AKHENATON
18-05-2008, 02:51
Hıristiyan kilise tarihinde çok erken dönemlerden beri dikkat çeken teolojik veya eklesiolojik kavgalardan birisi, Eikonoklastes (Tasvir kırıcı) temayüller etrafında olmuştur. Böylece, zaman zaman, kiliselerde ciddi bölünmelere kadar varan ve hatta konsil toplama ihtiyacı duyulan ve bazı dönemlerde Bizans imparatorlarının taraf olduğu ikonoklast hareket, Anadolu Hıristiyan kilise tarihinde, akademik seviyede incelenmesi gereken bir konu olma değerini daima korumuştur. Daha IV. asırda kilise ilahiyatı içinde tartışılmaya başlayan ikon problemi, yani Hıristiyan azizlerin veya öncülerinin resimlerinin, kiliselerde yer alıp almaması veya bu resimlerin neyi ifade ettikleri, hem kilise babalarını hem de Hıristiyan cemaatını meşgul etmiştir. İşte, bir yanda ikonoklastlar (tasvir kırıcılar), diğer yanda da İkonodoules ( tasvir yanlıları) lar olmak üzere, İkon konusu canlı tartışmalara sebep olmuştur.Hıristiyan kutsal metinleri zaviyesinden konuya yaklaşıldığı zaman, Havarilerin veya kilise öncülerinin resimlerinin veya portrelerinin kiliselerde yer alması konusunda herhangi bir metin yoktur. Ancak, Hıristiyan toplumun, Hz. İsa’ya, Hz. Meryem’e ve havarilere olan bağlılığı, onların resimlerinin kiliselerde zaman içinde yer almasına sebep olmuştur. Böylece Hıristiyan büyüklerine karşı gösterilen sevgi ve bağlılığın bir hatırası olarak, ikonların kilise ve manastırlara girdiği düşünülebilir. Ancak zaman içinde bölgesel de olsa ikonlara karşı bir muhalefetin geliştiğini görüyoruz. Meselâ, M.S 300 yıllarında İspanya’da Elvire konsili toplanarak, kiliselere resim koymayı yasaklamıştır. Bu hareketin, bu dönemde olması; Hıristiyanları zulümden korumak için mi, kült yerlerinin anonimliğini korumak için mi, yoksa İspanya’daki Yahûdilerden etkileşim sonucu mu olduğu bilinmemektedir. Muhtemelen, Yahûdilikteki “ put yapmaya” karşı olan dini emrin, Hıristiyanları tesiri altına aldığı düşünülebilir . VI. asırda da buna benzer bir olay daha yaşanmıştır: Narbonne ‘da “ İsa’nın haçtaki resmi” bir skandala neden olmuştur. Ancak, piskopos, bu skandalı örtmek zorunda kalmıştır. 599’da Marseille piskoposu, kiliselerdeki bütün resimleri kaldırtmıştır. Fakat papa Gregoire le Grand(590-604) buna şiddetle karşı çıkmış ve ikonların geleneksel değerini hatırlatan şu yazıyı göndermiştir:” Kiliselerde, azizlerin hayatını resmetmeye, Antikitenin bize izin vermesi, sebepsiz değildir. Bu resimlere saygı göstermeyi savunarak, övgüye layık olacaksın. Resim vasıtasıyla bir resme tapmak ayrı şey;birine resim vasıtasıyla tebcillerimizi göndermek başka bir şeydir. Yazı, okumayı bilenler içindir. Resim, okumayı bilmeyenler içindir. Taklit etmek zorunda olan cahiller, resimlerle bilgi öğrenmektedirler. Resimler, yazı bilmeyenlerin kitabıdır.”
VII. yüzyıla gelindiğinde Bizans topraklarında ikonların yüceltilmesi gittikçe yaygınlaşıyordu. Papalığın da desteğiyle yaygınlaşan ikonlara saygı ve yüceltme kültü, ikonoklast şeklinde belirginleşecek bir muhalefeti de beraberinde getirmiştir. Bizans imparatoru II. İustinianos (685-717) 692’de İstanbul’da Trullo (Quinisext) konsilini toplamış ve bu konsil İsa’yı kuzu simgesiyle değil, insan biçiminde tasvir etmeyi tavsiye ederek her resmi ve kutsal dışı heykeli yasaklamıştır. Konsil şu karara varmıştı: “Gözlerin doğruyu görsün. Uyanıklığın, kalbini korur, hikmeti tavsiye eder. Gerçekte, anlamlarda, onların intibalarını ruha telkin etmek kolaydır. Şimdiden sonra, tasvir yapmayı yasaklıyoruz ki onların tahta veya başka bir şey üzerinde olması fark etmez. Onlar görüşü büyülüyor, aklı bozuyor. Zevkin, ateşli utançlarına götürüyor. Şayet biri bunları yapmaya kalkarsa, aforoz edilsin.” Trullo konsili, ökümenik karakterde bir konsil değildi. Bu konsilin hedefi, beşinci ve altıncı ökümenik konsillerin kararlarını pekiştirmekti. Fakat ikonoklast hareketin aksiyonu paralelindeki bu konsil kararı, Bizans topraklarında ikonoklast hareketin imparatorluk bünyesinde bir destek bulmuş olduğunu gösteriyordu. Ancak Bizans imparatorluğunda “ikonları yüceltme” hareketine karşı en ciddi reaksiyonun ortaya çıkması için VIII. yüzyılın ilk çeyreğini beklemek gerekecektir. Bizans kilisesi bünyesinde daha belirgin bir şekilde kendini gösteren ikonoklaste denilen kavga, Bizans kilisesiyle batı kilisesi arasındaki uçurumu da derinleştirmiştir. Bu doktrinel savaşa imparator III.Leon’nun (717-741) doğrudan müdahalesi, hem ikonoklast hareketin iktidara gelişini, hem de batı kilisesinden, Bizans kilisesinin kopuşunun ayak seslerini duyurması bakımından dikkat çekici bir noktadır. III. LEON, 726 yılında büyük sarayın Boronz kapısının üstündeki İsa’nın resmini kaldırtmış ve yerine bir Haç resmi koydurtmuştur. Kısa bir zaman sonra da, İsa’nın paralar üzerindeki resmini kaldırarak kendi resmini koydurtmuştur. Ayrıca yayınladığı bir fermanla, azizlerin resimlerine tapmayı yasaklamıştır. III. LEON’nun bu kararlarına, halk ciddi şekilde mukavemet etmişse de, sert şekilde cezalandırılmışlardır. III. Leon, Papanın ve İstanbul patriğinin bu konuda desteğini almaya teşebbüs etmiş ancak, bunda başarılı olamamıştır. Hatta İstanbul patriği Germanos’u azlederek yerine 22 Ocak’ta ikonoklast yanlısı olan Anastasios’u patrik olarak atamıştır. Artık bu dönemde bir ikonoklast (Tasvir Kırıcı) olan III. Leon için, bu konudaki planlarını uygulamak bakımından sadece zor kullanmak yolu açık kalmıştı. Bunu da yaptı. İkonoklast faaliyetini, bütün aziz tasvirlerinin imhasını emreden bir ferman yayınlayarak doruk noktaya ulaştırmıştır. 17 Ocak 730’da imparatorluk sarayında en yüksek kademedeki dini ve dünyevi erkânı, maruf tabiriyle SİLENTİON’U toplayarak, kabul etmeleri için yayınlanacak ikonoklast emirnameyi onlara gösterdi .Tasvir aleyhtarı emirnamenin ilanı ile Doğu Roma İmparatorluğu’nda, İkonoklazm doktrin, devletin resmi politikası haline gelmiş oluyordu.Ancak Batı kilisesi, dolayısıyla papalık, bu ikonoklazm hareketine hiçbir zaman sıcak bakmadı. Bunun için III. Leon’unfermanı, İtalya’da dinlenmedi. Bunun üzerine III. Leon, Bizans’a bağlı olan Sicilya, Calabre ve İllyricum (Arnavutluk) piskoposlarının mallarına el koymuştur. Fakat yine de III. Leon, ikonoklast doktrini, İtalya’da zor kullanarak yayamamıştı. Ancak, İstanbul ile Roma arasındaki münasebetler için Bizans’ta kopan bu tasvir kırıcı fırtına, önemli ve şumüllü sonuçlar doğurdu. Ayrıca imparator, bu dini doktrinel sahaya yapmış olduğu müdahaleyi haklı göstermek için; papa II. Gregoire’a imparatorun rahiplik karakterine işaret ederek, yayınladığı fermanı bildirmiştir. Papa II. Gregoire; ise mukabil cevabında, imparatorun iddiasına karşı çıkmaksızın böyle bir görevin, gerçek imanı belirlemek için konsiller toplayan ve rahiplerle tam ittifak halinde olan imparatorlara verilebileceğine işaret ederek, şunu ilave etmiştir: “Dogmalar, imparatorları değil; rahipleri ilgilendirir. Nasıl ki rahibin, sarayın işlerini idare ve imparatorlara bir görev önerme hakkı yoksa ; imparatorun da kiliseyi yönetmeye, din adamları sınıfına hükmetme, çok aziz olan sakramentlerin sembollerini çekip çevirmeye ve takdis etmeye hakkı yoktur. Biz sizi imparator olmaya ve bu vasıflara lâyık bir rahip olmaya davet ederiz.”
III. Leon ile papalık arasındaki bu gerilim, sadece II. Gregoire ile sınırlı kalmamıştır. II. Gregoire ‘in halefi olan III. Gregorius, Bizans’taki “tasvir düşmanı” cereyanı, topladığı bir konsilde tel’in ve mahkum etmek zorunda kaldı ve papayı kazanmak ümidinde yanılmış olduğunu gören III. Leon ‘da, III. Gregorius’un elçilerini hapse attırdı. Bu dini ihtilafı, siyasi ikilik izledi. Tasvir aleyhtarı hareketin ilk neticeleri, Bizans ile Roma arasındaki uçurumun derinleşmesi ve Bizans’ın İtalya’daki nüfuzunun hissedilir derecede sarsılması oldu. III. Leon, Doğu ile Batı arasındaki bu kopuşun farkında olarak, Doğunun takviyesi için yeni tedbirlere başvuruyordu. Meselâ, Rumların ikâmet ettiği İllyrie’yi (Arnavutluk) ve Thessalonique’i (Selânik) papalık naibliğini acilen İstanbul patrikliğinin emrine bağlamıştır. Böylece, Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan İllyrie, iki asır boyunca, İstanbul ile Roma arasındaki en vahşi kavgaların savaş alanı olacaktı.
741 yılında III. Leon’un ölümü, ikonoklast hareketin hızını kesmedi. Onun halefi olan V. Constantin Copronyme (741-775) ikonoklast hareketi desteklemeye devam etmiş ve 754 yılında Hieria’da bir konsil toplamıştır. Bu konsile çoğunluğu imparatorluğun Doğu kısmından gelen 338 piskopos katılmıştır. 754 konsili; Anti-ikonostların (Tasvir kırıcı hareketin muhalifleri) ve özellikle onların cesur sözcüsü olan Yuhanna Dımışki’nin (675-754) (Jean Damascene) aforoz edilmesini, azizlerin resimlerini ve onların tebcilini kınayan kararlar almıştı. V. Constantin, orduya dayanarak bu kararları uygulamaya koymuştu. Ancak yinede teoride ve pratikte ikonoklast harekete muhalefet devam ediyordu. Meselâ, Yuhanna Dimışki (Jean Damascene)’nin İkonları savunan risalesi, ikonları savunanların temel dayanakları halinde idi. Jean Damascene, yeni-platoncu felsefeye dayanarak, tasvirin, bir simgeden ibaret olduğunu savunuyordu. Ona göre, Tanrı, İsa’nın kişiliğinde insan bedenine büründüğüne göre, ikonlara karşı çıkılmaması gerekiyordu.
V. Constantin’in 754’de topladığı konsilde, bütün patrikler mevcut olmadığı halde ( Meselâ, İstanbul patriğinin yeri boştu, diğer patrikler de tasvirlerin lehinde bulunmuşlardı.)bu konsil, yedinci genel konsil olarak ilân edilmişti. Konsil kararlarına muhalefet eden piskoposlar görevden alınmışlar, rahiplere zulmedilmiş, birçok insan öldürülmüştür. Ancak yinede 754 konsili, sadece Doğu piskoposlarından oluşan bir konsil olduğu için, yedinci genel konsil olarak kabul edilmedi. Çünkü herşeye rağmen, Roma ile Bizans’ın dini bağları henüz kopmuş değildi. Bunun için 754 konsiline Batı piskoposları da gelmeli ve karar müşterek olarak alınmalıydı. Bu durumda 754 konsili, sadece Doğu piskoposları konsili halinde görülüyordu ve bundan dolayı da Batı kilisesine göre genel konsil olma özelliği taşımıyordu.
