PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Felak Suresi (113)


28-11-2004, 15:37
5 ayet.

07-06-2006, 09:39
Ali Bulaç * Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
Edip Yüksel Rahman ve Rahim ALLAH'ın ismiyle.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla...

Ali Bulaç 1- De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.
Diyanet Vakfı 1. De ki:"Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım,
Edip Yüksel 1. De ki, "Şafağın Rabbine sığınırım."
Elmalılı Hamdi Yazır 1-De ki: "Sığınırım o sabahın Rabbine,
Süleyman Ateş 1. De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe;
Yaşar Nuri Öztürk 1 De ki: "Yarılan karanlıktan çıkan sabahın Rabbine/yarılışlardan fışkıran oluşun Rabbine sığınırım!

Ali Bulaç 2- Yarattığı şeylerin şerrinden,
Diyanet Vakfı 2.Yarattığı şeylerin şerrinden,
Edip Yüksel 2. "Yarattığı şeylerin şerrinden."
Elmalılı Hamdi Yazır 2-yarattığı şeylerin şerrinden,
Süleyman Ateş 2. Yarattığı şeylerin şerrinden,
Yaşar Nuri Öztürk 2 Yarattıklarının şerrinden,

Ali Bulaç 3- Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
Diyanet Vakfı 3.Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
Edip Yüksel 3. "Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden."
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Karanlığı çöküp bastırdığında bir gecenin şerrinden,
Süleyman Ateş 3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
Yaşar Nuri Öztürk 3 Çöktüğü zaman karanlığın/gelip çattığı zaman göz perdelenmesinin/tutulduğu zaman Ay'ın/battığı zaman Güneş'in/taştığı zaman şehvetin/soktuğu zaman yılanın/ümit kırdığı zaman musibetin şerrinden!

Ali Bulaç 4- Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden,
Diyanet Vakfı 4.Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ,
Edip Yüksel 4. "Arabozucuların, sözleşmeleri bozanların şerrinden."
Elmalılı Hamdi Yazır 4-o düğümlere üfleyen üfürükçülerin şerrinden
Süleyman Ateş 4. Düğümlere üfleyip tüküren büyücü kadınların şerrinden,
Yaşar Nuri Öztürk 4 Düğümlere üfleyip tüküren üfürükçülerin şerrinden!

Ali Bulaç 5- Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.
Diyanet Vakfı 5.Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!
Edip Yüksel 5. "Kıskandığı vakit kıskananın şerrinden."
Elmalılı Hamdi Yazır 5-ve kıskançlık gösterdiğinde bir kıskancın şerrinden!"
Süleyman Ateş 5. Ve hased ettiği zaman hasedcinin şerrinden.
Yaşar Nuri Öztürk 5 Kıskandığı zaman hasetçinin şerrinden..."

07-06-2006, 09:41
ENGLISH QURAN (A. YUSUF ALİ)
113 - The Dawn
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

1. Say: I seek refuge with the Lord of the Dawn,
2. From the mischief of created things;
3. From the mischief of Darkness as it overspreads;
4. From the mischief of those who blow on knots;
5. And from the mischief of the envious one as he practices envy.

---------------

ENGLISH QURAN (BY M.H. SHAKIR)
113 - The Dawn
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful.

1. Say: I seek refuge in the Lord of the dawn,
2. From the evil of what He has created,
3. And from the evil of the utterly dark night when it comes,
4. And from the evil of those who blow on knots,
5. And from the evil of the envious when he envies

---------------

ENGLISH QURAN & COMMENTARY (MUHAMMED ESED)
113 - AL-FALAQ
In the name of god, the most gracious, The dispenser of grace
WHEREAS most of the commentators assign this and the next surah to the early part of the Mecca period, some authorities (e.g., Razi, Ibn Kathir) consider them to have been revealed at Medina, while yet others (e.g., Baghawi, Zamakhshari, Baydawi) leave the question open. On the basis of the scant evidence available to us it appears probable that both these surahs are of early Meccan origin.

1. SAY: "I seek refuge with the Sustainer of the rising dawn, (1)

1 - The term al-falaq ("the light of dawn" or "the rising dawn") is often used tropically to describe "the emergence of the truth after [a period of] uncertainty" (Taj al-Arus): hence, the appellation "Sustainer of the rising dawn" implies that God is the source of all cognition of truth, and that one's "seeking refuge" with Him is synonymous with striving after truth.

