PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : PAZAR'lık. Özlü Sözler! ve Resimler!


Sayfa : [1] 2

ozgur_beyin
13-04-2008, 10:34
http://www.9sn.net/resim/deadvigra.jpg








http://www.9sn.net/resim/hela.jpg


http://www.9sn.net/resim/5100.jpg




http://www.9sn.net/resim/is.jpg

http://www.9sn.net/resim/Image%2010.jpg

http://www.9sn.net/resim/geride.jpg

http://www.9sn.net/resim/dogpolice.jpg

http://www.9sn.net/resim/imla.jpg
kılavuz ve karga

http://www.9sn.net/resim/kömür.jpg
inkilizcene kurban olayım

http://www.9sn.net/resim/bolge.jpg

ozgur_beyin
13-04-2008, 10:50
http://www.9sn.net/resim/Holy-Water.jpg

http://www.9sn.net/resim/Bozuk-kopek.jpg
tamir gerekli

http://www.9sn.net/resim/Sergi.jpg
acaba neresini :lol:

http://www.9sn.net/resim/lavabo.jpg
eğitim şart :lol:

http://www.9sn.net/resim/alkolik-tavir.jpg
dilaver bu ''yasa'' sana uyar mı? :lol:

http://www.9sn.net/resim/davulcu.jpg

aydoe
13-04-2008, 12:49
http://www.9sn.net/resim/00025522.jpg

YaSSar burda ama Cemal yok ortalarda!

Cemal
13-04-2008, 17:13
aYdove abim..yaw yaŞŞarı oraa beşdakkeline barakmıştım..ama iş uzadı abim.gussura galmayın...delii tutturmak bayaa zormuş..dahle beceremedim.. :cry: öSkür amcam..afedersin taze abimmdelie biras küçük tutturtmuş... :wink:

bimbarabim.,bim bara bim
çalkara çim.salagara kim..
ensevdii öKsür abim :?
gezelim heryere doleşelim
bide öSKür abimin dukkanına girelim..
Ayran kola bedava..
hayırlıossun abim..

krdşn.cml.aynızemanda pırof.. :roll: *(of allaım offf :D )

ozgur_beyin
13-04-2008, 17:48
camalım deliği tutturmak zor değil. eğer askerde sniper kullanmışsan, gelincede eksoz ayarınıda yaptırmışsan MÜDİRİYET *sana bi şey demez.

ikinci bir şık daha var. acaba deliğimi tutturmak önemli deliğimi kaptmak. işte *mesele *tobe or not to be ( acıkın inkilizcede biliyom bunuda göstereyim
benide sahil pardon cahil sanmasınlar)

şimdi deliği tutturmak için gerekli malumatı verdik sıra geldi delik kpama sorunsalına :lol:

NASRETTİN HOCANIN ROMATİZMASI

NASRETTİN HOCA, PASTIRMA YAZININ BAŞLADIĞI GÜNLERDE *bahçeye iner .çakşırını çözer potur ve donu indirip poposunu güneşe karşı tutar. nasrettin hoca, bu pozisyonda beklerken, yan komşusu bir kocakarı '' hu hoca ne yapıyorsun'' diye sorar
hoca '' romatizmam var şimdiden içime güneş ışığı *depo ediyorum kışıda rahat geçiriyorum '' der
kocakarı '' hoca doğrumu söylersin'' deyince , hoca ''gerçekten iyi geliyor '' der
'' ya hocam bendede var romatizma'' hoca '' gel o zaman yanıma sende depo et ısıyı''
kocakarıda hocanın yanına gelir oda şalvarı donu indirip başlar dötünü ısıtmaya.
epey bir zaman geçince kocakarı ,''hoca benim sadece dötüm ısınıyor içim ısınmıyor'' deyince hoca'' kahretsin komşu sende iki delik var
ısı sirkülasyon yapıyor ondan ısınmıyor için'' kocakarı '' ne yapayım o zaman?''
hoca '' deliğin birini kapatmamız lazım'' kocakarı '' kapat o zaman hoca'' deyince
hoca kacakarının dediğini yapar :lol:

biraz sonra kocakarı '' haklıymışsın be hoca şimdi hakkaten içimde ısındı''

ozgur_beyin
14-04-2008, 21:42
http://www.9sn.net/resim/davulcu.jpg


davulcumuz yine çok kızmış :lol:


301 çatlağı derinleşiyor 14 Nisan 2008






TBMM Başkanı Köksal Toptan, 301. Madde'de dava açma yetkisinin Cumhurbaşkanına verilmesinin makamı zor durumda bırakabileceğini söyledi. Başbakan Erdoğan ise Toptan'la aynı fikirde değil. Erdoğan, Cumhurbaşkanının siyaset üstü konumu nedeniyle böyle bir düzenleme yaptıklarını açıkladı




TBMM Başkanı Köksal Toptan, Türk Ceza Kanununun (TCK) 301. maddesi ile ilgili kovuşturma açmada, Adalet Bakanlığının iznini aramanın en doğru yaklaşım olduğunu ifade ederek, “Böyle bir organla donatılmamış cumhurbaşkanlığı makamı, kovuşturma aşamasında böyle bir yetkilendirmeyle donatılması, cumhurbaşkanlığı makamını çok zor durumda bırakabilir” dedi.

“Değişiklik teklifinde, kovuşturma açma izninin cumhurbaşkanına bırakılmasına” ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine Köksal Toptan, teklife göre, iznin, kovuşturma açıldıktan sonra söz konusu olduğunu söyledi.

TBMM Başkanı Toptan, kovuşturma açıldıktan sonra dosyayla ilgili karar verebilmenin, çok ciddi bir cezai incelemeyi gerektirdiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“O nedenle şahsi kanaatim odur ki böyle bir organla donatılmamış cumhurbaşkanlığı makamı, kovuşturma aşamasında böyle bir yetkilendirmeyle donatılması, cumhurbaşkanlığı makamını çok zor durumda bırakabilir. Bu nedenle, bana göre, eskiden olduğu gibi Adalet Bakanlığının iznini aramak, en doğru yaklaşımdır. Çünkü Adalet Bakanlığının elinde, konuyla ilgili çok sayıda uzman, bakanı bilgilendirecek çok sayıda imkan vardır.”

KATAR'DAR TOPTAN'A CEVAP

Katar'da bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan ise 301'le ilgili değişikliğin AKP Grubu'nda uzun uzun tartışıldığını ve STK'ların da fikri alındıktan sonra son şeklinin verildiğini söyledi.
Toptan'ın dava açma yetkisinin Cumhurbaşkanı'na verilmesi konusundaki eleştirileri hatırlatılan Başbakan Erdoğan, sorumluluğun Adalet Bakanı'na verilmesi durumunda siyasi kişiliği nedeniyle her kararın ardından tartışma çıkacağı düşüncesiyle yetkinin Çankaya Köşkü'ne bırakıldığını belirtti.HÜRRİYET

meaculpa
15-04-2008, 00:04
http://img175.imageshack.us/img175/1734/osmanlimsn1jt0vb6.jpg

meaculpa
15-04-2008, 00:51
http://img229.imageshack.us/img229/1272/amerikanajaniyv8.jpg

sargon
15-04-2008, 02:30
Ilanlar Bolumu

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/0527.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/ilanesselam.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/ilanevlilik1.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/ilanevlilik3.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/ilanintikam.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/ilankocayakacan.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/ilannisan.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/ilanred.jpg

sargon
15-04-2008, 02:36
http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/haydarabi.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/image002.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/laz_akli.jpg

http://img1.blogcu.com/images/s/a/r/sargon/tansu.jpg

meaculpa
15-04-2008, 03:17
http://img522.imageshack.us/img522/7127/depikam7.jpg (http://imageshack.us)


http://img229.imageshack.us/img229/9210/mn3ag4bd1.jpg (http://imageshack.us)

aldostu
16-04-2008, 00:49
YAVAŞLA- Sürat Felakettir..

Temel otobanda gazı köklemiş , gidiyor…
Bakmış bir tabela : *“YAVAŞLA 80 km.” Hızını o an 80 e indirmiş Temel …
Az sonra bir tabela daha:”YAVAŞLA 60 km.”Temel 60 a inmiş …
Merakla giderken yeniden bir tabela “YAVAŞLA 40 km.”
” Yolda çalışma var galiba “ *deyip 40 a düşürmüş hızını.
Epeyce sonra yine bir tabela : “YAVAŞLA 15 km.”
Talimata uyarak 15 km.ye düşmüş Temel…
Yolun en sağından tıngır mıngır gidiyor …
Ama meraktan da çatlayacak . Uflaya
puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela görmüş :

” YAVAŞLA’YA HOŞGELDİNİZ , NÜFUS 2500 ”


Özgür iyi ki bu başlığı açmış, gönderilenlerin hepsi birbirinden güzel.
Ben özellikle "Çamlıhemşin'in " TOPLAM:8961 ini çok beğendim * :D

sargon
16-04-2008, 02:08
http://img.blogcu.com/uploads/sargon_kurbanalem.jpg


http://img.blogcu.com/uploads/sargon_ahiretalem.jpg



http://img.blogcu.com/uploads/sargon_esekalem.jpg



http://img.blogcu.com/uploads/sargon_denizegiris.jpg

ozgur_beyin
16-04-2008, 14:22
http://www.aplusjokes.com/illusion/terrace.jpg


kim nerde çalışıyor? :lol:

meaculpa
16-04-2008, 16:17
"Kocam cumaya gidiyor ama zina da yapıyor. Arkadaşı kandırdı. Kendisine neden böyle yapıyorsun, dediğimde, 'Evli erkek için günah değilmiş' diyor. Doğru mu?"
Müftülüğün 'Alo Fetva' adıyla bilinen hattına gelen telefonlardan biri...



Ey benim kafası dinle, hasbihal ederken bulamac olan, zavallı kadınım!!!

Günah olup olmadıgını *soracagına, kendi duygularını hasır altı edip ne de güzel sistem kölesi olan zavallı kadınım!!!

rebera_roni
17-04-2008, 13:00
http://img157.yukle.tc/images/158post-9-1076712754.jpg
http://img148.yukle.tc/images/703ilan24ag4.jpg * http://img157.yukle.tc/images/55415134araniyorzw0.jpg

ozgur_beyin
18-04-2008, 11:19
HOCA'NIN KORKUSU

Bizim hoca eşini
Alıp oduna gider.
O gün akşama kadar
Epeyce odun eder.

Artık dönüş zamanı;
Hazırlık tamamlanır.
Issız orman içinde,
Hocamız evhamlanır.

Çıkarlar yola ama,
İçini korku sarar.
Aklına gelenleri,
Dönüp eşine sorar;

"-Ne yaparız Asiye
Düşün ki eşkıyalar
İkimizi tutup da
Tecavüze kalksalar?

"-Neler gelir aklına;
Yok mudur başka işin?
Ben kırk yıldır alıştım.
Onu asıl sen düşün."

Aşık Çepni (Yusuf Mısırlıoğlu)
Temel Bir Gün-Vipajans-2006

ozgur_beyin
18-04-2008, 12:08
http://www.newtekpoint.com/cancerhelp/images/AGoodDayAtWork1.jpg

doğru söze hacı emmim ne desin? :lol:

ozgur_beyin
27-04-2008, 10:09
bir özlü söz!!

dere kenarından tarla alırsan sel için, kırkından sonra karı alırsan el için.

bu fıkra bana hep hadis' rivayetçilerini çağrıştırır.

Albay, binbaşıya : -Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Bende orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi verecegim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz .O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün. Binbaşı, yüzbaşıya : -Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır. Yüzbaşı, teğmene : -Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen, başçavuşa : -Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kiyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir. Basçavuş, askere : -Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim techizat ile hazır olun. Askerler kendi aralarında : -Yarın sabah bizim basçavus Albayı tutuklayacakmış


düğün ve cenaze

17. asrın başlarında İngilizler çabuk ve çok zengin olabilmek için yeni bir yol buldular. Bu, şeker kamışı yetiştirerek şeker yapmaktı. O güne kadar bol miktarda şeker imal etmek için bir sistem yoktu. Şeker pancarından şeker yapmak daha bilinmiyordu. Evet çok eski zamanlardan beri şeker kamışı yetiştirip bunu çiğnemek veya şeker kamışından çıkan sıvıyı bir şekilde şekere dönüştürmek biliniyordu ama dediğim gibi şeker çok az bulunan ve kıymetli bir nesne idi.
İngiliz zenginleri, sıcak ve yağmurlu iklimlerde bol yetişen şeker kamışı için Karaip denizindeki Barbados Adası'nı seçtiler. Burası hem boş idi hem de iklimi bu mahsul için çok uygundu. Tek problem kamışın yetişmesinden, kesilmesine, fabrikaya götürülüp işlenmesine kadar hem sürat hem de çok adam icap ettiren bu iş için lazım gelen insanların orada olmaması idi.
Bunun da çaresi bulundu. Afrika'da asırlardan beri insan satılıyordu. İngiliz tüccarlar satın aldıkları gemiler dolusu köleyi Barbados'a naklettiler. Seneler boyunca kadın, erkek, çocuk demeden dört milyon civarında zenci köle, beyazların şeker kamışı veya pamuk tarlalarında çalıştırılmak üzere Karaip Adalarına, Güney Amerika'ya ve bugün ABD dediğimiz yere getirildiler.
Bunların hayat şartlarını anlatmaya lüzum görmüyorum. Bunların çektiği eziyeti bazılarının tuttuğu hatıra defterlerinden veya çiftlik sahiplerinin notlarından öğreniyoruz. Kırbaçlanan köle, kırbaçlandıktan sonra efendisinin önünde diz çöküp teşekkür etmeye mecburdu. Kızların, kadınların ve çoğu zaman çocukların devamlı tecavüze uğradıklarını da biliyoruz. 24 saat boyunca ayakları zincirli, devamlı insanlık dışı muameleye tabi olan bu zavallıların tek kurtuluşu ölüm idi.
Zaten o yüzden, zencilerin cenaze törenleri çok neşeli oluyordu ve müzik çalınıyordu.
Bu köleler öldükleri zaman ruhlarının Afrika'ya döneceğine inanıyorlardı. Ama bunun için bir şey lazımdı. Ana kıtadan getirilmiş bir şey. Bu bir dal parçası, bir diş, bir kemik, kurumuş bir yaprak, bir metal parçası veya bir paçavra bile olabilirdi. Onun için de bu zavallı insanlar bütün eziyetli hayatları boyunca Afrika hatıralarına dört elle sarılır ve bunları çok iyi saklarlardı. Çünkü sakladıkları hatıra onların ruhunu Afrika'ya döndürecekti
Ölürken de bu inançla yüzlerine bir rahatlık, bir tebessüm gelirdi. Arkadaşları da, kurtulan köle için dans ederler, şarkı söylerler ve müzik çalarlardı. Bu adet, hala devam eder. Amerika'nın birçok yerinde zenci cenazeleri nefis bir müzik refakatinde defnedilir.
(bu yazı, güneş gazetesindeki ahmet çavuşoğlu'nun köşesinden alınmadır)

ozgur_beyin
27-04-2008, 11:02
http://english.whatatop.com/volumen/03/86/38625.jpg


Tarikat şeyhi ve müritleri :lol: *:lol: tam yolunacak hale gelmemişler .biraz beklemesi lazım

ozgur_beyin
27-04-2008, 11:06
http://english.whatatop.com/volumen/01/88/18813.jpg
Cennette kendime yaptırdığım köşk. :lol: *toprağı az ama olsun.


(resimler *whatatop'tan alınmadır)

ozgur_beyin
27-04-2008, 11:07
http://english.whatatop.com/volumen/01/54/15498.jpg

burasınıda ulu kralım sargon'a ayarladım

okinono
18-05-2008, 08:02
http://www.buzcevheri.com/wp-content/uploads/2007/12/komik_3.jpg Bumudur?; Budur abi...:)

mhmd
26-05-2008, 21:01
En az 5 dk baktık.
Baktık.
Baktık...

Yav çekilenlerin psikolojisini hadi anlamaya çalışalım dedik.
Anadan babadan ayrı ilk gurbet, ilk ayrılık, ilk ...
Hiç bilmedikleri bir ortam, arkadaşlar, yemekler ...
Büyük bir disiplin, katı kurallar, sert komutanlar ...
Ve hadi diyelim ki tüm bunlar sonucu oluşan bir olgunun sonucu olarak çıktı bu poz!!!

Be hey ÇEKEN!!!
Senin psikolojini anlayan var mıdır, bilmem?
Güleyim mi, ağlayayım mı?
Yoksa bu poz için ilk düşündüğümü sana mı yorayım...

ceylan
27-05-2008, 08:19
bence daha güzel fıkralar var hocayı bile gözümde küçülttünüz biraz daha ağır takılayım abiler biz bize yakışanı yazalım ok ha bu arada fazla özgür olma kanatların yıpranmasın

ozgur_beyin
08-06-2008, 19:35
kral ve maymun

Aslan sevgililerini ormana avlanmaya göndermiş. canı sıkılan aslan önce kurta seslenmiş. ''kurt kardeş gel sohbet edelim''
kurt '' kralım ,beni affet ben korkarım ''
tilkiye ,zürafaya ona buna teklif etmiş . cevap hep aynı.
bakmış kimsede olumlu cevap yok. ağacın tepesinde muz yiyen maymuna seslenmiş.
''maymun gel biraz sohbet edelim''
maymun'' kralım sen beni yersin''
aslan ''ya olurmu öyle şey sohbete çağırıyorum ben seni''
''kralım madem öyle. benim rahat etmem için ön ve arka ayakalrını bağlattır''
aslana mantıklı gelmiş çözüm. hayvanın birini çağırıp ayaklarını bir güzel bağlatmış.
maymun ağaçtan aşağı inmiş. ama maymunun her yeri tirim tirim titriyor.
bu hali gören aslan, maymuna ''ayaklarım bağlı niye titriyorsun. korkuyormusun?''
maymun ''hayır kralım korkmuyorum''
''peki niçin titriyorsun''
maymun '' hayatımda ilk defa eli kolu bir aslanı becereceğim .onun için heyecandan titriyorum.


YAZ KAMPI
Yaz kampının veda gecesinde Avustralyalı delikanlı haftalardır göz koyduğu sarışın mavi gözlü minicik burunlu İsveçli fıstığı dansa kaldırmış, dansta bir ara onu iyice sarmalayarak "Biz buna Avustralya'da 'Sarılmak' deriz..!" demiş..
"Evet.." diye gülümseyerek cevap vermiş kız "İsveç'te de öyle denir..!" Delikanlı romantik müzikten, loş ışıklardan etkilenerek kızın pembe dudaklarına bir öpücük kondurmuş, "Biz buna Avustralya'da 'öpücük' deriz.." demiş. "Evet, İsveç'te de aynen bu şekilde tabir edilir.." demiş sevimli kız.. Gecenin sonunda hayli içildikten sonra delikanlı kızı alıp uçsuz bucaksız loş bahçeye götürmüş, çimlerin üzerinde sevişmişler, sırtüstü uzanıp keyifle yıldızlara bakarken "Bizim orada üniversite kampusunda bunun adı 'Çim sandviçidir" demiş delikanlı hafif gülümseyerek . "Bizde de öyle derler.." demiş kız biraz kırgın bir ses tonuyla "Ama genellikle içine daha fazla et koyarlar..!"


SOLUCAN VE DEDE
Dede bahçede oynayan torununu seyreder. Torun bir deliğin içinde bulduğu solucanı çekip çıkarır.. Dedesi torununa hem yaptığı işin iyi olmadığını anlatmak, hem de zekâsını ölçmek içim "O solucanı tekrar deliğine sokabilir misin"der.
Torun "Evet dede.." der anında.. Dede gülümser.. "Sen onu tekrar deliğe sok, benden sana 10 lira!.." Çocuk eve koşar, annesinin saç spreyini kaptığı gibi solucana sıkmaya başlar, solucan kalem gibi düzleşir, sertleşir. Torun aynen deliğine iter, hayvanı. Dede şaşkın.. 10 lirayı çıkarır verir.. Ertesi gün çocuk gene bahçede oynarken bu defa ninesi yanına gelir, eline 50 lira sıkıştırır ve sırtını okşar.. "Sen dedene neler öğretmişsin öyle?.."

ozgur_beyin
08-06-2008, 19:53
RUHİ BABA İLE CİN AHMET BEY
İzmirin yaşlıları her ikisinide hatırlasalar gerektir.
bundan kırk yıl evveline kadar ruhi baba ile cin ahmet beyizmirde avukatlık ederler ve içtiklerisu ayrı gitmeyecek birbirlerinden ayrılmazmış.

günün birinde, hisar kahvelerinde oturan bir zata, birisi herkesin önünde , pezevenk, diye küfreder. küfredilen adamda namus davası açması için ruhi baba'yı vekil eder.
iş mahkemeye düşünce, öte tarfta cin ahmet bey'i vekil eder.
hakimin huzurunda iki dost karşılaşırlar. hakim davanın esasını izahtan sonra, sözü önce cin ahmet'e verir. o ,derki
-efendim, türkçede bazı tabirler vardırki, haddi zatında küfür olmakla beraber çok defa da
takdir ve hayranlık makamında kullanılır. pezevenk de o makuledendir.
ve mesela ''doğrusu çok usta imiş pezevenk'' veya '' aşkolsun ! filan işi becerdi pezevenk'' deriz ve hayranlığımızı ifade ederiz
benim müvekkilimde bu sözü hakaret kastıyla ile değil ,bilakis meslekdaşımın müvekkiline karşı takdir ve hayranlığını belirmek için kullanmıştır. beraatini isterim.
hakim ruhi babaya sorar
ruhi baba gayet ciddi cevap verir
- ne diyeyim efendim. çok güzel müdafa etti pezevenk.

yeni adam 12. 8 . 1943 ercüment ekrem talü

(not: ben bu yazıyı ,hilmi yüce baş'ın ''hiciv ve mizah edebiyatı antolojisi''nden aldım)

ozgur_beyin
08-06-2008, 20:14
MEYVALI AĞAÇLAR
namık kemal merhum bir adam hakkında kötü bir dedikodu duyunca, hemen o adamı bulup konuşurmuş.
sebebini soranlara şöyle demiş
-buna emin olunuz kihiç bir fazileti olmayan adamı kimse çekiştirmez. zem olunan adamlar,
görüşmeye layıkı şayandırlar

(evrensel, anladın mı? seni niye ZEM ediyorlar)

MİDİLLİ EŞŞEĞİ
Namık kemal midilli adasında mutasarrıf iken, bir gün haber gelir.
- azldeilmişsiniz. istanbuldan yeni mutasarrıf gelecekmiş.
-pekala ... göndersinler eşşeği alsınlar midilliyi


TAŞ
Cenab şehabettin bey anlattı.
nazif (süleyman) basra'da vali iken memlekette yol ve yol yapımında kullanmak için
taş olmadığından bahsediliyormuş.
merhum ellerini semaya kaldırarak.
- yarabbi, bu memlekete biraz TAŞ yağdır.

SABIR

ULU TANRIM , ŞU SENİN SABRINA HAYRANIM BEN,
GÜNDE BEŞ KERE BULUŞMAKDAKİ KASDİ BİLMEM
SENİ ALDATMAK İÇİN TAKLA ATAN KULLARI BEN
YAŞASAM BİN SANİYE, BİR SANİYE GÖRMEK İSTEMEM

HAK İLE HALVET OLANLAR GÖSTERİŞTEN AR EDER
TANRIDAN YÜZ BULMAYANLAR DİNİ İSTİSMAR EDER



DR. RAHMİ DUMAN


NOT : Dr. rahmi duman'ın bu şiiri adnan menderesin başvekil olduğu dönemlerde yazmıştır.
demekki devir, değişsede insan değişmiyor.

ozgur_beyin
15-06-2008, 12:05
NAMUS MESELESİ

Okyanusun ortasında, bir türk şilebi arıza yapar. teknik ekip, çok gayret etmesine rağmen şilebin tamir işi uzun sürer ve tatlı suları azalır.
kaptan , ikinci kaptana
-bir filika hazırlayın .ilerde görünen adaya gidelim ,eğer su varsa biraz su alalım.
ekip adaya çıkar. tayfalardan biri, ilerde bir duman yükseldiğini görür.
hep beraber dumanın çıktığı yere giderler. birde bakarlarki, üç beyaz erkek ateşin etrafında çember olmuş oturuyorlar.
kaptan doğal olarak ingilizce sorar
- where are you from?
oturanlardan biri
-ula ne fromi ?biz lazız.
kaptan bunlarında türk olduğunu anlayınca, kendilerini tanıtıp durumu anlatırlar.
kaptan bunlara ,buraya nasıl geldiklerini sorar.
içlerinden biri ,tayfa olduklarını, gemilernin battığını sadece üçünün kurtulduklarını anlatır.
adada tatlı su olduklarını öğrenirler. tatlı suyu filikaya yükledikten sonra, üç laza
- hadi siz gelmiyormusunuz?
içlerinden biri biz gelmeyiruz bizim burda durumumuz iyi ,hiç stresimiz yok.
kaptan
-peki kadın işini ne yapıyorsunuz?
birisi eliyle bir yeri işaret eder. kaptan lazın işaret ettiği yöne bakınca,aynı kadına benzetilip güzelce boyanmış üç kadın totemi görür.ve içinden güler.
yine gelmelerini önerir ama bizim ahbab çavuşlar bu teklifi reddeder.
kaptan yoluna devam eder.
iki üç sene sonra , kaptanın seyri yine aynı güzergaha denk gelir.içinden
- bu manyaklar pişman olmuştur gdip şunları alayım, diye geçirir.
filika indirilip üç lazın yanına gidilir. selam sabahtan sonra lazların iki kişi kaldıklarını görür.
sorar
-niye iki kişisiniz öteki nerde?
lazın birisi
-ha bu ötekini namus meselesinden öldirdi. mezaride ilerde.
kaptan hayretle sorar
-bu ıssız adada, nasıl bir namus meselesi oldu?
öteki devam eder
- ölen ha buna ,''tahtanı s.kerim'' dedi.
buda çıkardı tabancayi ,oni vurdu

meaculpa
17-06-2008, 00:21
Fıkralar çok iyi gidiyor Özgür dedikten sonra bir resimle tebessüm vesilesi olmak var dedim şimdi:)

Makyaj deyip geçmeyin !

http://img74.imageshack.us/img74/9060/makyajqa5.jpg (http://imageshack.us)

meaculpa
17-06-2008, 13:49
ABD’de eşcinsellere resmen evlenme olanağı tanıyan Kaliforniya eyaleti, evlenmek isteyen eşcinsellerin akınına uğradı.

Eyalette ilk resmi eşcinsel nikahının Belediye Başkanlığı makamında kıyılmasından sonra, nikah memurları eşcinsel evlilikleri için fazla mesai yapmak zorunda kaldı.

Resimler çok iyi yanlız , bende bu yaşda olsam tabi ki akına uğratırım ilgili yerleri :)


http://img258.imageshack.us/img258/5870/fft7mf19041yg9.jpg (http://imageshack.us)

http://img529.imageshack.us/img529/5750/fft7mf19019jl8.jpg (http://imageshack.us)

gelini öpebilirsiniz gelin hanım :)

ozgur_beyin
20-06-2008, 12:14
DOĞRU YOLA DÖNÜŞ.
MR SMİTH ,onaltı aylık cezaevi tatilini! bitirmişti. amerikan hükümetinin bir dolar on yedi penilik hediyesini, hapihanenin ilbay'ının elinden almış ve ilbay'ın ona söylediği rutin nasihatları dinleyip ,özgürlüğe merhaba demişti.
hapisahane kapısından çıkıp trene binip ''evim '' addettiği ,mr davkinsin oteline gitmişti.
mr davkins onu kucakladıktan sonra, smith seni daha önce çıkarmayı beceremedik kusura bakma. odan olduğu gibi duruyor. hassas aletlerin
yatağının altında seni bekliyor.
mr smith'ten biraz bahsetmek yerinde olur sanırım
mr smith, (ki amerikadaki düzenle arası olmayan çoğu insanın kullandığı bir isimdir) usta bir kasa virtiözüdür. kasayı açmak için bir cerrahların bile gıpta edeceği ,hassaslıktaki aletlerini kendi yapmıştır. otuzlu yaşlarda yakışıklı
ve eski lordların vakarına ve inceliğne sahiptir.
eğer onu işbaşında görmek şansınız olsaydı, gördüğünüz adam bir hırsız değil metropolitanda resital veren bir keman virtiözü sanırdınız.


mr smith, hapisten çıkmasının akabinde ,üçer beşer gün arayla ufak sayılabilecek kıymetteki paralar şehirdeki bankalardan hiç bir iz bırakmadan buhar olur uçar.
mr smith , otel sahibi arkadaşı davkinse.
sevgili davkins ben gidiyorum. yeni bir hayata başlamaya karar verdim.
sana gittiğim yerlerden kart atarım.
öpüşüp vedalaşırlar

yaşadığı şehirden ayrılıp bir kaç kasaba dolaşır. kasabanın birine yerleşmeye karar verir.
yerleşmeye karar verdiği kasabanın adı honeybox 'tır
honeybax'ta iyi bir ayakkabıcı dükkanı toktur. olsada kayda değer olduklarından söz edilemez.

mr smith ,honeybax'a yerleşmeye karar verir.şehirdeki, banka kasalarından
buhar olan para bir tedadüf! eseri mr smith'in cebindedir.
parasını emanet edecek bir banka arar .kasabanın tek bankası vardır.
bankaya doğru ilerlerken, merdivenlerde 23lü yaşlarda çok güzel bir bayanla
gözgöze gelirler. mr simith'in kalbine ,eros'un oklarından biri isabet etmiştir.
kalbine saplanan ok ,onu sendeletir ama düşürmez.
paralarını bankaya yatırır
kendine bir dükkan tutar. bir hafta sonra ,ayakkabıcı dükkanı açılmıştır kasabanın en güzel dükkanlarından biridir.
kasabalılar o'nu artık mr o.henry olarak tanımaktadır

yalnız, bu arada bahsetmemiz gereken bir gelişme olmuştur .terkettiği şehirde.
onu deliğe tıkan dedektif tyler, bankalardan buhar olan paranın peşine düşmüştür.
delil yoktur ama kasaların açılmasındaki incelik ,ok işaretlerini mr smith'i
göstermektedir. dedektif tyler'i burada bırakıp mr smithe dönelim.

açtığı ayakkabı dükkanı, mr smith'i kasabanın saygın kişileri arasına sokmuştur.
bu arada, parasını yatırdığı bankaya işleri dolayısıyla çok sık gitmektedir.
erosun, ona ok atmasına neden olan güzel bayanın ,banka sahibinin kızı olduğunu öğrenir. ne güzel tesadüftürki ,eros boş durmamış ,aynı oktan banka sahibinin kızı olan güzel helen'ide vurmuştur.
erosun yaraladığı iki kazazadenin! akibeti bir nişan töreniyle sonuçlanır.
nişan gününe karar verilir.
mr smith meslektaı john'a bir mektup yazar. o'nunda tahliyesi çıkmıştır.
mr smith kısaca şöyle yazmıştır mr john'a
'' sevgili john harika bir kadınla nişnalıyım ve bir kaç ay sonra evleneceğim.
çok değer verdiğim hassas aletlerimi sana verceğim. çünkü onlara artık ihtiyacım yok.
cumartesi günü davkinsin orda buluşalım
selamlar smith''

mr smith, nişanlısıyla şehire gidip hem nişana hazırlık için, hem alış veriş yapacak hemde
john'a aletlerini verecektir.

bu herşeyin güzel gittiği zannedilen bir zamanda, kasabaya dedektif tyler gelir.
kasabada herkesin adını mr o henry olarak bildiği, mr smith'in izini dedektif tyler bulmuştur.

bu olaylardan haberi olmayan mr simith, kayın pederinin bankasına gider . orda nişanlısıyla buluşup şehre gidecektir alet çantasıda yanındadır.

bankaya gittiğinde tüm aile bankadadır. kayınpederi , arkansastan yeni getirttiği büyük kasayı göstermektedir.
kayın pederi şöyle demektedir.damat adayım mr simith ve ailesine.
-bu kasayı kimse açamaz , dört bir yönden ,çelik kollar kapıyı tutmaktadır.
sistemi kilitlediğinizde 24 saat kasanın kapısı açılmaz .
ve bir sürü teknik ayrıntı anlatır kayınpeder.
bu arada ,yeni getirilen kasanın kapısı açıktır. gelin adayımız, helen'in iki yeğeni
tesadüfen kasanın içine girer ve kapı üstlerine kapanır.
kapının gümdürdeyerek kapanması bütün dikkatleri o yöne çeker.
kasanın içinde ağlayan iki veledin ağlaşmalarıyla çınlamaktadır.
bütün aile büyük bir korku ve telaş içindedir.
kayın peder
- şimdi ne olacak . bu kasayı şifrelerini düzenlememiştik.açabilmemiz için
24 saat geçmesi gerekmektedir.
tam bu esnada, ikinci felaket, kapıdan girmiştir bu felaket dedektir mr tyler'den başkası değildir.
mr smith tyler'in yanına gider ve şöyle der
-mr tyler bana bir yrım saat müsade edin ,sonra gidelim
mr tyler
- peki , der

mr smith,''herkesin susmasını hiç ses çıkarmamasını çocukları kurtaracağını ama sessizliğe ihtiyacı olduğunu söyler''
bankada sükünet sağlanır
mr smith, alet çantasını açar. bir cerrah titizliğiyle aletlerini sıraya koyar.
artık o bu dünyada değidir. kasa aletleri ve kendisi vardır.
dudaklarında yanık bir cowboy melodisi ıslık olarak çalınmaktadır.
mr smith'in bir saate yakın uğraşısından sonra kasa kapısı açılır.
aile ,mr smith hariç sevinç içindedir.
aletlerini toplayan mr smith,mr tyler'e ''gidebiliriz'' der.
mr tyler
- afedersiniz mr .o ,henry, ben mr smith'i arıyordum. belliki sizi birine benzetmişim. hoşçakalın.der ve gider, mr tyler

gelinimiz güzel helen ,mr o. henry'in yanağına sevgi ve minnet dolu bir öpücük
kondurur ve
- hadi sevgilim artık şehre gidebiliriz
artık gittikleri yol ,şehir yolu değil aşk ve mutluluk yoludur.



not bu hikayenin konusu ünlü hikayeci o. henry'e aittir. ben sadece yeniden kendi
kelime ve cümlelerimle yeniden yazdım.

ozgur_beyin
20-06-2008, 12:15
http://www.gunes.com/2008/06/06/resim/y.jpg

Temelin başkan olduğu takımın futbol sahası

edda
21-06-2008, 23:34
Özgür Bey'nim
Bunlari sen yayinlamasan da topluyorsun degil mi!
Güzel adamsin.
Sevgiler, selamlar
Edda

ozgur_beyin
22-06-2008, 13:23
sihamıkzanın(kaza okları)nınyazarı nef'iv tümuyarılara rğmençenesinintutmamış
bugünküistsnbuldsaki birsemte adını veren bayrasmpaşayı hicveder öyle bithicviyeyazmıştıştırki bubhicviye onun idam fermanı olmuştur.zindanan atılan nef'iyi çok seven bir hadım ağası onun ağzındsn bir özürname hazırlatır ve zindana imzalaması için götürür
özürnmaenimüstünde ben şeklinde mürekkeplekesivardır.
nef'i yin dilini tutamayıp zenci hadıma'' ağa ,ağa mübarek teriniz kağıda damlamış der
hadım ağa hiç beklemediği bu cevap karşısında tornistan geri föner gönerkende allah zaten belanı vermiş hala mendeburlukpeşindesindediği trivayetolunur
venef'i27ocak1635 teidam edilir cesedi mazgallardan denize atılırc esedini marmara deninzinin balıklarına yemolur
nef'i mevlevidirbu yüzden konyada1965 yılında sembolik birmezar yapılmıştır


not kaynak büyükyütkiye tarihi yılmz öztuna

ozgur_beyin
22-06-2008, 13:31
ISLIK:)
temel fadimeyle kavga etmiş iki senedir konuşmuyolarmiş . idrisin dikkatıni çekmiş ula temel iki senedir konuşmuyorsun fadımeyle cinsel ihtiyaçlarınızı nasıl karşiliyorsunuz temel demiş benim ihtiyacim oldugu zaman islik çaliyorum fadime anliyor idriş sormuş ya fadimenin ihtiyaci oldugunda oda bana temel TEMEL BAA İSLİK Mİ ÇALDİN DİYOR

ozgur_beyin
22-06-2008, 13:37
YAZILARIMDAKİ HATLARDAN DOLAYI ÖZÜRDİLERİM AZICIK HASTAYIM FOĞRU HARFLRE
Basamıyorum xzaman zamna

mhmd
22-06-2008, 14:41
Allah'tan acil şifalar dileriz.
Geçmiş olsun

sargon
22-06-2008, 21:03
Ben hasta degilim ama bugun cok tembelim. Bir katki yapayim dedim ozgur'e, ama asagidaki oykulerin formatini duzeltmeye usendim.

