ngcoskun
02-12-2004, 18:18
KUR''AN''A VE MUHAMMED''E GÖRE TÜRKLER İSTESELER DE MÜSLÜMAN OLAMAZLAR
"Tevrat"ın Tanrı"nın son derece "ırkçı" olduğunu hemen herkes bilir. Kimi araştırmacılar, bu "Tanrı"daki özelliğin, Yahudilik için "yararlı" olduğunu da savunurlar. Ne var ki, şu da gerçek: Bugün, "yahudiler"in sergiledikleri tüyler ürpertici ve insanlık dışı acımasızlıklarda , Tevrat''taki "Tanrı"nın(Yehova) ilkel, katı bir ırkçı oluşunun payı az değildir.
Kur''an''ın "Tanrı"sının ırkçılığı
Tevrat''ınkinin ırkçılığını herkes bilir de, kuranın tanrısının ırkçılığını çoğu kimse bilmez. Ve kimi "iyi niyetli aydınlar" bile; kuranı ve tanrısını "evrensel" sanır. Oysa, kuranınki , Tevratınkinin bir çeşit kopyasıdır. Bunu, bu tanrının İsrailoğullarını nasıl tanıttığından bile anlamak mümkün:
"En üstün toplum, israil toplumu"
Buna, kimileri şaşacaklar. Ne ki, bir gerçek. İşte ayetler:
kuranın tanrısı, tıpkı, tevratın "tanrı"sı "yehova" gibi, iki yerde, aynen şöyle seslenir:
"Ey israiloğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi dünyalara üstün kıldığımı hatırlayın." ( Bakara, ayet: 47, 122. Diyanet çevirisi.)
Bir yanda islam dünyasındaki "yahudi düşmanlığı", öbür yanda da, kurandaki tanrının israiloğullarına böyle seslenişi... Bir çelişkidir bu. Bunu da geçelim.
Arap toplumundan başkası "muhatap" değil
kuranda birçok şeyler anlatılır. Kaynakları biliniyor bugün. Ama tanrıdan diye sunulur. Bu tanrıyla insanlar arasında, daha doğrusu, zamanına göre bir kesim insanlar, bir toplum ya da bir toplumun kesimi arasında da bir elçi. tanrı elçisi diye sunulur. Peygamber deniyor. kuranda anlatılan o ki, Tanrı şu açıklamayı yapmakta:
-"Biz her peygamberi, kendi toplumunun diliyle gönderdik. İlle de böyle yaptık ki, o toplumdan olanlara anlatabilsin." (Iibrahim suresi, ayet: 4.)
Demek ki, kurana göre, tanrının elçisinin bir toplumu var. Elçi, ırkından geldiği bu toplumla tanrı arasında yapar aracılığını. Ne iletecekse bu topluma ve kendi diliyle iletmekle yükümlü. kuranda anlatılan bu. Yine buna göre; muhammed de bu yükümlülüğü taşımakta. Onun da bir toplumu var ve o da tanrısıyla bu toplum arasında aracı.
kuranın bütünü içinde, muhammedin "kavm"ından, yani toplumundan tanrı vahiylerini, bu topluma iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. muhammedin toplumu, "Arap toplumu"dur. Öyleyse "muhattap" da bu toplumdur. Kuran, kendi deyimiyle "Arapça", seslendiği kesim de, "Araplar".
Ama "Araplar"ın da tümü değil; yalnızca bir kesimi.
Korkutma yalnız Mekke ve çevresi"ne
Ayetler çok açık. kuranla yapılan uyarıların, korkutmaların, mekke (Ümmü''l-Kura) ve çevresine yönelik olduğu, En''am suresinin 92., Şura suresinin 7. ayetinde, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatıyor. Evet, kuranın "muhatab"ı, "Mekke ve çevresi"dir yalnızca. Bugün kendilerini müslüman sayan öteki toplumlarda hiçbirisinin, bu kapsamda yeri yoktur. Konu, bu denli açık.
Muhammed''in "tüm insanların peygamberi", kuranın da "tüm insanlara yönelik" olduğunun anlatıldığı ayetler de var. kurandaki nice çelişkilerden biridir bu. Ama, kendisine açıklama yapılan toplumun Arap toplumu, bu toplum içinde de yalnızca Mekke ve çevresinin ( hem de o zamanki) halkı olduğu da bir gerçek. Başka toplumlardan, bu arada Türklerden müslüman olanlar olmuş; daha doğrusu kendilerini müslüman saymışlar; ama kuranın hangi toplumu müslüman saydığı önemli.
Özellikle "Türkler" için "hadis"ler vardır. Türkler için hiç de iyi şeyler söylemeyen bu hadisler, örnek ve yürekli bilim adamı Prof. Dr. İlahn Arsel''in "Arap Milliyetçiliği ve Türkler" adlı kitabında çok çarpıcı biçimde yer almakta.
Muhammedin Türk düşmanlığı
Kendilerini müslüman sayan Türkleri Muhammed, müslüman saymak şöyle dursun; "düşman" diye ilan etmiştir. İslam dünyasında en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında da bu var. Başlı başına bir bölüm olarak. Bölümün adı da çok ilginç: "Kıtalu''t-Türk". Anlamı da: "Türklerle öldürüşmek(savaş)". Buhari''de, Ebu Davud''da ve Tirmizi''de bölümün adı bu. ibn Mace''de "Babu''t-Türk", yani "Türkler Bölümü". Müslim''deyse, "Kıyamet alametleri" arasında yer alıyor.
Muhammed, peygamberliğinin bir kanıtı olarak, gelecekten haber verirken, "Kıyametin bir alameti" olarak "Türklerle nasıl çarpışılacağını, müslümanların, "Türkleri nasıl öldürecekleri"ni de anlatıyor. Hem "Türk" diye ad vererek, hem de "tarif" ederek, yüzlerinin, gözlerinin, burunlarının, derilerinin, renklerinin nasıl olduğunu anlatarak. Anlaşılan o ki, Türkler konusunda kendisine bir takım bilgiler verilmiş. muhammedin anlatmasına göre, "Türklerle öldürüşme", taa "Kıyamet"e dek söz konusu. Kıyametin bir alameti" olarak da müslümanlar, yeryüzündeki Türkleri öldürüp temizleyecekler. Yoksa "kıyamet kopmayacak".
İşte hadislerden bir kesim:
- Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumla.... kıl giyerler."
( Bkz. Müslim, e''s-Sahih, Kitabu''l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu''l-Melahim/9 Babun fi Kıtali''t Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu''l-Cihad/Babu Gazveti''t-Türk...)
-"Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Buhari, e''s-SAhih, Kitabu''l-Cihad/96; Müslim, e''s-Sahih, kitabu''l-Fiten/62 hadis no: 2912; Ebu DAvud, Sünen, hadis no: 4304; Tirmizi, h. no: 2251; İbn Mace, h. no: 4096-4099)
- "Şu da kıyamet alametlerinden: Kıldan(keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplula vuruşmanız-öldürüşmeniz kıyamet alametlerindendir. Siz(müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz."
( Bkz. Buhari, e''s-Sahih, kitabu''l-Cihad/95; Müslüm, e''s-Sahih, Kitabu''l-Fiten/66, hadis no: 2912; İbn Mace, h.no: 4097-4098).
- "Sizinle(siz müslümanlarla), küçük(çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası''nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. İkincide kimi kurtulur, kimi yok edilir. Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır."(Ebu DAvud, sünen, hadis no: 4305.)
Muhammed''in, bugün kendisine "Peygamberimiz, efendimiz" diyen Türklere bakışı tutumu budur işte.
İnsanlara "insan" olarak bakmak gerekir. Hangi ırktan, hangi renkten ve hangi "din"den olurlarsa olsunlar ya da hiçbir dinden olmasınlar. Ama "dinler", "dinliler", "ırkçılar" böyle bakamamakta. Yahudisi, Hristiyanı, İslam inanırı hep birbirine düşman. Irkçılar da kendi ırklarından olmayanlara karşı böyle. Bugün dünyamızın yaşadığı nice acı olaylarda, bu ilkelliğin payı az değildir. Bunlardan arınmalı artık insanlık. Yoksa acımasızlıklar, acılar, gözyaşları sürüp gidecektir.
