Orijinalini görmek için tıklayınız : TANRI KAVRAMI VE TERMODİNAMİK YASALAR...
Ahlaksız veya cahil Müslüman’ların bilimi sömürdüğünü biliyoruz. Onların arasında mühendis ve doktorların bile yer aldığını görüyoruz. İnsanların, özellikle masum Müslüman’ların bu tür cahil veya sahtekarlar tarafından aldatılmasına izin veremeyiz. Bilim adına ahkam kesen bu kesime gerekli derslerin verilebilmesi için ateist bilim adamlarını seferberliğe çağırıyorum.
Vampirler için sarımsak ne ise, Müslüman’lar için de evrim o dur...
Müslüman’lar evrim lafını duymamak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. Müslüman sahtekarlarin ahlaksızlığı yalnız evrimle bitmiyor. Başlıyor. Bazı ahlaksız sahtekarlar diğer bilimsel konuları işleyerek bazı aklı başında Müslüman’ları, hatta onların aklı başında olması gereken profesyonellerini bile, iğfal etmede başarılı oluyorlar.
Evrimden sonra gelen ikinci bilimsel konu entropi dir. Entropiyi bazı ahlaksız Müslüman ve Hristiyan yazarlar halka yanlış tanıtmaya çalışmaktadırlar. Entropiyi bir kaos olarak tanıtan bu sahtekarlar, bir yaratıcının bu yasaya rağmen canlıları yarattığını ileri sürerek, Allah’ın varlığını kanıtladıklarını sanmaktadırlar. Evrim kuramında olduğu gibi, onlara ne kadar çok yanıldıklarını tekrar tekrar hatırlatmak gerekmektedir Bu forumda birinci ve ikinci termodinamik yasalar üzerinde duracak ve bu ilginç doğa yasalarının önemine bir kere daha değineceğim.
Selamlar
HACI
Devam edecek....
Big Bang’i izleyen kısa zaman dilimi içinde enerji maddeye dönüşmüştür. Big Bang singülarite olarak bilinir. Her şeyin tek olduğu bir zamandır.
Big Bang öncesi zaman çok kısa sürmüştür. False vacuum denen bir durum ortaya çıkmış ve enerji düzeyi düşmeye veya dilüe olarak azalmaya vakit bulamadan genişlemek zorunda kalmıştır. Korkunç bir ısı ortaya çıkmış ve protondan bile yüzmilyarlarca kere küçük bir nokta, Big Bang’i izleyen 10^-37 ile 10^-34 saniye arasında geçen zamanda ışık hızından da hızlı bir şekilde genişlemiştir. Daha sonra bu enerji soğurken faz değişiminden geçmiş ve şimdiki evren oluşmuştur.
Fizik yasaları Big Bang’den ve başlangıcından sorumludur. Hiçbirşeylik bizim anladığımız bir mekan değildir. Hiçbirşeylikte ve ondan çıkan evrende total enerji sıfırdır. Çekim gücü negatiftir. Madde ise pozitiftir. Bu iki değer birbirlerini nötralize etmekte ve ortaya sıfır enerji çıkmaktadır.
Evet.. Evren yoktan var olmuştur. Ama bu yokun tanımı farklıdır. Bu yok virtual particle lardan oluşmuştur. Kuantum dalgalanması denen olay (quantum fluctuation) evreni oluşturmuştur.
Entropi yasasına göre ısı sıcaktan soğuğa doğru hareket eder. Big Bang sırasında da bu fizik yasasına uyulmuş ve Big Bang’den etrafa ısı dağılırken, Big Bang soğumuştur. Entropi yasasına uyulmuştur.
Evren 300 bin yıl opak dönemini yaşamıştır. Isı çok yüksek olduğundan atomaltı zerreler bir araya gelerek atomları, yani Hidrojen, Helyum, Lityum ve çok az miktarda Berilyum elementlerini, oluşamamıştır. Daha sonra ısı düşmüş ve çekim gücü manifest hale geçerek, maddenin öbek öbek birikmesi sağlanmıştır.
Entropi kaos değildir. Entropi bir fizik yasasıdır. Rastgelelik demektir ama, bu tümüyle başı sonu belli olmayan bir düzensizlik değildir. Fiziksel olgular bu yasaya uymakla yükümlüdürler. Canlılar ve insanlar da bu fizik yasasına uymak zorundadırlar. Allah insanı bu fizik yasasına rağmen yaratmış olsaydı, canlılar ve insanların vücudu bu fizik yasasına uymazdı. Oysa, madde ve enerji gibi, insan ve canlı vücudu da bu yasaya mükemmel bir şekilde uymaktadır. Bu durum bile açıkca bir Tanrı’nın olmaması gerektiğini göstermektedir.
Entropi bir düzendir demiştik. Düzensizlik gibi görünmesine rağmen öyle değildir. Madde ve enerjinin uyduğu mükemmel değilse bile son derece ilginç bir düzenin sorumlusudur. Entropinin neden bir düzen olduğunu size bir deneyin ayrıntılarını inceleyerek açıklamak istiyorum. Önce entropi hakkında bazı temel kavramlara değineceğim.
Entropi akla üç ayrı termodinamik domain’in varlığını getirir. Başka bir deyişle entropi kavramı, tek bir termodinamiğin değil, üç ayrı termodinamik alanının ürünüdür.
Bunlardan ilki olan dengeli termodinamikde entropi sıfırdır.
Linear thermodynamic denen ikinci türünde sistem “dengeye yakındır” ama tam dengede değildir. Termodinamik güçler zayıftır. Bu durumda hareket, sistemi etkileyen güçle doğru orantılıdır. Örneğin ısı hareketi sıcaklık farklarına bağlı olarak değişir. Veya diffüzyon olayı yayılan maddenin yoğunluğuna bağlıdır. Bu durumda minumun düzeyde entropi ortaya çıkar ve etrafa dağılır.
Nonlinear Thermodynamic denen durumda ise ısının hareketi güçlerin linear fonksiyonu olarak ortaya çıkmaz. Yani güçle doğru orantılı değildir. Bire bir bir tepki yoktur. Non-linear termodinamikde kapalı sistemde olan kimyasal dengeyi tanımlamak mümkün değildir. Ayrıca sistemde oluşan kararsızlık, ilginç bir feonmenin ortaya çıkmasının nedenidir. Buna “spontaneous self-organization” denir.. Sistem kendiliğinden bir düzene girer. Bu konu ile ilgilenmek isteyenler aşağdaki Nobel ödülü sahibi Belçikalı Prigogin’in Fransızca eserine bakabilirler(*). Bende İngilizce bir özeti var ve bunları oradan yazıyorum. Non-linear thermodynamic için bir örnek vererek konuyu kapatmak istiyorum.
Çeşitli sıcaklık gradient’i ile birbirlerinden ayrılan horizantal tabakalardan oluşmuş bir sıvıyı ele alalım. Bu sıvıyı vertikal sıcaklık gradient’ine maruz bırakarak, stabilitesini bozalım. Alt sınırındaki ısıyı, üst tabakalardan biraz yüksek tutalım. Sıvıdaki moleküllerin düzeninin bozularak ajite olduğunu ve ısının alttan üste doğru hareket ettiğini gözlemleriz. Sıcaklık farkını artırırsak ve ısının diffüzyonla yayılması için gerekli sıcaklık farkının üstüne çıkarsak, ısı hareketinin kararsız olmaya başladığını gözlemleriz. Bu keresinde sıvıdaki moleküller topluca “ahenkli” bir şekilde hareket etmeye başlayacaklar ve ortaya çıkan “convection fenomeni” ısı dağılımını hızlandıracaktır. Bunu makroskopik olarak görmek mümkündür. Bu durum açıkca sistemdeki entropinin arttığının delilidir. Yeni ortaya çıkan supramoleküler düzen ise, ortamdaki enerji alış verişini stabilize edecektir.
Kendiliğinden yüksek derece düzene giren bu tür strüktürler için “dissipative structures” “dağılan yapılar” denmektedir. Bu terimi ilk defa Prigogine kullanmıştır. Sistemde ortaya çıkan aşırı entropi çevreye dağıldığı için Prigogine bu terimi kullanmıştır. Dengesi bozulan sistemde etrafa entropi şeklinde dağılan enerji, yeni bir düzenin kaynağı olmaktadır.
Evet.... Bu gözlemler karşısında entropiyi olumlu bir doğa yasası olarak düşünebiliriz. Canlı olmanın gizemini entropi ile açıklamak paradoks gibi durmuyor artık... Hep derler zaten.. “Düzen kaosdan çıkar.”
(*)Prigogine, I., and Stengers, I.: La Nouvelle Alliance, Gallimard, 1979.
Görüldüğü üzere entropi yasası evrene müthiş bir düzen getiriyor ve zamanın ve ısı ile birlikte diğer doğal fiziksel süreçlerin yönünü saptıyor. Entropi yüzünden kimyasal evrim denen olay vuku buluyor. Yani kimyasal maddeler birbirleri ile tepkileşiyorlar ve ortaya yeni bir kimyasal madde çıkıyor. Bu tepkileşmenin bir yönü var. Zaman ve ısı gibi, bu tepkileşme de tek yönlü. Bu tepkileşme ürünü olan yeni kimyasal madde parçalanınca yok oluyor. Kendini oluşturan öğelere dönüşmüyor. Buna biz kimyasal evrim diyoruz. Entrop ilkesi işte bu kimyasal evrimden sorumlu.. Entropi olduğu için kimyasal evrim var. Kimyasal evrim var olduğu için ilk hücre ortaya çıkabiliyor ve zamanla canlılık dediğimiz bazı nitelikler kazanabiliyor. Canlı hücreler de evrime uğrayarak, bugünkü durum ortaya çıkıyor..
Ne kadar basit değil mi?
HACI
Merhaba Hacı,
Çok güzel masalsı bir anlatımla olayları anlatmışsın. “Entropi olduğu için kimyasal evrim var. Kimyasal evrim var olduğu için ilk hücre ortaya çıkabiliyor ve zamanla canlılık dediğimiz bazı nitelikler kazanabiliyor.” Ama maalesef hayat böyle değil.
Senin bu anlatımın hep örnek verdiğin Turan Dursun’un röportajındaki anlattığı hikayeye benziyor. Hani süpürgeyi su dolu kovaya batırmış sonra duvara sürmüş ve bakmış ki bazı şekiller insana benziyor. İşte demiş insan da böyle tesadüfen oldu. Hayat bu kadar basit değil maalesef.
Prigogine bu iddiasını biliyorum özelikle materyalist dünyası onun bu düşüncesine dört elle sarıldılar, çünkü büyük bir açmaz içindeydiler. Fakat bu masalsı anlatım da bir sadece ideolojik bakış açısıyla bakanları tatmin etti. Özellikle “spontaneous self-organization” dediğin kavram en çok tartışılan kavramdır. Doğa da böyle bir mekanizma olduğunu söylüyor. Sonuç olarak onun isimlendirdiği bu mekanizma bir iradenin ve aklın kabulünden öteye geçmez. O da doğadaki bu düzenin ancak kendi kendini organize edebilen bir sistemle mümkün olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu sadece Prigogine’nin bir kabulüdür. Zaten onun düşüncesi en çok bu noktada eleştirilir.
Senin verdiğin örnekte açık sistemlerde dışarıdan ısı verildiğinde bir düzen oluşturabileceğine dairdir. O kadar uzağa gitmeye gerek yok, böyle bir örnek vermek için. Bak sana herkesin anlayacağı bir örnek. Deniz kıyısına gidersen dalgaların kum tanelerini küçükten büyüğe doğru dizdiğini görürsün. Burada hiç bir akıl yoktur. Sadece doğa dalganın hareketleriyle böyle bir düzen oluşur. Fakat aynı kumsalda kumdan yapılmış bir kale görsen ya da “Ahmet bunu yazdı” diye bir yazı görsen bu artık dalganın işi değildir. Burada açık bir tasarım ve akıl söz konusudur. Michael Behe isimli ABD li bir mikrobiologun bir kitabı var . “Darwin’in kara kutusu”, show kitap tarafından yayınlandı. Onu okumanı tavsiye ederim. Hep kendi içinize kapalı kalmayın. Farklı görüşleri de okuyun.
Evrende de bir düzenin ötesinde bir tasarım vardır. Öyle canlılık hikaye anlatır gibi “sonra kimyasal evrim oldu, sonra ilk hücre ortaya çıktı, sonra ilk hücre evrilip kompleks organizmalara dönüştü” şeklinde anlatıldığı gibi doğadan işler yürümez. Zaten yürüseydi bugün hala bunun tartışmasını yapıyor olmazdık. İşte sana örnek veriyorum. Madem olay bu kadar basit, elimizde bu kadar imkan var, hadi bir canlı hücresi yapalım. Sen bu olayın basitçe olduğunu söylüyorsun. Ben bırak normal şartlarda bu olayın olmasını, laboratuar şartlarında bu olayı gerçekleştirilmesini bile kabul edeyim. Bu şu anki teknik imkanlara rağmen bile gerçekleştirilemez.
Bunun dışında DNA’daki bilgiyi de gerektiği gibi kavrayamadığınızı düşünüyorum. DNA bir bilgidir. Bakın ne düzen en tasarım. Bunun ötesinde bir kavramdan söz ediyorum. Doğa da hangi mekanizma böyle bir bilgiyi üretebilir. Öyle suyu kaynatıp moleküllerin tek sıraya dizilmesi gibi bir durum değil. Bu konuyu daha iyi anlamaya çalışın.
Ben sizin yazılarınızda gördüğüm önemli bir psikoloji var. Siz oturup kendi aranızda muhabbet ediyorsunuz ve her şeyi açıkladığınızı zannediyorsunuz. Bir de tahmin ediyorum birbirinizi de hararetle onaylıyorsunuz. Biraz bu kapalı dünyanızı kırın, dışarıya açılın. İdeolojik saplantılarınızı da terk edin. Gerçeği belki öyle daha rahat görebilirsiniz.
Vampir Müslüman benzetmen çok şeker.:-) Ama ben sarımsaktan korkmadığım gibi Evrim konusundan da çekinmem.:-) Herhalde bu da vampir düşüncesi gibi bir hurafe ve sen buna inanıyorsun:-) Bu hurafelere inanma bence….
Evrim konusunda da birkaç söyleyeyim. Ben şahsen evrime karşı bir önyargım yok. Bu konuda benim inancıma göre bir sorun yok. Allah Canlıları evrimsel bir süreç içinde de yaratmış olabilir. Bu yüzden bazı insanlar gibi buna fanatikçe karşı çıkmıyorum. Ama evrimcilerin açıklamalarının senin hikayenden öteye gitmediğini düşünüyorum. Evrimin açıklaması gereken 3 temel sorunu var. Birincisi ilk canlılık nasıl ortaya çıktı. Cansız maddeler nasıl oldu da ilk canlı organizmayı meydana getirdi. Bu konu bence evrimin en temel açmazıdır. Öyle 1950lerde yapılmış ne olduğu belirsiz ne ortaya koyduğu anlaşılmayan deneyleri papağan gibi tekrarlamayın. Hücre nasıl sentezlendi bunun için ikna edici bir açıklama yoktur. Bu konudaki tüm iddialar masalsı anlatımlardır.
İkincisi doğada evrimleştirici mekanizma nedir. Doğal seleksiyon takdir edersin ki evrimsel bir mekanizma değildir. Sadece zayıf ve hasta olanların ayıklanmasını ve güçlü bireylerin hayatına devam etmesini sağlayan, evrimcilerin iddiasının aksine nesli koruyan bir mekanizmadır. Mutasyon ise bozucu bir mekanizmadır. Örneğin mutasyonla bir DNA şifresinin yapısını bozabilirsiniz. Kolla ilgili geni kaybedebilir kolsuz birey ortaya çıkartabilirsiniz. Ya da kolunu 3 tane yapabilir, vücudunun başka bir yerinden çıkartabilirsiniz. Fakat DNA’ya yeni bir bilgi ekleyemezsiniz. Bir sürüngenden mutasyonla kanat çıkartamazsınız. Peki ama bu evrilmeyi sağlayan mekanizma hangisidir?
Üçüncüsü ise ara geçiş formudur. Tartışmalı birkaç fosil dışında neden milyonlarca ara geçiş formuna ait fosiller yoktur? Bunu evrimciler kendilerine de soruyor. Sen belki bunu bir sorun olarak görmeyebilirsin. Fakat bunu sorun olarak gören birçok evrimci bilim adamı var. Hatta bazıları bu sorunu çözmek için bir ara sıçramalı mutasyon fikrini bile ortaya attılar.
Bu üç sorun nedeniyle ben evrimsel bir sürecin yaşadığına inanmıyorum. Çünkü bunlar bana evrimsel bir süreç yaşanmadığını ve yaşanmayacağını gösteriyor.
Tekrar size tavsiyemi söylemek istiyorum. Dünyaya açılın. Körü körüne bazı fikirlere saplanmayın. Sadece ideolojik kaygılarla fikirleri desteklemeyin. Bu bağnaz bakış açısından kendinizi kurtarım, başka şeylerinde olabileceğine ihtimal verin.
İdeolojik takipçilerin sorunu budur. Bu ideolojilerin üretenler mesela evrimci bilim adamları bile bu konuya başka bakış açılarıyla bakmaya çalışırken, onun takipçileri kraldan daha fazla kralcı oluyorlar.
peki,
bütün bu bilimsel teorilere inanmayalımda;
havvanın, yılanın sunduğu elmayı yiyip, ademide kandırıp cenetten kavulduğunamı inanalım?
Sevgili Ben,
Birincisi Kuran’a eleştiri getirmek için ilk başta Kuran’ı bilmek lazım. Öyle yılanlı falan bir olay Kuran’a yok. Farklı bir olay var.
İkincisi, zaten ilk yaratılış ve cennette yaşam metafizik bir konudur. Bu bilimin sınırları dışındadır. Bu konunun bilimsel olarak değerlendirilmesi zaten bir iddia edilmez.
Fakat bilimsel olarak canlılıkta var olan tasarım gözlemlenebilir. Tüm canlılığın bir akıl ürünü olduğu buluna bilir. Çünkü tüm canlılıkta var olan yapılar, bunların kendi kendine tesadüfen olamayacağı gösterilir.
Michael Behe’nin “Darwin’İn kara kutusu” isimli kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Farklı düşünceleri öğrenin. Sadece bir bakış açısına saplanmayın. Göreceksiniz ufkunuz nasıl açılacak.
Ella....
Termodinamik konusunda görüşlerimiz belli oldu.. Sizi konunun metafizik yönü ilgilendiriyor. Ama termodinamik yasalar fizik yasalarıdır.
Şu soruyu kendinize sormalısınız..
Diyelim ki termodinamik yasalar bir canlı oluşumu için uygun değildir.
Peki Allah neden canlıları termodinamik yasalara uymak üzere tasarımladı?
Neden?
Allah neden canlıları bu ilkelere karşı olan bir yaratık şeklinde yaratmadı?
Neden?
HACI
MErhaba HAcı,
Bu söylediğin mantığı çok sık rastlıyorum. Kendi düşüncene göre bir mantık üretmiş ve tersi olması gerektiğini söylüyorsun. Bunu nereden çıkartıyorsun ki? Neden Allah bu şekilde yaratmış olmasın? zaten bu şekilde yaratmıştır. Bu sorunun çıkış mantığında bir hata var. Allah''ı sizin düşündüğünüz gibi düşünüyor kabul ediyor ve kendi mantığınıza ya da mantıksızlığınıza göre değerlendiriyorsunuz.
Bir de tersini düşünün bence.
Ella kardeşim: Şimdi bu konuyu usa vuralım.. Mantığa vuralım. Bilime vuralım. Bakalım nasıl bir durum ortaya çıkacak...
EVRENİN GİZEMİ NEDE SAKLIDIR? TANRIDA MI?
Teistlere göre canlılık termodinamik ilkelerle, özellikle entropi ile bağdaşmaz. Bu yüzden canlıları Tanrı yaratmış olmalıdır.
Entropi ikinci termodinamik yasasıdır. Buna göre evrende rastgelelik giderek artmaktadır. Tanrı’nın varlığına inananlara göre bu yasa canlıların kendiliklerinden ortaya çıkmasına izin vermez.
Evren giderek düzensizleşmektedir. Canlılık ise müthiş bir düzendir. Dünyada ve evrende canlılar var olmamalıdır.
Entropiye rağmen canlılar nasıl ortaya çıkmıştır?
Birinci termodinamik yasaya göre enerji yoktan var, vardan yok olmaz.... Tanri''ya inananlar icin bu ilke canlı yaşamı ile bağdaşmamaktadır.
Bu sorular nasıl yanıtlanırlarsa yanıtlansınlar, gerçekler değişmeyecektir...
Aslinda entropi yasası canlıların ortaya çıkmasının en büyük nedenidir. Bu yasa olmasaydı, canlılar ortaya çıkamazdı. Evrende canlılık olmazdı.
Canlılar birinci termodinamik yasasına da harfiye uyarlar. Kendileri enerji üretmezler. Çevrelerinden aldıkları biyolojik enerjiyi başka tür bir enerjiye çevirerek yaşarlar. Bu enerjiyi kullanıp, tüketemezler. Sadece yaşamlarını sürdürmek için, biyolojik olmayan bir enerjiye ve ısıya çevirmek üzere kullanırlar ve fazlasını depolarlar. İçinde yaşadığımız evrende enerji kullanılarak yok edilemez. Ancak bir şekilden diğerine çevrilebilir. Canlılar ve insanlar bu termodinamik ilkesine aynen uyarlar.
Canlıların termodinamik ve diğer bütün fizik yasalarına harfiyen uyması bir Tanrı tarafından yaratıldıklarının değil, doğanın eseri olduklarının kanıtıdır.
Termodinamik yasalarına rağmen Tanrı canlıları yaratsaydı, canlıların termodinamik ilkelerine uymaması gerekirdi. Canlı olmak durumu fiziko-kimyasal bir süreçtir. Canlılar kendilerini ilgilendiren mevcut bütün fizik yasalarına harfiye uyarlar. Öyle ise canlılar cansız atom ve moleküllerin bir araya gelmesinden oluşmuş varlıklardır.