DIYARBAKIR Havaalani'nda THY'nin ucagi kalkacak. Gorevli, yolculari ucaga
davet etmek icin son anonsu
yapiyor. Hoparlorlerden yukselen sozcukler soyle

'Sayin yolcilar! Ucak on dakka sonra kahacahtir . Polis kontrolunden
gectiizz, gectizz... Gecmediz, ucah gitti, siz
kaldiz... Tikkatinize.'
Hurriyet Gazetesi

2)Anadolu'yu koy koy dolasan bir mufettisin sahit oldugu olaydir:
Mufettis arkadas Denizli'nin koylerinden birine hurda bir minibusle
gitmektedir. Minibuste yayla koylerine giden koyluler
vardir. KOylulerden biri ileride yol kenarinda otlayan keci yavrularini
gostererek sofore seslenir
'Oglaklarin yaninda indiriveee'.
Sofor vitesi kucultur tam duracakken motor sesinden urken keci yavrulari
yol boyunca kosmaya baslarlar.Sofor de hizini
yeniden artirip oglaklarin pesine duser. Araba ile oglaklar arasinda
muthis bir kovalamaca baslar. Yaklasik 2 kilometre
sonra oglaklar yorulur ve durur. Sofor de durup kapiyi acar. Koylu hicbir
sey soylemeden minibusten iner.

3)Dogu'da devlet hastanelerinden birinde mecburi hizmetini yapan bir
doktorun basindan gecer olay:
Doktorumuz jinekologdur... Bir gun iceri carsafli bir kadin ve kocasi
gelir...
Adam 'karimin bir sikayeti var' deyip cikar disari...
Doktor kadina uzanmasini soyler ve normal muayenesini yapar.

Muayene bittikten sonra da hastanin SSK'li oldugunu dusunerek sevk
kagidinin olup olmadigini sorar:

'Sevk aldin mi?' der. 'Acuuk' diye cevap verir kadin...

4)Kartal Devlet Hastanesi'ne gece nobetinde bir cocuk getirilir. Yapilan
tetkiklerden sonra cocugun ayaginin
burkuldugu anlasilir. Hekimimiz babayi iceri cagirir ve 'Cocuga voltaren
pomat yaziyorum. Gunde uc kere yedire yedire
surun' der.
Aradan bir hafta gecmistir ki ayni adam ve ayni cocuk bir kez daha gelirler
hastaneye. Cocugun ayagi davul gibi
sismistir, surati da morluklar icindedir. 'Doktor bey' der, 'bu cocugun
ayagi kirik.' Doktor hayretler icinde kalmistir.
Ayagin kirik olmadigini bilmektedir. Merakla sorar
'Peki verdigim merhemi ne yaptiniz?' 'Valla doktor sizin dedigunuz gibi
gunde uc ogun ekmegin ustune surduk yedirdik,
surduk yedirdik. Yemek istemedi ama duve duve yidirdik. Gine de inmedi
sisligi... Naapsak bilmiyom artik...'

Anyon€
23-06-2008, 18:24
***
Adamın biri varmış eğilen herkese zımbalıyormuş,bütün halk bıkmış bundan herkesin bedduasını almış gün gelmiş adam hayata gözlerini yummuş tabi diğer tarafta adresi belli ''cehennem''...
Bu seferde çocuğu aynı dertle milletin başına musallat olmuş tabi bir zaman gelmiş o da ölmüş,malum gideceği yer cehennem.Cehenneme bir girmiş içerisi buz gibi şaşırmış tabi ordan geçen bir zebaniye sormuş
-yaaa burasının sıcak olması gerekmiyor muydu?
zebani,gerekiyordu tabi ama babandan eğilip odun atamıyoruz ki....

***
Kadının biri hastanede azraille karşılaşmış korkmuş tabi, azraile karşısında görünce azraile,
-benim için mi geldin
-hayır başkası için geldim
-peki birşey sorsam benim ne kadar ömrüm kaldı?
-46 sene 6 ay 3 gün 2 saat
40 larında olan kadın bakmış epey zaman var bari vücudmu biraz düzelteyim,güzelleşeyim diye düşünmüş dudaklarını yaptırmış,göğüslere silikon taktırmış,basenleri inceletmiş...
Birkaç gün sonra iş dönüşü ambulans çarpımış tabi azraili görünce,
-daha senelerin olduğunu söylemiştin
-kız sen miydin?valla tanıyamadım...


corbaya tuz.
sevgilerle..

iceman
23-06-2008, 20:30
sargon un diyarbakır havaalanı yazısı süper yav :D

ozgur_beyin
12-07-2008, 21:11
buhaftapazarlıkta bir fıkra birkarikatürümüz varönce fıkra

BEKARETKEMERİ
DEREBEYİ HAÇLI SEFERİNEÇIKMAYAKARAR VERİR en samimi arkadşını çağırıp
arkadaşım en güvendiğim arkadaım sensin.buanahtarları albu karımın bekaret kemerinin
anahtrları eğer geri dönmeyip ölürsem karımla sen evlen albuda anahtarları
arkdaşı anahtarlarıalır
ve derebeyiordusuna hareket emri verir ve şatodan çıkarlar
ordu tıkırmıkır yolaçıkar dahaordunun sonu kapıdan çıkmamışkenarkadan dörtnala bir atlı sökün eder derebeyinin yanına yaklaşır
gelen bekaret kemrinin anhtarını verdiği arkadaşıdır
kont-hayrola diye sorar
arkadaşı- kontum yanlışanahtar vermişsin!!!

ozgur_beyin
12-07-2008, 21:12
http://bp2.blogger.com/_qqscAltARo4/Rn_d3CFdugI/AAAAAAAAAYg/8HV_O4h1AqE/s400/dini+karikat%C3%BCr+1.jpg

okinono
02-08-2008, 14:37
Ölmek var alçalmak yok. Az ile yetinmek var dilenmek yok. Kimseye oturduğu yerden ekmek yağmaz. Dünya iki gündür; Ya sana yâr olur, ya aleyhine döner. Yâr oldu mu, aldanıp gaflete düşme; aleyhine döndü mü de dayan. -E.Turab

okinono
16-08-2008, 21:12
> >
> > Lamba
> > Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta
> > geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons:
'Bacım o geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.'
> >
> >
> > İngilizce yazılısı
> > Bir alkış da ingilizce sınavında 'Nice ........' şeklindeki boşluğu
> > 'Nice mutlu yıllara!' şeklinde dolduran, dahi mi aptal mı olduğunu
> > henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
> >
> >
>
> > Annemin Maceraları
> > Shrek'in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
> > tutuşmuş Shrek ve Fiona'yı gören annem, 'Bunlar Süleyman ve Nazmiye
> > Demirel çifti mi?' diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
> >
> >
> > Alfabe
> > Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı
> > istiyorum. Daha ikinci gün: 'Örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye
> > mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?' deme
> > cesaretini gösterdiği için.
> >
> > >
> > Modem
> > Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem 'Bu ne?'
> > diye sordu. Ben de kolay anlasın diye 'Hani benim bilgisayarım var ya
> > onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu
> > zorunlu.' diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; 'Yani
> > modem bu' dedi ve konu kapandı...
> >
> >
> > Yaz Okulu
> > Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite
> > öğrencisine gelsin. Bu yaratıcılığa şapka çıkartılır.
> >
> > Beyin göçü
> > Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
> > midibüsünde yanındaki arkadaşına dert yanmaktadır. ''Şekerim dördüncü
> > kez girdim ÖSS'ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika'ya o
> > olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!''
>
> Sen git, masrafları ben karşılıyorum.
> >
> >
> >
> > Alman yazar
> > Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa
> > dönüp 'Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır' diyen hocaya,
> > 'Niye, kağıt bulamamış mı?' cevabını veren arkadaşa gönderelim.
> >
> >
> > Hügo'lar Beşledi
> > Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli
> > olarak okurken V. Hugo'ya 'Beşinci Hugo' diyen arkadaşımıza gelsin.
> >
> >
> > Ne zaman?
> > Kardeşim karne almıştı. Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla
> > beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu; 'Sakın çocuğun moralini
> > bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.' Uyarılar özellikle babama
> > yönelikti; 'Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma.' Babam daha
> > fazla dayanamadı ve sordu; 'Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?'
> >
> >
> > Havale
> > Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki
> > gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor:
> > 'Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?' Teyzem cevap veriyor:
> > 'Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.'
> >
> >
> >
> > Hacim nedir?
> > Öğretmen bir arkadaşımdan naklen; 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2.
> > sorusu: 'Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.' Öğrencimizden
> > gelen
> > cevap: 'Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?'
>
>
> >
> > Neden olmasın
> > 5 yaşındaki yeğenime babası soruyor: 'Büyüyünce ne olacaksın kızım?'
> > 'Asena olacağım babacım; sen ne olacaksın?' Babası gayet sakin cevap
> > veriyor: 'Katil' İkisine de meslek hayatlarında başarılar.
>

ozgur_beyin
17-08-2008, 09:26
LEJYONER
Türkün biri frnsaya kaçak girer maiş yok güç yok sersefil onun bunun verdiğiyle geçinir
bir günduvarda bir afiş görür dolgun maaşla lejyoner aranmaktadır
hemen müracaat eder kaydı yapılır.iki üçgün içinde kendini afrikada bir çölde bulur kendini
lejyoner olarak.
herşey güzeldir yemek içmek derdi yokproblemsiz bir hayat.
aradan 15 gün geçeriyi beslenmenin sonucu cinselliği depreşirkıdemli lejyonerden birine derdini açar.
lejyoner eliyle biryeri işaret eder bizim ki o yöne bakarki dişi bir deve ve arksında bir sandık
devenin yanına gider sandığı arkasına koyar sandığa çıkar deve bir adım ileri gider.
bu seramoni yaklaşık 1,5 iki kilometre sürerbizim ki artık çılgına dönmüştür.
o esnada hiç umulmayacak birşey olur yarı çıplak sarışın çok güzel birkadın bir yerden çıkar
gelir bizim llejyonere dile benden ne dilersen deyince bizimki hiçteredddüt etmeden
şu devenin başını tut.der

çakırcalı
17-08-2008, 18:23
Maho, hergün defalarca belediye başkanını arayıp "Yav başgan, bu ortalıği it-köpek sardı, sohahlar itden-köpekten geçilmiy. Buna bir çara" deyip durur. Epey bir zaman sonra Maho bir sabah dışarı çıkar ki, etrafta bir tane olsun köpek yoktur. Son derece mutlu olur. Bu durum birkaç gün sürer. Maho bir sabah evden çıktığında bir de ne görsün, ortalık köpekten geçilmiyor, tıpkı şikayet ettiği günler gibidir her taraf. Sinirle hemen telefona koşar ve başkanı arayıp:" Yav başgan, bu itler gine ortalıhta geziy. Hanı toplamıştıız. Navoldi?" diye bağırıp çağırmaya başlar. Başkan, sakin bir şekilde: "Yahu Maho, sırf senin şikayetlerinden kurtulmak için onca masrafa girdik, bütün köpekleri topladık aşılarını yaptık. Kulaklarına baksana, hepsini fişledik. Merak etme hepsini kısırlaştırdık, bir tehlikesi yok artık" der. Maho daha bir sinirlerir ve bağırır: "Ula Oğlum, ben senin o ahlıya sohum. Bunlar bizi ısıriyler dedik, s...yler mi dedik"

okinono
24-08-2008, 22:25
http://www.tccb.gov.tr/sayfa/ata_ozel/video/

ozgur_beyin
30-08-2008, 23:59
PASTACI
--------------------------------------------------------------------------------

Agop'la karisi Haykanus kahvalti ediyorlarmis.
Haykanus sormus:
- Sular akmoor Agop, bir bakarsin degil mi?
- Nereden cikarirsin simdi Haykanus, ben muslukcu ?
- Peki havagazini kontrol etsen.
- Canim, ben tesisatci?
- Agop, elektrik dugmesi de bozulmus
- Yeter artik Haykanus...
Agop aksam eve geldiginde bir bakmis ki butun aksakliklar onarilmis. Merakla sormus Haykanus 'a:
- Canim karim, kime yaptirdin bunlari?
- Kirkor 'a rica ettim beni kirmadi.
- Ne?... Kirkor mu? O dunyanin en kotu adamidir. Karsiliksiz bir sey yapmaz.
- Evet bana " ya benimle yatacaksin ya da cikolatali pasta yapacaksin" dedi
- Guzel...Pastayi yaptin degil mi?
- Ah Agop, nereden cikarirsin bunu? Ben pastaci...?


2 adam Akmerkez de eşlerini kaybetmiş
hararetle arıyorlarmış.
Ortada koşuşturup dururken birbirlerine çarpmışlar.
Ne oluyor birader demeye kalmamışş, birisi:
Kardeş kusura bakma karımı kaybettim de onu arıyorum demiş.
Diğeri sende kusura bakma ama bende karımı arıyorum demiş.

Adamlardan birinin aklına bir fikir gelmiş ve demiş ki:
Arkadaşım madem ikimizde karılarımızı arıyoruz,
karılarımızın tipini birbirimize tarif edelim ve ayrı ayrı yerlerde
aramaya başlayalım. Eğer rastlarsak saat 4 'te Mac Donalds 'ın önüne
gitmesini söyleriz demiş.
Diğeri tamam demiş ve başlamış karısını tarif etmeye:

- Benim karım sarışın, mavi gözlü, 25 yaşında, 1,75 boyunda, 60 kg, topuklu beyaz ayakkabı ve
kırmızı mini etekli tek parça elbise giyiyor
demiş.

Ve diğer adama "senin karın nasıl biri ?" diye sormuş.

Diğer adam :
- boşver benimkini . Seninkini arıyalım

ozgur_beyin
30-08-2008, 23:59
http://www.damnfunnypictures.com/images/4cm5tum-rock.jpg

ozgur_beyin
31-08-2008, 00:00
http://www.damnfunnypictures.com/images/98f7pu0-rock4.jpg

okinono
31-08-2008, 01:16
1500'lerde İngiltere

Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere?de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün.

1500´lerde İngilterede işler şöyle yapılıyordu:

İnsanların çoğu Haziranda evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziranda hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizcedeki banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın? (Don´t throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki kedi-köpek yağıyor (It´s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "thresh hold" (saman tutan; Türkçesi "eşik") idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna yağ çiğnemek(chew the fat) adı veriliyordu.

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.

Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti "graveyard shift" denirdi.

Bazıları zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.

Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye.

http://www.uslanmaz.com/komik/oku.php?id=357+1500'lerde%20İngiltere

ozgur_beyin
31-08-2008, 17:34
Athena (barışın ve güzelliğin tanrıçası) zeusa sulanmasından dolayı zeusun karısı tarafından şikayet edilir ve ceza olarak çirkinliği ile ünlü demirciler tanrısı HEPHAİSTOS ile evlendirilir. athena güzel ve işvei olmasına rağmen Hephaistos yaşlı ve çirkindir. Geceleri sabaha kadar demir dövmekte ve sabaha karşı gelip uyuya kalmaktadır. Athena bu duruma artık dayanamaz ve Yakışıklı ve genç Ares'e (savaş ve mertlik tanrısı) asılmaya başlar. Areste güzelliği ile meşur Athenanın işvesine dayanamaz ve onla birlikte olmaya başlar. Ares Her gece Athenanın Kinidos (DATÇA) daki evine gelmekte ve kapıyada bir askerini koymaktadır. Asker güneş doğmadan Arese haber vermekte ve onun Hephaistos gelmeden kaçmasını sağlamaktadır. Günler birbirini izler ve bir gün kapıdaki asker uyuya kalır gün aydınlanmaya başlar. Yavaş yavaş güneş tanrısı Okeanos ortaya çıkar Ve birde ne görsün Athena Hephaistosu Ares ile boynuzlamakta. Hemen tanrılar arasında dedi kodu başlar. Dedikodu yayılır ve Hephaistosunda kulağına varır. Hephaistos bunu kanıtlamak zorundadır. Elinden ne geleceğini düşünür ve işe koyulur. incecik demirlerden (ilk ****l tel) bir ağ örer ve onu evden çıkarken yatağına serer. Bunu güneşin doğması ile kapanacak bir düzeneğe bağlar. O gün yine kapıdaki asker uyuya kalır ve güenş tanrısı Okeanos un doğması ile ağ kapanır ve Athena ile Ares basılır. Bunun üzerine Ares cezalandırılır ve Trakyaya sürülür. Bunu hazmedemeyen Ares kapıdaki askerini horoza çevirir. O gün bu gündür o asker hatasını düzeltmek için güneş doğmadan öter ve kendisinin affedilmesini bekler durur.
__________________

evrensel-insan
31-08-2008, 19:04
Saygideger ozgur_beyin;

Demekki, zavalli horozlar, ondan sabah erken saatte ve vakitsiz otuyormus.:)

O yuzden, bazi sahipleri de kizip, zavalli hayvanin kafasini kopariyorlar. Allah allah. Yazik, zavalli horozlara; bilmiyorlarki, erken otmeleri onlarin bir sucu degil; uyuyakalan bir askerin sucu.

Ne yapsak, bunu horozlara anlatsak mi acaba?, o zaman belki erken degilde; "vakitli" oterler. :D

Saygilarimla;
evrensel-insan

yucemanitu
01-09-2008, 04:18
Mitoloji çok güzel şey yav...

http://i414.photobucket.com/albums/pp229/titanatlas/EVRENVEANKA.jpg

yucemanitu
01-09-2008, 05:25
Ben de Athena 'nın doğuşunu anlatayım. Athena'yı Hera değil Zeus doğurmuş. Evet yanlış okumadınız Zeus doğurmuş. Zeus'un kafası iyice şişmiş başı ağrıyo Hephaistos'u çağırmış. éOğlum al şu baltayı tüm gücünle alnıma vur. Ben başıma neyin geleceğini biliyorum. Dediğimi yap." demiş. Hephaistos baltayı Zeus'un alnına indirip kafasını yarmış. Zeus'un kafasından Zeka tanrıçası Athena çıkmış. Bir de şarap tanrısı Dionysos'un doğumu var ki "Yuh!" dedirtecek cinsten anlatsam siteden uzaklaştırma felan yerim herhal.

Silverhand
09-09-2008, 01:44
Eski zamanlardan birinde bir tekke varmış. Üç derviş bu tekkede yaşarlarmış. Çevredekilerin getirdiği erzakları yer içerlermiş. Bir gün ellerine bir tepsi baklava geçmiş. Birisi demiş ki: "Her zaman böyle güzel şeyler gelmiyor yav. Biz şimdi yatalım uyuyalım. Sabah kalkınca rüyalarımızı anlatırız en güzel rüyayı gören kimse baklavayı o yer. Uyumuşlar.
Sabah kalkınca biri "Hayırdır inşallah bi rüya gördüm" demiş. "Rüyamda göğe çıktım cenneti gezdim peygamber efendimizle sohbet ettim." Bir diğeri yine cenneti gezdiğinden başına ışıklar indiğinden nurlandığından bahsetmiş. Bakmışlar ki üçüncü derviş ağlıyor. "Neden ağlıyorsun?" demişler."Siz çok mübarek zatlarsınız. Bu anlattığınız da hakikattir. Çünkü ben de sizi rüyamda bu şekillerde gördüm. Bunlar cennetin nimetlerini tadınca artık baklavaya tenezzül etmez dedim kalkıp baklavayı yedim." demiş.

ozgur_beyin
21-09-2008, 02:48
BAYRAMLIK
NEFİ'Yİ sanırım çoğunuztanırsınızdili belasına boğdurulup bağazın sularına atılmış mezarı bile olmayan büyük bir heccavdır. onunla ve dördüncü muratla ilgili bir anekdot anlatacağım
dördüncü murat içki içerdi ama zaman zamanda içkiyi yasaklardı
yine yasaklı dönemde nefi cariye pazarından yeni bir cariyew almış eve gelmişti günün gecesinde işret sofrasını kurmuş yeni aldığı cariye ud çalmaktaydı
gece yarısı şiddetlica kapı vurulur nefi gelenin dördüncü murat olduğunu sezer
ve ortalığı kaldırır kapı açılır gelen sultan murattır sofra kaldırılmış amakokusu içerdedir içkinin
murat nefi'ye ''bu ne halttır ?''diye sorar
lafın altında kalmayan nefi murada'' hünkarım halt bu saatte haneyi basmaktır''
der nefi yine dilini tutamamıştır
murat nefi'ye yarın saray gel der kapıyı çarpıp çıkar gider.nefi işin sonunun ölüm olabileceğinin farkındadır.sabaha kadar uyumayıp bir mersiye yazar
sabah saraya yollanır.
saraya gidince teşrifetçı nefiye bir ayı postu giymesi gerktiğini söyler.
ve ayı postunu giyer ve huzura girer.
divanda birkaç paşa ve vezie vardır. içerde nefiyi bu halde gören bir vezir
garı ihtiyari nefi efendi bu ne haldir diye söylenir
nefi'' padişahım bana bayramlık almış ve giymemi istemiş.der
murat bu sözlere güler ve nefiyi affeder
affeder ama dilinin persengi olmayan nefi
şimdi istanbulun bir semtine adını veren bayrampaşaya''A KÖPEK''
diye başlayan hicvi onun ölümü olur.

yine muratlailgili başka bir anekdot
murat saray doktorunun afyon sakızı çiğnediğini öğrenirmurat doktorunu
çağırır ve satranç oynamya başlarlar
oyunun biryerindedoktordan ceplerini boşaltmasını emrede işin nereye varacağını anlayan ser tabib çaresiz cweplerini boşaltır.
ceplarinden çıkan afyon sakızlarını yutmasını emreder murat
tabib çaresiz yutarve satranca devam ederler afyonun etkisi fazlalaşınca tabib
tuvalete gitmek için murattan izin ister.
tuvalettten dönen tabib murattan fenalaştığını ve gitmek için izin ister.
doktorun öleceğini anlayan murat izin verir
dördüncü murat tabibe'' babama selam söyle'' der
tabib '' söyleyemem çünkü ben cehenneme gitmiyprum der''

ozgur_beyin
21-09-2008, 02:56
yine nefiden
BABALIK HAKKI
NEFİaslen horasanlıdır .babası onu ve annesini küçükken terketmiş ve asitaneye gelmiştir
nefi ve anneside horasanda barınamaz ve istanbula gelirler. zaman geçer nefi ünlenir ama babası hem yaşlanır hemde yoksullaşır
sonunda çaresiz nefinin kapısın gelir ondan para ister nefi bu teklifi rededer. babası çaresiz son kozunu oynar
''benim sende babalık hakkım var'' der nefinin cevabı çok ağırdır.
''bendeki babalık hakkın bir avuç menidir domal onuda iade edeyim'' der

ozgur_beyin
28-09-2008, 02:56
tarafsız papaz.
osmanlı kars vilayetine yeni birvali atar
paşa yı hoşgeldine yörede tarafsızlığıyla bilinen bir papaz gelir
paşa papazın yanına gelir ama paşanın dükkanlar açıktır
papaz kibar bir dill-paş hazretleri babı gülzaraçık (gül bahçesinin kapısı)açık kalmış
-paşa ppapazefendi senin tarafsızlığına bende inandımderlerki ''dost başa düşman ayağa bakarmış sen tam ortasına baktın

top patladı
tilki ormanda dolaşırken ağaca asılı bir but görür budu kimsenin yemediğinden huylanır bir kenara çekilip beklemeye başlar. biraz sonra kurt geir budu görür tilkiye sorar
-budu niye yemedin?
tilki- abi ben oruçluyum ,der
kurt buda hamle eder butta bubi tuzağı vardırve patlarkurt bir tarafa but bir tarafasavrulur
tilki budun başıne geçip yemeye başlar can havliyle kurt seslenir
-ülen tilki hani sen oruçluydun?
tilki- abi top patladıya orucumu açıyorum

pervane
28-09-2008, 20:55
http://img87.imageshack.us/img87/6686/ahmedinejadeirk6.jpg (http://imageshack.us)
http://img87.imageshack.us/img87/ahmedinejadeirk6.jpg/1/w263.png (http://g.imageshack.us/img87/ahmedinejadeirk6.jpg/1/)


Feraset'in resmi şeyhim:o
http://img225.imageshack.us/img225/322/saudi1yk9.jpg (http://imageshack.us)
http://img225.imageshack.us/img225/saudi1yk9.jpg/1/w594.png (http://g.imageshack.us/img225/saudi1yk9.jpg/1/)

pervane
28-09-2008, 20:57
Hayeletler dünya evine girerken:(
http://img87.imageshack.us/img87/2298/saudi2tx9.jpg (http://imageshack.us)
http://img87.imageshack.us/img87/saudi2tx9.jpg/1/w594.png (http://g.imageshack.us/img87/saudi2tx9.jpg/1/)

pervane
28-09-2008, 22:37
Türkler Uzayda


Ilk Türk uzay adami ( artik astronot mu denir, kozmonot mu denir, uzay fatihi mi denir bilinmez ) uzaya çiktiginda atilacak olasi gazete mansetleri...
- Bekle ay geliyoruz...
- Galaksi galaksi duy sesimizi, iste bu Türklerin ayak sesleri!..
- Uzaya kapak attik...
- Artik biz de uzayliyiz
- Türk üz dogruyuz uzayliyiz...
- Bu bizim için büyük, insanlik için küçük bir adim!

Gaza gelmis bazi gazete basliklari
- Alemin krali geliyor..
- Bekle bizi Ingiltere..
- Uzay tamam sira günes te!
- Bekle bizi samanyolu
- Marslilarla Türkler arasinda genetik bag bulundu!

Star - Açin mekiklerimizin önünü! durduramazsiniz...
Hürriyet - Uzanlara ragmen...
Milliyet - Istikbale eristik
Sabah - Ilk biz duyurmustuk..
Zaman - Ve
mümin uzayda
Türkiye - Allah a sükür..
Vatan - Iste Hezarfen in torunlari.
Bulvar - Uzaya da girdik ya da milli olduk
Star - Uzayin ulen
Hürriyet - Aydin Dogan dan Türk astronotlara jest
Akit - Uzayda duyulan ezan sesi
Sabah - Aydin dogandan büyük santaj
Samdan - Mars li erkegimin geysasi olurum
Bulvar - Ay fena oluyorum
Star - Günes ufuktan simdi dogar yürüyoruz uzayaaaa
Star - Welcome to space

Spor sayfasinin manseti..
Hürriyet - Fenerbahçe rüya takimi kurdu..
Fanatik - Uzaylilar da Fenerbahçeli mi?
Fotomaç - Bir gün her uzayli Fenerli olacak
Milliyet - Uzay Fener e dar gelecek..
Sabah - Galatasaray zor durumda ?

Köse yazari basliklari..
Oktay Eksi - Marslilara savas açalim..
Ertugrul Özkök - En pahali mars sarabini içtim..
Erman Toroglu - N aber Hincal bak gönderdik çocugu uzaya..
Nihat Genç - Uzayli olmanin topluma negatif etkisi..

Hincal Uluç - TK00XV2 plakali uzay araci nin sorumsuz astronotu..O ne dönüs öyle kardesim ?
Emin Çölasan - Uzay mekiginin yapimi için neden iki firmadan teklif alinmadi ?
Bekir Coskun - Bindik bir alamete gidiyoz kiyamete..
Ahmet Altan - Astronotlari çildirtan kadinlarin ögleden sonralari ten kokusu ne ola ki ?
Ayse Arman - Yine evleniyorum..
Turgay Seren - Ben geçen haftaki yazimda belirtmistim..
Haydar Dümen - Aktif seks uzayda olmaz.
Hasmet Baboglu - Uzayda mi olmak, dünyada mi olmamak konusuna dikkat etmek lazim..

Yabanci basindan basliklar..
Washington Post : Insanli ilk Türk uzay araci astronotu almadan uzaya çikti..
Le Figaro : Astonotlar arasinda hiç Kürt yok....
Die Zeitung : Verhaugen : Büyük basari, eger mekigi sag salim indirirlerse, 2034 de müzakerelere baslariz dedi..
Die Welt : Aya gitmesi gerekirken Mars a yönelen insanli ilk Türk uzay araci Istanbul üssünün yardimiyla Jüpiter e indi..

