Orijinalini görmek için tıklayınız : NUH TUFANI
Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik, o da içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulmetmekte devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. (Ankebut Suresi, 14)
Hz. Nuh, Allah'ın ayetlerinden uzaklaşarak O'na ortaklar koşan kavmini, sadece Allah'a kulluk etmeleri ve sapkınlıklarından vazgeçmeleri konusunda uyarmak amacıyla gönderilmişti. Hz. Nuh, kavmine Allah'ın dinine uymaları konusunda defalarca öğüt verdiği ve onları Allah'ın azabına karşı birçok kez uyardığı halde, onlar Hz. Nuh'u yalanlamış ve şirk koşmaya devam etmişlerdir. Bunun üzerine Allah Hz. Nuh'a, inkar edip zulmedenlerin suda boğularak azaplandırılacağını ve iman edenlerin kurtarılacağını haber vermiştir. Kuran'da Nuh kavminin helak edilişi ve iman edenlerin kurtuluşu bir ayette şöyle bildirilmektedir:
Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi. (A'raf Suresi, 64)
Sözü edilen azap vakti geldiğinde, yerdeki su kaynakları, şiddetli yağmurlarla birleşerek dev boyutlu bir taşkına neden olmuştur. (En doğrusunu Allah bilir) Kuran'da Allah'ın, Hz. Nuh'a helak öncesi şöyle vahyettiği bildirilmektedir:
Böylelikle Biz ona: 'Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır' diye vahyettik. (Müminun Suresi, 27)
Hz. Nuh'un gemisine binmiş olanlar dışında -Hz. Nuh'un, yakındaki bir dağa sığınarak kurtulacağını sanan "oğlu" da dahil olmak üzere- tüm kavim suda boğulmuştur. Tufan sonucunda sular çekilince gemi, Kuran'da bildirildiğine göre, Cudi'ye -yani yüksekçe bir yere- oturmuştur:
Denildi ki: 'Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut.' Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: 'Uzak olsunlar' denildi. (Hud Suresi, 44)
Allah'ın indirdiği ve tahrif edilmemiş tek kutsal kitap olan Kuran'da, Tufan olayı, Tevrat'ta ve çeşitli kültürlerde geçen Tufan anlatımlarından çok daha farklı bir biçimde aktarılmaktadır. Tahrif edilmiş olan Tevrat'ta bu tufanın evrensel olduğu ve tüm dünyayı kapladığı söylenir. Oysa Kuran'da Tufan'ın evrensel olduğu şeklinde bir ifade yoktur. Aksine ilgili ayetlerden Tufan'ın yöresel olduğu ve tüm dünyanın değil, sadece Hz. Nuh'u yalanlayan kavmin cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Helak olanlar Hz. Nuh'un tebliğini reddeden ve isyanda direten kavimdir. Bu konudaki ayetler şöyledir:
Andolsun, Biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara) 'Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp korkutucuyum. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acıklı bir günün azabından korkarım' dedi. (Hud Suresi, 25-26)
Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi. (A'raf Suresi, 64)
Böylece onu ve onunla birlikte olanları Katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların da kökünü kuruttuk. (A'raf Suresi, 72)
Görüldüğü gibi Kuran'da tüm dünyanın değil, sadece Nuh kavminin helak edildiği bildirilmektedir. Tahrif edilmiş Tevrat ve İncil'deki izahların düzeltilmiş gerçek hallerinin aktarılması da Kuran'ın bütünüyle Allah Katından gönderilen bir Kitap olduğunu kanıtlamaktadır.
Tufan'ın gerçekleştiği düşünülen arkeolojik bölgede yapılan kazılar da, Tufan'ın tüm dünyayı kaplayan evrensel bir olay değil, Mezopotamya'nın bir bölümünü etkisi altına almış olan çok geniş bir afet olduğunu göstermektedir.
Ayrıca Kuran'da, geminin Tufan sonrası "Cudi"ye oturduğu bildirilmektedir. "Cudi" kelimesi kimi zaman özel bir dağ ismi olarak alınır, oysa kelime Arapça'da "yüksekçe yer, tepe" anlamına gelmektedir. "Cudi" kelimesinin bu anlamından, suların ancak belirli bir yüksekliğe eriştiği, karayı bütünüyle kaplamadığı anlaşılmaktadır. Yani Tufan'ın, muharref Tevrat'ta ve diğer efsanelerde anlatıldığı gibi tüm yeryüzünü ve yeryüzündeki tüm dağları yutmadığını, sadece belirli bir bölgeyi kaplamış olduğunu Kuran'dan öğrenmekteyiz.
Tufan'ın Arkeolojik Delilleri
Bir uygarlığın birdenbire ortadan kalkması durumunda -ki bu bir doğal felaket, ani bir göç veya bir savaş sonucu olabilir- bu uygarlığa ait izler çok daha iyi korunmaktadır. İnsanların içinde yaşadıkları evler ve günlük hayatta kullandıkları eşyalar, kısa bir zaman içinde toprağın altına gömülmektedir. Böylece bunlar, uzunca bir süre insan eli değmeden saklanmakta ve günışığına çıkartılmalarıyla geçmişteki yaşam hakkında önemli ipuçları sunmaktadırlar.
Nuh tufanıyla ilgili birçok delilin günümüzde ortaya çıkarılması da bu sayede olmuştur. MÖ 3000 yılları civarında gerçekleştiği düşünülen Tufan, tüm uygarlığı bir anda yok etmiş ve bunun yerine tamamen yeni bir uygarlık kurulmasını sağlamıştır. Böylece Tufan'ın açık delilleri, bizlerin ibret alması için binlerce yıl boyunca korunmuştur.
Mezopotamya Ovası'nı etkisi altına alan Tufan'ı araştırmak için yapılmış birçok kazı vardır. Bölgede yapılan kazılarda başlıca dört şehirde, büyük bir tufan sonucu gerçekleşmiş olabilecek sel felaketinin izlerine rastlanmıştır. Bu şehirler Mezopotamya Ovası'nın önemli şehirleri Ur, Uruk, Kiş ve Şuruppak'tır. Bu şehirlerde yapılan kazılar, bunların tümünün MÖ 3000'li yıllar civarında bir sele maruz kaldıklarını göstermektedir.
Günümüzde Tel-El Muhayer olarak isimlendirilen Ur şehrinde yapılan kazılarda ele geçirilen medeniyet kalıntılarının en eskisi MÖ 7000'li yıllara kadar uzanmaktadır. İnsanların ilk uygarlık kurdukları yerlerden birisi olan Ur şehri, tarih boyunca birçok medeniyetin birbiri ardına gelip geçtiği bir yerleşim bölgesi olmuştur.
Arkeolojik bulgulara göre, Nuh Tufanı Mezopotamya Ovası'nda meydana gelmişti. Ovanın o zamanki şekli bugünkünden farklıydı. Üstteki grafikte, ovanın bugünkü sınırları kırmızı kesik çizgiyle belirtilmiştir. Kırmızı kesik çizginin gerisinde kalan geniş bölgenin ise o zamanlar denize dahil olduğu bilinmektedir.
Ur şehrinde yapılan kazılarda ortaya çıkartılan arkeolojik bulgular, buradaki medeniyetin çok büyük bir sel felaketi sonunda kesintiye uğradığını, daha sonra zaman içinde tekrar yeni uygarlıkların meydana çıkmaya başladığını göstermektedir. Leonard Woolley, British Museum ve Pennsylvania Üniversitesi tarafından ortaklaşa yürütülen bir kazı çalışmasına da başkanlık etmiştir. Sir Woolley'in kazıları Bağdat ile Basra Körfezi arasındaki çölün ortalarında gerçekleşti. Reader's Digest dergisinde Woolley'in kazıları şöyle anlatılmaktadır:
Kazı yapılan bölgede, derine inildikçe çok önemli bir buluntu ortaya çıkarılmıştı; bu, Ur şehrinin krallar mezarlığıydı. Araştırmacılar Sümer krallarının ve soyluların gömülmüş olduğu bu mezarlıkta birçok efsanevi sanat eserlerine rastladılar. Miğferler, kılıçlar, müzik aletleri, altından ve kıymetli taşlardan yapılmış sanat yapıtları…
İşçiler, çamur olmuş tuğlaların içinden bir metre kadar derine daldılar ve çanak çömlekleri çıkarmaya başladılar. "Ve sonra birdenbire herşey durdu." Woolley böyle yazıyordu. "Artık ne çanak, ne çömlek, ne kül vardı, yalnız suyun getirdiği temiz çamur."