Tanrı’nın canlıları bilerek ve termodinamik yasalara uymak üzere tasarımladığını düşünelim.. O zaman termodinamik yasaların canlıların oluşmasına engel bir ilke olmadığı sonucunu çıkarmak zorundayız. Başka bir deyişle canlılık termodinamik ilkeleri ile mükemmel bir şekilde bağdaşmaktadır.
Canlı olma durumunu Tanrı’sal yaratılışla açıklamaya gerek yoktur. Bu müthiş olayı başaracak fizik yasaları vardır.
Her şeyden önce biz, canlıların yaratılışını bir kenara bırakmalı ve fizik yasalarının kökenini araştırmalıyız. Evrenin gizemi fizik yasalarında saklıdır.
Selamlar
HACI
Merhaba Hacı,
Termodinamiğin birinci kanunu gerçekten enerjinin yoktan var olmayacağını vardan da yok olmayacağını söyler. Sana sorum şu: Bigbang’ın başına dönersek tüm maddenin ve zamanın bir başlangıcı var. Bu tekillik noktasında fizik kanunları geçerli mi? Tekillik anından önceki anda ne vardı?
Termodinamiğin ikinci kanunuyla ilgili yaptığın yorumlar bence yanlış. Bu tarz mantık senin ve senin gibi düşünenlerde hep rastlıyorum. Kendince bir ön kabul yapıyorsun, sonra bu ön kabulü yanlışlayıp kendini haklı çıkartıyorsun. Oysa ön kabulün baştan yanlış. Örneğin şöyle diyorsun:
“Termodinamik yasalarına rağmen Tanrı canlıları yaratsaydı, canlıların termodinamik ilkelerine uymaması gerekirdi.”
Örneğin güneş enerjisiyle çalışan bir küçük buzdolabını ele alalım. Bu buzdolabı termodinamik yasalarına göre hareket eder. Bunun bu yasalara göre çalışması, onun bir tasarım ürünü olmadığı anlamına gelmez ki. Aksine son derece gelişmiş mühendislik imkanları, deneyler ve tasarımlar sonucunda bu makine üretilmiş ve ortaya konmuştur.
Bir de şunu unutma Allah sırf canlıları yaratmamıştır. Bu evrende var olan her şey gibi tüm doğa yasaları da Allah’ın bir yaratmasıdır. Her kanunun bir kanun koyucusu vardır. Doğa yasalarının koyucusu da onları yaratan Allah’tır.
Dolayısıyla canlıları yaratanda, doğa yasalarını yaratan da, tüm canlıların özelliklerini ona uygun şekilde var eden de Allah’tır. Şu anda termodinamik yasaların uygun olarak onun ilk yaratılışının olmayacağı anlamına gelmez.
Bir poleni düşünelim. Rüzgarla savrulan bu ufacık toz parçacığı için de yaşam enerjisini saklar. İçinde barındırdığı enerji ve program onu metreler boyunca ağaç yapabilecek bilgiye sahiptir. Böyle bir bilgi ve enerji o küçücük toz zerresinin içini nasıl paketlenmiştir? her şeyi bozulmaya gittiği evrende, bunlar basit düzenlenme değildir. Burada bilgi, tasarım ve akıl vardır. Bunlardan hiç biri maddenin bir ürünü değildir. Madde belki kısıtlı ölçüde bir düzen üretir ama tasarım ve bilgi üretemez. Olan yapılar bile doğa şartlarında bozulurken, bu yapılar sahip oldukları bilgi ve tasarımla bize üstün bir aklı gösterir.
Sevgili Ella:
Siz canlı olma durumunu çok romantize ediyorsunuz. Evet, canlılık muhteşem bir olaydır. Hele insan olmak müthiş bir ayrıcalıktır ama, bir yaratıcıyla açıklamaya gerek olmayacak kadar da doğal bir süreçtir.
Entropi yasasına uyan bir yaratıcının var olduğunu kabul edelim. O zaman entropinin bir canlının ortaya çıkmasını önleyen bir yasa olmadığı anlaşılıyor. Buna rağmen Harun Yahya yalancısı neden entropinin canlı yaşamının ortaya çıkmasını önleyen bir ilke olduğunu ileri sürüyor. Bunun üzerinde hiç düşündünüz mü?
Gelelim buzdolabı olayına..
Örneğin güneş enerjisiyle çalışan bir küçük buzdolabını ele alalım. Bu buzdolabı termodinamik yasalarına göre hareket eder. Bunun bu yasalara göre çalışması, onun bir tasarım ürünü olmadığı anlamına gelmez ki. Aksine son derece gelişmiş mühendislik imkanları, deneyler ve tasarımlar sonucunda bu makine üretilmiş ve ortaya konmuştur.
Bu konuda yukardakileri yazmışsınız...
Buz dolabı termodinamik ilkelerine uyar. Ama onlara karşı da gelir. Yani termodinamik yasalardan yararlanmaz. Ama onlar dikkate alınarak dizayn edilen bir araçtır. Doğal olarak entropi yasasına göre ısı sıcaktan soğuğa doğru akar. Buzdolabı termodinamik olarak doğada mevcut değildir. Çünkü buzdolabında soğuk sıcağa doğru akmaya zorlanır. Daha doğrusu sıcaktan soğuğa akan ısı dışardan soğukla kompanze edilir. Buzdolabının içine koyacağınız sıcak bir su etrafı ısıtır ve buzdolabındaki ısıyı düşürür. Siz buz dolabının içindeki düşük ısıyı korumak ve idame ettirmek için soğuğy dışardan içeriye sevketmek zorundasınızdır. Ancak o zaman giderek ısınmakta olan buzdolabının ısısını tekrar düşürebilirsiniz.
Allah buzdolabını yaratsaydı, size hak verirdim. Allah buz dolabını yaratmamıştır. Allah buz dolabına benzer tek bir canlı veya cansız varlık bile yaratmamıştır. Buzdolabı insan aklının ürünüdür. Canlılar ise doğanın ürünüdürler. Canlı varlıkları yaratmak bir entellektüalite istemez. Çünkü fizik yasaları onun yerini alır. Canlı varlıklar entropi yasasına karşı gelecek şekilde tasarımlansalardı, bu Tanrı’nın varlığının mükemmel bir işareti olurdu. Ama maalesef, termodinamik yasalarına harfiyen uyan canlıların varlığı Tanrı’nın olmadığının en kesin kanıtıdır... Selamlar...
Ne acı..
HACI
Sevgili Hacı,
Kusura bakma ama şu buzdolabı örneği hakkında yaptığınız yorumlardan, entropi olayını anlamadığınız anlaşılıyor.
Sana kısaca entropi nedir anlatayım ilk başta. Entropi bir sistemdeki düzensizliğin ölçüsüdür. Evrende hareketi sağlayan enerji dönüşümüdür. Isılar toplandıkları merkezler olan yıldızlar vardır. Bundan sürekli evrene ısı yayılar. Örneğin güneş sistemini düşün. Güneşin bu enerjisi güneş sistemini ayakta tutmaktadır. Bu enerji bittiğinde ise bu sistemin sonu olur. Evreni bekleyen ısıl ölüm de bu şekilde olacaktır. Artık yayılacak ısı kalmadığında entropi maksimuma ulaşmış olacak ve sistem çökecektir.
Entropi yasası bize her şeyin bozulmaya doğru gittiğini söyler. Hiçbir enerji çevriminin verimi 1 değildir. Örneğin elektrik enerjisini düşün bunu lambalar vasıtasıyla ışık enerjisine çevirisin fakat bir kısmı lambada ısıya dönüşü bu kayıp enerjidir. İşte bu enerjideki kaybolan yani kullanılmaya enerjinin ölçüsü entropidir.
Yani senin söylediğin gibi buzdolabının soğuması entropiye aykırı bir durum oluşturmaz. Sen orada olayı bir sistem olarak düşünmediğinden böyle bir yorumu yapabiliyorsun. Şimdi bu buzdolabına giren bir elektrik enerjisi vardır. Bu enerji motorlar vasıtasıyla hareket enerjisine dönüşür. Bu hareket enerjisi buzdolabı içindeki kanallar vasıtasıyla soğutucu sıvının hareket etmesi ve buzdolabının içindeki havayı soğutması sağlanır. Daha sonra fanlar vasıtasıyla bu sıvı yine soğutulur. ( bu kabaca bir anlatım) Burada entropi yasalarına aykırı bir şey yoktur. Bir yerin soğuması bir yerin ısınmasını, evrendeki ısı değişimiyle karıştırma.
Buradaki olay enerji dönüşümüdür. Fanlar vasıtasıyla belli bir ısı havaya atılır işe bu kayıp enerjidir. Burada da entropi yasaları geçerlidir. Bu ısı kullanılamaz ve boşa harcanır. Yani ortada senin söylediğin gibi termodinamik yasalarından yararlanmama gibi bir şey söz konusu değildir. Termodinamik yasalarını hayatımızın her anında vardır. Onun olmadığı yer yoktur. Sen belki suyun dışına çıkıp suyun kaldırma yassından uzak olabilirsin ama entropi yasası için aynı şeyi yapamazsın. Bu yasanın olmadığı hiçbir yer yoktur. Bu kısmı yanlış anlamışsın bence.
Buzdolabı benzeri bir sistem yok iddiadan bence biraz bilgisizlik ürünü bir iddia. Çok uzaklara değil kendi vücuduna baksan benzer bir soğutma sisteminin sende de olduğunu görüsün. İnsan vücudu 37 c dir. Bu sürekli olarak korunur. Örneğin soğuk bir havada olsa vücut bu ısıyı korur. Çok sıcak bir havada örneğin 45 derece sıcakta olan bir insan düşün. Bu insanın sıcaklığı hiçbir zaman 45 derece olmaz yine 37 derece civarında olur. Burada da vücuda bulunan bir soğutma sistemi devreye girer. Vücut ısındıkça bu ısıyı alıp dışarı atar ve sabit tutmaya çalışır. Al sana tıpkı buzdolabı gibi bir örnek, ısının soğuk oramdan daha sıcak ortama aktarımı. Zaten vücudun sahip olduğu bu sistem son derece kompleks mekanizmalara bağlıdır. Bu ısının düşürülüp dengelenmesinde böbrekler, ter bezleri, beyin, salgı bezleri sindirim sistemi vs gibi birçok organ ve organ sistemi olaya katılır. İşte böylesine bir sistemin vücutta olması senin de söylediğin gibi bir tasarım örneğidir. Gerçi sen böyle bir sitem yok, olsa tasarım olurdu dedin ama bu örnekte senin bu ters iddian doğrulanmış oldu.
Bence termodinamiği iyi oku. Eğer bu yazıda anlamadığın varsa tekrar sor , seve seve açıklarım. Sana dediğim gibi bu tarz konuları tek taraflı kaynaklardan okuma. Michael Behe’nin shpw kitaptan çıkmış “Darwin’İn kara kutusu” kitabını mutlaka oku. Kabul etmesen bile karşı görüşün argümanlarını öğrenirsin.
Orada bir motor örneği vara. Bence çok güzel örnektir. Kısaca sana anlatayım. Klasik bir elektrik motorundan bahsediyor. Rotor ve stator kısmı var. Rotor hareketli, stator ise sabit kısmıdır. İkisi arasında elektrik akımı uygulandığında aralarında oluşan manyetik alandan dolayı rotor dönmeye başlıyor. Bu temel bir elektrik motorunun çalışma tarzı. Böyle bir şey tesadüfen oluşabilir mi?
Tabi ki bu bir akıl ürünüdür. Yıların birikimi ve insanların araştırması üstüne böyle bir motor geliştirile bilmiştir. Fakat bu mekanizmanın aynısı kamçılı bir bakteri olan flegelyumda vardır. Aynı şekilde sabit ve hareketli iki kısmı var ve hareketli kısma kamçı bağlıdır. Kendi ürettiği elektriği uyguladığında rotor dolayısıyla ona bağlı kamçı hareket eder. Şimdi böyle bir sistem kendi kendine oluştu demek, bir elektrik motorunun kendi kendine oluştu demekle aynıdır. Çünkü her şeyiyle bu bir elektrik motorudur.
İşte tüm bu tasarım örnekleri bir akıl olmadan mevcut doğa kanunlarına göre meydana gelemez. Benim söylemek istediğim budur. Hiçbir evrimsel sürecin bunun tesadüfen gerçekleşebileceği gösterilememiştir. Aksine böyle kompleks yapıların ve sistemlerin kendi kendine olamayacağını bilim göstermektedir.
Sevgili Ella...
Harun Yahya’yı izleyen birinden bilimsel bir yazı gelmeyeceğini bilmeliydim. Siz ne entropiyi biliyorsunuz, ne de İslam’ı...
Siz onları bildiğinizi sanıyorsunuz. Siz Harun Yahya’yı da bilmiyor ve tanımıyorsunuz ama onu taklit ediyorsunuz.
Siz bir taklitçisiniz..
Harun Yahya düzeyinde biri bile değilsiniz.
Sizinle vakit kaybediyorum bu forumda..
Siz beni okuyun, izleyin.
Tek kurtuluşunuz benim..
Benden öğrendiklerinizle yaşamınıza bir çeki düzen verebilirsiniz. Kur’an ve İslam sizi yanlış bir yöne itmiş.
Harun Yahya’da sizin aklınızı çelmiş, bulandırmış..
Sizin için gerçekten üzüntülüyüm.
Mühendis olduğunu söyleyen birinden entropi ve diğer bilimsel konular hakkında bu tür sapkın fikirlerin çıkması beni düşündürüyor.
Size entropiyi araştırmanızı tavsiye ediyorum.
Okuyun, öğrenin ne olur..
Bu halinizle gerçekten çok acıklısınız.
Selamlar
HACI
Not: Bu konuyu sizle tartışarak devam etmeyeceğim. Kendi literatür bulgularımla devam edeceğim. Sizi yanıtlamamın bir sonuç vermeyeceğini anladım. Sizi bildiğinizi yazmaya devam edin. Onlar sizin değil Harun Yahya’nın sapkın yazıları olacağından beni hiç ilgilendirmeyecekdir.
Hayvan vücudunu bir soğutma sistemi olarak kabul ediyorsunuz. Bir buzdolabı örneği değil ama.. Buzdolabı örneğinde soğuk kapalı bir sisteme pompalanır. Bir enerji kullanılır. Güç kullanılır. İnsan vücüdu kapalı bir sistem değil. Açık bir sistem. Enerji girer, başka tür bir enerjiye ve ısıya çevrilir ve onlar etrafa atılır.
Buzdolabı tümüyle kendi içinde olan bir sistem. Kapalı bir sistem. Buzdolabının kapısını açtığınız an, dışarıya soğuk kaçmaz. Buzdolabının kapısını açık tutarak bir odayı soğutamazsınız. Çünkü odadaki sıcak hava buzdolabının içine doğru hareket ederi
Siz daha bu basit fizik yasasını bilmiyorsunuz.
Özetliyorum. Biraz araştırın.
Canlı vücudu ve biyolojik sistemler açık sistemlerdir.
Buzdolabı ise kapalı bir sistemdir ve entropi ilkesine karşı çalışır. Bu da ancak enerji kullanmakla mümkündür.
Canlı vücut etrafa enerji salarken enerji kullanmaz. Isı etrafa doğal olarak, termodinamik ilkelere uyarak yayılır..
Canlı varlıkların varlık nedeni termodinamik ilkelerdir.
Termodinamik ilkelerin canlıların ortaya çıkması için müsait olmadığını söyledikten sonra termodinamik ilkeleri canlıların kullanmasını açıklayamıyorsunuz...
Butun iddialarınızı Harun Yahya sapığından çalıyor ama, onları bile yeterince savunamıyorsunuz.
Ne aci
HACI
Sevgili Ella’yı biraz da Batı bilimi ile eğitelim.
Önce aşağıdaki URL adresine gidiniz. İngilizce entropi ve evrimden bahsediyor. Oradan bir parağraf alıyorum. Entropinin sizin bahsettiğiniz gibi bir düzensizlik olmadığını açıklıyor.
http://www.charleswood.ca/reading/evolution.php
Entropy is NOT Disorder
As an aid for conceptualizing entropy, it is often described as a measurement of disorder. This is not intended as a definition of either entropy or disorder. Entropy is determined by the number of ways you could achieve a state, disorder is defined by the amount of violation of an ordering rule. The assignment "entropy is disorder" is intended to describe situations such as "the more space a gas takes up, the higher its entropy is, and the less you know about where all the molecules are (which in a casual sense means more disorder)". This conceptual link between entropy and disorder should not be interpreted as saying that increased disorder is increased entropy. An example of how entropy isn''t disorder is that if you take a piece of glass, which is an amorphous material (one whose atoms are disordered), and place it in a fridge to cool it down, you will not change the atom locations. The glass remains just as disordered, but its entropy decreases as its temperature drops. In fact, in a very good fridge, the closer you brought it to absolute zero (-273.15 C or -459.67 F) to closer its entropy would become to zero. This would all happen without changing its structural disorder
Bazılarına göre entropi ve evrim benzer şeylerdir. Bunu da aşağıdaki adresde okuyabilirsiniz..
http://www.what-is-life.org/entropy.htm
Entropi hakkında yanlış anlamalara değinen aşağıdaki adrese göz atınız.
http://www.2ndlaw.com/evolution.html
Aşağıdaki adresde canlıların evrimi ile termodinamik ilkeler arasındaki ilişkiyi konu edinen bir kitap vardır.
http://www.amazon.com/exec/obidos/tg/detail/-/1560724579/002-4717298-4284816?v=glance
Ayrıca size google search yapmanızı ve evolution ve entropy terimlerini birlikte kullanarak aramanızı tavsiye ediyorum. Orada Harun Yahya’nın sapık İngilizce yasısını da bulabilirsiniz, Hristiyanların sapkın iletilerini de.. Ama çoğu gerçek bilimsel yazılardır..
Selamlar
Hacı
Not: Sizi eğitmeye devam edeceğim. Buna çok ihtiyacınız var..
Merhaba Hacı,
Benim eğitimime verdiğin önem için teşekkür ederim, ama maalesef yazında çok ciddi çuvallamışsın.
Bu yazından anladığım kadarıyla sen açık sistem kapalı sistem nedir, onları bile bilmiyorsun. Buzdolabı kapalı bir sistemdir demek tam bilgisizliğin göstergesi. Sen herhalde kapısı falan var diye buzdolabını kapalı bir sistem zannettin.:-)
Sana açık sistem nedir kapalı sistem nedir ilk başta onu anlatayım. Kapalı sistem dışarıdan hiçbir enerji girişi olmayan ve dışarıya da hiçbir enerji vermeyen sistemdir. Örneğin tüm evren kapalı bir sistemdir. Yada her tarafı izole edilmiş bir oda düşün dışarıdan içeriye içeriden dışarıya hiçbir enerji akımı yoksa bu kapalı bir sistemdir. Fakat enerji akışı giriş ya da çıkış yönünde varsa bu açık sistemdir. Örneğin dünya bir açık sistemdir. Çünkü güneşten sürekli bir enerji akışı vardı. Dünyadan da uzay boşluğuna yavaş bir ısı yayılışı vardır. Herhalde bu örneklerden açık sistem nedir, kapalı sistem nedir anladın.
Buzdolabı örneğine dönersek, buzdolabına bir elektrik girişi vardır. Ayrıca Kapısından kaçan enerji bir yana içeride ısınan sıvının sıcaklığı arkadan atılır. Arkasına bakarsan oradaki soğutucu sıvı kananlarının nasıl sıcak olduğunu görürsün. Yani buzdolabının açık sistem olduğu öyle şüpheli bir durumu bile yoktur. Senin için üzülerek söylüyorum ama Buzdolabı da, insan vücudu gibi açık bir sitemdir. Buzdolabı kapalıl bir sistem demek dışarıdan hiçbir enerji girmemesi demektir. Elektriksiz çalışan bir buzdolabı hiç gördün mü sen? Buzdolabı kapalı sistem demek kendi içinde hiçbir enerjiye ihtiyaç duymadan soğuyor demektir.
( Buzdolabının odayı soğutması konusunda da yanılıyorsun ama o konuyu anlatıp konuyu boğmak istemiyorum. Çünkü burada çok ciddi bir bilimsel hata yaptın. O bunun yanında hiçbir önemi yok. Buzdolabı kapalı sistem diyen bir insan, o lafları rahat raht söyleyebilir.)
Yani bunu bile görememen, kusura bakma bu konuyu hiç bilmediğini gösteriyor. İnsan kapalı sistem nedir, açık sistem nedir bilmeden nasıl entropi hakkında yorum yapabilir, kendisine aktarılan yazıları nasıl değerlendirebilir ki?
O alıntı olarak yazına ilave ettiğin şeylere de bu konuda fazla düşünmek istemeyen, materyalist saplantılarla hareket eden insanların sığındığı sözler.
Sana ben sadece düzenden ya da düzensizlikten bahsetmiyorum. Entropi düzen yaratır tarzı retoriklerle bu konuya bilimsel açıklanmalar getirilemez. Ortada kompleks sistemler, ve bir bilgi var. O söylediğin yazılarda bırak bu tasarım ve aklı açıklamayı, düzen kavramını açıklamaya çalışıyorlar. Onlarda hikayeden başka bir şey değil.
Bana itiraz etmeden önce bence entropi konusunu cidden bilen birisine git danış. Buzdolabı açık sistem mi kapalı sistem mi ondan öğren. Ondan sonra itiraz etmeye kalk. Lütfen bu iddianın cevabını bana güvenmiyorsan bir kere sor.
Bak bu yazdıklarındaki bilgilerden söylediğin gibi eğitilmedim. Ama yazıların beni eğitti. İnsan ideolojik önyargıları olduğunda ne derece yanlış düşüncelere saplandığını daha iyi görebiliyorum şimdi. Bu güzel bir örnek benim için.
