strategic_choice
15-06-2008, 15:37
TURAN DURSUN Yüce kitabımız KURAN-I KERİM DE ayetlerle geçen, insanoğlunun ''çamurdan yaratıldığı'' gerçeğini, diğer efsane ve tarihi medeniyetlerde ki dinsel ''çamurdan yaratılış'' felsefesiyle bağdaştırmış , bu hakikatin gerçek olmadığını ima etmiştir...
Vermiş olduğu çeşitli örnekler kısaca şöyleydi...
1)Gılgamış Destanı: "Ellerimi yıkadım. Bir parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda ,kahraman Engidu'yu yarattım."
2)Sümer'lilerin Enuma-eliş Destanı: "Bunun üzerine ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk
insanı meydana getirdim."
3)Çin Efsanelerinden: "Bunun üzerine Tanrıça Ngüho yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına
itti. Ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı."
4)Mısır'da Luxor Tapınağı'nda bulunan kabartma bir resim: "Kral Amonhotap III olarak betimlenen Tanrı Khnemu çömlekçi
çarkında erkek ve dişi iki insanı yaratıyor."
5)Hesiodos Destanı. "Namlı, şanlı Hephaisdos'u çağırdım hemen. 'Bir parça topral al, suyla karıştır' dedim. 'İçine insan sesi koy,
insan gücü koy."
6)Yunan Efsaneleri'nden: "Gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum (Prometheus anlatıyor.) Bir insan heykeli
yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk ölümlü yaratıklar oluştu böylece.)
7)Tevrat'tan: "Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu."
Kur'an, Mü'minün 12-16: "And olsun ki Biz insanı süzme çamurdan yarattık."
9) Kur'an, Es-Safaat 11: "Hakikat Biz onları cıvık bir çamurdan yarattık."
10)Kur'an, Sad 71-76: "Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın."
Vermiş olduğu örneklerle ilgili düşünce ve belgeler sunmadan önce K.C üyeli arkadaş dışında ki tüm muhalif düşünce içinde ki arkadaşların bana yada islam ile ilgili kutsal değerlere hakaretvari söylemler yaptıklarını belirtmek ister,bu durumu tekrarlamamalarını yazıma başlamadan RİCA EDERİM....
Bazı tarihi gerçekliklerden yola çıkarak yazar TURAN DURSUN kendine göre bazı mantıksal bağıntılar kurarak bazı sonuçlara varmıştır ki ben de aynı metodla bağıntılar kuracak ve gerçeği kendimce sizlere sunmaya çalışacağım...
tarihte kendine ait özel bir yeri olan bilinen medeniyetlerin kalıntılardan elde edilen bilgilerden bir derleme yapmış, bu derlemelerinde de bir gerçek bulmuş ki her medeniyet kendi inancını etrafında şekillendirdiği ilah veya ilahları adına yaratılış gerçeğini yorumlamıştır... Bu yorumlardan sonuç olarak her medeniyet yaratılışın topraktan olduğunu kabul etmiştir, diyerek bunların hepsi birbirinden iktibas ederek inançlarını şekillendirmişlerdir tezini ortaya sürmüştür... Denklem bu...
madem tüm medeniyetler toprağı yaratılışın hammaddesi olarak almış, o halde bu medeniyetlerin hepsi bu hikayeyi birbirinden aşırmış, kopyalamış... bu anlatılan şeyler bu şekilde bir anlayışı destekler mi, acaba?
Allahu Teala Kitab-ı Hakiminde şöyle buyurur: “Andolsun biz her kavme Allaha itaat edin ve Tağuta kulluktan sakının diye bir peygamber göndermişizdir” Dikkat edilirse ayet her kavme bir nebi rasul ve elçinin geldiğini ifade eder... - Yazar bu ayeti neden gözlerden uzak tutar acaba :..!? -
Bu ayet sizce medeniyetler arasında ki kopyacılığın bir sebebi olamaz mı_?
Turan Dursun’un metninde geçen olayları başka şekilde yorumlamak mümkün değil midir?
Sadece kurulacak mantık örgüsü, bu şekilde mi tezahür eder, başka ihtimal hesaplarına mahal yok denilebilir mi?
Bilimsellik görüşü sadece bu görüşte mi ortaya çıkmıştır?
tabi ki hayır...
ünlü düşünür Hegele göre Tarihte yaşamış milletler yaşarlar ve ölürler öldüklerinden genç medeniyetlere iyi yönlerini bırakıp tarih sahnesinden silinirler ve yeni genç medeniyet onlardan devraldığı iyilikler ve güzel yönlerle bunları daha da geliştirir.
sonuç olarak medeniyetlerin iktibası gerçektir. Ama bu TURAN DURSUNUN iddialarını kabul etmemizi de gerektirecek bir kabullenme değildir. Bilakis bu iktibas alenen Allahın elçilerinden yapılmış bir iktibastır. Çünkü Allah farklı zamanlarda farklı kavim ve gruplara elçilerini göndermiştir.
