PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : merhaba


kafkas
13-08-2005, 02:28
Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

Din ve Bilim


Bilimin yöntemini yeteri kadar bilen ve özümleyen kişi din ve bilimin uyumsuzluğunu anlamakta güçlük çekmez. Bilimde yeni bilgi bulmaktan çok doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayıklamak önemlidir. Bilim tarihinde en çok çaba buna gitmiş ve en fazla zorluk bu konuda çekilmistir. Bu yüzden bilimin yöntemiyle ilgili kafa yoran bilim adamları bu konularda önlemler alma gereği duymuşlar ve örneğin "yanlışlanabilirlik" gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Bir bilginin "yanlışlanabilir" olması, yanlışsa yanlışlığının ortaya çıkarılabilir olması demektir.Örneğin "Dışarıda yağmur yağıyor" yanlışlanabilir bir önermedir, çünkü eğer yanlışsa,yani dışarıda yağmur yağmıyorsa, bunu anlamak için pencereden bakmak yeterlidir. Fakat örneğin"ölümden sonra hayat vardır" önermesi yanlışlanabilir değildir. çünkü eğer yanlışsa, bunu ortaya çıkarmak mümkün değildir.Dolayısıyla bu bilimsel bir önerme değildir. Bugün artık herhangi bir iddiayı bilimde bu ve buna benzer yöntemlerle test edip, bilimsel olup olmadığına karar vermek mümkündür.
Din ile bilim arasındaki birbaşka fark, dinde yargıların testten önce, bilimde ise testten sonra, testin sonucuna göre verilmesidir. Dinde doğrular baştan bellidir. Testin sonucu bu doğrulara göre yorumlanır. Bilimde ise test, doğruya ulaşmak için kullanılır.
Dolayısıyla, bilim ile din arasında, yöntem açısından da çok önemli bir fark vardır.
Günümüzde bilim denen uğraşın en öncelikli aktivitesi "bilgi üretimi" değil, üretilen bilginin "testi" ve "doğrulanması"dır. Bir şeyi kanıtlayamıyorsanız, size ne kadar doğruymuş gibi gelse de bu bilginin bilimsel bir değeri yoktur.
Dinlerde de eksik olan nokta budur. Dinde çok fazla kabul yapmak zorundadır insan. "iman" denen kavram, "kalp gözü" ya da "gönül gözü" denen kavramlar, zaten bu " kanıtlamadan inanma" aktivitesinin başka isimleridir.Dinlerin "dogmatik" olduğunu söylerken kastedilen de budur.
Bu yüzden islamın veya herhangi bir dinin bilimle bağdaşması mümkün değildir. Çünkü bilimle din, yöntem olarak biribirlerinin tamamen zıttıdır. Din adamları mümkün olmayacak bir şeyi istemektedirler. Yani bilimle bağdaşmayan bir şeyden bilim üretmesini ve dinle bilimin birbirine uymasını.



Herşey tesadüfle nasıl açıklanabilir?

sargon
13-08-2005, 04:38
Hoşgeldin Kafkas, ağzına sağlık, güzel yazmışsın.

Ama niye bu kadar tekrarladın. Herkes iyice anlasın diye mi :)

Aliminyum
13-08-2005, 17:39
Pozitivizmin kendisi bile bazen dogmatik davranabiliyor.
"Bilim ve Din Çatışır" ya da "Bilim ve Din Çatışma Halindedir" şeklindeki önerme ya da iddia 19. yüzyılda ortaya atılmış ilkel pozitivist bir dogmadır. Ayrıca bu iddia Din ile Bilim Çatışma Halindedir derken Din'den kasıtları Hristiyanlıktır çünkü bu iddianın sahipleri Hristiyan kültürün şekillendirdiği ortamlarda ortaya çıkmış insanlardı. Yani dedikleri bir manada "Bilim ile Hristiyanlık Çatışma Halindedir" şeklinde de anlaşılabilir ve hatta öyle anlaşılmalıdır. Ancak bu da bazı yönlerden geçerli değildir.

Son yarım yüzyılda elde edilen bilimsel bulgular Dinle Bilimin Çeliştiği iddiasını reddeder mahiyettedir. İlahi Dinlerin öğrettiği gibi evrenin yok iken var olduğu yani evrenin bir başlangıcı olduğu gerçeği Bing Bag ile ispatlandı, ardından 70'li yıllarda fizikçiler ve astronomlar " İnsani İlke " adını verdikleri bir önemli bir gerçeği keşfettiler.
İnsani İlke nin anlamı şudur: Evrendeki, doğadaki bütün fiziksel parametreler tam da insan yaşamı için olması gerektiği kıvamdadır, adeta evrendeki bütün parametreler insan yaşamı için özel olarak tasarlanmıştır.