Bir de senin bu yazılarından “cahil cesur olur” sözünün ne derece doğru olduğunu da öğrendim. Bilgisiz olunca böyle yorumları rahatça insan yapabiliyor. Bu da benim için ayrıca eğitici oldu. Bu eğitimler için teşekkür ederim
Harun Yahya konusuna gelince, şahsen bilgilerim onun kitaplarından okuyarak edinmedim. Ben söylediğim gibi mühendislik okudum. Entropiyi üniversiteden öğrendim. Onun yazılarındaki mantığı yanlış bulmuyorum ama objektif değerlendirmek için konunun temel mantığının öğrenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Öyle bazı görüşlerin önyargılı yorumlarını okuyarak bu konuyu öğrenmedim. Bu şekilde öğrenmiş olsam daha doğrusu o yazılardan ezberlemiş olsam olayın mantığını bilemezdim. Sonra maazallah senin gibi buzdolabını kapalı bir sistem zannederdim.:-)
Bence sen de bu tarz şeyleri ideoloji gözlüğüyle değil, bilimsel olarak anlatan yerlerden oku öğren. Ya da karşı görüşte olanları kötüleyerek red etmek yerine bir kez okuyup anlamaya çalış. Öyle öğrenirsen temelin sağlam olur. Böyle basit şeyleri bilirsin. Bir de başkalarına bu konuyu öğrettiysen onlara da doğrusunu öğret. Sonra onlarda Buzdolabı kapalı sistem olduğunu zannederler.:-)
Not: verdiğin adreslere ayrıca bakacağım. Onlar hakkındki yorumları daha sonra sana iletirim.
Buzdolabı örneği bir canlı örneği değildir. Bir enerji girmez buzdolabına.. Soğuk içeri enerji ile itilir. Buzdolabı ısı enerjisini dışarı çıkaran bir sistemdir. Soğuk termodinamik ilkelere karşı zorla buzdolabı içine pompalanır ve sıcak dışarı çıkmaya zorlanır. Buzdolabında sıcaktan soğuğa bir hareket yoktur. Soğuktan sıcağa doğru bir hareket vardır. Bu da entropi yasasına karşıdır. Bu bakımdan buzdolabı içeri ısının ve diğer herhangi bir enerjinin girmediği kapalı bir sistemdir. Yoksa bir gücün içeriye girmeye zorlanmasi yönünden açıktır elbette. Ama calisma sistemi olarak kapalıdır.
Bir canlıda ise durum farklıdır. Canlının enerjiye gereksinimi vardır. Bu enerji çeşitli yollarla vücuda girer. Canlı bu enerji girişi olmadan yaşayamaz. Buz dolabında enerjinin atılması söz konusudur. Canlıda ise enerjinin girmesi ve başka bir enerji türüne çevrilmesi önemlidir. Canlının vücuduna giren bu biyolojik enerji orada başka ve biyolojik olmayan bir enerjiye dönüşür. Bu arada ısı ortaya çıkar ve vücuttan atılır.
Buzdolabında da ısı çevreye atıldığı için siz onu vücuda benzetiyorsunuz. Buzdolabında içeri giren herhangi bir enerji değildir. İçeri girmeye zorlanan soğuktur. Absolü ısının dışında her türlü ısı eneji içerir ama, buzdolabına giren soğuğun amacı, içerdeki sıcaklığı dışarı atmaktır. Soğuğu buzdolabının içine iten güç enerjidir ama, o enerji sadece soğuğu içeri sokmakla görevlidir. Başka enerji girmez buzdolabına..
Aradaki küçük farkı anlamıyorsunuz. Çünkü hep Harun Yahya okuyorsunuz.
Bu adam fizik bilmiyor. Biyoloji bilmiyor. Yine de 250 kitap yazmış. Hiç merak etmiyor musunuz? Bu kadar cahil biri, entropi ve evrim hakkında bu kadar sapkın bilgilerle donamış biri sizin için ne kadar zararlı.
Sizi aldatıyor bu adam ve siz de bu adama aldanıyorsunuz..
Ne acı..Entropi konusunda size verdiğim literatüre bakınız. Orada entropiyi size öğretecek güzel yayınlar vardır. Evrimi de bu arada öğrenmiş olursunuz. Entropinin evrimden ve ilk canlının ortaya çıkmasından sorumlu olduğunu size bir kere daha hatırlatıyorum.
Selamlar
HACI
Merhaba Hacı,
Bak ciddi söylüyorum sen entropiyi bilmiyorsun. Sana tavsiyeme uy. Bu konuyu bilen birilerine danış. Son derece yanlış bilgilere sahipsin. Eğitimini bilmiyorum ama her yazında bir eksiğin ortaya çıkıyor. Bu yazında da enerji çeşitlerini bilmediğin ortaya çıktı. “Soğuk içeri enerji ile itilir” lafları falan ne demek? Bu nasıl bir bilim anlayışı. “Soğuk termodinamik ilkelerine karşı zorla buzdolabına pompalamak” ne demek? “Bu bakımdan buzdolabı içeri ısının ve diğer herhangi bir enerjinin girmediği kapalı bir sistem” demek ne anlama geliyor. Bu nasıl bir bilimsellik. Eğer senin bilim anlayışın buysa, vay senin sözlerine kananların haline. Her bir cümlen ayrı bir problem içeriyor.
Şimdi sana teker teker açıklayayım.
Buzdolabı örneği bir canlı örneği değildir. Bir enerji girmez buzdolabına.. Soğuk içeri enerji ile itilir.
Canlı olsun cansız olsun her yerde doğa kanunları aynıdır. Nehirde akan suda damarlarında akan kan da akışkanlar mekaniği prensipleri doğrultusunda hareket ederler. Enerjinin olduğu her yerde de entropinin prensipleri geçerlidir.
“Bir enerji girmez buzdolabına soğuk içeri itilir” lafınız ciddi anlamda problemli bir laftır. Bak sana bu konuyu buzdolabının çalışma prensibinden bahsederek açıklayayım. Bu konuyuda bilmediğinizden avamı tabiriyle sadece kesiyorsunuz. O zaman herhalde daha rahat anlarsın buzdolabının içine enerji giriyor mu girmiyor mu?
Şimdi buzdolabının içinde soğutucu özel bir sistem vardır. Bu sistemin içinde ise özel soğutucu bir gaz vardır. İlk başta kompresör vasıtasıyla gaz çıkıştırılır. Sıkıştırılan bu gaz basınç altında ısınır. Kompresörler elektrik enerjisiyle çalışır ve burada elektrik enerjisi basınç vasıtasıyla bu özel gaz aktarılmış olur. Örneğin bu enerji basınçlı kap içinde bir itme enerjisi şeklinde saklı tutulur. Daha sonra basınç altında belli enerjiye sahip bu gaz yine özel bir bölümden ( Kondenser) borularından geçerken ısısı dışarı atılır. Bu ısı atımı esnasında basınç aynı kalır fakat gaz akışkan sıvıya dönüştürülmüş olur. Yani ısının alınması için bir enerji kullanılmış ve bu enerji sayesinde akışkan sıvılaşır. Bu soğutulmuş ve basınçlı sıvı kılcal borular vasıtasıyla buzdolabından geçer, basıncı düşer. Basıncı düşen sıvı buzdolabı içindeki ortamın ısısını çekerek gaz haline dönüşür ve buzdolabını soğutur. Yani burada soğuğu içeri itme dediğin gibi bir şey değil, aksine içerideki sıcak havanın emilmesi söz konusudur. Burada kullanılan enerjide basınç altında soğutulmuş sıvının sahip olduğu enerjiden gelir. Yani sadece ısı enerji değildir. Örneğin kinetik ( durum) enerjisi de vardır. Barajlarda bulunan suların kinetik enerjileri vardır. Türbinlerden geçirerek bunlar elektrik enerjisine çevrilir. Sonra bu enerji buzdolabında kompresörler vasıtasıyla basınca dönüştürülür ve bu basınç altındaki gaz durum enerjisine sahip olur. ( örneğin bu kaba bir delik delindiğini düşün buradan basıçla sıvı dışarı akacaktır. Eğer bu akışı küçük bir tribünden geçirebilsen tekrar elektirk enerjisine dönüştürebilirsin) Daha sonra buzdolabı içinde bu basınç boşaltılarak bu enerji ortamdan ısı emilmesi için kullanılmış olur. Yani içeri bir enerji verilir ya da senin anlayacağın anlamda içeride bir enerji kullanılarak ortamın ısısı emilir.
Yani ortada soğuk içeri itilir gibi bir durum yoktur. Sen herhalde bu konuyu bilmeden, olsa olsa böyle olmuştur mantığıyla bu yorumu yapmışsın. Ama mühendislik öyle çalışmıyor. Entropi yasaları da senin bildiğin gibi çalışmıyor.
Buzdolabı ısı enerjisini dışarı çıkaran bir sistemdir. Soğuk termodinamik ilkelere karşı zorla buzdolabı içine pompalanır ve sıcak dışarı çıkmaya zorlanır. Buzdolabında sıcaktan soğuğa bir hareket yoktur. Soğuktan sıcağa doğru bir hareket vardır. Bu da entropi yasasına karşıdır. Bu bakımdan buzdolabı içeri ısının ve diğer herhangi bir enerjinin girmediği kapalı bir sistemdir. Yoksa bir gücün içeriye girmeye zorlanmasi yönünden açıktır elbette. Ama calisma sistemi olarak kapalıdır.
Bu paragraf tamamı hepsi evlere şenlik ifadeler barındırıyor. Buzdolabı yukarıda da anlattığım gibi ısı enerjisini içeriden çeken bir sistemdir. Bir kere ısı enerjisini dışarı çıkartmak için yine iş yapmak gerekir. Bu iş için enerji nerededir? Bu cümlen kendi içinde mantıksız.
Buzdolabında sıcaktan soğuğa bir hareket yoktur. Soğuktan sıcağa doğru bir hareket vardır. Bu da entropi yasasına karşıdır.
Buzdolabında bu sözlerinin aksine sıcaktan soğuğa bir hareket vardır. Buzdolabının içindeki havadan daha soğuk olan soğutucu akışkana doğru bir ısı geçişi vardır. Sen herhalde buzdolabının içi soğuk olunca bu vehme kapıldın. Ama sıcaklık soğukluk görecelidir. Buzdolabının içine göre soğutucu sıvı daha soğuktur. Merak ediyorum bu cümleleri hangi bilgilere dayanarak yazıyorsun. Eğer bir yerden okuduysan son derece yanlış bir kaynağa başvuruyorsun. Yok eğer kendi bilgilerine dayanarak söylüyorsan, kusura bakma ama eğer lise okuduysan, kötü bir fizik eğitimi almışsın.
Termodinamik ilkelerine rağmen hiç bir şey yapamazsın. Buzdolabı bu söylediğinin aksine tümüyle termodinamik ilkeleri kullanılarak yapılmış bir sistemdir. Tümüyle enerji çevrimi esasına dayanan bir mühendislik harikasıdır. Tıpkı insan bedenindeki terleme gibi bu sistemde bir akıl ürünüdür.
Bu bakımdan buzdolabı içeri ısının ve diğer herhangi bir enerjinin girmediği kapalı bir sistemdir.
Tümüyle yanlış bir cümle. Yukarıda anlattığım gibi buzdolabı tamamen açık bir sistemdir. Bu cümlende bilgisizce sarf edilmiştir. Enerji sadece ısı değildir. Enerjinin bir çok çeşidi vardır. Ener basınç içinde bir sıvıyı buzdolabının içine pompalıyorsan burada enerji sokuyorsun demektir. Ben tekrar ediyorum. Bu yazdıklarını bir bilene danış öyle yaz. Ya da en azında ısı dışında da enerji türlerinin olduğunu öğren.
Yoksa bir gücün içeriye girmeye zorlanmasi yönünden açıktır elbette. Ama calisma sistemi olarak kapalıdır.
Ya şimdi bu nasıl bir mantıktır. Eğer bir zorlama varsa burada bir iş vardır, bir enerji vardır. Eğer zorlamayla bir sisteme bir şey sokuyorsan, adının zorlama olması bunun enerji olmadığı anlamına gelmez. Aksine bu tümüyle bir enerjiyi ifade eder. Eğer zorlamayla yani enerjiyle bir yere bir şey sokuyorsan bu sistem açıktır. Yukarıdaki cümlen bilimden nasibi olmadan sarf edilmiş bir hezayandır.
Bir canlıda ise durum farklıdır. Canlının enerjiye gereksinimi vardır. Bu enerji çeşitli yollarla vücuda girer. Canlı bu enerji girişi olmadan yaşayamaz.
Canlılarda da durum aynıdır. Burada da bir enerji girişi vardır. Bir şeyler yersiniz. Bu yedikleriniz hücrelerde yakılarak sısı ve hareket enerjisine dönüştürülür. Burada meydana gelen enerjiler gerekli yerlerde kullanılır. Zaten burada birbirinden farklı sistemlerin birbirini tamamlıyacak şekilde çalışması “Akıllı dizayn” kavramını ortaya çıkartmaktadır. Tek başına terleme mekanizması bile bu açıdan bir yaratılış delilidir. Canlı nasıl bir şey yemeden yaşayamazsa, buzdolabıda fişini takmazsan çalışmaz. Temel olarak ikisine de enerji girdisi gerekir.
Buz dolabında enerjinin atılması söz konusudur. Canlıda ise enerjinin girmesi ve başka bir enerji türüne çevrilmesi önemlidir.
Buzdolabından da canlıda da enerji atılması söz konusudur. Nasıl ısınan soğutma akışkanı soğutulup sıcaklık havaya bırakılıyorsa, siz nefes aldığınızda yada ter bezleriniz vasıtasıyla ısı dışarı atılır. Çalışma mantığı olark ikisi arasında bir fark yoktur. İkisi de termodinamik ilkelerine göre çalışır.
Buzdolabında içeri giren herhangi bir enerji değildir. İçeri girmeye zorlanan soğuktur. Absolü ısının dışında her türlü ısı eneji içerir ama, buzdolabına giren soğuğun amacı, içerdeki sıcaklığı dışarı atmaktır. Soğuğu buzdolabının içine iten güç enerjidir ama, o enerji sadece soğuğu içeri sokmakla görevlidir. Başka enerji girmez buzdolabına..
Bu paragraftada siz enerji türlerini bilmediğiniz için illa enerji olması için sıcaklığın olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Yukarıda açıkladığım gibi buzdolabının içine giren basınçlı sıvı zaten içinde bir enerji barındırır. Bu basıncın kalkmasıyla iş açığa çıkar ve sıvı tekrar gaz haline geçer, böylece soğuyan sıvı ortamın ısısını çeker. Ortamın ısısını çeken enerji işte o basınçlı sıvıda olan durum enerjisidir. Bence lisede öğretilen enerji konusuna bir daha bakın ve enerji türlerini öğrenin.
Aradaki küçük farkı anlamıyorsunuz. Çünkü hep Harun Yahya okuyorsunuz.
Valla ben çok iyi anlıyorum. Anlamadığım şey bunu sizin anlamamanız. Siz kusura bakmayın ama enerji türlerini bile bilmiyorsunuz. Açık sistem kapalı sistem farklarından haberiniz yok. Sonra kalkıp entropi konusunda ahkam kesiyorsunuz. Yok, entropi nasıl düzen yaratır bunu anlatmaya çalışıyorsunuz. Bu tarz önyargıları terk edin. Diğer fikirleri de dinleyin. En azında savunduğunuz şeyi bilin. Belki sizin anlattığınız hikayeler etrafınızdaki insanlar kanabilir ama gerçekler öyle değil.
Harun Yahya konusuna kitlenmişsiniz. Varsa yazdıklarında hatalar hep beraber eleştirelim. Ama size anlatılan bu gerçekleri bu tarz retoriklerle karalamaya çalışmayın. Ben size Harun Yahya’dan hiç bahsetmiyorum. Onun kitaplarını da referans vermedim.
Entropi konusunda size verdiğim literatüre bakınız. Orada entropiyi size öğretecek güzel yayınlar vardır. Evrimi de bu arada öğrenmiş olursunuz. Entropinin evrimden ve ilk canlının ortaya çıkmasından sorumlu olduğunu size bir kere daha hatırlatıyorum.
Ben tekrar söylüyorum, entropinin eğitimini ideoloji kitaplarından değil üniversiteden aldım. Ayrıca bu konuda her iki tarafında görüşünü okudum. Neyin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Size tavsiyemi bir kere daha tekrarlayım. Bu tarz konuları ideolojik saplantısı olmayan insanlara sorun. Onlar size açık sistem nedir kapalı sistem nedir diye anlatsın. Size anlatılan her hikayeye kanmayın.
Entropinin ilk canlının ortaya çıkmasında ve evrimden sorumlu olduğuna dair düşüncenizde tümüyle bir bilgi hatasıdır. Bu konuda ideolojik saplantıları olanların yaygaraları dışında evrimci bilim adamları daha böyle bir iddia da bulunmamaktadırlar. Hatta hayatın entropi yasalarına rağmen nasıl ortaya çıktığı ve bunun mekanizmasının ne olduğu onlar açısından bir karanlıktır.
Bence bu konuda çok ısrarcı olmayın bilgilerinizin yanlışlığı açıkça ortada. Sizi bu konuda daha fazla rencide etmek istemiyorum. Ama madem bu kadar bilgisizsiniz, niye bu konuda başlık açarsınız ki? İnsan bir şeyi bilmiyorsa bilmiyorum der ve diretmez. Bence hatasını ve bilgisizliğini görmek de bir erdemdir. Ayıp olan bilmemek değil, bilmediği halde biliyormuş gibi diretmektir.
Selamlar
Bil mukabele selam benden
Sevgili Ella
Isterseniz en bastan yeniden baslayalim ve kisa cumle ve iletilerle sorunu tartisalim. Evet entropiyi biliyorsunuz. Burasi kesin. Tabii beni bilmiyor sanarak bazi seyler uyduruyorsunuz ve entropiyi yalniz duzensizlik, curume olarak dusunuyorsunuz. Nasil oluyor da Harun Yahya gibi bir cahilin sozlerine kanarak canlilarin ortaya cikmasindaki en onemli bir mekanizma olmadigini iddia edebiliyorsunuz? Evrimi nasil oluyor da reddediyorsunuz. Kur''an gibi uydurma bir kitabi bir bilim kitabi olarak kabul edebiliyorunuz. Benimle laf kalabaligi yapmadan tartisabilir misiniz? Esit miktarlarda yazarak kendinizi belirtebilir miyiz? Beni tahrik etmeden ve alay etmeden yazabilir misiniz. Cunku siz oyle yapinca ben de karsilik veriyorum. Buna zorlaniyorum.
Sorun birden acik ve kapali sistemlere ve entropiye karsi sistemlere dogru yozlasti. Uzun yazilarinizin bir kismini okumak bile zorlasti.
Yeni bir baslik aciyorum. Ilk makaleyi orada ozetleyecegim. Oradan devam ederiz. Bu sayfalar bence okunamaz oldu.. O kadar gereksiz kelime kullaniyorsunuz ki.. Hem sonra unlu ve Nobel sahibi birini bir iki cumle ile ekarte etmemelisiniz. Aciklama yapmalisiniz. Musluman bir bilim adami ile bu kadar tartismamistim. Sizin yapi tasinizi merak ediyorum. Ama teke tek ve kisa iletilerle tartisalim. Terim karmasasina izin vermeyelim. Ben bazi terimleri kullanmada iyi degilim. Tip disindaki terimlerde zorlaniyorum. Buzdolabina sonra geliriz. Once acilisi ben kisa bir ileti ile yapacagim. Kisa iletilerle ilerleriz. Ne diyorsunuz?
Selamlar
HACI
Bu arada benim aklimdaki buzdolabi klasik bir buzdolabi degildi. Sogunun iceriye pompalandigi bir buzdolabi idi. Yani icerdeki sicak havanin disari atilmasini degil de, disardan iceriye zorla soguk hava pompalanmasini dusunuyordum. Ben sizin dogru olarak tanimladiginiz buzdolabini aklima bile getirmemistim. Sizin buzdolabiniz entropi yasasina mukemmel bir sekilde uyuyor. Benim dusundugum gibi bir sistem mumkun mu bilmiyorum. Bir vantilator araciligi ile buzdolabinin icine soguk hava pompalandigini dusunurseniz, bu nasil bir sistem olurdu. Ben bu buzdolabinin disari ile iliskisi olmadigini dusunmustum. Kargasaligin nedeni bu yuzden. Size actigim ayri baslikta entropinin neden ilk canlinin ortaya cikmasi icin gerekli bir yasa oldugunu ilk yazimdaki iddialarima sadik kadar ozetlemek istiyorum. Ona kisa itirazlar yaparsaniz memnun olurum. Lutfen kisa olsun. Kisa ama tekrarlayan iletilerle yazismak daha iyi.
Selamlar
HACI
Not: Bu arada Harun Yahyan''nin bu konudaki sacmaliklarina da bakmaktayim. Bazi ifadeleri sizinkilere o kadar cok benziyor ki, acaba siz Harun Yahya misiniz diye dusunmedim degil.. Ama bunun mumkun olmadigini biliyorum. Cunku sizinkiler, bir tasarimci disinda, daha mantikli.
Merhaba Hacı,
“Isterseniz en bastan yeniden baslayalim ve kisa cumle ve iletilerle sorunu tartisalim.”
Tabi neden olmasın her yerde konuşabilriz.
“Evet entropiyi biliyorsunuz. Burasi kesin. Tabii beni bilmiyor sanarak bazi seyler uyduruyorsunuz.”
Neyse sonunda entropiyi bildiğimi kabul ettin ya, bu da bir ilerlemedir.:-) O kadar biz bunun okulunu okuduk dedik ama inandıramadık.:-) Uydurduğumu düşündüğün yerleri söylersen sana açıklarım.
“Nasil oluyor da Harun Yahya gibi bir cahilin sozlerine kanarak canlilarin ortaya cikmasindaki en onemli bir mekanizma olmadigini iddia edebiliyorsunuz?”