Corierra Della Serra : Incedibile..Berlusconi, Türk Astronot un çocugunun sünnetinde kirve olacak....
Elefteros Rimos : Yunan Hükümeti nin büyük hezimeti....

ozgur_beyin
29-09-2008, 00:37
aslan ve maymun
aslanharemini avlanmaya göndermiş ve canı sıkılıyorddu .canı sohbetistiyordu hangi hayvana ''gel sohbet edlim''dese
hayvanlar kıralım sen beni yersin diye korkup gelmiyordu
ağaçların üstündeki maymun kıralım ben sohbete gelirim ama bir şartım var der
aslan- nedir şartın?diye sorar
maymun kıralım eli ayağını bağlattır kendimi emniyet içinde hissedeyim der
aslan maymunun dediğini ypar ayaklarını bağlatırve maymun aşağı iner
maymunu tir tir titredğini gören aslan
- ne korkuyorsun elim ayağım bağlı niye titriyorsun diye sorar
maymun kıralım korkudan değil heyecandan titriyorum bunca senedir bu ormanda yaşarım
ilk defa eli ayağı bağlı bir aslnı becereceğim titremem ondandır

aydoe
02-11-2008, 14:07
http://galeri.internethaber.com/gallery.php?id=2331&no=1

serüvenci
02-11-2008, 16:14
Bir şirkette genel müdür olarak çalışan bir adam, eksiksiz bir sağlık kontrolünden geçmek üzere doktora gider. Doktor, hastaneye yeni bir bilgisayar sistemi aldıklarını ve bu sistem sayesinde küçük bir idrar tahlili ile "full check up" yapabildiğini söyler. "Harika" der bizim genel müdür de, "başlayalım öyleyse". Doktor, adama bir cam kavanoz vererek idrar için tuvalete gönderir. Bizim adam bir süre sonra, kavanozu dolu olarak geri getirir. Doktor, kavanozdaki numuneyi bilgisayara bağlı küçük bir konteynere döker. Bilgisayar ilginç sesler çıkartarak çalışır ve bir süre sonra yazıcısından uzunca bir döküm alınır. Doktor yazıcıdan gelen çıkışları uzun süre incelemeye koyulur. Adam dayanamayıp sorar: "N'oldu doktor, bir terslik mi var?", "Bilgisayarın verdiği sonuçlara göre.." der doktor; "bir terslik yok, ama tenisten mütevellit sağ bileğinizde bir kavis oluşmuş". "Yapmayın doktor" der bizim adam, "ben meşgul bir adamım; ne tenis ne de golf oynarım. Bütün bunları yapacak vaktim yok; nasıl olur da sağ bileğimde tenis oynamaktan bir kavis oluşur?". Bunun üzerine doktor, bilgisayarın şimdiye kadar hiç yanılmadığını, asla hata yapmayacağını söyler ve "ancak" der; "içinizin rahat etmesini istiyorsaniz, bu steril kavanozu yanınıza alıp eve götürün. Sabah kalkar kalkmaz da lütfen test için gerekli idrarı yapın. Sonra, doğruca buraya gelin, sizden ekstra bir ücret almadan testi yineleyelim". Bizim adam, "tamam" der ve arabasına atlayıp evin yolunu tutar. Bilgisayarın koyduğu teşhis canını sıktığı icin, bilgisayarlara hiddetlenir. Bütün dünyayı bu aptal makinelerin ele geçireceğini düşünür ve hiddeti daha da artar. Eve vardığında, bilgisayarın "aklını başına getirmeye" karar vermiştir. Arabadan iner inmez, kavanoza biraz idrar yapar ve sonra da; arabasının kaputunu açıp karterden bir kaç damla motor yağı alıp kavanozun içine damlatır. Eve girince de olup biteni karısıyla kızına anlatır. Onlardan da kavanoza bir miktar idrar yapmalarını ister. Onlar da bizimkinin isteğini yerine getirirler. Ertesi sabah, bizim genel müdür uyanır uyanmaz eline bir playboy alip bilgisayar için tasarladığı son hinliği yapmak üzere, kavanozuyla birlikte tuvalete girer. 15 dakika sonra tuvaletten çıktığnda yüzünde mutlu bir gülümseme vardır. Doğruca hastanenin yolunu tutar. Doktor, kendisini selamlayıp nasıl olduğunu sorar. Yüzünde hin bir gülümseme ile, "iyiyim doktor, iyiyim" der bizim adam. Doktor, bir yandan kavanozdaki numuneyi bilgisayarın konteynerine dökerken; bir yandan da, "formunuzda gözüküyorsunuz bu sabah" der. Az sonra bilgisayar yeniden tuhaf sesler çıkarmaya başlar. Birkaç dakika sonra da uzunca bir kağıt çıktısı gelir yazıcıdan. Doktor, bilgisayardan gelen belgeyi titizlikle incelerken, bizim adam "bakalım senin bilgisayar bugün ne diyor doktor?" der, sinsi sinsi gülümseyerek. "Hımm..." der doktor "Bilgisayarımıza göre, arabanızın yağ değişim zamanı gelmiş, kızınız hamile, karınız da bel soğukluğuna tutulmuş. Ayrıca, tuvaletlere girerken yanınıza böyle ha bire Playboy almaya devam ederseniz, bileğinizdeki kavis daha da kötüye gidecek".

ozgur_beyin
02-11-2008, 17:10
yerli malı kullanmalı

Amerikalı yatırım uzmanı Dr. Marc Faber bu ayki köşe yazısını şu şekilde bitirmiş:
"Federal hükümet bize 600 dolarlık bir geri ödeme yapıyor. Eğer bunu büyük mağazada harcarsak para Çin'e gidecek.
Benzin alırsak Araplara. Bilgisayar alırsak Hindistan'a, giyim eşyası alırsak Pakistan'a, sebze ve meyve alırsak Meksika, Honduras (?) ve Guatemala'ya gidecek. Düzgün bir araba alırsak Almanya'ya, gereksiz çerçöpe yatırsak Tayvan'a gidecek ve bunların hiçbiri Amerikan ekonomisine fayda sağlamayacak. Parayı ülkemizde tutmanın tek yolu hayat kadınlarına ve biraya harcamak, çünkü artık ülkemde üretilen şeyler sadece bunlar. Ben iyi bir vatandaş olarak üzerime düşeni yapıyorum.."

ozgur_beyin
16-11-2008, 11:35
bugün PAZARLIK'A çetin altanın bugünkü yazısını koyuyorum


Vaktiyle cimri mi cimri bir adam varmış. İkinci bir boğazı daha besleyerek evin masrafı artmasın diye de, bir türlü evlenemiyormuş.
* * *
Mahallede, adamın cimriliğini ve neden evlenemediğini bilen genç bir kız; adam kapılarının önünden geçerken, başlamış elini pencereden dışarı uzatıp, bir avuç havayı ağzına götürerek yiyormuş gibi yapmaya.
* * *
Sonunda adamın dikkatini çekmiş bir avuç havayla karnını doyurmaya çalışan kız.
Tanıdığı yaşlıca bir hanımı, kız ve kızın ailesiyle konuşmaya göndermiş.
Ve yaşlıca hanımın getirdiği haberlerden de öğrenmiş ki, elini pencereden dışarı uzatıp bir avuç havayla karnını doyurmaya çalışan kız, ete ekmeğe hiç muhtaç değil; her zaman karnını havayla doyurabiliyor.
* * *
Cimri mi cimri adam, ikinci bir boğazı beslemek zorunda kalmayacağına inanarak, evlenmeye karar vermiş o kızla ve evlenmişler.
* * *
Zifaf gecesi sabahı, taze gelin şöyle bir liste uzatmış cimri mi cimri kocasına: “10 yumurta, 5 kg. yağ, 5 kg. pirinç, 5 kg. un, 5 kg. mercimek, 5 kg. patates, hepsinden birer kilo domates, soğan, üzüm, şeftali, kayısı...
1 karpuzla, 1 de kavun alırsan çok daha iyi olur. Öpücükler...”
* * *
Cimri mi cimri koca, listeye bir göz atınca şaşırmış; evlendiği kıza dönmüş hemen:
- Hani, demiş; sen sadece havayla doyuyordun?
Kendisiyle ilk geceyi geçirmiş olan eşi:
- O, demiş; henüz daha bakireykendi. Şimdi artık ne kadar hava yutsam, karnımda durmaz, kaçar aşağıdan.
* * *
Küreselleşen ekonomik kriz, henüz havaya zam getirmedi, teneffüs etmek bedava...
Ama ne yapmalı ki, havayla doyulmuyor; özellikle kalabalık ailelerde yamanacak türden de olamayan delikler çok fazla.
Onlara bir de, keselerdekiler eklendi mi; çarşı pazar dolaşanlar, daha çok hava alıp dönüyorlar.
* * *
Bir tane de, küresel ekonomik krizin doğurduğu yeni bir fıkra:
İşten yeni çıkarılmış 2 kişi konuşuyor.
Bir tanesi:
- Neyse ki ben yeni bir iş buldum, diyor.
- Nerde?
- Değişik kültür örneklerinin sergilendiği bir fuarda.
- Ne yapıyorsun orada?
- “Hintli bir fakir” kılığına giriyorum ve 40 gün yemeden içmeden çivili bir tahtanın üstünde sırt üstü çıplak yatıyorum.
- Bari iyi para veriyorlar mı?
- Yok sadece barınma karşılığı; hiç değilse ev kirasından kurtuldum.
* * *
Bir de hortlak hikâyelerinin en kısası:
1928-32 ekonomik krizi, torunu 2008 krizi ile el ele dolaşırken görülmeye başlanmış sık sık.
* * *
Av. Taner Aktop’tan da, tanıklıkla ilgili bir Amerikan fıkrası:
Bir davada yaşlı bir kadını, tanıklık etmesi için çıkarmışlar mahkemedeki özel kürsüye.
Davalının avukatı, yaşlı kadına yaklaşmış:
- Sayın Bayan, demiş; beni tanıyor musunuz?
* * *
Tanık olarak özel kürsüye davet edilmiş olan yaşlı kadın, avukata:
- Seni mi, demiş; seni ta çocukluğundan beri tanıyorum. Sen o zaman da ailen için tam bir baş belasıydın. Ondan sonra da ne eşini komşunla aldatmadığın kaldı, ne arkasından çekiştirmediğin bir dostun. 2 dolar fazla kazanmak için ananı da satarsın sen, babanı da...
* * *
Başta davalının avukatı, mahkeme salonundaki bütün izleyiciler şok olmuşlar.
Avukat, yüzü sarara morara tekrar sormuş yaşlı kadına:
- Peki Sayın Bayan, karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz?
* * *
Tanık kürsüsündeki yaşlı kadın:
- Elbet de tanıyorum, demiş; çocukluğunda ona dadılık etmiştim ben. Tembel, ödlek, alkolik, aşağılık serserinin biridir. Eli sıkılacak bir herif değildir. Hâlâ daha geceleri altına kaçırdığı söyleniyor, tıpkı kendisine dadılık yaptığım günlerdeki gibi.
* * *
Büsbütün şoka giren salonu bir uğultu kaplamış.
Yargıç, elindeki tahta çekiciyle tak tak tak vurarak salonu susturduktan sonra, her iki tarafın da avukatını yargıç kürsüsünün dibine çağırıp, eğilmelerini söylemiş ve kulaklarına:
- Burayı bakın, demiş; şayet o yaşlı kadına beni de tanıyıp tanımadığını sorarsanız, ikinizi de hem yakar, hem harcarım.
* * *
O yaşlı kadın tanık, Türkiye’de olsaydı da, kendisine bizim siyasal liderleri tanıyıp tanımadığı sorulsaydı, acaba neler söylerdi?
* * *
Celal Vardar’dan bir şiirle bitirelim yazıyı.

Marifet
Suya dokunmazmış
Sabuna dokunmazmış
Pise bak

ozgur_beyin
16-11-2008, 11:50
http://fotograf.gazetevatan.com/fotogaleri/act/4437_311_02102008_15.jpg

buda sevgili arkdaşım aydoe'nin masa arkadaşı

ozgur_beyin
29-11-2008, 20:13
NİŞAN

10-12 yaşlarında amcaoğulları konuşuyor.
"Bu hafta ablam nişanlanıyormuş.. Bu nişan dedikleri ne? Evde sordum, 'Evlenecekler işte' diyorlar ama nişanlanınca ne oluyor, onu anlayabilmiş değilim." "Hıııım... Anlatması zor" diyor yaşça büyük olanı.. "Ama ben sana bir örnekle anlatayım.. Diyelim ki şubatta karneyi aldın, hepsini pekiyi getirdin. Bir bisiklet alıyorlar ve 'Haziranda bütün dersleri pekiyi getir, sınıfı geç, bu bisiklet senin' diyorlar. İşte şubatla haziran arasındaki o süre var ya, bisiklet senin gibi ama binemiyorsun; o süreye nişanlılık deniyor." "Şimdi anladım, bisikletin var, evde duruyor; sen ona bakıyorsun o sana bakıyor; ama binemiyorsun ta ki sınıfı geçene kadar. Peki dokunmaya izin var mı?" "Vallahi onu ben de tam bilemiyorum" diyor büyük kuzen.. "Binmek kesinkes yasak da, galiba ziliyle oynayabiliyorsun!.."

POMPA
iki tiyatrocu arkadaştan biri turneye çıkacaktır.
turneye çıkacak olan arkadşına derki
- biliyorsun benim karım hamile kesin erkek doğuracak . çocuk doğunca beklediğin bisiklet geldi diye telgraf çek ben anlarım
tiyatrocu tuneye gider eşi doğurur ama doğan çocuk kızdır.
arkadaşı telgrafı çeker
- beklediğin bisiklet geldi ama maalesef pompası yok

unbe
29-11-2008, 22:21
arkadaşlar
bu telefon sapığının aleme duyurulması yazısı iyiydi yaw
:):):):)

placebo
30-11-2008, 00:20
http://www.buldun.com/resimler/Komik_Resimler/slides/Komik_Resimler_22.jpg

Dünyaya hükmeden adamın haline bakın..Aklen biraz geri olduğunu zaten biliyorduk ama bu kadarı da olmaz ki ...

ozgur_beyin
30-11-2008, 00:24
sevgili preach bushu anlayamamışsın adamın kalp gözü açık o normal insanlar gibi değil adam öyle görüyor o ****ların efendisi değilmi:)

unbe
30-11-2008, 01:06
vazgeçtim beceremiycem ben bu resim işini

placebo
30-11-2008, 02:06
vazgeçtim beceremiycem ben bu resim işini

Bende Video işini beceremiyorum..Sitenin açıklamalar bölümü olsa da oraya neyin nasıl kullanılacağı tarif edilse ne güzel olur:rolleyes:

prozac
30-11-2008, 04:03
http://img509.imageshack.us/img509/4706/resimrsmjyr7.jpg (http://imageshack.us)

http://img509.imageshack.us/img509/9194/resimrsmsjf7.jpg (http://imageshack.us)

http://img213.imageshack.us/img213/5027/resim3fs3lp4.jpg (http://imageshack.us)

(http://g.imageshack.us/img213/resim3fs3lp4.jpg/1/)

yucemanitu
30-11-2008, 04:15
Aşık Veysel zamanında tüm yurdu dolaşmış ve köy enstütilerinde saz hocalığı yapmış, zaman zaman da eskinin gezgin ozanları gibi köy kahvehanelerinde saz çalıp para kazanmış. Bir gün gittiği bir yerde gece uyumak için bir hana gitmiş kapıyı kilitleyip uyumuş. Sabah uyanmış elini cebine götürüp cüzdanını açmış fakat cüzdan bomboş, yoksa kapıyı mı kilitlemedim diye düşünmüş bakmış kapı kilitli. Kapı kilitli cüzdan cepte fakat para yok. Aşık Veysel de vurmuş sazın teline şunları söylemiş:

Parça parça olsun paramı çalan
Kimi gerçek derdi kimisi yalan
Dünyada görmedim böyle bir pilan
Kapı kitli cüzdan cepte para yok

Bilsem gelmez idim ben bu Tarsus’a
Şu gamlı gönlümü koymazdım yasa
Haber saldım inzibata polise
Kapı kitli cüzdan cepte para yok

Olan oldu Veysel boşuna yanma
Sana kim dedi ki uyu uyanma
Sılaya gitmeyi severim amma
Kapı kitli cüzdan cepte para yok

http://muzik.bibilgi.com/sarki/A%FE%FDk-Veysel/Kap%FD-Kitli-C%FCzdan-Cepte-Para-Yok

ozgur_beyin
30-11-2008, 10:49
Hayyam'dan..
Cennette huriler varmış, kara gözlü;
İçkinin de ordaymış en güzeli.
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:
Bak bir yanda şarap, bir yanda sevgili.

dilini sevdiğim hayyamı ne güzel demiş.allaha inat

sinner
30-11-2008, 14:11
Ariza dergisinde Hasan Kaçan'dan "bir Türk'ü nasil tanirsiniz" baslikli yazi :

* Tek abdestle beş vakit namaz kılmak için iki büklüm kıvranan kişi tabii ki Türk'tür.

* Desenlerini çok begenerek aldigi yeni bir mobilyanin üstünü baska bir örtü örterek kullanan kisi Türk'tür

*Geçirdigi bir trafik kazasindan sonra kanlar içinde çikip, çarpilmis arabasina üzülen kisi Türk'tür.

* Çayı, çay tabağına döküp içen bir Türk değil midir?

* Tüp kaçiriyor mu, kaçirmiyor mu diye kibrit yakip kontrol eden Türk'ten baskasi olabilir mi?

* Yemekte eti biçakla degil, çatalin yaniyla kesmeye çalisan bir kisi görürseniz gözlerinden öpün, o bir Türk'tür.

* Kirmizi isikta durdugunuz için size ancak bir Türk bagirabilir.

* Ancak bir Türk, Cola'yi çalkalayip fiskirtarak asitsiz içmeyi akil edebilir.

* Elektonik hesap makinesini, uzaktan kumandasini naylona sarmis, üzerine de ambalaj lastigi geçirmis birini görürseniz hemen boynuna sarilin. Türk'tür o.

* On yillik bir otomobilin koltuk ambalaj naylonlarini çikarmadan kullanma becerisini ancak Türkler gösterebilir.

* isinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk'ten baskasi olamaz. (serefsizin oglu ne is yapmis be kardesim, helal olsun)

* Ancak bir Türk aracin sinyal lambalari dururken kolunu çikararak "dönüyorum" hareketi yapabilir.

* Ancak bir Türk trafik isiklari kirmizidan yesile döndügünde önündeki herkesi salak sanarak kornaya basabilir.

* Tv'de film seyrederken filmin oyunculariyla muhatap olan (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinema severlerdir.

* Ancak bir Türk kulagini kalem ya da örgü sisiyle karistirabilir.

* Gazete kagidini en iyi sekilde kullanan Türk'tür(Cam silme bezi, külah, mendil, sofra bezi)

* Ancak bir Türk kadini, denize dikkat çekmemek için elbiseleriyle girip, bütün dikkatleri üzerine çekebilir.

* Plastik yogurt kabini saksi yapan elbette ki Türk'tür.

*Arabasinin arkasina yazi yazan bir Türk degil de nedir? (Rahmetli de sollardi,)

* Uçakta bulunan tanidiklarina uçak havalandiktan sonra görmeyecegini bildigi halde el sallayan birini görürseniz hemen boynuna sarilin çünkü o Türk'tür.

Not: Aziz milletimi yazılan her kelimeden tenzih ederim ;) Daha önce verilmiş olabilir. Pazar gününün mayhoşluğunda çayla beraber iyi gideceğini düşünüyorum.

unbe
30-11-2008, 21:37
gene omadı yaw bu resim işi........:(:(:(

yucemanitu
30-11-2008, 21:46
Akıncı www.photobucket.com'a (http://www.photobucket.com'a) üye ol oraya resmi yükle ve link ver istersen bunu dene.

pante
30-11-2008, 22:13
gene omadı yaw bu resim işi.

Resmi önce bilgisayarına kaydediyorsun.
Sonra aşağıdaki linke giriyorsun.

http://www.imageshack.us/

Gözat kısmına tıklayıp bilgisayarına kaydettiğin resmi seçiyorsun.
Sonra "Host it" kısmına tıklıyorsun.
Çıkan url adreslerinden örneğin forum1'i kopyalıyor, forumdaki cevap paneline yapıştırıyorsun. Başarıp başarmadığını da önizlemeye basıp kontrol edebilirsin.

unbe
30-11-2008, 23:50
Sn. Pante
epey karmaşık ama deniycem tşkler....

unbe
30-11-2008, 23:54
arkadaşlar ben artık vazgeçtim resim mesim koymıycam offf sıkıldım uğraşmaktan

yucemanitu
01-12-2008, 00:27
Vazgeçme az gayret bi de benim öneriyi dene ;)

unbe
01-12-2008, 00:29
atlas
yarın deniycem artık hepsini yorgunum yaw bugün!

ozgur_beyin
25-01-2009, 12:05
türk olmak
nazi zulmunden türkiyeye kaçan yahudi bilim adamları türkiyedeki üniversitelerin mesafe almasında ççok yardımcı omuşlardır. türkiye şartlara göre bu prof.lara iyi maaş vermektedir
bu proflardan biri türkiyede gördüğü iyi muameleden çok etkilenir kendi kendine
''madem burda yaşıyorum bari türk olayım''der ve türk vatandaşı olur
ay sonu bankaya gidip maaş alınca şok olur çünkü maaşı kuşa değil ,kuş yavrusuna dönmüştür.ankara o zamanlar küçücük bir şehirdir. parayı alınca hukuku olduğu maarif bakanı hasan aliyücelin kapısına gelir.
hasan ali yücele dert yanar.^
'' bu nasıl iştir ben bu paraylakiramı nasıl ödeyeceğim hizmetçime nasıl maaş ödeyeceğim
yabancı dergileri nasıl lacağım , nasıl araştırma yapacağım?''
bunları dinleyen hasana li yücel prof:a cevap verir.
AZİZİM TÜRKİYEDE TÜRK OLMAK ZORDUR.

yucemanitu
25-01-2009, 21:24
bu alemi goren sensin
yok gozunde perde senin
haksiza yol veren sensin
yok mu sucun burda senin

kainati sen yarattin
herseyi yoktan var ettin
beni ciplak disar'attin
comertligin nerde senin

evli misin ergen misin
esin yoktur bir sen misin
carki sema nur sen misin
bu balkiyan nur da senin

kilisede despot kesis
isa allahin oglu demis
meryam ana neyin imis
bu isin var bir de senin.

kimden korktun da gizlendin
cok aradin, cok izlendin.
goster yuzunu cok nazlandin
yuzun mahrem ferde senin

binbir ismin bir cismin var
oglun, kizin ne hismin var
her bir irenkte resmin var
nerde baksam orda senin

turlu turlu dillerin var
ne acaip hallerin var
ne karanlik yollarin var
sirat koprun nerde senin

ademi surdun bakmadin
cennette de birakmadin
seytani nicin yakmadin
cehennemin var da senin

veysel neden aklin ermez
uzun kisa dilin durmaz
eller tutmaz gozler gormez
bu acaip sir da senin.

Aşık Veysel

http://74.125.77.132/search?q=cache:XX4yK2xneiYJ:www.3harf.com/bu%2Balemi%2Bgoren%2Bsensin+Beni+%C3%A7%C4%B1plak+ d%C4%B1%C5%9Far%27att%C4%B1n&hl=tr&ct=clnk&cd=3&gl=tr

re-al
26-01-2009, 11:00
> http://www.9sn.net/resim/kömür.jpg
inkilizcene kurban olayım

http://img405.imageshack.us/img405/8454/karikatur3fullak2.jpg :D

ozgur_beyin
07-02-2009, 23:40
BÖLME
Randevu evindeki işler tıkırında gidip güzel para kazanınca Madam büyük odalardan birini tam ortadan böldürüp yeni bir oda daha kazanmış. Ancak inşaat bittiği halde ustaya parasını ödememiş.
"Bana bak.." demiş usta, "Ya paramı verirsin ya da şimdi aradaki bölmeyi parçalarım..!"
Madam, ustaya ödeme yapmak yerine kızlardan birisi ile yatabileceğini söyleyip "Seç birini.." demiş.. "Haydi seç..!"
"O zaman seni istiyorum..!" diye cevap vermiş usta..
"Ben?.. Yaşlı kadın?.. Şu harika çıtırlar varken.. Hadi onlardan birini beğen.."
"Seni istiyorum.." diye ısrar etmiş usta.. Birlikte yukarıçıkmışlar, usta Madam'ı yüzükoyun yatağa yatırmış ve iki parmağını en nazik iki yerin üzerine biraz sertçe yerleştirmiş,
"N.. Ne yapıyorsun?.." demiş Madam telaşla..
"Seni daha evvel uyarmıştım.." demiş usta, "Paramı ver yoksa yemin ediyorum bölmeyi parçalarım..!
SENİN KULLANMADIĞIN.
Aniden eve dönen kadın, kocasını yatakta genç ve güzel bir kadınla yakalayınca dehşete düşer. Kıyameti koparmaya başlarken kocası durdurur.
"Dinle hayatım. Her şeyin açıklaması var.. Eve dönerken bu zavallı kızı gördüm. Yolun kenarında bitkin oturuyordu. Açtı. Yorgundu.. Üşümüştü. Arabama aldım eve getirdim ve senin aylardır buzlukta unuttuğun rostoyu pişirdim.
Kızın ayakkabıları delinmişti. Modası geçti diye artık giymediğin ayakkabılarından bir çift verdim. Üşümüştü o yüzden, sana doğum gününde aldığım fakat rengini beğenmediğin için hiç giymediğin süveteri ona verdim.
Kızın pantolonu parça parça olmuştu, artık senin kalçalarının sığmadığı bir pantolonunu da verdim."
"İyi" der karısı.. "Bunların bu rezillikle alakası ne?.."
"Tam kapıdan uğurluyordum ki, kız bana dedi ki" diye cevaplar adam.. "Karınızın kullanmaz olduğu başka bir şey daha var mı bu evde.."

TANRI KAYBOLMUŞ
iki afacan kardeşin hikayesi...
Yaşadıkları bölgede kırık cam, kuyruğuna teneke bağlanmış kedi, inik araba
lastiği, kapıdan çalınan sütler gibi pekçok hadisenin faili olarak bu iki
afacan kardeş gösterilmekteydi... Kasaba halkı artık
"illallah" demişlerdi afacan kardeşlerden, haklıydılar.... Ailesinin bile
zaptetmekte zorlandığı bu afacanları yola getirmek için kilise fikri
ortaya atıldı... Bunları
Ancak asabiyetiyle nam salmış rahip dizginleyebilirdi... Ailesi iki afacan
kardeşi
kiliseye rahibin yanına götürdü... Once büyük kardeş rahiple başbaşa
kaldı... Rahip karşısındaki çocuğu ürkütmek istemeyen bir tavırla
sordu: -"Söyle yavrum, tanrımız nerde?" Küçük afacan başını öne eğerek
sustu... Rahip sakinliğini koruyarak: -"Söylesene evladım tanrımız nerde?"
-"???" -"Evladım sana soruyorum tanrımız nerde?" -"???" Asabi rahipin
sinirleri bozulmaya başlamıştı: -"Söylesene yav tanrımız nerde?" -"???"
-"Seni aşağılık afacan benim sorularıma cevap ver tanrımız
neeerdeeeee!!!!!!!" Rahibin sinirden kıpkırmızı olduğunu gören
afacan çocuk hızla kiliseden kaçtı.. Kapıda sırasını bekleyen kardeşinin
elinden tutarak evlerine doğru koşmaya başladı... Iki afacan odalarına
girip
kapılarını kapattığında küçük kardeş ağabeyine: -"Biz kimden ve neden
kaçıyoruz?" diye sordu. Soluk
soluğa kalan büyük kardeş ise: -"Bu sefer başımız gerçekten dertte...Tanrı
kaybolmuş,bizden biliyorlar......."

prozac
08-02-2009, 11:10
http://www.9sn.net/resim/hristiyanlik.jpg (http://www.9sn.net/karikaturler.asp?r=5&resim=23020&katagori=Karikatur)

http://www.9sn.net/resim/shaolin-rahipleri.jpg (http://www.9sn.net/karikaturler.asp?r=5&resim=23022&katagori=Karikatur)

http://www.9sn.net/resim/dua.jpg (http://www.9sn.net/karikaturler.asp?r=5&resim=23016&katagori=Karikatur)

Adam ölür ve öbür dünyada sorgusu
başlar :

- Hiç içki içtin mi?

- Aman efendim ...

- Kumar oynadın mı ?

- Aman efendim ...

- Kadınlarla aran nasıldı ?

- Aman efendim, ben kim çapkinlik kim ?

Melek dönüp bağırır:

- Oradan bir çift kanat getirin!

Adam çok sevinir :

- Melek oluyorum, değil mi efendim ? der.

Cevap gecikmez:

- Hayır, kaz oluyorsun!

-------------------
sadaka..
Adamın birini melekler hiç iyiliği yok diye tam cehenneme götürecekken; adam bağırmış: "Yahu ben bir keresinde bir dilenciye 10 kuruş para vermiştim! Beni cennete alın!.." Gerçekten de defterlere bakmışlar, adam haklı. "Bu adamın hakkı cennet mi cehennem mi? Bir de başmeleğe soralım." demişler. Baş melek melekleri dinlemiş ve “Verin adamın 10 kuruşunu, atın cehenneme

pervane
14-02-2009, 23:24
http://img26.imageshack.us/img26/6717/tekzipjj1.jpg (http://imageshack.us)

unbe
15-02-2009, 13:30
ismail gülgeç ünlü baş komiser nevzatı çiziyordu eskiden.Ahmet ümitin hikayesini yazmış olduğu.ama kendisi artık çok yaşlı olduğundan çizmeyi bırakma aşamasında.çizgiromanla yakinen alakadar biri olarak üzülüyorum......

unbe
15-02-2009, 13:35
http://img5.imageshack.us/img5/4709/anasayfakapakwn1.th.jpg (http://img5.imageshack.us/my.php?image=anasayfakapakwn1.jpg)

bu da bizim dergimiz arkadaşlar destek bekliyoruz......

ozgur_beyin
15-02-2009, 20:16
http://bl129w.blu129.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=13&messageId=d7907adc-c4ce-4da4-a334-48f83be989f3

ozgur_beyin
15-02-2009, 20:21
bi kadın varmış 4 tane koca eskitmiş ama hala 20 lik genc kız gibi duruyormuş

ve sormuşlar kadına bunun sırrı nedir diye

birinci kocam doktordu demiş önce ..erdi sonra dikerdi demiş

peki 2.kocan demişler?

ikinci kocam avukattı demiş işini diliyle yapardı

üçüncü kocan demişler?

üçüncü kocam chpliydi demiş iktidarsızdı

dördüncü kocan nasıldı demişler?

dörcüncü kocam AKPliydi demiş halkı ..mekten bana sıra gelmiyordu

ozgur_beyin
15-02-2009, 22:27
ALZHEİMER GÖZ TESTİ




ALZHEİMER GÖZ TESTİ

AŞAĞIDAKİ METİNDEKİ BÜTÜN ' F ' HARFLERİNİ SAYINIZ...

FINISHED FILES ARE THE RE
SULT OF YEARS OF SCIENTI
FIC STUDY COMBINED WITH
THE EXPERIENCE OF YEARS...

(ŞİMDİ AŞAĞIYA BAKINIZ)

KAÇ TANE ' F ' SAYDINIZ?

............ ....3'MÜ?

HAYIR HATALI... METİNDE 6 TANE ' F ' VAR...

BU ŞAKA veya OYUN DEĞİL.

LÜTFEN YENİDEN OKUYUN!

BU OLAYIN ALTINDA YATAN GERÇEK AŞAĞIDADIR:

BEYNİMİZ 'OF' SÖZCÜĞÜNÜ SÜZEMEZ.

İSTER İNANIN İSTER İNANMAYIN.

GERİ DÖNÜP TEKRAR BAKIN!

İLK SEFERDE 6 ' F ' BULANLAR ÜSTÜN DİKKAT DÜZEYİE SAHİP KİŞİLERDİR (veya daha Önce bu testi GÖRMÜŞLERDİR!)

5 TANE ' F ' BULANLAR DİKKAT DÜZEYLERİ OLDUKÇA YÜKSEK 6 ' F ' BULANLARA ÇOK YAKIN KIMSELERDİR.

4 TANE ' F ' BULANLAR NADİR KİŞİLERDE GÖRÜLEN BİR DURUMDUR DİKKAT VE KONSANTRASYONU YÜKSEK NADİR KİŞİLERDİR.

3 TANE ' F ' BULANLAR SIRADAN NORMAL DİKKAT DÜZEYİNE SAHİP KİMSELERDİR.

3 TANEDEN AZ ' F ' BULANLAR İÇİN TESTİ DÜZENLEYENLERİ N SÖYLEYECEK BIR ŞEYİ YOK!... ZATEN ŞU ANDA NASIL BİLGİSAYAR KULLANDIKLARINA ŞAŞMAK LAZIM!

BU TESTİ LÜTFEN ARKADAŞLARINIZA GÖNDERİN veya TAVSİYE EDİN TEST SONUÇLARI ONLARI ÇILDIRTABİLİR.
AMA BİRKAÇ DAKİKA BEYINLERİNİ MEŞGUL EDER...
BU DA DAHA DİKKATLİ OLMALARI İÇİN YETER.

karadenizli
15-02-2009, 23:59
özgür beyin

ben 1. değilde 2. of u gördüm ama bu olayıda biliyodum

ofluları severiz bilirsin

evrensel-insan
16-02-2009, 00:22
Saygideger ozgur_beyin;

Bende, ilk bakista 4 tane gordum. Sonrada; 6 li buldum. :p

Saygilarimla;
evrensel-insan

prozac
21-02-2009, 21:46
http://img403.imageshack.us/img403/8548/hocasayesinde.jpg (http://imageshack.us)



Adamın işi varmış, Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa binerken
kulağında bir ses :
-Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış :
-Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşa'ya, bilet almış, tam trene binecek,
aynı ses kulağında -Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve,
sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş :
-Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allahına şükretmiş, koşup otobüse bilet almış,
tam binerken yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış :
-Ulen evlenirken neredeydin!

ozgur_beyin
21-02-2009, 22:18
YATAK VE DON

Parisli Salamonun işleri tersine tersine gidiyormuş . Amerikadaki
arkadaşı Mison a mektup yazıp akıl danışmış . Elinde ne var ne yoksa sat
Amerikaya gel demiş Mison . Salamon neyi varsa satmış ..
Tek oda bir dükkanı varmış , Her ihtimale karşı bu kalsın demiş.
Karısı Rebeccayı Şimdilik diye Pariste bırakıp , Amerikanın yolunu tutmuş ..
Aylar geçmiş Salamondan karısına , nihayet bir
mektup gelmiş . Kuzum Rebecca , Çoktandır yazamadım kusura bakma .. Benim
burda işler çok iyi. Epeyce bir müddet elimdeki parayla ihale kovaladım ,
Sonunda , Kore savaşından kalma eski don ihalesine
girdim . Tanesini bir dolardan alıp , kısalttırdım , 2 dolara malettim ve
tanesini 10 dolardan sattım . Buradan kazandığım parayla , bu defa Vietnam
savaşından kalan eski yatak ihalesine girdim . Eski
yatakların tanesini 5 dolardan aldım , üzerine yeni yüz kaplattım , 10
dolara malettim tanesini 100 dolardan sattım. Kuzum Rebecca, durum şimdi
çok iyi , dükkani sat acele yanıma gel .
Rebecca cevap yazmış ... Kuzum Salomon , Sen orada , binlerce yatak ve onbinlerce
donla çok para kazandığını yazıyorsun. Ben burada bir tek yatakla ve de donsuz
olarak senden çok kazanıyorum

ozgur_beyin
21-02-2009, 23:01
http://foto.gazetevatan.com/newpics/news/210220090242147722903.jpg


ankara büyük şehir belediyesinin dağıttığı sabah gazeteside tam mizahi bir durumu arz ediyor
bedava makarnadan bulgurdan sonra kültürüde sadaka olarak dağıtmaya başladılar
tayyib'in damadının gazetesine .

unbe
23-02-2009, 10:27
bide utanmadan biz kimsenin gazetesi değiliz diye reklam yayınlıyorlar.....

prozac
23-02-2009, 19:37
Birde kömür dağıtımı vardı değilmi ?

Gönderenden Allah razı olsun diyordu yurdum insanı..Vatandaşı 2 torba kömüre muhtaç hale getir sonrada hayır dualarını al..Bu ne yaman çelişki böyle..

ozgur_beyin
26-02-2009, 23:13
maille gelen cem yılmaz istiklal marşını sizinle paylaşmak istedim























İSTİKBAL MARŞI


Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!


Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemeh al!


Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!


Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
'Avrupa Birliği' denen tekdişi kalmış canavar!


Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!


Yaktığın yerleri 'orman' diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!


Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizlettin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum eder ken veda!


Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!


O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraşım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,


Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır 'garip yaşamış vatandaş'ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!


