serüvenci
18-06-2008, 15:49
Süreç II – Türkiye ve Emperyalizm
Sürecin başlangıcı olarak Adalaet ve Kalkınma Partisinin kurulduğu dönemi belirleyeceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisinin kuruluşu, DSP - ABD çatışmasının hat safhalara ulaştığı döneme rastgelir. ABD karşıtlığı oldukça yüksek oranlarda seyretmeye başlamıştır. Ancak bu dönemde göz ardı edilmemesi gereken; çatışmanın varlığına rağmen emperyalizm yanlısı yasaların çıkarılmış olmasıdır. Özellikle hükümetin 2001 Krizi sonrası çıkardığı yasalar ve Kemal Derviş liderliğinde gerçekleştirilen reformlar emperyalizmin isteklerinin gözle görülür yansımalarından ibarettir. Fukuyamanın teorik temelini ortaya koyduğu sosyal devletin dışlanarak güçlü devlet yaratma projesinin açık yansıması olan reformların gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Kemal Derviş döneminde hazırlanan ekonomik programla bu hedefin aşamaları belirlenmiştir. Diğer taraftan sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın hareketlendirilmesi ile Adalat ve Kalkınma Partisi için gerekli ortam hazırlanmıştır.
Partinin kurucu unsurları muhafazakâr ve liberal ideolojik temele sahip unsurlar olarak belirlenmiştir. Mevcut unsurların en önemli özelliği emperyalizme koşulsuz itaattir. Adalet ve Kalkınma Partisi, sivil toplum kuruluşları, örgütleyiciler ve medya tarafından islamcı bir parti olarak yansıtılmıştır. İslamcı bir parti olarak yansıtılması, toplumun önemli bir kesimi olan yoksul kesimin partiye yönelişini hızlandırmıştır. Parti kurucularının ABD’yi birkaç kez ziyaret etmesi toplum nazarandı partiye olan güveni ve iktidar olma beklentisini artırmıştır. Ayrıca ziyaretler, toplumun çıkarlarının zedelenmesini istemeyen bir kesimini de partiye yönelmeye sevketmiştir. Çıkarları temelinde toplumun diğer kesimlerini parti tarafına çekmek için çalışmalara katılmaya başlamışlardır. Toplumun bir kesimi de olaya kötünün iyisi temelinde yaklaşarak partiye önelmiştir.
Kasım 2002 seçimlerinin parti tarafından kazanılmasını müteakip Kemal Derviş’in ekonomik programa yönelik çalışmalar hızlandırırlarak emperyalizmin çıkarları gözetilmeye başlanmıştır. Ekonomik programın bir ayağı enflasyon hesabı ile oynayarak toplumun gözünü boyayarak istikrarlı bir hükümet olunduğunu göstermek iken diğer ayağında kamu iktisadi teşekkülleri içersinde kâr eden kuruluşlarının özelleştirme yoluyla emperyalizmin hizmetine sunulmasıdır. AB’ye üyeliğe yönelik yapılan reformlar da emperyalizmin ekmeğine yağ sürmekle kalmayıp bal ve kaymağı eklemiştir. AB’ye yönelik yapılan yasaların çoğunda emperyalizmin çıkarları gözetilmiştir. Toplumsal ve insan haklarını genişletici olarak yansıtılan yasa değişikliklerin bir kısmı eski yasaların farklı bir şekilde ifadesi iken bir kısmı hakları kısıtlayıcı önlemlerdir. Parti döneminde özgürlüklerin gözetildiği tezi yanılsamadan ibarettir. Parti döneminde belilenen politika gereği kontrol edilebilir özgürlük stratejisi belilenmiştir. Toplum kesimlerinin kendilerini ifade edişlerinde ve eylemlerinde görece daha daha özgür olduğu yadsınamaz. Fakat özgürlüğün sınırı diğer insanların özgürlüğü değil parti çıkarlarıdır.
