Orijinalini görmek için tıklayınız : DAĞLARIN HAREKET ETMESİ
Bir ayette dağların göründükleri gibi sabit olmadıkları, sürekli hareket halinde bulundukları şöyle bildirilmektedir:
Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler... (Neml Suresi, 88)
Dağların bu hareketi, üzerinde bulundukları yer kabuğunun hareketinden kaynaklanır. Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. İlk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların Dünya'nın ilk dönemlerinde birarada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını öne sürmüştü.
Burada dağ olarak kastedilen yüksek kum tepeleri olabilir. Onları dağ olarak kabul etmek mümkün. Aslında dağlar hareket etmezler. Kıt'alar hareket halindedirler. Dağlar kıt'aların hareketi sırasında ortaya çıkarlar. Örneğin Hindistan subkıtası ki büyük bir ada şeklindeydi, Asya ile çarpışınca Himalayalar oluşmuştur. Hindistan kıt'ası hala Asyaya doğru ilerlemekte ve Himalayalar hala yükselmektedirler. Dağların hareket etmesi diye bir şey yoktur. Kıt'aların hareketi dağların hareketi şeklinde yorumlanmamalıdır. Normal jeolojik süreçler sırasında dağlar yıpranırlar. Yağmurlar ve rüzgarlar, buzullar ve çığlar, toprak kaymaları dağların zamanla yıpranmasına ve peneple olmasına neden olur. Yoksa dağların hareket ettiği söylenemez.
Kur'an'ın birçok yerinde dağlardan bahsedilir.
Ra'd 31
Kehf 47
Taha 105
Enbiya 31
Neml 88
Sâd 18
Ve diğerleri..
Bazı ayetlerde dağlar Allah'a boyun eğerler. Diğerlerinde simgesel önemleri vardır veya kuşlarla birlikte dua ederler.
Bu konuya ilerde tekrar değineceğim.
Selamlar
HACI
Aşağıdaki yazıyı Kur'an'ın mucizeleri konulu bir İslam sitesinden aldım. . Önce o yazıyı okuyalım ve ana hatlarını özetleyelim.
Dağların bu hareketi, üzerinde bulundukları yer kabuğunun hareketinden kaynaklanır. Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. İlk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların Dünya'nın ilk dönemlerinde birarada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını öne sürmüştü.
Ancak jeologlar, Wegener'in haklı olduğunu onun ölümünden 50 yıl sonra yani 1980'li yıllarda anlayabildiler. Wegener'in, 1915 yılında yayınlanan bir makalesinde belirtmiş olduğu gibi; yeryüzündeki kara parçaları yaklaşık 500 milyon yıl önce birbirlerine bağlılardı ve Pangaea ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu'nda bulunuyordu. Yaklaşık 180 milyon yıl önce Pangaea ikiye ayrıldı. Farklı yönlere sürüklenen bu iki dev kıtadan birincisi Afrika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan'ı kapsayan Gondwana idi. İkincisi ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Hindistansız Asya'dan oluşan Laurasia idi. Bu bölünmeyi izleyen yaklaşık 150 milyon yıl içindeki çeşitli zamanlarda Gondwana ve Laurasia daha küçük parçalara ayrıldılar.
İşte Pangaea'nın parçalanmasıyla ortaya çıkan bu kıtalar sürekli olarak kara ve deniz arasındaki dağılımı değiştirerek, yılda birkaç santimetrelik hızlarla Dünya yüzeyinde sürüklenmektedirler.
20. yüzyılın başlarında yapılan jeolojik araştırmalar sonucunda keşfedilen yer kabuğunun bu hareketi bilimsel kaynaklarda şöyle açıklanmaktadır:
Yer kabuğu ve üst mantodan oluşan 100 km kalınlığındaki Dünya yüzeyi "tabaka" adı verilen parçalardan oluşmuştur. Dünya yüzeyini oluşturan altı büyük tabaka ve sayısız küçük tabaka vardır. "Tabaka tektoniği" adı verilen teoriye göre bu tabakalar kıtaları ve okyanus tabanını da beraberinde taşıyarak Dünya üzerinde hareket ederler... Kıtasal hareketin yılda 1 ile 5 cm civarında olduğu hesaplanmıştır. Tabakalar bu şekilde hareket ettikçe Dünya coğrafyasında değişiklikler meydana gelir. Örneğin, Atlantik Okyanusu her sene biraz daha genişlemektedir.32
Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Allah dağların hareketini ayette "sürüklenme" olarak bildirmiştir. Nitekim bilim adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de "continental drift" yani "kıtasal sürüklenme"dir.33
Kıtaların kayması Kuran'ın indirildiği dönemde gözlemlenemeyecek bir bilgidir ve Allah ayette geçen "dağları görürsün de, donmuş sanırsın" ifadesiyle insanların bu konuyu ne şekilde değerlendireceklerini önceden bildirmiştir. Ancak bunun ardından bir gerçeği açıklamış ve dağların bulutların sürüklendikleri gibi sürüklendiklerini haber vermiştir. Görüldüğü gibi ayette dağların bulunduğu tabakanın hareketliliğine açıkça dikkat çekilmiştir.
