Orijinalini görmek için tıklayınız : Şeriatın Gölgesindeki Kadın
Bu başlık Cumhuriyet gazetesindeki Zülal Kalkandelen'in yazı dizisinden alıntıdır.
Başlarken...
Kadın-erkek eşitsizliği, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda, hâlâ insanoğlunun en önemli sorunlarından birisi. Kadınların toplumsal yaşama eşit bir şekilde katılma mücadelesi, yüzyıllardır sürüyor.
Ne var ki, bu mücadele, bugünün ileri Batı demokrasilerinde bile ancak 19. yüzyıl ortalarına doğru başlayabildi. 8 Mart 1857 tarihinde, Amerika’da dokuma işçisi kadınlar, ayrımcılığa ve insanlık dışı çalışma koşullarına isyan etti.
Aradan 53 yıl geçtikten sonra, 1910 yılında 2. Enternasyonal Kadınlar Konferansı’nda Alman delege Clara Zetkin’in önerisiyle, 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edildi. 1977 yılında da, Birleşmiş Milletler, bu günü, Dünya Kadın Hakları ve Uluslararası Barış Günü olarak kabul etti. Burada “Uluslararası Barış Günü” ifadesi önemlidir. Çünkü çok açıktır ki, dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlara eşit haklar verilmedikçe, dünyada barışın sağlanması olanaklı değildir. Her yıl 8 Mart geldiğinde, kadınların içinde bulunduğu koşullara ışık tutuyor medya organları... Ve araştırmalar da gösteriyor ki, dünya üzerinde kadınların en kötü koşullar altında yaşadığı ülkeler, Ortadoğu, Güney Asya ve Afrika’daki İslam coğrafyasında toplanmış durumda...
Bu bölgelerde şeriatla yönetilen ülkelerde, kadınların sosyo-ekonomik, yasal ve siyasi haklar bakımından ikinci sınıf vatandaş konumuna itildikleri bir gerçektir. Bunun nedenlerine baktığımızda, bu ülkelerle ilgili bazı önemli hususlar çıkıyor karşımıza...
1- Bu ülkelerin anayasalarında, “Kadınla erkek yasalar önünde eşit haklara sahiptir” hükmü yer alsa bile, sonuç olarak o yasaların mutlaka şeriatla uygunluğu arandığından, uygulamada bu eşitliği gerçekleştirme olanağı yok.
2- Toplumda egemen güç olan dini liderlerin fetvaları, bütün yasalardan daha güçlü bir etki yapıyor.
3- Bu toplumlarda genel kabul gören anlayış, erkeklerin kadınlara göre daha üstün olduğu... Bunun sonucu olarak da, erkeğin birden fazla kadınla evlenebilmesi mümkün kılınıyor; mahkemelerde iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine denk sayılıyor; erkek istediği zaman kadını boşayabilirken, kadının böyle bir hakkı bulunmuyor...
4- Erkek egemen toplum yapısı nedeniyle, kadınların görevi, evde kalıp kocasına hizmet etmek ve çocuklarına bakmak olarak algılanıyor.
5- Bu ülkelerde, halkın çoğunluğunun mezhebi, devletin resmi mezhebi olarak kabul ediliyor. Bu yüzden, devletin dinini İslam olarak açıklasalar da, aralarında uygulama bakımından farklılıklar görülüyor.
Örneğin, Afganistan’da yönetimi devralan mücahitler, ülkenin resmi mezhebini Hanefi olarak ilan etti. Aynışekilde, 1979’da Humeyni Devrimi ile İran İslam Cumhuriyeti kurulunca, halkın yüzde 90’ınıŞiiler oluşturduğu için, Şiilik resmi mezhep haline geldi. Suudi Arabistan’da ise kraliyet ailesinin desteklediği Vahabilik resmi ideoloji oldu. Bu nedenle de, örneğin İran’da kadın otobüs şoförü olabilirken, şeriatın en katışekilde uygulandığı Vahabilik yüzünden Suudi Arabistan’da kadınların araba kullanması bile yasaktır...
Bu yazı dizisinde, dünyada kadın hakları mücadelesinin başladığı tarihten bir buçuk yüzyıl sonra, İslam devletlerinde yaşayan kadınların içinde bulunduğu koşulları ortaya koymak istedik. Dileriz, 21. yüzyılda din adına kadınlara karşı yapılan çağdışı ayrımcılık ve baskı, artık sona erer...
İslami kriterlere uygun haklar
Eşit hak vermek yerine hakların eşit şekilde korunduğu İran’da siyasi ağırlığı çok fazla olan Anayasa Koruyucular Konseyi, kadınların üzerinde adeta bir kara bulut
İran Anayasası’nın 20. maddesi, “kadın ve erkek bütün vatandaşların yasalar tarafından eşit şekilde korunduğunu” ve “İslami kriterlere uygun bütün siyasi, ekonomik ve kültürel haklara sahip olduklarını” hükme bağlıyor. Burada altı çizilmesi gereken şu: Erkek ya da kadın bütün vatandaşlar “eşit haklara” sahip değil, İslami kriterlere uygun olarak sahip oldukları hakların korunmasında eşitler. Anayasanın bütününde de hâkim olan anlayış bu...
İran’la ilgili belirtilmesi gereken bir özellik de, ülkede Anayasa Koruyucular Konseyi adlı bir kurumun varlığı. Yasaların anayasa ve şeriat ile uygunluğunu denetleyen bu konseyin, meclis kararlarını veto yetkisi var. 12 üyeli Konsey’in altı üyesi, dini lider tarafından atanıyor. Kalan altı üyesi de, ülkenin yargı kurumlarınca aday gösterilen hukukçular tarafından İran Meclisi’nce seçiliyor. Konseyin ülkedeki siyasi ağırlığı o kadar fazla ki, şeriata uygun bulmadığı birçok yasayı meclise geri gönderebiliyor, hatta anayasaya dayanarak parlamento üyelerini veto edebiliyor. Son yıllarda kadın hakları konusunda yürütülen kampanyalara büyük darbeler vurulmasının ardında da, bu aşırı dinci kurumun rol aldığı belirtiliyor.
İran’da çalışma hayatında kadınların oranı yüzde 42. Bu oran, dünya ortalaması olan yüzde 58’in altında olsa da, Ortadoğu’daki en yüksek seviye. Fakat buna karşın, parlamentonun ancak yüzde 2.8’i kadınlardan oluşuyor. Ortadoğu ve Afrika’da yüzde 9 olan ortalamanın çok gerisinde. Bunun bir nedeni, İran seçimlerinde kadınlar için kota uygulanmaması. Bir diğer nedeni de, adayları veto yetkisi bulunan aşırı muhafazakâr Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin, kadın adayların dini inançları ve İslam Cumhuriyeti’ne bağlılığı konusunda ikna edilmelerinin zorluğu...
İran’da daha liberal gözüken Hatemi’nin seçilmesinde kadınların büyük rolü olduğuna inanılıyor. Bu nedenle, kadınların parlamentoda sayılarının fazla olması düşüncesi, muhafazakârları rahatsız ediyor...
Eşcinsel ilişkiye ölüm cezası...
İran’da eşcinsel ilişkilere en ağır cezalar uygulanıyor. Bu tür bir ilişkiye girmekten suçlu bulunan erkeklere, ilk suçlamada ölüm cezasına kadar varan cezalar verilebiliyor. Eğer seksüel ilişki gerçekleşmemişse, 100 kırbaç cezası uygulanıyor. Böyle bir ilişki kadınlar arasında olursa, dördüncü suçlamada ölüm cezası verilebiliyor. Bu davalarda kanıt olarak suçun itirafı ya da dört erkeğin tanıklığı aranıyor. Fakat koşullara göre yargıçların takdir hakkı da bulunuyor. Ahlak polisinin kimi zaman evleri basıp, bir araya gelen insanları bu tür bir ilişki kurup kurmadıkları konusunda denetledikleri oluyor.
KADINLARA YÖNELİK AYRIMCILIK VE KISITLAMALAR
• Kadın işe girmek ve yurtdışına seyahat etmek için kocasından izin almak zorunda.
• Kadınlar yargıç olamıyor, devlet başkanlığı seçimine giremiyor.
•İki kadının tanıklığı bir erkeğinkine eşdeğer.
• Tecavüze uğrayan kadınların korunması için yasal bir önlem yok. Tecavüz mağduru kadını namus adına öldüren babası, kocası ya da erkek kardeşi cezalandırılıp hapse atılmıyor.
•İran’da reform yanlısı vekiller ve kadın hakları savunucuları, recm (taşlanarak idam etme) cezasının uygulanmaması ve yargıçların bunun dışında ceza yöntemlerine başvurması için sürekli olarak çağrıda bulunsa da, bu ceza İran’da varlığını koruyor. En son geçen yılın aralık ayında zina ile suçlanan iki erkek bu şekilde idam edildi.
•İran ceza yasalarına göre, recm cezası, erkek ve kadınlar arasında eşitsiz bir şekilde uygulanıyor. Bu cezayı alan bir kadın boynuna kadar toprağa gömülürken, erkek beline kadar gömülüyor. Suçlanan kişi, idam sırasında kaçmayı başarırsa özgür kalıyor. Ancak kadınlar boynuna kadar toprağa gömüldüğü için, erkekler gibi kaçma şansları yok. Recm sırasında atılacak olan taşların, ne iki atışta öldürecek kadar büyük, ne de hiç zarar vermeyecek kadar küçük olması da uygulamanın kurallarından...
• Kadınlar, sokakta İslami Yaşam Tarzını Koruma Bakanlığı’nın görevlileri tarafından neden göstermeden durdurulup sorguya çekilebiliyor. Bu görevliler, genellikle metro ve otobüs duraklarında bekleyip kadınların giyim kuşamını kontrol ediyor. Ayrıca parklarda dolaşıp, birlikte oturan çiftlerin evli olup olmadıklarını kontrol ediyorlar.
VELAYET
• İran’da boşanan ya da dul kalan bir kadın, kız çocuklarının velayetini en fazla 7, erkek çocuklarının velayetini ise en fazla 2 yaşına kadar elinde tutabiliyor. Çocukların velayeti, bu yaştan sonra babalarına ya da babalarının ailesine geçiyor.
• Ayrıca kadınlar belli bir yaşa kadar çocukların velayetini elinde tutuyor olsa da, o süre içinde bile çocukların hayatıyla ilgili önemli kararlar yine babanın ailesi tarafından veriliyor.
• İran’da boşanan kadınlar yeniden evlenebiliyor. Fakat bu durumda çocuklarını kaybetme tehlikesi var. Baba ya da babanın ailesi, çocuk kaç yaşında olursa olsun, velayeti talep edebiliyor.
MİRAS HAKLARI
• İran’da geçerli olan yasalara göre, bir erkek öldüğünde, eğer çocukları varsa karısına mirasın sekizde biri, karısından başka yakını yoksa, sahip olduğu mirasın ancak dörtte biri kalıyor, gerisi de devlete aktarılıyor. Ayrıca kadına devredilen miras, emlak varlıklarını kapsamıyor.
• Geçen yıl din âlimi Ayetullah Sanei, bu konuda bir fetva yayımlayarak, bu gibi durumlarda, erkeğin başka mirasçısı yoksa, mirasının karısına ait olması gerektiğini bildirdi.
• İran parlamentosunun yakın zamanda kabul ettiği bir yasa ise, kadınların kocalarından kalan toprak ve emlak varlıklarını miras olarak almalarına olanak tanıyor. Fakat bu yasanın yürürlüğe girebilmesi için, Anayasa Koruyucular Konseyi tarafından İslami yasalara uygunluğunun onaylanması gerekiyor.
Üniversitelerde artan kız öğrenci sayısı tedirginlik yarattı
Anayasada kadınlara eşit eğitim hakkı öngörülüyor ve üniversite kontenjanlarında kadınlara yönelik kotalar bulunuyor. Bunun sonucu olarak da, üniversitelerdeki öğrencilerin yaklaşık 2/3’ü kız öğrenci. Özellikle tıp, eczacılık ve dişçilik gibi alanlarda kız öğrencilerin sayısı ağırlıklı. Fakat üniversitelerdeki kız öğrenci sayısındaki artış, dinci kesimleri tedirgin ediyor. Bu nedenle geçen yıl, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a bir rapor sunan Parlamento Araştırma Merkezi, bu durum engellenmezse, sosyal dengeyi ve kadın ile erkek arasındaki ekonomik durumu bozucu bir hal alacağını belirterek hükümetin uyarılmasını önerdi.
İran, bugünkü koşullarda diğer bazı Ortadoğu ülkelerine, özellikle Suudi Arabistan’a göre, kadınların eğitim ve çalışma hakları bakımından daha iyi durumda olsa da, 1979’da Humeyni Devrimi ile başlayan son 30 yıllık dönemde kadınlar üzerindeki baskı giderek artıyor.
Köktendinciliğin güç kazandığı bu dönemde, kadının erkekten farklı yapıda, korunmaya muhtaç bir tür olduğu, İran’da aşırı dinci çevrelerin sık sık dillendirdiği bir görüş olarak topluma dayatılıyor.
sürecek
bu yazıdan sonra tek diyebileceğim iranda yaşamak istemem!!!!!
İran’da erkeklerle eşit haklara sahip olma mücadelesi verenler hapse bile atılıyor
Kadın haklarını savunanlara baskı
İran’da görev başında olan Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, sürekli olarak konuşmalarında kadınların evde kalıp çocuklarıyla ilgilenmesi gerektiğini vurguluyor. Genel olarak toplumda benimsenen anlayış da bu yönde... İran’da kadınların bugün hâlâ birçok konuda seçim yapma özgürlükleri yok ve erkeklerle eşit haklara sahip olma mücadelesi veriyorlar. Özellikle evlilik, boşanma, velayet ve miras hakları bakımından ikinci sınıf vatandaş yerine konuluyorlar.
Geçen yıl ülkede kadın hakları mücadelesi veren ve 1 milyon imza toplama hedefiyle başlatılan “Campaign for Equality” adlı kampanyaya katılan 50’den fazla kadın hapse atıldı.
Enformasyon Bakanlığı’ndan kampanyaya destek veren kadınlar, telefonlar edilerek toplantılara katılmamaları yönünde uyarıldı.
Kampanyanın kurucularından Parvin Ardalan, geçen yıl Olof Palme Ödülü’ne değer görüldüğünde, ödül törenine katılmak için İsveç’e gitmesi engellendi. Tahran’daki İmam Humeyni Havaalanı’na giden Ardalan’ın pasaportuna el konularak yurtdışına çıkışı yasaklandı.
16 yıldır kadın haklarını destekleyen yayınlar yapan Zanan adlı feminist derginin geçen yıl kapatılması, ülkede protestolara neden oldu. İran’daki kadın hakları hareketine yönelik baskıların giderek şiddetlenmesi ve tutuklamaların artması üzerine, Mart 2008’de New York’ta 280’den fazla insan hakları savunucusunun katıldığı bir uluslararası destek toplantısı yapıldı. Katılımcılar arasında altı Nobel Barış Ödülü sahibi kadının da yer aldığı toplantıda, İran’daki durum hakkında endişeler dile getirildi.
Bütün bu baskılara karşın, İran’da seçimleri etkileyebilecek oranda güçlü bir kadın nüfusu var. Bu nedenle 2008 seçimlerinde adaylar, programlarında kadınlara yönelik vaatlerde bulunmak durumunda kaldı. World Public Opinion tarafından geçen yıl yapılan bir araştırmaya göre, İran halkının yüzde 78’i kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmasını önemsiyor ve yüzde 70’i de, hükümetin, kadınlara yönelik ayrımcılığın önlenmesi için çalışması gerektiğine inanıyor.
GİYİM
• Kadınlar, İslami kurallara uygun giyinmek zorunda. Yani kıyafetleri, bedeninin şeklini belli etmeyecek şekilde bol olmalı; saçlarını örtüp, bacaklarını, kollarını ve ayaklarını açıkta bırakmayacak şekilde giyinmeli.
• İran’da özellikle kentlerde, genç kesim çarşaf yerine pantolon giyip üzerine dizlerine kadar gelen paltolar giymeyi tercih ediyor. Fakat 2005’te Ahmedinejad’ın seçilmesinden bu yana, giyim kuşam konusunda çok daha fazla baskı uygulanıyor.
• Renkli başörtüler, dar giysiler ya da erkeklerde Batı stili saç kesimleri de cezalandırılıyor. Pantolonun içine sokulduğu uzun çizme giymek de yasak.