Süreç içerisinde Irak’a yönelik tezkerenin ele alınmaması bir hata olur. Tezkere çalışmalarının başarısızlığının kesin nedenini belirtmenin güçlüğünün yanında birkaç tahmin ortaya atılabilir:
1. Partinin muhafazakar islamcı kesiminin Irak’ta olası savaşa karşı olması.
2. Parti liderlerinin danışıklığı dövüş yoluyla tezkerenin çıkması engellemesi.
3. Parti liderlerinin ulaştıkları seviyenin yani bulundukları konumun emperyalist güçlere karşı koyulabilir bir seviye olduğunu düşünmeleri. Bu tahmin içersinde AB ile ilişkilerin gelişmiş olmasına da yer verilmelidir.
4. Emperyalizmin Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini zora sokup AB’ye yanaşmasını sağlayarak emperyalist çıkarların genişletilmesine yol açmak.
Tezkere dönemi ve sonrasında İsraille ilişkilerinde irdelenmesi analizde kolaylık sağlayabilir. Parti lideri olan RTE’nin İsrail’e yönelik sarfettiği alçaltıcı ve kınayıcı sözlerin oldukça artışı dikkate şayandır. İsrail’e yönelik sarfedilen sözlerin sonrası üç aylık süreçte kapalı kapılar ardında neler yaşandığını bilemediğimizden gözle görülür olayları ele alacağız. Sözlerin söylenişini takiben üç ay sonra Orta Doğu gezisine çıkan RTE, İsrail ziyareti sırasında tükürdüğünü yaladığını açıkça ortaya koymuştur. İsrail’e düşman tavırlar sergilerken İsrail’in ayağına gidip nasıl özür diler tarzda konuştuğu dikkate değer.
Tezkere başarısızlığı ve Irak’ın işgalini takiben tekrar tezkere çıkarma hazırlıklarının yapılması Türkiye’nin küçük düşürülmesine iyi bir örnek teşkil eder. ABD’nin açık bir talebi olmadığı halde böyle bir davranışın sergilenmesi suçlu psikolojisinin yansıması mıdır ve özür olarak verilmiş bir hediye midir? Yoksa toplumun kabul edebilirliğini sağlamak mıdır? Irak işgali ile gelişen süreçte toplumdan beklenen ABD karşıtlığı en yüksek seviyesine ulaşmıştır. ABD’nin beklediği düzeyden daha yüksek olmasının da bir önemi yoktur. Çünkü stratejinin bu aşamasında gereksiz bir ayrıntıdır.
Özelleştirme konusuna tekrar dönmek isteriz. Özelleştirmenin Türkiye’de ilk ortaya atılışında amaç, Kamu İktisadi Teşekülleri içerisinde işletme mantığıyla çalıştırılan kuruluşlar içerisinde kâr etmeyen kuruluşların devlete yük olmaktan çıkarılması amacıyla satışı idi. Parti dönemi öncesi Kemal Derviş ile başlayan bu amaç değiştirilerek süreçte Özel Sektörün (emperyalist güçlerin) rekabet gücünün artırılması ve devletin ekonomiden el çekmesinin sağlanarak kâr düzeyinin (sömürünün) artırılması olmuştur. Topluma yansıtılan ise dış borçların kapatılmasına yönelik bir eylem olduğudur. Toplumun farkında olmadığı ise satışların gerçekleştirildiği dönemde satışlardan elde edilen gelirin üzerinde borçlanmanın gerçekleştirildiği idi. Ekonomik program gereği yapılan bu atılımlarla birlikte enflasyon hedeflemesine geçirilerek enflasyon hesaplarına çekirdek enflasyon da eklenmiştir. Enflasyon hesaplamalarında endeks sepetlerinden bazı mallarların çıkarılmasının yanında diğer malların ağırlıklarının değiştirilerek enflasyonun düşük gösterilmesi de dikkate değerdir. Tüm bunların amacı daha önce de belirttiğimiz gibi emperyalizme hizmet etmek için toplumun gözünü boyayarak toplumun gerçekleştirilenlerin kabulünü sağlamaktır.
