Turan Dursun Sitesi Forumları
  #1  
Alt 23-11-2012, 03:35
ALKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALKA ALKA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 6.047

Başarı Ödülü 

Standart Bazı Din Adamlarının Savunmaları

BÖLÜM 10 - BAZI DİN ADAMLARININ SAVUNMALARI



İnsanın aklına ister istemez bu cinayetleri, skandalları, trajedileri okuyunca, 'ya İslam önderleri buna karşı suskun mu kalmışlar, hiç mi bir şey dememişler, olacak iş mi,' gibi sorular geliyor. İslam âlimlerinin ezici çoğunluğu olayları anlatıp geçmiş, dokunup irdelememişler; ama birkaç yazar (onlar da asırlar sonra yaşayanlar) konular hakkında savunmalar yapmışlardır. Şimdi bazı örnekler vereceğim; inanı yorum ki okur bunları okuyunca hayretler içinde kalacak.

Hatırlanacağı gibi halife Ömer, Hüzeyfe'yi, "Acaba ben de bildiğin münafıklar içinde var mıyım?" şeklinde zaman zaman yokluyordu diye anlatmıştım. Bu konuda ilkin ünlü İslam düşünürü İmam Gazali'nin görüşünden başlamak istiyorum. Kendisi şunları aktarıyor. Hüzeyfe münafıkları biliyordu, Muhammed bu konuda onu özel olarak seçip bilgilendirmişti. Kendisi o münafıkları detaylıca biliyordu. O yüzden halife Ömer'le Osman ve başka önemli sahabeler zaman zaman ondan bilgi edinmek istiyorlardı.- "Biz de onların arasında var mıyız yok muyuz" diye hep sorarlardı. Ama Hüzeyfe kimsenin ismini vermek istemezdi. Hatta Ömer kendisi hakkında, "Ben de o münafıklar içinde var mıyım?" diye yokladığında, o hayır diyordu. İmam Gazali bu kadarını anlatıyor. Kendisi, İbni Hazm gibi olayı anlatanlar yalancıdır, güvensiz kişilerdir gibi yakıştırmalarda bulunmuyor ve bu beyanatları olduğu gibi kabul ediyor. (417)

Besevi'nin, Ömer'in o meşhur sorusuna karşı yaptığı savunma, Gazali'ninkinden farklıdır; şöyle diyor: Ömer'in, "Ben de o münafıklar listesinde var mıyım?" şeklinde soru sorması, bilgi edinmesi mümkün değildir, bu yalandır diyor. Çünkü Bedir harbine katılmış, henüz dünyada iken cennet müjdesini almış, Muhammed'in, "Benden sonra peygamber olsaydı Ömer peygamber olacaktı. Her toplumun bir ermişi vardır; ümmetimin de ermişi Ömer'dir" gibi takdirlerini almış bir Ömer, nasıl olur da, bu ifadeyi kullanır. Besevi böyle bir açıklama yaptıktan sonra İbni Hazm gibi olayı anlatanlara çatıyor, kurtuluşu onlardan birini kötülemekte buluyor ki, Besevi dışında hiçbir İslam âlimi onun kötülediği kişiye güvensiz biridir dememiştir.

Şöyle ki, "Bu hadisi anlatanlardan Zeyd b. Vehb adındaki kişi yalancının tekidir" diyor ve kendince böyle bir savunmayı yeterli buluyor. Kaldı ki, sözünü ettiği Zeyd b. Vehb, Hicri 76 yılında, Besevi ise ondan 2 asır sonra ölmüştür. Peki, sormak lazım: Behey Besevi, sen bu adamın yalancı olduğunu nereden biliyorsun, var mı senin alıntı yaptığın bir İslami kaynak! Yok. İşin gülünç yanı, Besevi'nin bu açıklamasını, kitabını tahkik edip redaksiyonunu yapan Dr. Ekrem Ziyaettin Ömeri dipnotunda onu yalancı çıkarıyor ve şöyle diyor: Hadisleri aktaran kişilerin durumunu değerlendiren İbni Hacer ve Zehebi, "Herkesin ittifakla güvenilir dediği Zeyd b. Vehb için, Besevi'nin onun hakkında, 'güvensizdir' ifadesini kullanması yerinde bir açıklama değil, talihsiz bir açıklamadır." (418)