• İslami giyim kurallarına uygun olmayan kıyafetleri satan mağazalar kapatılıyor. Bu kuralların dışına çıkanlara ahlak polisi tarafından kırbaç, para ve hapis cezaları verilebiliyor.
MUTA NİKÂHI
Geçici evlilikler çok yaygın
Evlilik dışı ilişkilerin taşlanarak idama varan korkunç uygulamalarla cezalandırıldığı İran’da, İslam Devrimi’nden bu yana, Şii kesim arasında eski bir gelenek olan geçici evlilikler çok yaygın. Şii mezhebinde, erkeklerin, Sünni mezhebinde olduğu gibi, eşinin rızası olmadan 1’den fazla eş edinme hakkı yok. Fakat geçici evliliklerin bu durumu ortadan kaldırma amacıyla uygulandığı görülüyor...
Bu tür evlilikte, bir erkek ve evli olmayan bir kadın belli bir süre için kendi aralarında evlilik sözleşmesi yapıyorlar ve karşılığında kadına bir miktar para veriliyor. Belirlenen süre, bir saat de olabiliyor 50 yıl da... Bu süre sonunda taraflar hiçbir boşanma işlemine gerek olmadan ayrılabiliyor ya da çocuk olursa ve taraflar isterse kalıcı evliliğe geçebiliyorlar. Geçici evlilikler, tamamen seksüel ihtiyacı karşılama amacıyla yapılıyor ve erkek egemen toplumda kadın için son derece aşağılayıcı bir durum yaratıyor. Bu evlilikler, resmi kurumlar tarafından kayıt altına alınabiliyor ama bu zorunlu değil. Erkek istediği zaman sona erdirebiliyor ve bu durumda erkeğin kadına karşı herhangi bir maddi yükümlülüğü bulunmuyor.
Fuhşa alternatif deniliyor
Geçici evlilik yapacak bakire kızlar için babasının onayı gerekiyor. Bu evliliklerin sonucunda doğan çocuklar, yasal olarak kalıcı evliliklerden olan çocuklarla aynı statüde sayılıyor. Fakat geçici evlilik yapan kadınlar, yasal evlilik yapan kadınlarla aynı haklara sahip değil.
Üstelik, muta nikâhı ile evlenmek, kadınlar açısından toplumda gizlenmesi gereken, hoş olmayan bir durum olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda molla olan İran İçişleri Bakanı Mustafa Purmuhammedi’nin “Fuhşa alternaif olarak geçici evliliği teşvik etmeliyiz” diyerek desteklediği bu uygulamaya, kadın hakları savunucuları şiddetle karşı çıkıyor. Din adamları ise, geçici evliliğin, bekâr ya da dul kadınları fuhuş yapmaktan alıkoyduğunu ve belli bir yaşa gelmiş erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladığını söylüyor. Oysa bu evliliklere bekâr erkeklerin değil, evli erkeklerin rağbet etmesi bu görüşü yalanlıyor.
İşin gerçeği, İran’daki geçici evlilikler, Şii mezhebine mensup olmayan, ama birden fazla kadına sahip olmayı amaçlayan erkekler ile evlilik dışı birliktelik yaşamak isteyen, ancak ahlak polisi tarafından yakalanmaktan korkan gençlerin işine yarıyor...
Sanal dünyada gelişen ilişkiler
Erkekle kadının toplum içinde tanışıp birbirlerini tanıma olanağı bulamadığı İran’da, yeni yetişen genç nesil, teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, artık internet ortamında karşı cinsi tanımaya yönelmiş.
Bugün Farsçanın, blog dünyasında en çok kullanılan üçüncü dil olduğu belirtiliyor. Kaliforniya’da bulunan Pomona Koleji’ndeki Prof. Pardis Mahdavi’nin İranlı gençler arasında internet kullanımına yönelik yaptığı araştırmaya göre, gençler interneti üç şekilde kullanıyor:
1. Rejim tarafından yasaklanan kültürel dünyayı tanımak; haber, film, müzik vb. konularda gelişmeleri izlemek.
2. Gençler arasında bir dayanışma ortamı kurmak.
3. Karşı cinsle chat yapmak, yani internet ortamında sohbet etmek ve buluşma ayarlamak. Bunun sonucunda, İran’da genç nüfus arasında yeni bir “siber-seks” kültürü gelişmiş durumda. İslam Cumhuriyeti’nin parasız eğitim politikası, ülkede eğitimli bir genç nüfus yaratmış olduğundan, internet üzerinde bu tür trendleri takip edebilen bir kuşak var. Hükümetin bu gelişmelerin önüne geçmek için bulduğu yöntemse, bazı sitelere girişin yasaklanması. Medyaya yansıyan bilgilere göre, İran’da 5 milyondan fazla siteye ulaşılamıyor. Ülkede yalnızca pornografik siteler değil, kadın haklarından ve Batı tipi yaşamdan söz eden siteler ile İran dışından yayın yapan muhalif Arap siteleri de yasaklanmış durumda. Fakat İran’da son yıllarda sanal dünyada oluşturulan blog ortamında, aşırı dinci rejimin yasaklarının delindiği “sessiz bir devrim” yapılıyor. Teknolojik bilgisi yüksek gençler, hükümetin yasakladığı konuları ele alan ama filtreleme sistemine takılmayan siteler ve bloglar yaratmada ustalaşmış durumda.
EVLİLİK VE BOŞANMA
• Bir erkek dört kadınla evlenebiliyor. • 2002’de çıkarılan bir yasayla, kadınlara 1979’dan bu yana sahip olmadıkları boşanma davası açma hakkı verildi. • Buna göre kadınlar, ancak kocalarının yazılı izni olursa boşanma davası açabilecek. Eşlerinin uyuşturucu bağımlısı, alkolik ya da akli dengesinin bozuk olduğunu kanıtlamaları durumunda da yine dava açabilecekler.
ÇOCUK YAŞTA EVLİLİK SORUNU
İran, UNICEF Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış olmasına karşın, şeriatın açıkça belirlediği bazı konularda sözleşmeyi uygulama dışında tutuyor. Bu konulardan birisi de, erken yaşta evlilikle ilgili. İran’da 2002’den önce geçerli olan yasaya göre, evlilik için asgari yaş kızlarda 9, erkeklerde 14 olarak belirlenmişti. 2002 yılında parlamentodaki kadın üyelerin yoğun baskısı sonucunda, evlilik yaşı kız çocuklarda 13’e, erkeklerde 15’e çekildi. Ama aslında yasa evlenme yaşını değiştirmiş değildi... Tek yenilik, 13 yaşından küçük kızların ve 15 yaşından küçük erkeklerin evlenebilmesi için, ailelerin ve yargıcın izninin gerekmesiydi. 2005 yılında yapılan bir değişiklik ise, bu yaş sınırını, kızlar için 15’e, erkekler için 18’e yükselterek zorunlu hale getirdi. Fakat özellikle kırsal alanlarda Şiiler tarafından hâlâ uygulanan geçici evlilikler, bunu bir şekilde delme yolunu açıyor. Üstelik bu tür evlilikler ailelerin onayıyla yapıldığı için, bunu önleyecek bir yol da bulunmuyor...
SÜRECEK
Orada kadının adı yok
Afganistan’da 1992’de köktendincilerin iktidara gelmesiyle darbe yiyen kadınlar Taliban’la birlikte tarihinin en kötü günlerini yaşadı
Afganistan’da 1992’de iktidara köktendincilerin gelmesiyle, kadınların sahip olduğu sosyal, ekonomik ve kültürel haklar bakımından çok daha geriye gidilen bir dönem başladı. Sonrasında ise 1996-2001 arasında iktidarda kalan aşırı dinci Taliban döneminde kadınlar tarihinin en kötü günlerini yaşadı.
Kelime anlamı“İslam öğrencileri” olan bu grup, şeriat okullarından yetişen ve mülteci kamplarında toplanan askerlerden oluşuyordu. Ülkeyi şeriatla yönettikleri dönemde, Afganistan özellikle kadınlara uygulanan akıl almaz baskılara sahne oldu.
Kız öğrencilerin okula gitmesi ve kadınların çalışması yasaklandı...
Hiçbir kadın yanında erkek olmadan evden çıkamıyor, erkek doktora muayene olamıyor, hatta erkek bir doktorun olduğu bir ekip tarafından ameliyat edilemiyordu... Tüm kadınlar, başlarından ayak uçlarına kadar bedenlerini bütünüyle örten burka giymek ve gözlerini de kapamak zorundaydı...
Mesleği doktorluk ya da öğretmenlik olan kadınlar, artık mesleklerini yapamaz hale geldiklerinden, dilencilikle ya da bedenlerini satarak hayatlarını sürdürmek durumunda kaldı...
Evlerin camlarından kadınların görünmemesi için camların karartılması ya da siyaha boyanması şart koşuldu...
Sokakta uygunsuz davranan kadınları cezalandırmak için din polisleri görevlendirildi. Sokakta herkesin önünde coplanıp dövüldü kadınlar... Taliban yönetiminin 2001’in sonlarında Amerikan ve NATO güçleri tarafından iktidardan indirilmesinden sonra, Afgan kadınları için bir umut doğmuştu...
2004’te kabul edilen Afgan anayasası, “Afgan vatandaşlarının -kadın ya da erkek- yasalar önünde eşit hakları ve yükümlülükleri vardır” maddesine yer veriyor. Fakat aynı zamanda, devletin dininin İslam olduğunu ve hiçbir yasanın İslam inanç ve pratiklerine karşı olamayacağını da hükme bağlıyor. Doğrudan şeriat hukuku anılmasa da, yasaların yetersiz kaldığı durumlarda mahkemelerin Hanefi fıkhından faydalanmasına izin veriyor... Hanefi fıkhı, İslam dininde Sünni mezhebinin takip ettiği dört büyük fıkıh mezhebinden birisi.
Sonuç olarak, anayasada sözü edilen“eşitliğin” gerçek anlamda uygulanmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü esas olarak, bütün yasaların şeriata uygunluğu aranıyor...
Taliban’ın iktidardan indirilmesinden sonra, ülkenin bazı bölgelerinde kadınların bir nebze de olsa nefes aldığı söylense bile, büyük kesiminde hâlâ eski koşullar geçerli. Şu andaki devlet başkanı Karzai’nin çevresine “ılımlı Taliban” denilen birtakım grupları topladığı ve bunların kadınlara bakışının da çok farklı olmadığı belirtiliyor.
ÜRKÜTÜCÜ VERİLER
Ortalama ömürleri 44 yıl
• Birleşmiş Milletler Kadınlar Kalkınma Fonu’na (UNIFEM) göre Afgan kadınlarının yaklaşık yüzde 90’ı okuma yazma bilmiyor.
• Kız çocuklarının yalnızca yüzde 30’u eğitim alabiliyor. Eğitim alamayan kız çocuklarının oranı, güneydeki Urozgan ve Zabul bölgelerinde yüzde 90’a kadar çıkıyor.
• Bir Afgan kadını başına 6.6 çocuk doğumu düşüyor; ki bu dünya ortalamasının iki buçuk katından da fazla.
• Kadınların sadece yüzde 2’si doğum kontrolü uygulayabiliyor.
• Her 3 Afgan kadınından birisi, fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalıyor.
• Afgan kadınlarının ortalama yaşam ömrü 44 yıl...
• Evliliklerin yüzde 70-80’i çeşitli nedenlerle baskı altında gerçekleştiriliyor. Bu nedenler arasında, aile anlaşmazlıklarını çözmek ya da borç ödemek önde geliyor.
• Birçok erkeğin, ergenlik öncesi yaşta birden fazla eşi var.
• Kız çocuklarının yüzde 57’si 16 yaşından önce evlendiriliyor. Bir kız çocuğunun 16 yaşından önce evlendirilmesinin yasak olmasına karşın, bu tür evlilikler resmi kayıtlarda yer almadığından herhangi bir yaptırım uygulanamıyor.
• Dul kalan kadınlar, ölen kocalarının akrabalarıyla evlendiriliyor.
• Kuzeydeki Faryan bölgesinde, kadınların yüzde 80’i gündelik hayatlarında şiddet görüyor; sağlık, eğitim ve hukuk hizmetlerinden tümüyle yoksunlar.
• Tecavüz, yasalarda açık bir şekilde suç olarak tarif edilmiyor.
• Kadınların mülkiyet ve miras hakkı anayasal koruma altında değil.
• Kâbil dışında aşiretler tarafından kontrol edilen, dini liderlerin ve yerel kültürün geleneklerinin geçerli olduğu bölgelerde, recm (taşlanarak idam edilme) uygulanıyor.
(Kaynak: Birleşmiş Milletler İnsani İlişkiler Koordinasyon Ofisi’ne bağlı IRIN -Integrated Regional Information Networks-Bölgesel Bilgi Ağı Birimi- ve BM Küresel Kadın Fonu.)
ÖLÜMÜNE OKUMAK...
Tarih 12 Kasım 2008...
Afganistan’ın güneyinde Kandahar bölgesi...
Nazo Ana Kız Lisesi’ne devam eden öğrenciler, her sabah olduğu gibi İslami giyim kurallarına uygun formalarını giymiş okula yürürken birden yanlarında motosikletli adamlar belirdi... Kızların başlarındaki örtüyü çekip çıkaran adamlar, ellerindeki şişelerle yüzlerine asit fırlattı.. 11 kız öğrencinin ve 4 kadın öğretmenin ağır yaralandığı olayda, bir öğrenci görme yeteneğini kaybetti...
Dehşete kapılan öğrenciler, korkuyla evlerine kaçarken dersler iptal edildi...
Olaydan günler sonra tutuklanan saldırganların şeriatçı Taliban militanı oldukları açıklandı...
1300 öğrencinin okuduğu okulda, olayın ertesinde derse gelen öğrenci sayısı yalnızca 35’ti... Taliban örgütü amacına ermiş, aileleri korkutarak kızlarını okula göndermelerini engellemişti...
‘Fahişe’ diye aşağılanan meclis üyeleri...
Bugün artık Afgan kadınlarının çalışması yasak değil; hükümet tarafından burka giymeye zorlanmıyorlar; bazı devlet görevlerine atanan kadınlar, hatta bakanlık yapanlar var.
32 yıllık aradan sonra 2005’te tekrar açılan Afgan Halk Meclisi’nde her vilayetten en az iki kadın bulunması ve böylece parlamentonun 250 kişilik alt kanadında kadınlara yüzde 25’lik bir temsil sağlanması kuralı getirildi.
Ayrıca, parlamentonun üst kanadı 102 üyeli Yaşlılar Meclisi’ne (Meshrano Jirga) devlet başkanı tarafından atanacak 34 üyenin yarısının kadın olması zorunlu kılındı.
Bu yasa, Afgan kadınları için siyasi katılım yönünde önemli bir adım olsa da, kadın hakları için mücadele eden örgütlere göre, bu meclislerde yer alan ve çoğunluğu oluşturan erkekler, ağırlıklı olarak, kadın-erkek eşitliğine karşı...
Bu yüzden de, meclise girmeyi başaran kadınların konuşma hakkı göz ardı ediliyor, sürekli hakarete uğruyorlar ve “eşitlik” ifadesi yine kâğıt üzerinde kalıyor.
2005’te başkanlık için yarışan ilk Afgan kadını Dr. Masooda Jalal’in ölüm tehditleri alması ise hafızalarımızda...
“Savaş lordlarının iltimas geçtiği birkaç kadına hükümette resmi görev verdiler ve bunun ülkede ‘kadınların özgürleştirilmesi’nin sembolü olduğunu ilan ettiler” diyen Jalal, Afganistan’da kadınlar üzerindeki baskının sürdüğünü söylüyor.
Mecliste kadın haklarından söz etmek isteyince, erkek vekillerce “fahişe”, “komünist” denilerek kovulan Jalal, Taliban tehdidi altında her gece başka bir evde kalarak hayatını sürdürmeye çalışıyor...
SÜRECEK
Aydoe bu tür yazilar okuyunca benim güzel dinim diyen zorbalari merak ediyorum,bu zavallilarin lehine ne yapiyorlar,gazze icin yirtinan zorbalar islam fasizmi altinda zulüm gören bu kadinlar icin ne yapiyor,hicbirsey ve aslada birsey yapmazlar yapamazlarda cünkü insan islamin carkina girdimi robota döner o artik insanlikdan cikmis bir robotdur,bütün bunlari okuyunca keske dogmasaydin be muhammed diyorum gercekden keske dogmasaydin be muhammed,eserin 1400 yil sonra bile insani maymuna ceviriyor.
