Orijinalini görmek için tıklayınız : MÜSLÜMAN YAŞAMINDA KORKUNUN YERİ VE ÖNEMİ
İslam’ın aslının ve temel felsefesinin Allah’a kayıtsız şartsız kölelik etmek olduğunu biliyoruz.
Ama İslam’ın öyle bir ilkesi daha vardır ki, bundan bile daha temeldir. O korkudur.
İslam’ın en ilkel temel ilkesi korkudur.
İslam korkunun sağladığı Allah’a kölelik etmek ilkesi üzerine kurulmuştur.
Bilinçli her Müslüman korkar. Yanlış bir şey yaparak Allah’ın gazabına uğramaktan korkar. Bir duayı yanlış okumaktan veya yorumlamaktan korkar. Kur’an’ı okurken hata yapmaktan korkar. Eşikten sol ayağını atarak geçmekten korkar. Gece karanlıkta destursuz işemekten korkar. Sağ eliyle genitaline değmekten ve tahrat almaktan korkar. Namazı kaçırmaktan, oruç iken yanlışlıkla bir bardak su içmekten korkar. Eşeklerin anırmasından korkar.....
Korkması gereken bir çok şeyden korkmaz Müslüman. Hasta olmaktan korkmaz örneğin. Uzun aylar ve yıllar acı ve ızdırap içinde kıvranmaktan korkmaz. Sürünmekten korkmaz. Sonunu bir kurtuluş olarak görmez. Yine de ölümden korkar.. Çünkü ona göre ölüm bir son değildir. Hesap verme günüdür. Geleceğin bilinmezliğindan korkar. Allah’a hesap vermekten korkar. İsrafil’in, sur-u İsrafil’i çalmasından korkar, Müslüman... Kıyamet gününün gelmesinden korkar..
Müslüman’lar korku içinde bir ömür sürdürürler. Allah’ı kızdırmaktan, öfkelendirmekten çok korkar Müslüman’lar.. Kur’an bu korku ana teması üzerine kurulmuş çok sayıda varyasyonlar içerir. Bir iki örnekle yetineyim.......
Yasin Suresi, 51, Neml Suresi, 87, Zümer Suresi, 54-60, Kıyamet suresi Müslüman yaşamında korkunun çok büyük bir yeri vardır. İslam korku üzerine kurulmuştur. Bu korku çoğu kere rasyonel değildir. Bu yüzden daha çok fobi olarak nitelendirilmelidir.
İslam’ın temeli korku, kendisi ise bir fobidir.... Diğer fobiler gibi, tedavisi olanaksız denecek kadar zordur...
Selamlar
HACI
ngcoskun
04-12-2004, 17:16
selam hacı demişsin ki
Korkması gereken bir çok şeyden korkmaz Müslüman. Hasta olmaktan korkmaz örneğin. Uzun aylar ve yıllar acı ve ızdırap içinde kıvranmaktan korkmaz. Sürünmekten korkmaz
çünkü kadercidir.çünkü allah kendisi için en hayırlısını bilir.allah ne isterse onun için onun olmasını ister. erken ölümlerde bile bağnaz ilkel bir şekilde "allah onu çok sevdi yanına aldı" denir.
ne gelirse allahtan gelir onun için korkmaya gerek yok allah adildir. :)
ama öte yandan allah bir kızarsa alimallah canına okur.onun için kızdırmamak ve korkmak ve mümkünse yaşamamak -ben buna yaşamamak diyorum- gerekir. allah bizim yerimize yaşar.
bunları yazarken kendi kendime gülüyorum zavallı beyinlere.
BANA GÖRE MÜSLÜMAN DAHA GENELİ DİNLİLER GERÇEKLERDEN KORKAR.(HAYATIN GERÇEKLERİNDEN)
BUNUN İÇİNDİR Kİ HAYATTAN KORMAMAK İÇİN BAŞKA KORKULARA YÖNELİR.
SERMED-I_MAHDUT
04-12-2004, 21:21
Hacı,
Yine kendi kıstas ve ölçülerinizle olaya yaklaşmış ve yanılgılarınızın farkında olmadan bu tavrınızı sürdürmüşsünüz.