Nasıl Hz.Muhammed bize Nuhun Tufanını, Musa a.s. Kıssasını, Yusuf, Yakub, İbrahim, Adem, Hud, Salih ve Şuayb peygemberlerden bahsetti ise nasıl o bize yaratılıştan bahsetti ise o dönemde insanlığa müjdeci olarak gelen nebiler de bu kıssalardan hikayeler anlatmışlardır...
Gerçek sudur ki, Allah zaman zaman insanlara hatırlatıcı olarak elçilerini göndermiş ve onların bilinç altlarında yatan inanç küllenmelerini közlendirmiş ve alevlendirmeye çalışmışlardır... Nihayetinde her insan yaratılış gibi diğer Rahmani gerçeklere muhatab olmuş ve zaman dilimi içinde uzaklaşmışlar ve elbette bazı birikimler ve yaklaşım tarzlarını örf ve adetlerine geçirmişlerdir. Böylece de haliyle destanlarında ve kendilerince tarihi tutanaklarında bu meselleri işlemişlerdir
************************************* ********
*********************************************
**********************************************
********************************************
Yaratılış safhalarını en orijinal ve günümüzde ki ilme uygun şekilde izah eden yegane eser ki dini kaynaklar bakımından Kur’an-ı Kerimdir...
TURAN DURSUN un vermiş olduğu bilgilerde '''düşüncesini çürütebileceğinden almaya korktuğu ayetler''' vardır.. Hatta vermiş olduğu ayeti kestirip atmış devamını ve eşsiz ifade tarzını, açıklayıcı görselliği gizlemiştir...
And olsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra da onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Ve sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Mü'minün, 12-16 ayetler.)
GELELİM GÜNÜMÜZ BİLİMİNE..Asırlar öncesinden Kuran-ı kerim de verilen yaratılış mucizesi , yüzyıllar sonra bilimin tespitiyle aynı ortak noktada buluşmuşlardır...
Sağlam yere (ana rahmi nutfe için gerçekten en mükemmel şekilde tüm imkanlar ve ihtiyaçlara göre donatılmıştır bu sebebten de sağlam tabiri onun için sıfat olarak kullanılmıştır) yerleştirilen nutfe meselinden sonra gelen bir çiğnem et tanımlaması çocuğun ana karnındaki bir dönemdir ki doktorların elde ettikleri ultrasonik görüntülerden elde edilen fotoğraflarda sanki ısırılmış ta üzerinde diş izleri kalmış bir çiğnem et şekli hemen o fotoğraflarda göze çarpar…
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır:
“O halde insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin. O (ana rahmine atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır. O, omurga ile göğüs kemikleri arasından çıkar. Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir. O günde gizlilikler açığa çıkartılır. (O günde) onun ne bir gücü olur; ne de bir yardımcısı”. (et-Tarık, 86/5-10)
Atılıp dökülen su, meninin vasfını anlatan bir ifadedir. Meni, su damlalarına benzeyen sıvı bir terkiptir. İçeriği dökülür, hızla hareket eder, canlıdır. Bu özellik, ayette kendi kendine hareket edebilmeye delalet eden ism-i fail sigası kullanılarak doğrulanmıştır. Suyun akıcı olarak nitelenmesi dışında, diğer bütün vasıflar insanla ilgilidir. Zira bu ayetlerde ele alınan konunun odak noktası insanın yaratılışıdır. İnsanın yaratılışı, öldükten sonra dirilmenin mümkün olduğuna delalet eder.
“Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir” ayetinde “onu döndürmeye” ifadesindeki zamirin de insan yerine kullanıldığını söylemek daha doğrudur. “Döndürmek” hesaba çekmek için yeniden yaratmaktır.
“Çıkarma” nitelemesi, insandan söz etme temeline bağlı bir açıklama mahiyetinde, müstakil bir ayette yer almaktadır. Zürriyetin ataların sırtlarından çıkarılmasından bahsedilerek, şaşırtıcı kudretin, takdirin üstünlüğünün ve yeniden dirilmenin mümkün oluşu açıklanmıştır. İnsanın dünyaya doğum yoluyla çıkarılması ile diri olarak yeniden döndürülmesi arasında bir ilişki bulunmaktadır. Oysa meninin çıkması ile insanın yeniden diriltilmesi arasında bir bağ bulunmamaktadır.