Kısacası astronomi, fizik, biyoloji gibi dallardaki gelişmeler pozitivist veya ateist dogmaları yerle bir edecek mahşyettedir. Bu bilimsel gelişmeler Yaradılışı ve dolayısıyla bir Yaratıcının varlığını apaçık ortaya koymaktadır.

Din ve bilim hakkındaki düşüncelerin tümünün çıkış noktası 19. yüzyıldaki Pozitivizmden kaynaklanır.
İnsanın ölüm korkusuyla, Allah'a sarıldığı, dine sığındığı iddialarının kaynağı ise daha eskiye aittir. Milattan sonra 1. yüzyıla!

Ayrıca Dindarlığı, bir dine inanmayı ve o dine mensup olmayı "Kolaya Kaçmak" olarak görme eğilimi de var siz ateistlerde. Yani biz dindarlar pek çok evrensel gerçeği güya kıt akıllarımızla idrake demiyoruz, bilimsel olarak açıklayamıyoruz ya tutuyoruz bu doğa olaylarının korkutuculuğunu, bilinmezliğini, esrarengizliğini bir Tanrı'ya havale ediveriyoruz ve işin içinden sıyrılıyoruz. Oh ne ala memleket. Oldu bitti değil mi?

Değil işte. Dindar insanın kolaya kaçması söz konusu değildir. Çünkü evvela Din, ,insanın tutkularını dizginlemesini emreder. Tutkularının haddinden fazla esiri olmamasını öğütler. Zina bu yüzden yasaktır, evlilik içi cinsel ilişki bu yüzden helaldir.
Asıl, dini emir ve yasakları gözardı ederek zihinsel,ruhsal ve bedensel tutkularının peşinde gidenler kolaycılığa kaçmaktadırlar, çünkü onlar zihinsel ve bedensel aktivitelerinin hiçbir şekilde kayıt altına alınmamasını tutkuyla arzulamaktadırlar.

Diğer taraftan Din, insanın evrenin gözle görülen yüzeysel tablosunun ardındaki gerçeği aramasını istemektedir. Bu gerçeği göz ardı eden, sadece yüzeysellikle yetinenler "kolaya kaçan" kişilerdir.

İslam'ın, bilimsel araştırmalara engel çıkaracak hiçbir hükmü yoktur. Ne Kuran ne Sünnet bilimsel çalışmaları yasaklamış değildir. Aksine, İslam, evreni kitab-ı kebir-i kainat (büyük kainat kitabı) olarak görmüş ve evrendeki mikro alemden makro aleme kadar her bulgunun her unsurun her organizmanın her olgunun "İman" gözüyle araştırılıp bilinmesini, o unsur ve olgulardan İmani Tefekküre yol alınmasını öğütlemiştir.

Kopyala yapıştırlardan daha ciddi bir düzeyde Bilim ve Din felsefesi yapılacaksa buna varız. yeter ki objektiflik muhafaza edilsin.

sargon
16-08-2005, 02:01
Kafkas'ın yazdığı noktaların pozitivzm'le ilgisi yok. Yazısında bilimsel yöntemden bahsetmiş ve özellikle 'yanlışlanabilirlik' ilkesi bugün de bütün bilimsel yaklaşımların temel bir yöntemidir.

Pozitizm, 19. yy.da bilimsel gelişmelerin büyük bir ivme ile gelişmesinden kaynaklanmış aşırı iyimser bir anlayıştır. Buna göre bilim, evrenin oluşumundan, günlük davranışlarımıza kadar her tür olguyu atomun davranışlarına indirgeyip açıklayabilecekti. Sadece biraz zamana ihtiyaç vardı. Ayrıca 19. yy.ın determinizmi de bu anlayışı yakından etkilemiştir. Bazı bilim adamları evreni adeta yasaları zamanla bulunacak olan bir makine gibi algılamışlardı.

