Aydınus
27-09-2008, 19:57
''Ben Batı Demokrasisine İnanmıyorum ''
Aziz Nesin'le Röportaj
Sayı : MIZ 2 / 95
O , Türk yazarı Aziz Nesin ; İslam köktendincilerinin Salman Rüşti ve Teslime Nesrin'den sonraki en önemli hedefi . Bu hiciv ustası memleketinde demokrasi ve laiklik mücadelesi veriyor , öyle ki bu yüzden defalarca hapse atıldı . Rüşti Olayı'nda takibe alınan yazar konusunda yerini samimiyetle belli etti ve ''Şeytan Ayetleri''nin tercümesini üstlenip çeşitli günlük gazetelerde yayımlanmasını sağladı .
Hiddenheim'daki Uluslararası Bağlantısız Ateistler Birliği ( IBKA ) toplantısı bitmeden önce Rolf Hainrich ve Gunnar Schedel onunla görüşme imkanı buldu .
MIZ : Gerçi Aziz Nesin Almanya'da edebiyat çevrelerince çoktandır tanınıyordu , fakat kamuoyunca tanınması takibata uğraması ile oldu . Aziz Nesin'i ateşli eleştirilerin odağına sürükleyen eserler , aktiviteler nelerdir ?
Aziz Nesin : İslamcılığın etkisi Kemal Atatürk'ün zamanında zayıftı , fakat sonraları birçok politikacı köktendincilerle işbirliğine gittiler . Bir aydın olarak ben bu durumda , ki niceleri gibi , suskun kalamazdım . Bu politikaları eleştirmekle işe başladık . İnsanlara kışkırtıcı gelen de sanırım bu eleştirilerimizdi .
MIZ : Bu , sizin gazetecilik etkinliğinize bağlı bir şey mi , yoksa aynı zamanda edebi eserlerinizden dolayı mı ?
Aziz Nesin : Ben mevcut durumları edebiyatımla eleştiri işine koyuldum , sırf politik eleştirilerle değil . Ki bu yol birçok edebiyatçının tuttuğu yoldur . Elbetteki edebiyatta da , romanda da politik eleştiri vardır , ama politik eleştiri ikinci sıradaydı , benim için önemli olan edebiyat idi .
MIZ : Aziz Nesin'in aynı zamanda Yetim Evi de var , Çocuk Cenneti ... Bu sosyal çaba yönetenlerin niçin huzurunu kaçırdı ?
Aziz Nesin : Çocuk Cenneti , yönetenlerin huzurunu çok kaçırdı , her yönteme başvurarak kapatmayı denediler , özellikle de 1980'de Kenan Evren liderliğindeki askeri darbe sonrasında ... Ama biz herşeyi kanunlara göre dizayn ettiğimizden fazla birşey yapamadılar . Hala daha deniyorlar ama , şu ana kadar başaramadılar .
MIZ : Türkiye , Almanya'da ve dünyada laik bir ülke olarak tanınır . Bu bağlamda düşünürsek , hala öyle midir ? Bu bağlamda alevilerle olan mevcut durumu nasıl değenlendirebiliriz ?
Aziz Nesin : Türkiye artık sadece kağıt üzerinde laiktir . Gerçi kanunlarda laik devlet olduğu yazılıdır , fakat pratikte - ki halen günümüzde de olduğu üzere - kesinlikle değildir . Peygamber Muhammet'in ölümü sonrası müslüman alemi ikiye ayrıldı ; Sunniler ve Aleviler veya Şiiler ... Şiiler bu zamana kadar hiç iktidar olamadı . Sadece bir kez İran'da başa geçtiler . Fakat İranlı Şiileri Anadolu'daki veya Türkiye'deki Alevilerle eşit düşüncede görmemek gerek , zira aralarında büyük farklılıklar mevcuttur . Aleviler , Türkiye'de daima baskı altına alınmışlardır , özellikle Osmanlılar zamanında . Hep muhalefette kaldıklarından özgür bir duruş sergilemişlerdir .
MIZ : Almanya'da 'köktendincilik' genellikle Şiilikle özdeşleştirilir . Türkiye'deki köktendinci siyaset hangi güçle açıklanır sizce ? Köktendinciliğin özellikle son yıllarda etkili olmaya başlamasının devlet ve politikayla ilişkisi ne derecededir ?
Aziz Nesin : Türkiye'deki köktendinciler resmen iktidarda değiller , fakat gerek Meclis'te gerekse hükümetin çeşitli bazı kurullarında birçok köktendinci kafa mevcuttur ve bunlar gün geçtikçe çoğalıyor ve düşüncem odur ki , sayıları daha da çoğalacak . Korkarım , ülke nüfusu da bunları istiyor . Tabii bunun temelinde yanlış eğitim politikasını aramak gerek .
MIZ : Türkiye'deki köktendinciler Cezayir'deki gibi sadece kendi partilerinde mi teşkilatlandılar , yoksa başka partilere dahil olup da mı proğramlarını uygulamaya soktular ?
Aziz Nesin : Türk köktendincilerinin tam organize oldukları parti , Refah Partisi'dir . Fakat diğer sağ partilerde de birçok köktendinci mevcuttur . Refah Partisi'nin ilk seçim zaferinden sonra diğer partiler de seçmen oyları elde etmek için dinsel konulara değinmeye başladılar . Ve hep şu söylenir ; halkın bu türden dinsel eğilimi var ...
Ben öyle düşünmüyorum ; köktendinciler halkı bağımlı hale getirdiler . Eroin bağımlısını düşünün ; ona az biraz eroin verirsin , ilk denemeden sonra daha çok ister , ona bir sonraki dozajı verirsin ve artık sürekli istemeye başlar . Sonrasında geriye yaslanıp kendi kendine dersin ki ; eğer buna ihtiyacı varsa , ben de ona bunu vermeliyim . Sırf halk böyle istiyor diye bunun adına da demokrasi diyorlar . Bu , köktendinci demokrasi anlayışıdır ; ilkönce halkı aptallaştırırsın , sonra daha da aptallaşsınlar diye ona sorumluluk verirsin .
MIZ : Özellikle en çok hangi sosyal katmanda köktendincilik göze çarpıyor ?
Aziz Nesin : Köktendinciliğe en çok meyleden kesim taşradaki halk katmanıdır ; özellikle de köyden şehire veya Almanya'ya gelenler ... Öyle ki oralarda Türkiye'dekinden daha keskin köktendinci oluyorlar . Türkiye'nin en köktendincileri özellikle Almanya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde bulunmaktadır . Bunun kökeninde , yabancı bir ülkede kendi kültür ve dinlerini korumak yatar . Almanya'da belli bir sanayi ve modern kültür hüküm sürer , haliyle bu insanların kültürü ve geleneği başkadır . Bu , dini ve kültürel geleneklere bağlılık , sanayi toplumunun modernizmine karşı tek seçenektir . Türkiye'de çocuklarını Kuran kurslarına göndermezler , ama bunu Almanya'da yapıyorlar . Türkiye'de cami inşaa etmezler , ama Almanya'da birçok cami yapıyorlar . İşte böyle böyle kendilerini bir gettonun içine hapsediyorlar ve gittikçe dincileşiyorlar .
MIZ : Özgür düşüncede olanların Türkiye'de şu andaki duruşu nedir ve mevcut muhafazakar gelişmeyi en iyi nasıl durdurmayı düşünüyorlar ?
Aziz Nesin : Türkiye'deki özgür güçler hiç iktidar olmadı ve şu anda da iktidarda değiller . Birşeyleri değiştirmeye güçleri de yok . Ayrıca itiraf etmeliyim ki , Türk aydınları çoğunlukla pek öyle cesur da değildir .
MIZ : Bunun sebebi sayılarının azlığı ve kendi aralarındaki iletişimsizlik olabilir mi ?
Aziz Nesin : O da olabilir , ama bence ilk etapta birşeyleri değiştirmeye güçlerinin olmaması , diğeri de sivil insiyatif yoksunluğu ... Ben bunu hep eleştirmişimdir .
MIZ : Sizce mesele gerçekten de sadece güç durumu mu , yoksa değişimin hangi ortak noktada gerçekleşeceği sorunu mu ?
Aziz Nesin : Diyebilirim ki , cesur olan bir düzine aydın da var , fakat medyada sesini duyurma olanağı olan çok az . O sebeple siyaset ve ekonomi konularında etkileri çok az . Mesela 60.000 baskısı olan sol liberal bir gazete var , daha önceleri 150.000'lere çıkmıştı , şimdi yine sadece 60.000'lerde . Bulvar gazeteleri 600.000'lere ulaşıyor . Buradan da anlaşılıyor ki , ilerici güçlerin etki alanı çok küçük .