İnsanın zürriyetinin sırttan çıktığı şu ayetlerde de beyan edilmiştir:
“Hani Rabbin Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp almıştı.” (el-A’râf, 7/172)
“Sizin sulbünüzden (sırtınızdan/soyunuzdan) olan oğullarınız” (en-Nisa, 4/23)
Kur’ân-ı Kerîm’de çıkarma fiili meni hakkında kullanılmamışken insan ile ilgili olarak çok yerde kullanılmış, böylelikle dünyaya doğarak geldiği ve hesaba çekilmek üzere diriltileceği açıklanmıştır.
Sırtta yeni nesiller var etme aşamaları ile yeni canlının sırtı terk ederek oradan çıkması arasındaki mükemmel incelik tüyler ürperticidir.
5–6 haftalık bir ceninin sırt bölgesinde, üreme bezlerinin oluşmasını gösteren enlemesine kesit.
Bu bezlerin hücrelerinin henüz ayrılıp belirginleşmeden önce, omurga ve kaburga kemiklerinin başlangıç yerlerinin arasından ortaya çıkışı.
Erkeğin testislerinde ve kadının yumurtalıklarında bulunan hücreler, cenin aşamasında iken, ana babanın sırt bölgesinde bulunur. Daha sonra bunlar omurga kemikleri ile sırt kemiklerinin başlangıç yerleri arasından sırttan çıkarlar. Yumurtalıklar rahmin yanında pelvise doğra giderken testisler sıcaklığın daha az olduğu skrotuma (torbalara) ilerler. Aksi takdirde canlı sperm üretiminde başarısız olur ve yolculuğunu tamamlamazsa kansere dönüşmeye maruz kalır.
“O, omurga ile göğüs kemikleri arasından çıkar” tabiri, neslin ortaya çıkış sürecini tarif etmek için yeterlidir. Takdir etme, güç yetirme, en güzel ve en sağlam biçimde yaratma şeklinde yaratılışa delalet eden tüm hadiseleri ihtiva eder. Öncelikle omurga ve göğüs kemiklerinin arasındaki bölgeden kesin olarak yerleşeceği bölgeye kadar zürriyetlerdeki başlangıçlarda yaratılıp karındaki iç organlardan ayrılıştan itibaren ana babanın doğumuna, erişkinlik çağına gelip evlenmelerine ve yeni bir nesil yaratılmasına değin her şey bu ifadede yer almaktadır. İnsan nesli terkibi bakımından henüz yok sayılabilecek spermden, meniden yaratılır. Ancak bu meni canlıdır, yumurta ile birleşmek için kendiliğinden fışkırır. Sperm ve yumurtanın birleşmesinden embriyo meydana gelir. Meydana gelen yeni canlıda da aynı işlev yani “çıkma fiili” devam eder. Böylelikle dünyaya gelip gelişmesi için yaratılmakta olan cenin aracılığıyla da nesil devam ettirilmiş olur. Ancak doğup gelişen insan kendisini yaratandan gafil olur. Her bir insanın serüveni olarak bu devamlı yenilenen yaratılış güzelliği Alîm ve Hakîm olan tarafından, tüm bu hadiseleri ihtiva eden “çıkma” ifadesi ile anlatılmıştır.
“Çıkar”
Başka hangi güç ve kudret yaratılışı böyle ifade edebilir?
Sürekli yenilenip duran tüm bu haller, eşsiz ölçüler ve insanı hayrete düşüren bu güç karşısında akla sadece şu sezgi gelebiliyor:
Gerçekten yeniden diriltileceğim ve hesaba çekileceğiz!
İşte bu şekilde hitap bağlanıyor. İnsanı önce, var edilişindeki kudret sahnelerinden bir ışığa, ardından da aciz ve yardımcısız kalacağı son durağıyla yüzleşmek üzere kendisiyle baş başa kalma sahnesine taşıyor. Bu intikalin hızla olması, ilâhî takdîre, Allah’ın kudretinin tecellisine ve yaptığı işlerin hikmetine vurgu yapılmasından kaynaklanmaktadır.
Bu vurgu “Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir” ifadesi ile gerçekleşmektedir.
Müfessir el-Kelbî, “Şüphe yok ki O” ifadesindeki zamir ile Allah’ın, “Onu döndürmeye” ifadesinde yer alan zamir ile de insanın kastedildiğini belirtmektedir.
El-Merâğî ise, “O halde insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin” ayetini, “İnsan, aklını kullanarak yaratılışının başlangıcını düşünsün ki kendisini yaratanın gücünü ve onu yeniden yaratmaya kadir olduğunu anlayabilsin” anlamında tefsir etmiştir.
