucu özelliği sayesindedir ki, Dünya'daki canlılar güven içinde yaşamlarını sürdürürler. Bu, elbette Allah'ın insanlar üzerindeki bir korumasıdır ve Kuran'da haber verilmiş bir mucizedir.
GÖKYÜZÜNÜN BİNA KILINMASI
O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (Bakara Suresi, 22)
Yukarıdaki ayette gökyüzü için Arapça "essemae binaen" kelimesi kullanılmaktadır. Bu kelime kubbe, tavan anlamlarıyla beraber, Arap Bedevileri tarafından kullanılan çadır benzeri bir kaplamayı da tarif eder.22 Ve söz konusu çadırımsı yapı ile vurgulanan; dış öğelere karşı bir çeşit koruma sağlanmasıdır.
Geminid meteor yağmuru her sene Aralık ayının ikinci haftasında en yoğun şekilde gözlemlenir. Yandaki fotoğrafta görülen kısa çizgiler yıldızlara ait izlerdir; uzun olanlar ise meteorlara aittir. Resimde görülen meteor yağmurunda gök taşları saatte 58 taneye varan yoğunlukta düşmüştür.
Biz çoğunlukla farkında olmasak da, diğer gezegenlerde olduğu gibi Dünya'ya da çok sayıda gök taşı düşmektedir. Diğer gezegenlere düştüklerinde dev kraterler açan bu gök taşlarının Dünya'ya zarar vermemelerinin nedeni, Dünya'yı saran atmosferin düşmekte olan gök taşlarına karşı büyük bir direnç göstermesidir. Gök taşı bu dirence fazla dayanamaz ve sürtünmeden dolayı yanarak büyük bir kütle kaybına uğrar. Böylece, büyük felaketlere yol açabilecek bu tehlike, atmosfer sayesinde engellenmiş olur. Allah yukarıda bahsettiğimiz atmosferin koruyucu özelliği ile ilgili ayetlerin yanı sıra, aşağıdaki ayette de bu özel yaratılışa dikkat çekmektedir:
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 65)
Nitekim bir önceki bölümde de bahsettiğimiz atmosferin koruyucu özelliği, Dünya'yı uzaydan yani dış öğelerden korumaktadır. Yukarıda yer verilen ayetlerde gökyüzü için kullanılan bina kelimesi ile de tam olarak gökyüzünün, Peygamberimiz (sav) döneminde bilinmesi mümkün olmayan bu yönüne dikkat çekilmektedir.
GERİ DÖNDÜREN GÖK
Kuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin 11. ayetinde gökyüzünün "geri döndürücü" özelliğinden şöyle bahsedilir:
Dönüşlü olan göğe andolsun. (Tarık Suresi, 11)
Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen "rec'i" kelimesi, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamlarına gelmektedir. Bilindiği gibi Dünya'yı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan oluşur. Her katmanın, canlılığın yararına yönelik önemli bir görevi vardır. İncelendiği zaman her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır. Burada atmosfer katmanlarının geri döndürme özelliğini birkaç örnekle inceleyelim. Örneğin 13 ile 15 km yükseklikteki Troposfer tabakası, yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak yere geri dönmesini sağlar.
25 km yükseklikteki Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer, uzaydan gelen radyasyon ve zararlı ultraviyole ışınlarını yansıtarak, yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar.
İyonosfer tabakası da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden izlenebilmesini sağlar.
Manyetosfer tabakası ise, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür.
Gökyüzü tabakalarının henüz yakın bir geçmişte keşfedilen bu özelliğinin yüzyıllar öncesinden Kuran'da belirtilmesi, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu bir kez daha tasdik etmektedir.
YERYÜZÜNÜN KATMANLARI
Kuran'da yeryüzü ile ilgili verilen bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat olan gökyüzüne benzerliğidir:
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)
Yukarıdaki ayette dikkat çekilen bu bilgiye bilimsel kaynaklarda da yer verilmekte ve yeryüzünün yedi katmandan oluştuğu açıklanmaktadır. Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir:
1. Kat: Litosfer (su)
2. Kat: Litosfer (kara)
3. Kat: Astenosfer
4. Kat: Üst manto
5. Kat: Alt manto
6. Kat: Dış çekirdek
7. Kat: İç çekirdek
Litosfer, Yunanca kaya anlamına gelen lithos kelimesinden gelmektedir ve Dünya'nın en üst katmanını oluşturan katı kaya tabakadır. Diğer katmanlarla kıyaslandığında oldukça incedir. Litosfer, okyanusların altında ve volkanik açıdan aktif olan bölgelerde daha da incedir. Yeryüzünde bu katmanın ortalama kalınlığı 80 km'dir. Diğer katmanlara göre daha soğuk ve daha katıdır; bu bakımdan yeryüzünde kabuk görevi görür.
Litosferin altında Yunanca zayıf kelimesi Asthenes'ten gelen Astenosfer katmanı bulunur. Bu katman Litosferle kıyaslandığında daha incedir ve hareketli bir tabakadır. Bu katman jeolojik zamanla yüksek ısı ve basınca maruz kaldığında yumuşayıp eriyebilen, sıcak, yarı-katı maddelerden oluşmuştur. Katı Litosfer tabakasının, yavaşça hareket eden Astenosfer tabakası üzerinde yüzdüğü ya da hareket ettiği düşünülmektedir.23 Bu katmanların altında yüksek sıcaklıkta, yarı-katı kayalardan oluşan yaklaşık
Bu iş copy-paste yapmakla olmaz. Fazla kişide bu kadar uzun yazıları okumaz. Kendinden birşeyler katman lazım.
Evrenin oluşumunu aktarmışsın başlarda. Peki Kuranda 6 günde yarattım diyor allah evreni, bu nasıl iş? Hani "ol" demekle oluyordu herşey.
YERİ DÖŞEK GİBİ YAYDIK DEMEK NE DEMEKTİR YUVARLAK NESNE NE ZAMANDAN BERİ YAYILIYOR.
YILDIZLARI, YOLUNUZU BULASINIZ DİYE YARATTIM NE DEMEK OLUYOR
DEPREM OLMASIN DİYE YERYÜZÜNE DAĞLARI YERLEŞTİRMEK DE NE DEMEK OLUYOR
BUNLAR MI MUCİZE
EVRENİN GENİŞLEMESİ RİVAYETİ HİNDUİSTLER M.Ö. 400 YILINDA ZATEN SÖYLÜYORLARDI BU GENİŞLEMENİN BRAHMA GECESİ VE BRAHMA GÜNÜNDE DURACAĞINA İNANIYORLAR.
BİNG BANG TEORİSİ EVRENİN OLUŞMASI TEORİSİ DEĞİLDİR.GÜNEŞ SİSTEMİMİZİN OLUŞMASI TEORİSİDİR.EVREN ZATEN HEP VAR VE AYRICA BİNG-BANG OLSA BİLE ÖYLE KURANDA DENİLDİĞİ GİBİ 6 GÜNDE OLMAZ.
SÜMERLER KİL TABLETLERİNDE 7 GÖK 7 YERDEN ZATEN HEP BAHSEDİYORLAR.
M.Ö. ARİSTONUNDA YERYÜZÜ KATMANLARI HAKKINDA ARAŞTIRMALARI VAR GERÇİ O 9 KATMAN DEMİŞTİ AMA YİNE O ZAMAN İÇİN DÜŞÜNEREK BİR YERYÜZÜ KATMANI OLABİLECEĞİ DÜŞÜNCESİNİ ORTAYA KOYABİLMESİ BİLE YETER
AY TAKVİMİNİ SÜMERLER BULMUŞTUR.BU DA SÜMERLERİN AY'IN HAREKETLERİNİ DE ÇÖZMÜŞ OLDUĞUNU GÖSTERİR ZATEN İSLAM ÖNCESİ ARAPLARDA AY TAKVİMİNİ KULLANIYORLARDI
YAZILARININ TAMAMINI OKUYAMADIM İŞİN GERÇEĞİ ÜŞENDİM ZATEN SEN SAĞDAN SOLDAN KOPYALAMIŞSIN SEN YAZMAK İÇİN EMEK VERMEMİŞSİN BEN NİYE OKUMAK İÇİN EMEK SARFEDEYİM
Yenerick
28-06-2005, 03:04
ya lamı cimi bırakında deist görüşü benimsemek üzere olan biri olarak kafamda bir soru var bu kuran mucilerinden iki denizin birbirine karışmaması gibi bu gün bulundu ama o zaman nasıl biliyordu peygamber böle başka şeylerde varmış buyrun ...
Saygılarımla...
chıdery denen vatandaş yazısını tam okumadım fakat tatlı su tuzlu su islamiyetten çok önceleri zaten vardı. örneğin Plunin bir doğa coğrafyası üzerine araştırma yapmış bir romalı bilim adamıdır.Natıonel Hıstorius adlı kitabında tatlı su ile tuzlu suyun ayrılmadığını açık açık yazıyor bana inanmayın gidin kitabı okuyun.Bu gibi kuran mucizelerinden hiç bahsetmek dahi işstemiyorum hatta emek sarfetmeden kopyalama yapan hazırcılarla hiç uğrşmak istemiyorum.Diyanet olsun diğer islam bilimdir diyen aydın kesim ler olsun hepsi çevresinde ki insanları kandırıp duruyorlar.Efendim islamdan önce hiç bilim yokmuş muş muş muş ulan muhammedin zamanında araplar ağaçların altına sıçarken muhammetten 4.000 rakam yalnış değil dörtbin sene önce sümerler kanalizasyon sistemi kurmuşlar.muhammedin köleleri kuyudan su çekerken sümerler içme suyu şebekesi kurmuş.ay'ın hareketini,bileşik faiz formülünü sümerler bulmuş.Hadi sümerleri geç hititler ne oluyor adamlar bileşik faiz formülünü yalnış hesaplıyorlar diye adamlar ekonomisi çöküyor ta muhametten 2400 rakam yalnış değil ikibindörtyüz sene önce muhammedin zamanında ekonomi kavramı mı varmış.
muhammetten önce aristolar,sokratesler,demokritoslar,platonlar,arci himendsler,geodinoslar,
dyojenler gabeller var daha niceleri var.düşünsenize İmhotep M.Ö.3000 rakam yalnış değil üçbin yılında kafatası ameliyatı yapıyor.Kuranda embriyo hareketleri yazıyor neymiş kuran mucizesi nerde adamlar kurandan ikibin sene önce hiyeroglif yazılarında ambriyo hareketlerini resimli bir şekilde yazmış dahası gabel history and medicine adlı kitabında M.S.7'inci yılda 7.yüzyıl değil 7.yıl embriyo hareketlerini resimlerle kullandığı aletlerle açık açık yazmış.neyse ben fazla yazmak ayrıntılara girmek istemiyorum onlarada artık siz girin siz araştırmalar yapın ezberci olmayıp siz biraz kafa şişirin.Son olarak Bilim Adamları der ki Eğer İskenderiye Kütüphanesi yakılmasa idi bilim şu anda üçyüz yıl ileride idi.iskenderiye kütüphanesine çok millettten saldırı oldu nihai olarak kökünü kurutan müslüman araplar olmuştur.Hz.Ömer İskenderiye kütüphanesi adına aynen şöyle demiş"Kuran'a aykırı kitaplar var ise derhal yakın;kuran'a aykırı olmayan kitaplar var ise yine yakın çünkü onlar zaten kuran da var" işte islamiyetin bilime verdiği değer son camiinin son tuğlası son imamın kafasına düştüğü gün dünya karanlıktan kurtulup aydınlık bir dünyaya kavuşacak mücadelemiz hep bu yönde olacak gerçekler üzerine din insanları hep birbirinden ayırdı gerçekler ise insanları birbiriyle birleştirdi.
Cihadery
28-06-2005, 11:47
Melih bey!
Yazdığım diğer bölümlerde de yazının harunyahya ya ait olduğunu yazdım..yani emeğe saygısızlık değil..
Eğer bunları bile aptalca kuramlarla çürütmeye çalışıyorsanız size diyecek birşeyim yok..Yazılanların hepsi bilimsel olarak kanıtlanmış olan kuran mucizeleri ama sizlerin kalbi ..gerçekten mühürlenmiş..bunları anlamak işinize gelmiyor...
"Bu söylenenler, onların Allah'a ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır"
Sizleri Allah a havale ediyorum..Şüphesiz allah herşeyi en iyi bilendir..
SAYIN CİHAD SEVER HARUN YAHYA O KİTAPLARI YAZARKEN EMEK Mİ VERMİŞ HARUN YAHYA SENDEN BETER KOPYACI O KİTAPLARI AVRUPA DA AMERİKADA KİLİSE TAKIMINDAN MAAŞ ALAN HIRİSTİYANCI BİLİM ADAMLARININ KİTABINDAN ALMIŞ.HARUN YAHYA ADAMLARINA TERCÜME ETTİRMİŞ ADAMLARINA BASTIRIP ÇOĞALTMIŞ ONUN HİÇ BİR EMEĞİ YOK O SADECE LÜKS MALİKANELERDE MANKEN MOTORCULARLA SİKİŞMESİNİ BİLİR
Kuranın en büyük mucizesi akraba evliliğine izin vermesidir...bundan iyi mucize mi olur...
Pegasus'a bir ilave de benden: İlk indiği söylenen Alak Suresi, mantıken Kuranın ilk suresi olması gereken 96. suresidir!!!!! Alın size sayısal mucize!
Mucize Türkleri lanetleyen bir adamın uydurduğu dinin Türkler tarafından yüceltilmesidir.
sayın chadery o senin kuranda yazan evrenin genişleme olayları m.ö. 400
yılında hinduizm dini zaten söylüyor evren genişliyor evrenin genişlemesi brahma günü ve brahma gecesinde duracak ve evren tekrar aynı konumuna gelecek bunlar ilk çağ filozoflarından gelen kaynaklar filozofların söyledikleri nedense sizin hep aynı olan dinlerinize kaynak oluyor.Örneğin aristo dünyayı koruyan etrafını çevreleyen katmanlar var diyor ta m.ö.400 yılında sizde 1000 yıl sonra kuranda dünyada 7 katmanın dünyayı koruduğunu yazan ayetler var deyip bunu ilk kuran yazdı deyip milleti uyutuyorsunuz.siz zannediyorsunuz ki m.s.600 yılından önce bilim yoktu bebeğin anne karnında ki geçirdiği evreleri ilk kuran yazıyor diyorsunuz değilmi gene yanılıyorsunuz m.ö. 3000 yalnış değil yazıyla yazayım istiyorsan milattan önce üçbin yılında mısırlılar zaten bunu dev lahitlerine zaten yazmışlar siz hayatınızda discovery chanell izlediniz mi yoksa siz hala hülya avşar'ın o yaşta bikini giymesi yalnış mı doğru mu diyen kanallara mı takılıyorsunuz
kuran mucizesi :
kuran-ı kerim in ilk "k" sayfasi koparılıp , elde edilen "k" adet kagıt parcası surekli ikiye bolundugunde , n yineleme sayısı olmak uzere k*2^n denklemi elde edilir ki , bu da kuran-ı kerimin uslu sayılardan haberdar oldugunu gostermez mi ha gostermez mi ulan !! :)
Diyanet İşleri Başkanlığı
Dr. Lütfi Doğan
Kuran Meali`nin Basım Tarihi ve Yeri ===> Ankara 1973
Zariyat Suresi 47. Ayet ===> Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz Biz geniş kudret sahibiyiz.
Şimdi günümüz Diyanet mealine bakalım:
Yıl 2005 ve Zariyat suresi 47. ayetin çevirisi ====> Gögü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genisleticiyiz
Bunu dinlerde özgürlük bölümünde yazmıştım önceden.Birçok arkadaş da bu konu hakkında yığınla şey yazdı ancak okumayanlar için bir kez daha buraya ekliyorum.
Japonyada bilim adamları artık kuranı referans olarak kullanıyorlarmış
Ne zaman bir şey bulmak isteseler kurana bakıyorlarmış ve yeni bir buluş yapıyorlarmış.
Bilim kitaplarının yanında kuran baş köşede bulunuyormuş
Nomore__lie
18-08-2005, 09:33
Japonyada bilim adamları artık kuranı referans olarak kullanıyorlarmış
Ne zaman bir şey bulmak isteseler kurana bakıyorlarmış ve yeni bir buluş yapıyorlarmış.
Bilim kitaplarının yanında kuran baş köşede bulunuyormuş
tabi biliyorum sony -jvc- suziki -hond bla bla hep kurandan yapmışlar... orda varmış tarifi....valla ... .. aqma tek mucuze tanırım kuranı yırtan kız.....kukreyen aslan 2 nci...
Fatih kaç yaşındasın bilmiyorum ki kusura bakma ama bilmediğin bir konuda konuşmuşsun..Zırvalamışsın..Bak arkadaşım Kur'an bir Coğrafya,Tarih,Kimya,Astronomi,Matematik kitabı değildir..
İçinde mucizeler yer alıyorsa,buda insanların Kur'an'ın Allah(c.c) tarafından indirildiğinin bilinmesi,inanılması içindir.Çünkü onu yerin ve göğün sırlarını bilen indirmiştir.İyice okumanı ve düşünmeni tavsiye ederim..
Nomore ise ifritleşmiş bir insan..Şeytandan duyacağın vesveseleri ondanda duyabilirsin..Kafasının içinde de beyin yerine "saman" olduğunu ancak öldükten sonra otopside anlayabileceğiz..
Nomore__lie
21-08-2005, 17:46
Fatih kaç yaşındasın bilmiyorum ki kusura bakma ama bilmediğin bir konuda konuşmuşsun..Zırvalamışsın..Bak arkadaşım Kur'an bir Coğrafya,Tarih,Kimya,Astronomi,Matematik kitabı değildir..
İçinde mucizeler yer alıyorsa,buda insanların Kur'an'ın Allah(c.c) tarafından indirildiğinin bilinmesi,inanılması içindir.Çünkü onu yerin ve göğün sırlarını bilen indirmiştir.İyice okumanı ve düşünmeni tavsiye ederim..
Nomore ise ifritleşmiş bir insan..Şeytandan duyacağın vesveseleri ondanda duyabilirsin..Kafasının içinde de beyin yerine "saman" olduğunu ancak öldükten sonra otopside anlayabileceğiz..
hepiniz fatih in yasindasiniz ki........
nomorelie sen önce nickini değiştir.Bundan sonra senin nickin morelie olsun...Burada heva ve hevesinden söylediğin yalanların haddi hesabı yok hatta senin için söylediğin doğrumudur,yalanmıdır onunda önemi yok...Senin için sadece inekler yemeden yapılacak otopsi sonucunu bekliyoruz..
Nomore__lie
21-08-2005, 21:01
nomorelie sen önce nickini değiştir.Bundan sonra senin nickin morelie olsun...Burada heva ve hevesinden söylediğin yalanların haddi hesabı yok hatta senin için söylediğin doğrumudur,yalanmıdır onunda önemi yok...Senin için sadece inekler yemeden yapılacak otopsi sonucunu bekliyoruz..
sinavda basiarilar size......
niye vakit olduruyosun ki burda ..... ..sinava hazirlan sana burdan bonus cikmaz..
1= aslan kiz
2= kukreyen aslan
more_lie aklını kullan,inadı bırak ,düşün bu sınavın bir tekrarı yoktur bütünlemeyede giremezsin.Amacımız bonus kazanmak değil,sizin millete tabelalrı değiştirip yanlış yolu göstermenizi engellemek...Akıbet muttekilerindir...
Cengaver
24-08-2005, 15:39
kuran mucizesi :
kuran-ı kerim in ilk "k" sayfasi koparılıp , elde edilen "k" adet kagıt parcası surekli ikiye bolundugunde , n yineleme sayısı olmak uzere k*2^n denklemi elde edilir ki , bu da kuran-ı kerimin uslu sayılardan haberdar oldugunu gostermez mi ha gostermez mi ulan !! :)
Senin Yazdığın Bu Cevap Cahilliğinide Göstermezmi Ulan
Bunlar kuranın bilinçi bir zekanın ürünü olduğunun kanıtıdır. bizim kitabımızda ne bir fazla ne bir eksik kelime söz konuus değildir. kelimelerin adedi bile hesaplanmıştır. işte günümüzde dikkat çeken bazı gerçekler.
BİR GÜN
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da tekil olarak “bir gün (yevm)” kelimesi 365 defa
geçer. 365 sayısı sadece takvimin gün sayısı olarak
düşünülmemelidir. 365, aynı zamanda Dünya ile Güneş
arasındaki astronomik ilişkiyi ifade eden bir sayıdır.
Dünya, Güneş etrafında bir kez dönüşünü tamamladığında,
kendi etrafında 365 kez dönmüş olur. Yani Dünya, Güneş
etrafında bir kez döndüğünde, Dünya’da 365 tane gün
oluşmuştur. “Gün” kelimesinin tekil kullanımının 365’i
vermesi de önemlidir. Çünkü, Dünya’nın Güneş
çevresindeki dönüşünde 365 tekil gün oluşur. Kuran’da bu
kelimenin 200, 300 veya 400, 500... olarak değil tam 365
olarak geçmesi sizce tesadüf mü? Gerçekten de “bir gün
(yevm)” kelimesinin kullanımı; anlaşılması kolay,
taklidi imkansız Kuran mucizelerine bir örnektir. Bu
örnek tek başına bile Kuran’da bilinçli bir
mate-matiksel düzen olduğunu ortaya koyabilir. Bu
bölümdeki 50 örnek ve daha sonra 19’larla ilgili bölüm
incelenirse, Kuran’daki matematiksel mucizenin boyutu
daha iyi anlaşılacaktır.
GÜNLER
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da “gün” kelimesinin birçok kullanım tarzı
mucizevidir. “Gün” kelimesinin tekil kullanımları 365
kez geçerken, gün kelimesinin çoğul kullanımları (eyyam,
yevmeyn) ise 30 defa geçmektedir. Böylece bir ayın gün
sayısını ifade eden 30 sayısı verilir. Bir senede birden
fazla ayın olmasından dolayı bu günlerden farklı aylar
oluşur. Oysa 365 gün, bir tane yılı oluşturur. Böylece
“gün” kelimesinin tekilinin (yevm) 365 defa geçmesi
gibi, çoğulunun da (eyyam, yevmeyn) 30 defa geçmesi
anlamlıdır.
Güneş takvimi 30 ve 31 günlük aylardan oluşurken, Ay’a
bağlı takvim 29 ve 30 günlük periyodlardan oluşur.
Böylece 30 her iki takvimin kesişim kümesidir. Kuran’ın
indiği toplumda Ay takvimi kullanıldığını gözönüne
alırsak 30 sayısının kullanılması yine anlamlıdır. Ay’ın
(gökteki gezegen) bir ayı (yılın kısmı olan) oluşturma
süresi 29.53 gündür. Bunun yuvarlatılmışı ise 30’dur. Bu
tarz matematiksel mucizelerde Kuran’ın matematiksel
işlem olan yuvarlamayı tam doğru yaptığına tanık
olmaktayız. Nitekim Dünya, Güneş’in çevresinde 365.25
günde dönüşünü tamamlar. Bunun yuvarlatılmışı 365’tir.
GÜN KELİMESİNİN TÜREVLERİ
--------------------------------------------------------
------------------------
“Gün (yevm)” kelimesinin Kuran’da tekil olarak 365 kez,
çoğul olarak 30 kez geçtiğini gördük. “Gün” kelimesinin
bütün türevleriyle kullanımı ise 475 kezdir. Yani “gün”
kelimesinin tekil, çoğul ve diğer türevlerinin toplamı
475’tir. 475 sayısı 19x25’e eşittir. Kuran’daki
matematiksel mucizeyi incelediğimiz bu
Kelime-Uyumlarındaki-Matematiksel-Mucize kısmından sonra
19 Mucizesi’ni inceleyeceğiz. O bölümü okuduğunuzda
19’un neyi ifade ettiğini daha iyi anlayacaksınız.
Kuran’daki Kelime-Uyumlarının-Mucizesi ile Kuran’daki 19
sistemi bu örnekte olduğu gibi içiçe geçebilmektedir.
“Gün” kelimesinin Kuran’daki kullanımı, 19 mucizesinden
bağımsız olarak da mucizevi özellikte olduğu için, biz
“gün” kelimesi ile ilgili bulguları
Kelime-Uyumlarında-Matematik (KUM) açısından inceledik.
“Gün” kelimesinin türevlerindeki 19 çarpanı gibi 25
çarpanı da özel bir sayıyı ifade eder. Daha önce
belirttiğimiz gibi gün kavramı Dünya’nın Güneş ile
ilişkisi sonucunda oluşmaktadır. Dünya Güneş’in
çevresindeki bir dönüşünü gerçekleştirirken 365 kez
kendi çevresinde döner. Oysa bu arada Güneş de kendi
çevresinde aynı şekilde dönmektedir. Peki, Dünya kendi
çevresinde 365 kez döndüğü zaman Güneş kendi çevresinde
kaç kez döner? Sıkı durun, tam 25 kere... Anlaşılması
kolay, taklidi imkansız bu mucizenin belirttiği sayı,
Kuran’ın indiği dönemde, indiği bölgede bilinmiyordu.
Kuran’ın anlamlı tekrar sayılarında, o sayıların
belirttiği oluşumlara işaret etmesi mucize olduğu gibi,
bu sayıların o dönemde bilinmeyenleri ifade etmesi de
mucize oluşturmaktadır.
Ayrıca 25’in katsayısı olan 19’un Güneş-Dünya-Gün
kavramları bağlamında önemi vardır. Çünkü Dünya’nın,
Güneş’in ve Ay’ın aynı hizaya geldiği Meton devri; 19
Dünya yılında bir oluşur. Yani Güneş bir Meton devrinde
19x25= 475 defa kendi etrafında dönmüş olur. (Bir
sonraki bölüm KUM-4’ü okuyun). Evet, tam 475 kez. Bu
sayı tamı tamına gün kelimesinin tüm türevleriyle
Kuran’daki geçiş sayısına eşittir.
SENE
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da “sene” kelimesinin tüm türevleri (sinet, sinin)
19 defa geçer. Güneş’e bağlı ilerleyen takvimin ve Ay’a
bağlı takvimin süreleri, artık yıllarından dolayı
düzeltilmeye muhtaçtır. Dünya, Güneş’in etrafında 365
kez dönünce; Ay, Dünya’nın ve kendisinin etrafında 12
defa döner. Bu bir yıldır. Fakat Dünya bu dönüşünü
tamamlayıp başlama noktasına geldiğinde Ay bu noktaya
gelmez. Dünya ile Ay’ın aynı başlama noktasına gelişleri
19 senede bir gerçekleşir. 19 seneden oluşan bu dönem
Meton devri olarak anılır. 19 senede bir düzeltilen Ay
takviminin bu sürede 7 yılı artık (355 gün), 12 yılı ise
tamdır (354 gündür). “Sene” kelimesinin 7’si tekil
(sinet) 12’si çoğul (sinin) geçerek bu iki veriyle de
uyumunun oluşması ayrı bir özelliktir. “Sene”
kelimesinin tüm türevleri 19’u vererek Meton devrine
işaret eder.
Ay(uydu)------------------------------------------------
----------------
Gökteki gezegen olarak “Ay (Kamer)” kelimesi, tüm
türevleriyle Kuran’da tam 27 defa geçmektedir. Bu sayı,
Ay’ın Dünya etrafındaki eliptik turuna eşittir.
(Kitabımızın bilimsel mucizeleri anlatan ilk kısmının
15. ve 16. bölümlerinde Ay’la ilgili Kuran’ın
anlatımlarına değindik.) Kuran’da Güneş ve Ay’ın bir
hesaba tabi olduğuna dikkat çekilir. (Bakınız 55- Rahman
Suresi 5) Kuran’ın işaret ettiği gibi matematiksel
hesaplandırmayla ifade edilebilen Güneş’in ve Ay’ın,
Kuran’daki tekrar adetlerinde de matematiksel mucize
sergilenmesi çok anlamlıdır.
AY (Senenin bölümleri)
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da gökteki Ay, “Kamer” olarak farklı kelimeyle,
senenin kısımları olan ay ise “şehr” olarak farklı
kelimeyle ifade edilir. Birçok dilde bu böyledir.
Örneğin İngilizce’de gökteki Ay, “Moon”dur, senenin
bölümleri olan ay ise ayrı bir kelime “month”dır.
Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşünde 365 tekil gün
oluşurken; Ay, Dünya’nın etrafında 12 defa dönerek, 12
ay oluşturur. Kuran ayların sayısının 12 olduğunu
söyler. 1 yıl 12 tane aydan oluşur ve Kuran’da 12 defa
olarak bir ay (şehr) kelimesi geçer. Ayların sayısının
12 olduğu Kuran’ın şu ayetinde belirtilir:
... Allah’ın katında ayların sayısı onikidir...
9- Tevbe
Suresi 36
--------------------------------------------------------
------------------------
AY’A GİDİLİŞ TARİHİ
--------------------------------------------------------
------------------------
Kitabımızın ilk kısmının 16. bölümünde Ay’a gidileceğine
dair Kuran’da geçen ifadeleri inceledik. Bu ifadelerin
en önemlilerinden biri Kamer (Ay) Suresi’nin 1.
ayetidir. İşte bu ayetten Kuran’ın sonuna kadar 1389
ayet vardır. Hicri takvime göre 1389 yılı, miladi 1969
yılına karşılık gelmektedir ve bu tarih Ay’a insanların
ilk ayak bastığı tarihtir. (1389 sayısı ayrıca bu
surenin veya Kuran’ın vahyedilmesinden yaklaşık 1389 yıl
sonra Ay’a gidileceğine işret olarak da düşünülebilir.
Çünkü hicri takvim Kuran’ın vahyinin devam ettiği bir
tarihte başlamaktadır.)
Yaklaştı saat ve yarıldı Ay
54- Kamer Suresi 1
DENİZ-KARA ORANI
--------------------------------------------------------
------------------------
“Deniz (bahr)” kelimesi Kuran’da 32 defa geçer. Kuran’da
geçen “bahr” kelimesi deniz-ler gibi, göl, ırmak tipi
büyük suları da ifade eder. “Kara (berr, yabas)” ifadesi
ise Kuran’da 13 defa geçer. Eğer 32’nin 45’e oranını
alırsak karşımıza %71,111 çıkar.
Elinize hangi ansiklopediyi alırsanız alın denizlerin
Dünya’nın %71’ini, karaların %29’unu oluşturduklarını
göreceksiniz. Dünya’daki kara-deniz oranıyla Kuran’daki
kara ve deniz ifadelerinin oranının uyumlu olması çok
ilginç bir mucizedir. Peygamber’in yaşadığı dönemde
bilinmeyen bu bilgi Kuran’da kelimelerin uyumlu
kullanımıyla kodlanmıştır. İnatçılık engelinden kurtulan
insanlar, Kuran’ın anlaşılması kolay, taklidi imkansız
bu mucizelerini takdir edeceklerdir.
DEMİRİN İZOTOPLARI
--------------------------------------------------------
------------------------
Demirin atom numarası (proton sayısı), Kuran’da demirden
bahseden Demir (Hadid) Suresi’nin 25. ayetinde kodlu
olduğu gibi, bu surede demirin izotoplarına da işaret
vardır.
1. Belirli bir demir anlamına gelen (el-Hadid)’in
matematiksel değeri 57’dir. İngilizce’deki “the” gibi
Arapça’da belirlilik takısı “el”dir. Türkçe’de bunun
karşılığı yoktur. Bu belirlilik takısıyla ortaya çıkan
57 sayısı demirin izotoplarından biridir.
Elif = 1
Lam = 30
Ha = 8
Da = 4
Ye = 10
Da = 4
Toplam = 57
2- Hadid (Demir) Suresi, Kuran’ın 57. suresidir. 57
demirin izotoplarından biridir.
3. Hadid (Demir) Suresi, Kuran’ın sondan 58. suresidir.
Bu da demirin diğer bir izotopudur.
4. Bu surenin numaralı ayetlerinin sayısı 29’dur.
Numarasız Besmele hesaba katılırsa bu sayı 30 olur. Bu
iki sayı demirin dört izotopundan ikisinin nötron
sayısına eşittir. Allah isminin tüm suredeki geçiş adedi
ise diğer bir izotopun nötron sayısını vermektedir.
Kelime Bu kelimenin matematiksel değeri
Belirli bir demir (el-Hadid) 57
Demirin izotoplarından biri 57
Demirin (Hadid) Suresi kaçıncı suredir? 57
YARATILIŞIN AŞAMALARI VE İNSAN
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da 40-Mümin Suresi 67. ayette ve 23-Müminun Suresi
14. ayette insanın yaratılışında geçirdiği aşamalar
anlatılır. İnsanın doğuma kadar geçirdiği aşamaları
şöylece 6 maddede toplayabiliriz: 1- Toprak, 2- Damlacık
(Sperm) 3- Asılıp tutunan (Rahim duvarına asılma
safhası) 4- Bir çiğnemlik et, 5- Kemikler, 6- Et (48. ve
54. bölümlerin arasında Kuran’ın insanın yaratılış
aşamalarını mucizevi anlatımını inceledik). Bu
kelimelerden 1- Toprak (turab) kelimesi 17 kez, 2-
Damlacık (Nutfe) kelimesi 12 kez, 3- Asılıp tutunan
(Alak) kelimesi 6 kez, 4- Bir çiğnemlik et (mudğa)
kelimesi 3 kez, 5- Kemikler (izame) kelimesi 15 kez, 6-
Et (Lahm) kelimesi 12 kez geçmektedir. İnsanın doğuma
kadar geçirdiği bu aşamalar 65 kez geçmektedir. “İnsan”
kelimesi de aynen 65 kez tekrarlanır. Ne dersiniz, bu da
tesadüf olabilir mi? İnsanın yaratılış aşamalarından
bahseden iki ayet şöyledir:
O’dur ki sizi (1) topraktan (turab), (2) sonra bir
damlacıktan (nutfe), sonra (3) asılıp tutunandan (alak)
yarattı, sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta...
40-Mümin Suresi 67
Sonra o (2) damlacığı (nutfe) (3) asılıp tutunana (alak)
dönüştürdük, sonra o (3) asılıp tutunanı (alak) (4) bir
çiğnemlik et (mudğa) haline getirdik, daha sonra o (4)
çiğnemlik eti (mudğa) (5) kemik (ızame) olarak yarattık,
sonra (5) kemiğe (ızame) (6) et (lahm) giydirdik ve
sonra bir başka yaratılışla onu yeniden inşa ettik. En
güzel yaratıcı olan Allah çok yücedir.
23-
Müminun Suresi 14
Kelime Kuran'da geçiş adedi
Toprak 17
Bir Damla Su 12
Asılıp Tutunan 6
Bir Çiğnemlik Et 3
Kemikler 15
Et 12
Toplam = 65
İNSAN 65
SABIRLA OKUDUĞUNUZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN.