Woolley kazıya devam etti, iki buçuk metre kadar temiz kil tabakasından geçilerek derine dalındı ve sonra birdenbire işçiler, …bu devrin insanları tarafından yapılmış zımpara taşından aletler ve çanak çömlek parçalarına rastladılar. Çamur iyice temizlenince altında kalmış bir medeniyet ortaya çıktı. Bu durum, bölgede büyük bir su baskınının meydana geldiğini gösteriyordu. Ayrıca mikroskobik analiz, temiz kilden kalın bir katmanın, eski Sümer uygarlığını yok edecek kadar büyük bir tufan tarafından buraya yığılmış olduğunu gösteriyordu. Gılgamış Destanı ile Nuh'un öyküsü, Mezopotamya Çölü'nde kazılan bir kuyuda ortak bir kaynakta birleşmiş oluyordu.225
Ayrıca Max Mallowan, kazıyı yürüten Leonard Woolley'in düşüncelerini şöyle aktarıyordu:
Woolley, tek bir zaman diliminde oluşmuş böylesine büyük bir kil kütlesinin sadece çok büyük bir sel felaketinin sonucu olabileceğini belirterek; Sümer Ur'u ile Al-Ubaid'in boyalı çanak çömlek kullanan halkı tarafından kurulan kenti ayıran sel tabakasını, efsanevi Tufan'ın kalıntıları olarak tanımladı.226
Bu veriler, Tufan'ın etkilediği yerlerden birinin Ur şehri olduğunu gösteriyordu. Alman arkeolog Werner Keller de söz konusu kazının önemini şöyle ifade etmişti: "Mezopotamya'da yapılan arkeolojik kazılarda balçıklı bir tabakanın altından şehir kalıntılarının çıkması burada bir sel olduğunu ispatlamış oldu."227
Tufan'ın izlerini taşıyan bir başka Mezopotamya şehri ise günümüzde Tel El-Uhaymer olarak isimlendirilen, Sümerlilerin Kiş şehridir. Eski Sümer kayıtlarında, bu şehir "Büyük Tufan'dan sonra başa geçen ilk hanedanlığın başkenti" olarak nitelendirilmektedir.228
Günümüzde Tel El-Fara olarak adlandırılan Güney Mezopotamya'daki Şuruppak kenti de Tufan'ın açık izlerini taşımaktadır. Bu kentteki arkeolojik çalışmalar 1920-1930 yılları arasında Pennsylvania Üniversitesi'nden Erich Schmidt tarafından yürütüldü. Kazılarda MÖ 3000-2000 yılları arasında var olan bir uygarlığın doğuşu ve gelişmesi değişik tabakalarda rahatlıkla izlenebiliyordu. Çivi yazılı kayıtlardan anlaşılan oydu ki, bu bölgede MÖ 3000'li yıllarda, kültürel olarak oldukça gelişmiş bir halk yaşıyordu.229
Asıl önemli nokta ise, bu şehirde de MÖ 3000-2900 yılları civarında büyük bir sel felaketinin gerçekleştiğinin anlaşılmasıydı. Schmidt'in çalışmalarını anlatan Mallowan şöyle demektedir:
"Schmidt 4-5 metre derinlikte kil ve kum karışımı sarı topraktan bir tabakaya erişti (bu tabaka selle beraber oluşmuştu). Bu tabaka, höyük kesitine göre ova seviyesine yakın bir düzeyde yer alıyordu ve höyüğün her yerinde izlenebiliyordu..." Cemdet Nasr dönemini Eski Krallık döneminden ayıran kil ve kum karışımı tabakayı Schmidt "tamamen nehir kökenli bir kum" olarak tanımlayarak Nuh Tufanı ile ilişkilendirdi.230
Kısacası Şuruppak kentinde yapılan kazılarda da yaklaşık MÖ 3000-2900 yıllarına rastgelen bir selin kalıntıları ortaya çıkartılmıştı. Diğer şehirlerle beraber Şuruppak kenti de muhtemelen Tufan'dan etkilenmişti.231
Mezopotamya Ovası'nda yapılan kazılarda, toprağın derinliklerinde 2,5 metre kalınlığında bir çamur-kil tabakasının varlığı ortaya kondu. Bu çamur-kil tabakası, büyük olasılıkla Tufan anında suların taşıdığı kil kütleleriydi ve dünyada sadece Mezopotamya Ovası'nın altında vardı.
Tufan'dan etkilendiğine dair elde kanıtlar olan son yerleşim birimi, Şuruppak'ın güneyinde yer alan ve günümüzde Tel El-Varka olarak isimlendirilen Uruk kentidir. Bu kentte de diğerleri gibi bir sel tabakasına rastlanmıştır. Bu sel tabakası da, MÖ 3000-2900'lü yıllarla tarihlendirilmektedir.232
Bilindiği gibi Dicle ve Fırat nehirleri Mezopotamya'yı boydan boya kesmektedir. Anlaşılan odur ki, olay anında, bu iki nehir ve irili ufaklı bütün su kaynakları taşmış, bunlar yağmur sularıyla birleşerek büyük bir su baskını oluşturmuşlardır. Kuran'da bu olay şöyle bildirilmektedir:
Biz, bardaktan boşanırcasına akan bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de coşkun kaynaklar halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı birleşti. Ve onu da tahtalar, çiviler üzerinde taşıdık. (Kamer Suresi, 11-13)
Yapılan çalışmalar sonucu elde edilen ipuçları değerlendirildiğinde, Tufan'ın tüm Mezopotamya ovasını kapladığı görülmektedir. Tufan'ın izlerini taşıyan Ur, Uruk, Şuruppak ve Kiş şehirleri dizilimini incelediğimiz zaman bunların bir hat üzerinde yer aldığını görürüz. Ayrıca MÖ 3000'li yıllarda Mezopotamya ovasının coğrafi yapısı günümüzdekinden daha farklıdır. O devirlerde Fırat nehrinin yatağı, bugünküne göre daha doğuda bulunmaktaydı; bu akış rotası da Ur, Uruk, Şuruppak ve Kiş'ten geçen bir hatta denk gelmektedir. Dolayısıyla söz konusu bölgede Fırat nehrinin taştığı ve bu dört şehri yerle bir ettiği anlaşılmaktadır. (En doğrusunu Allah bilir.)
Allah, Nuh Tufanı'nı, insanlara bir ibret ve ders konusu teşkil etmesi için, farklı toplumlara gönderdiği peygamberler ve kitaplar yoluyla aktarmıştır. Ancak her defasında metinler orijinalinden uzaklaştırılmış ve Tufan anlatımlarına mistik, mitolojik öğeler katılmıştır. Arkeolojik bulgularla uyuşan ve onları tasdik eden tek kaynak ise Kuran'dır. Bunun nedeni, Allah'ın Kuran'ı en küçük bir değişikliğe uğramadan korumuş olmasıdır. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Kavimlerin Helakı, Araştırma Yayıncılık)
225. Fred Warshofsky, "Ur of the Chaldees", Readers Digest, Aralık 1977.
226. Max Mallowan, Noah's Flood Reconsidered, Iraq, c. XXVI-2, 1964, s. 70.
227. Werner Keller, Und die Bibel hat doch recht (The Bible as History; a Confirmation of the Book of Books), William Morrow, New York, 1956, s. 40.
228. "Kiþ", Ana Britannica, c. 13, s. 361.
229. "Şuruppah", Ana Britannica, c. 20, s. 311.
230. Max Mallowan, Early Dynastic Period in Mesapotamia, Cambridge Ancient History 1-2, Cambridge, 1971, s. 238.
231. Joseph Campbell, Dou Mitolojisi, Ankara, 1993, s. 129.
232. Bilim ve Ütopya, Temmuz 1996, s. 176.
Da Vinci
28-02-2006, 22:27
Nuh Tufanı diye birşeyin neden olmuş olamayacağını anlatan Problems with a Global Flood (http://www.talkorigins.org/faqs/faq-noahs-ark.html) başlıklı bir yazı var. Baya uzun ve ayrıntılı. İsteyen inceleyebilir.
tekyolislam
14-05-2006, 23:11
Bu olayın olduğuna dair insalığın orak tarihi ve arkeoloji son derece açık delillere sahiptir.Gerçekleri sırf kendi nefsimize uymuyor diye YOK saymak son derece çarpık bir anlayışın sonucudur.Sizi düşünmeye davet ediyorum..
Nuh tufanı ile ilgili iddaaların saçmalık olduğu meydanda değil mi? Madem tufan böyle sınırlı bir bölgede olmuş, yıllarca uğraşıp gemi yapmanın, içerisine her cinsten hayvanları doldurmanın ne anlamı var? İnsan yürüyerek bile olsa, taş çatlasa 2-3 haftalık bir yolculukla tufandan etkilenmeyecek bir bölgeye kaçabilir. Tıpkı Kur'an'da başka peygamberlerle ilgili iddaa edildiği gibi( Lut, Salih, Hud, vs.)
Tevrat'ta tufanla ilgili Kur'an'dakine göre daha ayrıntılı bilgiler verilir.( zaten herşeyde öyle ama neyse) Tevrat'ın Tekvin (Yaratılış-Genesis-Bereşit) bölümüne göre Nuh ailesi ve hayvanların gemiye binmesinden çıkışlarına kadar bir yıldan on gün fazla süre var. Ve tufan bütün dünyayı kaplıyor, sular en yüksek seviyeye çıktığı zaman en yüksek dağlar bile 15 arşın suyla kaplanmış oluyor. Nuh'un gemisinin boyutları da veriliyor. 300 arşın boy, 50 arşın genişlik, 30 arşın yükseklik. 300 arşının metre olarak karşılığı hakkında farklı şeyler söyleniyor. (en az 135, en çok 186 metre olarak rastladım) Ve bu gemi içinde havayla solunum yapan hayvan cinsinden bütün canlılardan en az birer çift, bazılarından ise gemiden çıktıktan sonra kurban olarak sunmak için yedi tane var.
