Orijinalini görmek için tıklayınız : Birey Değil Toplum Olalım.
Bazı aydınlarımız toplumumuzu oluşturan insanların, birey haline gelememesi sorunundan yakınır.
Oysa biz toplum olarak aşırı bireyselleşmenin sıkıntılarını yaşıyoruz.
Çocuklarını ve eşini istediği gibi şekillendirmeye çalışan aile reisleri,
Sahip olduğu topraklarda yaşayan insanları, kendine ait hayvanlarıyla aynı gören aşiret reisleri,ağalar,
çalışanlarını kul kendisini tanrı pozisyonunda gören patronlar,
eski dönem padişahlarından farkları olmayan siyasetçiler,
aşırı bireyselciliğin toplumumuza egemen oluşunun göstergeleridir.Bizim sıkıntımız toplum olamamaktır.
Kendinin farkında olamayanın, toplumu fark edebileceğini zannetmiyoruz.
Bireysellikten kasıt bencillik değil kendinin farkındalığıdır.
Vermiş olduğunuz örnekler de bireysellik değil bencilliğe girer.
evrensel-insan
01-12-2008, 17:47
Saygideger mhmd;
Kendinin farkında olamayanın, toplumu fark edebileceğini zannetmiyoruz.-mhmd
Aynen. Yalniz, birey olma bilincine varmak isteyen kisinin; bireycilik-bencillik-ile, bireysellik-kendi oz iradesiyle, kendi degerlerini kendisinin olusturmasi-arasindaki farki; iyi kavramasi gerekir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın Kapecuk,
Önermen yanlış
''Oysa biz toplum olarak aşırı bireyselleşmenin sıkıntılarını yaşıyoruz.'' demişsin
Altında yazdıkların ise sürü olmamızın tespitleri
Çocuklarını ve eşini istediği gibi şekillendirmeye çalışan aile reisleri,
Erkek egemen aile içi baskı ve aile üyelerinin birey olarak algılanmaması ve bireysel özgürlüklerine saygı duyulmaması ve aile içi baskı
Sahip olduğu topraklarda yaşayan insanları, kendine ait hayvanlarıyla aynı gören aşiret reisleri,ağalar,
Ağa şıh şeyh emrindeki maraba hiçbir zaman birey değildir
çalışanlarını kul kendisini tanrı pozisyonunda gören patronlar,
Burdada patron birey çalışan çoğunluk kul demişsin
eski dönem padişahlarından farkları olmayan siyasetçiler,
Parti içi demokrasinin olmaması ve lider diktatörlüğü
aşırı bireyselciliğin toplumumuza egemen oluşunun göstergeleridir.Bizim sıkıntımız toplum olamamaktır.
Demek ki birey olamayan sürü pikolojisi yaşayan ve güdülen bir toplumda yaşamaktayız.
Önce birey olabilmeliyiz ki demokratik bir toplum yaratabilelim yoksa sürü halinde yaşamaya devam eder gideriz.
sevgiler
evrensel-insan
01-12-2008, 21:06
Saygideger arkadslar;
Demek ki birey olamayan sürü pikolojisi yaşayan ve güdülen bir toplumda yaşamaktayız.-aydoe
Iste, sorun
Önce birey olabilmeliyiz ki demokratik bir toplum yaratabilelim yoksa sürü halinde yaşamaya devam eder gideriz.
Iste, cozum
Saygilarimla;
evrensel-insan
meaculpa
02-12-2008, 01:15
Üstad gelsede şuraya iki satır mülkiyet ve sahiplenme kelimelerini döktürse :) Örnekler bu minvaldeler bence.
evrensel-insan
02-12-2008, 01:23
Saygideger meaculpa;
Bakiyorum, "mulkiyet ve sahiplenme" ye, bayagi alismissin. :eek:
Onlari duymadan, rahat edemiyorsun. :confused:
Ben, sana yazayim o zaman; mulkiyette, sahiplenmede; kendi kontrolunu kendi uzerine alamayan bir kisinin baskasina verdigi degerledir.
