PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : RUH!


30-11-2004, 19:06
Herkese Merhaba
Iki insan dusunun.Biri avrupada digeri afrikada yasamis.Her bakimdan farkli bir yasanti.Ama ortak ozellikleri dokularinin birbirine uygun olmasi.Ikiside kaza yapiyorlar ve ikiside beyinlerinden darbe aliyorlar.Birinin beyninin sag tarafi saglam digirinin sol tarafi saglam.

Sorum hem ateistlere hem inananlara.

Teknolojinin cok iyi kullanilabilecegini farzedersek.Bu olayda yarim beyin nakli teorik olarak mumkunmu?Yani iki yarim beyinle saglam bir beyin olusabilirmi?

Eger bu mumkunse beyin nakli yapilan kisi nasil dusunur ve neleri hatirlar?

Eger bu mumkunse bu kisinin kac tane ruhu olur?

Tek bir ruhu olursa o hangisinin ruhu olur?

Eger ruhsuz olursa yasayabilirmi?

Eger ruh varsa insanin nereseninde yasiyor?

Ruhun bilimsel bir tanimi varmi?

Agaclarda ruh varmi?

Cok soru sordum ama inaninki cevabini bilmedigim icin soruyorum.
Cevaplariniz icin tesekkurler.

quixsoul
30-11-2004, 19:55
Beynin eğer tam olarak sağ yada solu tahrip olursa şu an daki teknoloji ve bilim ile beyin nakli imkansız.Ancak bir kaç zedelenmiş bölümlerde nakiller yapılmakta ancak çoğuda riskli ve tıbbi test aşamalarında.

Soruların temel yanıtları daha öncede örnek verdiğim "şaşırtan varsayım" kitabında.

Eski zamanlardan beri ruh özgür iradenin bulunduğu bir birey olarak ön görülmüştü.Duygularımız,inançlarımız,bildiklerimi, görmemiz,düşünmemiz ve bize özgü hislerin tümü ruhta buluştuğu düşünülüyordu.

Ancak şu anki yapılan testler ve çalışmalarda sanılanın aksine tüm duygularımızın nöron ve onların karmaşık kimyasal molekülleri ile ilgili olduğu saptandı.Kitap da ruh un görevini araştırıyor ve sonuç koca bir sıfır.

Sorularında "ruhun özgür bir iradesi" varsayıldığı için benim düşünce ve inançlarımla örtüşmüyor.Sana tavsiyem öncelikle tüm bu sorulardan önce şu soruya cevap ara:
- Bizi düşündüren ve bizi biz yapan şey fiziksel aktivitelerimiz ve hücrelerimizmi ? Yoksa ruhumuzmu ? Ruhumuz bir özgür irade taşıyormu ?

Kesinlik kazanmasda ilerki yıllarda ruhun bizi biz yapan tüm özelliklerimizde hiç bir katkısının olmadığı kanıtlanacak.Bu yüzden beynin tüm alanlarının tam olarak bilinmesi gerekiyor.Benim düşüncemde ruh sadece enerjiden ibarettir.Bize başlangıç enerjisini verir ve öldükten sonra bu enerji vucudu terkeder.Sonra ne olur bilinmez..

kul
01-12-2004, 11:38
quixsoul merhaba tekrar;
ne hikmetse senin yazdıklarının altına cevap verme gereği duyuyorum..
sanırım frekanslar tutuyor...

her enerjinin bir kaynağı oldugunu kabul edersek enerji olarak betimlediğin ruh yani enerjinin kaynağı nedir?
bahsettiğin örnek bir arabanın çalışmasında ilk haraketi sağlayan marş motorunu aklıma getirdi...arabayı çalıştırmak için marş motorunu çevirirsiniz ve ilk haraketi o verir daha sonra motor kendiliğinden çalışmaya devam eder. marş motoru görevini yapmış ve durmuştur. ama marş motoruda enerjisini bir aküden alır...peki bize ilk haraketi veren o enerjinin aküsü nedir? var mıdır?

ben ruhu 10 saniye önce atıyorum kalp krizinden ölmüş bir insan ile hemen yanında duran canlı bir insanın arasındaki fark olarak görüyorum. buna ister enerji diyin, ister ruh diyin, isterseniz akü diyin...
ruh, canlı bir insanın bir cesetle arasındaki farktır...
hiç bir fark olmadığını düşünen arkadaşlara sadece saygı duyuyorum...

böyle bir şeyin yani enerji yada ruh var oldugunu kabul ediyoruz...
hiç bir şeyin tamamı ile yok olmadığını da biliyoruz...
yani enerji yada ruh vücudu terkettikten sonra yok olmuyor...olamaz..
peki ne oluyor?
quixsoul akıbetinin bilinmez oldugunu söylemiş...

işte dinlerin temeli bu belirsizliktir.....

dinler kendi felsefeleri içinde ruh bedeni terkettikten sonra ne gibi hadiselerin olacağını anlatırlar. o akıbetin ruh için "iyi" olması için ne gibi şeylere dikkat etmeleri gerektiğini açıklarlar. o "iyi"yi de anlatırlar. tıpkı "kötü"yü anlattıkları gibi...ve tercihi bize bırakırlar...

şahsen sırf o belirsizliği kendi yapıları içinde mantıklı bir şekilde açıkladıkları için dinler, özellikle benim dinim islam, beni o belirsizliğin yaratacağı bunalımdan "ve şimdi eve giderken trafik kazası geçirsem ve ölsem...eee?? sonra??" hezayanlarından kurtardığı için insan fıtratına bir gerekliliktir, bir ihtiyaçtır...

ve herhangi bir dine mensup olmayan bir insanın benim düşündüklerimi, endişelerimi paylaşmaması gibi bir olasılığı kabul etmiyorum. tek merak ettiğim bunu kendi içlerinde nasıl çözümledikleri. eğer cevapları "HİÇ" se yine arkadaşlara sadece saygı duyuyorum..

üçüncü kez saygılarımla...

Ebu Leheb
01-12-2004, 11:51
quixsoul merhaba tekrar;
ne hikmetse senin yazdıklarının altına cevap verme gereği duyuyorum..
sanırım frekanslar tutuyor...

her enerjinin bir kaynağı oldugunu kabul edersek enerji olarak betimlediğin ruh yani enerjinin kaynağı nedir?
bahsettiğin örnek bir arabanın çalışmasında ilk haraketi sağlayan marş motorunu aklıma getirdi...arabayı çalıştırmak için marş motorunu çevirirsiniz ve ilk haraketi o verir daha sonra motor kendiliğinden çalışmaya devam eder. marş motoru görevini yapmış ve durmuştur. ama marş motoruda enerjisini bir aküden alır...peki bize ilk haraketi veren o enerjinin aküsü nedir? var mıdır?

ben ruhu 10 saniye önce atıyorum kalp krizinden ölmüş bir insan ile hemen yanında duran canlı bir insanın arasındaki fark olarak görüyorum. buna ister enerji diyin, ister ruh diyin, isterseniz akü diyin...
ruh, canlı bir insanın bir cesetle arasındaki farktır...
hiç bir fark olmadığını düşünen arkadaşlara sadece saygı duyuyorum...

böyle bir şeyin yani enerji yada ruh var oldugunu kabul ediyoruz...
hiç bir şeyin tamamı ile yok olmadığını da biliyoruz...
yani enerji yada ruh vücudu terkettikten sonra yok olmuyor...olamaz..
peki ne oluyor?
quixsoul akıbetinin bilinmez oldugunu söylemiş...

işte dinlerin temeli bu belirsizliktir.....

dinler kendi felsefeleri içinde ruh bedeni terkettikten sonra ne gibi hadiselerin olacağını anlatırlar. o akıbetin ruh için "iyi" olması için ne gibi şeylere dikkat etmeleri gerektiğini açıklarlar. o "iyi"yi de anlatırlar. tıpkı "kötü"yü anlattıkları gibi...ve tercihi bize bırakırlar...