Cem YILMAZ

unbe
27-02-2009, 13:45
tam hükümeti anlatıyor....

evrensel-insan
27-02-2009, 19:07
Saygideger ozgur_beyin;

"Istiklal Marsi" nin icerigi ve mantigi; hem milli, hemde dini ve cok belirgin. Bence, biz; bu marsi, yeni mars olmasi icin, onerelim. En azindan, sabah aksam orda, burda soylenirken, belki dusunceyi durter de, dusundurur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ozgur_beyin
27-02-2009, 20:56
Saygideger ozgur_beyin;

"Istiklal Marsi" nin icerigi ve mantigi; hem milli, hemde dini ve cok belirgin. Bence, biz; bu marsi, yeni mars olmasi icin, onerelim. En azindan, sabah aksam orda, burda soylenirken, belki dusunceyi durter de, dusundurur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sevgili evrensel, yarın meclise gittiğimde:D ilk işim söylediğini önermek olacak:D

evrensel-insan
27-02-2009, 22:20
Saygideger ozgur_beyin;

Aman dikkat et de, basina bir hal gelmesin. Malum orasi Turkiye ve orasi da, meclisi. Her an, her yerde, hersey olabilir. Benim yuzunden, basina bir hal gelsin istemem. :rolleyes:

Saygilarimla;
evrensel-insan

ozgur_beyin
28-02-2009, 23:49
İNTERNET DENEN ALIŞKANLIK
Fırtına apansız bastırınca, koca gemi bir anda denizin dibini boyladı.
Adam, ıssız bir adanın sahilinde gözlerini açtı.
Ne gelen vardı ne giden...
Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdi...
İstersen muz ve Hindistan cevizi, istemezsen muz ve hindistancevizi...
Hayatı boyunca evi dışında beş yıldızlı otellerden başka yere adımını atmadığından, bir zaman ne yapacağını bilemedi...
Sonra dört ay boyunca muz yeyip, hindistan cevizi suyu içti.
Geçmişte kalan o güzel günleri düşünerek gözlerini denize dikip, kendisini kurtaracak gemiyi beklemeye koyuldu...
Bir gün sahilde uzanmış yatarken, gözünün ucunda bir hareket hissetti.
O da ne ?
Bir sandal ve kürekte o güne kadar gördüğü en müthiş Kadın, son sürat geliyor...
İnanamadı... 'Nereden geliyorsun ?' diye haykırdı ve ekledi 'Buraya nasıl geldin?'
'Adanın öteki tarafından...' dedi kadın, 'Gemi batınca oraya çıktım.'
'Ne şans! Bizim gemiden benden başka kimsenin kurtulduğunu sanmıyordum. Kaç kişisiniz ?'
'Başka kimse yok, sadece benim. Sandal da gemiden değil. Gemiden çöp yok...
'Adamın aklı karıştı... 'O halde sandalı nereden buldun?'
'Basit' dedi kadın. 'Adada bulduğum malzemeyle yaptım...Kürekler sakız ağacı...tabanı palmiye dallarından ördüm, yanlar okaliptüs...'
'Ama, ama bu imkansız, aletlerin yok nasıl becerdin ?' diye sordu adam.
'Pek de mesele olmadı. Öteki tarafta sıra bir alüvyon kaya oluşumu var. Fırında belli dereceye ısıtılınca işlenebilir yumuşaklıkta demir elde ediliyor. Alet yapmak için kolayca kullandım...
Boşveer bunları. hadi göster, sen nerede yaşıyorsun ?'
Bön bir ifadeyle orada, sahilde yaşadığını itiraf etti adam...
'Öyleyse bana gel benim yerime gidelim..' diyerek kadın küreklere asıldı.
Bir kaç dakika sonra küçücük bir iskeleye yanaştılar...
Adam sahile göz atınca az daha sandaldan düşüyordu.
Mavi beyaz boyalı kulübeyle, iskele arasına taş döşeli yürüme yolu bile yapılmıştı!
Eve girerlerken kadın omuzlarını silkti, 'Pek rahat sayılmaz ama ben yine de ev diyorum işte...Otur lütfen, bir şey içer misin ?'
'Hayır, hayır teşekkürler...' dedi adam.
Şaşkınlığını hala üzerinden atamamıştı.'Daha fazla Hindistan cevizi suyu içemeyeceğim
artık... Tahammülüm kalmadı...'
'Hindistan cevizi suyu değil ki... İmbiğim var, Votka yapabiliyorum”
Adam hayretini gizlemeye çalışarak ikramı kabul etti. Kanepeye oturarak sohbete daldılar.
İkisi de birbirlerinin hayat hikayesini dinledikten sonra kadın, 'üzerime rahat bir şey giyeceğim' diyerek ayağa kalktı..
'Duş yapıp tras olmak ister misin ? Üst kattaki banyo dolabında jilet var.'
Adam artık olanları düşünüp hayret etmekten tamamen vazgeçmişti...
Banyoya girdi, dolapta kemik bir sapın içine sıkıştırılmış oynak mekanizmalı iki deniz kabuğundan yapılma ustura onu bekliyordu...
Döndüğünde kadın onu gül kokuları içinde,stratejik bölgeleri üzüm yapraklarıyla örtülü olarak karşıladı...
Adamın yanına oturmasını istedi. Sonra yavaşça sokularak fısıldadı...
'Söyle bana yakışıklı, ikimiz de uzun zamandır bu adadayız... Çok yalnız olmalısın, eminim şu anda yapmak için kıvrandığın bir şey var... Hani burada tek başına geçirdiğin aylar boyunca en çok yapmak istediğin...Anlıyorsun değil mi ? Ne istersen yapabilirsin....”
Gözlerinin içine bakıyordu...
Adam duyduklarına inanamadı...
'Yani...' dedi... 'Burada internet de mi var? e-mailimi kontrol edebilir miyimmm?'


KARISINA BAĞLI ADAMIN ÖDÜLÜ

Akşamdan kalma adam, büyük bir baş ağrısı ile sabah uyanmış.
Zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak, şöyle bir etrafına bakınmış. Komodinin üstünde bir bardak su ve iki aspirin duruyor.
Yatağın ayak ucundaki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş..
Aspirinleri içerken, komodindeki not dikkatini çekmiş;
'Sevgilim, günaydın. Kahvaltın mutfakta, ben alışverişe çıkıyorum, erken dönerim.
Seni seviyorum'.
Kalkıp, giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş.
Bakmış oğlu oturmuş, kahvaltı ediyor.
Masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor.
Oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş;
Evlat, dün gece ne oldu, biliyor musun?
Evet, dün gece saat 3'ü geçiyordu, sarhoş olarak eve geldin, önce koridordaki sandalyeyi devirdin, arkasından kustun, daha sonra da odanın kapısına kafanı çarptın, bir gözün morardı.
Adam, şaşırmış vaziyette sordu 'Anlayamadım. O zaman niye her şey temiz, kahvaltı hazır ve gazetem alınmış?'
Çocuk cevap verdi 'Onu mu soruyorsun? Annem seni sürükleyerek yatak odasına götürüp, pantolonunu çıkarmaya uğraşırken 'Bayan, beni yalnız bırakın, ben evli bir adamım ve karımı da çok severim' dedin de

ozgur_beyin
01-03-2009, 00:50
Küçük hırsız El feneri, Büyük
hırsız Deniz feneri kullanır.

Ancak Her ikisinin de çalışması
için Ampul gerekir!

ozgur_beyin
01-03-2009, 01:14
http://bl129w.blu129.mail.live.com/att/GetAttachment.aspx?tnail=2&messageId=c4d5df08-1b7e-43ab-

pervane
07-03-2009, 21:14
Suudi Arabistan'da açılan ilk iç çamaşırı dükkanı.:(


http://img27.imageshack.us/img27/6951/sudi1c.jpg (http://img27.imageshack.us/my.php?image=sudi1c.jpg)

prozac
07-03-2009, 22:57
Ciğercinin önünde ki kedilere benziyor..

Camekana yapışan biraz fazla acıkmış :cool:

evrensel-insan
07-03-2009, 23:01
Saygideger arkadaslar;

Saudi Arabistan'da bir de sex shop acilsa; acaba neler olur?

Saygilarimla;
evrensel-insan

ozgur_beyin
07-03-2009, 23:35
sevili pervane resim mijansene benziyor

pervane
07-03-2009, 23:54
Sevgili şeyhim, dükkanın Arabistanda olduğuna ben de inanmadım ama kişilerin dükkan önünde başka resimleri de var. Aynı kişiler daha ne karelerde resmedilmiş ibretlik. cansız mankenlerin resmini çeken mi dersiniz, daha iyi görebilmek için didişenler mi! yani kişiler gerçek:(

Neyse asıl biz Ülkemize gelelim video eklemeyi hamdolsun öğrenemedim:( link asayaım asıll bunlar ibretlik. " Hocam oy verdiğimiz partinin haramlarından biz de sorumlumuyuz?":)İzleyip öğrenelim!

http://www.analizmerkezi.com/haberdetay.asp?ID=576

ozgur_beyin
08-03-2009, 12:41
Doktor, hastabakıcı olan Temel'i çağırdı..
'Yarın ava gidiyorum, ama muayenehane kapansın istemiyorum. Sen hastalarla ilgilen. Ben arada arar, kontrol ederim' dedi..
'Merak etmeyin doktor' dedi, Temel.
Doktor ertesi gün akşama doğru telefon etti..
'Ne var ne yok?..'
'Üç hasta geldi bugün.. İlkinin başı ağrıyordu, ASPİRİN içirdim.'
'Harika Temel' dedi, doktor..
'İkincisinin midesi yanıyordu.. TALSİT verdim..'
'Bravo.. Bravo Temel.. Harikasın!.. Ya üçüncü?..'
'Doktor, masada oturuyordum. Kapı çarparak açıldı, içeri fırtına gibi bir kadın girdi..Alev alev yanıyor gibiydi.
Hızla soyundu muayene masasının üzerine yattı ve bağırdı: 'Bana yardım et. Beş yıldır erkek yüzü
görmedim..'
'Eee.. Sen ne yaptın, Temel?..'
'Gözüne VİSİNE damlattım doktor!..

ozgur_beyin
08-03-2009, 13:05
GEÇMİŞTEN BİR CİNAYET VAKASI

(BAŞKA ALTERNATİFİ YOK DİYEN UNUTKANLARA!!!)
Ünlü zatın oğlu kırmızı ışıkta
durmadan geçiyor, peşine takılan ekipten kurtulmak için hızlanırken

ilerde ünlü bir sanatçıya çarpıyor...


Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan sanatçı 6 gün sonra
ölüyor. Karakola götürülen delikanlıya polislerin ehliyet
sormaması sanatçının eşinin dikkatini çekiyor.
Polislere hatırlattığında:
Siz uka lalık etmeyin
biz ne yapacağımızı biliriz,
gibi bir cevap alıyor.


Kazadan sonra belediye arazözleri kazanın
olduğu mahalle gelip caddeyi baştan aşağı
yıkıyor ve 35 metrelik fren izini tamamen siliyorlar.
Delikanlıya kazadan sonra,
üç ay önce veril miş gibi ehliyet düzenleniyor.
Sanatçının kocası hakime
çocuğun ehliyeti olmadığını,
düzmece ehliyet verildiğini söylediğinde adam
'ne siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz?',
diye azar işitiyor...
Olayı gören tanıkların hepsi tehdit edilip korkutuluyor.
Sanatçının kocası aile meclisini topluyor.
Bakıyorlar ki polis, adalet, belediye
hep birlikte olmuş üzerlerine geliyor.
Mecburen olayın peşini bırakıyorlar.
Sonuçta mahkeme trafik canavarı
genci 3 ay hapse mahkum ediyor...
O da 1998' in fiyatıyla
540 BİN Lira cezaya çevriliyor.
Sen sağ, ben selamet;
güzide sanatçı
Sevim Tanürek
gitti gider.
Bu olayı Sevim Tanürek'i n esi,
Emin Çölaşan'a yukarıdaki

satırlarla anlatmış Sözü geçen katil delikanlı
İstanbul' un o zamanki
belediye başkanı

Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu...

(Hani şu gemiciği olan)

ve son olarak: başbakan recep tayyip erdoğan'ın, ses
sanatçısı sevim tanürek'e otomobiliyle çarparak ölümüne neden olan oğlu
ahmet burak erdoğan için 'tamamen kusursuz' raporu vererek
beraatini sağlayan adli tıp trafik ihtisas dairesi başkanı
eyüp çakmak, türkiye denizcilik işletmeleri' ne
genel müdür yardımcısı olarak atandı.( 21.10.2004 )


Böyle bir baba tabii ki en az 3 çocuk ister. Yavrularını her türlü kaza, bela ve hatadan koruyabiliyor.
Peki vatandaş çocuklarını onlardan ve onlar gibi .....lerden nasıl koruyacak

ASKERLİKTENDE KAÇTI .Rize Güneysu Askerlik şubesine kayıtlı Ahmet Burak ERDOĞAN, 2000 yılında
KASIMPAŞA DENİZ HASTANESİNDEN verilen rapor ile ÇÜRÜĞE ayrılıyor.
Rapora göre,
Ahmet BURAK ERDOĞAN'ın hastalığı TESTİS KANSERİ!...
Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri TEDAVİ EDİLEBİLİR bir rahatsızlık. Burası çok önemli, çünkü
ÇÜRÜK RAPORU , asker adayı açısından ancak iş görme gücünün %60'ını yitirmesi durumunda veriliyor.
Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Bu bilgilere ulaşan ve haftalık yayın yapan ULUSAL bir dergi, farklı kaynaklardanda bu bilgilerin do ğru olduğunu
teyit ettikten sonra, yetinmeyip 2 Mayıs 2007 tarihinde Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'A yolladığı yazılı soruya
herhangi bir cevap alamıyor. Daha sonra Başbakanlık Basın Müşaviri Sayın Akif BEKİ'ye telefon ile bu konu hakkında
bilgi istenildiğinde 'kişisel hayatı' ilgilendirdiği gerekçesi ile cevap verilemeyeceği söyleniyor...

Daha sonra askere testis kanseri olduğu için gitmeyen ve ÇÜRÜK RAPORU alan Ahmet Burak ERDOĞAN ne gariptir ki
bir yıl sonra 23.02.2001 tarihinde gönül rahatlığı ile evlenebiliyor...

Yani 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesinde Sedyeye YAN GELİP YATARAK, babalar gibi ÇÜRÜK RAPORUNU almış.
Oysa hepimizde biliriz ki Türk Milleti askere gitmeyeni yarım adamdan sayar, çürük rapora ihtiyacı olan bile onuruna yedirip de
bu raporu almak istemez, sakat ise sakatlığını saklar.

Fakat gelin görün ki o yıllarda babası İstanbul Büyükşehir, Belediye başkanı olan Ahmet Burak ERDOĞAN yaşıtlarından farklı
düşünmüş!...
Şu meşhur, her bir isi 4-5 milyon dolar eden gemi sahibi Ahmet BURAK bundan 9 yıl öncede 1998 tarihinde İstanbul Şişlide de
bir çoğumuzun hatırlayacağı şarkıcı Sevim TANÜREK adlı bir bayana spor otomobili ile çarpmış ve onun ölümüne sebebiyet vermişti.
Bunun üzerine iki yıl sonra ÇÜRÜK RAPORU alacak Ahmet Burak o günlerde İngiltere de dil öğrenimi için yurtdışına gitmişti...

Acaba
Ahmet BURAK askere gitseydi ŞIRNAK da mayına basarak şehit olduğunda Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN şehitlere yakıştırdığı
'KELLE' tabirini oğlu içinde kullanabilirmiydi?!...

Yada
style='FONT-WEIGHT: bold'>Sayın Emine ERDOĞAN her şehit anası gibi, 'VATAN SAĞOLSUN'
diyebilirmiydi?!...

Bunların ne diyeceğini elbette ki bilemeyiz!...
Fakat bildiğimiz bir şey var ki, Sayın BAŞBAKAN çok
haklı.

'...Asker değil, fakat birileri ve özellikle de büyük oğlu Ahmet YAN GELİP YATMIŞ!...





Şimdi bu çürük çocuğun trilyonluk gemiciği var,ve evli.......



DURMAK YOK YOLA DEVAM (!)

ozgur_beyin
15-03-2009, 17:22
genellikle dini konuşmalarda çok kulllanılan bir tabirle başlamak lzım diye düşündüm
ehemmiyetine binaen bilim teknikte çok zaman önce okuduğum ve o zaman bayağı kafa
yorduğumu hatırladığım bir bilmece soracağım bende
benden çok zeki olanların çok olduğunu varsayarak benden daha çabuk çözeceğinizi bildiğim bilmeceyi soruyorum.


bir sümüklü böcek 30 metrelik bir susuz kuyuya düşer günde üç metre tırmanır fakat gece iki metre aşağı kayar.
bu sümüklü böcek kaç gün sonra kuyunun ağzına varır.(otuz gün değil.aynı uyarı dergidede vardı)

prozac
05-04-2009, 16:09
Bir Amerikalı, bir Rus, ile Temel otelde kalırken gece yarısında yangin çıkar. Panik içinde yukarı katlara koşarlar, ama kurtuluş yok. Çaresizlik içinde Amerikalı, odada duran bir şemsiye bulur, "Başka şansım yok" diyerek şemsiyeyi açıp atlar.
Şemsiye sağlam çıkar. Onu paraşüt gibi kullanan Amerikalı sağ salim yere varır. Bunu gören Rus, yandaki odada başka bir şemsiyeyi bulup paraşüt gibi kullanır, o da kurtulur. Ikisi de yukarıya bakarak merak içinde Temel'i beklerken hızla düşen bir
cisim birden bire yere çarpar. Gidip bakarlar:
Temelmiş, hayatta ama kan revan içinde ve her tarafı kırık.
Amerikalı "Ne oldu?" diye sorunca Temel, "Şemsiyeyi bulamadım.
Ama dolapta yağmurluk vardı"

ozgur_beyin
15-04-2009, 00:51
Sarhoşun biri ust baş dagğınık bir halde karakola gelir, araba
anahtarını göstererek komisere sşöyle der: 'Komiserim su elimde gördüğünüz
anahtar var ya, onunüstünde az once benim arabam vardi, şimdi yok.
Arabami calmişlar.'..
Komiser sarhoşa soyle bir bakar,
'Sen once kendine bir ceki duzen ver bakiyim su haline bak...
Devletin komiseri onunde boyle fermuari acik, seyin dişarida durmaya
utanmiyor musun?'
Sarhoş pantolonunun onune bakar ve soyle der:

'Ahaa, kariyi da calmislaaaaar...

mockba
15-04-2009, 05:39
Bilim Adamlari

Bilim adamlari tanrinin huzuruna cikmis

- "artik insan bile yapabiliyoruz sana ihtiyac kalmadi" demisler

tanri gulumsemis anlayisla

- "yapin da goreyim" demis

bu sozu duyan bir bilim adami almis bir avuc toprak tanri ikaz etmis

- "kendi topraginizdan,kendi topraginizdan"
:D

mockba
15-04-2009, 05:47
Bilimadamlari deney yapmaya karar vermisler

4 adet toprak solucanini dört ayri şişeye koymuslar. 1.sinin içerisine alkol , 2.sinin icine nikotin , 3.sune sperm , 4.suneyse ot koymuslar. Bir sure sonra içerisinde alkol sperm ve nikotin olan siselerin icersindeki solucanlar sirayla olmeye baslamislar. 4. sisedeki solucan ise tum canliligla sisenin icersinde durmaktaymis.

Test sonucu ; alkol , sigara ve seks icinde yasarsaniz erkenden olursunuz. Ya da ot gibi yasayarak uzun bir yasam surersiniz.

parmis
18-04-2009, 02:37
Vantilatör

Erbakan ölmüş ve cennete gitmiş.. Meleklerin
karşısında, cennet kapısında dururken arkasında
saatlerle dolu çok büyük bir kapı görmüş ve sormuş:
'Bu saatler ne böyle?' Melekler cevap vermiş:
'Bunlar yalan saatleri. Dünyadaki herkesin bir yalan
saati vardır. Her yalan söyleyişinde saatteki ibre
hareket eder.' Erbakan: 'Ooo, peki bu kimin
saati?' Melekler cevap vermiş: "" 'Bu
ATATÜRK'ün saati... İbre hiçbir zaman oynamadı,
yani hiç yalan söylememiş.' """
'İnanılmaz' demiş Erbakan... 'Peki bu kimin
saati?' Melekler cevap vermiş: 'Bu İsmet
İnönü'nün saati. İbre iki kez hareket etti, yani
İnönü tüm yaşamında sadece iki kez yalan
söyledi...' Erbakan dayanamamış ve sormuş: 'Peki
Tayyibin saati nerede?' Melekler cevaplamış:
'Tayyibin saati AZRAİL'in ofisinde, AZRAİL onu
"vantilatör" olarak kullanıyor.'

parmis güneşin_kızı

parmis
18-04-2009, 02:56
AŞK ELBİSESİ
Fadime kızını evermiş, düğünden sonra bir hafta geçmiş ses yok "Ula ha punlarin sesi soluğu çıkmiy, pen pugün bi dolanacağum" demiş; yeni evlilerin kapısını çalmış...
Kızı kapıyı açmış ki ne görsün kadın, kızı çırılçıplak:
- "Uyyyy ha pu nedur uşağum? Ayuptur da! ". Kızı:
- "Aaaa ne kadar geri kafalısin anne, bu aşk elbisesidur daa."..
Kadın "töbe töbe" diye içeri seğirtecek olmuş bakmış içeriden damat da geliyor:
-"Ooo anne hoş geldin?" Kadın yüzünü gözünü nereye kaçıracağını bilememiş, çünkü damat da anadan üryan..
- "Pu ne rezulluk" diyecek olmuş, Damat hemen:
- "Aaaa ne kadar geri kafalisin anne bu aşk elbisesi" demiş.
Çaresiz bir koşuda soluğu evinde alan Fadime'yi almış bir düşünce. Acaba demiş, gerçekten ben geri kafalı mıyım? Sonra yatmış aklına. Üstünde başında ne varsa soyunup dökünmüş. Başlamış evde çıplak dolaşmaya. Akşam üstü kapı çalınmış. Fadime, bakmış ki camdan Temel gelmiş. Hemen saçını başını düzeltmiş, açmış kapıyı.
Fadime'yi bu halde gören Temel'in gözleri yerinden fırlamış:
- "Ula nedur bu, gafayi mi yedun da?"
- "Hih demiş Fadime Temele, 'ne gadar geri gafalusun, ha bu aşk elbisesidur da" .Temel şaşkın cevaplamış:
- "Ula kari ütüleseydun bari"



parmis Güneşin_kızı

ozgur_beyin
17-05-2009, 02:55
size harika bir dua

http://video.eksenim.mynet.com/willy.wanka/Teramisin_duasi/299517/

ozgur_beyin
17-05-2009, 03:00
ergenekon nerelere kadar uzandı:)


Aman Dikkat ! “Dinleniyoruz”

Devlet Van'da kadınların doğum control tedbirleri almayıp gereğinden fazla hamile kaldıkları için hepsine spiral takılması direktifi vererek sağlık ekibini göndermiş. Önce tüm kadınlar karşı çıkmışlar, spiral nedir falan diye kocalarına sormuşlar, onlar da bilmiyor. Ama emir büyük yerden. Elden ne gelir, devlet kanun, mecburen sıraya girip taktırmışlar. Köyde erkekler kendi aralarında karılarına takılan bu aletin ne olduğunu tartışırken, sonunda Ergenekon davası ile ilgili devletin kendilerini dinlemek için karılarına alet taktırdıkları konusunda fakir birliğine varmışlar. İlk günlerde evlerde dinlenildikleri nedeni ile ciddi konuları konuşmamaya falan dikkat ederken hepsini almış bir korku. Ulan konuşmuyoruz iyi güzel de, biz karılarımızla nasıl beraber olacağız, devlet bizi dinliyor.
Aradan 10 gün geçmiş, canları da çekiyor, sonunda adamlardan biri bir gece dayanamamış. Karısı ile yattağa girip onu bir güzel soyduktan sonra göbeğinin altını eliyle 3 kez şaplatmış… Şap, şap, şap… Diye

Alo Paşam hörmetler, kusura bakmayın'' ...:)

ozgur_beyin
17-05-2009, 03:12
http://http://bl129w.blu129.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=
tapınak şövalyeleri

parmis
04-06-2009, 19:57
Chat İhtİmalİnİ sevdİm
Ben seni hiç sevmedim ki....
Ben seninle bir gün bizim lanet netcafede,
Ben seninle kalabalığın ortasındaki masamda,
Kendimi tren gibi hissettiğim o ortamda,
Benimle chatte olma ihtimalini sevdim.

Ne zaman karşısına otursam bilgisayarımın
ICQ'da Online olma ihtimalini sevdim
Password ü yazmamla başlayan,
Ömrümün en uzun, en kısa, en çocuk...
Ömrümün en ihtiyar zamanlarını bekliyordum
Çünkü sonunda sen orada oluyordun, Online oluyordun!

Ben senin bana chat açma ihtimalini sevdim...
"Tekrar merhaba" demeni,
Yazı rengini yeşil yapmanı,
Beni yalnız bırakmamanı sevdim.
Ben seni hiç sevmedim ki...
Chat'te benimle ilgilenmeni sevdim.

Ben seni hiç sevmedim ki...
Sorunlarımı dinlemeni sevdim.
Away olduğun zaman,
Yan yatmanı sevdim...
Klavyeyi sevdim döndüğün zaman
Gitmeni sevmiyordum;
Korkuyordum sana kırılmaktan.

Sen Online olmadığın zaman,
Hotmail hesabıma baktım;
Bağlantımı kestim, Ekran filitresini kırdım.
(ve dayak yedim babamdanhttp://www.turkadmin.com/images/smilies/smile.gif
Ben senden E-mail alma ihtimalini sevdim.
Mail'ini gördüğümde heyecanlanmayı,
Okuduğumda gülümsemeyi sevdim.

Ben seni hiç sevmedim ki..
Yorgun akşamlarda yaptığımız chat'leri sevdim
Bir çiçek scriptini, bir gül scriptini sevdim.
Bir de yıldızları sevdim,
Sayfamı süsleyen yıldızlar...

Ben seni hiç sevmedim ki...
Kanalda "op" olmanı sevdim.
İktidara geçmeni,
İnsanlara hatırlatmanı ;
Chat'in bir adının da "geyik" olmadığını.

Beni kicklediğinde auto join olmayı sevdim
Taşları sevdim başıma vurduğunda
Ağlamayı sevdim disconnect oldugumda
Yalnız olduğumu anladığımda
Odaya yeniden girmeyi sevdim
Ben seni hiç sevmedim ki.

Düştüğün zaman,
Düşmeni sevdim.
Server'ı sevdim geldiğin zaman...
Kalmanı sevmedim;
Korkuyordum sana alışmaktan...
Yine de sevdim gülümsemeyi
"bye" deyip ayrılışının ardından.

Ben seni hiç sevmedim ki.
Ben seninle chat yapma ihtimalini sevdim!


parmis Güneşin_kızı
http://www.turkadmin.com/images/misc/progress.gif

ozgur_beyin
21-06-2009, 11:49
doktor fıkrası





Çok sisman bir adam, çok söhretli bir doktorun muayehanesine gider. Konu zayiflama. Doktor, bir hafta kullanmak üzere, isimsiz bir zayıflama hapi verir. ilk kullandigi gece, uyur uyumaz rüya görmeye baslar adam. Bir saray içinde, etrafinda onlarca cariye, sabaha kadar bir onunla, bir bununla. Sabah kan ter içinde uyanir. Her gece ayni rüya. Bir haftanin sonunda bütün fazla kilolarini atar.
Günler sonra yolda sisman bir arkadasina rastlar. Arkadasi nasil kilo verdigi sorar. Arkadasi basindan gecenleri anlatir. Arkadasi da dogru doktorun çalistigi hastanede alir solugu.
Ayni tedavi baslar.
ilk gece,o da rüyasinda bir saraydadir. Ama etrafinda onlarca adam, bir o yatiriyor adami, bir bu. Hele en son gelen bir zenci var ki, adami mahvediyor.
Üçüncü gün sonunda adam dayanamayip doktora telefon açar. Arkadasi ile neden ayni rüyayi gormedigini sorar. Doktor biraz düsündükten sonra sorar:
"Siz hastaneye mi gelmistiniz, muayenehane
ye mi?"

sargon
21-06-2009, 14:08
Sevgili seyhim,

ne yalan söylüyüm, fikran igrencti :)

Bak bakalim benim ki nasil?

Küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler, ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için hergün beddua etmekten öteye geçememiş.

İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş.

Caminin cemaati bu olayda n duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler, ancak genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direk veya indirek olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddası ile camiye karşı tazminat davası açmış.

Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler, bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler.

Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkemeye günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
"Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum," demiş. "Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati!.."

sargon
28-06-2009, 13:37
Seyhim bu pazar yazmamis, sayfasi bos kalmasin:

Basbakan Erdogan, dis destek aramak icin ingiltereye ziyarete gitmis. Ziyareti sirasinda Kralice tarafindan cay icmeye davet edilen Erdogan, Kraliceye kendi liderlik felsefesinin ne oldugunu sormus. Kralice de 'cevremi akilli insanlarla doldurmak' cevabini vermis.
Erdogan bunun uzerine kraliceye cevresindeki insanlarin akilli olup olmadiklarini nasil ayirt ettigini sormus. Kralice, onlara dogru sorulari sorarak ayirt ediyorum' diye yanitlamis ve 'izin verin gostereyim' demis.

Kralice hemen Tony Blair'i aramis ve: 'Sayin Basbakan, lutfen bu soruya cevap verin:
'Annenizin bir cocugu var, babanizin bir cocugu var ve bu cocuk sizin ne kiz ne de erkek kardesiniz. Kimdir bu?' diye sormus.

Tony Blair: 'Bu benim majesteleri' diye yanitlamis. Kralice: 'Dogru.Tesekkurler, iyi calismalar Blair' demis ve Erdogan'a donerek:'Gordunuz mu sayin Erdogan?' 'Evet
majesteleri, cok tesekkur ederim,bu metodunuzu kesinlikle kullanacagim' diyerek
oradan ayrilmis.

Yurda donup hemen Unakitan'i yanina cagiran Erdogan, 'Kemal abi sana soracagim bir soruyu cevaplamani istiyorum' demis. Unakitan : 'Tabii efendim, nedir?' Erdogan: 'Annenin bir cocugu var, babanin bir cocugu var, ve bu cocuk senin ne kiz ne
de erkek kardesin. Kimdir bu?'

Unakitan saga bakmis sola bakmis dusunmus tasinmis ve en sonunda: 'Efendim bunu biraz dusunup sonra size cevap versem?'demis.

Erdogan kabul etmis ve Unakitan oradan ayrilmis,vakit kaybetmeden Bakanlar Kurulunu toplantiya cagirmis,saatlerce bu soru uzerinde dusunmus, ama kimse bir cevap bulamamis. En sonunda Kemal Unakitan Kemal Dervis'i aramis ve durumu acikladiktan sonra:'Annenizin bir cocugu var,babanizin bir cocugu var, ve bu cocuk sizin ne kiz ne de erkek kardesiniz. Kimdir bu?'

Dervis: 'Bunda bilemeyecek ne var, tabii ki benim!' diye yanitlamis. Cevabi alan Unakitan hemen Tayyip'i arayarak:

'Cevabi buldum efendim, kim oldugunu biliyorum,Sayin KemalDervis' demis. Tayyip buyuk bir hayal kirikligiyla cevap vermis: 'Yanlis cevap Kemal Abi, dogru cevap Tony Blair idi.'

ozgur_beyin
28-06-2009, 17:45
Seyhim bu pazar yazmamis, sayfasi bos kalmasin: SARGON
ulu kralım bugünde harika bir fıkra yazacaktım ama ilgi görmediği kanatine vardığım için yazmadım. neden bu.
yani boş yere kendim çalıp kendim oynamayayım:nerd::humble:

sargon
28-06-2009, 18:01
Yahu, ben okuyorum ya. :) Baska okuyan da vardir mutlaka.

evrensel-insan
28-06-2009, 19:25
Saygideger ozgur_beyin;

Ben de, bu basligin devamli okurlarindanim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ozgur_beyin
29-06-2009, 02:05
bu hafta bir şey yazmadım ama izleyeceğiniz video fıkradanda komik
allahtan anınd! cevap! alan bir üçkağıtçı evrenesoğlu

http://www.internetajans.com/default.asp?nid=76871

-InVi-
29-06-2009, 02:13
ozgür beyin,
inanmayacaksiniz....ben bile bu basligi pazardan pazara mutlaka takip ediyorum,
terasimi duasini ilk sizin vesileniz ile ögrenmis oldum....
allah sizden gani gani razi olsun:angel:

ozgur_beyin
05-07-2009, 12:49
İŞİ BİLMEK
İki adam barda içerlerken birisi ayağa fırlayıp ötekine koşmuş..
"George..! Sen ha??.." demiş sarılarak, "Yahu ikimiz de inşaatta üç kuruş parayla amelelik yapıyorduk giysilerin süper.. Köşeyi dönmüşsün yahu! Nasıl başardın?.."
"Valla kafamı işlettim.." diye cevap vermiş George, "Seks insanların vazgeçemeyeceği bir ihtiyaç ve bu iş için de Londra harika bir yer.. 3 katlı bir ev satın aldım, Birinci katta 'Normal Seks' erkekler kadınları beceriyorlar.. İkinci katta 'Homo Seks,' erkekler erkekleri beceriyorlar.. Üçüncü katta 'Fetiş Seks' erkekler yaşlı kadınları kırbaçlayıp beceriyorlar.. Tam bir para basma makinesi yani.. Yalnız hesabını bileceksin, fazla açılmayacaksın.. Karım ben ve kayınvalide işi gül gibi götürüyoruz!."

ozgur_beyin
06-07-2009, 22:19
size dinin hidayetine girenleri anlatan bir vakıa
TUTSAK OLMAK



Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır.

Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır.

Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde, maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu, tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır.

Joseph Goldstein

pervane
10-07-2009, 21:24
http://img294.imageshack.us/img294/45/emou.jpg (http://img294.imageshack.us/i/emou.jpg/)

Emo olmak genellikle mutsuzluk depresiflik olarak adlandırılırmış!

Kaynak: posta kutusu

ozgur_beyin
20-07-2009, 01:19
size osmanlı sarayında aynen olmuş bir menkıbe anlatacağım

dünyalığını fazlasıyle yapmış bir hadım ağa saray doktoruna gelirve şöyle der
-tabib efendi yeterince param var bu yüzden parada tereddüd buyurmayın
sizdenarzum benim tenimi(derimi) ters yüz edinki benim tenimde ak olsun.
tabib bunun parayla pulla olacak şey olmadığını yani imkansız olduğunu anlatmaya çalışmış ama hadım parasına güvenerek tabibi sık boğaz edip yakasını bırakmayıncadaoktor kendince şöyle bir çözüm bulup hadıma söylemiş
- bak e ağa senin dediğini yaparsam t.şakların alnına gelir demiş.
bunu duyan hadım ağa bu işten vazgeçip tabibin yakasını bırakmış

parmis
31-07-2009, 23:37
TANRI VE ATEİST

ATEİST: MERHABA ABİ!
TANRI: SELAM, TANIDIN MI?
ATEİST: ŞEY, HAYIR, YOK... TANIYAMADIM!
TANRI: GÜZELİM KASMA ARTİK, BİZ BİDEYİZ...
ATEİST: BİRDEN KÖTÜ OLDUM DA ABİ!
TANRI: BİŞEY İÇER MİSİN?
ATEİST: SU VAR MI? ABDEST ALICAM DA...