"Beni, kendine mulk yap, beni sahiplen" demektir. Ama, sen; kendini, kendi kendine sahiplenirsen; ve baska birinin kontrolunu de alip; kendine mulk etmezsen, ortada sorun yoktur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
meaculpa
02-12-2008, 01:37
Saygideger meaculpa;
Bakiyorum, "mulkiyet ve sahiplenme" ye, bayagi alismissin. :eek:
hööööö ???
Onlari duymadan, rahat edemiyorsun. :confused:
Rahatsızmısınız ? Ne demek istediğinizi net alayım lütfen ???
evrensel-insan
02-12-2008, 01:39
Saygideger meaculpa;
Yazinin, ironi kismini alintilamissin zaten. Ironi olmayan; ondan sonraki bolumdu.
Saygilarimla;
evrensel-insan
meaculpa
02-12-2008, 01:43
İroni kısmını acıklayıverin zaten. Bir kavramı duyamadan rahat edememek ne demek ?
Aslında kavramlarla oynamak, ya da kavramlara yeni anlamlar vermek, yeni kavramlar icat etmek, hatta daha da ileri giderek ortada kavramdan başka bir şey olmadıgını iddia etmek ve böyle düşünmek her halde hoşumuza gidiyor. Bu da olguları toplumsal ve tarihsel bütünlügünden koparmakla at başı gidiyor.
Şİmdi iyi güzel, insan hakkında teoriler üretiliyor; tamam da insan nasıl insan oldu ve nasıl yabancılaştı bunu ele almamız gerekiyor ki ortaya koyacagımız görüşler maddi hayattan kopuk olmasın. İnsanı insan yapan en temel girdilerden biri onun bir toplum olmasıdır ve toplu olarak emegini kullanarak dogayı degiştirme mücadelesidir. İnsan emegi olmasaydı insan bir topluluk olamazdı, dahası sürüden ileri gidemezdi. Nitekim de başlangıçta da ilkel bir sürü idi. Emek ve emegin getirdigi sosyal olma zorunlulugu, ortaklaşa üretim faaliyeti insanlar arasındaki iletişimi zorunlu kıldı. Bu konuşmanın doguşu ve buna baglı olarak beyinsel faaliyetlerin artan ivmesi idi.
İnsan beyinsel gelişimini birey olmasına degil toplu olmasına, sosyal olmasına borçludur. Tek tek bireylerin tek başına bir konuşma faaliyeti içerisinde olmaları mümkün müydü. Başkası yoksa kiminle konuşacaksınız. Peki hangi faaliyet içinde konuşmaya gereksinim duyacaksınız. Dogayı degiştirme, ve dogayı degiştirecek aletleri üretebilme insanın hayvanla temel ayrımı oldu ve bir tek insan diger hayvanlar arasından sivrilerek bu faaliyeti sonucunda dogayı degiştirerek beyinsel evrimini de tetikledi. Bunu ise sosyal olmasına borçluydu. On binlerce sene de bu böyle devam etti.
Taa ki günün birinde adamın biri bir tarlaya bir çit takarak burası benim diyene kadar. İşte her şey o gün ve o saatte tersine döndü, yadsındı, bir yanılsama haline geldi ve baş aşagı durmaya başladı. Buna mülkiyet diyoruz ve tek gerçek de budur. Tarihsel olarak insan düşüşünün temeli de budur. Bu aynı zamanda da insan uygarlıgının da yükselişi idi ve içerisinde temelden çelişki barındırıyordu. İnsan uygarlıga dogaya yabancılaşarak ve sınıflara bölünerek ulaşabildi. Bunun için mülkiyet zorunlu bir güdü ve zorunlu bir ilerleme idi belki de. Hatta öyleydi de.