Temmuz 2007 ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşıldığında süreç hızlandırdı. Toplumda mevcut kutuplaştırmanın daha üst aşamasına geçildi: kutuplaştırılan kesimlerin küçültülmesi ve ince detaylara bağlı ayrılıkların sağlanarak güçsüz karşıt gruplar yaratılması. Ulusalcı, Türk Milliyetçisi, Kürt Milliyetçisi ve Dinci ayrımları keskinleştirildi. Bu ayrımın yaratılmasında ordunun da kullanılmasını irdelemek gerekir. Ordunun bu olaylara taraf olması önceki dönemde kullanılan orduyu tamamen yıpratma ve parlementonun üstünde bir yapı olmaktan çıkarılma çabasının bir ürünüdür. Bu taraflılık bu çabayı olumlu sonuçlandırdığı gibi toplumda psikolojik çöküntüye ve güvensizlik ortamının genişlemesine yol açmıştır. Zaten belirlenen strajenin gereği de bu idi. Yine iş toplumun kabul edebilirliğini yaratma stratejisen gelmektedir. Strateji gidiş yönü ABD’nin kabul edilebilirliğine gitmektedir. Sonuç olarak parti yeniden iktidar olmuş ve cumhurbaşkanını belirlemiştir.
Son olarak sürecin son halkası olarak Kuzey Irak Operasyonu ele almak istiyoruz. Operasyonun amacı, PKK’nin tamamen ortadan kaldırılması değildir. Operasyonun amaçları; ABD’nin imajını düzeltmek, PKK’nin legal siyasal bir örgüte dönüşmesini sağlamak, yeni ulusal devletler yaratma temelinde girişilen Büyük Ortadoğu Projesinin bir adımını daha atmak ve Kuzey Irak’ın güvenliği sağlama görevini Türkiye’ye devrederek emperyalizme grupların ve ülkelerin birbirlerini denetlemesiyle sınırlamanı sağlamaktır.
Cem(Alıntı)
Sürecin başlangıcı olarak Adalaet ve Kalkınma Partisinin kurulduğu dönemi belirleyeceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisinin kuruluşu, DSP - ABD çatışmasının hat safhalara ulaştığı döneme rastgelir. ABD karşıtlığı oldukça yüksek oranlarda seyretmeye başlamıştır. Ancak bu dönemde göz ardı edilmemesi gereken; çatışmanın varlığına rağmen emperyalizm yanlısı yasaların çıkarılmış olmasıdır. Özellikle hükümetin 2001 Krizi sonrası çıkardığı yasalar ve Kemal Derviş liderliğinde gerçekleştirilen reformlar emperyalizmin isteklerinin gözle görülür yansımalarından ibarettir. Fukuyamanın teorik temelini ortaya koyduğu sosyal devletin dışlanarak güçlü devlet yaratma projesinin açık yansıması olan reformların gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Kemal Derviş döneminde hazırlanan ekonomik programla bu hedefin aşamaları belirlenmiştir. Diğer taraftan sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın hareketlendirilmesi ile Adalat ve Kalkınma Partisi için gerekli ortam hazırlanmıştır.
Partinin kurucu unsurları muhafazakâr ve liberal ideolojik temele sahip unsurlar olarak belirlenmiştir. Mevcut unsurların en önemli özelliği emperyalizme koşulsuz itaattir. Adalet ve Kalkınma Partisi, sivil toplum kuruluşları, örgütleyiciler ve medya tarafından islamcı bir parti olarak yansıtılmıştır. İslamcı bir parti olarak yansıtılması, toplumun önemli bir kesimi olan yoksul kesimin partiye yönelişini hızlandırmıştır. Parti kurucularının ABD’yi birkaç kez ziyaret etmesi toplum nazarandı partiye olan güveni ve iktidar olma beklentisini artırmıştır. Ayrıca ziyaretler, toplumun çıkarlarının zedelenmesini istemeyen bir kesimini de partiye yönelmeye sevketmiştir. Çıkarları temelinde toplumun diğer kesimlerini parti tarafına çekmek için çalışmalara katılmaya başlamışlardır. Toplumun bir kesimi de olaya kötünün iyisi temelinde yaklaşarak partiye önelmiştir.