YA DA;

ATEİST: BANA SİZDEN HİÇ BAHSETMEMİŞLERDİ...
TANRI: KİTAP BASTIK O KADAR Dİ Mİ AMA?
ATEİST: ABİ VALLA ŞEYTANA UYDUM...
TANRI: NİYE, ONUN KİTABİ PROMOSYONLU MUYDU?

YA DA;

ATEİST: SEN TANRIYMIŞSIN...
TANRI: EVET ÖYLEYİMDİR...
ATEİST: EE AA OO ŞEEYY...FAKAT NİETZSCHE DER Kİİ...
TANRI: GEÇ İÇERDE ONUNLA YÜZ YÜZE TARTIŞ İSTERSEN;
SICAK SICAK..

YA DA;
ATEİST: Bİ CİGARA YAKİİM; ATEŞİN VAR MI?
TANRI: SAĞDAN İKİNCİ KAPI...
ATEİST: YAA BAK AÇIKLAYABİLİRİM.......xD

parmis Güneşin_kızı

niveru
01-08-2009, 02:16
valla , dialoglardan aklima geldi ,

birgun metroda gidiyorum ,yanimda bir ingiliz turist kafilesinden bir kiz
,"ohhh my god"
diye bir haykirdi ,, bende
"yes my darling"

diye cevaplamisdim ,, gulmekden olduk , iyi geyik yapmistik , sonra ben ikinci durakda indim ,

Ona ne oldu bilmiyorum , boyle kisa sureli bir iliskimiz olmusdu :)

ozgur_beyin
02-08-2009, 12:41
eşşeğin biri cami avlusuna girer. müezzin döverek eşşeği çıkarmaya çalışırken bektaşi babası olayı görür
-be adam zavallı eşşeği dövme bilse camiye girermi aklı ermiyor . bak ben giriyormuyum

sargon
02-08-2009, 14:29
Gerci posta kutusuna gelen mailleri forward etmeyi sevmem, ama arada bir de olsa TD'deki dostlarimla paylasmaktan da zarar gelmez sanirim.

Çöp Kamyonu Kanunu

Kadın taksiye binmiş ve hava alanına gitmek istediğini söylemişti. Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önlerine çıktı. Şoförü çarpmamak için sert şekilde frene bastı. Taksi kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu. Siyah arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başladı. Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı.

Kadın bütün bu olanları şokunu yaşarken, taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı. Sordu: "Neden böyle davrandınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti."

Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek: "Çöp Kamyonu Kanunu" dedi. Kadın: "Çöp Kamyonu Kanunu?" diye sordu, anlamamıştı.

Şoför açıkladı:"Pek çok insan, çöp kamyonu gibidir. Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar. Ancak doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben, bazen de siz olabilirsiniz. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın."

Başarılı insanlar, çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler. Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla "size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için iyi temennilerde bulunun." Hayat, "%10 " onunla ne yaptığınız, "%90 "onu nasıl alıp karşıladığınızdır...

AYATA
03-08-2009, 11:57
OSMANLI DA PAYTON ARKASI YAZILAR...

O şimdi yeniçeri

Alırım faytonunuuuuuuuu

Hatalıysa teeez kellesi vurullla.

Faytonunda yer yoksa bana güzelim ben at üstünde de giderim

Medreselim

Tek rakibim Hezarfen Ahmet Çelebi

Akıncısın dediler kız vermediler

Rahmetli de şahlanırdı

Atımın eğerini / bilemedin değerimi

Yezidim ama akçe bende!

Nallarım saf demirdir paşamın sözü emirdir!

Yolda hızlıyım meşkte yavaş Enderunluyum arkadaş...

Nemçeliden aldım bir tutam saç, sollama yoksa yersin kırbaç...

Tütün içilmez

Atım araptır / yüküm şaraptır (ıv.murat duymasın)

AYATA
03-08-2009, 12:22
http://i32.tinypic.com/2iaar04.jpg

Her TürLü iLetişim KurabiLmektir...

http://i25.tinypic.com/255tjxg.jpg

Vista GörünümLü Şahin YapabiLmektir...

http://i28.tinypic.com/qs5jcy.jpg

Atasözlerini İyi KuLLanabiLmektir...

http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifBuraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz.http://i29.tinypic.com/1rxgue.jpg

Modayı Takip Etmektir...

http://i27.tinypic.com/fan33m.jpg

Çay DemLenirken Taşmasın Diye, Onu Abuk Subuk ŞekiLLerde Fizik KuraLLarına Taş ÇıkartabiLecek Bir Denge iLe YerLeştirebiLmektir...

...

AYATA
03-08-2009, 12:23
Buraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz.http://i28.tinypic.com/m81cp0.jpg

İspirtoyu Rakı Şişesinde SakLayabiLmektir...

http://i26.tinypic.com/2j1ocj9.gif

TakLitçi oLmaktır...

http://i27.tinypic.com/dputxe.jpg

iLginç oLmak İçin Sinir Bozucu oLabiLmektir...

http://i29.tinypic.com/2vx3gy1.jpg

Kamera Görünce Önüne YığıLmak ve Kadrajda Kendine Bir Saniye BiLe oLsa Bir Yer BuLabiLmektir...

AYATA
03-08-2009, 12:24
http://i31.tinypic.com/ngykq0.jpg

TerLiği ParmakLarın Bir BöLümünü Teşhir EdebiLecek ŞekiLde GiyebiLmektir...

http://i26.tinypic.com/1zg8djq.jpg

TeknoLojiden Yoksun KaLmamaktır...

http://i26.tinypic.com/1zecvh1.jpg

HayvanLa Hayvan oLmamaktır...

http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifBuraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz.http://i28.tinypic.com/2v0xxcw.jpg

Gazetede Gördüğümüz Herkese SakaL Bıyık ÇizebiLmektir...

AYATA
03-08-2009, 12:26
http://i29.tinypic.com/2ngg9oo.jpg

iLLe de Son Sözü SöyLeyebiLmektir...

http://i25.tinypic.com/2qbcdpi.jpg

Maceradır...

http://i27.tinypic.com/a26e6g.jpg

EtLi YemekLerin Etini En Son Yemektir...

http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifBuraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz.http://i28.tinypic.com/10z3ewz.jpg

Sigarayı Atmadan Kavga AyırabiLmektir...

AYATA
03-08-2009, 12:27
http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifBuraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz.http://i26.tinypic.com/10cqkn8.jpg

Abartmaktır...

http://i30.tinypic.com/2monjh3.jpg

ÇakaLLıktır...

http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifResim otomatik olarak küçültüldü. Buraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz. Resmin orjinal boyutu 500x500 büyüklüğü 39KB.http://i26.tinypic.com/2cghuzn.jpg

Kumandadan Sonra Cep TeLefonunada MuşambaLı ÖnLem aLmaktır...

http://i26.tinypic.com/2jb8ol4.jpg

Fanatik oLmaktır...

AYATA
03-08-2009, 12:28
http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifBuraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz.http://i30.tinypic.com/10omatd.jpg

Modern oLmaktır...

http://i29.tinypic.com/2isfsxk.jpg

Ninja oLmaktır...

http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifBuraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz.http://i25.tinypic.com/rh04ep.jpg

AYATA
03-08-2009, 12:30
http://i28.tinypic.com/258nh9k.jpg

Aynı Çakma GözLükLe ResimLer Çekip Kendine Yorum YapabiLmektir...

http://i25.tinypic.com/im2fmf.jpg

Sigara Paketini Hiç Zarar Vermeden Çorap İçinde TaşıyabiLmektir...

http://i27.tinypic.com/2gtsq61.jpg

Kadiköydeki KiLisenin Önüne "Allah uLan" YazabiLmektir...

AYATA
03-08-2009, 12:31
http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifResim otomatik olarak küçültüldü. Buraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz. Resmin orjinal boyutu 550x549 büyüklüğü 65KB.http://i28.tinypic.com/o0yvy1.jpg

Başarıya oLan İnancını Yitirmemektir...

http://i26.tinypic.com/34hjs69.jpg

Okunduğu Gibi YazabiLmektir...

http://i32.tinypic.com/1629lpu.jpg

Olaylara Tek YönLü Bakmamaktır...

AYATA
03-08-2009, 12:31
http://i32.tinypic.com/kalhch.jpg

Rahatına Düşkün oLmaktır...

http://i28.tinypic.com/33wsbxx.jpg

Kendini CinseL Organ Sanmaktır...

http://www.hackhell.net/images/statusicon/wol_error.gifResim otomatik olarak küçültüldü. Buraya tıklayarak resmi orjinal boyutlarında görüntüleyebilirsiniz. Resmin orjinal boyutu 487x514 büyüklüğü 40KB.http://i28.tinypic.com/v4p56x.jpg

Kendinden Emin oLmaktır...

http://i31.tinypic.com/25jumbq.jpg

Herkesi SevebiLmektir...

http://i32.tinypic.com/30bix5e.jpg

Farkını Ortaya KoyabiLmektir...

ozgur_beyin
03-10-2009, 19:51
BEKİR ÇOŞKUN / HÜRRİYET
Darbe önleme duası

YARAB...

Paşa'nın dilini narin eyle
Yüreğini serin eyle...
........
Tankın önünü rampa eyle...
Askerin tüfeğinin deliğine tıpa eyle...
........
Muhterem Cumhurbaşkanımız hazretlerinin zihnini açık eyle, muhafız
alayını sadık eyle, her türlü bir tehlikeden ırak eyle yarabbim...
.........
Aziz ve muhterem Başbakan hazretlerimizin gözünü görür eyle... İktidar
koltuğunun üzerinde durur eyle...
.........
Bilhassa... Bülent Arınç beyefendi hazretlerinin sivri dilini oval eyle...
Ağzını büzgülü çuval eyle...
Dilini lâl, sözünü bal eyle ya rabbim...
.........
Yarab...
Partimize oy vermiş mümin ve imanlı kardeşlerimizin telaşını hoş eyle...
Kafası karışıp da karşı tarafa geçen kardeşlerimizin akıllarını kuş eyle...
Muhalif yazarların köşelerini boş eyle...
Yine de Hasan Cemal kardeşimiz ile bilek güreştirmeye kalkan olursa tuş eyle...
.........
Emekli paşa canlı yayında ağzını açtığında onu haşat eyle... Nazlı
Ilıcak hanımefendi kardeşimizi ona musallat eyle...
.........
Her kim ki fevkalede pek temiz partimizin aleyhine bir ifşaatta
bulunacak olursa, cebinin kontörünü az eyle...
Bilgisayarına bir miktar virüs eyle...
Ona Silivri'yi üs eyle...
..........
Yarabbim...
Bu kullarının tertemiz, ak-pak iktidarı geldi kapına... Bu darbeleri
önleme duamızı kabul eyle...
Darbe yapacak olan olursa, ona sükûnet eyle...
Tankını kamyonet eyle...
Postalını sandalet eyle...
Yarabbim...

Bekir Coşkun-Hürriyet

ozgur_beyin
03-10-2009, 19:58
buda işgüzar koruma










Recep DEMİRCİ/ERZİNCAN , (DHA) 3 Ekim 2009






Erzincan Müftülük Konferans Salonunda Abdullah Şahin Nokta Tiyatrosu tarafından sahnelenen ‘Üvey karım’ adlı iki perdelik komedide oyuncuyu eylemci sanan valilik yakın koruması, oyun planını alt üst etti. Sahneye fırlayarak, sarhoş rolü yapan tiyatrocu Muhlis Asan’ı sahnenin arkasına götürmek için çaba harcayan Polis Memuru Nurullah Ataç, seyircilerin gülmeye başlaması üzerine hatasını anladı.


Valilik ve Emniyet Müdürlüğünün katkıları ile Müftülük Konferans Salonunda dün saat 21.00’de başlayan tiyatro gösterisini Vali Abdulkadir Demir, Emniyet Müdürü Süleyman Oğuz ile davetliler izledi. Abdullah Şahin Nokta Tiyatrosunun sahneye koyduğu ‘Üvey Karım’ adlı iki perdelik komedi, ‘Lütfen cep telefonlarını kapatınız. Tiyatro gösterimiz başlıyor’ anonsuyla başladı.

Ardından oyunculardan Muhlis Asan kulisten bağırarak sahneye çıktı. Bu sırada protokolün önünde bulunan Vali Abdulkadir Demir’in koruması Nurullah Ataç, Muhlis Asan’ı sarhoş bir eylemci zannederek sahneye atladı. Oyuncu Muhlis Asan’ı sahne arkasına götürmek için mücadele veren koruma Ataç ile oyuncu Asan arasında kısa süreli arbede yaşandı. Salonda bulunan yüzlerce izleyicinin gözleri önünde yaşanan bu olayla birlikte kahkahalar yükseldi. Bunun üzerine hatasını anlayan koruma Nurullah Ataç, sahneden inerek salondan dışarı çıktı. Vali Abdulkadir Demir’in de yaşanan olay sırasında gülmekten kendini alamadığı görüldü.

Oyun, koruma olayı hiç yaşanmamış gibi devam etti. Oyuncu Muhlis Asan da komedi ağırlıklı oyun boyunca sık sık koruma Nurullah Ataç ile ilgili espriler yaptı. Koruma Nurullah Ataç, oyuncunun yüzünün tanıdık gelmesine rağmen bir anlık refleks sonucu

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12612859.asp?gid=229

ozgur_beyin
18-10-2009, 16:26
İlhan Selçuk'tan müthiş bir yazı. Son cümlesi inanılmaz. Bu yazı dava edildi ama davayı ilhan Selçuk kazandı.!!


HANGİ PEZEVENK

İrticanın Dibi Yoktur...... ../ İlhan Selçuk

Amerika Irak'ı işgal ederken ne düşünüyordu:
Diktatör Saddam 'i devireceğiz, yerine demokrasiyi
kuracağız; halk bizi çiçeklerle bekliyor...
Ne oldu?.. Irak nerdeee?.. Demokrasi nerdeee?..

***
Amerika bir yandan Irak'ı işgal ederken öte yandan
Türkiye için ne düşünüyordu? .
'Ilımlı İslam Devleti Modeli...'

Kafaya bak sen!..
Irak için demokrasi...
Atatürk 'un kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti için
İslam Devleti Modeli...

***
Amerika'nın Irak'a donuk projesi fos çıktı...
Peki, Türkiye'ye donuk projesinden ne haber?..
Gelen giden haberlere, yorumlara, aklıevvellerin el
altından ve üstünden tezgâhlanan söylentilerine bakılırsa,
Amerika'nın aklı başına gelmeye başlamış...
Diyorlarmış ki:
- Ilımlı İslam Devleti Modeli macerası hem
Türkiye'ye uymadı, hem Amerika'ya zarar verdi...

***
İslam kutsal bir dindir...
Ama, ister ılımlısı olsun, ister radikali, 'İslam
Devleti Modeli' nin gerçek adı nedir?..
Tek sözcük:
İrtica!..
Peki, irtica nedir?..

***
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Tahran
sokaklarında kadın avına
çıkmıştı...

O kadının başörtüsünden taşan saçı, bu kadının
türbanından taşan perçemi tesettüre uygun muydu, değil miydi?..
İrtica budur!..

Ama, irtica elbette bu noktada da durmaz...
Ahmedinejad ayni günlerde eski ve yaşlı kadın
öğretmeninin elini öperken fotoğrafçının objektifine yakalanmasın mı!..
İran?daki Hizbullahçılarda tepki kıyamete dönüştü...

***
Mürteci ne diyordu:
- Müslüman İran halkı, şeriata aykırı bu tür
davranışları affedemez!..
İrticainin dibi yoktur!..
İslam Devleti'nin ılımlısı, yumuşağı, serti olmaz!..
Allah adına ahkâm kesmek bir devletin düzeninde ağır
basmaya başladı mı, insan silinir gider...
İnsanin yerini kim alır?..
Mürteci!..

***
İşin en kotu yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber,
Kuranıkerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı
ele geçirdikten sonra, gün geçtikçe azmasıdır...

Bu takımdan biri, yolda yürüyen Bektaşi'nin ensesine
okkalı bir tokat vurmuş...
Baba hızla donup bakınca açıklamış:
- Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah'tandı. ..
Bektaşi:
- İmanım, demiş, elbette öyledir; ama Allah'ın bu
işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum...

Ilımlı İslam Devleti mi?..
Amerika bu işi hangi pezevenk marifetiyle Türkiye'de
tezgâhlamak istiyor..


PEZEVENK'İN TARİFİNİ AŞIK ERBABİ NE GÜZEL AÇIKLAMIŞ:

ÂŞIK ERBÂBİ'den PEZEVENK

Dünya ahvâlinden haberi yoktur
Sohbeti din ile açar pezevenk
Komşusu aç iken kendisi toktur
Sanki melek olmuş uçar pezevenk!..

Karanlık işlerde zıplama ister
Evine granit kaplama ister
Dünya mektebinden diploma ister
İnsanlık dersinden kaçar pezevenk!..

Herkesin kabına çeşmesi akmaz
Erkek sinekleri hareme sokmaz
Fakir komşusunun yüzüne bakmaz
Selâmsız sabahsız geçer pezevenk!..

Sanırsın Allah'la akte oturmuş
Cennete giderken macun götürmüş
Hûriler'i dizip işi bitirmiş
Şimdi gılmanları seçer pezevenk

Aydınlığa düşman yobazın dölü
Hû çekerken şişmiş ağzında dili
Erbâbi, ülkede bunlardan dolu
Durmadan zehrini saçar pezevenk!..

Âşık ERBABİ

rodof
19-10-2009, 01:19
günün birinde üç bayan sabahın erken saatlerinde çalı çırpı toplamak için yola çıkmışlar ,köyün imamıda namazı kıldırdıktan sonra dışarı çıkmış ve bayanları görmüş .
sabahın erken saatınde nereye gitiklerini sormuş ,bayanlarda kışın yakacak için çalı cırpı toplamaya gitiklerini söylemiş imama .

imam efendi ne yapsam ne etsem derken aklına bir fikir gelmiş ,güya abdest alacak diye yanına biraz su almış ve bayanların gittiği yere doğru gitmiş .
imam efendi bayanları görür görmez hemen pantlonunu çıkararak güneşe doru po...sunu çevirmeye başlamış .bayanlar imam delirdi galiba deyip yanına gidip sormuşlar ,imam efendi neden yaparsın bunu derken imam hemen cevabını vermiş .
kışın soğunda etkilenmemek için güneşte enerji depoluyorum demiş .
bayanlar bizde böyle yaparsak olurmu demiş imam evet demiş ve bayanlarda aynısını yapmaya başlamışlar .
biraz durduktan imam efendi bir sorunlarının olduğunu sölemiş bayanlar nedir deyince .
güneşin etkisini kaybetmemesi için arkadan giren enerji önden çıkmaması gerektiğini söylemiş ,hal böyleyken ne yapmaları gerektiğini sormuşlar ..
imam tek bir çahresi var demiş ,siz arkadan enerjiyi depolarken bende önde çıkan enerjiyi önlemek için tekniğini uygulamam gerekir demiş ve bayanlar ,imam efendiye inanarak teklifi kabul etmişler ..
imam sırayla üç bayanında ön kapağını kapatırken ,bayanlarda arkadan enerjiye bir keyifle almaya devam etmişler .imam efendi işini bitirdikten sonra işlem tamam deyip ,artık çalı çırpı derdiniz kalmadı demiş ,bayanlarda büyük bir neşeyle gidip kocalarına imamın teknigini anlatmışlar ..nasıl olur deyip güzel bir dayaktan sonra imamın yanına gidip anlatmasını istemişler .. imamda hallerine acıdım her seferinde eziyet çekmesinler ,enerjiyi sağlıklı alsınlar diyeü öndeki kapağı kapatmaya yardımcı oldum demiş , beyler imama teşekür edip evlerine dönmüşler ...

imamın kısmeti açılmış ,ve tüm ahaliye büyük bir keyifle yardımcı olmaya devam etmiş ...

ozgur_beyin
01-11-2009, 13:31
Kadın eczaneye girmiş, eczacıya "Biraz siyanür satın almak istiyorum" demiş.
Eczacı, "Nerede kullanacaksınız?" diye sormuş.
Kadın "Kocamı zehirlemek için" demiş.
Şoka giren eczacı "Çılgın mısınız siz" diye bağırmış.. "Ne diyorsunuz yahu. Bunu yapamam. Hem siz hem ben hapse gireriz. Siyanür reçetesiz satılmaz zaten.. Hayatım mahvolur."
Kadın eczacının yanına doğru yaklaşmış, çantasını açmış ve kocasıyla eczacının karısını yatakta gösteren adama uzatmış.
Eczacı resme bakmış "Reçeteyi baştan göstersenize" demiş.. "Şimdi oldu işte.."

ozgur_beyin
07-11-2009, 22:57
temel evine boyacı çağırır. boyacıyı yatak odasına götürür ve şöyle söyler
- bu duvarı maviye, bu duvarı pembeye, bu duvarı erguvana., bu duvarı kırmızıya boyayacaksın der
buna içten içe kızan boyacı ****luğuna tavan ne renk olsun diye sorunca temel
-onu fadimeye sor çünkü bu odada tavana bir tek o bakar.

demendor
09-11-2009, 19:46
çok teşekkürler konu ve katkılar için

pervane
10-11-2009, 00:27
Şeyhim bu fıkrayı biliyormuydunuz? sıkı pazarlık yapıyor kayserili!:)


Kayseri’linin biri ölüm döşeğindedir:

Karısını arar önce, burdamısın der;

-Evet canım burdayım

Oğlunu sorar, oğlum ahmet ordamısın?

-Evet babacım burdayım

Kızını sorar, güzel kızım ordamısın?

-Evet der kızı burdayım babacım.

Kayserili ne dese beğenirsiniz?

-Allah belanızı versin hepiniz burdaysanız dükkanda kim var!!

ozgur_beyin
10-11-2009, 07:22
sevgili pervane bu fıkrayı genellikle yahudilere isnad ederlerk
kayseriye ne kadar uyar bilemem.
onlar daha çok eşşek boyamakla meşhurdurlar:)

ozgur_beyin
22-11-2009, 18:11
problemli seks
İki tinerci gece yarısı tenekenin içinde yaktıkları odun ateşinde ısınırlarken
"Lan.." demiş biri, "Seks yaparken benim gözlerim yanıyor ve sulanıyor, burnumla, gırtlağımda da yanma hissi oluyor.. Sende de oluyor mu?.."
"Tabii, her zaman.." diye cevap vermiş öteki..
"Vay anasını" demiş, birinci tinerci.. "Sence neden?.."
"Oğlum her seferinde biz sevişmeye başlamadan önce karılar suratımıza biber gazı sıkıyorlar ya.."

ozgur_beyin
14-12-2009, 03:09
domuzu mutasyona uğratan konyalı hoca

http://www.renkhaber.com/haberler/Yasam_ve_Insanlar.17/Komik_imam_/14624.html

ozgur_beyin
14-12-2009, 23:18
AVRUPA BİRLİĞİ YIL 2050

Yıl 2050. AB Komisyon Başkanı odasında otururken,yardımcısı içeriye heyecanla girer:

- Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi.
Onları AB'ye alacak mıyız?
AB Başkanı:
- Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, tüm Türkiye İngilizce konuşacak, Türkçeyi yasaklıyorum.
- Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor
musunuz?

- O zaman söyle Kıbrıs'ı versinler..
- Efendim onu da 40 sene önce verdiler zaten...
- O zaman söyle Güneydoğu'ya özerklik versinler.
- Aman efendim, Türkiye'de Güneydoğu mu kaldı,2020'de bağımsız devlet oldu ya orası zaten.
- O zaman söyle (sözde) Ermeni soykırımını tanısınlar.
- Efendim, sadece Ermeni soykırımı değil, Pontus, Yunan, Bulgar, Rus,
Ukrayna, Moldova soykırımını bile tanıdılar, hatta Çanakkale savaşından dolayı İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda soykırımını bile
tanıdılar ya.. Nasıl unuttunuz.
- Hmm o zaman söyle kokoreç yasaklansın
- Aman efendim, onu yemeği 2008'de bıraktılar
- İsa aşkına, ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın,
yakamasınlar.
- Ooooo Beyefendi. Hatırlayacaksınız..Cumhuriyeti el birliğiyle yıkınca toplu kına yaktılar. Kına bu sarfiyata
dayanamayıp bitince de kına yakmayı bıraktılar yıllar önce.
AB Başkanı düşünüp taşınır ve;
-EEEE... ALMAMAK İÇİN BİR SEBEBİMİZ KALMADIYSA DAĞITIN O ZAMAN AVRUPA BİRLİĞİNİ...

Squall
15-12-2009, 15:29
2050 fıkrası enfesti özgür beyin..devamınıda bekleriz..=)

ozgur_beyin
20-12-2009, 00:32
KIMLIK
Bir ciftlik evine davet edilen Kenan Evren, Orhan
Gencebay ve Tayyip
Erdogan ayni anda kapiya gelirler.
Kapida bekci karsilar. Ama bekci guvenlik konusunda
sikica tembihlendigi icin gelenlere kimliklerini sorar.
Gencebay 'Beni herkes tanir. Bak sazimda elimde.
Sazim benim kimligimdir.'der
Bekci tamam sizi sazinizdan tanidim. Gecin' der.
Kenan Evren 'Bende Marmaris'te resim yapiyorum.
Herkes beni tanir. Bak paletlerimi de getirdim.
Belki burada da resim yapacagim' der.
Bekci 'Tamam sizi de tanidim. Guz el hanimlarin
resimlerini yapiyorsun, gecebilirsiniz' der.
Sira Tayyip Erdogan'a gelince,
Erdogan, 'Ne kimligi, artistlik yapma lann!' der.
Bekci bu kez, 'Tamam Basbakanim.. Kimlik
gostermenize gerek yok bu
beyaniniz yeter.'





DEVLET SIRRI
Birisi Taksim'de duvara bir metrelik harflerle
'Tayyip Kafasizdir' yazmis.
Adama 10 yil ceza vermisler. Bir yili, kamu malina
zarar vermekten, dokuz yili da devlet sirrini
aciklamaktan.


ISABET
Sehit cenazelerine karsilamak icin Anadolu
illerinden birine giden Tayyip top atisiyla selamlanmis.
Ikinci atistan sonra yasli bir kadin polise sormus:
'Niye ates ediyorlar,evladim?'
Polis aciklamis:'Tayyip geldi de...'
Vah, vah... ilk atista isabet ettiremediler
demek...'


yukardakiler tayyibin buda arınçın


Bulent ARINC, Fatih CEKIRGE ve Hakan SUKUR dagda
kaybolmuslar.
Bir turlu yollarini bulamiyorlar.
Hava kararmak uzere ve cok siddetli bir tipi var.
Tam donacaklar, bir ev gormusler. Hemen kapiyi
calmislar, yasli bir adam cikmis,
'Bu gece burada kalabilir miyiz? Yoksa donacagiz'
'Tamam, kalin ama iki kis i evde yatabilir, digeri
ahirda yatacak, evde yer yok'
Kabul etmisler ve ahirda kimin yatacagini
kararlastirmak icin ahirin onune gelmisler.
Once Hakan SUKUR girmis;10 saniye sonra cikmis
'Burada inek var, ben yatamam!'
Sonra Fatih CEKIRGE girmis; 10 saniye sonra cikmis
'Burada inekvar, ben yatamam!'
En son Bulent ARINC girmis; 10 saniye sonra INEK
disari cikmis
'Burada ARINC var, ben yatamam!'

ozgur_beyin
20-12-2009, 00:34
bunuda es geçemezdim

Tayyip Cin'e ziyarete gidince Cin Basbakanina
sormus 'Cin'de senden nefret eden kac kisi var?'
Fazla degil,yaklasik 60 milyon'
'Eh, bizde de benden nefret edenler yaklasik o
kadar'

ozgur_beyin
21-12-2009, 17:43
cübbelinin demosu

http://www.bizibozmaz.com/2009/12/18/ahmet-hoca-album-yapsana/

ozgur_beyin
27-12-2009, 13:20
90 yaşındaki adamın canı sıkılmış, mahallesindeki bara gitmiş, gece yarısı.. Bakmış, yalnız bir kadın köşede tek başına içiyor.. Yanında oturmuş.. Laf lafı, laf kapıyı açmış.. Kadının evine gelmişler..
Üç gün sonra adamın teşkilatın ucunda bir hafif nemlenme.. Hemen koşmuş doktoruna, ne olur ne olmaz.. Doktor bir iyi muayene etmiş, ıslaklığı da tahlil etmiş oracıkta ve sonra adamı karşısına almış.. "Son günlerde seks yaptın mı?"
"Evet!.." "Kadını tanıyor, evini biliyor musun?.."
"Evet!.." "O zaman hemen kadının evine koş!.."
"Neden?.." "Boşalmak üzeresin de.."

ozgur_beyin
17-01-2010, 00:20
içi türklerle dolubir uçak hava alanına yaklaşırken kaptan pilot anons yapar
- sevgili yolcular inceğimiz ülkenin sağlık bakanı şöyle bir istatiksel açıklama yaptı
- sağlık bakanlığı verilerine göre ülkemizde fuhuş yapan kadınların yarısı aidli diğer yarısıda veremli bu yüzden dikkatli olmanızı öneririm. der anonsu bitirir.
anonsu tam anlamayan bir yolcu yanındaki gence sorar.
-ne dedi oğlum pilot.genç cevap veriri
- amca öksüren kadınları becerecekmişiz.

ozgur_beyin
23-01-2010, 22:08
reşat nuri'ni pek mizah yazmaz ama benim çok sevdiğim bir uzun hikayesi var'2 tanrı misafiri'' bu hikayenin özeti var aşağıda . çok harika bir hikaye bulanolursa tamamını okumasını öneririm harika tasvir ve teşbihler var.bu tarzı sevenlere bulup okumasını öneririm


Tanrı Misafiri:



Hoca Ali Efendi,, Bursa’daki konağında, Mangal başında, ak*şam kahvesini içerken kapı çaldı. Gelen kişi, kendisini, Muğ*la’dan, Hoca Ali Efendi’nİn arkadaşı rahmetli Hacı Hafız’ın oğlu Hafız İlyas olarak tanıtınca, içeri buyur edildi. Hafız İlyas, kendi*sine gösterilen sedire oturmayıp, kapının dibindeki bir şilteye usulca ilişiverince, Hacı Ali Efendi, iki gün evvel belediye mecli*sinde medreseden yetişenler aleyhinde söylenen sözleri hatırla*yıp:
“….Herifler, dedeniz yaşında adamlara karşı, bacak bacak üstüne atıp ötmesini bilirsiniz. Gelin de gözlerinizle görün… Medresede oku*muş adamın terbiyesi bakalım hanginizde var?” diye söylendi.
Hoca Alî Efendi’nİn babası zamanında konaklarında çifter çifter kazanlarda yemekler pişirilir, gelene gidene yedirilirdi. Hacı Hafız’ın da babasının yanında önemli bir yeri olduğu için, onun oğlunu da sevinerek misafir etmişti. Üstelik öğrendiğine göre, rahmetli nefesini de oğluna vermişti.
Ertesi sabah, ezan vakti, ev halkı dik bir sesle uykudan u-yandı. Hafız İlyas, bahçedeki çardağın altına oturmuş, Kur’an okuyordu. Gün boyunca yerinden kalkmadı. Usulünce isteyip, dört öğün yemeği de yedi. Ancak, aradan günler geçiyor, Hafız Efendi yiyip içip, bah*çede Kur’an okumaktan başka bir şey yapmıyor, İstanbul lafım ağzına dahi almıyor, gitmek için en ufak bir hazırlıkta bulunmuyordu. Üstelik, ziyaretçileri de çoğalmıştı. Hacı Ah E-fondi, zaman zaman laf dokundurup, ağzından ne zaman gidece*ğini öğrenmeye çalışıyordu, ancak öteki oralı bile olmuyordu. Hacı Ali Efendi, her cuma, bahçesiyle uğraşmayı çok severdi. Uir cuma sabahı, bahçenin bir köşesinde yetiştirdiği nadide salatıhklarm olduğu yere gidince, hayret ve dehşetten donakaldı. Bahçenin o bölümünden kasırga geçmiş gibiydi. Kasırga sadece yerdeki salatahlıklan değil, ağaçlardaki ham meyveleri dahi silip süpürmüştü. Hafız İlyas, başına gelecekleri anlayınca hemen na*maza durmuş, ara vermeden yüzlerce rekat kılmıştı. Hafız, son zamanlarda evin içinde sessiz sessiz dolaşmaya, öte beriyi karıştırmaya, kapı deliklerinden gözetlemeye de başla*mıştı. Bu da yetmezmiş gibi, evin kızını da evlenmek için gözüne kestirmesin mi? Artık, her fırsatta Arzu ile Kamber, Köroğlu ile Ayvaz masallarından alınmış beyitler okuyarak aşkını ilan edi*yordu. Artık dayanacak hal kalmamıştı. Nihayet, Hacı Ali Efendi Hafız’a İstanbul’da bir iş bulmuş, İşi sağlama bağlamak için, vapur ve tren biletlerini almış, trene bİndirmişti. O günü bayram ilan edip gelip evde uyumuştu ki, tıkmam komşusundan, Hafız’ın vapur iskelesinde biletlerini bağıra bnğıra satmaya çalıştığını duyunca, evdekilere hemen evi terk etip, kaplıcalara gitmeleri talimatını verdi. Eve bekçi bıraktıkları Elife de Hafız gelirse asla kapıyı açmamasını emretti.
Ancak, Hafız gece gelip, bırak yalvara yalvara kapıyı açtır*mayı, üstüne ütlük bir de Elifle de işi pişirir. Hacı Ali Efendi, Knplıcada iken bir komşusundan Hafız’ın evde olduğunu öğre*nince, o hırsla giyinir ve eve gelirler. Hafız ve Elif çifte kumrular gibidirler Neticede, Hafız güzel bir dayak yer ve hastanelik olur. Elifi de kovarlar. Bu arada, komşular da, “Tanrı Misafin”ni döv*düğü için, Hacı Ali Efendi’yi sesli, sessiz kınamışlardır. Ancak, hıino halkının Hafız’dan çekecekleri çile ise daha bitmemiştir.



Sabah, bir sedyede Hafız, yanında polis, yanında muhtar, e-vin kapısına dikilmişler ve rica minnet Hafız’ı şikâyetçi olmaktan vazgeçirdiklerini, ancak fukaranın kalacak yeri olmadığı için, orada barınacak bir yer vermelerini istiyorlardı. Çaresiz başa ge*len çekilecekti.
Hacı Ali Efendi, hemen evi terk edip, başka bir vilayette iş ayarlamak için yollara düşmüştü. Başka türlü bu Hafız’dan kur*tulmanın mümkünü yoktu

ozgur_beyin
31-01-2010, 11:27
bu yazı es geçilemezdi bende öyle yaptım . ayrıca ortak duygulara sahib olduğum bir filim bu love story


Aşkın Hikâyecisi ölmüş..