Hristiyanlardan kimileri bunları tevil ederek inanma eğiliminde, kimi gruplar ise aynen olduğu gibi inanmakta devam ediyor. Harun Yahya gibilerin yaptığı şey ise, Tevrat'taki bu saçmalıklara işaret edip, bir yandan da Kur'an'ın her konuda olduğu gibi az miktarda bilgiyle, ayrıntıları atlayarak hikayeyi tekrarlamasından istifade edip; "Bakın Tevrat tahrif edilmiş, Kur'an ise doğru söylüyor" demek.
Büyük ihtimalle eski zamanlarda o bölgede ilk iletideki verilerin de işaret ettiği gibi bir su baskını olmuş, zamanla ağızdan ağıza aktarılarak, ve her zaman olduğu gibi şişirile şişirile şimdiki Nuh Tufanı masalı şekline dönüşmüş.
Olay bu kadar basit ve açıktır. Bütün bunlardan hurafeleri yaşatmak, insanları uyutmaya devam etmek için yararlanmaya çalışmak ise insanlık adına büyük ayıptır.
Son buz çağında karaların buyuk bir kısmı buzullarla kaplı idi. Bu buzullar eridiğine göre su nereye gitti?
Buzul çağı sonrası deniz seviyesinin yükselmiş olması gerekiyor. Kıyıdakiler etkilenmiş olmalı... Tufan söylencesinin tüm dünyada bu kadar yaygın olmasının nedeni bu olmalı...
Nuh Tufanı, Sümer mitolojisine dayanmaktadır. Ziusudra'dır "Nuh"un asıl adı... Bu konuda Muazzez İlmiye Çığ, Samuel N. Kramer ve Zecharia Sitchin'in kitapları okunabilir. Türkçe kaynak bulamadığım için link veremiyorum. Bir yabancı kaynak:
http://en.wikipedia.org/wiki/Utnapishtim
Epey bir zamandır kafamı kurcalıyordu bu konu dostların sayesinde bilgilenmeye çalışıyorum. Ancak yinede anlamadığım bi şey var Sayın Nuh inananları gemiye aldı diyelim artı her hayvan cinsinden birer çift mi aldı yoksa tüm hayvanlarımı aldı? Bildiğim her hayvan çiftinden bir çift aldı. Eğer böyle yaptıysa diğer hayvanların suçu neydi? Nuh ve allah bir hayvan düşmanımı? Bu konu hayvanseverleri üzmüyormu? Şahsen ben rahatsız oldum Sayın Nuhun yaptıklarından saygılarımla
liopleurodon
08-02-2007, 15:16
>>> Son *buz *çağında *karaların *buyuk *bir *kısmı *buzullarla *kaplı *idi. *Bu *buzullar *eridiğine *göre *su *nereye *gitti?
Evet, buzul çağında karalar çok daha fazlaydı.. Ama kıyıda duran herhangi biri için bu mevzu tehdit oluşturmaz.. Sular o kadar yavaş yükselir ki, hep denize ortalama yüz metre mesafeye taşındığında bir ev yapıp aylarca oturacak kadar vakti bile olur..
Bulzar, hurra diye bir gecede eriyip, metrelerce denizi yükseltmez.. Sadece, karadeniz baskını, yarık tepeler (Washington) vakası gibi bir kaç ekstreme olay yaşanır, o kadar.. Bunlarda hemen hemen hiç bir kara canlısı için soy tükenme tehditi teşkil etmez, coğrafyaları itibarıyla.. Belki karadeniz gölüne özgü bir takım kurbağalar, balıklar vs. yok olmuştur, ama hepsi o kadar..
arkadaşlar nuh tufanı sayın muazzez ilmiye çığ hanımefendinin sümerlerdeki bulgularıyla muamma olmaktan çıkmıştır mesela adem= dumuzi-havva= inannadırbu gbi şeyler de açıklığa kavuşmuştur *fakat ben geçmiş bir kitapta daha okudum kaynak olarak isim veremiyorum bulursam onuda yazarım böyle bir hikaye çinde veya orta asyada da yaşanmış benzerlik çok yakın
sadece isimler değişik ama onlarda biraz daha makul bir anlatım var mesela o çevredeki hayvanlardan sanki kendi kullandıkları hayvanlardan bahsediyorlar ve yaptıkları gemide makul ölçülerde birde büyük geniş bir akarsuyun karşısına geçildiği belirtiliyor bazılarınız bunu tufanla ilgisi yok sayabilir fakat bu olay oradada tufan olarak belirtilmiş yani aynı peki siz nuhun ne kadar büyüklükte bir gemi yaptığını sanıyorsunuz sonra onu kendisi yapmamışki ozamanki işçilere para veya yükte hafif değerde çok birşeyler vermiş olması gerekir sora onlarda gemiye alınmışmı
alındıysalar para veya başka şeyleri neden almışlar iyi ben taşkızak tersanesine gemi yaptırıcam para vericem sonrada adamları kadıköy eminönü bedava taşıyıcam o zaman neden bedava yapmadılar sonra tufanın yaşı nedir hiç merak ettinizmi bulun bakalım sonrada sümerlerin 10 bin yıllık tarihiyle karşılaştırın neresine koyacaksınız birde son bulgularda 1 milyon yıllık insanların yaptığı mağara resimleri bulundu yani 1 milyon yıl öncede insanlar yaşamış bu dahada geri gidebilir çünki araştırmalar devam ediyor hepte devam edecek
ben tufan olmamıştır demiyorum olmuş ama kaç yıl önce bana kalırsa adem 1 milyon yıl önce yaşamamış kaldıki bu tarih te değişecek görürsünüz bilim emin adımlarla yürüyor zamanla kendisinide eleştiriyor doğruluyor bütün bunlar yeni boluşlar ışığında olmuyormu şimdi bakalım isadan önce musa ondan öncede nuh peki tarih nedir 2007 olduğuna göre isa şuan 2007 yaşında musa ve nuh milattan önce kaç yıllarında yaşamışlar bilmiyorum ama tahminim en fazla 3 bin yıllarına kadar gidebilir bu benim görüşüm yanlış olabilir okuduklarım çerçevesinde atıyorum makul ölçüde lütfen bu tarihleri tam bulan arkadaşlar beni doğrulasın peki ozaman 10 bin yıllık sümer tarihinde nerelerinde olmuş bu olay
bide orta asyadaki hikaye var sanıyorum budistlerdede var aynı hikaye zaten hep hikaye ama sen daha dün olmuş gibi kuranda bize bunu batırıyorsun sonra neden batırıyosunki belki tufandan kurtulan benim dedemin dedesinin didisiydi dedemin didisi enaz 3 bin yıl yaşamış diğerleride biner yıl yaşamış o zaman beni niye korkutuyosun benim soyum yaşamış yok olmamışki bide mu kıtası araştırmaları var yarın öbür gün bir tufan hikayesi oradanda çıkabilir ha bide missisipi tufanı var daha yeni geçtiğimiz yıllarda amerikada oldu başkan buş okadar büyük gemi yapamamdedi herkesi kendi haline bıraktı bize bıraksaydılar daha fazla insan kurtarırdık adamlarda teknoloji var hammal yok bizde çok
dün urfadamı biyerde kamyon nehre uçtu biliyorsunuz muhabir olaydan 10saat sonra olay yerindeydi ve dediki aynen şöyle sanıyorum sivil savunmadan veya kara kuvvetlerinden olay yerine heliopter yollayacaklarmış olaydan 1 gün sonrada helikopter görmedim ama insancıklar hala şişme araba lastikleriyle kurtarılmaya çalışılıyordu istemeyerek politikaya girdik
ama söylemek istediğim bu çağda amerika gibi dünyanın üstelik en büyük gücü missisipide kaç kişi kurtarabildi zaten nuhta insan kurtarmamışki ne kadar hayvan varsa gemiye almış daha hayatımızda görmediğimiz milyonlarca çeşit hayvan var eminim bence gerçeklere bakalım hayatta her zaman gerçekler en güzeldir çünki gerçeklere dayanarak önlemlerimizi alırız onlar bizim gerçek öğretilerimizdir hepinize saygılar süçü lisan ettiysem affola canlı kalın ve yaşayın.
liopleurodon
08-02-2007, 16:59
>>> bulgularda *1 *milyon *yıllık *insanların *yaptığı *mağara *resimleri *bulundu *yani *1 *milyon *yıl *öncede *insanlar *yaşamış
Sana bunu kim söylediyse, yalan söylemiş.. En eski "insan" veya insandan kalma şey, 195 bin yıllıktır... Neanderthal ve H.erectus'lardan kalma şeyler vardır daha eski, ama onlar insan değildir maalesef...
spartacus
08-02-2007, 17:20
Sevgili mitch;
Hoşgeldin.
Sümerlerde Tufan hikayelerine MÖ 4000 ler tarihleniyor, tabi bu bulunan bulgular çerçevesinde, yazılı kaynağın olmadığı dönemlerde ise destanlar, İlahiler vasıtası ile hayat bulmuş, bu noktada Sümer Tufan yazını(ilahide dahil) MÖ 5000 lere gidebiliyor.
Tufan Efsaneleri gerçektir, yaşanmıştır, doğaldır. Kökeni ise her doğal afetde bir Tanrı vareden insanlığa kadar gider. Basit bir Tsunami, su taşkınları, yer çökmeleri, depremler vs binlerce yıla destan olacak Tufanlar yazmaya yetecek kadar ilham vericidir. Geriye sadece insanların bu anlarda kurtuluş için olağanüstü çabaları ve kahramanlıkları kalacaktır. Bunlarda birer Mit olurlar.
