Turan Dursun Sitesi Forumları

Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Duyuru

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 30-01-2011, 18:12
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart Uğur Mumcu Yazıları

Arkadaşlar Uğur Mumcu Gerçekten çok büyük bir gazeteci.İyi gözlenimler var.Bir çok tehlikeli işe atlamış.Ne yazık ki onunda sonu diğer gazeteciler gibi oldu...

Bende uzun süredir onun yazdığı yazıları arıyorum.Epey bir yazı topladım, arşivledim.Bunları sizlerle paylaşmak istedim.

19 Mayıs

19 Mayıs, Mustafa Kemal Paşa'nın ulusal kurtuluş kavgasını örgütlemek amacıyla Anadolu'ya ayak bastığı gündür.

Bu tarihten sonra örgütlü halk gücü, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile kutsal amaç çerçevesinde toplanmış, 23 Nisan 1920'de kendi meclisini kurmuş; Kurtuluş Savaşı'nın yiğit ordusu ile bütünleşerek emperyalist orduları kesin yenilgiye uğratmıştır. Mustafa Kemal ve arkadaşları daha sonra bu yiğit orduya ve örgütlü halk gücüne dayanarak teokratikmonarşi yerine, halkın kendi kendini yönetmesi ilkesine bağlı cumhuriyeti kurmuştur.

Bugün kendilerine "Atatürkçü" diyenlerin bu görkemli tarih sayfalarına bakıp utanmaları gerekir.

Bu görkemli tarih sayfalarını örgütlü halk gücü ve yiğit ordu ile beraber çevirenlere "devrimci" derler. Mustafa Kemal ve arkadaşları "ulusal kurtuluş devrimiciliği" adını verebileceğimiz ulusal ve demokratik devrimin yüce önderleridir.

Geçmişe bakarken birbiriyle çelişir gibi görünen iki tarih anlayışından kaçınmak gerekir. Birincisi "resmi tarih görüşü" -dür. Bu tarih görüşü, geçmişi bugünkü iktidarların siyasal ve ideolojik yapısına göre biçimlendirmeye çalışır. Bu yolla Atatürkçülük adına yapay bir ideoloji türetir. Bu yapay ideolojiye üstelik resmi nitelik de verilmek istenir. Bu tarih anlayışı, bu ulusal kurtuluş devrimcisini ancak törenlerde anımsanan bir "heykel" haline dönüştürür.

İktidarların ideolojik görüşlerine göre biçimlenen tarih anlayışı, totaliter rejimlere özgüdür.

Bu anlayışa karşı çıkan bir başka tarih görüşü de resmi tarihi yalanlamak amacıyla başka yapay tarih yaratır. Geçmişi, yaşandığı gibi değil, bugün görülmek istendiği gibi yorumlamaya çalışır. Yakın tarihimizden örnek verirsek, örneğin Marksist ideoloji ile uzaktan ve yakından hiçbir ilgisi olmayan Çerkes Etem'i bir "halk kahramanı" olarak görmeye çalışır, Etem'in emperyalist ordularına sığındığını görmezlikten gelip, "hainden kahraman yaratmaya" çalışır.

Ne o, ne öbürü... Tarih ancak araştırılarak ve nesnel belgelere dayanılarak yorumlanır.

Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihi, kutsal kavganın "tam bağımsızlık" anlayışı ile ve inancı ile yola koyulduğunu anlatır. Bu bağımsızlık iki yönlüdür. Bağımsızlığın birinci yönü "kapitalist emperyalizm"e karşıdır. Sovyetler Birliği'ne karşı da bağımsızlık korunur. Ankara Hükümeti, Sovyetler'den silah ve para yardımı alır, ancak bu yardım "ideolojik bağımsızlığı" da zedelemez.

İlk meclisin bugün yayımlanan gizli tutanakları Mustafa Kemal Paşa'nın komünizm konusuna nasıl baktığını da göstermektedir; okuyalım:

"- Efendiler, iki türlü önlem olabilirdi. Birsi; doğrudan doğruya, komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri Rusya'dan gelen her adamı derhal, denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmiş ise sınırın dışına çıkarmak gibi zora dayalı, şiddetli, kırıcı önlemler almak... Bu önlemleri almakta iki noktada yarar görülmemiştir. Birincisi, iyi siyasal ilişkiler kurmayı gerekli saydığımız Rusya Cumhuriyeti tümüyle komünisttir. Eğer böyle zora dayalı önlemler alırsak, o halde, kayıtsız - koşulsuz Ruslarla ilişki kurmamak gerekir. Oysa biz birçok siyasal nedenle Ruslarla ilişki kurmak istedik, istiyoruz ve isteyeceğiz. O halde başvuracağımız önlemlerde dostluğunu istediğimiz bir millet, bir hükümetin ilkelerini aşağılamak zorundayız. (...) Bilindiği gibi düşünce akımlarına karşı düşünceye dayanmaksızın karşı çıkmak, o akımı yok etmekten başka, herhangi bir insanla konuşulduğu zaman onun herhangi bir düşüncesini kuvvet zoru ile reddederseniz, o ısrar eder. Israr ettikçe kendi kendini aldatmakta dah açok ileri gidebilir. Bu nedenle düşünce akımları cebir, şiddet ve kuvvetle reddedilmez. Tersine, güçlendirir. Buna karşı en etkili çare gelen düşün akımına karşı düşünceye düşünce ile karşılık vermektir... "(TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt I, S: 334)

Atatürk komünizme karşıdır. Bunda hiç şüphe yok. Ancak Atatürk'ün komünizme karşı takındığı tavrın, bugünün siyasal anlayışı ile hiçbir ilgisi yoktur.

