Orijinalini görmek için tıklayınız : ELEKTRİK KULLANIMI
... Erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık... (Sebe Suresi, 12)
Allah'ın Hz. Süleyman'ın emrine verdiği büyük nimetlerden biri "erimiş bakır madeni"dir. Bu ayeti, farklı şekillerde yorumlamak mümkündür.
Erimiş bakırın kullanılması ile, Hz. Süleyman döneminde elektrik kullanılan yüksek bir teknolojinin varlığına da işaret ediliyor olabilir. Bilindiği gibi bakır, elektriği ve ısıyı en iyi ileten metallerden biridir ve bu yönüyle elektrik sanayiinin temelini oluşturmaktadır. Dünyada üretilen bakırın önemli bir bölümü elektrik sanayiinde kullanılmaktadır.
Ayette geçen "sel gibi akıttık" ifadesi de elektriğin çok geniş alanlarda kullanılabileceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Da Vinci
11-09-2005, 20:21
erimiş bakırın sel gibi akmasıyla elektrik arasında nasıl bir ilişki kurulduğunu henüz anlayamadım. anlayabilen bir arkadaş varsa bana da anlatırsa çok sevinirim. burdaki iddiaların hepsinde mantık ve bilgi hataları var ama heralde en saçma olanı da budur.
elektrik kulanımı:
bahsi geçen ayetin devamına baktığımızda:
12 Süleyman için de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgârı görevlendirdik. Onun için erimiş katran/bakır kaynağını sel gibi akıttık. Cinlerden öylesi vardı ki, Rabbinin izniyle onun önünde iş yapardı. Onlardan hangisi buyruğumuzdan yan çizse, alevli ateş azabını kendisine tattırdık.
13 Onlar Süleyman için, mihraplardan/kalelerden, heykellerden, havuzlar gibi çanaklardan, yerinden kaldırılamaz kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davûd ailesi, şükür olarak iş yapın! Kullarım içinden şükredenler o kadar az ki!
BAKIRDAN CİNLERİN KALE, HEYKEL, HAVUZ VE ÇANAKLAR YAPTIĞINDAN BAHSEDİLİYOR.
anlaşılacağı gibi sel gibi akıtmak,bolluk anlamına geliyor.
Yani bakır madenini kullanmanız için bolca verdik demek isteniyor.
Russell
tevrat'tan yarım yamalak yapılan alıntılardan biri daha.
1. Davut ve Süleyman İsrail'in en görkemli döneminin kralları. Davut işlediği günah yüzünden Tanrı tarafından görkemli tapınağı yapmaktan menedilir. Tapınağı oğlu yapacaktır. Süleyman kral olduktan sonra yapıma girişir. Yapımı 7 yıl süren bir tapınak, 13 yıl süren de bir saray yaptırır. Bunun için de Lübnan'dan sedir ağaçları, Sayda'dan ağaç kesmede usta adamlar getirilir. 70.000 adam yük taşımada, 80.000 adam taş kesmede çalışır.
2. Bunların dışında çok miktarda altın ve bakır kullanılır. Bunlar sütunlar, heykeller, motif ve işlemeler, kazanlar, kürekler, çanaklar vb. yapımında kullanılır.
3. Tevrat çevirisinde tunç konusunda bir açıklama var: İbranice ve Aramice'de tunç sözcüğü hem bakır hem tunç anlamına geliyormuş. Bakır ısıya daha dayanıklıdır ve sunağın(burdaki sunak Musa'nın yaptırdığı ama doğal olarak kendisinden kuşaklar sonra gelen Süleyman da kullanmıştır) yapımında kullanılmış olabilir. Tunç ise daha serttir ve silah yapımında kullanılırdı.
Dolayısıyla 'bakırın sel gibi akması' Süleymanın büyük inşaatlarında kullanılmasından dolayıdır. Elektrikle alakası yok.
DreiMalAli
16-09-2005, 18:47
1. Bakır 8000-10000 yıllarından beri biliniyor. Ama kullanılır hali herhalde 4000-5000 yıl oncesine raslar.
Süleyman tahmini ne zaman yaşadı bilmiyorum. Bilinen veya tahmin edilen bir zaman aralığı varmı?
2. Bakır kullanmak elektriğide kullanmak anlamına gelmez. Tersi daha mantıklı olurdu. Önce elektriğin özelliklerini bilmek gerekir ki daha sonra elektriği iletecek maddeleri belirleyebilelim. Statik elektrik (Mesela plastik bir tarağın küçük kağıt parçalarını çekmesi olayı) uzun zamandan beri biliniyor. Ama kullanılabilir elektriğin tarihcesi o kadar çok gerilere gitmiyor.
3. Bakırın eski devirlerde nasıl elde edildiği ve işlendiği konusu ilginç olabilir. Nüfus sayısı ve bu kadar bakırı işlemek için gerekli insan gücü.
Bu 3 konuyu araştıracağım.
Eğer bakır sel gibi akıyor idiyse, bakırdan kaleler, havuzlar vs. bol mevcut idiyse bunun sağlık ile ilgili çeşitli sorunlar yaratmış olacağını tahmin ediyorum. Bakır canlıların organizması için gerekli olsada bunun belli bir sınırı vardır. Fazlası mutlaka zararlı olacaktır. Tek sorumlu bakır olmasa dahi bakırın önemli rol oynadığı bazı sağlık sorunları var: Yemek yapmak/yemek için kullanılan bakır kablardan dolayı zehirlenme
Su borusu (özellikle sıcak su) olarak kullanıldığı için yaşanan sağlık sorunları.
Ve yanlış hatırlamıyorsam bakırla ilgili bir çocuk hastalığı olması lazım.
Bu konularda sevgili Haci'nin bilgisine baş vursak iyi olur.
Sevgiler
... Erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık... (Sebe Suresi, 12)
Allah'ın Hz. Süleyman'ın emrine verdiği büyük nimetlerden biri "erimiş bakır madeni"dir. Bu ayeti, farklı şekillerde yorumlamak mümkündür.
Erimiş bakırın kullanılması ile, Hz. Süleyman döneminde elektrik kullanılan yüksek bir teknolojinin varlığına da işaret ediliyor olabilir. Bilindiği gibi bakır, elektriği ve ısıyı en iyi ileten metallerden biridir ve bu yönüyle elektrik sanayiinin temelini oluşturmaktadır. Dünyada üretilen bakırın önemli bir bölümü elektrik sanayiinde kullanılmaktadır.
Ayette geçen "sel gibi akıttık" ifadesi de elektriğin çok geniş alanlarda kullanılabileceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Küçücük bir ayetten bu inanılmaz anlamlar mı çıkıyor. Bu açıkca bir abartı. Göremiyor musunuz. O kadar belli ki... Ayrıca bakırla elektriğin ne gibi bir ilişkisi olabilir. Altın bakır kadar iyi bir elektrik iletken değil mi? Tabii bakır çok daha kullanışlı ve bol. Tunç da yapıyorsun. Bunlar çocukca yorumlar. Ciddiye alınmaya değmezler..
Ben sevgili DreimalAli'nin sorusunu daha ciddiye alıyorum.
Bakır azı yararlı ve gerekli, çoğu zararlı ve gereksiz bir elementtir.
Bakır ağır metaldir ve bağlı olmayan iyonları toksiktir. Vücuttaki bakırın hemen tümü bir proteine bağlıdır. Bağlı olmayan bakır iyon miktarı sıfıra yakındır. Bu şekilde bakırın toksisitesi önlenir. Aslında genetik olarak bakırın apoproteinlere bağlanmasını sağlayan sistemler oluşmuştur. Bu mekanizma ile bakırın zehirli etkisi nötralize edilmiştir.
Hemen her diyet günde 2-3 mg bakır içerir. Yani bakır yayın bir metaldir. Vücuda giren bakırın fazlası karaciğer aracılığı ile safra ile atılır. Her insanda ortalama 150 mg kadar bakır vardır. Bunun 10-20 mg ı karaciğerde depolanmıştır.
İki türlü bakır yetmezliği vardır.
İlkinde bakır yetmezliği kazanılır. Çok ender olarak bakır gıdalarda yoktur veya yeterince gıda alınmaz. Örneğin Kwashorkor denen durumda olduğu gibi. Bunu duymuşsunuzdur. Afrikalı çocukların hastalığıdır. Bakır yetmezliğinde anemi de ortaya çıkar.
Bazan bakır yetmezliği doğuştan kazanılır. Bu Menkes sendromu olarak da bilinir. Her 50 bin doğumda bir görülür. Yani ender bir hastalıktır. Serumda ve karaciğerde bakır miktarı çok azdır. Ayrıca bakır taşıyan proteinlerde yetmezlik vardır. Bebeklerde mental retardasyon, kıl anomalileri anemia ve diğer anomaliler ortaya çıkar. Tedavisi yoktur. Bakır histidin tedavisinin bile yararı olduğundan kuşku duyulmaktadır.