Bilimin çok yeni keşfettiği bu bilimsel gerçeğin, evren ve doğa hakkındaki görüşlerin, hurafe, batıl inanç ve efsanelere dayandığı 7. yüzyılda, Kuran'da haber veriliyor olması şüphesiz büyük bir mucizedir. Ve Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun çok önemli bir delilidir.
Herşeyden önce hareket halinde olan dağlar değildir. Kıtalardır. Geniş kara parçalarıdır. Pangaea devrinde henüz şimdi bildiğimiz dağların çoğu zaten mevcut değillerdi. Kıtaların hareketi sırasında bir tabaka diğer bir tabakanın altına girince, üst tabaka yukarı doğru itilir ve böylece dağlar oluşur. Bu dağlar tek başlarına hareket halinde değilerdir. Kıtalarla birlikte hareket ederler.
Dağların hepsi değilse bile birçoğu Pangaea devrinden çok sonra ortaya çıkmaya başlamışlardır. Çoğunun yaşı 100 milyon yıldan fazla değildir. Kuzey ve Güney Amerika'nın pasifik okyanusu sahilleri ile, pasifiği kuşatan dağların bir çoğu daha da gençtirler. Himalayalar da çok genç dağlardandır ve Hindistan adasının Asya'ya çarpması sonucu ortaya çıkmışlardır. Hala yükselmektedirler.
Bir ayete bakarak bu ilginç olayın Kur'an'da var olduğunu iddia etmek tek kelime ile sahtekarlıktır. Kur'an bir bilim kitabı mıdır? Bu tür saçmalıkları hemen her kitaptan bulup çıkarmak mümkündür. İncilin de geleceği gösterdiğine inanan çok insan vardır.
Dağlar tarihin başından beri insanları büyüleyen jeolojik oluşumlardır. Kur'an'ın birçok ayetinde dağlara atıflarda bulunulmuştur. Bir ayette hareket halinde olan dağlar, diğer ayette karaların hareket etmesini önleyen engeller olarak tasvir edilmektedirler.
Enbiya 31: Yerküreye, onları çalkalamasın diye bir takım dağlar diktik. Ve orada geniş yollar açtık ki, doğru gidebilsinler.
denirken
Neml, 88: Sen dağlara bakar da onları donuk-durgun görürsün. Oysaki onlar bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır
denmektedir.
Kur'an'da dağlarla ilgili ayetler Muhammed'in ve Araplarin dağlara olan hayranlığından başka bir şey ifade etmez.
Dağlar yeryüzünün çalkalanmasını önleyen jeolojik oluşumlar değillerdir. Aslında dağların bulunduğu yerlerde jeolojik olarak aktif faylar vardır. O yörelerde tektonik olaylara sıklıkla rastlanır. Yani dağlar yer yüzünün çalkalanan yerlerinde bulunurlar ve çalkalanmanın ürünüdürler. Depremleri önlemezler.
Selamlar
HACI
Burada bir şey daha yazayım.Yorumlamayı da size bırakayım:
Neml 87:Sûr'a üfürüldüğü gün, -Allah'ın diledikleri müstesna-, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler.
Neml 88:Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.
Neml 89:Kim iyilikle (ilâhî huzura) gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve onlar o gün korkudan emin kalırlar.
Neml 90.(Rablerinin huzuruna) kötülükle gelen kimseler ise yüzükoyun cehenneme atılırlar. (Onlara) "Ancak yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz!" (denir).
Bence bu bir kıyamet ayeti.
Burada Elmalılı'nın tefsirini de yazmakta fayda var:
88-89- Bir de sen dağları görürsün de onları yerinde durur sanırsın. Halbuki onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu âyet iyi anlaşılmış değildir Müfessirler bunu "Dağlar sallanıp yürütüldüğünde..." (Tekvîr, 81/3), "Dağlar atılmış yün gibi olduğu..." (Kâria, 101/5) âyetleri üzere kıyamet günü dağların yün gibi atılıp yürütülmesi manzarasının bir tasviri kabul etmişlerdir. Buna göre bu âyet "hepsi O'na dehşete kapılarak gelir." (Neml, 28/87) cümlesine matuf olarak bu görüş, bu sanış, bu bulut gibi geçiş, hep ilerde o feza günü olacak. Fakat buna göre "Sen onları durur sanırsın" cümlesi yakışıksız kalır. "Oysa, onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler." denilmesi daha uygun olurdu. Çünkü "O gün dağlar bulut gibi geçecekler de o halde sen onları camid duruyor sanacaksın" denilmesi, şiddetlendirmek değil hafifletmek oluyor. Şu halde ile bu güne, o güne ait olmak ihtimali kalır. Yani "bu gün hal-i hazırda dağları görürsün câmid hareketsiz sanırsın, halbuki, onlar kıyamet günü bulut geçer gibi geçeceklerdir" demek olur. Bu surette ise fazla kalır denilmesi daha uygun olurdu.