İki kez kayboldum hayatta.. Biri Londra'daydı, öteki Atina'da.. İkisi de yıllar yıllar önce.. Londra'da tiyatroya gitmiştim.. Cats!.. Müzikal muhteşem bir şarkı ile biter. Tüm kediler evin çatısında toplanmışlardır. Fonda güneşin yavaş yavaş doğduğunu görürüz.. Ve tam o sırada, baş roldeki dişi kedi, final şarkısını söyler.. "Yeni bir gün başlıyor" diye biten dünyanın en güzel aşk şarkısı.. Memories!..
Perde kapandı, salonun kapıları açıldı. Londra'da tiyatro çıkış kapıları doğrudan sokağa açılır. Kendimi loş bir arka sokakta buldum. Gece on buçuk falan.. Hafiften yağmur çiseliyor.. Ellerimi cebime sokup ıslıkla Memories'i çalmaya başladım.. Ağır ağır yürüdüğümü hatırlıyorum karanlığa doğru..
Kendime geldiğimde sırılsıklamdım. Etraf zifiri karanlıktı. Saatime baktım.. 1.5!.. Saatlerden beri öylesine yürümüşüm.. Sokakta benden başka canlı yok.. İlerde bir yerde bir arabanın farlarını gördüm birkaç dakika sonra.. Cadde olmalıydı.. Koştum.. Öyleymiş.. On dakika falan sonra, dünyalar benim oldu.. Bir taksi göründü ilerden.. Otel.. Soyundum.. Sımsıcak duşun altına attım kendimi.. Su sesine ıslık sesim karıştı gene.. Memories tabii..
İlk kayboluşum daha da evvel.. 70'li yıllar.. Atina'da dolaşırken gece aylak aylak, bir sinemanın kapısında Love Story'nin afişini gördüm. Dünyanın bahsettiği ünlü Aşk Hikâyesi.. Türkiye'ye o yıllarda filmler çok geç gelirdi.. Attım kendimi içeri..
"25 yaşında ölen bir genç kız için ne diyebilirsiniz ki" diye başladı hikâye.. Ve bitti.. Gene ellerim cepte, gene ıslıkla bir şarkı çalıyorum.. Filmin Oscar kazanan o unutulmaz melodisini.. Gecenin on biri falan.. Gitmişim, nereye gittiğimi bilmeden.. Saatime baktığımda birdi ve ben nerde olduğumu bilmiyordum gene.. Daracık ve karanlık bir Atina sokağı.. Hepsi o..
Filmin o muhteşem müziği mi, o acıklı aşkın öyküsü mü, yoksa, 25 yaşında ölen genç kızı oynayan Ali MacGraw mı etkilemişti beni bilemem.. Ama MacGraw uzun zaman felaket aşkım, hayalim, rüyam olmuştu, hatırlarım.
Eric Segal, ben Londra yollarındayken ölmüş.. 72 yaşında.. 25 yıldır Parkinson hastasıydı. Kalp krizinden gitmiş. Yale Üniversitesi'nin Klasik Edebiyat profesörü iken, Love Story onu bir günde popüler yapmıştı. Segal öyküyü senaryo olarak yazmış, daha sonra romana çevirmişti. Klasik edebiyat hocasının bu kadar hafif bir popüler romanı nasıl yazdığı sorulunca itiraz etmeden gülmüş ve "Ortalama insan bu romanı 1.5 saatte okur. Filmi biraz daha uzun sürüyor" demişti. Aşk Hikâyesi, Amerikan yüksek sınıfından Oliver'in çalışan sınıfından Jennifer'e âşık olması ile başlıyor ve ailesinin tüm karşı koymasına rağmen evlenmesi ile gelişiyordu. Sonunda kız ölüyor, erkek ağlıyor, öykü bitiyordu.
Roman New York Times'in Best Seller listesinde bir yıldan fazla kaldı. Onlarca dile çevrildi ve on milyondan fazla sattı.
Film, o zaman için muhteşem bir para olan 200 milyon dolar kazandı ve uçurumun tam eşiğindeki Paramount'u batmaktan kurtardı. En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek ve Kadın Oyuncular ve En İyi Senaryo dahil, yedi dalda Oscar adayı oldu. Tek Oscar aldı.. Francis Lai'in artık klasikleşen müziğine gitti heykelcik.
Altın Küre ise daha cömertti. En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Senaryo ve En İyi Müzik Altın Küreleri Aşk Hikâyesi'nin oldu.
Filmin pek çok lafı, sadece Amerika'nın değil, dünyanın diline yerleşti.
Açılış cümlesi "25 yaşında ölen bir genç kız için ne diyebilirsiniz ki" en başta tabii..
"O kız, Mozart'ı, Bach'ı, Beatles'ı ve beni seviyor.."
"Allah aşkına Jenny, her saniye seninle sevişmek için içim giderken, John Stuart Mill'i nasıl okuyabilirim.."
..Ve tabii, duvar afişleri olan cümle..
Kitapta "Love means not ever having to say you are sorry", filmde "Love means never having to say you are sorry" diye geçen ve Türkçeye akıl almaz bir aptallıkla "Aşk asla özür dilememektir" ya da "Aşk asla pişman olmamaktır" diye çevrilen ve ne yazık ki öyle yerleşen cümle..
Oysa, Segal'in aşk tarifi gerçekten harikaydı.. Mealen çevireyim ki, iyi anlaşılsın..
"Aşk, 'Beni affet' deme zorunda olmamaktır. (Çünkü seven, her şeyi affeder zaten..)"

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2010/01/31/askin_hikyecisi_olmus

ozgur_beyin
31-01-2010, 11:37
Murat Bardakçı
İşgali yazmaktan neden utanıyoruz?
30.01.2010 17:47:59
AVRUPA'da yayınlanan aylık tarih dergilerini, özellikle de Fransızlar'ın çıkardıklarını kaçırmadan takip etmeye çalışırım.
Fransız dergilerinin bizdekilerle farkından yahut tirajlarının niçin yüksek olduğundan bahsedecek değilim. Bilenler zaten bilirler, merak edenler de alıp baktıklarında hemen farkedebilirler.
Dergilerden bahsetmemin sebebi, son aylarda sayfalarının neredeyse yarısından fazlasını hep aynı konuya, Paris'in Almanlar tarafından işgaline ayırmaları... İşgalde yaşananları en ufak ayrıntıya varıncaya kadar anlatıyor ve kapak konusu yapıyorlar.
Yayınların sebebi, 2010'un bu sene işgalin tam 70. yıldönümü olması. Fransızlar, 1940 Mayıs'ında başlayıp 1944 Aralığında sona eren ve hem tarihlerinde, hem de hafızalarında çok önemli bir yeri olan işgali, üzerinden bu kadar sene geçmesinden sonra, şimdi eski yıllara göre çok daha samimi şekilde ve çekinmeden tartışıyorlar. Hiçbir taraf ve hiç kimse suçlanmıyor, "işgalde nelerin yaşandığından" bahsediliyor, o kadar...

İŞGALDE FUHUŞ TARİHİ

Yayınlar sadece tarih dergileriyle sınırlı kalmıyor, ardarda yeni kitaplar da çıkıyor.
Hem de ne kitaplar... Gestapo'nun işgal sırasındaki faaliyetlerinden tutun, işbirlikçilerin yaptıklarına, hattâ Nazi çizmesi altındaki Paris'teki çok özel ilişkilerin ayrıntılarını anlatan eserler... Meselâ, Cécile Desprairies "Paris dans la Collaboration", yani "İşbirliği İçindeki Paris"inde eserin adından da belli olduğu gibi, Nazi yardakçılığını işbirlikçilerin adreslerine varıncaya kadar, ev ev sıralıyor. Patrick Buisson'un iki cilt halinde çıkarttığı ve tam 1070 sayfa tutan "Années érotiques"inde, yani "Erotik Yıllar"ında ise, işgal senelerindeki fuhuş hayatının inanılmaz detaylarını öğreniyorsunuz.
Paris'in işgalini anlatan bu yayınları görünce, bir başka başkentin 1918 ile 1923 arasında uğradığı ama nedense pek konuşulmayan, ders kitaplarında bile şöyle bir geçen işgalini hatırladım.

PARİS'E RAHMET OKUTUR!

İstanbul'un işgalinden sözediyorum.
İmparatorluk başkenti İstanbul'un beş sene boyunca yabancı çizmelerin altında inlemiş olduğunu bazılarımız bilmez, bilenlerimiz ise genellikle pek hatırlamak istemezler. Şimdiye kadar yapılan ve işgali anlatan çalışmalar, maalesef son derece yetersizdir. Tezlerini bu konuda yapmak isteyen bazı üniversite öğrencileri ise, hocaları tarafından engellenir ve başka bir konu bulmaları istenir.
Neden mi? Zira işgale uğramış olmaktan utanırız ve tarihimizin o kapkara senelerini yaşamamış telâkki ederiz. Birinci Dünya Savaşı'nda yenilmemiş, "müttefiklerimiz yenildikleri için biz de mağlup sayılmışızdır"! İstanbul'un işgali, ders kitaplarımıza göre Mustafa Kemal Paşa'nın "Geldikleri gibi giderler" sözüyle ve Şehzadebaşı Karakolu'nda uykularında şehid edilen askerlerimizle sınırlıdır, o kadar.
Halbuki, uğradığımız işgal Paris'te yaşanan acılardan kat be kat ıstıraplıdır, zira işgalcilerle aramızda asırların çekişmesi ve üstüne üstlük bir de din farkı mevcuttur. İşgalde, direnişin yanısıra Paris'e rahmet okutacak derecede işbirliği de vardır ve Patrick Buisson'un "Erotik Yıllar"ın benzeri, bizde özellikle de bazı konaklarda yaşanmış, rezaletler ayyuka çıkmış ama unutulmalarına çalışılmıştır. Hem Osmanlı, hem de işgalci ülkelerin arşivleri, siyasî ve askerî konuların yanısıra işin böyle rezil taraflarını da gözler önüne seren belgelerle doludur.
Hayalim, günün birinde geçmişi herşeyiyle kabul eden ve kompleks taşımayan tarihçilerimizin çıkması ve bu konuya eğilmeleridir.


http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=7721

Ovidius
31-01-2010, 17:10
Sevgili özgür beyin güzel yazmışın,hayalinden bahsetmişin.Sonuna kadar katılıyorum.

Yalnız, böyle böyle olmuştur arkadaşlar diyecek bir tarihçinin çıkması için onu anlayacak insanların çoğalması gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti halkı henüz 80 yıllık bir millet veya millet olma çabasındadır.

Konuyu tam bilmiyorum ama Paris in işgalinden sonrada yeni bir devlet kurulup yeni bir bilinç te yaratılmadı sanırım.

ozgur_beyin
07-02-2010, 03:39
çok yetenekli bir kız kumdan resim yapıyor


http://www.vibox.ru/video/9597

ozgur_beyin
07-02-2010, 04:15
http://img80.imageshack.us/img80/1710/c38ii.jpg

ozgur_beyin
07-02-2010, 04:29
http://img82.imageshack.us/img82/2384/best29rd6.gif

ozgur_beyin
13-02-2010, 20:23
İDEAL ÇİFTLİK EKONOMİSİ:
İki ineğiniz vardır.
Birini satıp bir öküz alırsınız.
Sürünüz çoğalır, işler artar, ekonomi büyür…

AMA ÖRNEĞİN, ÇİNLİYSENİZ…
Bir ineğiniz ve bir öküzünüz vardır.
Buzağıları satar zengin olursunuz.

HİNTLİYSENİZ…
Bir ineğiniz ve bir öküzünüz vardır.
Ama onlara taparsınız...
Açsınızdır ama Nirvana'ya ulaşırsınız.

PAKISTANLIYSANIZ…
Hiç ineğiniz yoktur.
Hindistan’daki tüm ineklerin size ait olduğunu iddia edersiniz.
Bütün paranızla nükleer başlık alırsınız…

AMERİKALIYSANIZ…
İki ineğiniz vardır.
Altı inek kadar süt almak için 24 saat 3 vardiya zorlarsınız.
İnekler telef olunca, suçlayıp işgal edecek bir ülke ararsınız…

ALMANSANIZ…
İki ineğiniz vardır.
İkisi de mekanik harikasıdır…
Her saat başı, dakik süt verirler.

FRANSIZSANIZ…
İki ineğiniz vardır.
Birinden şarap diğerinden peynir sağarsınız…

BELÇİKALIYSANIZ…
Bir Fransız, bir Hollanda ineğiniz vardır.
Hükümet üçüncüyü vermiyor diye her yıl greve gidersiniz…

İNGİLİZSENİZ…
İki dananız vardır.
İkisi de deli-dana'dır.

YUNANLIYSANIZ…
AB damgalı iki ineğiniz vardır.
Ama süt sağmayı bilmezsiniz.

İSVİÇRELİYSENİZ…
Beşyüz ineğiniz vardır.
Ama hiç biri sizin değildir.
Hepsinden kira alırsınız.

JAPONSANIZ…
İki ineğiniz vardır.
İkisi de bilim harikasıdır.
Tavşan kadar küçük ve iki kat fazla süt verirler.

RUSSANIZ…
İki ineğiniz vardır.
Fakat dört tane var sanırsınız.
Çünkü votkayla çift görünürler...

TÜRKSENİZ…
İki öküzünüz vardır.
Birini başbakan, diğerini cumhurbaşkanı yaparsınız!
Ondan sonra yaptığınız inekliğe oturur ağlarsınız..

ozgur_beyin
13-02-2010, 20:24
ÖKÜZ





Genç bir kadın, aylardır şantiyede olan kocasına aşağıdaki satırları yazar:

Sevgilim,

Biliyorsun, sen şantiyedeyken nur topu gibi bir bebeğimiz oldu. Sütüm yetmediği için, yavrumuzu besleyebilmek amacıyla bir sütanne tuttum. Yalnız, bu sütannenin zenci olmasından dolayı çocuğumuz, emdiği sütün etkisiyle zaman içinde zenciye dönüştü. Haberin olsun dedim.

Bu konuda benim bir suçum olduğunu düşünmezsin umarım.

Öptüm,

Biricik eşin

Kadının kocası da bunun üzerine annesine bir mektup yazar:

Sevgili anneciğ im,

Karım bana gönderdiği son mektupta, sütü yetersiz olduğu için bir sütanne tuıtmak zorunda kaldığını, o sütannenin zenci olduğunu ve bu yüzden bebeğimizin renginin de zamanla koyulaştığını yazıyor. Bundan eşimi sorumlu tutamayız, tabii ki .

Selam ve sevgilerimle

Annesi ise oğluna şöyle bir cevap yazar:

Sevgili oğlum,

Aslı na bakarsan, sen doğduğunda benim sütüm de yetersiz kalmıştı. Ama biz fakir olduğumuzdan dolayı, sütanne tutamayıp onun yerine seni inek sütüyle beslemek zorunda kalmıştık. Bu durumda takdir edersin ki, senin safkan bir öküz olmanın sorumlusu ben değilim.

Seni seven annen

ozgur_beyin
13-02-2010, 20:33
METALCİ HOROZ

http://www.youtube.com/watch?v=A43JOxLa5MM&feature=player_embedded


http://www.youtube.com/watch?v=aEiWoWoM4R0&feature=related

ozgur_beyin
07-03-2010, 02:20
bu aktaracağım aneekdot çok beğendiğim bir anekdottur tahmin ediyorum çoğunluk bilmiyordur


victor hugo’nun hoşuna giden iltifat

Yıl, 1887… Gazetecinin biri, Victor Hugo’ya soruyor: “Eserleriniz ve siz bugüne de çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bunlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?”

Hugo anlatıyor: “Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum.

Fena halde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi. Var gücümle uşağıma seslendim: ‘İgooooooor!’ Defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam Atlas Okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. Altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte. Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu. Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum. Arabacı nefret dolu bir sesle ‘Seni haddini bilmez, buruşuk o… çocuğu! O işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!’ dedi.

İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu

ozgur_beyin
14-03-2010, 03:00
rahibin horozu



Rahibin kilise bahçesinde bir kümesi vardır.
Bir gün horoz ortadan kaybolur.
Horozu bulması, ya da yeni bir horoz alması gerek. Ayinden sonra cemaatine sorar:
-Kimin horozu var?
Bütün erkekler ayağa kalkar..
-Hayır onu demedim, horozu gören var mı?..
Bütün kadınlar ayağa kalkar..
-Hayır efendim, yani ben başkalarının horozunu kim gördü demek istiyorum..
Kadınların yarısı ayağa kalkar..
Rahip iyice kızar..
-Allah, Allah!.. Ne laf anlamaz insanlarsınız. Benim horozumu kim gördü yahu?..
Bütün rahibeler ayağa kalkar.


Camiye gitmeyeni ...
Memleketin birinde 3 kere camiye gitmeyeni idam ediyorlarmış . Usulen de, idam edilmeden önce 3 dileğini yerine getiriyorlarmış. Adamın biri de 3 kere camiye gitmemiş ve tabii yakalanmış...

İdam edilmeden önce sormuşlar :
- "İlk dileğin ne?"
- "Vezirin eşiyle beraber olmak istiyorum!" Vezir "olmaz" dese de Padişah "mecbur" demiş !
Adam ikinci dileği olarak Padişahın eşiyle beraber olmayı seçmiş. Bu sefer Padişah "hayır" dese de herkes itiraz edince mecbur kalmış.
- "Son dileğin ne?"
Adam, bir vezire, bir krala bakmaya başlamış...
Aradan 5 dakika geçtikten sonra vezir bakmış namus elden gidecek!
- "Ben bunu sanki camide gördüm gibi geldi", deyince...
Padişah : "Ne gibisi yahu ! Yanımda kılıyordu!!!" demiş.

Nova
14-03-2010, 04:02
Bommmba, yarıldım gece gece :peace:

ozgur_beyin
27-03-2010, 20:59
***

Paris'te son derece güzel bir restoran varmış.
Buranın özelliği, öğle servislerinde "günün mönüsü" adı altında sürpriz
yemekler sunmasıymış.


Hazret, gelip oturmuş, masanın üzerindeki çatalı alıp koklamış:


- "Vaayyy" demiş, "demek günün mönüsü enginarlı rosto haaa...

Getirin, severim rostoyu."
Restorandaki herkes bu olayı görmüş ve sözleri duymuş.
Biraz sonra servis başlamış, hakikaten günün mönüsü enginarlı rosto!..
Garsonlar şaşırmışlar ama, tesadüf olduğuna karar vermişler.


Ertesi gün öğle vakti adam yine gelip oturmuş, çatalı koklamış, yine bilmiş:
- "Bugünün mönüsü mantarlı börek haaa.. Getirin bakalım."
Garsonlar bakmışlar, bu iş tesadüf falan değil.
Adam resmen çatalı koklayarak mönüyü biliyor!..
Restoranın imajı sarsılacak!!.


Telâşla durumu patrona anlatmışlar.


Patron, "hadi be!" demiş ve eline bir çatal alıp bulaşıkçı kızlardan birine uzatmış:
- "Anita, al kızım şu çatalı.....münasip yerlerinde bir dolaştır bakiim!!"
Anita söyleneni yapmış. Patron çatalı garsonlara vermiş:


- "Bunu koyun o adamın masasına, bilsin bu defa da görelim bakalım..."
Çatalı masaya koymuşlar, adam yine gelip aynı masaya
oturmuş, garsonların meraklı bakışları arasında çatalı alıp
uzuuun uzun koklamış, sonra şaşkın bir ifadeyle sormuş:


- "Aaaaa, Anita burada mı çalışıyor?.

ozgur_beyin
04-04-2010, 07:24
BİR ARNAVUTUN DUASI





Yüce Rabbim,
Şu dakikaya kadar tüm sevdiklerimi benden hep aldın;
Benim en sevdiğim şarkıcı Zeki Müren'i, muazzam ses Safiye Ayla'yı aldın,
Benim en sevdiğim idolüm, çocukluk aşkım Marilyn Monroe'yi aldın,
Canım gibi sevdiğim fedakar insan Anamı, Mıtırış Hatunu da aldın,
Benim hayranlıkla sevdiğim Yüce Kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk'ü aldın,
Habibin, en güzel Kul, Peygamber efendimizi bile aldın.
Her şeye kadir yüce rabbim,
2010 yılında gereğini sana bırakmak için önünde diz çöker ve sonsuz af ve mağfiretlerine sığınarak, sana itiraf ederim ki benim en sevdiğim başbakan Tayyip Erdoğandır. (!!!)

Amin !

Bir Arnavut

ozgur_beyin
12-04-2010, 20:38
http://galeri.milliyet.com.tr/2009/8/21Dunyanin_en__garip__gelenekleri/20.jpg























,













































Tayland Kraliyet Ailesi çok eski zamanlardan gelen ve sadece bu ailenin kullandığı özel bir dil kullanıyor. Yani konuştuklarını çevrelerindeki hiç kimse anlayamıyor.






















,

yucemanitu
17-04-2010, 22:17
http://www.penguen.com/content/Kapak/penguen_kapak395.jpg

ozgur_beyin
18-04-2010, 00:03
dünyanın en seksi kadınıhttp://img22.imageshack.us/img22/3156/19171235.jpg

ozgur_beyin
10-10-2010, 15:11
KAYSERİLİ
Bu olay Kayseri-Bünyan ilçesi sinirlari içerisinde yasanmistir ki, olayın kendi Alfred Hitchcock'un meshur korku filmlerini bile çok gerilerde birakacak kadar tüyler ürpertici.
Kendisi Bünyanlı olmayan, politikayla uğraşmis ve halen Kayseri'de yaşayan işadamı, Bünyan sınırında, Kayseri Malatya kara yolu üzerinde, bir benzin istasyonuna girer. Lokantaya oturur ve orada kalabalık toplulukla birlikte bir ufak rakı içer.
Yürüyüş mesafesindeki Bünyan'a gitmek için, lokantadan çıkar. Ancak dışarısı hem zifiri karanlik hem de korkunç bir kar-tipi fırtınası baslamıştır. Benzin istasyonuna yaklaşık 300 metre mesafedeki, Bünyan'a dönüs yolu kenarına varır. Oradan geçen bir arabaya binip, Bünyan'a ulasma derdindedir.
Fırtına daha da şiddetlenir. Adam bir-kaç adım ötesini bile görememektedir. Gelip-geçen bir araba da yoktur. Nihayet karanlıklar içerisinde, hayalet gibi yavas yavas yaklasan bir arabanin iki farıni fark eder. Arabanin, tam önünde yavaslamasıyla birlikte hemen arka kapıyı açar ve arabaya biner. Kapıyı kapatır, araba yeniden hareket eder. İçeridekilere merhaba demek ister. Ama o da ne?
Araba da kimse olmadığı gibi, direksiyonda da kimse yok. Birden paniğe kapılır. Korkuyla, hemen arabadan atlayıp, oradan kosarak uzaklasmak ister ama hem araba hızlanmış, hem de korku ile dizleri baglanmış, hareket edemez hale gelmiştir. Araba keskin bir viraja dogru yaklaşır. Adam dua etmeye baslar.
Tüm günahlari için tövbe eder. Arabayı durdurması için Allaha yalvarır. Tam bu esnada, pencereden bir el uzanır ve direksiyonu kıvırarak, sert virajdan arabanın dogru yola dönmesini sağlar. Her tehlikeli dönemece yaklaştıkça, Allah'a yalvarış ve yakarışı artar ve her seferinde de bir el dişarıdan uzanıp, direksiyonu çevirir.
Sonunda kendisini biraz toparlar, ayaklarını kımıldatır. "Ya Allah koru beni..." deyip, kapıyı açmasıyla birlikte, kendisini arabadan dişarı fırlatır. Bir kaç takla attıktan sonra, şarampolde kendisine gelir. Defalarca üç Kulfu-bir Elham okuyarak, Bünyan'a yürüyerek ulaşırr ve bir kahvehaneye girer. Üstübaşı ıslak ve şok haldedir.
Kendisini tanıyanlar hemence sobanın başına alırlar. Eline bir çay verirler. Bir müddet sonra kendisine gelip, sesi titreyerek, başına gelen doğa üstü ve korkunç olayı anlatır. Olayı dinleyenler inanmak istemeseler de, anlatan kişinin aklı başında ve toplumsal sorumluluk taşıyan bir pozisyonda olduğunu bildiklerinden, herkeste derin bir sessizlik olusur.
Yaklaşık yarım saat sonra, aynı kahvehaneye Koyunabdal Köyü'nden iki kişi girer. Bir masaya oturur ve iki bardak çay söylerler. Bu arada, gelenlerden birisi, diğerine şunları söyler :
-Hasan Yıldız baksana, şu sobanin başında oturan geri zekalı, bizim araba yolda kalınca, biz arabayı iterken, arabaya binip-inen kişi değil mi?

ben çok güldümm umarım sizde gülersiniz


dolandırıcı azrail

Sürücünün biri arabasıyla yolda giderken, işaret veren bir yolcuyu arabaya alır. Adam arka tarafa biner.
Şoför, "Eee hemşerim kimsin nereye gidersin? der. Yolcu, "ben Azrailim..canını almaya geldim" der.
Şoför alaycı bir tavırla; "Sen mi Azrailsin" der.. "Yahu senin gibi Azrail olur mu hiç"
Yolcu sakin bir tavırla cevap verir: "Sen daha önce Azrail gördün mü ki tarif ediyorsun? İnanmadın bana öyle mi ?
Şoför: İnanmadım tabii!
Yolcu: O zaman sana bunu ispatlayayım. Bak şu dönemecin ardında, 200 metre ileride biri yolda araç bekliyor... Onu sen kavşaktan sonra göreceksin ama ben buradan görebiliyorum" der...
Gerçekten de adamın dediği gibi şoför kavşağı döner dönmez 200 metre ilerde araç bekleyen bir yolcu görür .. Sürücü onu da almak için aracı durdurur. Yeni yolcu ön tarafa oturur....
Olaylar bundan sonra daha da garip bir boyuta taşınır...
Şoför önce yeni gelene de selam sabah vazifesini yerine getirir ve sorar : Eee sen kimsin hemşehrim, nereye gidersin?
> Abi allah razı olsun. Adım falanca... Sen beni merkezde bir yerde indirirsen işim görülür..
Şoför arkaya döner ve diğer yolcuya, "Eee hadi şimdi kendini bu arkadaşa da bana tanıttığın gibi tanıt" der...
Arkadaki yolcudan ses çıkmaz... Şoför gülerek, "Yahu, şu arkadaki adam bana 'Azrail'im' diyordu. Hem iyilik ediyoz hem de dalga geçiliyoruz" der..
Öndeki arkaya bakar: Abi arkada kimse yok ki!
Şoför hışımla arkaya bakar: Kör müsün be adam, arkada kurulmuş otuyor işte!
Öndeki arkaya bir daha bakar ve "Abi senin kafan iyi mi yoksa benle dalga mı geçiyorsun der?
Arkada konuşmadan oturan adam lafa girer: Gördün mü, öndeki beni ne duyabilir ne de görebilir? Hâlâ inanmadın mı?
Şoförün o anda dizlerinin bağı çözülür, beti benzi atar...
Arkadaki adam pişkin pişkin: Haydi, bırak artık bu dünya ile işin bitti. Arabayı kenara çek, 2 rekat namaz kıl da canını alıp gideyim. Sen de tövbe et, son kez Allah'a yalvar...
Şoför ağlamaklı bir şekilde çaresizce arabayı kenara çeker ve iner...
Arabadaki adamlardan önde olanı direksiyona geçer gaza basar ve şoför dolandırıldığını anlayıncaya kadar karayolunda kaybolmayı başarırlar

ozgur_beyin
10-10-2010, 15:15
Ecevit öldü hepimiz solcu olduk....... ......... ....!
Barış Akarsu öldü hepimiz rock'cı olduk....... ...!
Hrant Dink öldü hepimiz Ermeni olduk....... .....!
Muhsin Yazıcıoğlu öldü hepimiz ülkücü olduk....!
Türkan Saylan öldü hepimiz Laik olduk ..........!

Allah Bülent Ersoy’a uzun ömür versin...... aminnnn


Sokak köpeklerinden çok şikayet gelince Diyarbakır Belediyesi bütün sahipsiz köpekleri toplamış.Ahali de sokakta başıboş gezen köpek sürüleri yok oldu diye çok mutlu olmuş.
Sonra bir gün bakmışlar ki köpeklerin hepsinin kulağında bir zımba, sokaklarda yine geziyorlar...

Vaho Belediyeyi aramış. Yetkiliye 'bu itleri niye saldiz la boyle?' demiş.Yetkili de, hayvan haklarından söz etmiş ve 'merak etmeyin hepsi aşılandı, kısırlaştırıldı' demiş.
Vaho feryat etmiş:

'Ha ula sizin izanınıza sıçam; size bizi ısıriyler dedik, zikiyler mi dedik'...

ozgur_beyin
24-10-2010, 17:58
Ödemeyenler de var tabi!

Ufak tefek yaşlı bir kadın iki plastik torba taşıyarak caddede yürüyormuş. Torbalardan biri delinmiş ve 20 dolarlıklar uçuşmaya başlamış.
Polisin biri kadını durdurup;
'Ham'fendi torbadan paralarınız dökülüyor.' demiş.
'Kahretsin!' demiş kadın. 'Uyardığınız için sağolun. Ben şimdi dönüp toplarım onları.'
'Bir durun bakalım! O kadar para nereden geliyor? Çaldınız mı yoksa?'
'Yok canım!' demiş kadın. 'Benim bahçe stadyum parkına bakıyor. Orada arada sırada araçlarda parti veriyorlar.
O partilerden çıkan adamlar çoğunlukla benim çiçek tarhlarımı tuvalet olarak kullanıyor.
Ben de elektrikli kesiciyle çalıların arkasında bekliyorum. Onlar işlerini görmeye hazırlandığı anda benim kesiciyi çalıştırıp;
'Ya 20 dolar verirsin ya da seninki uçar gider!' diyorum.'
'Vay be!' demiş polis gülerek. 'İyi fikirmiş. Peki öbür torbada ne var?'
Yaşlı hanım cevap vermiş;
'Eee... bazıları da ödemiyorlar tabi.'

ozgur_beyin
06-11-2010, 20:21
pir sultanın kızına ait olduğu söylenen çok güzel bir mersiyesini yazacağım. hafızam beni yanıltmıyorsa bu şiiri mahzunide türkü yapmıştı

DÜN GECE SEYRİNDE COŞTUYDU DAĞLAR
SEYRİM AĞLAR AĞLAR PİR SULTAN DEYÜ
GÜNDÜZ HAYALİMDE GECEDÜŞÜMDE
DÜŞDE AĞLAR AĞLAR PİR SULTAN DEYÜ


UZUNDU UZUNDU DEDEMİN BOYU
YILDIZ'DIR YAYLASI BANAZ'DIR KÖYÜ
YAZ BAHAR AYINDA BULANIR SUYU
SULAR AĞLAR AĞLAR PİR SULTAN DEYÜ


PİR SULTAN KIZIYDIM BENDE BANAZ'DA
KANLI YAŞ AKITTIM BAHARDA GÜZDE
DEDEMİ ASTILARKANLI SİVAS'TA
DARAĞACI AĞLAR PİR SULTAN DEYÜ


KEMENDİMİ ATTIM DARA DOLAŞTI
KAFİRLERİN ELİKANA BULAŞTI
KOYUN GELDİ KUZULARI MELEŞTİ
KOÇLARDA AĞLAŞIR PİR SULTAN DEYÜ


PİR SULTAN ABDALIM EY YÜCE GANİ
YEDİĞİMİZ DAİMKUDRETİN HANI
HAKKA TESLİM ETTİM OL ŞİRİN CANI
DOSTLARIN AĞLAŞIR PİR SULTAN DEYÜ


HAN =SOFRA YEMEK
SEYİR =RÜYA

ozgur_beyin
06-11-2010, 20:22
pir sultanın kızına ait olduğu söylenen çok güzel bir mersiyesini yazacağım. hafızam beni yanıltmıyorsa bu şiiri mahzunide türkü yapmıştı

DÜN GECE SEYRİNDE COŞTUYDU DAĞLAR
SEYRİM AĞLAR AĞLAR PİR SULTAN DEYÜ
GÜNDÜZ HAYALİMDE GECEDÜŞÜMDE
DÜŞDE AĞLAR AĞLAR PİR SULTAN DEYÜ


UZUNDU UZUNDU DEDEMİN BOYU
YILDIZ'DIR YAYLASI BANAZ'DIR KÖYÜ
YAZ BAHAR AYINDA BULANIR SUYU
SULAR AĞLAR AĞLAR PİR SULTAN DEYÜ


PİR SULTAN KIZIYDIM BENDE BANAZ'DA
KANLI YAŞ AKITTIM BAHARDA GÜZDE
DEDEMİ ASTILARKANLI SİVAS'TA
DARAĞACI AĞLAR PİR SULTAN DEYÜ


KEMENDİMİ ATTIM DARA DOLAŞTI
KAFİRLERİN ELİKANA BULAŞTI
KOYUN GELDİ KUZULARI MELEŞTİ
KOÇLARDA AĞLAŞIR PİR SULTAN DEYÜ


PİR SULTAN ABDALIM EY YÜCE GANİ
YEDİĞİMİZ DAİMKUDRETİN HANI
HAKKA TESLİM ETTİM OL ŞİRİN CANI
DOSTLARIN AĞLAŞIR PİR SULTAN DEYÜ


HAN =SOFRA YEMEK
SEYİR =RÜYA

ozgur_beyin
13-02-2011, 15:35
DEGÜSTATÖR

Meşhur bir şarap üreticisinin çeşnicibaşısı (degustatör) ölünce yeni bir çeşnicibaşı bulmak için ilan verirler.
Kirli görünümlü, saç baş dağınık bir ayyaş fabrikaya başvurur. Patron adamı basit bir sınavla savmak için, önüne bir kadeh şarap koydurur.. Zaten sarhoş adam kadehi kafasına diker ve "Muscatel kırmızı üzüm, güney yamaçlarda büyümüş, 3 yıllık ve çelik kaplarda olgunlaştırılmış" der.
Fabrika müdürü şaşkınlıkla patrona döner ve "Doğru" der.
İkinci kadehi uzatırlar.
"Güneybatı eğimli yamaçlarda yetişmiş cabarnet kırmızı üzümden. 8 yıllık ve meşe varillerde saklanmış.."
Müdür, daha da büyük bir şaşkınlıkla "Gene doğru" der ve sekreterinin kulağına bir şeyler fısıldar.
Genç kız, doğru tuvalete gider ve beyaz şaraba çok benzeyen bir bardak dolusu çişle geri döner.
Sarhoş düşünmeden kafasına diker..
"Bir sarışın, 26 yaşında, dört aylık hamile .. İşi bana vermezseniz, babasının adını da açıklarım.."

ozgur_beyin
13-02-2011, 15:42
bugüne uygun olması hasebiyle


Mısır..
Tanrı, liderleri toplar:

— Size dünyanın sonunun geldiğini bildirmek için geldim. İki gün süreniz var. Şimdi gidin, halklarınıza haber verin!! der ve ortadan kaybolur.
Üç lider, ülkelerine geri döner ve televizyonlardan halklarına seslenir.
Beyaz Saray’dan halkına seslenen Obama:
— Sevgili Amerikalılar! Size bir iyi, bir de kötü haberim var. İyi haber, Tanrı’nın varlığını sizin için doğruladım. Kötü haber ise Tanrı bana iki gün sonra dünyanın sonunun geleceğini söyledi!
Putin televizyona çıkar:
— Rus Halkına!! Çok üzgünüm, size kötü iki haberim var. Birincisi Tanrı var, yani geçen yüzyıl inandığınız her şey yanlış. İkincisi dünyanın iki günlük ömrü var.
Ve Kahire. Mübarek televizyondan Mısırlılara seslenir:
— Mısırlılar!! Size iki harika haberi vermek için buradayım. İlk olarak, Tanrı ile çok önemli bir buluşmadan geliyorum. İkinci iyi haber; o, bana dünyanın sonuna kadar sizin başkanınız olarak kalacağımı söyledi

ozgur_beyin
13-02-2011, 15:47
Hatırlamıyorum..