Türkiye'deki durumun gittikçe kötüleşmesini bir başka örnekten de anlayabiliriz : İran'da parlementerler , Batıya ait olduğu için kravat takmazlar . Türkiye'deki bazı parlamenterler de kravat takma mecburiyetinin olmaması ve tıpkı İran'daki gibi giyinilmesi konusunda dilekçe verdiler . Dilekçenin kabul görüp görmemesi önemli değil ; önemli olan , böyle bir dilekçenin verilebilmesidir . Bu , daha birkaç yıl öncesine kadar düşünülemiyecek birşeydi , kimsenin de aklına parlamentoda veya bir başka resmi kuruluşta kravat takılmasını yasaklamak gelmezdi . Kesin eminim ki bu dilekçe kabul görmeyecek , fakat diğerleri çoktan kabul edilmiş olacak . Böyle , yüzlercesi olan örnekler benim açımdan Türkiye'deki tehlikeli gelişmelere birer işarettir .
MIZ : Türkiye'deki ilerici güçleri desteklemek bağlamında Batı Avrupa'daki ve Almanya'daki laik kuvvetler ne yapabilirler ve ortak çalışma konusunda ne düşünüyorsunuz ?
Aziz Nesin : Uzun zamandır şu fikre sahibim ; İstanbul'da köktendinciliğe karşı bir dünya konferansı düzenlemek ... Eğer başarılı olursa , bu sayede Batılı ülkelerin dikkati İslam ülkelerindeki köktendinciliğe çevrilir ve oralarda ne olup bittiği nihayet anlaşılır . Zira inanıyorum ki , köktendinci bir hareket , kendi kıtaları haricinde değil de ancak Avrupa'da başgösterdiğinde sorunu ciddiye alırlar . Tabii bu amaç için maddi yardıma ihtiyacım var . Türkiye'ye döner dönmez derhal hazırlıklara başlayacak ve içlerinde UNESCO ve bazı PEN Klupleri de dahil olmak üzere iletişime geçecek ve uluslararası bir komite tertiplenmesini önereceğim . Belki de bu planın gerçekleşmesi , Türkiye'de tek başına denemekten daha kolay olacaktır .
MIZ : Daha önce dediniz ki ; genellikle Almanya'ya gelen Türkler sanayi toplumu ile tanışınca köktendincilik gibi ona tamamen ters bir tepkiyle cevap veriyor . Bu demektir ki , buradaki Türkler , Türk toplumunun bir yansıması olarak görülemez . Peki , bu aynı zamanda , yurtdışında çalışan Türklerin ülkelerine döndüklerinde köktendinciliği de beraberlerinde Türkiye'ye getirecekleri manasına gelmez mi ?
Aziz Nesin : Buradaki esas mesele , bu insanların dönüş yaptıklarında köktendinciliği kuvvetlendirip kuvvetlendirmeyeceği meselesi değildir . Ondan çok daha önemli olan , bunların köktendinci parti ve teşkilatları maddi olarak desteklemeleridir ; gerek tüm Avrupa ülkelerinden gerekse Almanya'dan inanılmaz derecede para akışı var .
MIZ : Genel dünya sorunları sözkonusu olduğunda Türkiye'nin Almanya'ya bakış açısı nasıldır ; Almanya dünya nazarında demokrat ve tarafsız mıdır , yoksa detaylarda bazı dinlere karşı imtiyazları ile mi bilinir ?
Aziz Nesin : Bu , olaya hangi perspektiften baktığınıza bağlıdır ; parlamenterlerin bakış açısı ayrıdır , benimki ayrı , aydınlarınki ayrı ... Bu , Almanya'ya bakış açısı kişiye göre değişir .
MIZ : Aydınlar Almanya'nın dünya meselelerinde bir örnek olduğu görüşünde midir ?
Aziz Nesin : Ben şu anda Türk aydınları adına değil , sadece kendi adıma konuşabilirim . Ve bana kalırsa ne Almanya , ne Fransa , ne İngiltere ne de ABD demokratiktir . Öyle ki somut örnekler de verebilirim . Benim için sadece bir Avrupa sözkonusu değildir , aksine Avrupa'daki iki ana gücü birbirine karıştırmamak gerek ; hükümetler ve ilerici aydınlar ... Bunları birbirine karıştırmamak gerek . Eğer ki konu demokrasi ve hümanizm ise , aydınlara güvenirim , hükümetlere değil .
Bir örnek vereyim : Dün Alman televizyonları Türk askerinin Almanya'dan aldığı silahları kullandığını gösterdi . Bu yeni bir şey değil . Çok önceleri Alman gazetecileri Doğu Anadolu'da mevzilendi ve durumu yerinde tesbit etti ve bunu da yazdılar : bakın millet , Türkler Alman silahlarını Kürtlere karşı kullanıyorlar ... Bu baskı üzerine Alman hükümeti silah sevkiyatını durdurdu . Fakat sadece kısa bir süreliğine ve sonra aynen devam etti .