Kasım 2002 seçimlerinin parti tarafından kazanılmasını müteakip Kemal Derviş’in ekonomik programa yönelik çalışmalar hızlandırırlarak emperyalizmin çıkarları gözetilmeye başlanmıştır. Ekonomik programın bir ayağı enflasyon hesabı ile oynayarak toplumun gözünü boyayarak istikrarlı bir hükümet olunduğunu göstermek iken diğer ayağında kamu iktisadi teşekkülleri içersinde kâr eden kuruluşlarının özelleştirme yoluyla emperyalizmin hizmetine sunulmasıdır. AB’ye üyeliğe yönelik yapılan reformlar da emperyalizmin ekmeğine yağ sürmekle kalmayıp bal ve kaymağı eklemiştir. AB’ye yönelik yapılan yasaların çoğunda emperyalizmin çıkarları gözetilmiştir. Toplumsal ve insan haklarını genişletici olarak yansıtılan yasa değişikliklerin bir kısmı eski yasaların farklı bir şekilde ifadesi iken bir kısmı hakları kısıtlayıcı önlemlerdir. Parti döneminde özgürlüklerin gözetildiği tezi yanılsamadan ibarettir. Parti döneminde belilenen politika gereği kontrol edilebilir özgürlük stratejisi belilenmiştir. Toplum kesimlerinin kendilerini ifade edişlerinde ve eylemlerinde görece daha daha özgür olduğu yadsınamaz. Fakat özgürlüğün sınırı diğer insanların özgürlüğü değil parti çıkarlarıdır.
Süreç içerisinde Irak’a yönelik tezkerenin ele alınmaması bir hata olur. Tezkere çalışmalarının başarısızlığının kesin nedenini belirtmenin güçlüğünün yanında birkaç tahmin ortaya atılabilir:
1. Partinin muhafazakar islamcı kesiminin Irak’ta olası savaşa karşı olması.
2. Parti liderlerinin danışıklığı dövüş yoluyla tezkerenin çıkması engellemesi.
3. Parti liderlerinin ulaştıkları seviyenin yani bulundukları konumun emperyalist güçlere karşı koyulabilir bir seviye olduğunu düşünmeleri. Bu tahmin içersinde AB ile ilişkilerin gelişmiş olmasına da yer verilmelidir.
4. Emperyalizmin Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini zora sokup AB’ye yanaşmasını sağlayarak emperyalist çıkarların genişletilmesine yol açmak.
Tezkere dönemi ve sonrasında İsraille ilişkilerinde irdelenmesi analizde kolaylık sağlayabilir. Parti lideri olan RTE’nin İsrail’e yönelik sarfettiği alçaltıcı ve kınayıcı sözlerin oldukça artışı dikkate şayandır. İsrail’e yönelik sarfedilen sözlerin sonrası üç aylık süreçte kapalı kapılar ardında neler yaşandığını bilemediğimizden gözle görülür olayları ele alacağız. Sözlerin söylenişini takiben üç ay sonra Orta Doğu gezisine çıkan RTE, İsrail ziyareti sırasında tükürdüğünü yaladığını açıkça ortaya koymuştur. İsrail’e düşman tavırlar sergilerken İsrail’in ayağına gidip nasıl özür diler tarzda konuştuğu dikkate değer.
