PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ESKI ÇAGLAR TARIHI


spartakus_
18-07-2005, 14:16
ESKI CAGLAR TARIHI (Tarihi Kadim)

İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayati bu.
Ve baslar bize maval okumaya.
Ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
Gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
Bakarsın gelecek günlerin farkı yok gecen geceden.
Senin tarih dediğin iste budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
Başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.

Ben hiç tiksinmem ondan,
karşıma alırım onu arada bir,
anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
Bir parça feylesofa benzer o,
bir parça sırtlana benzer,
berbat suratıyla da bir hortlağa.
Yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
baslar paslı, boğuk bir sesle
bir, bir bana anlatmaya,
sırasıyla, ne olmuş ne bitmişse:
Hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
En basta bir kanlı bayrak.
Kanlı bir taç gelir arkasından.
Sonra araçlar sokun eder kan içinde:
Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
En son alay alay esirler geçer.
Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen hakli, çiğnenen hapi yuttu.
Yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gerçek var, tek bir gerçek:
Eli kolu bağlayan zincir.
Bir tek şey var sözü gecen: yumruk.
Hak güçlünün, kotunun yani.
Uzun lafın kısası:
Ezmeyen ezilir!
Nerde bir şeref var, iğreti.
Nerde bir mutluluk var, yama.
Bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
Din şehit ister, gökyüzü kurban.
Her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!

İşte böyle inler, sayıklar o,
anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
ne yolda, nasıl sürdüğünü.
Bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
Duyarım sesinin titreyen kuyusunda
yankısını korkunç bir iniltinin,
ben de baslarım birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
Savaşın gurultusu, patırtısı, indir artık
indir bu acıklı sahnenin perdesini!
Dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
Sen de, gelenekçi iskelet,
yazdığın kara yazılara bir son ver,
aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
Uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
Bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
Kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
koşuyorsun karanlıklara doğru?
Kanla oynamış gibisin,
kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
Sen buna kahramanlık mi dedin?
Onun korku kan ve hayvanlık be?
Şehirler çiğne, ordular dağıt,
kes, kopar, kir, sürükle,
ez, vur, yak ve yık.
Yalvarmalara yakarmalara bos ver,
gözyaşlarına iniltilere aldırma.
Ölümle, acıyla doldur gectigin yeri,
ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
Sonsun evler, surunsun insanlar orda burda,
kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
mezar tasına donsun her ocak,
damlar çöksün yetimlerin basina.
Bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
Hey bana bak, başbuğ musun ne?
Yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
Her basari bir yıkım bir mezarlık,
iste bir yavrucak yatıyor surda,
ey cihangir, onu gör de utan!
Devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
nice acılar verdin bütün insanlara,
inim, inim inlettin bütün insanları.
Parçalan, kararmış taç, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
Göz yaşından incilerin nerde hani?
Nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
Eski cağlar nasıl kanmış size?
Ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
Artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yasamanın.
Hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
İşte müjdelerin en güzeli,
iste en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek cağlarda:
Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!

Ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
Belki duyulmadık bir öykü,
belki korkunç bir masal.
Çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarin yırtılacak.
Ama kim yapacak dersin bu isi?
Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
Tamam, iste oldu simdi!
Yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
Bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
Gökyüzü, sen söyle,
yüzyıllarca sel gibi akan şu,
- simdi esrik bir ağzın türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamın,
iç açan bir söz ya da yakan bir söz simdi,
bir geniş "oh!", bir derin "eyvah!",
bir yakarış, bir övgü,
Simdi tüy gibi bir rüzgar,
Simdi ağzın bir kasırga.
Dokunaklı bir yakınma simdi,
sabredemeyen bir basa kakma,
bir titreme, bir can sesi,
bir savaş davulunun gümbürtüsü,
için, için ağlaması çaresizliğin,
kahrın iyilik bilir kişnemesi,
bir söylev, apaçık, gürül gürül,
Simdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
Simdi korkunç bir haykırma -
bütün bu karman çorman gurultu patırtıyla
inleyen bos kubbe, sen söyle!
Sen ki her sesi yankılayansın,
söyle, bu bir suru bos çabalama içinde,
daha yukaçlardaki şu tanrı katına
hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
Hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
Dinlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
"Ne benzer var, ne noksanı,
canlı ve olumsuz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
Odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
Seni böyle övüp duruyorlar işte.
Oysa senin en ustun özelligin ne,
"Ortaksız" olusun değil mi?
Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
Topu Olumsuz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
Ve topu ortaksız ve tek.
Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukaçlarda bir gökyüzü.
Bütün oradan gelir yüreğe doğan.
Topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
Topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
Ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yasar.
Ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
Tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
Ama tanrılar ne derse onu yapacak.

Inanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
"Ne bileyim?" diyor kime sorsam.
Hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
Belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
Belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
belki ben hic bir şeyin farkında değilim,
karıştırmaktayım yok la var’ı.
Kusurum ne? Kuşkuda olmak mi?
Kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
İnsan aklidir eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
Belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
Kim bilir, öbür dünya belki de var.
Madem bu beden o olumsuzun isi,
ne diye kıvranır durur bin turlu dert içinde?
Hadi diyelim aslimiz toprak bizim,

sen gel onu kederden bir çamur yap.
- her yeri kanla, göz yasıyla dolu -
insaf be, bu kadarı da olur mu?
Sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettiğini boz, kötüle.
Hiç bir yaradandan ummam bunu:
Yaradan yok eder, ama perişan etmez!