Ancak içinde bulundugumuz dönemde üretici güçlerin ve teknolojinin ulaştıgı boyutlar artık başaşagı duran bu gerçekligi tekrar ayaklarının üzerine koyabilirligimizi sorgular hale getirdi. Ve bugün artık ne yapmamız gerektigini biliyoruz. Yapmamız gereken şey paylaşımı daha adil hale getirmektir. Dünyada herkese yeteri kadar kaynak var ama buna ragmen 1 milyar insan açlık sınırında yaşıyor. Her gün binlerce çocuk ölüyor. Gıda üretiminin tekeli belirli ellerde yogunlaştıgı için insanlar serbest olarak yiyecek maddelerine ulaşamıyorlar. Temel sorun üretimin toplumsal niteligi ile mülkiyetin özel niteligi arasındaki çelişkiyi çözebilmektir. Bu ise ancak ve ancak sosyal ve toplumsal insan olarak, toplumsal bir örgütlü mücadele ile mümkün olur.
Kapitalizmin zaten bize vaat ettigi tam da budur. Bireysel kurtuluştur. Kapitalizme göre her insan bireysel kurtulabilir ancak tek bir şartla, digerlerinin sırtına basarak, digerlerini sömürerek ve başkasının yıkımı pahasına. İşte birey olmak da budur. Ben ise kurtarıcı olunamayacagının bilincindeyim. Kurtarılmak istiyorum. Tek kurtarıcı güç ise emegi , üretimi, maddi hayatı elinde bulunduran üretici sınıflardır. Ancak ve ancak bu sınıflar üretimdem gelen güçleri ile gerçek bir dönüşümü ve gerçek bir paylaşımı gerçekleştirebilirler. Bu ise sosyal kurtuluştur ve sosyal olmakla kazanılacak bir oluşumdur.
Birey olmak demek ya da bunu savunmak anladıgım kadarıyla kendini üstün insan olmaya kadar giden bir süreç. Kafa ile kol emegi arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmadan insanları sizin dediginiz anlamda özgürleştiremezsiniz. Bir işçi en yoksul koşullar altında çalışıp da kendi entelektüel gelişimine ulaşamaz. Dinsel gericiligin baskısından kurtulamaz. Tanrıdan uzaklaşamaz. Bunun için artı zamana ihtiyacı vardır. Artı zaman ise ancak ve ancak toplumsal, sosyal mücadele ile ulaşabilir. Tarihin tekerlegini döndüren bireyler ve bireysel eylemler degil, sınıflar mücadeleleridir. Bunun yolu ise toplumsal ve sosyal birey olmaktan geçer.
Sonuç mülkiyeti ortadan kaldırarak gerçek kurtuluşa erişebilmek için orman içerisinde bir agaç olmak gerekiyor. İnsanın insanlıga ulaştıgı koşulları yeniden yaratabilmek gerekiyor.
İnsan dogasının bencil olduguna katılmıyorum. Şayet bencil olsaydı insanoglu tek başına olabilirdi. İnsanlıgın evriminde en büyük ilerlemelerden biri paylaşım kabının ya da saklama kabının bulunuşudur. Bu ortak yaşamı hızlandırmıştır. İnsanın dogaya uyguladıgı ortaklaşa emek olmasaydı bugün hala Afrika savanlarında otluyor olacaktık. Unutulmasın ki Homo Sapiensin 196 bin senelik yürüyüşünün 190 bin senesi ortaklaşmacı olarak geçmiştir. Birey olarak degil toplum olarak davranmasıyla geçmiştir. Bizi kahreden dönem ise 6000 senelik sınıflı toplum dönemidir. Yani insanların birey olmaya çalıştıgı dönem.
İnsanın insanal özüne dönebilmesi ve insanlıgını hissedebilmesi yeterlidir. Yeni kavramlar icat edip, kavramlarla oynamaya da gerek yoktur. İnsan insan olarak insanlıgın toplu mücadelesinde yer alabilirse ancak her yönden özgürleşebilir.
saygılarımla
Önermen yanlış
''Oysa biz toplum olarak aşırı bireyselleşmenin sıkıntılarını yaşıyoruz.'' demişsin
Altında yazdıkların ise sürü olmamızın tespitleri
Çocuklarını ve eşini istediği gibi şekillendirmeye çalışan aile reisleri,
Erkek egemen aile içi baskı ve aile üyelerinin birey olarak algılanmaması ve bireysel özgürlüklerine saygı duyulmaması ve aile içi baskı
Sahip olduğu topraklarda yaşayan insanları, kendine ait hayvanlarıyla aynı gören aşiret reisleri,ağalar,
Ağa şıh şeyh emrindeki maraba hiçbir zaman birey değildir
çalışanlarını kul kendisini tanrı pozisyonunda gören patronlar,
Burdada patron birey çalışan çoğunluk kul demişsin
eski dönem padişahlarından farkları olmayan siyasetçiler,
Parti içi demokrasinin olmaması ve lider diktatörlüğü
aşırı bireyselciliğin toplumumuza egemen oluşunun göstergeleridir.Bizim sıkıntımız toplum olamamaktır.
Demek ki birey olamayan sürü pikolojisi yaşayan ve güdülen bir toplumda yaşamaktayız.
Önce birey olabilmeliyiz ki demokratik bir toplum yaratabilelim yoksa sürü halinde yaşamaya devam eder gideriz.
sevgiler
Sayın Aydoe,
Sürü olmaya itiraz etmek gerekir tamam.Ama koyunun birey olmaya yönelik adımları çobanın çıkarlarına ters. Koyun azıcık itiraz edecek olsa çoban çıkarlarını korumak için hemen sopayı çıkarıyor.
''orman içerisinde bir agaç olmak gerekiyor''
Kötü bir ormanda iyi fidanlar yetişmiyor
İnsanın insanal özüne dönebilmesi ve insanlıgını hissedebilmesi yeterlidir. Yeni kavramlar icat edip, kavramlarla oynamaya da gerek yoktur. İnsan insan olarak insanlıgın toplu mücadelesinde yer alabilirse ancak her yönden özgürleşebilir.
İnsan olabilmek için sürüden ayrılıp birey olabilmeli ki insan olabilsin.
Şu anda toplu mücadele edenler etnik ve dini temelde bir araya gelmiş sürü psikolojisiyle hareket eden cemaatler ve milliyetçi yapılanmalar.
İnsanlık mücadelesi içinde olan bir toplulukmu var?
Ancak bu sürüden ayrılan bireyler bir araya gelerek insani temelde insanlığın toplu mücadelesini verebilir.
Sürü olmaya itiraz etmek gerekir tamam.Ama koyunun birey olmaya yönelik adımları çobanın çıkarlarına ters. Koyun azıcık itiraz edecek olsa çoban çıkarlarını korumak için hemen sopayı çıkarıyor.
Koyunluktan çıkanlar çogalacak ki diğer koyunlara önderlik edip onlara gerçekleri anlatarak hepbirlikte çobanın sopasını çobanın kafasında kıracak
evrensel-insan
02-12-2008, 21:42
Saygideger arkadaslar;
Aslında kavramlarla oynamak, ya da kavramlara yeni anlamlar vermek, yeni kavramlar icat etmek, hatta daha da ileri giderek ortada kavramdan başka bir şey olmadıgını iddia etmek ve böyle düşünmek her halde hoşumuza gidiyor. Bu da olguları toplumsal ve tarihsel bütünlügünden koparmakla at başı gidiyor.
Hic kimse, yeni kavramlar icat etmiyor. Sadece kavramlari ayrimcilik temelinde; ifade etmeden; kavramin ne oldugunu ortaya koyuyor.
Şİmdi iyi güzel, insan hakkında teoriler üretiliyor; tamam da insan nasıl insan oldu ve nasıl yabancılaştı bunu ele almamız gerekiyor ki ortaya koyacagımız görüşler maddi hayattan kopuk olmasın. İnsanı insan yapan en temel girdilerden biri onun bir toplum olmasıdır ve toplu olarak emegini kullanarak dogayı degiştirme mücadelesidir. İnsan emegi olmasaydı insan bir topluluk olamazdı, dahası sürüden ileri gidemezdi. Nitekim de başlangıçta da ilkel bir sürü idi. Emek ve emegin getirdigi sosyal olma zorunlulugu, ortaklaşa üretim faaliyeti insanlar arasındaki iletişimi zorunlu kıldı. Bu konuşmanın doguşu ve buna baglı olarak beyinsel faaliyetlerin artan ivmesi idi.
Insan kavrami, zaten hakkiyla; olusmus olsaydi, herkes insan olurdu. Insan kavrami sadece fiziksel verilmis gorunussel bir kavramdir. Onemli olan insan kavraminin; insanin nasil dusunmesi ve davranmasi gerektigi temelinde ortaya koymaktir. Insan,kavrami; hem bir cinsin butununu, hemde o cinsin tek bir uyesini meydana getirir.Dusunce ve davranista; insan gibi dusunmeyen ve davranmayan bir bireyin; diger insanlarla birlikteki yasam ve iliskisinin insani olabilecegini dusunmek mumkunmudur.
İnsan beyinsel gelişimini birey olmasına degil toplu olmasına, sosyal olmasına borçludur. Tek tek bireylerin tek başına bir konuşma faaliyeti içerisinde olmaları mümkün müydü. Başkası yoksa kiminle konuşacaksınız. Peki hangi faaliyet içinde konuşmaya gereksinim duyacaksınız. Dogayı degiştirme, ve dogayı degiştirecek aletleri üretebilme insanın hayvanla temel ayrımı oldu ve bir tek insan diger hayvanlar arasından sivrilerek bu faaliyeti sonucunda dogayı degiştirerek beyinsel evrimini de tetikledi. Bunu ise sosyal olmasına borçluydu. On binlerce sene de bu böyle devam etti.
Insanin, beyinsel gelisimi; hem bir tek uye olmasina ve ayni zamanda butunun bir parcasi olmasina baglidir. Bu biribirinden arinamaz. Yalniz, bu ikisinin biribirinden farki cok onemlidir. Eger, toplumun icinden; tek cikislar olmasaydi; toplumlar hic ilerliyemezlerdi. Bugun, insan ve onun insanligi, belirli bir ilerleme kaydetmisse;-en azindan, bilim ve teknolojide-bunu; insanligin ve insanlarin butunu; hep kisisel cikislara ve kisisel olarak ortaya atilan, her konudaki goruslere borcludur. Insanoglunun tarihi hicbir zaman; toplumsal baslamamis; kisisel cikislarin topluma yayilisiyla, toplumsallasmistir. Fakat, maalesef; butun bu kisisel cikislar, hicbir zaman tum insan cinsine yonelik olmamis; oyle veya boyle, bir ayrimcilik icermis ve belirli bir insan kesiminin cikarina gelismistir.
Kapitalizmin zaten bize vaat ettigi tam da budur. Bireysel kurtuluştur. Kapitalizme göre her insan bireysel kurtulabilir ancak tek bir şartla, digerlerinin sırtına basarak, digerlerini sömürerek ve başkasının yıkımı pahasına. İşte birey olmak da budur. Ben ise kurtarıcı olunamayacagının bilincindeyim. Kurtarılmak istiyorum. Tek kurtarıcı güç ise emegi , üretimi, maddi hayatı elinde bulunduran üretici sınıflardır. Ancak ve ancak bu sınıflar üretimdem gelen güçleri ile gerçek bir dönüşümü ve gerçek bir paylaşımı gerçekleştirebilirler. Bu ise sosyal kurtuluştur ve sosyal olmakla kazanılacak bir oluşumdur.
Onemli olan, neyin ne vaadettigi degil; bu vaadedilenin; insanin butununu kapsayip kapsamamasidir. Kapitalizm de, zaten kendi cikari temelinde; ayrimcilik yaptigi icin; bireysel bir kurtulus sunmaz. Sadece, bireyci akilciligin guc ve otoriter yetkisi temelinde; bireyleri biribirine dusurmeyi; birbirlerine dusmanligi; veya robotlasarak; dusunce uretmemesini ve duzene tamamen teslim olmasini onerir. Bugun, bireyin kurtulusu; ancak; tum insanligin kurtulusuna baglidir. Bireyin, bireyci akilcilik temelindeki kurtulusu; tamamen o bireyin cikarci, bencil ve guc ve yetkinin otoritesi temelindedir. Birey olmak demek; kendii oz iradenle, hareket etmek ve hak ve ozgurlukleri savunmak demektir. Bir, birey; baskasinin hak ve ozgurluklerini onun adina savunamaz. Bu, ancak; birey bilincini almis bireylerin kendi kendini savunma dusunce ve davranisi temelinde mumkundur. Eger, bir birey; toplum adina bir karar aliyorsa; toplumu yanina cekmesi gecicidir. Cunku, toplumun her ferdi, birey olma bilincini almamissa; bu cekilmeye uyum uzun omurlu olmaz. Herseyin, basi egitim ve bilinclenmedir. Eger, bir birey; toplumsal bir islev yuklenecekse; once bireysel olarak; bunu kendisi, insansal ve evrensel boyuta tasiyabilmis olmali; baskalari hakkinda, onlar adina karar vermenin; onlara bir mudahele oldugunu bilmelidir. Eger, ortada; bilinc yoksa; kimse kimseye; bazi seyleri anlatamaz. Baskasinin, sorun olarak gormedigini; goren bir kisi; ona sorunu gosteremez. Kisinin, birey olmus olmasi; zaten, onu toplum arasinda, dogal bir lider durumuna getirir. Iste, bu dogal liderlik; etrafindakilere; ancak, sorunu onlarin algilayacagi bir duzeyde gosterebilirse; o lidere olan guven artar ve kisiler, en azindan; bu guven temelinde ve kendilerinin insanlik temelli cikarlarini, bireysel olarak gorebildikleri temelde; o lideri takip ederler. Birey, bilinci almak; bir kurtulus degil; kendin olabilmek ve ve kendi oz yasam ve iliskini; hak ve ozgurlukler temelinde savunabilmektir. Tabi, bu birey olma bilinci; eger, bencillik temelindeyse; o zaman zaten; kapitalizmin istemi yerine gelmis olur. Yok, insansal ve evrensel genislikte ise; o zaman; o birey; kendi turunu temsil ediyor demektir. Iste, bireyin; kendi turunu temsil etme bilincinin toplumsallasmasi ve evrensellesmesi; tum insanligin; insan gibi dusunmek ve davranmasinin bir yolu olacaktir. Bireysellikle, bireyciligi biribirine karistirmamak-ki kurtulus, bireyci bir kandirmacadir-bir bireyin; insan ozlulugu ve insanligi adina- dikkat etmesi gereken en onemli noktadir.Sadece, birey olabilen; suruden ayrilir. Kendi; bireysel savasimini vermesinin, kendi caniyla esdeger oldugunun bilincindedir. Canini, baskasi icin kaybedecegine; en azindan; kendi oz degerleri ve insanlik adina ve bunun bilincinde olarak kaybeder. Oyuzden, birey olma savasi-kisinin kendi kendine verdigi- verilebilecek, en zor savastir.Hem ozveri, hem ozelestiri, hem saygi hem de vicdan gerektirir.Dusuncesini dusundurmesi, korkularini yenebilmesi, tabularindan kurtulabilmesi, kendini kendine ispat edebilmesi, hicbir zaman "oldum" dememesi ve bu savasi olene dek surdurebilmesi; kisaca, her yaptigi seyi; kendi adina yaparken; insanligin adina bir adim olarak yapmasi en zor elde edilen bilinctir. KENDISINI TANIMAYAN; BASKASINI TANIYAMAZ.KENDI SORUNLARINI GOREMEYEN, BASKASININ SORUNLARINI GOREMEZ.KENDI INSANLIK BILINCINI ALMAYAN, BASKASINA VEREMEZ. KENDI AYRIMCI DUSUNEN VE DAVRANAN; BASKALARINI BIR BUTUNE YONLENDIREMEZ.
Birey olmak demek ya da bunu savunmak anladıgım kadarıyla kendini üstün insan olmaya kadar giden bir süreç. Kafa ile kol emegi arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmadan insanları sizin dediginiz anlamda özgürleştiremezsiniz. Bir işçi en yoksul koşullar altında çalışıp da kendi entelektüel gelişimine ulaşamaz. Dinsel gericiligin baskısından kurtulamaz. Tanrıdan uzaklaşamaz. Bunun için artı zamana ihtiyacı vardır. Artı zaman ise ancak ve ancak toplumsal, sosyal mücadele ile ulaşabilir. Tarihin tekerlegini döndüren bireyler ve bireysel eylemler degil, sınıflar mücadeleleridir. Bunun yolu ise toplumsal ve sosyal birey olmaktan geçer.
Maalesef, tarihin tekerleginin donusu; bireysel cikislarla baslar. Obireysel, cikislarin toplumsallasmasiyla ve toplumlar tarafindan benimsenmesiyle; bir harekete donusur. Butun, ideolojilerin, teorilerin ortaya atilisi; bireyler eliyle olmustur. Tarih, toplumsal degil; bireysel "kahramanlarin" isimlerin listesiyle doludur. Kimin, neyi yapabilip yapamayacagini, onun bilinc duzeyi belirler. Hic, kimse, "aptal, geri zekali, akilsiz, yeteneksiz v.s. degildir.
SADECE BILINCSIZDIR.BILINCIN ONEMINI ALGILAYABILMEK ICINDE; KISININ SINIFSAL DEGERININ BIR ONEMI YOKTUR.
Bir, isci bilinci bile; birey olabilmis bir kisi icin gecerlidir. Ne, yaptiginin bilincinde olmak icin; sadece, bunun onemini algilamak yeterlidir.
BILINCTE, KISILERE DISARIDAN VERILMEZ. KISININ O BILINCI ALMASININ GEREKLILIGI ONA GOSTERILEBILIR. CUNKU, BIR KISI KENDI KENDINI BILINCLENDIRMEDIKCE; BILINCLI DEGILDIR.
İnsan dogasının bencil olduguna katılmıyorum. Şayet bencil olsaydı insanoglu tek başına olabilirdi. İnsanlıgın evriminde en büyük ilerlemelerden biri paylaşım kabının ya da saklama kabının bulunuşudur. Bu ortak yaşamı hızlandırmıştır. İnsanın dogaya uyguladıgı ortaklaşa emek olmasaydı bugün hala Afrika savanlarında otluyor olacaktık. Unutulmasın ki Homo Sapiensin 196 bin senelik yürüyüşünün 190 bin senesi ortaklaşmacı olarak geçmiştir. Birey olarak degil toplum olarak davranmasıyla geçmiştir. Bizi kahreden dönem ise 6000 senelik sınıflı toplum dönemidir. Yani insanların birey olmaya çalıştıgı dönem.
Insan, dogasi degil; dogal dusunce yapisi bencildir. Zaten, onemli olanda; bu dogal olmayan yapiyi ortaya koyan dusunce temelini degistirmektir.Insan, dogasini bencil kabul etmek demek; insanogluna sunulan; ayrimciligi, erkselligi, cikari ve bencilligi kabul etmek demektir. Zaten, tarihler boyu da; cikarciligin el degistirerek bugunlere gelmesinin temelide bu degilmidir?Gorebilene, en buyuk celiski; insanoglunun dogasiyla-olmasi gereken ile-; ona dayatilan evrensel dusunce ve davranis kokenidir.
İnsanın insanal özüne dönebilmesi ve insanlıgını hissedebilmesi yeterlidir. Yeni kavramlar icat edip, kavramlarla oynamaya da gerek yoktur. İnsan insan olarak insanlıgın toplu mücadelesinde yer alabilirse ancak her yönden özgürleşebilir.
Insanin; insan ozune donebilmesi; onun evrensel dusunce kokeninin ve temelinin sorununu gorebilmesi ile mumkundur. Soru" beni, insan gibi dusundurtmeyen ve yasatmayan; benim dogal durumum mu? yoksa; dusuncemin ve davranisimin evrensel kokenidir? Bu, soruda, maalesef; once, bireysel temelde sorulup cevaplandirilir. En, azindan; bu soruyu bir bireye sordurtabilmek bile; o kisinin, birey olabilmesinin bir baslangici olabilir. Cunku, bu soruya verilecek cevap; kisinin kisiliginin yasam ve iliskisinin temelini olusturur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Hiç bir insan köle olmayı istemez.Doğduğu zaman öyle bir ortamda dünyaya gelirki kendisini köle bulur.
Köleliği kabul etmeyip mücadele girişse başarılı olması yine kendi sınıfının desteğiyle olur.Yanlız başına birşey yapamaz.
yani bir kişinin birey olma çabasının başarılı olabilmesi yine toplumsal desteğe bağlı.
O halde köle sınıfı bir ortak kaderi paylaşan toplum olduğunun farkına varmalı.
evrensel-insan
03-12-2008, 01:45
Saygideger Ayejj;
Hiç bir insan köle olmayı istemez.-Ayejj
Peki, kul olmayi ister mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Bir tanrıya kul olduğunu iddia edenlergenelde bu işten karlı olmak isteyen kişilerdir.Yani o tanrı onları korumalı,yedirmeli ,içirmeli,cennete koymalı,cehennemden kurtarmalı.
kul olurkende bireysel çıkar ön planda.ohalde şartlar uygunsa kul olmayı bir insan isteyebilir.
kölede ise hiçbir çıkar yok sahip isterse asıyor isterse kesiyor.
evrensel-insan
04-12-2008, 03:35
Saygideger Ayejj;
ohalde şartlar uygunsa kul olmayı bir insan isteyebilir.-Ayejj
Gerci, ben; ne isterim, ne de olurum.Diyelim, olmak isteyenler olabilir, olsun.
Peki, nedir bu sartlar?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygıdeğer evrensel insan
Kişiyi kul olma pozisyonunu kabul etmeye iten şartlar,
kendisine sunulan birey olarak iyi bir pozisyona sahip olacağı vadidir.
Toplu olmayan kurtuluş ,kurtuluş sayılmamalı kanımca.
Kaygusuz
09-02-2009, 23:10
Hiç bir insan köle olmayı istemez.Doğduğu zaman öyle bir ortamda dünyaya gelirki kendisini köle bulur.
Köleliği kabul etmeyip mücadele girişse başarılı olması yine kendi sınıfının desteğiyle olur.Yanlız başına birşey yapamaz.
yani bir kişinin birey olma çabasının başarılı olabilmesi yine toplumsal desteğe bağlı.
O halde köle sınıfı bir ortak kaderi paylaşan toplum olduğunun farkına varmalı.
Birey olamamis köleler özgürlügü hayal edemez ve bunun icin savasmaz. Bir cok köle doganlar efendilerinden fazla savunurlar köleligi. ve böyle bir kölenin hayali en fazla efendisi gibi olup onunda köleleri olmasidir.
evrensel-insan
09-02-2009, 23:40
Saygideger ayeji;
Esarette, kurtulusta tekten baslar. Onemli olan teklerin olusturdugu toplumun yapisidir. Eger korku felsefesi ve suru psikolojisinden ve bu-oteki kutuplasmasindan, kurtulunmak isteniyorsa; olmasi gereken toplum; birey bilinci almis kisilerin toplumudur. Cunku, o toplumda; bireysel hak ve ozgurluklerin koruyucusu kurallar ve kuruluslar vardir. Devlet te; bireyi icin vardir. Su andaki; vatandas devlet icin degil. Ustelik, cemaat toplumu olmamanin tek yolu; bireyler toplumu olmaktir.
Saygilarimla;
evrensel-insan