Atatürk, her konuya "bağımsızlık" tutkusu ile bakmıştır. Bugün Türkiye, ne yönden bakarsanız bakın; ne acı ve ne yazıktır ki, bu bağımsızlık bilincinin çok uzağındadır.

19 Mayıs, İstanbul hükümetine karşı isyan bayrağı açan Mustafa Kemal Paşa'nın örgütlü halk gücü ile bütünleşmek için attığı ilk adımın kutsal tarhidir.

Hepinize kutlu olsun...

Uğur MUMCU - Cumhuriyet, 19 Mayıs 1985 ( Uyan Gazi Kemal! )
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 30-01-2011, 18:12
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart

23 Nisan

Küçüklüğümüzde 23 Nisan günleri, Ankara'da Devrim İlkokulu bahçesinde siyah önlüklerimiz, beyaz yakalarımızla toplanıp, "Bugün 23 Nisan neşe doluyor insan" diye diye Ulus Alanı'ndaki Atatürk Anıtı'na doğru yürürdük hep birlikte.

- Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan...

Bugün, ulusal egemenliğimizin kurulması yolunda atılan en güçlü adımlardan birinin yıl dönümü. Böyle bir günde, "Egemenlik" ve "IMF" sözcüklerini biraraya getirirseniz, ilkokullarda neşe dolan içinizin acılarla burkulduğunu derinden derine duymaz mısınız hiç?

- Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik...

Almanya'da Münih sokaklarını süpüren, Berlin'de, Frankfurt'ta, Duisburg'da en ağır işlerde çalışan yurttaşlarımızı gördükten sonra dilime hep ama hep bu dize takılıyordu.

- Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik / Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik / Aktolgalı beylerbeyi haykırdı ilerle / Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle.

Şimdi o "kafileler", Alman kapitalizminin dişlilerinde. İki dilde dilsiz yetişen çocukları, her yüz kişisinden yirmisinin ülser hastalığına tutulmuş babaları, çocuklarına beş dakikalarını ayırmayan emekçi analarıyla geçiyorlar aynı yerlerden.

23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı... Dünün ve bugünün büyükleri, çocuklara nasıl bir dünya, nasıl bir Türkiye bıraktılar ve bırakıyorlar? Kanlı kaldırımları ile mutlu Türkiye; tamtakır hazinesiyle güçlü Türkiye; avuçiçi ülkelere el açan ekonomisiyle büyük Türkiye!..

Öyleyse çalsın mızraklar, bandolar; öyleyse çocuk balolarında sevinç çığlıklarımızla kutlayalım bu başarıları... Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk harcını attığı bağımsızlığı, kutsal bir bayrak gibi elden ele taşıdık; bu bayramları, bu törenleri hakettik çünkü; kutlayalım; kutlayalım hep birlikte:

- Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan...

NATO ile kutluyoruz; okyanusötesi ülkelerin silah ambargoları ile kutluyoruz; Amerikan üsleri, IMF ipotekleri ile kutluyoruz "Egemenlik ve Çocuk Bayramı"nı...

Yedi milyar dolarlık borçlarımız kapıdaymış, aldırmayın; egemensiniz. Silah ambargolarının şantajı ile yaşarmışız, hiç sıkılmayın; egemeniz. IMF ipotekleri ile yönetiliriz, kızmayın, yine egemeniz!

Bütün bunlardan sonra hiç sıkılmadan, ve hiç utanmadan "Atatürk" adını ağza alarak kandırın çocukları, egemensiniz; dış borçlarımızla, dilendiğimiz kredilerle, silah ambargolarıyla egemensiniz!..

- Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan...

Kutlayalım; Çocuk Bayramı'nı kutlayalım; kızamıktan ölen çocukların bayramını kutlayalım; bakımsızlıktan sakat kalan çocukların bayramını kutlayalım; okulsuz, öğretmensiz, yolsuz ve ışıksız bıraktığımız çocukların bayramını kutlayalım; tamirhanelerde, elleri yüzleri kirpas içinde çalışan parmak kadar çocukların bayramını kutlayalım; Pazar yerlerinde hammallık yapan, çocuk bahçelerinin önündesimit satan yedi yaşındaki çocukların bayramını kutlayalım; köprü altlarında düzenin kirli dolaplarına satılan çocukların bayramını kutlayalım; kutlayalım; "Egemenlik ve Çocuk Bayramı"nı kutlayalım; kutlayalım; çocukların, özgür ve egemen olacak çocuklarımızın bayramlarını kutlayalım!..

Ellerine silahlar verip, birbirlerine kırdırttığımız çocukların bayramlarını kutlayalım; birbirlerinin mezar taşlarına düşman edilmiş gençlerimizin, çocuklarımızın bayramlarını kutlayalım; analarını, babalarını gözyaşlarına boğarak ölen ve öldüren çocukların bayramlarını kutlayalım; evet "Egemenlik ve Çocuk Bayramı"nı, neşe içinde, binbir neşe içinde kutlayalım!

Ankara'da yıllar önce, Devrim İlkokulu bahçesinde toplanıp, siyah önlüklerimiz, beyaz yakalarımız ve bez pabuçlarımızla söylediğimiz şarkıları, artık bugün söyleyemiyorum. Çocuk olmadığım için değil, çocuklardan utandığım için söyleyemiyorum.

- Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan.

Çocukluğumuzun bu şarkısı yerine bir başka bir başka şarkıya, bir başka türküye takılıyor dilim. Rahmetli babamın, "Biz bu türküyü Kurtuluş Savaşı'nda söylerdik" dediği türküyü. İşçilerle, köylülerle, aydınlarla, bir acı çığlık gibi, hep birlikte söyleyelim bu türküyü:

Ankara'nın taşına bak / Gözlerimin yaşına bak / Uyan uyan Gazi Kemal / Şu dünyanın işine bak .

Uğur MUMCU - Cumhuriyet, 23 Nisan 1979 ( Uyan Gazi Kemal! )
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 30-01-2011, 18:13
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart

Yine Ağca

Abdi İpekçi’nin katili ülkücü Mehmet Ali Ağca şimdi de Papa’ya karşı düzenlenen suikastla karşımıza çıkıyor. Dün akşam BBC radyosundan, suikastçı olarak “Ağca” adını duyunca İpekçi cinayeti ile birlikte bütün olayları, geriye doğru dönüp tek tek anımsadım; tıpkı sizler gibi...

İpekçi nasıl vurulmuştu? Ağca, İstanbul’da ülkücü militanların karargâhı bir lokalde nasıl ele geçirilmiş; poliste ne gibi itiraflarda bulunmuş ve tutuklu bulunduğu Kartal-Maltepe Askeri Tutukevi’nden nasıl kaçırılmıştı?
Ağca bireysel bir terörist değildi; görevliydi. Arkasında bir takım gizli örgütler, uğursuz karargâhlar bulunmaktaydı. Bunların yurt içi ve dışı bağlantıları, bu azılı katili korumuşlardı. Ve Ağca cezaevinden kaçırıldıktan, İstanbul’da yeni cinayetler işledikten, Ankara’da, Yozgat’ta ve Erzurum’da elini kolunu sallayarak dolaştıktan sonra yurtdışına çıkabilmiş ve yakın bir zamana kadar Almanya’da üs kurabilmişti.

Evet, anlaşılıyor. Bu bir örgüt işidir. Bu, yurt içinde ve dışında örgütlenmiş uluslararası bir terör örgütünün işidir. Bu bir kanlı zincirdir.
Şimdi geriye dönüp düşünelim. Acaba İpekçi cinayeti ve askeri tutukevinden kaçırılış olayı, geçmiş dönemlerde bu açıklıkta, bu netlikte görülebilmiş miydi? Sanmıyoruz.

Türkiye’deki sağ teröristlerin Batı Almanya’da örgütlendiklerini herkes biliyor. Yine Almanya’daki sağ teröristlerin uyuşturucu madde kaçakçıları ile içiçe olduklarını herkes biliyor. Bu karanlık ilişkiyi kanıtlayan bir çok olay, Alman mahkemelerine kadar yansımış, haftalık dergilere kadar taşmıştı.

Bugün Türkiye’de, devletin resmi belgeleri ile açıklanan gerçekler, Batı Almanya’daki örgütlü sağcı militanlarla “bazı servislerin”, yani uluslararası istihbarat örgütlerinin içiçe çalıştıklarını da ortaya koymuştur.

Olayları böyle bir zincir içinde düşünürsek, Hristiyan dininin bu uygar, bu insancıl liderine karşı düzenlenen suikast olayını basit bir saldırı olarak göremeyiz. Bu bir örgüt işidir ve bu örgüt Türkiye’nin dış saygınlığını yok etmeye yönelmiştir.

Bu, Türk diplomatlarına karşı Ermeni soykırımı örgütlerince düzenlenen alçakça saldırıları dünya kamuoyunda mazur göstermek ve denetlemek için sahneye konmuş kanlı bir senaryonun satırbaşıdır. Nitekim Papa’nın 1979’da Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında, “Gizli Ermeni Kurtuluş Örgütü”nce Madrid’de yayınlanan bir bildiride bu gizli örgüt, “Papa’nın Türkiye’ye gitmesine engel olunmazsa saldırılarımız Türk hükümetini destekleyenlere karşı da yoğunlaşacaktır” demişti. Tüm bu olayların her türlü olasılıkla birlikte ele alınması gerekmektedir.

Bize düşen, İpekçi cinayetini akla gelen ve gelmeyen bütün olasılıkları ile yeniden değerlendirmek ve Ağca’yı gerek İpekçi, gerek Papa olayında piyon olarak kullanan bu uluslararası terör çetesini daha yakından tanımaktır. Bunun için zaman geçmiş değildir. Papa olayı, İpekçi olayının yeniden ele alınmasını gerektirmelidir.
Bakın, İpekçi cinayetinin kan izleri, nerelere kadar uzanıyor? Bu olaydan ders alalım...
(Cumhuriyet, 14 Mayıs 1981)
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 30-01-2011, 18:14
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart

Aşırı Ortacılık

"Aşırı sağ" ve "aşırı sol", günlük dile yerleşmiş demirbaş kavramlardandır. Çoğumuz, hiç düşünmeden birtakım aşırılıklardan söz ederiz. Bu kavramların en çok geçerli olduğu yerler, yüce devlet katlarıdır.

- Aşırı akımlar önlenmelidir.

Düşünce alanında neyin aşırı olduğunu, neyin olmadığını kestirmek olanaksızdır. Düşünceler ölçüye, cetvele vurulamaz; ayrıca siyasal görüşlerin geometrisi de yoktur. Birtakım düşünceleri, "aşırı sağ" ve "aşırı sol" diye tanımlayabilmemiz için, önce bu düşüncelerin odak noktasını, yani "merkezini" saptamak gerekmez mi?
Kim ne kadar sağda, ne kadar soldadır? Sağı ve solu belirleyen ölçü nedir? Kim kime göre sağcı, kime göre solcudur? Aşırılık hangi noktadan başlamaktadır? Aşırılığın başladığı yerle, ılımlılığın son bulduğu nokta neresidir? Bu noktaları kim saptar? Ne yolla, ne yöntemle saptar?

- Aşırı sağ ve aşırı sola karşıyız...

Bu, devletimizin elinden bırakmadığı, dilinden düşürmediği bir gerekçe olmuştur. Yıllar yılı bu gerekçeye sarılınmıştır.

- İki büyük parti aşırılıklarını temizleyip birleşsinler...

Bu ne demektir? Adalet Partisi kendi sağını, Cumhuriyet Halk Partisi de kendi solunu temizlerse, Türkiye güllük gülistanlık olur. Bütün aşırılıklar önlenir, memleket huzura, sükuna kavuşur.

- Her türlü aşırı akıma karşıyız.

Bir siyasal örgütün, bir devlet adamının, ya da bir yayın organının "her türlü aşırı siyasal düşünceye karşı olması" ne anlama gelmektedir? Önce bütün aşırılık türlerinin tek tek ortaya konması gerekmektedir. Geriye kalan "resmi devlet görüşü"dür. Devlet adına tek düşünce, eleştirilmez, yadsınmaz tek düşünce, her türlü aşırılıklardan sıyrılarak belirlenir, herkesi bağlar.

Bu mu istenmektedir?

Aşırılık ölçüsünü Türk siyasal yaşamına uygularsanız, ne sonuçlar alınabilir? Hangi partiler aşırıdır? Bu konuda verilecek yanıt hazırdır:

- MSP, MHP aşırı sağ, bütün sosyalist partiler aşırı sol...

Partileri, aşın olan, olmayan biçiminde iki ana bölüme ayıranlar, "merkez partisi" olarak hangi siyasal partiyi temel almaktadırlar acaba?

- AP'nin solu, CHP'nin sağı...

Adalet Partisinde sol görüş olabilir mi? Adalet Partisinin solu, hiçbir anlama gelmeyen bir tanımdır. Kimseyi kapsamaz, hiçbir bilimsel ölçü vermez.

Cumhuriyet Halk Partisinin sağı ve solu nasıl belirlenmektedir? Parti içi muhalefet ile parti genel merkezi arasında gözle görünür, elle tutulur "ideolojik" görüş ayrılığı var mıdır? Örneğin CHP içinde, dış ticaretin devletleştirilmesi, yabancı şirketlerin kamulaştırılması, NATO'dan çıkılması gibi görüşleri, tutarlı ve sürekli olarak savunanlar var mıdır? CHP'nin sağı nerede, solu nerededir? Sağın lideri kim, solun lideri kimdir?

- MSP Atatürk düşmanıdır, işte aşırı sağcılık budur...

MSP Atatürk düşmanıdır da, öteki sağ partiler Atatürk'e çok mu saygılıdırlar? Atatürk'ün adını sık sık kullanmaktan öteye, bu partilerin Atatürkçülükle ilişkileri nedir? Camilerde başına bere geçirerek namaz kılan, şu laik Adalet Partisinin Genel Başkanı değil midir? Demirel'inki din sömürüsü sayılmaz mı?

Şimdi "kolay Atatürkçülük" yolu açılmıştır.

Mustafa Kemal, bağımsız bir ülke bırakarak gitti. Türkiye bu gün, askeri üssü ile, askeri anlaşması ile, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle kapitalist emperyalizmin ipoteği altındadır. Bu konularda Atatürkçülüğü akıllarına bile getirmeyenler, bir tespihle bir çember sakal gördükçe Atatürkçülüğü hatırlamaktadırlar. Ne kolay Atatürkçülük bu böyle?

Sağı da solu da belirleyen tek ölçü, emek ve sermaye ikilisidir. Emekten yana olan partiler sol partiler, sermayeden yana olanlar ise sağ partilerdir. MSP, MHP, CGP, DP ve AP, hep birlikte sermaye partileridir. Bunlar arasında aşırılık, bunlar arasında sağcılık, solculuk, hele "medeniyetçilik" ayrımı yapmak, bilime de, siyasal gerçeklere de ters düşmektedir.

Aşırı sağ ve aşırı sola karşı olduklarını söyleyenler, çok aşina bir tanımla belirtirsek, bir başka aşırılığın, "aşırı oltacılığın" sözcülüğünü yapmıyorlar mı? Hem de sağ adına...

(Cumhuriyet, 2 Kasım 1976)
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 30-01-2011, 18:14
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart

Atatürk ve Yabancı Sermaye


İzmir İktisat Kongresi çalışmaları sürerken bir önemli gerçeğin altını kalın çizgilerler çizmek zorundayız. Bu gerçek, büyük Atatürk'ün "yabancı sermaye yanlısı" bir siyaseti savunmadığı gerçeğidir. Gerek düşüncede gerek eylemde, yabancı sermayeye karşı olan Ulusal Kurtuluş Savaşı liderinin, yabancı sermaye yanlısı gibi gösterilmesi tarihsel gerçeklerle hiç bağdaşmamaktadır.
Atatürk, Birinci İktisat Kongresi'nin açılışında "yasalara uymak koşulu ile yabancı sermayeye gerekli güvenceyi vermeye her zaman hazırız" diyorsa da, bu açıklama şu sözlerle tamamlanmaktadır.
"Geçmişte, Tanzimat devrinden sonra yabancı sermaye ayrıcalıklı bir duruma sahipti. Devlet ve hükümet, yabancı sermayenin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Her yeni ulus gibi Türkiye de buna izin vermez. Burasını esir ülkesi yaptırmayız..." (Türkiye İktisat Kongresi, A. Gündüz Ökçün, S: 253)
Eğer, Atatürk'ün "yasalarımıza uymak koşulu ile yabancı sermayeye güvence vermeye hazırız" sözlerinden sonraki bu önemli deyişi aktarılmazsa, yalnızca eksik kalmaz, ayrıca Atatürk'ün görüşleri yanlış anlaşılır.
Şu sözler de Atatürk'ündür:
"Tanzimatın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan ekonomimizi bir de iktisadi kapitülasyon zinciriyle bağladı. İktisat alanında bizden kuvvetli olanlar yurdumuzda bir de imtiyazlı durumda bulunuyorlardı. Rakiplerimiz, bu suretle, gelişmeye elverişli sanayimizi de mahvettiler. İktisadi ve mali gelişmemizin önüne geçtiler."
( Atatürk, 1.2.1922, Söylev ve Demeçler, C: I, S: 228 )
Emperyalizme karşı bir kırbaç gibi şaklayan şu sözler de Atatürk'ün dür:
"Yaşamak isteyen ulusumuzun isteği, basit bir sözcükte toplanabilir. Bağımsızlık! Avrupa'nın yöneticilerinden ve sermayedarlarından ayrı olan ulusları, bizim hayatımızı bize çok görmüyorlar. Eğer bugün Fransız ulusu ve İtalyan ulusu ve hatta İngiliz ulusu ile düşmanlık halinde bulunuyorsak, bu ulusların seslerini işittirememelerinden ve kendi yöneticilerinin yayılma ve sermaye emelleri için bizi yok etmelerine ses çıkarmamalarındandır. Bu devir, ulusumuzun eylemli olarak ve değişmeden yok edilmesini, sermayedarların kendi çıkarlarına uygun bulduklarını sandıkları devirdir. Bu devri atlatıp ulusları söylemeye çağırmak için, yaşamaya haklı olduğumuzu ve hayatımızı elimizden almak için kendilerinin birçok hayatlarını feda etmek gerektiğini kanıtlayacağız..." ( Atatürk, Tamim Telgraflar, 2.7.1920, S: 344 )
Antiemperyalizmin sınıfsal nedenlerini en açık biçimde anlatan Atatürk, Tanzimat dönemini de şöyle tanımlıyor:
"Devletler, şimdiye kadar bize şu ve bu sorunda gösterişli izinler veriyor gibi görünüyorlar, ancak ekonomik tutsaklıkla bizi felce uğratmıyorlardı. Öteden beri bize bazı şeyler vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi davranırlar, gerçekte ekonomide elimizi kolumuzu bağlarlardı. Bu tutsaklığa katlanan yöneticiler hoşnuttu. Çünkü görünüşte görkemli bir bağımsızlık sağlamışlardı. akat gerçekte ulusumuzu anlamca miskinlik çukuruna atmışlardı. Bunlar ekonomik tutsaklığı anlamamış bedbaht hayvanlardı. Fakat artık bugün milletimiz, hayat noktasının nerede olduğunu pek güzel anlatmıştır."
Ve şu sözler de büyük Atatürk'ün inançlarını yansıtıyor:
"Bu savaşın önemini kavramış olan ulusumuz, ülkenin bütün gereçlerini kendi emeği ile sağlayabilecek duruma yükselmiştir. Ekonomi işlerinin daha gerektiğince kavranmadığı bir sırada yüce meclisimiz ekonomik kaynaklara ulusu adına el koymak uyanıklığını göstermiştir..." ( Atatürk, 1.3.1921, TBMM, Bugünün Diliyle Atatürk'ün Söylevleri, S: 72 )
Ve yine Atatürk'ün o günden bu güne bizlere gösterdiği ana doğrultu şu sözlerde saklıdır:
" Bu ülkenin halkı üzerinde kimsenin egemenlik kurma hakkı yoktur; ama bu ülkeyi başkalarına el açmadan geçindirmek ve yaşatmak da size düşen bir ödevdir." ( Bugünün Diliyle Atatürk'ün Söylevleri, S: 109, Söylev ve Demeçler, C:2, S: 126 )
Atatürk'ü kendi sözlerinden ayrı olarak yorumlamak olası değildir.

İşte Atatürk budur, Atatürkçülük budur.

Uğur Mumcu
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 30-01-2011, 18:15
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart

Atatürkçülük Adına

Önceki gün Cumuriyet'te okumuşsunuzdur: Atatürk'ün emperyalizm ve kapitalizm konularındaki düşüncelerini Atatürk büstüne yazdıran kaymakam ve belediye başkanı haklarında kovuşturma açılmış... İçişleri Bakanı emir vermiş, Balıkesir Valisi de kovuşturma açmıştır.

Kovuşturma konusu sözler, Atatürk'ün, emperyalizm ve kapitalizme karşı çıkan düşünceleridir. Yani şu sözler:

- İstiklalimizi emin bulundurabilmek için, heyet-i umumiyemizce heyet-i milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız...

Balıkesir ilinin Balya ilçesi Kaymakamı Kemal Baykal ve Belediye Başkanı Ali Şuuri İnal, Atatürk'ün bu sözleri dolayısıyla sorguya çekilmiştir. Evet Damat Ferit örfi idaresinde değil, Türkiye Cumhuriyeti'nde, Kurtuluş Savaşımızın amaçları suç sayılmaktadır. Hem de bu savaştan yarım yüzyıl sonra.

Kurtuluş Savaşımızın "anti-emperyalist" niteliği çok partili düzenimizde suç konusu olmuştur artık. Atatürk'ün Bursa Nutku yargılandı, yetmedi. Sahte elyazılarıyla Atatürk'ün adına demeçler düzenlendi, bu da yetmedi... Şimdi de, Kurtuluş Savaşı'nın amacı suç sayılacaktır...

Son yıllarda, Atatürk adı, Atatürk düşmanlarının ellerine geçti. Uluslararası kapitalizmin sürüngenleri, tesbihli - takunyalı gericiler, tabancalı - bıçaklı saldırganlar, hep Atatürk'ün adını kullana kullana devleti işgal ettiler.

- Atatürkçü görüşle...

Bir zamanlar bu sözle başlamayan demeç ve konuşma duyamaz olmuştuk, ne yapılırsa, Atatürk ve Atatürkçülük adınanydı. Muhtıra ile hükümet devirirler, Atatürkçülük adına; hazırol emri ile hükümet kurarlar, Atatürkçülük adına; reform isterler, Atatürkçülük adına; Cumhurbaşkanlığına aday olurlar, Atatürkçülük adına; cunta kurarlar, Atatürkçülük adına...

İşte geldikleri nokta budur: Cumhuriyetimizin genç bir kaymakamı ve bir belediye başkanı Atatürk'ün sözlerini, Cumhuriyet alanındaki büste yazdırdıkları için suçlanıyorlar; dosyalar düzenleniyor, emirler veriliyor, kovuşturmalar açılıyor.

Bu da mı Atatürkçülük adına?..

Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinde "tam bağımsızlık" bilinci yatar. Kurtuluş Savaşı, tam bağımsız Türkiye'yi kurmayı amaçlamıştır. Onun içindir ki Mustafa Kemal:

- Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşıyoruz... demiştir.

Bu suçsa, suç olmayan nedir acaba? İşkence yapmak mı? Gencecik çocukları birbirleri ardından vurup öldürmek mi? Devlet kasasını soymak mı? Nedir suç olmayan?..

Kaymakam ve belediye başkanı, bu sözler yerine, "komünizm her görüldüğü yerde ezilmeli" diye, uydurma sözleri büste kazısalardı, biri hemen vali yardımcısı, öteki de milletvekili adayı olmazlar mıydı?..

Atatürk'ün antiemperyalist ve devrimci yanı, egemen sınıfların bilinçli politikalarıyla, gizlenmek ve örtülmek isteniyor. Atatürkçülüğü, gericiliğin ve tutuculuğun bayrağı yapmak isteyenler, acıyla ifade edelim ki, bu amaçlarında adım adım başarı da sağlıyorlar.

Çağımız kurtuluş savaşları çağıdır. Türk Kurtuluş Savaşı, bütün "mazlum milletler" için örnek olmuştur. Bu savaşım, antiemperyalist niteliği ile Kurtuluş Savaşımızın, devrimci ve ilerici özü, uluslararası kapitalizmin ve çağdışı gericiliğin elinde bozuk para gibi harcanıyor.

Kurtuluş Savaşı'ndan yarım yüzyıl sonra, bu savaşın kutsal amacı suç sayılırsa, söyleyin, 23 Nisanları, 30 Ağustosları, 29 Ekimleri, ne adına ve kim için kutluyoruz?

Hortlayan Damat Ferit midir? Vahdettin midir? Anzavur mudur? Kimdir acaba?..

Uğur MUMCU - Cumhuriyet, 1 Eylül 1976 ( Uyan Gazi Kemal ! )
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 30-01-2011, 18:15
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart

Atatürkçülük Ne Demektir?

UĞUR MUMCU

6 Ocak 1981
(Uyan Gazi Kemal!)


Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir.

Amacımız, ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir. Atatürkçülüğü, tam bağımsızlık inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri Atatürkçülük adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı'nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..

- Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz...

İşte Atatürk budur, işte Atatürkçülük budur...

Kurtuluş Savaşı, kökeninde antiemperyalist ve antikapitalist düşüncelerin kutsal harcını taşır:

- Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.

Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk'ü bugün içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek, Atatürk'e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi saldırıdır.

Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur demektir,

Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri daha o günden görmekteydi:

- Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok, sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu artırmaktadır...

Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur! Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler de işte bu sözlerdir:

- Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız...

Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır.

- Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı...

Atatürk'ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak ve benzetilmek istendi.
Atatürk'ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur. Kurtuluş Savaşı'nın yüce önderini Atatürk Yılı nda inançla selamlıyoruz.

Uğur Mumcu
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 30-01-2011, 18:16
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart


Atatürk’ün çiftliğini bile koruyamamışız
ilkelerini nasıl koruyacağız?

Uğur Mumcu
(Cumhuriyet, 10 Kasım 1985)


Görülüyor ki Atatürk emperyalizmin kökeninde uluslararası sermayenin bulunduğunu 1920'lerde söylüyor ve başında bulunduğu hükümetin “emperyalizme karşı müdafaa ve mücadele kastı ile kurulduğunu” da açıklıyor.

Bugün uluslararası kapitalizm ile bütünleşen İMF ipotekli alaturka liberalizmimizin Atatürkçülük ile uzaktan ve yakından ilgisi yoktur.

Atatürkçülük, ulusal devrimler yoluyla çağdaşlaşma demektir. Bu çağdaşlaşma, özgürlükçü demokrasi içinde gerçekleşecektir. Çağdaş uygarlığa da bu yolla ulaşılacaktır.

Bütün bunları bir yana bırakın; siz gidin, yüz binlik Ankara'da Atatürk'ün kurduğu hipodromlara ve Orman Çiftliği'ne bakın. O günden bu yana Atatürk'ün eliyle kurulan hipodromun ve Orman Çiftliği'nin, nasıl parsellendiğini, nasıl bölündüğünü gözlerinizle görün.

İlkelerine kadar inmeye ne gerek var; daha bizler, Atatürk'ün çiftliğini bile koruyamamışız, ilkelerini nasıl koruyacağız ?

Ulusal Kurtuluş devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk'ü ölümünün yıldönümünde her gün daha da artan saygılarla anıyoruz...
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30-01-2011, 18:17
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart

Ayasofya

Bakanlar Kurulu, Ayasofya Müzesi'nin camiye dönüştürülmesi için kararname hazırlıyormuş.

Önce türban, sonra Ayasofya, daha sonra da Abdülhamid'in türbesi...

Sakın "olmaz" demeyin. Bunlar yapıldıktan sonra Sultan Vahdettin ve Damat Ferit'in kemikleri de Türkiye'ye getirilebilir. Sırasıyla ve adım adım gidiyorlar.

Atatürk, 1934 yılında düzenlettiği bir bakanlar kurulu kararnamesi ile Ayasofya'nın müze olarak kullanılmasını istemiş; o günden bugüne kadar, Ayasofya müze olarak kullanılmıştır.

Ayasofya'nın müze olarak kullanılması kararı, laik cumhuriyetin uygarlık tarihine verdiği bir armağandır. Bu açıdan Ayasofya bir simgedir.

İstanbul, camileriyle ünlü bir kenttir. İslam sanatının en güzel yapıtları İstanbul'dadır. Ayasofya'nın tam karşısında Sultan Ahmet Camii bulunmaktadır. İstanbul'da yeterince cami de vardır. Öyleyse konu "ibadet ihtiyacı" değildir; amaç Atatürk'ün aldığı bir kararın kaldırılabileceğinin kanıtlanmasıdır. Amaç, İslamcı düşüncenin, devlet eliyle laikliği yenilgiye uğratmasıdır.

Bir bakanlar kurulu kararı bir başka bakanlar kurulu kararı ile değiştirilebilir. Hukuk açsından sorun yoktur.

Sorun, hukuksal değil siyasaldır. Sorun, Atatürk devrimlerine bağlılık üzerine yemin etmiş bakanların böyle bir kararı alıp almayacaklarıdır.

Konunun İstanbul'un fethi ile ve Yunanistan'a karşı güç gösterisiyle de bir ilgisi yoktur. İstanbul, Türkler tarafından iki kez fethedilmiştir. İlk kez 1453'te Fatih tarafından fethedilen İstanbul, ikinci kez de 1923 yılında TBMM hükümeti orduları tarafından.

Ayasofya'yı müze yapan kararın altında İstanbul'un ikinci fethini gerçekleştiren orduların başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın imzası bulunuyor. Bu imzayı uygarlık tarihinden söküp atmak kimsenin harcı değildir!

Yunanistan'a karşı güç gösterisi yapılacaksa, bu güç, Ayasofya'da değil, Ege'deki FIR hattında ve Lozan Antlaşması'na aykırı olarak silahlandırılan Ege adalarında kanıtlanmalıdır...

Uğur MUMCU - Cumhuriyet, 5 Ocak 1990 ( Uyan Gazi Kemal! )
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 30-01-2011, 18:17
ahmetsln - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ahmetsln ahmetsln isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Dec 2010
Bulunduğu yer: evren
Mesajlar: 929
Standart

Bayrak Ticareti


Milliyetçiliği ve Atatürkçülüğü sömürdükleri yetmedi,şimdi de ''BAYRAK EDEBİYATINA'' başladılar! Sanki Türk bayrağı bu beyefendilerin tapulu mallarııdır. Bayrak aşşağı bayrak yukarı!..

Bir ulusun bayrağı böyle küçük siyasi olaylar için sömürü kaynağı yağılamaz. Çünkü , bayrak bütün bir ulusun ortak malıdır ve çünkü bayrak, bir ulusun BAĞIMSIZLIK KAVGASINI simgeler.

Ülkeyi yetmiş sente muhtaç edenlerin bu bayrağa sahip çıkmaya hakları yoktur bir kez. Çünkü bir bayrak bağımsızlık savaşın da dalgalana dalgalana onur kazanır.


Bayrağa saygı diye alanlar da cirit atıp , duvarlara afişler asan bakan eskileri, kırmızı plakalı arabalar da günlerini gün ederken, Türk bayrağını nereler de dalgalandırdılar? Hangi onurlu kavga da Türk bayrağını yüce doruklara çektiler? Bir yandan bayrak edebiyatı yapıp , öte yandan devlet kAsalarından binlerce , milyonlarca tutarın da teşvik belgeleri alanlar bunlar değil midir?


Kurtuluş savaşın da MUSTAFA KEMAL' İN dalgalandırdığı Türk bayrağına, çok yıldızlıAmerikan bayrağı önün de Johnson ile kol kola çektirdikleri fotoğrafları dağıtarak siyaset sahnesine fırlayan Demirel mi sahip çıkacak?


Yok yok saygısızlığın bu denlisi de görülmemiştir! Sen bayrağını Türkiye deki Amerikan üstlerine çekebiliyor musun; ondan haber ver! Bu edebiyatı , bu demogajiyi , bu yalanı bırakve gücün varsa , yetiyorsa bayrağı dikilmesi gereken yere dik!


Bu bayrak Çanakkale de , Galiçya da , Dumlupınar da, Antep te, Maraş ta, İstanbul da, İzmir de KUVAY-I MİLLİYECİLERİN elin de onur kazandı. Bu bayrağın rengine Anadolunun dört bucağın da EMPERYALİZME karşı dövüşen emekçi halkımızın kanları karışmış. Şimdi ne hakla ne yüzle , hangi ulusal kavganın alın teriyle bayrağımıza sahip çıkıyorsunuz? Evet ne HAKLA?!...

Bayrak edebiyatı Demirellerin, Türkeşlerin siyasal hesaplarına araç olacak düzeye indirilirse , o bayrağı düşürdüğü yerden tutup almak bütün ilericilerin, Devrimcilerin, Aatatürkçülerin ve Sosyalistlerin Görevi olmalıdır.


Türk bayrağını yabancıların elinde ki ATAŞ rafinerisin de , Türk bayrağını yabancı şirketlerin tekelindeki boraks madenlerinde, Türk bayrağını NATO nun CENTO nun karargahların da ; Türk bayrağını Ege de ki FIR hatların da dalgalandırmadıkça neye yarar bayrak edebiyatı?...

Bu bayrağı Demirellerin , Türkeşlerin elinden almak bütün ilericilerin ve DEVRİMCİLERİN NAMUS BORCU olmalıdır..

(Cumhuriyet, 28 MAYIS 1978)

Uğur Mumcu
__________________
Bu şahısta önündeki eski öss yeni ygs/lys sınavına girmek için çalışıyor. Çok çalışması gerektiği için pek nette olabilir.
Herkese saygılar sevgiler, mutlu vakitler.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Uğur Mumcu'yu Anıyoruz pante Politika 18 04-12-2012 14:09
Türban ve Cilbab üzerine Uğur Mumcu yazısı. ahmetsln Dinler ve Kadın 5 27-01-2011 23:20
UĞUR MUMCU'YA kaya Politika 15 25-01-2007 00:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:49 .