şahsen sırf o belirsizliği kendi yapıları içinde mantıklı bir şekilde açıkladıkları için dinler, özellikle benim dinim islam, beni o belirsizliğin yaratacağı bunalımdan "ve şimdi eve giderken trafik kazası geçirsem ve ölsem...eee?? sonra??" hezayanlarından kurtardığı için insan fıtratına bir gerekliliktir, bir ihtiyaçtır...

ve herhangi bir dine mensup olmayan bir insanın benim düşündüklerimi, endişelerimi paylaşmaması gibi bir olasılığı kabul etmiyorum. tek merak ettiğim bunu kendi içlerinde nasıl çözümledikleri. eğer cevapları "HİÇ" se yine arkadaşlara sadece saygı duyuyorum..

üçüncü kez saygılarımla...

ruh diye birşey yoktur. insanın enerji kaynağı yani aküsü kalptir. çünkü kanın vücuda pompaladığı kan sayesinde yaşıyoruz. sen enerji kaynağı olarak olmayan birşeyi gösteriyosun..

ölü ile diri arasındaki fark birinin canlı diğerinin ölü olmasıdır. bu kadar basit.yahu çocuklar bile inanmıyor bu ruh masalına sizler nasıl inanıyorsunuz anlamıyorum. pardon siz inanmak istediğiniz için inanıyorsunuz.

kul
01-12-2004, 12:01
kalbe ilk haraketi veren nedir????

kul
01-12-2004, 12:10
ayrıca calışma biçimini bir makineye benzetirsek -ki bildiğimiz pompadır- hiç bir enerji kaynağı olmadan çalışıyor olmasının hikmeti nedir? kolundaki saatin pilsiz çalışabileceğini savunabilir misin?

insanlara artık suni kalpler takıyorlar biliyorsun...
ama bunlar pilli..
cep telefonu ile konuşamıyorsun adamın yanında?
yani bir enerji kaynağı var...

ama kalp nakli yapıp başka bir insanın kalbini adama taktıklarında o doğal pompa ne hikmetse pilsiz çalışabiliyor...yani bir yerden enerji bağlantısı var...

bak sen şu "doğanın" işine!!!!!

Ebu Leheb
01-12-2004, 12:16
kalbe ilk haraketi veren nedir????

kalbe dıştan kimse hareket vermez, kalp kendi kendine çalışır.
peki ruha hareket veren nedir? ruhun da kalbi mi vardır?

kul
01-12-2004, 12:38
Leheb şöyle demiş:

"kalbe dıştan kimse hareket vermez, kalp kendi kendine çalışır.
peki ruha hareket veren nedir? ruhun da kalbi mi vardır?"

demek kendi kendine çalışır!! vay be!!! ne kadar açık bir cevap...
ortada bir pompa var ve ööööyle çalışıyor...çok güzel..çalışıyor ama "ON" düğmesine kimse basmamış. en nasıl çalıştı o zaman bu? kendi kendine...vay be...
ben zaten dıştan haraket verip verilmediğini değil İLK HARAKETİ kimin verdiğini sormuştum ama idrak mekanizması fena tıkanmış hiç üstelemiyorum...

ruh bir haraket değildir bir kere...hadi senin dediğin gibi haraket oldugunu kabul etsek bile bizim her zaman bu tür konularda tek bir cevabımız vardır. sizin şu İLK meselesinde tıkanma, çaresiz kalma olayınız bizde vuku bulmaz...
bizim ilkimiz herşeyi yoktan var edendir...

ALLAH''tır(c.c.)... Rabbimdir...

ruhun kalbi var mıdır sorusunu ise görmemiş kabul ediyorum...
birazcık düşün istersen yazarken...biraz...

not: bu günlük bu kadar benden arkadaşlar. işler fena bastırdı. belki akşama doğru uğrarım. selamlar...

Ebu Leheb
01-12-2004, 13:36
yahu şu adama bakın! ruha inanıyor ama kalbin kendi kendine çalışmasına inanmıyor.

yağmur da kendine kendine yağmaz zaten, onu da tanrı yağdırır..
rüzgarlar da kendi kendine oluşmaz, melekler üfler!
hele yıldırımlar tamamen tanrının işdir.
hiç kendi kendine yıldırım düşermi?

kul
02-12-2004, 11:40
sevgili zeka küpü kardeşim;

tamam senin anlayacağını umdugum dilde yazayım.

ben kalp denen pompanın ilk haraketini ve çalışması için gereken enerjiyi ruh olarak tabir ettiğimiz varlıktan aldığına inanıyorum.

sen kalp denen pompanın ilk haraketine nasıl başladığını yani "ON" düğmesine nasıl basıldıgını ve çalışması için gereken enerjiyi nerden aldığını bana açıklar mısın lütfen??

ben kalbin kendi kendine çalışmadığına ruha inandığım için inanmıyorum.

bu cümle senin için karmaşıksa bi kaç defa oku. yada birilerine sor.

Ebu Leheb
02-12-2004, 13:01
sevgili zeka küpü kardeşim;

tamam senin anlayacağını umdugum dilde yazayım.

ben kalp denen pompanın ilk haraketini ve çalışması için gereken enerjiyi ruh olarak tabir ettiğimiz varlıktan aldığına inanıyorum.

sen kalp denen pompanın ilk haraketine nasıl başladığını yani "ON" düğmesine nasıl basıldıgını ve çalışması için gereken enerjiyi nerden aldığını bana açıklar mısın lütfen??

ben kalbin kendi kendine çalışmadığına ruha inandığım için inanmıyorum.

bu cümle senin için karmaşıksa bi kaç defa oku. yada birilerine sor.

enerjinin kaynağı yiyeceklerden aldığımız kalorilerdir.sen insanı makine zannetiğin için bir "0n" düğmesi arıyorsun! :D halbuki anne karnındaki bebeğin kalbi oluşur olşuşmaz çalışmaya başlar..kimse düğmeye basmaz!

sen ruha inanıyorum dedin ya! seni adam yerine koyup tartışmamam lazım. yaw 5 yaşındaki çocuk bile ruha inanmaz! bunlar ortaçağın uyduruklarıdır!