Materyalist
18-10-2005, 18:58
Arafat kardeş, sen az yazmışsın. Daha bir sürü mucize var. İstersen bu konuda birazda ben bilgi vereyim. Kuran 5 harfli bir kelimedir. 5, tek rakamlı sayıların tam ortasıdır. Ve şu anda 2005 yılındayız. Yılın son rakamıda 5. Ayrıca bizim de 5 kardeş olmamız mucizeyi daha da arttırıyor. Kuranda 6666 ayet vardır ki, buda 66.66'nın 100 ile çarpımından elde edilir. Biliyorsun yüz 3 basamaklı sayıların ilkidir. Şu mucizedeki ulviyete bak. Birde 6.666 sayısının 1000 ile çarpımı da 6666'yı verir ki, işte esas mucize budur. Çünkü 1000 mükemmel bir sayıdır. Çünkü 4 basamaklı sayıların ilkidir. Biliyorsun bir senede mevsim var. Ayrıca kuranın yüzüncü sayfası da önemlidir. Çünkü 100'den allaha atfedilen teklik unsurunu yani 1'i çıkarırsan 99 sayısına ulaşırsınki, bu da sana allahın isimlerinin sayısını verir. Daha bir çok mucize var. Ama hangi birini yazsam bilemiyorum. Kuranı kerim derken 11 harf söylemiş oluyoruz ki, bu benim yeğenimin yaşına delalet eder. Çok mucizevi bir olay.
Zaten sizin gibi insanlar yüzünden, gerilikten bir türlü kurtulamıyoruz. Zamanını bunlara harcayacağına, biraz bilimsel bir şeyler okusan daha iyi olmaz mı be? İyice örümcek kafalı olmaya başlamışsınız.
Sen istersinde ben yapmazmıyım. peki biraz daha bilimsel olalım.
Rüzgarları aşılayıcılar olarak gönderdik…
15Hicr Suresi 22
Gerek Dünya'mızın içindeki fiziksel oluşumlar üzerine yapılan araştırmalar, gerek bitkiler üzerine yapılan araştırmalar, bize rüzgarların aşılayıcı özelliğinin önemini gösterdi. Rüzgarlar bitkilerin üremesinde, bitki tozlarını taşıyarak rol oynamaktadır. Aynı zamanda rüzgarlar, yağmur yağabilmesi için yağmur bulutlarını da aşılamaktadır. Böylece rüzgarlar aşılayıcı foksiyonlarıyla Dünya'daki yaşam için olmazsa olmazlar listesindedir. Diğer olmazsa olmazlar gibi rüzgarların da olmaması, bizim de, Dünya'daki tüm canlılığın da olmaması anlamına gelmektedir.
Denizlerin ve diğer suların üzerinde köpüklenme nedeniyle "Aerosol" adlı hava kabarcıkları oluşmaktadır. Bunlar rüzgarların karadan sürüklediği tozlarla karışarak Atmosfer'in üst katmanlarına doğru havalanır. Rüzgarların yükselttiği bu parçacıklar su buharı ile birleşir, su buharı bu parçacıkların etrafında yoğunlaşır. Bu parçacıklar olmasa, yüzde yüz su buharı, bulutu oluşturamaz. Bulutların oluşması, rüzgarların bu şekilde havada serbest şekilde bulunan su buharını, taşıdıkları parçacıklarla aşılamaları ile olmaktadır. Rüzgarlar bu görevlerini yerine getirmeseydi, yağmur yağdıran bulutlar oluşmayacaktı. Dolayısıyla yağmur, yağmur olmayınca ise yaşam mümkün olmayacaktı. Rüzgarın görevi burada bitmez, Atmosfer'de tonlarca ağırlığa sahip bulutların sürüklenmesi, hava ile sürtünen bulutlarda negatif ve pozitif elektrik yükleriyle aşılamanın olması da bulutlar sayesindedir. Rüzgarlar olmasaydı bulutlar oluşmazdı; fakat oluştuklarını kabul etsek bile, o zaman da bulutlar buharlaştıkları okyanusların, denizlerin üstüne
AŞILAYICI RüZGARLAR
yağacaklar ve yeryüzündeki bitkilerin, hayvanların, dolayısıyla insanın var olması mümkün olmayacaktı. Rüzgarlar bulutların oluşumundan, yağmurların boşalmasından, yağmurun karalara da yağmasına kadar birçok ayrı fonksiyonu yerine getirmektedir. Rüzgarların bu fonksiyonlarının her biri yaşamın devamı için kesinlikle gereklidir. Yaratıcımız her şeyi olduğu gibi bunu da mükemmel bir şekilde planlamıştır.
RüZGARLARIN HARİKA SİSTEMİ
Yaşamımız için olmazsa olmaz şart olan rüzgarlara Kuran'da dikkat çekilmiş, rüzgarların aşılayıcı özelliği vurgulanmıştır. Rüzgarların yaratılışındaki incelikleri incelediğimizde Dünya'mızdaki mükemmel yaratılışların bir örneğine daha tanık olmaktayız. Dünya'nın dönüşünden Dünya'mızdaki yerşekillerine, alçak ve yüksek basınç alanlarına kadar birçok etken rüzgarların oluşumunda etkilidir. Eğer Dünya'mızın 23,5 derecelik eğikliği olmasaydı, güney ve kuzey kutuplarındaki soğuma ve Güneş'in etkisi her gün için farklı olmazdı. Ekvatorla kutuplar arasındaki ısı farkı azaltılarak rüzgarların ılımlı esmesi sağlanmıştır. Eğer böyle olmasaydı, yerşekilleri böyle ayarlanmasaydı kutuplardan ekvatora, ekvatordan kutuplara doğru esen rüzgarlar yaşamı mahvedecek fırtınalara sebep olabilirdi.
Ayrıca kutuplarda ve ekvatorda Atmosfer'in kalınlığının farklı oluşundan dolayı havanın üst kısmında ayrı, alt kısmında ayrı akımlar oluşmaktadır. Böylece rüzgarların çeşitli yönlerden esmesi sağlanır. Dünya'nın tüm yerleşim bölgelerine çeşitli rüzgarların gelebilmesi için dağlardan, ovalardan, yaylalardan öyle motifler işlenmiştir ki her yerleşim bölgesi çevresinde sıcak ve soğuk cephe sistemleri dönüşümlü olarak doğar. Görüldüğü gibi rüzgarlardan yağmura, dağlardan ovalara, Dünya'nın dönüşünden ısı ayarlamalarına kadar her şey birbiriyle bağlantılıdır. Bu oluşumlardan birini yaratan kim ise, hepsini yaratan da O'dur. Bu oluşumlardan her biri diğerleriyle bağlantılı olduğu için, bunun aksini düşünmek imkansızdır. Dünya'mızdaki oluşumlardaki bu birlik Yaratıcının birliğini ortaya koymaktadır. Bu oluşumlardaki incelikler, mükemmellikler, detaylar ise onun kudretinin, sanatının, bilgisinin, gücünün sınırsızlığını anlamak isteyenlere anlatmaktadır.
Sıcaktan bunaldığımızda bir rüzgar esince duyduğumuz hoş hislerin yanında, bu rüzgarların Yaratıcısının yarattığı incelikleri de hatırlayalım. Rüzgar hem matematiktir, hem sanattır, hem kudrettir, hem ilimdir. Bu oluşumlar yaşadığımız Evren'deki tüm oluşumların nasıl mükemmel şekilde planlandıklarını, aralarından hiçbirinin başıboş olmadığını, dolayısıyla tüm bu oluşumlarla alakalı olan ve bu oluşumların birer parçası olan bizim de başıboş olmadığımızı haykırmaktadır. Rüzgar ister meltem, ister poyraz, ister lodos olsun; her şekliyle Yaratıcımızın planladığı, fiziksel kurallara bağladığı, yaşamımızı onsuz imkansız kıldığı bir tabiat olayıdır.
...Rüzgarların yönlendirilmesinde de aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
45Casiye Suresi 5
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
KAZIK ŞEKLİNDE DAĞLAR
6 Yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
7 Dağları da birer kazık?
78 Nebe Suresi 67
Kuran'da bir çok ayette dağlardan bahsedilir. İncelediğimiz ayet, bu ayetlerden biridir ve dağları kazıklara benzetmektedir. Bu benzetmenin mucizevi yönünü ancak son yüzyıldaki jeolojik bulgulara dayanarak anlayabiliyoruz. Dağların yeryüzünde görünen kısmından çok daha büyük olan kökleri, yerin altında görünmez bir durumdadır. Dağların yerin altındaki kökleri, dağın görünen kısmının 1015 katına kadar çıkabilmektedir. örneğin Dünya'nın en yüksek noktası olan Everest Tepesi, yerin 9 km kadar üstündedir, oysa bu noktanın yerin altındaki kökü 125 km civarındadır. Bir kazığın fonksiyonlarını yerine getirmesi için kazığın yerin altına saplanan kökü nasıl çok önemliyse, aynı şekilde dağ için de yerin altındaki kökü çok önemlidir.
Kıtaların üzerindeki dağların kökü olduğu gibi, denizlerde de dağlar vardır ve bunların da kökü vardır. Dağların volkanik kayalardan veya tortulardan oluşması gibi farklılıklar vardır, fakat dağların kökünün olduğu gerçeği hep aynıdır. Dağların kökü Arşimet kanunları çerçevesinde dağların görünür kısmına destek olmaktadır. Değil Peygamberimiz'in döneminde, bundan birkaç yüzyıl önce bile dağların bir kökü olduğunu bilmenin imkanı yoktu. Bu yüzden Kuran'ın dağları kazıklara benzeterek yaptığı benzetme çok yerinde, çok isabetli, mucizevi bir benzetmedir.
DAĞLARIN FONKSİYONU
Jeoloji biliminin yeni bulgulara göre kendini yenilemeyen kitaplarında dağların köküne veya dağların yerkabuğunu sabitlemekteki fonksiyonuna rastlayamayabilirsiniz. Fakat bu bilgilere rastlayabileceğiniz kitaplar da mevcuttur. "The Earth" (Yeryüzü) bunlardan biridir. Kitabın yazarı Frank Press, Bilimler Akademisi başkanıdır ve Amerika'nın eski başkanlarından Jimmy Carter'ın bilimsel konulardaki danışmanıdır. O, dağları, kökünün çoğu toprağın derinliklerinde olan çiviye (wedge like shape) benzetir. Dr. Press dağların fonksiyonlarını uzun uzadıya anlatır ve onların yerkabuğunu stabilize etmekteki önemli rollerine dikkat çeker. Bu bilgi Kuran'ın 14 asır önce verdiği bilgilerle tamamen aynıdır.
Onları sarsmasın diye yeryüzüne dağları yerleştirdik...
21Enbiya Suresi 31
Yerkabuğu aslında sıvı bir ortamın üzerinde yüzer durumdadır. Yerkabuğunun kalınlığı çoğunlukla 5 km civarındadır. Oysa dağların altındaki kalınlık 35 km gibi değerlere ulaşmaktadır. Bunun sebebi dağların kazıklar gibi yerin altında bir köke sahip olmalarıdır. Kazıklar nasıl bir çadırı toprağa sabitliyorsa, dağlar da kazıkların bu görevini yerkabuğunun sabitlenmesinde yerine getirmektedirler.
Dağlar yerkabuğunu meydana getiren tabakaların çarpışmaları, bir tabakanın diğer tabakanın altına girmesi sonucu oluşmuştur. üstte kalan tabaka kıvrılıp dağları oluşturmuştur. Alttaki tabaka da derine doğru uzanan dağın kökünün oluşmasını sağlamıştır. Böylece dağlar yeraltına doğru uzanan kökleri ile yerkabuğu tabakalarının birbirlerine kaynaşmasını sağlar.
Dağların yerkabuğunun genel dengesini sağlamadaki etkisi izoztesi (isostasi) diye tanımlanır. Webster's New Twentieth Century Dictionary'de (Webster'ın Yeni 20. yüzyıl sözlüğü) bu terim şöyle açıklanır: "Jeoloji'de dağların Dünya yüzeyinin altında oluşturdukları yerçekimsel kuvvet sayesinde yerkabuğunun genel dengesinin sağlanması."
Dağların sıradan bir yeryüzü çıkıntısı olarak algılandığı dönemde, dağların yeryüzündeki dengeyi sağlayıcı özelliğine ve gözle görülmeyen köküne işaret eden Kuran, her konuda olduğu gibi bu konuda da bizi kendine hayran bırakmaktadır
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BİTKİLERDE ERKEKLİK VE DİŞİLİK
Gökten su indirdi, nitekim onunla çeşit çeşit bitkilerden eşler çıkardık.
20 Taha Suresi 53
...Bütün meyvalardan ikişer eş yaratmıştır.
13 Rad Suresi 3
Kitabımızın 11. bölümünde Allah'ın Evren'i çiftler halinde yarattığını ve bunu açıklayan Kuran ayetlerini inceledik. Bitkilerdeki eşler halinde yaratılma ise Kuran'da özel olarak vurgulanmaktadır. Ayetlerde geçen "zevc (çoğulu zevce)" kelimesi eski Türkçe'mizde eşleri belirtmek için kullanılmaktaydı, hanımlar beylerine "zevcim", beyler hanımlarına "zevcem" demekteydiler. Arapça'dan dilimize geçen bu kelime bitkilerin eşlerini belirmekte de kullanılan "zevc" kelimesidir.
Bitkiler üzerine yapılan incelemelerde bitkilerde de erkekliğin ve dişiliğin olduğu, bu farklı organlar sayesinde bitkilerde üremenin gerçekleştiği anlaşıldı. Peygamberimiz döneminde biyoloji gelişmiş bir bilim değildi. Bitkilerin üremesi, bu üremedeki dişi ve erkek unsurların rolü bilinmiyordu. Bu yüzden 1400 yıl önceden Kuran'da bitkilerdeki eşler halinde yaratılışa dikkat çekilmesi çok anlamlıdır.
Tohumlu ve çiçekli bitkilerde erkek ve dişi üreme hücreleri vardır. Bu hücreleri her ikisi de çiçeğin ortasında bulunan erkek organ ile dişi organ üretir. Dişi organın yumurtalık denen şişkince bölümünde küçük ve yuvarlak tohum taslakları, bunların içinde de dişi üreme hücreleri bulunur. Erkek üreme hücreleri ise erkek organın başçık bölümünün ürettiği çiçek tozlarının içinde saklıdır. çok hafif olan çiçek tozları rüzgarla ya da çeşitli hayvanlar aracılığıyla çiçekten çiçeğe taşınırken, içlerinden bir bölümü dişi organın tepeciğine yapışıp kalır. Daha sonra bu çiçek tozu taneciği boyuncuktan aşağıya doğru inerek, yumurtalıklardaki tohum taslaklarına ince bir borudan uzanır. Erkek üreme hücresi de bu borudan geçer ve tohum taslağının içindeki dişi üreme hücresiyle birleşir. Erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmesine döllenme denir. Döllenmiş tohum taslaklarından tohumlar, bunlardan da yeni bitkiler gelişir.
BİTKİLERDEKİ MÜTHİŞ UYUM
Bitkilerin yüz binlerce değişik türü vardır. çok küçük boyutlu bitkilerden, California'nın kıyı sekoyaları gibi 90 metre boyundaki dev bitkilere değin sayamayacağımız kadar çok çeşit vardır. Eşeyli üreme yapan tüm bitkilerde dişi organ ve erkek organ birbirinden farklı özelliklerde yaratılmışlardır ve mikro seviyede de tüm bu organlar çok kompleks ve çok mükemmel yaratılışa sahiptir. Yüzbinlerce türdeki yüzbinlerce dişi ve yüzbinlerce erkek organ birbirlerine uygun şekilde yaratılmıştır. Bu uyum, bir kasayı açacak şifrenin o kasaya uyması gibi, çok ince bir uyumdur. Bitkilerin her birinin içinde bu uyum yaratılmasaydı, bu bitkilerin hiçbiri var olamazdı. Bir bitkinin yaşamının devamı bu dişi ve erkek organlarına bağlıdır. Bu organların tekinin eksikliği veya bu organlar arasındaki en ufak uyumsuzluk, o bitki türünün yok olmasına sebep olur. Bu yüzden bu organlar aynı zaman dilimi içinde, aynı bitki türünün üzerinde, eksiksiz ve mükemmel olarak var olmak zorundadır. Bu da Yaratıcımızın her şeyi ne kadar mükemmel planladığının, hiçbir şeyde en ufacık bir tesadüfün, rastgeleliğin yer alamayacağının delilidir. çok kompleks bir şifre yüzbinlerce kere verilse ve yüzbinlerce ayrı kasa her seferinde açılsa; bu bir tesadüfün, rastgeleliğin sonucunda olabilir mi? Bitkilerdeki dişi ve erkek organlar ve bu organların birleşmesi için gerekenler Dünya'daki en kompleks kasa için gereken şifreden çok daha komplekstir. üstelik bitkilerdeki dişilik, erkeklik ve buna bağlı üreme, bitkilerin yaratılışının sadece bir yüzüdür. Her bitki kendi harika yaratılışıyla Dünya'mızın bir süsü, ekolojik sistemimizin bir parçası ve yaratılışın bir mucizesidir.
TİTREŞEREK, KABARARAK CANLANAN TOPRAK
Su ve hava olmadan yaşanamayacağını ufacık çocuklar bile bilir. Peki, toprak olmadan yaşayamayacağımızın acaba yeterince bilincinde miyiz? Toprak sürekli gelişim halindedir. Binlerce yıl içerisinde, özellikle suyun etkisiyle, yavaş yavaş aşağıdan yukarıya doğru ana kayanın (Litosfer) tahrip olmasıyla oluşur. Bu süreç en sert kayalarda yılda 0.01 milimetre olduğu için toprağın gelişim hareketi gözümüzden kaçar. (Bu oran yeryüzünün sıcak bölgelerinde yılda 20 milimetreye kadar çıkar.) Bu bağlamda toprak cansız olan mineral dünyadan canlı bir dünyaya geçiş aşamasıdır. Bir metreküp verimli toprakta 30 milyon kadar bakteri vardır. Gözle algılayamadığımız bu bakteriler toprağın her santimetrekaresinin canlı olması anlamına gelir. Bu canlılığın en önemli maddesi hem bu bakterileri, hem de bitkileri harekete geçirip canlandıran sudur.
...Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, ancak üzerine su yağdırdığımız zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten bir şeyler bitirir.
22 Hac Suresi 5
Bu ayette kupkuru toprağın üzerine suyun düşmesiyle oluşan aşamalar anlatılır. Kuran'ın ifadelerinde anlatılan titreşmenin ve kabarmanın önce sadece edebi ifadeler olduğu sanıldı. Fakat "Brown Titremesi"nin anlaşılmasıyla Kuran'ın bu noktada da bir mucize gösterdiği anlaşıldı. Ayette toprağa suyun düşmesiyle oluşan 3 aşamaya dikkat çekilir:
1 Toprağın titreşmesi
2 Toprağın kabarması
3 Toprağın çiftler halinde ürünler vermesi
1 Birinci aşamada topraktaki parçacıklar suyun üzerlerine düşmesiyle hareket eder. Toprağın üzerine düşen su damlacıkları bir hedef olmaksızın birçok yönde hareket eder. Böylece birçok taraftan suyla çarpışan toprak parçacıkları titreşir gibi hareket ederler. Suyun toprağa düşmesiyle topraktaki farklı moleküller arasında elektrik akımı oluşur. Toprağın parçacıkları iyonlaşır. Elektrik akımının düşüşüyle pozitif iyona, yükselişiyle negatif iyona dönüşüm olur. Suyun toprağa gelişiyle iyonik moleküller titreşir. Botanikçi Robert Brown 1828 yılında toprağın partiküllerinin bu hareketini tespit etti ve adını Brown Movement (Brown Titremesi) koydu. Bu hareket, suyun toprağın üzerine düşmesiyle oluşan bir süreçte gerçekleşir.
2 İkinci aşamada dikkat çekilen olay, suyu emen toprak parçacıklarının hacimce büyümesi, böylece kabarmanın gerçekleşmesidir. Parçacıklar suya doyunca suyun mineral depoları olurlar. Bitkiler ihtiyaçlarını bu depolardan karşılar. Toprağın suyu tutan mükemmel yapısı sayesinde yağmur suları toprağın derinliklerinde kaybolmaz. Böylece bitkilerin, dolayısıyla tüm canlıların yaşaması mümkün olur.
3 üçüncü aşamada bitkilerin filizlenmesine dikkat çekilir. Ayetin işaret ettiği gibi zevci ve zevcesiyle yani dişiliği ve erkekliğiyle bitkiler yaratılmaya başlanır. Başlangıçta ölü olan toprak suyun toprağın üzerine düşmesiyle başlayan bir sürecin sonunda canlı bitkiyi bağrından çıkarmaktadır.
Kuran'da bitkilerin yaratılışına birçok defa dikkat çekilir, hatta bitkilerin yaratılışıyla insanların yaratılışı ve diriltilmesi arasında benzerlik kurulur. Bitkilerin filiz verdiği dönem insanın gençliğine benzer, daha sonra insanın olgunluk dönemi gibi bitkinin de olgunluk dönemi vardır. İnsan yaşlandığında nasıl buruşuyor, güçten düşüyorsa bitki de yaşlanınca buruşur, kurur ve eski gücünü, cazibesini kaybeder. Bitki de ölünce insan gibi çerçöp olur ve toprağa karışır. Bitkiler her mevsimde soldukları yerde yeniden canlanarak insanın öldükten sonra yeniden yaratılışına delildirler. Canlı olan bitkiyi her sene öldüren sonra yeniden aynı yerde dirilten Allah, tüm insanlığın gözü önünde yeniden yaratmanın kendisi için ne kadar kolay olduğunun delillerini göstermektedir. Böylelikle insanoğlu, bitkilerin yeniden canlandırıldığı her mevsimde, ölümü yaratan Allah için, yeniden canlandırmanın da ne kadar kolay olduğuna tanık olmaktadır.
ölü toprak onlar için bir delildir. Onu diriltiriz, ondan taneler çıkartırız da ondan yerler.
36 Yasin Suresi 33
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
YUVAYI DİŞİ ARI YAPAR
Efendin dişi bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda, insanların kurdukları kovanlarda evler edin.
16 Nahl Suresi 68
Kuran, arının yaptıklarını anlatırken, fiilin dişi formunu kullanmaktadır. Arapça'da fiiller dişiye ve erkeğe göre farklı çekilirler (Başka birçok dünya dilinde de bu böyledir). Arının yaptıkları anlatılırken fiilin dişi formunun kullanılması Kuran'ın saydığı eylemleri dişi bal arısının yaptığını göstermektedir. Bu yüzden ayeti "dişi bal arısı" diye çevirmek daha doğrudur. Dişi bal arısının yaptıkları Kuran'da şöyle tarif edilmektedir: (Arapça'da arının erkeği ve dişisi aynı şekilde yazılır, bu kelimenin ayrıca dişisi yoktur.)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------SOLUNUM VE FOTOSENTEZ
--------------------------------------------------------------------------------
Ve nefes almaya başladığı zaman sabaha.
81 Tekvir Suresi 18
Nefes alıp verme süreci, yani solunum, en basit şekliyle bir canlının oksijen alıp karbondioksit vermesi şeklinde tanımlanabilir. Peki, nefes almayla sabahın ne bağlantısı vardır acaba? Neden bu iki kavram ayette bir araya getirilmiştir? Sabahleyin geceden farklı birşey mi olmaktadır?
Bitkilerdeki fotosentezin bilinmediği dönemlerde bu soruları sorsaydınız, sorularınız cevapsız kalırdı. Bitkiler topraktan aldıkları suyu, havadan aldıkları karbondioksit ile birleştirerek, şeker ve nişasta benzeri karbonhidratlara ve oksijene dönüştürür. Fotosentez denen bu süreçte oluşan yüksek enerjili besinler dokularda depolanırken, oksijen dışarı atılır. Kısacası fotosentez, solunum ile tam ters yönde oluşan bir metabolizma olayıdır. Solunumda karbonhidratlar oksijen ile birleşerek, su ve karbondiokside parçalanır. Demek ki solunum tepkimelerinin son ürünleri, fotosentezin ilk maddeleridir.
Ama bu olay yalnız ve yalnız gündüzleri gerçekleşmektedir. Fotosentez ışık enerjisine bağlıdır ve karanlıkta gerçekleşemez. Yani ayetin ifade ettiği "sabah" vaktinde ışıklar ortaya çıkınca, "nefes almanın" şartı olan oksijen, bitkiler tarafından dışarı verilmeye başlar. Böylece ayetin ifade ettiği "nefes alma" ve "sabah vakti" arasındaki bağlantının mucizeviliği ortaya çıkmaktadır
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------ÜÇ KARANLIKTA YARATILIŞ
Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlıkta bir yaratılışdan diğer yaratılışa geçirerek yaratmaktadır.
39 Zümer Suresi 6
Anne karnındaki cenin çok hassas bir varlıktır. Cenin eğer özel bir korunmaya sahip olmasaydı; sıcak, soğuk, ısı değişimleri, darbeler, annenin ani hareketleri cenine ya büyük bir zarar verecek, ya da cenini öldüreceklerdi. Annenin karnındaki 3 bölge cenini tüm bu dış tehlikelere karşı korur. Bu bölgeler şunlardır:
1 Karın duvarı
2 Rahim duvarı
3 Amniyon kesesi
Kuran'ın indiği 7. asırda insanların amnion kesesinden haberleri yoktu. Peki o zaman Kuran'ın anne karnındaki üç karanlığa işaret etmesi nasıl açıklanabilir? Hiç şüphesiz bu ifadeyi Kuran'ın indiği dönemin bilgi seviyesiyle açıklamaya olanak yoktur. Cenin bu üç tabakanın koruyuculuğu altında kapkaranlık bir mekanda yavaş yavaş gelişimini sürdürür.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------ROMALILAR'IN GALİBİYETİ VE EN ALÇAK YER
2 Romalılar yenilgiye uğradılar.
3 Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar yenilgilerinin ardından yeneceklerdir.
4 üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. O gün inananlar sevineceklerdir.
30 Rum Suresi 24
Kuran ayetlerinin indiği dönemde, Romalılar (Rumlar) Hıristiyan, Persler (İranlılar) ise ortak koşan (ateşetapan) topluluklardı. Romalılar'la Persler'in arasında geçen savaşta Persler'in savaşı kazanması, Hıristiyanlar gibi tek Allah'a inanan Müslümanlar'ı üzmüştü. Ortak koşan bir toplumun, Allah'a inanan bir topluluğa karşı galibiyeti moralleri bozmuştu. Bu durumun üzerine Kuran, Romalılar'ın (Bizans'ın) yakında galip geleceğini ve inananların bu olay üzerine sevineceğini müjdelemiştir. Dördüncü ayette geçen "bıdı sinin" ifadesi üç ile dokuz arası sayıları ifade eder. Arapça'da tekil için ayrı, iki adet için ayrı, ondan fazla sayıları belirtmek için ayrı ifadeler vardır.
Hz. Muhammed dini ilk yaymaya başladığı günden itibaren kendisine inanan insanlar hep var olmuş, gittikçe bu sayı artmıştır. Eğer Kuran'ın bu ifadesi yanlış çıksaydı hiç şüphesiz Kuran'a ve Hz. Muhammed'e karşı güven sarsılacak ve birçok kişi dine inanmaktan vazgeçecekti. Yani Kuran'ın, Allah'ın vahyi olmadığını zanneden bir insan için, Kuran'da geleceğe yönelik böyle bir haberin verilmesi, bütün bir sistemin tehlikeye atılmasıdır. Peygamberin, haberin yanlış çıkması halinde kaybedecekleri, haberin doğru çıkması halinde kazanacaklarından çok daha fazladır. Fakat bu dinin sahibi Allah'tır, bu müjdeyi veren de Allah'tır. Bu yüzden hiçbir tehlike yoktu ve hiçbir sorun da olmamıştır. O küçük topluluğun Kuran'a duyduğu güven hiç sarsılmamış ve kısa zamanda tüm bölge inananlarla dolmuştur.
BU NE CESARET
Bu ne cesaret, bu ne kendine güven, bu ne tereddütsüz bir haber vermedir! Böyle bir cesaret ya üstün bir bilginin cesaretidir, ya da cahil cesur olur misali cahil cesaretidir. (Sonuçlar hangi şıkkın doğru olduğunu ispatlıyor.) Bu haberin Allah'ın vahyi olduğunu bilmeyenler, bu haberin tüm bir sistemin tehlikeye atılması olduğunu zannederler. üstelik bu haber, olması zor olanın müjdelenmesidir. çünkü savaşı kaybetmiş olan bir devletin, yakında kaybettiği topluluğa karşı savaşı kazanacağı söylenmektedir. Bir de "bıdı sinin" ifadesinden üç ile dokuz sene arasında bu olayın gerçekleşeceği anlaşılmaktadır.
Bu haber yalan çıksa, hem inananların inancı sarsılacak, hem ortak koşanların dine karşı bir delilleri olacaktır. Oysa tarih şahittir ki; ortak koşanlar Peygamberimize deli, büyücü, menfaatçi gibi suçlamalar yapmalarına karşın, hiçbiri Peygamberin şu söylediği yanlış çıktı, Kuran'ın bu vaadi gerçekleşmedi dememişler, daha doğrusu diyememişlerdir. Oysa bu tarz delile o ortak koşanlar çok muhtaçtılar. Peygamber'e ve inananlara karşı kılıçlarla savaşıp onları öldürmeye çalışmak zor bir yoldu. Eğer ortak koşanların, dine karşı bu tarzda deliller ortaya çıkarmaları mümkün olsaydı, savaşmak gibi zor bir yol yerine, bunu denerlerdi. Zor yolu seçmeleri böyle bir koza sahip olmadıklarını göstermektedir. Kuran'ın tüm dedikleri çıkmış ve bu noktada ortak koşanlar bile bir itirazda bulunamamışlardır. Nasıl günümüzde Kuran'ın birçok mucizesine rağmen ve Kuran'a alternatif hiçbir kitabın, hiçbir sistemin gösterilememesine rağmen hâlâ inanmayanlar varsa ve de olacaksa, o dönemde de böyle olmuştur, her türlü delili görmelerine rağmen inanmayanlar olmuştur. Fakat tüm bu inanmayanlar, daha Peygamberimiz hayattayken yaşadığı bölgeye Kuran'ın hakim olmasını engelleyememişlerdir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
ve daha bir sürü delil. ama inanmak isteyen inanır. rabbin onun kabine yumuşatır. ama sizin gibi inanmaktan korkan ezik insanlar hiç bir zaman inanmayacaklardır.
Arafat arkadaş,
Bu iş copy-pastelerle olmaz. Ben, İlahiyat Fakültesi mezunu bir müslüman arkadaşımdan rica etim ve bilgisayarıma oturttum onu. Kuran programında bu kelimeleri o Arapça yazdı sonra da arattık. Yukarıdaki istatistiklerin çoğu tutmadı.
Örneğin "Gün" kelimesi yani "yevm" 365 tane çıkmadı. Hem Arapça aramada hem de Türkçe aramada bu sayıdan çok farklı sayılar çıktı. Kuranda "gün" kelimesinin 365 kez geçtiği yalandır. Biz bunu test ettik. Hodri meydan! 365 kez geçtiğini ispatlamaya davet ediyorum seni.
Bilimsel buluşlar Kuran'da varsa bulunmadan önce niye söylenmiyor?
Kur'anın asıl görevi insanların kendi çabası ile öğrenemeyeceği yaratılış gayelerini, iman ve ibadet esaslarını insanlara bildirmesidir. Yoksa insanların maddi çalışması ile elde edebileceği şeyleri insanlara çalışmadan buradan öğrenebilirsiniz diye kısa yoldan bildirmek değildir.
** bu yazının devamını islamicevap sitesinden okuyabilirsiniz, ben iki şeye değinecem
1. kuranı bilenlerin de kabul ettiği gibi bilimsel buluşlardan hiç biri önceden kuranda bildirilmemiştir, önce birşeyler bulunmuş sonra bunlar kurana uydurulmaya çalışılmıştır
2. Neden bu referans olarak verilen şeyler hep müslüman olmayanların bulduğu şeyler?
cavur bulsun müslüman kurana referans etsin, ohh ne ala
Materyalist
18-10-2005, 23:42
Arafat yazın çok uzun olduğu için okumadım. Kusura bakma. bir daha böyle uzun uzadıya yazarsan yine okumam. Sadece bazı yerlere bakıp geçtim. CEM, sana verilecek cevapların en güzelini vermiş zaten. Ve tezini yada mucize dediğin şeyin yalan olduğunu ortaya koymuş. Benim söyleyecek bir şeyim kalmadı. Ayrıca CEM'e de yaptığı bu araştırmadan dolayı teşekkür ederim.
Biraz bilimsel takıl istersen.
yalan olduğunu sen kendine ispatla önce
Cem kardeşim. neden sadece birgün(yevm) kelimesini yalanladın. diğerlerinin doğruluğunu kabul ediyosun demekki.
şimdi iyibir yalan sallamışsın. ilahiyat fakültesi falan. aklınca beni yalanlıyosun. diğerlerinide yalanlada tam olsun be güzelim. hadi. diğer bulgularında yalan olduğunu söyle. kuranda yevm(birgün) kelimesi 365 defa geçmektedir. bunları sadece orjinal arapça kuranda tesbit edebilirsin. türkçe kuranda bunu sayııs 500 de olabilir. biraz daha destekli at. ben yalan konuşmadım. yazdıklarım doğrudur. kelimenin başına veya sonuna getirdiğin bir ek o kelimenin kaç kere geçtiğini bulamamana sebeb olur. lütfen itina ile bir kez daha arat. yalan konuşmuyorum. hodri meydan. al eline kuranı teker teker say kardeşim. öyle klavyeyle yazıp aratmaya benzemez bu. arpça okuyamıyorsan latin alfabesi ile yazılmış bir kuran al. ordan say. ne sayacağını bilyorsun dimi. tekil olarak bir gün(yevm) sayacaksın. türevlerini değil. ne diyim. inanmak istemeyen inanamaz.
bir gün arakdaşıma dedimki. "yer kabuğunun aşırı derecede hareket etmesini dağlar biraz engeliyomuş. bu da dağların boyunun 7-8 katı kadar daha uzun olan köklerinden kaynaklanıyomuş.
onları sarsmasın diye yeryüzüne dağları yerleştirdik...
21Enbiya Suresi 31.
ne dese beğenirsin. bu bilimsel gerçeğe rağmen cevap şuydu. "benim annem babam jeolog. dağların kökü falan yoktur. kandırmışlar seni" tıpkı senin yaptığın gibi cem. gerçeği bildiği halde sırf beni döt etmek için o anda herkezin içinde bunu söyledi. ve bende güldüm tabiki. çünkü dağların kökünün olduğu bilimsel bir gerçektir. biz bilime karşı değiliz.
Yazdığım yazıyı iyi okumuyor musun Arafat?
Yukarıda ne yazmışım: "Hem Arapçasını hem de Türkçesini aratıp saydırttık bilgisayarda". Zaten sırf Türkçe veya latin hafleri ile saydırtsaydım, İlahiyatçı arkadaşımı ne diye çağırayım demi?
Yaklaşık 8-10 kelime tekrarı mucizesi iddiasını bu arkadaşımla araştırdık Arapça olarak. 2-3 tanesi doğru çıktı kalanı yanlış daha doğrusu yalan demek gerekir buna.