Bunun için müteahhirin'den bazıları fiilinin de şimdiki zamana ait olması gerekeceğine hükmederek bununla yeryüzünün hareketini ispata çalışmışlardır. Buna göre mânâ şöyle olmaktadır: Sen bu gün dağları görür hareketsiz sanırsın, halbuki onlar hergün bulut geçer gibi geçerler. Bu esas itibariyle güzel bir mânâdır. Ancak bu geçiş yeryüzünün her gün güneş etrafındaki dönüşü olarak yorumlanınca kıyamet halleri arasında bunun ne sebeple zikredildiği anlaşılamıyor. Bir de bütün bu görüşlerde yalnız "yerinde durur" demek oluyor. Ve bunun yürümekle karşılığı anlaşılsa da, bulut ile olan karşılığındaki zevk kaybedilmiş oluyor.
Bizim görüşümüze göre bu âyet, şimdiki halin her an oluş ve yok oluşunu göstererek kıyamet ve yeniden dirilmeyi düşündürmek için bir nevi delil göstermek üzere ifade edilmiştir. Dağların aslında gezici gazlardan meydana gelmiş olup zerrelerinde bulut buharlaşır gibi olmak ve yok olmak, kimyasal değişim ile her an yeni yaratılışın devam edip durduğunu ve bu suretle yoğunluklarının da bir tek hacimde sabit kalmayıp her an değişmek ve yeniden meydana gelmek üzere bulunduğunu ve bu sebepten âlemin en sabit görülen şeylerinin bile böyle her an değişme ile bir kıyamete doğru gittiğini ve şu halde günün birinde bir üfürme ile o koca dağların yerinden bütün yoğunluklarıyla yürütülüp yeryüzünün başka bir yeryüzüne değiştirilebileceğini anlatıyor. Hem bu gidişin nizamsız bir değişiklik ile sadece bir tahrip için değil, bulutun rahmete gidişi gibi hikmet ve intizam ile daha yüksek bir hayata geçirmek için olduğuna işaret de ediyor. Bu işareti özellikle açıklamak için buyuruluyor ki: Her şeyi itkan eden, yani ilim ve hikmeti ile her şeyi yerli yerinde sağlam ve muntazam yapan Allah'ın sanatıdır! Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır. Her kim bir iyilikle gelirse ona ondan daha hayırlısı var, hem onlar o iyilikle gelenler o günkü bir feza'dan, yani o üfürülme günü veya tekrar dirilme günü dehşetli bir korkudan emin kalırlar
.
Kemal_Salleyte
12-02-2006, 13:34
Bence bu mucize iddiasina uygun cevap sudur: "O gun" le kiyamet gunune isaret edilmektedir. Yani bugunden degil. Geciniz.
Julietta
23-07-2007, 06:22
amaaan Kuran'da da belirtilmiş zaten
İnancağnz yok
Öbür tarafta görüşmek dileğiyle;)
ozgur_beyin
23-07-2007, 10:35
sevgili julietta , ötedeki ''hoş geldin'' ekibinde sende *mi varsın? :lol:
DreiMalAli
23-07-2007, 19:45
sevgili julietta , ötedeki ''hoş geldin'' ekibinde sende *mi varsın? :lol:
:twisted:
Ne bu şanssızlık yav.
Yine kaçırdım.
Halbuki bir mektup gönderecektim "Öbür tarafta"ki bir tanıdığa.
Sevgiler
güzel bir ayet. dağların hareketli oldugunu iletmiş. ama arkadaşlara göre kıtaların hareket etmesi dağların hareket etmediği anlamına gelmez. aksine bu ozamanlar bilinmesi mümkün olmayan bir durumdur. kum tepesi ile dağ arasındaki farkı araplarda biliyordur elbet. dağların hareketi ve dünya üzerinde civi etkisi yaptıgınıda bilim kabul ediyor. peki arkadaşlar siz neyi kabul edeceksiniz baykal gibi muhalefet bölümündenmisiniz :D