Bu tartışmalar elbette Hıristiyan Avrupa'da tartışıldı, çünkü İslam dünyası bu tartışmaların henüz çok gerisindeydi. Bilim ile dinin uzlaşmaz oluşu, çatıştığı gibi argümanları Avrupa'lılar niye İslamiyet üzerinden tartışsınlar ki zaten. Ama tartışma aslen Hıristiyanlık tartışması değil, dinin yapısından gelen bir tartışmadır ve aynı özellikler İslamiyet için de geçerlidir. Dolayısıyla bu tartışma Hristiyanlık-Bilim tartışması idi deyip işin içinden çıkılamaz.

'İnsani ilke' konusunu ben bilmiyorum. İnternetten taradım, Türkçe sayfalarda sadece İslami sitelerde son derece sık olarak kullanılmış. Ancak bunun nasıl birşey olduğuna dair hiçbirinde doğru dürüst, doyurucu bir açıklama ve bilgi yok. Adeta, işte işimize yarayan bir teori diye alınıp kullanılmış gibi duruyor.

http://www.harunyahya.org/bilim/hy_mucizeler_zinciri/mucizelerzinciri.html

Yukardaki sitede (en iyi uluslararası bağlantılara sahip olduğunu tahmin ettiğim için bu argümanı ilk olarak Adnan Oktar gündeme getirmiş olabilir diye düşünüyorum) Aşağıdaki alıntılar 'insani ilke'yi (anthropic prenciple)
ilgilendiriyor.

'Son dönemlerde yapılan hesaplamalar göstermiştir ki, evrenimizi kontrol altında tutan ana kanunlar ve temel fiziksel sabitler şimdiki değerlerinden çok az daha farklı olsalardı, bu evrende canlı yaşamı, dolayısıyla insan yaşamı diye bir şey mümkün olmazdı. Normalde bu fiziksel sabitlerin alabilecekleri sayısız farklı değerler olabilirdi. Ne var ki hepsinin birbirinden bağımsız olarak, evrenin insan yaşamı için şu anki ideal yapısına imkan verecek, özel değerlerde ayarlanmış olmalarını yukarıda belirttiğimiz gibi "mucize" deyiminden başka bir deyimle açıklamak mümkün değildir.'

'Son yıllarda bu konu üzerinde yoğunlaşan evren bilimciler ve teorik fizikçiler evrenin insan yaşamının ortaya çıkmasına yönelik akıllara durgunluk veren bu özel ayara "İnce Ayar" (Fine Tuning) adını verdiler. Ve evrendeki bu ince ayarın sayısız örneklerini tesbit ettiler, hesapladılar.'

Sonra da bilim adamlarından alıntılar geliyor. Burdan anladığımız 'evrenbilimciler' hesaplama yapmışlar ve 'insani ilke'yi bulmuşlar. Bu anlatımda bilimsel bir ifade biçimi bile yok. Ortada bir teori falan yoktur, tartışmalar yoktur, yanlışalanbilirlik yoktur. Sadece tanrının varlığını kanıtlayabileceğimiz bir 'destek' vardır. Saldır üstüne, al kullan.

http://www.evreninyaratilisi.com/html/olasilik.html
http://www.populerbilgi.com/genel/Evren.php

ve benzeri birçok sitede aynı şeyi görüyoruz. Anthropic principle ve üzerine yapılan tartışmalar falan yok, herşey olup bitmiş, bu teori artık bütün bilim adamları tarafından kabul edilmiş bir gerçek.

Tabii durum böyle olunca daha teorinin ne olduğunu bile anlamadan bunları okuyan bir takım insanlar da üzerine atlayıp, binlerce spekülasyon geliştirme şansına sahip oluyorlar.

Bir sürü İslami sitede teori 'mutlak' doğru gibi aktarılıp anlatılıyor, halbuki bilimde böyle birşey olmaz. Ama doğrulamalar yapılmışsa bu teoriyi 'şu anda' kabul etmemizin önünde bir engel yoktur. Ama teori nedir? Sonra doğrulanmış mı? Yanlışlanabilir mi? Kimin ihtiyacı var ki böyle şeyleri bilmeye.

İngilizce sitelerde ise tersine teori üzerine bir sürü tartışma var. Ve benim kısa bir taramamda bile nerdeyse teoriyi kabul etmeyenlerin, yanlışlayanların, yada doğru olsa bile bunun Tanrı'nın varlığını değil tersini ispat edeceğini söyleyenlerin sayısı çok daha fazla.

Bir iki örnek vereyim

http://en.wikipedia.org/wiki/Anthropic_principle

Burda teori'nin ne olduğu açıklanıyor. Kimlerin ileri sürdüğü, ve versiyonları anlatılıyor. Sonra teorinin aldığı eleştiriler sıralanıyor. Yani tabloyu doğru dürüst görüyorsunuz. Konu hakkında yazıda Stephan Hawking'in görüşü de alınmış. Şöyle

'According to Hawking, there is a 98% chance that a universe of a type as ours will come from a Big Bang. Further, using the basic wavefunction of the universe as basis, Hawking's equations indicate that such a universe can come into existence without relation to anything prior to it, meaning that it could come out of nothing. As of 2004, however, these publications and the theories in them are still subject to scientific debate, and in the past, Hawking himself has asked, "What is it that breathes fire into the equations and makes a universe for them to describe?...Why does the universe go to all the bother of existing?" (Hawking, 1988).'

Hawking diyor ki, Big Bang'dan sonra ondan önce herhangi bir şey (varlık) olmaksızın evren varolabilir, yada bugünkü haline gelebilir. Yani bir 'ince ayar' olmaksızın evrenin bugünkü haline gelmesi şansı % 98, Hawking'e göre.

Başka bir iki site daha vereyim. İsteyen uğraşıp çevirsin, biz de yararlanalım.

Örnek olarak aşağıdaki sitelere bakabilirsiniz.

http://quasar.as.utexas.edu/anthropic.html

http://www.geocities.com/krishna_kunchith/misc/anthropic.html#conclusion

Bilimsel gelişmelerin, Tanrı'nın varlığını ispat ettiği iddiası ayakları havada bir iddiadır. Avrupa ve Amerika'da da Tanrı'ya inanan bir sürü bilim adamı var ama hiç değilse bilimin 'mutlak'ının olmadığını bilerek konuşuyorlar. Her söyleneni hazırlop alıp kolaya oturmuyorlar.

Bilim Felsefesi, Metodu, Tartışmaları üzerine en çok çalışmış Türk bilim adamlarından biri Cemal Yıldırım'dır. Diyor ki, özellikle göksel dinler üç ana öğeyi içerir.

(1) Yalnızlık ve yetersizlik duygusu içinde olan kişiye ruhsal erinç ve doyum olanağı sağlayan bir tapınma biçimi;
(2) Belli ahlâk kurallarına dayalı toplumsal bir düzen;
(3) Evreni ve evren içindeki insan yaşamını anlamlı kılan hazır, anlaşılır bir açıklama.

Ve bunlardan sadece üçüncüsü bilimi ilgilendirir. Tapınma gereksinimi ve ahlaki düzen bilimin alanı dışındadır. Ve din bu 3. alanda bağnazdır ve bu alanda kalmakta ısrar ettiği sürece bilimle çatışacaktır. Sonuç olarak öyle de oldu ve oluyor.

Ahlak kuralları alanı ise sadece dinlere ait bir alan değil. İnsanlar topluluk halinde yaşarlar ve topluma bir düzen getirme ihtiyacını her zaman duymuşlardır. Bu ihtiyacın ürünü olarak ahlak, din, hukuk vb. toplumsal ürünler ortaya çıkmıştır. Atalarımız bu ürünleri binlerce yıllık emeklerle ürettiler. Bunlar belki daha kolay düzenleme yapabilme olanağından dolayı Tanrı'lara maledildi. Ancak güçsüze yardım etme, başkasının hakkını yememe, iyi insan olma vb. yüzlerce değerden oluşan değerler sistemi insanlığın tarihi kadar eskidir ve bugün her toplumda şu yada bu biçimde vardır. Binlerce yılda gelişen hukuk sistemleri de bu temel toplumsal değerlerden yola çıkarak geliştirilmiştir. İster ateist olun, ister İslamcı, hırsızlık yapmak her toplumda suçtur. Dolayısıyla sadece dinin, Tek Tanrılı dinlerin, ya da İslamiyetin değerler sistemine sahip olduğunu ileri sürmek, günümüzün toplumsal değerler sistemini anlamamak, yüzlerce yıl gerilerde dolaşmaktır.

26-08-2005, 02:19
Sargonun isteği üzerine güncelleme...

sargon
26-08-2005, 02:46
Cem, teşekkür ederim. Ben de bu tartışmayı bulup 'insani ilke tartışması' başlığı altında bir forum yapmıştım. Ama ne yazık ki kimsenin bunla ilgilendiği yok.

Ne yazık ki 10'un üzerine iki tane rakam koyup bu rakamı okuyabilir misiniz falan demek 'bilim'den anlamak sayılıyor.