Kadın yolda giderken on yaşlarında bir çocuğun sigara içtiğine tanık olur. Annelik yüreği depreşir, dayanamaz sorar:
— Oğlum!! Yazık değil mi, daha çok küçüksün. Ne zaman alıştın?
— Başladık bi kere abla...
— Ne zaman başladın ki?
— Vallaa abla, ilk kadınla birlikte olduğum zaman...
Kadın çocuğun bu yanıtı karşısında daha da şaşır:
—Bak şimdi!! Ne zaman ilk kadınla oldun sen?
Çocuk gülerek:
— Vallaaa abla hatırlamıyorum!! Çok sarhoştum...

ozgur_beyin
26-02-2011, 22:19
Trafik Kazası
Bir escinsel spor arabasiyla yolda giderken bir kavsaga gelir.
Karsi yoldan hizla gelmekte olan bir kamyon, arabasina carpar, carpmakla da
kalmaz arabanin on kismini tamamen parcalar.
Escinsel arabadan iner ve sinirli bir bicimde kamyon soforune cikisir:
-Arabami mahvettin farkinda misin, senin sucun. Bunu odeyeceksin.
Kamyon soforu umursamaz bicimde yanit verir:
-S**imi ye.....
Escinsel yanitlar:
-Hayir hayir, boyle tatli sozlerle beni kandiramazsin. Ben arabamin tamir
parasini istiyorum.

Lynx
27-02-2011, 04:32
Pezevenk harikaydi ya :D Sanirim RTE ye yönelik :) Siirde tam uymus

Lynx
27-02-2011, 05:08
genellikle dini konuşmalarda çok kulllanılan bir tabirle başlamak lzım diye düşündüm
ehemmiyetine binaen bilim teknikte çok zaman önce okuduğum ve o zaman bayağı kafa
yorduğumu hatırladığım bir bilmece soracağım bende
benden çok zeki olanların çok olduğunu varsayarak benden daha çabuk çözeceğinizi bildiğim bilmeceyi soruyorum.


bir sümüklü böcek 30 metrelik bir susuz kuyuya düşer günde üç metre tırmanır fakat gece iki metre aşağı kayar.
bu sümüklü böcek kaç gün sonra kuyunun ağzına varır.(otuz gün değil.aynı uyarı dergidede vardı)

Öncelikle aklima gelen susuz bir kuyuya düsüyor ama o kuyudan disari cikmasi icin 10 gün susuzluga dayanamaz

Sümüklü böcekler genelde yagmurlu havalarda yollarda daha cok görünür ! Hem onlarin sürünebilmesi icin salgi üretmesi gerekiyor su yoksa nerden üretecek ???

Neyse bu bilimsel bilgi simdi biraz zekayi calistiralim :P

Burada gece olmasi biraz dikkat cekiyor ! Aslinda gecede bir günün icinde degil mi ?

Eger gece iki metre kayiyor ama bir günde 3 metre tirmaniyorsa toplam 10 günde cikar demekdir ! Cünkü gecede günün icindedir ! Cevap soruda duruyor ! 1 günde 3 metre tirmaniyor gece 2 metre kaysada toplam 1 günde 3 metreyi bir günde basariyor buda 30 metreyi 10 günde cikar demekdir

Vallahi hic bir yere bakmadim dogrumu ecep :D Birde bir sigara yaktim ve bitene kadarki cevapladim

Lynx
27-02-2011, 19:46
İŞİ BİLMEK
İki adam barda içerlerken birisi ayağa fırlayıp ötekine koşmuş..
"George..! Sen ha??.." demiş sarılarak, "Yahu ikimiz de inşaatta üç kuruş parayla amelelik yapıyorduk giysilerin süper.. Köşeyi dönmüşsün yahu! Nasıl başardın?.."
"Valla kafamı işlettim.." diye cevap vermiş George, "Seks insanların vazgeçemeyeceği bir ihtiyaç ve bu iş için de Londra harika bir yer.. 3 katlı bir ev satın aldım, Birinci katta 'Normal Seks' erkekler kadınları beceriyorlar.. İkinci katta 'Homo Seks,' erkekler erkekleri beceriyorlar.. Üçüncü katta 'Fetiş Seks' erkekler yaşlı kadınları kırbaçlayıp beceriyorlar.. Tam bir para basma makinesi yani.. Yalnız hesabını bileceksin, fazla açılmayacaksın.. Karım ben ve kayınvalide işi gül gibi götürüyoruz!."

Valla cok güldüm buna ya

ozgur_beyin
06-03-2011, 11:09
bu günü bu yazıdan daha iyi anlatacak en iyi yazı yok (bence)





http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17195002.asp?yazarid=228&gid=61

AhbAp
06-03-2011, 11:58
bu günü bu yazıdan daha iyi anlatacak en iyi yazı yok (bence)





http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17195002.asp?yazarid=228&gid=61

Bu yazı, Aziz Nesin'e ait "Nişan Alan Eşek" isimli bir hikaye. Köşe yazarının bunu belirtmemesini yadırgadım.

Lynx
07-03-2011, 16:08
Tanrim Bu Dünyada Ilkdir galiba !!

Yagmurlu havada cicekler ancak bizim yurdumuzda sulanir ! Bunuda gördük alimallah

http://webtv.hurriyet.com.tr/1/14260/17192263/1/iste-turkiye-den-efsane-bir-gornutu.aspx

Termo
07-03-2011, 17:45
Ben de Antalya'nin Elmalı İlçesi'nde şahit olmuştum, yağmurlu havada sulamaya :D

Hangi ülkenindi bilmiyorum; yağmurlu havada çiçek sulamayınız diye yasası vardı.

ozgur_beyin
13-03-2011, 02:20
inançlı insanlare genellikle dini meşreblerine tesadüfi uyan benzetmelerden (doğada) çok hoşlanır.
ve bu işaretleri, tanrısının bir mesajı olarak algılarlar. aşağıdaki videoda benzer işaretler var. ama kime olduğu belli değil


ozgur_beyin][url]http://www.youtube.com/watch?v=rBdaPZoQdEI&feature

Termo
17-03-2011, 14:45
http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/200136_10150109311801975_294863841974_6819285_4196 034_n.jpg
Beyaz itli prens :D

ahmetsln
17-03-2011, 15:00
http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/200136_10150109311801975_294863841974_6819285_4196 034_n.jpg
Beyaz itli prens :D



haha Termo çok güldüm bunu facebookta görmüştüm :D :lol:

Termo
17-03-2011, 15:06
Nerden geliyor akıllarına bu kromantik pozlar anlamıyorum ki:)

ahmetsln
17-03-2011, 15:08
Kadının bakışlara bak ya, baktıkça kendimi kötü hissettim :D

unbe
17-03-2011, 17:58
bir fıkra paylaşmak istiyorum bende:D

yabancı bi memlekette berberin biri papazı traş etmiş.papaz berber altın vermek istemiş fakat berber demişki sayın papaz sayenizde bilgi öğreniyoruz sizden para almam demiş.papazda peki deyip gitmiş.ertesi sabah dükkanına gelen berber kapı önünde bir altın bulmuş.o gün bir haham gelmiş onu da traş etmiş ve yine aynı gerekçelerle para almamış.sabah geldiğinde bu kez kapısında beş altın bulmuş.daha sonra bir imam gelmiş,onu da traş etmiş ve yine para almamış.sabah dükkana geldiğinde ne görsün:on tane imam kapıda bekliyormuş traş olmak için:D:D:D

ozgur_beyin
17-04-2011, 00:46
Bektaşinin Muskası


Sivas yöresinde bir ağanın çok değer verdiği çoban köpeği hastalanır.O günün şartlarına göre bazı tedavi yöntemlerinde başarızız kalırlar.Osırada bektaşinin biri ağaya misafir olur.

Ağa baba erenlerden bir muska yazmasını,köpeği iyileşirse iyi bir koyun vereceği teklifinde bulunur.Bektaşi bir muska yazıp itin boynuna asar.Tesadüf hasta şifa bulur.Derken olay müftülüğe intikal eder Baba erenler Allahın kelamını itin boynuna asmaktan kadının huzuruna çağrılır.Baba kadıdan muskayı açıp,okumasını ister.

Kadı efendi muskayı açtığında şöyle bir yazı ile karşılaşır.Tamah ettim etine. Muska yazdım itine. Tutarsada tutmasada; ŞEYİME..

Lynx
19-04-2011, 02:01
ya facebookda okudum bunu gülmekden kopardi beni :D

Bülbüle altin kafesi sokmuslar !

Bülbül - "Durun bir dakika bir yanlislik var " demis ! :D

ozgur_beyin
28-05-2011, 23:06
YETENEKLİ ÇOCUK

Ilkokul 5. sınıfta resim dersinde öğretmen, 'Çocuklar konu serbest, hayvan resimleri çizin bakayım' dedi.
10 dakika sonra küçük Ahmet el kaldırdı. Öğretmen yanına geldi. Resim kağıdının üzerinde bir sinek duruyordu. Çocuğun bu sinekten şikayetçi olduğunu zanneden Öğretmen eliyle sineği kovaladı ama hayvan hiç hareket etmedi. Biraz daha dikkatli bakınca da sineğin gerçek olmadığını fark etti. Bu bir sinek resmiydi.
Öğretmen şaşkınlıkla sordu:
-Sen mi yaptın oğlum bu resmi?
-Evet Öğretmenim.
-Peki bir de at resmi yap bakayım.
Resim olarak Küçük Ahmet öyle bir çizdi ki. At, sanki kağıttan firlayıp çıkacak. O kadar canlı ....
Şaşıran öğretmen. 'Yavrum beni hemen Babana götür.. Sen müthiş bir yeteneksin. Burada harcanmaman gerekir. Derhal güzel sanatlara transfer olman lazım. Babanla konuşmalıyım' dedi.
Son dersten sonra Ahmetle beraber yola koyuldular. Dar bir patikadan bir gecekonduya geldiler. İçerde, yatakta, dizlerini karnına çekmiş, üzerinde yorganı bir adam yatıyordu.
Öğretmen konuşmaya başladı:
-Geçmiş olsun efendim.
-Teşekkürler.
-Ben oğlunuzun ...
-Allah kahretsin oğlumu.
-Aman böyle söylemeyin, yaptığı resimler ...
-Onun yaptığı resimler yerin dibine batsın.
-Ama beyefendi böyle yetenekli bir çocuğun ...
-Yeteneğine başlatmayın şimdi.
-Peki ne oldu, niçin böyle kızgınsınız oğlunuza?
-Neden olacak, dün gece eve biraz çakırkeyif geldim. Bu eşşoğlusu yanan sobanın üzerine çıplak kadın resmi çizmiş, yandım...

yucemanitu
29-05-2011, 20:54
http://i1180.photobucket.com/albums/x410/brainkebab/Gaz.jpg

Lynx
02-06-2011, 03:23
http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/254965_176615535730673_111428418916052_475964_2553 866_n.jpg

Not: Sevgili nail, ayrı başlıklar yerine mevcut olan bu başlıkta devam edebiliriz.

Natan

ozgur_beyin
05-06-2011, 17:12
kahve yapan cin
barda oturan, çok zengin bir adamın yanına orta yaşlarda bir adam gelir. elinde bir şişe vardır.
zengin adama derki. bana servetini ver sana bir cin vereyim, der.
zengin adam istemem der. o meyanda adam elindeki şişeyi okşar. şişeden gerçekten bir cin çıkar.
sahibi derki cine bana bir kahve getir. saniyesinde üstünde buram buram kahve buharı kokan kahvesi gelir.zengin bundasan etkilenir.
bunu gören zengin servetini bağışladığı bir kağıt imzalar zengin. cinin olduğu şişeyi alır eve gider.
eve gidince şişeyi ovalr cin çıkar ,cine
- yarın bankamda 100milyon dolar hazır nakitim olsun. cin
-ben sadece kahve ve çay ciniyim. başka şeyden anlamam

ozgur_beyin
12-06-2011, 09:08
türkiyede şu an tayyibe oy veren zihniyet onuı evliya mesabesine koyuyor. aynı kesim menderesi ise bir üst makama layık görüyor. rıza zelyutun üç yazısını buraya alacağım.
evliyaların bir birine ne kadar benzediğini göreceksiniz





Başbakan Adnan Menderes; 1951 Ağustos ayında bir kanun tasarısını TBMM'ye sevk ettirdi. Bu tasarıda halk evlerinin CHP'ye bağlı olduğu iddia ediliyor; devlet mallarının halk evlerine dolayısıyla da CHP'ye geçtiği öne sürülüyor ve CHP'nin mal varlığının Hazine'ye devri öngörülüyordu.
Ve, devletin eskiden halk evlerine yaptığı yardımlar bahane gösterilerek bu yasa DP çoğunluğunun oylarıyla Meclis'ten geçirildi. CHP'nin mallarına el konuldu. Çırılçıplak bırakılan CHP çok güç duruma düştü...

KIRŞEHİR İLÇE YAPILDI
1954 seçimlerinde Kırşehir'de DP seçimi kaybetmiş ve Osman Bölükbaşı
buradan milletvekili seçilerek TBMM'ye girmişti. Buna tahammül edemeyen Başbakan Menderes; bir kanun çıkarttırdı. Yasaya göre; Kırşehir ili, ilçe olacaktı ki öyle de oldu.
Menderes, Meclis'teki konuşmasında bu işi bir intikam hissiyle yaptırdığını da şu sözleri ile itiraf etti: 'Türkiye'nin hiçbir vilayetinde yüzde 3'ten fazla oy almayan bir partiye mensup milletvekilini iki seçimde de seçen Kırşehir'in, bir içtimai ve siyasi bünye itibariyle anormallik göstermekte olduğunu inkar etmek mümkün değildir, evet biz açık konuşuruz.'
Tasarı görüşülürken söz alan Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı, Başbakan Menderes'e 'Menderes kulağını aç, zalimliğini de erkekçe yap! Vilayeti kaldırdınız, bizi de kaldırın da zulmünüz tamam olsun.' diye çıkışmıştı.

İSMET PAŞAYI LİNÇ EDECEKLERDİ
6-7 Eylül Olayları diye bilinen yağmalama olayları da DP'lilerin Florya'da planladıkları bir rezaletti. Başbakan Menderes; bu utanç verici olayları komünistlerin çıkardığını iddia etti.
Basını ve muhalefeti kıstıran Başbakan Menderes, üniversitelerden gelen eleştirileri de susturmak peşine düştü. Yetmedi;1958 yılında Vatan Cephesi adıyla bir cephe oluşturdu. Böylece gerginlik kutuplaşmaya yol açtı ve çatışmalar başladı.
Muhalefet lideri İsmet İnönü'ye karşı oluşturulan iktidar şiddeti 5 Mayıs 1959'da doruğa çıkartıldı. İsmet İnönü'nün havaalanından İstanbul'a girişi sırasında Topkapı girişinde öndeki trafik arabası yan dönerek yolu kapattı. Burada önceden hazırlanan taşlı sopalı Demokrat Partililer, İsmet Paşa'nın otomobiline saldırdılar. Öldürülmek istenen İsmet İnönü'yü kurtarmak için polis hiçbir şey yapmıyordu. Muhalefet liderini ölümden, atlı jandarma kurtarabildi.

VE TAHKİKAT KOMİSYONU
1959 şubatında Londra'ya giden Adnan Menderes'in uçağı düşmüş, kendisi sağ olarak kurtulmuştu. İşte bu olaydan sonra Başbakan Menderes Türkiye'de bir ilah gibi karşılandı. O da kendisini olağanüstü bir varlık gibi görmeye başladı. Lakin ülkede ciddi bir ekonomik bunalım hüküm sürüyordu. Başbakan, artan hoşnutsuzlukları bastırmak için anayasayı bile devre dışı bırakacak bir Tahkikat Komisyonu kurmak için harekete geçti. Bu tasarı TBMM'de görüşülürken CHP Lideri İnönü; 'Böyle devam ederseniz sizi ben bile kurtaramam.' dedi.
Lakin; Başbakan Menderes'in gözü bir şey görmüyordu. Böylece Türkiye, hükümet; sıkıyönetim komutanlığı ve Tahkikat Komisyonu gibi üç ayrı gücün yasaklarının kol gezdiği bir antidemokratik ülke haline gelmişti.
Artık üniversitelerde öğrenciler gösterilere başlamışlardı. Menderes hükümeti gazeteleri bastırıyor; yasaklatıyor; öğrenciler coplanıyordu. 1 Mayıs 1960'ta sokağa çıkma yasağı bile ilan edilmişti. Üniversiteler bu yoğun baskı karşısında kaynıyor, öğrenciler İstanbul ve Ankara'da gösteriler yapıyorlardı. 'Hürriyet, hürriyet! Kahrolsun diktatörler!' diye sloganlar atılıyordu. Adnan Menderes'in 'Beni halk seçti öyleyse istediğimi yaparım!' biçimindeki demokrasi anlayışının sonu gelmişti...
Amma ihitlalciler ihtilalden daha büyük bir hata yaptılar. Artık zaten demokratik yollardan da düşmek üzere olan Menderes'i silah zoruyla düşürmekle kalmadılar, onu idam ettirdiler. Böylece onun yaptığı hataların da üstü örtülmüş oldu.
Yarın: İsmet Paşa'nın o mektubu...





Adnan Menderes; 1950-60 arasında Demokrat Parti (DP) iktidarının başbakanı idi. CHP'den ayrılan toprak ağalarının çoğunlukta olduğu DP, 14 Mayıs 1950'de, 'Yeter söz milletin!' sloganı ile iktidara geldi. Savaş ortamının sıkıntılarından ve dönemin CHP'sine egemen olan bürokratlardan bıkan halk, büyük ölçüde DP'ye destek verdi.
Demokratlar; tıpkı bugünkü iktidarın yaptığı gibi ileri demokrasi vaatlariyle halkın oyunu almışlardı. Amma daha 1951'de DP Konya Kongresi'nde şunlar isteniyordu: 'Şapka kaldırılsın, yerine fes konulsun. Kadınların kıyafeti çarşaf olsun; Arap alfabesi geri getirilsin. Medeni kanun yerine şeriat geçsin, çok karılı evlenmek serbest bırakılsın.'

GAZETECİLER HAPİSTE
1954'te daha güçlü biçimde ikinci kez başbakan koltuğuna oturan Adnan Menderes, muhalefetin haberlerini veren gazetelere ve gazetecilere davalar açtırdı. Metin Toker, Şinasi Nahit Berker, Ülkü Arman, Nihat Subaşı, Fethi Giray, Beyhan Cenkçi, Kurtul Altuğ, Yusuf Ziya Ademhan gibi birçok gazeteci basın suçundan mahkum edildiler. 80 yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın, Menderes'e hakaret ettiği ileri sürülerek 26 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Hürriyetperver Menderes; 6-7 Eylül 1955'teki yağmalama olaylarını bile muhalefeti susturmak için kullandı. Buyurun bakın o günlerdeki şu yasaklara:
- Halkı heyecanlandırabilecek haberlerin yayımlanması yasaktır. Meclis'teki görüşmeler halkı heyecanlandırabilirse yazılmayacaktır.
- Hükümeti tenkit etmek yasaktır.
- Sıkıyönetimin çalışmalarıyla ilgili haber yasaktır.
- NATO devletleriyle ilgili haberler yasaktır.
- Darlık, kıtlık ve yokluk haberleri yazılmayacaktır. (Örneğin, ekmek almak için fırınların önünde bekleyenlerin resimlerini koyamazsınız.)
- 6 Eylül olaylarını komünistlerden başkasının yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır. Bu olayla ilgili haberler ve resimler yasaktır.
- Magazin sayfalarında da halkı heyecanlandıracak resim ve yazılar yasaktır. Çıplak kadın resmi basmak da yasaktır.
- Gazetelerin ikinci baskı yapmaları da yasaktır.
Bu yasaklara uymadıkları gerekçesiyle Hürriyet, Tercüman, Ulus, Vatan, Zafer, Medeniyet, İstanbul Ekspres ve başka gazeteler kapatıldı.

BESLEME BASIN YARATTI
Adnan Menderes; Demokrat Parti'yi en katı biçimde savunacak bir besleme basın yarattı. Bunlardan birisi de şair Necip Fazıl Kısakürek'in başında bulunduğu Büyük Doğu idi. Adnan Menderes, Örtülü Ödenek'ten pokerci Necip Fazıl'a para veriyordu. Yine; Büyük Cihad, Serdengeçti gibi isimler altında bu yolda yayın yapan gazeteler çıkatılmıştı.
Başbakan Adnan Menderes1956'da eski basın kanununu daha da baskıcı hale getirdi. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), bu basın yasasını, sıkıyönetimi aratmayan yasa olarak kınamıştı.
İşte bu şartları bahane eden ordu 27 Mayıs 1960'ta DP iktidarını devirdi. Bununla da kalmadılar, kurulan Yassıada Mahkemesi bir de aralarında Adnan Menderes'in de bulunduğu üç politikacıyı idama mahkum etti.
Darbeden daha büyük bir yanlış olan bu idam yüzünden Adnan Menderes'in bu politikaları sorgulanamadı; çünkü insanların vicdanı buna elvermiyordu. Amma rahmetli Menderes'i bugün bazı politikacıların sudan çıkmış ak kaşık gibi göstermeleri de doğru değil. Özal hayatındaki durum ise daha karışıktı ki o taraf beni ilgilendirmiyor.
Umarım politikacılarımız o yanlışlardan yanlış sonuçlar çıkarmayı bırakırlar.
Bir de İsmet İnönü'nün idam kararları konusunda tavrı var





İşte o tarihsel mektup
Rıza Zelyut

e-mail: zelyut@gunes.com



Perşembe cuma günleri sizlere eski başbakanlardan Adnan Menderes'i tanıtmıştım.
Kendisi, İsmet İnönü'nün çıkartmak istediği toprak reformuna karşı bir toprak ağası olarak direnmiş; bu yüzden de üyesi olduğu CHP'den 1945'te atılmıştı. Adnan Menderes; 7 Aralık 1945'te, CHP'den birlikte ihraç edildikleri arkadaşları Celâl Bayar, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan ile Demokrat Parti'yi (DP) kurdu. DP; 14 Mayıs 1950'de yapılan genel seçimde iktidara geldi.
DP iktidarı ekonomide büyük atılımlar yaratmış olmasına karşın; Adnan Menderes; Meclis çoğunluğunu; bir diktatör gibi kullanma yoluna gitti. İktidarının son yıllarında borç bile bulamaz duruma düşmüştü. Baskıyı daha da artıran Menderes 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile iktidardan uzaklaştırıldı. DP'lileri Yassıada'da yargılayan mahkemenin idam kararları vereceği belli olunca; CHP Lideri İsmet İnönü harekete geçti ve Milli Birlik Komitesi diye adlandırılan ihtilal heyetine bir mektup yazdı. İşte bu devlet kayıtlarına giren mektubu olduğu gibi yayımlıyorum.
İsmet Paşa'nın, ihtilalcilerin lideri Org. Cemal Gürsel'e neredeyse yalvardığı bu mektubu okuyun da onun, Menderes'i astırmak mı yoksa kurtarmak mı istediğini görün:
"Orgeneral Cemal Gürsel,
Sayın Silahlı Kuvvetler Başkumandanı ve Milli Birlik Komitesi Başkanı.
Yassıada kararları tebliğ ve ilan edilmek üzeredir. Kararlar arasında ölüm cezaları bulunursa, bunların infazı Anayasaya göre Milli Birlik Komitesi'nin tasdikine bağlı olacaktır.
Kararın tebliğinden iki gün evvel yüksek makamınıza müracaat ederek ölüm cezalarının infazı hususundaki ciddi endişelerimin Milli Birlik Komitesi'ne duyurulmasına tavassut (aracılık) buyrulmasını istirham ediyorum.
Memleketin siyasi hayatında mesuliyet sahibi olarak idam cezalarının tasdikindeki büyük zararları arz etmek için başka bir vasıtamız ve çaremiz olmadığından, müracaatımın zaruri görülmesini saygılarla rica ederim.
Mahkemenin her tesirden uzak olarak tam bağımsızlıkla karar vereceğine ve mahkemenin vereceği kararların adil olacağına şüphe yoktur. Ancak Milli Birlik Komitesi üyeleri, ölüm cezalarının infazı için son söz sahibi olmak salahiyetiyle teçhiz (yetkili) edilmişlerdir. Bu hususta Milli Birlik Komitesi üyeleri hâkimlerin kararlarına mesnet teşkil eden hukuki ve kanuni unsurlar dışındaki bazı gerçekleri ve zaruretleri göz önünde bulundurmak mevkiindedirler. Ben bu müracaatımla, memleketin selameti bakımından hayati ehemmiyette saydığım bu gerçekleri ve zaruretleri ortaya koymak istiyorum.
Sayın Orgeneralim,
Memleketimizin bugünkü halinde ne kadar az sayıda olursa olsun, ölüm kararlarının tasdik ve infazı yüksek milli menfaatlere her suretle aykırıdır. Kansız bir ihtilal yapıldı. Böyle bir ihtilalden bir buçuk sene sonra, geçmiş bir iktidar erkanının siyasi suçlarından dolayı idam edilmeleri, siyasi idamların bünyesinde zaten mevcut olan hak tereddüdünü azami ölçüde arttırmış olacaktır.
Suçluların en ziyade kahrını çekmiş vatandaşlar bile bu infazı aşırı bulacak ve müteessir olacaklardır. İhtilalden birbuçuk sene sonra seçimlere gidiyoruz. Eski, yeni siyasi parti mensupları arasında yaklaşma ve anlaşma çareleri arıyoruz. Bu çabalama içinde artık eskimiş olan siyasi suçlardan dolayı idam cezası tatbik etmek, siyasi partiler arasında ve memlekette manen huzur teessüsünü imkânsız kılacaktır. Unutmamalı ki, yarın seçime gidecek ve seçimlerden sonra idareye katılacak siyasi partilerin çoğu, geçmiş iktidar partisinin mensuplarına büyük mikyasta istinat etmektedir. Bunlar yalnız seçim esnasında değil, seçimden sonra da ruhlardaki daimi bir yarayı işletmekten geri kalmayacaklardır.
Ceza tatbikinin bünyesinde taşıdığı ibret ve tenbih hassaları, şimdi infaz yapılmasında daha ziyade mevcuttur. Memleket huzurunun ve vatandaş münasebetlerinin iyi yola girmesi için ümitlerin bağlanabileceği tek çare bundan ibarettir. Suçluların idam olunmaması, ayaklanma teşebbüsünün maddi kuvveti hiçbir zaman devlet ve hükümetin kuvvetiyle başa çıkamaz. Bu teşebbüslerin dikkate alınacak tarafları daha ziyade ruhi ve manevi kuvvetlerdir. Bu kuvvetler ise, idam cezasının infaz olunmamasıyla artmak ve infaz olunmasıyla zayıflamak istidadır. İnsanların tecrübesinin bir değeri varsa, bizim her yerde gördüğümüz sonuç budur.
Sayın Orgeneral,
Biraz da infaz meselesinin bir diğer önemli tarafına temas etmek isterim. Mahkemenin vereceği kararlara tesir edilmemesi ve mahkemece verilen kararların tatbik edilmesi, ordunun isteği olduğundan bahsedilmektedir. Mahkeme kararlarına tesir edilmemesi arzusu ordu için tabii ihtiyaçtır. En büyük milli müessesemiz olan ordumuzun adalet bağımsızlığı fikri ile dolu olmasını, millet anlayışının bir yankısı saymak lazımdır. Bu arzu takdire ve saygıya layıktır. Yalnız, ölüm cezasının infazı ayrı bir meseledir. Nitekim Anayasa bunu, Milli Birlik Komitesi'nin hususi kararına bağlayarak kayıt ve şart altına almıştır. Eğer varit ise, ordu adına Milli Birlik Komitesi'nin idam kararının tasdikine icbar edilmesi (zorlanması) haksız ve kanunsuzdur. Ordu adının böyle bir mevzuda kullanılması, Türk Ordusu'nun ebedi şerefine karşı saygı duygusu ile telif olunamaz. Ordu tesiriyle bir infaz muamelesi millette orduya karşı deva bulmaz bir kırgınlık yaratacaktır. Milletle ordu arasına girecek böyle bir hatıranın tepkisini düşünmek insana dehşet veriyor.
Hulasa, infaz kararında ordunun tesirini Milli birlik Komitesi'nce yerine getirmek, akla gelebilecek mahzurların en büyüğünü taşır ve tarih önünde, karar verenlere de verdirenlere de hesapsız vebal yükler. Ordunun böyle bir tesir yaptığına ve yapacağına asla inanmıyorum. Milli Birlik Komitesi'nin, ağır ve şerefli vazifesini tamamlarken, memleketin selameti bakımından duyduğum endişelerin üzerinde duracağını ümit ediyorum.
Sayın Orgeneral,
Türkiye bugün bir ittifak manzumesi içindedir. Her meselenin önünde, milli savunma için müttefikler arasında haysiyetli ve itibarlı bir mevkide bulunmamızın büyük ehemmiyeti vardır. Bu bizim için öyle bir ihtiyaçtır ki, bunda kusurlu olmak, hatta ittifak manzumesi (topluluğu) içinde bizden daha kusurlu üyelerin bulunması ihtimalinde bile bizim için mazeret teşkil edemez. Siyasi suçlardan dolayı ölüm cezası, bugün yeryüzünde hemen hiçbir medeni ülkede kalmamış gibidir. Türlü tehlike karşısında bulunan memleketimizin bekçileri ve koruyucuları olan Milli Birlik Komitesi üyelerinin ellerindeki aziz emaneti vahim bir itibar buhranına maruz bırakmayacaklarını hulus ile ümit ediyorum.
Sayın Orgeneral,
İnfaz meselesinde düşündüklerimi şimdiye kadar muhtelif vesilelerle size ve temas edebildiğim Milli Birlik Komitesi üyelerine tam bir açıklık ve kesinlikle söylemekte kusur etmedim. Şimdi resmi vazife olarak son kararı vereceğiniz anda Mili Birlik Komitesi'ne bu konudaki düşüncelerimin resmen bildirilmesini sizden niyaz ediyorum. Üstün saygılarımın kabulünü istirham ederim Sayın Orgeneralim.
İsmet İnönü, 13 Eylül 1961"

ozgur_beyin
19-06-2011, 21:29
haftaya pazar size müthiş bir fıkra anlatacağım hiçbir yerde duymadığınızdan eminim.bu pazar yeni çiftliğe gittim geç geldim o yüzden haftaya kaldı

ozgur_beyin
09-07-2011, 23:03
http://www.youtube.com/user/kontroversiyel#p/u/18/B6ihKtnWJYw

ozgur_beyin
06-08-2011, 23:47
CARLONUN PAPUÇLARI


Vakti ile, Carlo, Napoli'den ABD'ye göç etmiş. İş bulmuş ve çalışmaya başlamış. Her sabah evden işe yürüyerek gidermiş. Carlo'nun yolunun üzerinde meşhur bir ayakkabıcı dükkanı varmış. Carlo her sabah ve akşam, dükkanın önünden geçerken hayranlık içinde Bocelli adındaki ustanın hakiki deri ayakkabılarını hayranlık içinde seyredermiş. Bütün hayali bu ayakkabılardan en beğendiğini satın alabilmek için 400 dolar biriktirebilmek imiş.
Aradan dört, beş ay geçmiş ve nihayet Carlo 400 doları biriktirebilip ayakkabıyı satın almış.
Her Cuma akşamı kilisenin bodrum katında İtalyanların dans partisi olurmuş. Ayakkabıları aldığı hafta Carlo yeni cicilerini giyip o partiye gitmiş.
Maria adlı bir kızı dansa kaldırmış ve biraz sonra sormuş 'Maria, senin külotun kırmızı mı?'
Maria 'Evet Carlo kırmızı, nasıl bildin?' diye sormuş
Carlo ayakkabılarını göstererek '400 dolarlık Bocelli ayakkabılarımda gördüm, nasıl ayakkabılarım güzel mi?' demiş
Biraz sonra Carlo Sofiya adlı bir kız ile dans etmeye başlamış ve ona da sormuş 'Sofiya bu gece sen beyaz külot mu giyidin?'
Sofiya 'Evet Carlo beyaz, nasıl bildin?' demiş
Carlo da ayakkabılarını göstererek '400 dolarlık Bocelli ayakkabılarımda gördüm, nasıl ayakkabılarım güzel mi?' demiş
Dans sırası Gina adlı kıza gelmiş. Carlo sormuş 'Gina bu gece sen mor külot mu giydin?
Gina 'Evet' demiş 'Mor ama nasıl bildin?'
Carlo ayakkabılarını göstererek '400 dolarlık Bocelli ayakkabılarımda gördüm, nasıl ayakkabılarım güzel mi?' demiş
Carlo bu defa Angelika adlı kız ile dans etmeye başlamış. Birden Carlo'nun yüzü kızarmış ve Angelika'ya adeta yalvararak 'Angelika canım, lütfen bana bu gece külot giymediğini söyle, lütfen!' Angelika işveli bir tavır ve kısık bir ses ile 'Evet Carlo, bu gece külot giymedim canım' demiş
Carlo ellerini gök yüzüne kaldırarark 'Ohh çok şükür, ben de 400 dolarlık Bocelli ayakkabılarım çatladı zannettim!'

ozgur_beyin
28-08-2011, 02:19
fıkra niyetine yılmaz özdil.


