PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mezopotamya geleneğinde Hz.Nuh'un karısı


sargon
30-09-2005, 01:50
Burada Samuel Noah Kramer'in "Sümerlerin Kurnaz Tanrısı Enki" adlı kitabında geçen Nuh'un karısı ile ilgili bölümü parçalar halinde yayınlayacağım. Bu metnin internette yayınlandığını sanmıyorum. İlginç bir iz sürme olduğunu düşündüğüm için site okurlarına sunuyorum. Metnin son bölümündeki Gnostik'lere ilişkin metinler yakın zamanlarda ortaya çıkarılmış ve fazla yaygın okunmamış metinler olduğu için bize biraz garip gelebilir. Metin kitabın 333-346. sayfalarında "Kaçak Tanrının İzleri" bölümü içindedir.

Norea

Tufan öyküsünü hemen her Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman çocuk bir biçimde bilir. Mezopotamya edebiyat geleneği ile Kitabı Mukaddes arasındaki şimdiye değin bulunan en yakın bağın Tekvin'deki tufan öyküsü olduğu ise daha iz bilinir. Kuran'ın kökleri de Kutsal Kitap geleneğine dayandığına göre, kutsal eserlerdeki tufan öykülerini edebiyat eleştirmenlerinin 'metinlerarasılık' dedikleri giderek uzayan zincire eklemeliyiz. 'Enki ve Ninhursag: Sümer Cennet Miti', öykünün kendisi yiteli binlerce yıl olmasına karşın görmüş olduğumuz gibi bugün bile devam eden mitolojik motifler sunar. Öte yandan tufan öyküsü, çok farklı devirler ve dinler boyunca metinsel bir süreklilik gösterir. Edebi etki zincirindeki bir metin diğer uyarlamalara karşı -çok sık olmamakla beraber- düşmanca bir tavır sergilese bile süreklilik vardır.

sargon
30-09-2005, 01:54
Sümer-Akad edebiyatında

Sümerlerden günümüze kalan tek tufan öyküsü oldukça parçalıdır. Mezopotamya tufan öykülerinin en eskisi bile olmayabilir. Ama bu 'Nuh'un karısı'na -olağanüstü tarihi bir motif- en eski göndermeyi içeriyor olabilir. Sümer tufan öyküsünde, son dizelerden birisi Nuh figürü olan 'Kral Ziusudra'nın karısından söz eder gibidir. Şiirdeki okunabilen en son dize bize şöyle der, Ziusudra ve karısı 'denizaşırı bir ülkeye yerleştirildiler, doğuda, Dilmun'da' Orada 'bir tanrı gibi' ömür sürerler.

İ.Ö. İkinci ve birinci binyıllardan kalma Akad öyküleri, temelde tesadüfen de olsa, eşten sözederler. Atra-hasis öyküleri Nuh figürü 'bilgeler bilgesi' -atra-hasis sözcüğünün anlamı da budur- üstüne odaklanır. Gılgamış -en azından elimizdeki ikinci bin yılın ortalarından kalma uyarlamada- önceki bölümde görmüş olduğumuz Atra-hasis geleneğinden bir tufan öyküsü sunar. Tufan'ın Gılgamış uyarlaması Sümer uyarlamasının öne sürer gibi göründüğü şeyi açıklığa kavuşturur: Nuh figürünün gerçekten de karısı vardır. Gemi fırtınayı atlattıktan ve kuru bir yer bulduktan sonra, başta tufana neden olan yüce tanrı Enlil sonunda çiftle barışır.Gılgamış'ta Nuh figürüne verilen adla, Utnapiştim, Enlil'in insanlığı yok etme planını bozmak için Enki ile birlikte çalışmıştır. (tanrı Enlil tanrı Enki'nin babasıdır-sargon) Enki'nin ve 'bilgeler bilgesi'nin kurnazlığı sayesinde insanın hayatı kurtulmuştur. Enlil planına engel olunmasına başta öfkelenir.