Aydoe bu tür yazilar okuyunca benim güzel dinim diyen zorbalari merak ediyorum,bu zavallilarin lehine ne yapiyorlar,gazze icin yirtinan zorbalar islam fasizmi altinda zulüm gören bu kadinlar icin ne yapiyor,hicbirsey ve aslada birsey yapmazlar yapamazlarda cünkü insan islamin carkina girdimi robota döner o artik insanlikdan cikmis bir robotdur,bütün bunlari okuyunca keske dogmasaydin be muhammed diyorum gercekden keske dogmasaydin be muhammed,eserin 1400 yil sonra bile insani maymuna ceviriyor.
islamiyette kadınlar değerli varlıklardır, üstün tutulmuşlardır. Kur'an-ı Kerim'i anlayabilmek için bütün ön yargılarından kurtulman lazım, zamanımızdaki bazı müslümanların yaptığı yanlışları Allah emrediyor diye düşünürsen yanlışa düşersin.
islamiyette kadınlar değerli varlıklardır, üstün tutulmuşlardır.
Ne gibi? Biraz açar mısınız?
''islamiyette kadınlar değerli varlıklardır, üstün tutulmuşlardır. Kur'an-ı Kerim'i anlayabilmek için bütün ön yargılarından kurtulman lazım, zamanımızdaki bazı müslümanların yaptığı yanlışları Allah emrediyor diye düşünürsen yanlışa düşersin.''NOOYG
Yeri geldimi 1,5 milyar müslüman var deniyor.
Bu yazı dizisinde İslamın egemen olduğu ülkelerdeki durum anlatılmakta.
Nerde Kuranı doğru anlayıp yaşayanlar hangi ülkede kaç kişi asli müslüman var ,söyleyin de öğrenelim.
Türkiye'de de islami kesimin kadına nasıl baktığı ortadadır.
http://www.turandursun.com/forumlar/images/misc/progress.gif
AFGANİSTAN’DA ÖLÜMÜNE OKUMAK
Bu yıl devlet başkanlığı seçimlerini yapacak olan Afganistan’da muhafazakâr kesimin son girişimlerinden birisi Taliban dönemini anımsatan bir yasa tasarısı hazırlamak oldu.
Tasarıda, Afgan kadınlarının makyaj yapmasının, kamuya açık yerlerde dans etmesinin ve kadınlarla erkeklerin topluma açık yerlerde yalnız başlarına konuşmasının yasaklanması önerildi.
Bunun üzerine Kadın İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Necibe Şerif, durumu en açık şekilde şöyle anlattı: “Halkı din yoluyla kontrol altına almak istiyorlar.”
Kandahar, Afganistan’da 2001’e kadar iktidarda kalan aşırı İslamcı Taliban rejiminin en güçlü olduğu yerlerden birisi...
Bu yönetim sırasında kız öğrencilerin okula gitmesi yasaklanmış, kadınlar üzerindeki baskı iyice artmıştı. Uygulamalarını devam ettirmek için her yolu deneyen Taliban militanları, bugün yine kasaba ve köylerde geceyarısı bildiriler dağıtarak, aileleri kızlarını okula göndermemeleri için uyarıyor.
2005 yılında UNICEF’in desteği ile ülke çapında kız öğrencilerin okula gönderilmesine yönelik bir kampanya başlatılsa da, Taliban’ın estirdiği korku dalgası herkesi sindirmiş. Bu durumda anne ve babalar çaresiz...
Afganistan toplumunda yaygın olan görüşe göre bir kız çocuğunun ilkokuldan sonra, özellikle buluğa erdiği yaşlarda, eğitime devam etmesi uygun bulunmuyor. Çünkü artık o yaşa gelmiş bir kızın, okuma ya da çalışma amaçlı da olsa, ev dışına çıkmaması gerektiğine inanılıyor. Bugün çok sayıda okul, Afgan kız çocuklarının okula devam etmesinin önüne geçmek için Taliban militanlarınca yakılıp yerle bir ediliyor... Okula gitmeye cesaret ettiği için zehirlenip öldürülen kız çocukları bile var...
Ayrıca, eğitim konusundaki cinsiyet ayrımcılığına yönelik bir diğer durum da kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda eğitim görmesi. Bununla da yetinilmiyor; kız öğrencileri bayan öğretmenler eğitirken, erkeklere de erkek öğretmenler eğitim veriyor.
Bütün bu olayların açıkça ortaya koyduğu gibi, Afganistan’da yaşayan bir kız çocuğu için okumak, ölümüne okumak anlamına geliyor...
Kandahar’daki saldırıda yaralananlardan, 17 yaşındaki Shamsia Husseini’nin söyledikleri bunu açıkça ortaya koyuyor.
Yüzünden, boynundan ve gözünden yaralanmasına karşın okula gitmeyi sürdürüyor Shamsia... The New York Times’a verdiği röportajda, “Ailem, ölecek olsam bile okumaya devam etmemi söyledi” diyor
Pakistan Anayasası’nda öngörülen eşitlik.. günlük yaşama bakıldığında tam tersi bir durum söz konusu
Molla, kadının karşısında
Bugün yürürlükte olan Pakistan anayasası, “bütün vatandaşların yasalar önünde eşit olduğunu ve eşit koruma haklarına sahip bulunduğunu” belirterek, cinsiyet ayrımcılığı yapılamayacağını hükme bağlıyor. (Anayasanın 25. maddesi) Ayrıca, 34. madde ile de kadınların sosyal hayata tam katılımını garanti altına alıyor.
Pakistan’ın Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi’ni (CEDAW) de imzaladığı düşünülürse, ilk bakışta ülkede kadınlar açısından bir sorun olmadığı düşünülebilir... Oysa bugün ülkede kadınların günlük yaşamdaki durumuna bakınca, tam tersi bir durum görüyoruz. Pakistan toplumunun kadına eşitlik yönünde büyük adımlar atamamasının en önemli nedeni, “molla” denilen din adamları sınıfının toplum üzerinde ve siyasi alanda hâlâ büyük güce sahip olması...
Kadın haklarının iyileştirilmesi için atılan en ufak adım bile, bu sınıfın ve aşiret reislerinin şiddetli tepkisiyle karşılanıyor. Bu yapı içinde kendi geleceklerini düşünen siyasiler de, onlara direnme gücünden ve isteğinden yoksun...
Ayrıca kadın erkek eşitliğine vurgu yapan Pakistan anayasasında, bir yandan da, ülkenin bir İslam Cumhuriyeti olduğu yazıyor. “Devletin dini İslamdır,” ve “Hiçbir yasa, Kuran’a ve Sünnet’e aykırı olamaz” şeklinde maddeler bulunuyor anayasa metninde...
Toplumdaki aşırı din baskısının sonucu olarak, anayasada öngörülen “eşitlik” ve “kadının hayatın bütün alanlarına tam katılımı”, uygulamaya yansımıyor.
Pakistan nüfusunun yüzde 53’ünü oluşturan kadınların ekonomik ve sosyal durumu, mensup oldukları sınıfa ve yaşadıkları bölgeye göre (kentsel/kırsal alan ayrımı) farklılıklar gösteriyor.
Fakat yine de erkeklerle kıyaslandığında, bir bütün olarak kadın nüfus, çok daha zor koşullar altında ve eşitlikten yoksun olarak yaşıyor.
Feodal toplum yapısının sonucu olarak, Pakistan’da kadınlar ve erkekler sanki iki ayrı dünyada yaşıyor. Kadınlar, doğal mekânları olarak kabul edilen eve hapsedilirken erkekler ev dışındaki dünyanın hâkimi olarak görülüyor.
Son yıllarda teknolojinin gelişmesi ve ekonominin büyümesi nedeniyle, Pakistan hükümetinin kadını ekonomik ve sosyal hayata katma çabaları olsa da bunlar büyük kentlerle sınırlı. Çünkü kadınların yüzde 70’inin yaşadığı kırsal alanlarda dinci aşiretler egemen. Bu yüzden, ülkenin büyük bir kesiminde yaşam, kadınlar için dayanılmaz hale gelmiş durumda. Özellikle Taliban’ın etkili olduğu kırsal kesimlerde, çocukların okula gönderilmediği, genç kızların para karşılığında başka ailelere satıldığı yolunda haberler sık sık basına yansıyor. Eğitimsizliğin ve yoksulluğun getirdiği ağır koşullarda, kadınlar her türlü baskıya ve sömürüye maruz kalıyor... Pakistan hükümeti, 16 Şubat 2009’da, son iki yılda Taliban’ın baskısını arttırdığı Swat Vadisi’ni de içeren Malakand bölgesinde şeriat yönetiminin uygulanmasına karar verdi. Artık ülkenin bu bölgesinde, İslami olmayan ve Kuran karşıtı olduğu düşünülen tüm yasalar iptal edilecek... Muhaliflerse bu durumun ciddi bir anayasa ihlali olduğunu belirtiyor.
Tecavüze dava için 21. yüzyılı beklediler
Pakistan’da kadınlara yönelik şiddetin en yaygın olanı tecavüz... Bu suçun giderek yayılmasına neden olan faktörlerin başında, yakın tarihlere kadar tecavüz olaylarına şeriat yasalarının uygulanması geliyor... General Ziya Ül Hak’ın 1979 yılında aşırı dincileri hoşnut etmek amacıyla çıkardığı “Hudood Ordinances” (Hudud Yasası) adı verilen yasa, tecavüzü dini bakımdan kadın adına bir utanç olarak değerlendirip tecavüz eden bakımından suç olmaktan çıkaran bir anlayışa dayanıyordu. Buna göre, tecavüze uğrayan bir kadın ömrü boyunca utanç içinde yaşamaya mahkûm ediliyor; tecavüzü kanıtlamak için en az dört erkeğin tanıklığı gerekiyordu. Aksi halde tecavüze uğradığını iddia eden kadın, zina yaptığını itiraf etmiş sayılarak ya hapse atılıyordu ya da kırbaç ve recm cezası uygulanıyordu.
Tecavüzle suçlanan bir erkek ise, kadının yaşı ne olursa olsun, bunun mağdurun rızasıyla gerçekleştiğini söyleyerek ceza almaktan kurtulabiliyordu. Hem tecavüz hem de evlilik dışı ilişkiyi “zina” başlığı altında değerlendiren bu yasaya göre, her ikisi de yasadışı seksüel ilişki olarak görülüyordu. Bu nedenle de tarafların rızası olsun ya da olmasın, evlilik dışı bütün cinsel ilişkiler ceza kapsamına giriyordu. Pakistan’da iki kez iktidara gelen ilk kadın başbakan Benazir Butto’nun gücü de Hudud Yasası’nı değiştirmeye yetmedi. Çünkü, aşırı dinci kesimler, bu yasayı, “Kuran ile şeriat yasalarını temel aldığı” için, “kutsal” olarak değerlendiriyordu. 1999’da yönetime el koyan General Pervez Müşerref, 2006’da Kadınları Koruma Yasası çıkardı. Yeni yasa, şeriat kapsamında değerlendirilen tecavüz ve zinayı, medeni kanun kapsamına aldı. Ayrıca, tecavüz vakalarında DNA gibi bilimsel kanıtların soruşturmada kullanılmasına izin verildi. Fakat bu değişikliklere karşın, dinci kesimden gelen yoğun muhalefet nedeniyle, evlilik dışı ilişkiler suç kapsamında kaldı. Yeni yasa, reşit olmayan bir kıza tecavüz etme suçundan yargılanmak için, kızın yaşının 16 olmasını öngörüyor. (Şeriat yasası bunu ergenlik öncesi yaş olarak uyguluyordu.) Aşırı dinci gruplar, bu yasayı “Devletin dini İslamdır” ve “Hiçbir yasa Kuran ve Sünnet’e karşı olamaz” şeklindeki maddeleri dayanak alıp protesto ediyorlar. Altı İslamcı partinin oluşturduğu ittifakın lideri Maulana Fazlur Rahman, bu yasayı “ülkede ahlaksızlığın bir habercisi” olarak niteliyor.
Öte yandan Pakistan hapishanelerinde bugün “Hudud Yasası” yüzünden binlerce kadın yatıyor. Bunlar, hapishanedeki bütün kadın mahkûmların yüzde 80’ini oluşturuyor.
PARA İÇİN SATILAN KIZ ÇOCUKLARI VAR
Medeni yasaya göre, evlenmek için en az 18 yaşında olmak gerekiyor. Fakat özellikle kırsal alanlarda yaşayan aşiretlerde bugün de uygulanan şeriat yasalarına göre, kızların erken yaşta evlendirilmeleri çok yaygın.
Aşiretler arasında kızların değiştirilmesi ya da belli bir para karşılığı satılması da sık görülen uygulamalardan... Ağırlıklı olarak Pencap bölgesinde görülen bu uygulamalarda kızlar, kabileler arası anlaşmazlıkları çözmek için zorla evlendiriliyor ya da aileler arasında kızların değişimi yapılıyor. Merkezi otoriteden neredeyse bağımsız bir şekilde yaşayan ve adalet dağıtma işinin “Pançayat” adı verilen yerel heyetlere bırakıldığı bölgelerde, kadınların kurbanlık koyun gibi satılması da oldukça yaygın. Feodalitenin tüm şiddetiyle hüküm sürdüğü bu kırsal bölgelerde, kız çocuklarının satılması davaları, yasal mahkemeler yerine, bu heyetlerin önüne gidiyor.
4 ve 7 YAŞINDAKİ İKİ ÇOCUK EVLENDİRİLİYORDU
Pakistan’ın büyük kesiminde hâlâ görülen son örneklerinden birisi, Ekim 2008’de Karachi’de yaşandı. Pakistan polisi, 4 yaşındaki bir kız çocuğuyla 7 yaşındaki bir erkek çocuğu arasında yapılan dini nikâhı ihbar aldı... Bölgede oturanların şüphelenip şikâyette bulunmaları üzerine eve giden polis, imam nikâhı kıyılmak üzereyken baskın yaptı. 4 yaşındaki kız, 6138 dolar karşılığında, babasının anlaşmazlığa düştüğü adamın oğluna veriliyordu...
ÖRTÜNME VE EĞİTİM KONUSUNDA BÜYÜK BASKI
Taliban militanları, bu yılın ocak ayında, ülkenin kuzeybatısındaki Swat Vadisi’nde yaşayan kadınların burka giymesini emrederek kız çocuklarının okula gönderilmesini yasakladı. Peşavar’ın 150 kilometre güneydoğusundaki bu bölgede 1.8 milyon insan yaşıyor.
Militan gruplardan Tehrik-i Taliban Pakistan’ın (TTP) bölgedeki liderlerinden Mulana Fazlullah’ın, radyoda yaptığı konuşmada, kızların 15 Ocak’a kadar okuldan çekilmesi emrini verdiği; aksi halde okulun bombalanacağını, emre uymayanların öldürüleceğini ve Afganistan’da yaptıkları gibi kızların yüzüne asit atacaklarını söylediği basına yansıdı. Fazaullah’a göre, “Bir insan mühendis , öğretmen ya da doktor olmadan önce cihat için eğitilmeli.”
Geçen yıl 150’den fazla okulun yakılıp yıkıldığı ve 17 bin 200 öğrencinin okulsuz kaldığı bildiriliyor. Pakistan hükümetinin şeriat yönetiminin uygulanmasına karar verdiği Swat Vadisi ve çevresinde hayat, bundan sonra kadınlar için çok daha zor olacak...
Kadınların mal gibi alınıp satıldığı erkek egemen kırsal bölgelerde, töre cinayetleri çok yaygın... 2004 yılına kadar olan uygulamada, suçlunun, cinayet kurbanının ailesiyle pazarlık edip para karşılığında aileyi şikayet etmekten vazgeçirmesi mümkündü. Bu tarihte çıkarılan yasayla, bu eylem de suç kapsamına alındı. Fakat çoğu durumda, töre cinayetlerini işleyenlerin aile içinden olması, sorunu çözümsüz kılıyor... Pakistan’da töre cinayetleri dışında, evli olmayan bir kadınla erkeğin ilişkisi ya da zina durumunda, şeriat yasalarına göre taşlayarak öldürme (recm) cezası verilebiliyor.
SÜRECEK
islamiyette kadınlar değerli varlıklardır, üstün tutulmuşlardır. Kur'an-ı Kerim'i anlayabilmek için bütün ön yargılarından kurtulman lazım, zamanımızdaki bazı müslümanların yaptığı yanlışları Allah emrediyor diye düşünürsen yanlışa düşersin.