En zorlu düşmanın iste, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,
onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.
Kuşku! En zalim en güçlü düşman.
Bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
ya da bilemedin isin nereye varacağını.
"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
Tapınağında ışıklarını söndürüyor,
elleriyle parçalıyor heykelini.
Sense, iler tutar yerin kalmamış,
göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
Burçlarında yıkılmalar falan hani?
Nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
O kızgın soluğun hani nerde?
Ne cehennemlerinde bir kaynama var?
Ne büyük acını gören bir göz.
Ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
Oysa bir ufak parçası kopsa insanin,
bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
Sen Yeryüzü ve Gökyüzünle göç gir de,
bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
Tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
Zaten yalana ağlasa ağlasa,
bir ikiyüzlüler ağlar,
bir de ahmaklar.

Tevfik Fikret

sagduyu
26-12-2006, 06:17
Sahane bir siirdir. Devri icin o kadar ileri ki. Yuzildan fazla zaman gecmis hala bundan dersalacak cok kisi var.

spartacus
26-12-2006, 10:03
Teşekkürler sagduyu
Bende evvelce 2005 yılında sitede kendimi kaybetmiştim, o zamanlarki saldırılarda nick değiştirmiş, bloke olan mail adresimden dolayıda eskisini kullanamamış, bir dönemde siteye girememiştim _ alt çizgi ile türetmeler yapmıştım.

Bir zamanlar Tarihi Kadimi eklemiştim forumlara diyordum, herhalde saldırılarla kaybolup gitti diyordumki, kaybettiğim yerden bulup çıkartmışsın.

Gmail hesabımdan bir tanesine siteden duyuruları alıyordum, nasıl olur ben bu şu anda bu maili kullanmıyorum, eski nickimide bir türlü anımsayamıyordum, baktım ve gördüm, bu isimdeki mail adresimmiş :)
O Spartakus_
Bu Spartacus.

sagduyu
26-12-2006, 11:02
Boyle bir faydasi da olduysa ne mutlu. Ayrica boyle onemli bir siir yeniden geldi ilk basa oturdu.

Ataturk Fikri olarak Tevfik Fikret'e cok sey borclu oldugunu soyler. yalan da degil hani

spartacus
26-12-2006, 11:37
Peki o halde
Tevfik Fikret'in bu şiirine itiraz yazan Molla Sırat'a cevabı var ayrıca. Nasıl bir itirazda ve nasıl bir dil kullandığını aşağıda görmek mümkün, her zamanki yöntemle kişiyi karalamak. Bu gün öyleya, demek ki yöntem o günde öyleymiş. Buda delili olsun.

TARiH-i KADiME EK:
* * * * * * * * * * * * * Molla Sirat'a
Paraya hic dayanmayan bir sairmisim
Zangocluk edermisim protestanlara gider
Size edebi saygilarimi sunarim efendim
Yani yildizli bir kursunun ustadina
Bilgin sairine yani islam dininin
Molla Sirat hazretlerine yani
Lutfen bize ne guzel
Zangoclugu yakistirivermisler
Ama aldanmis olmayasin sakin ustadim
Musluman ogluyum ne de olsa
Sen o guzel dini anlatma bana
O dinden senin kadar ben de anlarim
Ben de okudum o Tanri kitabini
Yurege dogan o sozleri ben de dinledim
Ben de dolastim sizin gibi cami cami
Tanri onunde ben de oldum iki kat
Acilirdi hayalimde cennet yolu
Dolardi yuregime cehennem korkusu
Ulu Tuba'ya ben de tirmandim
Ben de ciktim melekler katina
Ezani duydum mu bayilirdim
Nasil kosardim o "Tanri" sesine!
Ben de tesbih cektim, dua ettim
Ben de namaz kildim oruc tuttum,
Hepsini hepsini yaptim halt ettim!
Cunku ne dendiyse inanmistim
Kanmistim senin kandiklarina
Baglanmistim koru korune
Canimi adamistim dinime canimi.
Tanriyi da sevmistim peygamberi de.
Ama onlar bugun cok uzaklarda
Anladim ben asil gercek nerde
Anladim Hanya'yi konyayi
Bizi hakka goturen yol baska
Senin su saydiklarin var ya hani
Su sasilacak seyler hani dogaustu
Onlar hep masal hep kafadan atma
Bugun hic durmadan ariyor insan
Gitgide goruyor isin icyuzunu de
Senin hokkabazlar unutmuslar gelecegi
Isa ile Musa, aldatilan ve aldatan
O buyulu degnek, bir koca kuyruklu yalan
Iste insanoglu bir yerde boyle sapik
Beserin boyle delaletleri var
putunu kendi yapar kendi tapar
Git ara kiliseyi, dolas Kabeyi
Can sesini duy, tekbiri dinle
Umdugun, bekledigin seyler nerde hani
Ortada bir tek sey goreme
Seytani da duzme, Allah'i gibi
Buda'si duzme, Ehrimen'i duzme, Yezdan'i duzmece
Bir korkak kusku yaratmis bunlarin topunu
Golgeler baktim, golgeler, golgeler...
Sonra baktim bir karanlik ucurum
Haydi don geri, don geri, don, oglum!
Ve beynimden vurulmus gibi devrildim.
Simdi benim ne cennet, ne cehennem umurumda
Bakarim evrene, sasar sasar kalirim.
Ne tapilan tanirim, ne taptiran tanirim
Yaradilisin kuluyum ben artik
Ben yaradilisin kulu
Pitrak gibi iste gokyuzunde mescitler
Iste onlara orda vicdanim secde eder
Iste benim *bundan boyle tapinmam bu
Iste bundan boyle benim vaktim boyle gecer
Artik oyle rahat, oyle rahat ki icim
Ayirt edemem kendimi bir kayadan
Tapinmakta biraz biraz minnacik bir kusla
Bir ishak kusu da, la ililahe illallah der
Ben de lailahe illallah derim
Ve dogruluk ve alcak gonulluluk ve SIKI dostluk
Ve el uzatma ve koruma ve insaf ve acima
Ve sonra bir saire zangoc dememek
Iste buyuran bunlar benim vicdanima
Benim ayinim dusunup yapmaktir
Benim dinim insan gibi yasamaktir
Inanmisim: Taparim ben varliga
Her kanat bana bir melek sesi getirir
Ne isim var peygamberle benim
Beni Hakka bir orumcek goturur
Kitabim iste yeryuzu kitabi
Bendedir iyilik, kotuluk tohumu
Varirim hep boyle ta mezara dek
Yeniden dirilmek bizim nemize gerek
Tasir insanlarin hem askini, hem acisini
Bagrimdaki su deli, su ince yurek
Insan gibi yasamaktir bugun gercek din
Insan gibi yasamak