Tekrar söylüyorum "yevm" kelimesinin arapçası 365 kez değil bundan çok farklı sayıda geçmektedir Kuranda. Sen de benim gibi zaman ve emek harca, bir şekilde araştır derim. Körü körüne her yazılana inanma.
mataryelist sende okumaz isen cevap da yazma. bilmediğin ve okumadığın bir konu hakkın nedne cevap yazıyosun. amacın belli. ne pahasına olursa olsun gerçekelri yalanlamak. illa hakikati görüncemi inanacaksınız. peki siz nasıl isterseniz. ben burda ispatlanmış kelime uyumlarından söz ediyorum. herif ordan yalan diyo. yuh artıkç. ohaaaaa y6ani. çüş. hepsini yalanlıyamadın dimi. yemedi. çünkü ispatlanması en zor olan 365 tane kelimenin varlığıdır. diğerlerini eminim tesbit edip bulmuşsundur. hahahha. çok çakalsın cem çoook. akıllı olo biraz. nyargıyı bi kenara bırak yaw. bu adamlar ne diyor diey hele bi düşün.
cem hala nasıl bu kadar iddia ediyosun ya. kabul et artık. diğerleri doğru çıktı dedin. şimdi bidaha ayzıyorum. sanırım anlamadın tam olarak.
tekil olarak (gün)
Gün, günler ve ay kelimeleri
Kuran’da tekil olarak gün ( yevm) kelimesi tam 365 sefer geçer. Dünya güneş etrafındaki bir turu olan bir yıl yani 365 gündür. Gün kelimesinin çoğul kullanımı olan (eyyam, yevmeyn) kelimeleri ise tam 30 değer geçer. Kuran’da ay (senenin ayı anlamında) tam 12 sefer geçer. Bilindiği gibi bir sene 12 ay vardır.
günler falan değil. mesela yevm diye aratırsan. yevmeyn kelimesinide bulursun. ama yevm kelimesindne sorna boşluk bırakırsan yine 365 defa bulamassın. sanırım şimdi anlatabildim.
Hiç şüphen olmasın Arafat, kelimeleri aratırken iki şekilde de arattık yani:
1) Kelimeyi yalın (eksiz) olarak yazıp arattık
2) Kelimeye ek gelmiş şekilleriyle arattık
Her iki türlü aramamızda da 365 sayısından çok farklı sayılar elde ettik.
Hemen belirteyim ki bu araştırmamızda Türkiyenin ve dünyanın en iyi İslami softwaresi kabul edilen Mürşit 4.0'ı kullandık. Önceden dediğim gibi iddiaların yarıdan fazlası yanlış çıktı.
İlahiyatçı arkadaşım sonuçların böyle çıkmasına bozulmadı çünkü o evelinden de Kuran'da mucizeler olduğuna inanmıyordu. "Kuran'ın önemini mucizelerde değil, kitapda yazılanların anlamında aramak gerekir" düşüncesinde olan birisi. İlahiyatçılarımız arasında bu görüş yaygın. Hatta ATV de birkaç ay evvel sanırım, Ömer Çelakıl ile bir İlahiyat profesörünün tartışmasını izleyenler hatırlar ki bu tefsirci profesör mucize iddialarına yüz vermiyor, önemsemiyordu. Arafatın bahsettiği iddialar arkadaşımın aramasında tutmayınca İlahiyatçı arkadaşım bana "Bak ben sana dememiş miydim bunlar uydurma diye?" dedi.
Tekrar söylüyorum her iddiaya körü körüne inanmayın. Düşünün, test edin, araştırın, kendinizin bilemediği alanlarda güvendiklerinizden yardım isteyin. Harun Yahya şarlatanına da kanmayın.
SAnırım dediğimi anlamamışsın. bak kardşeim. yevm kelimesini sağında ve solunda boşluklar olarak aratırsan. 365 çıkmaz. yevm kelimesini sağında ve solunda boşluklar olmadan aratırsan 365 çıkmaz. boşluk bırakmadan aratım. yevmeyn olanları saymayıp. yevm kelimesi geçen ayetleri istersen türkçesinden okuyup tekil mânada 365 defa geçtiğine sahit olıcaksın.
ömer çelakılın bulduğu birşey vardı. kara ve deniz oranı. bu da doğrudurç ama süleyman ateş bu konuda şöyle bir yorum yapmıştı.
laz bakkal çırağıan bişey dediği zaman auz veznini kulllanır. peki laz bakkal auz veznini kullandığını bilirmi. :D işte siizn ciddiye aldığınz profösörler bunlar. adamalr allahı bakkalla kıyas etmekten çekinmiyorlar. sırf ömer çel akıl döt olsun diye herife cephe alıyolar. yazdığım bütün kuran dedlilleri doğrudur. 365 olayının hesaplanması bira güç olduğu için sen ona kafayı takmışsın. diğerlerini yalanlıyamıyosun ama. çünkü diğerlerini ispatlamak daha kolayıma gider. ama 365 tane ayeti yazmam baya bi zaman alır dimi. çok çakalsın. yemezler güzelim. m
rşit programını biliyorum. siz nasıl artıcağınızı bilemeişsiniz. ısrarla söylüyorum nasıl aratacağın. şimdi dediğim gibi yap. ama yapmassın. çünkü korkuyorsun. bir gerçekle daha yüzyüze olmaktan. en basidinden yevmeyn ve eyyam kelimesi ikisi birden 30 defa geçer. yada kamer (ay)kelimesi 27 defa geçer. bunların ispatlamam kolay olacağı için bunları öne sürmemisin. aferim iyi taktik. zaten yukarda yazdım yazacağımı. hala neyi yalanlıyosun ya. bu işi yapanlar senin benim gibi bi çok bilmeyen insanlar değil. kendini kandırırsın ancak.
mokartes
19-10-2005, 01:58
CEM'MİSİN NESİN SENİN O İLAHİYATÇI ARKADAŞININ MATEMATİKLE ARASI PEK İYİ DEĞİL GALİBA GELSİNDE GÖZÜNE SOKAYIM 365 ADET TEKİL YEVM KELİMESİNİ Kİ SENİNLE MUHATAP OLAN İLAHİAYTÇIDA NASIL Bİ ADAMDIR TARTIŞILIR. BAKSANA KÜFRÜNDE SANA YARDIMA KOŞUYOR.SİZ İSTEDİĞİNİZ KADAR HAFKIRIN KURAN HEM LAFZEN HEM MANEN HEM EDEBEN HEM MECAZEN HERRR YÖNÜ İLE MUCİZ BİR KİTAP KENDİNDEN ÖNCEKİ VE SONRAKİ MESELELERİ BİLDİRİR.SİZİN KURANIN RAKİBİ FURKAN DİYE BAHS ETTİĞİNİZ NİCE ZIRVALARI TARİHİN DERİNLİKLERİNE GÖMMÜŞTÜR.SİZ BU İŞİ PARA KARŞILIĞI YAPAN SATILMIŞLARSINIZ KİMSE BATIL BİR İŞ İÇİN BU KADAR ÇABA HARCAYIP EMEK SARF ETMEZ KİMBİLİR KİMLERDEN NE KADAR ALIYORSUNUZ BU SALYALARINIZI BURAYA SAÇMAK İÇİN. SİZ DEĞİL SİZİN EN ÜSTAZINIZDA GELSE ÇUVALLAMAYA MAHKUM ÇÜNKÜ KURANDA EN UFAK Bİ ŞÜPHEYE MAHAL BIRAKACAK BİR CÜMLE YOK SİZ ANCAK CAHİL CUHELAYI YALANLARINIZLA ALDATIRSINIZKİ KURANIN K'SINDAN HABERSİZ ZAVALLI, MÜSLÜMANIM DİYE GEZİNİYOR PİYASADA SİZDEN DUYDUĞUNADA KAPILIYOR ACABA DEYİP ARAŞTIRMAK ZAHMETİNDE BİLE BULUNMUYOR.ŞİMDİ ARAFAT KARDEŞ SEN BU ADAMLARI CEHENNEME SOKUP ÇIKARSAN YİNEDE İNKAR EDECEKLER BUNLARIN HALİ MALUM ONUN İÇİN SEN YAZACAKLARINI YAZ ONLARLA TARTIŞMAYA GİRME.ALACAK OLAN ALIR O YAZILARDAN ALACAĞINI ARTIK HALA KÜFÜRDE ISRAR EDİYORSA OKUYAN CANI CEHENNEME BİZ NE YAPALIM.BİRDE BU HERİFLERE KARDEŞİM DİYE HİTAP ETME (ANCAK İNANANLAR KARDEŞTİR)AYETİNİ HATIRLA BİZİDE DUA'DA UNUTMA.
aspartam
19-10-2005, 09:28
Arkadaşlar 1.618 size neyi anımsatıyor?
Aciz_bir_kul
19-10-2005, 20:07
Bunlara bende inanmamıştım ilk önce, ama araştırınca hakikaten hepsi doğru. inkar etmenin bir anlamı yok. bana da saçma geliyodu ama araştırmak lazım. tabiki her denilene inanmamalıyız ama iddia edilenide araştırmalıyız. bencede o ilahiyat mezunu arkadaşının gerçekten ilahiyat mezunu olup olmadığı tartışılır. :)
Tuzbaykucbars
19-10-2005, 22:16
Bunlar kuranın bilinçi bir zekanın ürünü olduğunun kanıtıdır. bizim kitabımızda ne bir fazla ne bir eksik kelime söz konuus değildir. kelimelerin adedi bile hesaplanmıştır. işte günümüzde dikkat çeken bazı gerçekler.
BİR GÜN
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da tekil olarak “bir gün (yevm)” kelimesi 365 defa
geçer. 365 sayısı sadece takvimin gün sayısı olarak
düşünülmemelidir. 365, aynı zamanda Dünya ile Güneş
arasındaki astronomik ilişkiyi ifade eden bir sayıdır.
Dünya, Güneş etrafında bir kez dönüşünü tamamladığında,
kendi etrafında 365 kez dönmüş olur. Yani Dünya, Güneş
etrafında bir kez döndüğünde, Dünya’da 365 tane gün
oluşmuştur. “Gün” kelimesinin tekil kullanımının 365’i
vermesi de önemlidir. Çünkü, Dünya’nın Güneş
çevresindeki dönüşünde 365 tekil gün oluşur. Kuran’da bu
kelimenin 200, 300 veya 400, 500... olarak değil tam 365
olarak geçmesi sizce tesadüf mü? Gerçekten de “bir gün
(yevm)” kelimesinin kullanımı; anlaşılması kolay,
taklidi imkansız Kuran mucizelerine bir örnektir. Bu
örnek tek başına bile Kuran’da bilinçli bir
mate-matiksel düzen olduğunu ortaya koyabilir. Bu
bölümdeki 50 örnek ve daha sonra 19’larla ilgili bölüm
incelenirse, Kuran’daki matematiksel mucizenin boyutu
daha iyi anlaşılacaktır.
GÜNLER
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da “gün” kelimesinin birçok kullanım tarzı
mucizevidir. “Gün” kelimesinin tekil kullanımları 365
kez geçerken, gün kelimesinin çoğul kullanımları (eyyam,
yevmeyn) ise 30 defa geçmektedir. Böylece bir ayın gün
sayısını ifade eden 30 sayısı verilir. Bir senede birden
fazla ayın olmasından dolayı bu günlerden farklı aylar
oluşur. Oysa 365 gün, bir tane yılı oluşturur. Böylece
“gün” kelimesinin tekilinin (yevm) 365 defa geçmesi
gibi, çoğulunun da (eyyam, yevmeyn) 30 defa geçmesi
anlamlıdır.
Güneş takvimi 30 ve 31 günlük aylardan oluşurken, Ay’a
bağlı takvim 29 ve 30 günlük periyodlardan oluşur.
Böylece 30 her iki takvimin kesişim kümesidir. Kuran’ın
indiği toplumda Ay takvimi kullanıldığını gözönüne
alırsak 30 sayısının kullanılması yine anlamlıdır. Ay’ın
(gökteki gezegen) bir ayı (yılın kısmı olan) oluşturma
süresi 29.53 gündür. Bunun yuvarlatılmışı ise 30’dur. Bu
tarz matematiksel mucizelerde Kuran’ın matematiksel
işlem olan yuvarlamayı tam doğru yaptığına tanık
olmaktayız. Nitekim Dünya, Güneş’in çevresinde 365.25
günde dönüşünü tamamlar. Bunun yuvarlatılmışı 365’tir.
GÜN KELİMESİNİN TÜREVLERİ
--------------------------------------------------------
------------------------
“Gün (yevm)” kelimesinin Kuran’da tekil olarak 365 kez,
çoğul olarak 30 kez geçtiğini gördük. “Gün” kelimesinin
bütün türevleriyle kullanımı ise 475 kezdir. Yani “gün”
kelimesinin tekil, çoğul ve diğer türevlerinin toplamı
475’tir. 475 sayısı 19x25’e eşittir. Kuran’daki
matematiksel mucizeyi incelediğimiz bu
Kelime-Uyumlarındaki-Matematiksel-Mucize kısmından sonra
19 Mucizesi’ni inceleyeceğiz. O bölümü okuduğunuzda
19’un neyi ifade ettiğini daha iyi anlayacaksınız.
Kuran’daki Kelime-Uyumlarının-Mucizesi ile Kuran’daki 19
sistemi bu örnekte olduğu gibi içiçe geçebilmektedir.
“Gün” kelimesinin Kuran’daki kullanımı, 19 mucizesinden
bağımsız olarak da mucizevi özellikte olduğu için, biz
“gün” kelimesi ile ilgili bulguları
Kelime-Uyumlarında-Matematik (KUM) açısından inceledik.
“Gün” kelimesinin türevlerindeki 19 çarpanı gibi 25
çarpanı da özel bir sayıyı ifade eder. Daha önce
belirttiğimiz gibi gün kavramı Dünya’nın Güneş ile
ilişkisi sonucunda oluşmaktadır. Dünya Güneş’in
çevresindeki bir dönüşünü gerçekleştirirken 365 kez
kendi çevresinde döner. Oysa bu arada Güneş de kendi
çevresinde aynı şekilde dönmektedir. Peki, Dünya kendi
çevresinde 365 kez döndüğü zaman Güneş kendi çevresinde
kaç kez döner? Sıkı durun, tam 25 kere... Anlaşılması
kolay, taklidi imkansız bu mucizenin belirttiği sayı,
Kuran’ın indiği dönemde, indiği bölgede bilinmiyordu.
Kuran’ın anlamlı tekrar sayılarında, o sayıların
belirttiği oluşumlara işaret etmesi mucize olduğu gibi,
bu sayıların o dönemde bilinmeyenleri ifade etmesi de
mucize oluşturmaktadır.
Ayrıca 25’in katsayısı olan 19’un Güneş-Dünya-Gün
kavramları bağlamında önemi vardır. Çünkü Dünya’nın,
Güneş’in ve Ay’ın aynı hizaya geldiği Meton devri; 19
Dünya yılında bir oluşur. Yani Güneş bir Meton devrinde
19x25= 475 defa kendi etrafında dönmüş olur. (Bir
sonraki bölüm KUM-4’ü okuyun). Evet, tam 475 kez. Bu
sayı tamı tamına gün kelimesinin tüm türevleriyle
Kuran’daki geçiş sayısına eşittir.
SENE
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da “sene” kelimesinin tüm türevleri (sinet, sinin)
19 defa geçer. Güneş’e bağlı ilerleyen takvimin ve Ay’a
bağlı takvimin süreleri, artık yıllarından dolayı
düzeltilmeye muhtaçtır. Dünya, Güneş’in etrafında 365
kez dönünce; Ay, Dünya’nın ve kendisinin etrafında 12
defa döner. Bu bir yıldır. Fakat Dünya bu dönüşünü
tamamlayıp başlama noktasına geldiğinde Ay bu noktaya
gelmez. Dünya ile Ay’ın aynı başlama noktasına gelişleri
19 senede bir gerçekleşir. 19 seneden oluşan bu dönem
Meton devri olarak anılır. 19 senede bir düzeltilen Ay
takviminin bu sürede 7 yılı artık (355 gün), 12 yılı ise
tamdır (354 gündür). “Sene” kelimesinin 7’si tekil
(sinet) 12’si çoğul (sinin) geçerek bu iki veriyle de
uyumunun oluşması ayrı bir özelliktir. “Sene”
kelimesinin tüm türevleri 19’u vererek Meton devrine
işaret eder.
Ay(uydu)------------------------------------------------
----------------
Gökteki gezegen olarak “Ay (Kamer)” kelimesi, tüm
türevleriyle Kuran’da tam 27 defa geçmektedir. Bu sayı,
Ay’ın Dünya etrafındaki eliptik turuna eşittir.
(Kitabımızın bilimsel mucizeleri anlatan ilk kısmının
15. ve 16. bölümlerinde Ay’la ilgili Kuran’ın
anlatımlarına değindik.) Kuran’da Güneş ve Ay’ın bir
hesaba tabi olduğuna dikkat çekilir. (Bakınız 55- Rahman
Suresi 5) Kuran’ın işaret ettiği gibi matematiksel
hesaplandırmayla ifade edilebilen Güneş’in ve Ay’ın,
Kuran’daki tekrar adetlerinde de matematiksel mucize
sergilenmesi çok anlamlıdır.
AY (Senenin bölümleri)
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da gökteki Ay, “Kamer” olarak farklı kelimeyle,
senenin kısımları olan ay ise “şehr” olarak farklı
kelimeyle ifade edilir. Birçok dilde bu böyledir.
Örneğin İngilizce’de gökteki Ay, “Moon”dur, senenin
bölümleri olan ay ise ayrı bir kelime “month”dır.
Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşünde 365 tekil gün
oluşurken; Ay, Dünya’nın etrafında 12 defa dönerek, 12
ay oluşturur. Kuran ayların sayısının 12 olduğunu
söyler. 1 yıl 12 tane aydan oluşur ve Kuran’da 12 defa
olarak bir ay (şehr) kelimesi geçer. Ayların sayısının
12 olduğu Kuran’ın şu ayetinde belirtilir:
... Allah’ın katında ayların sayısı onikidir...
9- Tevbe
Suresi 36
--------------------------------------------------------
------------------------
AY’A GİDİLİŞ TARİHİ
--------------------------------------------------------
------------------------
Kitabımızın ilk kısmının 16. bölümünde Ay’a gidileceğine
dair Kuran’da geçen ifadeleri inceledik. Bu ifadelerin
en önemlilerinden biri Kamer (Ay) Suresi’nin 1.
ayetidir. İşte bu ayetten Kuran’ın sonuna kadar 1389
ayet vardır. Hicri takvime göre 1389 yılı, miladi 1969
yılına karşılık gelmektedir ve bu tarih Ay’a insanların
ilk ayak bastığı tarihtir. (1389 sayısı ayrıca bu
surenin veya Kuran’ın vahyedilmesinden yaklaşık 1389 yıl
sonra Ay’a gidileceğine işret olarak da düşünülebilir.
Çünkü hicri takvim Kuran’ın vahyinin devam ettiği bir
tarihte başlamaktadır.)
Yaklaştı saat ve yarıldı Ay
54- Kamer Suresi 1
DENİZ-KARA ORANI
--------------------------------------------------------
------------------------
“Deniz (bahr)” kelimesi Kuran’da 32 defa geçer. Kuran’da
geçen “bahr” kelimesi deniz-ler gibi, göl, ırmak tipi
büyük suları da ifade eder. “Kara (berr, yabas)” ifadesi
ise Kuran’da 13 defa geçer. Eğer 32’nin 45’e oranını
alırsak karşımıza %71,111 çıkar.
Elinize hangi ansiklopediyi alırsanız alın denizlerin
Dünya’nın %71’ini, karaların %29’unu oluşturduklarını
göreceksiniz. Dünya’daki kara-deniz oranıyla Kuran’daki
kara ve deniz ifadelerinin oranının uyumlu olması çok
ilginç bir mucizedir. Peygamber’in yaşadığı dönemde
bilinmeyen bu bilgi Kuran’da kelimelerin uyumlu
kullanımıyla kodlanmıştır. İnatçılık engelinden kurtulan
insanlar, Kuran’ın anlaşılması kolay, taklidi imkansız
bu mucizelerini takdir edeceklerdir.
DEMİRİN İZOTOPLARI
--------------------------------------------------------
------------------------
Demirin atom numarası (proton sayısı), Kuran’da demirden
bahseden Demir (Hadid) Suresi’nin 25. ayetinde kodlu
olduğu gibi, bu surede demirin izotoplarına da işaret
vardır.
1. Belirli bir demir anlamına gelen (el-Hadid)’in
matematiksel değeri 57’dir. İngilizce’deki “the” gibi
Arapça’da belirlilik takısı “el”dir. Türkçe’de bunun
karşılığı yoktur. Bu belirlilik takısıyla ortaya çıkan
57 sayısı demirin izotoplarından biridir.
Elif = 1
Lam = 30
Ha = 8
Da = 4
Ye = 10
Da = 4
Toplam = 57
2- Hadid (Demir) Suresi, Kuran’ın 57. suresidir. 57
demirin izotoplarından biridir.
3. Hadid (Demir) Suresi, Kuran’ın sondan 58. suresidir.
Bu da demirin diğer bir izotopudur.
4. Bu surenin numaralı ayetlerinin sayısı 29’dur.
Numarasız Besmele hesaba katılırsa bu sayı 30 olur. Bu
iki sayı demirin dört izotopundan ikisinin nötron
sayısına eşittir. Allah isminin tüm suredeki geçiş adedi
ise diğer bir izotopun nötron sayısını vermektedir.
Kelime Bu kelimenin matematiksel değeri
Belirli bir demir (el-Hadid) 57
Demirin izotoplarından biri 57
Demirin (Hadid) Suresi kaçıncı suredir? 57
YARATILIŞIN AŞAMALARI VE İNSAN
--------------------------------------------------------
------------------------
Kuran’da 40-Mümin Suresi 67. ayette ve 23-Müminun Suresi
14. ayette insanın yaratılışında geçirdiği aşamalar
anlatılır. İnsanın doğuma kadar geçirdiği aşamaları
şöylece 6 maddede toplayabiliriz: 1- Toprak, 2- Damlacık
(Sperm) 3- Asılıp tutunan (Rahim duvarına asılma
safhası) 4- Bir çiğnemlik et, 5- Kemikler, 6- Et (48. ve
54. bölümlerin arasında Kuran’ın insanın yaratılış
aşamalarını mucizevi anlatımını inceledik). Bu
kelimelerden 1- Toprak (turab) kelimesi 17 kez, 2-
Damlacık (Nutfe) kelimesi 12 kez, 3- Asılıp tutunan
(Alak) kelimesi 6 kez, 4- Bir çiğnemlik et (mudğa)
kelimesi 3 kez, 5- Kemikler (izame) kelimesi 15 kez, 6-
Et (Lahm) kelimesi 12 kez geçmektedir. İnsanın doğuma
kadar geçirdiği bu aşamalar 65 kez geçmektedir. “İnsan”
kelimesi de aynen 65 kez tekrarlanır. Ne dersiniz, bu da
tesadüf olabilir mi? İnsanın yaratılış aşamalarından
bahseden iki ayet şöyledir:
O’dur ki sizi (1) topraktan (turab), (2) sonra bir
damlacıktan (nutfe), sonra (3) asılıp tutunandan (alak)
yarattı, sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta...
40-Mümin Suresi 67
Sonra o (2) damlacığı (nutfe) (3) asılıp tutunana (alak)
dönüştürdük, sonra o (3) asılıp tutunanı (alak) (4) bir
çiğnemlik et (mudğa) haline getirdik, daha sonra o (4)
çiğnemlik eti (mudğa) (5) kemik (ızame) olarak yarattık,
sonra (5) kemiğe (ızame) (6) et (lahm) giydirdik ve
sonra bir başka yaratılışla onu yeniden inşa ettik. En
güzel yaratıcı olan Allah çok yücedir.
23-
Müminun Suresi 14
Kelime Kuran'da geçiş adedi
Toprak 17
Bir Damla Su 12
Asılıp Tutunan 6
Bir Çiğnemlik Et 3
Kemikler 15
Et 12
Toplam = 65
İNSAN 65
SABIRLA OKUDUĞUNUZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN.
Bu konu üzerine Edip Yükselin Kitabini bir ara okumustum ne yazikki bu yazilari cürütmek icin hic bir arastirma yapilmamis, demekki kimse ilgi duymuyor inananlardan haric kimse yutmuyor saten.
Saygilar.
mokartes
20-10-2005, 01:27
sevgili tuzsuz d...bekir.inkar ısbat değildir varsa delilin çık konuş yoksa sus susuturmıyayım ben. sen çok çömezsin çocuklar çay içmez sen paşa çayı iç yavrucum emi.amcaların lafını bölme bakiim hadi parka.siz doğru olduğunu görsenizde inanmayacaksınız.İSTER İNANIIIIN İSTER İNANMAYIN PAŞA GÖNLÜNÜZ BİLİR İŞTE HALP İŞTE ARŞIN GELDİNİZ BU DÜNYAYA KİMSE SİZE SORMADI TEŞRİF BUYURURMUYDUNUZ DİYE GÖTÜRÜRKENDE SORAN OLMIYACAK(SONRA BİZE DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ!!!)ÇAYLAR AÇIKMI OLSUN DEMLİMİ ŞİMDİ...?
tuzbaykucbars demişki;
"Bu konu üzerine Edip Yükselin Kitabini bir ara okumustum ne yazikki bu yazilari cürütmek icin hic bir arastirma yapilmamis, demekki kimse ilgi duymuyor inananlardan haric kimse yutmuyor saten.
Saygilar"
Bu konuda yeterince araştırma yapılmıştır. bende yaptım. kimsenin araştırmadığı bir şeyi yazmadım. bizzat kendim denedim ve ikna oldum. bunlar ispatlanmış şeyler. misal veriyim. ispatlanması kolay olan şeylerden örnek veriyim. kuranda 27 defa kamer (ay) kelimesi geçer. Bu sayı, Ay’ın Dünya etrafındaki eliptik turuna eşittir.
kuranda 27 defa eyyam 3 defa yevmeyn kelimesi geçer. buda (günler) demektir. yevm kelimesinin çoğulu.
kuranda kara ve deniz oranınada dikat çekilmiştir. 39 defa bahr kelimesi geçer. ama 32 defa (deniz) anlamında kullanılmıştır.
15 defa berr kelimesi kullanılmıştır. ama 13 defa (kara) anlamında kullanılmıştır. berr ile başlayan diğer kelimeler ve bahr ile başlayan diğer kelimeler kara ve deniz anlamında değildir. bunları bir birine olan oranı %71'e %29'dur. bu oranda deniz ve kara oranına birebir işaret etmektedir.
şimdi dieyceksinizki. rabiniz neden böyle şifreler koymuş olsun. cevabı çok basit. ahir zamanda herkez kurana dil uzattığıdna kuranın allahın sözü olduğuna işaret etsin diye.
en basit ispatlayabileceğim bunlar. hodri meydan. bunların yalan olduğunu iddia eden varsa. ayetleri ile birlikte gözüne sokabilirim. islamda yalan yoktur. eğer yalan söyleyen varsa o müslüman değil din taciridir.
mokartes
20-10-2005, 01:47
ALLAH RAZI OLSUN ARAFAT KARDEŞİM ANLAT ANLAT.EMİN OL BU MESAJLAR YERİNE ULAŞIYOR VE BUNLARIN ÇABA VE GAYRETLERİ BOŞA ÇIKIYOR BEN ÇEVREMDEN BİZZAT İŞİTİYORUM.ALOOOO KİMSE SİZE İNANMIYOR DUYUYONUZMU BENİ ATEİZMİN YETİM VEDE ÖKSÜZ EVLATLARII...
amin kardeşim.
Şimdi mokartes kardeşim. insan bi düşünmeli önce. ben neden varım demeli.
Allah'ı ispatlamaya çalışmamız anlamsız aslında. allah ispatlanmazki. yaşanır. hem akıllı insan hiç bir şeyin tesadüf olmayacağını bilir. . herşeyin bir yaratıcısı vardır. en önemli konu ise benlik kavramı dır. "ben neyim. neden varım" diyen bir insan bunların cevabı olarak yüce yaratıcıyı bulur.
allah bunların kalplerini mühürlemiştir. bunlar allahı görseler bile ona nankörlük yapmaktan çekinmezler. çünkü bunlar kibirlidir. şeytanda kibirine yenildiği için adem'e secde etmemişti. bunlara hikaye gelir bunlar. bir de kabeyi put ilan ediyolar bunlar. . kabeye secde ediyomuşuz. kabe putmuş. hahhaa. açıklayalım . ne demiştik. allah meleklere ne demişti. ademe secde edin demişti. burda maksat insana secde etmek. herkez kabeye dönerse insan insana dönmüş olur ve birbirine dönerek secde eder. bunu bi tarafınızdan anlamayın sakın. insan insana tapıyor anlamında değil. meleklerin ademe secde etmesi ile bağlantılıdır.
hiç düşünmezler biz neden varız diye. onlar kalplerinin mühürlü olmasının sebebi ise inanmamak için uğraşmalarıdır. rabbimde "mademki siz bana inanmakmak için uğraşıyosunuz öyleise hiç bir zaman inanmanıza izin vermiyeceğim der gibi kalplerini mühürlemiştir. şimdi dieyceklerki kalp le inanmanın ne alaksı var. düşünce beyinde gerçekelşir dieycekler. buda bir kuran yanılgısıdır diyecekelr. doğru kalple inanmanın ne alakası avr. inanmak veya inanmamak beyinde biter. ama rabbim kalp demişse kalpdir. çünkü yaşamın temel kaynağı kapldir. insan beyin felci geçirdiği zaman yaşar. ama kalp durduğu zaman ölür. işte bu bir kuran mucizesi. aslına bakarsanız kuranda mucize aramaya gerek yoktur. çünkü kuranın kendisi 1400 senede değişmemiş olduğu için zaten mucizedir. 1400 sene boyunca değişmemiş başka mucizelerde var. bunlar gibi (kurana laf atmaktan bıkmamış kafirler)
saygılarımla. sizleri mor renginde görmeye devam edicez hep beraber. morluk size çok yakışıyor.
smile146
Arafat,
Ben sana diyorum ki ben arapça bilmimiyorum ve ilahiyat mezunu arkadaşımı oturttum ve araştırdık rakamları sen hala kalkmış arapça gramer bilgileri vermeye kalkışyorsun. Sağında veya solunda boşluk bıraktı mı bırakmadı mı bilmem ama ben 4 yıl arapça ve islam eğitimi almış o kişiye güvendim. Din konusu hariç anlaşabildiğim bir arkadaşım olur kendisi.
Şunu da söyleyeyim kamer kelimesini de araştırmıştık. Ancak 27 defa geçmiyordu. daha az sayıda geçtiğini hatırlıyorum. Arkadaşıma ayıp olur olur diye yanında notlar almadım. Bunu ispatlaman daha kolay Arafat. Hadi 365 kez gün kelimesinin geçtiğini ispatlaman zordu. Kamer kelimesinin geçtiği ayetleri yaz buraya bekliyorum.
Aciz_bir_kul doğru söyledi, her söylenene inanmamak ve araştırmak lazım. Heralde ilk defa uyuştuğumuz bir yer oldu.
aspartam
20-10-2005, 09:39
Defalarca belirtilmesine rağmen çok uzun copy-pasteler halen yapılıyor. BU YAZI SİLİNMİŞTİR.
Aspartam bu başlığa yazmaktan men edilmiştir. CEM
SEVGİLİ KARDEŞİM CEM. SENİN İNADINI HOŞGÖRÜ İLE
KARŞILIYORUM. BİZ BUNA İSLAM AHLAKI VE HOŞGÖRÜSÜ
DİYORUZ.
ŞİMDİ GEÇELİM KAMER(AY) KELİMESİNİN KURANDA HANGİ
AYETLERDE GEÇTİĞİNE.
ENAM /77/96
ARAF /54
YUNUS /5
YUSUF /4
RAD /2
İBRAHİM /33
NAHL /12
ENBİYA /33
HACC /18
FURKAN /61
ANKEBUT /61
LOKMAN /29
FATİR /13
YASİN /39/40
ZÜMER /5
FUSSİLET/37 BU SUREDE 2 DEFA GEÇER
KAMER /1
RAHMAN /5
NUH /16
MÜDESSİR/32
KIYAMET /8/9
İNSİKAK /18
ŞEMS /2
TOPLAM 27 DEFA GEÇER. UMARIM TATMİN OLMUŞSUNDUR CEM. VE BİRDAHAKİ ARAŞTIRMANDA ARAPÇAYI DAHA İYİ BİLEN BİRİ İLE ARAMA YAPMANI ÖNERİRİM.
el isra/88 : Andolsunki eğer insanlar ve cinler bu
kuranın bir benzerini yapmak üzere toplansalar bir
benzerini yapamazlar. birbirlerine yardımcı dahi
olsalar.
el sira/88 : Kul leinictemeatil insü vel cinnü ala ey
ye'tu bi misli hazel kur'ani la ye'tune bi mislihı ve
lev kane ba'duhüm li ba'dın zahıra.
mokartes
21-10-2005, 01:05
CEM.İSTERSEN DAHA FAZLA YORUM YAZIPTA İYİCE BATMA.SENİN O ARKADAŞININ 4 YILLIK ARAPÇA DENEYİMİ VARSA BENİM 19 SENELİK ARAPÇA DENEYİMİM VAR ÜSTELİK SİZİN TURAN DURSUNUN YETİŞTİĞİ İSMAİLAĞA MEDRESELERİNDE YETİŞTİM.BİRİNCİSİ SENİN İLAHİYATÇI ARKADAŞIN OLDUĞUNA BİLE BEN İNANMIYORUMKİ HADİ VAR DİYELİM O ZAMAN BU ÜLKEDE DİN KİMLERİN TEKELİNDE OLACAK YARIN DİYE ÜZÜLEYİM Kİ SENİN MENHUS EMELLERİNE HİZMET EDEN BİRİ YARIN BİR MEVKİ SAHİBİ OLSA NE OLACAK.TABİİ BEN İNANIYORUMKİ BÖYLE BİR KİMSE SÖZ KONUSU DEĞİL.SEN ARAŞTIRMA YAPMIŞSINIZ GİBİ ORTAYA BİRİLERİNİ İLERİ SÜREREK YALANLIYORSUN Kİ BÖYLECE SÖZDE DESTEKLİ ATMIŞ OLUYORSUN.SÖYLE O ARKADAŞINA REZİL ETTİ SENİ.ÇÜNKÜ BİZ HAKLIYIZ KURAN HER YÖNÜ İLE MUCİZ.VAY BE MUHAMMED (S.A.V)SİZİN İDDİANINIZA GÖRE KURANI YAZDI YA AMMA E YAZMIŞ DİMİ(HAŞA)RAKAMSAL MUCİZEYE KADAR AYRINTILI VE DETAYLI BİR YAZIM.SİZ ALA İNKAR EDİN KURAN ALLAH'IN KİTABİ MUHAMMED MUSTAFA(S.AV)ONUN RASULÜ.!!!
Aciz_bir_kul
21-10-2005, 01:16
hehe. Arafat harbiden araştırmacı bir kardeşimiz. adam ispatlıyo kardeşim işte. hodri meydan. yalanlayında görelim. herif resmen kapak yapmış. hehe. kapak olsun.