Sayin nooyg öncelikle siteye hosgeldiniz,yüce islamin nuruyla bizleri aydinlaticanizi umarim,iyiki kadinlar islamiyete göre üstün varliklar,zavallilara islamiyetde üstün varlikken bu zulümleri yapiyorsaniz acaba alt varlik olsalardi neler yapardiniz:confused:
Aşkın yasaklandığı ülke
Kadınların en kötü koşullar içinde yaşadığı ülkelerin başında gelen Suudi Arabistan’da “ulema” denilen din bilginlerinin fetvaları uygulanmak zorunda. 10 bin din polisi ise kadınlara şeriat kurallarını uygulatıyor
Mutlak monarşi ile yönetilen ve şeriatın hüküm sürdüğü Suudi Arabistan Krallığı, dünyada kadınların en kötü koşullar içinde yaşadığı ülkelerin başında geliyor.
Köktendinci İslami akımlardan Vahabi mezhebi, ülkenin yönetimini 19. yüzyıldan bu yana elinde tutan Suud ailesi yüzünden resmi mezhep haline gelmiş durumda. Suudi ya da yabancı olsun, ülkede yaşayan her kadın, “ulema” denilen din bilginlerinin fetvalarına uygun davranmak zorunda.
Suudi Arabistan’da devlet tarafından oluşturulan din polisleri (muttava), kadınları hayatın her alanında gölge gibi takip edip şeriata uygun davranıp davranmadıklarını denetliyor.
Esas adı “İyiliği Teşvik ve Kötülükten Men Komitesi” olan bu örgütte, yaklaşık 10 bin görevli yer alıyor. 500 merkeziyle ülkeyi bir ağ gibi saran din polisi, kurallara uymayanlara hapis cezasının yanında, dayak, kötü muamele, tecavüz, kırbaç ve recm (taşlayarak öldürme) vb. çağdışı cezalar da veriyor.
Şeriat baskısı altında adeta bir köle gibi yaşamak zorunda kalan kadınların sosyal hayata katılımı yok denecek kadar az... Suudi Arabistan, 2001 yılında Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni (CEDAW) imzalamış olsa da kadınlar bu ülkede hâlâ en temel haklarından yoksun bir halde yaşıyor.
Sevgililere kırmızı gül dine aykırı
Suudi Arabistan’da şeriat kuralları öylesine katı bir şekilde uygulanıyor ki, erkekle kadın arasında olabilecek en ufak yakınlaşma bile ahlaksızlık sayılıyor. Bunun en ilginç örneklerinden birisi, geçen yıl yaşandı.
Suudi Arabistan İyiliği Teşvik ve Kötülükten Men Komitesi, Sevgililer Günü’nde sevgililerin birbirine kırmızı gül vermesini yasakladı... Suudi yetkililere göre, bir pagan geleneği olan Sevgililer Günü, evlilik dışı ilişkileri teşvik ediyor ve bu yüzden de dine aykırı... Komite, bu nedenle, başkent Riyad’daki bütün çiçekçilere ve mağazalara talimat göndererek kırmızı olan her şeyin vitrinlerden indirilmesini istedi.
Evli olmayan bir erkekle kadının kamuya açık alanlarda birlikte görülmesinin suç sayıldığı ülkede, gençler değil sevdiğine çiçek vermek, evlenene kadar eşlerinin yüzünü bile göremiyor.
İŞ ARKADAŞIYLA BİRLİKTE OTURAN ABD’Lİ YARA DİN POLiSLERİNCE HAPSE ATILDI
Baskı tüm kadınlara
Geçen yıl şubat ayında Ürdün asıllı Amerikalı iş kadını Yara, yanında bir erkek iş arkadaşıyla birlikte Starbucks’ta oturduğu için tutuklanıp hapse atıldı... Kadın Amerikalıydı ama olay, elbette Amerika’da ya da Avrupa’da olmadı... Böyle bir olay, ancak Riyad’daki Starbucks’ta olabilirdi...
The Times gazetesine yansıyan habere göre, Yara ve arkadaşının, Starbucks’a gitme nedeni, ofislerindeki elektrik kesildiği için en yakındaki kafede oturup oradaki kablosuz interneti kullanmaktı.
Kafede, kadınlarla erkeklerin birlikte oturmalarına izin verilen tek yer, aileler için ayrılan perdeli bölümdü. Yara ve arkadaşı da o bölümdeydi. Orada ne yaptıklarını gelip soran din polisine de elektrik kesintisi nedeniyle kafeye geldiklerini anlattılar ama işe yaramadı. Yara’nın cep telefonuna el koyup zorla arabaya bindirdiler ve en yakındaki hapishaneye götürdüler.
Ayaklarından bağlayıp suçlu olduğunu kabul eden bir ifadeyi zorla imzalamasını istediler. Bir banyoya sokup elbiselerini çıkardılar ve pislik içindeki suya batırıp tekrar giydirdiler. Hâkim önüne çıktığında duyduğu ilk söz şu oldu: “Günah işledin ve cehennemde yanacaksın!”
Sonunda, Yara’nın işadamı olan eşi, politik bağlantılarını kullanarak eşinin serbest bırakılmasını sağladı. Fakat Suudi hapishaneleri, Yara kadar şanslı olmayan kadınlarla dolu...
‘TEK BAŞINA TAKSİYE BİNMEK AHLAKSIZLIK’
•Kadınlar, yasal olarak araba ya da bisiklet kullanamıyor.
•Din polisi korkusundan kendi mahallelerinde bile tek başlarına dolaşamayan kadınların Suudi Arabistan sınırları dışına çıkmak için kocalarından ya da babalarından izin almaları gerekiyor.
•Eğer bir kadın çocuklarıyla birlikte ülke dışına seyahate gitmek isterse çocukların babasından yazılı izin almak zorunda.
•Uçağa binmelerine izin var ama havaalanına kadar bir şoförün bırakması şart koşuluyor.
•Bir kadının yanında kendisine eşlik eden erkek bir akrabası olmadan taksiye binmesi ahlaksızlık olarak görülüyor.
•Riyad, bir kadının otobüse binebildiği tek kent. Burada da otobüslerde kadın ve erkeklerin bölümleri ayrı. Kadınlar otobüse ayrı bir kapıdan binip arkada kendilerine ayrılan yerde seyahat ediyor.
•Evlerin çoğunda kadın ve erkekler için ayrı girişler var.
•Kadınların bir restorana tek başına girmesine izin yok. Din adamları, kadınların aile restoranlarında yemek yemesinin haram olduğu inancında. Uluslararası zincirlere ait restoranlarda da kadınlar ve erkekler ayrı bölümlerde oturuyor.
•2008 öncesinde kadınların yanlarında kendilerine eşlik eden bir kadın yakını olmadan otellere girmesi yasaktı. 2008’de çıkan bir Kraliyet Emri’ne göre, kadınların otellere resmi kimlik kartları ile girmelerine izin verildi. Ancak otel görevlilerinin, kadının otelde kalış süresini en yakın polis karakoluna bildirmesi şartı getirildi.
•Kadınlar, bir erkeğin izni olmadan tedavi için hastaneye gidemiyor. Ancak kadın doktorun olmadığı durumlarda, bir kadın erkek doktora muayene olabiliyor. Fakat bir kadın doktorun erkek hastayı muayene etmesi yasak.
•Dünyada olimpiyat oyunlarına kadın sporcu göndermeyen tek ülke Suudi Arabistan.
SADECE GÖZLER AÇIKTA
•Hicaba uygun olarak siyah çarşaf giymek zorundalar. Bu da yetmiyor; peçe takıp yalnızca gözlerini açıkta bırakacak şekilde örtmeleri gerekiyor. Eğer peçe ile gözleri açıkta bırakan kısım geniş olursa, bu aralığın transparan bir kumaş ile gölgelenmesi gerekiyor. Ayrıca erkeklerin dikkatini çekmemek için renkli çarşaf giymeleri de yasak.
•2008’de Suudi Arabistan’ın önde gelen din adamı Şeyh Habadan, “İki göz erkekleri baştan çıkarıyor” diyerek peçenin yalnızca tek bir gözü açıkta bırakması gerektiğini söyledi, kadınlara göz makyajı yapmamaları çağrısında bulundu.
ERKEKLER 4 EŞ SAHİBİ OLABİLİYOR
•Suudi erkekler, dört eş sahibi olabiliyor ve bu eşlerin Müslüman, Yahudi ya da Hıristiyan olması konusunda bir sınırlama yok. Fakat Müslüman kadınlar, yalnızca Müslüman erkeklerle evlenebiliyor. Bir kadının, Suudi Arabistan dışında diğer Müslüman ülkelerden bir erkekle evlenebilmesi için de devletin izin vermesi gerekiyor.
•Boşanma ya da dul kalma durumunda, bir kadın erkek çocuğunun velayetini en fazla yedi yaşına kadar, kız çocuğunun velayetini de dokuz yaşına kadar elinde tutabiliyor. Bu yaşlardan sonra çocuklarının velayetini ya babalarına ya da babalarının ailesine vermek zorunda. Ayrıca kadın boşandığı eşinden yalnızca üç ay için nafaka parası alabiliyor.
Eğitmen erkekse dersi ancak videodan izleyebiliyorlar
•Mahkemelerde iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine eşdeğer görülüyor.
•Kadınlar ancak erkek tanıkların bulunmadığı, kişisel davalarda tanıklık yapabiliyor. Çoğu zaman tecavüz olaylarında bile kadınların tanıklığı geçerli olmuyor.
•Kadınların oy kullanma hakkı yok.
•Kadınlar, kocalarının izni olmadan çocukları adına ayrı banka hesabı açamıyor. Yanlarında kendilerine eşlik eden bir erkek yakınları olmadan bankaya girmeleri ve erkeklerle aynı ortamda bulunmaları da yasak. Bu yüzden, Suudi Arabistan’da kadın müşterilerin işlemlerini yalnızca kadın görevlilerin yapabildiği kadınlara özel banka şubeleri açılıyor.
•Suudi kadınların çoğu, fotoğraf çektirmenin ulema tarafından günah ilan edilmesinden dolayı, kimlik kartına bile sahip değil. Kimlik kartına sahip olmayan kadınlar, hiçbir resmi işlemi yaptıramıyor.
Eğitim ve çalışma hayatı
•Kadınlar üniversiteye gidebiliyor, ancak erkeklerden ayrı eğitim almaları şart. Eğitmen erkekse, dersi ancak video/ audio sistemi aracılığıyla izleyebiliyorlar.
•Üniversitelerdeki öğrencilerin yüzde 70’i kadın olsa da, çalışma yaşamında kadınların oranı ancak yüzde 5; ki bu da dünyadaki en düşük oran. Bu dengesizliğin başlıca nedeni, şeriat yasalarına göre bir kadının görevinin, evde kalıp kocasına ve çocuklarına bakmak olarak görülmesi.
•Kadınların çalışması yasak olmasa da, bir kadının işe girebilmesi için sağlanması gereken kurallar var: 1. Kadının yaşamak için paraya ihtiyacı olmalı. 2. İşyeri sadece kadınların görev yaptığı bir ortamda olmalı; kadınlarla erkeklerin teması olmamalı. 3. Çalışan kadın evdeki görevlerini ihmal etmemeli 4. İş, kadının yanında erkek bir akrabası olmadan seyahat etmesine neden olmamalı. 5. Kadının çalışması için kocasının onay vermesi gerekli.
•İşyeri açma izni sınırlı alanlarda veriliyor. Bunlar da genellikle, güzellik salonu, mobilya galerisi ya da konfeksiyon mağazası oluyor.
•Kadınların yargıç olmasına izin yok. Yüksek devlet görevlerine de atanamıyorlar.
•Bir erkek yurtdışında eğitim alabilirken kadının eğitim için yurtdışına gitmesi ancak eşinin ya da erkek bir akrabasının eşliğiyle söz konusu olabiliyor.
• Ülkede 14 Şubat 2009’da ilk kez bir kadının bakan yardımcısı olarak atanması, olumlu bir adım olsa da üst düzey görevler erkeklerin tekelinde...
BİTTİ
2000 yılı Mısır'da kadınların bayram ettiği yıl olmuştu.
İlk defa kadınlar şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma hakkına sahip oldular. Bu tarihten önce erkek dilediği zaman kadını boşayabiliyor ama kadın erkek hakkında dövülme, kısır olma, bakılmama dışında boşanma davası açamıyordu. Erkek ise istediği zaman kadını boşayabiliyor ya da evi terkedip gidebiliyordu.
Ne olmuştu Mısır'da? İslam mı gelmişti de kadınlara hak getirmişti?
Tersine Mısır'lı kadınlar 4000 yıl önce Antik Mısır'da boşama hakkına sahiptiler. Sahip oldukları hakları İslam'ın gelmesiyle yitirmiş, yeniden kazanmak için yıllarca mücadele vermişler, sonunda kazanmışlardı. Bayram yapmak haklarıydı artık.
2007 yılında Mısır'lı kadınlar bir ilkellikten daha kurtuldular. Bu da 2. bayramları oldu. 12 yaşındaki kız çocuğu sünnet edilirken anestezi hatasından öldü. Halkın büyük tepkisi üzerine kadın sünneti tüm ülkede yasaklandı.
BM Çocuk Fonu UNICEF tarafından 2003'te yayınlanan raporda, Mısır'da evli kadınların yüzde 97'sinin sünnetli olduğu belirtilmişti.
sayın aydoe,
Yazı dizisi için teşekkürler...
Umarım Türkiye'de Laik Cumhuriyetimizin nimetlerinden yararlananıp da Atatürk'ü sevmiyorum diyecek kadar özgür yaşayan müslüman kadınlar islamın gerçek yüzünü ve kendilerine biçtiği değeri görürler ve hallerine şükrederler...
Aydoe islamcilarla sohbetimde islamcilar insanlarin bilgilenmesine önem verdiyini iddia ederler bunuda yaradan rabbin adiyla oku ayetine baglarlar ama diyer tarafdan okumak isteyenlerin üzerinede kezzap atarlar,aydoe ben kafayi yiyecem bu dinde buldugum celiskiyi emin ol hicbiryerde bulamiyorum,celiskide emin ol oscar alir,bu ne celiski?
bu mantık çok acaip bişey arkadaşlar bizzat kendi akrabalarım orda başka ülkede eşlerinin olup olmadığına bakılmaksızın paranız varsa ordada 4 eş alabiliyorsunuz.. bişeyler yaşamak istediğiniz i gidip alıyorsunuz sonra sıkılınca yenisini 4 e kadar alıabiliyorsunuz!!
ancak flört dediğimiz şey ahlaksızlık sayılıyor!?!?
kadınlar son derece sindirilmiş eğitimsiz dünyadan bi haber ve bu durum erkeklerin işine gelmekte
60 yaşındaki adam 16 yaşındaki kızı alabiliyor sonrasını anlatmıyayım bir dolu rezillik adamın evinde 3 eşi daha var adam hepsine yetemiyor sonrası rezillik..
her kadın adamın varlığına göre bir odada yada 2 kadın aynı odada kalıyor sonrası rezillikerkekler o her yeri kapalı kadınları nasıl beğenıyor sizce neye göre seçiyor?? o konuşmalar dahada rezillik!? ama flçrt ahlaksızlık kabul ediliyor ahlaksızlık kıme neye göre hepsi bana göre rezillik yaşadıkları hayat tamamıyla ahlaksılık ama onlara göre helal!!!
İran 6 yıl önce cinayetten ölüme mahkum ettiği Dilara Derabi'yi pazartesi idam edecek.
İran’In 6 yıl önce 17 yaşında cinayetten ölüme mahkum ettiği Dilara Derabi adlı bir genç kızı, pazartesi günü idam edeceğini açıklaması, dünyada şok etkisi yarattı.
Başta İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Dünya Af Örgütü olmak üzere birçok insan hakları kuruluşu, şu anda 22 yaşında olan Dilara’nın idamı durdurmak için harekete geçti.
İnternet sitelerinden İran’a af çağrısı yapan kuruluşlar, Avrupa’daki İran Büyükelçilikleri önünde de pazartesi günü gösteri yapacaklarını açıkladı.
2002 yılında Dilara ve 19 yaşındaki erkek arkadaşı Amir ile birlikte soygun için bir akrabasının evine girmiş, yakalanacaklarını anladıklarında da kadını öldürmüşlerdi.
İlk sorgusunda cinayeti itiraf eden Dilara, ölüm cezasına çarptırılınca, ifadesini değiştirmişti. Genç kız, o günden beri cinayeti aslında erkek arkadaşının işlediğini, 18 yaşından küçük olduğu ve daha az bir ceza ile kurtulacağını düşünerek suçu üstüne aldığını söylüyor.