“O (ana rahmine atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır. O, omurga ile göğüs kemikleri arasından çıkar.”
İşte, bilimin on üç asır sonra farkına varıp keşfettiği ve ispatladığı ilmî gerçekler…
Bu ayetlerin açıkladığına göre, insan nesli, omurga ve sırt kemiklerinde yer almaktadır.
Embriyoloji, erkeğin sperm ve kadının yumurta hücrelerinin menşei ile ilgili bu ayetleri açıklarcasına insanı hayrete düşüren açıklamalar yapmaktadır.
Yumurta ve sperm hücrelerinin her biri başlangıçta omurga ve sırt kemikleri arasına denk gelecek şekilde böbreklere yakın bir yerde bulunmaktadır. Burası, yaklaşık olarak omurga kemiklerinin ortası ile göğüs kemiklerinin alt kısmıdır. Yumurta ve sperm hücreleri ilk ortaya çıktıklarında, atardamarda çoğaldıklarında ve sinirlere bağlandıklarında daima bedende omurga ve sırt kemikleri arasında bulunurlar.
Bu durum Kur’ân-ı Kerîm’de söylenenleri ve âlemlerin Rabbi’nin gönderdiklerini tasdik etmektedir.
Bilim bu gerçeği çok yakın bir zamanda, Kur’ân nazil olduktan on üç asır sonra keşfedebilmiştir. Sperm ve yumurta hücrelerinin her biri gelişimini tamamladıktan sonra bildiğimiz yerlere iner. Sperm, skrotumda (torbalarda) yerini alıncaya kadar inerken yumurtalıklar rahmin yakınında pelvise doğru ilerler.
Zaman zaman bu inme işlemi tamamlanamaz, sperm yolda durur ve torbalara inmez. İşte bu durumda cerrahi müdahale gerekir. İnsanın yaratılışı ile ilgili olarak tüm bu bilgiler doğru bir düşünceye sevk edecek olursa, ilahi ahkâmda belirtildiği üzere, ahiret gününde yeniden dirilmeyi tasdik etmek kolaylaşacaktır.
“Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir”
Yani, insanı başlangıçta yaratmaya güç yetirenin, onu ölümünden sonra yeniden diriltmeye de gücü yeter.
Ayetlerdeki tüm ifadelerde Yaratıcının gücü çok bariz bir biçimde ortaya konulmaktadır. İnsan ile ilgili sahnelenenler aktarıldıkça, insanı tekebbürden arındıracak pırıltılar ile insan hakkında ğaybî bilgiler verildikçe, insan, özü ile karşı karşıya gelir, hayatı sona erdiğinde akıbetinin ne olacağını bilir, aslı itibari ile bir hiç olduğunu anlar. İnsanın açıkça gurura kapılıp büyüklenmesi sahnesi karşısında ise “o halde” diye söze başlanarak delil getirilmektedir.
“O halde” edatı, hazfedilmiş (cümle içinde belirtilmeyip atlanmış) bir ifadeden sonra kullanılır. Burada da insanın içinde gizlenen düşünceyi açığa çıkarmaktadır:
“O halde insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin.”
Bu sanki kınayarak haykıran bir çığlık:
Vicdanın sana söylemiyor mu?
Bu muhakemede, deliller apaçık ortaya konulunca, zan ve şüphe içindeki insanın yenilmekten başka seçeneği kalmıyor. Cenabı Allah adeta şöyle buyuruyor:
“Bunları yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?” (el-Kıyame, 75/ 40)
Sırları açığa çıkaran bu en küçük sahne, kıyamet günü sahnesine benzemektedir:
“O günde gizlilikler açığa çıkartılır” (et-Tarık, 86/9)
Vahiy eseri olduğu ileri sürülen hiçbir kitabın sahip olamadığı düzeyde kapsamlı, orijinal ve akıllara durgunluk verici bir üslup!
Ayetlerin nazil olduğu zamanda herhangi bir insanın idrak etmesi mümkün olmayan bu bilimsel açıklamalar, bu gün davetçilerin elinde, son peygamberliğin delillerinden biri olmaktadır.
**********************************
***********************************
***********************************
TURAN DURSUN ''çamurdan yaratılış'' diyerek diğer medeniyetlerden örnekler vermiş fakat ADEM VE HAVVA nın TÜM MEDENİYETLERDEN önce var olduğunu, ve kuran-ı keriminde ADEM iN ÇAMURDAN YARATILDIĞI düşüncesini kaale almamış... 1400 yıl önce diğer medeniyetlerden esinlenilip kopyalandığını söylemiş... bunları söylerken örnekler verdiği medeniyetlerin HİÇBİRİNDE kuran-ı kerimde ki YARATILIŞ ayetlerinin içeriği kadar açıklayıcı bir örnek verememiştir...