İlginçtir ki, hem Zehebi, hem de İbni Hacer Ömer'in "Ben de münafıklar listesinde var mıyım?" sözü üzerine uyduruk savunmalar yaptıkları halde, buna rağmen Besevi'nin bu şekildeki savunmasını kabul etmemişlerdir. İşte, kitapta anlatılan bir kısım olaya karşı yapılan komik savunmalara somut bir örnek. Daha bitmedi; Besevi'nin iftirasını onun meslektaşlarının delilleriyle teşhir edeceğim.

İbni Hacer ve Zehebi'nin, Besevi'nin sözünü ettiği Zeyd b. Vehb hakkındaki değerlendirmeleri şöyle: İbni Hacer, Zeyd b. Vehb, Hz. Muhammed'in yanına giderken yolda vefat ediyor. Başta halife Ömer, Osman ve Hz. Ali olmak üzere birçok sahabeden hadisler rivayet etmiştir. (419) Kendisinden de birçok kişi bu hadisleri bir sonraki nesle aktarmışlardır diyor (İsimlerini de veriyor). İbni Hacer onun hakkında şunu da aktarıyor: A'meş demiş ki, Zeyd eğer size bir kişiden bir söz veya hadis aktarmışsa, öyle inanın ki sanki siz o birinci kişinin yanındaymışsınız, direkt ondan almışsınız gibidir. Yani o kadar dürüst bir insan demek istiyor.

Yine hadisleri aktaran kişileri (ravileri) inceleyenlerden İbni Muin, Zeyd b. Vehb için, "Güvenilirdir" demiştir diyor İbni Hacer. Keza İbni Haraş, "Güvenilirdir" demiş. İbni Hibban, İbni Sad, Udi gibileri de güvenilirdir demişlerdir. (420) İşte İbni Hacer'in değerlendirmesi böyle.

Zehebi, Zeyd b. Vehb çok güvenilir bir insan ve büyük tabiilerdendir demiş (421) Besevi dışında tüm hadis âlimleri ittifakla güvenilir kabul etmişlerdir diyor. Burada ayrıca Besevi'den bir iki örnek hadis de veriyor ve Besevi'nin eleştirisini doğru bulmuyor, şöyle devam ediyor: Eğer biz kişiler hakkında şüphe yolunu açarsak o zaman elimizde kaynak kalmaz diyor. İbni Muin ve başkası onun hakkında, "Zeyd'den bir söz duymak, sanki ilk kişinin yanında olup da birinci elden duymak kadar güvenilirdir" değerlendirmesinde bulunmuşlardır diyor. (422) İşte Besevi'nin yalancıdır, ona güvenilmez dediği kişinin sicil defteri böyle; üstelik bu raporu verenler, Besevi gibi İslam önderleri, İslam'a toz kondurmayan şahsiyetler.

İmam Suyuti değişik konularda pek çok kitap yazmış; hatta birçok yerde İslam'ın genel çerçevesi dışına çıkmış, nerdeyse bir eleştirmen gibi görünüyor. (423) Ama kendisine layık görülmeyen bir tarzda, Ebubekir b. Ebi Darem hakkında kötü ifadeler kullanıyor. Çok kısa bir açıklama yapıyor; o da çelişkilerle dolu. Adam hakkında, "Zeki, hafızası güçlü" dediği halde, sahabeleri eleştirdiği için, "Allah ondan razı olmasın" şeklinde beddua ediyor. Böyle savunma mı olur? Ama şunu da ekliyor: Bu adam, Buhari ve Müslim üzerine kitap yazan Hakim'in (Müstedrek yazarı) şeyhi/ondan yararlandığı kişi olarak söz ediyor, 352'de vefat ettiğini yazıyor.