Tek yol kurbanın ailesinin affı
Avukatı Abdülsamad Hüremşahi, müvekkilinin pazartesi asılacağının kendisine bildirildiğini ve bunu durdurmak için uluslarası kamuoyunun yardımını desteğini istediklerini söyledi. İran basını, Dilara’nın kurtulması için tek yolun, öldürdüğü kadının ailesinden af dilemesi olduğunu ancak ailenin genç kızın yakınlarının tüm çabalarına rağmen Dilara’yı bağışlamaya yanaşmadığını yazdı. İran’da idamla cezalandırılan cinayet suçları, kurbanın ailesi suçluyu affederse ömürboyu hapse çevriliyor. Ülkede, kız çocukları 9, erkekler ise 15 yaşını doldurduktan sonra işledikleri suçlardan sorumlu tutuluyor.
dipNOT
İran’da 1990’dan beri 18 yaşından küçük 42 çocuk idam edildi. En son idam geçen ocak ayında gerçekleşti.
Vatan ..
karadenizli
19-04-2009, 02:07
2002 yılında Dilara ve 19 yaşındaki erkek arkadaşı Amir ile birlikte soygun için bir akrabasının evine girmiş, yakalanacaklarını anladıklarında da kadını öldürmüşlerdi
Bu da bende şok etkisi yarattı prozac
ne yapalım
Dünya Af Örgütü olmak üzere birçok insan hakları kuruluşu, şu anda 22 yaşında olan Dilara’nın idamı durdurmak için harekete geçti.
2002 yılında dilara 15 yasındaydı karadenizli,9 yasında olsada fark etmeyecekti bir çocuğun canını almak..Ben haberi yayımladım sende ruhuna fatiha okursun artık..
Benim anlatmak istediğim de bu işte,
Din adına birşeyler yapıyorsan gayet doğal
Mesala
Gidersin kafir ellerine din adına savaşır, adam öldürür, mallarına el koyar, karılarını kızlarını cariye olarak alıp kendine "nikahsız" eş yaparsın.
Hiç anormal değildir.
Ülkede, kız çocukları 9, erkekler ise 15 yaşını doldurduktan sonra işledikleri suçlardan sorumlu tutuluyor.
Adaletin bu mu Tanrı?
karadenizli
19-04-2009, 02:29
Adaletin bu mu Tanrı?
Sen onu irana soracaksın
tanrıya değil
karadenizli
19-04-2009, 02:33
Benim anlatmak istediğim de bu işte,
Din adına birşeyler yapıyorsan gayet doğal
Mesala
Gidersin kafir ellerine din adına savaşır, adam öldürür, mallarına el koyar, karılarını kızlarını cariye olarak alıp kendine "nikahsız" eş yaparsın.
Hiç anormal değildir.
Meseleyi saptırmak diye buna derler
Kafir ellerine sebepsiz gidemessin 1
Eğer sebep varsa
adam öldürür,
Tabi buna yorum diyorlar savaşta dans edecek değiliz ya tabi karşılıklı ölen olacak meseleye neden tek açıdan bakıyorsun
İslamda cariye dediin o kişiyle evlendiğin anda iş biter köleliği ortadan kalkar
Cariyelik kurumuun kalktığını biliyorsunuz
Hala aynı demagoji hala aynı demagoji
Sen onu irana soracaksın
tanrıya değil
İran'a bu icazeti veren kim/ne?
karadenizli
19-04-2009, 02:50
Şimdi sen talibana 15-20 kasım 2003 patlamalarında icazeti veren kim dersin
Eğer islam ramazan ayında ortalığı bombalayın diyorsa bende ona icazeti islam verdi derim
oruç tutan insanları öldürün icazetini kimden aldı diyede sorabilirsin
Eğer islam uyuşturucuyu haram kılmıyorsa taliban uyuşturucu kaçakçılığını islamdan icazet aldı dersin
eğer intiharı meşru kılıyorsa icazeti aldığı yer belli dersin
Anlatabildimmi veya anladınmı
Kızıl Derili
24-04-2009, 13:35
Yoruma gerek yok ...
Herşey anlatılmış zaten :)
Ama şöyle bir durum var ;
Dayım bir kaç ay öncesinde Tahrana gitmişti iş için ve oradaki çarşaflı sayısının buradan az oldugunu söylüyor sizce bu bir çelişki değil mi ?
Benim anlatmak istediğim de bu işte,
Din adına birşeyler yapıyorsan gayet doğal
Mesala
Gidersin kafir ellerine din adına savaşır, adam öldürür, mallarına el koyar, karılarını kızlarını cariye olarak alıp kendine "nikahsız" eş yaparsın.
Hiç anormal değildir.
sevgili dostum sinner
bu tür olayların mantıksal açıdan analiz edilip küçük küçük önermeler
halinde insanlıgın olmazsa olmaz 3... 5 ortak paydası üzerinden
mukayese etmeye ne dersin ?
1. din adına savaşmak dinin mesaj ve hidayet amacına ne kadar uygun ?
2. allahtan başka kimse can almaya yetkili değildir dinsel hükmü ile olan
çelişki
3. kapısına allah yolu tebliğ etmeye gidilenin malına el koymak kul
hakkı açısından ne kadar uygun ?
4. ahlak kavramını cinselliğe endekslemiş ve bu konuda hassas olan zinaya recm cezası vermeyi tanrısal hukum olarak gören zihniyetin
başkasının kadınını kendisine ganimet olarak elıkoyması islam ahlakına uygunmudur ?
bunları size zahmet bana eziyet bir kurcalayalım referans olarak da
ister musanın levi mahfuzu ister eski mısırın ölüler kitabından hukumleri
artık hangisi insani açıdan uygun ise bir kıyaslama ölçütümüzde bulunsun
ne dersiniz
Arabın geleneği, muhammedin dini ve şeriat bir araya gelip kadınlarla uğraşmışlar anladığım.. Bazı fırsatçılarda bunu kendi çıkarları için çok güzel kullanmışlar..şeriat ın uygulandığı ülkelerden biri olan Suudi Arabıstan da kadınları eve mahkum eden zihniyet; içmek için uçaklarına biner havalanırlarmış yani hiç bir dünyevi zevkten mahrum olmayan zenginler, yöneticiler kadınlara ve ve halka eziyet ederlermiş şeriat kanunlarıyla...
Nedense islam olan ülkelerde kadını örtmek kapatmak gibi çağ dışı bir düşünce var . Ben ülkemdeki kadınları tesettüre bürünmeleri için teşvik eden destekleyen erkekleri de anlayabilmiş değilim ellerine ne geçiyor acaba? Nasılsa onlar kendi zevkleri için kullanıyorlar şeriatı ..Sorarsanız Allah ın kanunu deyip çıkıyorlar işin içinden.. Burka,çarçaf,tesettürmü kadını namuslu yapan yani?
Kadını ne kadar aşağılık buluyor ki muhammedin dini kadına üç defa boş ol boş ol boş ol dediği zaman hülle öneriyor yani kadın başkasıyla evlenip evlilik gereklerini yerine getirdikten sonra eski eşine dönebiliyor Allah ın hukümleri kesin ve net olmalı değilmi? Ve şeriat kadına boşanma hakkı vermiyor açıklama kadın hissi davranır yuvayı parçalarmış:))
Bence kuranı okumak çok okumak gerekiyor çünkü herşeyin cevabı kuranın içinde tabii anlayabilene...
saygılar..
Parmis Güneşin_kızı
şeriata göre kadın evinde oturmalıdır,evden dışarı adım attığı an erkekleri günaha sokan ayaklı günah yazdıran olmaktadır,niyeyse dersekte şeriat bu düşünceyi direk kurandan alır,ayetler vardır peygamber eşlerine seslenilen,hatta madem bu peygamber eşlerini bağlamış ozaman onların nezdinde tüm kadınları bağlar denilen;
Ahzab 33:Evlerinizde oturun.Eski cahiliyede olduğu gibi açılıp saçılmayın.Namazı dosdoğru kılın,zekatı verin.Allah'a ve peygamberine itaat edin.Ey ev halkı,Allah kesinlikle sizden kötülüğü gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
Açılıp saçılmak!,cahiliye dönemine has olarak vurgulanıyor!en iyisi siz evinizde oturun deniyor!şeriatın peygamber hanımları nezdinde tüm kadınlardan beklediği işte bu;kadın eve kapanmalıdır;)
Peygamber hanımıda olsalar o dönemde demek gezmek tozmak istiyor ve hatta belkide gezmeye gidiyorlarmış ki bu ayet gelmiş birden,evde oturmak yerine gezmeyi tercih etmekse bir kirlilik yaratıyor ve kötülüğe sebep oluyor ki Allah çözüm olarak evde oturun,açılıp saçılmayın cahiliye dönemine dönersiniz sonra diyor!:)
bütün dinlerde olduğu gibi islamdada kadın ikinci sınıf görülüp aşağılanmış,hak verildi,daha özgür oldu denilerek hemde! ,ama islama da bakarsak ikişer,üçer dörder evlilik yapabilirsiniz kadınlarla,olmadı sahip olduğunuz cariyeniz(!?! )vardır,olmadı bununla yetinin denir,kadının en iyisi itaatkar olandır,evde oturmalıdır,koca sözü dinlemelidir,ağzı var dili yok olması daha makbuldür yani:))
bu gurupta inanan varmı yoksa yorum yapmıcamda.zaten biz dinde kadının yerini biliyoz bilmeyen inanan varsa anlatabilirim birşeyler
tüm dinlerde kadının varlığı bile namussuzluğun başlangıç noktası hatta şeytanla eşdeğer bir kavram olarak ön plana çıkıyor.tapılacak bir yaratık varsa oda kadındır ban göre.tanrı herşeyi yaratan madem o zavallı kadınların rahimlerini 9 ay 15 gün neden kullanıyor.şappadak yaratsında görelim o kudretini.yada o jkadınların hamileyken çektii sıkıntıyı çekisnde görelim bize olan şefkatini.lafla peynir gemisi yürümüyor be yarab!!!ben tanrının olmamasını tanrı için daha hayırlı buluyorum .tanrı varsa ondan hesap zoracak milyarlarca canlı olcak çünkü.
A ayıp ettiniz arkadaşlar,Tanrı hiç kendini yarattıklarının yerine koyar mı?olmazzzz olamazzzz sümme haşa!koyarsa sınav olmaz,sınavdayız ya!empati kurması olmaz,o zaman kendi eksikliklerini görür,kendini sakat yarattığı bir insanın yerinde bulup onun hayatını bir gün yaşasaydı,yada Arabistanda veya İranda yaşayan bir kadın yada Afganistanda burka giyen bir kadın olsaydı çok değil bir günlüğüne yada bir haftalığına, acaba farklı düşünen bir Tanrı çıkar mıydı karşımıza:D
Nehir
sanırım tanrı o zaman tanrı olmaktan ve insanları böyle yarattığı için utanırdı
öyle ya bi laf vardır allahın bildiğini kuldan niye saklayalım?
şimdi saçımız başımızı allah biliyor
madem öyle niye kuldan saklıyoruz dimi ama?
konuyla alakasız oldu ama neyse idare ediverin:D
"1882’ye kadar bir İngiliz evli kadının mal sahibi olma veya miras hakkı yok. Malları kocasına ait, kendi adına dava açamıyor. Boşanma hakkı yok, boşandığında çocukları kocaya veriyorlar.
Halbuki Osmanlı kadınının evlilikte kontrat yapma, istediği şartları koyma, boşanma hakkı var. Mal sahibi ve izni olmadan malları kullanılamıyor, mirasa sahip. Dava açabiliyor, küçük çocuklar anneye veriliyor. Bunların farkına vardım, bunlar benim için yeni bilgilerdi. Gördüm ki bildiğimiz efsane hakikatten gerçekten çok farklı"
Kaynak, http://www.ilknokta.com/urun/95349/Osmanli-Kadini-Efsane-ve-Gercek--Asli-Sancar.html
Evet, şeriatın gölgesindeki en azından bir kısım kadının durumu da buymuş!!!
1882'de mal sahibi olamayan, miras hakkı bulunmayan İngiliz kadından 2009'da islamın şefkatli kanatları altında serpilip-gelişen, yediği önünde, yemediği arkasında Afgan kadınına ...
Kim bilir İngiliz kadını şimdi ne zulümler görüyordur da haberimiz olmuyordur ...
http://fotograf.gazetevatan.com/fotogaleri/act/9151_5024_27042009_15.jpg
A.
İran 6 yıl önce cinayetten ölüme mahkum ettiği Dilara Derabi'yi pazartesi idam edecek.
İran’In 6 yıl önce 17 yaşında cinayetten ölüme mahkum ettiği Dilara Derabi adlı bir genç kızı, pazartesi günü idam edeceğini açıklaması, dünyada şok etkisi yarattı.
Başta İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Dünya Af Örgütü olmak üzere birçok insan hakları kuruluşu, şu anda 22 yaşında olan Dilara’nın idamı durdurmak için harekete geçti.
İnternet sitelerinden İran’a af çağrısı yapan kuruluşlar, Avrupa’daki İran Büyükelçilikleri önünde de pazartesi günü gösteri yapacaklarını açıkladı.
2002 yılında Dilara ve 19 yaşındaki erkek arkadaşı Amir ile birlikte soygun için bir akrabasının evine girmiş, yakalanacaklarını anladıklarında da kadını öldürmüşlerdi.
İlk sorgusunda cinayeti itiraf eden Dilara, ölüm cezasına çarptırılınca, ifadesini değiştirmişti. Genç kız, o günden beri cinayeti aslında erkek arkadaşının işlediğini, 18 yaşından küçük olduğu ve daha az bir ceza ile kurtulacağını düşünerek suçu üstüne aldığını söylüyor.
Tek yol kurbanın ailesinin affı
Avukatı Abdülsamad Hüremşahi, müvekkilinin pazartesi asılacağının kendisine bildirildiğini ve bunu durdurmak için uluslarası kamuoyunun yardımını desteğini istediklerini söyledi. İran basını, Dilara’nın kurtulması için tek yolun, öldürdüğü kadının ailesinden af dilemesi olduğunu ancak ailenin genç kızın yakınlarının tüm çabalarına rağmen Dilara’yı bağışlamaya yanaşmadığını yazdı. İran’da idamla cezalandırılan cinayet suçları, kurbanın ailesi suçluyu affederse ömürboyu hapse çevriliyor. Ülkede, kız çocukları 9, erkekler ise 15 yaşını doldurduktan sonra işledikleri suçlardan sorumlu tutuluyor.
dipNOT
İran’da 1990’dan beri 18 yaşından küçük 42 çocuk idam edildi. En son idam geçen ocak ayında gerçekleşti.
Vatan ..
Ve Dilara idam edilmekten kurtulamadı..
Detay.. (http://www.haber3.com/news_detail.php?id=471025)
al bundy
04-05-2009, 22:35
Atatürk'ün kadınlar hakkında önemli bir sözü vardır:
"Bir toplum bir ulus erkek ve kadın denen iki türlü insandan kuruludur.Olabilir mi ki,bir topluluğun bir bölümünü geliştirelim ,ötekine aldırış etmeyelim de topluluğun bütünü birden gelişme gösterebilsin?"
Bir erkek olarak kadınlara bu şartlar altında böyle davranılmasından gerçekten utanıyorum.Sırf fiziksel farklılıktan dolayı tarih boyunca ve HALA kadına ikinci sınıf insan muamelesi gösterilmesi saçmalık ve rezillikten de öte bir şeydir.
"Ve Dilara idam edilmekten kurtulamadı.."
Bayan olduğu için mi kurtulmalıydı?
İsmi Dilara olduğu için mi asılamazdı?
17 Yaşında olduğu için mi?
Yoksa; İran bu uygulamayı yaptığı için mi?
İdam hakkındaki düşünceler toplumdan topluma değişir.
Bize de; can almak hiç insancıl gelmemekte.
Ancak tüm dünyadaki örnekleri bir kenara atarak İran'ın bir uygulamasını eleştirmek anlamsız.
Bu arada ülkemin de bir problemi hala çözülememişken!
Cem GARİPOĞLU yargılansa ve ömür boyu hapis ile cezalandırılsa ne diyeceğiz?
Sahi Münevver kaç yaşındaydı?
http://haber.mynet.com/detail_news/?type=Life&id=X1241467578031&date=05Mayis2009
İdam hakkında ne düşünüyoruz?
evrensel-insan
05-05-2009, 18:48
Saygideger mhmd;
Idam, insanlikdisi bir uygulamadir. Hangi sart altinda olursa olsun, Hic bir insanin, hic bir insani oldurmesi hakli kilinamaz. Kimsenin, kimseyi oldurme hakki ve ozgurlugu yoktur ve olamaz. Bu insanlikdisi bir dusunce ve davranis urunudur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Değerli evrensel-insan,
İdam hakkındaki düşüncelerimizi daha önce yazmıştık.
