Orijinalini görmek için tıklayınız : Ensest
İnsanoglunun yaklaşık 3 milyon sene evveline kadar takip edilen serüveninde 200 bin sene önce ortaya çıkan Homo-sapiens türü bizim gerçek atalarımızı oluşturmaktadır. Homo sapiensin ise kök agacı hayvanlarla aynı ortak ataya dogru evrimleşmektedir. O halde insanoglunun da cinsel birleşme kökeninin hayvanlarla aynı oldugunu varsaymamamız için hiçbir sebep yoktur. Şayet aynı ortak atadan ve hayvanla aynı kökenden geliyorsak cinsel ilişkilerimiz de başlangıçta rastgele olmak zorundadır. Bu ilişkileri takip etmek için ilk mitolojik veriler bize oldukça geniş bir kanıt sunmaktadır.
İlk atalarımızın düşünce biçimleri somut idi. Yaşadıkları ve gözlemledikleri gibi düşünebiliyorlardı. Dolayısıyla ilk söylencelerinin de maddi hayatın gözlemlenmesi üzerine oluşması son derece dogaldı. İnsanlar ilk düşünce ürünlerini maddi hayatın gözlemlerine göre oluşturmuşlardı. Kutsal kitaplarda geçen yaratılış öykülerinde Adem’in ilk yaratılan insan oldugu söylenir, Havva ise ona eş olarak yaratılmıştır; peki o halde bundan sonraki insan ırkı nasıl türemiştir. Elimizdeki verilere göre ve söylemlere göre şayet kutsal kitapları takip edecek ise insanların üremesi için tek yol ya Adem ile Havva’nın çocuklarının çiftleşmeleri ya da Adem’in kızları ile, Havva’nın ise ogulları ile çiftleşmesi ile gerektigi olarak önümüze gelir. Bu sorun din çevrelerinde de çözümsüz olarak ortaya çıkar ve çelişkiyi aşabilmek için önümüze çeşitli teori ve yanılsamalar konulmaya çalışılır.
Gerçekte ahlak bir toplum tarafından dogru kabul edilen degerler silsilesidir ve toplumların gelişmesi açısından ele alınmak zorundadır. Toplumsal gelişmenin ilkel aşamalarında son derece dogal kabul edilen bir olgu ileri aşamalara geçildikçe ahlak dışı olarak ele alınabilmektedir. Ahlak toplumsal gelişmenin bir ürünüdür ve ensest diye tabir edilen çok yakın kan bagı arasındaki cinsel ilişkilere de bu temelden bakamazsak kavramamız zorlaşabilir.
Şimdi kısaca mitolojide ve ilkel dinlerde cinsel birleşmelere nasıl bakıldıgına bir göz atalım :
Mısır mitolojisinde Helipolis'in Ennead'ı olarak bilinen dokuz tanrıdan Atum Şeb ve Tefnut'u yaratmıştır. Atum Hint mitolojisindeki Brahman gibi yaratılışda fiziksel olarak kendini dışarı dökmektedir. İki kardeş olan Şeb ve Tefnut birleşerek Yer Geb i ve gök Nut'u yaratmışlardır.
Mitolojinin daha sonra içine Ra katılmış versiyonunda ise şunları okuruz :
Gökyüzü tanrıçası Nut Güneş tanrısı ve her şeyin yaratıcısı Ra ile evliydi. Ama agabeyi ve yeryüzü tanrısı olan Geb ve ilahi sözlerin efendisi Tot ile de yatmıştı. Ra bunu ögrenince kalbi öfkeyle doldu ve Nut’u lanetledi. “Hiçbir yılın hiçbir ayında karnındaki çocugu dünyaya getiremeyeceksin “ diye haykırdı
Anne olamayacagını anlayınca Nut Tot’a gider ve laneti anlatır. Tot ise ona üzülmemesini söyleyerek, gelecek yıl başlamadan onun tanrıların anası olarak anılacagı sözünü verir. Daha sonra Toy Ay’ı bularak ona oyun teklif eder. “Oyun oynamayı çok sevdigine göre “ der, “eger bana yardım edersen seninle istedigin kadar oynamayı kabul edecegim. Her kazandıgında bana parlak ışıklarından bir parça vermeni istiyorum. Sen ışıgını hiç kaybetmeyeceksin, ama bu bana çok yararlı olacak.”
Ay her defasında alınan az bir ışıgın kendisine zararlı olmayacagını düşünerek oyunu kabul eder. Anlaştıkları gibi, Tot kazandıgı her oyunda ayın parlak ışıklarından birer parça alarak bu ışık parçalarını saklar. Sonunda Tot o kadar çok ışık parçası toplar ki, bir araya konuldugunda tamı tamamına beş gün oluşturur bunlar. Tot kazandıgı bu beş günü 360 günlük ışık yılına ekleyerek Ra’nın lanetini engellemiş olur.
Nut, Tot’un bu fazladan yarattıgı bu beş günde çocuklarını dogurur ve o tarihten sonra tanrıların anası olarak anılır.
Ra bu beşgünün ilkinde dogan Osiris ile, ikinci günde dogan Horus’un babasıydı.
Geb üçüncü gün dogan Set ile beşinci gün dogan Nefitis’in babasıydı. Daha sonra Set ile Nefitis evlenirler.
Tot dördüncü gün dogan İsis’in babasıydı. Daha sonra İsis ile Osiris evlenirler. (Donna Rosenberg- Dünya Mitolojisi Sf 261-262)
Kaos denilen başlangıçta boşluktan ilk üç ölümsüz varlık çoktı. Gaia (toprak ana), yer altı dünyasınının en karanlık, en derin bölgesini yöneten Tartaros ve Eros (aşk). Daha sonra Gaia eşi olmadan Uranos’u (gökyüzü) dogurdu ve onu neredeyse kendine denk tuttu. Gaia daha sonra Uranos ile evlendi ve bu evlilikten üçüz yüzer kollu devler, kykloplar ve 13 Titan dogdu. 13 Titan tanrıların en yaşlı kuşagını oluşturuyorlardı. Bunlardan Kronos kendi kız kardeşi Rhea ile evlendi ve bu evlilikten Zeus, Demeter, Helios, Selene, Themis, Atlas, Prometheus, Epimetheus, Okeanus dogdu. Zeus’un kız kardeşi Demeter ile beraberliginden Persephone dogdu.
Babil mitolojisinde ana tanrıça Tiamat ile Apsu’nun çocukları Kişar ve Anşar hem kardeş hem de karı kocadırlar.
Sümer’de Ninmah adıyla bilinen tanrıça Ninhursag, Enki’nin karısı ve kız kardeşi olarak onun tapımıyla özdeşleşmiştir.
Japonya’da güneşin ve evrenin tanrıçası Amaterasu’nun kocası ve kardeşi Ay tanrısıdır.
saygılarımla
Yeni Zellenda’nın yaratılış mitosuna göre erkekten önce kadın vardır ve bu ilk kadını yaratan Tane’dir. Tane yaptıgı kadını sever ve onların sevgisinden Hine Titama dogar, şafak Kızı. Tane Hine Titama’yı da sever ve bu sevgiden ilk erkek ve kadın olan insanlar dogar. Ancak Hine Titame, Tane’nin hem kocası hem de babası oldugunu ögrenince çok utanır ve dünyayı terk eder. Ölüm de böylece ortaya çıkar. (Donna Rosenberg-age sf 611)
Aztekler’in Ketzalkoatl efsanesinde Güneş’in ve tanrıça Koatlikue’nin oglu olan Ketzalkoatl aşırı şarabın etkisiyle kız kardeşi ile cinsel ilişkide bulundugunun farkına vardıgı zaman Toltekler’i kendisini taşlayarak öldürmeleri için teşvik eder. (age sf 778-782)
Görüldügü gibi dünyanın çeşitli bölgelerindeki mitolojilerinde hep aynı temayı işlenirken görürüz. İlkel atalarımızın ana ogul beraberligi ya da bacı/kardeş evlilikleri konusunda kafalarında herhangi bir çelişki olmadıgı anlaşılmaktadır. Anlatılarını somut olarak gözlemledikleri gerçeklikler üzerlerinde kurmuşlar ve bu anlatılarda görülen bugün için ensest tabir ettigimiz ilişkiler onlar için herhangi bir sorun yaratmamıştır.
Nitekim bu gerçeklik mitolojiden günümüze gelindiginde pek çok ilkel kabilelerin halk masallarında da kendini göstermektedir.
Tonga adalarında bir karı kocanın bir erkek yılan balıgı ogulları ve iki insan kızları oldugu anlatılır. Bir gölde yaşayan yılanbalıgı arzu ile kızkardeşlerine saldırmış fakat onlar kaçmışlardır. Sonunda kızları ikna ettiginde kızlar suya atladılar ve bugün bile Tongatabu kıyısında görülen iki kaya oldular. (Joseph Campbell- İlkel Mitoloji sf Sf 214)
Ren'in dogusundaki geniş mitolojik bölgede ayın erkek güneşin kızkardeş oldugu bir mitos anlatılmaktadır. Genç bir kadın daha önce hiç görmedigi bir aşık tarafından gece ziyaret edilmektedir. Bir gece onun kimligini ögrenmeye karar vererek ellerini yanan kömürlerle karartır ve gelince ona sarılarak sırtında iz bırakır. Sabah erkek kardeşinin sırtında el izlerini görünce korkuyla bagırarak kaçar. Kız güneştir, erkek ay. O zamandan beri erkek kız kardeşini izlemektedir. (Campbell- age sf 417)
Borneo’lu Murung yerlilerinin garip yasa çigneme kavramları vardır. Kız ve erkek kardeşler arasında evlilik serbesttir, dolayısıyla, insanlar bu birleşmelerden dogacak çocukların son derece güçlü ve saglıklı olacakları konusunda sarsılmaz bir inanca sahiptirler. Java’da yaşayan Kalanglar’da anayla ogulun cinsel ilişkide bulunmasının başarı ve servet getirecegi sanılır. Archangel köylülerinde kan akrabalıkları arasındaki evliliklerin, çocukların hızla çogalmasına neden olacagı inancı yaygındır. İngliz Orta afrika’sındaki kabilelerde, kız kardeşiyle ya da annesiyle cinsel ilişkide bulunan bir erkege kurşun işlemeyecegine inanılır.
(Robert Briffault – Analar- sf 110-111)
Bu ilişkilerin meşrulugu mitoloji ve efsanelerde kalmaz, Kitabı Mukaddes’e de girmiş ve ilk semavi kitapta şu şekilde anlatılmıştır. Yaratılış 19 da Lut öyküsü şöyle anlatılır :
30 (http://incil.info/kitap/gen/19/30) Lut Soar'da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı.
31 (http://incil.info/kitap/gen/19/31) Büyük kızı küçüğüne, "Babamız yaşlı" dedi, "Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok.
32 (http://incil.info/kitap/gen/19/32) Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım."
33 (http://incil.info/kitap/gen/19/33) O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
34 (http://incil.info/kitap/gen/19/34) Ertesi gün büyük kız küçüğüne, "Dün gece babamla yattım" dedi, "Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat."
35 (http://incil.info/kitap/gen/19/35) O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
36 (http://incil.info/kitap/gen/19/36) Böylece Lut'un iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar.
37 (http://incil.info/kitap/gen/19/37) Büyük kız bir erkek çocuk doğurdu, ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlılar'ın atasıdır.
38 (http://incil.info/kitap/gen/19/38) Küçük kızın da bir oğlu oldu, adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonlular'ın atasıdır.
Gene Yaratılış:20 de İbrahim’in öyküsü anlatılırken İbrahim kendi karısı Sara’nın anne ayrı baba bir kız kardeşi oldugunu söyler.
saygılarımla
Eger cinsel ilişkiler yasalarla bir düzene sokuldu ve rastgele cinsel ilişki yasaklandıysa, bunların daha önce, düzensiz ve rastgele ilişkilerin yaygın oluşu nedeniyle yapıldıgı savunulabilir. Çünkü insan, hiç kimsenin yapmak istemedigi bir şeyi yasaklamaz. Eger hiç kimsede akrabayla cinsel ilişkiye girme egilimi yoksa, ayrıntılı bir akraba zinası yasagına da gerek duyulmazdı. Kişi biraz akıl yürütmeyle, eger cinsel ilişkiler yasayla düzenleniyorsa, bunlar bir zamanlar düzene sokulmadıgı içindir sonucuna ulaşabilir.
Nitekim daha sonra Anadolu’da bu yasagın ve yasaklama egilimlerinin izlerini görebilmekteyiz :
Kaniş kraliçesi bir defada 30 oglan doguruyor, bunları begenmiyor, sandıkları zift ile sıvıyor ve oglanları içine koyuyor. Irmaga bırakıyor onları, Zalpuwa ülkesinde denize götürüyor. Tanrılar çocukları denizden yukarı alıp büyütüyorlar. Yıllar sonra kraliçe 30 kız çocuk doguruyor, fakat onları kendi büyütüyor. Oglanlar annelerini aramak için sora soruştura Nesa’ya geliyorlar. Tanrılar işe karışıyorlar ve onların içine başka bir yürek koyuyorlar. Anneleri onları tanımıyor ve kızlarını ogullarına veriyor. İlk oglanlar kız kardeşlerini tanımıyorlar. Sonuncu ise şöyle diyor. “Kız kardeşlerimizi almayalım. Zina yapmayın. Böyle bir hareket dogru degildir.” Ve onlarla yatmıyorlar. (Hitit Çagında Anadolu : Sedat Alp Sf 56)
I.Şuppululiuma (İÖ 1380-1340), Dogu Anadolu’daki Hayasa ülkesinin prensi Hukkana’ya şöyle diyor : “Sizin ülkeniz cahil oldugu için, orada erkek kardeşi kız kardeşi veya kuzini ile cinsel ilişkiye girer. Hattuşa’da böyle bir şeye izin yoktur. Karının kız kardeşi ya da kız kardeşinin akrabası senin yanına geldigi zaman ona yiyecek içecek ver. Yiyin için eglenin. Onu cinsel ilişki için almayı sakın arzulama. Buna izin yoktur. Bu yüzden Hattuşa’da ölüm cezası verilir. Hayasa ülkesine gittiginde erkek kardeşlerinin karıları ile ve kız kardeşlerinle artık cinsel ilişkiye girme. (Hitit Çagında Anadolu : Sedat Alp Sf 99)
Örnekleri daha da çogaltabilmek mümkün, ancak bu kadarı konuya başlamak için yeterli olmalıdır. Şimdi tekrar başlangıca dönerek ilkel toplumumuzda cinsel ilişkilerin ne şekilde seyrettigini incelemeye başlayalım.
İlkel toplumumuz klanlar halinde yaşamaktaydı ve toplayıcılık yaparak, avlanarak geçimlerini saglamaktaydılar. Kısıtlı yiyecek olanakları belli bir aşamaya kadar klanın büyümesine elveriyor, daha sonra zorunlu ayrılıklar baş gösteriyor ve klan ikiye ayrılarak yiyecegin bol olgu başka bir yere dogru harekete geçiyordu.
İlk aşamada klan zorunlu olarak içten evlenmeci idi. Erkek ve kız kardeşler serbestçe çiftleşiyordu. Bununla birlikte ana babaların kendi çocuklarıyla çiftleşip çiftleşmediklerini sorarsak yanıt olumsuz olmalıdır. Bir kuşaktan kadınlarla öbür kuşaktan erkekler arasında serbest cinsel birleşme var olsaydı, cinsel olmayan işbirliginin gelişmesi için bir alan kalmazdı.
Homeros’ta şu dizgeleri okuyoruz :
Aiolos'un on iki çocugu vardı konagında,
altısı kızdı, altısı erkek delikanlı çagında,
ogullarına karı diye vermişti kızlarını Aiolos
Şölen yaparlardı bu çocuklar sık sık
sevgili babalarının, saygıdeger analarının yanında,
türlü yiyecek ve içeceklerle doludur sofraları,
tüterdi yag dumanları bütün gün evin içinde,
kaval sesleriyle çınlar dururdu ev bütün gün,
geceleriyse herkes yatardı sayın eşinin yanında,
kilimler döşeli olmalı sedirlerde. (Odysseia sf 182)
İkinci aşama bu ilk grubun dıştan evlenen ve aralarında evlenen iki klana bölünmesiydi. Bir klanın erkekleri öbür klanın kadınları ile çiftleşiyordu, aynı zamanda üretimlerinin bir bölümünü onlara veriyordu.
İşbirliginin gelişmesi, ardışık kuşaklar arasındaki cinsel birleşmenin yasaklanmasını zorunlu kılmıştır. Toplumsal ilişkiler, cinsel ilişkileri yadsıyarak, üretim ise üremeyi yadsıyarak gelişmiştir; fakat bu yadsımanın kendisi yadsınmadıkça, klan açıkça yok olmaya mahkumdu. Onun gelişiminde var olan çelişki tek bir koşulla çözülebilirdi : artık kendi kendine yeten yeniden üretme birimi olmaktan çıkması koşuluyla.. Bu koşul dıştan evlenme kurumuyla karşılandı. Cinsel ilişkiler klanın dışına çıkartılmakla toplumsal kontrol altına sokuldu; aynı zamanda klanlar arasında bir bag geliştirerek toplumsal örgütlenmenin daha yüksek bir biçiminin temelini atmış oldu.
Dolayısıyla toplum içindeki ilk yasak cinsel ilişki yasagı idi. Klan bir bütün olarak kabul ediliyordu. Birey klan oldugu için vardı ve klandan ayrı düşünemez hareket edemezdi. Klan içindeki tüm kadın ve erkekler birbirinin kardeşi idi ve ilk cinsel yasak da klan içerisinden evlenme yasagı idi. Erkekler klana damat olarak geliyorlardı, ancak klan üyesi olarak kabul edilmiyorlardı. Onlar gene kendi klanlarına baglı idiler. Böylelikle klan damat olarak gelen avcının yetenekleri sayesinde ekstradan yiyecek elde edebiliyor ve karşılıksız emegini vererek klan dışı işbirligine katkıda bulunuyordu. Erkek klan için bir yabancı kabul edildiginden klanın sahip oldugu her şey gene klan içerisinde kalıyor ve mülkiyet paylaşılamıyordu. Böylece soy da ancak ana tarafından yürüyebiliyordu.
Öteki klanlardan koca alma uygulaması, her klana, kendisinin üretemedigi yiyeceklere ulaşma olanagı saglayarak besi düzenini genişletmelerini mümkün kılıyordu. Dıştan evlenmenin başlangıçtaki işlevi, yiyecek dolaşımını saglamaktı.
Ancak toplumsal ilişkiler her zaman için eski alışkanlıklarla beraber, yeninin içinde eskiyi barındırması ile süregelmiş ve gelişmiştir. Bu süreç bazen gelişme aşamasına göre toplumlarda pek çok farklılıkları da beraberinde getirmiştir.