Bununla birlikte Gılgamış'ın öyküsünün sonunda, Enlil'in öfkesi Enki'nin gönlünü yapmasıyla yatışır ve bilgeyle karısına cömert davranır: 'O alınlarımıza dokundu ve aramızda durarak bizleri kutsadı.' Sonra Enlil, Utnapiştim ve karısı 'dönüştüler, biz tanrılar gibi oldular' diye ilan eder. Çifti 'tüm ırmakların kaynağında yaşamaya' gönderen odur. 'Tüm ırmakların kaynağı' cennet ülke, Dilmun'dur belki de. Her durumda, su tanrısı Enki için önemli bir yer gibi görünmektedir.

Gılgamış'ın kahramanlık masalında tufan öyküsünün ne işi olduğu kolayca açıklanacak bir soru değildir. Utnapiştim'in hem 'kadın'ı hem de zevce'si diye adlandırılan eşi, öyküde insanoğlunu tufandan kurtarmada önemli bir eşlikçi olarak belirir. Bu durumda Gılgamış öyküsünde kadına önemli bir rol verilmiştir.

Gılgamış'a tufan öyküsünü anlattıktan hemen sonra, bir hafta uyumadan durması için meydan okunur – bir tür ölümsüzlük testi, Gılgamış anında uykuya dalar. Utnapiştim'in karısı her gün bir ekmek pişirerek ve uyuyan kahramanın yanındaki duvara çentik atarak Gılgamış'ın bir hafta boyunca uyuduğunu gösteren işaretler koyar. Gılgamış bütün bu süre boyunca uyanık olduğunu söyleyerek karşı çıkar, ama kanıtla yüzleşince başarısızlığını kabul etmek zorunda kalır: tazeden bayata doğru yedi ekmek.

Gılgamış, Utnapiştim'in 'kadın'ının bir diğer rolüne daha yer verir. Gılgamış, uyuma deneyinden geçemeyip yalnızca insan olduğunu gösterince, Utnapiştim onu kentine göndermeye hazırdır. Utnapiştim'in eşi kocasına, konuklarına hiçbir dönüş armağanı vermediklerini hatırlattığında kahraman çoktan gemisiyle açılmıştır.

sargon
30-09-2005, 02:02
Utnapiştim kahramanı kıyıya çağırır ve ona 'gizli bir şey' -tufan öyküsünün kendisi gibi- tanrıların bir sırrını sunar. Gılgamış hayat veren özel, 'İhtiyar-Adam-Gençleşecek' bitkisi için dipsiz derinliğe dalar. Gılgamış bitkiyi hemen yemez. Ancak kentin yaşlıları bitkinin gücünü paylaştıktan sonra yiyeceğini söyler. Gılgamış öyküsünde kahramanın ölüm sorununa bir çare bulur gibi göründüğü bir andır bu. Kendi gereksinimlerinden önce diğerlerinin, yaşlılarınınkine hatırlamasıyla krallara yaraşır biçimde davranır.

Birdenbire bir yılan bitkiyi Gılgamış'ın elinden kapar, onu götürürken de derisini bırakır. Gılgamış, Utnapiştim ve karısının verdiği armağan'ı kaybettiği için haklı nedenlerle öfkelenir.

sargon
30-09-2005, 02:06
Yunan edebiyatında

Büyük İskender zamanında Yunanca konuşan kişiler için Mezopotamya düşüncesini epeyce özetlemiş olan Berossus, daha önce de gördüğümüz gibi, diğer uyarlamalarda bulunmayan birkaç ayrıntı verir. Öykünün farklı uyarlamalarına baktıkça giderek açıklığa kavuşacağı gibi, bilgenin yanı sıra -hatırlarsak Berossu ona, Sümerce Ziusudra'dan sonra Xisouthros adını vermişti- sözü edilen kişiler, her uyarlamanın yorumu için bize önemli bir anahtar sağlar. Berossus'un anlattığına göre, bilge 'karısını, çocuklarını ve yakın dostlarını' gemiye bindirir.