2. "from the evil of aught that He has created,
3. "and from the evil of the black darkness whenever it descends, (2)

2 - I.e., the darkness of despair, or of approaching death. In all these four verses (2-5), the term "evil" (sharr) has not only an objective but also a subjective connotation - namely, fear of evil.

4. "and from the evil of all human beings bent on occult endeavours, (3)

3 - Lit., "of those that blow (an-naffathat) upon knots": an idiomatic phrase current in pre-Islamic Arabia and, hence, employed in classical Arabic to designate all supposedly occult endeavours; it was probably derived from the practice of "witches" and "sorcerers" who used to tie a string into a number of knots while blowing upon them and murmuring magic incantations. The feminine gender of naffathat does not, as Zamakhshari and Razi point out, necessarily indicate "women", but may well relate to "human beings" (anfus, sing. nafs, a noun that is grammatically feminine). In his explanation of the above verse, Zamakhshari categorically rejects all belief in the reality and effectiveness of such practices, as well as of the concept of "magic" as such. Similar views have been expressed - albeit in a much more elaborate manner, on the basis of established psychological findings - by Muhammad Abduh and Rashid Rida (see Manar I, 398 ff.). The reason why the believer is enjoined to "seek refuge with God" from such practices despite their palpable irrationality is - according to Zamakhshari- to be found in the inherent sinfulness of such endeavours (see surah 2, note 84), and in the mental danger in which they may involve their author.

5. "and from the evil of the envious when he envies." (4)

4 - I.e., from the effects - moral and social- which another person's envy may have on one's life, as well as from succumbing oneself to the evil of envy. In this connection, Zamakhshari quotes a saying of the Caliph Umar ibn Abd al-Aziz (called "the Second Umar" on account of his piety and integrity): "I cannot think of any wrongdoer (zalim) who is more likely to be the wronged one (mazlum) than he who envies another."

07-06-2006, 10:05
Kutsal Kitap'ın Aydınlık Bölümü

En Cömert ve En Merhametli Tek Tanrı Uğruna

Yaradanın aydınlığına sığındığını söyle,
Yaratılmışların kötülükleriyle,
Ve karanlıkların kötülüklerinden,
Ve insanların kötülük büyülerinin,
Ve kötülüklerin kıskançlıklarından.

--------------------

Tam Türkçeye çevirilişinde şiirsel olarak çevrilmesine inanıyorum, keşke Can Yücel'in Nerval'in şiirlerini çevirmesi gibi; Arap edebiyatı uzmanı Türk Şairler de bu şekilde ilgilenseler. Arapça kelimeleri serpiştirerek, insanları bu dünyanın en güzel kutsal kitabını anlamaktan uzaklaştırıyoruz. Günah işlediysem Yaradan affetsin beni, yüreğim böyle anladı aşığı olduğum kitabın tüm tercümeleri okuduktan sonra. Lakin o "En Merhametli" olandır ilk sözünde bahsettiği gibi, bir karıncayı bile incitemeyecek merhamete sahip olan bir insanı düşünün. Bu insandan bile çok merhameti var "En Merhametli"nin. "En Cömert" dir Yaradanın bir adı da, etrafındaki herkese hediyeler alan; hiç bir karşılık beklemeden melek gibi yardım eden Cömert bir insanı düşünün. Bu insandan bile çok cömert "En Cömert" olan.

Kur'an yerine Kutsal Kitap'ı kullandım, lakin Kur'an tek kutsal olan kitaptır. (Yanlış anlaşılmasın, daha öncesinde de kutsal olduğu önerilen kitaplar sunulmuştur, ancak günümüzde bir tek Kur'an 'ın kutsallığı kalmıştır; ve Yaradanın sözü Cebrail tarafından söylenmiştir) Sure, kelime anlamı olarak kutsal kitabın bölümü demektir; bunu da bölüm olarak Türkçeye çevirdim. Felak kelime anlamı olarak, şafak, ilk aydınlanma; karanlıktan aydınlığa kavuşmak olarak çevrilebilir. Sure genelinde karanlık ve aydınlık arasındaki farkı gösterdiği için "Aydınlık" kelimesini uygun gördüm.