Adını andığın Dumuzi, Sümer'in çoban Tanrısıdır. Kraldır da. Kral Listesinde adı geçer, O'nun eşi İnanna ise Venüs'dür, yani aşk tanrıçasıdır.
Dumuzi MÖ 4000-5000 lere tarihleniyor, şimdilik yanlış hatırlıyor olabilirim, ancak MÖ 600 lü yıllarda Dumuzi'ye anılan hitabın Tammuz olduğunu görüyoruz, evet bu gün bildiğimiz Temmuz...
Sümer Tufan kahramanı ise Dumuzi değildir, Ziusudra'dır. Gılgamış'ın çağdaşıdır Ziusudra...
Diğer uygarlıklarda da Tufan destanlarının olması normaldir, binlerce yıla yayılan insanlık hayatında, binlerce doğal afetler yaşanmıştır, Onlarda dilinin döndüğünce açıklamış, nedenlerini ise belirli doğa üstü güçlere yormuşlardır tabi doğal olarak kahramanlarda ilahi-insanüstü özelliklere sahip kılınarak, uygarlıkların ataları mertebesinde, destanlar şekillenmiştir. Her destan çağdaşı olduğu dönemde, ilahi-kutsal şeylerdir. İster herhangi bir destanda dilden dile ilahiler ile aktarılıyor olsun ama isterse Yazının ilk kullanımı dönemlerinde taşlara kazınıyor ama isterse kağıdın kullanımı dönemlerinde kitaplarda işleniyor olsun, kutsal öngörüldüğü sürece, ilahi bir yapıya bürünecektir, evrensel değerlendirmede kimin hangi uygarlığın hangi inanca ait olduğunun önemi yoktur...
S.Noah Kramer'in, Tarih Sümerde Başlar(Kobalcı yayınları) kitabı, Sümerlerin arkalarında bıraktıkları ve devam uygarlıklarında tekrar tekrar işlediği bu yazınları, arkeolojik bulgular doğrultusunda güzel ifade etmektedir.
Bizim için Sümer değer taşır çünkü o kültür, Babil Uyagarlığı dönemlerinde etken olarak devam etmiş ve Ortadoğu bölgesinde uzun dönemler hakim kültür-miras olmuştur...
teotihuacan
08-02-2007, 19:10
tüm arkadaşlara bu konu ile ilgili Burak Eldem'in 2012: Mardukla Randevu kitabını öneririm...
spartacus kardeşim öncelikle verdiğiniz bilgilerden dolayı size çok teşekkür ederim yazımda bir hata yaptığımın farkındayım ancak düzelttim ayrıca S.Noah Kramer'in kitabını nasıl bulabileceğimi de sizden öğrenmiş bulunuyorum zaten arıyordum sümerlere ait sayın muazzez ilmiye çığın kitaplarınıda galatasaraydan bizzat kitabevinden bulabilmiştim
bu gibi bilgileri birbirimizle paylaşmak çok iyi eminim sizin aracılığınızla aydınlanacağız fakat şuda bir gerçek bazı arkadaşlarımız ki şahit oldum dini yargılayıp gerçeği öğrendikten sonra yinede boşluğa düşebiliyor *bu arkadaşlara yardımcı olmak açısından siteye dinlerle çelişen ne varsa bilgimiz dahilinde her şeyi yayınlamayı öneriyorum
ayrıca yazı altlığında bulunan şu her adımda bir tanrı/ruhuna/el koyacak senin yazısı anlaşılabilirliği nedir bundan sizin dindar bizim acınacak birileri olduğumuz çıkabilir açıklık getirirseniz sevinirim saygılar.
spartacus
09-02-2007, 12:41
Sevgili Mitch;
Önerilerin için teşekkürler. Aslen Forum sayfaları bu bilgiler ve kaynaklar için bir hazine durumunda şu anda : ) Derli toplu başvuru temelinde diyorsanız evet kesinlikle önerinize katılıyorum, teşekkürler.
İmzama gelince, ben aşırı şiir okurdum bir zamanlar, ama Esteban'ın kitabını belki 20 kere:) okumuşumdur, hiç sıkılmadım. Bu imzamdaki bölüm, kişi psikolojisi üzerine, "her adımda bir tanrı ruhuna el koyacak senin". Dindar bir şekilde içsel ele alırsak durum aynende böyle değil mi? Uyurken bile sönen ışıkda, kişi kendinden öte uhreviyatın aleminde bir sürü hayal yaratıklarla dahi uğraşmak durumunda kalır, öyleki Sara hastasına bile kafasında cin var, bunu deli direğine bağlayıp dövelim, belki kafasında hangi cinin olduğunu söyler dedirtecek düzeydedir bu "el koyma" durumu, hatta eşi ile ilişkisini, dostu ile alışverişini, paylaşımını, insanın dostlarını seçim hakkına kadar(Örn:Hristiyanları vs.. dost edinmeyin), daha bir dolu bu EL KOYMA örnekleriyle dolu forumlarımız........
Küçücük *şeylerin *zamanıydı *bu, *
herşeye *hakları *vardı, *vara *yoğa *gülmeye, *
güneşi *avuçlayabilir *yada *uyuyabilirlerdi
içleri *rahat, *bir *tırtılın *kıvrımında *bile
Küçücük şeylerin zamanıydı bu(yani gerçeksizciliğin, hayalciliğin mutlu dünyası, gerçeğin acı verdiği dünya), burada anlatılmak istenen devamda ortaya çıkıyor, herşeye hakları vardı, vara, yoğa gülmeye, güneşi avuçlayabilir(aydınlık) yada uyuyabilirlerdi(karanlık, cahillik, uyutulmak, güdülmek) içleri rahat(uhrevice, gönül mutluluğu, Polyanna görgüsü) bir tırtılın(bu kadarcık bir nedenle bile) kıvırımında bile.
İmzam kişisel değil, bir analiz üzredir...
Sana bunu kim söylediyse, yalan söylemiş.. En eski "insan" veya insandan kalma şey, 195 bin yıllıktır... Neanderthal ve H.erectus'lardan kalma şeyler vardır daha eski, ama onlar insan değildir maalesef...
sayın liopleurodon kardeşim yalan söylüyor diye direkt kişileri itham edemezsin insan bilebildiği kadar insandır yalan uydurma şeylere denir ben okuduğumu söylüyorum ama kaynak göstermem gerekirdi hatam bu bilim vermiş olduğun rakkamdan önce 75 bin yıl diyordu veya o civarda bir rakam şimdi onada yalan dersin rakam tam çıkmazsa demekki sen 195 bin de kalmışsın yeni bulgularla bu yenileniyor zaten öyle olmasıda gerekir nasıl dünya evren doğa hiç birşey sabit kalmıyorsa buluşlarda evrim geçiriyor mesela nasılki atom bulunduktan sonra atomun parçacıkları bulunduysa
bu böyle olmazsa işte bu yalancılıktır hiç bir zaman kişileri kendi doğrultunda yönlendiremezsin akıllı insan gerçekleri her zaman aramıştır ama kurnaz değildir kurnazlık başka birşeydir beni yalan ithamınla rencide etmiş bulunuyorsun ama biz bizlere söylenenleri aktarıyoruz
senin çıkışın ise 195 sayısını bu şekilde açıklaman ile kendi bulduğunu ifade eder nereyi kazdında buldun bunu derim verdiğin rakam muhakkak doğrudur ama her tez yenisi bulunduğunda çürür peki batan kıtalar hiç aklına geliyormu ve hatta dünya birtaraftan kendini yenilemek için kendi derinliklerinden materyal çıkartırken diğeryandanda dünyanın bir kısmı içeri giriyor yani magmanın içine akıyor bu ne demek demekki eski deliller yok oluyor işte bu periyodu bulabilirsen
şu andaki insanların tarihinide bulabilirsin demem şu ki dünyanın tüm çevresi bir noktadan çıkışla tekrar o noktaya kadar olan alanı yani tümü ne kadar zamanda magma içine girme evresini tamamlıyor kaldıki bunu bilsekte bu işi çözemeyiz çünki kaçkere bu eylemin gerçekleşmiş olabileceğinide bilmiyoruz işte biz ancak şu anda dünya üzerinde bulunan kara parçalarındaki yapılan araştırmaların sonuçlarına göre bilgilendirebiliyoruz
aslında bilim adamlarının ellerini çabuk tutmaları laazım sana daha basit anlatayım kum yüklü bir kamyonun üstündesin hani şu damperli yüzüğün varsa onun taşını düşürsen kumun içine ve bulmaya çalışsan bu aradada kum biryandan dökülse zaten hep dökülür hele arkalarında olursak ön camımız bile kırılıyor bu durmda belki sen yüzüğünü bulursun belki fakat düşen kumların içindede ne olabileceğini hayatta bilemezsin böyle bişey
bilim adamları dünyanın biryerini incelerken öteki tarafı denizlerin dibide dahil magmaya akıyor çünki dünya canlı kendini yenilemesi gerekiyor düşünsene dünyada elementler dağınık biçimde bulunuyor insan oğluda bunları bulup bir araya topluyor ve diğer elementlerle birleştiriyor kullanım sonrasıda bir kenara atılıyor bunada çöp deniyor çöpler oldukları yerlerde kalırlar tarih kazılarıda bunun için yapılır dünyada bunun bir kısmını sırası geldiğinde içine alır magmada eritir diğer taraftanda yer yüzeyine kusar saf olarak ve tekrar aynı işlemler
yani demem şuki sabit kalma heran değişime hazır bekle toplumumuzda bu yüzden anlaşmazlıklar çoğunluktadır insanlarımız kamplaşırlar dikkat ettinmi hiç kimse suçunu kabul etmez göz göre göre yalan söyler tamam benim söylemiş olduğum eksik bilgidir ama seninkide doğru değildir çünki doğruları kendimiz yaratırız ben her şeye açığım yanlışım varsa özür dilerim bildiklerini yazmaya devam et zevkle okurum saygılar hoşçakal.