Bu Harun Yahya konusu bir takıntı olmuş sende. Sen merak etme ben ideolojik gözlükle bu olayı değerlendirmiyorum. Ben nedenlerini açıklıyorum. Bunları karalamak yerine bence cevaplarını bulmaya çalış.
“Benimle laf kalabaligi yapmadan tartisabilir misiniz? Esit miktarlarda yazarak kendinizi belirtebilir miyiz?”
Şahsen ben de uzun yazmak meraklısı değilim, ama öyle bir cümle yazıyorsun ki, onu açıklamak için uzun bir şeyler yazmak gerekiyor. Örneğin ben de buzdolabı nasıl çalışır ya da açık sistem nedir, enerji türleri nelerdi gibi konularda açıklama yapmak istemem ama konunun anlaşılması için bir noktadan sonra açıklama gerekiyor.
“Beni tahrik etmeden ve alay etmeden yazabilir misiniz. Cunku siz oyle yapinca ben de karsilik veriyorum. Buna zorlaniyorum.”
Ben gelende karşımdakinin üslubuna uyarım. “Ella’yı eğiteceğiz”, “oku bunları öğren” gibi lafları eden sendin. Ben de durumun dediğin gibi olmadığının altını çizdim sadece. Böyle bir sülubun olmaz, uygun şeyler söylersen, benden de benzer bir yaklaşım bulursun.
“Hem sonra unlu ve Nobel sahibi birini bir iki cumle ile ekarte etmemelisiniz. Aciklama yapmalisiniz.”
Yazılarımda onun iddialarına da cevap yazmaya çalıştım ama herhalde yeteri kadar anlaşılmadı, yeni forumda bir şeyler yazarım.
“Aciklama yapmalisiniz. Musluman bir bilim adami ile bu kadar tartismamistim. Sizin yapi tasinizi merak ediyorum. Ama teke tek ve kisa iletilerle tartisalim.”
Düşüncelerimi anlatmaktan hoşlanırım. Başkalarının düşüncelerini de dinlemek ve yorumlamaktan da hoşlanırım. Farklı fikirlerden beslendiğimi düşünüyorum.Körü körüne hiçbir şeyi ret etmem. Örneğin şu anki düşüncelerim de Turan Dursun’un katkısı oldukça olmuştur. Yıllar önce kitaplarını okudum. Yazdıklarına göre dini sorguladım. Hadislere dolayısıyla mezheplerin ne kadar saçma olduğunu gördüm. TAbi ki Turan Dursun''un her görüşüne katılmıyorum. O hadsilerin saçma olduğunu tesbit etmiş fakat bu uydurmaları Kuran''ı ve İslam''ı eleştirmek için kullanmış. Bu bence yanlış bir yaklaşım olmuş. Yoksa o da biliyor bu hadislerin uydurma olduğunu.
Ben sizi eleştirdiğim gibi geleneksel İslam anlayışına inanan kişileri de şiddetle eleştiriyorum. Onlarla da çok yoğun tartışmalarım oluyor. Ben bu sitede eleştiri yapan arkadaşların ideolojik tepkiler verdiğini ve saplantılarla harekete ettiklerini de görüyorum, tıpkı hadislerden oluşan geleneksel dine inananlar gib. bu yönden bir benzerlik görüyorum. Onun yerine herkes akılcı ve önyargısız olayları değerlendirse bu tartışmalardan daha çok faydalanır.
“Buzdolabina sonra geliriz”
Buzdolabının gelecek hiçbir yeri yok. Olay dediğim gibi bundan başka söylenecek bir şey yok gibi düşünüyorum.
“Bu arada benim aklimdaki buzdolabi klasik bir buzdolabi degildi. Sogunun iceriye pompalandigi bir buzdolabi idi.”
Böyle bir buzdolabı yok. Tüm buzdolapları doğa yasalarına göre çalışır. Sen bunun tersine çalışan bir buzdolabı tasarlaya bilir misin bilmiyorum ama, bu aya yürüyerek gitmeyi tasarlamak gibi bir şey olur. Bence buzdolabı konusunu kapatalım. Çünkü o konu çok açık, daha fazla uzatılacak bir yönü olduğunu düşünmüyorum. Herhalde şimdiye kadar yazdıklarımızdan neyin ne olduğunu herkes anlamıştır.
“Bu arada Harun Yahyan''nin bu konudaki sacmaliklarina da bakmaktayim. Bazi ifadeleri sizinkilere o kadar cok benziyor ki, acaba siz Harun Yahya misiniz diye dusunmedim degil.. Ama bunun mumkun olmadigini biliyorum. Cunku sizinkiler, bir tasarimci disinda, daha mantikli.”
Harun Yahya’nın kitaplarını ben de okudum. Her fikrini kabul etmediğim gibi her fikrine karşı da değilim. Bence kişilerin imajlarından dolayı düşüncelerini bir kalemde red etmek yanlış olur. Bilimsel bakış her şeye eşit mesafede olmayı gerektirir. Entropi konusunda da bence bazı doğru tespitleri var. Bu eleştiriler sadece Harun Yahya’ya da ait değil. Entropi konusunda İlya Prigogine hakkındaki birçok eleştiri farklı dünya görüşlerine sahip insanlar tarafından da yapılmıştır. Hala yapılmaktadır. Onun eleştirisine diğer forumda devam ederiz. Artık burada yazmayıp oraya geçiyorum. Orada görüşürüz.
Selamlar
Çok uzun yazıyorsunuz. Yukardaki yazınızı okumadım..
Benim açtığım yeni başlıkta kısa yazılar yazmazsanız, sizi malesef yanıtlayamayacağım.
Beni mat etmek istiyorsanız, size orada bir fırsat veriyorum. Laf kalabalığı yapmadan az ve öz yazamaz mısınız?
Selamlar
HACI
İletinizi hala okumadım ve gerçekten okumayacağım ama, bir hatırlatma yapmak istiyorum..
Kendinize fazla güvenmeyin.. Benim birçok konuda umulmadık başarılarım olmuştur. Sorgulamadığım bilimsel konu olmamıştır. Size kısa ve öz iletilerle yeni açtığım sayfada tartışmanızı tavsiye ediyorum. Belki siz benim sandığım gibi bağnaz ve gerici biri değilsiniz. Belki ben sizin sandığınız biri gibi entropi cahili değilimdir..
Bunu izleyiciler ancak kısa tartışmaların yapıldığı yeni bir sayfada anlayabilir.
Kendinize güveniyorsanız, açtığım başlık altında laf ebeliği yapmadan yazarsınız. Uzun hiç bir iletinizi yanıtlamayacağım..
Selamlar
HACI
Ulan ne kadar terbiyesiz bir insansin be HACI.
Ahlaksiz kelimesini her tarafta kullanacak kadar ahlaksizsin.
Ahlaksizliklarina devam et Allahsiz HACI.
Tebrikler...
Ne kadar terbiyeli ve dürüst bir Müslüman olduğunuz meydanda..
Bu ileti için teşekkürler..
HACI
Ne oldu efendice yazman icin insanlarin senin gibi olmasimi gerekiyordu
Terbiyeli Haci.
Ayrica ben musluman degilim.On yargili haci.
Hakkımda böyle bir sounca varabildiğinize göre asıl önyargılı olan sizsiniz..
Bu arada Müslüman olmamanızın benimle ne gibi bir ilişkisi olabilir. Sizle, eğer varsa, Allah arasında olmalı o inanç, ya da inançsızlık..
Durup dururken böyle bir ileti yazmak gerçek bir idiotluk olacağına göre (ki şimdilik sizi bir idiot olarak kabul etmiyorum ama bu durum değişebilir), daha önce benden birkaç zılgıt yemiş olmalısınız.
Size ne yaptığımı bilmiyorum ama, her ne yaptı ise, hak etmişe benziyorsunuz..
Keeeeeeeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh
HACI
" Muslumanlik ahlaksizliktir.Muslumanlar ahlaksizlardir." yazisini eger sen yazmamissan ozur dileyebilirim.Ama yazmissan gerisini senin vijdanina birakiyorum.(Istersen diger forumlarda yazdiklarini bir daha oku.
Ayrica "idiot" kelimesinin anlamini bilmeyecek kadar salak olamazsin.Zannedersem turkce forumda tartisiyoruz.
NOT:Idiot fransizca kokenli bir kelime olup "salak" anlamindadir.Turkce sozluklerde idiot diye bir kelime yoktur.Eger kendini AYDIN kabul ediyorsan once turkce ogren.Bu sekilde halki daha iyi aydinlatabilirsin HACI kardesim.
Bir insana idiot demek terbiyeli olmakmidir.
"Tarih: Cmt Ekm 30, 2004 5:38 pm Mesaj konusu: MÜSLÜMAN AHLAKSIZLIK ABİDESİ, HADİSLER"
Bunu bir daha oku.Belki balik hafizani tazeler.
Herkes kendi yaptıklarından, düşünce ve inançlarından sorumludur.
Onlar benim düşüncelerim olabilir.
Onlar sizin düşünceleriniz değilse, konuyu gündeme getirmenizin bir esprisi yoktur.
Onlar benim düşüncemi temsil ettiği ve siz benim düşüncelerimi beğenmiyor olduğunuz için gündeme getirdiyseniz, kendinizi sizinle ilgili kelime ve tümcelerle belirtmeniz gerekmektedir...
Hatalı buldugunuz benimle ilgili bir stili kullanarak bana karşı çıkmanız, hır çıkarmak isteğinizin kesin delili gibi durmaktadır. Ayrıca bu tür davranarak hipokritiklik de yapmaktasınız.
Bu yaptığınızı ben hiç yadırgamıyorum. Siz Müslüman’ları boş yere ahlaksızlıkla suçlamadığımı benim yerime sizler kanıtlıyorsunuz..
Bunun için size teşekkür mü etmeliyim? Emin değilim.
HACI
HACI Bey
Allah varmidir yokmudur tartismanizi ilgiyle takip ediyorum.Ama muslumanlarlar hakkinda kullandiginiz cumleler biz inanmayanlarin imajini ciddi bir sekilde zedeliyor.Ateist=antiislam denklemini ortaya koymanin inanki hic bir anlami yok.Ateizm gercekliktir.Ateizm bilimdir.Ateizm herhangi bir dinin karsiti degildir.(Var olan dinlerin sayisini goz onunde bulundurursak o kadarda farkli ateist dusuncelerin olmasi gerekir.)Buda malessef cok tanrili ateist dusunce anlamina gelirki eteizmin dogasina aykiridir.
Eger herkes sadace kendi dusuncesinin dasindaki dusuncelerle ilgilenmeyecekse neden forumlar duzenleniyor ve neden sen muslumanlarin dusunceleriyle bu kadar ilgileniyorsun.
Sunu bilki sana cevap vermek icin hic dusunme ihtiyaci duymuyorum cunki mesajlarinla zaten kendini yeterince ele veriyorsun.
Haci2 bey:
Stilinizi biraz düzeltmişsiniz.. Belki de sonunda kendiniz olmaya karar verdiniz. Böylesi daha iyi..
Her yiğidin bir yoğurt yeyişi varmış..
Ben kendimden sorumluyum. Siz de kendinizden.. Ateizm bilim falan değildir. Bilimsel görüşün savunmasıdır. Kendisi bilim değildir. Bana uslübum açısından tavsiyelerde bulunmak istiyorsanız, bunu çok daha başka bir yöntemle yapmanız gerekirdi. Bana ne tavsiye ettiğinizi bu yazınızdan anlayabilmiş değilim. Müslüman’ların gözünde sizin gibi inanmayanların parlak bir imajı mı var sanıyorsunuz? Öyle sanıyorsanız, aldanıyorsunuz. Siz onların gözünde bende de kötü bir zındıksınız. Çünkü onların inançları ile politik oyunlar oynuyor, onları daha çok manüple ve abüz ediyorsunuz. Onların indinde sağlam bir imaja sahip olmadığınızı size hatırlatıyorum. Sanki daha iyi, daha müşfik, daha gerçekçi, daha iyi ahlaklı ve daha sofistike bir ateist imgesi uyandırmak için uğraşıyorsanız, bunu henüz beceremediğinizi söylemek zorundayım. Bu şekilde bir tutum sergileyerek Müslüman’ları etkilemek istemeniz geri tepecektir..
Ne yapmak istediğiniz beni ilgilendirmiyor? Orası sizinle ilgili bir sorun.. Umarım bu iletiden sonra bir daha karşıma çıkmazsınız. Kalbinizi daha fazla kırmak istemiyorum....
HACI
"Ateizm bilim falan değildir. Bilimsel görüşün savunmasıdır".Bunu pek anlamadim.Yani bilimi savunan insanlar ateist mi oluyor?Bu insan bir dinin mensubu olsa bile mi?
Ayrica bu forum da yapmadigin bir tehdit kalmisti onu da yaptin.
Benim kalbim falanda kirilmadi.Benim kalbimi kirmadan once yuzundeki yogurdu temizle YIGIT Haci.
Bilimi savunanlar ateist olmuyor..
Ateizmi savunanlar bilimsel oluyor..
Sizi tehdit ettiğimi mi sandınız?
Çok komik......
İşte buna gülerim..
Keeeeeeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh
ELLA Kardesim.
Tanrinin varligini ispatlamak icin kullandiginiz bilimsel gercekliklerin hic birini muslumanlar ortaya koymamistir.En buyuk silahiniz evrim teorisine karsi antitez olusturmaktir.
Soyle dusunelim.Darvin tanrinin olmadigini dusunmus ve buna karsi siz kabul etmesenizde bilimsel arastirmalar yapmis ve yine siz kabul etmesenizde bilimsel bir teori olusturmustur.Bunu yaparkende islamin dogrulugunu veya yanlisligini gundeme getirmemistir.Bu konuda Darvine saygi duyalim.
Siz ve sizin gibi dusunenler tanrinin varligini ispatlamak icin hangi bilimsel yontemi hangi labaratuari kullandiniz.Lutfen musluman olmayan bilim adamlarinin yaptiklarini kopyalayip Allah vardir demeyin.Kendiniz ortaya birseyler koyun.
"Ateizm bilim falan değildir. Bilimsel görüşün savunmasıdır".Bilimi savunanlar ateist olmuyor..
Guldurme beni.
"Umarım bu iletiden sonra bir daha karşıma çıkmazsınız. Kalbinizi daha fazla kırmak istemiyorum.... ".Buna bilimsel bir aciklama getirebilirmisin?
Tabi sana gore bu bir tehtid degilde bir iltifat herhalde.HACI Kardesim.
Haci2
Umarım bu iletiden sonra bir daha karşıma çıkmazsınız. Kalbinizi daha fazla kırmak istemiyorum....
Yukardaki cümleyi demek bir tehdit olarak algılıyorsunuz..... Hayret!
Sizi, kalbinizi kırmakla tehdit eden bir meczub var karşınızda.. Bu meczub, geçinemediği için sizi başından savan eski bir significant other olsaydı, bu sözler bir tehdit olarak kabul edilebilirdi.. Ama sizi tanımayan ve tanımasına da olanak olmayan birinden çıkıyorsa, sizi temin edebilirim ki tehdit değildir.. Olsa olsa bir uyarıdır.. İhtardır.. Blöftür.. Abartmadır. Hatta zarttır, zurttur.. Ama bir şey değilse o da tehdit tir..
Keeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhh
significant other Haci
Ismini yazda insanlar senin Haci oldugunu bilsinler...
"Keeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhh".Umarim gercek hayatinda boyle gulmuyorsundur komik Haci.
Bu tartışmaları güncelleyelim.. Bununla ilgili bir kaç ileti yazmak istiyorum...
HACI
Peki bu evrime ne oldu, niye durdu!
neden baska turler meydana gelmiyor?
deden insan dan da baska bir mahluk uremiyor?
ya guldurmeyin beni,
aslinda sizler cok basarili hayvanlarsiniz,bilgisayar kullanmasini bilen maymunlar!!!
kehhhkeh.
Siz evrimin ne olduğunu bilmediğiniz için durduğunu sanıyorsunuz.
Evrim hızla ve bu keresinde gözlerimizin önünde, vuku buluyor. Bu konuda her gün yüzlerce makale yayınlanıyor. Sizi basit bir google search yapmaya davet ediyorum.. Karşınıza çıkacak makaleler karşısında şaşkına dönebilirsiniz.. Aşağıdaki kelimeleri birlikte ve çeşitli şekillerde bir araya getirerek tarayın...
evolution
animal human bacteria chemicals
Bunlar sadece başlangıçtır.
Hayvanların evrimi yavaş bir süreçtir. Bir saatin akrebinin hareketini nasıl göremiyorsak ama hareket ettiğini biliyorsak, öyle bir süreçtir. Bakterilerde evrimi gözlemlemek çok daha kolaydır.
Termodinamik ikinci yasa (Classius): delta_S > 0
Turkcesi: duzensizlik surekli artar.
=> en duzenli an evrenin varoldugu andir.
Soru: Bu nasil olabilir
haci cirpindikca batiyon,
bana,hadi birak otuz yili,1400 sene evvelinin insani ile simdikinin arasindaki farki gostersene..
ya Allah a inanmamaniza hadi akilsizlik diyoruzda, bu evrimi kendinize bir bilim yolu secmissinizya ona hem akilsizlik hemde aptallik diyorum.
baytar maymun HACI
kehhkeh keh :lol: :lol:
Peki bu evrime ne oldu, niye durdu!
neden baska turler meydana gelmiyor?
deden insan dan da baska bir mahluk uremiyor?
ya guldurmeyin beni,
aslinda sizler cok basarili hayvanlarsiniz,bilgisayar kullanmasini bilen maymunlar!!!
kehhhkeh.
Bugün bilinen 2,5 milyon cesit canli türü var. Ben hep merak ederim bu HZ.nuh :?: Bu kadar canli cesidini hemde cift olarak(eder 5 milyon) hangi gemiye sigdirmis?Allahim (eger varsan )sen aklimizi bu inananlara kandirtma yarabbi..
Konuyla alakasız olacak ama..
aytaç forumdaşım ;
O bahsettiğiniz nuh tufanı bölgesel bir tufan olabilir anlatabildimmi?
hani tüm bu canlı çeşitlerinden birer çift yaklaşık 5 milyon :shock: tane canlıyı tek gemiye sıgdırmamıştır :P ayrıca benim fikrimi sorarsanız bence o bölgesel bir tufandır...
Tavsiyemi kabul ederseniz size bir öneride bulunacağımm (özel)
Islama 300 yil gecikmeli gecen Türklerde bu islami ve öncekileri nede cabuk arastirip ögrenmisler sastim walla devam edin böyle kim tutabilir sizi ?
islmc demissinki;
Tavsiyemi kabul ederseniz size bir öneride bulunacağımm (özel)
Seninle benim özel bir isim yok arkadasim aklini kendine sakla.
Fikrin neki Zikrin ne olsun?
Ella bu baslik altindami haciyi mat etmis :D ben bir sey göremedim.Ellanin evirip cevirip sormaya calistigi soru yillardan beri internette bulunmus ve ona verilecek en iyi cevap Dr.Ümit Sayin tarafindan verilmistir.Kuran ve incil ne kadar övülürse övülsün yasama metafizik disinda bir anlam veremezler.Dünyamizda bir planlanma var gibi gözükmesi Kutsal kitaplarin varsa eger Allah tarafindan insanlara gönderildigine dair kesin bir kanit yoktur.Allah varsa eger var.Bunun icin bir seylere tapmak zorunda degilim.Allaha inanmam icin daha cok delil istedigimizde hemen denirki;
-Delilleri gördükten sonra herkes inanir.Güzelde kardesim Kutsal kitaplari yolamis olmak ve kitaplara inanarak Allahin varligini kabullenmek ne oluyor.Gercek inanan Kutsal kitaplar olmadanda inanandir.Ki bunlar ateizmin cesitlerinden olan deistlerdir.Ellanin sorusu söyle sorulmus ve cevaplanmistir.Anlamak herkese nasip olsaydi zaten burda bunlari yaziyor olmazdim.
SORU : Evrim Termodinamigin ikinci kanununa aykiridir! Kaosdan duzen olusamaz ve entropi surekli artar, enerji bosluga yayilir. Bu nedenle evrim yanlistir, cunku evrimin gerceklesmesi icin, entropinin zid yonunde hareket eden bir guc gereklidir. Oyleyse evrim gerceklesemez, ancak entropinin ters yonundeki bu etkiyi bir YARATICI gerceklestirebilir.