Eğer burada silah sevkiyatı eleştiriliyorsa , sormak gerek , silahlar niçin sevkedilir ? Ve birçok Alman aydını ve gazetecinin bu tutumu beni rahatsız ediyor . Diyorlar ki ; bu silahlar Kürtlere karşı kullanılmasın ... İyi o halde , ben de soruyorum : Kime karşı kullanılsın ? Belki de Alman aydınları bunu sormuşlardır , ama ben denk gelmedim . Yunanistan'a karşı mı , Suriye'ye karşı mı veya Azerbeycan'a karşı mı ; Türkiye bu silahları kime karşı kullansın ? Alman gazetecilerinin şimdiye kadar Türkiye'ye ne diye silah sevkiyatı yapıldığını Alman hükümetinden sorduğuna hiç şahit olmadım . İlericiler ve ateist güçler bence bu soruyu sormalılar . Ayrıca Batı tarafından silah sevkiyatı sadece Türk askerine yapılmıyor , Kürtler de silahını bu ülkelerden alıyor . Bir kez daha tekrarlamak gerekirse ; bu silahların savaş taraftarlarına neden gönderildiğinin sorgulanması gerekir . Eğer ki bu aydınlar , Kürtlerin Almanya'dan silah almadığını iddia ediyorlarsa birşey diyemem . Almanların Irak'ta zehirli gaz fabrikası kurduğunu artık kimse inkar etmiyor . En son Almanya'da iken zehirli gaz fabrikası kurulmasında parmağı olan firma sahiplerinden birinin mahkeme huzuruna çıkarılıp çıkarılmadığını sordum . Bana cevaben denildi ki ; evet , bir tanesi az bir cezaya çarptırıldı , diğerleri serbestçe dolaşıyorlar ... Alman aydınlarının bunu düşünmesi lazım .
İşte bu sebeple Batı demokrasisine inanmıyorum . Belki bizdeki hükümetler bazı işleri kaba saba yapıyorlar , sizde de aynısı oluyor , fakat sizinkiler öyle şık , öyle sinsi ( bu kelimeyi kullanmak zorundayım ) yapıyorlar ki , hiç kimse Almanya'da demokrasi ve özgürlüğün olmadığının ne farkına varabiliyor ne de düşünebiliyorlar . Bu bağlamda Batılı hükümetler kendi halklarını aldatıyorlar . İlkönce Afrika ülkelerine silah gönderiyorlar , sonra da savaş oluyor , savaş sonrasında da en dehşet haliyle açlık başgösteriyor ve ardından Batılı hükümetler yardım etmek istediklerini açıklayıp gıda yardımı yapıyorlar . Bu ikiyüzlülüktür . Hükümetler kendilerini yardımsever gösteriyor ama , öncesine bakmak lazım .
Türkiye'de insan hakları aleni çiğneniyor , fakat Almanya tarafından da insan hakları ihlal ediliyor , siz de bilirsiniz nasıl yapıldığını ; belki bu kadar kaba saba değil , ama kitabına göre ... Alman aydınlarından beklentim ; sadece Türkiye'dekini değil , Almanya'daki insan hakları ihlallerini de göstersinler . Elbetteki bizimkilerini söylesinler , ama biraz da kendi ülkelerine baksınlar . Bu , diğer Avrupa ülkeleri için de geçerlidir . Fransa gibi İngiltere de Irak'a silah sevkiyatı yaptı .
MIZ : Sivas'taki , ilk etapta direk şahsınıza yapılan saldırı hayatınızı nasıl degiştirdi ? Bundan çıkardığınız dersler veya çıkarmak zorunda olduğunuz dersler nelerdir ?
Aziz Nesin : Bu saldırı sonrası hayatımı hiç değiştirmedim ; her zamanki şekilde yaşıyor ve çalışıyorum . Sadece birşey değişti ; istememe rağmen hükümet bana polis koruması sağladı . Nasıl desem ; nereye gitsem sürekli yanımda olmaları beni rahatsız ediyor . Değişen tek şey bu . Şu anda olduğu üzere ancak yurtdışına çıktığımda özgürce hareket edebiliyorum . Şimdi Türkiye'de toplantı olsaydı , yüzlerce polis beni korumak zorunda kalacaktı . Onların görevlerini yapmalarına birşey dediğimden değil de hani , daha önce de dediğim üzere , bu durum beni bir şekilde rahatsız ediyor .
MIZ : Aziz Nesin'in gelecekteki planları nelerdir ?
Aziz Nesin : Yapacağım öncelikli ilk iş ; söylediğim üzere anti-köktendinci dünya konferansı...
Sonraki niyetim binlerce kitap yazmak ; henüz yarım kalmış o kadar roman , tiyatro eseri , denemeler var ki . Onlarla meşgul olacağım .
Çeviri : Aydınus
Saygılarımla ...
Aziz Nesin'le Röportaj
Sayı : MIZ 2 / 95
O , Türk yazarı Aziz Nesin ; İslam köktendincilerinin Salman Rüşti ve Teslime Nesrin'den sonraki en önemli hedefi . Bu hiciv ustası memleketinde demokrasi ve laiklik mücadelesi veriyor , öyle ki bu yüzden defalarca hapse atıldı . Rüşti Olayı'nda takibe alınan yazar konusunda yerini samimiyetle belli etti ve ''Şeytan Ayetleri''nin tercümesini üstlenip çeşitli günlük gazetelerde yayımlanmasını sağladı .
Hiddenheim'daki Uluslararası Bağlantısız Ateistler Birliği ( IBKA ) toplantısı bitmeden önce Rolf Hainrich ve Gunnar Schedel onunla görüşme imkanı buldu .
MIZ : Gerçi Aziz Nesin Almanya'da edebiyat çevrelerince çoktandır tanınıyordu , fakat kamuoyunca tanınması takibata uğraması ile oldu . Aziz Nesin'i ateşli eleştirilerin odağına sürükleyen eserler , aktiviteler nelerdir ?
Aziz Nesin : İslamcılığın etkisi Kemal Atatürk'ün zamanında zayıftı , fakat sonraları birçok politikacı köktendincilerle işbirliğine gittiler . Bir aydın olarak ben bu durumda , ki niceleri gibi , suskun kalamazdım . Bu politikaları eleştirmekle işe başladık . İnsanlara kışkırtıcı gelen de sanırım bu eleştirilerimizdi .
MIZ : Bu , sizin gazetecilik etkinliğinize bağlı bir şey mi , yoksa aynı zamanda edebi eserlerinizden dolayı mı ?
Aziz Nesin : Ben mevcut durumları edebiyatımla eleştiri işine koyuldum , sırf politik eleştirilerle değil . Ki bu yol birçok edebiyatçının tuttuğu yoldur . Elbetteki edebiyatta da , romanda da politik eleştiri vardır , ama politik eleştiri ikinci sıradaydı , benim için önemli olan edebiyat idi .
MIZ : Aziz Nesin'in aynı zamanda Yetim Evi de var , Çocuk Cenneti ... Bu sosyal çaba yönetenlerin niçin huzurunu kaçırdı ?
Aziz Nesin : Çocuk Cenneti , yönetenlerin huzurunu çok kaçırdı , her yönteme başvurarak kapatmayı denediler , özellikle de 1980'de Kenan Evren liderliğindeki askeri darbe sonrasında ... Ama biz herşeyi kanunlara göre dizayn ettiğimizden fazla birşey yapamadılar . Hala daha deniyorlar ama , şu ana kadar başaramadılar .
MIZ : Türkiye , Almanya'da ve dünyada laik bir ülke olarak tanınır . Bu bağlamda düşünürsek , hala öyle midir ? Bu bağlamda alevilerle olan mevcut durumu nasıl değenlendirebiliriz ?
Aziz Nesin : Türkiye artık sadece kağıt üzerinde laiktir . Gerçi kanunlarda laik devlet olduğu yazılıdır , fakat pratikte - ki halen günümüzde de olduğu üzere - kesinlikle değildir . Peygamber Muhammet'in ölümü sonrası müslüman alemi ikiye ayrıldı ; Sunniler ve Aleviler veya Şiiler ... Şiiler bu zamana kadar hiç iktidar olamadı . Sadece bir kez İran'da başa geçtiler . Fakat İranlı Şiileri Anadolu'daki veya Türkiye'deki Alevilerle eşit düşüncede görmemek gerek , zira aralarında büyük farklılıklar mevcuttur . Aleviler , Türkiye'de daima baskı altına alınmışlardır , özellikle Osmanlılar zamanında . Hep muhalefette kaldıklarından özgür bir duruş sergilemişlerdir .
MIZ : Almanya'da 'köktendincilik' genellikle Şiilikle özdeşleştirilir . Türkiye'deki köktendinci siyaset hangi güçle açıklanır sizce ? Köktendinciliğin özellikle son yıllarda etkili olmaya başlamasının devlet ve politikayla ilişkisi ne derecededir ?
Aziz Nesin : Türkiye'deki köktendinciler resmen iktidarda değiller , fakat gerek Meclis'te gerekse hükümetin çeşitli bazı kurullarında birçok köktendinci kafa mevcuttur ve bunlar gün geçtikçe çoğalıyor ve düşüncem odur ki , sayıları daha da çoğalacak . Korkarım , ülke nüfusu da bunları istiyor . Tabii bunun temelinde yanlış eğitim politikasını aramak gerek .