spartacus
kardeşim şimdi seni biraz daha anladığıma sevindim teşekkürler şiirler gerçektende öyledir her şeyi bir çırpıda anlatıverir ben eskiden şiir okumayı şiiri hiç sevmezdim ama gerçek mahiyetlerini kavradıktan sonra herşeyin içlerinde saklı olduğunu anladım şimdi zevkle okuyorum ve bilgi edinebiliyorum çünki kişinin dışa açılımını kişisel duygularını anlatmak isteyipte anlatamadıklarını
bence kişileri anlama biyografisi mesela bende seni çok iyi anladım sadece şiir okudum demen yetti kusuruma bakma insan oğlu doğası kuşkuyu içerir *bana bu konularda bazı kitap isimleri ve nerelerde bulabileceğim konusunda yardımcı olursan sevinirim bide ilhan arsel ve diğer yazar düşünür prof gibi makaleler yazmışlarsa bu internet olabilir bana bildirirseniz sevinirim ayrıca şuan onlayn olduğunuza sevindim saygılar.
liopleurodon
09-02-2007, 13:36
Sevgili kardeşim, birisi ya salan yalan söylemiş, ya da başkasının yalanını aktarmış.. Bu detay.. Aslolan, 1 milyon yıllık bir insan eserinin varolmadığı..
Biyoloji diyor ki, homo sapiens, yani bildiğimiz insan 250 bin yıldan daha eski olamaz... Eğer, sen bariz şekilde 250 bin yıldan yaşlı bir şey bulduğunu söylersen, bu bildiğimiz bir sürü şeyin yanlış olduğu anlamına gelir. Hoş, bunların içinde insanı allahın yaratmadığı bilgisi olmaz..
Bu çerçevede, bulunan en eski insan ve insani eşyaların kalıntılar, 195 bin yıllık.. Bunlar bulunalı 2-3 yıl geçti (1995).. Daah önce elimizde 130 bin yıllık olanlar vardı. Bundan da önce elimizde 75 bin yıllık olanlar vardı.. İnsanların 250 bin yıldır yaşıyor olduklarını söylemek başka bir şey, elimde 250 bin yıllık kalıntılar var demek başka bir şey.. Dahası, 1 milyon yıllık kalıntılar var demek, çok çok başka bir şey..
http://news.nationalgeographic.com/news/2005/02/0216_050216_omo.html
Varsa daha yeni bulgu, getir görelim.. Desen ki, 210 bin yıllık olanı buldum.. Kabul.. Ama 1 milyon yıllık dersen, o zaman, telomer inhibitasyonu vs. bilgilerimizi gözden geçirmemiz gerekir külliyeten.. Dahası, ilaç vs. çalışmalarımızıdan o bilgilerin doğruluğundan eminiz.. Yani, senin bulacağın en eski insan kalıntısı 250 bin yıl olur.. Belki 275 olur en büyük hata payıyla.. Ama 300 bin yıl olmaz.. Eğer 300 bin yıl olsaydı, bunu genlerimizden çıkarırdık..
Kısaca, türlerin tarihini iki şey ele verir. Fosiller ve genleri.. Fosiller, ilk ortaya çıkma zamanını göstermez, türün o dönemde şekli şemali nasıldı bunu gösterir.. Genler ise, ortaya çıkma zamanını net olarak ortaya koyar.. Tolernası büyüktür, bir fosil için 195 bin diyebilirsin, genler içinse, 900 -- 980 bin yıl arası dersin.. Ortası yuvarlak hesap 950 bin yıl...
Merak etmeyin, biz bilimi izlemiyoruz, bilimin içindeyiz, bilim yapıyoruz.. Hoş, bilfiil elimizden kazmayı bırakalı çok oldu ama, eş dost hala bilfiil kazmaya devam ediyor:
http://www.isepp.org/Pages/03-04%20Pages/White.html
Mesela... Yanında Türk arkadaşların da olması ayrıyeten sevindiğimiz bir husus elbette..
antimuhammed
09-02-2007, 15:10
HARAL BRAEM in GILGAMEŞ isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim. Yazar tarihi Sümer araştırmalarına dayanarak bu kitabı roman haline getirip yazmıştır.
İşin özüne gelirsek elbette bir Tufan olmuştur. Ama bu tufanı neredeyse bütün dinler kendilerine mal etmişlerdir. Tufan a dair asıl yazılı kaynaklar Sümerliler den elimize ulaşmıştır. Malumunuz üzerine Babil kralı Nebukatnezar, İ.Ö. 597 yılında Yahudilerin başkenti Kudüs'ü (Yeruşalim'i) ele geçirdi ve halkın ileri gelenlerini Babil'e götürdü. 586 yılında kenti yıkarak halkın çoğunu Babil'e sürdü. Yahudilerin orada kaldıkları 70 yıllık dönem `Babil sürgünü' olarak bilinir. İşte ne olduysa her şey bu sürgün sırasında gelişmiştir. İlahi tek tanrılı dinlere kendilerinden olmayan bir çok folklörik öğeler ve mitler bu dönemde Mısır döneminden sonra daha bir yoğunlukla girmeye başlamıştır. Zaten Tevrat ın yazılmasınada bu dönemde başlanmıştır. (Tevrat, M.Ö 600'lerden M.Ö 100 yıllarına kadar parça parça yazılmıştır, ekleme ve çıkarmalar yapılmıştır. İlk 5 bölümü, eski Ahit, Sümer-babil efsane ve mitleridir. Sonraki bölümleri de sırasıyla Pers, Finike ve Mısır efsaneleridir. Cennet, cehennem, kıyamet, Mesih, melek mitleri, Sümer-Babil'den ve Zerdüştlük'ten alınmadır.Yani Tevrat, Yahudilerin ekonomik ve politik çıkarlarının süzgecinden geçirilmiş bir bölge tarihi gibidir. ) Aklımıza ilk gelen Sümerlerden Yahudiliğe sonrada diğer dinlere geçen şeylerin başında Nuh tufanı gelir, ardından Sümerde İştar adına adanmış aşk tapınağının rahibeleri olduklarının bilinmesi için rahibelerin taktıkları başörtüsüdür. (Daha sonra yahudilerde bu evli kadınları bekar olanlardan ayırt edlimesi amacıyla sadece evli kadınların başlarını kapatmaları yönünde kullanılmıştır). Habil Kabil kavgası (Tammuz ve Dumuzi olarak geçer Sümerde), *Lokman Hekim in karşılığı Sümerde Gılgamiış,
Cennet - Cehennem
Sümer = "Toprak altında, Apsu uçurumunun ilerisinde, dönüşü olmayan ülke bulunuyordu, buraya girerken yedi kapıdan geçmek ve her birinde bir örtüsünü bırakmak lazımdı. Son kapıdan geçen artık ebediyen hapis kalırdı. İştar bile oradan çıkamamıştır. Yalnız Enkidu, özel bir izinle gelip cehennemi tasvir etti. Karanlık ülkede ruhlar karma karışık olup, toprak ve çamurla beslenirlerdi, en talihli olanların yatakları ve temiz suları vardı." *cennet ise Dilmun olarak tasvir edilir.
KADER
Sumer'de Tanrılar istediklerini yapar; onlar, insanlara ne istediklerini bildirmez. Ayrıca rüya ile de Tanrı istediğini bildirir. Tanrının yapılacak bir işi uygun görüp görmediğini anlamak isteyen; mabede gider, kurban keser, dua eder ve uykuya yatar. Sumer'de Tanrı kızmaya görsün, kendi ülkesi bile olsa yakıp yıktırır.
ABDEST
Temizlik Sumerlilerde çok önemli idi. Tapınağa gidenlerin, dua edenlerin, kurban kestirenlerin vücutça temiz olmaları gerekti.
ARŞ I ALA
Sumer'de krallann nasıl sarayları varsa Tanrıların da öyle evleri olmaliydı. Bunun için "Tanrı evi" adı altında görkemli tapınaklar, yanlarında Tanrılarla insanlan yaklaştırdığı düşünülen basamaklı kuleler yapılmıştı. Daha sonra bu Tanrı evleri sinagoglara, kiliselere, camilere dönüştü (l3). Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sumer Ay Tanrısının sembolüdür
Sumerlilerde, okul tabletlerine göre 6 gün çalışma, 7. gün dinlenme var. Bu Yahudilere Sabbat olarak geçmiş.Bu günün cumartesi olması da Babillilerden geçmiş. Babilliler her ayın 7. gününde (Şapatu) bir kutlama yaparlardı. Bu üzgünlüğü ve nefis terbiyesini ifade eden ve Satürn gezegenine adanmış bir gündü (İngilizce'de Saturday, Satürn gezegeninden gelen bir gün adı, yani Cumartesi).