"Tevrat"ın Tanrı"nın son derece "ırkçı" olduğunu hemen herkes bilir. Kimi araştırmacılar, bu "Tanrı"daki özelliğin, Yahudilik için "yararlı" olduğunu da savunurlar. Ne var ki, şu da gerçek: Bugün, "yahudiler"in sergiledikleri tüyler ürpertici ve insanlık dışı acımasızlıklarda , Tevrat''taki "Tanrı"nın(Yehova) ilkel, katı bir ırkçı oluşunun payı az değildir.
Kur''an''ın "Tanrı"sının ırkçılığı
Tevrat''ınkinin ırkçılığını herkes bilir de, kuranın tanrısının ırkçılığını çoğu kimse bilmez. Ve kimi "iyi niyetli aydınlar" bile; kuranı ve tanrısını "evrensel" sanır. Oysa, kuranınki , Tevratınkinin bir çeşit kopyasıdır. Bunu, bu tanrının İsrailoğullarını nasıl tanıttığından bile anlamak mümkün:
"En üstün toplum, israil toplumu"
Buna, kimileri şaşacaklar. Ne ki, bir gerçek. İşte ayetler:
kuranın tanrısı, tıpkı, tevratın "tanrı"sı "yehova" gibi, iki yerde, aynen şöyle seslenir:
"Ey israiloğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi dünyalara üstün kıldığımı hatırlayın." ( Bakara, ayet: 47, 122. Diyanet çevirisi.)
Bir yanda islam dünyasındaki "yahudi düşmanlığı", öbür yanda da, kurandaki tanrının israiloğullarına böyle seslenişi... Bir çelişkidir bu. Bunu da geçelim.
Arap toplumundan başkası "muhatap" değil
kuranda birçok şeyler anlatılır. Kaynakları biliniyor bugün. Ama tanrıdan diye sunulur. Bu tanrıyla insanlar arasında, daha doğrusu, zamanına göre bir kesim insanlar, bir toplum ya da bir toplumun kesimi arasında da bir elçi. tanrı elçisi diye sunulur. Peygamber deniyor. kuranda anlatılan o ki, Tanrı şu açıklamayı yapmakta:
-"Biz her peygamberi, kendi toplumunun diliyle gönderdik. İlle de böyle yaptık ki, o toplumdan olanlara anlatabilsin." (Iibrahim suresi, ayet: 4.)
Demek ki, kurana göre, tanrının elçisinin bir toplumu var. Elçi, ırkından geldiği bu toplumla tanrı arasında yapar aracılığını. Ne iletecekse bu topluma ve kendi diliyle iletmekle yükümlü. kuranda anlatılan bu. Yine buna göre; muhammed de bu yükümlülüğü taşımakta. Onun da bir toplumu var ve o da tanrısıyla bu toplum arasında aracı.
kuranın bütünü içinde, muhammedin "kavm"ından, yani toplumundan tanrı vahiylerini, bu topluma iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. muhammedin toplumu, "Arap toplumu"dur. Öyleyse "muhattap" da bu toplumdur. Kuran, kendi deyimiyle "Arapça", seslendiği kesim de, "Araplar".
Ama "Araplar"ın da tümü değil; yalnızca bir kesimi.
Korkutma yalnız Mekke ve çevresi"ne
Ayetler çok açık. kuranla yapılan uyarıların, korkutmaların, mekke (Ümmü''l-Kura) ve çevresine yönelik olduğu, En''am suresinin 92., Şura suresinin 7. ayetinde, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatıyor. Evet, kuranın "muhatab"ı, "Mekke ve çevresi"dir yalnızca. Bugün kendilerini müslüman sayan öteki toplumlarda hiçbirisinin, bu kapsamda yeri yoktur. Konu, bu denli açık.
Muhammed''in "tüm insanların peygamberi", kuranın da "tüm insanlara yönelik" olduğunun anlatıldığı ayetler de var. kurandaki nice çelişkilerden biridir bu. Ama, kendisine açıklama yapılan toplumun Arap toplumu, bu toplum içinde de yalnızca Mekke ve çevresinin ( hem de o zamanki) halkı olduğu da bir gerçek. Başka toplumlardan, bu arada Türklerden müslüman olanlar olmuş; daha doğrusu kendilerini müslüman saymışlar; ama kuranın hangi toplumu müslüman saydığı önemli.
Özellikle "Türkler" için "hadis"ler vardır. Türkler için hiç de iyi şeyler söylemeyen bu hadisler, örnek ve yürekli bilim adamı Prof. Dr. İlahn Arsel''in "Arap Milliyetçiliği ve Türkler" adlı kitabında çok çarpıcı biçimde yer almakta.
Muhammedin Türk düşmanlığı
Kendilerini müslüman sayan Türkleri Muhammed, müslüman saymak şöyle dursun; "düşman" diye ilan etmiştir. İslam dünyasında en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında da bu var. Başlı başına bir bölüm olarak. Bölümün adı da çok ilginç: "Kıtalu''t-Türk". Anlamı da: "Türklerle öldürüşmek(savaş)". Buhari''de, Ebu Davud''da ve Tirmizi''de bölümün adı bu. ibn Mace''de "Babu''t-Türk", yani "Türkler Bölümü". Müslim''deyse, "Kıyamet alametleri" arasında yer alıyor.
Muhammed, peygamberliğinin bir kanıtı olarak, gelecekten haber verirken, "Kıyametin bir alameti" olarak "Türklerle nasıl çarpışılacağını, müslümanların, "Türkleri nasıl öldürecekleri"ni de anlatıyor. Hem "Türk" diye ad vererek, hem de "tarif" ederek, yüzlerinin, gözlerinin, burunlarının, derilerinin, renklerinin nasıl olduğunu anlatarak. Anlaşılan o ki, Türkler konusunda kendisine bir takım bilgiler verilmiş. muhammedin anlatmasına göre, "Türklerle öldürüşme", taa "Kıyamet"e dek söz konusu. Kıyametin bir alameti" olarak da müslümanlar, yeryüzündeki Türkleri öldürüp temizleyecekler. Yoksa "kıyamet kopmayacak".
İşte hadislerden bir kesim:
- Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumla.... kıl giyerler."
( Bkz. Müslim, e''s-Sahih, Kitabu''l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu''l-Melahim/9 Babun fi Kıtali''t Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu''l-Cihad/Babu Gazveti''t-Türk...)
-"Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Buhari, e''s-SAhih, Kitabu''l-Cihad/96; Müslim, e''s-Sahih, kitabu''l-Fiten/62 hadis no: 2912; Ebu DAvud, Sünen, hadis no: 4304; Tirmizi, h. no: 2251; İbn Mace, h. no: 4096-4099)
- "Şu da kıyamet alametlerinden: Kıldan(keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplula vuruşmanız-öldürüşmeniz kıyamet alametlerindendir. Siz(müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz."
( Bkz. Buhari, e''s-Sahih, kitabu''l-Cihad/95; Müslüm, e''s-Sahih, Kitabu''l-Fiten/66, hadis no: 2912; İbn Mace, h.no: 4097-4098).
- "Sizinle(siz müslümanlarla), küçük(çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası''nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. İkincide kimi kurtulur, kimi yok edilir. Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır."(Ebu DAvud, sünen, hadis no: 4305.)
Muhammed''in, bugün kendisine "Peygamberimiz, efendimiz" diyen Türklere bakışı tutumu budur işte.
İnsanlara "insan" olarak bakmak gerekir. Hangi ırktan, hangi renkten ve hangi "din"den olurlarsa olsunlar ya da hiçbir dinden olmasınlar. Ama "dinler", "dinliler", "ırkçılar" böyle bakamamakta. Yahudisi, Hristiyanı, İslam inanırı hep birbirine düşman. Irkçılar da kendi ırklarından olmayanlara karşı böyle. Bugün dünyamızın yaşadığı nice acı olaylarda, bu ilkelliğin payı az değildir. Bunlardan arınmalı artık insanlık. Yoksa acımasızlıklar, acılar, gözyaşları sürüp gidecektir.