YANIT: Evrim entropiye aykiri degildir. Bu hipotez enerji verilen sistemlerde kaostan duzen olusabilecegini hesaba katmamaktadir. Ayrica termodinamigin ikinci kanunu kapali sistemler icin gecerlidir. Organizmalar, acik bir sistemde enerji alisverisi yapmaktadirlar. Ortamda sinirsiz enerji vardir; bu enerji daha duzenli, stabil kimyasal yapilarin olusabilmesi icin kullanilmaktadir (1 Bir bisikletin parcalarinin kendi kendine bir araya gelebilecegini varsayamazsiniz, ama enerji harcayarak bu parcalari birlestirebilirsiniz, bisikletin 100 parcasi oldugunu ve elinizde sinirsiz parca oldugunu varsayin, ilk bakista bu parcalarin 100! (100 x 99 x 98 x 97......x 2 x 1) farkli bicimde birlestirilebilecegi dusunulse de bu dogru degildir. Cunku bir didonu bir tekere, direksiyonun bir parcasini camurluga vidalama sansiniz yoktur. Deneye yanila hangi parcanin hangi kisma uyabilecegini bulursunuz, yaratabileceginiz bir kac montaj bisiklet cesidi olabilir sadece, bu entropinin en aza indirgendigi durumdur. Belki bu parcalar 100-200 farkli sekilde de ayni enerji harcanarak birbirine eklenebilir, ama bir tanesi varligini surdurebilecek bisiklet olacaktir. Aslinda , stabil hucre durumunun yanisira katrilyonlarca stabil olmayan protohucre ve hucre durumlari da meydana gelmektedir. Ama varligini surdurebilen, entropiye en uyum saglamis, artik kendi icinde akardengeye (hemostasis) erismis hucredir. Biz sadece kendini surdurebildigi icin onun hakkinda bilgi alabilmekteyiz, halbuki diger stabil olmayan hucreler bozunup, yokolup gitmislerdir ve surekli bir, iki kararli hucreye karsin tekrar katrilyonlarca stabil olmayan ve yokolup giden pro-hucre olusmaktadir (2). Ornegin, icerisinde birbirleri ile reaksiyona girebilecek, A ve B gazlari olan bir kutuya enerji verdiginiz zaman bile bu kapali sistemde, molekullerin birbirleri ile carpisip, yeni ve kararli AB gaz molekullerini olusturabilmesi, enerji verilen ve enerjiyi icinde saklayabilen sistemlerde kararli yapilarin olusabilecegine bir kanittir. Biyolojik sistemlerin olusabildigi, okyanus, doga gibi acik sistemler ise, organik maddenin ana yapi taslarini icermektedir, ortamdaki enerji surekli yeniden kullanilmaktadir; ustelik gunesten ve uzaydan surekli yeni enerji bu acik sisteme katilmakta ve buraya molekuler enerji, isi, radyasyon biciminde hapsolmaktadir. Yaratiliscilar eger uzayda enerjinin dagildigini soylemekteyseler, zaten Evrim Kurami, uzayda enerjinin kullanilarak, yasam olustugunu iddia etmemektedir. Yaratiliscilarin bu hipotezi bos ve karanlik uzay icin gecerli olabilir ancak. Bir mese palamudundan yeterli enerji sayesinden, fotosentez gerceklesmekte ve bir mese agaci buyuyebilmektedir. Gunes, entropinin artisi ile enerji kaybetmekte dunya ise enerji kazanmaktadir. Canli organizmalar öldügü zaman ise bu canlilar icin "entropinin artisi" gerceklesir, tum enerji "tekrar kullanilmak uzere" dogaya karisir. [1) Douglas Futuyma, "Science on Trial", Sinauer, 1995, sayfa:223. 2) Tim Berra, "Evolution and the Myth of Creationism", Stanford University Press, 1990. Sayfa: 126 ]
SAYGILAR
http://biyoloji.ksu.edu.tr/hucre_dosyalar/termodinamik.pdf
Konuyu anlayabilmek icin yukardaki kaynaktanda yararlanmak mümkündür.
Aytaç teşekkürler..
Güzel yazmışsın.. Harun Yahya''lardan yavaş yavaş da olsa kurtuluyoruz..
Selamlar
HACI
Alıntı yaptığınız Tim Berra''nın o kitabı(1990 yılında çıkmıştır) daha sonra "creationist" profesörlerce eleştirilmiştir/çürütülmüştür...(mesela bunlardan biri evrimcilerin korkulu rüyası prof. Philip Johnson''dur) http://www.probe.org/docs/philjohn.html
Vaktim olmadığı için çeviremiyorum...
Termodinamik ile ilgili bütün konular şurada açıklanmış..
http://www.answersingenesis.org/home/area/faq/thermodynamics.asp
Ayrıca:
Teknik olarak;
http://www.ldolphin.org/mystery/chapt7.html
http://www.ldolphin.org/mystery/chapt8.html
http://www.trueorigin.org/steiger.asp
http://www.answersingenesis.org/home/area/feedback/negative_13may2002.asp
Bir alıntı....
"-Certainly, many evolutionists claim that the 2nd Law doesn’t apply to open systems. But this is false. Dr John Ross of Harvard University states:
… there are no known violations of the second law of thermodynamics. Ordinarily the second law is stated for isolated systems, but the second law applies equally well to open systems. … There is somehow associated with the field of far-from-equilibrium thermodynamics the notion that the second law of thermodynamics fails for such systems. It is important to make sure that this error does not perpetuate itself.
-Your use of this quote is extremely misleading. You use it in such a way to suggest that evolutionists believe that the second law fails for some reason in regards to evolution. Anyone who would think the second law fails or can be dismissed is incorrect.
-Many evolutionists in our experience do claim this! One of our staff some years ago was confronted in a debate with the comment that the Second Law could not be applied to living things! As I said in my previous response, most leading evolutionists are not qualified in thermodynamics, so why should anyone be surprised that they make mistakes? Therefore my quote was not misleading in the context in which I quoted it.
-But the formation of proteins and nucleic acids from amino acids and nucleotides not only lowers their entropy, but it removes heat energy (and entropy) from their surroundings.
- I was discussing the spontaneous formation of biopolymers from standard concentrations of monomers. This would indeed decrease the entropy of both system and surroundings at any temperature, unlike crystals which increase the entropy of the surroundings below the freezing point by releasing the latent heat. I explain further in Origin of Life: The Polymerization Problem.
Rensberger also fails to distinguish between order and complexity. Crystals are ordered; life is complex. To illustrate: a periodic (repeating) signal, e.g. ABABABABABAB, is an example of order. However, it carries little information: only ‘AB’, and ‘print 6 times’.
A crystal is analogous to that sequence; it is a regular, repeating network of atoms. Like that sequence, a crystal contains little information: the co-ordinates of a few atoms (i.e. those which make up the unit cell), and instructions ‘more of the same’ x times. If a crystal is broken, smaller but otherwise identical crystals result. Conversely, breaking proteins, DNA or living structures results in destruction, because the information in them is greater than in their parts.
-So you’re saying that the difference between the information in a crystal and DNA is only that DNA’s information comes in large sections?
-That’s why we said that DNA has high information content, while a crystal has low information content. The generation of high specified complexity is a huge problem for evolution.
-If you break a molecule of NaCl, you will no longer have salt, …
-Correction: salt is an ionic solid, not a molecular one, so its smallest components are Na+ and Cl– ions, not NaCl ‘molecules’.
-… just as if you break a strand of DNA you will no longer have viable DNA
That part is right. But if you break up a large crystal of salt into smaller crystals, you still have salt. Another way of putting it is that the information needed to have Na+ and Cl– spontaneously form into a salt crystal is already inherent in the ingredients – nothing has to be imposed from the outside. But the raw ingredients of a protein (the amino acids) do not contain the ingredients necessary for a functional protein to spontaneously arise. So it is not just a matter of a ‘scale’ issue, i.e. the difference between crystallisation and spontaneous assembly of biopolymers is qualitative, not just quantitative.
-What about a crystal that is more than a single molecule in chemical makeup?
-The smallest unit of a crystal is often considered to be its unit cell, and the crystal is built up simply by repetitions of this by specific multiples of translation vectors. My own Ph.D. thesis included published papers on CuBrSe3 and CuISe3, and the latter has a very complex structure by normal inorganic chemical standards, with 18 formula units in each hexagonal unit cell, or six per rhombohedral unit cell (see diagram, right). But the information content of this is still tiny compared with that of DNA or most proteins.
http://www.answersingenesis.org/home/area/feedback/images/cuxcr.jpg
Evrim termodinamiğin 2. kuralına aykırı mıdır? yoksa değil midir?
"Readers who are unfamiliar with the anti-evolution argument from thermodynamics might like to read this article from the Christian Answers Network. This present article deals with three common questions about creationist thermodynamic arguments, and rebuts some common evolutionary counter-arguments:
Open systems
Crystals
The 2nd Law and the Fall
Question 1: Open Systems
‘Someone recently asked me about the 2nd Law of Thermodynamics, stating that they thought it was irrelevant to creation/evolution because the earth is not an isolated system since the sun is constantly pumping in more energy.
‘This does seem to be a valid point — do creationists still use this argument? Am I missing something here?’
Answer 1:
The Second Law can be stated in many different ways, e.g.:
that the entropy of the universe tends towards a maximum (in simple terms, entropy is a measure of disorder)
usable energy is running out
information tends to get scrambled
order tends towards disorder
a random jumble won’t organize itself
It also depends on the type of system:
An isolated system exchanges neither matter nor energy with its surroundings. The total entropy of an isolated system never decreases. The universe is an isolated system, so is running down — see If God created the universe, then who Created God? for what this implies.
A closed system exchanges energy but not matter with its surroundings. In this case, the 2nd Law is stated such that the total entropy of the system and surroundings never decreases.
An open system exchanges both matter and energy with its surroundings. Certainly, many evolutionists claim that the 2nd Law doesn’t apply to open systems. But this is false. Dr John Ross of Harvard University states:
… there are no known violations of the second law of thermodynamics. Ordinarily the second law is stated for isolated systems, but the second law applies equally well to open systems. … There is somehow associated with the field of far-from-equilibrium thermodynamics the notion that the second law of thermodynamics fails for such systems. It is important to make sure that this error does not perpetuate itself.1
Open systems still have a tendency to disorder. There are special cases where local order can increase at the expense of greater disorder elsewhere. One case is crystallization, covered in Question 2 below. The other case is programmed machinery, that directs energy into maintaining and increasing complexity, at the expense of increased disorder elsewhere. Living things have such energy-converting machinery to make the complex structures of life.
The open systems argument does not help evolution. Raw energy cannot generate the specified complex information in living things. Undirected energy just speeds up destruction. Just standing out in the sun won’t make you more complex — the human body lacks the mechanisms to harness raw solar energy. If you stood in the sun too long, you would get skin cancer, because the sun’s undirected energy will cause mutations. (Mutations are copying errors in the genes that nearly always lose information). Similarly, undirected energy flow though an alleged primordial soup will break down the complex molecules of life faster than they are formed.
It’s like trying to run a car by pouring petrol on it and setting it alight. No, a car will run only if the energy in petrol is harnessed via the pistons, crankshaft, etc. A bull in a china shop is also raw energy. But if the bull were harnessed to a generator, and the electricity directed a pottery-producing machine, then its energy could be used to make things.
To make proteins, a cell uses the information coded in the DNA and a very complex decoding machine. In the lab, chemists must use sophisticated machinery to make the building blocks combine in the right way. Raw energy would result in wrong combinations and even destruction of the building blocks.
I suggest that thermodynamic arguments are excellent when done properly, and the ‘open systems’ canard is anticipated. Otherwise I suggest concentrating on information content. The information in even the simplest organism would take about a thousand pages to write out. Human beings have 500 times as much information as this. It is a flight of fantasy to think that undirected processes could generate this huge amount of information, just as it would be to think that a cat walking on a keyboard could write a book.
For more information on mutation, variation and information, see our Question and Answer pages on these topics, or Refuting Evolution.
Return to top
--------------------------------------------------------------------------------
Question 2: What about crystals?
To quote one anti-creationist, Boyce Rensberger:
If the Second Law truly prohibited local emergence of increased order, there would be no ice cubes. The greater orderliness of water molecules in ice crystals than in the liquid state is purchased with the expenditure of energy at the generator that made the electricity to run the freezer. And that makes it legal under the Second Law.2
Answer 2:
Rensberger is ignorant of the creationist responses to this argument. An energy source is not enough to produce the specified complexity of life. The energy must be directed in some way. The ice cubes of his example would not form if the electrical energy was just wired into liquid water! Instead, we would get lots of heat, and the water breaking up into simpler components, hydrogen and oxygen.
The ice example is thermodynamically irrelevant to the origin of life. When ice freezes, it releases heat energy into the environment. This causes an entropy increase in the surroundings. If the temperature is low enough, this entropy increase is greater than the loss of entropy in forming the crystal. But the formation of proteins and nucleic acids from amino acids and nucleotides not only lowers their entropy, but it removes heat energy (and entropy) from their surroundings. Thus ordinary amino acids and nucleotides will not spontaneously form proteins and nucleic acids at any temperature.
Rensberger also fails to distinguish between order and complexity. Crystals are ordered; life is complex. To illustrate: a periodic (repeating) signal, e.g. ABABABABABAB, is an example of order. However, it carries little information: only ‘AB’, and ‘print 6 times’.
A crystal is analogous to that sequence; it is a regular, repeating network of atoms. Like that sequence, a crystal contains little information: the co-ordinates of a few atoms (i.e. those which make up the unit cell), and instructions ‘more of the same’ x times. If a crystal is broken, smaller but otherwise identical crystals result. Conversely, breaking proteins, DNA or living structures results in destruction, because the information in them is greater than in their parts.
A crystal forms because this regular arrangement, determined by directional forces in the atoms, has the lowest energy. Thus the maximum amount of heat is released into the surroundings, so the overall entropy is increased.
Random signals, e.g. WEKJHDF BK LKGJUES KIYFV NBUY, are not ordered, but complex. But a random signal contains no useful information. A non-random aperiodic (non-repeating) signal — specified complexity — e.g. ‘I love you’, may carry useful information. However, it would be useless unless the receiver of the information understood the English language convention. The amorous thoughts have no relationship to that letter sequence apart from the agreed language convention. The language convention is imposed onto the letter sequence.
Proteins and DNA are also non-random aperiodic sequences. The sequences are not caused by the properties of the constituent amino acids and nucleotides themselves. This is a huge contrast to crystal structures, which are caused by the properties of their constituents. The sequences of DNA and proteins must be imposed from outside by some intelligent process. Proteins are coded in DNA, and the DNA code comes from pre-existing codes, not by random processes.
Many scientific experiments show that when their building blocks are simply mixed and chemically combined, a random sequence results. To make a protein, scientists need to add one unit at a time, and each unit requires a number of chemical steps to ensure that the wrong type of reaction doesn’t occur. The same goes for preparing a DNA strand in a correct sequence. See Q&A: Origin of Life.
The evolutionary origin-of-life expert Leslie Orgel confirmed that there are three distinct concepts: order, randomness and specified complexity:
Living things are distinguished by their specified complexity. Crystals such as granite fail to qualify as living because they lack complexity; mixtures of random polymers fail to qualify because they lack specificity. [L. Orgel, The Origins of Life, John Wiley, NY, 1973, p. 189]
Even the simplest known self-reproducing life form (Mycoplasma) has 482 genes, and it must parasitize more complex organisms to obtain the building blocks it cannot manufacture itself. The simplest organism that could exist in theory would need at least 256 genes, and it’s doubtful whether it could survive.3 See How Simple Can Life Be?
Return to top
--------------------------------------------------------------------------------
Question 3: Did the 2nd Law begin at the Fall?
Answer 3:
No, I would not say that entropy/Second Law of Thermodynamics began at the Fall. The Second Law is responsible for a number of good things which involve increases in entropy, so are ‘decay’ processes in the thermodynamic sense but maybe not what most people would imagine are decay:
solar heating of the earth (heat transfer from a hot object to a cold one is the classical case of the Second Law in action),
walking (requires the highly entropic phenomenon of friction, otherwise Adam and Eve would have slipped as they walked with God in Eden!),
breathing (based on air moving from high pressure to low pressure, producing a more disordered equalized concentration of molecules),
digestion (breaking down large complex food molecules into their simple building blocks),
baking a cake (mixing the ingredients produces a lot of disorder), etc.
What is contrary to Scripture is death of nephesh animals before sin, and suffering (or ‘groaning in travail’ (Rom. 8:20–22)). It is more likely that God withdrew some of His sustaining power at the Fall. He still sustains the universe (Col. 1:17) otherwise it would cease to exist. But most of the time He doesn’t sustain it in the way that He prevented the Israelites’ shoes and clothes from wearing out during the 40 years in the wilderness (Dt. 29:5). But this special case may have been the rule rather than the exception before the Fall. Return to top "
http://www.answersingenesis.org/docs/370.asp#open
Deep sevgili arkadasim bu konular seni sasirtmasin bu kaynaklarin gercek sahipleri Harun Yahya(Adnan hoca)ekibinin fikir babalari zaten sorun bu fikirleri calan Türkceye ceviren H.Y ekibinin anlamsiz elestirilerini savunan kisiler yüzünden baslamisti..Harun Yahya diye birisi zaten yokki. Onlar kopyeler Türkceye cevirir mana ile biraz oynar saflarin anlayacagi düzeye indirir ve piyasaya sürerler.Yani senin verdigin adresteki ingilizce kaynaklari Türkceye cevirmene gerek yok Harun Yahya ekibi ve ayni kafa yapisina sahip baska kisiler coktan cevirdi bile. :D
BAK.. (yan kuruluslar)
http://www.netcevap.org/hurriyet000806.html
SAYGILAR
Objektif
11-02-2005, 19:10
Merhaba HACI
Ahlaksız veya cahil Müslüman’ların bilimi sömürdüğünü ...... İnsanların, özellikle masum Müslüman’ların bu tür cahil veya sahtekarlar tarafından aldatılmasına izin veremeyiz. ......
Vampirler için ......
...... Müslüman sahtekarlarin ahlaksızlığı ..... Bazı ahlaksız sahtekarlar diğer bilimsel konuları işleyerek.....
...... Entropiyi bazı ahlaksız Müslüman ve Hristiyan yazarlar .... Entropiyi bir kaos olarak tanıtan bu sahtekarlar, .....
Önce İddialı Bir Başlık:
TANRI KAVRAMI VE TERMODİNAMİK YASALAR...
Ve Sonra: Bir taraftan Bilimden bahsederken; Dığer taraftan gelsin, Hakaretler-Sövgüler...
Eğer, Burası bir Forumsa, Ve yapılmak istenen şey; Tartışma ise; Karşındaki Kişi(ler)e de Eşit Hak tanımak mecburiyetındesin.
Bu durumda Ne olur? Diyelim Kendinizi: (abc) olarak tanımlıyorsunuz. O Kişi(ler) de; Aynı hakaret şablonu içine; (abc)ler isimlerini yerleştirir. O Zaman ... Ortada Ne Forum kalır; Ve Ne de Tartışma.
Buranın SAYGIN ve TEMİZ tutulmasından; Birinci derecede, "Bu Forumun Doğrultusuna İnananlar" Sorumludur. Hani Türkçemizde; "Arslan Yatağından Belli Olur" diye bir Söz vardır.
Bilimsel tahliller(?) yaptığın ikinci yazınıza ayrıca değineceğim.
Saygılar
Evet bunu ben de farkettim...
Harun Yahya bu bilgileri direk yurt dışındaki Deistlerden, hristiyanlardan yaratılışçılardan...vs alıyor...ve bunları islamla harmanlıyor :D :D
Ama alırken de teknik düzeyi, anlaşılır olması amacıyla, epeyce aşağılara çekiyor yani aslında benim isteğim bir Türkçe site kurulsa bu düzeyi "aşağılara çekme" işlemi olmadan bütün teknik yönüyle çeviren bir Türkçe site açılsa... :lol:
Sorun şudur ki herşey Türkiye''deki bazı ateistlerin anladığı mantıkta değildir...
Bilim kulanılarak Tanrı''nın yokluğu kanıtlanamaz..."yeryüzünde çok vahşet var" şeklindeki polemiklerle de Tanrı''nın yokluğu kanıtlanamaz bu nedenle "strong atheism" kendi kendini çürüten bir felsefedir...Ateizm aslında bir inançtır çünkü "Tanrı''nın olmadığına İNANMAK"tır yani ateistlerin "benim işim eleştirmek çünkü sen birşeye inanıyorsun benim bir şey kanıtlamaya ihtiyacım yok senin var" şeklindeki düşünce külliyen yanlıştır...Ateistler de birşey kanıtlamak zorundadır çünkü Tanrı''nın olmadığını söylemektedirler/iddia etmektedirler işte bunu kanıtlamalılar...bu da kanıtlanamayacağından ben "agnostisizm" i öneriyorum.. :D :D çünkü agnostikler ne Tanrı''nın varlığına İNANIR ne de yokluğuna işte agnostikler bu nedenle birşeyler kanıtlamak zorunda değildirler ama ateistler zorundadırlar...... Aslında Tanrı''nın varlığı dediğim gibi bilimle "küt" diye kanıtlanmaz ama bilimin aracılığıyla BİRÇOK KANIT gösterilebilir...ve gösterilmiştir de...
Ateistlerin bütün uğraşları bu kanıtları çürütmeye çalışmaktır...Bunda başarılı olmuşlar mıdır? Bence hayır...Zaten bazı ateistler de bunları açıkça itiraf etmişlerdir...
Bkz... www.evrimcilerinitiraflari.com ayrıca "Antony Flew"
DreiMalAli
11-02-2005, 20:43
Objektif!
Dikkat edersen Hacı iletisinde, saf inanırları kastederken "masum Müslüman’lar" diyerek onları koruma altına alırken, diğer taraftan yine aynı iletisinde "Hakaretler-Sövgüler..."i Harun Yahya şebekesi ve benzerleri için kullanıyor. Ve onlara yaptığı hitap kelimesi kelimesine uygun. Bu şebeke gerçekten
Ahlaksız
cahil
sahtekar
...
dır.
Bunları tecrübeden dolayı söylüyorum. Bir kaç sefer, teknik konularla ilgili yayınları elime geçti ve ilgilenmek zorunda kaldım.
Ayrıca; ben, Hacının kullandığı ünvanlara
şarlatan ve
yalancı
ünvanlarınıda ekleyebilirim. Kelime anlamı ile tamamen uygundur Harun Yahya şebekesine.
Yaptıkları bu kadar pislik yetmiyormuş gibi, kendi sahtekarlıklarına ve yalanlarına vatandaşlarımı da (Hacının deyimiyle "masum Müslüman’lar") alet ediyorlar. Onları yalan söylemeye özendiriyorlar. Bu durum için, Türkçede, hangi ünvan kullanılır bilmiyorum.
Sevgiler
(DEEP''e)
Agnostisizm, adından anlaşılacağı gibi bilinmezcilik anlamına geliyor. Tanrının varlığını ya da yokluğunu bilemeyiz. Aslında kendine tenha bir alan yakaladığını sanan agnostiklere de tanrının varlığının ya da yokluğunun neden bilinemeyeceğini kanıtlamak düşüyor.
Tanrının varlığına bilim aracılığıyla bir çok kanıt gösterilebilir, hatta gösterilmiştir demişsiniz. Nedir bunlar, bir iki örnek verir misiniz? Eğer bunlar gerçekten kanıtsa, neden hala agnostisizmi öneriyorsunuz?