Buna karşın bilge, kuru bir ülke bulduğunda, verilen liste bir bakıma değişir: Xisouthros 'karısı, kızı ve klavuzla' birlikte karaya çıkar. Gemiden inince tanrılara kurbanlar keserler – ve aniden gözden kaybolurlar. Gemide kalanlar çıkarlar ve kayıp kişileri ararlar. Onlar bulunamazlar, diye açıklar Berossus, çünkü:

'Xisouthros artık onlara görünmüyordu, ama gökten gelen bir ses onlara saygılı olmalarını emretti. Dindarlığından dolayı, tanrılarla birlikte yaşamaya gitmişti; karısıyla klavuz da aynı onuru paylaşmıştı.'

'Dindarlık' burada basitçe tanrıların isteğine alçakgönüllülükle boyun eğiş anlamına gelmez. Aynı ses hayatta kalanlara Sippar kentindeki yazmalara sahip çıkmalarını ve 'onları insanlara dağıtmalarını' söyler. Mezopotamya bilgelerinin bu sonuncusunun halka verdiği bilgi üstüne vurgu yapmak Berossus'un tipik niteliğidir.

Tevrat ve İncil'de

Mezopotamya tufan geleneğinde, bu durumda, eşin -bazen önemli bazen önemsiz- bir rolü vardır, ancak daima kocasından daha az önemlidir. Kocasının Enki'ye özgü kurnazlığının birazını paylaşması ona verilen yüce yazgı yoluyla belirtilmiştir. Şaşırtıcı bir biçimde, bu gelenekte Nuh'un oğullarına ilişkin hemen hiç bir şey yer almaz. Tanrılar 'gibi' yada 'onlarla birlikte' yaşamaya giden eş ve kıza gelince Kitabı Mukaddes'teki tufan öyküsüyle taban tabana zıttır.

Tekvin Kitabı, Nuh'un oğulları ve oğulların eşlerinin yanı sıra Nuh'un karısından da söz eder. Ama kadının öyküde rolü yoktur. Öyküdeki dönüm noktasında tanrı 'Nuh'u hatırladığı zaman, yalnızca 'Nuh'u ve gemide onunla olan tüm hayvanları ve sığırları' hatırlar. Tanrının 'doğurgan olun ve çoğalın ve yeryüzünü doldurun' emri ile Tanrı ile Nuh arasında ortaya çıkan sözleşme sadece Nuh'a ve oğullarına hitap eder. Ve Nuh ve oğulları 'tüm dünya'nın bölünmesinde önemlidirler. Başka bir deyişle eş, Kitabı Mukaddes'teki tufan öyküsünde tamamıyla gözden kaybolmuştur.

Tevrat'ta ne Nuh ve karısı tanrılarınki gibi bir hayat sürmeye gönderilir ne de karısının öğüdü konu edilir. İncil, Luka'nın İsa şeceresinde Nuh'a dikkat çeker(Luka 3:26) Ayrıca Nuh inanç ve itaatin bir örneği olarak görülmüştür, çünkü Tanrının emriyle gemiyi hazırlamıştır (İbraniler 11:7). Karısından söz edilmez.


Kuran'da

Kuran'da ortaya çıkan durum daha da az umut vericidir. Kuran'da Nuh'a otuzdan fazla göndermede bulunulmuştur. Bir surenin tamamı Nuh'a adanmıştır. (Sure XXI) Öykünün en eksiksiz anlatımı 'Hud' olarak bilinen surededir. Nuh'un karısından, Lut'un karısı, firavunun karısı ve Meryem'i içeren bir kadınlar listesinde ironik bir biçimde bir kez söz edilmiştir.Nuh'un karısı yalnızca bir nedenle ayrı tutulmuştur: Lut'un karısı gibi, dürüst bir hizmetkara ihanet eden kadınların bir örneğidir. (Tahrim Suresi 10-sargon)

sargon
30-09-2005, 02:09
Ortaçağ Avrupa Edebiyatında

Buna karşın, Ortaçağ'ın popüler edebiyatında ortaya çıktığı zaman, Nuh'un karısı zaten iyi tanınmış gülünç bir karakterdir. Geç ortaçağda (İ.S. 15.yy) 'Wakefield Master' tarafından yazılan Nuh'un Corpus Christi oyunu bu tiplemeye iyi bir örnek oluşturur. Nuh'a gemi yapması emredildiği zaman, karısının ne diyeceğini öğrenmek için eve koşar. Zaten onunla kavga edeceklerinden endişe etmektedir, çünkü karısı 'dişli' (aksi) ve hırçındır. Gerçekten, o sadece 'basit bir knafe' (adam), dindar ve itaatkardır, ama karısının ne kadar huysuz olduğunu yeterince bilmektedir.

Ona haberi vermeye başlar başlamaz, karısı seyirciler arasındaki kadınlara kocasından yakınır. Çok saygılı tonlamalarla başlayan oyun anında maskaralığa döner. Kısa oyun içinde karı koca birkaç kez birbirini döver.

Zavallı Nuh bir gemi yapmak için var gücüyle çalışırken, karısı gelen tehlikeye inanmaz. Nuh şöyle yakınır:

Ah, belim kırılacak, eminim! Bu acı bir haber!
Bu ihtiyar bunak halimle bir mucizenin peşine takılmam
Ne salaklık,
Böyle bir işe girişmek,
Kemiklerim kazık gibi,
Çalışmaları bile bir mucize,
Gerçekten çok yaşlıyım çünkü

Nuh ailenin geri kalanını gemiye binmeye ikna eder, ama karısı gemiye bineceğine zamanını kasabanın dedikodularıyla geçirerek son ana kadar ayak direr. Ancak yükselen sulardan kaçabileceği bir yer kalmayınca gemiye koşar. Ama bundan sonra bile Nuh'un mantıklı ricalarını dikkate almaya yanaşmaz.

Tanrım, rahat ve yüreğim sevinç dolu olurdum,
Eğer bir kez olsun bir dulun talihine sahip olsaydım.
Senin ruhun için neler vermezdim.
Diğerleri de, bu seyircilerin içindekiler de aynını yapardı kuşkusuz,
Burada olan eşler,
Sürdükleri yaşam adına,
Kocaları ölsün isterlerdi.
Çünkü, ekmek üstüne yemin edeyim ki,
Bizim efendimiz de öleydi!

Gemide kavga ederler ve karısı 'bir neden olmaksızın' gemiden bir kuzgun uçurmaya kadar işi vardırır. David Bevington, Nuh ve karısının temsillerinin sadece kaba bir güldürü olmaktan fazlasını taşıdığına işaret eder. Ortaçağda tek bir olaydaki anlamın farklı düzeylerini görme eğilimine göre, 'gemi gerçek Kilise'yi ve kadın gibi gemiye binmeyi reddedenler ise inatçı günahkarları simgeler'. Kuzgun aptaldır, oysa Nuh'un gönderdiği güvercin yumuşak başlı ve itaatkardır. Oyunun sonunda, olasılıkla Wakefıeld Masters'ın olması gerektiğine inandığı gibi, asıl yetkili Nuh'tur. Evlilikte kimin baskın olduğu mücadelesi sonunda çözülmüştür. Mantık (Nuh) ile tutku (Nuh'un karısı) arasındaki geleneksel hiyerarşik ilişki tamir edilmiştir.

sargon
30-09-2005, 02:15
Gnostiklerde

Mısır, Nag Hammadi'de Kıpti dilinde yazılmış geniş bir koleksiyonun bulunduğu yakın zamanlara değin, bu dırdırcı, inatçı, şiddetli bir biçimde tutkulu kadın imgesi yüzyıllar boyunca süregelmiş tek örnekti. Nag Hammadi metinleri Nuh'un karısına o zamandan öyle güçlü bir tıt imge yüklemişlerdir ki, olumsuz imgenin, tarihteki bir kadının -ve genelde kadınların- tehlikeli bir biçimde sapkın olarak yükseltilişi diye görülmüş olması gereken bu imgeye karşı ortodoks bir tepki olması mümkündür.