Aciz_bir_kul
21-10-2005, 01:58
Noldu cem. noldu gülüm. 1 saat oldu hala bişey yazmadın. ama başka başlıklar altında cevap yetiştiriyosun. hele bi gel bu yana. bunca adam seni bekliyo yaw. hadi gülüm. yaz bişiler. yalan de. olmaz öyle şey de. kuran-ı kerimi peygamber sandığınız muhammed yazmıştır de. benim arapça bilen arkadaş var. onunla aradık doğru değil de. hadi saçmala bişeyler de gülelim biraz. zaten stresli bir ortam.
ngcoskun
21-10-2005, 10:46
arafat demiş ki;
Sen istersinde ben yapmazmıyım. peki biraz daha bilimsel olalım.
öncelikle bu mucizeler dediğiniz şeyleri bir çırpıda okudum sanıyorsanız yanılıyorsunuz okumadım.bu kadar uzun copy/paste olaylarını daha önce de gördük.
neyse alıntı yaptığım yerden başlarsak hangi bilimden bahsettiğini anlamadım.benim bildiğim bilim değil sanırım senin ki.
matematik hesapları ile kuranı çözecek kadar akıllımıymış ki arap efendiler de allah onlara bilmece göndermiş.
matematikte olasılıklar sonsuzdur.ve istediğiniz bir sonuca istediğiniz rakamaları bir kelime bir işlem misali mutlaka ulaşırsınız.lütfen bunları ömer ÇELALIK misali pişirip pişirip önümüze koymayın.
gerçek bilimle kuranla uğraştığınız kadar uğraşmış olsaydınız keşke de bu zeki beyinlerden bilim adamaları çıkıp aids'i kanseri yenen türkler olarak tarihe geçip bir faydanız olsaydı cümle aleme.
mesela bilinmeyen bir sürü evrensel olaylar var.bunları da başka ülkelerin yabancı bilim adamları çözünce de evet bakın bu da kuran da yazıyor işte demek mi marifet oluyor.
ayrıca dikkat ettiğseniz türk bilim adamları türkiyede çalışmalarını sürdürmüyor.çünkü işlerini kurana dayandırmadıkları için bu ülkede kıymetleri bilinmiyor ve onlar da bilinen yerlere gidiyorlar.
benim bildiğim türkiyede yıllar önce bir hastanede başhekim olan genç bir kalp cerrahı şimdi amerikada yaşıyor ve dünyaca ünlü aktiviteler yapıyor ama bizim haberimiz yok.
ntv sayesinde amerikalılar için yaptığı tv programını seyredebiliyoruz sadece.dr.Mehmet Öz den bahsediyorum.
aspartam
21-10-2005, 11:32
Batı izin verdiği sınırlar içerisinde bilimsel çalışma yapmaya hakkın olduğunu hatırlatırım sana.Havayla çalışan araba icat ettiğin zaman petrol lobisi,pahalı bir tedavi olan kematerepiye alternatif bir ilaç tedavisi bulduğun zaman ilaç lobisi tepene biner.İşte bir Dr.Ziya Özel örneği hala hafızalarda.Adam kanserin ilacını buldu.Şakır şakır hasta tedavi ediyor.şahsen bildiğim örneklerde var.Adam ödüllendirileceğine hekimlikten atılıyor.Gelde sen bilimsel çalışma yap Türkiye'de.ben göremem ama çocuğum belki görür.
mokartes
21-10-2005, 12:57
NGCOŞKUN.DEĞİL T.COŞKUN BURADA İLMİ Bİ GERÇEK VAR VE SİZ HİÇ BİR ŞEKİLDE BU DELİLİN AKSİNİ İSPATLAYAMZSINIZ.O ZAMANKİ ARAPLARADA MATEMATİKMİ VARMIŞMIŞ.KURAN ARAPLARA GELMEMİŞTİR EVRENSELDİR TÜM İNSANLIĞA GÖNDERİLMİŞTİR VE O KADAR MÜKEMMELDİRKİ KIYAMETE KADAR BAKİ OLACAK TEK KİTAPTIR.İÇİNDE EN UFAK BİR TENAKUZ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR LAFZEN MANEN EDEBEN MECAZEN MATEMATİKSEL OLARAK VS.VS. HERR YÖNÜ İLE MUCİZEDİR ÇÜNKÜ KUL YAZMASI DEĞİLDİR ALLAH'TAN VAHY YOLU İLE GELMİŞTİR İNKAR ISBAT DEĞİLDİR BUNU UNUTMA İLMEDE TECAVÜZ ETME T.COŞKUN.
Aciz_bir_kul
21-10-2005, 14:58
siz onu bunu boşverinde CEM denen kardeşimiz bişeyler yazzın. yok öyle matematik olasılık falan ayaklarına girmeyin. hikaye analtmayın bize. olasılık nedir ben çok iyi biliyorum. şimdi CEMi dinleyelim. hala ses çıkarmıyo. sonunda o da kabul etti. inkarı imkansız deliller bunlar. varsa aksini iddia eden gelsin. hodri meydan.
CEM seni bekliyoruz. yalanlamıcakmısın yazılanları. bunlar saçma demicekmisin.
ngcoskun
21-10-2005, 16:38
NGCOŞKUN.DEĞİL T.COŞKUN BURADA İLMİ Bİ GERÇEK VAR VE SİZ HİÇ BİR ŞEKİLDE BU DELİLİN AKSİNİ İSPATLAYAMZSINIZ.O ZAMANKİ ARAPLARADA MATEMATİKMİ VARMIŞMIŞ.KURAN ARAPLARA GELMEMİŞTİR EVRENSELDİR TÜM İNSANLIĞA GÖNDERİLMİŞTİR VE O KADAR MÜKEMMELDİRKİ KIYAMETE KADAR BAKİ OLACAK TEK KİTAPTIR.İÇİNDE EN UFAK BİR TENAKUZ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR LAFZEN MANEN EDEBEN MECAZEN MATEMATİKSEL OLARAK VS.VS. HERR YÖNÜ İLE MUCİZEDİR ÇÜNKÜ KUL YAZMASI DEĞİLDİR ALLAH'TAN VAHY YOLU İLE GELMİŞTİR İNKAR ISBAT DEĞİLDİR BUNU UNUTMA İLMEDE TECAVÜZ ETME T.COŞKUN.
bir kere ben sana yada adına saldırmadım mecaz kullanmadım terbiyesizlik etme canını sıkarım.sen benim burda kimleri paketleyip gönderdiğime şahit olmadın olma da istersen.git de biraz eskilere oku..meydana size kalmış yokluğumda yazık.biz burda bir zamanlar müslümanda olsa seviyeli arkadaşlarla tartışırdık.arada senin gibler çıkardı ama barınamazdı sayemizde.ama merak etmeyin meydan boş değil....
ikincisi kuran araplara gelmeği için mi arapça gelmiş.evrensel dili bilememiş mi o zamanlar allah........
Materyalist
21-10-2005, 17:22
Kuranda, yepteni keşfedilmemiş bir mucize buldum. 180 paralel dairesiyle, 360 meridyen dairesi kuranda kesin önceden bildirilmiştir dedim ve gerçekten de buldum. Şu an elimde olan ve önümde açık bulunan, Diyenetin 1979 yılı baskılı kuran mealinin 180. sayfasını açtım ve gözlerime inanamadım. Enfal suresinin Orada 34, 35, 36, 37, 38, 39 numaralı ayetleri var. 40 ta var ama, o önemli değil. dikkat edin 6 tane 30 lu eyet numarası var. Kuran kaç ayetten oluştu. 6666. Hep altı. 6 tane otuz 180 yapar. İşte mucize bu. Allah parelel dairelerin sayısını ta o zamandan söylemiş de bizim haberimiz yok. Gelelim meridyen dairelerine. Açtım mealin 360. sayfasını, çok derin bir incelemeden sonra mucizeyi yakaldım. O sayfada kehf suresi var. Bu defa da 3'ün iki katı olan 6 sayısı ile başlayan ayetler var. 62, 63, gibi. Atmışlardaki küsuratları atıp, 6 sayısı ile çarpınca birde ne göreyim, karşıma 360 çıktı. Gözlerime inanamadım. Aklım çıktı. Feleğim şaştı. Her tarafı mucize dolu bir kitap.
Birde size en önemli ve kimsenin şimdiye kadar göremediği mucizeyi göstereyim. Biz kaç yılındayız? 2005. Kuran kaç senede tamamlandı? 23.
Şimdi, 2005 ten 23 yi çıkaralım. Geriye ne kaldı? 1982. İşte size Türkiye cumhuriyetinin son anayasasının tarihi. Olay bu kadar.
saadetpink
21-10-2005, 17:27
Kuranda, yepteni keşfedilmemiş bir mucize buldum. 180 paralel dairesiyle, 360 meridyen dairesi kuranda kesin önceden bildirilmiştir dedim ve gerçekten de buldum. Şu an elimde olan ve önümde açık bulunan, Diyenetin 1979 yılı baskılı kuran mealinin 180. sayfasını açtım ve gözlerime inanamadım. Enfal suresinin Orada 34, 35, 36, 37, 38, 39 numaralı ayetleri var. 40 ta var ama, o önemli değil. dikkat edin 6 tane 30 lu eyet numarası var. Kuran kaç ayetten oluştu. 6666. Hep altı. 6 tane otuz 180 yapar. İşte mucize bu. Allah parelel dairelerin sayısını ta o zamandan söylemiş de bizim haberimiz yok. Gelelim meridyen dairelerine. Açtım mealin 360. sayfasını, çok derin bir incelemeden sonra mucizeyi yakaldım. O sayfada kehf suresi var. Bu defa da 3'ün iki katı olan 6 sayısı ile başlayan ayetler var. 62, 63, gibi. Atmışlardaki küsuratları atıp, 6 sayısı ile çarpınca birde ne göreyim, karşıma 360 çıktı. Gözlerime inanamadım. Aklım çıktı. Feleğim şaştı. Her tarafı mucize dolu bir kitap.
Birde size en önemli ve kimsenin şimdiye kadar göremediği mucizeyi göstereyim. Biz kaç yılındayız? 2005. Kuran kaç senede tamamlandı? 22.
Şimdi, 2005 ten 22 yi çıkaralım. Geriye ne kaldı? 1982. İşte size Türkiye cumhuriyetinin son anayasasının tarihi. Olay bu kadar.
smile146
ngcoskun
21-10-2005, 17:51
Cemden Bir Ricam Olacak bu gülümseme paletine alkış da koysun..
Materyalist'i alkışlayamıyorum bak olmuyor böyle...
tam da benim uğraşmaya üşendiğim bir sürü sayı karmaşasından böğk olmak istemediğim bir durumdan kurtandın beni.fikirlerimin tercümanı önceki yazımın dekorderi oldun...allah senden çok mersi...:) smile99
mokartes
22-10-2005, 01:13
EVRENSEL DİL NEDİR ANAM.ARAPÇA DÜNYA DİLLERİ İÇERİSİNDE EN GENİŞ İÇERİKLİ VE ANLAMLI DİLDİR.ŞİMDİ SANA MİSALLER VERMEK İSTERDİM AMA ÇOK UZAR.BİR KELİMENİN 16 MANADA SÖYLENİŞ ŞEKLİ VARDIR VE HEPSİ AYRI AYRI VURGULARA TEMAS ETMEKTEDİR.DÜNYADA HİÇBİR DİL ARAPÇA KADAR DETAY İÇERMEZ.SERSERİCE CEVAPLAR YAZACAĞINIZA BURAYA KURANA KARŞI İLMİ BİRTAKIM REDDİYELER YAZINDA GÖRÜŞELİM.AKSİ HALDE SİZİNLE TARIŞMANIN BİR MANASI YOK.BAŞLIK KURAN MUCİZELERİ.VE ARKADAŞ İLK SAYFADA SIRALAMIŞ DETAYLARI İLE. VARSA KARŞIT CEVABINIZ ADAM GİBİ YAZIN.İNKAR VE ALAY.GALİBİYET DEĞİLDİR REZİL OLMAKTIR.PAKETLEDİKLERİNİ MERAK EDİYORUM BENCE SENİN GİBİ Bİ SEVİYESİZLE SOHBET ETMEKTEN SIKILIP GİTMİŞLERDİR NE YAPSIN ADAMLAR.NATO MERMER NATO KAFA.VUR KAFANA BAK TOK TOK SES GELECEK BOŞ SAKSI GİBİ.T.COŞŞKUN.
Aciz_bir_kul
22-10-2005, 01:51
Hahaha.
çoşkun demişki;
"Cemden Bir Ricam Olacak bu gülümseme paletine alkış da koysun..
Materyalist'i alkışlayamıyorum bak olmuyor böyle...
tam da benim uğraşmaya üşendiğim bir sürü sayı karmaşasından böğk olmak istemediğim bir durumdan kurtandın beni.fikirlerimin tercümanı önceki yazımın dekorderi oldun...allah senden çok mersi... "
sevgili yöneticimiz cem bey, arafatın ispatı sonucunda henüz teşrif etmiş değillerdir. cec bey önce cavap versin onda sonra gülümseme paletine alkışmı koyar yoksa güzel bir cami mi koyar bilinmez. inkar edemediği için gurur yapmış olmalı. ama ben burdan sesleniyorum kendisine. cemcim tamam arafat löp diye yapıştırıverdi cevabı.
sende haklısın cem. herif resmen ispatladı. ama yinede gel katıl aramıza. bak söz seninle dalga geçmicez. biz sizi kazanmaya çalışıyoruz. ama siz bize sürekli kara cahil muamelesi yapıyosunuz. ama sonunda siz tıkanıyosunuz. arafat'a kamer'i ispatla dedin, herifçioğlu ispatladı.arafat hakikaten kapak yaptı. senden hala tık yok. tamam bunu inkar edemiyeceğin için cevap yazamıyosun. ama olsun yinede gel bişeyler söyle. haklısınız kardeş de. ben hata yapmışım de. araştırmadan sizi yalanlamışım de. senin piskolojini çok iyi anlıyorum. insanın ne için yartıldığını farketme piskolojisi.
EVRENİN VAROLUŞU
Kuran-ı Kerim'de evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:
O gökleri ve yeri yoktan var edendir... (Enam Suresi, 101)
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_01.html
EVRENİN GENİŞLEMESİ
Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_02.html
EVRENİN SONU VE BIG CRUNCH
Big Crunch teorisi, Big Bang'le başlayarak genişlemekte olan evrenin, gittikçe hızlanarak içine çökeceğini öne süren bir teoridir. Teoriye göre evrendeki bu çöküş, evren tüm kütlesini kaybedip sonsuz yoğunluktaki bir noktaya dönüşene dek sürecektir.
Big Crunch olarak ifade edilen bu bilimsel varsayıma, Kuran'da şöyle işaret edilmektedir:
Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette, Biz yapıcılarız. (Enbiya Suresi, 104)
Bir başka ayette ise göklerin bu durumu şöyle tarif edilmektedir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67)
Big Crunch teorisine göre başlangıçta olduğu gibi önce yavaşça, fakat gittikçe hız kazanarak evren çökmeye başlayacaktır. Tüm bunların devamında ise, evren sonsuz yoğunluk ve sonsuz ısıda, sonsuz küçüklükte bir nokta haline gelecektir. Tarif edilen bu bilimsel teori, Kuran ayetleri ile paralellik içindedir.
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_03.html
GÜNEŞ'İN GİDİŞ İSTİKAMETİ
Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesi olduğu vurgulanır:
Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)
http://www.kuranmucizeleri.com/bilimsel_mucizeler_11.html
FİRAVUN'UN CESEDİNİN KORUNMASI
http://www.kuranmucizeleri.com/gelecek_02.html
Çok daha fazlası için http://www.kuranmucizeleri.com/
Bu mucizelerin saçma olduğunu Kur'anı kabul etmeyenler kanıtlamıştır sanırım. Kanıtlarını kendilerine sakladıklarını söyledi hasan_ arkadaşımız. Bizimle de paylaşsınlar. Ha bi de 19 mevzuu vardı. Benzerini bekliyoruz :)
"Ya panteidar, bunlari daha once Kuran mucizeleri forumunda tartismistik biz hatirladigim kadariyla, soyleyelim Cem'e de seno oraya alsin. Harun Yahya'nin bütün incileri vardi orda. Bir kisminin da cevaplari."
Kuranehli,bu bahsi ve 19 kodunu "Dincilerin Pehlivanları Gelsin" başlığında
ele almış ama yukarıdaki yazıyla uyarılmıştım.Seninde dikkatine..
Sözde "Kur'an mucizeleri" konusunun detaylı bir çürütmesi:
http://www.answering-islam.org/Quran/Science/index.htm
http://www.answering-islam.org/Science/index.html
Sözde 19 mucizesinin incelenmesi ile iglili linkler:
http://www.answering-islam.org/Religions/Numerics/index.html
Spesifik olarak:
http://www.answering-islam.org/Religions/Numerics/brendan.html
http://www.answering-islam.org/Nehls/Ask/number19.html
http://www.answering-islam.org/Religions/Numerics/all19.html
Ayrıca islamdan dönenler bu sözde 19 mucizesi ile ilgili bir program yapmışlar...
İlginç bir program...
İsmi: "Quran miracle refuter"
:D
http://www.apostatesofislam.com/quran/quranmiraclerefutingsoftware.htm
O gökleri ve yeri yoktan var edendir... (Enam Suresi, 101)
Big-bang teorisi evrenin yoktan varolduğunu ileri sürmez. Sadece bir çekirdeğin büyük bir patlaması ile evrenin oluştuğunu ileri sürer. Bu tek çekirdeğin öncesinin ne olduğu bilim dünyasında halen tartışılmakta olan karmaşık bir konudur. Deneysel fiziğe değil teorik fiziğin ilgi alanına girer. Bu nedenle teorinin bu kısmı üzerinde deneyler ve gözlem yapmak en azından şimdilik mümkün görünmüyor. Big-bang öncesi dincilerin anladığı anlamda yokluğun bulunduğu ileri sürülmüyor. Bunun yerine false-vacuum gibi hipotezler var.
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)
Zariyat 47 nin bu meali, evrenin genişlediği bilimsel olarak batı dünyasında ortaya çıktıktan sonra yapılmıştır. Daha evvelden bu ayetin mealleri "... biz çok vüsa malikiz." (biz çok güce, genişliğe sahibiz) şeklinde yapılıyordu. Ne zaman ki baktılar evrenin genişlemesi diye bir şey ortaya çıktı, bazı mealciler meali değiştirdi. Ama hala "biz genişilik sahibiyiz" şeklinde çeviri yapam mealleri de rahatlıkla bulabilirsiniz.
Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)
Burada kasdedilen yörünge bildiğimiz astronomik yörünge değil. Güneşin doğudan doğup batıdan batması arasında geçen sürede gökyüzünde gözle izlenen hareketidir. Ay içinde aynı şey geçerli. Geceleri izlenebilen bir hareket düzeni var. Ayette kasdedilen budur. Ayrıca dikkat edin güneş ve ayı örnek veriyor ayet. Dünyayı katmıyor işin içine!!! Oysaki dünya da bir yörüngede akıp gitmektedir. Ama Muhammed bunu bilmiyordu. Sadece gözüyle gözleyebildiği ay ve güneş hakkında yorum yapmaya muktedirdi.
Sayın Cem,
O gökleri ve yeri yoktan var edendir... (Enam Suresi, 101)
Big Bang'in tam olarak açıklanması ya da değil önemli olan..zaten yoktan var oluşa daha yakın Big Bang.Bu ayette göklerin ve yerin yoktan var olduğu söyleniyor ya. Size göre de bu kitabı Hz.Muhammed yazmış. . Hz.Muhammed böyle bir şeyi nerden biliyormuş? Nasıl uydurmuş?
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)
Mealcilerin işine geldiği gibi meal yaptıklarını düşünüyorsanız, siz Kur'anı kabul etmeyenler de bir mealci çıkarın.
Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)
Dünya yı katmıyor işin içine demişsiniz. Gece- gündüz dünyanın hareketiyle olur. Geceyi , gündüzü diye bir ifade var ayette. 'Geceleri izlenebilen bir hareket düzeni var. Ayette kasdedilen budur' demişsiniz ya bunu kanıtlayın. Bundan nasıl emin olduğunuzu kanıtlayın.
Diğer bir çok mucizenin de saçmalığına uydurulmuş bir kılıfınız vardır heralde :D
Dünya yı katmıyor işin içine demişsiniz. Gece- gündüz dünyanın hareketiyle olur. Geceyi , gündüzü diye bir ifade var ayette. 'Geceleri izlenebilen bir hareket düzeni var. Ayette kasdedilen budur' demişsiniz ya bunu kanıtlayın. Bundan nasıl emin olduğunuzu kanıtlayın.
Lokman Suresi'nin 29. ayetini incelersek bunu anlarız:
29. Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve gündüzü geceye katmaktadır. Güneşi ve ayı da buyruğu altına almıştır. Bunların her biri belli bir vakte kadar hareketine devam eder.
Dikkat ederseniz güneşin ve ayın yörüngedeki hareketini belli bir vakte kadar tanımlıyor. O vakte kadar hareketin devam ettiğini belirtiyor ayet. Yani güneşin battığı yere kadardır hareketi. Gözleriyle izleyebildikleri bu kadardı çünkü.
Zariyat Suresi'nin 47. ayetinin Ayntabi Mehmet Efendi meali (Kuran-ı Kerim ve Açıklamalı Yüce Meali- Huzur Yayınevi, sf. 521):
Biz, semayı kuvvet ve kudretimizle bina ettik ve hiç şüphesiz biz, çok vüsa malikiz.
vüs: genişlik
malikiz: sahibiz
Dünya yı katmıyor işin içine demişsiniz. Gece- gündüz dünyanın hareketiyle olur.
Dünyanın hareketiyle olduğunu o zamanlar bilmiyorlardı. Kuran'da da senin dediğin şekilde bir bilgi yok. Varsa söyle yerini de görelim.
29. Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve gündüzü geceye katmaktadır. Güneşi ve ayı da buyruğu altına almıştır. Bunların her biri belli bir vakte kadar hareketine devam eder.
belli bir vakit ten kastın kıyamet olduğunu anlayamayacak düzeydeysen, biz ne yapalım. Kur'an akıl sahiplerine hitap eder. Aklını bankada faize yatırmış adamlara değil.
belli bir vakit ten kastın kıyamet olduğunu anlayamayacak düzeydeysen, biz ne yapalım.
Madem anlam "kıyamete kadar" diyorsun. Ayetteki "kıyamet" kelimesini göster bakalım. Kelimelere kafana göre "mecaz" anlam yükleme hürriyetin var mı?
BU formdaki yazıları okuyunca CEM arkadaşla birkaç başka kişi arasında
geçen kişisel ve kısır bir çatışma altında olduğumuz izlenimi ediniyor insan !
Hiç hoş değil ! Öncelikle evet Kuran da az da olsa 6-7 tane(öyle söylendiği
gibi 50 tane falan değil) bilimsel mucize içeren ayet var !Bu da Kuran'ın
ALLAH kelamı olduğunun kanıtı!AMA aynı Kuran'da Tarık suresi 7.ayet
gibi bilime aykırı ayetler ve birbiriyle çelişen çeşitli ayetlerde var !BU DA
Kuran'ın peygambere vahiy edildiği gibi aynen korunmadığı ve tahrifata
uğradığının kanıtı !!Verilen matematiksel mucize örneklerinin altını biraz
kazıyınca fos çıktığı bir gerçek !Bu şarlatanlığın önde gideni ÖMER ÇELAKIL gibiler daha Kuran da kaç ayet olduğunu bilmiyorlar !!!
tedirgin_berlin
11-07-2006, 17:25
Mokartes:
BİRDE BU HERİFLERE KARDEŞİM DİYE HİTAP ETME (ANCAK İNANANLAR KARDEŞTİR)AYETİNİ HATIRLA BİZİDE DUA'DA UNUTMA...
degerli kardesim:inanin bana,bu ve bu ve bunun gibi ayetlerden yola cikarak insanlar (müslüman deyimiyle) yoldan cikiyorlar.
bunca savaslar,kan,vahset,yetim kalan cocuklar,dul kalan kadinlar,eslerine tecavüz edilen kocalarin v.s.hepsinin ama hepsinin sorummlusu sizin gibi kendisinden olmayani insan yerine dahi koymayan,acima ve merhamet gibi hisleri unutarak fanatizm in kucagina düsmüs radikal takipcilerdir.ve hepsinin vebali sizlerin boynunuzda.
* *emin olunki,ahiret ve hesap günü olursa eger,yaradanin mahkemesinde sizin deyiminizle sapkin yada kafir olan saygideger cem ile siz ayri ayri degil beraber yargilanir ve hatta kin dolu yüreginizden dolayi siz bir kat daha fazla ceza ile cezalandirilirsiniz.
bu sözlerim sadece müslüman kardeslerime degil.inanci fanatizmle karistirip,kendisinden bakasini yok sayan hangi inanc,hangi ideoloji *olursa olsun lanetlenmeye layiktir.
*benim bir dinim yok ancak bir din düsmani da degilim,bazi ögretilerin yasama gecirildigi taktirde huzurlu bir yasam getirecegini düsünüyorum fakat hepsini top yekün kabul etmiyorum.
simdi degerli kardesim,islam peygamberi: her yönden seksen haneye kadar sizin komsularinizdir ve komsuluk haklarini gözetmelisiniz demisken,(dikkat edin inanmayanlar haric falan demiyor)
BİRDE BU HERİFLERE KARDEŞİM DİYE HİTAP ETME (ANCAK İNANANLAR KARDEŞTİR)AYETİNİ HATIRLA BİZİDE DUA'DA UNUTMA...
bu cümle hatali degilmidir sizce???
degerli kardesim:inanin bana,bu ve bu ve bunun gibi ayetlerden yola cikarak insanlar (müslüman deyimiyle) yoldan cikiyorlar.
bunca savaslar,kan,vahset,yetim kalan cocuklar,dul kalan kadinlar,eslerine tecavüz edilen kocalarin v.s.hepsinin ama hepsinin sorummlusu siz ve sizin gibi kendisinden olmayani insan yerine dahi koymayan,acima ve merhamet gibi hisleri unutarak fanatizm in kucagina düsmüs radikal takipcilerdir.ve hepsinin vebali sizlerin boynunuzda.
* *emin olunki,ahiret ve hesap günü olursa eger,yaradanin mahkemesinde sizin deyiminizle sapkin yada kafir olan saygideger cem ile siz ayri ayri degil beraber yargilanir ve hatta kin dolu yüreginizden dolayi siz bir kat daha fazla ceza ile cezalandirilirsiniz.
bu sözlerim sadece müslüman kardeslerime degil.inanci fanatizmle karistirip,kendisinden bakasini yok sayan hangi inanc,hangi ideoloji *olursa olsun lanetlenmeye layiktir.
benim bir dinim yok ancak bir din düsmani da degilim:(islam peygamberi, her yönden seksen haneye kadar sizin komsularinizdir ve komsuluk haklarini gözetmelisiniz dediginde inanmayanlar haricmi dedi bilmiyorum ama ben okumadim)
teblii icin burdasiniz ama koca bir camur daha sayenizde dinler üstüne atilmis oluyor.
*ya kendinizi ya inancinizi yada teblii seklinizi degistirmenizde sizler icin fayda var diye düsünüyorum...
(amacim gönül kirmak degil,samimiyetime inanmanizi dilerim.kimseyi öcü olarak görmedigim icin dinli dinsiz herkese yetecek kadar kalbimde sevgi olduguna inaniyorum.birazinida sizlerle paylasmis olmak ümidiyle teblii icin burdasiniz ama koca bir camur daha sayenizde dinler üstüne atilmis oluyor.
*ya kendinizi ya inancinizi yada teblii seklinizi degistirmenizde sizler icin fayda var diye düsünüyorum...
(amacim gönül kirmak degil,samimiyetime inanmanizi dilerim.kimseyi öcü olarak görmedigim icin dinli dinsiz herkese yetecek kadar kalbimde sevgi olduguna inaniyorum.birazinida sizlerle paylasmis olmak ümidiyle hoscakalin)
Mekkeliler hala ondan mucize istiyorlardı ve Hz. Muhammed (sav), dikkate değer bir cesaretle ve kendinden eminlikle misyonunun teyidi olarak Kuran'ın kendisine başvurdu. Tüm Araplar gibi onlar da lisan ve konuşma sanatında uzmandılar. Eğer Kuran onun kendi yazması olsaydı, diğer kişiler onunla rekabet edebilirdi. Bırakalım onun gibi on ayet yazsınlar. Eğer yazamazlarsa (ki kesinlikle yazamazlar) o zaman Kuran'ı açık bir mucize olarak kabul etsinler. (Oxford Üniversitesi'nden ünlü Arap dili uzmanlarından Hamilton Gibb)
Edebi bir dev yapıt olarak Kuran tek başına durmaktadır; Arap edebiyatının eşsiz bir ürünüdür, kendi deyimiyle selefi ve halefi yoktur. Tüm çağların Müslümanları yalnızca içeriğinin değil, üslubunun da taklit edilemeyeceği konusunda birleşmişlerdir… (Arap dili uzmanı Hamilton Gibb)
Kuran'ın Arap edebiyatının gelişimi üzerindeki etkisi ölçülemez ve bu etki pek çok yönde olmuştur. İçerdiği fikirler, dili, kafiyesi sonraki tüm edebi eserlere az ya da çok nüfuz etmiştir. Belirli dil özellikleri ne bir sonraki yüzyıl nesrinde ne de daha sonraki nesir yazılarında taklit edilemedi, fakat en azından kısmen Kuran'ın Arap diline getirdiği esneklik nedeniyle mevcut durum hızlı bir şekilde gelişebildi ve imparatorluk yönetiminin ve gelişen toplumun yeni ihtiyaçlarına göre bir hal aldı. (Arap dili uzmanı Hamilton Gibb)
Misyonunun gerçekliğinin bir kanıtı olarak ne zaman Hz. Muhammed (sav)'ten bir mucize istense, O, Kuran'ın İlahi kaynağının bir kanıtı olarak Kuran ifadelerini ve kıyaslanamaz üstünlüğünü kullanmıştır. Aslında Müslüman olmayan kişiler için bile hiçbir şey onun anlaşılır bir bütünlüğe ve kavrayıcı bir tokluğa sahip dilinden daha harika değildir... Gösterişli ahenklerle dolu seslerin bolluğu ve olağanüstü ritimler, en düşmanca ve kuşkuyla yaklaşan kişilerin değişmesinde önemli olmuştur.(Paul Casanova'nın "L'Enseignement de I'Arabe au College de France" (Fransız Kolejinde Arap Eğitimi) adlı makalesinden)
Kuran Cebrail tarafından Hz. Muhammed (sav)'e dikte ettirilmiş, kelimesi kelimesine Allah'ın bir vahyidir. Kendisi ve Allah'ın peygamberi Hz. Muhammed (sav)'in doğruluğunu teyit eden bir mucizedir. Mucizevi niteliği kısmen tarzında yatar -o kadar mükemmel ve yücedir ki hiçbir insan ve cin en kısa suresiyle kıyaslanabilecek tek bir sure yazamaz- kısmen de öğretisinin içeriğinde, gelecek hakkındaki bilgilerinde ve Hz. Muhammed (sav)'in asla kendi kendine elde edemeyeceği bilgilerin olağanüstü derecede doğruluğunda yatar. (Harry Gaylord Dorman'ın Towards Understanding Islam (İslam'ı Anlamaya Doğru) adlı kitabından)
Arapça Kuran'a aşina olan herkes bu dini kitabın güzelliğini övmede hemfikirdir; biçimindeki ihtişam o kadar üstündür ki, herhangi bir Avrupa lisanına tercüme edildiğinde gerektiği gibi takdir edilemeyebilir. (Edward Montet, Traduction Francaise du Coran (Kuran'ın Fransızca Tercümesi) adlı kitabından)
Orijinal Arapçası ile Kuran insanı harekete geçiren bir güzelliğe ve cazibeye sahiptir. Özlü ve üstün stili, genellikle kafiyeli olan, birden çok anlamlar içeren kısa cümleleri, kelime kelime tercümesinde ifade edilmesi son derece zor olan anlamlı bir etkiye ve patlayıcı bir enerjiye sahiptir.(John Naish'in The Wisdom of the Qur'an (Kuran'ın Hikmeti) adlı kitabından)
Gerçekliğin, hikmetin ve üslup sadeliğinin mucizesi... (Aziz Bosworth Smith'in Mohammed and Mohammadanism (Hz. Muhammed ve Muhammedçilik) adlı kitabından
Kemal Arkadaş.
''Edebi bir dev yapıt olarak Kuran tek başına durmaktadır; Arap edebiyatının eşsiz bir ürünüdür.''
* * *Bu sövgüleri övgü diye algılamış olmanı anlıyamıyorum.Adam açıkça Allah kelamı Kuran'a ''Arap edebiyatının eşsiz bir ürünü diyor''yani kuran Arap edebiyatının bir ürünü öylemi.
Kemal arkadaşım,
Harun Yahya namlı Adnan Oktar'ın muhtemelen çarpıtılmış ve uydurulmuş derlemelerinden bir kısmını aktarmışsın. Bu motor manken düşkününe ne kadar çok meylediyorsunuz. Sürekli uydurduğu için mi?
Verdiğin alıntıların bir tanesine bile güvenmiyorum. Yazılardan cımbızlama yöntemiyle alıntı yapıyor ve bu soytarının yazılarını inceleyip verdiği kaynakları bulup, teşhir etmekten bıktık. Her yeri yalan dolan dolu.
Ben de diyorum ki, Kuran kadar kötü bir kitap daha okumadım. Basit bir öyküyü bile anlatamıyor. Karmakarışık, belirsiz bir anlatım, insan okurken korku kitabı mı ulviyet taşıyan birşey mi anlayamıyor. Her sayfasında cehennem, ateşler, tehditler olan, insan hakları, kadın hakları gibi kavramlardan uzak bir kitap.
Sadece basit bir karşılaştırma örneği vereyim:
http://www.blogcu.com/sargon/_Kuran_Okuyorum
Yunus:3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâla düşünmüyor musunuz
Lukman:10. O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik.
Araf:12. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi
13. Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.
Enfal:1. Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.
Yusuf:2. Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
MERYEM:20- Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.
NUR:2. Zina eden kadın *ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
4. Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.
Nisa:3. Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.
SECDE7. O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır
* * 8. Sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir
* * 9. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
* *13. Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.
ANKEBUT:29.14. Andolsun ki biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
NEML :10. Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz.
* * 17. Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu
* * 18. Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi.
BAKARA:2.223. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele.
NİSA:4.34. Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
AHZAP:
33.37. (Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir
BAKARA:2.256. Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.
2.191. Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir.
NİSA:4.79. Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.
TUR:52.1. Tûr'a, andolsun ki,
52.2. Satır satır yazılmış Kitab'a,
52.3. Yayılmış ince deri üzerine,
52.4. Beyt-i Ma'mûr'a,
52.5. Yükseltilmiş tavana(göğe),
52.6. Kaynatılmış denize (bunlara andolsun ki.
KAMER:54.1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
54.2. Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri devam edegelen bir büyüdür, derler.
RAHMAN:55.14. Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.
* * * 55.15. Cinleri öz ateşten yarattı.
FİL *: * *l. Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?
* * * * *2. Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?
* * * * *3. Onların üstüne ebâbil kuşlarını gönderdi.