Tevfik Fikret

sagduyu
26-12-2006, 12:09
Cok guzel yine sagol demek gerekiyor :))

ozgur_beyin
26-12-2006, 16:30
bir kere yazdım, bir defa daha yazmam farz oldu.
* * * İ.H.L de Fikret' bize oğlunun amerikada papaz olduğu için kötülürlerdi.
* * *adamlar haklıydı, çünkü islamı benimsemiyen herşey ve herkes kötüydü!
* * * herhalde islamın kötüsü olmaz, olsa olsa biraz yaramazı olurdu

* * sevgili spartacus,senden bir ricam var.eğer elinde varsa Fikretin
* * SİS,RUCU iki şiiri varonlarıda yazarmısın.
* * ben kütüphanemdeFİKRET'le ilgili bir kitabım vardı ya bulamadım ya birine vermişim.
.

spartacus
26-12-2006, 17:28
Sevgili ozgur_beyin, Tarih-i Kadim'i uzun zamanlar önce bir dergiden okumuştum. Sanırım ayrıca Turan Dursun'un "Din Bu II" adlı eserinde vardı.

Rucu adlı şiirini bulamadım, Sis adlı şiiri ise Antoloji de bulabildim.
http://www.antoloji.com/w/siir/ssl.asp?sair_id=132&page=1

Sis
*
Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
“Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
hele sizler...

Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

Tevfik Fikret

spartacus
25-05-2007, 19:41
Haluk'un Inanci
Bir yaratici güç var, ulu ve akpak,
kutsal ve yüce, ona vicdanla inandim.

Yeryüzü vatanim, insansoyu milletimdir benim,
ancak böyle düsünenin insan olacagina inandim.

Seytan da biziz cin de, ne seytan ne melek var;
dünya dönecek cennete insanla, inandim.

Yaradilista evrim hep var, hep olmus, hep olacak,
ben buna Tevrat'la, Incil'le, Kuran'la inandim.

Tekmil insanlar kardesi birbirinin... Bir hayal bu!
Olsun, ben o hayale de bin canla inandim.

Insan eti yenmez; oh, dedim içimden, ne iyi,
bir an için dedelerimi unuttum da, inandim.

Kan siddeti besler, siddet kani; bu düsmanlik
kan atesidir, sönmeyecek kanla, inandim.

Elbet su mezar hayati zifiri karanligin ardindan
aydinlik bir kiyamet günü gelecek, buna imanla inandim.

Aklin, o büyük sihirbazin hüneri önünde
yok olacak, gerçek disi ne varsa, inandim.

Karanliklar sönecek, yanacak hakkin isigi,
patlayan bir volkan gibi bir anda, inandim.

Kollar ve boyunlar çözülüp, baglanacak bir bir
yumruklar sangirdayan zincirlerle, inandim.

Bir gün yapacak fen su kara topragi altin,
bilim gücüyle olacak ne olacaksa... Inandim.



Tevfik Fikret

frodo
25-05-2007, 20:28
Ben o spartacusmüş bu alt çizgili imiş anlamam. Zaten bi tanesi ile uğraşamıyoruz iki tane mi oldu ?
Derhal siline. :twisted: