PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yonaguni - Size Öğretilenlerin Hepsi Yalandı.


Akhenaton
30-04-2009, 21:44
http://img407.imageshack.us/img407/6994/100c.jpg (http://img407.imageshack.us/my.php?image=100c.jpg)

Yonaguni , Çin denizi ve pasifik okyanusu arasında Ryukyu adaları zinciri sonunda Tayvanın doğusunda bulunur.


http://img162.imageshack.us/img162/7471/101p.jpg (http://img162.imageshack.us/my.php?image=101p.jpg)

Koordinatlar : 24° 26′ 58″ N, 122° 56′ 1″ E

1985 yılında Kihachiro Arateke adlı dalış operatörü ada kıyısına yakın bir lokasyonda dalış yaptığı sırada su altında sıra dışı kalıntılar ile karşılaştı. Yeri tespit edilen sıra dışı kalıntılarla ilgli olarak önce Okinawa Su Altı Arkeoloji ve Jeoloji uzmanı Prof.Masaaki Kimura tarafından incelemeye alındı.

Yonaguni-Jima’da bulunan bu sıradışı yapı , muntazam kesilmiş kaya blokları üst üste yükselerek su yüzüne 5 m kalana dek uzanan piramit şekilli yapıdır.

http://www.resimkoy.net/images/n48c0rgqpn.jpg (http://www.resimkoy.net/resim.php?resimid=n48c0rgqpn.jpg)

Prof.M.Kimura su altında bulunan sıra dışı piramit konusunu uluslararası kamuoyuna taşıdı ve konuyla ilgili olarak inceleme komisyonu kuruldu. Komisyona katılan Dr. Robert Schoch bir kaç dalıştan sonra Dünya Tarihinin yeniden yazılması gerektiğini bilim kamuoyuna sundu.

http://www.resimkoy.net/images/9jbjznwow6.jpg (http://www.resimkoy.net/resim.php?resimid=9jbjznwow6.jpg)

http://www.resimkoy.net/images/0sopae3x73.jpg (http://www.resimkoy.net/resim.php?resimid=0sopae3x73.jpg)

Araştırma komisyonunun bölgede yaptığı araştırmalarda piramitin tek olmadığı benzer yapıların olduğu ortaya çıktı.İlk bulunan yapı 200×140 temelde 26 m tek tarafının yüksekliği 100 m iken , 1990 yılında bulunan diğer piramitin tek taraf yüksekliği 183 m uzanmaktaydı.


Prof. Kimura ve Dr.Robert Schoch bu piramitlerin en az 10.000 binyıl olduğunu ve insanlık tarihinin tekrar gözden geçirilmesi gerkliliğini bilim dünyasına anlatmaya çalışırken, araştırma ekibine dahil olan Amerikalı Bilim adamları kalıntıların bir yapı olmadığını doğal oluşum olduğunu bilim dünyasına sahip oldukları kamuoyu araçlarıyla geçince konu bilim dünyasından düştü.

Bilim adamları arasında kamuoyuna yansımadan doğal - yapı tartışmaları devam ederken Prof. Kimura ve ekibi su altında yaklaşık 7 m büyüklüğünde insan başı heykeli ile su altındaki yapıların üzerine kazınmış hiyeroglifler ,

araç ve gereç buldu.

Akhenaton
30-04-2009, 21:46
http://www.resimkoy.net/images/vp38nn28j1.jpg (http://www.resimkoy.net/resim.php?resimid=vp38nn28j1.jpg)

2001 tarihinde Japon bilim adamları , Amerikan ve Batılı bilim adamlarının her türlü engellemelerine karşın kalıntılarüzerindeki hiyeroglifleri kamuoyuna açıkladılar.Bu bilinmeyen kültürün son buzul çağında batan uygarlıklardan biri olduğu yapılan testlerle kamuoyuna sunuldu.

Sosyal İnsanın oluşumunu 6.000 yılla açıklayan Batı bilim dünyası insanlık tarihini alt-üst edecek sıradışı bulguların hepsini ya görmezden gelir yada yok sayar.Aklın yolunun bir olduğunu söyleyen batı için belkide aklın yolunun bir olmadığını düşünmek en doğrusudur.

http://www.resimkoy.net/images/uh7znuw0ix.jpg (http://www.resimkoy.net/resim.php?resimid=uh7znuw0ix.jpg)

pante
30-04-2009, 22:29
Bu vatandaşa kesinlikle katılmıyorum. Kaynaksız iddialarla kafa karıştırmayı amaçlıyor.Yanlı ve yanlış haberler. :) :)
Doğruysa Hiyeroglif yazıların kaynağını vermeli. ;)

boğaziçi
30-04-2009, 22:47
http://search.japantimes.co.jp/member/member.html?nn20000719b4.htm 2000 yilina ait bir haber..ve bazi yabanci haber kaynaklarina gore(yukarda yazdigin gibi) amerikali bilim adamlari bunlarin dogal yapilar oldugunu,insan yapisi olmadigini(not manmade) iddaa ediyorlar...kanit diyorlar daha ne olsun..tas gibi yapilar:rolleyes:

K.C.
30-04-2009, 22:55
Amerikalı Bilim Adamları daha iyi bilir tabii de (?) ben hiç doğal yapıya benzetemedim onları.

Ne şekilde oluşmuş olurlarsa olsunlar, su altı resimleri gerçekten çok güzel..

Serdar
30-04-2009, 22:56
Akhenaton geri döndü.

Akhenaton
30-04-2009, 23:02
Amerikalı Bilim Adamları daha iyi bilir tabii de (?) ben hiç doğal yapıya benzetemedim onları.



http://www.morien-institute.org/interview1_MK.html

Serdar
30-04-2009, 23:02
İnsanlık ve bilim tarihini sadece kendi tekelleri altında tutarak insanlara empoze edildiği çağımızda, gerçekten hiç şaşmadım. Doğru olabilir haber. Piramitlere dünyanın her yerinde rastlanabiliyor. VE rastlandıkları vakit de etraflarında büyüklü küçüklü birçok benzerleri bulunabiliyor. Belki yakında Antartika'da yahut Grönland'da da ortaya çıkabilirler. Fakat bu insanların uzaydan geldiklerini göstermez(kanımca):)

boğaziçi
30-04-2009, 23:14
http://www.bihou.com/iseki/etc/seki/k37.jpgOkinawan Rosetta stone(tas tablet)

pante
30-04-2009, 23:57
Akhenaton;

Sen neye dayandırıyorsun bunu?
Deniz suları daha mı alçaktı geçmişte?
Tufanın neticesi mi?
Ben çıkamadım içinden..

Serdar
01-05-2009, 02:37
Pante;

O ne biçim soru öyle? Burada konu o yapıların neden suyun altında kaldıkları değil. Fiziksel konumlarının neyin sonucu olabilecekleri değil. Çeşitli jeolojik olaylar sonucunda yer suyun altında kalmış olabilirler. Toros dağlarının zirvelerinde eskiden deniz varmış, şimdi yok. Yer kabuğu yükseledebilir, deniz geri çekiledebilir. Çekilse de fakat bu her yerde denizin geri çekildiği anlamına gelmez. Bir yerde yükselirken, bir yer de artabilir. Bir yerde yer kabuğu çökebilir şehir sular altında da kalabilir. Çok çeşitli şeyler olabilir. Sorun bu değil.

Burada sorun, Akhenatonun eskiden çok gelişmiş, gizemli uygarlıklar, topluluklar, yaşayışlar olduklarını göstererek, uzaylılarla bağlantı kurmaya çalışması. Direk uzaylılarla goriller(veya her ne ise) çiftleşmiş ve; akıllı, yüksek tinli insanlar türemiş der ve anlatmaya kalkarsa ciddiye alınmayacağını biliyor. Bunu dolaylı yollardan sizlere ilk önce temellerini kabul ettirmeye çalışıyor. Sizin o sonuca varmanızı sağlacak yolları çizerek, sizin önünüze getiriyor.

Çünkü Akhenatonun bir lafı var: Ne ateizm, ne dinizm. Ateistlere ve kitapçılara inanmıyor. Rest çekiyor.

Sen ne yapmaya çalıştığını sanıyorsun Akhenatonun allah aşkına?

OQONUC
01-05-2009, 10:40
Doğruysa Hiyeroglif yazıların kaynağını vermeli. ;)
...........

www.haluktarcan.com (http://www.haluktarcan.com)

Hem bak pante senin çok seveceğin birisi Haluk Tarcan Beyefendi. Ben kendisi ile telefonda tanıştım.

3 Cilt kitabını mutlaka alıp okumalısın. Hatta bir yerde Mısırlı bilim adamlarının okuyamadıkları metinleri Kazım Mirşan'a yollayıp çözümlettiklerinden söz ediyordu.

Kazım Mirşan'da Sağ, 100 yaşında falan sanırım. Bodrum'da yaşıyor; 329 Dolar bulursam bütün kitaplarını adamcağız ölmeden alacağım. Dinç ve açık bir zihne sahip hala, Allah uzun ömürler versin.

Neyse; Sorduğun sorunun cevabı o kitapta. Bence okumalısın.

Düşün ben bile okudum yani. Kitabı okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksın zaten.
Selamlar

Akhenaton
01-05-2009, 13:45
Akhenaton;

Sen neye dayandırıyorsun bunu?
Deniz suları daha mı alçaktı geçmişte?
Tufanın neticesi mi?
Ben çıkamadım içinden..

pante, bir şekilde bir çok medeniyet sular altında kalmış, dahası orta asya denilen bölge tamamen sularla kaplı ve suların çekilmesiyle bozkır oluyor. Bunlarla ilgili jeolojik haritalar detaylı olarak incelenir, ve buna sebep olan etmenlerin gerçek sebebi ortaya çıkarılır, fakat bunları yapmak için bilimin bağımsız olması Judaist ayağından kurtulması gerekir.

Şimdi soru şu !!!!

Peki bizim önümüze konulan insanın evriminde bu kalıntılar hangi aşamada. Eğer ki önümüzde bir evrim haritası varsa bu kalıntılar evrimin hiç bir noktasına koyulamaz.İşte tartışmamızın ana noktası.

Kim doğruyu söylüyor !!!!

Dincilermi , Evrimcilermi !!!

yoksa benmi.:):)

Serdar
01-05-2009, 14:26
Haluk Tarcan ve Kazım Mirşan hakkında ben de bazı şeyler okudum, çalışmalarına saygı duydum. Fakat bunu evrime ters bir yanı olmasa gerek. Uzaydan gelmek ne demek ya? Neyle gelecek uzaydan? Çok hücreli bir organizma, uzaydan dünyaya mı düşecek? Olsa olsa ufolarla belki:D O zaman da, Akhenaton açık söyle? Lafı uzatma, ufoların içinden inen uzaylı canlıların, insan öncesi canlılarla çiftleşerek, melezleşerek, Homo sapiensi oluşturduğunu söyle. Ufolar belki gerçek hayatta da var olabilir. Hakikaten dünyaya da gelmiş olabilir. Olmayada bilir. Fakat, biyoloji hakkında biraz bilgin varsa, birbirine uzak, ayrı diyarlarda yaşayarak evrimleşmiş canlıların birbiriyle melezlenemeyeceğini bilirsin. Fasülyeyle insan sperm hücresi, döllenemez. Ancak birbirlerini yerler. Belki bir ihtimal maymunla insanı melezleyebilirsin. Fakat onda da zigot ya birkaç kere bölünür, ya da hiç bölünmeden ölür gider. Yaşayamaz. Tarcan ve Mirşan'ın çalışmaları aksine evrimin kendisini gösteriyor. Ters bir yanı yok. İnsanlık tarihinin evrimini anlatıyor adamlar. Nasıl oluyorda, İskandinavya'daki bir yazıtla, orhun yazıtlarını aynı teknikle okuyabiliyor adam? Veya başka bir kıtadaki yazıtları? Anlamı da çıkıyor mu çıkıyor. Bu adamlar günümüz bilim savunucuları tarafından gözden düşürülmeye çalışılıyor mu, çalışılıyor. Çünkü şimdiki insanlığın bir kök kavimden yayılıp çoğaldığı sonucu çıkıyor ortaya. Tam tersine bir anda yaratılma düşüncesini elinin tersiyle itiyor. Karşına gövdesinden dallara ayrılmış bir ağaç portresi çıkıyor. Bu evrimdir, çeşitlenmedir. Günümüz klasik bilim tarihiyle kıyaslarsan Akhenaton, ortaya saçma sapan şeyler çıkabilir, gelir, "uzay" düşüncesinin senin beyninde tohumlarının atılmasına sebep olabilir.

Ayejj
01-05-2009, 14:27
Prof. Kimura ve Dr.Robert Schoch bu piramitlerin en az 10.000 binyıl olduğunu ve insanlık tarihinin tekrar gözden geçirilmesi gerkliliğini bilim dünyasına anlatmaya

Sn akhenaton 10.000 evrim tarihinde o kadar da eski bir zamanı ifade etmez.

Serdar
01-05-2009, 14:57
Akhenaton şunu da söyliyim: günümüzde evrimciyim diyen birçok insanın evrimle alakası yok. O insanları ayırt etmeyi öğren. Günümzü klasik bilimi, tek hücreli canlıları, işte milyonlarca yıl önce ortaya çıkmış hücremsi yapılara dayandırıyorlar. Herşeyi ağaç dalları misali ona bağlıyorlar. Tamam ağaç dalını andıran evrim çeşitlenmeleri var ama, tek hücreli canlılar, yaşadığın her salise, şu an bile, ortaya çıkmaya devam ediyorlar. Senin kanında, dokuların her an oluşmaya devam ediyorlar. Proteidlerden, örgütlenmemiş organik madde yığınlarından dirim kabarcıkları, kesecikleri şeklinde örgütlenerek, ve bu keseciklerin de birleşmesi sonucu ile bir tek hücrelinin ortaya çıkması birkaç gün, kimileri birkaç haftada olabiliyor. Bunlar daha sonra özerk bölünme yeteneğine kavuşuyorlar. Bunlar hatta kameralara çekilmiş, görüntünün hızlandırılması ile olay daha aydınlığa kavuşturulmuştur. Yok öyle milyonlarca yıl falan. Çok hücreli canlıların evrimi ancak o kadar sürebilir belki.
Ama tabi bunlara mesela, insan vücudunda ortaya çıkıp hastalık yaptıkları vakit, kontamisnayon damgasını yapıştırıyor klasik bilim.

Bir de şu zaman testlerini anlamıyorum. Karbon 14 testi mesela. Bozunma hızlarına bakarak o maddenin kaç yıllık olduğunu nasıl hesaplıyorlar? Yarılanma ömrü diye birşey var. Her seferinde yarısı bozunuyor. Kısa bir zaman aralığında yapılan testlere bakıyorlar. Daha sonra zaman aralığını genişletince bu grafiğin aynı biçimde ilerleyeceğini düşüyorlar. Grafik belki inişe, belki çıkışa geçiyor ne biliyorsun. Sonra tutuyorlar bu madde 5000 yıllık. Hadi canım, hiç gözünle gördün mü? 5000 yıl boyunca başında bekleyip denedin mi? O elindeki kürek 10000 yıl önce dağda taşa toprağa karışık halde bulunmuyor muydu?Herşeyi doğrusal denklem gibi düşünmekten çıkyor iş. Makine gibi diyelim biz buna. Makineci gizemci dünya görüşü herşeyi keskin sınırları olan şekillere, cisimlere dönüştürür. Herşeyin bir anda olduğunu varsayar, inanır. Onun gelmişini, geçmişini merak etmez. Dalgalı yapılarla ilgilenmez. Oysa doğa düpdüz, cetvel gibi değildir, dalgalıdır. eğrilip, büğrülür. Ondan sonra bu düşünüş şekli insanın evrene ve doğaya bakışına hakim olur ve der k:

Allah dünyayı 6 günde yarattı.
İnsan bir anda ortaya çıktı: ya allah yarattı, ya da uzaydan gelen canlılarla meleşti.
Herşeyi genlere bağlar. Canlıya bir molekül enjekte edince onun tamamen başka bir canlı gibi davranacağını hayal eder.
Falan da falan, örnekleri çoğaltmak mümkün.

Serdar
01-05-2009, 15:39
Sadece şunları üzerinde ayrıntılı bir şekilde düşünmmenizi istiyorum sadece:

"Herşeyin dışardan gelerek veya dışardaki görünmeyen gizemli bir şey sayesinde bir anda olduğu" düşüncesi ve "bu gizemli gücün herşeyden sorumlu olduğu" düşüncesi" hayatımıza ne kadar egemen değil mi ?

Bu açıdan bakıldığında günümüz klasik bilimi ile din ve gizemcilik düşüncelerinin birbirinden hiçbir farkı olmadığını görüyoruz aslında.

Mesela şu örneklere bakalım:

1 - Herşeyi yaratan allahtır. Dünyayı kısacık bir zaman diliminde yaratıvermiştir.Hücredeki her işlevin sorumlusu çekirdekteki DNA'dır.

2 - İnsanı[Adem ile Havva] [B]bir anda dünyaya allahın oturtuvermesi düşüncesi ile, insanın uzaydan gelen canlılarla melezleşerek bir anda akıllı, bilen insanın[homo sapiensin] ortaya çıkıvermesi, türemesi.

3 - Kansere veya AIDS'e dışardan bir anda gizemli bir virüsün girmesi ile hastalıpa sebep olması: Oysa kanser ve AIDS hastalılarına baktımızda yılları kapsayan bir süreç içerisnde kaygılı, içe kapanık ve düşük enerji düzeyinde yaşadıklarını günümüz bilimi göz ardı eder, saklar.

4 - Hücreye bir iki gen aktararak onun işlevinde bir anda değişiklik yaratılabileceği düşüncesi.

5 - Sovyetler birliğinin [B]bir anda şipşak çöküverdiği düşüncesi egemendir hala, dünyada birçok insanın kafasında. Gerçekten de öyle düşünürler. Halbuki bunun temelleri onyıllar öncesinde hazırlanmıştır.

6- Tarih kitaplarımız[okullarımızda üniversitelerimizde] herşeyin, bütün toplumsal, siyasal ve savaş olaylarını bir anda oldu bitti şeklinde anlatırlar. Mesela meşhur tarih kitaparımız 1. dünya savaşının nedenini Avusturya-macaristan veliahtının bir Sırp tarafından öldürülmesine bağlar. Bir anlık olay. Oysa gerçekte bu savaşın nedeni çok daha derindedir ve geçmiştedir.

7- Herkes sanırki ABD'nin Ortadoğu işgaline, Usame Bin Ladin ismindeki bir teröristin saldırısı neden olmuştur. Hayır. O sadece insanlara uydurulmuş bir bahenedir. İnsanlık bir anlık olayları sever. ABD o işgali çok daha önceden çeşitli sebepler nedeniyle planlamıştı.

8 - Bir biyolojik hastalık bir anda bir virüs veya bakteri kaparak başlamaz.[Günümüz tıbbının içine düştüğüm komik durum] O insanın o hastalığa yakalanabilmesi için geçmişinden gelen, azalıp alçalan enerji potansiyelne bağladır. Niye aynı evde yaşanan on insandan biri zatüre olurken diğer dokuzu sağlam kalabiliyor. Solunum yolu ile bulaştıysa niye öbürleri hastalanmadı. Diğerlerinde anti-zatüre geni mi vardı yoksa?:D Herşey bir anda mikrobun gelmesi ile olmadı. Onca gün çıplak çıplak dışarlarda dolaştın, vücudun zayıf düştü de ondan hastalandın. Ayrıca o bakteriler de vücuda dışardan girmediler. Senin zayıf düşen, bozulan dokularından türediler.

Serdar
01-05-2009, 15:49
Asıl sorun şu: biyolojik, ruhsal ve coşkusal hastalık olan, bir olayı, bir hadiseyi gizemli tek birşeyden sorumlu tutarak, o olayı çok küçük bir zaman süreci içerisine sığdırmaya kalkmak. Anlaşılmayan sorun bu. Dikkat edilmeyen de. Bu şekilde düşünme alışkanlığın kazanılmasının nedeni ise ataerkil-baskıcı düzen içerisinde yaşamanın insanlara kazandırdığı bir özellikten başka birşey değildir.

Serdar
01-05-2009, 16:15
"İşte Aysu ile oturuyorduk başbaşa. Herşey bir anda oldu."

Yalan. Bir erkeğin böyle bir sözüne de inanmayın. Uzun zamandır, fırsat kolluyordu o kızla başbaşa kalabilmek için. Uzun zamandır onu süzüyor, bir türlü açılamıyordu.

Bir(burda Aysu olsun) kızın dudaklarından da şu yalan dökülür:

"Oturuyorduk. Bir anda üstüme saldırdı."

Yalan. Sen de o çocuktan hoşlanıyordun. Yanına yaklaşmasına ses çıkarmadın.

Hep böyledir işte. Bir anda-cılık dini. Bu da bir din mi demeli?

Serdar
01-05-2009, 16:18
Akhenaton, sen de bu dinin bir üyesisin.

Serdar
01-05-2009, 16:26
Mesela işte, sokaklarda devrim devrim diye bağıran insanların, umutları da herşeyin bir anda değiştirerek mutluluğa ve huzura kavuşacağını sanmalarından başka birşey değildir. Koskoca bir hayaldir. Evrim karşıtıdır. Tarihe baktığımız zaman kısa zaman diliminde büyük değişiklikler yapma niyetinde gerçekleşen olaylar[işte bu devrim] hep başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu insanların hepsi bir andacılık dininin bir üyesidirler. Bir anda gerçekleşen olaylar canlı sistemleri öldürür, bozar. Toplum da canlı bir sistemdir.

serüvenci
01-05-2009, 16:38
Kim doğruyu söylüyor !!!!
Dincilermi , Evrimcilermi !!!
yoksa benmi.:):)


hepsi ve hiçbiri. herkes kendi doğrularını söylüyor. gerçeği ifade edenler için de hepsi ve hiçbiri deriz. çünkü insanlar konudan konuya olaydan olaya gerçekleri veya yanlışları ifade edebilir. yani bu durumda her insanı dinlemeli, araştırmalı ve gerçeğe ulaşmaya çabalamalıyız. sabit fikirlilik (önyargı) iyi değildir.

pante
01-05-2009, 21:50
Bu durumda Mu kıtası ya da Atlantis ihtimal dahilinde.
Detaylarıyla değil tabi. Batık kıta oluşlarıyla.

Akhenaton
01-05-2009, 22:43
Akhenaton, sen de bu dinin bir üyesisin.

I want to believe..:D:D

Ki-Adi
01-05-2009, 23:33
A
Bir de şu zaman testlerini anlamıyorum. Karbon 14 testi mesela. Bozunma hızlarına bakarak o maddenin kaç yıllık olduğunu nasıl hesaplıyorlar? Yarılanma ömrü diye birşey var. Her seferinde yarısı bozunuyor. Kısa bir zaman aralığında yapılan testlere bakıyorlar. Daha sonra zaman aralığını genişletince bu grafiğin aynı biçimde ilerleyeceğini düşüyorlar. Grafik belki inişe, belki çıkışa geçiyor ne biliyorsun. Sonra tutuyorlar bu madde 5000 yıllık. Hadi canım, hiç gözünle gördün mü? 5000 yıl boyunca başında bekleyip denedin mi? O elindeki kürek 10000 yıl önce dağda taşa toprağa karışık halde bulunmuyor muydu?Herşeyi doğrusal denklem gibi düşünmekten çıkyor iş. Makine gibi diyelim biz buna. Makineci gizemci dünya görüşü herşeyi keskin sınırları olan şekillere, cisimlere dönüştürür. Herşeyin bir anda olduğunu varsayar, inanır. Onun gelmişini, geçmişini merak etmez. Dalgalı yapılarla ilgilenmez. Oysa doğa düpdüz, cetvel gibi değildir, dalgalıdır. eğrilip, büğrülür. Ondan sonra bu düşünüş şekli insanın evrene ve doğaya bakışına hakim olur ve der k:

Allah dünyayı 6 günde yarattı.
İnsan bir anda ortaya çıktı: ya allah yarattı, ya da uzaydan gelen canlılarla meleşti.
Herşeyi genlere bağlar. Canlıya bir molekül enjekte edince onun tamamen başka bir canlı gibi davranacağını hayal eder.
Falan da falan, örnekleri çoğaltmak mümkün.

Sevgili Serdar Karbon 14 metodu ile bir sürü çekince vardır ve tesbit edilebilecek en yaşlı kalıntı 50bin yıllıktır. Daha eski yaşları radyokarbon metodu ile bulunamaz. Radyokarbon testi genel olarak arkeolojide kullanılır. Daha detaylı yaş tayini içinse daha doğru sonuç veren K/Ar metodu kullanılır.

OQONUC
01-05-2009, 23:48
Daha detaylı yaş tayini içinse daha doğru sonuç veren K/Ar metodu kullanılır.
.............

Bu konuda biraz bilgi vermeniz mümkünmüdür?

Teşekkürler

OQONUC
02-05-2009, 00:05
Tarcan ve Mirşan'ın çalışmaları aksine evrimin kendisini gösteriyor. Ters bir yanı yok. İnsanlık tarihinin evrimini anlatıyor adamlar.
........

Ters bir yanı var diyen mi oldu bu konu da, benim kaçırdığım ?
Veya evrim ile bu kitapların bir alakası olduğunu mu öne sürdüler, mesaj falan silinmedi arada değil mi?

Bu mesaj silinmelerinin fazlalaşması önyargılara neden oluyor yaaa. Bir çözüm bulmak lazım.

Oysa Haluk Tarcan bence iyi de bir ateist gibi görünüyor. Kültürel devrimi ispat eden bir kitap. Bir inanır olarak çok değerli bilgilere sahip olduğum halde Haluk bey bu bilgileri tamamen başka amaçlar için yazmış zaten.

En hoşuma giden tarafı, taasuba saplanmış bilimin çaresizliğini delilleri ile ispat ediyor.
VE bu bilgi artık kabına sığmıyor zaten. İstenildiği kadar 6000 yılı gibi bence komik bir tarihin çok çok ötesinde bir tarihle muazzam bir tarih gözler önüne serilecektir.

Neyse; ben sadece Pante'nin sorduğu sorunun cevabının adresini vermek istemiştim.

Uzaylı konusu benim ilgim ve bilgim dışında zaten.

Selamlar

Serdar
02-05-2009, 02:06
Tarcan ve Mirşan'ın çalışmaları aksine evrimin kendisini gösteriyor. Ters bir yanı yok. İnsanlık tarihinin evrimini anlatıyor adamlar.
........

Ters bir yanı var diyen mi oldu bu konu da, benim kaçırdığım ?
Veya evrim ile bu kitapların bir alakası olduğunu mu öne sürdüler, mesaj falan silinmedi arada değil mi?


Ben EGOİSTE yazdım o cümleleri.:)

Ki-Adi
02-05-2009, 02:13
Daha detaylı yaş tayini içinse daha doğru sonuç veren K/Ar metodu kullanılır.
.............

Bu konuda biraz bilgi vermeniz mümkünmüdür?

Teşekkürler


Ders Notumda yazanın aynısını yazıyorum
"K/Ar metodu: K'nun tabiattaki tek radyoaktif izotopu K^40 tır. Diğer izotoplar K^39 ve K^41 ise radyoaktif değildir. K40, tabii K içinde % 0,0118 oranında bulunur. Bu izotop bir elektron yayarak Ca^40 veya bir elektron alarak Ar^40' a dönüşür. Ar'a dönüşen atom sayısı Ca'a dönüşen atom sayısına oranı 0,123 dır. Başka bir ifade ile Ar'a dönüşen 12 atoma karşılık Ca'a dönüşen 95 atom vardır.

Bu metotta önce, kimyasal yollarla yaşı tayin edilecek mineral içersindeki toplam K tenörü bulunur ve K^40 miktarı hesaplanır. Daha sonra Ar^40 miktarı bulunur. Aşağıdaki formül kullanılarak yaş tayini yapılır.
t = 1/λln[1+(1+R*Ar^40)/R*K^40)]
t mineralin yaşı,(milyon yıl) λ=5,32*10^-10 , R= 0,123"




20bin ile 4,3 milyar yıllık yaş tayini yapılabilmiş bu yöntemle. Aslında Daha doğru yaş tayini derken Radyokarbona göre daha kesin sonuç vermesindendir. Yoksa her yaş tayini için bu metodu kullanamayız. Her yöntemin kullanılabileceği şartlar vardır. K/Ar metodunu genellikle kayaçların yaşını hesaplarken kullanılır. Arkeolojide radyokarbon daha fazla kullanılmaktadır. Sonuçları yüzde yüz kesin olmasa bile doğruya yakın bir sonuç vermektedir radyokarbon yöntemi.

Serdar
02-05-2009, 02:28
Bu metotların güvenilirliğini nasıl test ediyorlar? Bu yöntemlerin bulunuşunun tarihi şurada olsa olsa 100 yıllıktır en fazla. Ne kadar süre deney yapmışlar da bunun uzun zaman süreci içinde de geçerli olabileceğini biliyor, ondan sonra tarih hakkında atıp tutuyorlar?

mhmd
02-05-2009, 09:41
Binlerce yıllık tahminlere bir soru işareti de bizden olsun.
Oluşumun hangi dönem yaşı bulunmaktadır?
Gaz halindeyken sıvı hale geçmiş hali mi?
Sıvı halden katı hale geçmiş hali mi?
Gün ışığına çıkmış hali mi?
İşlendiği zamandaki hali mi?

Ki-Adi
02-05-2009, 09:56
Binlerce yıllık tahminlere bir soru işareti de bizden olsun.
Oluşumun hangi dönem yaşı bulunmaktadır?
Gaz halindeyken sıvı hale geçmiş hali mi?
Sıvı halden katı hale geçmiş hali mi?
Gün ışığına çıkmış hali mi?
İşlendiği zamandaki hali mi?

Oluşum derken hangi oluşumdan bahsediyorsun? Dünyanın oluşumu ise oluşum yaşı değil dünyada bulunan en yaşlı kayacın yaşına göre tahmin yapılıyor. 4.3 milyar yıl önce oluştuğu söylenen dünyada eğer 4.3 milyar yıldan daha eski bir kayaç bulunursa ona göre yaş yeniden düzenlenir. Şu anda bulunan en yaşlı kayaç 4.3 milyar yıllıktır.

Oluşumun hangi dönemine ait dersen soğumaya başladığı döneme ait kayaçlara göre tahmin yapılıyor.

Ki-Adi
02-05-2009, 10:07
Bu metotların güvenilirliğini nasıl test ediyorlar? Bu yöntemlerin bulunuşunun tarihi şurada olsa olsa 100 yıllıktır en fazla. Ne kadar süre deney yapmışlar da bunun uzun zaman süreci içinde de geçerli olabileceğini biliyor, ondan sonra tarih hakkında atıp tutuyorlar?


Sevgili Serdar bu metodları geliştirenler yüzde yüz doğrudur deyip geçmiyorlar. Radyokarbon yönteminide bulanlar bu bilimadamları , Radyokarbonun hatalı yanlarınıda bulanlar da bu bilimadamları. Bilimde zaten hiç birşeye kesin doğrudur diye bakılmaz herzaman şüphecidir. Emin ol senin düşündüklerini düşünen bir sürü bilim adamı var bu yüzden de bulunan bu yöntemlerin hatalı yanları bulununcaya yada doğruluğu öteki yöntemlere göre daha güvenilir olan yöntemler bulunana kadar bu yöntemlere güvenmeliyiz. Bulunan bu yöntemlere araştırmadan, doğruluğunu kontrol etmeden atıp tutuyorlar dersek o insanların bu yöntemleri geliştirene kadar verdikleri emeklere, bilime büyük saygısızlık olur.

mhmd
02-05-2009, 10:39
Sn. Ki-Adi,

Konu hakkındaki bilgisizliğimizden dolayı sorduğumuz sorularda anlamsızlık var ise kusura bakmayın.
Biraz daha açalım.

Bulunan yapıların yaşları hesaplanmış.
Duvarda kullanılan taştan bir örnek alınarak yapılmıştır zannımızca.
Şimdi bu durumda.
Taşın oluşum yaşı mı hesaplanmakta, duvarın kurulduğu zaman mı? (İkinci ihtimalin saçmalığının farkındayız)

Ki-Adi
02-05-2009, 11:09
Sevgili Mhmd Tarihi eserlerdeki yaş tayini genellikle organik kalıntılar üzerinden yapılır. Tarihi eserin üzerindeki tahta parçasından yada bulunan bir kemik gibi canlı kalıntılarıdan. Ayrıca pişmiş kil gibi çanak çömlekten de yaş tayini yapılmaktadır. Bulunan bir duvardaki taşın yaşı o duvarın yapıldığı göstermez.Örnek Büyük piramidin yaşı piramidteki taşlara bakılarak yapılmamıştır. Üzerindeki bir taşın üstünde bulunan bir yazının sayesinde yapılmıştır.

Ayejj
02-05-2009, 12:21
Sn Egoiste,

10.000 önce japonyada bir adanın yakınıda piramit benzeri bir yapıyı diyelimki insanlar yapmış olsun. Bu bildiğimiz herşeyi temelden değiştiremez.Olsa olsa tarihleme konusundaki kullandığımız zaman ölçülerini değiştirir.Bakınız daha mezopotamya tarihi konusunda dip noktaya bile ulaşılamamış çalışmalar hala devam etmektedir.Göbeklitepe 13.000 -14.000 yıllara tarihlenmekte,

Stanford Üniversitesi’nden Ian Hodder da Göbeklitepe sayesinde tarihin yeniden şekillenebileceğini belirtiyor. Uzun süre Çatalhöyük’teki kazıları yöneten Hodder, Göbeklitepe için şunları söyledi: “Bu tür yapıların sadece yerleşik hayata geçmiş tarımla uğraşan medeniyetler tarafından yapılabildiği düşünülürdü. Ama Göbeklitepe her şeyi değiştirdi. Çünkü bunu yapanlar avcılıkla hayatını sürdüren insanlar. O yüzden bildiğimiz her şey değişebilir. Çok uzun bir zamandır yapılan en önemli arkeolojik buluş.”
http://toplumvetarih.blogcu.com/gobeklitepe-medeniyet-tarihi-degisebilir_14078971.html

Serdar
02-05-2009, 12:25
Çora çocuğa anlatırken, herşeyi kesinmiş gibi anlatıyor bir çok kitap ve kaynak. Anlatmak istediğim bu. Adam 20 sene bunlar bilimin kesin doğruları diyip kafasına yerleştiriyor. 20 sene sonra bir bakıyor ki, o kafasına soktuğu şeylerin hepsinin temeli sakat çıkıyor. Hepsi varsayımdan, teoriden ibaret. Öğrendiği birçok ne mikroskop altında denenmiş, ne zaman olarak test edilmiş. Okullarda gençlerimize bir sure gibi öğretiyotlar. Adam 20 sene sonra daha ileri çalışmalara girişince, görüyor ancak bazı şeyleri.

Akhenaton
02-05-2009, 12:28
Sn Egoiste,

10.000 önce japonyada bir adanın yakınıda piramit benzeri bir yapıyı diyelimki insanlar yapmış olsun. Bu bildiğimiz herşeyi temelden değiştiremez.Olsa olsa tarihleme konusundaki kullandığımız zaman ölçülerini değiştirir.Bakınız daha mezopotamya tarihi konusunda dip noktaya bile ulaşılamamış çalışmalar hala devam etmektedir.Göbeklitepe 13.000 -14.000 yıllara tarihlenmekte,

Stanford Üniversitesi’nden Ian Hodder da Göbeklitepe sayesinde tarihin yeniden şekillenebileceğini belirtiyor. Uzun süre Çatalhöyük’teki kazıları yöneten Hodder, Göbeklitepe için şunları söyledi: “Bu tür yapıların sadece yerleşik hayata geçmiş tarımla uğraşan medeniyetler tarafından yapılabildiği düşünülürdü. Ama Göbeklitepe her şeyi değiştirdi. Çünkü bunu yapanlar avcılıkla hayatını sürdüren insanlar. O yüzden bildiğimiz her şey değişebilir. Çok uzun bir zamandır yapılan en önemli arkeolojik buluş.”
http://toplumvetarih.blogcu.com/gobeklitepe-medeniyet-tarihi-degisebilir_14078971.html


Dostum o kadar çok şey değişir ki , tahmin dahi edemezsin, bırak göbeklitepeyi avrupada 16.000 yıllık Türk yazılarını bitireyim onları basıcam. İnsanın ata-yele m.ö 6,000 binde gem vurduğu düşünlürse bu tarihler ortada ne evrim teorisi bırakır nede tarh.

insana ait evrim teorisi tamamen çöp oluştur.Bu tür bilgiler görmezden gelinir veya yok sayılır.İşte ortodoksin bilim (üniversite) budur.

Üniversite bilimi ahitteki insana ait soy ağacını farklı yöntemle anlatır.Bugün batı bilim adamları bunu tartışmakta, ben bir kaç kez gündeme taşımama rağmen bizim ATEİST'ler aynı dindarlar gibi.ben boşuna demiyorum ATEİZM dindir diye.:):)

Ki-Adi
02-05-2009, 14:42
Dostum o kadar çok şey değişir ki , tahmin dahi edemezsin, bırak göbeklitepeyi avrupada 16.000 yıllık Türk yazılarını bitireyim onları basıcam. İnsanın ata-yele m.ö 6,000 binde gem vurduğu düşünlürse bu tarihler ortada ne evrim teorisi bırakır nede tarh.

insana ait evrim teorisi tamamen çöp oluştur.Bu tür bilgiler görmezden gelinir veya yok sayılır.İşte ortodoksin bilim (üniversite) budur.


İnsanın ata-yele mö 6 binde mi yok 6000 bin ( nasıl bi rakam oluyor bu?) demi gem vurduğunu söylüyorsun. Sanırsam mö 60bin demek istedin. M.Ö 60bin insanın atı dizginleyebildiği nasıl evrimi yok etcek çok merak ediyorum. M.Ö 190 bin yılından beri olan homosapiensapien 130bin yıl sonra atı dizginlemeyi öğrendiyse ne olmuş.

Avrupadaki 16bin yıllık türk yazıtları neler çok merak ettim. Daha önce duymamıştım. Bu yazıtların türk yazıtları olmasını geçtim 16 bin yıllık yazıt bulunsaydı yer yerinden oynardı diye düşünüyorum.

Akhenaton
02-05-2009, 15:33
M.Ö 190 bin yılından beri olan homosapiensapien 130bin yıl sonra atı dizginlemeyi öğrendiyse ne olmuş.


Beni tanımadığın belli.:)


Avrupadaki 16bin yıllık türk yazıtları neler çok merak ettim. Daha önce duymamıştım. Bu yazıtların türk yazıtları olmasını geçtim 16 bin yıllık yazıt bulunsaydı yer yerinden oynardı diye düşünüyorum.

Bilim Kilise evrim anlayışı olup, kilise anlayışına ters düşen bulguları ya yok sayar yada görmezden gelir.

Tüm dillerin ve uygarlığın kökeni Türktür ; Avrupadan , anadoluya, anadoludan , mezapotamyaya, mezapotamyadan mısıra, mısırdan çine ,çinden amerikaya heryerde damgası mevcuttur.

Eğer avrupadaki 15,000-16,000 bin yıllık Türk yazılarını bulmak istiyorsan, Runik İsverium'dan , Fransadaki Cleuzeut mağarasından girip Laskio mağarasındaki yazıtlardan çıkacak, Puthark yazıtlarına bakacaksın.

Etimoloji olarak ortodiksin bilim, üniversitelerin yapmış olduğu tüm dil çalışmaları hikaye ve yalan üzerine kuruludur.

Yunanistanda 10.000 yıllık heykelin altındaki yazıyı okuyamayan şaşkın evrimciler, bilim adamlarının bu dil TÜRKÇE dedikten sonra uğradığı şaşkınlık oldukça ironiktir.

Uzun konulara temas ettin, avrupadan çine uzanan bir dil atlası çıkarılabilir.

S. Jay Gould 'dan Arkeolojinin ABC kitabında bir alıntı yapılır , aynen şöyle der Gould ;

Bilimin o kadar büyük bir kısmı hikayeye dayanıyorki, hikayeyi iyi yönde kullanmaya çalışıyorum, Fakat yinede hikaye işte.:):)

dilaver
02-05-2009, 16:01
Eğer avrupadaki 15,000-16,000 bin yıllık Türk yazılarını bulmak istiyorsan, Runik İsverium'dan , Fransadaki Cleuzeut mağarasından girip Laskio mağarasındaki yazıtlardan çıkacak, Puthark yazıtlarına bakacaksın.


Atma akhenaton. O Magaralarda yazıt yok, sadece resimler var. Hatta daha eski resimler de var. 35 bin yıllık, ama ortada yazı falan yok. Böyle kalın kalın yazınca insanlar da dogru yazdıgını zannedebilirler ama hepsi senin hayalinin ürünü. Sümerler'den eski elimizde yazılı belge yok. Bunun için de tarih Sümer'den başlar denmiştir. Ve yazının bulunuşu İÖ 3200 dir. Gersi tamamen senin laf kalabalıgın, başka da bir şey degil.

saygılarımla

boğaziçi
02-05-2009, 17:21
ben de uzun zamandir kendi capimda arastiriyorum..hatta yazilari photashop ta karsilastirmali inceliyorum...gobeklitepe nin zaten en az 11000 yillik oldugu soyleniyor..bir de tabii bosna piramitleri var...

http://tbn1.google.com/images?q=tbn:IKChikMkYkOhTM:http://www.crystalinks.com/luwian.jpg (http://images.google.com/imgres?imgurl=http://www.crystalinks.com/luwian.jpg&imgrefurl=http://www.unexplained-mysteries.com/forum/index.php%3Fshowtopic%3D148252&usg=__-M9SjaeLomRoEajJv1xBxB0YTlM=&h=507&w=345&sz=44&hl=en&start=16&um=1&tbnid=IKChikMkYkOhTM:&tbnh=131&tbnw=89&prev=/images%3Fq%3Dgobeklitepe%2Btablet%26hl%3Den%26rls% 3Dcom.microsoft:en-us:IE-SearchBox%26rlz%3D1I7SUNA_en%26sa%3DN%26um%3D1)
gobekli tepe tablet

Serdar
02-05-2009, 17:39
[B]Dostum o kadar çok şey değişir ki , tahmin dahi edemezsin, bırak göbeklitepeyi avrupada 16.000 yıllık Türk yazılarını bitireyim onları basıcam. İnsanın ata-yele m.ö 6,000 binde gem vurduğu düşünlürse bu tarihler ortada ne evrim teorisi bırakır nede tarh.


Akhenaton, senin bu evrim karşıtlığın yazdığın ve okuduğun kitaplardan gelmiyor kanımca. Başka bir kökeni var. Yazdıklarından evrimin çürütülmesi diye birşey çıkmaz. Anlatmak istediğin "ortodoksin bilim" terimiyle ne demek istediğini anlıyorum. Bu terimin doğruluk payı bence var. Fakat evrimi falan çürüttüğü yok. Evrim vardı, hala var, ve şu anda tkır tıkır işlemekte. Üniversitelerin evrimin "eeeee"sinden anladıkları yok. Bu ülkede üniversiteler bağımsız araştırma kabiliyetinden yoksun bir kere... Onlar için evrim başı kapalılarla sidik yarıştırma aracıdır. Evrim onların kafalarında kıllı maymundan başka birşey canlandırmaz. Evrim maymundan ibaret birşey değildir. Toplumsal evrim, biyolojik evrim, bilimsel evrim, kültürel evrim vs. vs. vs birçok alanı vardır.

Serdar
02-05-2009, 17:42
İçinde sadece bütün insanlara karşı bir isyan duygusu barındırmaktasın. Bunu da kendi içinde yanlış algılayarak saçmalıklara gömülmekte, yanlış şekilde yansıtmaktasın.

Akhenaton
02-05-2009, 18:01
atma akhenaton. O magaralarda yazıt yok, sadece resimler var. Hatta daha eski resimler de var. 35 bin yıllık, ama ortada yazı falan yok. Böyle kalın kalın yazınca insanlar da dogru yazdıgını zannedebilirler ama hepsi senin hayalinin ürünü. Sümerler'den eski elimizde yazılı belge yok. Bunun için de tarih sümer'den başlar denmiştir. Ve yazının bulunuşu İÖ 3200 dir. Gersi tamamen senin laf kalabalıgın, başka da bir şey degil.

Saygılarımla


hodrİ meydan.

Yazıyı TÜRKLER bulmuştur.
İlk Tarihçi TÜRK 'tür.
Tüm dillerin KÖKENİ TÜRKÇE'dir

HALEP ORDAYSA AKHENATON BURDA, VARMI BOYUNUN ÖLÇÜSÜNÜ ALMAK İSTEYEN.

dilaver
02-05-2009, 18:08
ben de uzun zamandir kendi capimda arastiriyorum..hatta yazilari photashop ta karsilastirmali inceliyorum...gobeklitepe nin zaten en az 11000 yillik oldugu soyleniyor..bir de tabii bosna piramitleri var...

sayın bogazici

Ben göbeklitepeye ilgi duyan biriyim. Prof un kitabını daha okumadım ama üzerine yazılmış pek çok makale ve degerlendirmeyi okudum. Daha bir tanesinden orada yazılı bir tablet oldugunu duymadım.

Sizin kaynagınız hangi bilimsel esere dayanıyor. 11 bin sene evvel yazı bulunmuş olacak ve bundan haberimiz olmayacak öyle mi. Göbeklitepe de burakın yazıyı tanrıya dair herhangi bir soyut figür daha yok. Olanlar hayvan betimlemeleri ve resimleri. Aynen Cro magnon magaralarında oldugu gibi.

saygılarımla

Akhenaton
02-05-2009, 18:13
http://akhenaton.blogsayfasi.com/tarih-turklerle-baslar/

Ayejj
02-05-2009, 18:30
Sn Egoiste,

Dünya dışında uzayda başka türlerden yaşamların olabileceğini bende düşünüyorum.Dünyada yaşam olabiliyorsa, koca uzayda uygun bir yerde yine yaşam olabilir.

Siz diyorsunuz ki dünyadaki evrime uzaylılar müdahale etti.O yüzden ara fosillerde sıkıntı yaşanıyor.
Varsayalım uzaylılar dünyadaki gidişata müdahale etmiş olsun.
Peki bu uzaylılar nasıl var olabilmişler.Onlar evrim geçirmeden tanrı tarafından özel mi yaratılmışlar? Sonuçta bir tanrının olmadığını hepimiz biliyoruz.O halde uzayda bir yaşam varsa bile o yaşamda evrimsel olarak gelişmiştir.

Ayejj
02-05-2009, 18:41
Yonaguni kalıntılarının uzaktan görünüşüne bakınca o kadarda gizemli bir yapılar kümesi olmadığı izlenimi veriyor bana.

http://www.spiegel.de/sptv/special/0,1518,grossbild-250666-240603,00.html

Ayrıca fosillerin yaş tespitinde tek yöntem karbon testi değil.Başka bir yaş tespit yöntemi daha var. Alüminyum-berilyum yöntemi.
Bu yöntem kemiğin yaşını değil kumun yapışma tarihini açıklamakta. Yeryüzünde biriken ve dolayısıyla da kozmik ışının etkisinde kalan kuvarsın içinde, alüminyum ve berilyum elementlerinin izotopları belli bir bağıntı içinde yer alırlar. Kuvars kozmik ışından yoksun kaldığında (bu durumda mağaranın içinde bulunduğu için) izotop oranı radyoaktif bozulmayla farklı hızlarda indirgenmekte. Normal indirgeme süreci ve fosil kalıntılarındaki indirgeme süreci arasındaki farka göre böylece kuvarsın yaklaşık yaşı hesaplanabiliyor.Bilim yerinde durmuyor sürekli ilerliyor.

Akhenaton
02-05-2009, 21:14
Sn Egoiste,

Siz diyorsunuz ki dünyadaki evrime uzaylılar müdahale etti.O yüzden ara fosillerde sıkıntı yaşanıyor.
Varsayalım uzaylılar dünyadaki gidişata müdahale etmiş olsun.
Peki bu uzaylılar nasıl var olabilmişler.Onlar evrim geçirmeden tanrı tarafından özel mi yaratılmışlar? Sonuçta bir tanrının olmadığını hepimiz biliyoruz.O halde uzayda bir yaşam varsa bile o yaşamda evrimsel olarak gelişmiştir.

Tanrının varlığından veya yokluğundan önce önce kendi gerçek tarihimizi bulmak zorundayız,

Geçmişimizle ilgili olarak 2 teori olabilir, veya dünyayı yönetenler tarafından bilinip bize sunulmuyor olabilir.En iyi yönetim din ve felsefedir.

Dünyanın geçmişiyle ilgili atalarımız ileri teknolojik seviyelere ulaşarak , dünyanın geçirdiği bir faleketten önce bu gezegeni terk etmiş olabilirler, veya farklı gezegende evrilmiş bizden üst canlılar bizi kendi genleri ile klonlamış olabilir.

Bu konularla ilgli farklı teoriler vardır.Bu teorilerin en büyük handikapı , bu işten para kazanmaya çalışan bir takım kişilerin konuyu dejenere ederek sulandırmasıdır.Her teori incelenmeli , sonucu yanlış dahi olsa ortaya konmalıdır.Benim bugüne kadar ki edindiğim, ullaşabildiğim bilgi sonucundaki çıkarımım, genetik bir klon olduğumuz yöndedir.Bunu bir çok bilim adamıda söylemektedir zaten.Yaşamın bu dünya üzerinde başlayabilme şansı matematiksel olarak mümkün dahilinde değildir.

Ha tanrı varmış yokmuş, o şuanki sorunumuz olamaz, çünkü varlığını veya yokluğunu dünya üzerinde kimse ispatlayamaz.Umarım bir gün bunlarla ilgili tüm teorileri masaya yatırıp eleştirebileceğimiz entellektüel bir seviyeye gelebiliriz.Fakat Türkiye Arap emirlikleri , henüz teizm ve ateizm saplantılarını aşamadı.

Akhenaton
02-05-2009, 21:18
Yonaguni kalıntılarının uzaktan görünüşüne bakınca o kadarda gizemli bir yapılar kümesi olmadığı izlenimi veriyor bana.


.


Burda sıkıntı gizemli olup olmamsında değil, ortaya koyulan evrim sürecinde insana yazılan tarih ve medeniyet.Bu konuyla ilgili özellikle Marksistlerin elinden düşürmediği Gordon Childe var onunla bunları yanyana koyarsan daha iyi anlaşırız.

Serdar
02-05-2009, 21:59
Tanrının varlığından veya yokluğundan önce önce kendi gerçek tarihimizi bulmak zorundayız,

Geçmişimizle ilgili olarak 2 teori olabilir, veya dünyayı yönetenler tarafından bilinip bize sunulmuyor olabilir.En iyi yönetim din ve felsefedir.

Dünyanın geçmişiyle ilgili atalarımız ileri teknolojik seviyelere ulaşarak , dünyanın geçirdiği bir faleketten önce bu gezegeni terk etmiş olabilirler, veya farklı gezegende evrilmiş bizden üst canlılar bizi kendi genleri ile klonlamış olabilir.

Bu konularla ilgli farklı teoriler vardır.Bu teorilerin en büyük handikapı , bu işten para kazanmaya çalışan bir takım kişilerin konuyu dejenere ederek sulandırmasıdır.Her teori incelenmeli , sonucu yanlış dahi olsa ortaya konmalıdır.Benim bugüne kadar ki edindiğim, ullaşabildiğim bilgi sonucundaki çıkarımım, genetik bir klon olduğumuz yöndedir.Bunu bir çok bilim adamıda söylemektedir zaten.Yaşamın bu dünya üzerinde başlayabilme şansı matematiksel olarak mümkün dahilinde değildir.

Ha tanrı varmış yokmuş, o şuanki sorunumuz olamaz, çünkü varlığını veya yokluğunu dünya üzerinde kimse ispatlayamaz.Umarım bir gün bunlarla ilgili tüm teorileri masaya yatırıp eleştirebileceğimiz entellektüel bir seviyeye gelebiliriz.Fakat Türkiye Arap emirlikleri , henüz teizm ve ateizm saplantılarını aşamadı.

Evrimi aşamamaktan bahsedip, evrilmiş başka canlıların bizi klonlamasından bahsediyorsun.
Klon ne demek biliyor musun? Aç da sözlüğü bak. Daha fazla rezil olma, çünkü sen de bir insansın Akhenaton.

Yaşamın dünya üzerinde başlayabilme şansı matematiksel olarak mümkün değil de ne demek? Bana şunun matematiksel formülünü bir yaz bakalım. Nerden başladığını düşünüyorsun sen o zaman? Marsta mı? Jupiter de mi? Peki mümkün olan, elverişli gezegen neresi? Ya bana o zaman canlı hangi elverişli koşullarda türer, yaşar? Canlının yaşaması için ne gerekli, ne olmalı, fiziksel, kimyasal koşullarını bana bir tarif et. Böyle laf edip, cevap vermemezlik etme.

Hayır yani, dediklerin doğru da olabilir, bir ihtimal. Düşünülebilir elbet. Ama sorduklarımı bir açıkla bana ne olursun?

Klon, benim güzel arkadaşım, klon, bir hücrenin veya bir canlının tıpkısının aynısından hiçbir değişikliğe uğramadan çoğaltılması demektir. Klonu bile yanlış anlamda kullanıyorsun. Ayrıca şu bahsettiğin matematiksel eşitsizlik denklemini bana göstermeni istiyorum.


O kadar Kazım Mirşan, Haluk Tarcan, Turgay Tüfekçioğlu okumuşsun. O adamlar senin burada insanlık ve dünya hakkında böyle ipe sapa sığmaz yazılar yazdığını, kendi kitaplarını okuyup okuyup böyle sonuçlara vardığını duysalar, gahırlarından ölürler ha, haberin olsun.

boğaziçi
02-05-2009, 22:01
Ben göbeklitepeye ilgi duyan biriyim. Prof un kitabını daha okumadım ama üzerine yazılmış pek çok makale ve degerlendirmeyi okudum. Daha bir tanesinden orada yazılı bir tablet oldugunu duymadım.
sayin dilaver,
ben orada yazili tablet oldugunu soylemedim ki...(yazimi okursaniz) yazilari karsilastirmali inceledigimi soyledim..ama yonaguni de var
http://www.altarcheologie.nl/connections/characters_01_files/Rosetta%20Stone%20in%20Okinawa_files/p2.jpg

dilaver
02-05-2009, 22:05
teşekkür ederim bogaziçi

yonagi deki tabletin yaşı belli mi, elbette bilimsel verilerle. Bir de madem ilgi duyuyorsunuz Erenköy yazıtları denilen yazıtların yaşı nedir. Bilginiz varsa sevinirim.

saygılarımla

boğaziçi
02-05-2009, 22:30
yonaguni nin yaklasik 10 000 yillik oldugu Prof. Kimura tarafindan soyleniyor...degisik arastirmalari da var..yazilari karsilastiriyorlar..
http://www.wonder-okinawa.jp/024/english/tano/hikarino/kaida/images/p2.jpgrosetta stone

Akhenaton
02-05-2009, 22:44
Evrimi aşamamaktan bahsedip, evrilmiş başka canlıların bizi klonlamasından bahsediyorsun.
Klon ne demek biliyor musun? Aç da sözlüğü bak. Daha fazla rezil olma, çünkü sen de bir insansın Akhenaton.

Yaşamın dünya üzerinde başlayabilme şansı matematiksel olarak mümkün değil de ne demek? Bana şunun matematiksel formülünü bir yaz bakalım. Nerden başladığını düşünüyorsun sen o zaman? Marsta mı? Jupiter de mi? Peki mümkün olan, elverişli gezegen neresi? Ya bana o zaman canlı hangi elverişli koşullarda türer, yaşar? Canlının yaşaması için ne gerekli, ne olmalı, fiziksel, kimyasal koşullarını bana bir tarif et. Böyle laf edip, cevap vermemezlik etme.

Hayır yani, dediklerin doğru da olabilir, bir ihtimal. Düşünülebilir elbet. Ama sorduklarımı bir açıkla bana ne olursun?

Klon, benim güzel arkadaşım, klon, bir hücrenin veya bir canlının tıpkısının aynısından hiçbir değişikliğe uğramadan çoğaltılması demektir. Klonu bile yanlış anlamda kullanıyorsun. Ayrıca şu bahsettiğin matematiksel eşitsizlik denklemini bana göstermeni istiyorum.


O kadar Kazım Mirşan, Haluk Tarcan, Turgay Tüfekçioğlu okumuşsun. O adamlar senin burada insanlık ve dünya hakkında böyle ipe sapa sığmaz yazılar yazdığını, kendi kitaplarını okuyup okuyup böyle sonuçlara vardığını duysalar, gahırlarından ölürler ha, haberin olsun.


Serdar detaylı bilgin varsa yaz lütfen.Bak ben HODRİ MEYDAN diyorum. Niye canlıların genleriyle oynana bileceğini düşünmüyorsun, hadi düşünmediğinide geçiyorum insan dna sındaki evrimsel öncülleri olmayan 223 geni niye görmüyorsun.

İşte siz ateistlerin sorunu bu, ironik anlatımları anlama güçlüğü içindesiniz. Buda sığ marksist anlayıştan kaynaklı.

yaşamın dünya üzerinde matematiksel olarak mümkün olmadığını nobel almış genetikçi bile söylüyor, ayet gibi önünüze geleni ezberleyeceğinize biraz araştırın artık.

Gelelim Haluk Tarcan, Kazım Mirşan ve Turgay Tüfekçioğluna ,

Bu uzun bir konu, önce hiç kitabını okudunmu ismini yazdığın bu insanların onu belirt.Yazından benim anladığım hiç okumadan dinciler-ateistler gibi yorum yapman.Eğerki okumuş olsaydın bu kitapların bilim adamlarının bulgularının bir derlemesi olduğunu bilirdin.

Önce bilgi sonra yorum.Yoksa dinci ve ateistlere döneriz bak .:):):)

Titan
02-05-2009, 23:30
Yıllar önce bu resimlere benzer yapılara Bahama açıklarında da rastlanmıştı, sırrı çözüldü mü bilmiyorum ama bu resimlere ikizi gibi benziyordu.

Serdar
02-05-2009, 23:54
Akhenaton sen genin ne olduğunu biliyor musun? Sana o kadar soru sordum, hiç birisine cevap vermeden, aynı şeyleri tekrar edip duruyorsun. O yazarların birçok konuşmalarını dinledim, yazılarını okudum. Belirli aralıklarla internetten ara sıra onların hakkında yeni bir haber, yazı vs var mı diye kontrol ederim. O insanlarla ciddi şekilde ilgilenen insanlarla muhattabım.

Ben sana şunu söylüyorum:

Uzaylıların varlığını kanıtlayabilmek, evrimi yalanlayabilmek için, o insanların bulgularını dolaylı yoldan kullanıyorsun. Kendi gizemsel felsefelerine alet ediyorsun.

Klon diyor, klonun ne olduğunu bilmiyorsun. Yahu klon genetiği değiştirilmiş canlıya denmez. Ona rekombinant denir. klon kopyalamak, çoğaltmak demektir aynısından. Hala inat ediyorsun. Sus. O uzaylılarla ilgili yazılarını okuduğun, bilim adamı dediğin insanlardan duyduysan bunları, demek ki bu onların bilim adamı değil, şarlatan olduklarını gösterir.

Tamam ben senin ne demek istediğini anladım. Şimdi sana sadece basit bir bilimsel yazıyı alıntılayacağım sadece şimdilik. Gen neymiş, genetik neymiş belki biraz haberin olacak:

Elli yıllık moleküler biyolojinin temellerini sarsan sorunlar - Yazan: Oktay Sinanoğlu

1953-2000 yılları moleküler biyolojisi (özdeciksel dirilbilim) ve özdeciksel kalıtım (genetik)’ın ana fikirlerine tekrar bir bakalım; hem de bu savların karşılaşmakta olduğu yetmezlik ve sorunlara:

1) 1953’te Watson ve Crick’e göre, DNA çift sarmalı, kendi başına kararlı (stabil) özdeciksel bir yapı idi. Onlara göre A, C (pürinler) ve karşılarındaki T, G (pirimidinler) arasındaki (ikişer ve üçer adet ) hidrojen bağları, çift sarmalın iki şeridini bir arada ve o yapıda tutmakta idiler. Bunun doğru olmadığı, çift sarmalın iki ayrı şeride nazaran serbest erkesinin (DG ) boşayda (boşay = yb. “vakum”) eksi değil, artı olacağı, dolayısıyla çift sarmalın ikiye ayrılacağı, o kararlı yapının ancak su ortamı içinde mümkün olacağı O.Sinanoğlu[7] tarafından daha 1963-1966’da gösterilmişti. Bulduğumuz yeni ‘kuvvet’ yalnız suda değil, her türlü çözgende (yb. “solvent”) olabilirdi, ancak suyun olağanüstü fiziksel özellikleri bu “çözgen-iter (solvofobik)” dediğimiz ve kolayca hesaplayabildiğimiz kuvveti en güçlü yapıyordu. Doğada suyun özel bir ehemmiyetinin oluşunun bir nedeni bu idi. (Daha geniş bilgi için Bkz.[7,8])).

Kuramımızın yazılı ve sözlü yayınlanmasının akabinde birkaç ülke laboratuarlarında yapılan deneyler, çözgen-iter (solvofobik) kuramımızı çeşitli biyo-molekül dizgeleri ve çözgenler için doğruladı [yabancı diller için koyduğumuz “solvophobic” adı da bilim dünyasına yayıldı]. Bu arada şimdi şu sonucu çıkarabilirim:

Demek ki, DNA çift sarmalı, hücre içindeki sıvımsı ortamın fiziksel

özelliklerinde olabilecek ufak değişikliklerle iki şeride (veya kısmen) ayrılabilir (suretinin yapılması için ilk adım), ve yine ufak değişmelerle yeni iki şerit birleşebilir. [Bunun için bazı enzimlerin devreye girmesi gibi daha çetrefil işler gerekmeyebilir. (Mevcut deneylere bakıp doğrulanmalı)].

2) İnsan DNA’sında 5,5 x 109 nükleotid takısı var. İnsan kalıtgasında [kalıtga = yb. “genom”] 100 000 “gen (kalıt)” olması bekleniyordu. Ancak, 2002 yılında insan kalıtgasının tümü (tüm takılar dizisi) çözüldükte “gen” sayısı 30 000 çıktı. Bundan bence, bir değil, iki soru çıkıyor: i) Geri kalan 70 000 “gen”e ne oldu? (DNA’nın 30 000 “gen”den arta kalan takıları ne yapıyor?), ve ikinci, yeni, sorumuz: ii) Yoksa “gen”in târifi mi yanlıştı? [“Gen” (“kalıt”) sâdece moleküler (özdeciksel) bir sâbit yapı olarak tanımlanabilir mi acaba?]

3) İnsan kalıtgasının (“genomunun”) yalnızca %3’ü amino asit dizilerini (proteinlerdeki) kodluyor. DNA’nın geri kalanı ne için?

4) Temel inançlardan biri: “Bir “gen” à bir protein” (kodlar), idi. Şimdi ise, bir “gen”in birkaç, belki yüz çeşit, proteini kodlayabildiği düşünülüyor.

5) Bir inanç ta, her bir proteinin canlıda bir tek işlevi olduğu idi. Halbuki, bazı protein birkaç işlev görebiliyor.

6) Her bitkide 10 kadar, her hayvan türünde ise 220 kadar değişik cins hücre olduğunu söylemiştik. Böyle bir karmaşık yaratığın her hücresindeki DNA , ilk döllenmiş yumurtadaki DNA ile aynı. Nasıl olur? D.yumurta, bölünüp çoğaldıkça değişime uğrayan hücre cinsleri geliştiriyor. Ama, gelişmiş yaratıklardaki hücreler cinslerini koruyor. Demek ki, “gelişim” olayında DNA ‘nin görevi olmakla beraber başka önemli etkenler de bulunmalı [ama bu etkenleri de (ki bunlar aşağıda bahsedeceğimiz ‘kimyasal tepkime örütleri’ de olabilir) DNA kodluyor olmalı].

7) “Gelişim” sonrası yaratıkta hücreler ve biyo-moleküller kısa sürelerle (bazen birkaç saatte bir) sökülüp sökülüp yeniden inşa ediliyor (yetişkin ferdin beyin hücreleri hâriç). Fert, ömrünün önemli bir kısmında aynı gibi görünse de özdecikleri sık sık yenilenmekte. Demek ki, yapı durağan (“statik”) değil, devingen (“dinamik”) bir yapı. Bir süre için gözlenen, değişmiyor gibi duran yapı (ve özellikleri) aslında bir “sürekli hâl” ( yabancı dilde = “steady state”; tıptaki tâbiriyle “homeostaz (durağanımsı hâl)” ). Hücrelerdeki bu sürekli hâl faaliyetini, “gelişim” sırasındaki hücre çeşitlenmesi/ “değişim” faaliyetinden ayırt eden iç komutlar, düzenlemeler hücrenin nesinden, neresinden kaynaklanıyor? (Tek başına, hep aynı kalan DNA, doğrudan yapıyor olamaz).

8) Her türlü ilkel, karmaşık canlı türlerinin DNA takı dizileri (kalıtgaları (“genom”ları)) karşılaştırıldığında, bu dizilerin büyük kısmının aynı olduğu görülüyor. Yaratığın fare mi, insan mı, sivrisinek mi olacağının şifresi yalnızca DNA’da ise, o az dizi farkları, tür evsâfındaki onca farklılaşmayı izâha (hem de nicel olarak) nasıl yetecek?

9) Türün bir ferdinde, yaşamının değişmez gibi görünen süresinde bir de bakıyorsunuz bünyesine bir hastalık geliyor. Çoğu kez bir dış etken var: Bir mikrop veya virüs, ya da zararlı bir kimyasal madde, hattâ çevreden mor ötesi (uv) veya diğer ışınımlar, fizikî çevre şartlarında aşırı değişme, vb.. Bu etkenlere karşı, vücut kendisini belli ölçüde koruyabiliyor, bir noktaya kadar. Ama bazı hastalıklar var ki, bazı kanserler, bağışıklık (muafiyet) dizgesinin bazı ârızâları gibi, onlarda çoğu kez müşahhas bir fizikî etken bulunamıyor. Kanserde, “değişimi” durmuş hücreler rasgele çoğalmaya başlıyor. (Bazı kanserlere belirli bir virüs, bazı kanser-yapan (“karsinojen”) kimyasal maddeler sebep oluyor ama bazılarında durum çok daha karışık). Son yıllarda bulunan bir “p53” proteini ve onu yaptıran p53 “gen”i bazı kanserlerde rol oynuyor, ama tersden: Bu proteinin, hücrelerin çoğalmaya başlamasını engelleyici bir işlergede (“mekanizma”da) yeri var [9 / B.Vogelstein, D.Lane, ve A.J. Levine, Nature, 408, 307-310 (Kasım 2000)]. O proteinin işlevinde bir aksaklık meydana gelirse, hücreler çoğalmaya başlıyor. Ancak, tedavi için o proteini tâmir etmek yetmiyor. Neden? Çünkü p53 tek başına moleküler bir etken değil, tüm işlerge (“mekanizma”) işin içinde. Tedavi için o molekülle uğraşırken, işlergenin (“mekanizma”nın) bozulmamasını sağlamak gerek (ama nasıl??).

Bazı durumlarda ortalıkta sebep adayı belirli bir tek cins özdecik de bulunamıyor.

10) Kalıtı (“Gen”i), DNA’nın doğrusal bir takılar dizisinin bir bölümü ile özdeşleştirmek, “gen”e özdeciksel bir yapı atfetmek gittikçe zorlaştı. “Ayrık genler”, “çakışmalı genler” bulundu. Böyle “gen”ler, DNA’nın belli bir yerindeki yan yana takılardan oluşmuyor, DNA’nın değişik bölgelerinden bazı takılar (“ayrık”) işin içinde olabildiği gibi, bazı “gen”lerin de birbiriyle ortak takı dizisi bölgelerine rastlanabiliyor (“çakışmalı”). Sonuçta “gen”lerin özdeciksel yapıları belli değil. Hattâ “gen”in fiziksel, kimyasal olarak ne idüğü, beklentilerin tersine, kalıtga (“genom”) tümüyle tespit edildiğinden beri iyice belirsizleşti.

11) Şimdilik “kalıt”ı (“gen”i) ancak işlevi ile tanımlayabiliz, moleküler bir yapı olarak değil. (Ama onda bile hâlen bazı müphem durumlar var). Canlıdaki işlevleri, özellikleri DNA takı dizisi üzerine, hattâ kıromozomların belli yerlerine bire-bir haritalamak pek mümkün değil. Peki, moleküler (özdeciksel) bir yapıdan ibâret değilse, o hâlde “gen” ne? Kalıtımım, “gelişim” olayının işlergeleri (‘mekanizma’ları) neler?

Serdar
03-05-2009, 00:08
Ayrıca bak: Tek hücreli bir canlı nasıl oluşur, evrilir? Bozulmuş doku parçacıklarından, dirim kabarcıklarından, organik madde yığınlarından nasıl türer? Bilim forumunda[bu forumda] "Kanser W. Reich" başlığı altında 450 sayfalık bir kitabın özetini çıkarmaktayım. Belki senin gibi insanlar okur diye ümit etmiştik, meğer yanılmışız. En büyük evrimciyim diyen birisinin bile kıçını zorlayıp okumaya niyeti yok. E, genetik var ya, gizemsel virüsler, dışardan gelen bakteriler var ya, gelip nasıl olsa insan vücuduna girip, oraya birkaç gen parçası aktarıp kansere neden oluyorlar ya? İşte günümüz klasik bilimi denen şey durmadan insanlara ve sana bunları pofpoflar durur. Onların, üç-beş kimyasal maddenin tüm dünyayı, tüm canlı bedeni değiştirebileceğine inandırır. Onları oku dur sen, okumaya devam et.

Ki-Adi
03-05-2009, 00:43
Sevgili Egoiste Milattan önce 10binde gelişmiş bi uygarlık yaşamış olabilir 20 binde de yaşamış olabilir fakat bu gelişmiş uygarlıklara dair herhangibir kanıt olmadığı sürece hayalden öteye gidemeyiz. Bugün itibariyle bulunan 15bin yıl yada daha eski insan ve insansı kalıntıları hiçte gelişmiş bir uygarlık belirtisi göstermiyor. Fakat bu kesin olarak yoktur anlamınada gelmiyor. Dediğim gibi kanıt olmadan varsayımdan öteye gidemeyiz.

Türkler konusunda ise elbetteki tarihini araştırmak gereklidir. Fakat her ilkleri Türklere bağlamak Hitlerin üstün Ari ırk varsayımı gibi bir hayalden başka birşey olmaz. Bence tarihi araştırırken şimdiden geçmişe doğru gitmek yerine geçmişten şimdiye gelmek daha doğru bir yaklaşım olur. Eğer senin ve bir çok insanın yaptığı gibi şimdiden geçmişe giderek tarihi araştırırsak; biz neyiz türküz , nerden geldik? hazar denizi ötesinden, oraya nerden geldik? orta ve doğu asya. Onlar türk mü ? Türk. Onlar nerden geldi? Mezopotamyadan? O zaman onlarda türk. Mezopotamyaya nerden geldi? Afrikadan. Ozaman afrikadakilerde türktü.Onlar nerden geldi..... bu böyle ilk basit canlılara kadar gider.

Evrimi hiç olmamıştır dersen bir Tanrının herşeyi yarattığını kabul etmen gerekir. Eğer Tanrı değilde bunlar uzaylıydı dersen 3.5 milyar yıl süren dünya üzerinde bir hayat oluşturma ne kadar gelişmiş olursa olsun bir dünya dışı uygarlık için mümkün değildir.Mümkündür dersen Sana şu 2 soruyu sormadan duramam;
1 Bu uzaylılar manyaklar mı da 3.5 milyar yılı ufak mavi bir gezegende hayat oluşturmak için uğraşsınlar?
2 Bu uzaylılar nerden geliyor peki? Onlar nasıl oluştu?


Bende evrende dünya dışında canlı olabileceğine yüzde yüz inanıyorum çünkü evrim uygun koşullar olan heryerde canlı olabileceğini söylüyor. Bunlar insan gibi zeki midir değil midir bilemem ama insan gibi bir varlık evrilebildiyse başka yerlerde başka türlü zeki canlılarda evrilebilirler.

Ayejj
03-05-2009, 12:08
yonaguni nin yaklasik 10 000 yillik oldugu Prof. Kimura tarafindan soyleniyor...degisik arastirmalari da var..yazilari karsilastiriyorlar..
http://www.wonder-okinawa.jp/024/english/tano/hikarino/kaida/images/p2.jpgrosetta stone

Sn bogaziçi resimdeki şekiller ilk bakışta benziyormuş gibi dursada aslında tam olarak benzemiyor.Belki sizde fark etmişsiniz.
Detaylar bence önemli ,kabaca bakarsak herşey birbirine benzer.

Akhenaton
03-05-2009, 16:35
Ayrıca bak: Tek hücreli bir canlı nasıl oluşur, evrilir? Bozulmuş doku parçacıklarından, dirim kabarcıklarından, organik madde yığınlarından nasıl türer? Bilim forumunda "Kanser W. Reich" başlığı altında 450 sayfalık bir kitabın özetini çıkarmaktayım. Belki senin gibi insanlar okur diye ümit etmiştik, meğer yanılmışız. En büyük evrimciyim diyen birisinin bile kıçını zorlayıp okumaya niyeti yok. E, genetik var ya, gizemsel virüsler, dışardan gelen bakteriler var ya, gelip nasıl olsa insan vücuduna girip, oraya birkaç gen parçası aktarıp kansere neden oluyorlar ya? İşte günümüz klasik bilimi denen şey durmadan insanlara ve sana bunları pofpoflar durur. Onların, üç-beş kimyasal maddenin tüm dünyayı, tüm canlı bedeni değiştirebileceğine inandırır. Onları oku dur sen, okumaya devam et.

[B]Kısaca ilk canlıyı ispatladığınımı anlamalıyım bu yazından.Çok dolandırdığın için konuları anlamakta zorluk çekiyorum,

net yaz....

İlk canlının oluşumunu bilim buldumu !!???

Akhenaton
03-05-2009, 16:43
Sana o kadar soru sordum, hiç birisine cevap vermeden, aynı şeyleri tekrar edip duruyorsun. O yazarların birçok konuşmalarını dinledim, yazılarını okudum. Belirli aralıklarla internetten ara sıra onların hakkında yeni bir haber, yazı vs var mı diye kontrol ederim. O insanlarla ciddi şekilde ilgilenen insanlarla muhattabım.

Ben sana şunu söylüyorum:

Uzaylıların varlığını kanıtlayabilmek, evrimi yalanlayabilmek için, o insanların bulgularını dolaylı yoldan kullanıyorsun. Kendi gizemsel felsefelerine alet ediyorsun.



Sedar alakasız başlıklarda alakasız şeyler soruyorsun ki , dikkat edersen başlık harici hiç konumda detaya girmeden farklı başlıkta konuyu ele almak istiyorum,çünkü arada kaynayıp gidiyor.Sense her şeyi çorba yapıyorsun kimseye bir faydası dokunmuyor.



. O uzaylılarla ilgili yazılarını okuduğun, bilim adamı dediğin insanlardan duyduysan bunları, demek ki bu onların bilim adamı değil, şarlatan olduklarını gösterir.


Valla kim bilim adamı kim şarlatan bunun ölcüsü Tc forum alemi değil.Kaldı ki nobel ödüllü insanlar var.


Tamam ben senin ne demek istediğini anladım. Şimdi sana sadece basit bir bilimsel yazıyı alıntılayacağım sadece şimdilik. Gen neymiş, genetik neymiş belki biraz haberin olacak:




Bununla ilgili başlık aç, benim farklı yöntemle söylediğimi sen başka dille anlatmışsın fark bu.Konudan uzaklaşma,

Konumuz Jima ve Evrim sürecinde insana yazılan tarih.batı bilim adamları bugün yoğun olarak bunu tartışırken daha biz başlayamadık bile.

Ayejj
03-05-2009, 17:52
http://img9.imageshack.us/img9/7254/resimtvz.jpg (http://img9.imageshack.us/my.php?image=resimtvz.jpg)


UFO spekülatörleri NASA'nın Mars'tan geçtiği uydu fotoğraflarından birinde insana ait olmayan bir kafatası belirlediklerini iddia ettiler.

İlk bakışta taşların bulunduğu bir çölü andıran görüntülerde göz çukurları olan ve garip bir şekilde kafatasına benzeyen bir cisim görünüyor.

Öyleki UFO takipçileri bunun bir Marslı'ya ait olabileceğini öne sürüyor.

İnternet forumlarında mizah malzemesi olan fotoğrafla ilgili tartışmalar yapılıyor. Spirit adı verilen NASA kamerasıyla çekilen fotoğraftaki cismin göz çukurunun yanı sıra dar ve sivri bir ağızı varmış gibi görünüyor. Bu nedenle cismin etobur bir hayvana ait olduğunu iddia edenler de mevcut.

Burun bölgesi geniş olan cismin boynuna kadar toprağa gömülmüş bir iskelet olduğuna inananlar da var.

Konuyla ilgili sorulardan bunalan NASA, fotoğraftaki cismin taştan başka bir şey olmadığını açıklamak zorunda kaldı.
http://www.cnnturk.com/2009/bilim.teknoloji/bilim/05/01/marsin.fotograf.efsanelerine.bir.yenisi.katildi/524807.0/index.html

Sn Akhenaton marsta hayat olmadığını biliyoruz. Peki şimdi bu kaya parçasını kimler oymuş kimler yapmış.Demekki bazen insanı hayretler içerisinde bırakabilecek tesadüfler olabilir. Buna yonaguni kayasıda dahil.

boğaziçi
03-05-2009, 20:20
sayin ayejj,
o fotograf (yukaridaki)su ltindaki bir tastandi..bilim adamlari karakterleri arastiriyorlar....
http://www.pureinsight.org/pi/pi_images/2003-6-29-japanundersea3.jpg (http://www.pureinsight.org/pi/pi_images/2003-6-29-japanundersea3.jpg)http://www.pureinsight.org/pi/pi_images/2003-6-29-japancharacters.jpg (http://www.pureinsight.org/pi/pi_images/2003-6-29-japancharacters.jpg)
ben turkceye cevirdim..soldaki yontu insan kafasi,birkac fit uzunlugunda, guney yonaguni adasi(prof.masaaki kimuradan alinmis) sagdaki,bir gurup yalin hieroglif,yeralti enkazindan(prof m.k.)

AYATA
04-05-2009, 13:40
1....Dünyanın kutupları en azından bir kere değişmiştir diyen bilim adamları var kanıtları ise dağ başlarındaki denizden binlerce mil yukarılarda bulunan deniz kabuklulularına ait fosiller......şu an bulunan ay dünyamızın kaçıncı Ay'ıdır....

2. Dinazorlar çağı milyonlarca yıl sürmüştür o milyonlarca yıl boyunca hiç bir tür evrimleşememişmidir acaba...yoksa evrimleşip kendini yok etmiş olamazmı?

3. İlk memelinin ortaya çıkışı ile ilk insanın izlerinin bu dünyada ortaya çıkışı arasında kaç milyon yıl vardır....ilk insan ile çağdaş insan arasındaki süre ne kadardır...geleneksel bilim 10000 yıl önce taş devri idi der onbinyıl içinde bu duruma gelen insan oğlu şaşırtıcı değilmi... o karanlık çağlar boyunca milyonlarca yıl boyunca ne oldu kaç uygarlık var oldu, kaç uygarlık yok oldu....

OQONUC
07-05-2009, 14:50
Bu konulara ilgi duyanlar,

Yonaguni adası ve sanıırm okiawa daki bulguların yıllardır neden batı bilim adamları tarafından yasaklandığını da araştırmalıdırlar.

Buradan belki yazıya bir kesin ve net delil çıkmayabilir. Ki bence çıkar. Ama asıl önemlisi, Bilimin nasıl bir silah olarak, farklı bir inançsızlığı empoze etmek için beyin yıkama aracı gibi kullanıldığının delilleri kesin olarak bulunabilir.

Bir de sümerlerdeki yazı meselesi var. Bu konuda dayatılmış bilgilerin dışında Doğu kültürü ve yazıları hakkında aynı oranda bilgi sahibi olmadan kesin yargıya varmak pek mantıklı değil bence.

Bence Akheneton aşılanmaya gelmeden önceki tarihi farklı bir başlıkta incelemeli, Serdar ise bu konuya Aşılamaya gelene kadar ki zamana evrimsel süreç veya canlılığın oluşumu ile ilgili son tahlilde bilgilerini aktarmalı.

O aşama geçtikten sonra, artık bu canlı ne olmuş, uzaylımı dürtmüş, kendine mi dürtmüş, ol denmiş olmuş mu; apayrı bir başlıkta incelenmeli.

Boğaziçi arkadaşı ise çalışmalarından dolayı tebrik ediyorum. Eğer lütfederlese benimde çok ilgilendiğim bu konu ile ilgili karşılıklı bilgi paylaşımını kendisine teklif ediyorum.
Bana özelden ulaşmanızı rica ediyorum sayın boğaziçi.

Selamlar

yalnizs
29-08-2011, 23:17
doğa dikdörtgen formlar üretmez. bu yapı insan elinden çıkmadır. japonya savaş öncesi dünyanın en önemli platin ihracatçılarından biriydi denizden platin çıkarıyorlardı, kayıp bir uygarlığın su altında kalmış kalıntılarından çıkarıyorlardı bunları savaş sonrası o karasulardan çekilince çıkaramadı. amerika ve avrupa dünyaya yalan söylüyor oralarda batık bir uygarlık var bence, örtbas etmek için herşeyi yapıyorlar. hindistanda hint okyanusunda onbinlerce yıllık batık şehirler bulundu hemen üzeri kaptılıyor. güneş doğudan yükselir balçıkla sıvanmaz.

sayın boğaziçi yıllarıdr araştırmalar yapıyorum elinizdekileri benimle özelden paylaşırsanız çok sevinirim, ben de sizinle paylaşırım teşekkürler