Bakır zehirlenmesine gelince. Bakır kaplar, taslarla yenilen asitik yiyecek ve içeceklerdeki bakır miktarı yüksek olduğundan bakır zehirlenmesi görülebilir. Hasalarda bulantı kusma ve diyare görülür. İntihar amacı ile birkaç gram bakır alınırsa hemolitik anemi ve böbrek yetmezliği ortaya çıkar. Ölüm kesindir
Bakır zehirlenmesi akut ise mide yıkanır ve hastaya dimercaprol verilir. Bu ilaç bakıra tutunarak onun vücuttan atılmasını sağlar. Penisilamin de kullanılabilir.
Bir hastalık daha vardır ki sirozla niteliklidir. Hindistan çocukluk sirozu olara bilinir. Bakır kaplarda kaynatılan sütlerle vücuda giren bakır tarafından hastalık ortaya çıkar. Penisilaminle tedavi edilir.
Verdiğim bilgiler Tevrat üzerinden verilmiş bilgilerdi. Dolayısıyla tarihler ve bilgiler yanlış olabilir. Buna göre Süleyman M.Ö. 9. yada 10. yüzyılda yaşamış. Tevrat'ta Süleyman'ın tapınak ve sarayı yaptırması uzun uzun anlatılmış. Aslında bakır ve altın kullanımı bir ayrıntı. Muhtemelen Kuran'ı yazanların akıllarında bu ayrıntı kalmıştır. Bakır'ın sel gibi akması Kuran'a özgü bir abartı. Sonuçta diğer bir sürü malzeme gibi o da bahsettiğim şeyleri yapmak için kullanılmış.
Elektrik kısmı da saçma sapan bir HY uydurması.
Burada bir başka Kuran'da elektrik bulunduğuna dair bir iddia daha var.Ateizm sitesindeki bir kullanıcının iddiası şu:
Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misâli, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fânus içindedir. Cam fânus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki, ne doğuya, ne de batıya âit olmayan mübârek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir. O nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. (Nur sûresi: 35.)
Bu ayet gösteriyor ki, bir lamba çıkacak ve onun yakıtı, ne doğudaki ve ne de batıdaki bir ağacın yağından olmayacak. Ayrıca, o lamba kendisine ateş dokunmadan parlayacak.
İşte, bu ayet apaçık bir şekilde, günümüzdeki elektirik lambasından haber veriyor. Çünkü, bu asırdan önce, lambalar hep ağaçların ve bitkilerin yağıyla yakılıyordu. Ayrıca, bu asrımızdan önce, bütün lambaların yanması için onlara ateş dokunması lazımdı. Yani, ateşle tutuşturulması lazımdı. Fakat, bu asrımızdaki lambaların yakıtı, ağaç yağı değildir. Ayrıca, zamanımızdaki elektirik lambaları, kendine ateş dokunmadan parlıyor.
İşte 1300 yıl önce elektrik lambasından haber veren bu ayet gösteriyor ki, Kur'an öyle birinin kelamıdır ki, bütün zamanlar ve mekanlar onun nazarındadır.
Bu iddiaya da kendimce bir cevap vereyim:
Nur Suresi:
''35.Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.
36.(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu (öyle kimseler) tesbih eder ki:
37.Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. ''
Ayetlerin devamınıda göz önüne alırsak bunun Allah'ın nuru olduğu açıkça belli olur.Çünkü 36 ve 37 de bu kandilin Allah'ın adını yükselten evlerde bulunduğu ve Allah'a tapmalarını hiç bir şeyin engelleyemediği kişilerde bulunduğu söyleniyor.
Ki ampülü bir ateist olan Edison'un bulduğu düşünülürse bu yorumun ne kadar çürük olduğu anlaşılır.
Bunun lambaya işaret ettiğini söyleyen insanların iddialarının çürüklüğünü ise şu ışık kirliliği haritası gösterir:
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/postervekitapciklar/posterler/isikkirli.pdf
DreiMalAli
16-06-2006, 01:12
Çok eski çağlar için yeterli bilgi bulamadım.
Ama şu adreslerde ( Alman Bakır Enstitüsü (http://www.kupfer-institut.de/front_frame/index.php) ve Bilimsel Çalışma Yöntemleri (http://www.seilnacht.tuttlingen.com/) ) verilen genel bilgiler yeterli.
Bakır muhtemelen ilk kullanılan madendir. Yaklaşık 9000 yıldan beri biliniyor. Şimdi kullanılan ismini Antik çağda almış: ciprium = Kıbrıstan gelen maden. Tabiatta maden olarak bulunduğu haller: Bornid (Cu5FeS4) * (http://www.seilnacht.com/Minerale/2buntku.html) *, Chalkopyrit (CuFeS2 *) * (http://www.seilnacht.com/Minerale/2chalko.html) *, *Cuprit (Cu2O *) (http://www.seilnacht.com/Minerale/2cuprit.html) , Malachit (Cu2[(OH)2/CO3]) * (http://www.seilnacht.com/Minerale/2malach.html) *ve çok nadiren olsada; yüksek oranlı *"gediegen" bakır (http://www.seilnacht.com/Lexikon/kupferel.JPG) .
Büyük bakır madeni yataklarının bulunduğu yerler: Arizona, Montana, Utah, New Mexico, Chile, Peru, Kaukasus, Filipinler, Avustralya, Iran, İspanya, Portkiz, Polonya ve Almanya.
Bu sayfalarda verilen bilgilere göre barut kullanımı sayesinde 17. yüzyılda maden üretimi bir devrim yaşadı. Buna rağmen, barutu yerleştirmek için gerekli olan mesela 50 cm derinliğinde bir deliği bir usta yaklaşık yarım günde kazabiliyordu. Bu patlatmadan elde edilen, içinde bakır madeni bulunan, taş-kaya miktarı (bakır miktarı değil. İçinde % 0,5 - %4 oranında bakır bulunan maden miktarı) bir kaç kiloydu. ( Şu fotoğraf (http://www.seilnacht.com/Lexikon/kupferer.JPG) daki kayayı göz önüne getirirsek nedeni anlaşılır herhalde.) Madenler toplanıp at, eşek ve öküz arabalarıyla ırmak kenarlarına kurulu maden öğütme değirmenlerine götürülmeleri gerekiyordu. Su gücüyle çalışan değirmenlerde öğütülen taşlar * (http://www.seilnacht.com/Lexikon/pochwerk.JPG) ; yıkama işleminden (http://www.seilnacht.com/Lexikon/kupfer2c.gif)geçiyor, bu sayade taş-toprak ve maden birbirinden ayrılıyordu. Elde edilen bakır madeni odun ocaklarında (http://www.seilnacht.com/Lexikon/kupfer3b.gif) kızartılılıyor, bakır oksit *(Cu2O) edilliyordu. Bu bakır oksit, indirgenmesi için, daha yüksek sıcaklık üretebilen, körüklü ocaklarda (http://www.seilnacht.com/Lexikon/kupfer4.gif) eritilmesi gerekiyordu. Kömür indirgeme işlemi için kullanılırken, kireç bakırın erime sıcaklığını düşürüyordu. Bu işlemin sonucu elde edilen kara bakırın (http://www.seilnacht.com/Lexikon/kupfer5.JPG) bakır oranı % 30 ile % 50 arasıydı. *Bakırın yüzdesini artırmak için bu işlem 5 – 10 sefer *tekrarlandığında % 95 oranında bakır elde etmek mümkündü. (16. yüzyılda bakır üretimi ile ilgili bir Hendrick met de Bles * (http://commons.wikimedia.org/wiki/Image:Hendrick_met_de_Bles_001.jpg) *tablosu.)
Bunlar ancak 17. yüzyılda mümkün olan şeyler.
Burada (http://www.ufg.uni-freiburg.de/d/publ/zimm1.html) Freiburg Üniversitesinin makalesinde 3. - 4. yüzyıldan sonra 500 yıl boyunca, Almanya Griessbach maden ocaklarında, endüstriyel bir şekilde üretilen demirin miktarı toplam olarak 3800 ile 5400 ton arası tahmin ediliyor. Yani senelik üretim 7,6 ile 10,8 ton arası.
Belirtmem lazım; demir madeni içinde % 48 ile % 75 arasında demir bulunmakta. Yukarda belirtildiği gibi bakır için bu oran % 0,5 ile % 4 arası.
Bu bilgilerde hemen göze çarpan bir kaç nokta:
İran hariç, bakır yataklarının bulunduğu ülkeler orta doğu ülkeleri değil. Orta doğuya çok çok uzak ülkeler. Çoğunluğu ile arasında deniz ve/veya okyanus var.
Pekii bu Süleyman o “oluk oluk” akıttığı bakırı nereden getirdi? Neyle getirdi?
Bakırdan sadece ve sadece 100 m^2 lik bir ev yapmak için 500 ile 1000 ton (kg değil ton) arasında bakır gerekiyor. Bu ev yukarda verdiğim, 17. Yüzyılın Griessbach maden ocağının ortlama üretimi ile ancak 50 ile 100 yıllık bir sürede tamamlanacaktır *Sayısız havuzlar, heykeller vs. için oluk oluk akıtılan bakır madeni ise... Ve bütün bu yapıtlar M.Ö. 9000-10000 yılın teknolojisi ile...