Nag Hammadi Library'yi oluşturan altmışbir kitapçıktan yalnızca birkaç tanesi tufanla ilgilidir. Bu, diyelim ki, yaratılış ya da Adem ve Havva öyküsü kadar önemli değildir, çünkü tufan kötülüğün kökeni öyküsünü anlatmaz.Yine de gnostik tarih bakışında tufan bir çağı sona erdirip daha aydınlık bir çağı ortaya çıkarır. Aydınların, (Gnostiklere göre başlangıçtan beri elde edilebilir olan) gnosis sahibi olanların, diğer türlü çok yoz bir dünyada yollarına devam etmeleri metinlerin başlıca konusunu oluşturur. Pek çok kişi -belki de çoğunluk- gerçeği edebi, tarihsel ve fiziksel biçimlerde görmeyi sürdürecektir. Biraz daha aydın bir grup aynı olaylardaki eyik anlamı kavrayacaktır. Yine de, yalnızca bu gerçekten aydın olanlar dünyayı 'tinsel' bir biçimde anlayacaklardır. Tinsel patikaya giden yollardan biri Kitabı Mukaddes'teki tufan öyküsünü yeniden düşünmekten geçer.

“Adem'in Vahyi” (İ.S. I. yada II.yy), Nuh öyküsünü bir bakıma Tekvin'den daha farklı bir biçimde anlatır.Hatta Nuh'u Yunan kahramanı Deukalıon ile özdeşleştirir. Adem, Havva'yla paylaştığı 'ölümsüz bilgi'nin kaybından sorumludur. Bununla birlikte, melekler 'bilginin varlığı'nı koruyanlara yardım edecekleri zaman, Adem tufanı önceden bildirir. Nuh'un karısından söz edilir, ama Gnostikleri kurtarmadaki payı açık değildir. 'Adem'in Vahyi'ne göre, onunki Nuh'un oynadığı rolle karşılaştırılamaz.

Benzer biçimde, “Yuhanna'nın Vahyi”nde, Nuh, tufanın planlandığından 'önceden bilme ışığının büyüklüğü' tarafından haberdar edilmiştir. Felaket geldiği zaman Nuh ve 'ayrıca yerleşik ırktan pek çoğu', 'parlak bir bulutun içine' gizlenirler. Eser dayandığı Tekvin öyküsünü dikkate almaz. Gerçekten, yeni yorum gelenekle çatıştığında açıkça Musa'ya meydan okur. 'Barbelo', Sophia ve Havva kimlikleriyle en yüce tanrısal ilkenin kadın yönünü kutsayan bir eserdir. Öykü geleneğin kutsal adlarını yeniden yorumlar, böylece 'Yave' ve 'Eloim' 'Yaldabaoth'un dürüst ve erdemsiz oğullarına dönüşür. Yaldabaoth'a gelince, bir yaratıcı, ama bildiğimiz dünyanın yaratıcısıdır. Gnostik düşüncede ise, kötü, cahil bir varlık, yıkıcı güçlerin, 'arkhonlar'ın başıdır. Erken ortodoksluğa tüm meydan okumalarına ve kutsal olanın dişi ilkesini yeniden yüceltmesine karşın “Yuhanna'nın Vahyi” tufan öyküsünde Nuh'un karısına yer vermez.

Buna karşın, The Nag Hammadi Library'de ortaya çıktığı zaman karısı Nuh'tan bile daha önemlidir. Ana metin “Arkhonların Esası”sır. Bu Tekvin 1-6'nın yeniden yorumlanmasıdır. Temelde bir Yahudi eseridir, ancak yeniden yorumlamada bazı Hıristiyan öğeler yer alır. İ.S. Üçüncü yy.dan kalmış olabilir. Eserde Nuh'un karısının adı Norea'dır.

“Arkhonların Esası”nda düşmanları ayırt etmek görece kolaydır. Bunlar hükümdarlar, iktidarda olanlardır ve bir şef tarafından, eserde Sakla (“salak”) ve Yaldabaoth diye de bilinen kör Samael tarafından yönetilirler. Bu dualist vahiyde ışık güçlerinin başı Baba'dır; ancak Ruh, Dürüstlük, Pistis Sophia, Dişi Tinsel İlke, Dişi Yol Gösteren İlke ve Zoe gibi adlarla anılan etkin ilke dişi olarak betimlenmiştir. Arkhonların başının küstahlıkla şöyle ilan etmesiyle kötülük dünyaya girer: “Benim Tanrı; [benden] başkası yok” Öyküde daha sonra Büyük Melek Eleleth, aslında olumlu bir figür olan Sophia sayesinde hükümdarların var edildiğini açıklar: Sophia “eşi olmaksızın, bir başına bir şey yaratmak istedi; ve yarattığı kutsal bir şeydi”(s.156) Kutsal, ama yozdur. Var edilen “Gölge” cismaniydi ve küstahça kendisinin Tanrı olduğunu ilan eden aynı Gölge'ydi.

Kör tanrı ve arkhonların güçlerine karşı 'ruh-bahşedilmiş Kadın' (Havva) ve Norea durmaktadır. Havva, Habil'in yerine Seth'i doğurduktan sonra, o da kızı Norea'yı doğurur. Norea “insanlığın pek çok kuşağı [için] bir yardımcı” olacaktır. Norea'yla birlikte insanoğlu çoğalmaya ve “islah olmaya” başlar. (s.156) Hükümdarların, açıkça hiçbir neden olmaksizın, tüm canlıları yok edecek bir tufan göndermeye karar vermeleri tarihteki bu noktadadır.

Güçlerin hükümdarı, bir nedenle, hükümdarların kararını anlar ve Mezopotamya geleneğinde tanrıların isteğini değiştirmeye çalışan Enki'ye benzer biçimde, onu bozmaya çalışır. Güçlerin başı Nuh'a bir gemi yapmasını ve onu saklamasını söyler – “sen ve senin çocukların ve hayvanlar ve küçükten büyüğe göğün kuşları” (s.156) Norea (ya da metnin bu noktasında yazıldığı biçimiyle Orea) gemiye binmek isteyerek, sahneye çıkar. “O” (Nuh mu? Güçlerin Hükümdarı mı?) onu içeriye almaz. Norea “gemiye üfledi ve onu yakıp kül etti.”

Nuh bir gemi daha yapar ve kadının binmesine izin verir.

Norea yalnızca iddiacı değil beceriklidir de. Tufandan hemen sonra öykünün en heyecanlı yeri gelir. Hükümdarlar, ayartmak niyetiyle, kadına yanaşırlar. Liderleri Norea'ya, “Annen Havva bize geldi” der. Norea kararsızlık göstermez:

“Norea onlara dönüp şöyle dei, “Sizler Karanlığın Hükümdarlarısınız; lanetlenmişsizniz. Benim annemi de tanımazsınız; onun yerine kendi dişi karşılıklarınızı tenırsınız. Çünkü ben sizin torununuz değilim; aksine geldiğim yer Yukarı Dünya'dır” [s.a56-57]

Hükümdarlar onu zorla ele geçirmeye kalkıştıklarında, Norea Kutsal Olan'a haykırır. Büyük Melek Eleleth onun için iner ve kitapçık Eleleth'in öyküde daha önce olanları açıklamasıyla sona erer. Norea gerçekte, “Güçlerin kirletemediği bir bakire'dir”

Gnostiklerin Enki'yi içeren Tekvin'i yeniden yorumlamalarında ironinin zerresi bulunmaz. İsrail'deki Yehovacı tektanrı geleneğinde Ninhursag ya da İnanna gibi tanrıçalar ve eril imgeli tanrılar bir öykü anlatmakta artık kullanılmazlar. Tufan öyküsünde, örneğin, Mezopotamya edebiyat geleneğinde farklı tanrılarca oynanan bütün roller – Enlil'in, Enki'nin, özellikle ana tanrıça İştar'ın rolleri- Yehova Elohim'e verilmiştir. Gnostik mitleri evrene yayılan dualizmin her iki yanındaki rollerin çokluğuyla sıkıntı çekmemiştir. Tufan öyküsünün yeniden anlatılmasında, güçlerin hükümdarı, Yaldabaoth, tufanın garip bir değişkesini yaratmak için hem Enlil'in derin mantıksızlığını hem de Enki'nin müşfik endişesini bağdaştırmıştır. “Arkhonların Esası”nda tufanın tek hedefi maddi dünyadaki tek saf unsur olan Norea'dan başkası değildir.