Orijinalini görmek için tıklayınız : CEM Site Yöneticisi & Heindenberg
Mutezile
26-08-2005, 08:28
''Aslında sanırım heindenberg yasasına göre tüm varlıklar belirsizlikten kurtulma eğilimindedir. Bu nedenle insan, "ben nasıl varoldum?" veya "yaşamın amacı nedir?" gibi sorularına belirli yanıtlar bulmak ister. Oysa bu soruların belirli yanıtları yoktur.''
Heindenberg'in benim bildiğim Werner Heisenberg (1901-1976) olma olasılığı var mı diye google de arattırırken;'belirsizlik' bağlamında böyle bir şahısla bir korelasyona rastlamadım. Eğer 'Heindenberg-belirsizlik' minvalinde kaynağa ulaşanlar varsa bilmek isterim.
Öte yandan; Dünyaca ünlü Fizik adamı Werner heisenberg'in 24 yaşında iken oluşturduğu 'matris mekanik' ve BELİRSİZLİK teoremi ona hem Nobeli; hemde De Broglie,Pauli, Schrödinger ve Dirac gibi fizik devlerinin arasında sağlam bir yeri temin etmiştir. Yukarıda adı geçen alıntı yazıda öne sürüldüğü gibi 'tüm varlıklar belirsizlikten kurtulma eğiliminde' değildir
Zira Heisenberg'in Belirsizlik teoremi (ya da artık İlkesi denebilir) sub-atomar sistemler için öne sürülmüştür. Ve insanlar yada kuşların, koyun yada sürüngenlerin epistemolojik-ontoljik sorularına bir cevap mahiyeti taşımamaktadır. Heisenberg'in Kuramı uyarınca:'' Bir elementer parçacıklar sisteminde; örneğin atom kapsamındaki elektron topluluğunda; iki parçacık hiç bir zaman aynı biçimde devinmez ya da aynı enerji durumunda olmaz''
Stephen Hawking'de daha anlaşılır şekilde okuyoruz:''Momenti ölçülebilen bir elektronu net olarak lokalize edemeyiz; Yeri belirlenen bir elektronun hızını -kesin olarak ölçmemiz mümkün değildir.'' Dolayısıyla belirsizlikten kaçma gibi bir durum mevzu bahsi değildir.
Hobisi kozmoloji ve kuantum mekaniği olan biri olarak bu eklentiyi yapma ihtiyacı duydum
Site Yöneten Cem bey'in Heindenberg ve tüm varlıkların belirsizlikten kaçma eğilimi cihetindeki sözlerini açımlayan bir ek yazısı; yada HEİNDENBERG'i daha yakından tanıtan bir linki çok aydınlatıcı olurdu.
Düzeltme için teşekkürler Mutezile. Zaten yazımın başında "sanırım.." diye başlamışım, yani pek de emin olmadığımı belirtmişim.
Aslında konuyu açıklamakta en uygun olan homeostaz ilkesi. Bu ilke esas olarak biyoloji için oluşturulmuşsa da Freud tarafından psikiyatriye de uyarlanmıştır. Biyolojide homeostaz örneği olarak yüksek bir dağa tıramanan dağcının alyuvarlarını gösterebiliriz. Dış ortamda oksijenin azalmasın abağlı olarak içdengeyi sağlamak için, oksijen taşıma görevi olan alyuvar sayısı artar. Freudyen bakış açısıyla homeostaza bir örnek, karnı acıkan kişinin yiyecek bulup bu ihtiyacını gidermesidir. Freudda bu tip biyolojik veya içdürtüsel, determinist öğelere önem çok büyüktür. Çağdaş psikiyatri Freud'u aşmıştır. İnsan, ne sadece bedenden, ne de duygulardan veya inançlarından, düşüncelerinden meydana gelmiştir. Hepsinden önemlisi insanın özü "izleyen ben" dir.
Kişisel bilgi birikimime ve çeşitli sentezlerime göre yaşamın anlamı ve ölüm korkusu, insanın varoluşundan gelen en temel varoluş bunaltılarındandır. Bu bunaltıyı altetmek için kişi:
a)Bu sorularla yüzleşmemek için görmezden gelir, bilinçaltına iter. Ama bu zaman içinde kendisine ve dolayısıyla da yaşama, çevresine yabancılaşmasına yol açar.
b)Bu soruların yanıtını kendisinin aramasının zorluğuna ve yalnızlığına katlanamayacağını düşündüğü için dine teslim olur. Kayıtsız şartsız teslim olduğu için bu da özüne saygısızlıktır.
Peki bu soruların yanıtı nedir? Varoluşçu psikiyatri ekolünün günümüzdeki belki de en önemli temsilcisi I. Yalom'a göre insan şu yalın gerçekle yüzüyüzedir: Belli bir anlamı olmayan bir evren ve anlam arayışında olan insan! Bu çelişki insanoğlunun varoluşunda vardır ve hiç bir zaman çözülemez. İnsanları din inacına sürükleyen en büyük neden bence budur. Anlamı olamayan bir evrende yalnız olduğumuzu kabullenemeyişimiz. Ancak bu uzlaşmazlıktan doğan gerilim gitgide geriletilebilir ki bu başlı başına bir konu.
Mutezile
27-08-2005, 19:20
Durkheim,Camus,Bukowski kronolojik sıralama ile okunduğunda yaşanılan
sarsılma duygusunun sebebi yukarıdaki satırlarınızda net bir şekilde betimlenmektedir. Günümüz insanı: 'Patchwork identity' & sizin 'izleyen ben' metaforu ile betimlediğiniz ruh-kimlik bunalımı durumunu değişik afyonlarla (din- sex & içki en başta gelenlerden) aşma çabasındadır..
Koyu Hıristiyan (hatta bir çok yerde mormon ve tarikat üyesi) olan amerikan toplumunun yarısından fazlasının özel psikyatristi vardır. Prozac veya valium almadan uykuya dalabileni azdır. Başkanından, texastaki çiftçisine de koyu dindar olan ve dini ritüellere EN AZ müslümanlar kadar
önem veren ve tatbik eden bir ulusun yaşadığı toplu bunalım ve doyumsuz
luk durumu çok manidardır.
Homeostaz hakkında bir malumatım yoktu ve sizin satırlarınızdan ne olduğunu öğreniyorum. Öte yandan 'belirsizlikten kaçma-kurtulma' içgüdü
sünde olan insanoğlunun durumu ile; yükseğe tırmanan dağcının alyuvarlarındaki -muhtemelen genetik kodlamadan mütevvelit- artış arasındaki paralleliği kuramadım. Burada belirsizlikten kurtulma hedefinde olanlar alyuvarlar mı oluyor?
Belirsizlik, insan için en büyük gerilim kaynaklarından biridir. Örneğin hapishanede rutin yaşantısına uzun zamandır devam eden bir mahkumu düşünelim. Devletin bir af yasası çıkarma aşamasında olduğu söylentilerinin basında yer almaya başladığını kabul edelim. Bu durumda mahkumda "Acaba yasa gerçekten de çıkacak mı, çıkmayacak mı?" sorusu giderek önem kazanabilir ve bu belirsizlik o kişi de yeni bir gerilim yaratmaya başlar. 5-6 yıl kadar evvel çıkan şartlı tahliye kanununun gündeme geldiği zamanlarda bir mahkumun tv ekranlarında "abi çıkarcaklarsa çıkarsınlar bu yasayı, çıkarmayacaklarsa da bir an evvel açıklasınlar" dediğini hafızamdadır. Belirsizliğin nasıl büyük bir gerilim yaratacağına bariz örneklerden biri idi benim için. Benzeri örnek olarak, önemli bir sınav sonucunu beklemekte olan bir öğrenciyi veya ciddi bir ameliyatın sonucunu bekleme odasında beklemekte olan bir yakının durumunu gösterebiliriz. Örnekler çoğaltılabilir. İnsanların genellikle belirsizliği sevmediğini sıkça gözleyebiliriz. "yaşamın anlamı nedir?", "ölümden sonra ne olacağım?" gibi en temel soruların yanıtlarının da belirsizlik içinde olması bunaltı (anksiyete) kaynağıdır. I. Yalom, bu bunaltıyı faydalı ve gerekli kabul ediyor. Kesinlikle üstünün örtülmemesini öneriyor. Örneğin, yanında sadece oğlu olan ve bir gün onu üniversiteye uzak bir şehire göndermek zorunda kalan yalnız bir kadını bazı psikiyatristler gibi çeşitli sosyal aktivitelere yönelterek, temeldeki ölüm korkusunun üstünü örtmeye karşı çıkıyor. Kadının yalnızlığı ve temeldeki ölüm korkusu (anksiyetesi) ile yüz yüze gelmesi üzerine terapiyi kuruyor. Bu ekolü doğru kabul edersek, insanın temel varoluş bunaltılarıyla birlikte ömür boyu beraber yaşamasını öğrenmesi gerekiyor.
Oksijen ortamının yavaş yavaş azalması durumunda vücut daha fazla alyuvar üreterek, bu dış tedide karşı iç dengeyi sağlamaya çalışıyor. Peki ruhsal denge için bir tehdit olarak algılanabilen "yaşamın anlamı" ve "ölüm" gibi sorular karşısında ruhsal içdengeyi koruyabilecek olan şey nedir? İşte din inanışının en büyük kaynağı burası. Dinler, temel varoluşsal sorulara yanıt verdiklerini iddia ederler. Homeostazı sağlarlar. Buna başka bir anlamda huzuru sağlar da diyebiliriz. Ancak bu gerçeklere gözü kapamak veya gerçeklerden kaçmak pahasına yapılmıştır. Böylece şu sonuca da varıyoruz: İnsan için birincil derecede önemli olan gerçekler olmalı. Huzur arayışı daha geri planda kalmalı.