Hıristiyanlıkta olduğu gibi Sumer'de de günah çıkaran rahipler vardı, bunlar kırmızı elbise giyerlerdi.
Bu örnekler çoğaltılabilir. Konu Nuh Tufanıyken bütün bunları neden yazdım. Nuh Tufanının kaynağının Sümerlere dayandığını desteklemesi açısından. Şimdi kısaca Sümer Nuh tufanı versiyorunu yazayım(Asur Kralı Asurbanipal'ın kütüphanes). Gerisine isz karar verin.
Buna göre kısaca: İnsanlar öyle çoğalmıştı ki, Tanrılar onların gürültü ve şamatasından uyuyamaz olmuşlar. Bunun üzerine dört büyük Tanrı, bu insanları bir Tufan ile yok etmeye karar veriyorlar. Bilgelik Tanrısı (Enki), yarattıkları insanların ortadan kaldırılmasına çok üzülüyor ve Şuruppak şehrinde yaşayan Utnapiştim'in evinin duvarından seslenerek, Tanrılann bir tufan yapmaya karar verdiklerini, bir gemi yapmasını söylüyor. Geminin tarifıni veriyor. Adam söylendiği şekilde gemiyi 7 günde tamamlıyor. Gemi yapıldığı müddetçe çeşitli hayvanlar kesiliyor; beyaz, kırrnızı ve su katılmamış şaraplar nehir suyu gibi bol olarak içiliyor, adeta yılbaşı törenlerine benzer şenliklerle işler yapılıyor. Utnapiştim geminin içine ailesini, akrabalarını, sanatçıları, kırların evcil ve yaban hayvanlarını dolduruyor. Bu arada altın da almayı unutmuyor. Geminin kapısı kapanır kapanmaz şiddetli bir fırtına ile birlikte yağmur boşanıyor. Sular yalnız gökten boşanmakla kalmıyor, Yer Tanrıları da yerden fışkırtıyor suları. Tufan öyle azgınlaşıyor ki, onu yaptıran Tanrılar bile korkuyor. Bu kıyamet 6 gün 6 gece sürdükten sonra yedinci gün gemi Nisir Dağına oturuyor. 7 gün bekledikten sonra Utnapiştim bir güvercin salıyor dışarı. O konacak yer bulamadığı için geri dönüyor. Daha sonra bir kırlangıç gönderiyor, fakat o da geri geliyor. Son olarak uçurduğu kuzgun geri dönmeyince dışan çıkıyorlar. Utnapiştim dağın tepesine kurbanlarla içkiler sunuyor. Altlarında çeşitli ağaçların odunları yanan ocaklara 7 kazan konarak kurban etleri pişiriliyor. Onların tatlı kokusunu duyan Tanrılar üşüşüyorlar. Tufanı yaptıran Tanrı Enlil gelip gemiyi ve insanlan görünce çok kızıyor, kim bunlan kurtardı diye. Bilgelik Tanrısı ona karşı çıkarak, günah yapanı, kurallara karşı geleni cezalandır ama bu kadar ağır ve ölümcül olma diye onu yatıştırıyor. Böylece Utnapiştim ve karısı ölümsüz bir yaşam ile nehrin ağzındaki Tanrılar bahçesine yerleştiriliyorlar
spartacus
09-02-2007, 15:32
Evet, sevgili antimuhammed, özetle böyle.. Teşekkürler.
S.Noah Kramer'in çalışmları olsun, M.Ilmıye Çığ'ın ifadelerinde olsun, Nuh tufanı daha anlaşılır halde, tabletlerden sunulmaktadır.
Sümer Bilgelik ve Su Tanrısı Enki, aynen bu günki dinlerde ifade edildiği gibi Perde(bahçe duvarı) gerisinden Ziusudra'ya seslenir, büyük bir gemi yapmasını ister, bildiğiniz Nuh öyküsü.
Peki soru? NUH Tufanı neden 40 gün sürdü?
Cevap, çünkü Sümer Tanrılarının sembolik rakamlarında Tanrı Enki'nin sembolü kutsal 40 sayıdır.
Neden Gemi 7 günde tamamlanıyor çünkü 7'ninde karşılığı var, bir yıl 12 aya(12 büyük tanrı ve tanrıça), bir gün 7 güne, bir gece 12 saat, bir gündüz 12 saate taksim ediliyor.
Geriye insanlar için manevi değerler taşıyan rakamlar kalıyor. 40 Gün ve genelde 12 Boy, 12 Irmak, 12 havari .... hepside Sümer kutsal sayılarıdır, devam uygarlıkların iliklerine kadar destanları ile işlemiştir..
Fenikeliler, evet Arap uygarlıkları ve bilhassa bu günki doğa ve evrene kapalı içe dönük Ortadoğu Kutsal Dinlerin ataları oldukları için temel önemde anahtar isimdir.
Daha sonra 33 rakamını görüyoruz, bu kutsal rakam ise Aryan(İran) merkezli, 3033 sayısından hareketle ulaşılan 33 büyük Tanrı, bu 33 büyük Tanrı da tek bir Tanrı'nın yansılamaları olan ilahi güçlerdir. 99 Rakamıda 33'ün katıdır mesala...
Gılgamış Destanı için, bir link vereyim, Tablet çevirileri, ama kesinlikle S.Noah Kramer'in ve M.Ilmiye Çığ'ın araştırmalarının incelenmesinden yanayım. Çünkü ortada sadece isimler değil, bu uğurda(sümerolog) adanmış ömürlerdir.
http://mezopotamya.tripod.com/gilgamis-kitap.html
saygıdeğer liopleurodon verdiğiniz bilgiler gerçekten çok aydınlatıcı sizden çok şeyler öğreneceğim kesin bende onu yazarken kendin buldum diye yazmamıştım arkadaşın yaklaşımı yanlış yapılması gereken işte sizin bu yaptığınız olmalıydı burada size hocam demek istiyorum verdiğiniz bu bilgiler çok önemli adeta madde biliminin temeli çokta iyi açıklamışsınız şu anda geçerli olanda bu sanıyorum ama herzaman bir açık kapı yokmudur dünyada herşey dinlerde kesindir onun içindirki ilerleme kaydedemezler ben hiç birşey iddaa etmiyorum ama hayat tecrübelerim herşeyin heran değişebileceğini göstermiştir bugüne kadar birçok bilim adamının görüşleri onlar öldükleri halde ileriye gitmiştir dahada gitmektedir
bizler neye sınır koyabilirizki belki kendimize başkasına veya nesnelere sınır koyabilirmiyiz tabiatta herşey kendi içersinde ilerliyor mesela karbon testi olayı belki dahada gelişebilir ozaman ne olurdu muhakkakki bütün hesaplar değişirdi bu güne kadar bilim hangi bilim adamının düzeinde sabit kalmıştır veya sabit kalmayan yokmudur
ben herşeye açığım sadece bende olmayanı alırım olan zaten vardır ufkumuzda ise bizde olmayanlar vardır bu yazıyı araştırdım bulamadım ama bulsakta bişey ifade etmez çünki verdiğiniz bilgi ve kuramlar bunu imkansız kılıyor benim orda anlatmak istediğim nuh tufanının yakın bir tarih ifade ettiğidir 195 bin yıla göre dolayısıyla tektanrılı dinlerde çok yeni bu kuranda delil olarak gösterildiği için söylemiştim
demekki insanlık yaşı çok eski islamiyet 1400 yıldır var isevilik tam tarih bilmiyorum ama 1000 yıllık ta o olsa veya biraz daha fazla neyi değiştirir mantıksızlık şurda belki milyarlarca insan gerçek tanrısını bulamadanmı ölmüştür bu nasıl bir adalettir yani kuranda verilen örnekler çok çok saçma zeka kıtlığının bir ürünü zaten şizofren hastalarının davranışlarını sezinliyorum şizofren hastaları açık toplumlarda çok tehlikeli olabiliyorlar çünki kriz geldiği an kurban hazır 15 milyonluk istanbulda kriz geldimi çık sokağa birkaç kişi boğazla seni kim tanır ama sahra çölünde 10 bin kişilik veya biraz daha fazla bir toplumun içinde krir geldimi bunları yapamazsınız enazından dişarı fırlayıp o hava sizi kendinize getirebilir zaten olay olur o zaman kurnazlık yapacaksınız zaten güçte elinizdeyse
imkanları lehinize çevireceksiniz kurandan birşey anlayamamamızın nedeni ise kuranın önce bir methiye olarak yazılmasıdır eğer öyle kalsaydı tevrat incil gibi biraz öğretisi olurdu hadis yazarları ise bana göre günlük tutuculardır çünki onlar olmazsa kuranın ne olduğunu hiç anlayamayızki kanımca şudur mesela tiyatroda 1 ay sonra sahnelenmek üzereti elinize bir text verseler tabii bu text heran yanınızda olması gerekir günlük yaşamınızada devam ediyorsunuz dışarı çıktınız biriside sizi takip ediyor kimbilir başrol oyuncususunuz başınıza birşey gelmesin diye yanınızdan bir araba geçti su çukurundan geçerken
üstünüze su sıçrattı kızmaz mısınız hemen plakayı aldınız textin arasına yazdınız bu adam bulunacak kulağı çekilecek şimdi ayetlere bakıyoruz bunun gibi şeyler yahu ne alaka hani o sizi takip eden varya açıklamayı ancak ondan alabilirsiniz yoksa anlamanız mümkün değildir zaten kuranı araplarda anlamaz derler işte bundandırki sayın turan dursun bey bu hadisçilerin kitaplarını öğrenme gereksinimi duymuştur bence yoksa hiç birşey anlaşılmaz işte o araya sokulan menfaati ayetler işi bozmuştur
yoksa tevrat incil gibi bir methiye düzeni içinde kalacaktı hocam başınızı ağrıttım bilmiyorum konu dışınada çıktıkmı her zaman önerilerinizi bekliyorum bu konularda makale şeklinde yazılarınızıda bekliyorum umarım size bir saygısızlığım olmamıştır şayet olduysa istemeden olmuştur uyarınız yeter selam ve saygılarımla vermiş olduğunuz url leri inceleyeceğim.