Öyle ilginç ki, adam tanıtılırken, nereli ve hangi kabileye bağlı olduğu yazılıyor ve bir yerde tanıtma zincirinde 'Şa'bi' kelimesi geçiyor. Geleneksel İslam'a ters düşen bir hadis aktardığı için, onu lekelemek, gözden düşürmek için kelimede bile tahrifat yapmışlar. 'Şa'bi' kelimesini, 'Şia diye yazmışlar ki okur kitlesi onun hakkında, "Hani bu zaten Şii’dir, güvensiz biridir" deyip, evhama kapılsın. Yani adamı, hoşlarına gitmeyen bir hadis aktarmış diye zorla Şia yapmışlar. Neyse ki kitabı tahkik eden, dipnot olarak bunu düzeltiyor. (424) İşte İslami kurmayların komik savunmalarına örnekler.

Hicri 360'da vefat eden Taberani, Ulvan'ın içinde bulunduğu bu Ömer hadisini aktarınca bu kişi hakkında bir şey demiyor-olayı anlatıyor ve geçiyor. Yine hicri 310'da vefat eden ünlü tarihçi ve Kur'an yorumcusu Taberi, bu hadisleri anlatırken, şu kişiler güvensizdir gibi bir tasnifte bulunmamıştır; bunlardan asırlar sonra gelen Zehebi (748), ibni Hacer (852) gibileri, kurtuluş yolunu adamı lekelemekte bulmuşlardır. Onların yaptıkları savunmalara kendilerinin de şahsen inandıklarına ben inanmıyorum. Çünkü işin içinde inandırıcılık-mantık yok. (425)

Cahız'ın yaptığı savunma

Hani Hz. Ali'nin evi basılırken, Zübeyir b. Avam da onun evinde, Ali'yi destekleyenler arasındaydı. Ömer ve ekibi elinde ateşle eve doğru giderken ve o arada Fatma ile konuşurken, olup bitenlere karşı dayanamayan Zübeyir, kılıcını alıp dışarı fırlıyor. Baskıncıların sayısı fazla ve daha önce de tedbir aldıkları için onu tutuyorlar diye yazmıştım. İşte bu konu hakkında Cahız şunu diyor. Efendim Zübeyir bin Avam, Ebubekir'in Esma adındaki kızıyla evliydi ve bu çiftten üç de çocuk olmuştu. Ayrıca Zübeyir, Ebubekir sayesinde Müslüman olmuştu. Bir de kim diyebilir ki Zübeyir Ali'yi desteklediği için kılıç çekmiş; belki içerde olan yaşlı dayısı ve aynı zamanda Muhammed'in de amcası Abbas için halifelik istiyordu veya belki de kendisi için halifelik istiyordu!

Bir de Hz. Ali ile diğer halifeler arasında sorun olsaydı, kendi çocuklarına onların isimlerini takar mıydı: Ali'nin çocukları arasında hem halife, hem de İslam'ın önemli komutanlarının isimleri vardı diyor. Bir de aralarında sorun olsaydı Hz. Ali kızını ona verir miydi, diyor. Hatta ilk istediğinde Ali ona, "Kızım henüz çocuktur, ergenlik çağına gelmemiş" dediğinde Ömer, "Ben aşk için onunla evlenmiyorum ki, ben din için, Hz. Muhammed'i sevdiğim için evlenelim diyorum" diyor. İşte bu kadar temiz olan, dindar olan bir Ömer'e laf söylenir mi diyor Cahız!

Bir de, Hüzeyfe bin Yeman ve Ammar Osman hakkında, "Osman kâfir olarak kabre girmiştir. Kıyamet günü sırat köprüsünde günahkâr Osman'ın leşinden tüm insanlar rahatsız olacaklar" dediklerini aktarıyorlar. Ben Cahız olarak da derim ki eğer siz benim anlattıklarıma inanmıyorsanız sizin anlattıklarınızın doğru olduğunu nerden biliyorsunuz şeklinde savunmalarına devam ediyor, tabii ki bu arada Hüzeyfe b. Yeman ve Ammar b. Yaser'i de eleştiriyor.

Hatırlanacağı gibi daha önce anlatmıştım, halifelik konusunda Ebubekir, "Ya Ömer halife olsun, ya da Ebu Ubeyde" demişti. Cahız, "Aslında Ebubekir biliyordu ki onlar onu kırmazlar, onun önüne geçmezler. Dolayısıyla onun bu teklifi bir taktiktir" diyor. Savunma yapayım derken, bir taraftan da Ebubekir'i takiyyeci olarak takdim ediyor. Burada Ömer'in şu sözünü de aktarıyor. Ömer, Ebubekir'in bu teklifine karşı, "Yemin ederim ki ben Ömer olarak yere serilip deve gibi kesilsem, benim için Ebubekir'in önüne geçmekten daha kolaydır. Olur mu? Senin önüne geçsem boynum kırılsın." diyor. Bu durumda, Ebubekir'e karşı çıkıyormuş gibi mantık yürüterek, kendince sorunu halletmeye çalışıyor. (426) Ortada inkâr edilmeyecek kadar bilgi ve kanıt var iken, böylesine basit bir akıl yürütmeyle işi geçiştirmek kolay olsa keşke!

Kimi savunma yapan İslamcılar da, İbni Kuteybe'nin el-İmame ve Siyase' adında bir kaynağının olmadığını iddia ediyorlar. Önce bu kitapla ilgili bir bilgi vereyim, sonra iddialara geçeyim. Kitap şu an piyasada var. Örneğin; 1985'te Beyrut'ta Darü'l Menaradlı yayınevi tarafından yayınlanmış baskısıyla, bir de Mısır'da Nil yayınevi tarafından yayınlanan ve Muhammed Mahmut Rafii adındaki kişinin redakte ettiği başka bir baskısı da var. Kitap tek cilttir. İşte bu kitapta çok enteresan ve İslam'daki genel anlayışa ters düşen bilgiler olduğu için ve adam da çok eski bir tarihçi (hicri 3. yılında yaşamış) olduğu için bazı İslam savunucuları, kitap var ama İbni Kuteybe burada Muhammed b. Abdullah b. Ebi Leyla'dan alıntı yapmış ki, aralarında yaş farkı, zaman farkı var. Yani İbni Kuteybe bu adamla buluşamamıştır, kaldı ki böyle bir bilgiyi ondan almış olsun. Gerçekten ilginç savunmalar.

Hâlbuki bugün İslam'da Kur'an'dan sonra gelen Buhari kitabının yazarı, eski Sovyetler Birliğine bağlı Buharalı ve orada doğmuş. Bu adam hicri 256'da da vefat ediyor. Bunun, Muhammed'den asırlar sonra Mekke'ye gidip Hz. Muhammed'e ait hadisleri toplaması garip değil de; İbni Kuteybe'nin tek bir konuda zamanında yaşamamış bir adamdan alıntı yapması, onu, kendi kitabından bile ediyor. Bu kitabı o yazmamıştır diyebilecek kadar iftirada bulunulabiliyorlar. Ben de şu an yazıyorum ve benimle Hz. Muhammed arasında geçen ve olayı aktaran ravi zincirini hiç yazmıyorum; olayları direkt olarak yazıyorum. Ben ve herkes nasıl bir yerlerden bilgi topluyorsak, İbni Kuteybe de bir yolla adamdan bilgi edinmiştir. İşte savunmalardan biri de bu.