* * * * *4. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar * * atıyordu.
* * * * *5. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.
TİN : * * 1. İncire, zeytine,
* * * * *2. Sina dağına ,
* * * * *3. Ve şu emîn beldeye yemin ederim ki,
* * * * *4. Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
* * * * *5. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.
MÜLK :
5. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
BAKARA:
2.50. Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk.
2.60. Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik.
2.260. İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir, buyurdu.
ALİ İMRAN:
3.59. Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.
MAİDE:
5.33. Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
5.38. Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
ŞUARA:26.32. Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
26.33. Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
26.43. Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
26.44. Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
26.45. Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
26.46. (Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
26.47. "Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler.
Sayın Kemal,
Doğru söze ne denir ki!...Evet...Kuran bir mücizedir!...Ne zamandan beri masallar mücize olmaya başladı...Akıl mantık sahibi bir kişi şu mücize dediklerinizin neyine inanır ki...Sen o mücize diyenleri bırak da şurdaki mücizelere bak...Bilgi çağında yaşayan insan ve toplumlara bu mucizeleri nasıl izah edeceksiniz onu merak ediyorum. İstersen ilk önce senden başlayalım. Anlat şu mücizeleri bize de ...Sevgiyle kal...
Başlığın Multimedia ile ilişkisini kurmakta zorlandığımdan dolayı serbest forum'a taşıdım.
neutrino.
hiramusta
13-07-2006, 10:02
1. Vet tur
2. Ve kitabim mestur
3. Fi rakkım menşur
4. Vel beytil ma'mur
5. Ves sakfil merfu'
6. Vel bahril mescur
Allah'ım Yüce Vahyini her okuyuşumda üstün belagatına olan hayranlığım bir kat daha artmaktadır.
Kulun Hiramusta
Ya kardeşim dönüp dolaşıp aynı konularda form açmaktan bıkmadınız mı ?
Kuran da belli şifreye dönük bir *mucize olmadığı gibi kendi de mucize değil daha önce ki yazılarımda bu konularla ilgili ayrıntı var !
İniş sırası bile bozulmuş konuların anlatımı *yer yer *birbiri içine geçmiş
her ne kadar evrensel mesajlar içerse de(az sayıda) bütünü itibarıyla
7.yy Arap kavim hayatını düzenleyen bir kitaptır Kuran ..........
liopleurodon
13-07-2006, 11:45
Ne belagat ya... Hiç Mehmet Akif de mi okumadın? Hadi geçtim Fuzuli'yi, Hayyam'ı filan...
Geçin kardeşim bunları. Biz böyle basit belagatı lisede kızlara şiir yazmak için kullanırdık. Hiç mi edebiyat okumadınız?
yazın çıkan orman yangını gibi
yazın yanmadığı çok belli
kundaktan cıkan her cocuğa
sen öğrettin ah aşk ateşi
aşkın ateşi yakarmış ateşi
duydunuzmu aşkın ateşini
hangi ateşte yanmayı dilerdin
pişmeyene söyle ne denirdi?
Al işte sana belagat ! Bu mudur yani? Git biraz Goethe oku, Shekspare filan oku. Dante'ye filan hiç gitme... Hatta eski hint şiirlerini filan oku da bir gör bakalım belagat nasıl olurmuş? Rivayet mi? Hem belagat, hem rivayet mi? Nostradamus'u hiç okudun mu?
Kemal,
Seni kovalayan mı var.Bak burda seni bekliyoruz.Şu kuran mücizedir başlığın boş duruyor. İlkönce şu başlığına bir sahip çık. Öyle başlık açmakla bu iş olmuyor. Tebligat mı var yoksa. İkincisi burası çiftlik değil. Böyle devam edersen bazı başlıklarını kilitleyeceğim. Yavaş. Yavaş.Merak etme biz burdayız. Tabi sen dayanabilirsen. Senin gibilerini bu sitede biz çok gördük. Sonunda tüyüp gittiler.Sakın sen de onlardan olma. Gel de şu mücizeyi bize anlat. Ondan sonra teker teker başlıklarını aç. Daha yararlı olur. Bilmem anlata bildim mi Kemal?...
ezkamo arkadaşım,
benim bunlara cevap vermemi bekliyosunda benim okadar bilgi birikimim yok ki ama illa merak ediyosan birşeyler yapabilirsin mesela
http://www.islamiyetgercekleri.com adresine girebilirsin orda büyük ihtimalle bulursun sana bişey itiraf edeyimmi bazı şeylerin cevabını bilmesemde bu beni pek fazla sarsmıyo şöyle bi misalle anlatabilirim güneş doğmuş her taraf günlük güneşlik bitanesi diyoki benim olduğum yerde karanlık evet aynen bu misal gibiiman hakikatlerin güneş gibi alemi aydınlattığına inanıyom şimdi kölgelik bi yerdeysem güneşi inkar edebilirmiyim evet bilmiyorum belki ama hem bilenler var hemde o kadar hakikatler varki... yani anlayacağın hesapsız imzalarla teyid edilen bir davaya böyle küçük bazı şüphelerin eli yetişmezki
liopleurodon
13-07-2006, 16:50
Yahu, neresi aydınlık? boyuna kendini kandırıyorsun, aydınlık işte diyerek o kadar..
Kuran baştan aşağıya rezalet. Sordum ama cevap yok, sen hiç kuranı okudun mu?
Allah veya bir tanrı inancı. Eskinin masallarından başka bir şey mi?
Başa dönelim diyoruz, hadi bize allahı ispatla diyoruz, bir çuval safsata koyuyorsun önümüze. Behey divane.. Farzedelim gaye, hikmet, temizlik filan odğru, kabul edleim öyle olsun. Bu nasıl bir allahı gösterir? Nedne Zeus değil? Neden Terra değil de allah..
Şöyle bir silkin, bir bak ayaklarının altına.. Durduğun yerde hiç bir şey yok, farkında değilmisin? Yalan ve çarpıtma üzerinde duruyorsun sadece..
[quote="kemal";p="38720"]ezkamo arkadaşım,
benim bunlara cevap vermemi bekliyosunda benim okadar bilgi birikimim yok ki ama illa merak ediyosan birşeyler yapabilirsin mesela
http://www.islamiyetgercekleri.com adresine girebilirsin orda büyük ihtimalle bulursun
Sayın Kemal,
Mademki bilgi birikimin yok.Zırt pırt başlık açma.Form açtığın başlıklarla doldu. Bu müsamahayı başka yerde bulamazsın. Seni uyarıyoruz. Bu da son uyarıdır. Bu sitenin de kuralları vardır. Kurallara uymak zorundasın. Yavaş yavaş arkadaşım. Yaşamında heyecanlı biri misin. Bu heyecan bu telaş niye. Merak etme. Kurallara uyarak hareket edersen özgürce fikirlerini savunursun. Bundan endişen olmasın. Ama seviyeli şekilde. Anlaştık mı Kemal arkadaşım..
anlaştık tamam ayrıca müsahamalı davrandığınızdan dolayıda teşekkürler
nedir bu inanların mucize takıntısı anlayamıyorum, hırıstıyanların ağlayan meryem heykellleri,
müslümanların allah diye kükreyen aslanı,içinde allah yazan domates,namaz kılan ağaç,
ben şahsen müslüman olsam *yeter ya bana lolo yapma gösterceksen tam bir mucize göster inanayım, *bıktım senin fantazilerinden yok domatese yazarsın yok balığın üstüne yazarsın yok bulutlara yazarsın tam bir mucize gösterde inanayım derim, böyle mucizemi olur,aslan allah diye kükrüyormuş,verin bana aslanı iki ayda *döve döve fatiha yı bile ezberletirim *:D * , bumu mucize, mademki inanıyorlar mademki inançları su götüemez,neden hala mucize arıyorlar.
bence inanların kendilerine bile itiraf edemedikleri bir korkuları var, ya yoksa , o yüzdendirki hala mucize bekliyorlar,hala kendilerini avutacak masallar bekliyorlar.
saadetpink
17-09-2006, 20:32
nedir bu inanların mucize takıntısı anlayamıyorum, hırıstıyanların ağlayan meryem heykellleri,
müslümanların allah diye kükreyen aslanı,içinde allah yazan domates,namaz kılan ağaç,
ben şahsen müslüman olsam *yeter ya bana lolo yapma gösterceksen tam bir mucize göster inanayım, *bıktım senin fantazilerinden yok domatese yazarsın yok balığın üstüne yazarsın yok bulutlara yazarsın tam bir mucize gösterde inanayım derim, böyle mucizemi olur,aslan allah diye kükrüyormuş,verin bana aslanı iki ayda *döve döve fatiha yı bile ezberletirim *:D * , bumu mucize, mademki inanıyorlar mademki inançları su götüemez,neden hala mucize arıyorlar.
bence inanların kendilerine bile itiraf edemedikleri bir korkuları var, ya yoksa , o yüzdendirki hala mucize bekliyorlar,hala kendilerini avutacak masallar bekliyorlar.
İlk dönem insanları; doğanın acımasız koşullarında ayakta kalma mücadelesi verirken, karşılaştıkları her doğa olayı onlar için- o günün bilgi eksikliği içinde-birer mucizeyi bunun yanı sırada, karşı koymada yaşadığı güçlükler nedeni ilede korkuyu yansıtırdı.
Benim araştırmalarıma göre; insanoğlu, mücizevi kabullenişlerden önce, korkuyu tanımış...Korku; türünü devam ettirme ve doğa koşullarına direnme *yönünde olumlu adımlar atmasını sağlar..Genetik varyasyonlarla birlikte "elin" kullanılmaya başlanması; zeka gelişimin deki hızıda etkilemiş...
Elini ve zekasını kullanmaya başlayan insanoğlunun içindeki salt korku; korku duyulan objelere karşı neden arayışları *içinde,ödüllendiren ve cezalandıran tanrısal kavramlara dönüşür.
Bu ilkel korku hala içlerinde...O günkü korkuya neden olan olayların açıklaması, bugün olduğu halde...Bin yılların yarattığı içgüdüsel fenomenleri yenmek kolay değildir...Belli bir süreç ve irade ister..
Bunu başaranlar zaten, şu anda ateist olanlardır.
Saadet pink dosta katılıyorum.
Tamamen korku eğer cehennem korkusu olmasaydı şu müslüman dostların yüzde 90 ı inanmazdı. Saygılarımla
Sn. Gandalf,
İnananların; mucize takıntısı; önermenize katılmak oldukça güç görünüyor.
Mucize; olağanüstü, alışılmadık, inanılmayacak türdeki olaylar demektir.
Gerçekten, iman etmiş inanmış kişi için mucize istemek veya takıntı haline getirmek diye bir kavram olamaz. Çünkü; inanmış ve kani olmuştur. Ha mucize görsün, ha görmesin onun için fark etmeyecektir.
İnanmayan bir kişi ise; ortaya çıkan tüm inanılmaz olaylara bir ad, bir açıklama getirebileceğinden zaten önemsizdir. Onun için açıklanamayacak hiçbir olay yoktur. Henüz bilmediğimiz ve açıklanmamış olaylar vardır.
Peki, o halde; mucize kimin içindir sizce?
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Sevgili Arkadaşlar, Mucizeyle ilgili kur'an-ı kerimde 'Sen onlara ne kadar mucize gösterirsen göster,inanmazlar' buyurulmaktadır.
* * Dünyaya hiç gelmemiş olan bir insana, Dünyadaki insanların iki ayak üzerinde yürüdüklerini söylesen; 'Hadi canım bu koskoca vücut hiç iki ayak üzerinde gider mi' derdi. Şüphesiz insan yılanı ayakları olmadığı halde şimşek gibi kaçabildiğine hiç tanık olmasaydı, 'Ayakları olmayan bu sürünen şey mi bu kadar hızlı olacak' derdi.Şurası muhakkak ki görmediği birşeyi inkar,insanoğlunun tabiatında vardır.
* * Muhterem arkadaşlarım,bizler ne kadar çok inkar etsek de,hiçbir şeyi kabul etmesek de, şu çok sınırlı olan aklımızla ancak basit çıkarımlarla bütün dünyadaki olaylara aynı çıkarım ve yaklaşımla hareket etsek ve herşeyi bu gibi basit bir mantıkla açıklamaya çalışsak da bizim her inkar ettiğimiz şey tam isabet ,ve birçok insan biraraya gelerek kabul etmediğimiz herşey yine tam isabet olarak belleseydik, gerçeklik hususunda tek kıstas kendimiz ve kendi aklımız olurdu ki bu kendi aklımızdan başkasını beğenmemek gibi sadece zararı bize olabilecek olan bir sonuç ortaya çıkarırdı.Bu da bizden üstün zekalı olanları devre dışı bırakırdı. Saygılar efendim...
nedir bu inanların mucize takıntısı anlayamıyorum, hırıstıyanların ağlayan meryem heykellleri,
müslümanların allah diye kükreyen aslanı,içinde allah yazan domates,namaz kılan ağaç,
ben şahsen müslüman olsam *yeter ya bana lolo yapma gösterceksen tam bir mucize göster inanayım, *bıktım senin fantazilerinden yok domatese yazarsın yok balığın üstüne yazarsın yok bulutlara yazarsın tam bir mucize gösterde inanayım derim, böyle mucizemi olur,aslan allah diye kükrüyormuş,verin bana aslanı iki ayda *döve döve fatiha yı bile ezberletirim *:D * , bumu mucize, mademki inanıyorlar mademki inançları su götüemez,neden hala mucize arıyorlar.
bence inanların kendilerine bile itiraf edemedikleri bir korkuları var, ya yoksa , o yüzdendirki hala mucize bekliyorlar,hala kendilerini avutacak masallar bekliyorlar.
sen görmek istemedikten sonra mucizede sana görünmez kardeşim onun için boşuna arama göremediğin bişy de yok olacak diye bi kanun yok....
Finrod_Ancalime,
Önce hoş geldiniz.Bu heyecan ve telaşınızı anlayamadım. Formlarımız bilgi amaçlıdır. Biraz sakin olun. Nefes alın. Eğer amacınız başlık açmaksa merak etmeyin. Buna zamanımız çok. Yeterki sitemizin seviyesin düşürmeyin. Form kirliliği yaratmayın. Kurallarımıza uyun.
erenkutsuz
21-09-2006, 00:11
nedir bu mucize takıntısı sana açıklıyım sevgili gandalf
bunu anlayabilmemiz için kur'an'ın bakara suresi 260. ayete bakıcaz...
şöyle diyor:
"Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
bir peygamberin kalbini yatıştırmak için mucize yapıyor allah
buna göre herkese böyle bir hak doğmuştur. inanmak için herkes böyle bir mucize istiyebilir. böyle bir mucize gösterilmedikçe de kimse inanmadığı için kınanamaz. ibrahim peygamberin örnek "babalığı" islma için geçerli değil mi yoksa?
hiramusta
21-09-2006, 09:50
O ayette parçala diye bir kelime geçmiyor.Bak doğru meali vereyim sana;
Hani İbrahim, “Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!” demişti.
O da, “Yoksa inancın yok mu?” diye sormuştu.
[İbrahim] cevap vermişti: “Hayır, ama [görmeme izin ver] ki kalbim tamamen mutmain olsun.”
“Öyleyse” demişti Allah, “Dört kuş al ve onlara sana itaat etmeyi öğret; sonra onları (etrafındaki) her tepeye ayrı ayrı sal; sonra da çağır: uçarak sana gelecekler. Bil ki Allah her şeye kâdirdir, hikmet sahibidir.” (M.Esed meali)
Dipnot:Yukarıdaki kıssayı çevirme tarzım surhunne ileyke (“onları kendine alıştır”, yani, “sana itaat etmelerini öğret”) emrinin öncelikli anlamına dayanmaktadır. Bu kıssanın verdiği ahlakî ders, ünlü müfessir Ebû Müslim tarafından ikna edici bir şekilde anlatılmıştır (Râzî'nin nakline göre): “Eğer insan, kuşları çağrısına uyacak şekilde eğitebilirse -ki kesinlikle o güce sahiptir- öyleyse her şeyin iradesine teslim olduğu Allah da sadece ‘ol!’ diyerek her şeye hayat verebilir.”
Ayrıca mucize diyorsunuz da,arapça bir kelime olmasına rağmen Kur'an'da mucize kelimesi geçmez.
ibrahim_z
21-09-2006, 11:23
benim aklım şüphe edilmeden bir şeye inanılabileceğini almıyor. o şüpheleri gidermeden hiçbirşeyin kesinliğini iddia edemezsin. bir çoğu karşı çıkar belki ama en müslümanım diyen müslümanında derinlerde biraz şüphesi vardır. olmadık şeyden mucize yaratma takıntısı burdan geliyor. gerçi çoğu hiçbir zaman gerçek bir mucize göremeselerde gene inanacaklar. kendileride sebebini tam bilemeyecek ama inanacaklar. yapacak bir şey yok. korku onların gözlerine perde çekmiş beyinlerinide mühürlemiş(az sayıdaki müslümanı muaf tutuyorum).
FİRAVUN'UN *CESEDİNİN *KORUNMASI
http://www.kuranmucizeleri.com/gelecek_02.html
Bu islamcıları anlamak bazen zorlaşıyor hatta ilginçleşiyor...
şu meşhur firavun yalanını da mucize olarak sunmaktan geri durmuyorlar oyda bunu yazan arkadaşlar acıkca biraz araştırma yapsalar olayın yalan olduğunu anlayacaklar ama biz yinede bir ekleme ile şu meşhur firavun mumyasını ve mucizecilerin ipliğini pazara çıkaralım
1980'li yılların başından bu yana ülkemizeki bazı dinsel cemaatler tarafından "Hz. Musâ ile yandaşlarını takip ederken Kızıldeniz'de boğulan firavun" olarak lanse edilen, hattâ fotoğrafları Kur'an'ın konuyla ilgili âyetleri eşliğinde hediyelik kartpostallara dönüştürülen bu gizemli cesetin gerçekten "firavun" olma ihtimali var mı?
Yeni Şafak yazarı ve araştırmacı Ali Murat Güven, 80'li ve 90'lı yıllara damgasını vuran dinsel bir söylentinin daha içyüzünü din ve bilimin gerçekleri eşliğinde gün ışığına çıkarıyor. Güven, inanç alanındaki traji-komik söylentilerin en ünlüsü olan "firavun cesedi"nin ardındaki sırrı, Londra'daki dünyaca ünlü British Museum'da çözdü.
Fotoğrafın ilk ortaya çıkışı
Konuya yabancı olanlar ya da aslında bilip de sonradan unutanlar var ise hemen açıklayayım: Yüzyılı aşkın bir süredir Londra'daki British Museum'da korunan şu ünlü "bozulmamış ceset"ten söz ediyorum. Hani şu, Kur'an-ı Kerim'deki Yunus Sûresi 90-92. âyetlerin kanıtı olduğu ileri sürülen, ama gerçekte firavunlukla hiçbir ilgisi olmayan, bundan yaklaşık beş bin yıl önce Yukarı Mısır'da yaşamış zavallı bir köylünün mumyasından…
Sözkonusu cesedi, "firavun" lansmanıyla ilk kez 1980'lerin sonlarına doğru tanıma şerefine nail oldum. Zafer Dergisi'nde yayımlanan malûm fotoğraf ve ondan çoğaltılma kimi dergi haberleri o sıralarda İslâmî kesimde elden ele dolaşıyordu. Günümüzle kıyas kabul etmeyecek düzeydeki o günkü kıt arkeoloji ve tarih bilgimle bile, fotoğrafı görür görmez "Bu işte bir terslik var" demiştim, "Yüce Allah, Yunus Sûresi 90-92 âyetlerinde inançsız Firavun'un cesedini ibret için yüksekçe bir yere atacağını buyuruyor. Oysa, bu cesedin müzede durduğu yer, tipik bir mezar formunda. Eğer bu tesadüfî bir arkelojik buluntu ise çevresindeki bütün bu ıvır zıvırlar, basit toprak kap-kacaklar nedir? Onu düzenli bir mezarda değil de rasgele bir noktada bulmaları gerekmez miydi? Ayrıca, Allah firavunu bir ibret vesilesi olarak koruyacağını söylüyor, ama bu ceset ise en az yüzde 50 oranında çürümüş durumda. 'Bir miktar korunmuş olmak' demek, 'mükemmelen korunmuş olmak'la aynı anlama gelmez. En azından bir 'Allah sözü' olarak aynı anlama gelmez. Ne yani, o hâlde Allah'ın Firavun'u kusursuz biçimde muhafaza etmeye gücü yetmedi de ceset zamanla çürümeye mi başladı?"
Fakat ben ne düşünürsem düşüneyim nafileydi. Genç dindarlar, ellerinde -kimbilir kim tarafından- British Museum'da çekilmiş olan o eski püskü fotoğrafla çevrelerindeki "imansızlara" tebliğ yapmaya çoktan başlamışlardı bile. Ve fotoğrafın popülaritesi 1990'lı yıllar boyunca katlanarak arttı.
Mumyayı ilk görüşüm
"MUCİZE"YE (!) EV SAHİPLİĞİ YAPAN ÜNLÜ MÜZE: Türkiye'de ve İslâm dünyasında gayrıciddi söylentilere yol açan doğal mumya, 1900 yılından bu yana Londra'daki ünlü British Museum'da teşhir ediliyor.
Yazılı basında geçirdiğim uzun çalışma yıllarından sonra Allah nasip etti ve 1990'ların ortalarında belgesel film yapımcısı oldum. Bu dönemde birçok ülkeyle birlikte yolum birkaç kez İngiltere'ye de düştü. 1997 yılında British Museum'da çekim yaparken, yıllardır kafamı kurcalayan ünlü mumyayı da dünya gözüyle görüp inceleme fırsatım doğacaktı.
Müze'nin Eski Mısır Eserleri bölümüne geçip "firavun"un teşhir edildiği noktayı bulduğumda, ilk izlenimim derin bir hayâl kırıklığı oldu. Adamımız, piyasada yıllarca dolaşan soluk fotoğrafında göründüğünden çok daha perişan bir hâldeydi. Öyle ki üç kıtada belgesel filmler çekerken farklı kültürlere ait sayısız insan kalıntısı görmüş biri olarak, Peru'nun ünlü Nazca ovasında düzinelercesini yakından incelediğim, hem de bin yılı aşkın süredir açık arazide duran mumyalardan bile daha fazla yıpranmış olduğunu söyleyebilirim. O tarihte British Museum yetkilileriyle ayaküstü yapmış olduğum sohbette kendilerine malûm cesetle ilgili söylentileri anlattığımda, gülerek bana şu karşılığı vermişlerdi: "Müze envanterimizde bunlardan en az on-on beş tane daha kayıtlı. Hepsi de aynı bölgede ve İngiliz arkeologlarca bulunmuş doğal mumyalar. Ne yani, bunların hepsi mi firavun, hepsi mi dinsel mucize? Eğer bu adam kutsal kitaplarda anlatılan firavun olsaydı, onu zaten Müslümanlardan önce Musevîler kutsal bir ziyaretgâh noktası ilan ederlerdi!"
BU DA PERU-NAZCA MUCİZESİ (!): Ali Murat Güven, Latin Amerika ülkelerinden Peru'nun yıl boyunca hemen hiç yağış yüzü görmeyen Nazca bölgesinde, aşırı kuru iklimin yardımıyla oluşan doğal İnka mumyalarından birinin yanında… Uzun süredir açık havada durmalarına karşın, buradaki mumyaların pekçoğunun saçları ve dokularının önemli bir bölümü sıcak nedeniyle korunmuş durumda…
Doğrusunu söylemek gerekirse, o gün orada bütün hayatını arkeolojiye ve eski Mısır uygarlığına adamış uzmanlarla bu acıklı iddia üzerine daha derin bir muhabbete girip, bir Türk televizyoncusu olarak kendimi iyice madara etmek istemedim. Eğer o tarihte bu fırsatı değerlendirip dinsel duyguları coşturan bir haber yazsaydım, yanına da müzede o mumyayla yan yana çekilmiş, parmağımla zât-ı muhteremi işaret eden bir fotoğrafımı ekleseydim, nihayet ülkeye döndüğümde de bunu bizim manipülasyon yapmaya meyyal gazetelerimizden ya da dergilerimizden birine yayınlanması için verseydim, eminim ki bir sürü dindar insana "Destur ya Rab!" çektirir; dinibütün teyzeleri amcaları evlerinde gazete okurken hüngür hüngür ağlatırdım. Ama böyle bir ucuzluğa asla tenezzül etmedim ve tecrübemi kendime saklamak üzere o gün İngiliz yetkililere verdikleri bilgiler için teşekkür ettim. Sonra da (her nasıl bir ilâhi koruma altındaysa) yarı yarıya çürümüş durumdaki firavunumuza veda ederek müzenin diğer bölümlerindeki çekimlerimle uğraştım.
Efsane iyice zıvanadan çıkıyor
GERÇEK RAMSES KAHİRE'DE: 1881 yılında Mısır'daki Krallar Vadisi'nde bulunan ve o tarihten beri de Kahire Müzesi'nde sergilenmekte olan gerçek 2. Ramses mumyası…
Ama tabiî, aklıselim birileri bu palavraya bilimsel bir ciddiyetle yaklaşıp dur demediği sürece, bizim efsane de ülke çapında yayıldıkça yayıldı. Hem de bir süre sonra işin içine "2. Ramses" iddiası karıştırılarak! Birkaç yıl önce bunu ilk duyduğumda, "Allah'ım, işte şimdi tam cıvıttılar" dedim. Çünkü, Kur'an'da Hz. Musâ'yı takip ederken Kızıldeniz'de sular altında kalıp boğulan kişinin 2. Ramses olabileceğine ilişkin hiçbir ipucu yoktu. Firavun, Kur'an açısından bakıldığında, daha ziyade soyut bir kişilikti, Mısır'daki tanrıtanımazlığı ve despotizmi simgeliyordu, Bu nedenle, Kur'an'daki kişi pekâlâ Hz. Musâ ve Hz. Harun'un dönemlerine denk düşen herhangi bir firavun olabilirdi, ama kesinlikle 2. Ramses değil! Çünkü 2. Ramses, Hititlere karşı giriştiği Kadeş Savaşı gibi askeri ve siyasî eylemlerinden dolayı tarihçilerce son derece iyi tanınan, Hz. Musâ ve Hz. Harun ile kesinlikle dönemdaş olmayan, hayatının başı ve sonu yeterince bilinen, onlardan daha uzak ya da daha yakın döneme ait bir firavundur. En önemlisi de bu hükümdarın mumyası 1881'de Krallar Vadisi'ndeki özel mezarında bulunmuş olup, günümüzde Kahire'deki Mısır Müzesi'nde turistlere on dolar karşılığında teşhir edilmektedir. Ve bu satırların yazarı 1999 yılı Eylül ayında onu da yakından incelemiştir (Sayfada 2. Ramses'in mumyasının da bir fotoğrafını görebilirsiniz.).
Hâl böyleyken, anlı şanlı din âlimlerimizin kamuoyuna dinsel ve bilimsel açıdan doyurucu bir açıklama yapmamalarının sonucunda, British Museum'daki cesede ilişkin bu acaip iddia günümüze kadar ulaştı; hattâ müminler arası bayramlaşmalarda kullanılan bir de "tebrik kartı"na dönüştü.
O kartı kitabevinde gördüğümde "Artık yeter" dedim kendi kendime. Ve bundan yaklaşık üç hafta önce Londra'daki British Museum'u aradım. Kendimi tanıtarak mumyanın bilimsel sorumlusu olan kişiyle görüşmek istediğimi bildirdim. Beni İngiltere'nin yetiştirdiği en büyük arkeologlardan biri olan, Eski Mısır uzmanı Derek A. Welsby ile görüştürdüler. Eğer boş bir zamanınızda bu kişinin adını internette sorgularsanız, Eski Mısır konusunda ne düzeyde biriyle temas ettiğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz.
Telefonda beni büyük bir ilgiyle dinleyen Bay Welsby, sorularımı yazılı olarak alıp yazılı olarak yanıtlamak istediğini belirtti. Bunun üzerine ben de konuya ilişkin sorularımı hazırlayıp kendisine gönderdim. Bu ünlü arkeologdan gelen cevabı yan sütunlarda bulabilirsiniz.
En büyük mucize biziz!
Bundan yaklaşık iki yıl önce dünya sinemalarında Jim Carrey'nin bir komedi filmi gösterime girmişti: "Bruce Almighty" (Kutsal Bruce)… "Allah"ın ünlü siyahi aktör Morgan Freeman tarafından tasvir edilmesinden dolayı İslâm dünyasında büyük tepki toplayan, bizde de sınırlı gösterimi gündeme gelen ve benim de hakkında eleştirel bir haber yaptığım tartışmalı bir filmdi bu. "Bruce Almighty", yaratıcıyı bir fâninin üzerinden tasvir etmeye kalkışmasıyla çok ciddi bir etik hata yapıyordu; ama zaman zaman Freeman'ın ağzından sağlıklı bir dinsel inancın nasıl temellendirilmesi gerektiğine ilişkin kimi anlamlı mesajlar da veriyordu. Yazımızı onlardan biriyle bitirmek istiyorum:
"Musa Peygamber'in Kızıldenizi'i yarması bir mucizeydi. Ama ondan daha büyük bir mucize ise evini geçindirebilmek için iki ayrı işte birden çalışan yoksul bir annenin, onca derdin arasında fırsat bulup da küçük oğlunu futbol kursuna götürmesidir."
Sözün özü, Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak için mucizelere ihtiyacımız yok. Çünkü, görebilen gözler için insanın bizatihi kendisi, ruhu ve bedeniyle zaten en büyük mucizedir.
Arkeolog Derek A. Welsby (British Museum Eski Mısır Eserleri Bölümü Yetkilisi):
'Firavun olduğuna dair hiçbir kanıt yok'
Dünyadaki diğer bütün büyük müzelerde olduğu gibi, uluslararası üne sahip British Museum'da da her eser o alanda uzmanlaşmış küratörlere (sergi düzenleyicisi) zimmetlenmiş durumda. Saygın İngiliz arkeologlarından Derek A. Welsby de müze envanterinde EA 32751 kod numarasıyla kayıtlı bulunan bu mumyanın "bilimsel ve idarî hâmisi" konumundaki kişi…
Bu tartışmalı buluntuya ilişkin olarak Welsby'den aşağıdaki bilgileri aldım:
"Bana son derece ilginç bir başvuruyla geldiniz. Sizi ve değerli okurlarınızı doyurucu bir biçimde aydınlatmak için elimden geleni yapacağım. Sözünü ettiğiniz 'firavun' iddiasını daha önce de bir kez duymuştum. Ama, bilimsel açıdan ciddiye alınacak bir husus olmadığı için pek de üzerinde durmadım.
Bu ceset, bizim 'doğal mumya' dediğimiz türden bir arkeolojik buluntudur. Yani, bozulmaması için eski Mısırlı uzmanlar tarafından derisine ve deri altı bölümlerine herhangi bir kimyasal madde sürülmemiştir. Bütün iç organları -kurumakla birlikte- yerli yerindedir. Ancak bu durum onun bir 'mucize' olduğunu kanıtlamaz. Çünkü, gerek bizim müzemizde, gerekse dünyanın diğer pekçok müzesinde bunun gibi daha yüzlerce 'doğal mumya' mevcuttur. Doğal mumyalar, iklim koşullarının uygun olduğu her bölgede kolayca oluşabilirler. Yeni ölmüş biri kuru çöl kumlarında açılan bir mezara uzatılır ve üzeri zaman yitirilmeksizin yine aynı kuru kum ya da toprakla sıkı sıkıya kapatılır. Böylelikle vücuttaki sıvılar yüksek sıcaklıkta kısa süre içinde buharlaşır ve ceset bir tür fosile dönüşür. Benzer görünümlü doğal mumyalara Mısır'ın daha birçok çöllük bölgesinde ve Peru'nun Nazca ovasında da rastlayabilirsiniz.
Elimdeki resmî kayıtlara göre, Geç Hanedan Öncesi Dönem'e ait olan (M.Ö. 3500-3250 arası) bu ceset, Yukarı Mısır'daki Cebeleyn kasabasında yapılan resmî bir kazıda bulunmuştur. Öncelikle, kazı mahallinin Kızıldeniz'e olan aşırı uzaklığı -ki bu mesafe ortalama 300 km.'dir- bana aktardığınız iddiayı coğrafî açıdan geçersiz kılıyor.
Öte yandan, aynı kazı sırasında, mezarda cesedin ayrıcalıklı kimliğini ele verecek hiçbir özel takı, giyisi ya da işarete de rastlanmamış. Eski Mısırlılar sevdiklerini gündelik hayatta kullandıkları eşyalarla gömmeyi âdet edinmişlerdi. Altından yapılma gündelik eşya ve mücevherat, bu kültürde bütün asillerin mezarlarında mutlak surette karşılaşacağınız çok önemli sınıfsal göstergelerdir. Bizdeki mumyanın çevresinde gördüğünüz kap-kacak, onun bulunduğu mezardan çıkan orijinal eşyalarıdır. Bunlar ise gayet sıradan, o çağda avamın kullandığı türden toprak malzemelerdir. Eğer ki bu kişi kutsal metinlerde sözü edilen 'lanetlenmiş firavun' ise o halde içi ve çevresi başka insanlarca düzenlenip süslenmiş olan nizamî bir mezarda bulunmasının hiçbir mantığı yok; gelişigüzel bir biçimde bulunması daha akla ve mantığa yatkın olurdu.
Sözkonusu iddia, cesedin kimliği konusunda daha başka tutarsızlıklar da içeriyor. Bu kişinin 2. Ramses olduğunu ileri sürmek, tarihsel gerçeklerle tam anlamıyla alay etmek demek. Çünkü, Ramses 2'nin mumyalanmış bedeni Mısır'ın Krallar Vadisi'ndeki özel mezarından zaten yıllar önce bilim adamları eliyle çıkarılmıştı ve şu anda da Kahire Müzesi'nde koruma altında bulunuyor.
Bütün bu gerekçelerin ışığında, gerçekliğini araştırdığınız iddianın hiçbir tarihî ya da bilimsel geçerliliği ve tutarlılığı bulunmadığını bilmenizi isterim. Böyle bir iddiayı destekleyecek en küçük bir bulguya sahip olsaydık, bu mumyayı müzemiz galerilerinde şu anki konumunda değil zaten, çok daha farklı ve görkemli koşullarda sergilerdik."
bu yazıyı sakin sakin okuyan her kişi aslında mumya mucizesinin kocaman bir yalan olduğunu gösteriyor fakat yinede insan şu soruyu soruyor
bu mumya o mumya değilse sizin mumya nerede
Abim valla kuran'ın mucizelerini saymışta saymış...
İnanıyom ben bu kuran'ın mucize olduğuna he!
Abi kim nası isterse öyle anlıyo...öyle okuyo..
Mesela bak şimdi..şu ayet e bak..
Saffat *6 * *Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Şimdi bunu inançsız biri okuyunca..
" Hadi len! ne yakın göğü..yakın hariç göğün her bi tarafı yıldız dolu" diyo.
İnançlı bi adam okuduğu zaman..
"Mucize abi ya! bi gün gelecek göğün en uzak noktasının bile bize yakın
olacağını insanların ışıktan öte bi hızla tüm evreni kendine yakın kılacağını anlatıyo" diyo!