Lakin düşünmeden de yapamıyoruz.
Bir insanın başını bedeninden ayıracak kadar bir vahşeti, bilerek, isteyerek ve planlayarak yapan bir varlığın cezası ne olmalıdır?
Ya da elinde Kaleşnikof ile altısı çocuk on altısı kadın ki üçü de hamile imiş, kırkdört kişiyi öldüren varlığın cezası ne olmalı?
Şimdi hemen; cezalar öğretici olmalıdır diyecekler için de iki kelam edelim.
Hangi öğretici ceza gencecik bir kızın başını vücudundan ayırmamayı öğretecek?
Ya da hangi öğretici ceza 44 kişilik katliamın yapılmaması gerektiğini öğretecek bu varlıklara?
Biz bilmiyoruz.
Bilenleri bekliyoruz.
Kadının hakkını yine kadının aramasını anladık da, gerisi için soru işaretlerimiz sürmekte.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=844080&title=basortulunun-derdini-anlatmak-katolik-haileye-kaldi
evrensel-insan
07-05-2009, 19:23
Saygideger mhmd;
Olaya soyle bakalim. Bir ordu komutani emir veriyor, askerler girip; mahallede, kim var kim yok olduruyorlar, kadinlarin irzina geciyorlar, cocuklari olduruyorlar.
Burada ceza ne olacak, askerlere mi?, komutana mi?, cezayi kim kesecek?
Ikincisi; bir vahseti islemis bir kisiye, verilecek idam cezasi, olenleri geri mi?, getirecek?, bu idam cezasinin mantigi nedir?
"Sen bunu yaptin, ben de sana bunu yapiyorum" kistasimi?
Oldurulen sahis A, olduren sahis B, cezayi veren kim C Kan davasi da, zaten bu degil mi?
Kan davasi ile; olen sahis icin, adaleti devletten istemek arasinda ne fark vardir? Kan davasinda; sahis kendi ustlenir. Otekinde, devlet bu gorevi yukleniyor.
Ya insanoglunun, insanoglunu oldurmesine karsi cikilir, ya da cikilmaz. Bunu sartlara gore uygulamak ve degerlendirmek, bence duygusal tatmin olmaktan baska bir sey degildir.
Bir seri katil ile; bir yeri isgal edip, oradaki insanlari oldurten komutan, baskan v.s. arasinda ne fark vardir.
Konu guc meselesimidir?, yani seri katile gucun yeter, komutana veya baskan'a yetmez.
Ne oldurulen geri gelir, ne onu oldurulenin oldurulmesi, oleni geri getirir. Eger, insanoglunun birbirini oldurmesine karsi isek; bunun tek yolu, egitim-ogretim-ogrenim dir.
Bu bakis acisinin tek bir tarifi vardir. INTIKAM. Intikamin ne oldugu iyi algilanmalidir. Bu bir duygumudur, dusuncemidir, mantigi nedir?, sonu varmidir?, intikam alana ne saglar?
TUM IKINCI DERECE OLUM CEZALARI INTIKAMDIR. Ama maalesef, intikam alanin ya da almak isteyenin kendisi; oldurulen degildir. Bir cesit, oldurulenle bagi olandir.
Bunun adi, devlet eliyle olursa; ADALET tir. Bu adaletin, ateistlerin elestirdigi kurandaki adaletten farki varmidir?
Ama komutanin erdigi emir ve askerlerin uyguladigi ise normaldir. Neden, SAVAS ORTAMIDIR.
Iste bu uc farkin algilanmasi demek; insanoglunun sadece kendi cikarina uygun davranarak; kendi cins ve turune oldurmesini normal karsilamak demek. Bunu sarta gore, INTIKAM sarta gore ADALET sarta gore SAVAS ORTAMI na tasimak; bahaneden baska birsey degildir.
Ya insanoglunun biribirini oldurmesine karsisindir, ya da degilsindir. Ben karsiyim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Değerli evrensel-insan,
Kendimizi bildiğimiz günden beri sabit bir fikrimiz olmadı.
İyi ya da kötü bilemiyoruz. Ama olmadı.
Belkide bu yüzdendir hiçbir takımı tutmuyoruz. :)
Kendimizi hiçbir kalıbın içinde görmüyoruz.
Giyim konusunda bile ergenlikten sonra hiçbir stilimiz olmadı.
Çok sevdiğimiz bir yemek olmadığı gibi yemediğimiz (fazla uçlara gitmeye gerek yok) bir Anadolu yemeği de yok.
Hiçbir şeyin tutkunu değiliz. (Eşim duymasın)
Hiçbirşey bizim gözümüzde vazgeçilmez değil.
Hiçbir izmi tam olarak kabul edemiyor, tüm izmlerde gah doğru gah yanlışlar buluyoruz.
Kafamız mı dağınık?
Güvenilmez birisi miyiz?
Maymun iştahlı ya da midesi çuval mıyız?
Mezhebi genişlerden miyiz?
Bilemiyorum.
Ama bildiğimiz bir şey var ki, ölene kadar merakımız ve okumamız sürecek.
Sürdüğü sürece de değişim devam edecek. Kişiye, mekana, zamana karşı.
İdam konusu da böyle bir şey.
Diyorsunuz ki eğitim öğretim ile bunlar düzeltilmeli.
Haklısınız ve katılıyoruz.
Ama kimi eğiteceksiniz.
Şimdiki bir sabiyi eğitebilirsiniz.
44 Kişinin canına kıyan varlığın çocuğunu dahi eğitebilirsiniz, amenna.
Ancak o varlıkların eğitimini yapacağınızı zannetmiyoruz.
Açalım.
Özellikle o bölgeye sosyolojik olarak bakarsanız değer yargılarının iki şeyi gösterdiğini görürüz.
1. Din
2. Örf
Muhtemelen katledilenlerin müslüman kimliği kadar kimlikleri müslümandı bunların.
Muhtemelen katledilenlerin mezhebi gibiydi mezhepleri.
Ama birinci sıradaki değerini dahi ayak altı edebilecek kadar gözü dönmüştü.
İnancı uğruna Rabbine dönmüş DİNDAŞ ve MEZHEPDAŞını dahi gözünü kırpmadan katledebilmişti.
Birinci sıradaki değer yargısını dahi ayak altı edebilecek kadar....
Geçtik.
Diyorsunuz ki; insan hayatı değerlidir.
Haklısınız ve katılıyoruz.
Ama kimin hayatı?
İnsan dahi yazamadığım o varlıkların hayatı mı? Çocuk, kadın, hamile demeden katledilen 44 insanın canı mı?
Sadece burası için de konuşmuyorum.
Siz alın Maraş'ı, Sivas'ı, Çorum'u...
Hiç fark etmez.
İnsan halatı kıymetlidir Değerli evrensel-insan esfeli safilin varlıkları değil.
Diyorsunuz ki; ölüm cezaları intikamdır.
Haklısınız ve katılıyoruz.
Ama hangi uygulayan tarafından.
Kişisel ölüm cezasını biz de kabul etmiyoruz.
Ancak hukuksal ölüm cezaları intikam olamaz.
Tarafsız bir adalet mekanizmasındaki ölüm cezaları toplumun huzuru için bazen şarttır da. Yoksa o toplumu bir arada tutamaz adalet mekanizmasına hukuk sistemine saygılı davranmayı öğretemezsiniz.
İşte o zaman herkes kendi adaletini tesise uğraşır.
Gücü yetmeyen siner, düşman olur.
Gücü yeten alır eline kaleşnikofu kendince adalet sağlama uğruna 44 masum canı alır.
Kamu güvenliği, toplum huzuru, kişisel özgürlükleri bir kez daha silbaştan düşünmemi sağladı bu vahşet.
Bir de işin Şeytanın Gör dediği taraf var ki, hiç sormayın.
Tam da yerel seçimlerin arefesinde!
Bölgede alınan belediye oyları ile sınır çizme sohbetleri yapılırken!
Dağ kadrosunun bittiğini kendi ağızlarından ifşa ederken!
Kendi toprağını koruyabilen milis güçlerin, durumları tartışmalı hale gelir!
Gelir mi gelir...
Bu da ayrı bir başlık konusu.
evrensel-insan
09-05-2009, 06:41
Saygideger mhmd;
Bir fizigi, dusunce ve davranistan oturu cezalandirmak; secilen en kolay yoldur. Bir kisi, tum dusunce ve davranisini; yasam ve iliskilerinden almiyormu? Yasam ve iliskilerde mevcut olan dusunce ve davranislarin disinda; aldigi bir yer var mi? Eger dusuncenin oznesi yoksa ve kisi o dusunceyi dogru kabullenerek uyguluyorsa; burada fiziksel vucudun kabahati nedir? Fiziksel vucudu hareket ettiren, dusunce ve davranis degilmi?
Demekki; insanoglu; kendi ozune ters gelen-idam, adam oldurme, katliam v.s. gibi- dusunce ve davranista; egitim alsave bu dusunce ve davranisin; insanlik ve insandisi bir icerik tasidiginin bilincine varsa ve de fizigiyle, bu dusunce ve davranisi uygulamasa; sorun kalmayacak.
Ama, adam oldurme, katliam, idam v.s. gibi insanlikdisi kavramlar varken ve bunlar dusunce ve davranis olarak kullanimdayken, bir vucut bu dusunce ve davranisi uyguladi diye, o vucudu sucluyamayiz. Suclanacak tek sey; insanoglu olarak, neden boyle bir insanlikdisi dusunce ve kavram urettigimiz. Neden bu tip, insanlikdisi kavramlara; dusunce ve davranis olarak ihtiyac duydugumuz. Iste cevap verilmesi gereken soru bu. Neden, insanoglu; insandisi ve insanlikdisi dusunce ve davranisa gerek ve ihtiyac duyar? Bunun nedeni nedir?
Yoksa; suc; bu dusunce ve davranisi uygulayan fiziksel vucutta degil. Ama ceza, bu vucuda kesiliyor, var olan dusunce ve davranisla ozdeslestirilerek.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Değerli evrensel-insan,
Fiziki insan ile ruhsal insan arasını aralamışa benziyorsunuz. :)
Düşünsel bir ceza örneği gösterebilir misiniz?
En ağırından rica edeceğiz.
Cumhuriyet 09.05.2009
Sayın Mardin Valisi’ne Açık Mektup
Prof. Dr. Aysel EKŞİ
Sayın Vali, Mardin’de 44 kişinin katli ile ilgili olarak NTV’de Can Dündar’ın sorularını yanıtlamışsınız. Şöyle demişsiniz: “Maalesef bölgede bir cehalet hâkim. Özellikle kadınların ve kızların eğitimi konusunda.. Bütün sebep cehaletten kaynaklanıyor. Eğitimle ilgili desteklere ihtiyacımız var. Okul öncesi eğitim.. kızların, kadınların eğitimi konusunda çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor.”
Can Dündar sormuş: Siz bir vali olarak bu konunun çözümü için ne tavsiye edersiniz?-
Olay sosyolojik ve psikolojik açıdan çok iyi değerlendirilmeli. Buradaki aşiret yapısının, töre düzeninin, insanların yapısının iyi analiz edilmesi gerekiyor. Kız çocuklarının okuması konusunda gayret göstermemiz gerekiyor. Yörenin inançları gereği, kız çocuklarının ayrı okullarda okumasının faydalı olacağını düşünüyorum. Erkeklerle aynı okullarda okumaları istenmiyor. Bu çocukları eve mahkûm etmemek için, çok sayıda kız okullarına, yurtlarına ihtiyacımız olacaktır.
Can Dündar sormuş: Kız çocuklarının ayrı okuması düşüncesini bakanlara ilettiniz mi?
Maksadınızıiyi kavramamış olanlar için fikrinizi tekrarlamışsınız: “Çalışmalarda bulunuyoruz. Yörenin örf, âdet ve inançları gereği ayrı okulların olması; eve mahkûm olmasından daha iyi olacaktır diye düşünüyorum’’ demişsiniz.
Sayın Vali, konuyu psikolojik ve sosyolojik açıdan
değerlendirmekte zat-ı âlinize yardımcı olmak için size bu mektubu yazıyorum.
Hatırlatmak isterim ki, önerdiğiniz konuda dünyada çok güzel örnekler var.
Dilerseniz Suudi Arabistan örneğini alalım: Suudi Arabistan’da tüm okullarda kız ve erkek öğrenciler ayrı okullarda ve ayrı sınıflarda okurlar.
Kadın öğretmenler kızları, erkek öğretmenler erkek öğrencileri eğitir.
Okul idarecileri ve okuldaki destek hizmetler kızlar ve erkekler için ayrıdır.
Derslerin içeriği ve ders kitapları da cinsiyete göre ayrıdır. Örneğin kızların eğitimi daha az akademik ağırlıklıdır, daha çok ev idaresine önem verilmiştir, çok daha geleneksel konuları içerir. Erkek öğrenci kitaplarında çağdaş pedagojik kavramlar ve araştırmalar yer alır, hatta eğitimi cazip hale getirmek için erkekler için yazılan kitaplar çok daha renklidir.
Buna rağmen erkek öğrencilerin çoğu lise düzeyindeki eğitimi tamamlamaz ve büyük paralar ödeyen iş yaşamına atılır.
Kadınlar üniversitede istedikleri alanda öğrenim göremezler, örneğin mühendislik ve hukuk kendilerine kapalıdır. Üniversitede kızların sadece uygun şekilde giyinmeleri beklenmez, pencereleri sıkı sıkıya örtülü otobüslerle okula gidip gelirler. Veya babaları gelip alacağı zaman onu bekleme odasında bekler, dışarı çıkamazlar.(1)
Sayın Vali, eğitim yılları süresince böyle birbirinden ayrı tutulan kız ve erkeklerin iş yaşamında bir araya gelmeleri beklenebilir mi? Türkiye’deki örf, âdet ve inançlar gereği elbette işyerinde de ayrı tutulmaları uygun olacaktır. Suudi Arabistan’da aynen böyledir. Pek çok resmi daire Suudi kadına kapalıdır. Özel bir ofiste çalışırsa, erkekler ve kadınlar ayrı odalara konur. Ama kadınların çoğunluğu en doğrusunu yapar, dışarda çalışmak yerine, en az üç çocuk doğurup evde onları büyütür.
Biliyorsunuz.. tüm görevi evi yönetmek olan kadının devlet yönetimiyle ilgisinin olması pek beklenemez. Bu yüzden Suudi kadın seçimde oy kullanamaz; kocası veya babası gibi bir erkeğin yazılı izni olmadan seyahat edemez, onların izni olmadan yurtdışına çıkamaz. Onun nüfus cüzdanı yoktur. Adı, babasının veya kocasının kimliklerinde yazılıdır. 1990’da araba kullanma hakkı için yaptıkları gösteriler ülkede büyük yankı yapmıştı. Gösterici kadınlar tutuklanmış ve kocalarından “bir daha böyle bir gösteri yapmayacaklarına” dair teminat alındıktan sonra serbest bırakılmışlardı.(1)
Le Monde gazetesinde yer alan yazıya göre, sorulduğu zaman kadınların çoğu kendi istekleri ile peçe taktıklarını, çünkü bunun “inançları gereği’’ olduğunu söylerler. Tıpkı ülkemizde türban konusunda söylenen “inancım gereği’’ sözü gibi. Daha serbest görüşlü pek çok kız, kişiliklerini görülmez hale getiren bu giyimin, baskı ve yasakların toplamı olduğunun bilincindedir; ama bunu ancak yabancı gazetecilere söylerler. Genç öğrencilerden bir kısmı yabancı gazetecilere şu görüşleri ifade etmiş. “Arkadaşlarımız arasında şimdiki durumdan memnun gibi görünenler de var, çünkü bu tür düşünce ve beklentilerle yetiştirildiler ve buna inandırıldılar.”(2) Gene başka yabancı yazarlara göre, artık hükümetten büyük baskı gelmese bile, aşırı dinciler dini kullanma ve kadın üzerinde istedikleri baskıyı yapmakta kendilerini özgür hissediyorlar.(3)
İşte mahalle baskısı bu. Kızların erkeklerle aynı okullarda okumaları istenmiyor mazereti bu.