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18580979.asp

ozgur_beyin
05-09-2011, 00:32
ukraynaya gitmeye hazırlanan adama arkadaşı derki eşini niye yanında götürmüyorsun
arkadaşı derki ülen aptal çoruma giden adam oraya leblebi götürürmü?

ozgur_beyin
10-09-2011, 23:45
iki arkadaştan biri ukraynaya fuara gitmeye karar verir.
diğeri derki hanımını niye götürmüyorsun?
cevap
- çoruma giderken leblebi götürülürmü?

lolepet
11-09-2011, 14:32
baba oğlunu büyük paralar harcayarak özel okullara gönderir,özel öğretmenler tutar ancak çocukta bir türlü gelişme sağlanamaz ve okumaz. baba bakar olacak gibi değil oğlunu fabrikalarından birinin başına getirir. fabrika bir sucuk fabrikasıdır, baba oğluna fabrikayı gezdirir ve işi anlatır.
-bak oğlum bu sucuk makinası, bu taraftan öküzü atıyorsun içine bu taraftan sucuk olarak çıkıyor, anladın mı?
- hayır baba
- oğlum bunda anlamayacak ne var burdan öküzü koyuyorsun burdan sucuk çıkıyor, anladın mı?
-peki baba burdan sucuğu koyunca burdan öküz çıkar mı?
- hayır oğlum o özellik bir tek ananda var. :D

ozgur_beyin
17-09-2011, 20:57
AVRUPA CEHENNEMİ
Dört samimi arkadaş aynı Arabada yolculuk ederken trafik kazasında ölürler. Azrail ""Türk cehennemine mi yoksa Avrupa cehennemine mi gitmek istersiniz?"" diye sorar. ""Fark nedir?"" diye sorarlar. Azrail ""Avrupa cehenneminde her Gün bir kepçe Türk cehenneminde her gün bir kova bok yersiniz"" der. Üç tanesi ""biz Türk doğduk, Türk ölürüz"" der. Bir tanesi ise uyanıktır, Avrupa cehennemini seçer. ve aradan epey zaman geçer avrupa cehennemindeki adam artık kepçe kepçe yemekten bıkmıştır, arkadaşlarının durumunu merak eder, hallerini görmek için ziyarete gider. Oysa onlar şen şakrak gülerek karşılarlar onu. Dayanamaz sorar: ""Ben bir kepçesini hazmedemezken siz her gün bir kova bok yiyip nasıl bu kadar neşeli olursunuz?"" ""Oğlum oğlum"" derler ""Burası Türk cehennemi, bir gün bok olur kova olmaz bir gün kova olur bok olmaz, 3 aydır bir bok yediğimiz yok

ozgur_beyin
25-09-2011, 11:06
Delik

Bu dünyada iki samimi arkadaş varmış. Bunların dünya görüşleri birbirlerine tersmiş. Biri, namazında niyazında, dünya malında gözü olmadan, içki içmeden, karı kızla yatmadan camiden çıkmaz, öteki ise onun yapmadığı her şeyi yapar yaptıklarını yapmazmış. Derken sefahat düşkünü erkenden ölmüş. Aradan yıllar geçtikten sonra sofu olan da ölmüş. Sofu dogrudan cennete gitmiş. Ağaçlar altında yatıyor yiyor içiyormuş. Aklına arkadaşı gelmiş. Meleklere sormuş cehennemde oldugunu isterse ziyaret edebileceğini söylemişler Bu da kalkmıs arkadaşını ziyarete gitmiş. Bir de ne görsün arkadaşının elinde nadide Fransız şarabı, koynunda cennette bile bulunmayacak derecede güzel bir kadın. Sofu hayretle "Bu nasıl iş? Sen dünyada da sefa sürdün burda da sürüyorsun. Nerede Allah'ın adaleti?" diye sormuş. Arkadaşı derin bir ah cekerek "bu benim için büyük işkence" diye yanıtlamis. Sofu yeniden "bu nasıl işkence?" diye sormus. "Sorma.." demiş arkadaşı "bu şişeyi görüyor musun? Bunun dibi delik"; "Ya o güzel kadın?" diye atılmış Sofu. Cehennemdeki arkadaşı iç çekerek "Ah, ahhh, Onun da dibinde delik yok" demiş

ozgur_beyin
08-10-2011, 22:48
http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=u1QJwHWvgP8#t=27s

yaşadığı dönemin en ünlü tenoru ,ölümsüz carusonun sesinden ünlü bir şarkı.

ozgur_beyin
16-10-2011, 00:09
islami literatürde şöyle bir tanım var ''önemine binaaten' bende öyle yapıyorum ve şu videoyu tekrarlıyorum


http://www.youtube.com/watch?v=5TRAV7yarzo&feature=player_detailpage

ozgur_beyin
30-10-2011, 00:16
LEZBİYEN TEMEL


Temel bara gitmiş. Yanındaki kadınla sohbet ederken kadın;
- "Ben lezbiyenim" demiş.
Temel lezbiyenin ne olduğunu sorunca kadın;
- "Ben yalnızca kadınlarla beraber olurum" demiş.
Temel'in hoşuna gitmiş.
- "Pen ta sizin cibu lezbiyenum" demiş.

ozgur_beyin
05-11-2011, 23:09
Ormanda Koşu

Bir tavşan ormanda koşarken, esrar saran bir zürafa görür; Ona; Dostum Zürafa, içme bunu, sağlığına zararlı, koşalım form tutalım'der. Ve başlar bunlar koşmaya. Biraz sonra kokain çekmeye hazırlanan, bir fil görürler ve fil arkadaşım, kokaini bırak, gel bizimle koş beraber form tutalım, diyerek ikna eder. Biraz koştuktan sonra, kendine eroin enjekte etmeye hazırlanan aslanı görürler. Sevgili, aslan kardeş, batırma kendine bunu, gel bizimle koş, sana da iyi gelir, der. Aslan yaklaşır tavşana ve yumruğunu indirir tavşanın suratına. Diğerleri şaşkın:
- Niye yaptın bunu, iyiliğimizi istiyordu.
- Bu salak her extacy aldığında ormanda deli gibi kosturuyor bizi!...

ozgur_beyin
13-11-2011, 18:12
http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=NXsyRAPU8g0#t=29s

sergenci
17-11-2011, 21:37
Eski Bir Tapınak Yazıtı; Gürültü patırtının
ortasında sükunetle
dolaş; sessizliğin içinde huzur
bulunduğunu
unutma. Başka
türlü davranmak
açıkça gerekmedikçe
herkesle dost
olmaya çalış.Sana bir
kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak
olsun.Bağışla ve
unut. Ama kimseye teslim olma.İçten ol,
telaşsız, kısa ve
açık seçik konuş.
Başkalarına da
kulak ver.Aptal ve cahil olduklarında bile onları dinle. Çünkü, dünyada herkesin anlatacak bir hikayesi vardır.Yalnız planlarının
değil, başarılarının da tadını çıkarmaya
çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen.Hayattaki dayanağın odur.Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. Olduğun gibi görün ve göründüğün
gibi ol. Sevmediğin
zaman sever gibi
yapma.Çevrene
önerilerde bulun ama hükmetme.
İnsanları yargılarsan
onları sevmeye
zamanın kalmaz.Ve
unutma ki,insanlığın yüzyıllardır
öğrendikleri, sonsuz
uzunlukta bir
kumsaldaki tek bir kum taneceğinden
daha fazla değildir. Aşka burun kıvırma sakın. O çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bir bitkinin
sürekli bakıma
ihtiyacı olduğunu sakın unutma. Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı ömür boyu sürer.Bazı idealller o kadar değerlidir ki, o
yolda mağlup olman bile zafer sayılır.Bu
dünyada bırakacağın en büyük miras
dürüstlüktür. Yılların
geçmesine asla öfkelenme.
Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek gençliğe teslim et.
Yapamayacağın
şeylerin
yapabileceklerini engellemesine
izin verme. Rüzgarın
yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini
rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya,
karşılaştığın fırtınalarla değil,gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki,
evreni yargılamak
imkansızdır.
Onun için kavgalarını
sürdürürken bile kendi kendinle barış
içinde ol. Hatırlar mısın doğduğun
zamanları. Sen
ağlarken herkes
sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın
öldüğünde, sen
mutlulukla
gülümse.Sabırlı, sevecen, erdemli ol.
Önünde, sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün
pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun
biricik güzel
mekanıdır. İ.Ö 9 yy.da yazılmış paylaşmak istedim..

ozgur_beyin
20-11-2011, 12:20
BENİMKİNİN DUDAKLARI.
Birbirine gönlü olan iki insan bir türlü açılamazlar. çünkü ikiside evlidir.
kadın bir gün dere kenarında çamaşır yıkamaktadır.adam gelir kadından biraz ilaride bir çalıyla sürekli suyu bulandırmaktadır.
kadın seslenir
- suyu niye bulandırıyorsun?
adam- yahu dün benim hanım buraya çamaşır yıkamaya gelmiş. şeyini burda düşürmüş bende gurbete gidiyorum bir şey edip gideceğim de
-biz insan değilmiyiz bir sorsana niye suyu bulandırıyorsun.
adam- ahanda sordum
-gel senin karının şeyini ben buldum
-o zaman bir şey edip gideyim.
bu arada karının saf kocası gelir ne olduğunu sorar kadın durumu anlatır.
saf adam sorar seninki hangisi onun karısınınki hangisi?
kadın domalır arkadan gösterir bu onunki düzelir buda seninki der önden gösterir.
saf adam inanır ve adamın karısını şay etmesine razı olur
karı domalır adam sokar.önden karıyı denetleyen adam.
öteki adama seslenir
- hemşerim biraz dikkat et benimkininde dudaklarını oynatıyorsun

Lynx
23-11-2011, 17:04
http://i40.tinypic.com/15ygp3o.jpg

Lynx
23-11-2011, 17:24
http://i39.tinypic.com/esqira.jpg

ozgur_beyin
10-12-2011, 22:35
bugün size bir anadolu efsanesini anlatacağım.


kybele ve attis.
bilenler bilir .bizdeki sibel ingiluzcedeki sibil da bu isimden doğmadır.kybele anadolunun bereket tanrıçasıdır.
kybele 6 ay yeryüzünde 6 ay yeraltında yaşardı kybele yeryüzüne çıktığında attis'i gördü ve ona aşık oldu.kybelenin sevgisi büyüdükçe büyüdü .onsuz yapamaz oldu. 6 ay bitip yeraltına ineceği vakit. attisten başka biriyle olmayacağına dair söz aldı.ve yeraltına döndü.
fakat attis sakarya nehrinin perisi SAGARATİSe gönül verdi attis ve sagaratis bir birlerine hudutsuz aşıktılar.altı ay doldu kybele döndü ve attisi aramaya başladı ve bulduğunda onun sagaratisla evlendiğini öğrendi. kybele sagaratisin hayatının bağlı olduğu ağacı kesti.
sagaratis öldü onun öldüğünü gören attis onun yanında kendini hadım etti ve öldü .
iki sevgilinin gözleri ölmüş olmalarına rağmen hala birbirlerine bakıyordu bunu gören kybele çok üzüldü ve attisin kanlarından bir çam ağacı yarattı.öteki ağaçlar yaprağını döküyor .ama çam hep yeşil kaldı bu yüzden onların aşkı hiç ölmedi.
not=sakarya nehrinin adı .bu perinin adından geliyor .

rastaman
11-12-2011, 03:48
http://img509.imageshack.us/img509/9194/resimrsmsjf7.jpg (http://imageshack.us)

[/URL]
[URL="http://g.imageshack.us/img213/resim3fs3lp4.jpg/1/"]
(http://imageshack.us)

Adam'ın günahına girmişler,adam kadına bakmıyor, sol gözünde ciddi oranda kayma var o kadar.

ozgur_beyin
24-12-2011, 17:32
şair ve kadın
genç bir adam bir kadına aşık olur.kadın gence yüz vermez vebu genç adam bu ümitsiz aşkın
dürtüsüyle çok ünlü bir şair olur .bir yayın evini imza günü düzenler bu şaire.
onun şair olmasına vesile olan kadında gelir imza gününe .kadın yanında kocasıyle geçer şairin önüne ve şöyle der
-beni tanıdınmı
- hayır tanımadım
-iyice bak bana ben seni şair yapan kadınım.
- eğer keramet sendeyse. bu kocan olacak angut niye şair olamadı

ozgur_beyin
08-01-2012, 14:55
çocukluğumda bana travma drecesinde etki yapan iki hikaaye vardır biri.falaka(ö.s)
diğeri refik halid karay'ın eskici adlı hikayesi.
işte o hikaye









ESKİCİ

Vapur rıhtımdan kalkıp tâ Marmara'ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:
-Çocukcağız Arabistan'da rahat eder.
Dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.
Zaten babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyle halasının yanına, Filistin'in ücra bir kasabasına gönderiliyordu.
Hasan vapurda eğlendi; gırıl gırıl işleyen vinçlere, üstleri yazılı cankurtaran simitlerine, kurutulacak çamaşırlar gibi iplere asılı sandallara, vardiya değiştirilirken çalınan kampanaya bakarak çok eğlendi. Beş yaşında idi; peltek, şirin konuşmalarıyle de güverte yolcularını epeyce eğlendirmişti.
Fakat vapur, şuraya buraya uğrayıp bir sürü yolcu bıraktıktan sonra sıcak memleketlere yaklaşınca kendisini bir durgunluk aldı: Kalanlar bilmediği bir dilden konuşuyorlardı ve ona Istanbul'daki gibi:
-Hasan gel!
-Hasan git!
Demiyorlardı; ismi değişir gibi olmuştu. Hassen şekline girmişti:
-Taal hun ya Hassen,
diyorlardı, yanlarına gidiyordu.
-Ruh ya Hassen...
derlerse uzaklaşıyordu.
Hayfa'ya çıktılar ve onu bir trene koydular.
Artık anadili büsbütün işitilmez olmuştu. Hasan, köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. Portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu.
Fakat hem pür nakıl çiçek açmış, hem yemişlerle donanmış güzel, ıslak bahçeler de tükendi; zeytinlikler de seyrekleşti.
Yamaçlarında keçiler otlayan kuru, yalçın, çatlak dağlar arasından geçiyorlardı. Bu keçiler kapkara, beneksiz kara idi; tüyleri yeni otomobil boyası gibi aynamsı bir cila ile, kızgın güneş altında, pırıl pırıl yanıyordu.
Bunlar da bitti; göz alabildiğine uzanan bir düzlüğe çıkmışlardı; ne ağaç vardı, ne dere, ne ev! Yalnız ara sıra kocaman kocaman hayvanlara rast geliyorlardı; çok uzun bacaklı, çok uzun boylu, sırtları kabarık, kambur hayvanlar trene bakmıyorlardı bile... Ağızlarında beyazımsı bir köpük çiğneyerek dalgın ve küskün arka arkaya, ağır ağır, yumuşak yumuşak, iz bırakmadan ve toz çıkarmadan gidiyorlardı.
Çok sabretti, dayanamadı, yanındaki askere parmağıyla göstererek sordu; o güldü:
-Gemel! Gemel! dedi.
Hasan'ı bir istasyonda indirdiler. Gerdanından, alnından, kollarından ve kulaklarından biçim biçim, sürü sürü altınlar sallanan kara çarşaflı, kara çatık kaşlı, kara iri benli bir kadın göğsüne bastırdı. Anasınınkine benzemeyen, tuhaf kokulu, fazla yumuşak, içine gömülüverilen cansız bir göğüs...
-Ya habibi! Ya ayni!
Halasının yanındaki kadınlar da sarıldılar, öptüler, söyleştiler, gülüştüler. Birçok çocuk da gelmişti; entarilerinin üstüne hırka yerine elbise ceket giymiş, saçları perçemli, başları takkeli çocuklar...
Hasan durgun, tıkanıktı; susuyor, susuyordu.
Öyle haftalarca sustu.
Anlamaya başladığı Arapçayı, küçücük kafasında beliren bir inatla konuşmayarak sustu. Daha büyük bir tehlikeden korkarak deniz altında nefes almamaya çalışan bir adam gibi tıkandığını duyuyordu, yine susuyordu.
Hep sustu.
Şimdi onun da kuşaklı entarisi, ceketi, takkesi, kırmızı merkupları vardı. Saçlarının ortası el ayası kadar sıfır makine ile kesilmiş, alnına perçemler uzatılmıştı. Deri gibi sert, yayvan tandır ekmeğine alışmıştı; yer sofrasında bunu hem kaşık, hem çatal yerine dürümleyerek kullanmayı beceriyordu.
Bir gün halası sokaktan bağırarak geçen bir satıcıyı çağırdı.
Evin avlusuna sırtında çuval kaplı bir yayvan torba, elinde bir ufacık iskemle ve uzun bir demir parçası, dağınık kıyafetli bir adam girdi. Torbasından da mukavva gibi bükülmüş bir tomar duruyordu.
Konuştular, sonra önüne bir sürü patlak, sökük, parça parça ayakkabı dizdiler.
Satıcı iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Bu dört yanı duvarlı, tek kat, basık ve toprak evde öyle canı sıkılıyodu ki... Şaşarak eğlenerek seyrediyordu: Mukavvaya benzettiği kalın deriyi iki tarafı keskin incecik, sapsız bıçağıyle kesişine, ağzına bir avuç çivi dolduruşuna, sonra bunları birer birer, Istanbul'da gördüğü maymun gibi avurdundan çıkarıp ayakkabıların altına çabuk çabuk mıhlayışına, deri parçalarını, pis bir suya koyup ıslatışına, mundar çanaktaki macuna parmağını daldırıp tabanlara sürüşüne, hepsine bakıyordu. Susuyor ve bakıyordu.
Bir aralık nerede ve kimlerle olduğunu keyfinden unuttu, dalgınlığından anadiliyle sordu:
-Çiviler ağzına batmaz mı senin?
Eskici başını hayretle işinden kaldırdı. Uzun uzun Hasan'ın yüzüne baktı:
-Türk çocuğu musun be?
-Istanbul'dan geldim.
-Ben de o taraflardan... İzmit'ten!
Eskicide saç sakal dağınık, göğüs bağır açık, pantalonu dizlerinden yamalı, dişleri eksik ve suratı sarı, sapsarıydı; gözlerinin akına kadar sarıydı. Türkçe bildiği ve Istanbul taraflarından geldiği için Hasan, şimdi onun sade işine değil, yüzüne de dikkatle bakmıştı. Göğsünün ortasında, tıpkı çenesindeki sakalı andıran kırçıl, seyrek bir tutam kıl vardı.
Dişsizlikten peltek çıkan bir sesle tekrar sordu:
-Ne diye düştün bu cehennemin bucağına sen?
Hasan anladığı kadar anlattı.
Sonra Kanlıca'daki evlerini tarif etti; komşusunun oğlu Mahmut'la balık tuttuklarını, anası doktora giderken tünele bindiklerini, bir kere de kapıya beyaz boyalı hasta otomobili geldiğini, içinde yataklar serili olduğunu söyledi. Bir aralık da kendisi sordu?
-Sen niye burdasın?
Öteki başını ve elini şöyle salladı: Uzun iş manasına... ve mırıldandı:
-Bir kabahat işledik de kaçtık!
Asıl konuşan Hasan'dı, altı aydan beri susan Hasan... Durmadan, dinlenmeden, nefes almadan, yanakları sevincinden pembe pembe, dudakları taze, gevrek, billur sesiyle biteviye konuşuyordu. Aklına ne gelirse söylüyordu. Eskici hem çalışıyor, hem de, ara sıra "Ha! Ya? Öyle mi?" gibi dinlediğini bildiren sözlerle onu söyletiyordu; artık erişemeyeceği yurdunun bir deresini, bir rüzgarını, bir türküsünü dinliyormuş gibi hem zevkli, hem yaslı dinliyordu; geçmiş günleri, kaybettiği yerleri düşünerek benliği sarsıla sarsıla dinliyordu.
Daha çok dinlemek için de elini ağır tutuyordu.
Fakat, nihayet bütün ayakkabılar tamir edilmiş, iş bitmişti. Demirini topraktan çekti, köselesini dürdü, çivi kutusunu kapadı, çiriş çanağını sarmaladı. Bunları hep aheste aheste yaptı.
Hasan, yüreği burkularak sordu:
-Gidiyor musun?
-Gidiyorum ya, işimi tükettim.
O zaman gördü ki, küçük çocuk memleketlisi minimini yavru ağlıyor... Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları dışarının rengini geçilen manzaraları içine alarak nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyle yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.
-Ağlama be! Ağlama be!
Eskici başka söz bulamamıştı. Bunu işiten çocuk hıçkıra hıçkıra katıla katıla ağlamaktadır; bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.
-Ağlama diyorum sana! Ağlama.
Bunları derken onun da katı, nasırlaşmış yüreği yumuşamış, şişmişti. Önüne geçmeye çalıştı amma yapamadı, kendini tutamadı; gözlerinin dolduğunu ve sakallarından kayan yaşların, Arabistan sıcağıyle yanan kızgın göğsüne bir pınar sızıntısı kadar serin, ürpertici, döküldüğünü duydu.


Refik Halit Karay
gurbet hikayelerri

ozgur_beyin
08-01-2012, 14:56
çocukluğumda bana travma drecesinde etki yapan iki hikaaye vardır biri.falaka(ö.s)
diğeri refik halid karay'ın eskici adlı hikayesi.
işte o hikaye









ESKİCİ

Vapur rıhtımdan kalkıp tâ Marmara'ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:
-Çocukcağız Arabistan'da rahat eder.
Dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.
Zaten babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyle halasının yanına, Filistin'in ücra bir kasabasına gönderiliyordu.
Hasan vapurda eğlendi; gırıl gırıl işleyen vinçlere, üstleri yazılı cankurtaran simitlerine, kurutulacak çamaşırlar gibi iplere asılı sandallara, vardiya değiştirilirken çalınan kampanaya bakarak çok eğlendi. Beş yaşında idi; peltek, şirin konuşmalarıyle de güverte yolcularını epeyce eğlendirmişti.
Fakat vapur, şuraya buraya uğrayıp bir sürü yolcu bıraktıktan sonra sıcak memleketlere yaklaşınca kendisini bir durgunluk aldı: Kalanlar bilmediği bir dilden konuşuyorlardı ve ona Istanbul'daki gibi:
-Hasan gel!
-Hasan git!
Demiyorlardı; ismi değişir gibi olmuştu. Hassen şekline girmişti:
-Taal hun ya Hassen,
diyorlardı, yanlarına gidiyordu.
-Ruh ya Hassen...
derlerse uzaklaşıyordu.
Hayfa'ya çıktılar ve onu bir trene koydular.
Artık anadili büsbütün işitilmez olmuştu. Hasan, köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. Portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu.
Fakat hem pür nakıl çiçek açmış, hem yemişlerle donanmış güzel, ıslak bahçeler de tükendi; zeytinlikler de seyrekleşti.
Yamaçlarında keçiler otlayan kuru, yalçın, çatlak dağlar arasından geçiyorlardı. Bu keçiler kapkara, beneksiz kara idi; tüyleri yeni otomobil boyası gibi aynamsı bir cila ile, kızgın güneş altında, pırıl pırıl yanıyordu.
Bunlar da bitti; göz alabildiğine uzanan bir düzlüğe çıkmışlardı; ne ağaç vardı, ne dere, ne ev! Yalnız ara sıra kocaman kocaman hayvanlara rast geliyorlardı; çok uzun bacaklı, çok uzun boylu, sırtları kabarık, kambur hayvanlar trene bakmıyorlardı bile... Ağızlarında beyazımsı bir köpük çiğneyerek dalgın ve küskün arka arkaya, ağır ağır, yumuşak yumuşak, iz bırakmadan ve toz çıkarmadan gidiyorlardı.
Çok sabretti, dayanamadı, yanındaki askere parmağıyla göstererek sordu; o güldü:
-Gemel! Gemel! dedi.
Hasan'ı bir istasyonda indirdiler. Gerdanından, alnından, kollarından ve kulaklarından biçim biçim, sürü sürü altınlar sallanan kara çarşaflı, kara çatık kaşlı, kara iri benli bir kadın göğsüne bastırdı. Anasınınkine benzemeyen, tuhaf kokulu, fazla yumuşak, içine gömülüverilen cansız bir göğüs...
-Ya habibi! Ya ayni!
Halasının yanındaki kadınlar da sarıldılar, öptüler, söyleştiler, gülüştüler. Birçok çocuk da gelmişti; entarilerinin üstüne hırka yerine elbise ceket giymiş, saçları perçemli, başları takkeli çocuklar...
Hasan durgun, tıkanıktı; susuyor, susuyordu.
Öyle haftalarca sustu.
Anlamaya başladığı Arapçayı, küçücük kafasında beliren bir inatla konuşmayarak sustu. Daha büyük bir tehlikeden korkarak deniz altında nefes almamaya çalışan bir adam gibi tıkandığını duyuyordu, yine susuyordu.
Hep sustu.
Şimdi onun da kuşaklı entarisi, ceketi, takkesi, kırmızı merkupları vardı. Saçlarının ortası el ayası kadar sıfır makine ile kesilmiş, alnına perçemler uzatılmıştı. Deri gibi sert, yayvan tandır ekmeğine alışmıştı; yer sofrasında bunu hem kaşık, hem çatal yerine dürümleyerek kullanmayı beceriyordu.
Bir gün halası sokaktan bağırarak geçen bir satıcıyı çağırdı.
Evin avlusuna sırtında çuval kaplı bir yayvan torba, elinde bir ufacık iskemle ve uzun bir demir parçası, dağınık kıyafetli bir adam girdi. Torbasından da mukavva gibi bükülmüş bir tomar duruyordu.
Konuştular, sonra önüne bir sürü patlak, sökük, parça parça ayakkabı dizdiler.
Satıcı iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Bu dört yanı duvarlı, tek kat, basık ve toprak evde öyle canı sıkılıyodu ki... Şaşarak eğlenerek seyrediyordu: Mukavvaya benzettiği kalın deriyi iki tarafı keskin incecik, sapsız bıçağıyle kesişine, ağzına bir avuç çivi dolduruşuna, sonra bunları birer birer, Istanbul'da gördüğü maymun gibi avurdundan çıkarıp ayakkabıların altına çabuk çabuk mıhlayışına, deri parçalarını, pis bir suya koyup ıslatışına, mundar çanaktaki macuna parmağını daldırıp tabanlara sürüşüne, hepsine bakıyordu. Susuyor ve bakıyordu.
Bir aralık nerede ve kimlerle olduğunu keyfinden unuttu, dalgınlığından anadiliyle sordu:
-Çiviler ağzına batmaz mı senin?
Eskici başını hayretle işinden kaldırdı. Uzun uzun Hasan'ın yüzüne baktı:
-Türk çocuğu musun be?
-Istanbul'dan geldim.
-Ben de o taraflardan... İzmit'ten!
Eskicide saç sakal dağınık, göğüs bağır açık, pantalonu dizlerinden yamalı, dişleri eksik ve suratı sarı, sapsarıydı; gözlerinin akına kadar sarıydı. Türkçe bildiği ve Istanbul taraflarından geldiği için Hasan, şimdi onun sade işine değil, yüzüne de dikkatle bakmıştı. Göğsünün ortasında, tıpkı çenesindeki sakalı andıran kırçıl, seyrek bir tutam kıl vardı.
Dişsizlikten peltek çıkan bir sesle tekrar sordu:
-Ne diye düştün bu cehennemin bucağına sen?
Hasan anladığı kadar anlattı.
Sonra Kanlıca'daki evlerini tarif etti; komşusunun oğlu Mahmut'la balık tuttuklarını, anası doktora giderken tünele bindiklerini, bir kere de kapıya beyaz boyalı hasta otomobili geldiğini, içinde yataklar serili olduğunu söyledi. Bir aralık da kendisi sordu?
-Sen niye burdasın?
Öteki başını ve elini şöyle salladı: Uzun iş manasına... ve mırıldandı:
-Bir kabahat işledik de kaçtık!
Asıl konuşan Hasan'dı, altı aydan beri susan Hasan... Durmadan, dinlenmeden, nefes almadan, yanakları sevincinden pembe pembe, dudakları taze, gevrek, billur sesiyle biteviye konuşuyordu. Aklına ne gelirse söylüyordu. Eskici hem çalışıyor, hem de, ara sıra "Ha! Ya? Öyle mi?" gibi dinlediğini bildiren sözlerle onu söyletiyordu; artık erişemeyeceği yurdunun bir deresini, bir rüzgarını, bir türküsünü dinliyormuş gibi hem zevkli, hem yaslı dinliyordu; geçmiş günleri, kaybettiği yerleri düşünerek benliği sarsıla sarsıla dinliyordu.
Daha çok dinlemek için de elini ağır tutuyordu.
Fakat, nihayet bütün ayakkabılar tamir edilmiş, iş bitmişti. Demirini topraktan çekti, köselesini dürdü, çivi kutusunu kapadı, çiriş çanağını sarmaladı. Bunları hep aheste aheste yaptı.
Hasan, yüreği burkularak sordu:
-Gidiyor musun?
-Gidiyorum ya, işimi tükettim.
O zaman gördü ki, küçük çocuk memleketlisi minimini yavru ağlıyor... Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları dışarının rengini geçilen manzaraları içine alarak nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyle yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.
-Ağlama be! Ağlama be!
Eskici başka söz bulamamıştı. Bunu işiten çocuk hıçkıra hıçkıra katıla katıla ağlamaktadır; bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.
-Ağlama diyorum sana! Ağlama.
Bunları derken onun da katı, nasırlaşmış yüreği yumuşamış, şişmişti. Önüne geçmeye çalıştı amma yapamadı, kendini tutamadı; gözlerinin dolduğunu ve sakallarından kayan yaşların, Arabistan sıcağıyle yanan kızgın göğsüne bir pınar sızıntısı kadar serin, ürpertici, döküldüğünü duydu.


Refik Halit Karay
gurbet hikayelerri

ozgur_beyin
15-01-2012, 01:45
şapkacı dedeler
Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş. Adam biraz yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına oturmuş. Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış. Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış. Bir de bakmış ki yanındaki sepet bomboş...Şapkalar gitmiş .Kafasını kaldırıp ağaca bakmış, ağacın dallarında bir sürü maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları... Adam başlamış düşünmeye; 'Ben şimdi ne yapacağım, şapkaları bu maymunlardan nasıl geri alacağım' diye. Düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki, maymunlar da adamın taklidini yapıyor, kafalarını kaşıyorlar. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da...Derken adam ne yapacağını bulmuş, kendi kafasındaki şapkayı çıkarıp yere atmış, maymunlar da şapkaları çıkarıp aşağı atmışlar... Adam böylece bütün şapkaları geri almış, sepetine koyup yoluna devam etmiş.
Aradan 50 yıl geçmiş... Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana düşmüş. Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış... Bir saat sonra uyanmış, bir de bakmış ki sepetin içinde şapkalar yok... Derken tuhaf sesler duymuş, bir de kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bir sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka. Düşünmüş... 'Dedem yıllar once bana bir hikaye anlatmıştı... ne yapacağımı çok iyi biliyorum...' demiş. Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar... Adam ellerini havaya kaldırmış,maymunlar da .. Ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere atmış... O anda ağaçtaki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş:
'Sadece senin mi deden var şerefsiz !'

ozgur_beyin
28-01-2012, 20:54
meraklı insan için, anahtar kelime (en azından benim için) öğrenmek işte böyle tipler ve bilmeyenler için MAYALAR


http://www.belgesell.com/mayalar.html

Ya bu allah veya din adına yapılan zulumlar


http://www.belgesell.com/ispanyol-engizisyonu.html

ozgur_beyin
05-02-2012, 12:33
yağcılığın zirvesi behçet kemal çağların süleyman çelebinin muhammed için yazdığı mevlide nazire

"Ger dilersiz bulasız oddan necat,
Mustafa-yı ba Kemal'e essalât!
Ol Zübeyde Mustafa'nın anesi,
Ol sedeften doğdu ol dürdanesi!
Gün gelip oldu Rıza'dan hamile,
Vakt erişti hafta ve eyyam ile.
Geçti böyle nice ay nice sene,
Vakt erişti bin sekiz yüz seksene."
Bakalım mevlidin "merhaba faslında" da neler demiş:
"Merhaba ey baş halaskâr, merhaba!
Merhaba ey ulu serdar, merhaba!
Hak Teala çün yarattı Türk'ü ilk,
Dedi 'üç kıta da olsun ona mülk...'
Mustafa nurunu alnına koydu,
'Bil, Kemal'in nurudur ol nur!' dedi.
Ger dilersiz bulasız oddan necat,
Mustafa-yı ba Kemal'e essalat!

zahit
09-02-2012, 15:52
http://a2.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s320x320/431388_268348266563637_135044919893973_669454_1062 110163_n.jpg:boom:

ozgur_beyin
18-02-2012, 21:34
meslekslere göre seks tanımı



Çeşitli meslekten insanlara sormuşlar.. "Seks nedir" diye..
İşte yanıtlar..
Doktor: "Seks bir hastalıktır. Çünkü sonunda yatağa düşürür."
Avukat: "Seks adaletsizliktir. Çünkü biri sürekli üstte, obürü sürekli alttadır.
Politikacı: "Seks tam bir demokrasidir. Alttaki de üstteki de zevk alır."
Mühendis: "Seks mükemmel bir makinedir. Çünkü sadece istediğin zaman çalışır."
Mimar: "Seks bir yanlışlıktır. Çünkü tüm zevk noktaları egzozun yanına yerleştirilmiştir."
Ekonomist: "Seks iyi bir yatırımdır. Ürettiğiniz mal, koyduğunuzdan büyüktür."

VraeL
18-02-2012, 22:09
Mimar: "Seks bir yanlışlıktır. Çünkü tüm zevk noktaları egzozun yanına yerleştirilmiştir."

bunu tuttum, güzelmiş. (.