MIZ : Türkiye'deki köktendinciler Cezayir'deki gibi sadece kendi partilerinde mi teşkilatlandılar , yoksa başka partilere dahil olup da mı proğramlarını uygulamaya soktular ?
Aziz Nesin : Türk köktendincilerinin tam organize oldukları parti , Refah Partisi'dir . Fakat diğer sağ partilerde de birçok köktendinci mevcuttur . Refah Partisi'nin ilk seçim zaferinden sonra diğer partiler de seçmen oyları elde etmek için dinsel konulara değinmeye başladılar . Ve hep şu söylenir ; halkın bu türden dinsel eğilimi var ...
Ben öyle düşünmüyorum ; köktendinciler halkı bağımlı hale getirdiler . Eroin bağımlısını düşünün ; ona az biraz eroin verirsin , ilk denemeden sonra daha çok ister , ona bir sonraki dozajı verirsin ve artık sürekli istemeye başlar . Sonrasında geriye yaslanıp kendi kendine dersin ki ; eğer buna ihtiyacı varsa , ben de ona bunu vermeliyim . Sırf halk böyle istiyor diye bunun adına da demokrasi diyorlar . Bu , köktendinci demokrasi anlayışıdır ; ilkönce halkı aptallaştırırsın , sonra daha da aptallaşsınlar diye ona sorumluluk verirsin .
MIZ : Özellikle en çok hangi sosyal katmanda köktendincilik göze çarpıyor ?
Aziz Nesin : Köktendinciliğe en çok meyleden kesim taşradaki halk katmanıdır ; özellikle de köyden şehire veya Almanya'ya gelenler ... Öyle ki oralarda Türkiye'dekinden daha keskin köktendinci oluyorlar . Türkiye'nin en köktendincileri özellikle Almanya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde bulunmaktadır . Bunun kökeninde , yabancı bir ülkede kendi kültür ve dinlerini korumak yatar . Almanya'da belli bir sanayi ve modern kültür hüküm sürer , haliyle bu insanların kültürü ve geleneği başkadır . Bu , dini ve kültürel geleneklere bağlılık , sanayi toplumunun modernizmine karşı tek seçenektir . Türkiye'de çocuklarını Kuran kurslarına göndermezler , ama bunu Almanya'da yapıyorlar . Türkiye'de cami inşaa etmezler , ama Almanya'da birçok cami yapıyorlar . İşte böyle böyle kendilerini bir gettonun içine hapsediyorlar ve gittikçe dincileşiyorlar .
MIZ : Özgür düşüncede olanların Türkiye'de şu andaki duruşu nedir ve mevcut muhafazakar gelişmeyi en iyi nasıl durdurmayı düşünüyorlar ?
Aziz Nesin : Türkiye'deki özgür güçler hiç iktidar olmadı ve şu anda da iktidarda değiller . Birşeyleri değiştirmeye güçleri de yok . Ayrıca itiraf etmeliyim ki , Türk aydınları çoğunlukla pek öyle cesur da değildir .
MIZ : Bunun sebebi sayılarının azlığı ve kendi aralarındaki iletişimsizlik olabilir mi ?
Aziz Nesin : O da olabilir , ama bence ilk etapta birşeyleri değiştirmeye güçlerinin olmaması , diğeri de sivil insiyatif yoksunluğu ... Ben bunu hep eleştirmişimdir .
MIZ : Sizce mesele gerçekten de sadece güç durumu mu , yoksa değişimin hangi ortak noktada gerçekleşeceği sorunu mu ?
Aziz Nesin : Diyebilirim ki , cesur olan bir düzine aydın da var , fakat medyada sesini duyurma olanağı olan çok az . O sebeple siyaset ve ekonomi konularında etkileri çok az . Mesela 60.000 baskısı olan sol liberal bir gazete var , daha önceleri 150.000'lere çıkmıştı , şimdi yine sadece 60.000'lerde . Bulvar gazeteleri 600.000'lere ulaşıyor . Buradan da anlaşılıyor ki , ilerici güçlerin etki alanı çok küçük .
Türkiye'deki durumun gittikçe kötüleşmesini bir başka örnekten de anlayabiliriz : İran'da parlementerler , Batıya ait olduğu için kravat takmazlar . Türkiye'deki bazı parlamenterler de kravat takma mecburiyetinin olmaması ve tıpkı İran'daki gibi giyinilmesi konusunda dilekçe verdiler . Dilekçenin kabul görüp görmemesi önemli değil ; önemli olan , böyle bir dilekçenin verilebilmesidir . Bu , daha birkaç yıl öncesine kadar düşünülemiyecek birşeydi , kimsenin de aklına parlamentoda veya bir başka resmi kuruluşta kravat takılmasını yasaklamak gelmezdi . Kesin eminim ki bu dilekçe kabul görmeyecek , fakat diğerleri çoktan kabul edilmiş olacak . Böyle , yüzlercesi olan örnekler benim açımdan Türkiye'deki tehlikeli gelişmelere birer işarettir .
MIZ : Türkiye'deki ilerici güçleri desteklemek bağlamında Batı Avrupa'daki ve Almanya'daki laik kuvvetler ne yapabilirler ve ortak çalışma konusunda ne düşünüyorsunuz ?
Aziz Nesin : Uzun zamandır şu fikre sahibim ; İstanbul'da köktendinciliğe karşı bir dünya konferansı düzenlemek ... Eğer başarılı olursa , bu sayede Batılı ülkelerin dikkati İslam ülkelerindeki köktendinciliğe çevrilir ve oralarda ne olup bittiği nihayet anlaşılır . Zira inanıyorum ki , köktendinci bir hareket , kendi kıtaları haricinde değil de ancak Avrupa'da başgösterdiğinde sorunu ciddiye alırlar . Tabii bu amaç için maddi yardıma ihtiyacım var . Türkiye'ye döner dönmez derhal hazırlıklara başlayacak ve içlerinde UNESCO ve bazı PEN Klupleri de dahil olmak üzere iletişime geçecek ve uluslararası bir komite tertiplenmesini önereceğim . Belki de bu planın gerçekleşmesi , Türkiye'de tek başına denemekten daha kolay olacaktır .
MIZ : Daha önce dediniz ki ; genellikle Almanya'ya gelen Türkler sanayi toplumu ile tanışınca köktendincilik gibi ona tamamen ters bir tepkiyle cevap veriyor . Bu demektir ki , buradaki Türkler , Türk toplumunun bir yansıması olarak görülemez . Peki , bu aynı zamanda , yurtdışında çalışan Türklerin ülkelerine döndüklerinde köktendinciliği de beraberlerinde Türkiye'ye getirecekleri manasına gelmez mi ?
Aziz Nesin : Buradaki esas mesele , bu insanların dönüş yaptıklarında köktendinciliği kuvvetlendirip kuvvetlendirmeyeceği meselesi değildir . Ondan çok daha önemli olan , bunların köktendinci parti ve teşkilatları maddi olarak desteklemeleridir ; gerek tüm Avrupa ülkelerinden gerekse Almanya'dan inanılmaz derecede para akışı var .
MIZ : Genel dünya sorunları sözkonusu olduğunda Türkiye'nin Almanya'ya bakış açısı nasıldır ; Almanya dünya nazarında demokrat ve tarafsız mıdır , yoksa detaylarda bazı dinlere karşı imtiyazları ile mi bilinir ?
Aziz Nesin : Bu , olaya hangi perspektiften baktığınıza bağlıdır ; parlamenterlerin bakış açısı ayrıdır , benimki ayrı , aydınlarınki ayrı ... Bu , Almanya'ya bakış açısı kişiye göre değişir .
MIZ : Aydınlar Almanya'nın dünya meselelerinde bir örnek olduğu görüşünde midir ?
Aziz Nesin : Ben şu anda Türk aydınları adına değil , sadece kendi adıma konuşabilirim . Ve bana kalırsa ne Almanya , ne Fransa , ne İngiltere ne de ABD demokratiktir . Öyle ki somut örnekler de verebilirim . Benim için sadece bir Avrupa sözkonusu değildir , aksine Avrupa'daki iki ana gücü birbirine karıştırmamak gerek ; hükümetler ve ilerici aydınlar ... Bunları birbirine karıştırmamak gerek . Eğer ki konu demokrasi ve hümanizm ise , aydınlara güvenirim , hükümetlere değil .
Bir örnek vereyim : Dün Alman televizyonları Türk askerinin Almanya'dan aldığı silahları kullandığını gösterdi . Bu yeni bir şey değil . Çok önceleri Alman gazetecileri Doğu Anadolu'da mevzilendi ve durumu yerinde tesbit etti ve bunu da yazdılar : bakın millet , Türkler Alman silahlarını Kürtlere karşı kullanıyorlar ... Bu baskı üzerine Alman hükümeti silah sevkiyatını durdurdu . Fakat sadece kısa bir süreliğine ve sonra aynen devam etti .
Eğer burada silah sevkiyatı eleştiriliyorsa , sormak gerek , silahlar niçin sevkedilir ? Ve birçok Alman aydını ve gazetecinin bu tutumu beni rahatsız ediyor . Diyorlar ki ; bu silahlar Kürtlere karşı kullanılmasın ... İyi o halde , ben de soruyorum : Kime karşı kullanılsın ? Belki de Alman aydınları bunu sormuşlardır , ama ben denk gelmedim . Yunanistan'a karşı mı , Suriye'ye karşı mı veya Azerbeycan'a karşı mı ; Türkiye bu silahları kime karşı kullansın ? Alman gazetecilerinin şimdiye kadar Türkiye'ye ne diye silah sevkiyatı yapıldığını Alman hükümetinden sorduğuna hiç şahit olmadım . İlericiler ve ateist güçler bence bu soruyu sormalılar . Ayrıca Batı tarafından silah sevkiyatı sadece Türk askerine yapılmıyor , Kürtler de silahını bu ülkelerden alıyor . Bir kez daha tekrarlamak gerekirse ; bu silahların savaş taraftarlarına neden gönderildiğinin sorgulanması gerekir . Eğer ki bu aydınlar , Kürtlerin Almanya'dan silah almadığını iddia ediyorlarsa birşey diyemem . Almanların Irak'ta zehirli gaz fabrikası kurduğunu artık kimse inkar etmiyor . En son Almanya'da iken zehirli gaz fabrikası kurulmasında parmağı olan firma sahiplerinden birinin mahkeme huzuruna çıkarılıp çıkarılmadığını sordum . Bana cevaben denildi ki ; evet , bir tanesi az bir cezaya çarptırıldı , diğerleri serbestçe dolaşıyorlar ... Alman aydınlarının bunu düşünmesi lazım .
İşte bu sebeple Batı demokrasisine inanmıyorum . Belki bizdeki hükümetler bazı işleri kaba saba yapıyorlar , sizde de aynısı oluyor , fakat sizinkiler öyle şık , öyle sinsi ( bu kelimeyi kullanmak zorundayım ) yapıyorlar ki , hiç kimse Almanya'da demokrasi ve özgürlüğün olmadığının ne farkına varabiliyor ne de düşünebiliyorlar . Bu bağlamda Batılı hükümetler kendi halklarını aldatıyorlar . İlkönce Afrika ülkelerine silah gönderiyorlar , sonra da savaş oluyor , savaş sonrasında da en dehşet haliyle açlık başgösteriyor ve ardından Batılı hükümetler yardım etmek istediklerini açıklayıp gıda yardımı yapıyorlar . Bu ikiyüzlülüktür . Hükümetler kendilerini yardımsever gösteriyor ama , öncesine bakmak lazım .
Türkiye'de insan hakları aleni çiğneniyor , fakat Almanya tarafından da insan hakları ihlal ediliyor , siz de bilirsiniz nasıl yapıldığını ; belki bu kadar kaba saba değil , ama kitabına göre ... Alman aydınlarından beklentim ; sadece Türkiye'dekini değil , Almanya'daki insan hakları ihlallerini de göstersinler . Elbetteki bizimkilerini söylesinler , ama biraz da kendi ülkelerine baksınlar . Bu , diğer Avrupa ülkeleri için de geçerlidir . Fransa gibi İngiltere de Irak'a silah sevkiyatı yaptı .
MIZ : Sivas'taki , ilk etapta direk şahsınıza yapılan saldırı hayatınızı nasıl degiştirdi ? Bundan çıkardığınız dersler veya çıkarmak zorunda olduğunuz dersler nelerdir ?
Aziz Nesin : Bu saldırı sonrası hayatımı hiç değiştirmedim ; her zamanki şekilde yaşıyor ve çalışıyorum . Sadece birşey değişti ; istememe rağmen hükümet bana polis koruması sağladı . Nasıl desem ; nereye gitsem sürekli yanımda olmaları beni rahatsız ediyor . Değişen tek şey bu . Şu anda olduğu üzere ancak yurtdışına çıktığımda özgürce hareket edebiliyorum . Şimdi Türkiye'de toplantı olsaydı , yüzlerce polis beni korumak zorunda kalacaktı . Onların görevlerini yapmalarına birşey dediğimden değil de hani , daha önce de dediğim üzere , bu durum beni bir şekilde rahatsız ediyor .
MIZ : Aziz Nesin'in gelecekteki planları nelerdir ?
Aziz Nesin : Yapacağım öncelikli ilk iş ; söylediğim üzere anti-köktendinci dünya konferansı...
Sonraki niyetim binlerce kitap yazmak ; henüz yarım kalmış o kadar roman , tiyatro eseri , denemeler var ki . Onlarla meşgul olacağım .
Çeviri : Aydınus
Saygılarımla ...