Kimi kuantum fizikçileri maddenin varoluşunun dışarıdan bir güce ihtiyaç duymadığını iddia ediyorsa bu size ne düşündürür? Big bang olayının gerçekleştiğini düşünüyorsanız tanrı ne zaman devreye girmiştir sizce? Bilimdeki kimi gelişmeler, en azından şimdilik, tanrının yaratmasına sınırlılıklar getiriyor olabilir mi?
Objektif
12-02-2005, 09:38
"Tek Ayaklı" Bilimsel Tahliller...
Merhaba HACI
Big Bang’i izleyen kısa zaman dilimi içinde enerji maddeye dönüşmüştür. ......
Dünyanın ve Uzaydaki diğer Gezegenlerin .... "Rastgele Tesadüfler ve Fizik kuralları sonucu; Hiç bir yaratıcı gücün etkisi olmaksızın" oluştuğunu; Bir yerlerden alıntıladığınız -doğaldır- İlmi tahlillerle(?) açıklıyorsunuz.
"Yaratıcı Güç" Derken; Din Kitaplarının tanımladığı "Tanrı Düşüncesinden" Bağımsız hareket ettiğimi, ve Özenle "Yaratıcı" ifadesini kullandığımı, belirteyim.
En Başa dönelim. Big Bang olayına temel olan, İçinde sonsuz enerjinin sığdırıldığı; Çok küçük zerrecik; Hangi Fizik Kural(lar)ına göre, Nasıl Oluştu. Yada Hangi / Nasıl bir Güç tarafından Oluşturuldu / Yaratıldı?
Her Şeyi Dayandırdığınız; FİZİK KURALLARI Nasıl oluştu? Bunu da Bir çok Şeyi dayandırdığınız; "Rastgele-Kuralsız-Tesadüflere" mi bağlıyacaksınız? Herhangi bir "Şuurlu Müdahale edici güç" olmadığına(!) göre; Bu tesadüfler de, "Rastgele ve Kuralsız" olmak zorundadır. Peki; Bu Muazzam kurallar; "Rastgele Tesadüfi-Kuralsızlıktan" Nası doğar.
Basit bir deney: Cebinize, birbirinin aynı, (1''den 10''a kadar numaralanmış; 10 adet Bilye koyun) (1''den 10''a kadar) Numaralı Bilyeleri, Sıralı olarak çekmiye çalışın. Doğru çekebilme olasılığınız: (3628800) de (1)''dir. Siz; Aklı suuru olan, bir varlık''sınız / Güç''sünüz. Ve yaptığınız da; Çok basit bir Şeydir. Bir Atomun oluşumundan; sayısız kez daha basit.
Big Bang''a Temel olan zerreciğin oluşumuna / yaratılışına cevap yok... Daha sonrası için; "Devreye sokulan" Fizık Kurallarının Nasıl oluştuğu? Sorusuna; "Rastgele-Kuralsız-Tesadüflerden başka gösterilebilen dayankak yok. (Cevap: Fizik Kuralları, oluşmadı, Vardı vs... Cinsinden olursa; o zaman; Cevaplanacak daha çok soru çıkar ortaya) Ve "Avucunuzda Maymuncuk gibi hazır bulduğunuz"; Fizik kuralları ile, Tüm Oluşumu /Yaratılışı açıklayı vereceksiniz.
Bir an, daha öncesini "Yok sayalım." Tüm uzaydaki; Sayısı Milyarları aşan; Makro yapıları; Tüm bu Makro yapılar arasındaki "Müthiş Dengeyi"; Bunların temelini teşkil eden ve Sayısı Rakamlara sığmayan, Atomların yapılarını; İnsan vücudundaki, Sayısı Milyarı aşan ve Farklı şifrelere sahip olan genleri; Ve bunların Müthiş birleşimini düşünün? Tüm bunları ve bunlara eklenebilecek sayısız oluşumu; Sınırsız bir Zeka ve Gücü, devreye koymadan; Fizık kuralları ve Tesadüflerle açıklayabilir misiniz? Yukarıdaki Basit Olasılık hesabına dönelim. Muazzamlığına ifade bulamadıgımız bu oluşumun; "Bilinçsiz Tesadüflerle Meydana gelebilmesi" Olasılığının hesaplanmasını hangi Rakamlara Sığdırabilirsiniz? Beynimize Ambargo konulmadan; "Belki yanılmış olabilirim" düşüncesi ile; Bu sorular kendimize sorulup, cevapları verilmiş midir?
"Bu günün İnsanı Neler Yapabiliyor?" Sorusuna cevap aramak için; Önümüzdeki Bilgisayardan başlayarak, Çevremize ve penceremizden dışarıya bakalım. "İnsan eseri, Harika şeyler" görebiliriz, Tüm oluşumun /Yaratılışın; Fizik kuralları ve Tesadüflerle olduğunu iddia etmek; Insan eseri olarak gördüğümüz şeylerin; Insan unsuru yok sayılarak, Kendiliğinden / Tesadüflerle / Fizik kuralları ile; Oluştuğunu iddia etmekten daha tutarsızdır.
Yetmiş yıl önce, belki daha kolay olabilirdi. Fakat bugün, Yaratanın Yokluğunu iddia etmek; Varlığını kabul emekten; Çok daha zordur."
Saygılarımla
Usandık bu sayılardan, tesadüflerden, istatistiklerden..
Nasıl keserseniz kesiniz dünyada yaşam vardır ve Tanrı yoktur..
Bunu ister açıklayabilin. İster açıklayamayın.. Ne fark eder?
Önemli olan bir yaratıcıya gereksinim olmamasıdır.
Quantum fiziği ve fizik yasaları bunu size yeterince kesin olarak kanıtlıyor.
Sayıların ardına saklanarak ve spekülasyonlar yaparak kumar oynamaktan vazgeçin.. Gerçeklere bakın. Yalın gerçeklere..
Onlar bir Tanrı''ya inanan sizlerin bir düş aleminde yaşadığınızı gösteriyor.
Selam
HACI
Yalın gerçeklere inanmak!
Yalın gerçekler allahın varlığını söylüyor..bizde inanıyoruz.......
Dön dolaş yine başa gel.....Yine aynı sorulara çözüm isteniyor.....
Bir canlı kendiliğinden oluşurmu?oluşamaz ,ancak oluşturulur.....
Bir canlı kendiliğinden mükemmel bir şekilde oluşur.
Bilim oluşturuyor.. Oluşumu ortaya koyuyor..
Asıl inandığınız o son derece görkemli Tanrı''nın (Allah''ın) kendiliğinden oluşması olanaksız...
Canlıyı oluşturan ilkel maddeler ve bir başlangıç mevcut..
Tanrı ise onlardan da yoksun..
Tanrı''ya inanan her saçmalığa inanır...
Evrime inanmamalarının nedeni, evrimin mantıklı olması, saçma olmamasıdır..
Şeytan ve meleğe inanan evrime inanmıyor..
Ne saçma değil mi? Aptallık diz boyu...
HACI
Haci biraderim madem evrime inaniyoruz .Peki neden anlamak istemiyoruzki bu inanan arkadaslar daha evrimlesmelerini tamamlayamamislar.Yazik bunu hizlandirmak icin ne yapmali bilmiyorumki.En iyisi birak öyle kalsinlar.Bos ver kendi hayel dinlerinde yasasinlar.Keh kehhhh keeeeeeehh :D
SAYGILAR
haci sana bir örnekleme yapıyorum..Bu örneği evrimle kıyasla....
Bilgisayar hakında hiç bilgin yok ...senin önüne bir bilgisayar koyuyorlar..Diyorlarki bu nasıl çalışıyor.?.Sende araştırıyorsun..
Diyorsunki bunun hard diski var bilgi depolamak için.işlemcisi var veri aktarımı için ,remi var ön bellek için ,modemi var bağlantı ve internet için..Araştırmaların dahada ileri gidiyor..mikro işlemcileri görevlerini trasistörleri görevlerini,bağlantı sistemlerini tanımlıyorsun..
Diyorsunki bakın bu biligsayar şunlardan şunlardan oluşmuştur..
Sana soruluyor ,bu bilgisayarın her yerini çözdün, hacı bey kendiliğinden bu biligisayar oluşurmu?
Böyle bir örneklemeyi evrime kıyaslarsak ..insan bir canlının yapıtaşlarını oluşum mekanizmasını tanımlasa ,bu canlı kendiliğinden oluştu.. oluşması için bir iradi güç gereksizidir diyebilirmisin?
Eğer biligsayar için dersenki "evet fizksel yasalar gereği kendiliğinden oluştu"ozaman evrime tüm millet inanır.
Bilgisayar örneği pek iyi değil ama, ben de aynı örneğe devam edeyim..
İlk bilgisayar nedir? Taşlardan oluşmuştur. Taşları cebine dolduran bir ilk insan, bir cebindeki veya bir kesesindeki taşları diğerine geçirerek sayı saymasını öğrenmiş olabilir. Zamanla bu günümüz bilgisayarına evrimleşmiştir. Bu tam anlamı ile bir evrimdir.
Bu evrimin doğal evrimden tek farkı, oluş mekanizmasının bilinmesidir. Yani insanın kendisidir, evrimi sağlayan. İnsan aklı evrimi gerçekleştirmiştir. Zamanla daha basit sistemlerin hızla ilerlemekte olan teknolojiye uymadığını gören insanlar yeni teknolojiler geliştirmişlerdir.
Doğada ortaya çıkan ilk canlıyı bu ilk bilgisayarla karşılaştırabiliriz. İlk canlının bazı fizik ve kimya kurallarına uyarak ortaya çıktığı kesindir. Bu canlının içinde yaşadığı ortam onun üzerine baskı yapmış ve onun zamanla evrimleşmesine neden olmuştur. Burada da bir tür zorlama vardır.
Yaratılışa inananlar bunun akıllı bir tasarımcı tarafından gerçekleştirildiğine inanırlar. Oysa canlının kademe kademe evrime uğradığını biliyoruz. Ara geçiş şekillerinin hepsi değilse bile, kritik önemi olanları bulunmuştur. Doğanın canlılar üzerindeki baskılarının doğası iyi bilinmemektedir. Ama bu bir yaratıcının varlığını gerektirmez.
Doğal yasalara uyan ilk canlı, ilk bilgisayarın insan yaşamına uymak için geliştirilmesi gibi, evrime uğramıştır.. Doğal yasalardan evrime neden olanların neler oduğu ya bilinmektedirler, ya da tahmin edilmektedirler..
Zamanda geriye doğru gidenler geçmişin çok farklı olduğunu göreceklerdir. O geçmişte ne bilgisayarlar vardır ne de kompleks canlılar.. 3,5 milylar yıl öncesinde yalnız tek bir bakteri türü vardır. Ondan da önceye gidilse, orada bakterilerin ilkel şekillerinin bulunduğu görülecektir...
Bu gözlemler karşısında biliyoruz ki kompleks varlıklar zamanla ortaya çıkmaktadırlar. Bir anda değil.. Bu da akıllı bir tasarımcı olsa bile, yaratıkları bir anda değil, tedricen yarattığını göstermektedir. Doğal yasaların da bunu başarabileceği bilindiğinden, bir yaratıcıya gereksinim olmadığı açıktır..
Bu yaratıcının canlıları hep aynı yarattığı ve ara geçiş şekillerinin olmadığı kesin olarak yanlıştır. Çünkü ara geçiş şekilleri ile sıklıkla karşılaşmaktayız. Şu andaki bütün canlıların, biz insanlar dahil, birer ara geçiş şekli olduğu unutulmamalıdır.
Evrime inanmayanlar evrimsel mekanizmalara da inanmazlar.. Bilime de inanmazlar. Biyolojiye de inanmazlar..
Onlar zavallılardır..
HACI
(Objektif''e)
Bahsettiginiz olaylarin tesaduflerinin su ya da bu kadar oldugundan bahsetmissiniz. Nasil oluyor da cok küçük tesadüfleri bile kabul edemiyorken birden bire herseyiyle mükemmel, sinirsiz bir varliği bu kadar kolay kabul edebiliyorsunuz? Bu yaratıcı diyelim bahsettiğiniz kanıtlardan dolayı ispatlanıyor, peki bunun ezeli ya da ebedi olduğuna dair kanıt denir? Ondan daha yetkin bir yaratıcı tarafından yaratılmadığının kanıtı nedir?
Fizik kuralları nasıl oluştu diye bir soruyu gerçekten anlayamıyorum. Maddenin varolmasıyla onun uyduğu kurallar birbirinden ayrılabilir şeyler midir? Önce madde yaratılıyor sonra da kuralları mı yaratılıyor örneğin? Maddelerin varlığından bahsediyorsanız, bu maddeler bir kez varolduğunda özgün niteliklerinden dolayı birbirleriyle belirli, özgün etkileşimler ortaya çıkar. Kural dediğiniz budur, edilgen ya da nesnel birşeydir.
Tanrı gerçekten kendi yaratma yeteneğini kendisinden epey bir bağımsızlaştırıp belli kurallar, süreçler bütünü içine hapsetmiş. Sonsuz kudreti, bu sınırlılıklar alanı içine sığmak durumunda kalmış. Bilim, bu ardışıklıkları ve birbirini karşılıklı belirlemeleri keşfettiği için tanrıyı gitgide sınırlıyor.
Bu evrimin doğal evrimden tek farkı, oluş mekanizmasının bilinmesidir. Yani insanın kendisidir, evrimi sağlayan. İnsan aklı evrimi gerçekleştirmiştir. Zamanla daha basit sistemlerin hızla ilerlemekte olan teknolojiye uymadığını gören insanlar yeni teknolojiler geliştirmişlerdirEğer bilgisarın evriminde insan gibi bir iradi güç varsa ,bilgisayardan çok daha komplex bir oluşum için daha yüksek biri iradi güç şart değilmidir?
fiziksel yaslaarın dışına insan taşamaz..bir bilgisayar gibi ilkel bir makina için insanın iradesini gerekli kılarken,canlı oluşumu için sadece fiziksek kuralları şart koşuyorsun,bir iradi yölendirme gereksiz diyorsun.Ne kadar büyük bir tezadda olduğunu görüyorsunudur?
Doğada ortaya çıkan ilk canlıyı bu ilk bilgisayarla karşılaştırabiliriz. İlk canlının bazı fizik ve kimya kurallarına uyarak ortaya çıktığı kesindir
Canlı oluştu demek çok kolay...Almanyanın tüm biyokimya fabriksı birleşse bir hücredeki enzimatik işlevi yerine getiremez..
Koçum bu canlı ..Balta ,kazma değil. :D .Canlı..!!!!!!!!!!!
Senin düşündüğün kadar basit değil..
Hayır!
Fizik yasaları önceden vardılar.. Madde yokken de vardılar..
Madde quantum yasalarına göre yoktan var olurken, mevcut fizik yasalarına uymak zorunda bırakıldılar.
Bunu her fizikçi böyle kabul ediyor. Fizik yasalarını maddenin saptadığına kimse inanmıyor.. Fizik yasalarının önceden var olduğu kabul ediliyor.
Fizik yasalarının maddeden kaynak alması demek, maddenin diğer maddelerle tepkileşmesini kendisinin saptaması demektir. Madde ile ilgili hangi nitelikler fizik yasalarından sorumlu olabilirler?
Fizik yasaları olmasaydı, madde ortaya çıkamazdı....
Madde Heisenberg''in belirsizlik yasasından dolayı ortaya çıktı..
Virtual particle lar bu yasaya uyarak false vacuum içine genişleyen bir evrenin ortaya çıkmasını sağladılar. Sürekli olarak ortaya çıkan ve anında kaybolan virtual particle ların ömrü sadece 10^-21 saniyedir. Bu bir kuraldır. Bir yasadır. Ancak bu yasa gerçekten virtual particle ların kendisi ile, yani doğaları ile ilgili olabilir ama, tek başına evrenin ortaya çıkması için yeterli değildir.
Ancak bu yasayı Heisenberg''in belirsizlik yasası ile değerlendirirseniz, virtual zerrelerin kendi doğalarının dışında bazı güçlere maruz kalarak evrenin ortaya çıkmasına neden olduğunu görürsünüz. Belirsizlik ilkesine uyan virtual zerreler daha yok olmaya vakit bulamadan genişleyerek evreni ve muhtemelen diğer evrenleri oluşturmuşlardır.
Hiçbirşeylik içinde diğer fizik yasaları da mevcuttur. Evren genişlerken o yasalara uyarak zamanla bugünkü şeklini almıştır.
Ayrı fizik yasaları olmasaydı, hiçbirşeylik içine genişleyen virtual particle tek başına evreni yaratamazdı.
Ayrıca termodinamik ilkeleri maddenin hangi niteliği ile açıklayabilirsiniz?
Entropi ile maddenin ne gibi bir ilişkisi vardır. Zaman neden bir yöne doğru akmaktadır? Isı neden tek bir yöne doğru dağılır? Ortada madde olmadığı halde bazı kurallar izlenmektedir. Neden?
Enerji madde olmadığı halde bazı fizik kurallarına uyar.. Neden?
Bunlar derin sorulardır ve şimdilik yanıtları bilinmemektedir..
HACI
Madde Heisenberg''in belirsizlik yasasından dolayı ortaya çıktı..
,
atmaaaaaaaaaaaaa!!!
Attım bile....
Ya da Allah yarattı.......
keeeeeeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh
Objektif
13-02-2005, 01:24
Merhaba HACI
Usandık bu sayılardan, tesadüflerden, istatistiklerden..
Nasıl keserseniz kesiniz dünyada yaşam vardır ve Tanrı yoktur..
Bunu ister açıklayabilin. İster açıklayamayın.. Ne fark eder?
Önemli olan bir yaratıcıya gereksinim olmamasıdır.
......
Olan bir Şey; Ahmet Yok dediği için yok almaz.
Olmayan bir Şey de; Mehmet Var dediği için Var almaz.
Eleştirimin nedeni; Öne sürdüğünüz fikirlerde -Bence- olan aksamaları ortaya koyarak; üzerinde "Yeniden düşünülmesini" sağlamaktır. Ötesi Sizin bileceğınız iştir.
İyi günler dileklerimle.
Evrimin açıklaması gereken 3 temel sorunu var. Birincisi ilk canlılık nasıl ortaya çıktı. Cansız maddeler nasıl oldu da ilk canlı organizmayı meydana getirdi. Bu konu bence evrimin en temel açmazıdır. Öyle 1950lerde yapılmış ne olduğu belirsiz ne ortaya koyduğu anlaşılmayan deneyleri papağan gibi tekrarlamayın. Hücre nasıl sentezlendi bunun için ikna edici bir açıklama yoktur. Bu konudaki tüm iddialar masalsı anlatımlardır.
İkincisi doğada evrimleştirici mekanizma nedir. Doğal seleksiyon takdir edersin ki evrimsel bir mekanizma değildir. Sadece zayıf ve hasta olanların ayıklanmasını ve güçlü bireylerin hayatına devam etmesini sağlayan, evrimcilerin iddiasının aksine nesli koruyan bir mekanizmadır. Mutasyon ise bozucu bir mekanizmadır. Örneğin mutasyonla bir DNA şifresinin yapısını bozabilirsiniz. Kolla ilgili geni kaybedebilir kolsuz birey ortaya çıkartabilirsiniz. Ya da kolunu 3 tane yapabilir, vücudunun başka bir yerinden çıkartabilirsiniz. Fakat DNA’ya yeni bir bilgi ekleyemezsiniz. Bir sürüngenden mutasyonla kanat çıkartamazsınız. Peki ama bu evrilmeyi sağlayan mekanizma hangisidir?
Üçüncüsü ise ara geçiş formudur. Tartışmalı birkaç fosil dışında neden milyonlarca ara geçiş formuna ait fosiller yoktur? Bunu evrimciler kendilerine de soruyor. Sen belki bunu bir sorun olarak görmeyebilirsin. Fakat bunu sorun olarak gören birçok evrimci bilim adamı var. Hatta bazıları bu sorunu çözmek için bir ara sıçramalı mutasyon fikrini bile ortaya attılar.
Bu üç sorun nedeniyle ben evrimsel bir sürecin yaşadığına inanmıyorum. Çünkü bunlar bana evrimsel bir süreç yaşanmadığını ve yaşanmayacağını gösteriyor.
Ella;
Evrimcilerin açıklamak zorunda olduğu 3 sorundan sözetmişsin. İlk sorun konusunda sana katılıyorum. Gerçekten de inorganik maddeden organik maddenin ortaya çıkışını doyurucu bir biçimde açıklayacak kuramlar yok bildiğim kadarıyla. İkinci sorun konusunda sana katılmıyorum. Evrimin belli başlı iki motoru vardır. Doğal seleksiyon ve mutasyon. Mutasyonlar genetik çeşitliliği sağlar. İddia ettiğin gibi mutasyonlar hepsi nesli bozucu etki yaratmazlar. Yani üç kollu bir canlı meydana getirebilecek bir mutasyon olabilirse iki kollu bir canlı meydana getirebilecek bir mutasyon neden olmasın ki? (nitekim olmuş!). Mutasyonların büyük çoğu işe yaramaz ve türün bireylerinin hayatta kalma şanslarını oldukça düşürücü etki gösterir. Ama az sayıdaki mutasyon organizmanın mevcut çevresel şartlara uyumunu arttırıcı bir özelliğin ortaya çıkmasına neden olabilir. Örneğin ışığa daha duyarlı koni hücrelerini kodlayan bir genin ortaya çıkması içinde bulunduğu bireyin (türün üyesini) çevresel şartlara uyumunu arttırabilir. Nitekim avlarını ya da düşmanlarını daha hassas bir şekilde farkedebilmesi onun hayatta kalma şansını arttıracaktır ve yetişkin yaşa gelme olasılığı mutasyona sahip olmayan bireylere göre daha yüksek olacaktır. Bu da çiftleşip yeni gene sahip yavrular üretebilmesinin daha olası olduğunu gösterir. Bir de şunu hatırlatmata fayda var. İyi gen denilirken mevcut çevresel şartlara uyumu arttırıcı bir özelliği oluşturan gen kastedilir. Yoksa aynı mutajenik gen başka bir çevresel şartta kötü gen olabilirdi. Gelelim üçüncü iddiana. Bu konuda sana katılıyorum. Ancak ara geçiş formlarının olmaması onların gerçekten de olmadıkları anlamına gelmez. Çünkü her kemikler her ortamda fosilleşmez. Buzluk ya da bataklık arazilerde fosil bulunması olasılığı daha yüksektir. Yani havayla temasın en olduğu toprak katmanlarında kemiklerin fosilleşme olasılığı daha yüksektir. Ama dediğin gibi Stephan Jay Gould gibi kimi paleontologlar sıçramalı evrimden sözettiler. Deikleri doğru da olabilir. Evrim aynı hızda ilerleyecek diye bir şey yok. Ama dediğim gibi sorun konunun doğasından da kaynaklanıyor olabilir. Bu durumda tabiki yaratılışçıların işine geliyor. Eh, n''apalım artık.