Varın siz düşünün müslüman alimlerinin/Kuran yorumlayıcılarının yalanın büyüklüğünü.
Sadece ve sadece taşıma işi için yüzbinlerce binek hayvanı (eşek, at, deve), bir o kadar insan ve on binlerce gemi yüzyıllarca çalışmış olmalı ki...
Bakır madenini değirmende öğütmek için gerekli insan sayısı yine bir o kadar.
Yıkamı işlemi için keza...
Kızartma ocaği için gerekli insan sayısı...
İndirgeme ocağı içi gerekli insan sayısı...
Ve kızartma-indirgeme işleminin 5 – 10 sefer tekrarlanması için gerekli insan sayısı...
Bu insanların ihtiyacını karşılayacak (yemek, içecek, elbise...) gerekli insan sayısı...
O kadar ocağı kurmak için gerekli insan ve malzeme (ağaç, taş, odun kesimi, taş işleme...)...
Kızartma – indirgeme ocaklarında yakılması için gerekli *yüzbinlerce ton (kg değil ton) ağaç ve bu ağaçları kesip işleyecek milyonlarca insan...
Ve bütün bu zahmet ne için dersiniz?
Sadece 100 m^2 lik bakırdan bir ev yapımı için.
Peh peh peh...
Ve deeee. Üstüne tuz biber olsun diye 0 (sıfır) yıllarında Dünya nüfusunun 200 - 300 milyon olduğu tahmin edildiğini göz önüne alırsak...
Gelelim elektrik kullanımına.
Bakır, elektrik sanayiinde genellikle elektrik iletimi kullanılır. Bunun haricinde aklıma gelen kullanma alanı bobin, transformator ve elektrik motoru/jeneratoru (ki yine bobin diyebiliriz) yapımı.
Elektrik üretimi için: Elektrik jenaratörü lazım. Jeneratörün içinde bakır sadece bobin olarak kullanılabilir. Bakır harici ve bakırdan daha fazla miktarda magnetizmaya duyarlı demir, çelik vb., makina yağı ve bunların boyutlarının hassas bir şekilde üretilmesi gerekli. Bu materyaller ama MÖ 9000-10000 yıl önce bilimiyordu.
Mesela aydınlatma işlemi için (elektrik lambası): Cam veya aynı görevi görecek saydam başka materyaller lazım. Ayrıca lambanın içinde ısınarak kor haline gelen materyaller ( tungsten gibi) gerekli. Bakır ile olmaz. Bu materyaller ise MÖ 9000-10000 yıl önce bilimiyordu.
Mesela ısıtma işlemi: Bakır ile ısıtma işlemi sadece bir yere kadar. Fakat işe yaramaz. Bakır tel kor haline gelince dayanmaz, hemen kopar. Yine MÖ 9000-10000 yıl önce bilimiyen materyaller gerekli.
Mesela mekanik enerji için (hareket, taşımacılık, fabrika...) : Yine bol miktarda demir, çelik gerekli...
Mesela haberleşme: Hadi canım sende... Camın bile olmadığı yerde elektrik tüpleri ne gezer. Demirin, aluminzumun bilinmediği zamanda rezistans (elektrik direnç), kondansatör ne gezer. Ayrıca camın bilinmediği bir zamanda mercek ne gezer. Merceğin olmadığı yerde yarı iletkenler teknolojisi (diyod, transistor, chips...) ne gezer.
Geriye ne kaldı? MÖ 9000-10000 yıl önce bakırdan yapılmış evler, surlar, havuzlar, heykeller...
Bakırdan ev hiç bir işe yaramaz. Yazın sıcaktan, kışın ise soğuktan içinde durulmaz.
Yukarda sadece bir ev için gerekli bakır miktarını görmüştük: 500 ile 1000 ton arası. Surlar havuzlar... da cabası.
Peki MÖ 9000-10000 yıl öncesine ait olan ve bu kadar bakırın bir arada bulunduğu herhangi bir tarihi kalıntı var mı?
Tabi ki hayır!
YOK!
YOK! YOK!
YOK! YOK! YOK!
YOK! YOK!
YOK!
Sevgiler
Bu başlık kapanacak ve konuyla ilgili tartışma bundan sonra >şu başlıkta (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=279387#post279387)< sürdürülecektir.
saygılarımla