antimuhammed
10-02-2007, 18:00
Tufan Sümer kaynaklarına göre 925 metre uzunluğunda bir gemi yapılıyor ve tufan 6 gece sürüyor ve yedinci günde bitiyor. 7 gün bekledikten sonra güvercin yollanıyor. O geri dönünce kırlangıç, oda geri dönünce 3. seferde kuzgun yollanır ve o geri dönmez.  Tevrat versiyorunda tufan 40 gün sürer. Tevratta yaklaşık, 150 m. Boyunda, 25 m. Genişliğinde ve 15 m. yüksekliğinde bir tekne söz konusudur. ( bir milyonu aşkın bitki ve hayvan türünü tekneye sığdırmak ayrı bir tartışma konusudur). Suların çekilmesi 150 günde gerçekleşir. 7. ayın 17. gününde gemi ararat dağına oturur. Ve 40 gün sonra 3. bir güvercin yollanır. o dönmeyince Nuh karaya çıkar. Kuranda ise sayısal bir ayrıntı yoktur her zaman ki gibi. Tufan kelimesi dadece bir kere geçer. ve yine her zaman ki gibi eksik bilgiler vardır. Gemi nasıl yapılmış, boyutu, gemiden çıkış v.s her hangi bir açıklama yok. Tanrı sadece gürlüyor ve inanmayanlara  nasıl azap verdiğini anlatıp böbürleniyor.
Değerli Spartacus şunuda belirtmekte büyük fayda görüyorum. Sümer matematiğinde 60 rakamını temel alan 'birler basamağı, 60 lar basamağı, 3600 basamağı' haneleri yer alıyordu. 3600 rakamınada kısaca şar ismi verilir. 'Gökyüzü' anlamına gelen ve 'evrensel yaratıcı' olarak görülen, Tanrı Anu'ya verilen rakam 60 dır. Cehennemim 7 yargıcı vardır Sümer dininde.
Üzerinde '3 ve 20' rakamlarının geçtiği yazıtlar, Güneş Tanrısı Şamaş (Utu) kültünün yaygın olduğu kentlerde bulunmuştur. '3 ve 30' ifadelerini içerenlerse, Ay Tanrısı Sin'in (Nanna) kült merkezleri olarak bilinen kentlerde. Şamaş'ın kutsal rakamının 20, Sin'in kutsal rakamının da 30 olduğunu bildiğimize göre, bilmecenin ikinci yarısı anlaşılır hale gelir: 20 Güneş Tanrısı'nı, 30 da Ay Tanrısı'nı simgelemektedir. Ama maalesef bu simgelerin başında ki 3 rakamının neyi simgelediği bilinmemektedir.
Belki çoğumuz farkında değiliz ama güzünümde bir çok alanda Sümer sayı sistemini kullanmaktayız. 360 derecelik daire, 12 aylık takvim, 24 saatlik gün ve bir sürü matematik bilgi Sümerlerden gelmektedir.
Kimileri 3600 yılı 12. gezegen ile ilgilendirir. Fakat aşağıdaki dünya ile ilgili rakamlara göz atmak oldukça ilginç olacaktır..
Dünyanın çapı: 7920 mil (22 x 360) (12 x 660)
Ayın çapı : 2160 mil (6 x 360). Bu sayı, 2160 yıllık bir büyük ay veya astrolojik çağa eşittir.
Güneşin çapı : 864,000 mil (2400 x 360) (12 x 12 x 6000) (400 x 2160). Dolayısıyla güneşin çapı ayın çapından tam 400 kez daha büyüktür.
Dünyanın aya uzaklığı Â 237,600 mil (360 x 660) (30 x 7920). Dünyanın ortalama mesafesi: çapı çarpı 30.
Dünyanın güneş etrafında dönüş hızı : 66,600 mil/saat (185 x 360).
Güneş kütlesinin dünya kütlesine oranı: 333,000 kez (925 x 360).
İlginçtir ki, ışık hızı ekvator'da (eşlek) dünyanın dönme hızından hemen hemen 648,000 kez hızlıdır. Bu sadece bir tesadüftür, çünkü dünyanın herhangi bir hızda dönmesi mümkündür ve geçmişte oldukça daha hızlı ve gelecekte daha yavaş dönecektir. Dünyanın bir kez dönmesi bir gündür ve bizim zaman birimlerimizi eşit parçalara böler. Babilliler ve onlardan önce gelenlerin sayesinde biz günü 24'lü ve 60'lı birimlere bölmekteyiz ve tesadüfen 648,000, 24 ve 60'a bölünmektedir. Bu iki tesadüften dolayı ışık hızı ile dünyanın ekvatoru etrafında dönen bir cisim dakikada 450 ve saniyede 7.5 tur atar.
Metrik sistemi dünyanın bir boylam dairesine göre ölçmesi ekvator çemberinin yaklaşık 40,000,000 metre uzunlukta yapmaktadır. Bunu da 7.5 ile çarparsak ışık hızı olan 300,000,000 metre saniyeyi elde ederiz.
Işık hızını 300,000 km saniye olarak kabul edersek, ki bu hemen hemen hemen doğrudur, o takdirde bir saatteki ışık hızı 3,600 kez büyüktür ve bir gün ışık hızı bir saat ışık hızından 24 kez büyük olup değeri 25,920 milyon olur.
NOT İnçte insan parmağa ve fit'te ayağına göre hesaplanmıştır. Eski Sümer ve Mısır ölçü birimleri de eski İngiliz ölçü birimlerine eşit veya orantılıdır.
ben çok merak ediyorum : acaba * nuh * şarlatanı nasıl kocaman dinazorları , minicik ,ufacık mikroorganizmaları , türlü türlü bitkiyi nasıl olmuşta gemiye almış
antimuhammed
13-02-2007, 16:14
Dinazorların yaşadığı dönemde daha bildiğimiz kavramda insan yokmuş. Dinozorlar yeryüzünde ilk kez 200 milyon yıl önce göründüler. 65 milyon yıl önce ise, çok sayıda dinozor türünün nesli tükenmişti.
Bilim adamları, dinozorlar yeryüzünden silinene dek erken memelilerin ancak küçük olanlarının hayatta kaldığını düşünüyor. Bunun nedeni de memelilerin büyüdüğünde dinozorlarca kolaylıkla farkedilerek yem olması. Dinozorlar 65 milyon yıl önce bütünüyle öldükten sonra, memeliler daha rahat üreme şansı buldu ve büyüdüler.Bu demektir ki dinazorlar yok olmasaydı insan denen varlık olmayabilirdi. Bu arada ilahi dinlere göre insan için yaratıldığı söylenen bir dünyadan bahsediyoruz. O zaman insan neredeydi derseniz sanırım Adem ile Havva hala cennette eğleşiyorlardı. Daha günah işlememişlerdi. Allahtan dinazorlar varken yasağı çiğnememişler. Yoksa halleri ne olurdu!!!!
spartacus
13-02-2007, 17:32
Sevgili Antimuhammed;
Evet aynen öyle, An(Anu) kutsal rakamı 60 sayısıdır. Aslen bu gün 6 sayısına karşılık gelir... An'ın eşi Ki'nin ise Kutsal Sayısı 55 dir, Oğulları ve yerlerin ve Göklerin Hükümdarı olan Enlil ise 50 Kutsal rakamını karşılar, Enlil'in eşi, Ninlil'in ise kutsal rakamı 45 dir... Enki2nin kutsal rakamı ise 40 dır, böyle 5 rakamına kadar gider ve seri, 6 Erkek 6 Kadın olmak üzere 12 yi karşılar.
Forumlarda bir kaç konu başlığı altında bir yılın 12 aya, haftanın neden yediye, günlerin gece ve gündüz neden 12 ye taksim edildiğini anlatmıştım...
Tufan ise Babil anlatımlarında, 6 gün 6 gece sürüyor= 12, 7. Gün ise Tufan sona eriyor bu gün suların çekilmesidir.... Kısaca 7 gün diyoruz ama 7. gün artık suların çekilme günüdür.... Suların Tamamen çekilme süreci ise 40 gün, Tufan'ın değil.
Tevrat'da ise Tufan konusunda yine 7 RAKAMI ile karşılaşırız, 40 gün sürmüş denmesi Sümerlerin atlandığı anlamına gelmiyor, Tevrat'da 7 gün Nuh'a Tufan bildirildikten sonra ki 7 gün olarak geçer. 7 Rakamını yabana atamayız.. Ayrıca Sümer Tanrıları ile tamamen aynı söylemdedir...
"Tevrat Yaratılış
Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek.