Bir de şundan bahsetmek istiyorum. Tartışmalarınızda termodinamikten bahsetmişsiniz. Bu konuda yeterince bilgim yok ama düzensizlikten doğan düzen konusunda bir yazı okumuştum. Entropinin arttığı durumlarda bile bir ''düzen''den sözedilebilirmiş. Bununla ilgili bir deneyden bahsediliyordu. Bir tavaya yağ koyup ısıtmaya başlıyorsunuz. Bir süre sonra o inca yağ tabakasının üzerinde altıgen şekiller ortaya çıkıyormuş. Bunlara benard hücreleri adı veriliyormuş. Yağ tabakasının altta kalan kısmıyla üstte kalan kısmı arasında belli bir süre için bir ısı farkı meydana geliyormuş. Bu esnada işte bu hücreler oluşuyor (yanlış hatırlamıyorsam). Doğrusu güzel bir örnek. Entropinin artmış olduğu bir durumda (ısınan yağ molekülleri hızlı hareket edeceğinden bir düzensizlik sözkonusu) oluşan bir düzen (yağ tabakasının yüzeyindeki altıgen hücreler)! Oysa ki bu benard hücreleri görece düzenli bir yapıya sahiptir. Ama entropisi yüksek bir ortamda oluşmuşlardır. Belki de DNA ve RNA gibi moleküllerin temelinde de böyle ''ortamlar'' mevcuttu. Kim bilir.
Saygılar
Merhaba,
Bu başlığa bir süredir vakit eksikliğinden takip edip cevap yazamadım. Konularda gördüğüm kadarıyla çok hızlı gelişmiş. Biraz geriye dönerek yazılanların bazılarına cevap vermek istiyorum. İlk başta bu yazımda Aytaç’ın açık sistem ve kapalı sistem konusundaki sözlerine cevap vermek istiyorum.
Aytaç Yazdı:
Evrim entropiye aykiri degildir. Bu hipotez enerji verilen sistemlerde kaostan duzen olusabilecegini hesaba katmamaktadir. Ayrica termodinamigin ikinci kanunu kapali sistemler icin gecerlidir. Organizmalar, acik bir sistemde enerji alisverisi yapmaktadirlar. Ortamda sinirsiz enerji vardir; bu enerji daha duzenli, stabil kimyasal yapilarin olusabilmesi icin kullanilmaktadir
Aytaç yazısında açık sistemlerin dışarıdan enerji alarak daha düzenli sistemlere dönüştüğünü söylemiş. Bu belli ölçüde doğrudur. Çevremizde bunun örneklerini zaten görebiliriz. Dışarıdan bir sisteme enerji vererek onu daha düzenli hala getirebilirsiniz. Örneğin yazının ilk başında tartıştığımız buzdolabını tekrar düşünelim. Bu açık bir sistemdir. Dışarıdan enerji verilerek bu sistem varlığını sürdürür. Eğer enerji vermesen sistem bozulur. Soğutma görevini görmez. Fakat burada dikkat edilmesi gereken sisteme verdiğin enerjinin türüdür. Buzdolabı sahip olduğu elektrik sistemi ve buna uyumlu motoru sayesinde çalışır. Bu sistemin çalışması için gerekli enerji 220 volt ve 50 hertz olması gerekir. Bunun dışında örneğin 110 volt verseniz çalışmaz yada 330 volt verseniz yine sistem çalışmaz. Enerji türü sadece elektrik türü değildir. Buzdolabını güneşin altına bıraksanız yine çalışmaz. Bu da bir enerji verme türüdür. Yada üzerine benzin döküp yakarak da sisteme enerji verebilirsiniz. Bir balyozla buzdolabına vurarak da enerji verebilirsiniz. Ayrıca illa elektrik sisteminden değil, kapısından da elektrik verebilirsiniz.
Şimdi açık sisteme enerji vererek daha düzenli hala gelir iddiası yanlıştır. Uygun enerji uygun şekilde verilmesi gerekir. Ancak belli şartlar altında bu doğrudur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta açık sistemlerin daha düzenli hale getirmek için uygulanacak enerjinin belli bir akıl ve yöntem ile uygulanması gerektiğidir.
Ayrıca bu canlı organizması düzenden çok daha farklı özelliklere sahiptir. Son derece kompleks yapılara, organlara ve sistemlere ve bilgiye sahiptir. Bu düzenden öte bir şeydir. Örneğin kumsaldaki kumlar açık bir sistemdir. Dalgaların etkisindedir. Bu etki ile belli bir düzen oluşabilir. Dalgalar ince kumları daha uzağa taşıyabileceği için inceden kalına doğru bir sıralama olabilir. Fakat dalgalar kumdan bir kaleyi meydana getiremez. Doğada hiçbir mekanizma kompleks hücreleri DNA gibi bilgiyi barındıran molekülleri meydana getiremez. Bu düzenden farklı bir şeydir. Böyle sistemler termodinamiğin 2. kanununa rağmen oluşturacak doğada bir mekanizma gösterilememiştir. Evrim teorisinin içinde bulunduğu en büyük açmaz ilk canlının ortaya çıkmasıdır. Bu kısım Evrim için karanlıktır. Ortaya atılan tüm teoriler doğa kanunlarına rağmen söylenen iddialardır.
İlk hücre nasıl oluşmuştur? Şaibeli deneylerin iddialarını kabul etsek bile, bırakın birkaç aminoasit veya proteinin, hücre için gerekli tüm proteinleri versen bundan bir hücre oluşturulamamaktadır. Elimizde olan tüm teknik imkanlara, yüz binlerce bilim adamı ve yapılan milyonlarca deneylere rağmen böyle bir şeyin yakınına bile yaklaşılamamıştır. Düşünün laboratuar ortamında teknolojik imkan ve akıllı yönlendirmelere rağmen bir hücrenin yapılması mümkün olmamıştır. Laboratuarlar açık bir sistem olarak en uygun enerjiler seçilerek uygulanmış ama cansız maddelerden canlı bir hücre var edilememiştir. Bunca teknolojiye rağmen yapılamayan bu işlemi, evrim teorisi doğada hiçbir bilinç ve yönlendirme olmadan tesadüfen meydana geldiğini söylüyor. Bir de aksini söyleyenleri bilim dışılıkla suçluyorlar. İşte asıl mantıksızlık burada bence.
Aytaç yazdı:
(1 Bir bisikletin parcalarinin kendi kendine bir araya gelebilecegini varsayamazsiniz, ama enerji harcayarak bu parcalari birlestirebilirsiniz, bisikletin 100 parcasi oldugunu ve elinizde sinirsiz parca oldugunu varsayin, ilk bakista bu parcalarin 100! (100 x 99 x 98 x 97......x 2 x 1) farkli bicimde birlestirilebilecegi dusunulse de bu dogru degildir. Cunku bir didonu bir tekere, direksiyonun bir parcasini camurluga vidalama sansiniz yoktur. Deneye yanila hangi parcanin hangi kisma uyabilecegini bulursunuz, yaratabileceginiz bir kac montaj bisiklet cesidi olabilir sadece, bu entropinin en aza indirgendigi durumdur.
Aytaç yazısında açık sistem ile ilgili bir örnek vermiş. Şimdi ortaya milyarlarca bisiklet parçası koyalım. Sonra bunların üzerine enerji verelim, şimşek çaksın, yağmur yağsın, güneş ışınına maruz kalsın. Aytaç’ın örneğine göre bu parçalardan şans eseri bir tane bisiklet oluşabilir. Bu tarz enerjilerin etkisiyle örneğin tekerlek tam yerine gelir sonra cıvata tam yerine gelir sonra tesadüfen vidalanır, sonra diğer parçalar aynı şekilde vidalanarak işleyen bir bisiklet oluşur.
Bu iddia sadece hayaldir. Böyle bir şey olması imkansızdır. Mesela istediğin kadar şimşek çaktır, istediğin kadar yağmur yağdır tekerler yerine yerleşmez. Vida ve cıvata karşı karşıya gelmez yada cıvata dönerek vidayı sıkıştırmaz. Bunların olması için bilinçli bir enerjinin tatbik edilmesi gerekir. Yukarıda da zaten Aytaç deneme yanılmadan söz ediyor. Yani bir insan deneye yanıla bir bilinçli enerji harcayarak bisikleti yapabilir. Böyle deneme yanılmayı yapabilecek bir akıl ve bilinç doğada yoktur. Bu açıdan bu örnek doğadaki var olan sistemden oldukça farklıdır.
Aytaç Yazdı:
Gunes, entropinin artisi ile enerji kaybetmekte dunya ise enerji kazanmaktadir. Canli organizmalar öldügü zaman ise bu canlilar icin "entropinin artisi" gerceklesir, tum enerji "tekrar kullanilmak uzere" dogaya karisir.
Şimdi aslında bilmeden önemli bir noktaya dikkat çekmişsin. Bitkiler güneş enerjisini depolarlar. Bu sayede dünyanın enerji ihtiyacı karşılanır. İnsanlar hayvanlar bu bitkileri yiyerek güneşten gelen depolanmış enerjiyi kendileri için kullanırlar. Yada odunları yakarak ısı enerjisine dönüştürürler. Bu termodinamik prensiplerine göre işleyen bir sistemdir. Burada sorulması gereken bitkiler bu sisteme nasıl sahip olduğudur. Yine ilk bitki hücresi nasıl oluşmuştur? Fotosentezi yapmaya ne zaman başlamıştır? Fotosentez yapabilecek yeteneğe nasıl ulaşmıştır? Bugün küçücük bir su yosunu kendi başına fotosentez yapar, fakat elimizdeki tüm teknolojiye rağmen böyle bir işlem bugün taklit edilemiyor. Eğer fotosentez laboratuar ortamında yapılabilse, dünyanın gıda sorunu hallolur. Fakat bu şu an için imkansızdır. Peki ama günümüzün teknolojisinin çözemediği böyle bir sisteme tek hücreli bir su yosunu nasıl sahip olmuştur? İşte termodinamik yasası böyle kompleks sistemlerin (buraya dikkat etmek lazım, bu düzenden öte bir kavramdır) tesadüfen bir bilinç olmadan oluşamayacağını ortaya koyuyor.
Bu örneği daha önce de vermiştim ama konuyla ilgili olduğu için tekrar vereyim. DNA ise bilgi barındırır. Açık sitemlere enerji girerek kum örneğinde olduğu gibi belki düzen oluşturabilirsiniz. Ama yukarıda anlattığım gibi dalgalarla kumdan kale yapamazsınız. Bundan daha öte dalgalarla bir mantık içeren bir cümle hiç yasamazsınız. Bunlar apayrı kavramlardır. İnsan DNA’sında 3 milyar civarında harften oluşan dev bir ansiklopedi büyüklüğünde bir bilgi yazılıdır. İşte termodinamik yasaları açık sistemde bile böyle bir bilginin kendi kendine bilinçsizce oluşamayacağını söyler.
Şimdilik burada noktalayayım. Diğer yazılara da bakıp onlar hakkında da vakit buldukça bir şeyler yazmaya çalışacağım.
Selamlar.
Objektif
13-02-2005, 10:41
Tesadüfler...Fizik kuralları...Yaratan Kavramı.
Merhaba slycako
Konu üzerinde düşündüğün için teşekkür ediyorum.
.... Nasil oluyor da cok küçük tesadüfleri bile kabul edemiyorken birden bire herseyiyle mükemmel, sinirsiz bir varliği bu kadar kolay kabul edebiliyorsunuz? .... Ondan daha yetkin bir yaratıcı tarafından yaratılmadığının kanıtı nedir?
Fizik kuralları nasıl oluştu diye bir soruyu gerçekten anlayamıyorum. .....
..... Bilim, ..... tanrıyı gitgide sınırlıyor.
Bazı noktalara yeniden bakalım :
TESADÜFLER : Matematık bir terim olarak; Olasılık hesapları ile birlikte alınırsa, somut bir anlam ifade eder. Ben de bunu yapmıya çalıştım. “Bilinçli bir güç tarafından” yapılan, Basit bir işlemin, olasılık hesabını verdim. Fizik kuralları ile; “Bilinçli bir gücün” müdahalesi olmadan, “Bilinçsiz tesadüflerle” oluştuğu iddia edilen; Muazzam oluşumun, “Olabilirliğinin(?) düşünülmesini sağlamaya çalıştım.
FİZİK KURALLARI : Evrimle, Bu muaazam oluşumu açıklayanlar(?); Olayı Big Bang’la başlatıyorlar. Daha öncesine gidildiğinde; Big Bang olayına temel olan; içine, sonsuz enerjinin sığdırıldığı Zerrenin ve Fizik kurallarının nasıl oluştuğu? Sorularının cevaplanması gerekecek. Mantıklı bir cevap verebilmek için de; “Bilinçli bir gücün” devreye sokulması gerecekecek. Ve bunun Yaratan olduğu gizlenemiyecek.
Evet; Fizik kuralları vardır. Fakat bunlar; “Kuralsız tesadüflerle” kolkola giren, “Rastgele ve Başıboş” Kuvvetler değildir. Bunları, Çok büyük bir Bilgisayar Progamının küçük parçalarına –sub’lara fonksiyon’lara- benzetebiliriz.
Küçük bir örnek, Yağmur / Kar olayı : Isı-Buharlaşma-Bulut-Rüzgar-Soğuk tabaka-Yağmur / Kar (Geri dönüş) Saat gibi işleyen bir devri-daim. Programlı bir kurallar dizisi olması dışında, bunun açıklanması mümkün mü? Hep dü-şeş gelmez ya “Aksi tesadüf” Rüzgarın, bulutları, düşük yoğunluklu gazlara dönüştürdüğünü, almosfer dışına çıkıp uzaya yükseldiğini ve dönme imkanlarının kalmadığını varsayalım. Ve Neticeyi düşünelim??
YARATAN KAVRAMI : Eğer, şartlandırılıp, bir kalıba hapsedilmemişse; İnsan Aklı Her şeyi sorgular. Yaratanın Varlığını da… Siz de sorguluyorsunuz: “Ondan daha yetkin bir yaratıcı tarafından yaratılmadığının kanıtı nedir?” Diyorsunuz. Fakat; Big Bang’tan öncesinin sorgulanması, galiba size doğal gelmiyor.
Big Bang olayını kim gördü? Genel de, bir (dizi) Filozof kendine göre tahliller yapıyor; Bir kuram getiriyor. Eğer tutarsa; “Genele yakın” kabul görüyor. Bazen, bir “Aksi Kuram” çıkıp onu iptal edip yerine geçiyor. Kuramlar da bile durum bu iken; Yaratanın “Görülüp Kanıtlanması” gerekmez herhalde. Yine İnsan Aklı, Düşünerek, Yarattıklarına bakarak, Sorgulayarak; Yaratanı bulmuştur-Bulmaya devam edecektir. Ve İlim ilerledikçe, “Daha az hatalı” tanımları yapacaktır.
Yazımda; “İnsan eselerinden” bahsetmiştim. Büyük bir eser görünce; dogal olarak ve zorlanmadan; Eser Sahibinin; Bunu yapacak, Güce ve Zakaya sahip olduğunu düşünürsünüz. İnsan Eseleri ile, kıyaslanamıyacak yücelikte olan; yaratılanları, Görüp-Düşünebiliyorsak; Doğal olarak; Yaratanın, güç ve ilmininde; İnsanınki ile, Karşılaştırılamıyacak yücelilikte olması gerekmez mi?
Yine, objektif İnsan aklı, Yaratanın; Önceki-Ardılı-Yardımcısı… olamıyacağını düşünmekte zorlanmaz. Bir ikincisi; Birinciye tabi ise; ona “Yaratan” vasfı veremezsınız. Tabi değil ve Eşit Güce-Vasfa da sahipse: O zaman, Netice; İki zıt ve eşit kuvvetın bileşkesi olur. Ki değeri (Sıfır’dır) Yani, ortaya hiç bir yaratılan konulamazdı. Bu durumda; Yaratanın : Tek, Benzersiz, Ondan öncesi ve sorası olmayan; Gücüne ve ilmine sınır düşünülemiyen; Bir varlık olması zorunluluğu vardır.
Bilim Tanrıyı git gide sınılamıyor. Büyütüyor ve yaklaştırıyor..
Saygılarımla
Ella arkadasdan gelen cevaplari okudum tesekkürlerimi sunuyorum. Tekrar cevap verecek önemli bir sorun yok (anlatimlardan dolayi)Tek sorun Kaostan düzen dogabilirmi dogamazmi?Burda uzun yazip kafanizi karistirmak istemiyorum. Gercekten bu konuyu merak edenler icin adresi veriyorum.Bu kaynak AKLIN ISYANIDIR.Marksist.com daki arkadaslara bu cevirilerinden dolayi tesekkürlerimi bir borc bilirim.
http://www.marksist.com/kitaplik/onlineKitap/AI/index.htm
NOT:Bizim bu topicteki konu icin lütfen 8.bölüm Kaostan cikan düzeni okuyun.
SAYGILAR
Bir poleni düşünelim. Rüzgarla savrulan bu ufacık toz parçacığı için de yaşam enerjisini saklar. İçinde barındırdığı enerji ve program onu metreler boyunca ağaç yapabilecek bilgiye sahiptir. Böyle bir bilgi ve enerji o küçücük toz zerresinin içini nasıl paketlenmiştir? her şeyi bozulmaya gittiği evrende, bunlar basit düzenlenme değildir. Burada bilgi, tasarım ve akıl vardır. Bunlardan hiç biri maddenin bir ürünü değildir. Madde belki kısıtlı ölçüde bir düzen üretir ama tasarım ve bilgi üretemez. Olan yapılar bile doğa şartlarında bozulurken, bu yapılar sahip oldukları bilgi ve tasarımla bize üstün bir aklı gösterir.[/quote]
Ella;
Küçücük bir polen tanesine o bilgi nasıl sıkıştırılmıştır diye soruyorsun. Doğrusu bir kuvars ya da bir kil kristalinin içinde de bir ''bilgi'' yok mudur? Hadi kristalleri bırakalım bir kayaç içinde dahi bir bilgiden sözedilemez mi? Örneğin bazalt içinde bir bilgi yok mu? Elbette var! Atomlardan ya da enerji taşıyan parçacıkların hepsinde bilgi vardır. Bilgi maddenin olduğu her yerde vardır. Canlı organizmalardaki bilginin diğer maddelerdeki bilgiden farkı kendini kopyalayabilmesidir. Canlı organizmaların içindeki bilgi kendini yeniden üretir. Kendi kopyalarını yapar. Ama örneğin bir bazalt katmanındaki bilgi kendini kopyalayamaz. Bu yüzden entropi yasası gereği bu bazalt kütleleri kendilerine benzeyen yeni kütleler üretemez. (Kristaller ilginç inorganik maddelerdir; zira uygun ortamlarda kendi kendilerinin bir nevi bir kopyasını üretebilirler).
Dediğin gibi madde bir bilgi üretemez ama zaten bilgi doludur! Ve organik madde de sahip olduğu bilgiyi kopyalar. Anlayacağın hareketi maddeden nasıl ayrı bir olay olarak düşünemezsek bilgiyi de düşünemeyiz. Madde varsa bilgi de vardır. İster organik ister inorganik olsun bilgi maddede zaten mevcuttur. Bilginin üretilmesi gibi bir şey sözkonusu değil.
Sanıyorum ''bilgi'' konusundaki görüşlerimi aktarabildim.
Diyelim ki dinci,yaratılışçı arkadaşlar evrenin bir tesadüf eseri olmadığını ve allah''ın! yarattığını ispatladılar.O zaman bir de cenneti-cehennemi ispatlasınlar biz de imana! gelelim.Ölümden sonraki hayatı ispatlasınlar; kelimeyi şehadet! getirip müslüman olalım.Haydi müslüman arkadaşlar...İspatlarınızı bekliyorum.
MARX:DİN, HALKLARIN AFYONUDUR.
lenin''e
Sorularınız çok güzel ,oldukcada mantıklı..
Gözlem ve deneyler bilimin değişmez kurallarıdır..Kimyada bazı reaksiyonlar geri dönüşümlü ,bazı reaksiyonlar ise geri dönüşümsüzdür..yani bir reaksiyonu başlatınmı asla durduramazssın,geriye döndüremezsin..
Cenne ve cehennemin gözleme dayalı deneysel isbatıda vardır..Fakat dikkatli ol bu reaksiyon irreversıbıldır..Reaksiyon başladımı asla geri dönüşümü olmaz..
Şimdi bir pompalı tüfek al ve kafana daya..sonra tetiğe bas,birden cennet veya cehenem karşına çıkar...