Son söz
Topraklarından fışkıran petrol sayesinde ülkede oluşan büyük zenginliğe rağmen, gençler yaşadıkları koşullardan mutlu olmadıklarını bildiriyor. Büyük yaşlardaki gençlerin yüzde 51’i ve küçük yaştakilerin yüzde 45’i, bu zengin ülkeden başka ülkelere göç etmek istediklerini bildirmişler.(3)
1. Marilyn Booth, Arab adolescents facing the future. The World’s Youth kitabında. Bradford Brown (Editor). Cambridge University Press. 2002. Sayfalar 207- 247.
2. Le Monde Gazetesi, Aralık. 28, 2003.
3. Peyman Pejman, Saudi Arabia: Women say religious traditions block their rights. Inter Press Service, Mart 30, 2004.
evrensel-insan
09-05-2009, 17:33
Saygideger mhmd;
Ben ruh teriminden ziyade, dusunceyi tercih ederim. Sorun da zaten orda; dusunce soyuttur, ele gelmez ve cezalandirilamaz. Sadece degistirilir. Bu da egitim-ogretim-ogrenim ile olur. Neye gore? bireyin, bireysel olarak; evrensel genislikte, insansal dusunce ve davranis sunmasina gore. Insandisi ve insanlikdisi degerlerden dusunce ve davranista arinmasina gore. Sonucta, dusunce ne isterse; vucut onu davranir. Sonucta kavrami, dusunce yaratir; vucut davranir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Gölgede olmayanlara bir örnek;
"Yıllardır aslanları gözlemliyorum. İlk kez böyle bir kavgayı görüntüleyebildim. Çünkü dişiyle erkek aslanlar ya yavrular için, ya av için kavgaya tutuşurlar. Dişiler yavrularını korumak için her şeyi yapar. Av için ise genellikle, kendi yakaladıkları avları bile erkek aslana bırakıp uzaklaşırlar. Yiyecek için erkek aslanla böyle bir kavgaya girişmezler. Ancak bu kez durum şaşırtıcıydı. Erkek aslan, bir başka dişi aslanın sesini duydu ve o tarafa yöneldi. Yavrularının annesi olan dişi aslan yoluna çıktı ve saldırgan bir biçimde kükremeye başladı. Erkek aslan, birkaç hamle daha yaptı ama dişinin öfkesi karşısında pes etti. Geri çekildi. Bir ağacın gölgesine sığınıp öylece oturdu. İnanılmaz bir andı. İlk kez böyle bir aile kavgasına şahit oldum."
Kaynak ve resim için, http://www.haber7.com/haber/20090511/Erkek-aslan-da-olsa-kadin-kukreyince.php
Mesele gölge değil gölgeye çekilme rehavetinde olmasın?
Hala, düşünsel bir ceza için beklemedeyiz.
diagoras
11-05-2009, 23:35
Değerli evrensel-insan,
İdam hakkındaki düşüncelerimizi daha önce yazmıştık.
Lakin düşünmeden de yapamıyoruz.
Bir insanın başını bedeninden ayıracak kadar bir vahşeti, bilerek, isteyerek ve planlayarak yapan bir varlığın cezası ne olmalıdır?
Ya da elinde Kaleşnikof ile altısı çocuk on altısı kadın ki üçü de hamile imiş, kırkdört kişiyi öldüren varlığın cezası ne olmalı?
Şimdi hemen; cezalar öğretici olmalıdır diyecekler için de iki kelam edelim.
Hangi öğretici ceza gencecik bir kızın başını vücudundan ayırmamayı öğretecek?
Ya da hangi öğretici ceza 44 kişilik katliamın yapılmaması gerektiğini öğretecek bu varlıklara?
Biz bilmiyoruz.
Bilenleri bekliyoruz.
Degerli mhmd,
idam cezasi hukui acidan belirttiginiz tarzdaki suclarda toplum vijdanina hitap eden bir cezadir ve toplumun egitim, bilgi ve birikim seviyesine gore toplum vijdaninda yer bulur. Daha cok az gelismis toplumlarda belirttiginiz vahsi suc orneklerinde etkili bir cezalandirma yontemidir. ama dikkatinizi cekerse bu tur insanlik disi bir cezalandirma yontemi daha cok insan dogasina aykiri tarzda bir dusunuse hitap eder ve rahatlatir bir nevide egitir.
Tabiki genc bir kiza tecavuz edip kafasini koparan bir kisiyi egitmekten bahsetmek , topluma kazandirmaktan bahsetmek cok aptalca olur, bu tur bir eylemde soz edilebilecek tek sey en etkili cezalandirma yontemidir ki gelismis toplumlarda bu omur boyu toplumdan izole etmek ve omrun sonuna kadar bir hucreye tikilmaktir ki her acidan bu sucu isleyen acisindan idamdan kat be kat buyuk bir cezadir ve uzun vadede incelendiginde toplumun vijdanina yansimasi biraz daha uzun bir sureye yayilmasina ragmen idama gore daha etkili ve kalicidir.
Italyada yasanan bir olay yukarda belirttigim idamin aslinda buyuk bir ceza olmadigi yalnizca toplumun hizli sekilde unutacagi bir cezalandirma yontemidir. italyada omur boyu hapse mahkum olmus suclular idam talep ettiler, buradan nekadar buyuk bir ceza almis olduklarini goreblirsiniz. haberin linki asagida
http://www.milliyet.com.tr/2007/06/01/dunya/dun04.html
idam ilkel bir cezalandirma yontemidir ve insanlik disidir ve aslinda dusunulenin aksine etkili bir cezalandirma yontemi degildir. idam cezasin toplumda katiller dahil herkesin olumu , cinayeti icsellestirmesine ve kaniksamasina katkida bulunmaktan baksa bir ise yaramaz
Evrensel-Insanin belirtiiyi sekilde kim olursa olsun hickimse hicbir gerekceyle baska birini oldurmemeli, hele hukuk sistemi ve devlet bunu asla yapmamali.
Değerli evrensel-insan,
Sonucta, dusunce ne isterse; vucut onu davranir. Sonucta kavrami, dusunce yaratir; vucut davranir.
Demişsiniz.
İtirazımız yok.
Sizden, suçluların (ki; daha somutlaştıralım; henüz genç yaşında kafasını bedeninden ayıran varlık için, 44 kişiyi bilerek ve isteyerek katleden varlıklar için...) cezalarını ya da sizin görüşünüz ile düşünsel cezalarını rica ediyoruz.
Siz verin ki, biz de devam edelim.
Sn. diagoras,
Yazdıklarımızı okuyanlar bizi; elinde kılıç başında çulha ile idamlık arayan, salyalı, kambur cellatlara benzetecek :cool:
Değil.
Yazdıklarınız doğrudur lakin eksiktir.
İdam cezasının bir tarafı toplumsal tatmin aracı olmakla birlikte diğer tarafı da toplum düzeni için arındırmaktır. Her ikisini birlikte güder.
Kanser olan hücrenin lokalize edilip vücutla birlikte yaşamasını hiçbir doktor göze alamaz. Tüm vücudun sıhhati için o oluşumun vücuttan uzaklaştırılması esastır.
Siz diyorsunuz ki; bunu ömür boyu hapis ile sağlayalım.
Ve örnek de veriyorsunuz. İtalya.
Biz de diyoruz ki; Eyvallah.
17 Yaşındaki kızının başını vücudundan ayıran varlığı bir ömür boyu kodeste olduğunu bilen anne için eyvallah.
Ancak ülkemiz adalet sisteminde hiç de dediğiniz şekliyle olmamaktadır.
Ömür boyu diye başlayan davalar, iyi hal, ilk kez işlenen suç, yasal indirimler, siyasi indirimler, hukuksal boşluklar v.s. ile kuşa dönüp 8 ila 10 yılda kendini dışarda bulur.
Kızın annesi ile on yıl sonra sokakta karşılaşan varlığı düşünebiliyor musunuz?
diagoras
12-05-2009, 16:30
Değerli evrensel-insan,
17 Yaşındaki kızının başını vücudundan ayıran varlığı bir ömür boyu kodeste olduğunu bilen anne için eyvallah.
Ancak ülkemiz adalet sisteminde hiç de dediğiniz şekliyle olmamaktadır.
Ömür boyu diye başlayan davalar, iyi hal, ilk kez işlenen suç, yasal indirimler, siyasi indirimler, hukuksal boşluklar v.s. ile kuşa dönüp 8 ila 10 yılda kendini dışarda bulur.
Kızın annesi ile on yıl sonra sokakta karşılaşan varlığı düşünebiliyor musunuz?
Degerli mhmd,
bu tespitinizde hak veriyorum, zaten ben gelismis toplumlar ve gelismekte olan toplumlar ayirimi yapmistim. bizdeki dusunce ve siyasi suclular haric hicbir hukuksal temeli olmayan aflar zaten turkiye cumhuriyeti tarihinde ucube uygulamalar olarak yerini aldi. umarim bundan sonra yasanmaz ki yasanacagini zannetmiyorum. Ben turkiyenin idam cezasini kaldirmis olmasini olumlu bir gelisme olarak goruyorum, ve belirttiginiz tarzda bir af uygulamasi olmamasi durumunda hapiste omrunu geciren vahsice suclar islemis kisiler yacas yavas ama cok daha etkili sekilde caydirici etki yaratacaktir diye dusunuyorum. zaten omur boyu hucreye konulmus biri belirttigini kanser orneklemesine uymamaktadir localize edilmemistir taamen ayrilmistir.
evrensel-insan
12-05-2009, 18:38
Saygideger mhmd;
Dusunceye verilecek en buyuk ceza; insandisilik ve insanlikdisilik dusuncelerin uretimini durdurarak; bu cesit dusuncelere yer vermeyerek, bu cesit dusuncelerden arinarak ve onlari; kavram, ifade, yansi, algi, davranis olarak yasam ve iliskiye surmeyerek yasatmayacak bilince erismektir.
Bir dusunce ancak yasamazsa yoktur. En buyuk ceza; herkesin kendinde olan bu dusunceyi oldurmesi, yasam ve iliskilerine tasimamasidir. Bu da, bilgi, bilinc, gozlem, egitim, ogretim ve ogrenim ile olur.
Cunku, sahislar sadece DUSUNCE TASIYICILARDIR. Sahisin olumu veya cezasi; onu o olum veya cezaya iten dusunceye verilen ceza degildir. DUSUNCENIN CEZASINI TERS DUSUNCE VERIR.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Değerli evrensel-insan,
Siz; eksi sonsuzda yapılanlar ile artı sonsuzda yapılması gerekenlerden bahsediyorsunuz.
Biz; sıfırın, şu anın, şu an yaşananın sonucunu ve karşılığını soruyoruz.
Yapılanların eksikliği ya da yapılacakların planı değil.
İdam cezasını öncellemiyoruz, tavsiye etmiyoruz, olmazsa olmaz demiyoruz.
Vuku bulan suçun (daha önce yazmıştık) karşılığı sizce ne olmalıdır?
Diye soruyoruz.
Birisi geldi sizin 17 yaşındaki cıvıl cıvıl hayata yeni başlayacak olan kızınızı, planlı bir şekilde canavarca katletti. Yetmedi başını bedeninden ayırdı. (Son yapılan açıklamalar ile başı bedeninden ayrılmaya başlarken henüz ölmediğini de ispatlamakta.) Yetmedi çöp konteynerine attı. Tüm bunları yaparken de ekonomik gücü sayesinde korundu, kollandı, saklandı, kaçtı, kurtuldu.
Bu kişiye verilecek ceza sizce ne olmalıdır?
evrensel-insan
13-05-2009, 11:23
Saygideger mhmd;
Cinayet ve oldurulmek, oldurulmektir. Bunu, bu sekilde dramatize etmek; bence, duyguyu ve duygusal dusunceyi biraz daha one cikarmaktir.
Eger, boyle birsey olsa; herseyden once, bunun mutlaka bir nedeni, sartlari ve bu sekilde tezahur etmesinin de bir sebebi vardir. Gunumuz dunyasinda, sistem ve duzen zaten o sahis icin, gerekeni yapacaktir.
Benim de; tek yapacagim sey; o sahisla birebir bir gorusme talep etmek. Bu yaptiklarinin nedenini ogrenmek icin. Sectigi kisinin rasgele mi?, yoksa bilerek mi? oldugunu ogrenmek icin. Kisaca, bu yaptiginin nedenini; en ince detayina kadar ogrenebilmek ve kendi algimda; bu yapilanlara bir cevap bulmak icin.
Saygilarimla;
evrensel-insan
elturhani
13-05-2009, 11:27
Siz şimdi şeriatın gölgesindeki kadını boş verin siz marksizmin ataizmin pençesindeki kadından bahsedin. Kadın ne halde ona bakın. İrandan da bahsetmeyin leninin marksın ülkesi ruslardan bahsedin nataşalardan bahsedin. Ekmek parası için Türkiyeye gelip fuhuş yapan kadınlardan bahsedin herhalde onları bu hale sokan şeriat değildir değil mi kadın iranda da arabistanda da hür ve mutlu. Ama rusyada çinde mutlu değil. Porno sektörünün hammadesi kim sizce şeriat mı? Kadın fiziken ve ruhen erkekten farklıdır bu farklılık elbette bir takım hususları da farklı kılar. Her hukukta kadın ile erkek arasında farklılık gerektiren düzenlemeler vardır. Kafalar küfrün karanlığından kurtarılmadıkça bu hakikatlerde gözükmez. Marksın torunları hele hele hiç görmez biz ise körlere göstermeye çalışıyoruz hata onlarda değil bizde !!!!!
evrensel-insan
13-05-2009, 11:42
Saygideger elturhani;
Dunyanin neresinde olursa olsun, hangi sistem ve duzenle idare edilen ulkesinde olursa olsun; Dusuncenin evrensel koken ve temelinin sorunundan kaynaklanan; kadina bir bakis acisi vardir. Bu kadina bakis acisi; sadece dini acidan degil; feodal, emperyalist, kapitalist acidan da boyledir.
Dolayisiyle, Rusya veya dunyanin herhangibir cografyasindaki, kadinlarin icene sokulduklari durum ve sartlar; bu evrensel dusunce kokeninin ve onun cikarci, erkeksel, guce ve otoriteye tapan dusunce ve davranisindan kaynaklanir. Rus erkekleride veya kadin ticareti yapan butun erkeklerde, bu dunyanin; erkek egemen toplumunun erkekleridir.
Bu nedenle, kadinlar sadece; gucsuzluklerinden ve caresizliklerinden dolayi kullanilmaktadir. Istisnalar haric, ben; hic bir "natasha" 'nin bu isi isteyerek yaptigi kanaatinde degilim. Bir yerde, tuzaga dusurulup, mecbur birakiliyorlar.
Oyuzden, konu; ulkeler veya sistemleri, yonetim sekilleri degil; evrensel dusunce kokeninin ve temelinin, erkeksel karakterinin ve bu karakterin, kadina bakisinin sorunu ve sonucudur. Bunun cozumude; sistem veya duzen sorunu degil; dusuncenin yenilenmesi ve insanoglunun insanlasma bilincini alabilmesi sorunudur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
elturhani
13-05-2009, 12:00
Saygideger elturhani;
Dunyanin neresinde olursa olsun, hangi sistem ve duzenle idare edilen ulkesinde olursa olsun; Dusuncenin evrensel koken ve temelinin sorunundan kaynaklanan; kadina bir bakis acisi vardir. Bu kadina bakis acisi; sadece dini acidan degil; feodal, emperyalist, kapitalist acidan da boyledir.
Dolayisiyle, Rusya veya dunyanin herhangibir cografyasindaki, kadinlarin icene sokulduklari durum ve sartlar; bu evrensel dusunce kokeninin ve onun cikarci, erkeksel, guce ve otoriteye tapan dusunce ve davranisindan kaynaklanir. Rus erkekleride veya kadin ticareti yapan butun erkeklerde, bu dunyanin; erkek egemen toplumunun erkekleridir.
Bu nedenle, kadinlar sadece; gucsuzluklerinden ve caresizliklerinden dolayi kullanilmaktadir. Istisnalar haric, ben; hic bir "natasha" 'nin bu isi isteyerek yaptigi kanaatinde degilim. Bir yerde, tuzaga dusurulup, mecbur birakiliyorlar.