Yaratılış 6:17"
"Tevrat Yaratılış
4 Çünkü yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yarattığım her canlıyı yeryüzünden silip atacağım.”
...
8-9 Tanrı`nın Nuh`a buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her tür hayvan, kuş ve sürüngenden* erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuh`a gelip gemiye bindiler.
10 Yedi gün sonra tufan koptu."
40 Gün ise;
"12 Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı."
40 Rakamı bence şans eseri değildir, çünkü Tanrılar meclisinde Enlil tufanı yapacak, zaten fırtınalar ve tufanlar tanrısıdır Enlil, bu iş onundur ve An ile Enlil Tufan konusunda kararlıdır.
Bu sümer yazıtının ilk bulunanı Akad dilinde yazılmış ancak kırık bir tabletde olsa, Sümer yazını tabletin yarısı bulunmuştur, okunmuştur...
40 Rakamı, Enki'nin kutsal rakamıdır, insanları kurtaranda yine Tanrı Enki'dir...
earthling
01-05-2010, 22:03
http://www.ntvmsnbc.com/id/25074419/
Nuh Peygamber kimdi ve Tufan miti neden tüm kültürlerde ortaktır ?
Tüm mitolojiler ve dinler bu antik bilinçaltındaki kahramana kendi lisanları doğrultusunda bir isim vermişlerdir.
Mitoloji ve din kitaplarıyla az da olsa haşır neşir olmuş kişiler bilirler ki; dünyada çok büyük bir felaketin gerçekleşmiş olduğuna dair hemen hemen tüm uygarlıkların antik bilinç altına kazınmış bir bilgi vardır. Bu antik bilinçaltının Maya’lara ait kısmı 2012’den sonra modern dünyamızın beklediği felaketlerle ilgilidir. Tüm mitolojiler ve dinler bu antik bilinçaltındaki kahramana kendi lisanları doğrultusunda bir isim vermişlerdir. İbraniler bu gizemli şahısa Nóah, Araplar Nuh ismini vermişlerdir. Tevrat’da, İncil’de ve İslamiyet’in kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’de bu şahsın bir peygamber olduğu ve büyük bir felaketten insanlığı kurtardığına dair bilgiler vardır.
İncil’de Matta 24, Luka 17-27, Petrus 3,20, İkinci Petrus 2, 5 de bu kişi ilgili pek çok bilgi mevcut iken, Kuran-ı Kerimde Nuh suresinde apaçık ismi ile Nuh Peygamber hakkında bilgi edinmek mümkündür. Sapkınlığa uğrayan bir ırkın Tanrı tarafından cezalandırılacağı bilgisini önceden haber alan ve yine Tanrı’nın arzusu üzerine de büyük tufandan kurtaran Nuh Peygamberden Nuh Suresinin ilk 2 ayetinde şöyle bahsediliyor.
1. Şüphesiz biz Nûh'u, kavmine, "Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik.
Haberin devamı ↓
reklam
2. Nûh şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
Nuh Peygamber, neredeyse üç büyük kitabın hem fikir olduğu şekilde insanlığa aksettirilmiştir. Kuran-ı Kerim’deki Nuh süresi haricinde İbrahim, İsra, Şuara, Saffat, Kaf gibi pek çok sürede de kendisinden bahsedilmektedir.
Kimilerine göre Ad ve Semud veya Tevrat’a göre de Lut kavminin uğradığı bir felaketten insanlığı kurtaran bir şahıs olarak bilinir. Semud kavmi, Kur'an-ı Kerim'de adı geçen ve Hicaz ile Suriye arasında Vadil-Kura'da yaşamış eski bir Arap kabilesidir.
“O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı) gerçekten Rablerine (karşı) inkâr etmişlerdi. Haberiniz olsun; Semud ( halkına Allah'ın rahmetinden ) uzaklık (verildi.) (Hud Suresi, 67-68)
Yazımızın konusu Nuh peygamberin bir peygamber olup olmadığıyla değil, onun, dinler ve mitolojiler içinde kim olduğuyla ilgilidir. Çünkü Nuh efsanesi pek çok tek tanrılı din öncesi antik hikâyelerde de mevcuttur.
Dünya üzerinde 19 antik kavmin, 7 ana bölgenin, 39 ayrı dilin ortak kabul ettiği bir efsanedir Nuh'un hikayesi. Nuh'a İbraniler Nóah, Hintliler Manu, Çinliler A-Zie, Sümerler Ziusudra, Babilliler Utnapiştim, Akadalılar Atra-Hais, Yunanlılar kendi mitlerinde Deucalion (ve Sümer mitindeki kral figürüne Xisuthros), Aztekler ise Tapi demişlerdir.
Bu efsane, Güney Afrika’dan Güney Amerika’ya ve Çin’e; Polinezya, özellikle de Hawaii’nin Huna (Sır) sisteminden Avustralya’nın Aborijin inançlarına kadar her zaman karşımıza çıkmıştır. Bize yakın bir bölge olan Orta Doğu’daki Gılgamış destanında, Ziusudra’nın hikayesi 3 büyük dinde geçen hikayeyle aynıdır. İlgilenenler, ülkemizin ve dünyanın en ciddi Sümerolog’u ve araştırmacısı olan Muazzez İlmiye Çığ hanımefendinin kitaplarında veya Samuel Noah Kramer’in Tarih Sümerle başlar eserinde çok değerli bilgiler bulabilirler. Ayrıca Sümer mitolojisindeki Gılgamış destanını da inceleyebilirler. Bu anlamdaki bilgiler taş tabletlerden edinilen arkeolojik çözümlerin sonucudur. İlginçtir ki, gerçek astroloji ve astrolojik bilgi de Sümer tabletlerinin açıklanması sonucu ortaya çıkmıştır.
Önce şöyle bir Gılgamış destanına bakalım. Ölümsüzlüğü arayan bir karakterdir Gılgamış. En sevdiği dostu Enkidu’nun ölümü sonrası ölümsüzlüğü bulmaya çalışmış ve tufandan kurtularak ölümsüzleşen Ziusudra’yı (Utnapiştim) bulmak için maceralar yaşamıştır. Sonunda Ölü Deniz’i geçerek Tilmun adasına ulaşır. Ziusudra’nın ve karısının yalnız yaşadıkları adaya geldiğinde Ziusudra kendisinin 950 yaşında olduğunu söyler ve yaklaşık yarım asır önce yaşadığı tufan hikayesini Gılgamış’a anlatır. Tanrıça Ea ona tufan olacağını haber vermiş ve Ziusudra ailesini de yanına alarak bir gemi inşa etmiştir. Uzun süren tufandan sonra Enlil tufanı durdurmuş ve geminin Nisir dağına oturmasını sağlamıştır. Bütün hikaye sevdiğini ölüler diyarından geri getirmeye ve kendine de ölümsüzlük edinmeye çalışan Gılgamış’ın, manevi ölümsüzlüğü aramakta olduğunu fark etmesi ile son bulmaktadır. Son 3 tabletin bulunamaması nedeni ile bazı bilgiler ne yazık ki tamamlanamamıştır. Bilinen odur ki, bu destan, Gılgamış’ın Ziusudra’yı bulması, yani manevi bilgelik ile ölümsüz olunabileceği üzerinedir. Çünkü dünya üzerinde var olmanın kuralları vardır. Tanrılar bu yüzden insan ırkına kızmışlar ve sapkınlıkları nedeni ile onlara ceza vermek istemişlerdir. İnsanlarının inançsızlıkları, birbirlerine sevgisizlikleri, tanrılara değer vermeyişleri, bazı kavimlerin ahlaksızlıkları ve sapkınlıkları onları çileden çıkartmıştır. Bu sapkınlıkların boyutları bazen korkunç boyutlara ulaşmaktadır. Araştırmalarda pek çok yerde karşımıza çıkar ki, bazı kavimler Enlil’in gönderdiği melekleri bile taciz etmeye çalışmışlardır.
Konunun vahameti hakkında pek çok şey söylenebilir. Ancak bizi ilgilendirmesi gerekli olan önemli bir parçası var. O da, Nuh ve tufanın, tüm kültürlerin anlatılarında ortak bir bilgi olarak bulunmasıdır. Üstelik zaman ve mekan farklılıklarına rağmen
En önce TUFAN IN FELSEFESİ ARIZALIDIR.Tanrı insanlara kızıp BÜTÜN CANLILARI İMHA EDEREK HINCINI ÇIKARIYOR.
Yani kuşlar,böcekler,sığırlar,yırtıcılar demeden hepsi soykırımdan nasibini alıyorlar.Hem de suçları yokken,insanın işlediği suçlar yüzünden imha ediliyorlar.
Burada açıkça psikopat bir Tanrı kişiliği vardır.Hitlerden farksız bir kişilik gösteren bir Tanrı imajı var burada....
minyatur
16-06-2010, 13:56
tıpkı Hz meryem ın isa yı babasız dogurdugu gıbı nuh olayı da islamdan önceki devirlerde yasamıs toplumların bır efsanesı denebılır
hackercesur
14-07-2010, 17:50
Benim merak ettigim diger bir husus ise; nuh, bu kadar çok canlıyı nasıl sıgdırmış bu gemiye. Ve bu kadar canlı türü birbirine saldırmadan günlerce nasıl geçinmiş. Ayrıca bu kadar canlı bu süreçte neler yiyip içmiş. :)