Bu kadar emin olduğuna göre sen kendi üstünde denemişsin demek ki. :lol: Cennette taş gibi huriler varmış...peh.Bak Marx ne diyor;
DİN DÜNYASI, GERÇEK DÜNYANIN YANSIMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.
nonconformist
14-02-2005, 13:37
"Cenne ve cehennemin gözleme dayalı deneysel isbatıda vardır..Fakat dikkatli ol bu reaksiyon irreversıbıldır..Reaksiyon başladımı asla geri dönüşümü olmaz.. "
su akla ziyan tumceyi kuranin beyni dumura ugramis, isterse bi checkup yapalim.
Bırak abi ya...Şu adamlarla şu forumda harcadığımız zamana yazık.Adamların işi gücü saçmalamak.Yok cennetmiş,cinmiş,huriymiş...Zavallı müslolar.İNŞALLAH HEPİNİZ CENNETE GİDERSİNİZ. :lol:
Objektif;
Bir yaratıcının varolması için evrenin yoktan varolması gerektiğinin kanıtlanması gerekir. Büyük patlamadan önce başka bir evren yoksa bir yaratıcıdan bahsedebiliriz. Ama büyük patlamadan önce ya başka bir evren varsa?
Daha önce çok kereler değindim bu konuya. Evrimleşen doğa yasalarından bahsetmiştim. Eğer doğa yasaları sabit olmayıp evrimleşiyorsa içinde bulunduğumuz evrenin başlangıç koşulları bir ''evrimin'' sonucu olabilir. Nasıl gözün varlığı bir yaratılışçılara göre tanrının gözü olduğu gibi yaratmış olmasıyla açıklanıyorsa değişmez fizk kanunlarına ve dolayısıyla başlangıç koşullarına sahip bir evren de bir tanrı tarafından yaratılmış olmalıdır. Ancak evrimcilere göre göz bugünkü haline çok daha farklı aşamalardan geçerek gelmiştir. Aynen bunun gibi doğa yasalarının oldukları gibi olmasının ardında büyük patlama öncesinde var olan evrenin değişim geçirmesi sonucu oluştuğunu iddia edebiliriz. Büyük patlama öncesindeki evrenin de öncesinde başka bir evrenin ve onun da öncesinde basşka bir evrenin ve yine aynı şekilde sonsuza değin giden bir evrenler zincirinden bahsedebiliriz. Her evrenin kendine özgü doğa yasaları vardır. Bu evrenin başlangıç koşullarını oluşturan parametreler o evrenlerede daha farklıydı ve mümkündü.
Yukarıda açıkladığım evren modeline göre büyük patlama teorisiyle çelişen hiçbir yan yok. Zira böyle bir anlayışa sahip seniz büyük patlama dediğiniz şey sadece bir ''geçiş'' evresi olarak adlandıralacaktır.
Sözünü ettiğim evrimleşen evren modelindeki ''evrim'' mekanizmasının değişmez birtakım kanunlara bağlı olduğu söylenemez. Çünkü o durumda evrimleşen evrenlerden sözetmenin bir anlamı olmayacaktır. Zaten evrimleşen şey doğa kanunlarının kendisidir ve bu değişim mekanizmasının temelinde başka bir mekanizma yoktur! İlginç olacak belki ama aslında tanrı diye sözünü ettiğimiz şeyin bu evrimsel düzenin kendisi olduğunu iddia edebiliriz. Nitekim tanrı dediğimiz şey öylesine bir varlık ki tabi olduğu doğa yasaları yok. O, değişimin kendisidir!
Bilmiyorum istediğim gibi açıklayabildim mi ama evreni yoktan vareden bir tanrı inancının alternatifi olmayan bir inanç olarak görmemek gerektiğini düşünüyorum. Teistik tanrı anlayışı alternatifi olmayan bir anlayış değildir.
Saygılar
ali oktay
16-02-2005, 18:59
Bu adem ile neyi tartisiyorsunuz?
Forumda tansiyon yukseldimi koro basliyor,edep,tartisma adabi falan fistik…ya da soyleminizi eyyamci uslubundan delikanli uslubuna cevirip tokmagi davulun tam orta yerine vurdunuzmu milleti rehavet uykusundan uyariyor ve irrite ediyorsunuz.
Wayy efendim surada ne guzel tartisiyorduk nereden ciktin,ortaligi bulandirdin?
Yok yok,siz tartistiginizi saniyorsunuz efendiler!Ustelik sizin karsida buldugunuz duzey,tartisma adabi falan diye kendinizi kandirdiginiz seyler de dupeduz edepsizlik hem de sogukkanli cinsinden.Bilime karsi yapilan bu carpitma ve manuplasyonlar edepsizligin de daniskasidir.
Simdi bakalim neler soylenmis….
Ben sizin yazılarınızda gördüğüm önemli bir psikoloji var. Siz oturup kendi aranızda muhabbet ediyorsunuz ve her şeyi açıkladığınızı zannediyorsunuz. Bir de tahmin ediyorum birbirinizi de hararetle onaylıyorsunuz. Biraz bu kapalı dünyanızı kırın, dışarıya açılın. İdeolojik saplantılarınızı da terk edin. Gerçeği belki öyle daha rahat görebilirsiniz.
Evrim konusunda da birkaç söyleyeyim. Ben şahsen evrime karşı bir önyargım yok. Bu konuda benim inancıma göre bir sorun yok. Allah Canlıları evrimsel bir süreç içinde de yaratmış olabilir.
Ne kadar uygar ve bilimsel bir tartisma adabi degil mi?insanin gozlerini yasartiyor,mum gibi eritiyor okuyani.Ben bu uslubu cok iyi bilirim,Ostaki borularindan damla damla Nur damlatilmis bu ademlerin cuma vaazi formatindaki bu uslubunu iyi bilirim,sizi karsisinda bagdas kurmus DİNgil yerine koyup ostaki borusundan aldigi nur damlasini damardan enjekte edercesine yavas yavas zerkederken siz ademin adam gibi kelam ettigini sanir,babaennenizin anlattigi masal yumusakliginda uykuya dalarsiniz.Oysa o bir sonraki topikte az once soylediklerinden usulca cark edecek siz ise uyku mahmurlugu ile bunun farkina bile varmiyacaksiniz.
Örneğin güneş enerjisiyle çalışan bir küçük buzdolabını ele alalım. Bu buzdolabı termodinamik yasalarına göre hareket eder. Bunun bu yasalara göre çalışması, onun bir tasarım ürünü olmadığı anlamına gelmez ki. Aksine son derece gelişmiş mühendislik imkanları, deneyler ve tasarımlar sonucunda bu makine üretilmiş ve ortaya konmuştur.
Bir de şunu unutma Allah sırf canlıları yaratmamıştır. Bu evrende var olan her şey gibi tüm doğa yasaları da Allah’ın bir yaratmasıdır. Her kanunun bir kanun koyucusu vardır. Doğa yasalarının koyucusu da onları yaratan Allah’tır.
Eger uyku hosunuza gittiyse uyuklamaya tatli ruyalara dalmaya devam edebilirsiniz ama,bu ademoglu az once,-ideolojik takilmayin,on yargili olmayin-diye vaaz etmiyormuydu?ne oldu da birden cark edip;-Her seyi yaratan Tanri- oluverdi?Kla si gitmis s.k’i kalmis imamlarimiz gibi keseri hep kendine dogru yontmasinin esvab-i mucibesi nedir acaba?Ne olacak ademin” adam” yerine konulmasi…Zirvalarinin “yanit”muamelesi gormesi.Oysa ademin yanit falan verdigi yok.Sizin soylemlerinizi zikredip sonuna “yanlis” diyerekten bildigi duayi okumasindan baska bir sey yaptigi yok.Bilmeyenler de bir sey soyledigini sanip susuyorlar.Saksakcisi DİNgillerde zaten korkutuk cehalet ozurlu olduklarindan abilerine alkis tutuyorlar.Hadi onlari anladik da size ne oluyor?uyanin.
Ademin soyledigine bir bakarmisiniz?tartistigi kisi zaten disariya acilmis,hem de en disariya acilip ABD ye yerlesmis,ustelik yer fistigi ticareti icin degil, bilim yapmak icin gitmis bir tip adami.Peki kabuguna cekilmis ve o kabugun icinde kuflenip caglar oncesinin enfeksiyonu icinde kivranan kim? Kendisi.Peki tatisma adi altinda soyledigi ne? Bizim col bedevisinin 1400 sene once soylediklerinin tipatip aynisi;La ilahe illallah…….ve biz buna bilimsel tartisma diyecegiz oyle mi?
Hadi ordan!laf pezevengi…laf pazarlamaktan ote anlami yok bu zirvalarin.
Gunes enerjisi ile calisan buzdolabiymis da bilmem neymis de…birak buzdolabini falan,lafi kendine dogru eyip bukmezden once bilimsel tarafsizlikla ve bilimsel ahlak ile tartismayi ogren once.
Sogutucu de suna da oyle tartis.Buzdolabi ornekleri tumden yanlis.Yok kapiya elektrik veirrmisde ne…yok 220voltmus da 50 hertzmis de..demogoji….Buzdolabinin duzenli calismasi ile ne voltajin ne de hertzin bir ilintisi vardir.O motorun calisma rejimi ile ilintilidir.Buzdolabinin kompresorlu olmasina da cok gerek yoktur,bir mum ile de calisir,gaz lambasi ile de.Kompresor verimlilik ile ilintilidir.
Kaldi ki sogutucu kavramini one surmem de anlamlidir.Eger bir sogutucudan soz ediyorsak,bir su kupu de sogutucudur ve 40 yil oncesine dek neredeyse tum dunyada kullanilan tek su sogutma aracidir.Calisma pirensibi de aynen isi-dinamigi prensiplerine goredir.Kup yuzeyine emilen ve dis ortam tarafindan buharlasan su enerji yitirir, bu da sogumaya neden olur.Gunese birakilan karpuz gibi.Su kuyulari gibi.Hadi buna da akil isi falan dedik,dogal magaralarin soguk hava deposu olarak kullanilmasindaki neden ve sistem de aynen ayni yasaya tabidir,magaranin ceperlerinden su buharlasmasi ve enerji kaybi.Siz bu cevrimin peryotlarini siklastirdinizmi (kompresor)sogutma rejiminden dondurma rejimine gecersiniz.
Sahildeki kum ornegi de evrimi yanlislayan degil bilakis kanitlayan orneklerdir.Bu konuya gelecek yazimda deginecegim.
AlSogutucu de suna da oyle tartis.Buzdolabi ornekleri tumden yanlis.Yok kapiya elektrik veirrmisde ne…yok 220voltmus da 50 hertzmis de..demogoji….Buzdolabinin duzenli calismasi ile ne voltajin ne de hertzin bir ilintisi vardir.O motorun calisma rejimi ile ilintilidir.Buzdolabinin kompresorlu olmasina da cok gerek yoktur,bir mum ile de calisir,gaz lambasi ile de.Kompresor verimlilik ile ilintilidir.
Oktay,Bence sen hiç biimsel yazılara eleştiri yapma..Pek bilgin yok tam bir zırva deryası!
O arkadaşın yazdıklar doğru hata yok..Bak ben san bir misal veriyim..İnsanın günlük enerji ihtyacı 3000 kalori cıvarındadır..bizler bunu yağ,şeker proteinden karşılarız..
Bana diyorsunki benim 3000 kaloriye ihtiyacım var,alternatif bir karşılama yöntemi varmı ?
Benimde elimde kocaman bir balyoz var..Kafana vuruyorum..Bu balyozdan tam 3000 kalorilik enerji sana geçmiş oluyor.Termodinamik açıdan 3000 kalorilik enerji ihtiyacını karşılamış oldun..
Fakat yüzünü görmek istmezdim herhalde!
sağ göz aşağı bakarken sol göz yukarlarda tavanda sabit ,mevlevi müridi gibi kendi etrafında aldığı kalorinin rehavetiyle dönen bir adamı kim görmek ister..
Yani fizikse yasalar oluşumlardaki düzenliliği açıklayamaz..Şeker ,protein alanda 3000 kalori almış..Kafasına balyoz yiyende..
Yani fizikse yasalar oluşumlardaki düzenliliği açıklayamaz..Şeker ,protein alanda 3000 kalori almış..Kafasına balyoz yiyende..
Amma aptalca bir yorum.. Hiç bu kadar saçma bir örnek görmemiştim.. Yaw Müslo''lar.. Hepiniz bu Reel gibi misiniz? Yoksa daha mı kötüsünüz?
HACI
ali oktay
16-02-2005, 21:47
Sen once Glokom dan yedigin tokatin etkisinden kurtuldunmu onu soyle bakalim.reel cahil.
hacı ,
Nerde hata var?Maç amigosu gibi sağa sola çığırtkanlık yapmanın bir anlamı yok ...Teknoloji ilerledi ..Merak etme herkez seni duyar..
alioktay;
Glokoma haksızlığını sizin atesitler söyledi....Yanılgıda olduğunu ,hatasını belirten yazılar açılmıştı....Anemi ve sıtmayı evrimsel süreçde gören bir doktor yaptığı hatanın etkisimidir bilmiyorum ben ayrıldıktan sonra oda silinmiş,pek yazılarını okumadım..
orak hücre anemisinin sıtmaya direnç kazanmak için geliştiği söyleyen bir doktorun bence hiç tıpdan haberi yok ..... O konuda bir makale yazsında
bilimsel bir dergiye göndersin....Valla milleti gülmekten kırdırırdı :lol:
Reel
Herşeyden önce insanın kullanabileceği enerji türü biyolojiktir. İnsan ancak biyolojik enerji içeren gıda maddelerini yakıt olarak kullanabilir. Onların temel öğelerini bile kullanamaz. Çünkü vücut ona adapte olmuştur. Sayısız enzimler sayesinde biyolojik enerji biyolojik olmayan enerji ve ısıya dönüşür... İnsan, hatta benim bildiğim hiç bir canlı organizma güneş ışığı dışında, fiziksel bir enerjiyi kullanamaz.
Ayrıca canlılar entropi, kimyasal ve moleküler noise denen ve canlılığa karşı gibi görünen fizik yasaları sayesinde varlığını sürdürebilir. Yani onlardan yararlanmak için son dererce kompleks sistemler geliştirmişlerdir. Onlar olmadan evrim olmaz. Yaşam karmaşıklaşmaz. Onlara uymaya çalışan canlılarda evrim ve karmaşık yapılar ortaya çıkmıştır. Bu konuda uzun bir yazı yazmakla meşgulüm. İlerde yayınlamayı düşünüyorum..
HACI
ya beni şaşıtıyosunuz kuantum fiziği artık gunluk kullanıma kadar işlemişken bole bilime uyar insanlar nasıl termodinamikle kendilerinide dayanak buluyolar pes yani.Yav niye 50 sene geriden geliyonuz yoksa hep ileride olmaktan sıkılıp gerileri muslumanlardan almakmı istiyonuz.
Şu anda bilimle az cok alakalı bir kişi kuantum fiziğinin daha dogrusu yasalarının bir cok konudaki teorileri kanunları deiştirecek geliştirecek olcude
oluşturunu bilmiyormu?hemde kuantum fizigi ilk bakışta temodinamik kanunlarından daha cok işine yarayacak olmasına ragmen. yoksa harbi geri vitesemi taktınız?
Siz termodinamikte kalın kuantum fiziginin belirsizlik ilkeleri , olasılık hesaplarıyla dolu formulleri bile sizi yalanlarken siz kendinizi kandırın.
Geri vitese takmışken bilgisayar yerine abakus filam kullanın bari.
Eastcomander;
Kuantum fiziği bizi mi yalanlıyor!? :shock: Nasıl bir alaka kurdun anlayamadım? Hem kuantum fiziği termodinamik kanunlarından bağımsız değil ki!
Saygılar
Eastcomander;
Kuantum fiziği bizi mi yalanlıyor!? :shock: Nasıl bir alaka kurdun anlayamadım? Hem kuantum fiziği termodinamik kanunlarından bağımsız değil ki!
Saygılar
unver susun olm artık bilimin b sinden haberiniz yok konusuyonuz.
newtıon fizigi , termodinamik yasalar , kuantum fizigi vs bunlar fizik modelleridir olayları modelllemek için kullnılır.bu modeller zaman içinde yerlerinini birbirlerine bıratmıştır ki kuantum fizigide belki glecekte yerini başka bi modele bırakacak.termodinamik dediin şey newton fizigi temelli bir on kabuller metnidirki kuantun fiziginin kabulleriyle birebir ortusmez ve kuantun gfiziginin kabullerinden ilki belirizlik ilkesidir.siz bilimin zıt yonune gidiyonuz acıkca geriye ve yaşadıınız anda neler oluyo haberiniz yok.Adamlar deney yabıyor bakıyolar elektron hem medde hem enerji o zaman dşyiolarki bu elektron acaba ne zman madde ne zaman nerji.bu daha ilginç elktron aynı anda madde ve aynı anda enerji bazen ikisinden biri.Peki bu bulunana kadar klasık fizik dediimiz newton temelli kabullere formullere gore nasıl verimli sonuclar elde edilebilip bir suru alet gelişti bilim ilerledi?İşte mukkemmel sistem bu dur.biir makina dusunun en aptal insan bile verimli bi şekild kullanıyo bir ewren dusunun yaratıcı o kadar gusel yaratmışki olanca karmaşıklıga belişrsizlige ragmen kulları bu ewreni bi şekild modelleyip yorumlayabiliyor.Şimdi kendiliğinden luşan bir sistem bunu sdusunemes bu yoldada ilerleyemes.bu olay klasik fizigede aykırıydı kuantum fiziginede aykırı.dofgada denge oluşurken karmaşa anında karmaşıklık kendi kurallarını uretmes olan kuralların kendisini goturduu olcude dengeye ulaşır.siz gordunuzmu doga durup dururken dengeye geleyim diye fizik yasalarını deiştiryo flan ya da bu yaslar kendi kendilerini deiştiriyor.siz once bilimi orenin sonra konusun.
Kendiliğinden oluşan sistemler quantum fiziğine aykırı değildir.
Tam tersine.. Quantum fiziği yoktan varoluşu mükemmel bir şekilde açıklar..
Klasik fizikle quantum fiziğini birleştiren yeni bir kurama gereksinim vardır. Bu konuda yoğun bir şekilde çalışılmaktadır.
Şu anda Newton''un kurduğu klasik fizik hala geçerlidir. f=ma pratik olarak güneş sisteminde, hatta evrende kullanılmaktadır.
Einstein fiziği Newton fiziğini çok az değiştirmiştir.
Quantum fiziği ise, tümüyle ayrı bir fizik çeşididir ve Newton veya Einstein fiziği ile bağdaşmamaktadır.
Bu fizik türlerinin her birinin kendine göre yeri ve önemi vardır..
HACI
haci yapma kuantum fizigi yoktan varoluşu acıklamas aga.kuantunm fizigi bunun aksşne varlık yokluk baglamında filozofların bile akıllarına getiremeyecegi duseyde bir belirsizlik ortaya atar.o belirsizlik kısaca gerçekte olan maddemidir enerjimidir yoksa ikiside yokmudur? varmıdır? yoksa bu iki kavramdan başka ortada başka şeylermı vardır?bu son sorunun nedeni bu belirsiz duruma ragmen kainatın insanın algılayabilecegi duseyde birduraganlıga sahip olmasıdır.burada Allahın varlıgına kanıtan giden yolda ilk adım var anlayana tabi.bu sonsatır ateistler içindi alında iman için kanıta ihiyaç yoktur iman kayıtsız şartsızdır ve iman ı iman yapan sorgulamadan inanmaktır ama gelin gorun ki bu laf yanlış anlaşılır ve anlatılır.burada oldufgu gibi.neyse bu da ayrı konu.
East kardeşim.. Bence bu yaptığınız saçmalıklar yeter.. Bilmediğiniz konularda ahkam kesiyorsunuz. Burada bu bahsettiğiniz fizik türlerini çok iyi bilen yazarlar var.. Size daha fazla rezil olmadan, haddinizi bilmenizi tavsiye ediyorum. Ama tabii sizin her türlü özgürlüğünüzü saygı ile karşılıyorum. Kendinizi rezil etme özgürlüğünüze bile müdahale etmek istemem doğrusu.. Ama sizi uyarmadan duramadım.. Gerisi size kalmış..
HACI
East kardeşim.. Bence bu yaptığınız saçmalıklar yeter.. Bilmediğiniz konularda ahkam kesiyorsunuz. Burada bu bahsettiğiniz fizik türlerini çok iyi bilen yazarlar var.. Size daha fazla rezil olmadan, haddinizi bilmenizi tavsiye ediyorum. Ama tabii sizin her türlü özgürlüğünüzü saygı ile karşılıyorum. Kendinizi rezil etme özgürlüğünüze bile müdahale etmek istemem doğrusu.. Ama sizi uyarmadan duramadım.. Gerisi size kalmış..
HACI
ya haci tıkandıgınız noktada insanları rezil olmakla thehdit etmekten vaz gecin.sadece fikrinizi yazın ve one surulen antitezle ilgilenin.kimin rezil oldugu olacagı konusuna gwlince kısa oz ve sıkıcı olmayan ve bir tz veya antitez içeren yazılara itimat etmeyen ustunde dusunmeyen insanlar olarak pekt durumunuz iyi degil.
Kimsenin tıkandığı yok.. Ben sadece bu saçmalıklarla kendinizi rezil ettiğinizi hatırlattım size.. Gerisi size kalmış. Ayrıca yazılanları anlamadığınızı da gözlemlemiş bulunmaktayım. Sizi önce anlamaya çalışın.. Öğretmeye çalışmaktansa, önce öğrenin.. Çok zavallı bir durumdasınız.. Size acıdığım için şimdilik burada duruyorum.. Tersime gelmenizi istemem doğrusu..
Eastcommander;
Yaşam nedir ya da düzensizlikten doğan düzen konularında ve bunlara benzer birçok konuda bilgi içeren bir kitabı sana önerebilirim. ''Yaşam Nedir?'', ''biyolojinin geleceği üzerine spekülasyonlar'' alt başlıklı kitabı almanı öneririm. O zaman belki fikirlerinde değişmeler olabilir.
Editörler: Michael P. Murphy & Luke A. J. O''neill
Evrim yayınevi