İslam Dini bir değil iki temel üzerine kurulmuştur.HAVF ve RECA.yani KORKU ve ÜMİT arası bir haldir.İnsan ALLAH''ın biricik kuludur.Bu dünyadaki vazifesi O''nu tanımak ve doya doya yaşamaktır.Allah ile arasındaki yakınlığı en ileri seviyeye götüren gönül erleri bir hata yaptıklarında yeryüzündeki en güzel ve özel olan ve mevcudiyetinin yegane sebebi olan ALLAH''tan korkarlar elbet.zira bütün benliğiyle sevdiği Allah''ın isteklerine aykırı hareket etmek onu pişmanlığa sevkeder ve Yüce Allah''ın kendisine ceza vermesinden korkar(O''nun cezasına bin canım olsa feda olsun).ancak bunun yanında ALLAH''ın engin merhameti uçsuz bucaksız rahmeti ve kullarına olan sevgisi aklına gelir.bir yanda O çok sevdiği ALLAH''ı kaybetme veya O''na layık olamama korkusuyla iki büklüm olur.bir yandan da RABBIM affedendir bağışlayandır şirk harici herşeyi bağışlar.Şirki bile affeder tabii bu şirkinden vazgeçerse diyerek içi birden UMUT pırıltılarıyla dolar.Ve hatasından dönme manasına tevbe eder huzuruna bu halet-i ruhiye ile vasıl olur ve bir daha O''nu üzmemek için elinden geleni yapar...
Yukarıda ana hatlarıyla biraz da duygusal olarak anlattığım durum nasslarla sabittir.Ayetleri işinize geldiği gibi kullanmaktan vazgeçin.mesela korkuyu görüp ümidi görmeme cezayı görüp ödülü görmeme gibi mantıksal yaklaşımlarınızdan vazgeçmediğiniz müddetçe tüm ZİYA lar sizi zulmetten kurtaramayacaktır....!
Evet.. İslam’da umut da vardır elbette.. Bunu inkar etmek mümkü değil. Ama o umut bazı koşullara bağlı ve çoğu kere garanti değil. Bir beklenti içindesiniz. Umut ve korkunun bir meyvasıdır beklenti. Onların ürünüdür. Umut ve korkudan yalnız korku kesindir. Umut için kesinlik söz konusu değildir. Siz sonunuzun iyi olmasını umutla bekliyorsunuz..... Ortada hiç bir kesinlik yoktur. Kesin olan tek şey sizin içinizdeki korkudur. Allah içinize korku salarak sizleri İslam’a bağlı tutar ve sizi kendisine köle yapar.. Siz kul olmakla övünün.. Köleden başka bir şey değilsiniz.. Ama bu da sizin tercihiniz. Böyle bir inancı reddettiğimiz için bizi suçlamaya hakkınız yok. Bu sizin seçeneğinizdir ve biz onu size empoze etmedik. Sadece onu size tanıtıyoruz..
HACI
Umut ve korkunun kaynağı gerçekten yaratıcıyı sevmenizden mi geliyor yoksa cehenneme gönderilip azap çekmemek için mi korkup, umut ediyorsunuz?
Şöyle sorayım: Cennet ve Cehennem kavramları olmasa yaratıcıdan korkar mısınız?
SERMED-I_MAHDUT
04-12-2004, 22:00
Şu var ki insan miadı dolana kadar korku ve umut arası dengeyi layıkıyla korursa ALLAH''ın vaadi tahakkuk edecektir.O''nun vaadi hata işleyenlere işlediği hatanın farkına varıp pişman olanlara hatasından vazgeçip daha hayırlı işler yapanlara tüm yönleriyle bir Umduğuna Nail Olma''dır ki eğer sebeplere tam olarak teslimiyet ve riayet olursa Rabbım insana mükaafatını fazlasıyla verecektir.yani suç olmayınca dolayısıyla ceza da olmaz.suç az olurda tevbe ederse ALLAH kabul edeceğini buyuruyor.
İşin daha da özü insanın vazifesi korku ve umut dengesini kurmak ve her ikisininde kesinliğinden emin olmamak sadece üzerine düşeni yapıp gerisini ALLAH''a havale etmektir.
Korku ağır basarsa yeise umut ağır basarsa lakaytlığa sebep olur.Önemli olan dengeyi sağlayabilmektir.
Yorum noktasında ben aklımın kölesi olmaktansa ALLAH''ın kölesi olmaktan mutlu ve gururluyum.İnancınızdan dolayı da sizi suçlamaktan çok anlatmaya çalışıyoruz.bunu yaparken yaptığımız hataları ALLAH''ım affetsin.ama herşey sadece O''nun için.ancak siz suçlamalarınız da bazen dozunuzu aşıyorsunuz.her ne kadar amacımız sadece teblig ise de bunu yapacağım derken MUKADDES MEFHUMLARA edebe muhalif laf atılmasına tahammül edemem.Anlamanızı ve kendi inançsızlığınıza saygıyı beklerken bizim inançlarımıza da saygılı olmayı öneriyorum.
Saygılar.
SERMED-I_MAHDUT
04-12-2004, 22:16
Nothing,
Öncelikle eğer bir müslüman cennet sevdası veya cehennem korkusu ile amel ediyorsa düşüncelerini ve yaşamını bu kavramlar ve içerikleriyle temellendiriyorsa bir eksiklik var demektir.zira önemli olan sadece ve sadece ALLAH''IN RIZASI''dır.
Rıza makamı çok yüksek bir mertebedir.o makama ulaşan insan artık ne cenneti ne cehennemi düşünür.O''nun rızasına uygun işler yaptıysa baktığı her yer cennet,rızasına uygun işleri yapamıyorsa heryer cehennem hükmündedir.İman meselesi ticari olarak algılanırsa menfaat devreye girer ki bu da müslüman şiarına aykırıdır.
ALLAH''ın huzuruna vazifesini yapmış olarak varmak bu uğurda gücü ve imkanları yettiğince çalışıp çabalamak İnsana RIZA kapılarını aralar.
ancak bu durumun aksine bir hayat sürmüşse Rıza kavramı ortadan kalkar sadece bomboş bir hayat sürmenin ve bunun hesabını vermenin korkusuyla başbaşa kalır...
Dilerim anlatabilmişimdir.
Saygılar...
Günümüzde kim Hacı Bektaşi Veli gibi veya Yunus Emre gibi yaratıcıya benliğini adıyor?
İnançlıları görüyoruz, sokakta, tvlerde...
Çoğu aman cezalandırılmayayım zihniyetinde. Elbetteki hepsi değil. Hem hepsi gerçekten benliğini islama adasaydı kötülükler Dünyada olmazdı.Bir Hacı Bektaşinin bir Mevlananın kimseye zarar verdiği duyulmamıştır. Bu gibi insanların yaşamlarına baktığımızda yaratıcıyı benimsemişler ve gerçekten ona adamışlar her şeylerini ama günümüzde bu gibi insanların çoğunlukta olmadığı açık.
Ben de inançsızım ama bu tarz yani Mevlana vs. gibi insanlar gelsin başımın tacı olsun.Gerçek niyet erdemli insan olunması.Yani senin dediğin gibi her şeyde samimiyet.
SERMED-I_MAHDUT
04-12-2004, 22:45
Sayın Nothing,
Yazdıklarınıza bir yönüyle katılmakla birlikte ben o kadar umutsuz değilim.Zira insan inanıyorsa başarır.yeterki üzerine düşeni yapsın.şu da bir hakikat ki Merhum NECİP FAZIL''ın ifadesiyle BU DAVA HOR BU DAVA ÖKSÜZ BU DAVA BÜYÜK...Zor ama imkansız değil be kardeşim.insanın azmi ve samimiyeti nice güzelliklerin yapıtaşı değil mi?zaten kişiye düşen bu zor vazifede üzerine düşeni yapmak.herkes bir MEVLANA bir MEHMET AKİF bir SEYYİT KUTUP olamaz.ama çabası ve ihlası O''nu yüceltir.Bunun yanında ADANMIŞ RUHLAR o kadar çok ki bunların birini ölçüt alıp benzemeye çalışmak yeterli sanırım.ayrıca biz düşüncelerimizde devamlı iyiyi güzeli ve doğruyu görmeye talibiz.zira ÜSTAD BEDİÜZZAMAN''ın ifadesiyle GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR GÜZEL DÜŞÜNEN HAYATTAN LEZZET ALIR..biz devamlı gönlünü ALLAH''a adamış fazilet ve erdem timsali şahsiyetleri görerek hareket edersek sanırım karamsarlığa ve umutsuzluğa düşmeyiz.
O zaman iyi bir inançlının düşüncesi şu olmalı: `Ben yaratıcıyı bana verdiği iyiliklerden dolayı sevmiyorum.Onu gerçekten özümsediğim için seviyorum.`
Umarım dediğin gibi herkes kendince iyi yolda ilerliyordur, çabalıyordur.