Tezkere başarısızlığı ve Irak’ın işgalini takiben tekrar tezkere çıkarma hazırlıklarının yapılması Türkiye’nin küçük düşürülmesine iyi bir örnek teşkil eder. ABD’nin açık bir talebi olmadığı halde böyle bir davranışın sergilenmesi suçlu psikolojisinin yansıması mıdır ve özür olarak verilmiş bir hediye midir? Yoksa toplumun kabul edebilirliğini sağlamak mıdır? Irak işgali ile gelişen süreçte toplumdan beklenen ABD karşıtlığı en yüksek seviyesine ulaşmıştır. ABD’nin beklediği düzeyden daha yüksek olmasının da bir önemi yoktur. Çünkü stratejinin bu aşamasında gereksiz bir ayrıntıdır.
Özelleştirme konusuna tekrar dönmek isteriz. Özelleştirmenin Türkiye’de ilk ortaya atılışında amaç, Kamu İktisadi Teşekülleri içerisinde işletme mantığıyla çalıştırılan kuruluşlar içerisinde kâr etmeyen kuruluşların devlete yük olmaktan çıkarılması amacıyla satışı idi. Parti dönemi öncesi Kemal Derviş ile başlayan bu amaç değiştirilerek süreçte Özel Sektörün (emperyalist güçlerin) rekabet gücünün artırılması ve devletin ekonomiden el çekmesinin sağlanarak kâr düzeyinin (sömürünün) artırılması olmuştur. Topluma yansıtılan ise dış borçların kapatılmasına yönelik bir eylem olduğudur. Toplumun farkında olmadığı ise satışların gerçekleştirildiği dönemde satışlardan elde edilen gelirin üzerinde borçlanmanın gerçekleştirildiği idi. Ekonomik program gereği yapılan bu atılımlarla birlikte enflasyon hedeflemesine geçirilerek enflasyon hesaplarına çekirdek enflasyon da eklenmiştir. Enflasyon hesaplamalarında endeks sepetlerinden bazı mallarların çıkarılmasının yanında diğer malların ağırlıklarının değiştirilerek enflasyonun düşük gösterilmesi de dikkate değerdir. Tüm bunların amacı daha önce de belirttiğimiz gibi emperyalizme hizmet etmek için toplumun gözünü boyayarak toplumun gerçekleştirilenlerin kabulünü sağlamaktır.
Temmuz 2007 ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşıldığında süreç hızlandırdı. Toplumda mevcut kutuplaştırmanın daha üst aşamasına geçildi: kutuplaştırılan kesimlerin küçültülmesi ve ince detaylara bağlı ayrılıkların sağlanarak güçsüz karşıt gruplar yaratılması. Ulusalcı, Türk Milliyetçisi, Kürt Milliyetçisi ve Dinci ayrımları keskinleştirildi. Bu ayrımın yaratılmasında ordunun da kullanılmasını irdelemek gerekir. Ordunun bu olaylara taraf olması önceki dönemde kullanılan orduyu tamamen yıpratma ve parlementonun üstünde bir yapı olmaktan çıkarılma çabasının bir ürünüdür. Bu taraflılık bu çabayı olumlu sonuçlandırdığı gibi toplumda psikolojik çöküntüye ve güvensizlik ortamının genişlemesine yol açmıştır. Zaten belirlenen strajenin gereği de bu idi. Yine iş toplumun kabul edebilirliğini yaratma stratejisen gelmektedir. Strateji gidiş yönü ABD’nin kabul edilebilirliğine gitmektedir. Sonuç olarak parti yeniden iktidar olmuş ve cumhurbaşkanını belirlemiştir.
Son olarak sürecin son halkası olarak Kuzey Irak Operasyonu ele almak istiyoruz. Operasyonun amacı, PKK’nin tamamen ortadan kaldırılması değildir. Operasyonun amaçları; ABD’nin imajını düzeltmek, PKK’nin legal siyasal bir örgüte dönüşmesini sağlamak, yeni ulusal devletler yaratma temelinde girişilen Büyük Ortadoğu Projesinin bir adımını daha atmak ve Kuzey Irak’ın güvenliği sağlama görevini Türkiye’ye devrederek emperyalizme grupların ve ülkelerin birbirlerini denetlemesiyle sınırlamanı sağlamaktır.
Cem(Alıntı)