Bu surenin 5 satırı süresince, satırların başlarında a-b-c-c-c ; satırların sonlarında a-a-b-c-d kafiyeleri kullanılmış. Türkçesinde de aynısını kullandım.

Latince harfleriyle şöyle gözüküyor.

LATIN ALPHABET QURAN
113 - FELAK
Bismillahirrahmanirrahim

1. Kul e'uzü birabbilfelak
2. Minşerri ma halak
3. Ve min şerri ğasikın iza vekab
4. Ve min şerrinneffasati fiyl'ukad
5. Ve min şerri hasidin iza hased

Bu sureden anladığım; yaratılanlar, karanlık güçler, insanların büyülendikleri, kıskançlıklar bize kötülük yapabilirler; ama Tek Tanrı'ya sığınmak beni bu kötülüklerden arındırabilir ya da kurtarabilir.

Eğer ki, karanlık güçlere inanırsam; kötülük yapmış olurum(Misal mafyaya sempati duymak, ya da onlara sığınmak). Herhangi bir kötülüğe büyülenirsem,kötülük yapmış olurum (Misal bir çok kadınla yatmak, para hırsı ile insan öldürmek, hırsızlık yapmak vs.). Kıskanırsam kötülük yapmış olurum (Misal başka birinin malını, durumunu vs. kıskanmak), lakin yaradılmışların içinde kötülük ne yazık ki vardır (Hapishanelerimizden, dünya tarihimizden, günümüzdeki halimizden de bunu görebiliriz). Kötülüklerle, kötülükler karşımda ne olursa olsun; Tek Tanrı'ya sığınmalıyım. O'na "Sana sığındım" diyerek dua etmemle bana yardımcı olacak, beni bu kötülüklerden kurtaracaktır. *

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın,
Onur

K.C.
07-06-2006, 10:07
sn.Nerval,
konuyu sabote etmek gibi bir amacım yok ancak 4. ayette bir şeyden bahsetmeden geçemeyeceğim.
Büyücüler, üfürükçüler kadınmış ve bu kadınların şerrinden sığınmak için edilen bir dua söz konusu.
Televizyon haberlerinde, araştırma, tartışma programlarında üfürükçüleri, büyücüleri, insanların inançlarını kullanarak, safiyane duygularıyla oynayan hacıların, hocaların (gerçek hacı ve hocaları tenzih ederek) çoğunlukla erkekler olduğunu görüyoruz.
Ya erkek üfürükçülerden koruyan bir ayet değil,
Ya bu işi sadece kadınların yaptığı sanılıyor,
Ya o dönemde bu işlerle sadece kadınlar iştigal ediyordu
Ya kadın üfürükçülerin işlediği şer ama erkek üfürükçülerinki şer kapsamı dahilinde değil
Ya kadınlara karşı bir ön yargı var bu hususta,
Ya da ileride erkeklerin de bu işi yapacaklarına yönelik bir öngörüsüzlük var.

Tv.'de yayımlanan 5. boyut türevi programlarda da üfürükçüler, sahtekar büyücüler hep kadınlar tarafından canlandırılır. Dayanağını bu 4. ayetten alıyor herhalde bu program kurguları. Türkiye gerçekleriyle ne kadar bağdaşmaz bir durum.(monoloğumdur)

07-06-2006, 10:12
Sevgili ak bilgili :),

Haklısın, ama tercümelerde dikkat edileceği gibi üfürükçü kelimesini kullanıyorlar sadece. Belki diyorum, "cadı" kelimesine benzer bir kökten geldiği için cadılıkla bağdaştırılmışmıdır nedir ? Ama anlatmaya çalıştığı, insanların birbirine kötülük uğruna büyülenmesi veyahutta büyüler yapmasını anlatıyor. Hani bu ingilizce'ye tercüme edenlerin hepsi mi yalancı diyeceğim, ama fransızca versiyonunda da aynı şekilde.

Kadın nefretini, kadını erkeğe köle yapmanın cehaletini koymuşlar içine. Aydınlanma üzerine bir bölüm, kendilerini karanlığa sokmuşlar.