SAYGILAR
Vermiş olduğu çeşitli örnekler kısaca şöyleydi...
1)Gılgamış Destanı: "Ellerimi yıkadım. Bir parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda ,kahraman Engidu'yu yarattım."
2)Sümer'lilerin Enuma-eliş Destanı: "Bunun üzerine ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk
insanı meydana getirdim."
3)Çin Efsanelerinden: "Bunun üzerine Tanrıça Ngüho yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına
itti. Ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı."
4)Mısır'da Luxor Tapınağı'nda bulunan kabartma bir resim: "Kral Amonhotap III olarak betimlenen Tanrı Khnemu çömlekçi
çarkında erkek ve dişi iki insanı yaratıyor."
5)Hesiodos Destanı. "Namlı, şanlı Hephaisdos'u çağırdım hemen. 'Bir parça topral al, suyla karıştır' dedim. 'İçine insan sesi koy,
insan gücü koy."
6)Yunan Efsaneleri'nden: "Gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum (Prometheus anlatıyor.) Bir insan heykeli
yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk ölümlü yaratıklar oluştu böylece.)
7)Tevrat'tan: "Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu."
Kur'an, Mü'minün 12-16: "And olsun ki Biz insanı süzme çamurdan yarattık."
9) Kur'an, Es-Safaat 11: "Hakikat Biz onları cıvık bir çamurdan yarattık."
10)Kur'an, Sad 71-76: "Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın."
Vermiş olduğu örneklerle ilgili düşünce ve belgeler sunmadan önce K.C üyeli arkadaş dışında ki tüm muhalif düşünce içinde ki arkadaşların bana yada islam ile ilgili kutsal değerlere hakaretvari söylemler yaptıklarını belirtmek ister,bu durumu tekrarlamamalarını yazıma başlamadan RİCA EDERİM....
Bazı tarihi gerçekliklerden yola çıkarak yazar TURAN DURSUN kendine göre bazı mantıksal bağıntılar kurarak bazı sonuçlara varmıştır ki ben de aynı metodla bağıntılar kuracak ve gerçeği kendimce sizlere sunmaya çalışacağım...
tarihte kendine ait özel bir yeri olan bilinen medeniyetlerin kalıntılardan elde edilen bilgilerden bir derleme yapmış, bu derlemelerinde de bir gerçek bulmuş ki her medeniyet kendi inancını etrafında şekillendirdiği ilah veya ilahları adına yaratılış gerçeğini yorumlamıştır... Bu yorumlardan sonuç olarak her medeniyet yaratılışın topraktan olduğunu kabul etmiştir, diyerek bunların hepsi birbirinden iktibas ederek inançlarını şekillendirmişlerdir tezini ortaya sürmüştür... Denklem bu...
madem tüm medeniyetler toprağı yaratılışın hammaddesi olarak almış, o halde bu medeniyetlerin hepsi bu hikayeyi birbirinden aşırmış, kopyalamış... bu anlatılan şeyler bu şekilde bir anlayışı destekler mi, acaba?
Allahu Teala Kitab-ı Hakiminde şöyle buyurur: “Andolsun biz her kavme Allaha itaat edin ve Tağuta kulluktan sakının diye bir peygamber göndermişizdir” Dikkat edilirse ayet her kavme bir nebi rasul ve elçinin geldiğini ifade eder... - Yazar bu ayeti neden gözlerden uzak tutar acaba :..!? -
Bu ayet sizce medeniyetler arasında ki kopyacılığın bir sebebi olamaz mı_?
Turan Dursun’un metninde geçen olayları başka şekilde yorumlamak mümkün değil midir?
Sadece kurulacak mantık örgüsü, bu şekilde mi tezahür eder, başka ihtimal hesaplarına mahal yok denilebilir mi?
Bilimsellik görüşü sadece bu görüşte mi ortaya çıkmıştır?
tabi ki hayır...
ünlü düşünür Hegele göre Tarihte yaşamış milletler yaşarlar ve ölürler öldüklerinden genç medeniyetlere iyi yönlerini bırakıp tarih sahnesinden silinirler ve yeni genç medeniyet onlardan devraldığı iyilikler ve güzel yönlerle bunları daha da geliştirir.
sonuç olarak medeniyetlerin iktibası gerçektir. Ama bu TURAN DURSUNUN iddialarını kabul etmemizi de gerektirecek bir kabullenme değildir. Bilakis bu iktibas alenen Allahın elçilerinden yapılmış bir iktibastır. Çünkü Allah farklı zamanlarda farklı kavim ve gruplara elçilerini göndermiştir.