öteki kalkıyo ordan..
"Breh keyfe bak..meğerse sırf dünya'ya süs olsun diye yaratılmış dünya dışındaki
tüm gök cisimleri..... Atma Allahım din kardeşiyiz" diyo..
beriki kalkıyo...
"tüm kainat muhammedin yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır..n'olmuş yani
o mübareğin geldiği dünyaya yıldızları süs yapmışsa"diyo.
Adamlar kararlı bu kitap şu veya bu şekilde mucize olacak..
bundan kaçış yok..
Bizede kabul etmek düşüyo..
"tabi! canım biliyoz zaten" deyip geçiştirin..kırmayın heveslerini adamların..
Benim en sevdiğim konu bu...
Kuran'ın mucizeleri..
okuyom okuyom kopuyom sonra..
insan kaldıramıyo bunca mucizeyi...
bak şimdi ..mucizeye bak..
Hicr 19 Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik,
yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
Şimdi yapıp ettiklerini saymış..demişki "sabit dağlar yerleştirdik"
tamam ne güzel sabit dağ yapmışın..Eee! Bu ne şimdi ?
Neml 88 Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanırsın.
Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,)
her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O,
yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.
Hayda ! *Az önce dağlar sabitti ..
Şimdi aldı yürüyüşe çıkardı...
bak bide ne diyo..
"sen onları yerinde durur sanırsın..."
Yahu sen demiyomuydun sabit dağlar yaptım diye..
şimdi de yürüyo diyosun..
ben şimdi neye inanayım..
dağlar sabitmi?
yürüyomu?..
bi karar ver ama..
Şimdi "yürüyo" diycem..
"Hayır sabitledim ben onları" diycek..
"sabittir" desem..
"sen öyle san,bi tanesi şu sokağa girdi az evvel" diycek.
şaşırıyo insan yav!..
selam
Allahın selamı,rahmeti ve *bereketi önce efendiler efendisi MUHAMMED(S.A.V) ve onun al ve ashabına sonra da sizlere olsun...
BİRGÜN H.Z ALİ(R.A) BİR GRUBUN TARTIŞTIĞINI GÖRÜR.GRUP İKİYE BÖLÜNMÜŞTÜR.BİR TARAF ALLAH(c.c.)IN YOKLUĞUNU SAVUNURKEN DİĞER GRUP ALLAHIN VARLIĞINI SAVUNUYORDU.H.Z ALİ'Yİ GÖRENLER ALİ'Yİ HAKEM YAPMAK ADINA ONA DANIŞIRLAR VE H.Z ALİ EFENDİMİZ "BEN KELİME-İ ŞEHADET GETİRİR, 5 VAKİT NAMAZ KILARIM,YILDA BİR AY ORUÇ TUTARIM,ZEKATIMI VERİR,HACCA GİDERİM" DER.EĞER ALLAH YOKSA BENİM BİR KAYBIM OLMAZ.KAZANCIMDA OLMAZ LAKİN * YA * VARSA!!!
arkadaşlar bu olay tamda bu şekilde olmamış olabilir hatırladığım kadarını yazdım.ancak olay özü itabariyle bu şekildedir.UMULUR Kİ İBRET ALASINIZ...
Bir gün Alpagut maden ocaklarında İşveren ile işçiler tartışıyorlardı. İşveren işçilere fazla ücret veremeyecegini söylüyordu. İmam efendi de işverenin yanındaydı ve işçilere bu dünyanın bir hiç oldugunu söylüyordu, bu dünyada ne kadar çile çejkerlerse , fakat inançlarını kaybetmezlerse ahirette o kadar mükafat göreceklerdi. İşveren de kıs kıs gülüyor ve Havana pürosunu nefesliyordu. O sırada oradan Deniz Gezmiş geçiyordu, işçiler ondan hakem olmasını istediler.
Deniz ben görmedigim hiç bir şeye inanmam maden bundan sonra işçilerindir. İşçiler işletecek ve verimi ile bu dünyada mutlulugu ve insanca yaşamı kazanacaklar dedi. Artık Allah adına bizi sömüremeyeceksiniz dedi.
arkadaşlar bu olay tamda bu şekilde olmamış olabilir hatırladığım kadarını yazdım.ancak olay özü itabariyle bu şekildedir.UMULUR Kİ DÜŞÜNEBİLESİNİZ.
* * * hoşgeldiniz yavarsa
* * * saygılarımla
Yavarsa abim hoş geldin..
*Abim vampir hikayelerini bilirsin..sarmısaktan tırsarmış bu adiler..
ha! bi de haç tan..Şimdi YAVARSA deyip boynumuza sarmısak dizileri
ve haç takıpmı dolaşalım..Yada Kurtadam YAVARSA deyip.dolunayda
Yusuf,yusuf mu yapalım..Gümüş mermiler doldurup silahlarımıza..
Gulyabani,cin,peri,hortlak,zombi vb.vb. YAVARSA....YAVARSA..
* *YAVARSA demek korkmanın diğer bir adı değilmidir..Korkumudur
sizi Allaha inanmaya iten..evet evet korkudur..YAVARSA korkusu..
Çocuktuk öcülerden korkardık..yan odaya bile gitmezdik YAVARSA diye.
Büyüdük Allahı çıkardılar karşımıza ...
şimdide ondan korkuyoruz YAVARSA diye.
Ya yoksa? O zaman onun adina yapilan bunca katliam, savas, insani insan oldugu icin kabul etmeyip de ya varsacilarin disinda kalanlara kafir deyip, assagilamak, kardesi kardese, ogulu babaya dusman etmek, toplumdan dislamak... say say bitmez, hala gunumuzde bile, siinin sunniyi, katolikin protestani, hindunun muslumani, insanlarin birbirlerini onun adina yemesine nasil bir aciklama getireceksiniz?
* * *Yok, yavarsa kardesim, yok. Ondan onceki tanrilar gibi o da insan uydurmasi. birbirini somurme aracinin, kabile sihirbazlarindan baslayarak, gunumuzde gelistirilmis tekniginden baska birsey yok.
Insanlara, olmayan bir yerde, olumden sonra mutlu yasam umitinden baska birsey degil bu masallar. Ama hos masallar, dinlemesi ve hayal etmesi guzel masallar. Bu arada elindeki uc bes kurusun da alindigini farkedemedigin, bir hayal ugruna, dunyayi cehenneme cevirmene sebep olan tatli sonuclu masallar. Onlar ermis muradina...
Aphrasijab
11-07-2007, 23:02
ya kuranın mucizesi denen şeylerin hepsi saçmalık va yalan başka şey deil
ya kuranın mucizesi denen şeylerin hepsi saçmalık va yalan başka şey deil
arkadaşım tamam da hiç bir neden göstermeden böyle söylersen ortalık savaş alanına döner. başkaları da çıkıp olur olmaz ithamlarda bulunur burada. bu sitenin düzeyi böyle değil. savlarımızı ortaya atarken tatmin edici olalım; çığırtkanlık yapmayalım.
InVitatio
12-07-2007, 00:49
parmaklarina saglik kucles ! ! !
Benim en sevdiğim konu bu...
Kuran'ın mucizeleri..
okuyom okuyom kopuyom sonra..
insan kaldıramıyo bunca mucizeyi...
bak şimdi ..mucizeye bak..
Hicr 19 Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik,
yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
Şimdi yapıp ettiklerini saymış..demişki "sabit dağlar yerleştirdik"
tamam ne güzel sabit dağ yapmışın..Eee! Bu ne şimdi ?
Neml 88 Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanırsın.
Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,)
her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O,
yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.
Hayda ! *Az önce dağlar sabitti ..
Şimdi aldı yürüyüşe çıkardı...
bak bide ne diyo..
"sen onları yerinde durur sanırsın..."
Yahu sen demiyomuydun sabit dağlar yaptım diye..
şimdi de yürüyo diyosun..
ben şimdi neye inanayım..
dağlar sabitmi?
yürüyomu?..
bi karar ver ama..
Şimdi "yürüyo" diycem..
"Hayır sabitledim ben onları" diycek..
"sabittir" desem..
"sen öyle san,bi tanesi şu sokağa girdi az evvel" diycek.
şaşırıyo insan yav!..
sevgili meb,
sizi bunca zahmete sokup açıklama yaptıran yada "işte yine buldum bir kusur" *heyecanını boş yere yaşatan diyanet mealinin,ne yazık ki yanlış çeviri olduğunu üzülerek bildirmek isterim.
Ayetin orjinal çevirisi şudur,bir Arap a sorarak teyyid edebilirsiniz;
"Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik"
Sevgili amigdala ;
Sevgili mep Hicr suresi 19.Ayeti Diyanet'in meal'inden almış
"Hicr 19 Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik. "
Buna karşın siz de aynı ayeti :
""Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik"
şeklinde değişik bir mealini verip,bir Arap a sorup teyyid etmesini istiyorsunuz.
Mep'in alıntı yaptığı mealde "sabit dağlar" sizinkinde ise "Sarsılmaz dağlar" olarak geçmekte.
Felfeseden hiç anlamadığım için "Ateistliğin mantığı" isimli başlıkta sevgili Frodonun size ettiği :
"(-) ile karşılamaya kalkmayın. Örneğin (-4)*(-4)= 16 dır. şimdi bu işlemi eksi 4 elma*eksi 4 elma= 16 elma diye kurabilir miyim ? Negatif sayılar gerçek hayatta herhangi bir şeyin karşılığı değildir."
ile
Karşılığında sizin :
"e-l-m-a harfleriyle oluşmuş bir şey yok doğada. Siz gerçekte adı elma olan nesneye bu şekilde bir kavram yükleyerek aklınızda tutuyorsunuz."
vb yazılarınızı ilgi ile izliyorum.
Burada ise Mep'in alıntı yaptığı meal hatalı diyelim.Size zahmet Neml Suresi 88.Ayetin de size göre doğru olan çevirisini buraya alıp,Mep'in sorduğu
"Az önce dağlar sabitti .. * (Hicr 19)
Şimdi aldı yürüyüşe çıkardı... (Neml 88 *)" sorusuna karşın,
Bu dağlar Hicr 19 da *"Sabit" değilde "Sarsılmaz" olunca,Neml 88 de ki dağların durumunun *başka bir anlama gelip gelmediğini de anlamamızda yardımcı olabilir misiniz ?
Frodo ile olan diyaloğumuzun burada ne işi var diyebilirsiniz.Yanlış anlamaz iseniz şahsımın felfeseden hiç anlamadığımı ifade etmiştim.Nasa hesapları gibi geliyor bana.O açıdan bakkal hesabı gibi anlatıverirseniz konuyu daha iyi anlayabileceğim.
Şimdiden teşekkürlerimi sunarım.
kompLeks
12-07-2007, 09:17
Felfeseden hiç anlamadığım için "Ateistliğin mantığı" isimli başlıkta sevgili Frodonun size ettiği :
"(-) ile karşılamaya kalkmayın. Örneğin (-4)*(-4)= 16 dır. şimdi bu işlemi eksi 4 elma*eksi 4 elma= 16 elma diye kurabilir miyim ? Negatif sayılar gerçek hayatta herhangi bir şeyin karşılığı değildir."
* * (-) işareti 'olumsuzluk','borç' veya 'değil' anlamı taşır...olumsuzun olumsuzu veya değilin değili kendisi olduğu için (-4)*(-4)=16 dır...herşey anlamlı olacak bi şekilde yüklenmiştir...hiçbiri gökten zembille inmemiştir ya da laf salatası olsun die oluşturulmamıştır...
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *saygılarımla...
Sevgili kompleks ;
" (-) işareti 'olumsuzluk','borç' veya 'değil' anlamı taşır...olumsuzun olumsuzu veya değilin değili kendisi olduğu için (-4)*(-4)=16 dır...herşey anlamlı olacak bi şekilde yüklenmiştir..."
Kusura bakmayın ama yine anlayamadım.
Ayrıca "Gökten zembille inen" nedir ? ve "Laf salatası olsun diye oluşturulmamış" olan nedir ?
Sevgilerimle hoş ve esen kalınız.
kompLeks
12-07-2007, 09:48
sevgili psikokemoterapi;
''negatif sayılar gerçek hayatta herhangi birşeyin karşılığı değildir'' demişsiniz...bunun üzerine bende neyin karşılığı olduğunu söyledim...''gökten zembille inen'' diye bir şey yoktur zaten bende inmemiştir dedim...sadece negatif sayılar için değil, daha da genel olarak ''hiç bişey gökten zembille inmemiştir'' dedim ve bu cümlemi pekiştirmek için ''laf salatası olsun diye oluşturulmamıştır'' cümlesini kullandım...
* * * * * * * * * * * *saygılar...
Sevgili kompleks ;
Sizi yanılttığım için kusuruma bakmayın lütfen.
"Felfeseden hiç anlamadığım için "Ateistliğin mantığı" isimli başlıkta sevgili Frodonun size ettiği :
"(-) ile karşılamaya kalkmayın. Örneğin (-4)*(-4)= 16 dır. şimdi bu işlemi eksi 4 elma*eksi 4 elma= 16 elma diye kurabilir miyim ? Negatif sayılar gerçek hayatta herhangi bir şeyin karşılığı değildir."
ile
Karşılığında sizin :
"e-l-m-a harfleriyle oluşmuş bir şey yok doğada. Siz gerçekte adı elma olan nesneye bu şekilde bir kavram yükleyerek aklınızda tutuyorsunuz."
vb yazılarınızı ilgi ile izliyorum.
Yani sizin benim ettiğimi sandığınız söz sn frodo tarafından sn amigdala'ya edilmiş bir söz.
Ben sadece kullandım *:oops:
kompLeks
12-07-2007, 09:57
sevgili psikokemoterapi;
kusuruma bakmayın alıntı olduğunu algılayamamışım...bundan sonra daha dikkatli olurum...sizi germek istemezdim...ama mesaj yerine ulaşmıştır herhalde
Yok yok üzülmeyin ben gerilmedim.Bilakis "İnsanlar neden inanır ve Turan Dursun" başlığındaki mesajınız gibiyim "herkes mutlu ne güzel" *:)
kompLeks
12-07-2007, 10:03
hadi bahalım :)
Sevgili amigdala ;
Sevgili mep Hicr suresi 19.Ayeti Diyanet'in meal'inden almış
"Hicr 19 Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik. "
Buna karşın siz de aynı ayeti :
""Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik"
şeklinde değişik bir mealini verip,bir Arap a sorup teyyid etmesini istiyorsunuz.
Mep'in alıntı yaptığı mealde "sabit dağlar" sizinkinde ise "Sarsılmaz dağlar" olarak geçmekte.
Felfeseden hiç anlamadığım için "Ateistliğin mantığı" isimli başlıkta sevgili Frodonun size ettiği :
"(-) ile karşılamaya kalkmayın. Örneğin (-4)*(-4)= 16 dır. şimdi bu işlemi eksi 4 elma*eksi 4 elma= 16 elma diye kurabilir miyim ? Negatif sayılar gerçek hayatta herhangi bir şeyin karşılığı değildir."
ile
Karşılığında sizin :
"e-l-m-a harfleriyle oluşmuş bir şey yok doğada. Siz gerçekte adı elma olan nesneye bu şekilde bir kavram yükleyerek aklınızda tutuyorsunuz."
vb yazılarınızı ilgi ile izliyorum.
Burada ise Mep'in alıntı yaptığı meal hatalı diyelim.Size zahmet Neml Suresi 88.Ayetin de size göre doğru olan çevirisini buraya alıp,Mep'in sorduğu
"Az önce dağlar sabitti .. * (Hicr 19)
Şimdi aldı yürüyüşe çıkardı... (Neml 88 *)" sorusuna karşın,
Bu dağlar Hicr 19 da *"Sabit" değilde "Sarsılmaz" olunca,Neml 88 de ki dağların durumunun *başka bir anlama gelip gelmediğini de anlamamızda yardımcı olabilir misiniz ?
Frodo ile olan diyaloğumuzun burada ne işi var diyebilirsiniz.Yanlış anlamaz iseniz şahsımın felfeseden hiç anlamadığımı ifade etmiştim.Nasa hesapları gibi geliyor bana.O açıdan bakkal hesabı gibi anlatıverirseniz konuyu daha iyi anlayabileceğim.
Şimdiden teşekkürlerimi sunarım.
Sayın psikokemoterapi
Neml 88 : Dağları görürsün de, onları donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Her şeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Hiç şüphe yok O, işlemekte olduklarınızdan haberi olandır.
Görüldüğü gibi hiçbir çelişki yok hatta Hicr 19 daki sarsılmaz dağlar yaratıldığı (dağların sağlamlığından bahsedilmesi) burada da yinelenmiş.
Aslında mep arkadaşımızın pek bir hatası yok.
Asıl hatayı yapanlar bu meali hazırlayanlar.
saygılar.
Sevgili Amigdala ;
Bir forumdaşım bu yanıtı veriyor ise,bana "Demek ki herkes aynı şeyi okur ama farklı anlamlar çıkarabilir" demek düşüyor.
Sevgilerimle hoş ve esen kalınız.
Kuranın en büyük mucizesi akraba evliliğine izin vermesidir...bundan iyi mucize mi olur...
Hangi ayette akraba evliliğine izin var dostum
Mucize Türkleri lanetleyen bir adamın uydurduğu dinin Türkler tarafından yüceltilmesidir.
İnsanlarn milliyetçi duygularını kışkırtma..Bu millet için din de dil kadar önemlidir..
Uydurma hadisler üretme
bn 3 yıl önceki tartışmaya cevap vermek istiyorum.. kuranda gün kelimesnn 365 kes geçtiini sölemişti biri..bi arkadaşımızsa ilahiyatçı bi arkdaşıyla kuranda arama yaptıklarını ve bunun doğru olmadıını ispatladıını yazmıştı..bi müslüman arkadaşsa bunu bir nevi kabul ederek--tamm o zamn diğerlerinin doğruluğuna inanıyorsun demişti---şimdi dielim kiii o hariç büütüüüüüüüüüüüün mucize yalanları doğru--şimdi bunu yapan yani kuranı gönderen süper allah-eğer varsa-nasıl oluoda bir yerde hata yapıo..sadece bu değil zaten bu onun kendi düşüncesini çürütüüğünün ispatı..
''''Arafat (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=800) http://www.turandursun.com/forumlar/images/statusicon/user_offline.gif
Yazar
Üyelik tarihi: 16 Oct 2005
Mesajlar: 148
http://www.turandursun.com/forumlar/images/icons/icon1.gif
yalan olduğunu sen kendine ispatla önce
Cem kardeşim. neden sadece birgün(yevm) kelimesini yalanladın. diğerlerinin doğruluğunu kabul ediyosun demekki.'''''''''işte arafattan alııntı size bunu dien adam o hatayı kabul etmiş demektr ki bunu sölememe bile gerek yok daha binlerce hata ve yalan mevcuttur--birde bu yapılan icatların sonradan kuranda bulunması olayına çok gülüorum....biir de demişki işte ''''''''18-10-2005, 11:26
Guest
Mesajlar: n/a
http://www.turandursun.com/forumlar/images/icons/icon1.gif
Bilimsel buluşlar Kuran'da varsa bulunmadan önce niye söylenmiyor?
Kur'anın asıl görevi insanların kendi çabası ile öğrenemeyeceği yaratılış gayelerini, iman ve ibadet esaslarını insanlara bildirmesidir. Yoksa insanların maddi çalışması ile elde edebileceği şeyleri insanlara çalışmadan buradan öğrenebilirsiniz diye kısa yoldan bildirmek değildir. '''''böle bi saçma mantık olabilir mi yha allah-varsa eğer-neden bn bi kitap yazsam ondada
mutlaka harflern sırasından ne biliiiim kelşimelern altalta gelişinden falan mutlaka bişeyler buluruz--yani ararsan bulıursuun sayısal değerler..çünkü matematik sonsuz hesaplamaları içnde barındırır--
Saygıdeğer Üstatlarım,
Öncelikle Kuranı anlamak için onu en derin yerLerinde incelemek gerek yani yaratıcısının kalbinde, buda muhammedi birazcık olsa anlamaya çalışmakla mümkün olabilir. Kuran okunurken içinde hiçbir mucize işareti görülemesede aslında kendi başına birçok mucizeyi içermektedir, bu mucizeler kitabın gizli özneleridir sadece önemli olan onu anlayabilmek ve hassas bir cımbız ile onu incitmeden diğerlerinin arasından çıkarabilmekle olur.
" Kuranda SizLerin Belkide hiç görmek İstemediği Başlıca Mucizeleri "
** 23 yıllık peygamberlik dönemi, en büyük mucizedir aslında sapkın ve cahil sayılabilecek bir kavme 23 sene liderlik yapabilmek çok büyük bir sanattır.
** 23 yıl boyunca ihtiyaç dahilinde yaratıcıyla devamlı haşır neşir olabilmek her ihtiyaç duyulduğunda konuyu kesin çöüzmleyecek emirler ve vahiyler alabilmek büyük bir inanç ve iman göstergesidir.
** Ümmetinin ve önceki peygamberlerin aksine onlara haram olan niteliklerin sadece kendisine helal kılınabileceğini insanlara inandırabilmek ve insanların gözünün içine baka baka farkını ortaya koyabilmek büyük bir cesaret ister.
** Kutsal kitabında açık ve net olmasına rağmen Ümmetine helal kılınan eş sayısını ümmetine nazaran 3'e katlamak büyük bir kalbe sahip olmak demek.
** Kendinden önceki kitapları ve peygamberleri onaylayıp desteklemesine rağmen efsanelere göre kendinden önceki peygamberlerin güya gösterdiği mucizeleri kendinden beklenilmesinin apaçık bir sapkınlık olduğuna insanları inandırmak ve mucize konusunda her defasında yüzünü çevirip olayyerinden uzaklaşabilmek çok hızlı bir koşucu ve aynı zamanda mükemmel bir sportmen olduğunu gösterir.
** Allah kelamları ve vahiy lerinin neredeyse çoğunun kendi istek ve arzuları olduğunu insanların anlayamamaları yada göremeyişleri Halasının kızı zeynep ile evlenebilmek için bile 4 tane vahiy gerekmesi allah ile aralarının çok iyi olduğunu gösterir.
** Bilinen en büyük mucize olan musa peygamberin denizi yarması olayının bile etkisinin gün bitimi olduğunu unutmamak gerek " Hani biz onları deniz den geçirmiştik ve onlar gün batana kadar yürüyüp bir putperest kavme varmışlardı ve kavmi musaya dediki " ey musa bizede onların tanrısı gibi bir tanrı yap " Denizin yarılmasına şahit olan bir kavmin bile inancı 6 saat sonra bitiyorsa olmayan bir mucizeyimi yoksa hiç bir mucize göstermeyen bir peygamberin 23 sene boyunca liderliğinin büyüklüğümü?.
** عبد الله ( allahın kulu ) = abdullah ( muhammedin babası )
** الله ( allah ) = yaratıcı ( muhammedin babasını adaşı )
Bilinen Bütün dinler ve yerel dinler yaratıcıya farklı isimler koymuşlardır ancak 3 büyük din ortak isim olarak rab , rabbi yada tanrı sıfatını kullanmışlardır. Ne gariptirki Allah tabiri ve onunla beraber 100 kadar yedek isim sadece islam kültüründe karşımıza çıkmaktadır ve en çok kullanılanı ve esas kabul edileni الله ( Allah ) karşımıza muhammedin babası mübarek zatlarında ortaya çıkıyor kendi döneminde tek olmadığını düşündüğüm ve birçok insan tarafından kullanılan bu isim putperest bir kavimde en azılı putperest isimlerinden de olabileceğini göstermektedir ve ne gariptirki bir mucizede burada karşımıza çıkmaktadır ki bu beni şaşkınlığa düşürecek kadar büyük bir mucizedir muhammed hazretleri neredeyse hiç tanıma şansı olmadığı babasını gerçekten yaratıcısı olarak görmüş ve ona olan sevgisini yaratıcılık sıfatıyla onurlandırmıştır. hayırlı bir evlat olabilmekte bir mucizedir tabiki ama milyarlaca insana bunu anlatmak tabiki zor olabilirdi bunu insanlarla paylaşmak yerine milyarlarca insanı kandırmak ve bi o kadar insanın din savaşından dolayı ölmesi yetimlerin artması çoçukların babasız babaların evlatsız kalması daha kolaydı mantıklı bir insan olarak muhammedde 2. yolu seçti tabiki Ne mutlu ona =)
sadebiri
17-01-2010, 18:38
Saygıdeğer Üstatlarım,
Öncelikle Kuranı anlamak için onu en derin yerLerinde incelemek gerek yani yaratıcısının kalbinde, buda muhammedi birazcık olsa anlamaya çalışmakla mümkün olabilir. Kuran okunurken içinde hiçbir mucize işareti görülemesede aslında kendi başına birçok mucizeyi içermektedir, bu mucizeler kitabın gizli özneleridir sadece önemli olan onu anlayabilmek ve hassas bir cımbız ile onu incitmeden diğerlerinin arasından çıkarabilmekle olur.
" Kuranda SizLerin Belkide hiç görmek İstemediği Başlıca Mucizeleri "
** 23 yıllık peygamberlik dönemi, en büyük mucizedir aslında sapkın ve cahil sayılabilecek bir kavme 23 sene liderlik yapabilmek çok büyük bir sanattır.
** 23 yıl boyunca ihtiyaç dahilinde yaratıcıyla devamlı haşır neşir olabilmek her ihtiyaç duyulduğunda konuyu kesin çöüzmleyecek emirler ve vahiyler alabilmek büyük bir inanç ve iman göstergesidir.
** Ümmetinin ve önceki peygamberlerin aksine onlara haram olan niteliklerin sadece kendisine helal kılınabileceğini insanlara inandırabilmek ve insanların gözünün içine baka baka farkını ortaya koyabilmek büyük bir cesaret ister.
** Kutsal kitabında açık ve net olmasına rağmen Ümmetine helal kılınan eş sayısını ümmetine nazaran 3'e katlamak büyük bir kalbe sahip olmak demek.
** Kendinden önceki kitapları ve peygamberleri onaylayıp desteklemesine rağmen efsanelere göre kendinden önceki peygamberlerin güya gösterdiği mucizeleri kendinden beklenilmesinin apaçık bir sapkınlık olduğuna insanları inandırmak ve mucize konusunda her defasında yüzünü çevirip olayyerinden uzaklaşabilmek çok hızlı bir koşucu ve aynı zamanda mükemmel bir sportmen olduğunu gösterir.
** Allah kelamları ve vahiy lerinin neredeyse çoğunun kendi istek ve arzuları olduğunu insanların anlayamamaları yada göremeyişleri Halasının kızı zeynep ile evlenebilmek için bile 4 tane vahiy gerekmesi allah ile aralarının çok iyi olduğunu gösterir.
** Bilinen en büyük mucize olan musa peygamberin denizi yarması olayının bile etkisinin gün bitimi olduğunu unutmamak gerek " Hani biz onları deniz den geçirmiştik ve onlar gün batana kadar yürüyüp bir putperest kavme varmışlardı ve kavmi musaya dediki " ey musa bizede onların tanrısı gibi bir tanrı yap " Denizin yarılmasına şahit olan bir kavmin bile inancı 6 saat sonra bitiyorsa olmayan bir mucizeyimi yoksa hiç bir mucize göstermeyen bir peygamberin 23 sene boyunca liderliğinin büyüklüğümü?.
** عبد الله ( allahın kulu ) = abdullah ( muhammedin babası )
** الله ( allah ) = yaratıcı ( muhammedin babasını adaşı )
Bilinen Bütün dinler ve yerel dinler yaratıcıya farklı isimler koymuşlardır ancak 3 büyük din ortak isim olarak rab , rabbi yada tanrı sıfatını kullanmışlardır. Ne gariptirki Allah tabiri ve onunla beraber 100 kadar yedek isim sadece islam kültüründe karşımıza çıkmaktadır ve en çok kullanılanı ve esas kabul edileni الله ( Allah ) karşımıza muhammedin babası mübarek zatlarında ortaya çıkıyor kendi döneminde tek olmadığını düşündüğüm ve birçok insan tarafından kullanılan bu isim putperest bir kavimde en azılı putperest isimlerinden de olabileceğini göstermektedir ve ne gariptirki bir mucizede burada karşımıza çıkmaktadır ki bu beni şaşkınlığa düşürecek kadar büyük bir mucizedir muhammed hazretleri neredeyse hiç tanıma şansı olmadığı babasını gerçekten yaratıcısı olarak görmüş ve ona olan sevgisini yaratıcılık sıfatıyla onurlandırmıştır. hayırlı bir evlat olabilmekte bir mucizedir tabiki ama milyarlaca insana bunu anlatmak tabiki zor olabilirdi bunu insanlarla paylaşmak yerine milyarlarca insanı kandırmak ve bi o kadar insanın din savaşından dolayı ölmesi yetimlerin artması çoçukların babasız babaların evlatsız kalması daha kolaydı mantıklı bir insan olarak muhammedde 2. yolu seçti tabiki Ne mutlu ona =)
sayın cin
bugün en cahil halkın arasından biri çıksa babasını tanımasa ama ona büyük bir sevgisi olsa ve aynen anlattığınız gibi dediklerinizi yapsa.sizce dünyanın %25 ini oluşturan insan topluluğuna kendini inandırabilir mi?
diyelimki inandırdı bu asırlar sürebilirmi?
saygılar.
islamgercegi
28-02-2010, 22:31
Kuran'da mucize olarak anlatılan şeyler çocukların bile inanmayacağı masallardır.
Bunun yanısıra, Kuran içinde bilimdışı akıldışı birçok ayet bulunmaktadır:
Kuran, gerçekten Allah'ın kelamı (sözleri) mi?
Nisa/4:82. Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.
Müslümanlara göre Kuran; Allah'ın kelamıdır. Yukarıdaki ayette de söylendiği gibi, Kuran, Allah tarafından gelmişse, Allah o sözleri söylemiş gibi okunmalıdır. Ayrıca, Kuran, Allah tarafından gönderilmiş ve Allah'ın sözlerini içeriyorsa, Kuran'da asla herhangi bir yanlış ve tutarsızlık bulunmamalıdır.
Halbuki, gerçek böyle değildir.
Ilk olarak, Kuran'ın bazı ayetlerine bakarak, bu sözlerin Allah değil, fakat Muhammed'in kendisi tarafından söylendiğini anlayabiliriz:
Fatiha/1:1-7: 1:1. Rahmân (ve) rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1:2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
1:3. O, rahmândır ve rahîmdir.
1:4. Ceza gününün mâlikidir.
1:5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.
1:6. Bize doğru yolu göster.
1:7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!
Bu ifadeyi okuyan her okur yazarın kolaylıkla anlayabileceği üzere, bu sözler Allah'a hitaben söylenmiştir.. Bir dua şeklinde Allah'a söylenmektedir. Bunlar, duacı olan Muhammed'din, Allah'a söylediği ve doğru yolu bulmak için Allah'tan yardım istediği sözlerdir. Kuran, böylece, Allah'ın değil, fakat Muhammed'din sözleriyle başlamaktadır.
Enam/6: 104. (Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.
Bu ifadede de, "Rab" ve "Bekçi" olarak iki özne bulunmaktadır. "Ben bekçiniz değilim" diyen herhalde Muhammed'dir, Allah değil..
Tekvir/81: 15. Simdi yemin ederim o sinenlere ,
Burada da yemin eden Muhammed'dir, Allah olamayacağına göre..
Inşikak/84:16-19 84: 16. Hayır! Şafağa, yemin ederim ki ,
84:17. Geceye ve onda basan karanlığa,
84:18. Dolunay olmuş aya ,
84:19. Ki,siz elbette halden hale geçeceksiniz.
Burada da yemin eden Allah olamayacağına göre Muhammed'dir..
Muhammed burada islam öncesi inanışlarını da ortaya koymaktadır. Güneş ve ay, islam öncesi Arap'larca kutsal sayılırdı.
Enam/6: 114. (De ki): Allah'dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab'ı açık olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma!
Tercümeye "de ki" diye bir ilave yapılmış.. Bu ilave Arapça Kuran'da bulunmamaktadır. Burada da sözlerin sahibinin Allah değil, Muhammed olduğu anlaşılıyor.
Kuran'daki Sayısal Hatalar:
Kuran'da bol miktarda sayısal hatalar da bulunmaktadır. Allah (varsa eğer), basit aritmetik işlemlerde bile hata yapamayacağına göre (ne de olsa kainatı yattığına inanılıyor, yani bilgisi her konuda yüksek olmalı..), bu hataları Kuran'ın yazarı olan ve hesap yapma kabiliyeti olmayan Muhammed'in yaptığı anlaşılmaktadır:
Cennet ve dünyayı yaratmak kaç gün aldı?
Araf/7:54. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
Yunus/10:3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz!
Hud/11:7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz" desen, kâfir olanlar derhal "Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir" derler.
Furkan/25: 59. Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor.
Evet, yukarıdaki ayetlerin tümünde, yer ve göğün altı günde yaratıldığı söyleniyor. Halbuki, aşağıdaki ayetlerde ise, yer ve göğün sekiz günde yaratıldığı anlaşılıyor ki, bu ayetlerle yukarıdaki ayetler bir çelişki içindedir..
Fussilet/41:9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.
Fussilet/41:10. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.
Fussilet/41:12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah'ın takdiridir.
Hesap edelim:
2 gün(yer)+ 4(gıdaların oluşumu)+ 2(gökler)= 8 Gün (6 değil!..)
Muhammed'in ya hesabı zayıftı, ya da Kuran'ı yazdırırken daha önce ne söylediğini unutuyor ve böylece çelişkili ayetler oluşturuyordu..
Kuran'daki Miras Hukukunda Sayisal Hatalar:
Kadinlarin cenaze namazi kilip kilmamasi konusunda bile büyük eksikliklere sahip olan Kuran'da, miras konularina nedense büyük yer ayrilmiş ve bu konuda çok detayli ayetlere yer verilmiştir.
Asagidaki ayetler, "miras" hukuku ile ilgilidir. Bu ayetlere göre hesap yapildiginda, mirasçilarda, "sona kalan dona kalmakta"dir, çünkü, mirasin paylari toplandiginda, toplam, mirastan "fazla" olmaktadir!
Önce ayetlere bakalim, sonra iki ayri örnek üzerinde mirasi paylastiralim ayetlere göre:
Nisa/4:11. Allah size, çocuklariniz hakkinda, erkege, kadinin payinin iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadin iseler, ölünün biraktiginin üçte ikisi onlarindir. Eger yalniz bir kadinsa yarisi onundur. Ölenin çocugu varsa, ana-babasindan her birinin mirastan altida bir hissesi vardir. Eger çocugu yok da ana-babasi ona vâris olmuş ise, anasina üçte bir (düşer). Eger ölenin kardeşleri varsa, anasina altida bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacagi vasiyetten ve borçtan sonradir. Babalariniz ve ogullarinizdan hangisinin size, fayda bakimindan daha yakin oldugunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafindan konmuş farzlardir (paylardir). şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
Nisa/4:12. Yapacaklari vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eger çocuklari yoksa, biraktiklarinin yarisi sizindir. Çocuklari varsa biraktiklarinin dörtte biri sizindir. Çocugunuz yoksa, sizin de, yapacaginiz vasiyetten ve borçtan sonra, biraktiginizin dörtte biri onlarindir (zevcelerinizindir). Çocugunuz varsa, biraktiginizin sekizde biri onlarindir. Eger bir erkek veya kadinin, anababasi ve çocuklari bulunmadigi halde (kelâle şeklinde) mali mirasçilara kalirsa ve bir erkek yahut bir kizkardeşi varsa, her birine altida bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktirlar. (Bu taksim) yapilacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara ugramaksizin (yapilacak)tir.
Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkiyle bilendir, halîmdir.
Nisa/4:176. Senden fetva isterler. De ki: "Allah, babasi ve çocugu olmayan kimsenin mirasi hakkindaki hükmü şöyle açikliyor: Eger çocugu olmayan bir kimse ölür de onun bir kizkardeşi bulunursa, biraktiginin yarisi bunundur. Kizkardeş ölüp çocugu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kizkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) biraktiginin üçte ikisi onlarindir. Eger erkekli kadinli daha fazla kardeş mevcut ise erkegin hakki, iki kadin payi kadardir. şaşirmamaniz için Allah size açiklama yapiyor. Allah her şeyi bilmektedir.
Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktir:
Üç kiz evlata mirasin 2/3'ü, ana ve babanin her birine 1/6, karisina 1/8 kalacaktir.
Bu durumda, matematik yapalim:
(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8)= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)
Yani, miras paylaşildigi zaman herbir mirasçinin aldiginin toplami, mirastan fazla çikmaktadir!..
Allah, miras paylaşiminda böyle büyük bir hesap hatasi yapamayacagina göre, ayet Allah'a ait olamaz, Muhammed'e aittir.. Hesap bilmeyen Muhammed'e..
Bir diger örnek verelim:
Bir adam ölür ve geride anası, karısı, ve iki kızkardeş kalır. Kuran'in yukarida verilen ilgili miras ayetlerine göre; ana'ya mirasin 1/3'ü, karisina mirasin 1/4 'ü, iki kızkardeşe de toplam 2/3'ü kalacaktir:
Hesap yapalim:
(1/3)+(1/4)+(2/3)= 15/12= 1,25 !..
Burada da, miras paylaşiliyor, paylar toplaninca, mirastan daha büyük, %25 daha büyük çikiyor!..
Allah-varsa eger- bu kadar hesap bilmez olabilir mi? Bu yanlış paylaşım oranları ile dolu ayeti Allah gönderemeyecegine göre, Muhammed kendisi yazmiş olmaktadir..
Not: Okul önlerinde, Kuran'daki örtünme emri gerekçesi ile, "basörtüsü eylemi" yapan bayanlarin; Kuran'in bu ayetlerine göre, medeni kanunun miras haklarini kadinlarin aleyhine düzenlenmesi için eylem yapip yapmayacaklarini merak ediyorum..
Allah'in 1 günü 1.000 yil mi, 50.000 yil mi?
Kuran'daki bazi ayetlerde Allah'in bir gününün kaç dünya yilina eşdeger oldugu konusunda da çelişkiler bulunmaktadir:
Hacc/22:47. (Resûlüm!) Onlar senden azabin çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarinizdan bin yil gibidir.
Secde/32:5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yil tutan bir günde O'nun nezdine çikar.
Yukaridaki ayetlerde, Allah'in bir gününün, dünyanin 1.000 yilina denk oldugu söyleniyor.
Halbuki, aşagidaki ayette ise, Allah'in bir gününün, dünyanin 50.000 yilina denk oldugu ifade ediliyor:
Mearic/70:4. Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktari (dünya senesi ile) ellibin yil olan bir günde yükselip çikar.
Peki, bunlardan hangisi dogru? Bu birbiriyle çelişen ayetlere göre, Allah'in bir günü, dünyanin 1.000 yilina mi, 50.000 yilina mi eşdeger? Bu hatayi Allah-varsa eger- yapmiş olabilir mi, yoksa, Kuran Muhammed'in mi kelamidir?
Allah versa eger, boylesine bir hatayi yapmayacagina gore, Kuran'in insan elinden cikma bir kitap oldugu, Allah'in degil, Muhammed^'in kelami oldugu anlasilmaktadir.
Kuran'daki çeliskilerden biri de, "cennet" sayisidir
Bir tane mi cennet var, yoksa, birden çok mu cennet var?
Muhammed, Kuran'i yazdirirken bu konuya pek dikkat etmemis.. Bazan tekil, bazan cogul ifede kullanmis..
Bu da, Kuran'in, Allah'in kelami degil, fakat Muhammed'in kelami oldugunu gösteriyor. Ayetlere bakalim:
Zümer/ 39/73. Rablerine karsi gelmekten sakinanlar, boluk boluk cennete goturulurler. Oraya varip da kapilari acildiginda, bekcileri onlara: "Selam size, hos geldiniz! Temelli olarak buraya girin" derler.
Fussilet/ 41/30-2. "Rabbimiz Allah'tir" deyip sonra da dogrulukta devam edenler, onlari, melekler, olumleri aninda: "Korkmayiniz, uzulmeyiniz, size soz verilen cennetle sevinin, biz dunya hayatinda da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarinizin cektigi, umdugunuz seyler, bagislayan ve aciyan Allah katindan bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler. *
Hadid/ 57/21. Ey insanlar! Rabbiniz tarafindan bagislanmaya, Allah'a ve peygamberine inananlar icin hazirlanmis, genisligi yerle gogun genisligi kadar olan cennete kosusun; bu Allah'in diledigine verdigi lutfudur. Allah, buyuk lutuf sahibidir.
Naziat/ 79/40-1. Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kotulukten alikoymussa, varacagi yer suphesiz cennettir.
Yukaridaki ayetlerde, "cennet", "tekil" olarak yazilmis.. Yani, bir "adet" cennet anlaminda..
Halbuki, asagidaki ayetlerde ise tam tersi yazilmis: Cennet degil, ama "cennetler"den sözediliyor:
Kehf/18/30-1. iyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Dogrusu, inanip yararli is yapanlara, iste onlara, iclerinden irmaklar akan Adn cennetleri vardir. Orada altin bilezikler takinirlar, ince ve kalin ipekliden yesil elbiseler giyerek tahtlari uzerinde otururlar.
Ne guzel bir mukafat ve ne guzel yaslanacak yer! *
Hacc/ 22/23. Dogrusu Allah, inanip yararli is isleyenleri, iclerinden irmaklar akan cennetlere koyar. Orada altin bilezikler ve inciler takinirlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
Fatir/ 35/33. Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altin bilezikler ve incilerle suslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir.
Nebe/78/31-4. Dogrusu, Allah'a karsi gelmekten sakinanlara kurtulus, bahceler, baglar, yasitlar ve dolu kadehler vardir.
Hangisine inanacaksiniz?
Kuran, Allah'in-varsa eger- kelami olsa idi, böyle yanlislar yapar miydi?
Ama, Muhammed'in kelami olunca, bu tip yanlislari yapmis Muhammed..
Kuran'a Göre Daglar Deprem'leri Onlemek İçin(mis)..
Tüm dünyada zaman zaman deprem oluyor. Müslüman olmayan topraklar, müslüman olan topraklar demeden, dünyanın belirli bölgelerinde depremler oluyor.
1999 yılınının 17 Ağustos ve 12 Kasım günlerinde de Türkiye'de olan depremlerde onbinlerce kişi öldü, milyarlarca dolar maddi kayıp oluştu.
08.10.2005 tarihinde islami şeriatla yönetilen Pakistan'ın dağlık Keşmir bölgesinde meydana gelen 7,6 şiddetindeki deprem, onbinlerce kişinin ölümüne neden olmuştur.
Peki, niye deprem oldu? Muhammed'in Kuran'inda, deprem olmasin, insanlar sallanmasin diye, Allah'in daglari yarattigi yazmiyor mu?
Bu bilimsel(!) gerçege ragmen, niye deprem oluyor?
"Enbiya/21/31. Yeryuzune, insanlar sarsilmasin diye sabit daglar
yerlestirdik; rahat gidebilsinler diye aralarinda genis yollar varettik."
"Nahl/16/15-6. Yeryuzunde, sarsilmayasiniz diye, sabit daglar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve isaretler meydana getirmistir. Onlar yildizlarla da yollarini bulurlar."
"Lokman/31/10. Allah gokleri gordugunuz gibi direksiz yaratmis, sizi sallar diye yeryuzune sabit daglar koymus; orada her turlu canliyi yaymistir. Gokten su indirip orada her hos ciftten yetistirmisizdir."
İrdeleyelim: 1) Allah, yarattigi daglarda imalat hatasi yapmistir.. Daglar, yeterince agir olmamistir, onun için yerin sallanmasini önleyemiyor.. 2) Muhammed, bilmediği bir konu hakkında konuşarak, asırlar sonra haksız çıkmıştır ..
Her konuyu bilen(!), tüm zamanlara(!) hitabeden Kuran'in Muhammed'in kelami oldugu bir kez daha anlasiliyor..
Kuran'a göre dünya yuvarlak mıdır? Güneş nasıl batar?
Kuran'da yapılan bilimsel hatalardan birisi de, dünyanın yuvarlak olmadığının ima edilmesi ve güneşin balçık içinde batmasıdır. Kehf Suresi'nden ayetlere bakalım:
18/83. Sana Zulkarneyn'i sorarlar, "Onu size anlatacagim" de. 18/84. Dogrusu biz onu yeryuzune yerlestirmis ve her seyin yolunu ona ogretmistik. 18/85. O da bir yol tuttu. Kehf/18/86. Sonunda gunesin battigi yere ulasinca onu, kara balcikli bir suda batiyor gordu. Orada bir millete rastladi. "Zulkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.
18/87-8. "Haksizlik yapana azap edecegiz, sonra Rabbine dondurulur, onu gorulmemis bir azaba ugratir; ama inanip yararli is isleyene, mukafat olarak guzel seyler vardir, ona buyrugumuzdan kolay olani soyleriz" dedi. 18/89. Sonra yine bir yol tuttu. Kehf/18/90. Sonunda gunesin dogdugu yere ulasinca, gunesi, kendilerini elbise, bina gibi seylerle ortmedigimiz bir millet uzerine doguyor buldu.
Görülüyor ki, Kuran'a göre insan dünya üzerinde yürüyerek güneşin battığı yere ulaşabiliyor ve güneşin kara balçıklı bir suda battığını görüyor.. Bu ifadeden Muhammed'in dünyayı tepsi gibi düz sandığı anlaşılıyor. Dünyanın yuvarlak olduğunu bilseydi, kişinin dönüp dolaşıp yola çıktığı noktaya geleceğini söylerdi.. Ayrıca, güneşin batma yerinin de, günümüz astronomi bilgisine göre yanlış verildiği görülüyor.
Önce Gök mü yoksa Yer mi yaratıldı?
Kuran'daki çelişkilerden birisi de önce göğün mü yoksa yerin mi yaratıldığıdır.
Bakara suresi 29.cu ayette önce yerin yaratıldığını yazarken, Naziat suresi 27-32.ayetler arasında önce göğün yarattıldıktan sonra yerin yaratıldığı yazmakta ve böylece apaçık bir çelişki ortaya çıkmaktadır.
Bakara 29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.
Naziat 27-32: Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, 28. Onu yükseltti, düzene koydu, 29. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. 30. Ondan sonra da yerküreyi döşedi, 31. Yerden suyunu ve otlağını çıkardı, 32. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
Bu çelişki de Kuran'ın insan sözü olduğunu gösteren delillerden birisidir.
Yıldızlar neden yaratıldı?
Kuran'a göre yildizlarin neden yaratildigi da, her zamanki "bilimsellik"(!) ile açiklaniyor. 1500 yil öncesinin Bedevi'si belki kanardi ama, 1998 yilinin insani için bir masaldan ibaret:
"Mulk/ 67/5. And olsun ki, yakin gogu kandillerle donattik, onlarla seytanlarin taslanmasini sagladik ve seytanlara cilgin alev azabini hazirladik."
"Saffat/ 37/6. suphesiz Biz, yakin gogu bir susle, yildizlarla susledik."
"37/7. Onu, inatci her turlu seytandan koruduk."
"37/8-9. Onlar yuce alemi asla dinleyemezler. Her yonden kovularak atilirlar. Onlara surekli bir azap vardir."
Kuran'a göre, yildizlar, şeytana atiş yapacak üsler olarak hazirlanmiş!.. Böylelikle şeytandan korunmuş olunacakmiş.. Bu ayetten de Kuran'in Allah tarafindan gönderilmedigini, Muhammed'in bir bilim kurgu yazari gibi hayal gücünü çaliştirarak yazdigini söyleyebiliriz. (Herşeyi dogru bilen Allah böyle komik gerekçeler göstermezdi..)
Hristiyanlar cennete gidebilir mi?
Kuran'daki ayetlerden Bakara/2:62 ve Maide/5:69'a göre "evet", gidebilirler.
Ama, yine Kuran ayetlerinden Maide/5:72 ve Aliimran/3:85'e göre ise "hayir", gidemezler.
Demek ki, bu konuda da Kuran'da çeliski vardir.
Diyanet tercümesinden ayetleri veriyorum:
"Bakara/2/62. suphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, hiristiyanlar ve sabiilerden Allah'a ve ahiret gunune inanip yararli is yapanlarin ecirleri Rablerinin katindadir. Onlar icin artik korku yoktur. Onlar uzulmeyeceklerdir."
Maide/5/69. Dogrusu inananlar, yahudiler, sabiiler ve hiristiyanlardan Allah'a ve ahiret gunune inanan, yararli is yapan kimselere korku yoktur, onlar uzulmeyeceklerdir."
"Maide/5/72. And olsun ki, "Allah ancak Meryem oglu Mesih'tir" diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, "Ey israilogullari! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin; kim Allah'a ortak kosarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacagi yer atestir, zulmedenlerin yardimcilari yoktur" dedi."
"Aliimran/3/85. Kim islamiyet'ten baska bir dine yonelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir."
Nuh'un ailesine "Tufan"da ne oldu?
Nuh'un ailesinin tufanda başına gelenler, Kuran'in ayrı ayetlerinde ayrı şekilde hikaye edilmektedir. Kuran'ın Enbiya/21:76 ayetine göre, Nuh'un ailesi kurtulur. Saffat/37:77, soyunun devam ettiğini söyler. Halbuki, ayet Hud/11:42-43 ise Nuh'un oğlunun tufanda boğulduğunu söyler.
Hangisine inanacaksınız?
Diyanet tercümesinden:
Enbiya/21/76. Nuh da daha onceleri Bize yalvarmisti, onun duasini kabul edip, kendisini ve ailesini buyuk sikintidan kurtardik.
Saffat/37/75. And olsun ki, Nuh Bize seslenmisti de duasina ne guzel icabet etmistik. Saffat/37/76. Onu ve ailesini buyuk sikintidan kurtarmistik.
Saffat/37/77. Ancak onun soyunu surekli kildik.
Hud/11/42. Gemi, daglar gibi dalgalar icinde onlari otururken, Nuh, bir kenarda ayri kalmis olan ogluna "Ey ogulcugum! Bizimle beraber gel, kafirlerle birlik olma" diye seslendi. Hud/11/43. Oglu: "Daga siginirim, beni sudan kurtarir" deyince, Nuh: "Bugun Allah'in buyrugundan O'nun acidiklari disinda kurtulacak yoktur" dedi. Aralarina dalga girdi, oglu da bogulanlara karisti.
Insan "ne"den yaratildi?
Insan, "yaratildi" ise, "ne"den yaratildi? Önemli bir soru.. Dinciler ile bilimciler farkli görüşteler.. Bakalim, Kuran'da bu konuda neler yaziyor? Okuyunca akliniz karişacak, çünkü Kuran bu konuda farkli farkli şeyler söylüyor. Diger bazi konularda oldugu gibi, bunda da çelişkili ifadeler var.
Ne kadar çok çesitli maddeden yaratildigini söylüyor insanin, Kur'an.. Bu kadar degisik ve akil karistiran ifadelerin, Allah'in -varsa eger-kelami olmasi mümkün mü? Yoksa, Muhammed'in kelami midir?
"Kan pihtisi"ndan (96:1-2), "su"dan (21:30, 24:45, 25:54), "toprak"tan (15:26, 3:59, 30:20, 35:11), "hiç"ten (19:67), sonra bunu "inkar etmek" (52:35), "nutfe"den (16:4) ve de "meni"den (75:37)
Diyanet tercümesinden:
Alak/96/1. Yaratan Rabbinin adiyla oku! 96/2. O, insani pihtilasmis kandan yaratti.
Enbiya/21/30. inkar edenler, gokler ve yer yapisikken onlari ayirdigimizi ve butun canlilari sudan meydana getirdigimizi bilmezler mi? inanmiyorlar mi?
Nur/24/45. Allah butun canlilari sudan yaratmistir. Kimi karni uzerinde surunur, kimi iki ayakla yurur, kimi dort ayakla yurur. Allah diledigini yaratir, Allah suphesiz herseye Kadir'dir.
Furkan/25/54. insani sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herseye Kadir'dir.
Hicr/15/26. And olsun ki, insani kuru balciktan, islenebilen kara topraktan yarattik.
Aliimran/3/59. Allah'in katinda isa'nin durumu kendisini topraktan yaratip sonra ol demesiyle olmus olan Adem'in durumu gibidir.
Rum/30/20. Sizi topraktan yaratmasi O'nun varliginin belgelerindendir. Sonra hemen birer insan olup yeryuzune yayilirsiniz.
Fatir/35/11. Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmis, sonra da sizi ciftler halinde varetmistir. Disinin gebe kalmasi ve dogurmasi, ancak O'nun bilgisiyledir. Omru uzun olanin cok yasamasi ve omurlerin azalmasi suphesiz Kitap'dadir. Dogrusu bu Allah'a kolaydir.
Meryem/19/67. Bir insan kendisi onceden bir sey degilken onu yaratmis oldugumuzu hatirlamaz mi?
Tur/52/35. Onlar, yaratan olmaksizin mi yaratildilar yoksa yaratanlar kendileri midir?
Hud/11/61. Semud milletine kardesleri Salih'i gonderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan baska tanriniz yoktur; sizi yeryuzunde yaratip orayi imar etmenizi dileyen O'dur. Oyleyse O'ndan magfiret dileyin, sonra da O'na tevbe edin. Dogrusu Rabbim size yakin ve dualari kabul edendir" dedi.
islamgercegi
28-02-2010, 22:33
Yakın Akraba Evliliği Kuran'da Onaylanmıştır
Bilindiği gibi akraba evliliği, sakat çocuklara neden olmaktadır. Teyze, dayı, hala ve amca çocukları arasında yapılan evliliklerden doğan çocuklarda kalıtımsal nedenlerden dolayı zeka geriliği ya da bedensel sakatlık meydana gelmesi ihtimali çok büyük olduğundan akraba evlilikleri tıbben uygun değildir. Akraba evliliğ sakat doğum ihtimalini dokuz misli arttırmaktadır. Kuzen evlilikleri tıbben son derece tehlikelidir. Günümüzün tıp bilimi akraba evliliğine onay vermez.
Halbuki, bu bilimsel gerçek, Kuran'ın Ahzab suresinin 50. ayetinde Muhammed'e akraba evliliği izni verilerek bilimdışı bir tablo sergilenmektedir. Kuran, bilime ters düşmektedir. Bu durum, Kuran'ın bilimdışı ayetlerine bir başka örnektir:
Ahzab 50. Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lazım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Bu ayette, yakın akraba evliliğine onay verilerek bilimsel bir gerçeğe ters düşülmesi yanında, Muhammed'in zaten karı ve cariye olarak sahip olduğu kadınların sayısını daha da arttıracak bir bencilliktir. Başka erkeklere verilmeyen izinler kendisine bir erkek olarak serbest!...
Muhammed'e göre, yaz neden sıcak; kış neden soğuktur?
Bunun cevabını Muhammed şöyle veriyor: Yaz sıcağının şiddeti cehennemin kaynamasındandır.. (Anlaşılan, cehennemde iyi bir izolasyon yok, içeride yanan odunların ve kaynar sıvıların sıcaklığı dışarı kaçıp dünyaya ulaşıyor, böylece de yazın hava bazan çok sıcak oluyor!)
Kışın ise, cehennemde ateş sıcaklığı düşmüş olmalı ki, (belki de tatil yapıyor ocakçılar) dünyada hava soğuyor.
Şimdi, bu yazıyı okuyanlar, "nereden çıktı bu?" diyecekler.. Benim iddiam değil bu, ama, islam peygamberi Muhammed söylemiş bunu... Güneşin kızgın olduğu zamanlarda öğle namazını serinliğe bırakması için söylediği hadisten alınmadır: "Sicak siddetlendigi vakitte salat (i-Zuhru) serinlige birakiniz. Zira sicagin siddeti cehennemin kaynamasindandir. Nar (i-cehennem) Rabbine arz-i sekva etti: "Ya Rab, beni ben yiyorum (izin ver)" dedi. Allahu Teala da iki defa nefes almasina izin verdi. Nefesin birisi kisin, digeri yazin. En cok maruz oldugunuz sicak ile sizi en ziyade usuten zemherir (iste budur)."
Goruluyor ki Muhammed'in soylemesine gore, mevsimlerin sicak ya da soguk oluslarinin nedeni, cehennimin "kaynamasindan" ve "nefes almasindan"dir; cehennemin kaynamasi siddetli sicaklara sebep olmaktadir. Ote yandan fazla kaynamaktan dolayi cehennem kendi kendini yemeye, kemirmeye baslar ve Tanri'ya sikayette bulunur: "Ya Rab" der, "Beni ben yiyorum!" Ve cehennemin bu sikayeti uzerine Tanri ona, iki kez nefes almasi icin izin verir, ki bu da sicak ve soguk mevsimleri olusturur!
Evet, bu sözler, Buhari'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettigi bir hadistir ki, Diyanet isleri Baskanligi'nin Sahih--i Buhari Tecrid-i Sarih Tercumesi adli yayinlarinin ikinci cildinin 476-7 sayfalarinda 321 sayili hadis olarak yer almistir.
Islamiyet'in bilimdışı ve akıldışı temelleri, mevsimler ve cehennem konusunda bununla da kalmıyor. Meğerse, "cehennem konusuyor"mus da:
Cehennem Konusuyor..
Muhammed'in soylemesine gore cehennem Cuma'dan gayri her gun parlatilmaktadir. Ve parlatildigi sirada gunes zeval vaktinde bulunmus olur. Gunes zeval vaktinde iken yeryuzunun sicak olusu, cehennemin o sirada parlatilmakta olusundandir. Ve cehennem, Cuma gununden gayri haftanin her gunu, gunes zeval vaktinde iken parlatildigi icin, o saatlerde namaz kilinmasi yasaklanmistir. Cehennem sadece Cuma gunu parlatilmadigi icindir ki Cuma gunu gunes zeval vaktinde iken namaz kilmak gerekir. (Bkz imam Gazali Kimya-i Saadet, ist 1979 s 107).
Ote yandan Kuran'da cehennemin Tanri ile sik sik konustugu ve Tanri'nin sorularini cevaplandirdigi yazilidir. Ornegin Kuran'in Kaf suresinde, gunahkarlar atese atildikca, Tanri'nin cehenneme "Doldun mu?" diye sordugu ve cehennemin de bu soruya "Hayir, dolmadim. Daha var mi?" diye cevap verdigi anlatilmistir. (Kaf suresi Ayet 30). Anlasilan cehennem insanlari yemekten pek hoslaniyor olmali ki bir turlu doyamamaktadir.
Bu arada aklıma da gelen sorulardan biri şu: Hani, kıyamet olacak da, kötü insanlar cehenneme gönderileceklerdi.. Kıyamet olmadığına göre, demek ki cehennem boş bulunuyor.. Kaf suresindeki olay ne zaman olmuş(!) peki? Ayrıca, daha kıyamet kopmadan cehennem boşu boşuna yanıyor ve parlatılıyor ise bu boşu boşuna enerji ve emek israfı değil mi?
Günümüzde bilimdisi ve akildisi hurafelere inanmayi kim bekleyebilir? "iman"i, "akil"a üstün tutanlar bu devirde nasil olabilir? insanlar bilgilendikçe, azalacak dincilerin sayisi dogal olarak..
Yukarida siralanan bircok akildisi ve bilimdisi ifadeler ile günümüz bilim ve gerceklerine uymayan anlatimlar, Kuran'in 1400 yil onceki durumu ile günümüzde kullanilamayacagini gostermektedir. Dahasi, eger var ise, her seyi mükemmel yarattigina inanilan bir Tanri'nin, bu denli acik hatalarla dolu bir kitap gonderdigini düsünmek mümkün olamayacagina gore, geriye tek bir sonuc kaliyor: Kur'an, Allah'ın-varsa eger- sözü degil, Muhhammed ve arkadaslari tarafindan yazilmistir.
Şeytan Hakkındaki Ayetler
A'raf suresinin 27. ayetinde, "SEYTAN"dan söz edilirken: "...Sizin onlari görmeyeceginiz yerlerden,o ve toplulugundan olanlar, sizi görürler." deniyor.
Bundan su çikiyor açikça: - Seytan ve toplulugundan olanlar, insanlari görürler. - insanlarsa ne seytani, ne de onun toplulugundan olanlari görebilirler. "Seytan ve toplulugu ( huve ve kabiluhu )" anlatiminin kapsami içinde, Kur'an yorumculari, "cin"leri de görürler. ( Bkz. Taberi, Camiu'l-Beyan fi-Tefsiri'l-Kur'an, 8/113, F. Razi, e't- Tefsiru'l-Kebir, 13/54.) Böyleyken, Elmali Hamdi Yazir, "müfessirin (Kur'an yorumculari) demislerdir ki bundan, insanin seytani hiç göremeyecegi zannedilmemelidir..." diyor. (Bkz. Hak dini Kur'an Dili, 3/2147.). Oysa, ayetteki açik anlatim nedeniyle, "Kur'an yorumculari"nin tümü bu görüsü paylasmaz. (Bkz. Taberi, ayni yer; F. Razi, ayni yer; Celaleyn 1/132;Tefsiru'n-Nesefi, 2/50.)
Fahruddin Razi, su nedenlerle "cin"lerin, "seytan"larin insanlara görünmemesi gerektigini yazar: ( Bkz. F. Razi, ayni yer.) Baska kiliklara bürünerek bile olsa "cin-seytan" insana gözükür olsa: - insan örnegin karisinin, çocugunun, gerçekte "CiN" oldugunu düsünebilir. - insan her gördügü kimse için de bu saniya( cin oldugu sanisina) kapilabilir. - Ve böylece kimseye güven kalmaz.
-......... Gelin görün ki, Muhammed, "SEYTAN"i, "CIN"i, hem de somut bir biçimde gördügünü söyler.
"Seytani yere yatirdim, boguyordum"
Nesei'nin Aise'den aktardigi bir hadise göre Muhammed söyle der: "Namaz kilarken seytan geldi. Hemen yakaladim, yere yatirdim, boguyordum onu. O denli ki, onun dilinin soguklugunu elimin üzerinde duydum.". ibn Teymiyye, bu hadisi saglamlikta Buhari'nin kosullarini tasidigini belirtir. (Bkz. Takiyyundin ibn Teymiyye, izahu'd Delale fi Umumi'r-Risale, Misir, 1369, s. 41. Bu hadis için ayrica bkz. Kamil Miras, TEcrid-i Sarih Ter., 288 no.'lu hadisin "izah"indaki 2 no.lu not.) Seytanin "yatirilmasi", "bogulmasi" ve "dilindeki sogukluk, bu soguklugun elde duyulmasi", "bes duyu" içine giren, somut durumlardir. Muhammed'in "seytani bogarken onun salyasinin eline bulastigini, elinde bunu duydugunu(hissettigini)" anlattigi da aktarilir. (Bkz. Ahmet ibn Hanbel, Müsned, 3/82. )
Cinin-seytanin direge baglanmasi
Ayni hadiste, Muhammed'in "seytani yakaladiginda, bir direge baglamak istedigini, buna güç yetirebildigini, ama bu tür seylerin Süleyman peygambere özgü kalmasi gerektigini düsünüp direge baglamaktan vazgeçtigini" anlattigi belirtilir. Yine bu hadiste Muhammed'in "...Direge baglardim ve Medine çocuklari onunla oynarlardi yoksa." dedigi de aktarilir.(Bkz. Ayni kaynaklar.) Bu hadis, Buhari'nin ve Müslüm'in e's-sahihlerinde de -biraz degisikliklerle- yer aliyor. Müslim'deki bir aktarmaya göre Muhammed söyle anlatmakta: -"Tanri düsmani iblis, yüzümü yakmak amaciyla, bir ates aleviyle geldi. Bu nedenle ben üç kez: "Senden Tanri'ya siginirim!" dedim. Sonra "Tanri'nin tam lanetiyle seni lanetlerim!" diye ekledim. Yine üç kez. Geriye gitmedi. Yakalamak istedim sonra. Tanri'ya antiçerek söylerim ki, kardesimiz Süleyman'in (bu tür seyleri yapmanin kendisine özgü kilinmasina iliskin) istegi olmasaydi baglanacakti o. Ve Medine halkinin çocuklari onunla oynayacaklardi." (Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Mesacid/40, hadis no: 542.)
Bir baska aktarmaya da, Buhari ve Müslim, birlikte söyle yer verirler: "Dün gece, CiNLERDEN iFRiT, namazimi bozdurmak içn bana ansizin saldirdi. Tanri, bana, onu yakalama olanagi verdi. Ve onu, Mescid'in direkelrinden bir direge baglamak istedim. Sabah olunca, tümünüz ona bakip seyredesiniz diye...Ne var ki, kardesim Süleyman'in:"Tanrim beni bagisla, bana benden sonra kimsenin ulasamayacagi bir egemenlik ver!"(Sad, ayet:35) biçimindeki sözünü animsadim ( ve onu direge baglamaktan vazgeçtim)." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu's-Selat/75; Tecrid, hadis, no: 288; Müslüm, e's-Sahih, Kitabu's,Selat/75; Tecrid, hadis no: 288; Müslüim, e's-Sahih, Kitabu'l- Mesacid/39, hadis no: 541.) "Cin-seytan" için, hadislerde baska somut seyler de anlatilir. Örnegin "Seytan"in "zart" diye "sesli olarak yellenmesi".
"Seytan zart diye ses çikararak yellenir"
Muhammed'in söyle dedigi aktarilir: "Namaza çagrildiginda(ezan), SEYTAN geri geri gidip uzaklasir. VE ZART (zurat) diye sesli yellenerek gider. Ezan sesini isitemeyecegi yere degin uzaklasir... (Bkz. Buhari, e's- Sahih, Ezan/4; Tecrid, hadis no: 360; Müslim, e's-Sahih, Kitabu's-Selat/16-19 hadis no:389.) Kimileri bunun bir "temsil" oldugu görüsünde. (Bkz. Kamil Miras, bu hadisin "izahi"ndaki 2 no'lu not.). Ne var ki, "temsil" için "Seytan"in yellenirken ZART diye ses çikardigini" söylemeye gerek olmadigi düsünülebilir. Su da var: Muhammed, "cinin-seytanin, yemesinden-içmesinden" söz eder. (Bkz. Müslim, e's-SAhih, Kitabu'l Esribe/102-106; hadis no: 2017-2020.) ibn Melek de Nevevi'ye dayanarak "bu yeme- içmenin gerçek anlamdaki bir yeme içme oldugunu" savunur. ( Bkz. Mebakiru'l-Ezhar fi Serhi Mesariki'l-Envar, 1/100.)"Yemesi-içmesi" olanin, "sesli olarak yellenmesi" de dogal degil mi? Yani Muhammed'in sözlerini "tevil" etmeye gerek bulunmamakta.
(2000'e Dogru, 8 Nisan 1990, Yil 4, Sayi 15'ten alinmistir)
Kuran'daki Bilgiler Islamiyet'ten Önce Zaten Biliniyordu
İslamcılar, Kuran'ın bilimsel bir kitap olduğunu , Kuran'da yazılı olan bazı bilgilerin o zamandan önce insanlarca bilinmediğini ve böylece Kuran'ın Allah'tan-varsa eğer- geldiğini iddia ederler.
Muhammed'in Kuran'ı hazırladığı zamanda Muhammed'in de içinde bulunduğu Arap toplumunun bilimsel konularda cahil olduğu bellidir. Öyle ki, Kuran'dan önce diğer gelişmiş toplumlarca zaten bilinen bilgiler Kuran'da yer alınca ilk müslümanlar ve onları takip eden müslümanlar bu bilgileri yeniymiş gibi sanmışlar ve Kuran'ın insan elinden çıkamayacağına ancak ve ancak Allah'ın sözü olabileceğine kanaat getirerek büyük yanılgıya düşmüşlerdir.
Kuran'dan önce yaşamış olan Vikingler dünya akarsuları ve denizleri arasında mekik dokuyarak değişik coğrafi bölgeleri tanıyorlardı. hangi denizin tuzlu, hangi denizin daha az tuzlu suya sahip olduğunu biliyorlardı. Sümerler, Asurlular ve Babilliler büyük şehirler ve medeniyetler kurmuşlardı. Romalılar o muhteşem Roma İmparatorluğpu'nu oluşturmuş, metal ve taş ilemesinin büyük ustalığıyla Roma'yı ve Roma ordusunun silahlarını mühendislik harikası olarak yaratmıştı. Mısırlılar, bugün bile nasıl inşa edildiği tartışılan muhteşem piramitleri mühendislik ve mimarlık bilimlerinin en üst seviyesindeki bilgilerle inşa etmişlerdi. Yine Mısırlılar, Muhammed'den yüzlerce yıl önce ölü insanları mumyalayarak insan bedeninin en bilinmez sanılan sırlarını ortaya çıkarmışlar, insanın üremesinin embriyodan bebek oluşumuna kadar olan safhaları resimlerle açıklar duruma gelmişlerdi.
Şimdi de bazı somut örneklere bir göz atalım:
YAZININ BİLİNEN İLK ÖRNEĞİ BASRA'DA
Bilinen ilk yazı örneği yaklaşık MÖ 3300 tarihinden kalma Basra yakınlarında bulunan Uruk kil tabletleri üzerinde yer alıyor. Yazı bu tarihte bile 700'ün üstünde değişik işarete sahip bütünsel bir sistemdi. İlk tabletler, tahıl, bira ve canlı hayvan gibi malların alışverişine ilişkin kayıtları ya da yazmayı yeni öğrenen yazmanların kullandığı listeleri içeriyordu.
4 BİN YIL ÖNCE BİLEŞİK FAİZ HASABI YAPIYORLARDI
Geometri Mısır'da cebir Mezopotamya'da doğdu. Mezopotamyalılar MÖ 2000'lerde olağanüstü bir matematik bilgisine sahiptiler. Çarpma ve ters sayı cetvellerinden başka kare, karekök, küp ve küp kök cetvellerini kullanıyorlar, bileşik faiz hesaplarını yapabiliyorlardı. Pi sayısını bulmuşlardı ve 3.125 olarak uyguluyorlardı. Hesaplarında iki tabanlı logaritma kullanıyorlardı.