Sağlıcakla kalın,
Onur

sorogren
07-06-2006, 10:14
monologumdur.
mealden kuran yorumu yapılırsa böyle sargonunkiler gibi yorum çıkar.

ve=ve
min=den ,dan eki
şerril=şer,kötülük
neffasati=nefes üflemek
fil ukad=ukdelere,düğümlere

kadın bunun neresinde şimdi.
çarpıtmadan birşey yapılmayacak mı

K.C.
07-06-2006, 10:18
Biri KADIN yok mu dedi?

Ali Bulaç 4- Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden,
Diyanet Vakfı 4.Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ,
Edip Yüksel 4. "Arabozucuların, sözleşmeleri bozanların şerrinden."
Elmalılı Hamdi Yazır 4-o düğümlere üfleyen üfürükçülerin şerrinden
Süleyman Ateş 4. Düğümlere üfleyip tüküren büyücü kadınların şerrinden,
Yaşar Nuri Öztürk 4 Düğümlere üfleyip tüküren üfürükçülerin şerrinden!

K.C.
07-06-2006, 10:23
sn. Nerval,
yabancı çevirilerde kadın kelimesi geçiyor mu? Benim yabancı dilim yok.
Bir de dikkat ederseniz sadece üfürükçü değil büyücü olarak tercüme eden de var. Okuduğumda ben de sizin düşündüklerinizi, vakti zamanındaki avrupanın cadılarını hatırladım.

sorogren
07-06-2006, 10:23
birinin meali demek kuran demek değildir.
ben ayetti yazdım.kadın neresinde
ve min şerril neffati fil ukad

K.C.
07-06-2006, 10:32
birinin meali demek kuran demek değildir.
Bu sözlere kesinlikle katılıyorum. Kur'anın lafzını ve ruhunu mealden anlamak bir Türk için mümkün değil. Apaçık bir Arapçayla gönderilmiş bir Kur'an, ancak apaçık Arapça bilenleri bağlar. İstediği kadar tercüme edilsin, maksat anlaşılmaksa, Türkler de mealden dahi anlamıyorlarsa....

07-06-2006, 10:33
Sevgili ak bilgili :),

Hiçbirinde kadın kelimesi yok, kelimelerin teker teker Türkçesine bakınca da kadın kelimesi yok (soröğren'in anlattığı gibi). Cadılar 1600lü yıllarda, eşleri öldükten sonra ya da boşandıktan sonra; hiç bir işte kadın oldukları için çalışamayan, para kazanmak için bu tarz mesleğe soyunmuş insanlardır. (En azından Amerika'da aldığım tarih dersinde böyle anlattılar)

Belki o dönemde, arap paganizmi içinde büyü yapanlar dul kadınlardı diyeceğim; ama Mehmet Hazretlerinin hanımı da duldu; kötü bakılmaması gerekir.

İyi ki başka bir dile tercüme edilip, orijinalinden kaçılınmamış.

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın,
Onur

K.C.
07-06-2006, 10:38
sn. Nerval,
son açıklamanız için çok teşekkür ediyorum. Kadınları aklayan bir yorum yapmışsınız.
en çok istediğim şeylerden biridir aslında Kur'an'ın bir kadın tarafından tercüme edilmesi, bir kadın müfessir tarafından tevsir edilmesi.

Kim bilir kadınlar aleyhine görülen daha nice ayetle kadınlar aklanabilir.

07-06-2006, 10:56
Estağfurullah sayın Ak Bilgili :),

Yalnız ben kadın değilim, Nerval çok sevdiğim fransız bir şair; Romantizmi yaratan şair hatta. 13 yaşımdan beri takma adım :) (Fransa'da okurken hocam takmıştı bu adı, çok severim şiirlerini)

Kadın ve erkek diye ayıramıyorum, herkes insandır. Kimimizin yarısı Y kromozonu, kimimizin tamamı X kromozonu :)

Sağlıcakla kalın,
Onur

K.C.
10-06-2006, 19:55
Estağfurullah sayın Ak Bilgili :),

Yalnız ben kadın değilim, Nerval çok sevdiğim fransız bir şair; Romantizmi yaratan şair hatta. 13 yaşımdan beri takma adım :) (Fransa'da okurken hocam takmıştı bu adı, çok severim şiirlerini)

Kadın ve erkek diye ayıramıyorum, herkes insandır. Kimimizin yarısı Y kromozonu, kimimizin tamamı X kromozonu :)

Sağlıcakla kalın,
Onur
Sn.Nerval,
bir yanlış anlaşılmayı gidereyim öncelikle, sizi kadın zannetmedim, öyle bir îmam da yoktu :)
Zihnimde sorular oluşmaya başladığı ilk dönemlerde Kur'an'ın hep erkekler tarafından tercüme ve tevsir edilmiş olması, yapılan yorumların hep erkekler lehine olmasının sebebi olarak düşünür ve daha tarafsız bir tevsir ihtiyacı duyardım.
Dç.Dr.Faruk Beşer'in Kadınlara İlmihal'i bir erkeğin/erkeklerce yazılmış dini kaynakların kadın zihninde oluşan sorulardan ne denli bihaber ve yetersiz olduklarını gösterdi bana. Hele aynı kitapta şeyhülislam fetvalarına da yer verilmiş ki kadın erkek eşitliği konusunda PES dedirten cinsten. O dönemde tüm bunların sebebini erkeklerin gerek kur'an'ı, gerek hadisleri kendi lehlerine yorumladıklarıyla açıklıyor ve zihnimdeki soruları bu şekilde gidermeye çalışıyordum... ancak...
artık vazgeçtim...
eşitsizliğin kaynağını bulduktan sonra tevsiri kadın yapmış erkek yapmış pek de fark etmeyebilir. Yalnız inanan müslüman kadınların özellikle kapsamlı ve sorularına yanıt bulabilecekleri ilmihal ihtiyacı olduğunu biliyorum. Bu sebeple inanan kadınlar için kadın tevsirci, yorumcu, şart diye düşünüyorum yine de.

Bir de Felak Suresi'nde iki tercümede KADIN manası çıkarılıyor fakat KADIN sözü geçmiyorsa, bu mütercimler, tevsirciler de kafadan sallamadıklarına göre (öyle bir şey varsa tüm kitapları güvenirliğini yitirir) o ayette KADIN anlamını çıkarmalarını sağlayan bir EK, (dişilik, erkeklik eki gibi) olmalı diye düşünüyorum. Arapça bilmediğim için sadece kanaat benimki.

pante
10-06-2006, 21:03
"Tam Türkçeye çevirilişinde şiirsel olarak çevrilmesine inanıyorum, keşke Can Yücel'in Nerval'in şiirlerini çevirmesi gibi; Arap edebiyatı uzmanı Türk Şairler de bu şekilde ilgilenseler."

Sabah aydınlığını yaratan Rabbe sığın
Umulmayan şerrinden nice yaratıkların
Şerrinden, kötülüğü gizleyen gecelerin
Şerrinden, dişi, sinsi ve kaypak nicelerin
Şerrinden kıskançlıkla yanan hasetçilerin.

Behçet Kemal Çağlar

Behçet Kemal, kısmen de olsa Kur'an mealini şiir olarak yapmış.
Bu mealde de "dişi" kelimesi dikkatimi çekti.
Aslında bu süre ile ilgili daha büyük bir iddia okumuştum. Sanırım 2000'e doğru dergisindeydi. Tam hatırlamadığım için yazamıyorum. Varsa bilen bir arkadaş yazabilir.

Bu da benden:

De ki; Sığınırım yarılıp çıkanın Rabbine
Yarattığının şerrinden.
Ve şerrinden, azgın şehvetin.
Ve düğümlere üfürüp tükürenlerin şerrinden
Ve şerrinden, tutunca kıskançlığı hasetçinin.

11-06-2006, 01:31
Behçet Kemal Çağlar'ın tercümesini derhal arıyorum, çok teşekkür ederim aydınlattığınız için.

Yalnız, satır baş ve sonlarında şiirsel tercüme de a-b-c-c-c (baş) --- a-a-b-c-d (son) tarzında olması; şiirin sunduğu kafiyeye uygun olmasını sağlar. (En azından Fransızca'ya bazı İngiliz yazarların şiirleri öyle çeviriliyordu, oradan aklımda kalmış.)

Sağlıcakla kalın,
Onur