Oyuzden, konu; ulkeler veya sistemleri, yonetim sekilleri degil; evrensel dusunce kokeninin ve temelinin, erkeksel karakterinin ve bu karakterin, kadina bakisinin sorunu ve sonucudur. Bunun cozumude; sistem veya duzen sorunu degil; dusuncenin yenilenmesi ve insanoglunun insanlasma bilincini alabilmesi sorunudur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Bana göre benim savunduğum hususlar doğru sizinkiler yanlış size göre ise tam tersi. Bunu gayet normal karşılıyorum. Sizin benim gibi düşünmüyor olmanız sizin her konuda yanlış düşünüyor olduğunu göstermez. Bu kötü birisi olduğunuzu da göstermez. Ancak bir şeyi itiraf edeyim. Sizden etkilendiğim bir husus oldu o da uslubunuz. Bir müslümanda olması gereken yumuşak, tatlı uslup sizde var. Eğer araştırırsanız güzel görülen aşağı yukarı her şeyin islamda da var olduğunu görürsünüz. Bu yüzden sizi tebrik ediyorum.
evrensel-insan
13-05-2009, 12:20
Saygideger elturhani;
Siz bir musluman olabilirsiniz. Bu sizin seciminizdir. Ama, ben;"musluman, soyle olur, boyle olur" diye bir dusunce tasimam.
Herkes, ister musluman olsun, ister olmasin; kendi verileriyle veya kendine verilenlerle, insanligin belirli bir ozune sahiptir. Hal boyle olunca, konu kisisel bazda; ancak, kisinin kendi kendisini lanse etmesinde yatar.
Bu nedenlende; sizin kadinlar hakkindaki dusunce ve davranisinizi; sizin muslumanliginizi ben; bir birey olarak; kendi algimla, bir yerlere tasiyip; sizin adiniza karar verecegime; sizin kendinizi, sirf kadin konusunda degil; her konuda dusuncenizi yansittiginiz paraleldeki davranisinizdan ogrenmeyi yeglerim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Değerli evrensel-insan,
Sorumuz yerli yerinde durmaktadır.
Sizin, olay karşısındaki davranış ve düşünce tarzınızdan öte "Gunumuz dunyasinda, sistem ve duzen zaten o sahis icin, gerekeni yapacaktir." cümleniz ile yönlendirdiğiniz sizsel eylemdir merakımız.
Sn. elturhani,
Olayların ışığında sistemleri yargılamak ne kadar mantıklıdır?
Yargıladığınız sistemlerdeki yanlış uygulama ya da olaylar sistemi ne kadar temsil eder?
Cevaplarınız olumlu ise;
Şu an içinde olduğunuz sistemlerdeki olaylarla yargılanacaksınız.
Bizden söylemesi.
Not; Yazımız, Sn. elturhaninin ilk yazısı için yazılmıştır.
selanikli
13-05-2009, 12:29
Bana göre benim savunduğum hususlar doğru sizinkiler yanlış size göre ise tam tersi. Bunu gayet normal karşılıyorum. Sizin benim gibi düşünmüyor olmanız sizin her konuda yanlış düşünüyor olduğunu göstermez. Bu kötü birisi olduğunuzu da göstermez. Ancak bir şeyi itiraf edeyim. Sizden etkilendiğim bir husus oldu o da uslubunuz. Bir müslümanda olması gereken yumuşak, tatlı uslup sizde var. Eğer araştırırsanız güzel görülen aşağı yukarı her şeyin islamda da var olduğunu görürsünüz. Bu yüzden sizi tebrik ediyorum.
http://www.turandursun.com/forumlar/images/icons/icon1.gifSizin bilimselliğinize vurayım ben !!! Dünyanın... (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=174576#post174576)
Sizin bilimselliğinize vurayım ben !!!
http://www.turandursun.com/forumlar/images/icons/icon1.gifPeygamber değil 33, 333 tane eşte almış olsa... (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=132976#post132976)
Peygamber değil 33, 333 tane eşte almış olsa başımız gözümüz üstünde. Ona inanan biziz size ne ya !
Elturhani dostum;
sizin kaç kişiliğiniz var acaba? Birinde karar kılsanız da biz de size öyle cevap yazsak?
Lütfen karar verir misiniz?
evrensel-insan
13-05-2009, 12:34
Saygideger mhmd;
Ben cevabimi, yukaridaki mesajimda vermistim. Cevap soyleydi:
Benim de; tek yapacagim sey; o sahisla birebir bir gorusme talep etmek. Bu yaptiklarinin nedenini ogrenmek icin. Sectigi kisinin rasgele mi?, yoksa bilerek mi? oldugunu ogrenmek icin. Kisaca, bu yaptiginin nedenini; en ince detayina kadar ogrenebilmek ve kendi algimda; bu yapilanlara bir cevap bulmak icin.-e.i
Bu cevap, yeterli degil mi? Yoksa, size gore; mantiktan ayrilip, duygusal bir dusunce uretimiyle, "kin, nefret, intikam v.s. " temelli, insdanlikdisi yi mi davranisa gecirmem gerekiyor?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Değerli evrensel-insan,
Anladığınızı düşündüğümüz için bu konuda bu ısrarımız sizedir.
Başka biri için iki kelimeyi bile düşünürüz.
Kaçak elektrik kullan bir aboneye karşı uygulanması gereken uygulamadır sorumuz.
Yoksa o elektriği niçin kullanmış, nasıl kullanmış, kullanmaması için yapılacak olan düzenlemelerimiz neymiş, kar/fayda analizi kurmak değil.
Sizin başlıklarınızda ya da bu başlıktaki cevaplarınızda somut bir adımınız yoktur.
Soyut kavramsal açıklamalar ile düşüncelerinizi yazmışsınız.
Yani verdiğiniz cevaplar yeterli değildir.
Ancak.
Biz bunu yazarken de, sizin buyurduğunuz şekliyle;
"Bu cevap, yeterli degil mi? Yoksa, size gore; mantiktan ayrilip, duygusal bir dusunce uretimiyle, "kin, nefret, intikam v.s. " temelli, insdanlikdisi yi mi davranisa gecirmem gerekiyor?"
Şeklinde hiç düşünmedik.
Yoksa tüm adalet sistemini, hukuku, toplumsal kural ve kaideleri; kin, nefret, intikam v.s.
olarak görürdük.
Size bir ip ucu verelim.
Zamanın birinde bir film seyretmiştik.
Gelecek zamanı konu alan bir film.
Suçlular için, alınlarına, herhangi bir şeyle kapanmayacak şekilde bir damga vuruluyordu.
Ve toplumun içine geri bırakılıyordu.
Bu damgayı gören toplumun diğer üyeleri, suçlu olan insan, hiç yokmuş gibi davranıyordu.
Ne görüyor, ne duyuyor ne de sorularına cevap veriliyordu.
Bu yokluk hissi belirli bir zaman sonra dayanılmaz bir cezaya dönüşüyordu.
Sıra sizde...
evrensel-insan
13-05-2009, 15:38
Saygideger mhmd;
Bende size soyle bir ornek vereyim. Ortaya bir sandalye koyuyorsunuz ve bu sandalyeye oturmanin; suc teskil edecegini soyluyorsunuz ve oturanlari da; cezalandiriyorsunuz.
Ben simdi size soruyorum. Madem sandalyeye oturulmasi suc; o zaman, o sandalye neden orda duruyor, kaldirilsa ya!
Bu neye benziyor, biliyormusun? Ayni Allah'in insanlari sinava sokmasina. Burada da, sandalye bir sinav oluyor.
Simdi senin ornegine gelirsek; diyelim sandalye hirsizlik olsun. Sen, ki bu sen sistem;hem hirsizi cezalandiriyorsun, hemde bu sisteminde hirsiz yaratmaya devam ediyorsun. Bu ne lahana tursusu, bu ne pehriz. Sen sucluyu cezalandirmadan once; sistemini oyle kurki; ortada isleyecek suc, onun dusunce ve davranisi, yani sandalye olmasin.
Ama ille de ceza diyorsan; ben tum dunyada; suclulara bir cografya ayirir, onlari o cografya da toplar ve orada yasatarak kontrol altinda tutar ve egitirdim. Bu cografyayi bir hapishane gibi dusunme. Sartlar, hapisane sartlari degil. Suc yapmalarini onler, suc yapmayacaklarina da; kanaat getirince, tekrar; yasadigi yere gonderirdim. Bu da senin film gibi bir ornek oldu.
Bilmem, yeterli mi? Eger degilse, devam ederim.;)
Saygilarimla;
evrensel-insan
Tamaaaaam.
"Ama ille de ceza diyorsan; ben tum dunyada; suclulara bir cografya ayirir, onlari o cografya da toplar ve orada yasatarak kontrol altinda tutar ve egitirdim. Bu cografyayi bir hapishane gibi dusunme. Sartlar, hapisane sartlari degil. Suc yapmalarini onler, suc yapmayacaklarina da; kanaat getirince, tekrar; yasadigi yere gonderirdim. Bu da senin film gibi bir ornek oldu."
Kabul edilmiştir. :)
Kadın mı? Eşya mı?
http://www.instablogsimages.com/images/2007/12/24/veiled-muslim-women_7333.jpg
http://img.dailymail.co.uk/i/pix/2007/11_02/muslimDM1511_468x310.jpg
Hangisi daha ÖZGÜR ?
http://www.sevcil.com/wp-content/uploads/kanarya_bakimi.jpg
http://images.gittigidiyor.com/440/4402896_0.jpg
eylemsel
13-05-2009, 20:36
Siz şimdi şeriatın gölgesindeki kadını boş verin siz marksizmin ataizmin pençesindeki kadından bahsedin. Kadın ne halde ona bakın. İrandan da bahsetmeyin leninin marksın ülkesi ruslardan bahsedin nataşalardan bahsedin. Ekmek parası için Türkiyeye gelip fuhuş yapan kadınlardan bahsedin herhalde onları bu hale sokan şeriat değildir değil mi kadın iranda da arabistanda da hür ve mutlu. Ama rusyada çinde mutlu değil. Porno sektörünün hammadesi kim sizce şeriat mı? Kadın fiziken ve ruhen erkekten farklıdır bu farklılık elbette bir takım hususları da farklı kılar. Her hukukta kadın ile erkek arasında farklılık gerektiren düzenlemeler vardır. Kafalar küfrün karanlığından kurtarılmadıkça bu hakikatlerde gözükmez. Marksın torunları hele hele hiç görmez biz ise körlere göstermeye çalışıyoruz hata onlarda değil bizde !!!!! sayın elturhani,rusyayı örnek vermişsiniz,ordan gelen nataşaları.Rusyada sosyalist sistem varlıgını devam ettirirken nataşalar türkiyeye gelmemiştir. Kapitalist sistemin ortaya koydugu ahlak anlayşını göz ardı ediyorsunuz. 'kullan at'mantıgı vardır. Şeriatla yönetilen ülkelerde fuhuşun olmadıgını söylemişsiniz. iranda yapılan muta nikahını unuttunuz sanırım. Arasında bir fark yok. Sizin tanrınız tarafından onaylanınca fuhuş normalleşiyor yani. Kadın ve erkeğin farklı niteliklere sahip olması,erkegi kadından üstün kılmaz. Bu ülkenin %99 nun müslüman oldugu söyleniyor. acaba bu müslümanlar neler yapıyorda nataşalar türkiyeye geliyor?
İran'ın gündemindeki kadın..
http://www.yazete.com/Iranin-gundemindeki-kadin_14750.html
huzurcan
24-07-2009, 14:37
İSLAMDA BOŞ EDİLEN KADININ ÇOCUKLA İLİŞKİSİ NEYDİ ŞİMDİ NE ?
İslam kaynaklarına göre erkek kadını boş ol demekle boşar. Erkek ona mehrini verir. Ve kadının o an gideceği yeri yoksa bir süre daha evde kalabilir.
Peki müşterek çocuklar kiminle kalır. Yani kadın evden ayrılırken çocukları alabilir mi ?
ALAMAZ, ÇOCUK BABADA KALIR. KADIN MEHRİNİ ALIR VE GİDER.
Ama malesef İslamcılarımız mehir ve haremlik-selamlık gibi uygulamaları yaparken bu eski kuralı uygulama/uygulatma şansı bulamıyorlar.
Kadınlar artık yemiyor.
Kadınlar şer'i geleneğin içinde olsalar da Modern Laik hukuk prensiplerinden taviz vermiyorlar ve çocuklarına sahip çıkıyorlar.
Modern hukukun bu tip boşlukları doldurduğu ve kadına çok geniş imkanlar ve GÜÇ VERDİĞİ BİR GERÇEK .
islam 1400 yildir kadini besinci sinif tutuyor,oysa her insanin ilk ögretmeni annesidir,cocugu hayata hazirlayan annesidir,(bu gercekden cok önemli bir konu),,oysa islam 1400 yil önce anne eyitimine önem verseydi ,bugün dünya güllük gülistanlik olurdu.
evrensel-insan
29-12-2009, 02:47
Saygideger papillion;
Islamin, disinin annesiyle bir sorunu oldugunu dusunmuyorum. Islam'in sorunu, disinin kadini ile olan sorun. Yani disinin, erkek karsitligi yonu.
Ustelik islam bunu "yanlis" degil; bunun bilincinde olarak yapiyor. Bu bilinclilige musluman kitleler degil de; dinci kesim dahil.
Saygilarimla;
evrensel-insan
sayin evrensel islam bunu bilincli yapiyorsa?demekki bilincsiz yapiyor,,,cünkü her insani hayata hazirlayan annedir,,toplumda bunun önemi cok büyükdür,,,bana anneni anlat (veya söyle) sana kim oldugunu söyliyeyim.....
evrensel-insan
29-12-2009, 03:10
Saygideger papillion;
Bu konu ile ilgili, genel olarak uc farkli yazi yazmistim. Birincisi "Erkegin, disi cikmazi" idi. Digeri de "Disinin rolu" idi.
Soyle bir soru soralim. Madem cocuklari anneler buyutuyor ve yetistiriyorsa, nasil oluyorda; erkek kadini "ezebiliyor?" Buradaki, disinin annelik ve kadinlik celiskisi nerden geliyor?
Ya disinin anneliginin tamamen bir baski altinda oldugunu dusunecegiz, ya da annenin, kadinligina ve kendine bir "dusman" erkek evlat yetistirmesini, bilgisizlik, egitimsizlik, dusuncesizlik, ya da kader, teslimiyet, alisilagelmislik, ya da caresizlik, ne yapacagini bilmezlik v.s. ye bagliyacagiz. Sence bu ucunden hangisi ve neden?, Islam toplumu olarak bakalim.
Bir anne, kendi bindigi dali, kadinlik ve evlat yetistirimi adina, kestiginin farkinda mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger papillion;
Bu konu ile ilgili, genel olarak uc farkli yazi yazmistim. Birincisi "Erkegin, disi cikmazi" idi. Digeri de "Disinin rolu" idi.
Soyle bir soru soralim. Madem cocuklari anneler buyutuyor ve yetistiriyorsa, nasil oluyorda; erkek kadini "ezebiliyor?" Buradaki, disinin annelik ve kadinlik celiskisi nerden geliyor?
Ya disinin anneliginin tamamen bir baski altinda oldugunu dusunecegiz, ya da annenin, kadinligina ve kendine bir "dusman" erkek evlat yetistirmesini, bilgisizlik, egitimsizlik, dusuncesizlik, ya da kader, teslimiyet, alisilagelmislik, ya da caresizlik, ne yapacagini bilmezlik v.s. ye bagliyacagiz. Sence bu ucunden hangisi ve neden?, Islam toplumu olarak bakalim.
Bir anne, kendi bindigi dali, kadinlik ve evlat yetistirimi adina, kestiginin farkinda mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
sayin evrensel abim,,,hani ilk geldiyin zamanlar bizleri mesaj bonbardimanina tutmusdun ya hani bir arkadasimizda,,yahu evrensel abi iyiki turan dursun siteside varmis yoksa senin halin nice olurdu demisdi ya,,taa o zamanlardan beri afalladigimdan senin hicbir yazini okumadim,onun icin yazdiklarin üzerine fikir yürütemem ama yazmissan yazmissindir,,,ama gene söylüyorum her insani hayata hazirlayan mutlaka bir kadindir,eger islam bir tanridan gelmis olsaydi bu tanrinin ilk emri mutlaka kadin egitimi üzerine olurdu....
evrensel-insan
29-12-2009, 03:57
Saygideger papillion;
söylüyorum her insani hayata hazirlayan mutlaka bir kadindir-papillion-
Peki neden o zaman kadin, kendisini ileride "ezsin" diye bir zihniyetle erkek yetistiriyor ve "ezilsin" diye bir zihniyette kadin yetistiriyor?
Bu arada, tanri erkeksel bir karaktere sahip olmak zorunda oldugundan, kadin ancak bu durumda olurdu. Dogal dusunce de aksi dusunulemez. Cunku insanOGLU, insanKIZI var mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan