PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Abbasi Halifesine verilen Muhtıra


frodo
09-09-2008, 18:53
"Yemin ederim ki,(Ey Abbasoğlu) nefsin seni aldatmış; eremeyeceğin makama gözünü dikip tamah edersin ve bulamayacağın mertebeyi sana hoş göstererek seni hırslandırmıştır.

Bunun için kalktın, katiplerinin hakkımda görüşbirliği içinde söyledikleri şeyi alıp yazdırdın; beni, kötülüklerle andın, karalayıp lekeledin ve çirkin sıfatlarla nitelendirip damgaladın.

Ey Abbasoğlu ! onlar adına benimle tartışmaya girip, davaya (güya) Kuran'dan delil getiren adam ! Sen ki; (sarayda) her türlü içkiyi zıkımlanırsın, çalgı çalıp çengi ve rakkaseler oynatırsın; yabancı erkeklerin karşında çalıp oynamasına, gılmanların boynuna sarılıp kucağına oturmasına heveslenirsin; çeşit çeşit fisk-ü fücur ve bu arada livata ile vakit geçiren kişisin.
...........

İyi insanların camilerini yakıp yıktığımı söylüyorsun. Doğrudur; bu tür camilerin hepsini yaktırdım. Çünkü o ibadet yerine gidenlerin çoğu, Allah karşısında yalan söyleyip riyakârlık yapıyordu. Her türlü yozluğu, sapıklığı buralarda kararlaştırıp Allah şeriatı diye gösteriyorlardı. Oralarda bizzat Allah'ın peygamberine iftira edilip, sapkın yollar meşru gösteriliyordu. Böyle cami ve mescidlerden yıkılmaya ve viran edilmeye daha layık ve müstehak hangi mekan olabilir ki ?

Güya "Muktedirbillah" ünvanı taşıyorsun. yani Allah'ın kudretine maliksin veya ondan güç kuvvet alıyorsun ! Bak hele sen ! Hangi orduyla savaşıp yenebildin; hangi düşmanı elde kılıç kovaladın ? Dolayısı ile sen değil Muktedirbillah olmak; olsan olsan fasıkların emiri olursun. Müminlerin emiri olmak sana yakışmaz çünkü.

Bir de bana bak; kabilesi ve yakınları arasından çıkmış biriyim. Hürmet e itaat onlar için yaptıklarımdan kaynaklanıyor. beni yüceltmiş şan ve şeref vermişlerdir. Onlar sayesinde onlarla birlikte yükseldim.

Ey Abbasoğlu, bir daha beni tehdid etmeye kalkma; şimşek çakar gibi korkutma yoluna gitme. Her neye azmettiysen sözünde dur. Görülecek hesabın varsa, gel de gör !"

Bu muhtırayı veren kişi Karmati liderlerinden Ebu Said El Cenabi.

Değerli araştırmacı yazar Faik Bulut'un "İslam Komüncüleri" adlı kitabından alınan bu muhtıra İslam tarihinin belki de hiç bilinmeyen bir yönünü halk ayaklanmalarını araştırmaya öğrenmeye başlamamıza vesile olur.

pante
09-09-2008, 19:09
Karmatiler, Allah tarafından korunduğu iddia edilen ve kutsal topraklar sayılan Mekke'yi istila etmiş, Kabe'yi basmış, önüne geleni öldürmüş, ölüleri zemzem kuyusuna doldurmuş..

Bununla da yetinmemiş Kabe'ye zarar verip, kapısını söküp, örtüsünü parçalamışlar.
Hacerül Esved taşını da söküp götürmüşler.

Allah, müdahale etmediğine göre Karmati lideri Ebu Tahir'den yanamıydı acaba?

frodo
09-09-2008, 19:19
Öyle değil sevgili başkan. Bi dinle bi oku bakalım; Allah neden Karmati vandallığına karşı üstelik de " "Ebabil kuşları nerede? Ebrehe askerlerine atılan sert taşlar nerede ?" diyerek Hacer-i Esved'i "sökmelerine müdahale etmedi ?

Umulur ki öğrenirsin :rolleyes:

"Ashab-ı Fil'e çabucak ceza verildiği halde bunlara ne diye çabucak ceza verilmedi?
Buna cevaben denilir ki: Ashab-ı Fil, Beyt'in şerefini ortaya koymak için çabucak cezalandırıldılar. Zira Beyt-i Haram'm bulunduğu belde olan Mekke'de yüce bir peygamber ortaya çıkarılarak Ka'be'nin yüksek şerefi açıklanmak istenildi. Ashab-ı Fil bu mukaddes beldeyi tahkir etmek istediklerinde -ki Cenâb-ı Allah orayı şereflendirmek ve orada yüce Peygamberi ortaya çıkarmak istemişti- onları acilen helak etti. Çünkü önceki şeriatler oranın faziletini isbatlayan hükümler ortaya koymamışlardı. Ama Ashab-ı Fil, Mekke'ye girip orayı harap edecek olsalardı, kalpler oranın faziletli bir yer olduğunu kabul etmeyecekti.
Fakat şu Karmatîlere gelince; bunlar, şeriatların Mekke'nin saygınlığını kabul etmelerinden ve bu hususta kaideleri yerleştirmelerinden sonra bu çirkin işleri icra etmişlerdi. Mekke'nin ve Ka'be'nin şerefli bir yer olduğu zarurat-ı diniyyeden olarak bilinmektedir. Her mümin de biliyor ki, şu Karmatîler Harem-i Şerifte büyük cürümler işlemişler ve son derece dinsizlik yapmışlardı ve onlar mülhid ve kâfirlerin en büyüklerindendi. Nitekim bu husus Allah'ın kitabında ve Rasûlünün sünnetinde de açıklanmaktadır. İşte bu nedenle Karmatîlerin acilen azaplandırılmalarına gerek kalmamış, bilakis yüce Rab onların azabını gözlerin faltaşı gibi açılıp donakalacağı kıyamet gününe ertelemiştir. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, zalim ve kâfirlere süre tanır, onları istidrac yollarına koyar, sonra da Aziz ve Muktedir bir zata yaraşırcasına onları yakalar."

pante
09-09-2008, 20:00
Herhalde öğrendim sevgili Frodo. :)

Bu durumda Kabe'nin de, Mekke'nin de korunduğu yokmuş demek ki.
Allah, sadece Putperestlerin sahip olduğu, putlarla dolu Kabe'yi korumuş.
Sebebi de, habibi Fahri Alem'i o diyarda şereflendirebilmek için.
Sonraki saldırıların tümünün cezası ahirete erteleniyormuş..

Sanırım afetler, sel vakaları ile Kabe'nin harap olması gibi melekleri vasıtasıyla yaptırdığı saldırılar da müslümanların imanını sınamak için..

okinono
09-09-2008, 20:18
Vay anam vayy,, Oğlum Oki maden buldun :)

Bu konuyu etrflıca işlemek görevini üstüme alıyorum. Sağolasın Frodo..

Bu hizmetiniz karşılığında anladım ki, her bir insan ve herşey lisanı hal ile Bismillah diyor.

Sağolasın var olasın.

Bu başlığı bir bilgi aktarımı olarak kullanacağım zaman zaman.

Haydi bismillah.

Keyiflendim valla... :)

Selamlar

okinono
10-09-2008, 23:27
Karamita (S.45-47)
Aslen Küfe'li Hamdan b. Kır-- mit isimli bir râfıziye bağlıdır. Kendisinden son­ ra Ebu Said el Cenabı onu takib etmiş ve hicrî 301 senesinde hamamda ölmüştür.
Bunlar hicrî 281 yılında el-Mu'tezıd Billâh'ın halifeliği zamanında ortaya çıkmışlardır. Uzun zar man devam etmiş, güç ve kuvvetleri artmış, müs- lümanları korkutmuşlar, Abbasî devletini tehdit eden bir tehlike haline gelmişlerdi. Seri halinde birçok katliamlar da yapmışlardı. Bağdadî örnek olarak şunu zikreder:
«... Sonra onlardan Ebu Sadd Hasan b. Beh- ram adında biri Ahsa, Katîf ve Bahreyn halkı üzerine yürüdü. Kendi adamlarıyla bu bölgeleri aldı. Kadınları çocukları esir etti, mushafları yak­ tı, mescitleri yıktı. Esir ettiği kadınları, çocuklan köleleştirdi, erkeklerini de kılıçtan geçirdi.
Sonra, aralarında Yemenli Sanadakî adıyla ta­ nınan biri o bölgelerin halkını, kadın ve çocuk­ larına varıncaya kadar katletti.
Hicrî 317 senesinin Hac mevsiminde onbinler ce müslümanı öldürmeleri, belki de yaptıkları kat­ liamların en büyüğüdür. O sene Mekke'yi istilâ etmişler, Hacer'i Esvedi yerinden koparıp Bah­ reyn'e götürmüşlerdi. Sonra, İsmâîlî mezhebine bağlılıkları sebebiyle, Kırmıtîlerle aralan iyi olan Fatımîlerin halifesi araya girmiş ve Hacer-i Es- ved'in yerine iadesini sağlamıştı. Kırmıtîler birçok kimsenin kalbine nüfuz etmiş, halifeliğin Ali sülâ­ lesine ait bir hak olduğu tezinin arkasına gizlene­rek çoğunluğun gönlünü çelmişlerdi. Sonra fesat­ ları anlaşılmış, yaptıkları rezaletler, işledikleri ah­ lâksızlıklar neticesinde niyetleri ortaya çıkmıştı. Çünkü dine karşı açıkça cephe aldıkları görül­ müştü.
Kırmıtîler Bahreyn, Ahsa' ve Katîf'de bâtıl prensiplerine dayalı bir devlet teşkil ettiler. Pren­sipleri, maddeci - tabiatçılık, zındıkçılık, âlemin kadîm olduğuna îman, mal ve kadınlarda ortaklık gibi esaslara dayanıyordu.
Devletin idari ve siyasi işlerinde yâhudileri kullandılar. Bunda şaşılacak bir şey yoktu. Çünkü Kırmıtîler, Bâtınîlerin bir kolu idi. Daha önce açıkladığımız gibi, Bâtınîlerin hakiki yöneticileri de yahudilerdi.
Kırımıtilerin hareketi, dinsizliği, şiddet taraf­ tarı oluşu ve her şeyi mubah addetmesi yönünden aslında bir komünizm hareketiydi. Komünist Rus müsteşriki Bandaly Juzy der ki: «Karamâta'nın sosyal ve ferdî hayatı komünizm prensiplerine dayanmıştır. Bu prensipler, Bahreyn'deki idareci lerin ve îsmâîliyye hareketi liderlerinin yaymaya ve yerleştirmeye çalıştıkları esaslardır.»
Sonra şöyle der: «...Bu asırdaki birçok—ko­ münistler kadar dinden ve dinin esaslarından
uzaktılar. Onların hakiki dinleri, tapınırcasına, peşine düştükleri büyük sosyal isteklerinden ibaretti.

Alıntı: http://www.birdunyaportali.com/erolhocan%C4%B1inkulliyati/kulliyat/no130.htm

.......

Alıntıyı yaptığım siteye tıklayınca bu bilgininm İslamı Yıkan Hareketler adı altında toplandığını göreceksiniz.

Oysa Abbasilere verilen muhtıra ile "Tarihi Galiplerin yazdığının" önemli bir delili gibi duruyor bence.


Acaba yazılardan sonra mı başlasam yorumlarımı yazmaya yoksa biraz daha bilgi mi toplasak.

Ne dersiniz ?

Selamlar

okinono
10-09-2008, 23:33
<BLOCKQUOTE>

HALLAC- I MANSUR ÖGRETISI VE KARMATILER -2


Makale yazarı: Antires Mansur Tarih, gün ve saat : 16. Mayis 2006 02:02:08:
<B>

okinono
10-09-2008, 23:37
Makale yazarı: Antires Mansur Tarih, gün ve
Din -i iman -i namaz-i hacc -i erkan -i zekat
Bahs-i da ‘vi seriat kamu güftar nedir ?
Ilm-i Kuran Hadis-i va’z la ders
Cümle alem bir mani imis bunca tekrar nedir?
Ilm-i tehvid okuyan medresenin ilmini okumaz
Gör gel ravzada ol sirri ile esrar nedir ?
Sözünü bilene cümle hakikattir sözden anlayana
Özünü bilmeyene cümle bir güftar nedir ? “


Nesimi



Karmati Kuran eksenli bir düsünce sistemi gelistirmis gibi görünsede bu taktiksel bir anlayisin ürünü olmakla birlikte kendi özünü Kuran’la kamufüle etmektedir. Yer yer onun dogma anlayisinin temeline dinamit korken gökyüzüne savrulan her bir parcasina, elini gözlerinin üstüne siper ederek günese karsi bakar ve savrulan her bir parcasini gülerek seyreder . Karmatilik Kurani gönül isi temelinde islevsiz hale getirir peygamberligin yerine ise Veli’ligi oturtturur.

Onun Kamil insan ve insanin Veli’lik derecesine ulasmasi icin nefsi kötülükleri yenerek bireysel cikarciligi asarak yeni insan tipini ortaya koymaktir ve bu amaci gütmektir.
Tanri’nin insan cemali’ne tecelli etmesi olarak algilanan bu teorik anlayis Hallac-i Mansur’da “ en- el hak “ diye kendini disa vurur.

Onun icindir ki, Halife Müstencid Billah (ölm.544/1150) ibn Sina (ölm. 428/1037 Ihvan Risale’lerini yaktirmis ve ona karsi savas baslatmistir.
Karmati Dai’ler cok iyi bir egitimde gecirildikler ve egitimlerini Darulhikme denen medreselerde gördükleri söylenir. Kitap okuma isi topluca gruplar halinde olur ve tartisilip sohbet edilir ve bu gruplara da “mecalis “ adi verilirdi.
Konusulan konular tamamiyle feslefeye tekabül bilgi hikmetiydi. Bu meclisler bes gruplar haline ayrilir ve görevlendirilirlerdi:



* Büyük seckin ve dostlar icin
* Devlet yöneticileri icin
* Siradan insanlar ve yolcular icin
* Kadinlar icin
* Sarayli kadin adaylari icin


Karmatilerde mal mülk edinme sadece techizat ve kilic üzerineydi ondan ibaretti. Onun disinda mülk edinebilmek gelenege aykiri oldugu gibi ayni zamanda yasakti. Her bölgede yiyecek ve gida maddeleri dagitan komiteler görevliydi. Bu komiteler 3 er kisilik Dai’lerden olusurdu.Dagitim esnasinda yoksullar ihmal edilmez , hamile kadinlarin hakki iki nefse sahip olduklari düsünüldügü icin iki pay verilirdi.


Finans kaynaklari ve dagilimi

* Tüm sosyal kurumlar ( isci, ciftci,zanaatkar ve tücarlar ) bütceden destek görürlerdi.
* Zekat, fitra disinda her ay 1 Dinar olarak ayda vergi alinirdi.Bu toplanan paralar kamu hizmetinde calisan sosyal faliyetler ve kalkinma icin sinai dallarinda kullanilirdi.


* Bilim ve egitim harcamalari bu bütceden karsilanirdi.
* Toplum bireyleri arasindaki ayricaliklar kaldirilarak esit hale sokulur ve baris dialogla saglanirdi ve kardeslik esas alinirdi.
* Kadin ile erkek arasinda cinsiyet ayrimi yapilmadan esitlik saglanir üretimde ve yönetimde esit statü korunurdu.
* Toplum bireyleri arasinda sözlesme haline gelen Karmati disindaki toplumlara karsi SIR larin ifsa edilmemesi esasti.



Karmati yönetimini olusturan kadro siralamasi

El-Ihvani, el Ruhama ( seckin iyilik sever insanlar )
15-30 yas arasi; ögretiyi ve measi kavramaya egilimli kadro adaylari
El-Ihvan,el-Fudala (erdemli kardesler)
30-40 yas arasi; Hikmeti kavrayan ve seckin ekip sefleri adaylari.
Muallim ve Mukarreb ( insanin en üst mertebesine ulasmis Veli ve ögretmenler )
50 yasin üstündeki, yas ve bas olgunlugu münasebetiyle kendini bilgiye kesiflere veren alimlerdir.






Hiyaresik siralamasi




Imam: Tanridan sonra gelen ilhamli erendir.
Hüccet: Imama bagli ve ona tabidir.
Zülmassa:ilmi emen kisi olup hüccete tabidir.
Ed-Dai el-Ekber :Seckin siradan insandir.
Ed-Dai el- Me’zun: Karmati örgütcüsü ve tayin edicisi davetci.
Mükabil:Mezun Dai’lere hizmet eden kisi.
Mümin: Dai’nin korumasinda olan en alt taraftar.(10)




Karmat,kelimesinin etimolojisi olarak Keramet söz kökeninden geldigi kanaatina vararak Kemal’e ermenin ikinci dogumla gerceklestigini görmekteyiz. Hicap( perde ) bir maddeden öte birsey degildir , bu perde kalktiginda kisiyi asan kozmik zihinsel suura erilir ki ikinci dogum olarak mümkündür deyip bu olguyu aciklamakta.Bu dogum olayi fikirsel dogustur cesedi dogus degil. Ve Yunusun dedigi „Ben“ dir.




Beni bende demen bende degilem
bir ben vardir bende benden iceru... dur




Kemal erismenin adi ikinci dogum olduguna göre onun önündeki 5 müstebit engel vardir.Bes negativ engel sunlardir: Gök,tabiat,yasalar,devlet,ihtiyac ve zaruret. Bu müstebitlerden kurtulmanin yolunun ibadetten gectigini ögütler.

Karmatilerin egemenliginin sonu h. 4, yüzyilin sonlarina dogru Abbasi saldirilari karsisinda, Fatimi’lerle aralarinin acilmasiyla ikinci düsman cephesinin patlak vermesi yasamlarinin acili sonunu hazirladi.Fatimi komutan Ca’fer b.Fellah tarafindan h.360 Sam’in isgali onlarin kötü kaderi oldu. Ele gecen bütün Karmatiler en agir iskencelere tabi tutularak korkunc sekilde idam edildiler.iste Hallac, bu agir iskenceyle öldürülenlerin kaderini paylasan üstadlardan birisidir.

Taberi, Karmatilerin hücrelerinden alinarak parca parca dogranilarak halka teshir edildigini ve koro halinde sokaklarda tekbir getirdiklerini yazmaktadir.(11)


Bu tekbir olayini Maras katliaminda ve Sivas katliaminda esefle izledik ve Islamdan nefret ediyoruz.Bu bas belasi Islam adeta yedi basli catal agizli bir ejderhadir ev basi ezilmedikce aydinligin yüzü görülmeyecektir.






Hallac-Karmati iliskisi




Bütün bu yazilanlardan sonra okuyucu Hallac üstadimizin Karmati ile ilsikisini daha acik net sekilde bir sekilde isteyecektir. Bu son derece hakli bir istek olmasi yaninda dogalligini kabul edecegiz. Kitap yakma insan dograma kültürüne sahip olan Islam egemen siniflarinin ve genel kültürünün geriligini düsünecek olursak belgeleri tahrip ettiklerini rahatlilkla söyledikten sonra, okuyucunun isteklerinin karsilanmasi icin yazacaklarimizin, belgeden öte yorum bilimsel irdeleme olacaktir.


Karmatilerin yasadigi bölgede büyük katliamlar yasanmis ve Islamin dogusu itibariyle devlet olusu akillara su soruyu getririp insani uyariyor: peki Din’in dogasina aykiri degilmi devlet ?


Mutlaka bu soruya cevabimiz evet olacaktir. Din bir dünyeevi sorunu degildir. Bu nedenle Hallac’in bir sufi oldugunu düsünecek olursak, basina gelenlerin kabul edilemeyeck kadar vahsiyat oldugunu söyleyecegiz.
Hallac’in ismi karsitlar tarafinadan „Karmati Papazi“olarak anilir. Papaz kelimesini bir tarafa birakirsak , egitim aldigi sufilerden Sehl b. Abdullah et –Tüsteri (ölm.283/896) den ders alan Hallac, iki yil kadar egitimi devam ettirmis.Daha sonra Basra’ya geldiginde Amr b.Osman el-Mekki ( 297/909)nin yaninda ders aldigini söylemistik. Bu nedenle ömrünün ileri ki dönemimde kendisini gelistirip ögretmenlerini astigini da mantiki olarak kabul ediyoruz. Insanin kendisini gelistirmesi ve derinlesmesi gayet dogal bir sonuctur. Hallac’in, Karmati ögrencisi oldugunu bilmekle birlikte Hacerülesved’in sökülmesi ve hacci adaylarina saldirmalari da baska bir gercek olduguna göre ; Karmati olmamasi icin sasilacak bir sey yoktur. Kendisi ölürken bile yeniden dogacagini ve insanin bir Hak oldugunu kendi cümlesiyle ``en el- hak ``sözü betimleyerek ifade etmistir. Bu su anlama geliyor; Tanri insan görünüsünde tecelli olur. Bu görüs islam inancina tümüyle aykiridir.
Alevilikte : Insan Tanridir, Tanri ise ölümsüz insandir. Söylemiyle örtüsür. Evet karmati ögretisi günümüz Aleviligidir.
Hallac’i sahiplenen bir takim Sii gruplar olmasina ragmen Y. Nuri Öztürk’te Türklere yakin oldugunu iyi iliskilerine dayandiriyor , ve devam ediyor : „Hallac, Türklerle son derece iyi gecinen , onlarin Islam’lasmasi icin büyük cilelere katlanan bir mistik tebligcidir. Hatta Hallac Türklerin ihtida babasi sayilir. „
Baska yerde ise yazdiklari su cümleden ibarettir: “ Bir noktanin daha altini cizmek istiyoruz: Abbasi yönetiminin , Karmatiligin en zorlayici döneminde Türkleri bir tür `` koruyucu ve kollayici `` rolüyle devreye soktugu ve onlara bir cok imkani cömertce sundugu bilinmektedir.Bir askeri unsur olarak Türkler , elde ettikleri imkanlar arasina Abbasi yönetimince saglanan bazi topraklari da katabilmislerdir. Bu durum , Abbasileri bas düsman bilen Karmatilerin Türklere iyi gözle bakmamalarina yolacmistir. „
O kadar komik bir iddia ki kendisini bir arastirmaci olarak begenmedigi Ibn Arabi’nin durumundan daha kötü ve gülünc hale getiriyor. Türklerin Karmatilerle savasini yazan kendisidir, nasil oluyorda Hallac hakkinda bu iddia’ya sahip olur onu kitabinda görmek mümkün degil. T.C. nin bir memuru olmasi ve resmi tezi savunmasi halinde kendisini anlamamak hic de zor degil. Üstelik Tv lerde tencere – tabak pazarlarken Turan Dursun gibi kisinin kaderine de bir not düselim. Hic bosuna Ibn Arabi ve Gazali’yi elestirmesi haksizdir.


Kaldi ki Selcuklular dönemine baktigimizda Ismaili harekati olan Alamutlular Nizami ül- mülk’ün gönderdigi Türk akincilari karsisinda görmüs bir cirpida dagitip komutanla birlikte bayragi da kaptirarak yiginla askeri esir vererek götün götün geri kacarak bozguna ugramis.
Durup dururken Hallac, neden Karmati yapmamisda da Türkleri Müslüman yapmak istemis (!) ? Bu Türkiye de at gözlügü takan aydinlarda görülen tek bir örnek degildir.
Olaya irkcilik mantigiyla bakmak düpe düz ortacag anlayisidir. Bu elbise Alevilere giydirilmek isteniyor bize, biz de bu elbisenin bize cok dar geldigini majestelere belirtmek isteriz.
Alevilik, Irklarin degil Kirklarin yoludur.


Fransiz yazar ve arastirmaci Massignon’a göre, Hallac’ ta Helenistik kültürü izlerinin mevcut olup, Islami düsünce Esmaül Hüsna disina tasmistir. Hallac’in kullandigi namus kavramini da Grekce Nomos’dan gelmektedir diye vurgu yapar.Bu Yunan izlerinin etkisini Tavasi’nin son bölümünde

okinono
10-09-2008, 23:40
http://www.forumneuro.com/tarih/324603-ilk-kominist-devlet-cok-sasiracaksiniz.html

Bu başlığa belli başlı netteki bilgileri toplu arşiv olsun diye topluyorum.

okinono
11-09-2008, 00:12
İSMAİLİLER İLE MASONLARIN BENZERLİĞİ
SİON TAPINAĞI TARIKATININ, MEROVENJ HANEDANIN KAN DAVASINI ASIRLAR BOYU SÜRDÜRMESİ; İSLAMİYETTEKİ İSMAİLİYE TARIKATI MENSUPLARININ ALİ SOYUNUN HALİFELİK DAVASINA SAHİP ÇIKMASINA PEK BENZEMEKTEDİR!..

BİLİNDİĞİ GİBİ, 750'LERDE ALİ SOYUNDAN 6.İMAM CAFER-ÜS SADIK VEFAT EDİNCE, YERİNE OĞLU MUSA KAZIM GEÇMİŞTİ... ANCAK MEYMUN ADINDA BİRİ ORTAYA ÇIKIP, "İMAMLIĞIN CAFER'İN DİĞER OĞLU İSMAİL'İN HAKKI OLDUĞUNU" İDDİA EDEREK BİR TARİKAT KURMUŞ VE İSLAM ALEMİNDE FESAT ÇIKARTMIŞTI!

BU FESAT FATIMİLER DİYE BİLİNEN DEVLETİN KURULMASINA YOL AÇMIŞ; KARMATİLER, HAŞHAŞİLER, DÜRZİLER GİBİ ÇEŞİTLİ GRUPLARLA YAYILMIŞ VE ETKİSİNİ HUMEYNİ'YE KADAR SÜRDÜRMÜŞTÜR... BİLİNDİĞİ GİBİ HÜMEYNİ DE, HALİFELİĞİN KENDİ MEZHEBİNE GEÇMESİ İÇİN HAC ZAMANI MEKKE DE BİLE GÖSTERİ YAPMIŞ, KAN DÖKÜLMESİNE SEBEB OLMUŞTU.

HALBUKİ, DAVA ESASTAN VE TA BAŞTAN YANLIŞTI!.. BİR DEFA NE MEYMUN'UN, NE DE ALİ SOYUNDAN OLDUĞUNU İDDİA EDEN FATİMİLERİN, VE DİĞERLERİNİN İSMAİL İLE AKRABALIĞI YOKTU!

İKİNCİSİ, İSMAİL ADINDAKİ MUHTEREM ZAT, BABASININ SAĞLIĞINDA VEFAT ETMİŞTİ, YANİ MEYMUN'UN İDDİA ETTİĞİ GİBİ, İMAM OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİ!...

PEKİ, BAĞLANTI NEDİR?.. ÇOK KARMAŞIK GÖRÜNEN BU OLAYLAR DİZİSİ ARASINDAKİ RABITA, ASLINDA SON DERECE BASİTTİR.

KUDÜS'UN FETHİ SIRASINDA HAÇLILAR, MÜSLÜMANLARA KARŞI FATİMİLERDEN ADETA YARDIM GÖRMÜŞLERDİ... KENDİNİ MÜSLÜMAN SAYAN FATIMİLER, HAÇLILARLA UĞRAŞAN TÜRKLERE VE BAĞDAT HALİFESİNE YARDIM EDECEKLERİNE, ONLARI ARKADAN VURMUŞLAR, KUDÜS'Ü ELE GEÇİRMİŞLER, SONRA DA DİRENMEDEN HAÇLILARA DEVRETMİŞLERDİ.

FATIMİLER, HAÇLILARLA OLAN İLİŞKİLERİNİ BUNDAN SONRA DA SÜRDÜRMÜŞLERDİ.

İSMAİLİLERİN SAHTE ALİ SOYU HAYRANLIĞINI, VE BUNUN SAYESİNDE BİR KRALLIK KURDUKLARINI GÖREN TEMPLARLAR, BUNDAN YARARLANMAK İSTEDİLER... BENZER ŞEKİLDE HIRİSTİYAN ALEMİNDE DE PAPA'NIN KARARI İLE MAĞDUR OLMUŞ MEROVENJLER VARDI... NETİCEDE ASIRLAR ÖNCE HANEDANI DAĞILMIŞ, KRALLIĞI YIKILMIŞ OLAN MOREVENJ SOYUNUN DAVASINI SÜRMEYİ ÜSTLENDİLER. BUNU YAPARKEN DE TIPKI İSMAİLİ VEYA FATİMİLER GİBİ GİZLİ HÜCRE SİSTEMİ İLE TEŞKİLATLANDILAR.

YEDİ MERTEBEYİ, GİZLİ TÖRENİ AYNEN ALDILAR. İMAMIN YERİNE BÜYÜK ÜSTADI KOYDULAR VE BU KURULUŞU DİNİ-ASKERİ-SİYASİ BİR TERÖR ÖRGÜTÜ HALİNE GETİRDİLER.

HAŞHAŞİLER GİBİ, YENİ ÜYELERİNİ ARALARINA GÖZÜ BAĞLI ALIP, KILIÇLI, KÖPRÜLÜ İMTİHANLARDAN GEÇİRİP, YEMİNLER ETTİRMEYE BAŞLADILAR.

İSMAİLİLERE AİT BÜTÜN BUNLAR VE BAŞKA PEK ÇOK ŞEY, TEMPLARLARA GENİŞ İLHAMLAR VERMİŞ OLMALIDIR... KISACASI TEMPLARLAR, ASLINDA VAROLMAYAN BİR TAHT İÇİN, VARLIĞI SONA ERMİŞ BİR SOYUN HAKKINI GÜDÜYORLAR, BUNUNLA DA KENDİLERİNE MEVKİ VE İTİBAR SAĞLIYORLARDI!..

TIPKI VAROLMAYAN İSMAİL'İN İMAMLIK HAKKINI SAVUNAN VE KENDİLERİNE DEVLETLER KURAN MEYMUN'UN TAKİPÇİLERİ GİBİ!...

MASONLAR DA ÖYLE YAPTILAR, ORTAYA ÇIKAN DİĞER MASONİK GİZLİ TEŞKİLATLAR DA!.. HEP OLMIYAN HAYALİ ŞEYLERİN PROPOGANDASINI YAPIP KENDİLERİ PARSAYI TOPLADILAR. HALA DA TOPLUYORLAR!..
7 DERECELİ İSMAİLİYE TARİKATI
MEYMUN'UN OĞLU ABDULLAH'IN TARİKATI KISA ZAMANDA GÜÇLENDİ VE ETKİSİ GÜNÜMÜZE KADAR YANSIYAN, MEŞHUR "AĞAHAN"LARIN ALTINLA TARTILDIĞI İSMAİLİYE MEZHEBİ HALİNE GELDİ...

BU AĞAHANLARDAN BİR TANESİNİN YAZDIĞI MEKTUP, HİLAFETİN KALDIRILMASINA SEBEP OLMUŞTUR... BUGÜNKÜ AĞA SADREDDİN HAN İSE, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ADINA KÜRT MESELESİNE BURNUNU SOKMUŞ, ORTALIĞI KARIŞTIRMAYA DEVAM ETMEKTEDİR.

İSMAİLİLER 9.ASIRDAN SONRA ORTALIĞI KANA BULAYAN PEK ÇOK FAALİYETE GİRİŞTİLER.

TUNUS-CEZAYİR TARAFLARINDA, MISIR'DA, SURİYE'DE, YEMEN'DE, YANİ BAĞDAT HALİFESİNİN ELİNİN ZOR ULAŞTIĞI YERLERDE GÜÇLENDİLER.

KARMATİLER, FATIMİLER, RAFIZİLER, DÜRZİLER ADIYLA ORTAYA ÇIKAN PEK ÇOK GRUP, İŞTE BU İSMAİLİ TARİKATININ BÖLÜNMESİNDENDİR.

BAĞDAT HALİFESİ KENDİLERİYLE UGRAŞMAYA BAŞLAYINCA DA YERALTINA İNDİLER VE 7 MERTEBELİ GİZLİ BİR HÜCRE SİSTEMİ OLUŞTURDULAR.

BU SİSTEMDE ÜYELER TARİKATA GÖZLERİ BAĞLI ALINIYOR, BOĞAZINA KILIÇ DAYANARAK YEMİN ETTİRİLİYOR, SONRA KÖPRÜLERDEN, ATEŞ ÜZERİNDEN GEÇİRİLEREK SINANIYORDU... AYRICA BİR SÜRÜ TÖRENLER, AYİNLER VARDI.

NE DERSİNİZ, MASON BİRADERLER?.. BUNLAR SİZE TANIDIK GELİYOR MU?

ABDULLAH'IN VE ONDAN SONRA GELENLERİN NASIL ÇALIŞTIĞINI TEFERRUATIYLA ANLATALIM DA, UYGULADIKLARI METODUN MASONLARININKİNE NE KADAR BENZEDİĞİNİ HAYRETLE MÜŞAHEDE EDİN...

ASLEN İRANLI OLAN ABDULLAH, İSLAM'DAN NEFRET EDERDİ!.. BÜTÜN AMACI İSLAM'I ORTADAN KALDIRMAK VE ESKİ İRAN DİNİ OLAN MECUSİLİĞİ İHYA ETMEKTİ!..

ASLINDA O, BÜTÜN DİNLERİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYORDU!.. TAKTİĞİ İSE, AKILALMAZ DERECEDE SİNSİCE İDİ.

ABDULLAH'IN MÜRİTLERİ DİNSİZLİĞİ YAYABİLMEK İÇİN, ÖNCE DİNDAR GÖRÜNEREK İNSANLARIN GÜVENİNİ KAZANIYORLARDI!..

YANİ GERÇEK MÜSLÜMANLARDAN DAHA FAZLA ORUÇ TUTUYOR, DAHA FAZLA NAMAZ KILIYORLARDI...

BÖYLECE ETRAFLARINA SAF İNSANLAR TOPLANIYOR, ONLAR DA FİKİRLERİNİ KOLAYCA YAYABİLİYORLARDI.

ABDULLAH'IN YAKIN ÇEVRESİ İSE SÜNNİLERDEN, HATTA ŞİİLERDEN DEĞİL; PUTPERESTLERDEN, FELSEFECİLERDEN, MECUSİLERDEN OLUŞMUŞTU.

DIŞARDAN BAKINCA İSMAİLİYE TARİKATI HERKESE AÇIKTI... ABDULLAH'IN "EŞEK SÜRÜSÜ" DEDİĞİ SAF İNSANLAR DA TARİKATA GİREBİLİYOR, AMA BUNLAR HİÇ BİR ZAMAN 1. MERTEBEDEN YUKARI ÇIKAMIYORDU!..

YÜKSELENLER İSE; ABDULLAH'IN İŞİNE YARAYACAK, ÖYLE DİNLE İMANLA İŞİ OLMAYAN, GEREKTİĞİNDE ADAM ÖLDÜREBİLEN KURNAZ, ELİ İŞ GÖRÜR KİMSELERDİ!

NE DERSİNİZ, "EŞEK SÜRÜSÜ" MERTEBESİNDEKİ MASONLAR?.. BU SİZE BİR ŞEY HATIRLATIYOR MU?..

YILLARCA SAMİMİ BİR GAYRETLE ÇALIŞMANIZA RAĞMEN, SİZ YERİNİZDE SAYARKEN BAŞKALARI "HOOOP" DİYE YÜKSELİVERDİĞİNDE, ŞAŞIRDIĞINIZ OLMADI MI HİÇ?

ABDULLAH'IN TARİKATININ 7 MERTEBESİ ŞÖYLE SIRALANMIŞTI:

1- MÜMİNLER... BUNLAR SAF, ALDIĞI EMİRLERE HARFİYYEN UYAN KİMSELERDİ. BUNLARDAN AÇIKGÖZ VE HIRSLI OLANLAR 2. MERTEBEYE TERFİ ETTİRİLİRLERDİ.

2- MÜKELLEFLER... BUNLARIN GÖREVLERİ "HARİCİ"LERİN ARASINA SOKULARAK ONLARI TARİKATA ÇEKMEKTİ.

3- DAİLER, YANİ PROPOGANDACILAR... BUNLAR YENİ MÜRACAAT EDENLERDEN İMAM ADINA BİAT ALANLAR, ALTTAKİLERE AZAR AZAR TARİKATIN ESASLARINI ÖĞRETİRLERDİ.

4- DAİ-Yİ EKBERLER, YANİ BÜYÜK PROPOGANDACILAR... BUNLAR TARİKATIN GERÇEK BÜNYESİNE BİR ÖLÇÜDE NÜFUZ EDEBİLEN İMTİYAZLI KİŞİLERDİ.

5- ZU MASSALAR... BUNLAR, TARİKATIN SÖZDE İLMİNİ YUDUMLAMAYA, ANA MEMESİNDEN SÜT EMER GİBİ ALMAYA HAK KAZANMIŞLAR KİŞİLERDİ... ZATEN "ZU MASSA" BU ANLAMA GELİR.

6- HÜCCETLER... BUNLAR KENDİLERİNDEKİ SÖZDE İLMİ ALTTAKİLERE ANA SÜTÜ GİBİ EMZİRENLER, ELEMAN YETİŞTİRENLERDİ.

7- İMAM... EN ÜSTTEKİ, ALLAH İLE (HAŞA!) DOĞRUDAN İRTİBATTA BULUNAN LİDERDİ... O NE YAPSA TARİKAT MENSUPLARINCA YAPSA MAKBULDÜ!.. CAN, MAL, IRZ ONUN EMRİNDE İDİ!...

ÇALIŞMA METOTLARI DA İNANILMAZ DERECEDE SİNSİ İDİ.., DAİLER, ÖNCE ÇENGEL ATTIKLARI KİŞİNİN İBADETİNİ TAKDİR, HATTA TEŞVİK EDERLERDİ.

AMA BİR MÜDDET SONRA ŞÖYLE DEMEĞE BAŞLARLARDI:

"BUNCA YIL İBADET ETTİM, BİR KERE BİLE DUAMIN KABUL OLDUĞUNU GÖRMEDİM. DEMEK Kİ BOŞMUŞ!.. ZATEN ALLAH'IN BİZİM NAMAZIMIZA NİYAZIMIZA İHTİYACI MI VAR???"

SONRA DAHA İLERİ GİDEREK, "ASLINDA İBADETİN GEREKSİZ OLDUĞUNU" SÖYLERLERDİ.

ARKASINDAN "AHİRET" DİYE BİR ŞEYİN OLMADIĞI, "HER ŞEYİN DÜNYADA OLDUĞU" FİKRİNİ İŞLERLERDİ. BÖYLECE ADIM ADIM SAF İNSANLARI İNKARA ÇEKERLERDİ.

NE DERSİNİZ, "EŞEKLİK"TEN ÇIKIP TA DERECE DERECE YÜKSELMEKTE OLAN MASON BİRADERLER?.. BUNLAR SİZE BİR ŞEYLER HATIRLATIYOR MU?

İSMAİLİLER ALİ'Yİ, MASONLAR DAGOBERT'İ İSTİSMAR EDİYOR
BURADA KARŞIMIZA SON DERECE ENTERESAN BİR DURUM ÇIKIYOR...

ÇÜNKÜ HEMEN AYNI TARIHLERDE İSLAM DÜNYASI DA, BENZER BİR "HAK YEME" İDDİASIYLA BİR TAKIM SIKINTILARA GİRİYORDU.

HZ. ALİ'NİN ELİNDEN HALİFELİĞİN HİLE İLE ALINDIĞINA İNANANLAR, ALİ OĞLU İMAMLARIN ETRAFINDA TOPLANMIŞLAR, HZ. ALİ'NİN ÖĞRETİLERİ İLE KENDİLERİNİ OLGUNLAŞTIRMAYA UĞRAŞIYORLARDI... BU KİŞİLER BİLHASSA HZ. HÜSEYİN'İN ŞEHADETİNDEN SONRA HİLAFET VE SİYASETTEN ZİYADE İMAMET VE VELAYET İLE İLGİLENMİŞLERDİR.

ANCAK 6. İMAM CAFER ÖLÜNCE BAZI KARIŞIKLIKLAR BELİRDİ.

CAFER'İN YERİNE OĞLU MUSA-AL KAZIM İMAM OLMUŞTU... AMA MEYMUN ADLI BİRİ ÇIKIP, "İMAMLIĞIN DİĞER OĞUL İSMAİL'İN HAKKI OLDUĞUNU" İDDİA ETTİ!.. MEYMUN'UN OĞLU ABDULLAH İSE, BU İDDİAYI BİR İKTİDAR MÜCADELESİNE DÖNÜŞTÜRDÜ. (797)

HALBUKİ İMAM OLMASI GEREKTİĞİ SÖYLENEN İSMAİL, DAHA BABASI SAĞKEN ÖLMÜŞTÜ!..

ANCAK ABDULLAH'IN ADAMLARI ÇOK İYİ BİRER PROPOGANDACIYDI. İSMAİL'İN, DOLAYISİYLE HZ. ALİ'NİN HAKKINI ARADIĞINI SÖYLEYİNCE, ABDULLAH'IN ETRAFINA ÇOK İNSAN TOPLANDI.

İŞTE ŞİİLİK-SÜNNİLİK TARTIŞMALARINI ASIL BU OLAYLA BAŞLAMIŞTIR.

ABDULLAH'IN TARİKATI KISA ZAMANDA GÜÇLENDİ VE ETKİSİ GÜNÜMÜZE KADAR YANSIYAN, MEŞHUR "AĞAHAN"LARIN ALTINLA TARTILDIĞI İSMAİLİYE MEZHEBİ HALİNE GELDİ...

BAĞDAT HALİFESİ KENDİLERİYLE UĞRAŞMAYA BAŞLAYINCA DA YERALTINA İNDİLER VE 7 MERTEBELİ, ÜYELERİN GÖZÜ BAĞLI, KILIÇLA SINANDIĞI, YEMİNLİ TÖRENLERLE ALINDIĞI BİR HÜCRE SİSTEMİ OLUŞTURDULAR.

İSMAİLİLER 9.ASIRDAN SONRA ORTALIĞI KANA BULAYAN PEK ÇOK FAALİYETE GİRİŞTİLER.

TUNUS-CEZAYİR TARAFLARINDA, MISIR'DA, SURİYE'DE, YEMEN'DE, YANİ BAĞDAT HALİFESİNİN ELİNİN ZOR ULAŞTIĞI YERLERDE GÜÇLENDİLER.

KARMATİLER, FATIMİLER, RAFIZİLER, DÜRZİLER ADIYLA ORTAYA ÇIKAN PEK ÇOK GRUP, İŞTE BU İSMAİLİ TARİKATININ BÖLÜNMESİNDENDİR.

İSTER FATİMİ, İSTER KARMATİ, İSTER İSE HAŞHAŞİ OLSUN, BİR KERE TARİKATA GİRDİ Mİ, İNSAN KENDİNİ KURTARAMAZDI. ZATEN GÖZÜNDEKİ BAĞ, BOYNUNDAKİ İP, GÖĞSÜNDEKİ KILIÇ ETTİĞİ YEMİNDEN DÖNERSE BAŞINA NELER GELECEĞİNİ HATIRLATMAK İÇİNDİ!..

İSMAİLİYE'NİN BİR KOLU OLAN KARMATİLERDEN EBU TAHİR, 930 YILINDA KÂBE'YE SALDIRIP HACER-İ ESVED'İ ÇALDI. MÜSLÜMANLAR İÇİN SON DERECE KUTSAL OLAN BU TAŞI GÖTÜRÜP, "HASA" DENİLEN YERDE KENDİ KÂBESİNİ KURMAK İSTİYORDU… HACER-İ ESVED ANCAK 952 YILINDA GERİ ALINIP, KÂBE'DEKİ YERİNE KONULABİLDİ.

945 YILINDA Şİİ KÖKENLİ BÜVEYHİLER BAĞDAT'I ELE GEÇİRDİLER. BÖYLECE HEMEN BÜTÜN İSLAM DİYARI Şİİ HAKİMİYETİ ALTINA GİRMİŞ OLDU. AMA HEMEN BELİRTELİM Kİ, BU ŞİİLERİN BİZİM ANADOLU ALEVİLERİ İLE BENZER BİR YANI YOKTU. PEYGAMBER SOYUNDAN İMAMLARDAN HİÇ BİRİ BU KİŞİLERİ DESTEKLEMEMİŞTİR. TAM TERSİNE, 12 İMAMIN SOYU, BÜVEYHLİLERİN BAĞDAT'A GİRMESİ ÜZERİNE HORASAN'A GÖÇMÜŞTÜR.

İSLAM DÜNYASINDAKİ KÖTÜ GELİŞMELER ANCAK TÜRKLERİN İŞE MÜDAHELESİYLE ÖNLENEBİLDİ. 1069 YILINDA SELÇUKLU SULTANI TUĞRUL BEY, BAĞDAD'I ELE GEÇİREREK HALİFEYİ TEKRAR TAHTINA OTURTTU VE DÜZENİ SAĞLADI. İRAN VE ARABİSTAN'DAKİ İSMAİLİLERİ PERİŞAN ETTİ. NE YAZIK Kİ BU SEFER DE HAÇLILAR BELASI GELDİ ÇATTI.

1098 YILINDA SELÇUKLULAR ANADOLU'DA HAÇLILAR İLE UĞRAŞIRKEN, FATİMİLER ONLARI ARKADAN VURUP KUDÜS'Ü ELE GEÇİRDİLER, KIRILA DÖKÜLE GELEN HAÇLILARA DA FAZLA DİRENMEDEN ŞEHRİ TESLİM ETTİLER. AMA BU, GÖZÜ DÖNMÜŞ HAÇLILARIN ŞEHİRDEKİ BÜTÜN MÜSLÜMANLARI KATLETMELERİNİ ÖNLEMEDİ.

FATİMİLER BU İLK HAÇLI SEFERİ SIRASINDA GERÇEK BİR HAİN GİBİ DAVRANMIŞ, MÜSLÜMANLARA VE TÜRKLERE YARDIM EDECEKLERİNE ARKADAN SALDIRIP BAZI ŞEHİRLERİ ALMIŞ, İKİNCİ BİR CEPHE AÇMIŞ, HATTA BAĞDAT HALİFESİNİN ZAYIFLAMASI İÇİN HAÇLILARA YARDIM ETMİŞLERDİR. HASAN SABBAH ADLI KİŞİ DE 1090'LI YILLARDA ORTAYA ÇIKMIŞTIR...

HAÇLI-FATİMİ YAKINLIĞI İLERDE DE SÜRMÜŞ VE ÖZELLİKLE TEMPLAR ŞÖVALYELERİ, FATIMİLERİN 9 MERTEBELİ GİZLİ TEŞKİLATLARINDAN ÇOK ETKİLENMİŞLERDİR.

BÜTÜN BUNLAR TEMPLARLARA, KENDİ UYGULAYACAKLARI SİSTEM HAKKINDA BİR FİKİR VERDİĞİ GİBİ, HASAN SABBAH'IN AFYONLU OLDUKLARI İÇİN "HAŞHAŞİN" DİYE ANILAN FEDAİLERİNİ DE PARA İLE KULLANMALARINA VE KENDİLERİNE TERS DÜŞEN KİŞİLERİ ONLARA ÖLDÜRTMELERİNE YOL AÇMIŞTIR. BU SURETLE "HAŞHAŞİN" KELİMESİ BATI DİLLERİNE "ASSASINATION" (SUİKAST) OLARAK GİRMİŞTİR.

HAŞHAŞİLER BU ARADA TEMPLAR ŞOVALYELERİ İÇİN TRABLUSLU RAYMOND'U (1152) VE KONRAD MESERRAT'I (1192) ÖLDÜRMÜŞLERDİR.

HAŞHAŞİLER 1202 YILINDA HAÇLILARIN KORKUSU HALİNE GELEN VE NİHAYET ONLARDAN KUDÜS'Ü GERİ ALAN SELAHADDİN EYYÜBİ'YE DE SUİKAST DÜZENLEMEKTEN ÇEKİNMEMİŞLERDİR. MUHAKKAK Kİ BU SUİKASTTE DE, KUDÜS'Ü KAYBETMEYİ GÖZE ALAMIYAN TEMPLARLARIN PARMAĞI VARDI.

PEŞPEŞE ÜÇ YAKIN HİZMETÇİSİNİN SELAHADDİN'E SALDIRMASINA RAĞNEN, TANRI'NIN HİKMETİ, BU DEĞERLİ KİŞİ KURTULMUŞ VE BÖYLECE TEMPLARLARA DA KÜDÜS'Ü UNUTMAK DÜŞMÜŞTÜR.

SELAHADDİN HAÇLILAR GİBİ DAVRANMAMIŞ, KÜDÜS'Ü ALINCA ESİRLERE DOKUNMAMIŞTI. YOKSA O DA İSTESE İDİ, KAATİL TEMPLARLAR GİBİ TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ, GÖVDE ÜSTÜNDE BAŞ KOMAZDI. BU KONUDA AHDİ OLMASINA RAĞMEN, KENDİNE HAKİM OLMUŞ VE FİDYE ÖDEMEYE GÜCÜ YETMİYEN TEMPLARLARIN BEDELİNİ CEBİNDEN ÖDEMİŞTİR. BU DA KİMİN DAHA İNSAN, DAHA MEDENİ OLDUĞUNUN BİR BAŞKA DELİLİDİR.

BİZ DİYORUZ Kİ, BÜYÜK BİR İHTİMALLE TEMPLARLAR VE ONDAN SONRA GELENLER, ŞİİLERİN HİÇ HAKLARI OLMADIĞI HALDE İKTİDAR PEŞİNDE KOŞUP KAN DÖKMELERİNİ, KENDİLERİNE ÖRNEK ALMIŞLARDIR. ONLARA BAKARAK MEROVENJ-KAROLENJ SÜRTÜŞMESİNİ YARATMIŞLAR, EFSANEVİ BİR KRALIN KANINI SÜRDÜKLERİNİ, İKTİDARIN ONLARA AİT OLDUĞUNU SAVUNMUŞLARDIR. TIPKI ALİ'NİN SOYUNU SÜRÜP, HİLAFETTE HAKLARI OLDUĞUNU İDDİA EDEN İSMAİLİLER GİBİ!..

HALBUKİ NE MEYMUN, NE DE FATIMİLER ALİ SOYUNDAN DEĞİLLERDİ!.. ESAS ALİ SOYUNDAN OLANLAR HALİFELİKTE GÖZLERİ OLMAYAN İMAMLAR İDİ. BUNLARDAN İMAM RIZA'YA DEVRİN HALİFESİ MEMUN, "KENDİNDEN SONRA HALİFE OLMASINI" TEKLİF ETMİŞ, ANCAK İMAM KABUL ETMEMİŞTİ.

GERCEK ALİ SOYU HİLAFET PEŞİNDE OLMAYI, HZ HÜSEYİN'İN ŞEHADETİNDEN SONRA BIRAKMIŞTI. AMA ŞİİLER ALİ ADINA İKTİDAR PEŞİNDE KOŞMAKTAN VAZGEÇMEDİLER, TA HÜMEYNİ'YE KADAR!.. VE HÜMEYNİ DE TIPKI EL HAKİM GİBİ, EBU TAHİR GİBİ KENDİNİN HİÇ YANILMADIĞINA VE KÂBE'NİN GERÇEK SAHİBİ OLDUĞUNA İNANMIŞTI.

VE BİZ DİYORUZ Kİ, MASON MESELESİNİN SIRRI BURADA!.. TIPKI ALİ SOYUNDAN GELENLER OLDUĞU GİBİ, HALA MEROVENJ SOYUNDAN OLANLAR YAŞIYOR OLABİLİR... VE BUNLAR, ALİ SOYUNUN AKSİNE, İKTİDAR PEŞİNDE KOŞUYOR OLABİLİRLER. AMA BU, ÇAĞIMIZDA BİR HAYALDEN ÖTEYE GEÇMEZ.

ÖYLEYSE, BİRİLERİ BU ARZU VE İHTİRASI KULLANARAK KENDİLERİNE İMKANLAR HAZIRLAMAKTADIR. TIPKI ALİ'Yİ ALET EDEREK YÜKSELMEYE ÇALIŞAN MEYMUN, OĞLU ABDULLAH, HASAN SABBAH, FATIMİ HÜKÜMDARI ÜBEYDULLAH GİBİ; TEMPLARLAR, ONLARIN ARDINDAN GELEN MASONLAR VE ONLARIN ARKASINDAKİ GERÇEK GÜÇ "SİON TAPINAĞI" MENSUPLARI, SADECE VE SADECE KENDİ İKTİDARLARININ, YANI BÜTÜN GÜCÜ ELLERİNDE BULUNDURMANIN ÇABASI İÇİNDEDİRLER.

PAKİSTAN VE HİNDİSTAN'DA VARLIĞINI SÜRDÜREN İSMAİLİYE TARİKATİ İSE, BUGÜN DAHİ PEYGAMBER SOYUNDAN GELDİĞİ İDDİA EDİLEN AĞAHANLAR İLE İDARE EDİLMEKTEDİR... BU AĞAHANLARDAN BİR TANESİNİN YAZDIĞI MEKTUP, HİLAFETİN KALDIRILMASINA SEBEP OLMUŞTUR... BUGÜNKÜ AĞA SADREDDİN HAN İSE, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ADINA KÜRT MESELESİNE BURNUNU SOKMUŞ, ORTALIĞI KARIŞTIRMAYA DEVAM ETMEKTEDİR.
FATIMİLER VE 9 DERECELİ TARİKATLARI
MEYMUN'UN VE OĞLU ABDULLAH'IN YOLUNDAN GİDENLER 913 YILINDA İYİCE GÜÇLENEREK AFRİKA'NIN KUZEYİNİ ELE GEÇİRİP FATİMİ DEVLETİNİ KURDULAR.

BU DEVLETİN İLK HÜKÜMDARI ÜBEYDULLAH ADINDAKİ KİŞİ, SELEMYELİ DUL BİR YAHUDİ KADININ OĞLU İDİ!..

MEYMUN'UN TORUNU HÜSEYİN, AFRİKA'YA TARİKATIN TOHUMLARINI ATMAK İÇİN GELDİĞİNDE, GÜZELLİĞİ DİLLERE DESTAN BU KADINI GÖRMÜŞ, BEĞENMİŞTİ. KADIN HENÜZ ÖLMÜŞ OLAN DEMİRCİ KOCASININ YASINI TUTMAKTA İDİ... ANCAK HÜSEYİN AYAKLARINA ALTIN VE MÜCEVHERLER SERİNCE, YASI FALAN UNUTTU, DİNİNİ İMANINI BİR KENARA BIRAKTI, HEMEN ONUNLA EVLENDİ.

KADININ İLK KOCASINDAN KENDİ GİBİ GÜZEL BİR OĞLU VARDI... HÜSEYİN KENDİ ÇOCUĞU OLMAYINCA, ÜBEYDULLAH ADINI VERDİĞİ VE ÇOK SEVDİĞİ BU OĞLANI, EMELLERİ YÖNÜNDE YETİŞTİRDİ.

ÜBEYDULLAH SONRADAN TARİKAT ŞEYHİ VE HÜKÜMDAR OLUNCA, "DUL KADIN'IN OĞLU" KAVRAMI ÖNEM KAZANDI...

VE ZAMAN İÇİNDE MASON KÜLTÜRÜNDE YER ALDI!..

BAŞKA NE ANLAM VERİLİRSE VERİLSİN, NE YORUM YAPILIRSA YAPILSIN, ADINA "KESE" DOLAŞTIRILARAK PARA TOPLANAN "DUL KADININ OĞLU", İŞTE BU HERİFTİR!..

VE TALİH KUŞUNUN BAŞA KONUP İNSANI HÜKÜMDAR YAPMASININ SEMBOLÜDÜR!.. ADINA KESE DOLAŞTIRMAK, MASONLARIN O BİLİNMEZ LİDERİNİN "DÜNYA DEVLETİ" HÜKÜMDARI OLMASI İÇİN, HEP BİRLİKTE MADDİ KATKIDA BULUNARAK ÇALIŞMAYI SİMGELER!

YAHUDİ KADININ OĞLU ÜBEYDULLAH'IN KURDUĞU FATIMİ DEVLETİ'NİN, PEYGAMBERİMİZ'İN MUHTEREM KIZI VE HZ. ALİ'NİN EŞİ HZ. FATMA İLE HİÇ BİR ALAKASI YOKTU AMA, HÜKÜMDARLARI ONLARIN SOYUNDAN GELDİKLERİNİ İDDİA EDEREK BU ADI ALMIŞLARDI!.. BU DA HZ. ALİ'NİN NASIL İSTİSMAR EDİLDİĞİNİN BARİZ BİR ÖRNEĞİDİR!

FATIMİLER'İN TARIKATI 9 MERTEBELİ İDİ... İSMAİLİLER'DEN ALINMIŞ VE FATIMİ HÜKÜMDARI HAKİM TARAFINDAN GELİŞTİRİLMİŞTİ.

BUNA GÖRE:

-- 1. DERECEDE MÜRİDİN HER TÜRLÜ İNANCI SARSILIRDI.

-- 2. DERECEDE ALİMLERİN YAZDIKLARININ YANLIŞ OLDUĞU, GERÇEK TEFSİRİN SADECE İMAMA ALLAH TARAFINDAN BİLDİRİLDİĞİ SÖYLENİR, VE ÖĞRENDİKLERİNİ KİMSEYE İFŞA ETMİYECEĞİNE DAİR İKRAR ALINIRDI.

-- 3. DERECEDE HZ. ALİ'DEN BAŞLAYIP İSMAİL'DE BİTEN 7 İMAM HAKKINDAKİ BİLGİLER ÖĞRETİLİRDİ.

-- 4. DERECEDE PEYGAMBERLERİ ÖĞRENİRLERDİ... ONLARA GÖRE PEYGAMBERLER DE 7 TANEYDİ VE ÂDEM, NUH, İBRAHİM, MUSA, İSA, MUHAMMED VE (İMAM) İSMAİL'DEN İBARETTİ.

-- 5. DERECEDE PEYGAMBERLİĞİN HİÇ BİR KUTSAL YANI OLMADIĞI SÖYLENİRDİ.

-- 6. DERECEDE İBADETLERİN KİTLELERİ İDARE ETMEK İÇİN UYDURULDUĞU BELİRTİLİRDİ.

-- 7. DERECEDE TEVHİD-İ BARİ, YANİ ALLAH'IN BİRLİĞİ VE TEKLİĞİ İNANCI YIKILIRDI... ONUN YERİNE KAİNATTA İKİLİĞİN OLDUĞU VURGULANIR, DELİL OLARAK DA KARANLIK İLE AYDINLIK, BEYAZ İLE SİYAH GÖSTERİLİRDİ.

-- 8. DERECEDE HER TÜRLÜ İNANCIN TUTARSIZLIĞI ANLATILIRDI.

-- 9. DERECEDE BÜTÜN DİNİ KURALLARIN BİRER VEHİM OLDUĞU, PEYGAMBERLERİN BİRER FEYLEZOFTAN BAŞKA BİR ŞEY OLMADIKLARI, YASAK VE HARAM DİYE BİR ŞEY OLMADIĞI, HER ŞEYİN MUBAH OLDUĞU ÖĞRETİLİRDİ.


***

HASAN SABBAH VE HAŞHAŞİLER
BÜTÜN BU SAÇMALIKLARI İCAD EDEN EL HAKİM, KENDİNİ DE ALLAH İLÂN ETMİŞ, BUNA DAYANARAK TA HALKA ETMEDİĞİ EZİYET KALMAMIŞTI!..

MESELÂ, HERKES GÜNDÜZ ÇALIŞIP GECE UYURKEN HAKİM, HALKINA GECE ÇALIŞIP GÜNDÜZ UYUMALARINI EMRETMİŞTİ!..

FATİMİLER DAR-ÜL HİKME DİYE BİLİNEN BİR DE MEDRESE KURMUŞLARDI. TARİKAT MENSUPLARI BURADA YETİŞİRDİ.

HASAN SABBAH TA BURADA TEZGAHTAN GEÇMİŞTİ... SONRA O MEŞHUR HAŞHAŞİ TARİKATINI KURMUŞ, KENDİSİ İÇİN CANINI VERMEKTEN ÇEKİNMEYEN FEDAİLER YETİŞTİRMİŞ, ONLAR VASITASIYLA DEVRİNİN EN KANLI SUİKASTLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞTİ.

HASAN SABBAH 1090'LI YILLARDA ORTAYA ÇIKMIŞ, GİZLİ TEŞKİLATI, AFYONLU VE FAHİŞELİ CENNETİ İLE KENDİSİNE BİR ÇOK FEDAİ SAĞLAMIŞ VE BUNLARI SİYASİ SUİKASTLERDE KULLANAN İLK KİŞİ OLMUŞTU. HASAN SABBAH'IN, ZAPTI SON DERECE ZOR ALAMUT KALESİNİ İNŞA ETTİRİP ORAYA YERLEŞMESİ VE DEĞERLİ SELÇUKLU VEZİRİ NİZAMÜL MÜLK'Ü ÖLDÜRTMESİ, TEMPLAR TARİKATININ İLK YILLARINA DENK GELİR.

BAŞ ROLÜNÜ CORNEL WILDE'IN OYNADIĞI "ÖMER HAYYAM" FİLMİNDE, HASAN SABBAH'IN TARİKAT TÖRENLERİ, ÖMER HAYYAM VE SELÇUKLU VEZİRİ NİZAM'ÜL MÜLK İLE OLAN İLİŞKİSİ ANLATILMAKTADIR... TARİHİ GERÇEKLERE AYKIRI HUSUSLAR OLSA DA, SEYRETMEKTE YARAR VARDIR.

İSTER FATİMİ, İSTER KARMATİ, İSTER İSE HAŞHAŞİ OLSUN, BİR KERE TARİKATA GİRDİ Mİ, İNSAN KENDİNİ KURTARAMAZDI!.. ZATEN GÖZÜNDEKİ BAĞ, BOYNUNDAKİ İP, GÖĞSÜNDEKİ KILIÇ ETTİĞİ YEMİNDEN DÖNERSE BAŞINA NELER GELECEĞİNİ HATIRLATMAK İÇİNDİ!..

.............

Bu yazının içerisinde ayıklanacak çok zırvalık var. Ancak önemli tespitlerde var.

Her yandan bilgi dolu olsun diye ekledim.

Selamlar

okinono
11-09-2008, 00:41
ALEVİLİĞİN DİNSEL İNANÇ KÜLTÜRÜNDE YAZILI TEMEL KAYNAKLAR VE İKİ ÖRNEK (*)
İsmail Kaygusuz
Din ve inançlar çıkışlarında devrimci niteliklidir
Din ve dinsel inançlar ilk ortaya çıktıklarında, içinden çıktığı toplumun dinine, inançlarına ve sosyo/politik düzenine karşı tümüyle aykırı ve devrimci niteliktedir. Öznel ve nesnel koşulların oluşturulup tam olgunlaştığında, yıktığı inanç ve düzenin yerine kendininkini koyar. Ancak iktidar olduğunda, eski düzenin tüm kurumlarını ortadan kaldıramadığı ndan tutunmak için kısa bir süre sonra çeşitli sosyal katmanlar ve sınıfların çıkar gruplarıyla uzlaşmaya girişir. Bu girişimlerin başlamasıyla eski aykırı ve devrimci gerçekliğini yitirip ortodokslaşma sürecine girmiştir.
İlk halifeler döneminde İslam dini, özellikle üçüncü Halife Osman (644-656)zamanında, Peygamberin yıktığı düzenden kalan, yani ortadan kaldırılamamış olan çıkar gruplarının aracı olmaya başladı. 661 yılında Emevi hanedan devletinin kurulmasıyla birlikte egemen yönetimin çıkarlarına uygun biçimde bir ortodoks İslam yaratılarak katı değişmez dogmalar geliştirilip tam anlamıyla baskı aracı durumuna yükseltildi. Hiç kuşkusuz, çeşitli biçimlerde uygulamaya sokulan her düşünce ve inancın, kendi karşıt gerçekliğini, aykırı gerçeğini yaratmış olması kaçınılmazdır. Bu diyalektik bir oluşumdur. Bu bağlamda İslam heterodoksizmi, yani egemen ortodoksizme karşıt olarak, din kurucusu Peygamberin yakınları Ali ve Ehlibeyt’in yüceltilmesiyle ortaya çıkıp, çeşitli dinsel ve felsefi inançlardan alınan ögelerle zenginleştirilip, kendi aykırı batıni gerçek(lik)lerini yarattı. Yönetimler de çıkarlarına uygun biçimde dogmalaştırdıkları İslam adına, aykırı inançsal gerçeklere bağlı olanları dinsizlik kafirlikle suçlayıp kırımlardan geçirdiler.
Hristiyanlık da Roma paganizmine, yönetimlerin zulüm ve baskılarına karşı aykırı inanç ve toplumsal gerçeklikleriyle ortaya çıkmış; ama Roma imparatorluğunun bilim, felsefe ve siyasal erkinin yüksekliği ve güçlülüğü, onun devletin egemen dini olmasını yaklaşık 400 yıl geciktirmiştir.
Alevilik inanç ve düşüncesi bağlamında İslamın gelişimi farklıdır
Muhammed’in Peygamberliğini duyurusundan altı yıl sonra, ilk kez Mekke’de tarihsel olarak 616’da kurulup tamamlanmış Kırklar Meclisi düzenine Medine’de eklenmiş olan “Kardeşlik Sözleşmesi” ile İslam, değişimi öylesine hızlandırmıştı ki, ortak kazanıp ortaklaşa yemeyi ve herşeyi paylaşmayı ve hatta kardeşleşenler arası veraseti bile getiriyordu. Alevilik toplu tapınması Cem’in en önemli kurumlarından olan Musahipliğin temeli burada atılmıştı. Demek ki Mekke ve Muhammed dönemi Medine İslamlığını farklı kategoriye sokmak ve iyi incelemek gerekiyor. Biz Aleviler İslam dini olarak bu ilk oluşum dönemini algılıyoruz, Hanefi İslam anlayışını değil.
Muhammed’in dünyadan göçmesini izleyen daha ilk on yıl içinde, Kırklar Meclisli ve yol ve inanç kardeşliği kuruluşlu Muhammed dönemi İslamlığın getirdiği düzenin toplumsal eşitlik kurallarından eser kalmadı. İslam dini, bezirganların, büyük toprak sahipleri ve fetihçi asker oligarşisinin eline geçmiş ve kuralları onlar koymaya başlamıştı. Peygamberin damadı ve amcası oğlu Ali, çevresindeki bir avuç şiasıyla/yandaşıyla barışçıl siyaset yöntemi uygulayarak Peygamberin kurduğu düzeni geri getirmek için harcadığı büyük fazla işe yaramadı. Öyle ki, Muaviye yandaşları ve Emevi/Abbasi tarihyazıcıları, onun İslami anlayışı ve uygulamalarına “Din i-Ali” yani “Ali dini” diyorlardı. (1) Ancak Peygamberin vefatından tam yirmi dört yıl sonra Abdullah ibn Saba, Salman-i Faris ve Abuzer Gaffari’nin düşünsel katkı ve propagandaları, Malik Ejder’in de askersel yardımıyla Ali adına halkı ayaklandırarak Küfe, Basra ve özellikle Mısır’dan getirdiği isyancı halk güçleriyle Halife Osman’ı alaşağı etti. Böylece 632 yılında hakkı gasbedilmiş İmam Ali, bu halk ihtilali sonucunda, Tanrının mazharı olduğu ve tanrısal gücü özünde taşıdığı inanç ve söylemler çerçevesinde Halifeliğe getirildi (656). (2)
Alevi inançlı halkların tüm siyasetleri Ali ve Ehlibeyt adına
Başlangıçtan itibaren bütün Alevi siyasetleri ve başkaldırıları Ali’nin ve onun soyundan gelenlerin adına yapılmıştır. Ve Muhammed dönemi Mekke ve Medine İslamlığındaki Tanrısal Demokrasi’ye hep özlem duyulmuş, simgeleşmiştir. O düzen geliştirilerek uygulanması istenmiştir. Eşitlikçi, adaletçi ve kardeşçe paylaşımcı kurumlarıyla, hiçbir ayırım yapmaksızın insanları bir gören inanç ve ahlak anlayışıyla Alevilik, işte bu dönem Mekke ve Medine İslamlığının devamı görülmekte ve bu nedenledir ki İslamın özü olduğu ileri sürülmektedir.
Özellikle Aleviliğin başlangıç sürecinde, Proto Alevilik (Ön Alevilik) diye adlandırdığımız, yaklaşık yüzelli-iki yüzyıllık dönem içindeki Alevilik inanç ve siyaset akımlarının hepsi de İslamdışı ögeleri alırken, onları gerçek temek kaynak olan Kurân’dan bazı ayetlere ve Peygamber’in çok yakın dostları ve Ehlibeyt İmamları aracılığıyla gelen hadislere bağlamışlar.
Aleviliğin özünde, Peygamber ailesinin, yani Ehlibeyt ve Oniki İmamların Tanrısal nuru taşıdıkları ve zamanın İmamı/Velisi olarak Tanrının bir mazharı olduğuna inanmak vardır. Tıpkı kandil, lamba, ampul, meşale gibi ışık veren bir aracın kendisi ışık olmadığı halde; ışıktan da ayrı olamıyacağı ve ışığın da bu araçlar olmayınca çevreyi aydınlatamıyacağı optik gerçekliğe benzetilmektedir Ali ve Ehlibeyt tanrısallığı. İnsan-ı kamil mertebesine ulaşmış ve Enelhak diyen büyük veliler de theosis’in yani tanrılaşmanın bu ışıksal bütünlüğe ermek olduğunun ayırdına varmıştır.
Alevi İnanç kültürünün sözlü ve yazılı kalıtlarına genel bakış
İnanç (inanma/iman), din demek değildir; dinin içinde inanç vardır, ama inancın içinde her zaman din yoktur. Dine inanmak kadar felsefeye, bilime, sanata da inanmak bağlanmak vardır. Dikkat edilirse din ve iman kavramları hep ayrı kullanılır. Alevilik de başlıbaşına din değil, ağırlıklı dinsel inanç yanıyla birlikte sosyal, felsefi ahlaksal inanç sistemidir; kişisel ve toplumsal yaşama biçim ve düzen veren kurallara (edeb-erkana) sahiptir. Aleviliği bir “kültürdür, kültürel anlayıştır” diye tanımlamak doğru olamaz. Çünkü “kültür” sözcüğü gerçekte sosyoloji ve sosyal bilimler sınırları içerisindeki din, inanç, mezhep dahil pek çok sanatsal, felsefi ahlaksal vb.birçok kavramları içinde barındırır.
Milyonların bağlı bulunduğu ve inandıkları herşeyi batıl ve sapkınlık gördüğü ve inanç olarak kabul etmediği için Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu Alevilik “kültürel eğilimdir inanç değildir, kültürel ögelerin belirgin olduğu bir anlayıştır” diye her demecinde yineledi, durdu..Öbür yandan da birçok Türk-İslamcı yazarlar, din bilgini ve tarihçiler çeşitli tanımlar içinde Aleviliği Sünniliği ılımlılaştırarak zahiri İslam anlayışında birleştirmek ya da Ehlibeyt ve Oniki İmam sevgisi ççerçevesinde Şiileştirmek çabası içindedir.
Bununla da yetinmiyorlar; sözbirliği yapmışlarcasına bazı Alevi yazar-çizer siyasetşiler de dahil olmak üzere, bütün bu kesimlerden yükselen ortak bir görüş daha var: Aleviliğin yazılı kaynakları yoktur; Alevilik kültürü, inançsal kuralları sözel kaynaklarla beslenerek bugüne taşınmıştır! Bu kanı, bu iddia doğru değildir. Sözlü kaynaklar olarak bilinen inançsal söylenceler ve nefesler, deyişlerde anlatılanlar, verilen bilgilerin de tümü yazılı kaynaklara dayanır; kuşaktan kuşağa aşırtılmış elyazması kitaplardır. Egemen din ve inançların sapkınlık görerek yasaklamış, yaktırıp yokettirmiş olmasına rağmen tüketemediği çok sayıda kaynak kitapları vardır Aleviliğin. Bu görüşte ısrar eden diyanet ve ilâhiyat alimlerinin özel bir amacı vardır: İslamın batıni yorumuyla diğer birçok dinsel inanç ve felsefelerden bazı ögeleri synkretic (bağdaştırmacı) anlayışla bünyesinde uyumlu bir sentez oluşturan Aleviliğe reddiyeler yazmış ya da kendi düşünsel yapılanmaları çerçevesinde bu inancı yorumlamış bazı ortodoks din bilginlerinden, hatta medrese tahsili görmüş sıradan ortodoks müstensihlerden kalan bazı elyazmalarını Alevi yazılı kaynakları olarak yayınlayıp sunmak. Kısacası kafalarındaki “Sünnilikle Alevilik arasında bir fark yoktur, hepimiz müslümanız ve bir Allah’a ve Kuran’a bağlıyız” anlayışına uygun Aleviliği kabul ettirmektir.

okinono
11-09-2008, 00:46
Yazılı kaynakların gizli kalmasının nedenleri vardır
Yönetimlerin dinine aykırı gelişen ve bu nedenle dinsizlikle, aşırılıkla, “kafirlik”le suçlanıp baskı altında bırakılmış bazı halk topluluklarının gizlenmek ve tapınmalarını gizli uygulamak zorunda kaldıkları özinançlarının ayrıntılarını kitaplaştırıp birer kutsal emanet gibi kuşaktan kuşağa aktarılarak yüzyıllar boyunca aralarında yaşatmış bulunmaktadır. Bu yapıtlarda inançsal bilgiler, yani o inancın teolojisine/tanrıbilimine ilişkin söylenceler ve ilkeleriyle birlikte, çoğu kez o inanç toplumunun karanlıkta kalmış menkıbevi tarihi de verilir. Bu kitap, özellikle o inancın propagandacıları ve önderleri, yani dai’leri, şeyh’leri, dede’leri, pir’leri vb.nin ellerindedir; onların içindeki bilgileri, kendilerine bağlı topluluktan da çoğu kez gizli tutarlar ve “kutsal sırlar”olarak kendilerine ulaştıklarına inandıkları için, ancak belirli aşamalarda azar azar verirler. Görünüşte, yönetiminde yaşadıkları devletin resmi dininin ritüellerini aksatmadan uygulamayı bile sürdürürler. Gerçekte bu durum, inanç topluluğunun bekası, yani yokedilmemesi için ta başından alınmış bir önlemdir; açıkçası zulüm ve baskıya bu çeşit ikiyüzlü yaşama (hypocritical living), yani takiye yöntemiyle direnme sadece Alevi inanç topluluklarından herhangibirine ait değil; Hristiyanlık, Musevilik, Zerdüştlük ve başka dinlerin heterodoks inançlı toplulukları da benzer direniş yöntemleriyle yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Proto Aleviliğin ve Şii İmamiyenin yazılı kaynaklarından örneklemeler
1. Ummu’l Kitab; İmam Bakır’ın (ö.734/7) inançsal görüş düşüncelerini içeren kitap 8.yy.ın ilk yarısında yazılmıştır.



Ayrıca Ummu’l Kitab’da, günümüze ulaşmamış dört yazılı kaynağın adı geçmekte ve bunlardan alıntılar yapıldığını görmekteyiz:

a. İmam Bakır’ın kendisine ait olduğu söylenen Daka’ik sifati’n-nur wa’l-anfus(Nur Sıfatının ve Anfus’un (Nefsin) İncelikleri(f.2)
b. İmam Ali’ye atfedilen Kitabu’l-ikhbarat (Haberler/Hadisler Kitabı) (f. 162)
c. Yazarı bilinmeyen Kitab-i ma Ahli Beyt(Bizim Ehlibeyt Kitabımız) (f. 7)
d. Yazarı belirsizKitabhayi Nihani (Gizli Kitaplar) (f. 206)
2. Mufaddal bin Umar al-Jufi as-Sayrafi , Kitab al-Haft wa’l-Azilla; İmam Cafer’in batıni görüşlerini içermektedir

3. İkhwan as Safa Risaleleri

4. Jafar Mansur el Yaman (ö.914) Kitab al-Alim wa’l Ghulam,


Ayrıca özellikle 10.yüzyıla ait başlıca İmamiye kaynaklarının adlarını da vermemiz yerinde olacaktır.Bunlar büyük çapta İmam Cafer Sadık’ın ve sonraki İmamların batın, ve çoğuluk zahiri görüş, düşünce ve yorumlarından yararlanılarak yazılmışlardır. Hazırlayanlar Abbasi yönetimiyle ters düşmeyen ve hatta bazıları (vezirlik vs. gibi) devlet bürokrasisinde yer almış kişilerdir.