Orta Avusturalya'daki Arunta kabilesinde, her kadının evlenmeden önce belirli akrabalık ilişkileri içinde bulundugu çeşitli erkeklerle belli bir sıraya göre cinsel ilişkide bulunması gerekir; üstelik bunlardan sonuncusu dışında hepsi cinsel ilişkinin yasak oldugu akrabalık derecesindedir. Evlenme ediminden önce, daha geniş olan hakların biçimsel olarak tanınması gelir. Gene Arunta'larda ve daha bir çok kabilede, her evli kadının yaşamında bir kez bir törene katılması gerekir. Bu tören süresince evli kadına, babası, erkek kardeşleri ve ogulları dışında, dıştan evlenme kurallarına bakılmaksızın orada bulunan bütün erkeklerin ortak malıymış gibi davranılır. Yerliler kuralların çignendigi bu törenlerin, atalarının uygulamasına uygun düştügünü söylemektedirler. (George Thompson- Tarih Öncesi Ege- sf 66)
Fiji Adaları'nda bir kabile şefi hastalandıgında, oglu babasının iyileşebilmesi için erginlenme istegiyle bir rahibe başvurur. Hastanın yaşayabilmesi için erginlenme törenine katılan aday ölür. Erginlenme törenlerinden sonra, dıştan evlenme kurallarının ve mülkiyet haklarının tümden bir yana bırakıldıgı bir şenlik düzenlenir. "Şenligin sonunda domuzlardan bir farkımız kalmamıştır artık" diye açıkça belirtmektedir bir yerli. Olagan yaşamda birbirlerine dokunmaları bile yasak olan erkek ve kız kardeşler karı koca gibi davranırlar. Bu şenliklerde ortaklaşmacılıga hem cinsel, hem ekonomik yönlerden törensel olarak geri dönüşün çifte önemi, yerlilerin bu durumlarda domuzların da kadınların da sahibinin bulunmadıgını söylemesi ile açıkça dile getirilir. (age)
İnsan ırkının gelişimi, herhangi bir sıçrayış, apansız ortaya çıkan bir ilerleyiş geçirmemiş, yalnız adım adım yeralan geçişler göstermiştir. Bu gelişim, her birinin içinde bir öncekiyle bir sonrakinin barındıgı söylenebilecek bir çok aşamadan geçmiştir. Bu yüzden ilk cinsel birleşme eylemleri iki yarım arasında olmaktaydı ve çok eşli bir biçimde sürüyordu.
Yaşamın en alt basamagında erkegin cinsel yaşamı rastgele ve ortalıktaydı. Doga dürtüsünü, hayvanlar gibi, herkesin gözü önünde gideriyor ve belirli bir kadınla kalıcı bir ilişki kurmuyordu. Kadınların haz için ortak kullanımı ve gözler önünde gerçekleştirilen cinsel ilişkinin dogrulugu Massagetae kavminde kesinlikle dogrulanmıştır.
Herodotos şöyle yazar : Her erkek bir kadınla evlenir, ama ondan yararlanmaya herkesin izni vardır. Yunanlılar’ın İskitlere yükledigi şeyler, Messagetea kavmi için geçerlidir. Erkek bir kadını arzuladıgında sadagını kadının arabasının önüne asar ve onunla yatıverir. Bu durumda eyleminin bir imgesi olarak okunu topraga saplar. (age 165)
saygılarımla
Massagetae kavmi için Strabon şöyle yazar : “Her erkek bir kadınla evlenir ama başkalarının karılarını da kullanır ve bunu gizli saklı yapmaz. Yabancı bir kadınla yatan erkek, onun arabasının önüne kendi sadagını asar ve açıkça onunla birlikte olur.
Herodotos Nasamoneleri şöyle anlatır : “Törelerine uygun olarak her birinin bir çok karısı vardır, bu kadınlarla herkesin ortasında cinsel ilişkide bulunurlar. Bunu yaparken Massagetae kavmiyle aynı töreyi yerine getirirler, oklarını yere saplarlar.
Hem Dionysos, hem de Diodoros’tan kalan belgelere bakarak Mosynoeceler arasında evliligin yanında evlilik dışı ilişkilerin de yer aldıgını görebiliriz. II Cyrus’un askerleri, ilerleyişleri sırasında karşılaştıgı en barbar kavimlerin bunlar oldugunu; kadınlarıyla herkesin gözü önünde çiftleştiklerini söyler.
Herodotos’a göre Tritonia gölünün çevresinde yaşayan Etiyopyalı Ausialılar da aynı sınıflamaya girmektedir. “Kadınlarını ortak olarak kullanırlar, sıgırlar gibi çiftleşirler ve bir aile yaşamları yoktur.”
Evlilik biçimleri mülkiyetin konumu ile belirlenmiş ve üretim ilişkileri farklılaştıkça ona uygun mülkiyet ilişkileri ile beraber cinsel ilişki biçimleri de degişiklige ugramıştır. Ancak ilk cinsel ilişki biçimi rastgele ve kandaşları da kapsayan ilişki biçimidir. Eski toplum henüz aile kavramını ve babalıgın fonksiyonunu kavramıyordu, ayrıca erkek ve kadınlar arasında sevgi bagları şimdiki gibi algılanmıyor, cinsel ilişkiye sadece bir haz, bir boşalma işlevi olarak bakılıyordu.
Öte yanda uygarlaşmamış kabilerle ilgili bütün raporlarda, karı kocalar arasında sevecen duyguların varlıgını gösteren belirtilere rastlanmadıgı vurgulanmaktadır, bu dikkat çekici ve önemli bir olgudur. Nitekim Eskimolardan söz edilirken, yabanıl durumdaki bütün erkekler gibi Eskimo erkekleri de karılarına karşı soguk davranıyor ve onları pek umursamıyorlar denilmektedir. Ancak öte yandan ana sevgisinin canlı ve sevecen oldugu söylenmektedir.
Dene yerlilerinde cinsler arasında sevecenlik konusunda olumsuz gözlemler aktaran pek çok rapor bulunmaktadır. Onları güldürmek istiyorsanız diyor bir misyoner Dene yerlisine karı koca arasındaki sevgiden söz edin.
Cinsler arasında bizim anladıgımız anlamda sevgi Kuzey Amerika yerlilerinde bilinmiyor diyor Peder Theodat.
Ojibwa Peter Jones. Ojibwalarda karı koca arasında toplumsal ilişkiye benzer bir şey göremedim desem yeridir, diyor.
Guiana Kızılderilileri arasında anaların çocuklarına karşı aşırı sevgi besledikleri, babalarınsa onları hiç umursamadıkları görülmüştür. Brezilya’da yaşayan yabani kabilelerde de karı koca sevgisinin göze çarpmadıgı, ana sevecenligininse aşırı ölçülere vardıgı gözlemciler tarafından aktarılmıştır.
Madagaskar yerlilerinde karı koca arasında sevgi olabilecegi fikri hemen hemen kimsenin aklından geçmez. Aktarılan gözlemler, kadınlarla erkekler arasındaki ilişkilerin duygu ya da sevecenlikten tümüyle yoksun oldugunu gösteriyor. (Robert Briffault Analar sf 66)
Aslında dış evlilik kuralı, daha yüksek toplumlardaki kandaşla cinsel ilişki yasagının aynıdır. Bu ikisi arasındaki tek ayrım, bizim gelişmiş ataerkil toplumlarımızdaki aile içi cinsel ilişki yasagının yakın akrabalardan oluşan az sayıda insanı kapsaması; öte yanda ailelerden degil de daha büyük topluluk ya da klanlardan oluşan kümelerde aynı yasagın kümenin bütün üyelerini kapsaması ve dişi üyelerle erkek üyeler arasında cinsel ilişkinin tümüyle yasaklanmasıdır. Bu kuralın çok sayıda ilkel toplumlarda görülen uygulamasında, erkek, anayanlı kümeyi tümden terk edip, cinsel eşinin ait oldugu kümeye uyarlanmakta, onlarla birlikte yaşamakta, ya da kendi kümesinde yaşamayı sürdürürken cinsel eşinin kümesini zaman zaman ziyaret etmektedir. Her iki durumda da dişiler, dogdukları aile kümesinden ayrılmamaktadır.
Kadının evlendikten sonra bile anasının ailesiyle yaşamayı sürdürmesi ve kocasının kayınvalidesinin evine yerleşmesi düzeni birkaç istisnai durum dışında, kuzeyden güneye bütün Amerika kıtasında yaşayan yerli ırkları, Afrika’nın Bantu halklarıyla, Bantu öncesi halklarını, bütün Endonozya’ya yayılmış Malaya ırkını ve Mikronezya Adalarının bütün yerli halklarını kapsamaktadır. Asya ve Polinezya’daki diger aşagı kültür ırklarının hepsinde yaygın olan bu gelenek, yalnızca Avusturalya ve Malenezya ırklarında genel kural olarak uygulanmamaktadır. Bunun nedeniyse bu ırklarda özel koşulların, kültürün eşi görülmedik ölçüde aşagı evrelerinde erkek egemenliginin yerleşmesine yol açmasıdır.
Labrador’da yaşayan Eskimolar’da genç adam gelinin evine gider ve onun ana-babasıyla birlikte yaşar. Burada evliler karı-koca olarak ailenin geçimine katkıda bulunurlar. Damat kayınpederi ölmedigi sürece kendi başına buyruk kararlar veremez. Bering Bogazı Eskimoları’nda koca her türden ogulluk görevlerini kendi halkına degil de karısının halkına yöneltir. Kadiak adasında yaşayan Aleutlar’da koca mutlaka karısının ana-babasının evinde yaşar, ancak arada bir kendi akrabalarını ziyaret eder. Kocanın evlendikten sonra kendi adını geçersiz kılıp karısının adını taşıması adettir. (Briffault age)
Cree yerlilerinde, genç bir erkek evlendiginde karısının anne ve babasıyla birlikte yaşar, ancak bu kişiler ilk çocugun dogmasına kadar ona bir yabancı işlemi uygularlar. Çocuk dogduktan sonraysa erkek kendi anabasından çok bu ailenin üyelerine baglanır. Pawnelerde koca karısının ailesiyle birlikte oturur, ailenin geçimine yaptıgı katkılar yetersizse, ya da herhangi bir nedenle karısının ailesi ondan bıkmışsa, evden kovulur. (age 133)
saygılarımla
Vancouver’de yaşayan Aht ve Nutka yerlilerinde bir erkegin evlenmesinde en önemli nedenlerden biri, karısının mülkünde avlanma ve balık tutma hakkına kavuşmasıdır. Evlilik ortadan kalkarsa, söz konusu mülkü yalnızca kadın kullanabilir ve bu mülk, kadının bundan sonraki evliligi için çeyizini oluşturur. (Briffault age134)
Örneklerden görüldügü gibi erkek kadın klanına cinsel birleşme karşılıgında klanın ekonomik gücüne katkı saglamak için dahil olmakta fakat her hangi bir mülkiyete sahip olamamaktadır.
Tupi yerlilerinden bir genç kız taşınmak isteyen kocasına şöyle karşı çıkıyor : “Babamın bahçesinin ekilip biçilmesi gerek, kileri boş, yiyecegimiz kıt. Yaşlılık günlerinde karnını doyurmasına yardımcı olasın diye beni sana verdigini bilmiyor musun? Eger sen onu terk etmek istiyorsan buyur, ben onunla kalacagım.” (age 140)
Erkegin klanın dışında sayılması ve klan ile kan bagının olmaması iki türlü dışlanmışlıgını getiriyordu. Hem mülkiyet ve kalıtım hakkından yoksun kalıyordu, hem de klan tabularından kandaşla cinsel ilişkiden muaf tutuluyordu. Babanın kızı ile cinsel ilişkide bulunabilmesi arada bir klan bagı olmadıgı için meşru sayılabiliyordu.
Malabar kıyılarında yaşayan Nayarlar analarına olaganüstü saygı gösterirler. Aynı şekilde analarıyla aynı düzeyde sayılan ablalarına karşı da saygılıdırlar. Ama küçük kız kardeşle aynı odada kalmazlar ve onlarla ilişkilerinde son derece sakınımlı davranılır.
Tonga’da ablalar aynı şekilde olaganüstü saygın konumdadır. Reis ablasının evine adım atmaya bile cesaret edememekle saygısını dile getirir.
Orta Avusturalya yerlilerinde, bir erkek kız kardeşiyle konuşamaz, ancak ablalarıyla rahat konuşmasını engelleyecek hiçbir kısıtlama yoktur. (Briffault age sf 121)
Rahip James Chalmers’e göre Yeni Gine açıklarında bulunan Kiwai adasında, bir baba kendi kızıyla evlenebilir, öte yandan kız ve erkek kardeşlerin birbiriyle evlenmesi her yerde oldugu gibi nefretle karşılanır. Solomon adalarında babayla kız evlat arasındaki evlilik son derece yasal sayılırken, kız ve erkek kardeşlerin olagan toplumsal ilişkileri bile yasaklanmıştır. (Age sf 124)
Malinowski bu gözlemlerini şöyle aktarır bizlere : “ Köylüler arasında babasının kızına saldırganlıgı oldukça sıktır. Latin kökünden gelenlerde bu özellikle dogru görünmektedir. Bu zina biçimi, bana söylendigine göre, Romanya köylüleri arasında çok yaygın ve İtalya için de aynı şey söylenebilir. Kanarya Adalarında baba ile kız arasında zina ilişkilerini ben kendim çok gördüm. Öyle gizli ilişkiler söz konusu degil, baba ile kız açıkça ve utanmadan yaşıyorlar ve kendi çocuklarını büyütüyorlar. (B.Malinoski- İlkel Toplumlarda Cinsellik ve Baskı- sf 55 dipnot 1 )
Malinowski’nin zina saydıgı bu ilişki görüldügü gibi yerliler tarafından son derece olagan karşılanmakta ve yadırganmamaktadır. Çünkü onlar için zina suçu kan bagı olan bir birey ile yapıldıgında suç olur. Kan bagı, klan bagı demektir ve baba ise kan bagının dışındadır. Ancak aynı anneden dogma kız ve erkek kardeşler en kesin yasaga tabidirler ve ergenlik çagından itibaren yan yana gelmelerine bile izin verilmez. Ancak kandaşlar arasında cinsel ilişki bu şekildeki keskin kurallarla yasaklanırken kandaş olmayanlar arasındaki cinsel ilişkinin de kısıtsız ve ergenlikten itibaren son derece rahat yaşanabildigini görüyoruz.
Zina öyle bir suçtur ki Plutarkhos İspartalı Geredas’ın, İsparta’da zina suçu işleyenlerin nasıl cezalandırıldıgını soran yabancıya şu yanıtı verdigini yazar : “Yabancı, demişti İspartalı, “ülkemizde zina yapan yoktur.” Yabancı üstelemişti :”Ama ya olursa””O zaman” demişti Geredas “tanrılara öylesine büyük bir öküz adamak zorundadır ki, başını uzattıgında Taygetosu aşıp ( bir dag), Eurotos’tan su içebilsin.” Şaşıran yabancı şöyle söyler :”Böylesine büyük bir öküz nasıl olabilir” Geredas gülerek “İsparta’da zina yapan nasıl olabilirse, öyle” der. ( Bachofen Söylence, Din ve Anaerki sf 205)
İlkel toplumlarda soyun kadın tarafından sürmesi erkegin kendi ailesini, klanını terk ederek karısının ailesine katılmasını gerektiriyordu. Erkegin bu ikili konumu ve soyun anne tarafından devam etmesi kalıtım ve mülkiyet üzerinde kadın tarafının mutlak hakimiyetini getirmişti. Veraset kadın tarafından devam etmekteydi. Bir erkegin malları üzerinde hiçbir tasarrufunun bulunmamasını getirmişti. Erkek öldügü zaman şayet mirası varsa, o mallar kendi çocuklarına degil kız kardeşinin çocuklarına kalıyordu. Böylece klan mülkiyetine ait hiçbir şey klan dışına çıkamıyordu. Soy kadın tarafından sürdürüldügünden kadın mirasçılar soyun mülkiyet açısından birlikteligini ve ortaklaşmacılıgını saglıyorlardı.
Peder Gilil çeşitli Orinoco kabileleriyle ilgili şunları söylüyor : Bu yabanılların son derece garip bir gelenegi var. Kadınlar kocalarının peşinden gitmiyor, tersine kocalar karılarını izliyor. Yabanıl erkek bir kez evlendi mi , artık kendi evini tanımıyor. Hamak, ok, yay ve daha bazı ufak tefekten oluşan eşyalarını alarak kayınpederinin evine taşınıyor ve hep orada kalıyor. Avladıgı hayvanı, tuttugu balıgı kayınpederine veriyor ve her bakımdan ona bagımlı kalıyor. Nitekim bütün yabanıllarda adet böyle, erkek evlatlar başkalarının evine gidiyor, öte yanda kadınlar kendi evlerinde kalıyorlar. Bu uygulama günümüzde yukarı Orinoco’da yaşayan bütün kabilelerde görülmektedir. Koca daha çok karısının evinde oturur, kadın artık ondan hoşlanmıyorsa kapının önüne koyar. İngiliz Gine’sinde yaşayan Arawaklar’da erkek evlenir evlenmez, kendisine ait şeyleri kayınpederinin evine taşır, oraya yerleşir, orada çalışır. Ailenin reisi kendi babası degil, karısının babasıdır, ona çalışır, onun sözlerine boyun eger. Genç bir çiftin oluşturdugu aile, kayınpederin çatısı altında yaşayamayacak kadar büyüdügünde, genç koca karısının babasının evinin yanında kendisine bir ev yapar. (Briffault age sf 139)
Zambesi yöresinde yaşayan Banyai yerlilerindeki evlilik düzenlemelerini Livingstone şöyle betimliyor : “Bir delikanlı evlendiginde gelip kadının köyünde yaşamak zorundadır. Kayınvalidesi için ocak odununu eksik etmemek gibi hizmetlerde bulunmakla yükümlüdür. Kayınvalidesinin karşısına çıktıgında dizlerini bükerek oturmak zorundadır, ayaklarını yaşlı kadına dogru uzatmak büyük saygısızlık sayılır. Bu kölelik yaşamından bıkıp da kendi ailesine dönmek isterse, bütün çocuklarını orada bırakmak zorundadır, çocuklar kadına aittir çünkü.
Nyasaland’ın güneyindeki bütün kabilelerde kızların evlenmesi eve fazladan bir yiyecek saglayıcı ve ücretsiz işçi kazandırır. (age sf 142)
saygılarımla
Ancak tarımın bulunuşu ile dünyadaki ilk büyük devrim gerçekleşti. Tarımsal üretim avcılıga benzemiyordu ve toprak genişleyerek yeniden ve yeniden ürün verebiliyordu. Toplum bu aşamada sınıflara ayrılmaya başlamıştır ve bir üretim fazlası oluşmaya başlamıştır. Tarımsal üretimin gereksinimi olan emek toplumları artık birleştirmeye başlamıştır. Pazarların varlıgı, ticaretin ve bir tecim sınıfının gelişmesi, zanaatkarların oluşması ve kentlerin kurulmaya başlaması eski toplumu iki şekilde zorlamaya başladı. Toplumun temeli soydan aileye dogru evrilmeye başladı. Ancak burada şimdi iki ana sorun vardı. Birincisi dıştan evlenmecilik kuralının nasıl aşılacagı idi. Çünkü bu kural erkege kalıtımdan herhangi bir hak vermiyordu. Erkegin çocukları ve de erkek çocukları mirastan pay alamıyorlardı.