VII. yüzyıla gelindiğinde Bizans topraklarında ikonların yüceltilmesi gittikçe yaygınlaşıyordu. Papalığın da desteğiyle yaygınlaşan ikonlara saygı ve yüceltme kültü, ikonoklast şeklinde belirginleşecek bir muhalefeti de beraberinde getirmiştir. Bizans imparatoru II. İustinianos (685-717) 692’de İstanbul’da Trullo (Quinisext) konsilini toplamış ve bu konsil İsa’yı kuzu simgesiyle değil, insan biçiminde tasvir etmeyi tavsiye ederek her resmi ve kutsal dışı heykeli yasaklamıştır. Konsil şu karara varmıştı: “Gözlerin doğruyu görsün. Uyanıklığın, kalbini korur, hikmeti tavsiye eder. Gerçekte, anlamlarda, onların intibalarını ruha telkin etmek kolaydır. Şimdiden sonra, tasvir yapmayı yasaklıyoruz ki onların tahta veya başka bir şey üzerinde olması fark etmez. Onlar görüşü büyülüyor, aklı bozuyor. Zevkin, ateşli utançlarına götürüyor. Şayet biri bunları yapmaya kalkarsa, aforoz edilsin.” Trullo konsili, ökümenik karakterde bir konsil değildi. Bu konsilin hedefi, beşinci ve altıncı ökümenik konsillerin kararlarını pekiştirmekti. Fakat ikonoklast hareketin aksiyonu paralelindeki bu konsil kararı, Bizans topraklarında ikonoklast hareketin imparatorluk bünyesinde bir destek bulmuş olduğunu gösteriyordu. Ancak Bizans imparatorluğunda “ikonları yüceltme” hareketine karşı en ciddi reaksiyonun ortaya çıkması için VIII. yüzyılın ilk çeyreğini beklemek gerekecektir. Bizans kilisesi bünyesinde daha belirgin bir şekilde kendini gösteren ikonoklaste denilen kavga, Bizans kilisesiyle batı kilisesi arasındaki uçurumu da derinleştirmiştir. Bu doktrinel savaşa imparator III.Leon’nun (717-741) doğrudan müdahalesi, hem ikonoklast hareketin iktidara gelişini, hem de batı kilisesinden, Bizans kilisesinin kopuşunun ayak seslerini duyurması bakımından dikkat çekici bir noktadır. III. LEON, 726 yılında büyük sarayın Boronz kapısının üstündeki İsa’nın resmini kaldırtmış ve yerine bir Haç resmi koydurtmuştur. Kısa bir zaman sonra da, İsa’nın paralar üzerindeki resmini kaldırarak kendi resmini koydurtmuştur. Ayrıca yayınladığı bir fermanla, azizlerin resimlerine tapmayı yasaklamıştır. III. LEON’nun bu kararlarına, halk ciddi şekilde mukavemet etmişse de, sert şekilde cezalandırılmışlardır. III. Leon, Papanın ve İstanbul patriğinin bu konuda desteğini almaya teşebbüs etmiş ancak, bunda başarılı olamamıştır. Hatta İstanbul patriği Germanos’u azlederek yerine 22 Ocak’ta ikonoklast yanlısı olan Anastasios’u patrik olarak atamıştır. Artık bu dönemde bir ikonoklast (Tasvir Kırıcı) olan III. Leon için, bu konudaki planlarını uygulamak bakımından sadece zor kullanmak yolu açık kalmıştı. Bunu da yaptı. İkonoklast faaliyetini, bütün aziz tasvirlerinin imhasını emreden bir ferman yayınlayarak doruk noktaya ulaştırmıştır. 17 Ocak 730’da imparatorluk sarayında en yüksek kademedeki dini ve dünyevi erkânı, maruf tabiriyle SİLENTİON’U toplayarak, kabul etmeleri için yayınlanacak ikonoklast emirnameyi onlara gösterdi .Tasvir aleyhtarı emirnamenin ilanı ile Doğu Roma İmparatorluğu’nda, İkonoklazm doktrin, devletin resmi politikası haline gelmiş oluyordu.Ancak Batı kilisesi, dolayısıyla papalık, bu ikonoklazm hareketine hiçbir zaman sıcak bakmadı. Bunun için III. Leon’unfermanı, İtalya’da dinlenmedi. Bunun üzerine III. Leon, Bizans’a bağlı olan Sicilya, Calabre ve İllyricum (Arnavutluk) piskoposlarının mallarına el koymuştur. Fakat yine de III. Leon, ikonoklast doktrini, İtalya’da zor kullanarak yayamamıştı. Ancak, İstanbul ile Roma arasındaki münasebetler için Bizans’ta kopan bu tasvir kırıcı fırtına, önemli ve şumüllü sonuçlar doğurdu. Ayrıca imparator, bu dini doktrinel sahaya yapmış olduğu müdahaleyi haklı göstermek için; papa II. Gregoire’a imparatorun rahiplik karakterine işaret ederek, yayınladığı fermanı bildirmiştir. Papa II. Gregoire; ise mukabil cevabında, imparatorun iddiasına karşı çıkmaksızın böyle bir görevin, gerçek imanı belirlemek için konsiller toplayan ve rahiplerle tam ittifak halinde olan imparatorlara verilebileceğine işaret ederek, şunu ilave etmiştir: “Dogmalar, imparatorları değil; rahipleri ilgilendirir. Nasıl ki rahibin, sarayın işlerini idare ve imparatorlara bir görev önerme hakkı yoksa ; imparatorun da kiliseyi yönetmeye, din adamları sınıfına hükmetme, çok aziz olan sakramentlerin sembollerini çekip çevirmeye ve takdis etmeye hakkı yoktur. Biz sizi imparator olmaya ve bu vasıflara lâyık bir rahip olmaya davet ederiz.”