Oniki İmamcılığa ilk düşünsel ve inançsal çehresini veren yazarlar olarak, devlet adamı Abu Sehl İsmail bin Ali en-Nevbahti (ö.923) ve aynı aileden 1) Kitab Firaku’ş-Şia’nın yazarı al-Hasan bin Musa en-Nevbahti (ö.922). Abu Cafer Muhammed Yakub al-Kolayni’nin (ö.940-41) on altı bin yüz doksan dokuz hadisi içeren 2) Al-Usul Min al-Kafi. (3) Şeyh al-Saduk adıyla tanınan İbn Babeveyh’in (ö.991-92) İmamların yaşamı ve yine İmamlardan geniş biçimde sure ve hadis yorumları veren inançlar kitabı 3) Risaletu’ul İtikadat (4)


Heresiograf Sad bin Abdullah al-Aşari al-Kummi’nin( ö.951-52) 5)Kitab al-Makalat ve’l- Firak’ı.


II.Şah Abbas döneminin büyük din bilgini Usulilerin temsilcisi Muhammed Bakır Maclisi, 1687 yılından itibaren Şeyhülislam makamında ve ölümüne kadar Mulla-Başı olarak kalmış ve yukarıdaki İmamiye yapıtlarını temel alarak yazdığı dev eseri Bihar ul Envar ile Ortodoks Şii Caferilik tam resmiyet kazamıştır.


Proto Aleviliğin/Batıniliğin ilk yazılı kaynaklarından Ummu’l Kitab


Ummu'l-Kitab (Ana Kitap) yüzyıllar boyu sisler içinde kapalı kaldı. 1898, 1911 ve 20lerde Türkistan, Pamir ve Shagnan’da Rus memurlarından A. Polovtsev, J. Lutsch ve İvan Zarubin tarafından birkaç elyazma kopyasından Ummu’l Kitab’ın tam metninin basım ve yayımı Wilademir İvanov’a kısmet oldu. İvanov yayımınde, Zarubin kopyasını temel alarak aldı. Bu Ummu’l Kitab kopyası 1966 yılında da Napoli’de Pio Filippani Ronconi tarafından tam olarak batı dillerinden İtalyancaya çevrildi.


Wlademir İvanow’un 1932’de yazdığı, “Notes sur l’Ummu’l -Kitab des Ismaeliens de l’Asie Centrale (Orta Asya İsmaililerinin Ummu’l Kitabı Üzerinde Notlar)” (5) makalesinde, baştan 15-16 sayfa içinde kitabı çeşitli yönlerden tanıttıktan sonra 41 sayfalık bir özet sunmaktadır.(6)Eski Fars dilinde ve 210 tabaka kâğıt (folyo) kullanılmış bu 10.yüzyıl elyazması yapıtın tamamını Türkçeleştirmeden onu anlatmak ve içeriğini sağlıklı biçimde anlamak kuşkusuz olası değildir. Ancak Fransızcadan çevirdiğimiz bu özet bize genişçe fikir vermektedir; içinde Anadolu’da yaşayan Aleviliğin, Ortodoks İslam’a aykırı düşen bir düzüne inanç ögeleri ve söylencelerini rahatlıkla görebiliriz


Kitabın ne zaman ve nerede yazıldığı sorusuna yanıt olarak giriş bölümünde yazarının kaleminden şu kısa açıklamayı buluyoruz:



“Bu kitap, Mekke kentinin Kureyş b. Haşim mahallesinde, Abdu’l- Manaf’ın evinde yazıldı; İmam Bakır’ın kitaplığında bulunuyordu, fakat oradan Jafer Jufi tarafından alındı ve Kufa’ya götürüldü. Harun zamanında (Abbasi Halifesi Harun al-Rashid/786-809 İ.K.) Ali ibn Abdi’l-Azim onu Irak’a, İran’ın kuzeybatı bölgesine taşıdı. Adı geçen kişi ölümü sırasında onu inananlara (muminan) ve onların elçilerine dai’lerine emanet etti” (folio 4 v.).
Yukarıdaki kısa açıklama çok belirgindir; bu kitabı, İmam Bakır’ın olduğu kadar İmam Cafer’in (ö.765)de çok yakın dostu olan Cafer el Cufi, Bakırın kitaplığından alıyor. Zaten kitapta anlatılan mizansen içinde kendisinin de adı geçmektedir. Ayrıca bu hagiografik mizansende öğretmen olarak çocuk İmam’a ders vermeye başlarken, kendisi öğrenci olma durumuna düşen Abdullah ibn Saba’nın, o döneme kadar yaşamış olduğu ve ‘Ali’yi Tanrı, Bakır’ı da peygamber olarak nitelediğine’ dair al-Kashi’nin (ö.951) “Ikhtiyar Ma‘rifat ar-Rijal”ında (vol. 1, s. 323) bilgi bulunmaktadır. Ayrıca, kitapta verilen Cabir b. Abdullah al-Ansari’yle İmam Bakır’ın yakın ilişkisi ve içeriğinde verilen Ehlibeyt Beşlisinin Tanrısal Nur’dan oluştukları vb. birçok bilgilerin al-Kolayni’nin kitabında, İmam Bakır ve İmam Cafer’den çevresindekilerin rivayetleriyle aynen anlatıldığını görüyoruz.(7) Bunlar gösteriyor ki, İmam Bakır hayattayken hazırlanmış ve Ortodoks İslamın ve yönetimin gulat (aşırılar, kural ve sınır tanımayan taşkınlar) diye niteledikleri batıni inanç topluluklarının, yani Proto-Alevilerin tanıdığı bir kitaptır.
38 soru ve bunlara verilen yanıtları içeren Ummu’l Kitab’tan burada bir örneği özetleyerek sunmak istiyoruz:




Soru 3 (f. 39) : Yaratıcı yerde midir yoksa gökte midir? Erdemleri ve nitelikleri nelerdir? Nereden ortaya çıktı? Neyi yarattı?

“Ya Cabir, diyor al-Bakır, bu soru çok zor, bırak onu, bir yana bırak; zira Yüce Tanrı’yı gizleyen örtüyü kaldırmak iyi bir şey olmaz, bu büyük bir günahtır. Bizzat onun açınımı, yani görünüm alanına çıkışı (zuhurati) olan hiçbir Peygamber ve Veli asla bu örtüyü kaldırmadı; hiç biri (hich kitabi wa zuhurati) bu konu hakkında açıkça asla herhangi bir şey yazmadı… Herkim bu gizemi, onu duymaya-dinlemeye layık olmayan birine anlatacak olursa, aynı anda onun ruhu bedenini terk edip, dinleyicisinin bedenine geçecektir. Bu, sözle anlatılamaz bir sırdır... Onu kâğıda yazacağım; Muhammed ve Ali adına, Salman ve Mikdad adına nacib’ler ve nakib’ler adına senden rica ediyorum onu yalnızca gözle sessizce okuyacaksın ve asla yüksek sesle okumayacaksın; bu sırra sahip olan inananlar da, zamansız açıklamayacak biçimde, onu kendileri için okumalıdır”(f. 40 v.)


“Şöyle yazdı İmam Bakır (f. 41): Ulu Tanrımız ve Yaratıcımız hem göklerde hem yeryüzündedir. Yani o, bazan yüce Sarayında (Diwanha’i bala) ve bazan da zamanın imamları (imamani zamani) ve inananların örtüsünün mikrokosmosu (küçük evren) içindedir.”
“Başlangıçta, ne gökler ne yer ne de yaratılmış şeyler varken, Beş Ebedi Nur (panj nuri qadim) gökkuşağında bir araya gelmiş beş farklı renge benzemekteydi. Onların renkli ışınlarından bir ışık boşluğu, tıpkı güneşten çıkan ışık gibi yayılıyordu (hawai mamandi aftab). Şimdi yer ve gökleri işgal eden her şey o dönemde bu yoğunluksuz (latif) havayla kaplıydı ve Beş Nur orada durmaktaydı (ba-sar istadand). Onlar arasında sonsuzluğun son Hududu’nun Nur’u (nuri ghayatu’l ghayat), nurdan bir Şahıs (shahsi nurani) biçiminde görünüyor (zuhur kard) ve onun bu Beş Nur’u, işitme, görme, tat alma ve konuşma (nutk) organlarını biçimlendiriyordu. Bu Beş Nur, insan biçimi görünümündeki Muhammed, Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin’di ve onlar başka bir şeyden yaratılmadılar (az hich chiz payda na-budand). (8) ‘De ki, O Tanrıdır. Benzeri yoktur ve Tanrı ebedidir-sonsuzdur. O doğmadı ve doğurmadı; hiçbir şey ona benzemez’(Kur’an CXII, 1-4). Tanrısal Tahtın üstünden bu Beş Nur, beş organ olarak inananların kafalarının içine, beynine taşındılar (ba-sari mu’minani mi-gardand)…” Ve antropomorfik, yani ışıksal, nurani bir insan biçimli Tanrı tanımlamasına tanık olmaktayız:
“Onun sağ eli, her şeyi alan-tutan koruma ruhudur (Ruhu’l-hifz) ve güneşin rengindedir. Sol eli, bütün ruhların uzunluğu ve sonu ve sonralığı ile ilgilenen Ruhu’l-fikr, düşünce ruhudur ve mor renktedir. Tanrının başı, bin rengin parladığı Ruhu’l-azam, yani yücelik-ululuk ruhudur. Onun üstünde, ne yeryüzünde ne de gökte hiçbir şey yoktur...”

okinono
11-09-2008, 00:47
Basra’da kurulmuş toplumsal ve inançsal Örgüt İHVANUS sAFA (Saf, Temiz Kardeşler) ve RİSALELERİ




Dünyanın ilk ansiklopedik yapıtı, 9.yüzyılın ilk yarısında Arapça hazırlanmış İkhvanus Safa Risaleleri’nden günümüze kalan en eski elyazması nüshasının Farsçası 1211 tarihini taşıyan Berlin Belediye Kütüphanesi’nde bulunan nüshadır.(9) Arapça yazmanın ise en erkeni 1287 yılına tarihlenen İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır. (10) Dünyanın çeşitli ülkelerinde olmak üzere 90’a yakın kütüphanede tam ya da bazı bölümlerinin(Arapça-Farsça) elyazmaları mevcuttur.



Risalelerin tam Arapça metni ilk kez dört cilt halinde 1887-89’da basılmış; en dikkat çekecek önemde olanı ise 1928 Kahire baskısıdır.


İhvanus Safa ilk kez de Batı dillerinden Almanca’ya, 19.yüzyılın son yarısında Franz Dieterici tarafından çevrilmiş, yapıt Hacı Kalfa’nın Keşf ez- Zünun’da, hakkında verdiği bilgilere dayanarak 10.yüzyıla tarihlenmiştir.


Şimdiye kadar Risaleler tam olarak Batı dilerinden Amanca’ya çevrildi ve öyle kaldı. Aynı yüzyıl içerisinde, seçilmiş risalelerden İspanyolca, Almanca ve İngilizce’ye çok sayıda monografik çalışmalarla birlikte yayınlar yapıldı. Ayrıca Adil Awa, Alessandro Bausani, Abbas Hamadani, Yves Marquet, Sayyed Hasan Nasr, İan Netto, Samuel Stern, Mustafa Galip, Asghar Ali Engineer ve daha pek çok diğer bilim adamları, İkhvanus Safa ve Risaleler üzerindeki çalışma ve araştırmalarıyla katkılar sundular. Türk Üniversitelerinin ve araştırmacılarının bu önemli esere fazla ilgi göstermemiş olmaları düşündürücüdür.


İhvan us Safa Risaleleri’nin Tarihi ve yazarlarına gelince (11)


İlk önce İsmaili baş dai ’si Abdullah bin Kaddah ve arkadaşları tarafından başlanmış, sonra onların ardıllarıyla birlikte, İmam Muhammed b. İsmail, Abdullah b. Muhammed ve onun oğlu Ahmet Taki dahil birbirini izleyen gizli (mastur) İmamların koruması-gözlemi altında hazırlanmıştır bu dev eser. İhvan-ı Safa’nın bir risalesinde İmam Ahmet Taki’nin adı zaten geçmektedir. Ayrıca Tevhidi, İbn al-Kıfti, Şahrazuri gibi tarihçi ve filozofların yanı sıra Abu Süleyman Busti, Mukaddasi, Ali ibn Harun Zancani, Muhammed ibn Ahmet Narcuri ve Avfi’nin imzaları bulunmaktadır.


İmam Ahmed Taki Muhammed, 790 yılında doğmuş 828’de İmamlık makamına oturmuştur. Kedisi Salamiya’da, sadece Hüccet (baş dai) tarafından kim olduğu bilinen bir tacir kimliği ve kişiliği altında ömür sürdü. 838 veya 840 yılında ölen İmam Taki Muhammed’e Sahib al-Rasail ( Risaleler’in Efendisi) adı da verilmektedir.


İhvan us-Safaüyelerinin, Aşağı Mezopotamya’nın Basra liman kentinde yaşayan, edebiyat, din, felsefe ve bilim üzerinde tartışmalarda bulunan kişilerden bir çeşit Lonca gibi örgütlendiği anlatılır. Bu örgüt ilişkilerini ve çalışma yöntemlerini gizli tutar ve içine kimse kolayca kabul edilmezdi. Moral, yaş ve daha çok ruhsal niteliklerine göre dört derece içinde sınıflandılar. Birinci derece, tamamıyla öğretmenlerinin buyruğu altında yetişmekte olan 15 ile 30 yaş arasındaki gençlerden oluşuyordu. İkinci kademede, laik eğitim ve ayrıca felsefi bilgiler verilen 30 ile 40 yaş arasındakiler bulunuyordu. Üçüncü derecedekiler, o günün dünyasında geçerli dinsel hukuk (şeriat), bilim ve felsefeler üzerinde yeterli bilgiye sahip olan 40 ile 50 yaş arasındaki kişilerdi. Dördüncü kademedekiler ise, bütün bilgilerin üstünde nesnelerin/şeylerin gerçekliğine vakıf; ileriyi gören, geniş öngörü ve sezgi sahibi olduğu farzedilen 50 yaş üzerinde bulunanlardı. Felsefi, bilimsel ve inançsal toplantılar, her ayın başında ortasında ve bazan 25 ile sonu arasında olmak üzere üç akşam yapılırdı.Bu gizli topluluk arkasında, 52 risaleyi içeren “İkhwan as Safa Risaleleri” olarak tanınan dev bir ansiklopedi içinde başarılarının dimdik duran bir anıtını bıraktılar



11 Risale Dinsel bilimler üzerine.


14 Risale Matematik üzerine.


17 Risale Doğa Bilimleri.


10 Risale Psikoloji ve aklî bilimler.



Bu bilimler kitapta beş büyük grup içinde sınıflandırılır:



a) Matematik; sayılar, geometri ve anstronomi, cografya, müzik, kuramsal ve uygulamalı sanatlar, ahlak ve mantık bilimlerini içerir.


b) Fizik bilimleri madde, biçim, hareket/devinim, zaman, uzay/boşluk, gökyüzü, nesiller, madenler, gezegenler, hayvanlar, insan vücudu, yaşam ve ölümün anlamı, mikrokosmos ve dil konularını içerir.


c) Metafizik, ruhsal akılcılık(psycho-rationalism) ve theology.


d) Psişik, akılcılık, olgu, makrokosmos, zihin, aşk, yeniden doğuş ve nedensellik konuları.


e) Din, inanç, dinsel yasalar(fıkıh) peygamberlik, velilik vb.



O aynı zaman genel Sufi düşüncesinin ve batıni tasavvufun büyük hazinesidir. Örneğin İkhvan der ki: “Ey kardeş bil ki, senin ruhun gizli güç olarak bir melektir ve eğer peygamberler ve imamların yolunu günü gününe şaşmadan izlerseniz Bir (Tannrı) olabilirsiniz”(Rasail Vol .4, s.122) Ve “bütün yaratıklar sonuçta Tanrı’ya dönecektir; öyleyse O, yaratıkların tüm varlığı, özü, ölümsüzlüğü ve mükemmelliğinin kaynağıdır.” (Rasail, Vol. 3, s. 285)


Kuran’ın batıni anlamına sıkça göndermeler bulunmaktadır(III, 511-514). Kuran’ın zahiri açıklaması, bilginin aşağı düzeyi olarak tanımlanır ve bu, körü körüne taklit etmeyi tercih eden sıradan insanlar için anlamlıdır, yani onlar içindir. Bilginin daha yüksek biçimi,batıni (esoteric, gizli) olandır. Eserde dil, din ve inançlara özgürlük tanınıyor ve birinin diğerine üstünlüğü tartışılmıyordu:



“Biliniz ki, gerçek her dinin içinde bulunur ve her dilde geçerlidir. Öyleyse yapılması gereken şey, en iyisini yapmanız ve kendinizi ona teslim etmeniz, yani gerçeğe yönelmenizdir. İnsanların dinlerine kusurlar, elsiklikler yüklemekle asla kendizi meşgul etmeyiniz; daha çok sizin dininiz kusurlardan arınmışmıdır onu görmeye çalışınız”(III, 501)..
Kâmil insan İkhvanus Safa’da şöyle betimlenir:

“Akıllı, içgörü ve anlayış sahibi olan Kamil insan, sanki kökende İranlı, inançta Arap, dinde doğru yola yönelmiş bir Hanif, davranış biçiminde bir Iraklı, gelenekte Yahudi, rehberlikte bir Hristiyan, bağlılıkta Süryani, bilimde Grek, ileri görüşte bir Hintli, yaşam biçimiyle bir Sufi (gibi)dir; ahlaksal ölçülerinde bir Melek, fikirde tanrısal (rabbani), marifette ise tanrıdır, tanrıya benzer ve bu nitelikleriyle insan-ı Kâmil ölümsüzdür.” (III,376)
İkhvanus Safa özgürlükçülüğünün en övülmeye değer kanıtı budur ve bugünün özellik olarak post-modernist anlayışıyla eşdeğerdir. Bütün dinlere ve dillere saygı vardır ve kültür çoğulculuğu kabul görmektedir. Böyle bir özgürlükçülüğün asla düşünülmediği 9.yüzyılda bunlar yazıldı. Ikhwanus Safa, İsmaili Alevi hareketinin tebliği olarak tanımlanabilir. Burada, hareketin bir devrimci (ihtilalci) hareket ve mevcut düzenin, yani Abbasi İmparatorluğunun yıkıcısı olmayı amaçladığına dikkat edilmelidir. Hareket toplumun çeşitli kesimlerinin, soyluların, aydınların, köylülerin ve tüccarların desteğini de almaya uğraşıyordu. Bunu Risale’lerden birinde açıkça görürüz.


‘Kardeşler’ (İhvan) örgütü, toplumun farklı kesimleri arasında hücreler kurmuş olan ve sömürücü ve baskıcı zorba düzeni yıkmak için birleşip, hep birlikte eyleme geçen, bir devrimci hareketin önderleriydi.

Kısacası ‘Temiz Kardeşler’ devrimci örgütü Abbasileri, zorba ve zalimler, zayıf ve yoksul kesimlerin (duafa ve masakin) haklarını gaspedenler olarak suçlamaktaydı. Abbas soyluların Halifeliğe layık ve hakları olmadıklarını ileri sürüyorlardı. İkhvanus Safa Abbasiler’i, Adem’e secde etmeyerek Tanrısal İradeye karşı koyan Şeytan’nın vekili (khalifat al-İblis) olarak tanımlamaktadır. Abbas soylular, kendilerini halife olarak kabul eden insanlar için halifeydiler, çünkü ancak onlar birbirlerinin layığıydı.


Risaleler üzerinde yapılan inceleme çok açık gösteriyor ki, yazarlar, kendi zamanlarınınmevcut bütün bilimleri-bilgilerikileriyle birlikte Grek-Roma, Fars ve Hind bilim ve felsefeleri üzerinde çok geniş kavrayış sahibiydiler. Onların yapıtlarından yapılan çevirilerle Kuran ve İslamî bilgilerin sentezini yapmışlardır.


İhvan al-Safa’nın algıladığı yönetimi (biçimi) dawlah ahl al-khayr (Hayırlı Halk Devleti)dır. Bu rejimi, akıllı, bilgi ve hikmet sahibi insanlar ile bir din ve inanç üzerinde anlaşmayı uzlaşmayı geliştiren hayır ve erdeme layık rızalık toplumu oluşturacaktı (I, p-131). Bu hayırlı-erdemli ve cömertlik rejimini kuracak olanlar, bilimsellikte olduğu gibi dinsel konularda da bilgindir; peygamberlerin ve velilerin sırlarına ilişkin bilgiye içten yakınlığı vardır ve felsefe konularında ise çok iyi eğitimlidir. (IV, p-198). ‘Temiz Kardeşler’, kendi dinsel inanç, fikir ve bilgilerinin, bütün dinlere ait bilgileri de kapsadığını bildirmekteydi. (IV, p-5).


‘İhvan us Safa ayrıca insanları, kendi miras aldıkları (din) dahil olmak üzere, istisnasız tüm dinlere eleştirel gözle bakmaya çağırmakta. Onlara göre Şeriat, yani dinsel yasalar zahir ve batın, yani açık ve gizli olmak üzere iki yüze sahiptir. Zahir (açık) olan, onun aracılığıyla hasta ruhlarına derman bulan sıradan insanlar içindir ve güçlü zeka ve algılama sahibi insanlar, batıni yüzü oluşturan derin bilim ve felsefeyle kendilerini besler.(IV, p-46).


‘Kardeşler’, tapınmaların iki tip olduğunu söylemektedir: Biri ibadetin Şer’iattaki kurallı biçimi, diğeri ise Kardeşler’in(İkhvan’ın) “ibadat al-falsafiyah al-ilahiyyah” (tanrısal felsefe ibadeti) adını verdikleri tapınmadır. (IV, P-301 vd.). Bu tapınma tipini uygulayanlar, Kuran ayetlerini gerçek anlamını ve onun batıni (esoteric) özünü bilirler. Onlar batın ilminin sahibidirler. Böylece görülmektedir ki, ‘Temiz Kardeşler’ tapınmalarını, son gerçeklik bilimi-ilm al-haqiqah ve yüksek felsefi bilgiler içine yerleşmiş bilimin temel direklerine (al-rasikhun fi'l 'ilm) uyarlamışlardır. Yine İkhvan as-Safa’ya göre, insan ruhunu özgürleştiren bilim, felsefe ve hikmettir ve onu tanrısal aşamalar içinde daha yüksek duruma uyumlu kılar.


Müzik üzerine yazılmış Risale’den kısa bir örnek



Ses havada iki cismin çarpışmasıyla hemen ortaya çıkar. Her sesin hafifleyip değişen/geçiş sağlayan bir özelliği yani modülasyonu, kalitesi ve ona kendine özgülük veren bir formu/biçimi vardır. Hava sesi bütünüyle işitme duyusuna kadar taşır; o da beynin iç kısmında duran hayal edici merkeze gönderir.Ses oradan hemen akıl merkezine geçer. Sesler kendisini üreten maddelerin niteliklerini korur.



Müzik ve melodi



Müzik bir düzene sokulmuş (kompoze edilmiş) melodilerden yapılır. Melodi notalardan ve ölçülü vuruşlardan düzenlemedir. Notalar ve vuruş ise hareket ve dinlenme/durmalarla (sessizlik, es) yapılır. İnce sesler sıcaktır, kalın sesler soğuktur…


Vuruşların üç kuralı vardır:


1) Sabad: Bir vuruşu bir sessizlik izler; tan, tan, tan gibi.


2) Vatab: İki vuruşu bir sessizlik izler; tanam, tanam, tanam gibi.


3) Fasıla: Üç vurşu bir sessizlik izler; tananam, tananam, tananam gibi


Bu üç eleman şöyle birleştirilir:


Tan tanam (0.00); tanam tan (00.0); tan tananam (0.000); tanam tanam (00.00); tananam tananam (000.000) Ayrıca bu üç eleman içinde 10 formül oluşturulur 2+3+1 (00.000.0), 3+2+1 (000.00.0) vb..



.....



Konumuzla alakası olan bölüm en son eklediğim bu bölüm. Ama bütün lükolsun diye hepsini aldım. Malum ardından başka konular sırada bekliyormuş :)

İhvanus Safa'nın orjinallerinin nerede olduğunu bilen varmı acaba aramızda ?

okinono
11-09-2008, 01:03
birisi erinmemiş yazmış. ben de kıyamadım linki veriyorum.

http://64.233.183.104/search?q=cache:uZ3y7K0RaE8J:www.alevininsesi-velayet.com/forum/viewtopic.php%3Ft%3D269+zenc+isyanlar%C4%B1&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr&lr=lang_tr

sevgili Frodo bir yerde kessek mi acaba yoksa bugüne kadar gelir bu konu :)

Selamlar

frodo
11-09-2008, 11:13
http://www.6dtr.com/TARIH/haritalar/23-islamiyetten_once_asya.jpg



http://www.6dtr.com/TARIH/haritalar/24-7_8_yy_dort_halife_devri.jpg

Sevgili oki eklediğin kaynaklar için teşekkürler. Ancak ben özel olarak Karmati'leri genel olarak da halk ayaklanmalarını ve bunların kendilerini ifade ettikleri ideolojik, felsefi ve dini duruşlarını anlamak dileğindeyim.

İki harita var. Birincisi İslam öncesinde dünyanın önemli bölgesinde siyasal oluşumları gösteriyor.

İkincisi ise İslam'ın ortaya çıkışı ve devrin tek süper gücü oluşunu kronolojik bir perspektifle sunmakta. Özel olarak ilgileneceğimiz bölüm dört halife devri. Bu devrin önemi İslam dininin içindeki tartışmaların, farklılıkların başlangıcının burada olmasında yatıyor.

Çok kısa bir sürede, neredeyse göz açıp kapatıncaya kadar geçen bir sürede, İslam birinci haritada hiç bir devletin egemen olmadığı Arap yarımadasını,mezotopamyayı, Sasani devletinin neredeyse tamamını, ve Roma imparatorluğunun ortadoğu topraklarını ele geçirmiş. Sadece 29 yılda.

Ama bu coğrafya kadim medeniyetlerin yaşadığı ve türlü miraslar bıraktığı bir coğrafyadır. İslam düşünüşü ve toplumsal yapılanması ise sadece 50 yıllık.

Sorup cevap arayacağımız şey şu olmalı diye düşünüyorum; İslam bu coğrafyada neleri değiştirmeye muaffak oldu ? Yeni inanç, yeni sosyal ve toplumsal örgütlenmeler, yeni üretim ve paylaşım biçimleri ?

Kolaylıkla farkedeceğimiz gibi bu kadar kısa süre içerisinde güçlü ordularla geniş bir coğrafyaya egemen olabilirsiniz ama bu sürede topumların yüzyıllık inançlarını, felsefelerini, yaşam biçimlerini değiştirebilir misiniz ?

Bu sorunun peşine düşersek sanırım gerçeğe biraz yaklaşmış oluruz.

okinono
11-09-2008, 13:52
Sorup cevap arayacağımız şey şu olmalı diye düşünüyorum; İslam bu coğrafyada neleri değiştirmeye muaffak oldu ? Yeni inanç, yeni sosyal ve toplumsal örgütlenmeler, yeni üretim ve paylaşım biçimleri ?

Kolaylıkla farkedeceğimiz gibi bu kadar kısa süre içerisinde güçlü ordularla geniş bir coğrafyaya egemen olabilirsiniz ama bu sürede topumların yüzyıllık inançlarını, felsefelerini, yaşam biçimlerini değiştirebilir misiniz ?

Bu sorunun peşine düşersek sanırım gerçeğe biraz yaklaşmış oluruz.
.......

Sevgili Frodo

Soruyu biraz daha açarak , Karmatilere yakınlaştırmanızı rica etsem!!


Acaba sorudan anlamam gerekenler;

Düzen aynı düzendi kölelik vs aynı mevalde devam ediyordu;
Muhammed'in ve akabinde hülefa i raşidin de yaptığı, bir hükümranlık kurmaktan ibaretti;
Bu topraklarda da bu zamana kadar din adı altında bir çok kültür karışarak geldi. Dinin, (alttaki/üstteki) haritalarda gösterilen geniş çoğrafyaya kattığı birşey yok; aksine din o kültürlerden beslenerek halkları köleleştirmek için bu asra kadar kendini besleyerek geldi.
kabaca bu maddeler midir?

Umarım doğru anlamışımdır....

Soruyu netleştirdikten sonra devam edelim mi?
Selamlar

frodo
11-09-2008, 16:43
Evet oki; yanlış anlamışsın. Büyük ihtimalle hata benim.

Din'in yeni şeyler getirip getirmediği, eski düzenin yeni efendilerinin olduğu türünden bir yaklaşımda -en azından bu yazıda- değilim.

29 yıl içerisinde fethedilen bu coğrafyada kimler yaşıyordu ? Irak ve Suriye, bu günkü israil ve Filistin toprakları, biraz kuzeyde bu günkü G.D.Anadolu, kuzey doğuda Sasani (pers) toprakları..Bu coğrafya karmaşk bir kültürler yumağıdır. Dinsel inançların çok çeşitli ve bereketli olduğu topraklardır; Helen kültürü, Hıristiyanlık, Musevilik, Mazdeizm, pagan inançlar, manicilik ve irili ufaklı ana akımlara bağlı mezhepler, okullar v.b.

İslam orduları ülkelerini fethettiğinde bu dinsel inançların ve onların mensupları halkların ne yaptıkları konumuzu oluşturuyor. Bu noktada Hıristiyanlığın ve Museviliğin kitab ehli olarak durumları aşağı yukarı bellidir. Cizye ödemek. Peki diğer inançlar ? İslam'a göre müşrik olarak görülebilecek diğer inançlara ne olmuştur ?

Üstelik bu resme fetihçilerin fethettikleri coğrafyaya göre son derece "geri" bir kültürün temsilcileri olduğunu eklersek biraz daha bakış açımızı netleştiririz. Tek başına şu örnek bile ne demek istediğimi açıklar: İslami tarihteki ilk yazılı belgeler Muhammed Mustafa'nın ölümünden 100-150 yıl sonradır.

Bu noktada iki yaklaşım sözkonusudur;

a) Bu halklar hak dinin kendilerine tebliğinden itibaren gerçekleri görmüş ve gönüllü biçimde müslümanlığı seçmişlerdir, yaklaşımı b) Bu halklar gerek açıkça gerekse içten içe varlıklarını korumak için türlü direniş yöntemleri denemişlerdir, yaklaşımı.

Geliştirmeye devam....

okinono
12-09-2008, 00:43
İslam'a göre müşrik olarak görülebilecek diğer inançlara ne olmuştur ?
........


Sanırım doğru bir yerden konuyu başlatacak soru bu.
Ayrıca ben yanlış anlamışım.
Huyumdur zaten Kazıkoz anlamakta üstüme yoktur :) Bu açıdan siz asıl kusura bakmayın.

Evet; bir girizgah yapalım bakalım. Yazının sonu nereye varacak.
Haydi Bismillah.
...
İslamın çok kısa bir üsrede büyük alanlara yayılması ile birlikte sizinde söz ettiğiniz gibi ilk yazılı kaynakları Mezhep imamlarının kitaplarını saymaz isek 100-150 yıl sonra ortaya çıktığına göre bu yazılı tarihi olmayan dönemde ne oldu.

Öncelikle Şia nın ortaya çıkarak, 29 yıllık dönemden sonra bu feth edilen topraklarda hızlıca iki ayrı kola insanların ayrıldığını gözlemleyebiliyoruz.

ikinci olarak, Allah'ın varlığını ve birliğini tevhidi inanç esasında kabul etmeyenlerin önüne iki alternatif koyulmuştur. Birincisi İslam'a girmeleri; ikincisi de savaşmalarıdır.

Burada önemli diye belki dikkat edeceğimiz husus, hiç bir inanca sahip olmayan veya hristiyan veya yahudilik haricinde bir inanca sahip olanların önündeki tevhidi inanç altenatifi islamdır. Yani bir kavim ben aslında dinsizdim illada bir din seç diyorsanız hristiyan oldum diyemezdi.

Ama eskiden beri hristiyan ise cizye o zaman geçerli idi.

Zaten İslam ordusu ve İslam devleti veya İslam sancaktarlığı gibi anlamlar bundan dolayı Emevilerdan başlayarak Osmanlıya kadar ulaşmıştır.
Yani bir devlet vardır. Bu devlet kendi soyu ırkı içinde bir tanımı varken İslam'ı din olarak dünyaya yaydığı için başındaki Melik de Halife olarak kabul edilmiştir.

Gelelim bu kabul ettirmedeki yaşanan olaylara,

Bir Müslüman olarak şunu ifade etmem gerekir ki, İslam gerçekten de kılıçla bu geniş topraklra yayılmıştır.
Birkaç istisna hariç kimsede İslamı isteyerek kabul etmemiştir. Türklerin Talas savaşını hepimiz biliriz.

Hatta Bugünkü Afganistan Pakistan ve Hindistan'a kadar olan bölge HOROSAN olarak adlandırılırken buralarda büyük savaşlar ve büyük zulümler olmuştur.

Özellikle Emevilerin zulmünden dolayıda HOROSAN, Emevi devleti karşıtlarının güçlenerek güç topladığı yer olmuştur.

Fakat şunu da belirtmek lazımdır ki, bu feth edilen topraklarda insnlar İslami kuralları hemen benimsemişler ve islamı hızla büneyelerine adapte etmişler bunun yanında ise İslamı kuralların dışında yapılan zulümlerede isyan etmişlerdir.

Neyin zulm neyin İslam olduğuna ise Adalet terazisinde kendi vicdanları ile karar verirlerken, bu karardaki enbüyük etmen, yöneten valilarrin kendi çevreleriile halktan topladıkalrı vergiler ile debdebeli bir saltanat sürmelerini gözlemeleri olmuştur.

Ne zamanki adil bir vali atansa halkın isyanı sönmeye yüz tutmuştur hemen. zira halklar adalettenbaşka Allah'ın kulpuna ortak olarak yapışacak başka kulop bulamazlar.

Zaten Ebu Said Cenabın muhtırasını da okuduğumuzda da bunu rahatlıkla görebiliyoruz.

Peki bu kadar geniş bir coğrafyada bu halk İslama hiç mi bişey katmamıştır.? Kendi eski inançları töreleri vs. ne olmuştur.

Dini yaşayan bir canlı organizma olarak kabul ettiğimizde bugün bile o katılmış yaşam kırıntılarını gözleyebiliyoruz. Şamanizmden geçen bir sürü İslam a ait sanılan davranış vardır. (Çaput bağlama, Merdiven altından geçmeme, zerdüştlerden kalma ateşe su atılmaması vs gibi.)

Soru: Bu kısa sürede kılıç zoru ile feth edilen yerlerde hiç mi direniş olmamıştır.

Bu direnişlerin amacı nedir ?

ElCevap: Direniş ve başkaldırılar belki de hemen hergün olmuştur ve olmaktadır da. Yalnız bu direnişlerin amacının İslam'ın getirdiği kurallara değil Okuralları keyfi olarak halka uygulayan ama kendileri uymayan tesis edilmiş otoritelere olduğunu ayırmak gerekir kanaatindeyim.

Konumuz olan Karmatilerde de, başkaldırının çıkış noktası, LA İLAHE İLLALLAH tır. Yani Allah'a kulluk etmek demek saraylarda şarap kadehleri ellrinde her türlü dünya nimetini kendi ambarına dolduran mevcut yönetime uymak değildir diyenlerin başkaldırısı olmuştur, olacaktır, olmalıdır da.

Ve bu direnişlerin hepsi,
Tesis edilmiş otoritenin İslam'ı yayma amacındaki güce sahip olma gerekçelerine karşı,
Mutlak Adaleti tesis etmek için halkların eşitliği şarttır gerekçesini öne sürmüşlerdir.

Daha da önemlisi, yukarıda izah etmeye çalıştığım,
Osmanlıya kadar süren Hükümran devletlerin Allah'ın birer halifesi olarak İslamı teviller ile Kuran'ı kendi amaçlarına hizmet ettirmelerinin karşısında,

Gücünü Kuran'daki sahih ayetlerden alan EhliBeyt ekolünün halk içinde gizli ve bir bütünlük olmadan mevcut otoriteye karşı hep sığınma kalesi olmasıdır.

Bu da Dini yayma amacını sahiplenenleri Hükümran ve resmi otorite olarak tarihe mal ederken, dinin esaslarını ve yaşayan halkın anlayışını EhliBeyt'in sahiplenmesi ile bir tarafta Kuran'ın zahir manalarında sahabe i Kiram'a dayanan ehli sünnet vel cemaatin ortaya çıkmasına öte yanda da, Kuran'ın sözcüsü ve O'nun öğrencisinin Kuran'ı yaşamak ve velayeti makamında Ali Şia'sının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Durum bundan sonra biraz çarpaşık hal alır Şia için. Zira aynı toplumda farklı amaçlar için otoriteye karşı olarak hareket eden kavimler kendi amaçları için Bu Ali Velayetini ifrata girecek kadar farklı olarak lanse etmeye çalışmışlar ve Dini esasiden kopmuşlardır. Zaten daha sonra bu başkaldırıların altında nefsi arzularını elde etmek için Allah'ı kullananlar ehli sünnet potasında erimiş gitmişlerdir.

Ama dindeki tutundukları dalda bir katre dahi hakikat bulunan bütün fraksiyonlar bugüne kadar yaşayabilmişlerdir.

İslamda ki akılcılığın Abbasiler döneminde biraz olsun yaşama geçirilmeye başlaması ile, özellikle Hint ve doğu gelişmiş kültürünün yetiştirdiği bir çok alim islam adına bugün dahi övünülen keşif ve buluşları yapmışlar, sizinde söz ettiğiniz gibi, İslam 150 yıl sonra artık Horosan merkezli hint etkili tarikatların bünyesinde bugüne kadar ulaşacak serüvenine devam etmiştir.