Toplumdaki tüm birimler gibi devlet kurumları da bu ilkel kalıt yasasından nasiplerini almışlardı. Tarımcı toplumların tümünde toprak mülkiyeti en başta kadına aitti ve kalıt kız çocuga geçiyordu. Bu devlet erkinde de böyleydi, taht kız çocugun hakkı oluyordu. Erkek kardeşlerin bu kalıt yasasına karşı buldukları formül bacı/kardeş evliligi idi.
Mısır krallıgının altın çagı olan 19 ve 20 hanedanlar döneminde, 19 hanedanın bütün kralları, kendisinden sonra tahta çıkacak varisin yasal anası olarak kendi kız kardeşiyle evlenmiştir. Hükümdarlık kalıtı dogal olarak kız kardeşe kaldıgından ve onun hakkı oldugundan erkeklerin ya da erkek kardeşin krallık üzerine söz sahbi olmasının tek yolu kız kardeşi ile yasal olarak evlenmesi idi. Krallar zaten kraliçenin kocası olarak hüküm sürmekteydiler ve yetkeyi ele almanın tek yolu kız kardeş ile evlenmekti. Briffault bu bacı/kardeş evliliklerinin sadece saltanat için geçerli olmadıgının altını çizerek şöyle der :
Anaerkil aile düzeni ile kalıtın erkek soyunda el degiştirme dizgesini bir araya getirmek yönündeki bu istegin, ister kültürel gelişmeye ugramış ister uygarlaşmamış olsun, bildigimiz tüm halklar arasında en çok Mısırlılar’da görülen kız kardeşle evlenme uygulamasının altında yatan nedeni oluşturduguna kuşku yoktur.Bu uygulama o kadar yaygındı ki, İS 2.yy da bilebazı bölgelerde evliliklerin büyük çogunlugu kızkardeş evliligiydi. (age sf 315)
Eski Mısır bu konuda en geniş örneklemeleri sunar bize ama tarihteki tek örnek de degildir.
Pers İmparatoru Kserkes'in babası Dareios, Atossa'nın ikinci kocasıydı. Atossa'nın ilk kocasıysa erkek kardeşi Kambyses idi. Herodotos'a göre Kambyses'in ölümünden sonra bütün yetkeleri elinde tutmayı sürdürdü. Hiç kuşkusuz Dareosis'in onunla evlenme nedeni buydu. Büyük İskender ile aynı dönemde yaşayan bir başka Dareosis ise hepsi de hükümdar soyundan olan kız kardeşlerinden biriyle evlenerek tahta geçmişti.
Ptoleme'ler firavunlardan, Arsacidlerle Seleucidler ise Perslerden almışlardır bacı-kardeş evliligini. 3. Antiokhos'un kızı Laodike, sırayla üş erkek kardeşi Antiokhos, 4.Seleukos ve 4.Antiokhos ile evlenmiştir.
Karia'lıların en ünlü kralı İÖ 4 yy da hüküm sürmüş olan Mausolos idi. Mausolos'un karısıysa, kız kardeşi Artemisia'ydı. İdrieus ve Piksadoros adlı iki erkek kardeşi vardı. İdrieus da başka bir kız kardeşiyle, Ada ile evliydi. Mausulos çocugu olmadan ölünce yerine anısına ünlü Mausoleum'u yaptıran Artemisia geçti. Daha sonra Artemisia'nın yerini İdrieus, onun yerini de Ada aldı. Ada ise Persler'e boyun egen, krallıgı kızıyla evlenen Pers satrabına bırakan Piksadoros tarafından tahttan indirildi. En sonunda satrap da Ada'nın istegi üzerine Büyük İskender tarafından tahttan indirildi, böylelikle Ada bir kez daha kendi hakkıyla başa geçti.
İktidar aşamasında bunlar olurken artık genişleyen ve sürekli büyüyen kent toplumundaki dıştan evlenme kuralının da bozulması gerekiyordu. Dıştan evlenme oldugu müddetçe erkege kalıtsal hak verilemiyor ve erkek üretim araçlarında özel mülkiyete sahip olamıyordu. Toplumsal anlamda buna bulunan çözüm kandaşlar arası evlenme tabusunun kefaretinin bazı kutsal kişiler tarafından ödenmesiydi. Bu olgu kutsal fahişelik kültünü getirdi.
Tapınaklarda sevişen kadınlara kendi dillerinde kutsal kadınlar, lekesizler adı veriliyordu. Bu kadınların Akad dilindeki adları Qadishtu, aslında günahlarından arınmış kadınlar ya da kutsal kadınlar diye çevrilmiştir.
saygılarımla
Prof. Albright : “Klasik edebiyatta, özellikle de Herodotos, Straban ve Lucian’ın yazdıklarında karşımıza çıkan anıştırmalardan ögrendigimiz gibi, kutsal yosmalık, kişisel adı ne olursa olsun Suriye ve Fenike tapıncının degişmez, dogal sonucuydu. Kutsal yosma olarak tanrıça, bize son derece şaşırtıcı gelen “Kutsal Kişi” adını taşıyordu. Töre Filistin’in Kenan kökenli halkı arasında iyice pekiştirilmişti; ayrıca İsa’dan 1000 yıl önce, Suriye’deki Hierapolis’de de aynı törenin bulundugunu tartışırken Lucian’ın kullandıgı sözleri aktararak söylersek, “bu çok kutsal gelenek” halkın önüne İsrail’i çevreleyen ülkelerden de sürekli getiriliyordu. (Tanrılar Kadınken Merlin Stone sf 182)
İnannayla Enki söylencesi, İnanna’nın kutsal cinsel gelenekleri Erech halkını uygarlaştırmak için getirdigi büyük armaganlar arasında sayar. Erec’te tapınak kadınları saf ya da lekesiz anlamına gelen nu-gig adıyla tanınırdı. Lilith’in adının geçtigi ilginç bir Sümer yazısında Lilith, bir genç kız, İnanna’nın eli olarak betimlenir. Bu eski tablette Lilith’in, sokaklardan erkekleri toplayıp kutsal tapınaga getirmek üzere İnana tarafından gönderildigi yazılıdır. Aynı Lilith adı, İbrani söylencelerinde karşımıza Adem’in cinsel açıdan boyun egmeyen ilk karısının adı olarak ortaya çıkar; bu ad daha sonralarıysa ortalıga saçılan spermleri elde etmek için havada bekleyen cinin adı olur; evlilikdışı çocuklarının bununla yaratır. (Age sf 182)
Dıştan evlenme kuralı bazı kadınların kendilerini tapınaklara adamalarıyla ve her yabancı ile seks yapmalarıyla bozulmaya başlamıştır. Eski toplum dıştan evlenme kuralını bozmanın kefaretini ödeyebilmek için bazı kadınlara kutsal yaftası asarak toplumun tüm günahını bu kadınlar tarafından yüklenilmesini çözüm olarak bulmuş ve bu daha sonra bir tapım olarak tüm tarım topluluklarına yayılmıştır. Dıştan evlenme kuralının bozulmasının çok çeşitli evreleri ve her toplumda degişik uygulamaları da vardır.
Ölülerden başka tanrı tanımayan Augile kavmi ile ilgili Mela şöyle yazar : “Kadınlar arasında dügün gecesinde armagan getiren herkesle sevişmeye hazırlanmak çok önemli bir töredir, en çok erkekle yatan en güzel sayılır; bunu dışında kalan çekingenlikle nitelenir.”
Diodoros Balear adalarında yaşayanlarla ilgili şöyle der : “Alışılmadık bir evlilik töreleri vardır. Dügün şöleninde gelinle, önce dostların ve tanıdıkların en yaşlısı yatar, sonra yaş sıralamasına göre öbürleri onu izler, bu şeref son olarak kocaya düşer.”
Herodotos Afrikalı Gindaneleri şöyle anlatır : “Kadınları ayak bileklerine çok sayıda şeritler sarar. Bunlar hayvan derisinden yapılmıştır ve anlamı şudur : Kadın her erkekle yatışında böyle bir şerit baglar. En çok şeride sahip olan en kusursuz sayılır, çünkü bir çok erkek tarafından sevilmiştir. “ (Bachofen- Söylence, Din ve Anaerki sf )
Heedot Babillileri bize anlatırken her evlenecek kadının tapınaga gelerek kendisine para atarak yatmak isteyen yabancı bir erkegi bekledigini yazar. Bu ilişki olmadan evlenemeyecegini bildirir. Ancak yabancı ile ilişkiden sonradır ki gidip evlenebilir ve artık sonsuza kadar başka erkege bakmayacaktır.
Tüm bu yöntemler dıştan evlenme kuralının bozularak erkege yönelik mülkiyet hakkının kazanılması ile koşuttur ve bu amaca yönelik olarak yapılmıştır.
Kültürel gelişmeye ulaşamamış insanlar dünyasının dört bir yanında, ilk toplumsal evreler boyunca cinsel kısıtlamanın yalnız ve yalnız tabu klan akrabaları kümesini etkiledigini, bunun dışında hiçbir cinsel yasagın bulunmadıgını gösteren bol kanıt var elimizde.
saygılarımla
Konuyu sona erdirmeden evvel bir ayrıma deginmekte fayda vardır. Şimdiye kadar söylenenler anasoydan gelen toplumsal örgütlenmeler için geçerlidir, ancak şurası da bilinmelidir ki insanlıgın ilk başlangıcında ana yanlı soy süregelimi neredeyse tüm dünya toplumları için artık tartışılmaz bir temeldir. Anaerkiden ataerkiye geçiş aslında mülkiyetin özelleşmesi ve erkekler elinde toplanması sürecidir. Bu süreç topraga baglı yaşayan tarım toplumları ile hayvancılıga baglı olarak yaşayan göçebe toplumlarda daha farklı süeç izlemiş ve ataerki ilk olarak hayvancılıkla ugraşan toplumlarda boy vermiştir.
Avcılık erkeklerin işi idi. Avcılık sonucunda avlanan hayvanların yavrularının evcilleştirilmesi her ne kadar kadınların bir ugraşı olduysa da bu evcil hayvanların daha sonra beslenerek sürülere dönüştürülmesi ve bunların mülkiyeti erkeklere has bir olgu oldu. Bu yüzden erkekler ilk mülki ilişkilerine hayvanlar sayesinde sahip oldular ve hayvan sürüleri sayesinde güç ve zenginlik kazandılar. Bu güç ve zenginliklerini de ilk olarak anayerli evlilik biçimlerini babayerli evlilik biçimlerine dönüştürmekte kullandılar.
Özel Mülkiyetin gelişmesi ile mülkiyetin miras olarak kime kalacagı sorunu ortaya çıktı. Anayanlı soylarda erkekler ataerkini geliştirebilmek için ensest yasagını kaldırmak eve alanını daraltmakla çözüme ulaştılar ve sonuçta toplumsal örgütlenmenin temel birimi soy olmaktan çıkarak aileye dönüştü. Aile baba, eşleri ve çocuklardan oluşmaktaydı. Baba mülkiyetin tek sahibi oldugu için egilimi mülkiyet hakkını kendisinden sonra gelen erkek varisine devredebilme egilimindeydi ve sonuç ta böyle oldu.
Sonuç olarak denilebilir ki, sosyal işbirliginin gelişmesi ve kabile toplumunun duragan yapısından kurtulabilmesi için kandaşlar arasındaki cinsel ilişkinin yasaklanması demek olan ensest ilişki zorunlu bir aşamaydı ve topluluklar bu şekilde sosyal birimler haline geldiler. Daha sonraki gelişme ise sosyal birimlerin siyasi birimler olarak örgütlenebilmesiydi; bunun başarılması için de ensest yasagının aile bireyleri arasına hapsedilmesini ve yeni toplumun temeli olan aile bireyleri ile sınırlandırılmasını gerektiriyordu. İlerleyen süreç bu temelin ekonomik ve toplumsal kökenlerini bize unutturarak yeni toplum yapısında ahlaki bir süreç olarak algılanmasına yol açtı. İdeolojik olarak da dinsel metinlerle desteklenerek saglamlaştırıldı.
saygılarımla
Onursal Bedirhan
20-01-2009, 23:35
pardon :D ben ensest ilişkiyi hemcinsle yapılan şey olarak belledim :D ensest ilişki tabi doğru değil. :)
Eşcinsellik psikiyatrik bir vaka değilmiş, onunla karıştırdım. Gerçi şahsımda eşcinsellikte doğru değil ama yine bunu yapanları katletmek veya dışlamaya karşıyım.
Sn. Dilaver
Değerli bir çalışma..
Okurken çok istifade ettim ;)
okurken şok geçirdim bunlar doğru olamaz dedim,ne yani insan soyu sapık mı?ben zaten insanların adem ve havvadan çoğaldığına inanmıyordum üstüne bunlar bana fazla geldi,bu ne ya?şaşırdım ve şoktayım doğru olamaz,akrabalık ilişkileri=sakat doğumdur zaten e bu ne anlamadım,benim aklım bunlar olmaz olamaz diyor!:(
Sayın nehir
Bu anlatılanların sapıklıkla alakası yok, sadece geçmişimiz deşmeye çalışıyoruz. Bizler geçmişte, ya da daha dogrusu ilkel atalarımız geçmişte sapık falan degildi, sadece hayvandı. Benim yaptıgım bunun tarihöncesini gözler önüne sermek. Elbette ensestten kurtulmak erdemli bir durumdur ama yakın akrabalık ilişkilerinin sakat doguma yol açtıgı da kocaman bir yalandır.
Önemli olan dinlerin ve protestan ahlakının bize vaaz ettigi degerlerden kurtularak tarih öncemize objektif olarak bakabilmektir. Dinler ve mitoloji asla ve asla yaln degillerdir. Biraz ya da bazan fazlasıyla abartma ve hayal ürünleri içerebilirler, ama sakladıkları öz, anlattıkları şeyler hep gözlemlerden oluşmuştur.
Şurası unutulmamalıdır. İlkel atalarımız soyut düşünemezdi. Aborjinler yuvarlak diyemezdi, taş gibi, güneş gibi vs derlerdi. Sert diyemezlerdi, kaya gibi derlerdi. Bu onların henüz soyutu dile getiremediklerini gösterir. Her şeyi gözlemlemişler ve biraz da abartarak ama simgesel anlam yükleyerek aktarmışlardır.
Soyut düşünebilmek için kol ile kafa emeginin ayrışması gerekir. Bizzat yaşanılan ilişkilerin soyutlanması, sınıfların ortaya çıkması, toplumun yanılsanması gerekir. Her şeyin ters yüz edilmesi gerekir. Zaten tanrılar da bu zamanın ürünleridir. Ancak beynin soyutlama yetisine kavuşması bir ilerlemedir, evrimdir ve bu evrim de bizi hayvanlardan kesin olarak ayırabilmiştir.
Geçmişimiz dogru okuyabilirsek gelecegimizi daha kolay inşa edebiliriz.
saygılarımla
Elbette ensestten kurtulmak erdemli bir durumdur ama yakın akrabalık ilişkilerinin sakat doguma yol açtıgı da kocaman bir yalandır.
Çok iddialı ve bu nedenle de yanlış olduğuna dair ciddi şüphelerim var.
Öncelikle ensestt ilişki "hayvan" olmanın doğal bir sonucu değildir. Aksine fareden kurtlara
kadar geniş bir memeli grubu akraba ilişkisinden özenle kaçınır.
evrensel-insan
22-01-2009, 01:46
Saygideger arkadaslar;
Cocuklarin genelde sakat olarak dogmasi konusu; eslerin kan baglarinin ozdeslesmesiyle paraleldir. Bi kisinin kendi akrabasi ile evlenmesi;ki bilhassa bu akraba baba tarafliysa- bu olanagi aartitir.
Dusunce konusuna gelince; dusuncenin zaten kendisi soyuttur. Yani, dusunce; bes duyuyla degil; beyinin fonksiyonuyla dusunur ve uzerinde dusundugu konu hem somut, hemde soyut olabilir. Dusunce eger, sevgi, nefret, iyi, kotu, dogru, yanlis uzerine dusunuyorsa; soyuttur. Ama, dusunce, cisimlesmis bir konu uzerine dusunuyorsa; somuttur.
Sonucta, dusuncenin fonksiyonu kavram oldugundan ve kavramda; yansiyanla veya sezilenle ozdeslendiginden; Bu ucu icicedir. Ustelik, sahiplik, bencillik, erksellik v.s.; kisacasi ayrimcilik ve kendi ayirdigin farki; ustun kilma, soyuttur.
Dusunce, insanoglunun bir uretimi; kavram, bu uretimin yarattigidir. Insanoglunun, uretip yaratmasi icinde; algilamasi gereken ve kendisine yansiyan veya sezgisini aldigi olgular gerekir. Iste, insanoglu; bu olgulara isim vererek; onlari cisimsellestirir.
Insanoglunun; ayirmasi; erkek-kadin-insan- v.s., tamamen bir dusunce urunudur. Ne nesnelin, ne de somutun kendi bunyesinde; bir ayrim ve ayrim farki yoktur.
DUSUNCE SOYUTTUR UZERINE DUSUNCE URETILEN KAVRAMLASMISTIR VE KAVRAMLASAN SOMUT-SOYUT OLABILIR. Ayrica somut dusunce olamaz, sadece; dusunce somut uzerine olabilir. Somut olabilmesi icinde; soyut farki gerekir. Soyut farki ise; kavrami, butunleyici-tamamlayici icerik tasir.
AYRIM, INSANOGLUNUN BIR URUNUDUR. EVRENIN VE DOGANIN BUNYESINDE AYRIM YOKTUR. AYIRAN INSANOGLUDUR.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Nette okumayı çözemeyen benim gibiler için çok çok uzun bir yazı. Okurken uyuyakalmamak için şöyle bir tarayıp geçtim. yazı karekterinin büyük olması çok makbule geçti Dilaver’e bu iyiliğinden dolayı teşekkür ettim.
Bu konuyu bir zamanlar bayağı eşelemiştim. Tabi ki ilk tepkilerim sevgili Nehir gibi Nevır! Nolamaz! olmuştu.
Ensest yasağı ile ilgili antropologların ele aldığı kuramlardan ikisi Frodo ve Nehir’in dikkat çektiği konular ile ilgiliydi. Bunlardan biri “içgüdü önlemesi” diğeri ise “genetik sakınca” kuramı,
İçgüdü önlemesinde, ileri sürülen görüş insanlarda yakınları ile ilişkiyi önleyen içgüdülerin var olduğu idi. Fakat gizli ve ayıkırı olsa bile ensest ilişkilerin varlığı ve görülen yasak rüyaların bu kuramı yetersiz kıldığını belirtmekteydi.
Genetik sakıncada ise; yakın akraba birlikteliklerinden dünyaya gelen çocukların hastalıklı ve sakat olduğu görüşü, ancak genetikçilerin araştırmaları neticesinde sürekli iç evliliklerin çocuklar üzerinde bazı olumsuzlukların meydana gelmesine sebep olduğu, bununla beraber bu konudaki birçok yargının sadece gözlemlerden kaynaklanan yaygın inançlar olduğu ve bu sonuçların her zaman kesin ve doğru sayılmayacağını, bazı etnik gruplarda yapılan araştırmaların da yüzyıllardır sürdürülen iç evlilik geleneğinin bu gruplarda dünyaya gelen çocukların çok üstün zekalı ve yaratıcı olduklarının tespit edildiği ve bu kuramın da yetersizliğine dikkat çekilmekteydi.
Yaşamda kalma uğraşı verilen çağlarda insanoğlu doğal çevresi ile savaşını sürdürebilmesi için sürekli başkalarının desteğine ihtiyaç halinde olduğundan örgütlenmişti. İçinde yaşanılan örgüt ne denli küçükse bu savaşta o derecede güçsüz olmak demekti. İnsanbilimciler bu eski yaşam şekli gerçeğinin yerini dış evliliklere bırakmasının nedenini diğer insan gurupları ile akrabalık bağları kurularak örgütün güçlendirilmesi ihtiyacından kaynaklı bir değişim olduğuna işaret etmektedirler. Dış çevre ile akrabalık ilişkileri öğütün önemli bir aşamasıdır. Dışa açılma, alışveriş ve değiştokuş yapma gereği Kadın ve erkeğin değiştirilmesi gelin güvey alışverişi ve çeyiz getirisi örgütün gelişip büyümesi ve başka örgütler ile bütünleşmesi demektir.
Arapeş kültürünü inceleyen antropolog Mead Arapeşli yerli erkeğin soruna bakışına dikkat çeker. Yerliye kızkardeşi ile ensest ilişkisinin olup olmadığını sorar ve yerlinin yanıtının ahlaki olmayıp toplumsal boyutta algılandığını belirtir. Yerli kızkardeşi ile böyle bir ilişkinin kendisini bir enişte ve kayınbiraderden yoksun bırakacağını, oysa bir başka erkek ile kızkardeşleri değiş tokuş etmenin sonucunda yeni akrabalara sahip olacağını dile getirir.
Din hocası Adem ile Havva mevzusu açıldığında kara tahtaya, beyaz tebeşir ile kocaman bir çarpı çizer ve ikizlerin insan soyunun devamı için nasıl fedakarlık gösterdiklerini anlatırdı. Masallara son sürat devam ediyor eğitim sistemimiz..
Çok iddialı ve bu nedenle de yanlış olduğuna dair ciddi şüphelerim var.
Öncelikle ensestt ilişki "hayvan" olmanın doğal bir sonucu değildir. Aksine fareden kurtlara kadar geniş bir memeli grubu akraba ilişkisinden özenle kaçınır.
Sevgili frodo
Antropolojinin babası sayılan ve Eski Toplum adlı dev eserin yazarı Morgan'ı ilk okudugumda dikkatimi çekmişti. Dış evliligi ahlaka baglıyordu. Dini bütün bir Hiristiyan olan Morgan'ın bu eseri Engels tarafından da alkışlanmış ve Ailenin Devletin ve Özel Mülkiyetin kökeni adlı eserinde defalarca göndermeler yapılmıştı. Çagımızda bile hala önemini koruyan bir kitap olmakla beraber şimdiki antropologlar yeniden onun yabanı/barbar/uygar tanımlamalarını gündeme getirmektedirler.
Daha sonraki dönemlerde özellikle daha günümüze yakın eserlerde Morgan'ın bu tespite hiç yer verilmedigi dikkatimi çekti. Çagdaş antropologlar artık dış evliligi ahlak temelinde açıklamıyorlardı, tanm tersine bu tarz bir açıklamanın din referanslı oldugundan bahsediyorlardı. Ayrıntılı bilgiyi ise Robert Briffault'un Analar kitabında buldum. Kadın/Anaerki/Evlilik Biçimleri gibi konuların tartışılmaz referans kaynagı olan bu kitaptan biraz uzun olmakla beraber gerekli oldugunu düşündügüm bölümleri alıntılayarak konuya açıklık getirmeye çalışacagım. Sf 99-101 arasında yer alan yazarın hayvanlar alemi ile ilgili açıklamaları şöyle :
Bütün hayvan türleri, en yakın soy içi üreme kurallarını umursamaksızın çogalmaktadırlar. Bu konuda ne güdüsel ne de yapısal bir denetime elverişili bir önlem bulunmadıgı gibi, bütün hayvanların egilimi ve yaşam koşulları, onları bu yönde yüreklendirici niteliktedir. Hayvanların pek çok türü, bizim çok yakın kandaşla ilişki diye adlandırdıgımız türden çiftleşmeler sonucu üremektedirler. Nitekim kızıl geyik ve daha pek çok geyik türü, genellikle dişi ve erkek kardeşlerin çiftleşmesi sonucu ürerler. Bunun, bütün hayvanlar dünyasında genel bir kural olması, olası görünmektedir. Çiftleşmenin aynı anadan, aynı batında dogan dişi ve erkek üyeler arasında gerçekleşmesi çok yaygındır. Ayrıca aralarındaki fark ne denli az olursa olsun, hayvan ırklarında, karışmaya karşı gözle görülür bir tepki, bir sakınma gözlemlenmiştir. "Bu duygu olmasaydı" diyor Darwin, "şimdikinden çok daha fazla melez ırk türeyecekti. Bu konuda artık pek çok kanıt var elimizde". Çok iyi bilindigi gibi ülkelerin bütünü, tek çiftlerin, ya da az sayıda bireyin yavruları tarafından kuşatılmıştır ve bütün bu durumlarda, soy içi üremenin çok yakın bireyler arasında gerçekleşmiş olması gerekir.
Sıçanlar, fareler ve tavşanlar üzerinde pek çok deney yapılmış, bunların kuşaklar boyu soydaşlarıyla çiftleşmesi saglanmıştır. Çogu yavruda, hayvanın niteligi ve boyutlarıyla ilgili herhangi bir gözle görülür olumsuz etki saptanmamış, ancak bazı durumlarda verimliligin, üretkenligin azaldıgı görülmüştür. Öte yandan kapalı yerlerde beslenen hayvanların üretkenliginin azaldıgı da iyi bilinmektedir...
Dr.HH.D.King tarafından yapılan beyaz farelerle ilgili deneyde, iki çift fareden iki ayrı soy üretilmiş, dişi ve erkek kardeşler düzenli olarak çiftleştirilmiştir. Ayrıca rastgele çiftleşmelerine izin verilen ve denetim altına alınan yavrularla kıyaslamada kullanılacak çiftler de deneyin çerçevesi içine alınmıştır. "22 kuşak boyunca elden geldigince yakın soydaşla üretilmiş olan bu deney fareleri, altı yıl önce atalarını üreten ve altı aydır ayrım gözetilmeksizin çiftleştirilen damızlık farelere göre her açıdan daha üstün özellikler göstermektedir. Bu yöntemle, yani soy içi kuralına baglı kalınarak farelerden dişiler, damızlık dişiden % 3 daha agır, erkekler ise damızlık erkek farelerden % 15 daha agırdı. O güne kadar var olan en büyük beyaz fare bu yöntemle üretilmişti. Soy içi üreme ürünü fareler, damızlık fareler kadar uzun yaşamakta ve hastalıklara karşı aynı ölçüde dirençli görünmektedir. Saglıksız bireylerin oranı bu yöntemle üretilmiş farelerle damızlık farelerde aynıdır. Dogurganlıklarıysa, damızlık farelerden hemen hemen % 8 daha fazladır.
Önceleri, evcil hayvan yetiştiricilerinin deneylerinin kuşaklar boyu sürdürmüş soy içi üretmenin, yozlaşmış türlerin ortaya çıkmasına neden oldugu varsayılırdı. Ancak bu izlenimin yanılgılara dayandıgını pek çok örnek kanıtlamış bulunmaktadır. Domuz ya da sıgırda, yag dokusunun fazla salgı yapması gibi hastalıksal özellikler, elbet, biyolojik açıdan hasta ya da yozlaşmış soyların üremesine yol açabilir. Ancak öte yanda en saglıklı ve dogurgan evcil ırklar da, aynı şekilde yakın soy içi üretme sayesinde korunmaktadır.
Yazarın gözlemleri bunlar, bir sonraki iletide ise insanlarla ilgili verileri ele alacagım. Yalnız bir de anektod anlatayım.
Eşimin çok sevdigi kedi 8 sene sonra ölünce evde bir aile bireyinin yok olmasına benzer bir acı havası yaşanmaya başlandı. Yan komşumuz ise bize kedilerinden birini hediye etti. Yalnız hayvan dişiydi. Bir süre sonra ilk yavruları dogurdu. Biri dogumda öldü, biri gitti, erkek olanı ve annesi ise bizimle kaldı. Digerki dogumda anne gene hamile idi ve bir gece geç vakitte ciddi ciyaklamaya başladı, belli ki doguracak yer arıyordu. Tam da o anda şimdiye kadar olmamış ve benim hayret ettigim bir olay oldu. Erkek yavru bir anda annesinin üzerine çıktı, arkasına geçerek ritmik hareketleri tekrarlamaya başladı. Anneyi elinden zor aldık ve anne o gece dogurdu.
saygılarımla
Sevgili eski tüfek,
Bütün yazdıklarının yanına kalıtımın ilkelerini koy tekrar değerlendir.
Bakalım genetik biliminde söz sahibi olanlardan biri ne diyor;
"Dişilerin erkeklerini genetik özellikleri temelinde seçtiklerine kuşku yoktur. Ensest tehlikesinden dolayı, bir dişi için akraba olmayan erkekler, erkek kardeşlerden ve kuzenlerden daha çekicidir. Akraba eşleşmelerinden kaçınmak için evrim, akrabaların tanınmasına olanak veren sistemler geliştirmiştir. Fareler akraba eşleşmelerinden kaçınmak için idrarları ile salgıladıkları kokulardan yararlanır, dişiler akraba erkekleri bu kokulardan tanır ve çiftleşmekten kaçınır. Bitkiler polenlerin üzerine işaretler bırakarak yumurtaların akrabaları tarafından döllenmesini engellemeyi garanti altına alırlar"
S.Jones Neredeyse Bir Balina, s.145 2.basım
Akraba evliliklerinde cocugun sakat dogmasi, akraba evliligi yapanlarin, ayni hastalik genlerini tasiyip tasimamasi ile ilgilidir. Tabi ki hastaligin ortaya cikmasi sansi, akraba olmayanlardan cok daha yuksektir.
Namussuz fareler bile farkina varmis da hala bilmeyen insanlar var olmasi hayret dogrusu:)
Sevgili frodo
Öncelikle yanlış anlaşılmış olmak istemem. Ben esas olarak kandaşla evlilik olayının bozuluklara yol açması nedeniyle iç evliligin yasaklandıgı savlarına karşı çıkmak için kocaman bir yalandır diye yazdım. Çünkü ensest yasagı ile ilgili en temel argüman dini içerik taşıyan ahlaki olma argümanıdır. Bunun yasak konduktan sonra ilkellerde bile bu şekilde algılandıgı açık ama yasagın nedeni bu degil.
Teorik olarak yakın kandaş evliliklerinin genetik bozulmaya, ya da mutasyona yol açma olasılıgı veya hastalıkların görülmesi kandışı evliliklere oranla iki misli daha fazla olabilir. Şayet cinsellik dna tamiri işlevini görüyorsa bu açık. Ancak bir de bunun tam tersi de söz konusu, yani iki kardeş arasındaki evlilikler üstün insan formülüne de yol açabilir. Ama elbette bunun dogumdan evvel anlaşılması da mümkün degil. Nitekim yukarıda verdigim fare örnegi bunu gösteriyor.
Ancak bu olasılık için her şeyden evvel populasyonun gen havuzunda bu hastalıkların oluşması gerekiyor. Binlerce, hatta onbinlerce sene evvelindeki bir ensest yasagından bahsediyoruz. Ayrıca hayvan ve bitkilerin özel işaretlerle ya da kokularla ensesti engelledikleri savı bana pek inandırıcı gelmiyor. Nedeni ise gene yukarıda verdigim anektodda annesini bile kokusundan tanımayan erkek kedi yavrusu. Ayrıca geyik örnekleri de var, ya da deney fareleri. 145 sayfanın önüne de arkasına da baktım, yazar yalnızca paragraf ile geçiştirmiş. Çok da ayrıntılı açmamış ama dayandıgı temelleri biliyoruz. Dölüte geçen %50-%50 transfer.
Gene de ensest sonucu mutlaka hastalık çıkacak diye bir şey yok, tam tersi de olabilir ve daha mükemmel canlı da oluşabilir. Hitler'in de üstün ırk formülü bu degil miydi.
Neyse sonuç itibarıyla pek çok eski toplum örneginde yakın akraba evlilikleri var ve bu toplumlar son derece de saglıklı gelişmiş ya da gözlemlendikleri zamanda böyle nitelendirilmiş. Türkiye'de evliliklerin %20-25 oranında yakın akraba evlilikleri oldugu belirtiliyor. Toplumumuzda bu derece yogun bir hastalık oldugunu, sakatlık oldugunu düşünmüyorum.
Tıbben dogru olmakla beraber dinsel inançlar yüzünden fazlasıyla abartıldıgını düşünüyorum. 19 sülalenin tüm firavunları kızkardeşleri ile evli, ama ne Seti'nin ne de Ramses'in ne de herhangi bir ardılının hasta saglıksız vs oldugunu bilmiyoruz. Üstelik onlara gelene kadar bacı/kardeş evliliginin yüzlerce yıldır süregeldigini de biliyoruz.
Toplumda bu kadar çok örnek varken, ya da sadece içten evlenen kabileler varken, en azından bu kabilelerin bazılarının ya da en azından birinin tamamen delilerden veya sakatlardan, ya da bu tür hastalıklı bireylerden oluştugunu varsaymamız gerekirdi, fakat ben böyle bir örnege rastlamadım. Teorik olarak dogru olan ama pek de sık rastlanmayan bir durum diye düşünüyorum.
saygılarımla
Sn. dilaver,
Müthiş bir çalışma. Teşekkür ediyoruz.
İnsanın hikayesindeki çeşitlilik ve gelişim bizi etkiledi.
Konu dışı iki şey dikkatimizi çekti. Başlığınızı sulandırmadan değinip geçmek istiyoruz.
İlk dikkat ettiğimiz şey, beynin gelişimi ve yaşam tarzına bağlı olarak soyut kavaram algısının ilkel insanda olmaması.
Bu bize; şu anki kavrayışlarımızdaki eksikliklerin ne olabileceğini düşündürdü. Bundan 50.000 yıl sonraki beynimiz ve düşüncemiz ile bugünkü düşüncemize nasıl bakabileceğimiz!
Bir diğeri de, tarih içindeki gerçeklerin bir yazarımız tarafından sapıklık olarak kaydedilmesi oldu. Bu konuya dönmeyi umuyoruz.
Tekrar teşekkürler
Toplumda bu kadar çok örnek varken, ya da sadece içten evlenen kabileler varken, en azından bu kabilelerin bazılarının ya da en azından birinin tamamen delilerden veya sakatlardan, ya da bu tür hastalıklı bireylerden oluştugunu varsaymamız gerekirdi, fakat ben böyle bir örnege rastlamadım.
Rastlamak oldukça tuhaf olurdu sevgili eskitüfek. O zaman doğal seçilim mekanizmasını sorguluyor olurduk. İç evlilik kuralına rağmen ayakta kalmış ve günümüze ulaşmış toplumlar genetik kusurlardan mümkün olduğunca arınmış olmalıdır. Elbette kalıtım böyle aykırılıklara da hayatta kalma şansı verir. İçevlilik kuralı nedeniyle genetik kusurlardan arınma yoluna giremeyen toplumlarda zaten çoktan yok olup gitmişlerdir.
Kandaş evliliğe konan yasaklar dini-ahlaki bir görüntü veriyor olabilir. Bu durumda sorgulamamız gereken dinsel kuralların toplumsal gelişimin neresinde ve nasıl ortaya çıktığıdır. Benim düşünceme göre her dinsel kural toplumsal tarihimizin eskiliklerinde bir gerçekliğin "başaşağı" edilmiş açıklamalarıdır.
Benim büyüdüğüm kültürde bırak kandaş evlliliği uzak kuzenlerle bile evlenmek tabudur. Ve bu kültür hiç de hırıstiyan özelliklere sahip olmamıştır. Hatta köleci toplum denebilecek bir noktada tarihsel gelişimi durmuş bir toplumdur. (Şimdi kriptoncu kandaşlarım beni topa tutacak :))
Dinlerin ahlaki normlarla bu türden kurallar koyuyor olması bu yasağın onlar tarafından getirildiğini değil toplumsal bir yasağın kaynağının elçabukluğu ile dinlere mal edilmesidir.
İlk dikkat ettiğimiz şey, beynin gelişimi ve yaşam tarzına bağlı olarak soyut kavaram algısının ilkel insanda olmaması. Bu bize; şu anki kavrayışlarımızdaki eksikliklerin ne olabileceğini düşündürdü. Bundan 50.000 yıl sonraki beynimiz ve düşüncemiz ile bugünkü düşüncemize nasıl bakabileceğimiz!
Sn mhmd
İlkellerin düşünme biçimini kavramanın özellikle bizim sitemizin konusu ile son derece alakalı oldugunu düşünüyorum. Burası kavranmadan, tanrı, dinsel akaitler vs kavranamaz. Önemli olan halka burada yatmaktadır. Bu konuyu ilkellerin düşünme biçimi, ruh ve tanrıya varışlarını inceleyen ayrı bir çalışma ile siteye asmayı ve tartışmayı planlıyorum.
İlkeller düşündüklerini nesneleştirirler. Soyutlama yetisine henüz sahip degildirler. Yani ilkeller düşündüklerini maddi olarak ifade etmek zorundadırlar. Düşündükleri vardır, çünkü o öyledir, neden sorusu ise onlar için gerekli degildir, anlamlı degildir. İlkeller bilgiye ihtiyaç hissetmezler, bilgiyi elde etme, salt bilgi için bilgiye erişme diye bir gereksinimleri yoktur.