Görüldüğü gibi kitabın başından beri yazıyorum, alıntı yaptığım kaynaklar bitmiyor. O kadar geniş bir kaynak listesi var ki, bir-iki şâhısa çamur atmakla bu bilgiler çürütülemez.

Bu konuyu biraz açmak istiyorum. Yani kaynaklardan haberi olmayanlar sanırlar ki sanki bu kitapta anlatılanları sadece Ulvan, İbni Ebi Darem gibi iftiraya maruz kalmış kişiler aktarmışlar. O yüzden biraz açmak istiyorum. Bunu yaparken de yazarların yaşadıkları tarih sırasına göre ele alacağım.

1- İbni Ebi Şeybe (h. 159-235) Muhammed b. Bişr'den, o da Ubeydullah b. Ömer'den, Zeyd b. Eslem'den, o da babası Eşlem'den (Bu Eşlem aynı zamanda halife Ömer'in azatlı kölesi) aktararak şunu anlatıyor: Ebubekir halife olunca, Hz. Ali ve Zübeyir gibi bazı ileri gelen ashab Ali'nin evinde konu hakkında istişare ediyorlar; yani Ebubekir'i kabul etmiyorlar. Onları getirmek için Ömer, Ali'nin evine varınca ilkin Fatma onu karşılıyor. Bu arada Fatma'ya, "Ali'ye ve içerdekilere söyle çıkıp Ebubekir'in yanına varsınlar, halifeliğini kabul etsinler. Seni seviyorum; ancak şu demek değildir ki, bunlar çıkmayınca ben evi yakmam. Allah'a yemin olsun ki çıkmadıkları takdirde evinizi yakarım" diyor. İşte en eski tarihçi, bilinen meşhur hadis âlimi Buhari'nin üstadlarından ve aynı zamanda kendisi de hadis âlimi, bu konuyu anlatırken kimseye iftira etmiyor, şahıslara çatmıyor. Üstelik onun alıntı yaptığı ravilerde ne Ulvan var, ne de İbni Ebi Darem; ama Ömer yemin içerek evi yakarım, gözyaşına bakmam diyor. (427)

2- Belazuri (276.ö) Meciaini'den, o da Müslim b. Muharib'den, Süleyman Teymi'den, İbni Avn'dan alıntı yaparak şunları aktarıyor: Hz. Ali, Ebubekir'in halifeliğini tanımayınca, Ömer ateş alıp onun evine doğru gidiyor. Fatma onun elinde ateş görünce soruyor, evimi mi yakıyorsun ya Ömer diyor. O da "Evet; babanın dinini güçlendirmek için böyle yapıyorum" diyor. Yine Belazuri, Bekr b. Heysem'den, o da Abdurrazzak'tan, Muammer'den, Kelbi'den, Salih'ten ve o da İbni Abbas'tan aktararak şu farklı bilgiyi de veriyor: Hz. Ali Ebubekir'e muhalif çıkınca, Ebubekir Ömer'e talimat veriyor "Gidin en onur kırıcı bir şekilde onu ve taraftarlarını getirin" diyor. Bu ravi listesinde de ne Ulvan var, ne İbni Ebi Darem ve ne de Belazuri'nin bir itirazı söz konusudur. Olayı anlatıyor ve gerçek olarak kabul ediyor. (428)