Nasıl Hz.Muhammed bize Nuhun Tufanını, Musa a.s. Kıssasını, Yusuf, Yakub, İbrahim, Adem, Hud, Salih ve Şuayb peygemberlerden bahsetti ise nasıl o bize yaratılıştan bahsetti ise o dönemde insanlığa müjdeci olarak gelen nebiler de bu kıssalardan hikayeler anlatmışlardır...
Gerçek sudur ki, Allah zaman zaman insanlara hatırlatıcı olarak elçilerini göndermiş ve onların bilinç altlarında yatan inanç küllenmelerini közlendirmiş ve alevlendirmeye çalışmışlardır... Nihayetinde her insan yaratılış gibi diğer Rahmani gerçeklere muhatab olmuş ve zaman dilimi içinde uzaklaşmışlar ve elbette bazı birikimler ve yaklaşım tarzlarını örf ve adetlerine geçirmişlerdir. Böylece de haliyle destanlarında ve kendilerince tarihi tutanaklarında bu meselleri işlemişlerdir
************************************* ********
*********************************************
**********************************************
********************************************
Yaratılış safhalarını en orijinal ve günümüzde ki ilme uygun şekilde izah eden yegane eser ki dini kaynaklar bakımından Kur’an-ı Kerimdir...
TURAN DURSUN un vermiş olduğu bilgilerde '''düşüncesini çürütebileceğinden almaya korktuğu ayetler''' vardır.. Hatta vermiş olduğu ayeti kestirip atmış devamını ve eşsiz ifade tarzını, açıklayıcı görselliği gizlemiştir...
And olsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra da onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Ve sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Mü'minün, 12-16 ayetler.)
GELELİM GÜNÜMÜZ BİLİMİNE..Asırlar öncesinden Kuran-ı kerim de verilen yaratılış mucizesi , yüzyıllar sonra bilimin tespitiyle aynı ortak noktada buluşmuşlardır...
Sağlam yere (ana rahmi nutfe için gerçekten en mükemmel şekilde tüm imkanlar ve ihtiyaçlara göre donatılmıştır bu sebebten de sağlam tabiri onun için sıfat olarak kullanılmıştır) yerleştirilen nutfe meselinden sonra gelen bir çiğnem et tanımlaması çocuğun ana karnındaki bir dönemdir ki doktorların elde ettikleri ultrasonik görüntülerden elde edilen fotoğraflarda sanki ısırılmış ta üzerinde diş izleri kalmış bir çiğnem et şekli hemen o fotoğraflarda göze çarpar…
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır:
“O halde insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin. O (ana rahmine atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır. O, omurga ile göğüs kemikleri arasından çıkar. Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir. O günde gizlilikler açığa çıkartılır. (O günde) onun ne bir gücü olur; ne de bir yardımcısı”. (et-Tarık, 86/5-10)
Atılıp dökülen su, meninin vasfını anlatan bir ifadedir. Meni, su damlalarına benzeyen sıvı bir terkiptir. İçeriği dökülür, hızla hareket eder, canlıdır. Bu özellik, ayette kendi kendine hareket edebilmeye delalet eden ism-i fail sigası kullanılarak doğrulanmıştır. Suyun akıcı olarak nitelenmesi dışında, diğer bütün vasıflar insanla ilgilidir. Zira bu ayetlerde ele alınan konunun odak noktası insanın yaratılışıdır. İnsanın yaratılışı, öldükten sonra dirilmenin mümkün olduğuna delalet eder.
“Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir” ayetinde “onu döndürmeye” ifadesindeki zamirin de insan yerine kullanıldığını söylemek daha doğrudur. “Döndürmek” hesaba çekmek için yeniden yaratmaktır.
“Çıkarma” nitelemesi, insandan söz etme temeline bağlı bir açıklama mahiyetinde, müstakil bir ayette yer almaktadır. Zürriyetin ataların sırtlarından çıkarılmasından bahsedilerek, şaşırtıcı kudretin, takdirin üstünlüğünün ve yeniden dirilmenin mümkün oluşu açıklanmıştır. İnsanın dünyaya doğum yoluyla çıkarılması ile diri olarak yeniden döndürülmesi arasında bir ilişki bulunmaktadır. Oysa meninin çıkması ile insanın yeniden diriltilmesi arasında bir bağ bulunmamaktadır.
İnsanın zürriyetinin sırttan çıktığı şu ayetlerde de beyan edilmiştir:
“Hani Rabbin Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp almıştı.” (el-A’râf, 7/172)
“Sizin sulbünüzden (sırtınızdan/soyunuzdan) olan oğullarınız” (en-Nisa, 4/23)
Kur’ân-ı Kerîm’de çıkarma fiili meni hakkında kullanılmamışken insan ile ilgili olarak çok yerde kullanılmış, böylelikle dünyaya doğarak geldiği ve hesaba çekilmek üzere diriltileceği açıklanmıştır.
Sırtta yeni nesiller var etme aşamaları ile yeni canlının sırtı terk ederek oradan çıkması arasındaki mükemmel incelik tüyler ürperticidir.
5–6 haftalık bir ceninin sırt bölgesinde, üreme bezlerinin oluşmasını gösteren enlemesine kesit.
Bu bezlerin hücrelerinin henüz ayrılıp belirginleşmeden önce, omurga ve kaburga kemiklerinin başlangıç yerlerinin arasından ortaya çıkışı.
Erkeğin testislerinde ve kadının yumurtalıklarında bulunan hücreler, cenin aşamasında iken, ana babanın sırt bölgesinde bulunur. Daha sonra bunlar omurga kemikleri ile sırt kemiklerinin başlangıç yerleri arasından sırttan çıkarlar. Yumurtalıklar rahmin yanında pelvise doğra giderken testisler sıcaklığın daha az olduğu skrotuma (torbalara) ilerler. Aksi takdirde canlı sperm üretiminde başarısız olur ve yolculuğunu tamamlamazsa kansere dönüşmeye maruz kalır.
“O, omurga ile göğüs kemikleri arasından çıkar” tabiri, neslin ortaya çıkış sürecini tarif etmek için yeterlidir. Takdir etme, güç yetirme, en güzel ve en sağlam biçimde yaratma şeklinde yaratılışa delalet eden tüm hadiseleri ihtiva eder. Öncelikle omurga ve göğüs kemiklerinin arasındaki bölgeden kesin olarak yerleşeceği bölgeye kadar zürriyetlerdeki başlangıçlarda yaratılıp karındaki iç organlardan ayrılıştan itibaren ana babanın doğumuna, erişkinlik çağına gelip evlenmelerine ve yeni bir nesil yaratılmasına değin her şey bu ifadede yer almaktadır. İnsan nesli terkibi bakımından henüz yok sayılabilecek spermden, meniden yaratılır. Ancak bu meni canlıdır, yumurta ile birleşmek için kendiliğinden fışkırır. Sperm ve yumurtanın birleşmesinden embriyo meydana gelir. Meydana gelen yeni canlıda da aynı işlev yani “çıkma fiili” devam eder. Böylelikle dünyaya gelip gelişmesi için yaratılmakta olan cenin aracılığıyla da nesil devam ettirilmiş olur. Ancak doğup gelişen insan kendisini yaratandan gafil olur. Her bir insanın serüveni olarak bu devamlı yenilenen yaratılış güzelliği Alîm ve Hakîm olan tarafından, tüm bu hadiseleri ihtiva eden “çıkma” ifadesi ile anlatılmıştır.
“Çıkar”
Başka hangi güç ve kudret yaratılışı böyle ifade edebilir?
Sürekli yenilenip duran tüm bu haller, eşsiz ölçüler ve insanı hayrete düşüren bu güç karşısında akla sadece şu sezgi gelebiliyor:
Gerçekten yeniden diriltileceğim ve hesaba çekileceğiz!
İşte bu şekilde hitap bağlanıyor. İnsanı önce, var edilişindeki kudret sahnelerinden bir ışığa, ardından da aciz ve yardımcısız kalacağı son durağıyla yüzleşmek üzere kendisiyle baş başa kalma sahnesine taşıyor. Bu intikalin hızla olması, ilâhî takdîre, Allah’ın kudretinin tecellisine ve yaptığı işlerin hikmetine vurgu yapılmasından kaynaklanmaktadır.
Bu vurgu “Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir” ifadesi ile gerçekleşmektedir.
Müfessir el-Kelbî, “Şüphe yok ki O” ifadesindeki zamir ile Allah’ın, “Onu döndürmeye” ifadesinde yer alan zamir ile de insanın kastedildiğini belirtmektedir.
El-Merâğî ise, “O halde insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin” ayetini, “İnsan, aklını kullanarak yaratılışının başlangıcını düşünsün ki kendisini yaratanın gücünü ve onu yeniden yaratmaya kadir olduğunu anlayabilsin” anlamında tefsir etmiştir.
“O (ana rahmine atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır. O, omurga ile göğüs kemikleri arasından çıkar.”
İşte, bilimin on üç asır sonra farkına varıp keşfettiği ve ispatladığı ilmî gerçekler…
Bu ayetlerin açıkladığına göre, insan nesli, omurga ve sırt kemiklerinde yer almaktadır.
Embriyoloji, erkeğin sperm ve kadının yumurta hücrelerinin menşei ile ilgili bu ayetleri açıklarcasına insanı hayrete düşüren açıklamalar yapmaktadır.
Yumurta ve sperm hücrelerinin her biri başlangıçta omurga ve sırt kemikleri arasına denk gelecek şekilde böbreklere yakın bir yerde bulunmaktadır. Burası, yaklaşık olarak omurga kemiklerinin ortası ile göğüs kemiklerinin alt kısmıdır. Yumurta ve sperm hücreleri ilk ortaya çıktıklarında, atardamarda çoğaldıklarında ve sinirlere bağlandıklarında daima bedende omurga ve sırt kemikleri arasında bulunurlar.
Bu durum Kur’ân-ı Kerîm’de söylenenleri ve âlemlerin Rabbi’nin gönderdiklerini tasdik etmektedir.
Bilim bu gerçeği çok yakın bir zamanda, Kur’ân nazil olduktan on üç asır sonra keşfedebilmiştir. Sperm ve yumurta hücrelerinin her biri gelişimini tamamladıktan sonra bildiğimiz yerlere iner. Sperm, skrotumda (torbalarda) yerini alıncaya kadar inerken yumurtalıklar rahmin yakınında pelvise doğru ilerler.
Zaman zaman bu inme işlemi tamamlanamaz, sperm yolda durur ve torbalara inmez. İşte bu durumda cerrahi müdahale gerekir. İnsanın yaratılışı ile ilgili olarak tüm bu bilgiler doğru bir düşünceye sevk edecek olursa, ilahi ahkâmda belirtildiği üzere, ahiret gününde yeniden dirilmeyi tasdik etmek kolaylaşacaktır.
“Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir”
Yani, insanı başlangıçta yaratmaya güç yetirenin, onu ölümünden sonra yeniden diriltmeye de gücü yeter.
Ayetlerdeki tüm ifadelerde Yaratıcının gücü çok bariz bir biçimde ortaya konulmaktadır. İnsan ile ilgili sahnelenenler aktarıldıkça, insanı tekebbürden arındıracak pırıltılar ile insan hakkında ğaybî bilgiler verildikçe, insan, özü ile karşı karşıya gelir, hayatı sona erdiğinde akıbetinin ne olacağını bilir, aslı itibari ile bir hiç olduğunu anlar. İnsanın açıkça gurura kapılıp büyüklenmesi sahnesi karşısında ise “o halde” diye söze başlanarak delil getirilmektedir.
“O halde” edatı, hazfedilmiş (cümle içinde belirtilmeyip atlanmış) bir ifadeden sonra kullanılır. Burada da insanın içinde gizlenen düşünceyi açığa çıkarmaktadır:
“O halde insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin.”
Bu sanki kınayarak haykıran bir çığlık:
Vicdanın sana söylemiyor mu?
Bu muhakemede, deliller apaçık ortaya konulunca, zan ve şüphe içindeki insanın yenilmekten başka seçeneği kalmıyor. Cenabı Allah adeta şöyle buyuruyor:
“Bunları yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?” (el-Kıyame, 75/ 40)
Sırları açığa çıkaran bu en küçük sahne, kıyamet günü sahnesine benzemektedir:
“O günde gizlilikler açığa çıkartılır” (et-Tarık, 86/9)
Vahiy eseri olduğu ileri sürülen hiçbir kitabın sahip olamadığı düzeyde kapsamlı, orijinal ve akıllara durgunluk verici bir üslup!
Ayetlerin nazil olduğu zamanda herhangi bir insanın idrak etmesi mümkün olmayan bu bilimsel açıklamalar, bu gün davetçilerin elinde, son peygamberliğin delillerinden biri olmaktadır.
**********************************
***********************************
***********************************
TURAN DURSUN ''çamurdan yaratılış'' diyerek diğer medeniyetlerden örnekler vermiş fakat ADEM VE HAVVA nın TÜM MEDENİYETLERDEN önce var olduğunu, ve kuran-ı keriminde ADEM iN ÇAMURDAN YARATILDIĞI düşüncesini kaale almamış... 1400 yıl önce diğer medeniyetlerden esinlenilip kopyalandığını söylemiş... bunları söylerken örnekler verdiği medeniyetlerin HİÇBİRİNDE kuran-ı kerimde ki YARATILIŞ ayetlerinin içeriği kadar açıklayıcı bir örnek verememiştir...
SAYGILAR