kul
02-12-2004, 14:56
bir cesetle canlı bir insan arasındaki fark soruldugunda "biri ölüdür biri diri işte fark budur" diyebilen bir insana "peki ölü ile diri arasındaki fark nedir?" diye sormak abesle iştigaldir...

sorsanızda mantıklı bir cevap veremeyeceği için saçmalamaya saptırmaya başlayacaktır..

sizde başka bir yerden hadiseye tutunmaya çalışır, benim gibi işi benzetmelerle açıklamaya çalışırsınız...
makinler, pompalar havalarda uçar..

siz ruhu bir radyonun çalışmasına yarayan elektrik enerjisine benzetirsiniz...o size o elektrik enerjisini üretmeye yarayan doğalgazı yada baraj suyunu örnek verir...siz makinelerin çalışmasına yarayan "ısı" enerjisini örnek verirsiniz o size mazot der benzin der...

siz "enerji" dersiniz....o size enerjinin kaynağı olan "kalori" der..
o kadar tıkanmıştır...o kadar cahildir...

siz Allah''a(c.c.) inanmadığını söylediği halde onu muhattap kabul eder bir şeyler tartışırsınız, o tartıştığınız şeyin aslında olmadıgını söyleyerek ama yerine başka bir şey koy(a)mayarak sizi adam yerine koymamış olması gerektiğini savunur...o kadar sığdır...

son olarak "akıl yaşta değil baştadır" vecizesini söyler olayı noktalarsınız...

02-12-2004, 17:01
Merhaba kul.
Ruh nasil birseydir?Bize anlatilanlardan cikan sonuc ruhun bedenden farkli oldugu hatta hayalet benzeri bir sey oldugudur.
Islamda tanimlanan ruh nasildir?Cisim midir yoksa hayalet benzeri birsey midir?
Agaclarda ruh varmidir?

slycako
02-12-2004, 20:43
(Kul''a)

Kalbe ilk hareketini veren şey nedir sorusu çok ilginç aslında. Ama soruyla kastedilenin ne olduğu pek belli degil galiba. Yaklaşık 1 aylık bir ceninde ve belki biraz daha öncesinde de bir hücre kütlesi halindeki insanın belli gruplaşmış hücrelerinin attığı görülür. Bu onların içindeki bazı özel yapıların hareketinin bir sonucudur. Buna kontraksiyon hareketi adı veriliyor. Bu olay döllenmeden yaklaşık 1 ay sonra gerçekleşiyor. İşin ilginç yanı Kur''an''da bahsedilen cenine ruh üflenme olayı daha gerçekleşmemiş. Yani ruhtan önce kalp zaten atmaya başlamış. Galiba kalbin tetikleyicisi ruh olmuyor bu durumda. Eğer insan vücudunda bulunan kök hücreler adı verilen, herhangi bir doku hücresi olmak için farklılaşmamış hücreler, belirli maddeler verilerek uyarılırsa bunlar belirli hücre tipleri (örneğin kalp hücresi) olmaya teşvik edilebilir ve bu hücreler daha çok üretilebilir. Yani bir ruha gereksinimimiz olmuyor kalp dokusu elde edip onu attırmak için. Herhalde soru buradan, peki ilk kök hücreye enerjisini veren nedir o zaman, gibi bir hale varır herhalde. Ve bu tür sorular da birbirini tetikler durur.

İnanan insanlar için Allah öncesiz ve sonrasız nitelikleriyle kabul ediliyor. İnanırlar bunu bir ön veri olarak kabul ediyorlar. Müsellem kaziye gibi. Yani doğruluğu kendiliğinden ispatlı. Tabi bu inanırların kabülüdür. Ama nasıl ki onlar ilk devindirici nedir diye sorabiliyorlarsa bir başkasının da Allah''ın ilk nedeni ya da enerjisinin kaynağı nedir diye sorabilme hakkı vardır herhalde. Aksi halde inanmayan birinin de evren öncesiz ve sonrasızdır demeye hakkı olabilecektir.

Diğer bir sorun "ruh"a enerji denmesi. Ruh maddeden bu kadar ayrı bir şeyse nasıl oluyor da maddenin farklı bir hali olarak bilinen enerji kavramıyla açıklanabiliyor? Bugün maddenin çok küçük alt birimleri olan ve ancak saniyenin milyonda biri kadar kısa bir süre yakalanabilen nötrinoların enerjisi tespit edilebiliyor da ruh tespit edilemiyor? Ruha enerji nitelendirmesi yapan arkadaşlar bunu nereden biliyorlar? Bu ne Kur''an''da geçebilir ne başka bir yerde. Çünkü o zaman enerji diye bir kavram yok. O halde bunun bir enerji olduğu yargısı nereden kaynaklanıyor? Ruhun bilinemez birşey olduğunu kabul eden bir düşünce daha dürüst olurdu herhalde.

Bilimsel olgulardan inançlarına kaynak çıkarmak isteyen arkadaşlar en azından bu bilimsel olguları anlayıp öğrenmek için emek sarfederlerse hiç olmazsa insanlığın bunca zamanlık bilgi birikimine saygısızlık etmemiş olurlar. Saygılarımla...

kul
03-12-2004, 11:07
merhaba yeni;

ruh, bir ceset ile bir canlı arasındaki farktır kardeşim.
hiç fark yoktur derse bir kişi yada "ölü ile diri arasında ki fark birinin ölü diğerinin diri olmasıdır. fark budur" derse, bende ona elma ile fil arasındaki fark nedir diye sorarım? eğer yine bana fark yoktur yada "elma elmadır filde fildir" derse muhattap kabul edip konuşmam. ha çıkıp bana elma bir meyvedir, fil bir memelidir, filin şöyle hortumu vardır, elmanın rengi kırmızıdır tarzı cevap verirse devam ederim.
çünkü bir FARK oldugunu kabul etmiştir...ki farkları sıralıyordur...

hiç islami açıdan bakmasanız, düz mantıkla hadiseye yaklaşsanız dahi adı ruh yada her ne olursa olsun ölüm ile yaşam arasında bir "şey" in oldugu gerçeğini görürsünüz.

yine hiç islami bir açıdan bakmamaya devam eder isek, en temel bilimsel gerçeklerden biride var olan hiç bir şeyin tamamı ile yok edilemeyeceğidir. dolayısı ile o yaşam ile ölüm arasındaki "şey" de yok olmayacaktır. yani ölümden sonra ne olacak sorusuna "hiiiiçç...ölecez işte...toprağa karışacaz" diye cevap verenler sadece bedenlerini göz önüne almakta o malum "farkı" göz ardı etmektedirler...