III. Leon ile papalık arasındaki bu gerilim, sadece II. Gregoire ile sınırlı kalmamıştır. II. Gregoire ‘in halefi olan III. Gregorius, Bizans’taki “tasvir düşmanı” cereyanı, topladığı bir konsilde tel’in ve mahkum etmek zorunda kaldı ve papayı kazanmak ümidinde yanılmış olduğunu gören III. Leon ‘da, III. Gregorius’un elçilerini hapse attırdı. Bu dini ihtilafı, siyasi ikilik izledi. Tasvir aleyhtarı hareketin ilk neticeleri, Bizans ile Roma arasındaki uçurumun derinleşmesi ve Bizans’ın İtalya’daki nüfuzunun hissedilir derecede sarsılması oldu. III. Leon, Doğu ile Batı arasındaki bu kopuşun farkında olarak, Doğunun takviyesi için yeni tedbirlere başvuruyordu. Meselâ, Rumların ikâmet ettiği İllyrie’yi (Arnavutluk) ve Thessalonique’i (Selânik) papalık naibliğini acilen İstanbul patrikliğinin emrine bağlamıştır. Böylece, Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan İllyrie, iki asır boyunca, İstanbul ile Roma arasındaki en vahşi kavgaların savaş alanı olacaktı.
741 yılında III. Leon’un ölümü, ikonoklast hareketin hızını kesmedi. Onun halefi olan V. Constantin Copronyme (741-775) ikonoklast hareketi desteklemeye devam etmiş ve 754 yılında Hieria’da bir konsil toplamıştır. Bu konsile çoğunluğu imparatorluğun Doğu kısmından gelen 338 piskopos katılmıştır. 754 konsili; Anti-ikonostların (Tasvir kırıcı hareketin muhalifleri) ve özellikle onların cesur sözcüsü olan Yuhanna Dımışki’nin (675-754) (Jean Damascene) aforoz edilmesini, azizlerin resimlerini ve onların tebcilini kınayan kararlar almıştı. V. Constantin, orduya dayanarak bu kararları uygulamaya koymuştu. Ancak yinede teoride ve pratikte ikonoklast harekete muhalefet devam ediyordu. Meselâ, Yuhanna Dimışki (Jean Damascene)’nin İkonları savunan risalesi, ikonları savunanların temel dayanakları halinde idi. Jean Damascene, yeni-platoncu felsefeye dayanarak, tasvirin, bir simgeden ibaret olduğunu savunuyordu. Ona göre, Tanrı, İsa’nın kişiliğinde insan bedenine büründüğüne göre, ikonlara karşı çıkılmaması gerekiyordu.
V. Constantin’in 754’de topladığı konsilde, bütün patrikler mevcut olmadığı halde ( Meselâ, İstanbul patriğinin yeri boştu, diğer patrikler de tasvirlerin lehinde bulunmuşlardı.)bu konsil, yedinci genel konsil olarak ilân edilmişti. Konsil kararlarına muhalefet eden piskoposlar görevden alınmışlar, rahiplere zulmedilmiş, birçok insan öldürülmüştür. Ancak yinede 754 konsili, sadece Doğu piskoposlarından oluşan bir konsil olduğu için, yedinci genel konsil olarak kabul edilmedi. Çünkü herşeye rağmen, Roma ile Bizans’ın dini bağları henüz kopmuş değildi. Bunun için 754 konsiline Batı piskoposları da gelmeli ve karar müşterek olarak alınmalıydı. Bu durumda 754 konsili, sadece Doğu piskoposları konsili halinde görülüyordu ve bundan dolayı da Batı kilisesine göre genel konsil olma özelliği taşımıyordu.