Sorunuzdaki can alıcı yeri burada vurgulamak gerekirse, İslam'ın yetiştirdiği ilime katkısı olan bir arap yokken, İslamın feth ettiği ve islamı içine gönüllü olarak sindirmiş farklı kültürlerin islamdan önceki bilimsel birikimlerini , islam adına dünyaya hediye ettiklerini söyleyebiliriz sanırım.

Bu aslında bugünde böyle değil mi?

Sürtünmeyi en aza indiren (Karbon kaplamaydı sanırım) Bilim adamı bir Muhafazakar Türk iken, yaptığı buluş NASA nın patentinde ABD adına dünyaya hediye edilen bir mirastır.

Toparlarsak,

Bu kadar geniş bir coğrafyaya bu kadar kısa sürede sahip olmak bir inanır için zaten gaybi bir yardım olarak kabul edilir.

Zorla islam olmak ayrıdır. Daha sonra o kuralların kendisi için en iyisi olduğunu kabul ederek gönüllü birer Allah kulu olmak ayrıdır.

Allah'ın kulu olduğunu isteyerek kabul edenlerin Allah adına kendi arzu ve isteklerini zulm ile dayatmasına karşı başkaldırmasından daha makul birşey olamaz. Böylede olmaldır.

İslamın bu geniş coğrafyada hala etkin olarak devam etmesi halkların islama gönüllü olarak sarılmasından kaynaklanır. Zira Moğollar daha kısa sürede daha etkin bir yıkım yaptıkları halde kültürel olarak neredeyse hiç bir iz bırakamamışlardır.

Elhasıl dünya, İki buçuk büyük dinin etkisinde sanki paylaşılmış gibi 1800 lü yıllara kadar gelmiştir.

Tarihi açıdan burada benim kafama takılan yer Hindistandır. İslam Brahmanizmi semavi bir din olarak kabul etmezken, Horosandan öteye geçerek Hindistanı komple islam yapamamıştır. Bu konuda da ben pek bir kaynağa ulaşamadım açıkcası. Belki geçerli bir sebep vardır. Belki de yapmışlardır.Ben bilmiyorum.

Komünel bir yaşamın izlerinin İslam içerisinde ta en baştan beri olduğunun bilinmesi zamanı bu günümzde Dinin amacının aslının ne olduğunun bilinmesi açısından elzemdir.

Eğer Allah'ın varlığını halkların kabul etmesini bir yanda;

Allah adına diyerek kuralları halkları ezmek için kullanan hükümranlara karşı yapılan,
Allah'ın kurallarının uygulanması konusundaki halkların yaptığı mücadeleyi bir yanda ayırt edebilirsek;

Bu mücadelenin detayları ve sonuçları ve bugüne uzanan etkileri konusunda konumuza devam edebiliriz bence.


Teşekkürler
Selamlar

Not: Tarhsel olaylardaki kurgu veya amaç yanlışları konusunda itiraz ettiğiniz bir yer olursa maddeler halinde ilk önce bunları düzelterek konuyu daha sağlam bir hale getirebiliriz.

frodo
12-09-2008, 02:12
Klasik soruya geldik oki; tarih öznelliğimizden bağımsız olarak okunabilir mi ?

Tarihe bakarken bu güne bakışımızla sınırlanan dünya görüşümüz nedeniyle onu olduğundan farklı görebilir miyiz ?

Karmatiler ve onun öncülleri ne kadar İslam'dılar ?

Bir bakış açısına göre tüm bu halk hareketleri dervişan, ortaklaşmacı ve cumhuriyetimsi yapılanmaları nedeniyle nedeniyle islam dışında hatta ona karşıydılar.

Bir bakış açısına göre ortaklaşmacı felsefe ve yaşam biçimleri nedeniyle sapkın bu nedenle
islam dışıydılar.

Bir bakış açısına göre (ki bu son 30 yılda ortaya çıkmış görünüyor) ortaklaşmacı felsefe ve
yaşam biçimleri doğrudan İslam'dan kök alan ve zulme karşı Allah'ın emirlerini yerine getireren gerçek müminlerdi...

Peki hangisi doğru ?

okinono
12-09-2008, 02:50
Bir bakış açısına göre ortaklaşmacı felsefe ve yaşam biçimleri nedeniyle sapkın bu nedenle
islam dışıydılar.

Bir bakış açısına göre (ki bu son 30 yılda ortaya çıkmış görünüyor) ortaklaşmacı felsefe ve
yaşam biçimleri doğrudan İslam'dan kök alan ve zulme karşı Allah'ın emirlerini yerine getireren gerçek müminlerdi...

Peki hangisi doğru ?
..........

Sayın hocam,

Bir zamanlar bir şiir yazmıştım. Bir yerinde şöyle demişim.

"Ben hep ikincisindeydim tercihlerin"

Mesajınızı okuyunca bu dize düştü aklıma. :)

Tarih bizlere önümüzdeki sorunları nasıl baş etmemiz gerektiği konusunda başarılı modelleri uygulayabilmek için tecrübeler sunmaz mı zaten...

Selamlar

frodo
12-09-2008, 19:13
Sevgili oki hile yapıyorsun. Benim yazdığım şiirin (!) ikinci dizesi şu:

Bir bakış açısına göre ortaklaşmacı felsefe ve yaşam biçimleri nedeniyle sapkın bu nedenle islam dışıydılar.


Bu hatayı düzeltelim de yanlışlık olmasın ;)

İslamın kurduğu geniş topraklara hükmeden imparatorluğunda yaşanan halk ayaklanmalarını bir hatırlamakta fayda var. Sonra bu ayaklanmaların ortak noktalarına, benzerliklerine ve ayrılıklarına göz atıp yukarıdaki savlardan hangisine uyduğuna karar vermeye çalışalım.

* Muhtar ül Sakafi ayaklanması (MS 684)
* Hürremiler (MS 740)
* Bihaferid bin Mahfuriddin ayaklanması (hürremilerden hemen önce)
* El muqanna (maskeli) ayaklanması, ortakçı beyazlar (MS 770)
* Zenedikalar veya kızıllar ayaklanması (MS 779)
* Savrat-ül Zenc (zenci ayaklanması) (MS 880) 15 yıl hüküm sürdükleri biliniyor.
* Karmatiler (MS 890- 1077)

okinono
12-09-2008, 20:41
Sevgili Frodo;

Sizde şair ruhu var demeyeceğim. Ama şairane bir kalbiniz olduğuna eminim. :)

Oki asla hile yapmaz ama inancını kulağını tersten tutarak gösterdiği çok olmuştur :)

Tercihleri şimdilik bir kenara koyarsak kısa bilgiler ile giderek sorulara devam edelim derim ben.


KIYAM :Muhtar ül Sakafi ayaklanması (MS 684)

Gerekçe : Hz.Hüseyin'in öcünü almak

Not: Sabilerede eşitlik vaad edilmiştir.

........

KIYAM : Hürremiler (MS 740)

Gerekçe :Muhtar ül Sakaf'inin gerekçesinin uzantısı olarak, Horosan kaynaklı bir ayaklanmadır. Şam'ı ele geçirmişlerdir. Mazdeklerin sonu hakında bilgim yok.

Şeriat kuraları içerisinde kurulan ilk cumhuriyettir.

KIYAM : El muqanna (maskeli) ayaklanması, ortakçı beyazlar (MS 770)

Gerekçe : Abbasilere karşı zulmebaşkaldırı ayaklanması

Not: Bu ayaklanmaların bütün temelinde Zulme isyan varken, gerekçelerinin temelinde ise Ehli Beyt'in haklılığı ve Hz.Hüseyin'in özününalınması yatmaktadır.

Zemadiklerve zemc isyanlarını sanırım altta bilgilerde vermiştik zaten.
.........

Sanıyorum burada bir soru sormak gerekiyor.

Soru: Bütün bu zulme karşı yapılan başkaldırılarında dayandığı kural Allah'ın emrilerinin insanların eşitliğini emretmesi midir? Ayaklanmaların tamamında bu geniş coğrafyanın daha önceki inandıkları dini tekrar ikame etme gibi bir düşünce ve uygulamaları olmuşmudur?

Kanaatim : Allah'ın vahdaniyetine dayanarak yapılan bu ayaklanmalar hep başarılı olmuşlardır. Ancak Daha sonra ayaklanmadan kurumsal bir yönetim haline geçemediklerinden dolayı düzenli ordular bunları bastırmıştır.

Burada aslında Halk kavramını da iyi tahlil etmek gerekiyor. Tarihte de bugünde koyun gibi yönetilmeyi bekleyen gönüllü kuzular gibi hareket eden yığınlara güvenerek hangi hareket başladı ise sonuun da hep sağduyu adı altında o yığınlar sağ kalmışlar aalet için yola çıkanlar şehadet şerbetini içmişlerdir.

Sanırım konunun geleceği nokta da bu Sevgili Frodo, Sizin yerinize ben sorayım isterseniz.

SORU :Peki Oki, bu şikayet ettiğin kuzu gibi davranan yığınla kalabalık din ile uyuşturulduğu halde, nasıl oluyorda sen Dini hala eşitlik ve adalet için en önemli etken olarak görüyorsun ?

Soru buysa devam edelim derim ben.

Selamlar

frodo
12-09-2008, 21:10
Asıl sorun tarihi belgelerde örneğin hürremiler için yazılanlarla bazı kurguların uyuşmaması.
Mesela Hürremilerle ilgili yazılanlardan birini alalım:

Türk lakabıyla anılan İshak (Ebu Müslim'in en yakınlarından) Maveraünnehir taraflarında halkı ayaklandırırken " Ebu Müslim zerdüşt peygamber tarafından gönderilmiş ve ölmemiştir,
günün birinde zuhur edecektir" diye propaganda yapıyormuş. Tabari c III. s29-34, İbnü-l esir cV s 494.(akt.F.Bulut)

Gerekçe :Muhtar ül Sakaf'inin gerekçesinin uzantısı olarak, neydi bu düşünsel akım; "ehli beytin intikamını almak"

Şimdi bu ve benzeri kurguya uymayan bir çok bulguları ne yapacağız ? Yine ortakçı beyazlar hareketinin önderi el muqanna'nın mehdi, hatta insan-tanrı olarak görülmesini ve
buna benzer tespitleri islam anlayışının neresine koyacağız ?

Bir tuhaflık var sevgili oki. Sen İslam'ın eşitlik, özgürlük ortak yaşam gibi komünal ögeleri
içerdiğini hatta emrettiğini ve emevilere ve abbasilere karşı gelişen halk hareketlerinin izlamın özünden köken aldıklarını söylerken, ayaklanmacıların düşünsel yapıları çok daha eskileri işaret ediyor.

Hemen hemen tüm ayaklanmalarda ve kurulan geçici devletlerde tam bir dayanışma, ortakçılık, kollektivizm var. Ve uygulamalarda "bazılarına rızkı çok bazılarına az veren" allah'ın izi sadece sözde geçiyor.

okinono
12-09-2008, 21:49
Hımm,,
Peki baştan başlayalım o zaman.

Deniyor ki,
Muganna örneğinde olduğu gibi bu ayaklanmalrın içerisinde islam inancına ters söylemler ile taraftar bulunmaya çalışılmış. Bu da gerekçeye uymaz. Ayaklanmanın sebebi islama karşıydı.

Muhtar el sakif, Hz.ALi de o kadar ifrat etmiştir ki, ezanın sonuna aliyulveliyullah sözünü ekletmiştir. Böyle bir ifrat vrken dini ret etmelerini düşünmek bence haksızlık olur.

Ayrıca Bn Ziyad'ın öldürüleceğinin imam tarafından söylenmesi de vardır.

Fakat burada önemli bir başka konuyu da irdelemek lazım oldu. Haklı olarak deniyor ki,

Oki sen bunları islam olarak gerekçelerde kabul ederken bu insanların daha eski inançlarından gelebileceğini göz ardı ediyorsun. Bu insanlar islamın onları esir alığı düzene karşı aslında ayaklanmışlardır.

Bu konuda dediğim gibi konun başlangıcındaki muhtıra olsun diğer bir sürü şia fraksiyonları adı altındaki ayaklanmalar olsun veya Horosan kaynaklı ayaklanmalar olsun hep tarihte gerekçe olarak Allah'ın doğru hizbi biziz diyerek yola çıkmışlardır.

Peki Oki, o zaman İshak'ın zerdüşt peygamberi işin içine katması ne oluyor?

Bu konuda beilgim yok. Ama böyle olsa dahi, söz ettiğim yığınları harekete geçirmek için savaş anında böyle propogandalar yapılmıştır. Yanlışmıdır evet. Ama olmuştur ve hala ülkemizde de aynı prpgandalar din ekseninde olmadığı halde yapılmaktadır.

Deniyorki,
Hemen hemen tüm ayaklanmalarda ve kurulan geçici devletlerde tam bir dayanışma, ortakçılık, kollektivizm var. Ve uygulamalarda "bazılarına rızkı çok bazılarına az veren" allah'ın izi sadece sözde geçiyor.
.....

Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır. bu da halifeye karşı seninbana zulm yapmaya hakkın yoktur, zira iaşemi veren sen değilsin, aksine rabbimin bna verdiği iaşeyi benden zorla alansın demektir

Şunu sorabiliriz belki,

İyi de Allah neden böyle bir zulme müsade ediyor. Madem eşitlik için bu insanlar yola çıkmışlar neden gasp edenden alıp onlara vermiyor.

Bu sorunun cevabı Allah adına Allah'ın dileğini gerçekleştirmek cümlesindedir. Teknik bir konu olduğu için belki başka başlıkta incelemeliyiz.

Deniyor ki,
Şimdi bu ve benzeri kurguya uymayan bir çok bulguları ne yapacağız ? Yine ortakçı beyazlar hareketinin önderi el muqanna'nın mehdi, hatta insan-tanrı olarak görülmesini ve
buna benzer tespitleri islam anlayışının neresine koyacağız ?

Bu sorununda cevabı sanıyorum ifrat kelimesinden kaynaklı. Zira Allah2ın mazhariyeti konusu bugün dahi müslümanım diyenlerin bir çoğunda bilinmemekte. Zaten şirk ve puta tapğınmanında temelinde bu yatmaktadır.

Hatta mazhariyet konusunu delilolarak ortaya koyan Malikiler Nassı , hadisle nesh bile etmişlerdir.

Bunlar biraz konumuz dışı gibi şimdilik.
Konumuza dönersek,

Bu coğrafyada Halife devletlerine karşı yapılan bütün halk ayaklanmalarının RESMİ gerekçelerinde, Allah'ın vaat ettiği eşitliği Allah adına hak ettiğini almak için yola çıkanların söylemleri vardır diyebiliriz.

Selamlar

frodo
13-09-2008, 11:20
Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır.

kafam iyice karıştı sevgili oki.

"Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır." Ama örneğin Karmatiler Kabeyi basıp talan ve katliamlar yapıp hacer-ül esved taşını balyozla kırmış, Kabenin örtülerini parçalamışlardır ?

"Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır."

Ama; Zenginlerin malını paylaşmayı ana ilke olarak benimseyen bu tarikat, kısa sure içinde bütün Irak'ta yayıldı. Görünüşte dini, gerçekte ekonomik bir hüviyet taşıyan bu tarikatın politik düşünceleri de vardı. İslâm Dini'nin getirdiği kuralların birçoğunu gereksiz sayıyor, özellikle Mazdekçiliğin görüşlerine uygun düşünceler ileri sürüyordu (Çağatay, Ahilik, 66).

"Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır."

Ama; Bahreyn'de Karmatî devletinin başında bir hükümdar bulunuyor ve halk, altı kişilik bir meclis tarafından yönetiliyordu. Bunlar oruç tutmuyor ve namaz kılmıyorlardı. Bir kişi fakirleştiği veya borçlandığı zaman toplum fertleri tarafından yapılan yardımlar sayesinde eski haline gelebiliyordu. Bölgeye gelen yabancı bir zanaatkârın yerleşmesi için gerekli para derhal bulunuyor ve hatta fakirlerin evlerinin tamir masrafları devlet tarafından karşılanıyordu (Bernard Lewis, Tarihte Araplar, çev. Hakkı Dursun Yıldız, İstanbul 1979, s. 133-134)

"Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır."

Ama;
Karmatiler'e göre kıble Kudüs'tür. Hac yapmak isteyen kimse Mekke'ye değil Kudüs'e gitmelidir. Dinlenme günü pazardır. Cuma günü çalışmak gerekir. Şarap ve sair sarhoş edici içkiler helâldir. Yılda iki gün oruç tutulur: Nevruz (21 Mart) ve Mihrican (16 Eylül)'de birer gün oruçlu olmak yeterlidir (N.Çağatay Ahiik, 66).

"Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır."

Ama;
"Vasiyeti kabul eden Hürremiler, kestikleri öküzün derisini yere sermişler, şarapla dolu bakır leğeni üzerine koymuşlar, ekmek doğrayıp derinin etrafında dizilmişler. Herkes tek tek gelip deriyi çiğnemiş, sonra şaraba bandığı ekmeği yemiş. Ardından: "Ey Babek, Cavidan'ın ruhuna inandığım gibi seninkine de inanıyorum" diyerek yeni önderin elini öpmüş. Topluluk üç kadeh şarap içtikten sonra Cavidan'ın karısı bir demet reyhanı Babek'e atmış, Babek'de onu tutunca Babek'le Cavidan'ın dul eşinin evlilik törenleri yapılmış." Muhammed Ufvi,Cemami-ül Hikaye ve Levami-ül Rivaye ile İbn-ül Nedim'in Fihristinden aktaran Said Nefisi.

"Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır."

Ama;
Savrat ül Zenc için; "Mazdek, Babek, Hürremdin, ve Karmati mezhebi gibi hatta onlardan daha beter idi" Nizamülmülk siyasetname s.309-310

"Bu ayalanmaların dayandığı dini gerekçe ve söz, La ilahe illallah tır."

Ama;

Bihaferid bin Mahfuriddin için El Bruni , kendini peygamber ilan etmiş hatta zemzeme adlı kutsal bir kitap yazmıştır diyor.

Ama....

okinono
13-09-2008, 12:14
La ilahe illallah

Bu Tevhid'i deklare etmek ile yazdıklarınız arasında bir bağ kuramadım. Çelişkiyi anlatırmısınız.

Bir kişinin kendi peygamber ilan edebilmesi için zaten Allah'ı kabul etmesi gerekiyor.

Şarap içmek ise kurala uymakla alakalı. Yani emri kabulk eder ama yapmazssınız.

Kıble'nin Kudüs olması meselesi ise ; her ne yana dönerseniz dönün ayeti delil olarak yapılmıştır.

Diğer bir sürü tarihi detayında doğrulukları konusunda sizinde bildiğiniz gibi çok kesin çapraz bilgiler yoktur.

Ama asıl konumuz bu ayaklanmaların dayanağı nedir sorusuna gelirsek, hiç birinde hemde hiçbirişnde bu ayaklanmaların insniyet adına veya milliyetçilik adına yapıldığına dair bir kanıt yoktur. Aksine La ilahe illallalah demeden zaten başarılı olması da mümkün değildir.