50.000 sonra ise düşünme ve soyutlamaya toplumsal bir olgu olarak bakabilecegimizi düşünüyorum. Eski Mısır ve Mezopotamya son derece görkemli mühendislik eserleri, olaganüstü bir kozmoloji ve astronomi bilgisi geliştirmelerine ragmen bir felsefe akımı yaratamamışlardır. Felsefeye ulaşmamız için ticaret burjuvazisinin gelişerek İonya şehir devletlerini, sonrada Attika şehir devletlerini kurmasını beklememiz gerekmiştir. 50.000 sene sonra da şayet insanlık yok olmamışsa bilginin herkes tarafından ihtiyaç duyulan, herkes tarafından geliştirilen bir olgu olacagını düşünüyorum. Kol ile kafa emegi arasındaki çelişki ortadan kalktıgı oranda bilgi de sosyalleşecektir.
saygılarımla
evrensel-insan
23-01-2009, 21:15
Saygideger mhmd;
"soyut kavram algisi" insanogluna nerden ve neden gelir?, insanoglu soyut kavrami yaratirken, bunu cisimlestirerek; yaratmamismidir?
ILK INSANOGLUNDA; SEVGI, NEFRET, INTIKAM,KORKU, KOLLAMA, IYI, GUZEL, KOTU,DOGRU, YANLIS HAYRET, SASKINLIK, ENDISE, DOST, DUSMAN, TEHLIKE, v.s. gibi duyumlar ve hisler yokmudur? Soyut denince ne algilaniyor?, saydigim bu ve buna benzer cisimlestirilmis kavramlar, somutmudur?
Saygilarimla;
evrensel-insan
sevgili frodo
bazı etnik gruplarda yapılan araştırmaların da yüzyıllardır sürdürülen iç evlilik geleneğinin bu gruplarda dünyaya gelen çocukların çok üstün zekalı ve yaratıcı olduklarının tespit edildiği ve bu kuramın da yetersizliğine dikkat çekilmekteydi.
Benim egilimim de pervanenin yukarıda alıntıladıgım yazılarından farklı degil. Benim kaynagım 1927 senesine ait, ve hala önemli bir isim ve otorite . Aradan geçen 80 senede ne gibi yenilik ve gelişmeler var diye baktım ama fazla da yol alınmamış.
çekinik anne ve baba genlerinin çakışması ihtimali ile dominant genlerin çakışması ihtimalinin eşit olması gerekiyor. Yani arızalı çocuk olma olasılıgı kadar, üstün çocuk olma olasılıgı da olması gerekiyor. Bu yüzden güvenilir net araştırmalara rastlamadım.
O yüzden Briffaultun araştırmalarına yer vermiyorum, çünkü çogu aksi yönde. Daha dogrusu yazarın alıntıladıgı araştırmalar diyelim. Bu konu gittikçe ilgimi çekti ve Allison Jolly'nin kitabını tekrar karıştırdım. Orada şu sözleri buldum. "Primat erkegi ensest ilişkiye varmamak için kümeyi terk eder" Şimdi gel de Ptolomey hanedanı ile bu sözleri bagdaştır.
Şayet canlılarda bu tür bir terk etme egilimi olsaydı bu gün ensesti tartışamazdık diye düşünüyorum. Tartıştıgımıza göre ve vaka ise demek ki bu insanların söylediklerininin haricinde bazı gerçeklikler olmalı. Bunu mutasyonla açıklayamayız.
En bilimsel insanlarımızın bile şartlanmaların dışında kalamadıklarını düşünüyorum. Özellikle bunlar kadın ise.
saygılarımla
Değerli evrensel-insan,
Gerçi sorunuzun yönü Sn. dilaver olmalı idi. Çünkü tez onun.
Ancak, bu tez, bize de çok mantıklı geldi.
Gerçi soyut ile somut kavramlar konusunda daha önceki yazılarınızı hatırlıyorum.
Bu konuda kafamızı birhayli karıştıran tezlerinizi de. :)
Sorunuzun, bu tez ile, bizce açıklaması şu olabilir;
Evet, bunlar his olarak vardır. Zaten tezde, bu kavramların yokluğundan bahsedilmiyor. Var olan hissin kavramsal ifade edilemediğinden bahsedilmektedir.
Bu da, beynin gelişimi ile alakalandırılmış.
Bizce, hala çok sağlam bir tez gibi duruyor.
Sn. dilaver,
Fiziksel gelişim ile düşünsel gelişim arasındaki bağlantı gerçekten de önemli.
Son yazınızdaki nesnelleştirme ile ilkel düşünce çıkarımız bizi biraz düşündürdü.
Zeka ve zekanın kullanımı konusundaki kitap ve eğitimler konusunda bilginiz olduğunu düşünmekteyiz.
Bu kitap ve eğitimlerde, dönüp dolaşıp nesnelleştirme üzerine ısrarla gidilmektedir. Zeka seviyesini artıran bu tip eğitimlerin temeli, belki de nesnelleştirmedir.
Tezinize döner isek;
Var oluşumuz kadar eski bir yetimiz, sonradan edindiğimiz yetilere göre çok daha güçlüdür diyebilir miyiz?
Var oluşumuz kadar eski bir yetimiz, sonradan edindiğimiz yetilere göre çok daha güçlüdür diyebilir miyiz?
Sayın mhmd
Bu yetiyle neyi kast ettiginizi açabilir misiniz.
saygılarımla
Yanlış kullanmış olabilirmiyiz diye öncelikle kelimenin anlamına baktık.
"yeti
is. fel. 1. İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği, meleke: “Aklımız fikrimiz hep insanda, yetilerimizi var gücümüzle çoğaltıp onun rahatlığına çalışıyoruz.” -A. Erhat. 2. ruh b. Bellek, usa vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri, meleke."
Kaynak, http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=veritbn&kelimesec=343109
Yanlış kullanmamışız.
Kavrama, algılama olarak almışız.
Cümlemizi ve sorumuzu düzelterek tekrar edelim.
Var oluşumuz kadar eski kavrama yeteneğimiz ve algılamalarımızın, sonradan edindiğimiz kavrama ve algılama yeteneklerimize göre çok daha güçlüdür diyebilir miyiz?
Muhtemelen bu sefer başardık..
Hala kavrama yeteneginden ne kast edildigini tam olarak anlamış degilim. Benim algılamama göre bu şayet taklit yetenegi ve kendinin farkında olma yetenegi ise bu zaten bizi insanlaştıran temellerden bir tanesi. Elbette çok güçlüdür. Yalnız bu yetilerin insan kadar olmasa bile bazı üst primat gruplarında da oldugunu unutmamak gerekiyor.
Onun dışında düşünme varlıgı algılamakla gelişiyor. Yani varlık bilinci belirliyor. Eski toplumun grup evlenmesini gerçekleştiren en ilkel birimlerinde pek çok akrabalık terimlerine rastlayamıyoruz. Orada 3 nesil söz konusudur. Ben babam ve oglum. Ya da ben annem ve kızım gibi. Bu evlilik biçiminde aynı kuşaktan tüm erkekler ve kadınlar birbirlerinin eşleridir. Tüm çocuklar da kızı ya da ogludur. Üretim ilişkilerinin farklı akrabalık ilişkileri geliştirmesiyle bazı kavramlar da algılar sonucu yerlerine oturmakta ve tanımlanabilmekteler.
Örnegin ilkellerde madde dışı bir ruh tanımı yoktur. Yani bizim anladıgımız tarzda bir madde/ruh ayrımı yoktur. Bu yüzden ilkeller arasındaki misyonerler ilkellerin ruh anlayışını izah etmede çok zorlanmışlar ve bazıları da bu olguyu açık açık dile getirmişlerdir.
saygılarımla
evrensel-insan
24-01-2009, 18:46
Saygideger mhmd;
Tum canlilarin-hayvanlarin- ifade etme yetisi vardir. Insanogluda bu na dahildir. Her hayvan ifadesini kendi turu arasinda gerceklestirir ve kendi turu ile anlasir. Bizlerin onlari anlamasi ise; tamamen bizim, kendi ifade edisimizdir.
Ifade edebilmek icin; iki sey gereklidir. Birincisi kavram; ikincisi algi. Insanoglu ifade etmek adina kavram uretebilmesi icin; algilamasi gerekir.
Eger insanoglu YANSIYAN BIR SEYI ALGILIYORSA-BU MADDEDIR- BUNA BIR KAVRAM VERIR.
INSANOGLU EGER, HERHANGI BIR SEYI SEZIYOR-HIS ALIYOR-DUYUM ALIYORSA; BU DA SOYUT BIR OLGUDUR.BUNA DA BIR KAVRAM VERIR.
FELSEFE DILINDE, INSANOGLUNUN KAVRAMLASTIRDIGI-YANI HIS ALDIGI-OLGULARA-KI SOYUTTUR- INANC DENIR.
Dolayisiyle, dogru da bir inanctir; tanri da; Kavramak ise; ifade edileni algilamaktir. Bu da degisken-goeceli bir algidir. O yuzden, kiminin iyisi, dogrusu; kiminin yanlisi, kotusu olur.
Soyut kavramlarin; ifadesi; algiliyana gore kavranir. Eger, insanoglu; hissettigi duruma korku kavrami verdiyse ve bunu ifade ediyorsa; bu soyuttur ve inanctir. Cunku, bir kisinin korku algisi; baskasi icin korku olmayabilir.
KAVRAMLAR EVRENSELDIR, HEM SOMUT, HEM SOYUT; HEM OZNEL HEM DE NESNELDIR. IFADE ISE; KISISELDIR, OZELDIR KISININ KAVRAMDAN NE ALGILADIGINI BELIRTIR.
Varlik bir kavramdir, ama var-yok birer ifadedir. Oyuzden her kavramin karsitli ve ikili ifadesi vardir. Seyin varligi-ikilem- ve var-yok.-karsitlik-
Senin ifadenle; his insanoglunun bir yetisi ise; korku , endise merak insanoglunu; soru ve cevaplara iter. Eger sorusuna cevap bulamazsa zaten kendini tatmin icin verdigi cevap tanridir. Yani, sorusunun cevabi olan guc-kuvvet-kudret-Oyuzdende; elma veren agacin; neden elma verdigi sorusu; agaci tanri yapmistir. Ayni sekilde; gunesi, ayi irmagi, dagi v.s. Daha sonra da soyut kavramlar tanrilastirilmistir. guzellik, iyilik, kotuluk v.s. Tanrilarin kavram olarak yaratilisi baska; bu yaratilan kavramlarin cisimlenisi baskadir-ki dini sistemler, bir cesit tanrinin cisimlenisidir. Peygamberler, kitaplar, camiler v.s.-
Zaten insanoglu, soyut kavrami mutlaka cisimlestirmistir, yoksa inanc mumkun olmaz. Mesela, soylenen bir seyin; dogru olduguna inanmak demek; o dogru soyutunu; soyleyenle ozdeslestirmek demektir. SOMUT KAVRAMLAR; YANSIYAN MADDE ILE; SOYUT KAVRAMLAR DA; O KAVRAMI IFADE EDEN ILE OZDESLESTIRILIR. Mesela, sevgi kavramini; annebaba-cocuk v.s. ifade eder.Dogru kavramini; senin inandigin ideolojin,gelenegin, ahlakin, sistem, duzen v.s. ifade eder.
DOLAYISIYLE, BIR KAVRAM; ISTER SOMUT, ISTER SOYUT; ISTER OZNEL, ISTER NESNEL OLARAK ALGILANSIN; INANILIRLIGINI KORUMAK ICIN CISIMLESTIRILMEK ZORUNDADIR. Cisimlestirilemeyen, soyut kavramlar; inanimini yitirir. Tabi ki; bu da tamamen kisiseldir. Toplumsal temelde cisimlestirilen inanclarin; inanimini yitirmesi bile; once bireysel duzeyde baslar.INANC YITIRIMI DEMEK; SOYUT KAVRAMIN, KISI ACISINDAN CISIMLESTIRILEMEMESI DEMEKTIR. Oyuzden, benim felsefem; tum soyut kavramlari-dogru, yanis; iyi,guzel, v.s. curutur.
Konumuza gelince; cinsel iliskinin iki icerigi vardir. Bunlardan birincisi; uretmek icin olandir ve mutlaka kendi turunun karsi cinsi ile iliski demektir. Digeri ise; bir insanoglunun cinsel iliskisidir. Bu fiziksel olarak insanoglunun uygun gordugu canli icin gecerlidir. Bu iliskinin ne oldugu ve ne tur iliski oldugu ise; tamamen dusuncesel ve soyuttur. Genis anlamda; -eger dusunsel alisilagelmislikler, ayiplar, yasaklar, sakincalilar v.s. olmazsa;insanoglu, hayvan dahil; herturlu insanogluyla cinsel iliskiye girebilir. Bu iliskinin ne oldugu ve bu iliskiye girecek olan insanoglunun algisi ise; tamamen subjektiftir. Aile, kavraminin neden dogdugunu ve korundugunu iyi algilamak gerekir. Hayvanlarda ensest iliski olmasi dogaldir. Cunku onlarin, insanoglu gibi deger yargilari-hem de soyut- yoktur. Tabi ki; bazi hayvan turleri, cinsel iliskiyi sadece ureme olarak uygulayabilirler. Bu uygulama, onlari sadece kendi turu ile cinsel iliskiye iter. Hayvanin kendi turu icindeki aile ayrimi-ki varsa-baska bir konudur. Eger, herhangibir hayvan da; aile kavram ve algisi gelismiste; kardesiyle, anne veya babasiyla iliski kurmuyorsa; bunun incelenmesi gerekir. Ben, hayvanin boyle bir ayrim yapacagini zannetmiyorum. Dolayisiyle, ensest iliskisi veya kavrami, algisi hayvanlar icin gecerli degildir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın dilaver,
Yazıları büyük bir merakla ve kafamın içinde bir çok nokta aydınlanarak okudum.Sağolasın.
En bilimsel insanlarımızın bile şartlanmaların dışında kalamadıklarını düşünüyorum. Özellikle bunlar kadın ise.
Sevgili Dilaver durduk yere neden yine kadınlara taşı attı. Ben anlamadım bir bilen varsa bana anlatsın ya lütfen:)
Şimdi bu şartlanmış olanlardan ve daha önceki mesajımda adı geçen kadını biraz tanıyalım.;)
Margaret Mead (1901-1978)
Değişik coğrafyalarda cinsellik ve cinsel kimlik konularında yazdığı yazılar nedeniyle batı dünyasının evrensel olarak kabul ettiği cinsiyet rollerinin sorgulanmasını sağlamış, erkek ve kadına yüklenen -lik- ekinin kültürler arasındaki farklılıktan kaynaklandığını açığa çıkarıp cinsiyete göre rol ayrımının evrensel olduğu yolundaki düşünceleri çürütmüş ve aynı zamanda refah düzeyi ileri toplumlarda sancılı bir dönem olarak geçen ergenliğin, diğer toplumlarda da aynı şekilde geçip geçmediği ile ilgili araştırmalar yapmış ve Samoa 'da yaptığı araştırmalarda buradaki insanların kafasında böyle bir kategorinin olmadığını fark ederek sancılı ergenlik döneminin de kültürden kaynaklı olduğuna dikkat çekmiştir. Çalışmalarının yayınlandığı dönemlerde ödül olarak dini çevrelerden yoğun tepkiler almasının yanı sıra meslektaşları tarafından da yoğun bir şekilde taşa tutulmuş.
Hakkat çok şartlı bir kadınmış!
Arapeş kültürünü inceleyen antropolog Mead Arapeşli yerli erkeğin soruna bakışına dikkat çeker. Yerliye kızkardeşi ile ensest ilişkisinin olup olmadığını sorar ve yerlinin yanıtının ahlaki olmayıp toplumsal boyutta algılandığını belirtir. Yerli kızkardeşi ile böyle bir ilişkinin kendisini bir enişte ve kayınbiraderden yoksun bırakacağını, oysa bir başka erkek ile kızkardeşleri değiş tokuş etmenin sonucunda yeni akrabalara sahip olacağını dile getirir. ---->pervane
Sanırım hemen hemen tüm toplumlarda görülen ensest tabusunun anlaşılması için gerekli anahtar burda yatıyor.
Hayvanlarda ensestin kural olduğunu düşünmek yanıltıcıdır. Bunun nedeni evcilleştirdiğimiz yakın çevremizdeki hayvanlarla ilgili gözlemlerimizden kaynaklanır. Oysa ensest ilişki genellikle kaçınılan bir olgudur. Yine de bazı primatlarda ensestin varlığı gözlemlenmiştir. (bazı maymun türlerinde ise ensest ilişki tabu gibidir). İnsanların içinde bulunduğu büyük primatlarda ensestin varlığı ile insanlarda da bu olgunun varlığı içgüdüsel olarak doğrulanır mı ? Ne yazık ki böyle bir bağıntıyı yada ilgisizliği gözlemleyecek şartlarda değiliz.
Peki hemen hemen tüm toplumlarda görülen ensest karşılığı dış-evlilik kuralının yaygınlığının nedeni nedir ?
İnsanın toplumsal varlığı ve bu varlığın ortaya koyduğu toplumsal örüntü bize fikir verir. İnsan için ilkel dönemde ötekiler ya düşmandır ya da dost. Ve bu ikisi arasındaki fark son derece somut bir anlam ifade eder. Hayatta kalabilmenin ön şartlarından biri dost saayısını artırıp düşmanları azaltmaktan geçer.
Arapeş'li bireyin yanıtı son derece açıktır. Eğer kız kardeşi ile yatarsa bir enişte ve bir kayınbiraderden olacaktır. Bu ticaret yapma ve zor koşullarda ayakta kalabilme için dost sayısının artırılması gibi ilkeleri çiğnemekle eş anlamlı olacağından Arapeşli erkek kız kardeşiyle yatmayacaktır.
Sevgili Dilaver;
Zor bir konuya el atmışsın.
Mitlerin kanıtsal özelliği yok ama mitler sayesinde toplumların düşünceleri de ortaya çıkabileceğinden en azından tahmin yürütme olanağı sağlıyor.
Ortak ataya sahip olduğumuz maymunlarla, ensest konusunda aynı özelliği paylaştığımız kanısındayım.
Zinaya dahi tahammülü olmayan ve zani-zaniyeyi recmeden maymunlarla benzer genleri taşıyoruz anlaşılan.
İnsanoğlu uygarlaştıkça ilkellikten de uzaklaşmış.
Geriye gittiğimizde ensest ilişkilerin daha fazlalaştığı görülebilir belki.
Ama insanlık tarihi boyunca daima sapkınlık olarak görülmüştür.
Meşru görüldüğü bir toplum, bir kabile varsa eğer ilkelliğindendir.
Akraba evliliğinde sakatlıkların, hastalıkların oluşmasının yalan olduğuna katılmıyorum. Çevremizde bunların örneklerine tanığız. Ayrıca bunu söyleyen bilim. Ama ensest ilişkinin sapkın görülmesinin sebebi bu değildir.
Sadece ensest ilişki değil, basit başka bir davranışı da ele alırsak sebebinin aile düzeni olduğunu görebiliriz.
Örneğin, çocuklarının yanında cinsel ilişkide bulunmamak gibi.
Bulunan var mıdır? vardır, nasıl ki ensestliğe yeltenenler olduğu gibi.
Freud, Totem ve Tabu kitabını yazarken ensest ilişkiyi araştırır.
En eski insan toplumlarındaki ilişkilerde bile, iki önemli yasağın bulunduğunu görür.
Özellikle Avustralya kabileleri üzerine yoğunlaşmıştır ki neolitik dönemin de altındaki yaşam koşullarında yaşamaktadırlar, temel barınmaları yoktur, sistematik bir dinleri yoktur.
Ama iki önemli yasakları vardır: Biri grup içi evlenme ve cinsel ilişki, diğeri grup içinde birbirini öldürmek.
Bu iki yasak Freud’a çok ilginç gelir.
Neden grup içinde evlenme ya da cinsel ilişki, ensest yasağı vardır?
Bunu irdelediği zaman ortaya şu çıkar;
Cinsel ilişki ya da cinsel duygu, grup içinde aslında insanları birbirine bağlayan değil, parçalayandır.
İki kişiyi tabi ki birbirine bağlıyor ama grup söz konusu olduğu zaman parçalayıcı, dağıtıcı, bozucu oluyor.
Bu nedenle, grubun güvenliğini koruyabilmek için, grup içinde cinsel ilişki yasaklanır.
Bütün toplumlarda böyledir. Freud’a bu düşünceyi veren de Darwin’in çalışmalarıdır.
Darwin, özellikle şempanzelerde ve şempanze benzeri gelişmiş maymunlarda yaptığı gözlemlerde, sürüde bir tek erkeğin bulunduğunu, bunun yanında 8-10 arasında dişinin olduğunu görür.
Ve bu erkeğin hiçbir şekilde sürü içinde yetişmiş genç erkek yavrulara ve de dışarıdan gelenlere bu sürüdeki dişilerle ilişki kurmalarına müsaade etmediğini keşfeder. Aynen bir tür maymun haremi oluşturduklarını yazmıştır. Erkek maymun güçlü olduğu sürece, dışarıdan hiçbir erkeğin sürünün içine girmesine müsaade etmez.
Ve kendi çocuklarının da dişilerle ilişki kurmalarına olanak tanımaz. Onları sürüden dışarı kovalar.
Yani ekzogami ve ensest ilişki yasağı maymun sürülerinde de, ilk insan toplumlarında da benzer şekillerde gelişmiştir.
Ben bu konuya nerden bulaştım ki, Ah Dilaver ah!:(
Önemli olan dinlerin ve protestan ahlakının bize vaaz ettigi degerlerden kurtularak tarih öncemize objektif olarak bakabilmektir.
Tarih öncemiz diyoruz! Objektif! Bakmak! Diyoruz,çekiştiriyoruz çekiştiriyoruz ıııhh!! Zor ama olsun ümidi sıcak tutmak gerekiyor en azından konu ilk günkü tepkilerden uzak bir yere doğru yol aldı.
Önce Pante’nin yazdıkları ile ilgili olan kuramdan bir parçayı aktarayım. Bugün bizim aklımıza gelen gerekçelerin hepsi daha önce ölçülüp tartılmış ve tıkandığı yerler dile getirilmiş. Yasağı “Oidipus Kompleksi” ile açıklama yoluna giden Freud İçgüdü önlemesine karşı çıkan kişilerdendir. Freud’un kendi tezine göre bilinç düzeyinde reddedilen davranış ve istekler, bilinç altında arzulanan istek ve dürtüler olup, toplumsal baskı ve korkular bu dürtülerin gerçekleştirilmesini engellemektedir. Ensestin yarattığı tiksintinin aslında çocukluk döneminde yakınlara duyulan cinsel ilgi ve isteklerin bastırılmasından kaynaklanan tepkiler olduğu ve bu yasağın kökeninin sosyal ve kültürel olduğu vurgulanmış.
Bu ticaret yapma ve zor koşullarda ayakta kalabilme için dost sayısının artırılması gibi ilkeleri çiğnemekle eş anlamlı olacağından Arapeşli erkek kız kardeşiyle yatmayacaktır. Frodo
Arapeşli erkeği anlamak kolay, kolay olmasına da peki sevgili Frodo, Mısır Firavun ailesinin kardeş evliliklerini nasıla anlayacağız. Bu aykırı örnek “mit” değil ve Arepeşli gariban gibi yeni dostlara ihtiyaç duyulan zamanlar da değil. Aile ganimetinin kız kardeşler tarafından başka ellere geçmesini önlemek olabilir mi? :rolleyes:
Akraba evliliğinde sakatlıkların, hastalıkların oluşmasının yalan olduğuna katılmıyorum. Çevremizde bunların örneklerine tanığız.
Zaman buldukça yazmaya çalışıyorum. Bir iki şey aktarmam gerekecek galiba bu başlığa çünkü benim merakım tam da bu başlığın konusu ile ilgiliydi. Bir gün bir grup arkadaşım ile havadan sudan konuşurken beynimde bir şimşek çakmıştı. İki kuzeninin evlenme talebine tepki gösteren arkadaşlarımdan birinin ağzından hemen şu sözcükler dökülmüştü. Tövbe tövbe biz Kızılbaş mıyız! Bilmezlermi akraba evliliklerinden doğan çocukların özürlü olacağını. Konunun Kızılbaş kısmına hiç takılmamıştım çünkü o dönemlerde bu tür söylemler ile sık karşılaşıyordum. Ama beni uyandıran ikinci kısım olmuştu ve o anda doğduğum köy geldi aklıma, çocukluğumda doksana yakın hane sayısı vardı ve her hanedeki çocuk sayısı en az altı yedi civarındaydı. İşin acayip olan kısmı tam da buradaydı bizim köyde bir iki istisna hariç olmak üzere, köyün tamamına yakın kısmı akrabalar ile evliydi. Ama bu evliliklerden doğan tek özürlü çocuk yoktu. Annem ve Babamın dışında, Babaannem ve dedem de dahil bütün amcalarım, halalarım, teyzelerim amca, teyze, hala çocukları ile evliydi ama o güne kadar bildiğim veya duyduğum tek özürlü çocuk yoktu bu evliliklerden dünyaya gelen. Acı olan tarafı ise Annem ve babam bırakın akraba olmayı ırkdaş bile değillerdi ve vahim sonuç bizim ailemizi bulmuştu. Bu işte bir gariplik var diye köye gittiğim zamanlarda bu konuyu mümkün olduğunca en eski ulaşabildiğim tarihlere kadar götürerek kurcalamaya başlamıştım. Neyse, soy ağacını geçtim resmen gen ağacı denecek kadar bayağı bir eskilere gittikten sonra komedi filmi gibi bir sonuç ile karşılaştım. Sonuç sadece iki özürlü çocuk olmuştu! bunların da anlatılanlardan çıkardım doğuştan mı yoksa sonradan mı sorunlu oldukları net değildi.
Evet sevgili pervane, şimdilik ben bazı bulguları aktarmaya ara verdim. Mantıken de bazı şeyler olabilir gibi gözüküyor.
Frodo'dan, vartor'dan ya da başka arkadaşlardan akraba evlilikleri ile akraba olmayan evlilikler arasındaki istattistiksel karşılaşmayı bize yazabilecek var mı.
Ben fareleri yazdım. Sonuç süper fare olmuş. :D
Pervane gözlemlerini yazmış ve son derece çarpıcı. Benim alıntılarım 1927 senesine ait olacak ve Briffault tan olacak, oldukça çarpıcı araştırmalar. Ama aradan 80 sene geçti diyorum, bu konuda elbette ilerlenmiştir.
Araştırdıgım kadarıyla akraba evlilikleriniden dogacak anomaliler normal evliliklere nazaran 1/2 oranında. Bu sayıda % 2 ve % 4. Bu frodo'nun iddia ettigi gibi topyekün klanı imha edecek bir oran degil.
Gerçekten bu konudaki 21 yy verileri nelerdir. Bilen var mı. Verileri alalım ve ona göre tartışalım.
saygılarımla
Sn Pervane,
Bu konuda genellemeye varmadan ben de bir vaka anlatayım.
Alevi olan çok yakın bir arkadaşım var.
Görme özürlü olarak Türkçe öğretmenliği yapıyor.
Bana, anne babasının akraba evliliği yaptığını anlattı. gördüğüm kadarıyla ailede 4 çocuktan 3ü özürlü. Sadece arkadaşım meslek sahibi olabilmiş.
Sevgili Dilaver alasen bana sakın kedi köpek gibi hayvanlardan örnekler verme, zaten bu iki canlıya karşı fobim var. Sokakta karşıma çıktıklarında yakınımda kimi bulursam ona sarılıyorum sonra adamlar yanlış anlıyor:p
Sen yine fareler kısmına devam et iyisimi:)
Sn Pervane,
Bu konuda genellemeye varmadan ben de bir vaka anlatayım.
Alevi olan çok yakın bir arkadaşım var.
Görme özürlü olarak Türkçe öğretmenliği yapıyor.
Bana, anne babasının akraba evliliği yaptığını anlattı. gördüğüm kadarıyla ailede 4 çocuktan 3ü özürlü. Sadece arkadaşım meslek sahibi olabilmiş.
Sevgili Siner sizin örneğe bir itirazımız olamaz. Benim bildiğim bu tür birçok örnek var. Dikkat çekmek istediğim konuyu galiba tam anlatamadım gibi:rolleyes:
Bu frodo'nun iddia ettigi gibi topyekün klanı imha edecek bir oran degil.
Bir yanlış anlaşılma var. Böyle bir iddiada bulunmadım. Ama söylediğim senin bütünüyle delilerden veya özürlülerden oluşmuş bir kavim bilmiyorum çıkışına verilmiş bir cevaptı. Ratslamamamız gayet doğal çünkü doğal seçilim böyle bir kabileyi biz farketmeden çoktan elemiş olurdu. Dediğim budur, kayda geçirilsin isterim. :)
Sevgili dilaver bu başlığa müdahil olma nedenim senin ensestin doğal olduğuna ispat amacıyla verdiğin hayvan örneği idi. Dahası bu başlıkta ensest tabusunun insan doğasına aykırı (çünkü insan da hayvandır) biçimde ahlaki ve dini nedenlerle konduğuna dair göndermelerdi.
İtiraz ettim çünkü hayvanlar ensest ilişkiden uzak durmaya çalışırlar. En azından ensestin varlığı zorunlu değildir.
İtiraz ettim, insan doğasında ensestin yadsınmasını sağlayan genetik bir mekanizma yoksa eğer ,(bunu bilmek için evrimleşme sürecimizin yeni baştan kurgulanması, deneylenmesi mümkün değil) ensest yasağının nedeni dini ve ahlaki değildir. Cevabın toplumsal gerçekliğimizde, toplumsal örüntülerimizde olduğunu düşünüyorum. (Arapeş örneği)
Türkiye kültürel ve dinsel nedenlerle akraba evliliğinin yoğun olduğu bir yerdir. Özürlü nüfusumuz da oransal olarak akraba evliliğinin yasak olduğu ülkelere göre iki kat fazladır. Yani herhangi bir ülkede yüzde 3 olan oran bizde yüzde 6 dır. T.T.Birliği durumu şöyle özetlemektedir :
Kan bağı olan akrabaların, toplumun genelinde görülen ortak gen yüzdesinin dışında, ayrıca akraba oldukları için ve bunun derecesine göre daha da fazla ortak genleri vardır . Akraba evliliği yapan popülasyonda özürlü çocuk doğma riski diğer popülasyona göre iki kat artarak %8-9 olmaktadır .
Normal doğumlarda % 4 olan özürlü çoçuk riskli akraba evliliği nedeniyle iki katına çıkıyorsa bu oldukça ciddi bir sorundur. Ve bu acı gerçeklik karşısında farelerde üstün fare elde edilmiş türü bir savunma oldukça tuhaf durur.
Aslında akraba evliliklerinin sürekli tekrarlarıyla yapılmış dünya çapında bir deney vardır. Cins köpek soyları bu deneyin konusudur. Ve genetik zenginlikten yoksun bu hayvanlarda genetik hastalıkların görünme sıklığı "sokak köpekleri" ile karşılaştırılmayacak kadar çoktur. Cins köpekler sıklıkla kemik hastalıkları, göz kusurları, kalp hastalıkları v.b kalıtsal hastalıklardan muzdariptirler.
Sevgili dilaver;
Baska bir icgüdüsel yaklasimda olabilirmi?
Örnegin, benim annem 6, babam da 7 kardes idilier. Anne tarafi ile daha yakindik cünkü, baba kardesleri farkli sehirlerde oturuyorlardi.
Fakat kuzenler ile birlikte iken ve yaz tatilleri beraberliklerimizde, hicbirimizin aklindan cinsel bir dürtü gecmemistir. Ayrica bu konuda bizleri olumsuz yada olumlu, anne ve babalarimizda hic uyarmamistir.
Yani, her konuda cok titiz ve uyarici olan annem, beni bir kez olsun uyarmaya bile gerek duymamistir. Belkide beynime böyle bir uyari sinyali konsa, daha degisik düsünebilirdim.
Ayrica burada Kafkasya'li aile dostlarim var. Cerkesler ve Abhazlar. Yani birak akraba olmayi, genclerin ve ailelerin birbirlerini tanimalari bile, bu konuda ileri bir düsüncenin önüne otamatik olarak set cekmekte. Belki istisnalar olabilir, ben bilmiyorum. Genclerin birlikteliginde kiz, erkek ayirimi yok gibi bir durum söz konusu.
Buna ne diyebiliriz? Bu da bir icgüdüsel yaklasim olabilir mi?
Anadolu' da akraba evliligi yapan bir cok yöreler var fakat genel yaklasim, dayanismanin cogalmasi, ya da sermayenin fazla dagilmamasi. Ilk kusaklarda görülmeyen sakat cocuklar, ileriki kusaklarda görülebiliyor. Asagida ki linkde bilimsel arastirmalar her iki yönüde aciklaniyor.
http://www.female.com.tr/news/templates/female.asp?articleid=186&zoneid=19
Adem ile Hava dan üreme teorisi tartismalarinda, devamli capraz evlilikler anlatiliyor. Aykiri sorularimizi cogalttigimizda ise sorular genellikle havada kaliyor.
Sevgili dilaver, birde filler ile aslanlarin aile yasanilari var. Onlarda cok ilginc. Cok güzel bir tartisma konusu.Bu gidisle sanal bilim kütüphanesi olacagiz. Emeklerine tesekkürler,
Saygilar.
sevgili cigi
Burada sizn, benim ya da pervanenin ya da başka bir üyemizin kişisel gözlemlerimiz haricinde bilimsel saptamalara ihtiyacımız var.
Daha önce de zikrettigim gibi 1927 senesine ait saptamalar var, ama bunlar ne derece geçerli onu bilemiyorum. 2000 li yıllara ait olanları onun için bekliyorum. BUNLAR DAHA AYDINLATICI OLACAKTIR SANIYORUM:
SAYGILARIMLA
büyük harf için kusura bakma; terslik oluştu
http://www.ttb.org.tr/STED/2008/nisan/index.pdf
Yukarıdaki yazıda atıfta bulunduğum makale için bu linke bakabilirsiniz.
Sn. Dilaver
Değerli bir çalışma..
Okurken çok istifade ettim
__________________
Fazla söze gerek yok.... Mevzuu budur.
Bir de istifade edilenleri öğrenebilseydik tam olacaktı ama bir daha ki sefere sanırım..
Öğrenmeye devam :)
Enseyi karartmayalım. Ensesti ayartmayalım.
Oldu olacak bunun damgasal dilini de yazayım âlimliğimiz belli olsun.
AN ES EY İ OK AR NA AT OĞ OY BOL AY AR NA AT
Okurken, yazarken, yatarken kalkarken bu konu başlığından istifade edin.
Hoş ben istifa ettim ama olsun; istifanın evrilmiş haline istifade denir. Bir nevi istifa, istifadenin HOMO hali yani.
………….
Aslında işin özü şu;
Homo lar bir arada hır gür vır vır gürültü yapıyorlarmış; Mevzuu da şey; neydiii , hımmmm
hah, "yok senin omoların benim omolarımdan daha çirkin , vay efendimneymiş, omosu , mamutlar birinin omosuna toslamışta , o geride kalmışmış taa, avlanan mamuttan pay alamazmış daa, öbürü bağırır bir yandan beriki diğer yandan , tam bir curcuna,
Tabii bu patırtıyı, EN HOMO duymuş, ne oluyor lem burada demiş, ama dinleyen kim,,,
EN HOMO da sinirlenmiş, SEPPİLİNNN LAN deyip bir nara atmış; !!! amanın, havada gezen iki bulut, korkudan altına kaçırmış. Tabii bulutun kaçırması dehşet bişey, başlamış mı yağmaya yağmur. İts raning kats and doog durumları yani…
HOMOlar da hep bir yana dağılmışlar. İşte o gün bugündür, HOMO lar HOMO SPENIS olarak anılmaya başlamışlar.
Bu arada EN HOMO da, İSTİFA ediyorum lem, s..arım böyle işin içine deyip basmış gitmiş, Tabii bundan İSTİFADE edenler olmuş hemen.
Başlamış HOMO ların taht kavgası.
Zaten bugünkü demokrasi ile yönetilen ülkelerde Liderlerin yaptığı ..nelikler taaaaaa o zamanki taht kavgasından gelen HOMO ların soyundan miras kalmışmış.
Yani anlayacağınız, İstifa dan istifadeye böyle bir evrilme anlatılır durur.
İşte bu mamutun omosuna tosladığı HOMO nun torunu ahdetmiş, araştır babam araştır, araştır babam araştır; mevzuu neeee, !!!
Geçmişi öğrenecek ve geleceği sağlam kuracak.
Bu araştırmalar sonucunda, tabii bir sürü gizli ilimbilim derken, bir de bakmış ki, bir kağıt, kağıt dediğimde papirüs yahu.
Simyacı nın biri yazmış.
Ey HOMO ben buraya bir formül yazıyorum, bunu ancak Omosu kırık HOMO olanlar çözer, başka da biri asla çözemez demiş.
Bizim Homo tabii hemen mevzudan istifade ederek, işi çözmüş, bir anda zengin olmuş.
Al taşı, yap altın, al taşı yap altın. Fıstık gibi düzen. Üstünede bir gamalı haç koymuş ki, hangisi esas altın hangisi simya ürünü anlayım diye. Basmış piyasaya haçlı altın paraları uyanık tabii, tek omolu olacak o kadar...
Millet keriz tabii, üzerinde şekil oldumu malı bi şey sanıyor, ee zaten cahil de, beyin henüz o kadar evrilmemiş tabii, acaip rağbet göstermişler.
Hatta bugün yeni açılan hipermarketleri yağmalayanların bu soydan geldiğinden söz eden aimler var. Hoş bende alimim ama ben demiyorum. Neme lazım. Bir de değildir de mort oluruz.
Ulem demiş, bende eğer HOMOların en safıysam, bütün milletin omosuna bi şekilde dokunmam lazım.
Ne yapayım ne yapayım düşünmüş, çok adamdan İSTİFADE etmiş. Sonra bulmuş.
En iyisi ben bir deterjan fabrikası kurayım; Adını da OMO koyayım demiş.
HOMO ların içinden köklerine sadık bi adamın kurduğu firma, tüm dünyadaki insanların OMOlarına dokunuyor.
İşte böylece, geçmişinden İstifade eden sadık HOMO,
O gün bugündür bizim gibi insanların DONlarını parlatıyormuş. Allah’tan altıma giyecek donum yok ta, mevzudan yırtıyorum ben J
Ya siz?
Selamlar
Sevgili frodo
İlk dikkatimi çekn şu oldu :
Kur’an’da akraba evliliğini özendirici herhangi bir metin bulunmamasına karşın, slam dini ile akraba evlilikleri arasında bir
ilişkinin olası varlığına dikkat çekmektedir
Neyse bunu bir kenara bıraktık. Bu yazıda temennilerin ya da teorilerin dışında bir araştırma var mı. Ben bekliyorum ki. Hakkarinin pervane köyünde şu kadar insan ensest ilişki içindedirler ve sonuç şudur. Ya da hemen yanındaki pante köyünde ensest yok durum budur.
Bu tür veriler elimizde olmadan sadece bir doktor akademisyenin düşünceleri ile ne derece ileri gidebiliriz. Belki ben kaçırdım ama ilettigin yazıda net bir istatistik var mıydı.
saygılarımla
Sevgili dilaver;
Bilimsel arastirmalar var. Fakat bunlari tercüme etmek gerekiyor. Sen simdi hemen tercüme et dersin diye. Yumusak gecis yaptim. Kanmadin.:)
Bekle hele bakalim biraz.Benim zamanim iyice daraldi. Bir cözüm bulayim. Bu arada tercüme grubu baskanimin haberi olmadan bu isler olmuyor biliyorsun.:D
Sevgiler.
sevgili cigi
en büyük erdemimiz sabretmektir.
saygılarımla
ozgur_beyin
28-01-2009, 02:35
arkadaşlar. trakyalı olan veya onları tanıyanlar iyi bilir.
trakyada evlilikte yedi göbek şartı aranır akraba evlilikleri olmaz.
bir anekdot olarak aktarayım dedim
sevgili özgür
anektodları degil istatistiki bilgileri arıyoruz.
saygılarımla
Adil Yıldız
02-02-2009, 16:59
Sayın Dilaver
Çalışmanızı okudum.
Böyle bir bilgi derlemesini bu siteye yansıtmanız çok iyi olmuş.
Sagolun !
Bir keresinde bir belgeselde izlemştim.Yanlış hatırlamıyorsam Afrikada Kongo Nehri ve yağmur ormanlarının kesişim oluşturduğu bölgede ,diger şempanze türlerinden izole şekilde yaşayan tür adı Bonobo maymunları olan bir tür konu ediliyordu.
Bonobo maymunlarının ilginç tarafı ise grup içinde her türlü sekse düşkün olmalarıydı.
Gençler yaşlılar iriler ufaklar ayırım yapmaksızın digerlerinin önünde çiftleşiyorlardı.
Maymunlarla ilgili başka bir belgeselde ise Hindistanda Hanuman maymunu denilen kuyruklu bir tür maymun konu ediliyordu.Ordada Çifleşmek isteyen maymunlar gruptan çaktırmadan uzaklaşıp onların görmeyecekleri bir yerde çifleşiyorlardı.Hanuman lar kuyruklu maymunlardan.
bunların maymun olduklarını düşünecek olursak,bu tarz davranışlarını içgüdüsel hareketlerden başksıyla açıklamazsak.
belkide insanların ensest karşısındaki farklı tutumlarınıda mantık kullamaya değil içgüdülere bağlayabiliriz.
Sevgili Ayejj, Yazdıklarınız düşündürücü. Bir an filmlerde hayır siz evlenemezsiniz çünkü kardeşsiniz sahnesi geldi aklıma!
... ve her hanedeki çocuk sayısı en az altı yedi civarındaydı. İşin acayip olan kısmı tam da buradaydı bizim köyde bir iki istisna hariç olmak üzere, köyün tamamına yakın kısmı akrabalar ile evliydi. Ama bu evliliklerden doğan tek özürlü çocuk yoktu. Annem ve Babamın dışında, Babaannem ve dedem de dahil bütün amcalarım, halalarım, teyzelerim amca, teyze, hala çocukları ile evliydi ama o güne kadar bildiğim veya duyduğum tek özürlü çocuk yoktu bu evliliklerden dünyaya gelen. Acı olan tarafı ise Annem ve babam bırakın akraba olmayı ırkdaş bile değillerdi ve vahim sonuç bizim ailemizi bulmuştu. Bu işte bir gariplik var diye köye gittiğim zamanlarda bu konuyu mümkün olduğunca en eski ulaşabildiğim tarihlere kadar götürerek kurcalamaya başlamıştım. Neyse, soy ağacını geçtim resmen gen ağacı denecek kadar bayağı bir eskilere gittikten sonra komedi filmi gibi bir sonuç ile karşılaştım. Sonuç sadece iki özürlü çocuk olmuştu! bunların da anlatılanlardan çıkardım doğuştan mı yoksa sonradan mı sorunlu oldukları net değildi.
Sn Pervane,
Akraba evliliklerinin yol açtığı genetik rahatsızlıklar sadece kör ,sagır,dilsiz veya zeka özürlüler değil. Mesela sizin köyde kalp hastalıkları,şeker hastalığı,kanserler diger iç organ hastalıklarının sık yaşanmasıyla ilgili bir gözleminiz var mı?
Benim hatırladığım her on kişiden birinde şeker, kalp veya diğer hastalıklardan muzdarip olan bir çoğunluk yoktu. Daha doğrusu sıradandı sağlık sorunları.
Bence bu konu ile ilgili üzerinde durulması gereken sözü Sevgili Vartor söyledi.”Akraba evliliği yapanların aynı hastalık genlerini taşıyıp taşımaması ile ilgili” genlerinde şeker hastalığı olmayan akraba evliliklerinde doğacak çocukların şeker hastası olması ne kadar akraba evliliği ile ilişkilendirilir bilemiyorum. Bazı hastalıkların varlığının ise yaşam tarzı ve dış etkenlere bağlı olduğunu biliyorum, tabi bu konuda yetkin olan üyelerin açıklaması en doğrusu olurdu. Ancak ilk insanları düşündüğümde ensesti yaşıyor olmalarından dolayı atalarımızın hastalık sorunlarının olacağını hayal edemiyorum. Bu bahsi geçen hastalıklar zaten güncelimize ait. Ok atarken veya bir yırtıcıdan kurtulmaya çalışırken kalp krizi geçiren bir ilkel çok ilginç olurdu doğrusu. Zeka veya bedensel özürlü doğabileceklerine de ihtimal veremiyorum yüzyıllar içinde bu hastalıklar yaşam şartlarının değişikliği nedeniyle genlerimizde yer edinmiştir diye düşünüyorum.
Bir Trakyalı olarak, bu yörede akrabalarla evlenmenin utanç verici bir mesele olarak görüldüğünü aktarayım. Daha önce özgür beyin de yazmış.
Tekrar yazmamın sebebi, "kişilerin birbirlerine olan ilgilerinin" yetiştiriliş şekillerinden etkilendiğini göstermek istemem.
Kardeşsiniz diye büyütüldüğümüz için, yeğenlerimize, kuzenlerimize, nine ve dedelerimizin kardeşlerinin torunlarına vs. dendiği gibi 7.göbek sülaleye yan gözle bakmayız.
Hatta baba tarafı doğulu olup da hala kızıyla kaçarak evlendiği için annesi ve anne tarafı tarafından ömür boyu reddedilenler bile vardır. Mesele bu kadar ciddi yani.
Kendi bakış açıma gelirsek, ben de hoş karşılamıyorum fakat iki kardeşin torunlarının evlenmesinden husule gelmiş bir Karadenizli ile evli bulunduğumdan çok kesin konuşamayacağım. :) :(
hoşgeldin belki
evet bizim oralarda aynen dediğin gibi akraba evliliklerine hiç bir şekilde iyi gözle bakılmaz.
bizim oralar dediğim edirne kırklareli bi hemşeriye kavuştum sonunda.
Hoşbulduk unbelieving,
Ben de sevindim burada bulunmana :)
çok istatislik bilgi değil ama çevremi biraz incelediğimde komşularımdan yola çıkarak çevremde olan insanların akraba evlılıklerini inceledim tam 14 tane akraba evliliği yapan insan tanıyorum en fazla çocuğu olan apartman komşum 5 tane erkek çocuk bunların 5ide özürlü ancak 2sinin durumu hafif diğerleri gözlerde ve akılda olarak ağırlar okul okuyamadılar meslekleri yok gelişkinlıkleri çok eksik diğer 2sinden birisi bir fabrıkada işletmeci olmalı ondada gariplikler var yarım saat kadar sohbet ederseniz hemen farkına varabiliyorsunuz diğeri öğrenci gariplikleri daha fazla...
bir diğeri 2 erkek 2 kızla mahallemden bir aile 1 erkek ve 1 kız ağır özürlü 1 erkek hafif bir kız da ise bi sorun olduğunu sanmıyorum anne benzerliği ilginç derecede baskın gen anne heralde...
bir diğeri alt komşularımdan 1 erkek 1 kız kız ağır özürlü konuşmada yürümede sorun var erkek ise normale yakın hareketlerinde gariplik var..
bir diğeri arkadaşım 3 kardeş arkadaşım hafif diğer 2 kardeş ağır özürlü görme ve konuşma sorunu...
başka birtane adana dışında tanıdığım bir aile 1kız 1 erkek yürüme ve konuşma sorunu kemık problemi 2 ayak üzerinde duramıyorlar:(
bir başka tanıdık ise arka mahallede 2 erkek 1 kız 3 de ağır özürlü yürüme konuşma..
bir başka örnek kardeşimin arkadaşı 1 erkek 1 kız erkek konuşma yürüme ve diğer vücut fonsiyonları olmak üzere ağır özürlü kız ise normal sorunsuz yani...
Selamlar,
Konu ile ilgili birkaç bilimsel yazı okudum. Özetle şunlar deniyor:
Sağlıklı gruplarda ensest grubun daha da sağlıklı nesillerle devamını sağlıyor. Sağlıksız gruplarda ise sağlık problemleri artıyor.
Bir komün içinde komün tarafından yetiştirilen ve kardeş olduklarından haberi olmayan kardeşler çevre baskısına rağmen birbirlerine ilgi duymuyor. Ancak evlatlık olarak ayrı aileler tarafndan yetiştirilmiş kardeşlerin birbirine karşı normal üstü çekimi gözlemlenmiş.
Ensest, grupların sağlıklı devamına yardımcı olsa da evrimsel gelişme anlamında olumsuz etkili olduğu savunuluyor. Ensestin günümüzde itici bulunmasının açıklaması olarak bunu genlerin istemediği söyleniyor; çünkü genler mümkün olduğunca farklı genler ile birleşip olasılıkları arttırmak istiyor.
Ensest ilişki sonucu sakat doğumların çok çok büyük bir bölümü akrabalık ilişkisi olmayan ebeveynlerde de rastlanabilecek kan uyuşmazlıkları sonucu ortaya çıkar deniyor. Yani çocuk sahibi olmadan kan testi yaptırılsa akraba evliliğinde olan sakat doğumlar önlenebilir.
A.
''Ensest ilişki sonucu sakat doğumların çok çok büyük bir bölümü akrabalık ilişkisi olmayan ebeveynlerde de rastlanabilecek kan uyuşmazlıkları sonucu ortaya çıkar deniyor. Yani çocuk sahibi olmadan kan testi yaptırılsa akraba evliliğinde olan sakat doğumlar önlenebilir.'' azınlık
Bu bilgi yanlış kan uyuşmazlığı sonucu gelişebilecek olan eritroblastosis fetalis tir.(Fetusun anne rahminde ölmesi),doğum sonrası kan uyuşmazlığına bağlı bir hastalık söz konusu değildir.
Burdaki kan testi değil DNA araştırması genetik kontroldür.
Aynı aileden gelen bireylerde genetik resesif bir hastalık her iki taraftada vardır ve çocukta ortaya çıkabilir.
Diyelim ki genetik geçiş gösteren bir hastalık benim genlerimde var ama baskın değil,ben akrabalarımdan biriyle evlendiğimde onda da aynı genetik hastalık mevcut ise doğacak çocukta bu hastalığın ortaya çıkma olasılığı yüksektir.
Tıp genetik hastalıkları öngörerek yakın akraba evliliklerini onaylamaz.
kan uyuşmazlığı sonucu gelişebilecek olan eritroblastosis fetalis tir.(Fetusun anne rahminde ölmesi),doğum sonrası kan uyuşmazlığına bağlı bir hastalık söz konusu değildir.
Burdaki kan testi değil DNA araştırması genetik kontroldür.
Valla İngilizce'sinden anca bu kadar anlayabilmişim, özür.
Makale mealen, akraba evlilikleri ile diğerleri arasında teknik olarak fark olmadığını, gerekli testler yapılarak risklerin belirlenebileceğini söylüyordu.
A.
Sayın Dilaver,
merakla okudum nerdeyse bir solukta.. Yaşlı ninem(bütün dünya biribirine akraba.. üzülme kızım kimsem yok diye) derdi acaba ninem filozfmuydu:)Bu işin şakası gerçekten çok ilginç hatta biraz mide bulandırıcı şeyler yaşanmış galiba en azından şimdilerde bu durumun düzlemiş olması ;ensest ilşkilerin mümkün olduğunca yaşamdan uzaklaşmış olması sevindirici... Ellerine emeğine sağlık Sayın Dilaver...
saygılarımla
parmis Güneşin_kızı
eylemsel
13-04-2009, 22:25
akrabalık derecesi ve ensest olarak degerlendirme kültürel farklılık gösterebiliyor. türkiyede bazı kesimde kuzenlerin evliligi normal kabul edilirken başka bir kesimde normal kabul edilmeyebiliyor. bu noktada toplumsal farklılıklarda barındırabiliyor. dikkatimi çeken bir nokta ensest ilişkilerin özellikle kapalı toplumlarda daha sık görüldügüdür. türkiyede sık yaşanan bir olgu olmasına ragmen bu konu deşifre edilmiyor,aileler tarafından gizlenebiliyor. çocuk yada genç bunu aile büyüklerine söyledigi zaman yalancılıkla suçlanabiliyor. bu noktada ailenin saygınlıgının yitirilecegi korkusunun etkili oldugunu düşünüyorum. babil filmini izledigimde bi sahne dikkatimi çekmişti. 2 küçük çocuk kapının deliginden kızın soyunmasını izliyordu. bu kız izleyenlerden birinin kız kardeşiydi. filmin bu sahnesi afganistanda geçiyordu.cinselligi yok saymak ve kötü olarak nitelendirmek ve baskıcı egilimler bireylerin dürtülerinde kontrolsüzlügü bereberinde getirebiliyor.
Habsburgların çöküş nedeni akraba evliliği
Bilim adamları, İspanya Habsburglarının sonuncusunun soy ağacı üzerinde yaptıkları incelemede, mütemadiyen yakın akrabalar arasında yapılan evlilikler sonucu, 1700'de 39 yaşında ölen son Kral 2. Charles'ın, kız ve erkek kardeş veya baba ile kızı arasındaki ilişkiden doğan çocukların özelliğini gösterdiğini belirttiler.
Araştırmada, 200 yıl boyunca yapılan 11 evlilikten 9'unun birinci dereceden kuzenler veya amcalarla yeğenler arasında yapıldığı, bunun da dominant olmayan genetik hastalıkların yaygın görüldüğü zayıf bir gen havuzunun oluşmasına yol açtığı kaydedildi.
http://www.ntvmsnbc.com/id/24957280/
mücerred
15-04-2009, 19:03
Özel Mülkiyetin gelişmesi ile mülkiyetin miras olarak kime kalacagı sorunu ortaya çıktı. Anayanlı soylarda erkekler ataerkini geliştirebilmek için ensest yasagını kaldırmak eve alanını daraltmakla çözüme ulaştılar ve sonuçta toplumsal örgütlenmenin temel birimi soy olmaktan çıkarak aileye dönüştü. Aile baba, eşleri ve çocuklardan oluşmaktaydı. Baba mülkiyetin tek sahibi oldugu için egilimi mülkiyet hakkını kendisinden sonra gelen erkek varisine devredebilme egilimindeydi ve sonuç ta böyle oldu.
Bu klasik Marksist yorum bence eksik duruyor.Yakin akraba evliliklerinde alinan sonuclar bize bunu gösteriyor.Ama isin ilginc yani her yakin evlilik ayni sonucu vermiyor.Bu da evrimsel bir durum yani ayakta kalma icgüdüsü denilebilir.Kangallarla ilgil bir belgesel de üreticinin degerlendirmesi söyleydi .Kardesler arasindaki iliskiden dogan yavrularin genlerinde bozulma oranin yüksek oldugunu zihinsel ve bedensel olarak siradanlastigini söylüyordu.Sonuc olarak ensestin ahlaki bir sorun olarak ortaya cikmasini sadece özel mülkiyete baglamak bence cok yanlis bir degerlendirme.
Sayın mevlut
Ensesti ahlaka baglamak için zikrettigim üretim ilişkilerine sahip toplumlarda ahlakı gösterebilmeniz gerekiyor. Özel mülkiyetten evvel ahlak diye bir kavram yok ki buna baglanabilsin.
Grup evliligi var, baba kız ilişkisi var, bunları iletimde anlattım. Siz bu olayı mülkiyetin dışında görüyorsanız klasik marksist yorum diye suçlamak yerine örneklerini belirteceksiniz. Yoksa bunca satır yazdıgım yazıya göre sizin yaklaşımınızı eleştirel bulmam, ancak dinsel bulurum.
saygılarımla
mücerred
16-04-2009, 00:26
Ifadem de yetersizlikleri kabul ediyorum.Yazinizi da hakikaten begendim.2 yanlis anlasilma var. 1.Ensest günümüzün icsellesmis ahlaki sorunudur.2.Klasik marksist yorum derken suclamiyorum eksik diyorum.Bununda Marks ve Engels in bilincli olarak bilim ile ideolojiyi harmanlamasindan kaynaklaniyor(burda kismen suclama olabilir)Kardesler ve ebeveynler arasindaki cinsel yasagin bir ayagi özel mülkiyetin ortaya cikmasi ise diger ayagi ise genlerin bozulmasidir.Gerci yukardaki yazilarda bu konuda ortak kanaat olusmadigini görüyorum.
Ensest aslında çok karmaşık bir durum. En başta karşı çıkardım, ama sonuçta bu iki kişinin tercihi. Tek taraflı bir şey değil. Bu yüzden diğer insanların ahkam kesmesi saçma bence. "Sen neden eşcinselsin?" demek kadar mantıksızdır bence bunu tartışmak. Anne, baba, kardeş, amca, hala, dayı, teyze, kuzen, kuzin, yeğen, büyükbaba, büyükanne... Şimdi bu yelpazeye bakınca kimilerine "iğrenç, nasıl olabilir bu?" diyoruz, kimilerine ise "hadi bu bir nebze olabilir." diyoruz. Ama ortada bir zorlama olmadığı ve bu iki kişinin de bu ilişkiyi istediği takdirde, diğerlerinin bunu yargılamaya hakkı olmamalı. Akrabalarla evlilik ve onlardan çocuk sahibi olmak saçma ve gereksiz gibi geliyor bizlere, aslında onlara aşık olmak da yaşamayanın bilemeyeceği bir şey, yani biz ahkam kesiyoruz, ama yaşamadan bilemeyiz. Ben sadece cinsellik yönünden baktığımda, en az eşcinsellik kadar doğal buluyorum. Ama içine demin saydığım kavramlar girince beni aşıyor, kaldı ki tercihlerin yargılanmadığı, din, dil ve ırk ayrımının olmadığı bir insanlık (Ütopya) çoğumuzun hayali.
Ryuk,
Yaşamayanın bilemeyeceği bir şey demişsin ya. Daha önce yazmıştım sanırım ama net hatırlamadığım için tekrar yazacağım. Bu yetiştirilişe bağlı. Kardeşine neden farklı gözle bakmıyorsun? Kadeşsin deyip yetiştirdikleri için.
Eğer kuzen ve yeğenlerine de kardeşin derlerse onlara da kardeş gözüyle bakmaya başlarsın. Aklına farklı şeyler gelmesi kültürel olarak baskılanır yani.
Ensest meselesine şu açıdan da bakalım. Bazı yerlerde kız evlata hala evlat gözüyle bakılmıyor.
Hatta bilen bilir bir fıkra vardır. Adam evlatlarının hepsine N harfiyle başlayan isimler koymuş. Say deyince erkekleri Namık'tı Naci'ydi sayarken kızlara geline N, N, N diye sadece baş harflerini söylermiş. Yani isimlerini söylemeye bile zahmet etmiyor. Bu fıkranın gerçekten yaşandığı söylenir.
Okuduğum bir yazıda çok eskilerde kız evlatın gerçekten evlattan sayılmayıp onun da babanın evlenebileceği kadınlar arasında yer aldığı yazıyordu.
Kızlara değer verilmeyen topluluklar bu geleneklerin bir uzantısını yaşatıyor olabilir. Mi?
Sn mayonez için güncellenmiştir.
Yeni başlık açmadan önce forumlarda arama yapınız..
Sayın nehir
Bu anlatılanların sapıklıkla alakası yok, sadece geçmişimiz deşmeye çalışıyoruz. Bizler geçmişte, ya da daha dogrusu ilkel atalarımız geçmişte sapık falan degildi, sadece hayvandı. Benim yaptıgım bunun tarihöncesini gözler önüne sermek. Elbette ensestten kurtulmak erdemli bir durumdur ama yakın akrabalık ilişkilerinin sakat doguma yol açtıgı da kocaman bir yalandır.
Sayın dilaver eski medeniyetlere göre bu konuların,günümüzdeki gibi görülmediği bir gerçektir.Hatta mısır firavunlarının haremlerinde kız kardeşleri,hatta bir kaçında öz kızlarıda bulunmuştur ve bunalra karşı halksal bir tepkide olmamıştır.
Fakat bu büyük medeniyetler öncelikle hayvan değildir,ikinciside akraba evlilikler(yakın akraba)dan doğan çocuklar da ciddi bir şekilde sağlıksız doğma potansiyeli taşırlar.Zaten insanlarda bundan dolayı,bu yaptkları hatayı bırakmış olmalılar.
Saygılarımla...
Sn.nogada, başlığın tamamını okuduğunuzdan eminmisiniz? Birincisi insanın hayvandan geliyor olması neden bu kadar garipseniyor? hayvandan geliyor olmamızın bugünkü almış olduğumuz şekle bir zararı var mıdır? iki nesil önce dedelerimizin nasıl bir yaşam şekline sahip oldukları üzerinde bile bu yoğunlukta durulmazken, sözkonusu milyarlarca yıl öncemiz neden bizi bu kadar zorluyor dersiniz? Ezberletilmiş bir kabülümüz var. Yaratıldık! tamam diyelim ki yaratıldık! peki toprağın altında çıkanlar ne? kat kat inildikçe toprak üstüne çıkan insanoğlunun serüvenini nereye koymalıyız?
İnsanın hayvandan geldiği değil mısır gibi bir medeniyetin hayvan olarak görülmesi benim demek istediğim.
sayın nagoda
Başlıgı en baştan sindire sindire okumaya ne dersiniz. O zaman haksızlık da etmezsiniz.
saygılarımla
oturma odasina koyalim , guzel durur , hem havasini atariz ... desem , laf etmis bal kabagi otur ye sabaha mi olur (bir deyimide nihayet dogru yazabildim),
aklima gelmisken , burda rusyada millet birak hala amca cocuklarini 3. dereceden evlilikler bile yakin akraba sayiliyor ve ayiplaniyor....
bir defasinda amcamin oglunun kuzeni ile evlendigini anlattigimda ,bana sapik ,potansiyel manyak gozuyle bakmislardi :)
acaba hangi toplum daha ensestlige yada hayvanliga yakin mi desem ,
sayın nagoda
Başlıgı en baştan sindire sindire okumaya ne dersiniz. O zaman haksızlık da etmezsiniz.
saygılarımla
Sayın dilaver sanırım siz benim demek istediğimi anlamamışsınız.Ben zaten kendim belirrtim mısır zamanlarında bu tür ilişkilerin gayet normal olduklarını.Fakat bu o zamanki şartlarda kötü gözükmeyen bir olguydu diyorum.Birine cevap yazarken insanlar hayvandı demişsiniz.Bende buna tepki olarak mısır toplumu mu,hayvandı,saçmalık bu diyorum.
Birileride gene konuyu evrime getircek olsa gerek,neden insanın hayvandan geldiğini kabul etmiyorsunuz gibi bir şey yazmış.Kel alaka yani.İnsan hayvandan gelebilir ama mısır medeniyetindeki insanlar insandı,sadece o zamanki adetlere göre bu yanlış kabul edilmiyordu.
İkinci olarak yakın akraba evliliklerinden sakat çocuk olması uydurma değildir dedim,zaten buda bir gerçektir.
Neyse size yapılmış bir tepkideğil aslında.
Ayrıca kesik kesik okudum kabul ediyorum baştan tekrar okuyacağım.
Saygılar...
Şimdi tam hatırlayamayacağım ama eski araştırmalarımda akraba evliliğinin en yoğun yaşandığı toplumların başında yahudiler geliyordu. Bu davranış şekilleri de maddi kaygılardan, yani aile servetlerini dışarıya kaptırmama kaygısına dayandırılıyordu. Ama diğer yandan da sakat doğumların seyrekliğine dikkat çekiliyordu. Sanırım bu konuda en ciddi sınırlama hristiyanlar tarafından konulmuş oluyor yedi göbek şartı konulmuştu akraba evliliklerinin gerçekleşmesi için. Bu da hastalıkların tam olarak insanoğlu ile tanıştığı dönemler olsa gerek. İslamiyette bu kadar ciddi bir yasaklama yok, mesela adı geçen müslüman büyüklerinin yapmış olduğu akraba evliliklerinde sakat çocukların doğduğuna dair veriler varmıdır elimizde?
Niveru sizin Kamer Genç ile bir akrabalığınız var mı? o da deyimler konusunda bayağı başarılı da ondan sordum:)
sayın nagoda
Mısır medeniyetindeki ensest ilişkinin nedenlerini ayrıntılı olarak açıkladıgımı zannediyorum. Kadının elindeki mülkiyetin erkege geçirilmesi. Yani olay ahlaki degil ekonomik boyutlu.
Dilrseniz buna karşı yazı yazın. Belli ki oraları atlamışsınız. O yüzden tartışma istiyorsanız baştan sona okuyun derim. Mısır açıklanmıştır çünkü başlıkta.
saygılarımlla
sayın nagoda
Mısır medeniyetindeki ensest ilişkinin nedenlerini ayrıntılı olarak açıkladıgımı zannediyorum. Kadının elindeki mülkiyetin erkege geçirilmesi. Yani olay ahlaki degil ekonomik boyutlu.
Dilrseniz buna karşı yazı yazın. Belli ki oraları atlamışsınız. O yüzden tartışma istiyorsanız baştan sona okuyun derim. Mısır açıklanmıştır çünkü başlıkta.
saygılarımlla
Tama sayın dialver anlıyorum.
Zaten tam okumadığımı kesik kesik okuduğumu söyledim zaten.Tam olarak da okuyacağım.Bir sorun yok diyosanız öyledir,yada en azından okuyunca anlaşılacaktır.
Saygıalrımla...
Şimdi tam hatırlayamayacağım ama eski araştırmalarımda akraba evliliğinin en yoğun yaşandığı toplumların başında yahudiler geliyordu. Bu davranış şekilleri de maddi kaygılardan, yani aile servetlerini dışarıya kaptırmama kaygısına dayandırılıyordu. Ama diğer yandan da sakat doğumların seyrekliğine dikkat çekiliyordu. Sanırım bu konuda en ciddi sınırlama hristiyanlar tarafından konulmuş oluyor yedi göbek şartı konulmuştu akraba evliliklerinin gerçekleşmesi için. Bu da hastalıkların tam olarak insanoğlu ile tanıştığı dönemler olsa gerek. İslamiyette bu kadar ciddi bir yasaklama yok, mesela adı geçen müslüman büyüklerinin yapmış olduğu akraba evliliklerinde sakat çocukların doğduğuna dair veriler varmıdır elimizde?
Niveru sizin Kamer Genç ile bir akrabalığınız var mı? o da deyimler konusunda bayağı başarılı da ondan sordum:)Tevrat yakın akraba ilişkilerini yasaklıyor. Tevrat'taki en ağır ceza da enseste yönelik, yakılarak öldürülmek gibi bir şey sanırım.
Elbette ensestten kurtulmak erdemli bir durumdur ama yakın akrabalık ilişkilerinin sakat doguma yol açtıgı da kocaman bir yalandır.
Çok iddialı ve bu nedenle de yanlış olduğuna dair ciddi şüphelerim var.
Öncelikle ensestt ilişki "hayvan" olmanın doğal bir sonucu değildir. Aksine fareden kurtlara
kadar geniş bir memeli grubu akraba ilişkisinden özenle kaçınır.
Bu konuda ismini simdi hatirlayamadigim bir uzmanin görüsüne göre ensest evliliklerin veya birlesmelerden dogan cocuklarin sakat olma ihtimali zamansalliga bagli olup görecelidir.
Söyle ki, eger kardes evlilikleri gibi ensest iliskiler bir ailenin fertleri arasinda norm olup o ailede jenerasyonlar boyu yaygin bir sekilde yasanmissa ve ardindan ani bir degisiklikle ensest iliskiden ensest olmayan dis evliliklere gecilmisse ne tuhaftir ki bu sefer genetik bozulmalar veya sakat dogumlar basgösteriyor.
Bunun nedeni jenerasyonlar boyunca ensest iliskiler süregelmisse bir müddet sonra genlerin de buna ayak uydurabildigi ve stabilize olabilmesidir. Yani yalin olarak söylersek asil ensestin yasaklanmis olmasi ayni zamanda ensestin getirdigi sakat dogumlarin da sebebi oluyor.
Yine ayni sekilde toplumca normal olarak bildigimiz dis evlilikten, bu sefer ensest evlilik iliskilerine gecildiginde sakat dogumlar basliyor ve burada da ancak jenerasyonlar gectikten sonra ve dis evlilige devam edildikce genler adopte olup stabilize kazanarak sakat dogumlar sona eriyor.
Yani ensest evlilikler sakat dogumlara yol acar ifadesi hem dogru hem yanlistir. Daha kesin ifade edilirse "ensest iliskiler sadece üc bes nesil sakat dogumlara acar ama daha sonra genler buna uyum saglar".
Bu anlamda eger insanlik tarihinin bir döneminde herhangi bir yerde ve zamanda bir toplumda veya toplumun bir kisminda ensest evlilikler var idiyseler, dogan cocuklar sakat dogmuyordu, asil dis evlilik yaptiklarinda sakat doguyorlardi diye de düsünülebilir..
Aksine fareden kurtlara
kadar geniş bir memeli grubu akraba ilişkisinden özenle kaçınır
Bu da yanlis degil, ensetten tiksinme bir nevi kalitimsaldir ve buna dair genler de dogada vardir. Bazi türlerde bu dogal tiksinti uyaran genler ise bulunmamaktadir, hatta bu genin genel olarak yaygin oldugu türlerde bile bu gene sahip olmayan ve dolayisilya ensest iliskiden tiksinti duymayan bireyler de vardir.
Bunun yaninda primatlarda yavru sempanzelerin annesine cinsel ilgi duydugu anlarda diger sempanzelerin ensesti önlemek icin türlü metodlar uyguladigi, diger fertlerin yavrunun ilgisini annesinden baska bir yere cekmek icin oyun oynamaya davet ettikleri, besin ve yiyecek ikram ettikleri veya kendilerini o yavruya cinsel partner olarak sunduklari da gözlemlenmis olup bilinmektedir. Bize cok yakin olan sempanzelerin bu sekilde bir toplumsal davranis kültürü gelistirmis olmalari cok ilginc ve manidardir.
Cevre ve doga sartlarina göre insan da neslini sürdürmek icin gerekirse ensest iliskiler yasayabilecek bir genetige sahip türdür. Hatta bir türün nesli ne kadar tükenip azalmaya baslarsa ensest iliskilerin de zaman icinde o derece yayginlik kazanacagini tahmin etmek zor olmasa gerek..
Teşekkürler sevgili ALKA, müsaden olursa eklemek istediğim birşey var;
Köpeklerde, yakın akraba ilişkileri (özellikle sivas kangal cinsi), belkemiği-omurga zayıflığı ile sonuçlanmakta ve hayvan sakat kalabilmektedir.
istisnai durumda, annesi ile ilişkiye giren köpeklerin ilk yavrusu normale yakın-fakat devamı mutlaka sorunlu doğmakta.
Sevgi ve saygılarımla, Nova.
TurkceRap
14-08-2010, 03:05
Özel Mülkiyetin gelişmesi ile mülkiyetin miras olarak kime kalacagı sorunu ortaya çıktı. Anayanlı soylarda erkekler ataerkini geliştirebilmek için ensest yasagını kaldırmak eve alanını daraltmakla çözüme ulaştılar ve sonuçta toplumsal örgütlenmenin temel birimi soy olmaktan çıkarak aileye dönüştü. Aile baba, eşleri ve çocuklardan oluşmaktaydı. Baba mülkiyetin tek sahibi oldugu için egilimi mülkiyet hakkını kendisinden sonra gelen erkek varisine devredebilme egilimindeydi ve sonuç ta böyle oldu.
Bu klasik Marksist yorum bence eksik duruyor.Yakin akraba evliliklerinde alinan sonuclar bize bunu gösteriyor.Ama isin ilginc yani her yakin evlilik ayni sonucu vermiyor.Bu da evrimsel bir durum yani ayakta kalma icgüdüsü denilebilir.Kangallarla ilgil bir belgesel de üreticinin degerlendirmesi söyleydi .Kardesler arasindaki iliskiden dogan yavrularin genlerinde bozulma oranin yüksek oldugunu zihinsel ve bedensel olarak siradanlastigini söylüyordu.Sonuc olarak ensestin ahlaki bir sorun olarak ortaya cikmasini sadece özel mülkiyete baglamak bence cok yanlis bir degerlendirme.
katılıyorum, Farklı şartlar altında gerçekleşen Sosyo-kültürel bir evrimin parçası olarak bakmak çok daha mantıklı sanki.
katılıyorum, Farklı şartlar altında gerçekleşen Sosyo-kültürel bir evrimin parçası olarak bakmak çok daha mantıklı sanki.
Sayın Turkcerap
Neye katıldıgınızı biraz daha açabilir misiniz. Mülkiyet bazında bize anlatabilirseniz eger biz de anlama şansına sahip olabiliriz.
Ferklı şartlar elbette farklı kültürel evrime yol açar. Ancak elimizde bir toplum biçimi ya da biçimleri var. Bunlar avcı ve toplayıcı ve henüz mülkiyeti bilmiyorlar. Şimdi bu avcı toplumlardan bazılarında kadınlar tarımı gerçekleştiriyorlar ve bu yüzden topragın mülkiyeti onlara ait oluyor. Tedricen tarıma geçen tüm bu toplumlarda ana erki gerçekleşiyor.
Buradan devam edin ya da burada katılmadıgınız noktaları bize anlatın.
saygılarımla
Yani ensest evlilikler sakat dogumlara yol acar ifadesi hem dogru hem yanlistir. Daha kesin ifade edilirse "ensest iliskiler sadece üc bes nesil sakat dogumlara acar ama daha sonra genler buna uyum saglar".
Bu anlamda eger insanlik tarihinin bir döneminde herhangi bir yerde ve zamanda bir toplumda veya toplumun bir kisminda ensest evlilikler var idiyseler, dogan cocuklar sakat dogmuyordu, asil dis evlilik yaptiklarinda sakat doguyorlardi diye de düsünülebilir..
Katiliyorum ALKA. Evrimsel surecte bir muddet sonra genler uyum sagliyordur.
Aksi olsa yasak oncesi doganlarin bilcumlesinin sakat olmasi gerekirdi. Ki islamiyet donemine degin, anne ile nikah devam ediyor.
Belki gözümden kaçtı, belkide hiç değinilmemiş, sevgili Dilaver veya bilgisi olanlar, peki İslamiyet enseste teorik olarak nasıl bakıyor, pratik nasıl gidiyor. paylaşırsanız sevinirim.
Bence coğrafî veya toplumsal ya da, mitolojik verilerle ensesti anlamanın imkanı olacağını pek sanmıyorum.
Esas olan insan psişesinde duygusal olarak enseste doğru bir eğilim var mı, ya da yok mu?
Konuya bu açıdan bakabilmek de cesur olmayı gerektirir. Yoksa değişik etkiler altında kalarak hiç bir gerçeği açıklamak mümkün olamaz...
Gerçeği aramanın en başında tüm dış etkilerden sıyrılmak gelir. Bilmem bana katılır mıydınız?
Sevecenlikle kalın,