Klasik matematiğin esaslarını MÖ 700-600'lü yıllarda yaşayan Yunanlı Pisagor ve Tales'ten 1400 yıl önce biliyorlardı. Babilliler, ünlü Pisagor Teoremi'ni, ondan 1400 yıl önce 15 ayrı çözümde bulmuşlardı. Mezopotamyalıların Tales teoremini Yunanlılardan önce bildiklerini gösteren bir tablet halen Vatikan'da bulunuyor.
BABİLLİLER'İN MÖNÜSÜNDE 20 ÇEŞİT BİRA VARDI
İlk bağcılık burada yapılmış, ilk şarap kadehi burada kaldırılmıştı. Biranın da doğum yeri burası olmuştu. Bira ile ilgili en eski belgeler 6 bin yıl öncesine dek uzanıyor. Birayı Sümerler ortaya çıkarmış, Babilliler de çeşitlendirmiş. Babillilerin mönüsünde tam 20 farklı bira olduğu tespit edilmiş. Bira ile ilgili ilk yasayı koymak da yine aynı Hammurabi'ye nasip olmuş. Hammurabi, kişi başına günlük bira istihkakı konusunda da bir yasa çıkarmış. Buna göre, sıradan bir işçiye 2 litre, devlet memuruna 3 litre ve idarecilerle yüksek makamlardaki din adamlarına 5 litre bira veriliyormuş. Para ile satılmaz, satan da idamla cezalandırılırmış.
BÜTÜN İNANÇLAR BURADA YEŞERDİ
Eski Mezopotamya'da yüzlerce tanrıya tapılır, her etnik grubun, hatta her kentin kendi tanrıları bulunurdu. Aynı topraklarda daha sonraki dönemlerde tek tanrılı dinler ortaya çıktı. Ama çok tanrılı dönemlerde de hoşgörü hakimdi. Bir yörenin tanrıları çoğu kez bir başka bölgenin tanrılarına dönüşür ya da özdeşleştirilirdi. Böylece Babil ve Asur geliştikçe Marduk ve Aşşur öne çıktı. Tanrılar insan biçimindeydi, olağanüstü güçleri vardı, ama tıpkı insanlar gibi duygulara ve ihtiyaçlara da sahipti. Kimi iyi, kimi kötü olan cinler, ruhlar, doğaüstü güçler çeşitli biçimlere girer ve çoğu kez de hem insan hem de hayvan özelliklerine sahip olurdu. Bugün Anadolu'da yer yer devam eden cin ve perilere ilişkin inançların kökeninde eski Mezopotamya efsanelerinin önemli bir yeri var. Eski Mezopotamyalılar da kötü ruhları ve cinleri kovalamak, insanı nazardan korumak için kurşun dökerler nallar asarlardı.
Bugün "semavi dinler" olarak adlandırılan Yahudilik, Hristiyanlık ve Islamiyet'in sanki dünyanın başka yerlerinde insanlar yaşamıyormuş gibi bu bölgede ortaya çıkmasının nedeni de budur. Semavi dinler, eski çok tanrılı Sümer dininin değişmesi ile meydana gelmişlerdir.
HARRY POTTER VE YÜZÜKLERİN EFENDİSİ DE MEZOPOTAMYALI
Mezopotamya'dan yayılan inançlar Batı düşüncesinin ve hayal gücünün şekillenmesinde hálá etkisini sürdürüyor. Bilimkurgu romanlarında ve filmlerde görülen doğaüstü kahramanların neredeyse tümü Mezopotamya inançlarının bir başka versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Son dönemde dünyanın ilgisini çeken Harry Potter ya da Yüzüklerin Efendisi gibi roman ve filmlerde hemen tüm kahramanların prototipini Mezopotamya efsaneleri ve inançlarında bulmak mümkün.
BİR ÇEŞİT PİL KEŞFETTİLER TIP ALANINDA KULLANDILAR
Mezopotamyalıların elektriği de bilinenden yaklaşık 2 bin yıl önce keşfetmiş olabilecekleri düşünülüyor. 1938'de Alman arkeolog Wilhelm König Bağdat'ın biraz dışında bir toprak kap buldu. 13 santim yüksekliğindeki kabın içinde demir bir çubuğu saran bakır bir silindir vardı. O zaman König bunun bir pil olduğuna kanaat getirmişti. Günümüzde bu konu üzerine kafa yoran birçok uzman pillerin tarihini MÖ 200 yılı civarındaki Pers ya da Sasani kültürüne dayandırıyor. Uzmanlar aynı teknikle laboratuvar ortamında pillerin taklitlerini ürettiler. Bu sayede Bağdat pillerinin 0,8 ile 2 volt arasında bir güçte elektrik üretebildiği anlaşıldı. Bu pillerin hangi amaçla kullanıldığı konusunda iki ihtimal ortaya atılıyor. Bir ihtimale göre pillerin ürettiği elektrik akımı tıpta bir tür ağrı kesici gibi kullanılıyordu. Diğer ihtimalde ise altın ve gümüş gibi değerli metalleri parlatmak için pilin ürettiği akımdan faydalanılıyordu. Bağdat'taki pillere inanan uzmanlar elektrolit madde olarak da üzüm suyunun kullanıldığını öne sürüyorlar.
Babil devleti, bölgedeki uygarlıklar arasında en ileri olanı. Babil’in en büyük kralı, şüphesiz Hammurabi'ydi. Onun düzeninin hüküm sürdüğü Babil’de tek eşlilik esastı. Kadın dava açmak, çeyizinin gelirini veya kocasından kalan mirası yönetmekte özgürdü. Miras kız ve erkek çocuk arasında eşit paylaştırılırdı. (Kaynak: Hürriyet, 20.04.2003)
Ku'ran, Sigara ve Uyuşturucular
Günümüzde sigara ve uyuştucuların sağlığa ne kadar zararlı olduğu ispatlanmıştır. Modern toplumlarda, kapalı mekanlarda sigara içmek yasaklanıyor. Sigara ambalajlarının üzerine öldürücü olduğuna dair uyarı ibareleri konuluyor. Uyuşturucu maddelerin kullanımı yasaklanıyor, uyuşturucu içeren ilaçlar özel reçetelerle sayılıyor. Çünkü, tıbben sigara ve uyuşturucu maddelerin sağlık için bir felaket olduğu ispatlanmıştır.
Hal böyle iken, Kuran'da, sigara ve uyuşturucu haram edilmemiştir. Domuz etini haksız yere haram eden Kuran, sigara ve uyuşturucuyu haram etmemiştir, yasaklamamıştır.
Günde bir bardak içilen kırmızı şarabın sağlığa faydalı olduğu bugün tıbben ispatlanmışken, Kuran, sigara ve uyuşturucuyu haram etmemiştir, yasaklamamıştır.
Kuran'ın ne denli "bilimsel(!) olduğu bu örneklerden de görülmektedir. Bu örnekler de göstermektedir ki, Kuran, Allah'ın-varsa eğer- sözleri değil, insan ürünü, Muhammed ve arkadaşlarının hazırlamış olduğu bir kitaptır.
Engse Hohol
28-02-2010, 22:53
Güneşin kızgın olduğu zamanlarda öğle namazını serinliğe bırakması için söylediği hadisten alınmadır:
"Sicak siddetlendigi vakitte salat (i-Zuhru) serinlige birakiniz. Zira sicagin siddeti cehennemin kaynamasindandir. Nar (i-cehennem) Rabbine arz-i sekva etti: "Ya Rab, beni ben yiyorum (izin ver)" dedi. Allahu Teala da iki defa nefes almasina izin verdi. Nefesin birisi kisin, digeri yazin. En cok maruz oldugunuz sicak ile sizi en ziyade usuten zemherir (iste budur)."
Goruluyor ki Muhammed'in soylemesine gore, mevsimlerin sicak ya da soguk oluslarinin nedeni, cehennimin "kaynamasindan" ve "nefes almasindan"dir; cehennemin kaynamasi siddetli sicaklara sebep olmaktadir. Ote yandan fazla kaynamaktan dolayi cehennem kendi kendini yemeye, kemirmeye baslar ve Tanri'ya sikayette bulunur: "Ya Rab" der, "Beni ben yiyorum!" Ve cehennemin bu sikayeti uzerine Tanri ona, iki kez nefes almasi icin izin verir, ki bu da sicak ve soguk mevsimleri olusturur!
Evet, bu sözler, Buhari'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettigi bir hadistir ki, Diyanet isleri Baskanligi'nin Sahih--i Buhari Tecrid-i Sarih Tercumesi adli yayinlarinin ikinci cildinin 476-7 sayfalarinda 321 sayili hadis olarak yer almistir.
14 ncü çağda iklimlerin döngüsü bilinmediğinden dolayı inanılmış ulayu (ve) öylece kalmıştır bunlar.
Şimdi bu anlatılara "uyduruk hadis" diyerek redddiyor müslümanlar.
Öncelikle belirtmeliyim ki Kuran'da herhangi bir tutarsızlık yoktur. 600'lü yıllarda yazılan ve 2010 ylına gelinmesine rağmen aradan geçen 1400 yılı aşkın süreden beridir okunmaya ve anlaşılabilmeye devam edilen bir kitap mucize değildirde nedir? Ayrıca mealler ile tevsirler arasında fark vardır ki o da meal: çeviri, tevsir: yorum demektir.
Kuran-ı Kerim Hz.Muhammed öldükten yaklaşık 100 sene sonra kitaba çevrilmiştir. 100 sene beklenmesinin nedeni ise o tarihlerde arap alfabesinin olmamasından kaynaklanmaktadır. daha sonra fars alfabesi ile yazıya dökülmüştür. peygamberin yakın çevresinde bulunan ve hayatını onun yanında geçirenler tarafından (Hz.Ali, Hz.Osman, vd) onaylandıktan sonra kabul görmüştür. yani kuran-ı kerimin Hz.Muhammed tarafından kaleme alınmadığının kesin kanıtıdır.
Kuran'da Allah kendisini 3.tekil şahıs olan "O" ile ifade etmektedir ki bu anlaşılması en kolay olan bir hitap şeklidir. bu hitap şeklini isterseniz araştırabilirsiniz.
"Kuran'daki Sayısal Hatalar:" başlığında söylediğin şey ise tam bir cehalettir çünkü bırak dünyayı tüm evren matematik üzerine kurulmuştur. bilimadamları tarafından "yaratıcı mükemmel bir matematikçi" olduğu belirtilmektedir.
"Cennet ve dünyayı yaratmak kaç gün aldı?" başlığında belirttiğin:
Araf/7:54. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir.
Yunus/10:3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz.
Furkan/25: 59. Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor.
Burada Allah açıkca uzay'ı ve içindekileri 6 günde yarattığını belirtmektedir.
Fussilet/41:9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.
Burada dünyaya şuanki şeklini 2 günde verdiğin belirtiyor.
Fussilet/41:10. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.
Burada dünya üzerindeki bitki örtüsünü, böcek ve hayvanları 4 günde içerisinde yarattığını belirtiyor.
Fussilet/41:12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah'ın takdiridir.
Burada göklerin yedi kat olduğunu kurandan biliyoruz ve bu 7 kat göğün 2 günde şekillendirilip görevlerini işa etmeye başladıklarını belirtiyor. yani eğer bir bina inşaatına bakarsan önce binanın iskeleti yapılır ondan sonra inşaatı biten binanın ince işçiliği yani mutfak, banyo, oturma odası gibi odaların boyaması-karolar-elektirik tesisatları-su tesisatları-vd ince işçilikleri yapılır. yani ilgili ayetlerde açıkca kaç günde hangi işlemlerin kaç günde yaptığı açıkca belirtilmektedir yani matematiksel hata kesinlikle yoktur.
"Kuran'daki Miras Hukukunda Sayisal Hatalar" başlığında belirttiğin;
Tamamen hatalı matematik uygulamışssın; orada açıkca belirtilmektedir ki "eğer ölenin çocukları var ise Eş'e mirastan 1/4'ü kalır ve çocuklara ise eşit şekilde bölünecek olan 3/4'ü kalır. diğer işlemi de hatalı yapmışssın.
"Allah'in 1 günü 1.000 yil mi, 50.000 yil mi?" başlığında bellirttiğin:
"Hacc/22:47. (Resûlüm!) Onlar senden azabin çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vâdinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarinizdan bin yil gibidir.
Secde/32:5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yil tutan bir günde O'nun nezdine çikar. "
Yukarıda belirttiğin ayetlerde belirtilen 1.000 yıl Allah katındaki 1 gün'e tekabür etmekte olduğunu açıklamaktadır.
"Mearic/70:4. Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktari (dünya senesi ile) ellibin yil olan bir günde yükselip çikar. "
Yukraıda belirtmekte olduğu ise Melekler ve Ruh'un bizim zamanımızla 50.000 yıl olarak belirtilen mesafeyi 1.000 gün olarak belirtilen Allah katındaki 1 gün'e tekaür eden zamanda hızla geldiğini ifade etmek istemektedir. yani nekadar hızla ulaştığını belirtmektedir.
"Bir tane mi cennet var, yoksa, birden çok mu cennet var?" başlığında belirttiğin;
"Zümer/ 39/73. Rablerine karsi gelmekten sakinanlar, boluk boluk cennete goturulurler. Oraya varip da kapilari acildiginda, bekcileri onlara: "Selam size, hos geldiniz! Temelli olarak buraya girin" derler.
Fussilet/ 41/30-2. "Rabbimiz Allah'tir" deyip sonra da dogrulukta devam edenler, onlari, melekler, olumleri aninda: "Korkmayiniz, uzulmeyiniz, size soz verilen cennetle sevinin, biz dunya hayatinda da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarinizin cektigi, umdugunuz seyler, bagislayan ve aciyan Allah katindan bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler. *
Kuranda Cennet bir ödülü simgeler ve bu ödülü tasvir eder. yukarıda belirtilen ayetlerde ödülü tasviri yapılmıştır.
"Kehf/18/30-1. iyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Dogrusu, inanip yararli is yapanlara, iste onlara, iclerinden irmaklar akan Adn cennetleri vardir. Orada altin bilezikler takinirlar, ince ve kalin ipekliden yesil elbiseler giyerek tahtlari uzerinde otururlar.
Hacc/ 22/23. Dogrusu Allah, inanip yararli is isleyenleri, iclerinden irmaklar akan cennetlere koyar. Orada altin bilezikler ve inciler takinirlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
Fatir/ 35/33. Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altin bilezikler ve incilerle suslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir.
Nebe/78/31-4. Dogrusu, Allah'a karsi gelmekten sakinanlara kurtulus, bahceler, baglar, yasitlar ve dolu kadehler vardir."
Yukarıda belirtmiş olduğun ayetlerde ise ödül ile belirtilen Cennetlerin açıkca tasviridir. Cennet kesin gidilecek olan ödüldür, Cehennem ise gidilecek cezaevidir. Elbette cennette tek bir tane olmayacaktır ki sonuçta sevabının günahından 1 fazla olanın kişinin gideceği cennet ile tüm hayatını Allaha adamış olan kişinin gideceği cennetin aynı olması adaletsizlik olacağı gibi günahının sevabı ile eşit olan kişinin gideceği cehennem ile tüm hayatı cinayet-gasp-tecavizcü olan birinin gideceği cehennem ateşinin aynı olmayacağı gibidir.
"Tüm dünyada zaman zaman deprem oluyor. Müslüman olmayan topraklar, müslüman olan topraklar demeden, dünyanın belirli bölgelerinde depremler oluyor." diye belirtmiş olduğuna göre;
Birde dağlar olmasaydı diye düşün istersen!!! depremlerin asıl nedeni dünyanın hareket etmesindendir. Yani dünyanın merkezinde bulunan katı ancak sıcak olan çekirdeği ile dünya yüzeyinde bulunan soğumuş olan yeryüzü kabuğu arasındaki sıcak ve akışkan olan lavların içerinde bulundurduğu gazların patlaması sonucunda fay hatlarına olan baskısı ile baskı sonucunda kırılan fay hatları neticesinde deprem olmaktadır. Yerleştirildiği söylenilen dağlar ise volkanik dağlar olduğu düşünülmektedir ki lavlar dışarı atılmak suretiyle yüzeydeki kabuğa verilen baskının azaltılmasıdır.
Yağmur çok yağdığında yada uzun yıllar yağmayıp kuraklık olduğunda da ozaman Allah imalatta hata yapmış yada Hz.Muhammed bilmediği bir konu üzerinde sallamış mı oluyor!!!!
İstersen birde irdelediğin konuya şu açıdan bak: Hz.Muhammed hayatı çölde geçen, hayatında deniz bile görmemiş, doğmuş olduğu Mekke şehrinde herhangibir kütüphanenin olmadığı ve kimsenin bilimle herhangibir şekilde ilgilenmediği bir zaman ve mekan döneminde görmediği/duyma imkanı bile olmadığı bir konu üzerine bilimsel bir açıklamayı yapabilme gibi bir imkanının olmadığı aşikar olduğu anlaşılmaktadır.
MÜLK 77/16. Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
Ayrıca yer sarsıntılarının olabileceğini Allah kuranında belirtmiştir ki bunların yıldızlardan gelen çekimlerden de olabileceğini belirtir ki bunu tüm hayatı çölde geçmiş olan birinin gökde sadece ışığını görebildiği bir nesnenin çekim kuvvetinin olabileceğinin ve bu çekim kuvveti sebebiyle yer sarsıntılarının olabileceğini bilebilmesinin imkanı varmıdır????
"Kuran'a göre dünya yuvarlak mıdır? Güneş nasıl batar?" belirtmiş olduğun başlıkta;
Sen dünyanın yuvarlak yada düz olduğunu yürürken anlayabiliyormusun? anlayamazssın çünkü dünyanın yüzeyi çok geniş ve yerçekimi dolayısıyla sen herzaman düz durduğunu hissedersin. Yukarıda yazmış olduğun ayetlerde "balçıklı bir suya battığını görmesi" kuranın Hz.Zulkareyn'in gözlerinden ifade etmiştir. sonuçta deniz kenarında otururken güneşin batışını izlediğinde sanki güneşin denizin içine batıyormuş gibi görünür. güneşin doğduğu yer olarakta belkide bir dağ eteğine gelmiştir. ancak asıl ifade edilmek istenilen şey Hz.Zulkareyn'in önce batıya sonra da doğuya olan yolculuğudur.
ayrıca kuran'da dünyanın yuvarlaklığını belirten surelerde vardır ve aşağıdaki bunlardan biridir;
"NAZİAT 79/30-Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlattı. "
"Önce Gök mü yoksa Yer mi yaratıldı?" başlığında bellirttiğin
Belirtmiş olduğun ayetlerde önce yeri yarattığı, sonra gögü yarattığı ondan sonrada önce yerin yaşanılası bir yere çevirdiğini açıkca ifade etmektedir kiiii daha yukarıda da belirtildiği üzere 6 günde inşa edilip daha sonra ince işlemelerinin yapıldığının açıkca belirtildiğini ayet ayet açıklamıştım.
"Yıldızlar neden yaratıldı?" belirttiğin ve yorumladığın konu ile ilgili cevap bile vereye değmeyecek kadar cahilce yazılmış sözler olduğunu düşünüyorum.
"Hristiyanlar cennete gidebilir mi?" başlığında belirttiğin:
"Bakara/2/62. suphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, hiristiyanlar ve sabiilerden Allah'a ve ahiret gunune inanip yararli is yapanlarin ecirleri Rablerinin katindadir. Onlar icin artik korku yoktur. Onlar uzulmeyeceklerdir."
Maide/5/69. Dogrusu inananlar, yahudiler, sabiiler ve hiristiyanlardan Allah'a ve ahiret gunune inanan, yararli is yapan kimselere korku yoktur, onlar uzulmeyeceklerdir."
Burada Allah'a ve ahirete iman eden tüm insanoğlunun cennete girebileceği belirtilmektedir.
"Aliimran/3/85. Kim islamiyet'ten baska bir dine yonelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir."
Allah sadece tek din göndermiştir o da İslamdır. Allah Hz.Davut, Hz.Musa, Hz.İsa ve Hz.Muhammed'e aynı dini göndermiştir ve kuranda tüm dinler için islam ismi verilmektedir yani Musevilik-Hristiyanlık ve Müslimanlık sadece insanların dinlerine kendi verdikleri isimlerdir ancak Allah göndermiş olduğu tüm dinleri islam olarak adlandırır. Allah'a ortak koşanlar zaten hiçbir dinde yerleri zaten yoktur ve Allah'ın tek olmadığını düşünenlere cenneti haram kıldığını söylemektedir.
"Nuh'un ailesine "Tufan"da ne oldu?" başlığında belirttiğin:
Enbiya/21/76. Nuh da daha onceleri Bize yalvarmisti, onun duasini kabul edip, kendisini ve ailesini buyuk sikintidan kurtardik.
Hud/11/42. Gemi, daglar gibi dalgalar icinde onlari otururken, Nuh, bir kenarda ayri kalmis olan ogluna "Ey ogulcugum! Bizimle beraber gel, kafirlerle birlik olma" diye seslendi. Hud/11/43. Oglu: "Daga siginirim, beni sudan kurtarir" deyince, Nuh: "Bugun Allah'in buyrugundan O'nun acidiklari disinda kurtulacak yoktur" dedi. Aralarina dalga girdi, oglu da bogulanlara karisti.
Hz.Nuh'un birçok oğlu ve kızı vardı. bunlardan sadece 1 tanesi babasının çağrısını kabul etmemiştir ve kuranda da Hz.Nuh'un bir baba olarak oğlunu azaptan kurtarma çabasını anlatmaktadır ve bir baba dahi olsa Hz.Nuh'un Allahın emirlerine uymasını belirtmektedir.
"Insan "ne"den yaratildi?" başlıkta belirttiğin:
Allah insanın vücudunu balçıkla şekil verdi, içine kan ve su ile içeride taşıma sistemi ve koruma sistemi yaratıp enerji olarakda ruh verdi. yani insan vücudunu araştırırsan insan vücudunda dünya üzerinde varolan tüm madenlerden belli yüzdeliklerde olduğunu öğreneceksin ki bu da insan vücudunun topraktan yaratıldığının kanıtıdır. spermin içerisinde sadece bir hücre vardır ve bu hücre sonradan cenine dönüşür. ancak her makina gibi enerjisi olmayan bir makina çalışamaz ki bizim enerjimizde ruhumuzdur. ruhda bizi yoktan varetmenin kanıtıdır, giyisimiz olan vücuttur ki bu da toprağın kanıtıdır ve kan/sperm'de bizim kandan yarattığının bir evresi olduğumuzun kanıtıdır. eğer ruh olmadan çalışabilseydi vücut olan makinamız ozaman kimse ölmezdi.
Aliimran/3/59. Allah'in katinda isa'nin durumu kendisini topraktan yaratip sonra ol demesiyle olmus olan Adem'in durumu gibidir.
Allah Hz.İsa'yı Hz.Adem'e benzetmesinin nedeni Hz.İsa'da babasız doğmasıydı ki onu da gökde hiçten yarattığı sperm ile doğmasını sağlamasıydı.
Yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi arkadaşım; eğer bilim kanallarını izlersen gözle göremeyeceğin bakterilerden tut da uzaydaki yıldızlara kadar uzanan bu evrende okadar muazzam bir denge vardır ki bunun bu dengeye ulaşabilmesi bir ulu varlık olmadan imkansızdır. Bilimadamları bilime okadar güvenmişlerki binyıllardır yaratanın varlığını inkar edebilmeye çalışmışlar ama hala inkar edememişlerdir. Rus bilim adamları 50 yıl bir hücre meydana getirebilmek için sınırsız para ve maden ve vb kaynakları kullanmışlar ancak sadece 1 hücre dahi yapamamışlar ve sonunda da kesinlikle bir yaratan var diye açıklama yapmışlardır.
Kuran-ı Kerim bir küreye benzer ve tamamını okuyup tamamını anlamak gerekir ki sadece 1-2 ayetle bir hüküm verilemez çünkü bir bütündür.
Gelelim Hz.Muhammed'e: doğmadan babasını kaybetmiş, 6 yaşındayken 2 yıl görmediği annesinide kaybetmiş, amcasının yanında yaşamış ve çobanlık etmiş, Hz.Hatice ile evlenmiş, Hz.Hatice ile 6 çocukları olmuş ancak bunlardan 5 tanesi kendisi hayattayken kaybetmiş; tüm mekkelilerce dürüstlüğüne, güvenirliliğine ve doğruluğuna kefil olunmuş; peygamberliğini açıkladıktan sonra yerinden yurdundan ve mallarından olmuş; yerinden olurken eşini ve enbüyük destekçisini kaybetmiş biri... ölürken dahi cebinden para çıkmayan ve tüm mal varlığını yoksullara dağıtan birinden bahsediyoruz ki bunları sdece müslimanlar değil tüm onunla karşılaşabilen yabancılar dahil olarak kaynaklarda belirtmekteler...
hayatında hiç okula gitmemiş ve nerdeyse tüm hayatını çöllerde geçiren birsinin nasıl olurda bu bilgileri uydurabilir??? insan görmediği bir şeyi nasıl hayal edebilir??? düşün yıl 1850 ve sen insanlara cep telefonunu anlatıyorsun "telefon edeceksin, yazı yazacaksın, resim çekip gönderebileceksin ve hatta karşılıklı birbirini görerek görüntülü konuşabileceksin..." hadi bakalım görmeden birşeyi hayal dahi edemezken 600lü yıllarda biri neredeyse dünyadaki tüm madenlerin maden numaralarıyla sana bir kitapta söyleyebilecek....???
inanmayabilirsin buna hiçbir itirazım yok ve saygım var ancak bunları bu gibi forumlara yazarak bilgisiz ve cahil olanların aklını karıştırmaya da hakkın yok...
Selam;
Kuranda Mucize Yoktur, Cünkü MUCIZE yoktur.
malatyalı
16-04-2010, 20:56
Kur,anın en büyük mucizesi bence ölüm dedem mucize tarafından kayboldu gitti artık yok kaç sene geçti fos adam kayıp kur anda yazıyodu inanmıyodum inansın inanmasın her nefis ölümü tadacak
KURAN BİLİMSELMİDİR?
Öncelikle şunu belirtelimkiKuran a zorla bilimsellik görünümü vermek isteme olayı,kendi özgü bir mantık yürütme şeklinin ürünüdür.Bu mantıgın adına NURCU MANTIK deniliyor.Nedir bu nurcu mantık?
NURCU MANTIK=Aya ilk gidildiği Dünyada ilk defa duyurulmaya başladıgı dönemlerde Nurcu taife önce şöyle bir çıkış yaptı=AY NURDUR ONUN İÇİN HİÇ BİR İNSAN GİDEMEZ.BU BİR GAVUR YALANIDIR diyorlardı.
Ama daha sonra hem Dünya toplumları hem de Türkiye toplumu Ay a gidilmiştir diye kabul etmeye başlayınca,bu sefer aynı Nurcu taife şunu demeye başladılar=AYA NASIL GİDECEKLERİNİ KURAN A BAKARAK ÖĞRENDİLER.KURAN A BAKIP GİTTİLER.YOKSA GİDEMEZLERDİ.KURANBİLİME YOL GÖSTERİYOR.
Ama eskiden bu mantık sadece Nurcular da yaygındı.Günümüzdeyse bütün müslümanlar da aynı sendrom var ve bu Nurcu Mantık bütün müslümanlara yayıldı.
Şimdi Gelelim KURAN A BİLİMSELLİK YÜKLEMEK İÇİN KULLANDIKLARI AYETLERE:
1-DEMİR İN UZAYDA Kİ YILDIZLARDA NASIL OLUŞTUGUNU KURANÖNCEDEN BİLDİRMİŞMİDİR?
''Ve DEMİRİ DE indirdik.Onda insan için kullanışlılık ve saglamlık vardır=HADİD SURESİ:25.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=hadid&ayet=25
Diyorlar ki Demir uzayda yıldızlardaki bir takım hareketlerle ve tepkimelerle oluşur.Demiri indirdik diyenKuran,bunu haber veriyor.Muhammed bunu 1400 yıl önce nereden biliyordu?
Yeryüzünde Kuran ı en az anlayanlar müslümanlardır.Kuran ın genel mantıgından habersiz olan biri ancak demirle ilgili olan ayeti böyle acemice yorumlayabilir.
Çünkü,Kuran SADECE DEMİR İÇİN İNDİRDİK KELİMESİNİ KULLANMAZ.İnsanın kullandıgı her şey için İNDİRDİK kelimesini kullanır.
''Allah sizin için 4 AYAKLI HAYVANLAR İNDİRDİ=ZUMER SURESİ:6.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=zumer&ayet=6
İndirdi kelimesinden eğer YILDIZLARDA YAPILDI lafını anlıyorsanız,o zaman gökten indiği söylenen bütün bu hayvanlar da uzayda süper nova patlamalarıyla oluşmuş olmalı.Bu hayvanlar da yıldızlar da mı yapılıp dünyaya indirildi?
''Allah ın size GÖKTEN İNDİRDİĞİ YİYECEKLERin bir kısmını kendinize haram kılmayın=YUNUS SURESİ:59.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=yunus&ayet=59
Umarım yiyeceklerde yıldız patlamalarıyla uzayda üretilmemiştirler?
Yiyecekler ve Hayvanlar nasıl insanın hizmetine verildiyse,demir de aynı şekilde insanlıgın hizmetine verildiği için hepsine birden SİZİN İÇİN GÖKTEN İNDİRDİK deniliyor.
Yani ayetlerdeki SİZE DEMİRİ,HAYVANLARI VE YİYECEKLERİ İNDİRDİK gibi sözler,kullanımınıza sunduk,bahşettik anlamında kullanılıyor.Yoksa nasıl üretildikleriyle ya da süpernova patlamalarıyla ilgili ayetler değil bunlar.
Ayrıca Müslümanların kendi tefsirlerinde bile bu ayetlerde İNDİRİLDİ DERKEN ALLAH KATINDAN BAHŞEDİLDİ,ALLAH TARAFINDAN SİZE SUNULDU anlamının kastedildiği gayet açıkça yazıyor.Nasıl yapıldıgı değil,insanlıga hediye edilmesinin önemi vurgulanıyor.
2-KURAN DÜNYA NIN DÖNDÜĞÜNÜ ÖNCEDEN BİLDİRMİŞMİDİR?
''Ve sabit gördüğünüz daglar bulutlar gibi geçip giderler=NEML SURESİ:88.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=neml&ayet=88
Bu ayetten Dünya nın dönmekte oldugunu anlıyorlar.Yani yerkabugu nun üstündeki daglar yer kabugu ile birlikte mantonun üzerinde dönüyor anlamına geliyormuş bu ayet.Oysa gene Kuran ın genel mantıgından ve diğer ayetlerden bagımsız düşünmekteler.
Oysa bu ayet in ne anlattıgı çok açıktır ve basitçe anlaşılabilir:DAGLARIN EBEDİYEN BÖYLE SARSILMADAN KENDİ YERLERİNDE KALACAKLARINI SANMAYIN.KIYAMET GÜNÜ YERLERİNDEN SÖKÜLÜP HAVAYA FIRLATILACAKLAR VE BULUT GİBİ UÇUP GİDECEKLER.Hatta diğer ayetler bunu daha da açık izah ediyorlar:
''Yeryüzüne SABİT DAGLAR YERLEŞTİRDİK=HİCR SURESİ:19.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=hicr&ayet=19
''Ve o gün geldimi DAGLAR HAVAYA ATILMIŞ KOYUN YÜNÜ GİBİ olacaklar=KARİA SURESİ:5.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=karia&ayet=5
''Sana dagların durumunu soruyorlar:de ki,RABBİM DAGLARI UFALAYIP HAVADA SAVURACAK=TAHA SURESİ:105.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=taha&ayet=105
YANİ DAGLARI SAGLAM VE SABİT YAPTI.AMA O GÜN DAGLARIN SAGLAMLIGI VE SABİTLİĞİ DE İŞE YARAMAYACAK.YERLERİNDEN SÖKÜLÜP BULUT GİBİ ATILACAKLAR.RÜZGARIN SAVURUP GÖTÜRDÜĞÜ BULUTLAR GİBİ DAGLARDA SAVRULARAK GÖZÜNÜZÜN ÖNÜNDEN KAYBOLUP GİDECEKLER.
3-KURAN DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMADIGINI ÖNCEDEN SÖYLEMİŞMİDİR?
Kaptan Kusto Cebeli Tarık Bogazında Atlas Okyanusu ile Akdeniz in sularının birbirine karışmadıgını keşfetti.Karışmama sebebi Akdeniz ile Atlas Okyanusu nun sularının tuzluluk oranlarının farklı olmasıydı.Kusto bunu 20.yüzyılda keşfetti.Kuranbunu 1400 yıl önce nasıl bilmiştir?
Öncelikle Kuran iki farklı deniz birbirine karışmaz derken,DENİZLERDEN BİRİNİN SUYU TATLIDIR,İÇMESİ GÜZELDİR,DİĞER DENİZİN SUYU ACIDIR VE İÇİLEMEZ demektedir=FATIR SURESİ:12.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=fatir&ayet=12
Ama Kusto nun buldugu yerde,yani Cebeli Tarık bogazında her iki deniz de tuzlu ve içilmezdir.Hem Atlas Okyanusu nun suyu,hem de Akdeniz in suyu tuzlu ve içilemezdir.Birinin tuz oranı daha az,ama ikisi de tuzlu.
İkincisi,Hindistan da Allahabat nehri ve ganj nehrinde sularının denize döküldüğü nokta da tatlı nehir suyu ile tuzlu deniz suyu birbirine karışmıyor ve Hintliler bunu binlerce yıldır biliyorlar.Dünya nın pek çok yerinde bu böyledir ve Amazon nehrinin yerlileri bile bunu biliyorlar.Kusto da zaten bunu onlardan duymuştu ve bu bilinen olay Cebeli Tarıkta da varmı diye gidip orada da kontrol etti.Kusto bunu ilk ben buldum demiyor zaten.Binlerce yıldır her yerde bilinen bir olayın,Okyanus ve Denizlerin buluşma noktalarında da olup olmadıgını merak ettim diyor.İşte hepsi bu.
Muhammed in zamanında ki Araplar da bunu biliyorlardı zaten.Şu şekilde biliyorlardı=tatlı olan denizin suyunu içiyorlar ve zevk alıyorlar.tuzlu olanını ise suyunu acı buluyorlar ve içemiyorlar.Suların karışmadıgını böyle anlıyorlar.
Zaten ayetler de birini içtebildiğiniz,diğerini içemediğiniz şu iki deniz varya diye başlıyorlar.
''Ve iki denizi birbiri üstüne saldı.Biri TATLIDIR diğeri TUZLUDUR.Arada engel var karışmazlar=FURKAN SURESİ:53.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=furkan&ayet=53
''Tatlı olandan içersiniz ama tuzlu olandan içemezsiniz.Böylece bu iki deniz bir değildir.Üzerlerinde gemiler yüzdürürsünüz ve balık tutarsınız=FATIR SURESİ:12.AYET-KURAN''
http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=fatir&ayet=12
Ama hem o devirdeki Araplar,hem de Muhammet arada bir perde,görünmez bir perde oldugu için karışmadıgını söylüyorlar.Oysa böyle bir perde yoktur.Olsaydı denizaltılar geçemezdi.Balıkların geçmemesini Araplar perdeye baglamışlardır.