Haa ondan sonra ifrat etmiştir. kendi bir din kurmuştur vs vs . bu ayrıdır. Ama kaynak tevhid'dir.

Sanıyıorum kafanızın karıştığı yer, LA İLAHE İLLALLAH !ı evrensel bir tevhit olarak değil Muhammmed'in beşer sözü olarak peşinen kabul ettiğiniz için diğer başka dinlerin bu tevhide sahip olduğunu atlıyorusunuz.

"İlah tanımıyorum Allah'tan başka. " İşte kayank türkçe olarak budur.

Ama derseniz ki hayır bu ayaklanmaların temelinde din falan yoktu.

O zaman verdiğiniz örneklerdeki La ilahe illallah'ı ispat eden dini ritüelleri her ne kadar da sapkın olsa da açıklamak size düşüyor.

Allah'a inanan herkes kendi lisanı ile "La ilahe illallah" der. Bu söz Allah'ı kabul etmenin bir şartıdır.

Yani la ilahe illallah, islama has sadece onun inancını ihata eden bir cümle değildir.

Yinede yanlış anlattığım veya anladığınız bir yer varsa belirtmenizi isterim.

Hatta bu konuda siz ne diyorsunuz onu net bir şekilde yazarssanız sanırım konu daha bir mecraına oturacak.

Anladığım kadarı ile siz İslam dışıdır demek; din dışıdır demekle eş anlamlıdır gibi bence çok hatarlı bir mantıkla olaylara yaklaşıyorusunuz.

La ilahe illallah ve Bismillahirrahmanirrahim iki tevhidi cümle olarak aktarılarak gelmektedir. Neml suresindediydi sanırım bu konuda bir ayetde vardır. Belkısın "Ey vezirlerim, bana bir mektup geldi ve Bismillahirrahmaniraahim ile başlıyor" cümlesi...

Bir soru da ben sorayım bu arada; "La İlahe İllallah" cümlesine siz nasıl bir meal veriyorsunuz.

Teşekkürler
Selamlar

frodo
13-09-2008, 13:31
Anladığım kadarı ile siz İslam dışıdır demek; din dışıdır demekle eş anlamlıdır gibi bence çok hatarlı bir mantıkla olaylara yaklaşıyorusunuz.


Sevgili oki anlıyorum ki kafa karışıklığımın sebebi yazdıklarınmış. Bu başlıkta konu edindiğimiz halk ayaklanmaları "din dışıdır" dediğim bir yer var mı ?

Ama ısrarla İslam dışı olduğunu söylüyorum.

Geleceğimiz yer Zerdüşt'de , ondan esnlendiğini bildiğimiz eşitlikçi Mazdek'de bir yaratıcıya inanıyordu o halde bunlar tevhidi esas alan anlayışlardır ise, ben orada bulunmam. Basit bir nedenim var; Tevhid kavramı yeni moda İslam anlayışının gayya kuyusudur. Tarihsiz, ispatsız ve omurgasız biçimde meseleyi bir yaratıcıya inancın olduğu her yerde kanıt olarak kullanmalarıdır.

Bu anlayışa göre "La ilahe İl lallah" ile Akhenaton'un güneş tanrsı Aton aynı şey olabilir. Oysa Allah tanımı İslama ait bir tanım ve isimdir. Bu anlayışa göre örneğin Bihaferid bin Mahfuriddin kendini peygamber ilan etmiştir diyorum cevaben " Bir kişinin kendi peygamber ilan edebilmesi için zaten Allah'ı kabul etmesi gerekiyor." diyorsunuz.

Sevgili oki kavramları anlamlarından ve tarihsel geçmişlerinden kopartırsanız istediğiniz gibi eğip bükme, şekillendirme ve anlamlandırma hakkını elde edemezsiniz.

Benim izini sürdüğüm şey; "Emevi ve Abbasi'lere karşı ayaklanan halkların düşünsel kökenleri İslam öncesi inançlara, kültürlere dayalıdır. Hareketlerinin temelinde adaletsizliğe, haksızlığa ve zulme karşı ekonomik-sınıfsal bakış açısı vardır. Tüm bu hareketlerin yoksul köylüler, köleler ve nihayetinde "mavalilerin" üzerinde yükselmesi rahatlıkla görülebilir. Yine bu hareketlerin dinle ilişkilerinde tek bir kaynaktan çok bu coğrafyadaki tüm "eski" inançların ve müslümanlaş(tırıl)mış manizmin, paganizmin, Mazdeizmin izlerini buluruz." iddiasıdır.

okinono
13-09-2008, 13:49
Benim izini sürdüğüm şey; "Emevi ve Abbasi'lere karşı ayaklanan halkların düşünsel kökenleri İslam öncesi inançlara, kültürlere dayalıdır. Hareketlerinin temelinde adaletsizliğe, haksızlığa ve zulme karşı ekonomik-sınıfsal bakış açısı vardır. Tüm bu hareketlerin yoksul köylüler, köleler ve nihayetinde "mavalilerin" üzerinde yükselmesi rahatlıkla görülebilir. Yine bu hareketlerin dinle ilişkilerinde tek bir kaynaktan çok bu coğrafyadaki tüm "eski" inançların ve müslümanlaş(tırıl)mış manizmin, paganizmin, Mazdeizmin izlerini buluruz." iddiasıdır.
..........

Sevgili Frodo,

Siz Şia tarihini yeniden yazmaya koyulmuşsunuz. Buradan Ehlibeyt dinsizdire kadar gider bu konu üzülürüm.

Oysa dediğim gibi bütün bu ayaklanmaların resmi gerekçesi ittifakla aynıdır.

Ben bu konuyu en başa dönerek sizin astığınız ilk mesaj ile kendim için nihayetlendiriyorum.

İddia ettiğiniz islam dışılık bu muhtırada nerede?
Belki bunu tespit ederek konuyu genişletecek başka arkadaşlar vardır.

BAŞLANGIÇ İLK MESAJI

"Yemin ederim ki,(Ey Abbasoğlu) nefsin seni aldatmış; eremeyeceğin makama gözünü dikip tamah edersin ve bulamayacağın mertebeyi sana hoş göstererek seni hırslandırmıştır.

Bunun için kalktın, katiplerinin hakkımda görüşbirliği içinde söyledikleri şeyi alıp yazdırdın; beni, kötülüklerle andın, karalayıp lekeledin ve çirkin sıfatlarla nitelendirip damgaladın.

Ey Abbasoğlu ! onlar adına benimle tartışmaya girip, davaya (güya) Kuran'dan delil getiren adam ! Sen ki; (sarayda) her türlü içkiyi zıkımlanırsın, çalgı çalıp çengi ve rakkaseler oynatırsın; yabancı erkeklerin karşında çalıp oynamasına, gılmanların boynuna sarılıp kucağına oturmasına heveslenirsin; çeşit çeşit fisk-ü fücur ve bu arada livata ile vakit geçiren kişisin.
...........

İyi insanların camilerini yakıp yıktığımı söylüyorsun. Doğrudur; bu tür camilerin hepsini yaktırdım. Çünkü o ibadet yerine gidenlerin çoğu, Allah karşısında yalan söyleyip riyakârlık yapıyordu. Her türlü yozluğu, sapıklığı buralarda kararlaştırıp Allah şeriatı diye gösteriyorlardı. Oralarda bizzat Allah'ın peygamberine iftira edilip, sapkın yollar meşru gösteriliyordu. Böyle cami ve mescidlerden yıkılmaya ve viran edilmeye daha layık ve müstehak hangi mekan olabilir ki ?

Güya "Muktedirbillah" ünvanı taşıyorsun. yani Allah'ın kudretine maliksin veya ondan güç kuvvet alıyorsun ! Bak hele sen ! Hangi orduyla savaşıp yenebildin; hangi düşmanı elde kılıç kovaladın ? Dolayısı ile sen değil Muktedirbillah olmak; olsan olsan fasıkların emiri olursun. Müminlerin emiri olmak sana yakışmaz çünkü.

Bir de bana bak; kabilesi ve yakınları arasından çıkmış biriyim. Hürmet e itaat onlar için yaptıklarımdan kaynaklanıyor. beni yüceltmiş şan ve şeref vermişlerdir. Onlar sayesinde onlarla birlikte yükseldim.

Ey Abbasoğlu, bir daha beni tehdid etmeye kalkma; şimşek çakar gibi korkutma yoluna gitme. Her neye azmettiysen sözünde dur. Görülecek hesabın varsa, gel de gör !"

Bu muhtırayı veren kişi Karmati liderlerinden Ebu Said El Cenabi.



Maksat üzüm yemekse yediniz bence.
Bağcı abbas dayak yemeden kaçar. :)

Selamlar

frodo
13-09-2008, 18:16
Siz Şia tarihini yeniden yazmaya koyulmuşsunuz. Buradan Ehlibeyt dinsizdire kadar gider bu konu üzülürüm.

Yanlışımız şu oki,

Bahse konu ayaklanmalarda Ehl-i Beyt takibi iddiası sadece egemen olan islam içerisinde hareket edebilmenin pratik yoluna benziyor. Bu tıpkı Erbakan'ın Atatürk yaşasaydı Refah Partili olurdu demesi gibi bir şey. Ya da AKP'nin benzer argümanları gibidir.

Şimdi sen ehl-i beyt takibindeki imamların önderliğindeki Karmati'lerin Kabeye saldırmasını mantıklı buluyor musun ? Böyle bir iddia "Ehl-i Beyt dinsizdir" e daha yakın değil mi ?

Konunun başlığı olan muhtırada eğer tek başına alırsanız, yani zarfa bakarsanız "İddia ettiğiniz islam dışılık bu muhtırada nerede?" deme hakkını elbette elde edersiniz. Ama en basit ve çarpıcı örnek olan Kâbe tahribatını ve işgalini İslam'a bağlamak zorunda kalacağınızı unutmadan. Öyle ya madem Karmatiler gerçek İslam'ı, şeriatı hayata geçirenlerdir o halde Kâbe baskını da bu gerçekliğin tezahürlerinden biridir.

Son olarak Ortaçağ İslam vakavünisi Abdurrahman ibn-ül Cevzi'nin Karmati'leri nasıl tanımlamadığına göz atıp üzümleri yemeye devam edelim:

"Karmatiler diye bir kavim ortaya çıktı. Batıni fırkalardan olup kafirlerin yolunu tuttu: Şeriatı iptal etti....Zerdüşt, Mazdek gibi gavurların görüşlerini benimsediler. Şeriatça haram kılınan şeyleri helal kıldılar. Ne kadar Manici, Mecusi ve tanrıtanımaz varsa etraflarına toplayıp filozofların dinlerini benimsediler. Görüşlerini billurlaştırıp geçmiş bütün peygamberleri yalancı, kandırıkçı ilan ettiler. Hz.Muhammed için 'aptal Araplar arasından çıkan gözü açık biriydi...Bu belayı başımıza o sardı dediler"

Bağcılara selam, sadece ve sadece üzüm yemeye devam sevgili oki.

okinono
14-09-2008, 00:17
Bahse konu ayaklanmalarda Ehl-i Beyt takibi iddiası sadece egemen olan islam içerisinde hareket edebilmenin pratik yoluna benziyor.
........
Sevgili Frodo,

Çok doğru bir tespit.

Zira toplumsal bir hareket için mutlaka temelinde bir dane hakikat olması gerekir.

Düşünsenize, o insanlar İslamın kural olarak onları ezdiğini düşünseydiler toplumda islamın tam karşısında BENZERSİZ bir söylem ile daha fazla taraftar toplayabilirlerdi. Demek ki Bu toplumsal hareket için İSLAM'ın tevhid kuralına sadık kalarak bir güç oluşturabilmişler.

Sonradan onlarda sapmışlar. Kendi heves ve arzularına kapılmışlar. yıktıkları zulmün yerine kendileri zulm yapmışlar. Bunları kabul edebiliriz.

Ama toplumun gönüllü olarak Tevhid etrafında birleşerek İslam içerisinde bu ayaklanmaları başardıklarını da kabul etmemiz gerekiyor bence.

Kabe'nin taşlanması ve kan dökülmesi konusunda biliyorsunuz yakın tarihimize kadar siyasi mücadeleler için olaylar olmuştur.

Maksat Kabeyi yıkmak değil, Kabeyi ele geçrimek olmuştur. Ayrıca Karamtiler ve diğer başka ayaklanmalar da söylem hep, üstüne basarak RESMİ gerekçe dediğim hakikati öne sürmek olmuştur. Yoksa Karamtilerin ehli beyti temsil etmesi değil.

Bunu özellikle her mesajımda ayırdığımı sanıyordum. Ancak demek ki ifade edememişim.

Derseniz ki, Bu nasıl İslam ki Allah'ın beytine saldırıyor hemde müslüman!!!

Bunun cevabı sanırım , Allah'ın yokluğunda değil; aksine Allah'ın emirlerinin toplumsal etkisinin insanalrın iştahını kabartmasında aranmalıdır.

Çok basit olarak düşünürsek, Tanrı yoktur haydi özgürlüğe dediğinizde, Tanrı yoksa kuralı kim koyacak sorusu ortaya çıkar.

Kuralı bir bütün olarak insanlığın koyduğunu iddia edersek, aynı insanlığın yaptığı adaletsizlikleri ve seküler sömürmeyide sahiplenmemiz gerekir.

Bu halde de halk haklı olarak şunu diyor zaten. Madem bir peygamber olacak, benim peygamberim ve kitabım var zaten.

İçindeki kurallarda pekala benim adil olarak yaşamam için yeterli. Yeni kuralları ana hatlar içinde koyacak içtihat mekanizmasıda tesis edilmiş, öyleyse sorun nerede ?

Sorun, kitapta ve içindeki kurallarda değil. Sorun bu kuralları kendi hevesleri için kullanan güçlerde. Tanrının kuralları uzuzn zamandır halkın eline geçmemişki.

Sorun, koyun gibi hareket etmeye alışmış halkın kural koyucudan yüzünü çevirip, kuralı kendi nefsileri için eğip büken uygulayıcılara korkudan yüzünü dönmesi ve bireysel çıkarları için ortak amaçlarına ihanet etmesidir.

Benden başkasına kulluk yapmayın dediği halde, biz O'ndan başka herkese yaşarken kulluk yapıyoruz. Hangimizin adil bir yaşam sürdüğünü iddia edebiliriz.

Ama bu zamana kadar da bu kuralların gücünü hep egemen üst sınıfın kullandığını bilmek gerekiyor. Bizlere düşen tıpkı o zamandaki ayaklanmaların hatalarını ve ifratlarını ayıklayıp gerçek adaleti sağlamak için kuralları tesis etmek olmalıdır.

En basitinden Kramtilerde Zekatın tam ve eksiksiz uygulandığını biliyoruz ilk başlarda. Ne zamanki bal tutan parmağını yalamış iş bozulmuş zaten.

Devlet halk içindir diye Kitaba uygun yola çıkılıp, halk devlet içindir. beytül malde devletindir denerek parmak değil kol yalamışlar hatta.

Burada zekatın kötü olduğunu mu düşünemliyiz yoksa uygulamasına nefsin karışmasını mı?

İşte bu bir fasit beşeriyet döngüsü olarak da devam eder gider. Tarih tekerrürden ibarettir sözünün bir anlamıda bu olsa gerek.

Ancak; eğer toplumsal olarak tek bir merkezden bütün insanlığın eşit hak ve paylaşıma göre ortak kuralları olacak bir gün derseniz ,

Belki Allah bu kuralı da yollamıştır kimbilir!!!
Belki de sosyalizmin yeşermesi ile halk bu gücün farkına varacaktır.

Kafam fazla çalışmaz benim. Düz mantık düz kontak giderim. Bu nedenle;

Yaşadığı zaman diliminde uğradığı zulme karşı insanoğlu ya Allah'ın hizbini tutarak yola çıkacaktır, ya da Tanrıyı ret etse dahi Allah'ın emirlerini kendi adına uygulayacaktır. Bunun adına ister din deyin ister halkın sosylizmi, fark etmez.

Zira inanan birisi için adaleti Allah tesis etmiştir. İnanmayan birisi içinde adaleti uygulayan kendisidir. Ama adalet ortak inançtır.
Kuralı tektir. Zengin ne zengin fakir ne fakir.

İnsana dair eşitlik anlayışını kendi nefsime de bakarak olası görmüyorum.

Ama başkası ben nefsimi terbiye ettim; Ben yapabilirim dyorsa, ona da itirazımız olmaz. Zira amaç adalettir. Allah'a daha yakın bu kul der, seviniriz.

Bu basit mantık ile, islamın ilk dönemlerindeki ayaklanmaların neden Allah adına yapıldığını anlayabiliyorum ben. Ama daha kompleks bir seka ile sizin bakışınız farklıdır ona bişey diyemem. Ben standart vasat bir halk zekasına sahibim. Kafam çalışmaz ama kaba güçte benim elimdedir.

Neden de sizin söz ettiğiniz; Zamanın resmi yer cüce tanrılarının diyanet işleri başkanlığı gibi bir konumu olan Cezvinin yazdıklarını gerçek olarak kabul etmediğimizi yine yukarıdaki örneklerden anlayabiliriz umarım.

Ne demiş Turan Dursun. Din bu..

Evet tamda öyle.. Din bu gerçekten de. Kabul etmek veya ret etmekte tamamen tercihtir.

Mekki ayetlerde söz edilen , "Kuran" adlı kitapın içeriğinin, Ahzap suresinin medeni sürelerden olduğunu iyice ve dikkatel düşünüerek ve bilerek; anayasa ihtiva eden işte bu tek adalet kuralı olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kuran bir anayasa barındıran bütün olayları ihtiva eden Kırra içinde Kuran'dır.

Bu nedenledir ki, kimi ayetler evrensel addedilir, kimi ayetlerde nesh edilmiştir denir.

Kuran'ın ihtivasını çakılı asılmış kazık gibi kabul eden ehli sünnet vel cemaatin, mezhep imamlarından olan Maliki'nin nassı sünnet ile neden nesh ettiğinide iyi düşünmesi gerekir.
Mazhariyetin anlamı konusunda gizli kapaklı kitapları saklamak yerine,
Din bu diyerek gerçeğin peşinde yola koyulmaları zamanı da çoktan geçmiştir.

Eski söze yeni tevil değil, yeni söze eski tasdik demenin bir manasıda budur.

Belki konumuzdan ayrı gibi bir yazı oldu ama, dikkatli olarak tarihe baktığımızda o zamanın insanlarının da düz mantık düşünecek kadar zulm altında olduğunu görüp, yeni sözleri neden söylediklerini ve bu yeni sözlerine neden eski tasdikler ile Kuran'ı delil getirdiklerini anlayarak, bu yazıyı konuyla bağlayabiliriz.

Dersenizki, yok oki,, bunlar safsata bu ayaklanmaların sebebi tamamen dinsizliktir..
..
Canınız sağolsun, siz yeterki adalet peşinde koşan insanları din gibi iliklerine kadar işlemiş bir konuda ortadan ayırıp halkı bölmeyin yeter, gerisi Rabbimin bileceği iştir derim.

Buyrun, bahçeden yeni topladım. Halis muhlis organik üzüm :)

http://www.biriz.biz/osmanli/hatiralar/uzum.jpg

Selamlar

ozgur_beyin
25-01-2009, 01:09
güncelleme