aşağıda ki yazılar alttaki linkin 28, 29 ve 30. maddeleridir. daha ayrıntılı bilgilenmek için konuyla ilgili diğer maddleride okumanı tavsiye ederim. cok ayrintili hazirlanmis cok guzel bir site. yazılardan anlaşılacağı üzere ruhun belirli bir şekli yoktur.
ağaç meselesine gelince; ölü ağaç canlı ağaç gibi mevhumlar mevzu bahis oldugu için ruh dediğimiz enerji tabi ki bitkilerde de mevcuttur. aşağıda yazdığı gibi ruh her canlıya "üflenir". beyin denen organımız bizler yaşadıkça ruhumuza yine aşağıdaki yazının tabiri ile "program" yükler. ağaç gibi beyinden yoksun varlıkların "programı" yüklenmiştir ve geliştirilmez. yine teknolojik bir örnek vermek gerekirse bitkiler elektrik enerjisi ile yanan basit bir ampul ise, bizler aynı enerjiyi kullanan komplike bir bilgisayarız, düşünebilen olağanüstü bir makineyiz. o bilgisayar (beyin) ile enerji (ruh) arasındaki ilişki ise yine aşağıda anlatılmış.

eğer RUH hakkinda daha ayrintili bilgiye ulasmak istiyorsan internetten su kitabi buldum :

http://www.izyayincilik.com/kapak/421.html

bende okumadim. sanırım okuyacagım. kafamızdaki hemen hemen tum sorularin cevaplarini iceriyor gibi.

saygilarimla...


http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/beyin/beyin_fihrist.htm

.................................................. .
"Nefs-i Küll"ün zâhiri ve varlığı, bu kâinatı oluşturan cevher olan, "enerji" dediğimiz şeydir.
Eni boyu, derinliği, ağırlığı, sınırı falan yoktur. Sınırsız, sonsuz kudrettir. Bir diğer ifade ile "enerji", Cenâb-ı Hak’kın "Kudret" sıfatının açığa çıkmasından başka bir şey değildir. Var olan her şey, bundan meydana gelmiştir!.

"Nefs-i Küll" de mevcut olan bilinç, ilâhi isimlerin mânâlarını yansıtan bilinçtir, ki kendindeki mânâları ortaya koymayı diler.

"Yef`alü ma yurid" = "İrade ettiğini = dilediğini yapar"!. (22-14)

İşte "MÜRîD" oluşu, yani irade edişi - dilemesi, "Rubûbiyet"in kuvveden fiile dönüştüğü mertebedir.

Ve O, "Rubûbiyetin gereği olarak, dilediğini halk eder"!.

"Yef`âlullahe ma yeşâ`" (14-27)

"Nefs-i Küll"den, yani varlığın özünü meydana getiren enerjiden, ana rahmindeki sperm-yumurta birleşmesiyle hâsıl olan ilk maddeye, 120. gün`de “özden dışa” doğru diye tanımlamağa çalışacağımız bir boyutsal geçişle ulaşan "Nefs-i Küll"ün kudreti, o birim`de, "Ruh-u izâfi"yi yani "birim ruhunu=ruhu insânî"yi meydana getirir.

Yani, beyin çekirdeği, 120. günde "can"lılığa kavuşur, faaliyete geçer. "Nefs-i Küll" dediğimiz varlığı meydana getiren kaynak enerjiden -Ruhu Â`zâm`dan- aldığı hayâtiyet, melekî güç tesiriyle ile ürettiği ışınsal yapıyla, kendi ruhunu meydana getirir!.

Ve, böylece "birimsel izâfi ruh", "ruh-u insânî" meydana gelir.

Aynı zamanda da "hayâtiyet" yönüyle "ruh"; "ben"liği yönüyle "Nefs-i Küll"; "ilmi" itibariyle de "Akl-ı Evvel" olan cevherden geldiği için o birimde bilinç oluşur.

Beyin, her an, bir yandan ruhu üretir, bir yandan da genetik verilerin + astrolojik verilerin etkilerin sonucu oluşan bilinci yükler!. Daha sonra, 7. ve 9.ncu aylarda ve doğum anında meydana gelen tesirlerle kişilik özellikleri oluşur. Ve bu kişilik özellikleri aynıyla da bireysel ruha = kişilikli ruha yansır.

Daha sonra, bu kişi büyümeğe başlar...

v

Sperm ile yumurtanın rahimde birleşmesinin 120. gününde cenin, bazı kozmik ışınların etkisiyle, “meleğin ruhu nefhetmesi” diye târif edilen bir biçimde, dalga üretimine başlar.

Beynin çekirdeği durumunda olan bu yapı, genetik veri tabanını değerlendirmesine vesile olan ilk temel kozmik tesirleri alarak ön programa kavuşur ki; böylece onun “şâkilesi” yani “programının doğrultusu” belirlenmiş olur.

Cenin 120. günde, beyin çekirdeğiyle ilk kozmik ışınları değerlendirecek düzeye ulaşır.

Ulaşmış olduğu bu kapasitede, “bir melek gelir ve ruhu üfler”. Yani, gelen kozmik ışınlar bu beyinde “kişilik ruhu” veya “insan ruhu” denilen dalga üretimini başlatan ilk hareketi meydana getirir.

Beynin 120. günde ulaştığı bu kapasite ile, kozmik ışınların etkisi sonucu ölümötesi yaşamda devamını sağlayacak olan dalga bedeni üretmeye başlaması olayına din terminolojisinde “bedene ruh üflenmesi” tanımı getirilmiştir!.

İşte bu anda “kişisel ruh” yani “insanî ruh” meydana gelmiş, yaratılmış olur!. Bu andan evvel, “bireysel ruh” mevcut değildir!.

Bu sebepledir ki, eğer 120. günden sonra çocuk alınırsa cinayet hükmüne girer!.

Zîra, 120. günde cenindeki beyin çekirdeği, "dalga bedeni" yani "kişilik ruhunu" üretmeye başlamıştır ki, ceninin öldürülmesi hâlinde dahi, bu "ruh" yaşamına sonsuza dek devam eder.



Anne karnındaki ceninde 120. günden itibaren beynin önemli bir kısmı dış kozmik ışınları değerlendirecek bir düzeye gelir; ve bu düzeydeki faaliyetleri ve kozmik ışın yapıların tesiri ile sizin "RUH" adını verdiğiniz, bedenin hologromik mikrodalga ikizini, bedene yaydığı dalgalar ile oluşturur.

Böylece 120. günden itibaren bir kişilik taşıyacak ruh dünyaya gelmiş kabul edilir.

İşte bu sebepten dolayıdır ki, 120 günden sonra çocuk düşürmek doğru olmaz. Çünkü o varlığın kişiliği meydana gelmiştir.

Bundan sonra beden geliştiği sürece, bedenin dış hücreleriyle birlikte dalga beden de aynen gelişir.


---------------------------------------------------------------------
Beyin, bedeni yönlendirdiği gibi; aynı zamanda da “RUH”u üretir!.

Nasıl, “telepati” dediğimiz olay beyinlerin ürettiği dalgasal iletişim ise, “ruh” da aynı şekilde beynin ürettiği dalgalardan oluşmuş ikinci bir bedendir!.

Beyinle ruh arasında sürekli bir iletişim ve karşılıklı enerji ve bilgi alışverişi vardır. Beyin, kendisinde oluşan enerji ve tüm zihinsel fonksiyonların hâsılasını ruhu oluşturan dalga(wave) bedene yükler.

Beyin-ruh ilişkisinde, daha önceki açıklamalarımda; beynin, 120.nci günden itibaren kişinin kendi dalgasal bedenini meydana getirdiğini; bu dalgasal yapının, beyindeki tüm özellikler ve kuvvetlerle yüklenmiş olduğunu; ve bu ruhun bedenden ayrılacağını, anlatmıştım.. Ancak, açıklamadığım bir husus vardı, o da şu;

Beyin ile ruh arasındaki karşılıklı ilişki!.

Beyin de aldığı gıdalarla, glikoz ve oksijenlerle yaşam enerjisini temin ederken; Güneş’ten yayılan hayat enerjisi olan “CAN”la beslenir ve gelişir.

Bu arada beyinde oluşan tüm faaliyetler, dalgaya çevrilerek, “RUH” adıyla bilinen “halogramik dalga bedenimize” yüklenir.

Beyin, enerjiyi üretiyor, dalgasal bedene yüklüyor.

Şâyet ruh, bedenden ayrıldığında, her hangi bir sebeple geri dönmezse, beyin bu enerjiden yoksun kaldığı için, hayatiyeti de son buluyor; ve “ölüm” dediğimiz olay gerçekleşiyor. “Ruhun, bedenle bağlantısının kopması” denen olay meydana geliyor..

Yani, beyin bir taraftan kendi ruhunu üretip, meydana getirip, ona belli enerjiyi, kendisindeki özellikleri yüklerken; bu enerji, “feed back”le, geri dönmek sûretiyle, aynı zamanda da beynin ve vücudun enerjisini takviye ediyor.

-----------------------------------------------------------
Evet... İnsan beyninin yaydığı mikrodalgalardan bahsettik.
Bu mikrodalgaların “anlamlar” ihtiva ettiği üzerinde duralım birazcık.

Şükrolsun ki bugün televizyon denen bir cihaza sahibiz...

Bu “televizyon” denen cihaza 20 cm, 50 cm, 100 cm.lik bir demir, alimunyum ekliyoruz... Ortada başka bir şey yok ama kilometrelerce ve kilometrelerce ötede olan bir olayı o cihazda seyrediyoruz.

Nasıl oluyor bu iş?.

Elektrik dalgalarını biliyoruz...

Bu elektrik dalgalarının üstüne ses ve görüntü yüklenebileceğini de keşfettik. Yüklemeyi de başardık ve ses-görüntü yüklü dalgaları bulunduğumuz yerden kilometrelerce ve kilometrelerce öteye ulaştırmayı da başardık.

Demek ki, Ses ve görüntü yüklü dalgalar sözkonusu.

Bizim bugün bir cihaz olarak başardığımız olayı, gerçekte, beynimiz yaradılışındaki kudret ve ilimle doğuştan itibaren yapmakta!.

Yani beynimiz, ürettiği mikroldalga yapıyı, ses ve görüntü yüklü olarak olarak meydana getirmekte. Ki işte bu ses ve görüntü yüklü dalgalardan oluşan mikrodalga bedenimize , geçmişte “RUH” adı verilmiş

RUHUMUZ!

Benim ruhum... Senin ruhun... Onun ruhu!.

Yani beyindeki tüm zihinsel faaliyetlerin yüklenmiş olduğu halogramik mikrodalga bedenimiz!.


------------------------------------------------------------------------

kul
03-12-2004, 11:08
slycako merhaba;

yorumlarin icin tesekkur ederim.

eger o gruplaşmış hücrelerin atışını kalp atışı olarak kabul ediyorsan benim o ilk hareket konulu sorumun muhatabi o gruplaşmış hücrelerdir. ki sende bu soruyu soracagimi tahmin etmissin. benim cevabım Allah''tir(c.c.). altarnatif cevaplari bende merak ediyorum.

evet o sorular birbirini tetikler. biz Allah(c.c.) deriz. inanmayanlar "Allah''i(c.c.) kim yarattı o zaman?" der. fakat bu, bizim inandığımız Allah(c.c.) kavramının öncesi olmayan, yaratılmamış oldugunu ve bunu bizim baştan kabul ettiğimizi göz ardı eden saçma sapan bir sorudur. konunun tikanma noktasida zaten burasidir..

beni ruhun maddeden ayri bir sey oldugunu hic soylemedim.
ruhu kast ederken enerji kelimesini kullanmam verdigim orneklerde ruhla ozdeslestirdigim "seyi" in insanda bizim var kabul ettigimiz ruha tekabul etmesi nedeniyledir.
adına enerji de diyebilirsiniz, ruhda diyebilirsiniz, osman da diyebilirsiniz...bu o "sey"in var oldugu gercegini degistirmez.

ruhu direk "enerji" diye tanımlarsanız hiç öyle nötrinolara falan gitmenize gerek yoktur. elektrikte bir enerjidir, isi da bir enerjidir ve hiç bir bilimsel deney olmadan gayet rahat tespit edilebilmektedirler. bir sobaya biraz fazlaca yaklaşmanız yeterlidir örneğin.

yani bu fakirin anlatmak istedigini daha rahat anlatabilmek amacı ile örneklerindeki enerji ile insandaki ruh kavramını özdeşleştirmesi ruh denilen kavramın direk enerji olarak nitelendirilmesini gerektirmez. yaptıgım bir yargı değil örneklemedir, teşbihtir. enerji kavramı ruhu tanımlamak için kanımca çok yetersiz kalmaktadır.

saygılarımla.

slycako
03-12-2004, 19:47
ilk hareketi sağlayan şeyin cevabının ruh olmadığını Kur''an''a göre de izah etmeye çalışmıştım. Hala nedir diyorsanız biraz hücre fizyolojisi tartışmamız lazım. Ama Cevabın Allah olduğunu doğrudan söylüyorsanız tartışacak fazla birşey yoktur. Yalnız unutulmaması gereken bir nokta var. Nasıl ki inanmayanlar Allah''ın öncesiz olduğuna dair ön kabülünüzü gözden kaçırıyorlar, inanırlar da inanmayanların evrenin öncesiz olabileceğine dair kabüllerini gözden kaçırmamalılar. Bu ön kabül eğer bu kadar keyfi olabiliyorsa kimsenin kimseye bir şey demeye hakkı yok herhalde. Dolayısıyla ilk tetikleyen nedir sorusu pek bir anlam ifade etmiyor. Kimse size "hakikaten de ilk tetikleyici Allah''tır, iyi ki Kul bunu yazdı da gerçeği bir anda kavradım" demeyecektir.

Ruhla ilgili yazdıklarımla anlatmak istediğim birşey vardı. Niteliğine dair hiçbir şey bilinmediği halde herkes kendince bir ruh nitelemesi yapabiliyor.Hem de çok kesin ifadelerle. Örneğin siz rahatlıkla sobaya yaklaştığınızda ruhu anlayabileceğinizi söyleyebiliyorsunuz. Bunun kaynağı nedir, bunu nereden biliyorsunuz? Bir solucan da biraz fazla ısıya yaklaştığında kaçacaktır. Bu onda ruh olduğunu gösterir mi? Yoksa benim fazla ısıdan kaçma nedenim, deri altındaki termoreseptörler mi? Onlar beyine mi ileti gönderiyor, yoksa bir şekilde ruhla iletişim mi kuruyor? Çok genelgeçer, herkesin görebileceği birşeymiş gibi yazdığınız ifadeleri daha dikkatli yazmanız gerekmez mi? Gerçekten ruh hakkında yeterli bilgiye sahip misiniz yoksa sadece belli akıl yürütmeler mi yapıyorsunuz kendinize göre?

Bazı kavramları keyfince kullandığınızda açıklamakta zorluk çekebilirsiniz. Ruh''a istediğiniz zaman Osman ya da enerji diyemezsiniz. İsalmi kaynaklara göre bunu anlatmak durumundasınız. Eğer tutarlılık gibi bir kaygınız varsa. Yazmaya devam, saygılarımla...

03-12-2004, 23:09
Herkese merhaba

Ruh insanin neresindedir?

kul
04-12-2004, 14:09
merhaba;

sevgili slycako kardeşim;
"ruhu direk "enerji" diye tanımlarsanız hiç öyle nötrinolara falan gitmenize gerek yoktur. elektrikte bir enerjidir, isi da bir enerjidir ve hiç bir bilimsel deney olmadan gayet rahat tespit edilebilmektedirler. bir sobaya biraz fazlaca yaklaşmanız yeterlidir örneğin." cümlemden enerjiyi mi yoksa ruhu mu sobaya yaklaşarak tespit edebilirsiniz anlamını çıkarıyorsun? bir daha okur musun? o kadar karmaşık bir anlatımım oldugunu sanmıyorum. yazdığın ikinci paragraf tamamı ile bu yanlış anlamanın eseridir. enerjiyi tespit edebilirsin dedim , ruhu değil...

ben bir müslümanla konuşurken ruha Osman demiyorum. Ruh diyorum. Ama ruh diye bir kavramın oldugunu kabul etmeyen bir insana benim anladığım ruhu anlatmak için ölüm ile yaşam arasında ki "ŞEY" örneğini verirken, o "ŞEY"e arkadaş ruh kavramını kabul etmediği için örneklemelerime göre enerji diyorum yada işi biraz latifeye götürmek adına Osman diyorum. benim gibi kapasitesi sınırlı bir fakirin kullandığı kavramlara takılmaktan ziyade, şu meselenin aslı hakkında fikirlerini ortaya koyarsan sevinirim.

Eğer ruhu islami kaynaklara göre anlatırsam senin yaptığın ve pek doğru bir tespit olan " Nasıl ki inanmayanlar Allah''ın öncesiz olduğuna dair ön kabülünüzü gözden kaçırıyorlar, inanırlar da inanmayanların evrenin öncesiz olabileceğine dair kabüllerini gözden kaçırmamalılar. Bu ön kabül eğer bu kadar keyfi olabiliyorsa kimsenin kimseye bir şey demeye hakkı yok herhalde. Dolayısıyla ilk tetikleyen nedir sorusu pek bir anlam ifade etmiyor. Kimse size "hakikaten de ilk tetikleyici Allah''tır, iyi ki Kul bunu yazdı da gerçeği bir anda kavradım" demeyecektir." cümlesine ters düşmüş olurum. eğer sen bana islami kaynaklardan anlat dersen yukarda kendi elinle yazdığın cümlen ile çelişkiye düşmüş olursun.

islama inanmayan birine islami kaynaklardan yararlanarak bir şeyler anlatmak ne derece mantıklıdır? ben ruhu anlatmaya çalışırken diğer tüm yazılarımda oldugu gibi tamamı ile kendi mantık değerlerimi ortaya koymaya çalıştım. sen hücre fizyolojisine girmek istiyorsan buyur gir. sevinirim. fakat ben senin önüne sürekli "peki ona ilk haraketi kim verdi?" sorusunu hiç üşenmeden defalarca sürebilirim haberin olsun.

saygılarımla...

slycako
04-12-2004, 21:06
(kul''a)

Merhaba,

O paragrafı yanlış anlamışım gerçekten. Bunun için özür dilerim.Yalnız bu ruh-enerji ikilemi konusunda yazdıklarınızdan pek birşey çıkaramıyorum bir türlü. Daha önce "yeni"ye yazdığınız cevapta ruhun "halogramik bir mikrodalga" (hologramik denmek isteniyor herhalde) olduğunu yazmışsınız. Bana yazdığınız cevapta ise enerjinin ruhu tariflemede yetersiz kaldığını yazmıştınız. Mikrodalgaların belirli bir enerji düzeyine denk düştüğünü biliyorsunuz değil mi? Bu konuda bir kafa ya da nitelik karmaşası var galiba. Anlamadığım şey şu, bu aktarma yaptığınız ruha dair bilgiler böyle bilimsel bazı kavramlarla açıklanmaya çalışılıyor da bunu bu kadar kesin olarak söyleten nedir? Hangi bilgiye, birikime, deneye dayanıyor? Şimdi kalkıp buna bilimsel kanıtmistenmez demeyin. Mikrodalgaya bilimsel kanıt istenir. Çok kolaylıkla tespit edilebilir çünkü. "Halogramik mikrodalgalar" labaratuvar ortamında yaratılabiliyor gerçekten. Sonuçta labaratuvarda bununla istediğimiz nitelikte ruhlar yapabilir miyiz? Bu ruh yalnızca Allah''ın yaratabileceği birşey değil mi?

Söylemeye çalıştığım şey şu. Bazı şeyleri kanıtlamaya uğraşmak adına İslam''a uzak düşülüyor aslında. O yüzden İslami kaynaklara dayansanız daha iyi olmaz mı dedim. Yoksa sağdan soldan duyulan derme çatma bilgiler üzerinden akıl yürütme yapmaya kalkarsınız. Sizin yapmadığınızı ben yapayım. İsra Suresi 85. ayette diyor ki "Sana ruhu sorarlar. De ki Rabbimin emrindedir. Size bu konuda ilimden çok azı verilmiştir."Allah kelamında hal böyleyken kalkıp ruhu mikrodalga diye tanımlamak Ahmed Hulusi''nin ne haddine düşüyor? Neye dayanarak bu akıl yürütmeleri yapıyor ve siz de bunu sorgulamadan kabulleniyorsunuz?En basitinden bir İslam İlmihali''ni açın. Ruhun muhteviyatına ilişkin bir şey söyleyemeyiz, sırdır diyorlar. (Elimde Ömer Nasuhi Bilmen''inki var)

İşin bir de embriyolojik yönü var. Beyin çekirdeği 120. günde aktif hale geçer diyor. Beyin çekirdeği ne demek? Primitif beyinden bahsettiğini varsayalım. Bu bile 5. haftadan itibaren aktif haldedir, ortaya çıkmıştır. Zaten cenindeki herhangi bir bölgenin canlılığa kavuşması diye birşey söz konusu olamaz. O baştan beri canlı niteliğini kazanmıştır zaten o bütünlük içinde. Yani hayretler içinde kaldım. Bir takım kozmik ışınlar vasıtasıyla beyin çekirdekleri denen yapı genetik veri tabanını değerlendiriyormuş. Ben yurt dışında moleküler biyoloji doktorası yapan biriyim. Bu kadar palavrayı bir arada görmedim. Bir de beyinden ona program yüklenirmiş, öbürü ona bilmem ne yaparmış. Bunun deneyini mi yaptı u adam, nasıl vakıf oluyor bunlara? Bir tane tıp kitabı bulup bunları hakikaten test ettiniz mi? Yoksa kopyala yapıştırda mı kaldınız sadece? Benim inanca, ruha inanmaya falan diyecek bir şeyim yok. Sadece bazı şeyleri anlamaya çalışıyorum. Ahmed Hulusi''den önce Kur''an''ı dinleyin bence. Peygamberine bile buna dair bilginin pek azını hak gören Allah Ahmed Hulusi''ye mi bildirecek gerçeği?

Bana ya da başkasına istediğiniz kadar ilk hareketi kim verdi sorusunu sorun. Ben de size peki ona ilk hareketi kim verdi diye defalarca sorarım. Bir yere varabileceğimizi sanmıyorum. Galiba İslamiyetteki ruh kavramını tartışmıyoruz, sadece sizin fikir yürütmeleriniz ya da aktardığınız kişinin palavraları doğrultusundaki ruh kavramını tartışıyoruz.

Saygılarımla...

06-12-2004, 03:35
Islam inancina gore olen insan ahirete gider ve orada sorgulandiktan sonra ya cennet yada cehenneme gider.Yani bu dunyaya geri donmez.

Klonaj yontemiyle bir insanin ikizini yaptigimizi dusunun.Bu ikizin beyniyle olen insanin beyni aynisi olacak.Eger ruh dedigimiz sey beyin ise ruhda kopyalanmis olacak.

Bu durumda olen kisinin ruhu ahirette sorguya cekilirken bu ruhun aynisi bu dunyada normal yasantisini surdurecek.
Olaya islami acidan baktigimizda biraz celiskili oluyor.

Inanan arkadaslarin yorumlarini bekliyorum.

kul
06-12-2004, 12:00
slycako merhaba;
herşeyden önce moleküler biyoloji doktorası yapan biri ile bilimsel bir tartışmaya girmeyecek kadar haddimi biliyorum. fakat elimden geldiğince cevap vermeye calisayim.

oncelikle benim derdim ruhun mahiyetini anlatmak değil, "gerçekliğini" savunmak. yani buradaki insanlara ruh şöyle bi şeydir böyle bir şeydiri anlatmak istemiyorum. seninde dediğin gibi kuranda bile açık olarak söylenmiyor. benim derdim insanlara ruh denen kavramın VAR oldugunu mantıksal dairede kapasitem el verdiğince anlatabilmek.
ruhun mahiyeti sırdır evet. en fazla benzetmeler yapabiliyoruz. benim gibi, belki hatalı ama, makinelerdeki enerjiye benzetiyoruz örneğin.

yada ben netteki araştırmalarım sonucu okudugum ve konunun bilimsel yönü ile ilgili sınırlı bilgiye sahip oldugum açık olan fakat ruh kavramını palavra yada değil bir şekilde açıklayan kimi yazıları (ki bu konuda sadece 1 tane ekledim) buraya ekliyorum. yani sizin tabirinizle kopyala-yapıştır yapıyorum. benim yaptığım, arkadaşlara "bakın bi de böyle bir şey buldum" demekten öteye geçmez.ki zaten o yazıyı müslüman olup ruhun mahiyeti hakkında bir soru soran bir arkadaşa belki yardımcı olur diye eklemiştim. bilimsel bir yazı oldugu için kesin olarak doğru yada yanlış oldugunu bilemem. ama burası bir forumdur. buldugum ve o an bana mantıklı gelen her yazıyı mesajıma ekleyebilirim. hiç bir ispat yada ikna iddiamın olmadığını özellikle belirttim. ha sizin gibi bir bilim adamı bulduğum yazılara palavra derse ben buna "hayır palavra değil" diyemem. hatta müteşşekkir olurum. ama bu dalda doktora yapmış bir bilim adamından en azından kendi düşüncelerini aksettirecek bir yorum beklerdim.

bir tane tıp kitabı bulup bunları test edip etmediğimi sorarak belki farkında olmadan kendi mesleğinize hakaret etmektesiniz! hangi tıp kitabını okumamı önerirsiniz? yanlış kitabı okuyup test sürecini uzatmayayım, onun için soruyorum. bir de ne gibi aletler lazım test icin? ev ortamında test edebilir miyim örneğin? biraz insaf...

o değildir, bu değildir, şu hiç değildir!!! tamam peki...peki ama NEDİR??? ruh vardır fakat mahiyeti bir SIRDIR derseniz tartışmamız o an biter. çünkü tamamı ile aynı şeyi düşündüğümüz ortaya çıkar. ama ruh yoktur derseniz, o yukarki yazılarımda anlatmaya çalıştığım "ŞEY"in ne oldugu hakkında ki yorumunuzu beklerim.

bana o soruyu defalarca sormanıza hiç gerek yok. ilk sordugunuzda Allah(c.c.) cevabını alırsınız. ve siz Allah(c.c.) kavramına inanmıyorsanız tartışma ya kitlenir yada başka bir boyuta atlar. islamiyetteki ruh kavramını tabi ki tartışmıyoruz slycako! hangi sitede oldugunuzun farkında mısınız? islamı ve islami kaynaklari burda delil gösteremiyoruz. burada kuran-i kerim''in bir ayetini örnek gösterip "bak işte ruh var gördün mü?" diyemiyoruz. o, müslüman olup ruhun var olup olmadığı ile ilgili kafasında soru işaretleri olan bir insan için geçerli bir delil. burada tartıştığımız insanlar islami ve haliyle kuran-i kerimi ve yine haliyle kuranı kerimdeki hiç bir ayeti kabul etmiyor. o yüzden kendi mantığımıza yada belki doğru belki yanlış araştırmalarımız sonucu ortaya çıkan bilimsel yada değil yazılara yer veriyoruz. yanlışsa sizin gibi bilimsel kariyeri olan arkadaşlar uyarıyor. islamiyetteki ruh kavramını sen anlatmışsın zaten. bir tane ayette ben yazayım katmerli olsun.

İsra Suresi 85. ayet "Sana ruhu sorarlar. De ki Rabbimin emrindedir. Size bu konuda ilimden çok azı verilmiştir."
Hicr suresi 29. ayet "Bunun için, Ben onu muntazam bir insan kıvamına getirip içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal onun için secdeye kapanın!"

bir kaç tane daha ayet var içinde ruh geçen. genel itibari ile ikinci verdiğim ayetle benzerlik arzediyor. bitti. bu kadar. daha önceki bir yazımda bir kitap buldugumu söylemiştim. onu okuyunca belki daha fazla yazacak şeyim çıkar.

fikir yürütme konusunda ise; kendi yazımda kendi fikir yürütmelerimin yer almasından doğal ne olabilir slycako? sizin fikir yürütmelerinize mi yer verseydim?

saygılarımla...

slycako
10-12-2004, 21:37
Yoğunluktan dolayı yazı biraz gecikti. Öncelikle şunu söyleyeyim, bir iki kez benim için bilim adamı tabirini kullanmışsınız. Teşekkür ederim. Ama ben bilim adamı değilim, adı üstünde doktora öğrencisiyim. Bilim adamlığı aslında doçentlik, profesörlük gibi etiketleri aşan bir kavram. Bir ömür boyu emek vermek gerekiyor.

Daha fazla üstünde durmayacağım ama daha önce yazdıklarınız "bakın bir de şöyle bir şey buldum"u biraz aşıyor, küçük bir alıntı yapıyorum ...

"ağaç meselesine gelince; ölü ağaç canlı ağaç gibi mevhumlar mevzu bahis oldugu için ruh dediğimiz enerji tabi ki bitkilerde de mevcuttur. aşağıda yazdığı gibi ruh her canlıya "üflenir". beyin denen organımız bizler yaşadıkça ruhumuza yine aşağıdaki yazının tabiri ile "program" yükler. ağaç gibi beyinden yoksun varlıkların "programı" yüklenmiştir ve geliştirilmez..."

Bu cümleler aktarmanın ötesinde bunları derinliğine bilip kabullenmiş bir düşünce yapısını gösteriyor. Benim derdim şu; Bilimsel gelişmeler biraz da doğası gereği bugün sıradan bir insanın anlayabileceği sınırlardan uzaklaşıyor. Gittikçe özelleşip, ayrıntılı hale geliyor. Dolayısıyla sıradan insanların bu bilgilere ulaşması da zorlaşıyor. Böyle olunca kimi dini kavramları açıklamak adına, birkaç bilimsel terimi peşpeşe sıralayıp bu kavramların bilimsel dayanaklarını ortaya koyduğunu söyleyen pek çok şarlatan ortalıkta rahatlıkla atıp tutabiliyor. Bunu yaparlarken, kimi zaman, savundukları dinden çok uzak noktalara düşebiliyorlar. Ne oraya yaranabiliyor ne buraya. Nasıl ki beni, "o söylenenleri ev ortamında test edebilir miyim" diye sorguluyorsunuz o sunduğunuz kaynakları da aynı şekilde sorgulamanız gerektiğini düşünüyorum. O an mantıklı gelir ben de kaynak gösteririm derseniz seçicilik ne olacak? Önemli olan sadece kaynak göstermek mi, doğru kaynağı göstermek mi? Bu iş bir forumda tartışmayı aşıyor da futbol fanatikliğine dönüşüyor o zaman. "Ha o adam bizim tarafta mı, ne söylüyorsa doğrudur o zaman." Aşağı yukarı böyle bir bakış açısı yani...

Ben bu bilgileri test edin derken doğruluğunu sınayın demiştim. Herhangi bir tıp kitabevinden bulabileceğiniz herhangi bir nöroloji ya da fizyoloji kitabı işinizi görür. O deneyleri evde yapamazsınız tabi. Ben de siz yapın demiyorum. Sorun bakalım o yazıları yazan şarlatan nerede yapmış deneyleri ya da hangi kaynaktan almış o bilgileri de bu kadar kesinlikle söyleyebiliyor.

Sizin ruh''a dair tek sorunuz "ölüyle canlı arasındaki fark nedir" den geliyor. Eğer İslami kaynakları veri almayacaksak (ki bu sizin tercihiniz, yoksa örneğin Gazali''den alıntılarla da tartışabilirsiniz. Gazali can, ruh, can çıkması gibi kavramlara ilginç yorumlar getiriyor. Zaten ruh kelimesi de İbranice Roah = Can''dan geliyor.) sorun daha çok felsefi alana kayar. O zaman algı kapılarını çok daha geniş tutmak gerek. Çünkü dini bir bakış açısıyla tartışıldığında bu konulardaki tartışma insan merkezli oluyor hep. Çünkü dinlerin ana materyali insandır. Öyle olmak zorundadır. Bu sorunuz şunu da kapsıyor mu örneğin; Ölü bir bakteriyle canlı bir bakteri arasındaki fark nedir? Hint okyanusunun dibinde yaşayan bir alg ile ölü bir alg arasındaki fark nedir? Çölde hiç kimsenin varlığından haberdar olmadığı canlı bir kertenkeleyle ölü bir kertenkelenin farkı nedir? Eğer ruhu yalnızca yaşamla ölüm arasındaki fark zemininde tanımlayacaksak bunları dikkate almamız gerekmez mi? Bunlara verilecek cevaplar ruha bakışımızı nasıl etkiler?

Ruha dair arayışlar, insanın bütün bir yaşam sürdükten sonra, o anıların,özgünlüğün, eksiğiyle fazlasıyla düşüncelerin, kişiliğin, hislerin ve benlik algısının günün birinde yok olabileceğini hazmedememesinden kaynaklanıyor kanımca. Bu bir varoluş sorunudur. Bir tür eksik adalet duygusu, bütün bu yaşananlar kaybolup gidemez düşüncesi... Dolayısıyla, işte bütün bu yaşananlar ruh diye bir kavram içine hapsediliyor. Tüm bunların ,o ruhla birlikte baki kalacağı, kalması gerektiği varsayılıyor. Bu varoluş sorunu çağlar boyu insanlığın ortak bir sorunudur. O yüzden bu kadar yaygındır ve ezelidir. Bedenimizin toprak olup gideceğini bir ölçüde hazmedebiliyor olsak da düşüncelerimizin, hislerimizin kaybolmasına tahammülümüz yok. Bu sorun karşısında seçim yapan insan özgürdür elbette. Eğer siz bu ihtiyacınızı belli bir dinden karşılıyorsanız ya da o din böyle düşünmenizi sağlıyorsa, bunu, bu dini yok sayanlarla tartışmanız elbette anlamsızdır. Ama bu tartışmayı yaparken, ölüyle canlı arasındaki farka, İslami tandansları aleni olan bir yerlerden alıntı yaparak yanıt veriyorsanız kaçak güreşiyor olursunuz. Yukarıdaki soruları düşündüğünüzde "canlı bitkiyle ölü bitki arasındaki fark ,ona yüklenmiş olan programdır" derseniz ikili oynarsınız. Ya da ruhu araştırmak için sorduğunuz soru hatalıdır. Alıntı yaptığınız kaynak ve onun gibi daha niceleri İslami kaynakların dışına çıkmak zorundadır. Ruhun varlığına bilimsel dayanak bulma zorunluluğu duyar. Çünkü asıl kaynak onun hakkında hiçbir şey söylemiyor. Ama bilimsel dayanak bulmaya çalıştıkça yanlışlar, saptırmalar ve yalanlar içine düşüyor. Kan uyuşmazlığı oluyor. Velhasıl, ruhun varlığını kabullenmek,bunun kurtuluş getireceğine inanmak, bundan mutluluk duymak size kalmış birşeydir. Ama size "deplasman" olarak görünen bu sitede, kendi kaynaklarınızla tutarlı ve bütünlüklü bir şekilde tartışamıyorsanız bunun için çabalamak anlamsızdır. Yazışmak üzere, saygılarımla...