3- İbni Kuteybe (276.ö) olayları direkt aktarıyor; yani diğer tarihçiler gibi isimleri sıralamıyor. Daha önce de birkaç kez anlattım, yine bir özet vereyim. Ali ve kendini destekleyenler Ebubekir'i kabul etmeyince, onun evine baskın düzenlenir ve sonunda zorla onu Ebubekir'in yanına götürürler. Ali onlara, "Ne çabuk yalancı oldunuz, halifelik hakkım değil miydi!" der. Bu arada Hz. Muhammed'in mezarı başına gidip manevi şikâyette bulunur, hatta ağlar, neredeyse beni öldürecekler der. Tabii ki baskıncılar Ali'nin evine giderken beraberlerinde ateş-odun da götürüyorlar, Ömer, "Fatma da içinde olsa yakarım" diyor. Hz. Fatma, siz babamın cenazesini yerde bırakıp iktidar kulisleri yapmaya çalıştınız, bizi hiç hesaba katmadınız, şimdi de gelip bizden onay istiyorsunuz; kesinlikle böyle bir şeyi bizden beklemeyin diyor. Fatma bunları ağlayarak anlatıyor. Bu arada Ali'yi zorla götürüyorlar şeklinde uzun uzadıya bilgi veriyor İbni Kuteybe. İşte burada da ne Ulvan ne İbni Ebi Darem gibi isimler var. (429)

4- Yakubi (294.ö) hadisi kimden aktardığını yazmıyor, olayı direkt anlatıyor ve şöyle diyor. Hz. Ali, Ebubekir'e karşı çıkınca, Ebubekir'le Ömer, geceleyin Ali'nin amcası Abbas'a gidiyorlar ve ona rüşvet teklif ediyorlar. Ancak Abbas onlara kızıyor ve tekliflerini kabul etmiyor. Onlar bundan sonuç almayınca Hz. Ali'nin evine baskın yapıyorlar ve izin almadan eve giriyorlar. Fatma o sırada kızıyor, çıkın yoksa türbanımı atarım diyor. Hz. Ali elinde kılıçla dışarı çıkıyor; ama onu etkisiz hale getiriyorlar şeklinde bilgi veriyor. Burada da sözü edilen kişiler yine yok ve tabii ki savunma da, itiraz da yok. (430)

5- Taberi (h.310) bu konuya epey yer veriyor ve hiç itirazda da bulunmuyor. Kendisi Hamit'ten, Cerir'den, Mugire'den, Zeyad'dan aktararak özetle şöyle diyor: Hz. Muhammed vefat edince, Ebubekir'le Ömer iktidar kulisi yapıyorlardı. Hatta Taberi, Sakife Beni Saide denilen yerde halifelik işini hallettikten sonra ancak Ebubekir'le Ömer cenaze başına geliyorlar diyor ve bunun süresini de veriyor: Ebubekir, Hz. Muhammed'in ölümünün üçüncü gününde ancak cenaze başına gelebiliyor diyor. Defin işiyle Hz. Ali ve birkaç akrabası uğraşıyordu şeklinde anlattıktan sonra şunu aktarıyor. Başta Hz. Ali olmak üzere önemli birkaç kişi Hz. Ali'nin evinde toplanıp halifelik konusunda istişare ediyorlardı. Daha doğrusu onlar Ebubekir'in halifeliğini kabul etmiyorlardı. Kendileri de gelip kabul etsinler diye Ömer bir ekiple Hz. Ali'nin evine gidiyor, orada bulunan Talha, Zübeyir ve birçok Ali taraftarını tehdit ediyor, ya gelir Ebubekir'i kabul edersiniz ya da evi başınıza yakarım diyor. Bu sözler üzerine Zübeyir bin Avam kılıcını çekip meydana çıkınca yere düşüyor. Bu arada baskıncılar kılıcını elinden alıp kırıyorlar. (431) Ömer, Zübeyir'le Hz. Ali'ye, "İster rızanızla olsun, ister zorla olsun siz gelip Ebubekir'i kabul edeceksiniz" diyor. Uzunca açıklamalar yapıyor Taberi. Kimi rivayetlere göre Hz. Ali, Fatma'nın ölümünden sonra ancak kabul ediyor, kimilerine göre daha erken şeklinde anlatıyor.

Hatta Taberi, Ebubekir'in Fatma'nın malını vermediğini, Fatma'nın ölene dek onlarla küs ve kırgın olduğunu, vasiyeti üzerine gece gömüldüğünü de anlatıyor. Fatma'nın, Ebubekir'in cenaze merasimine katılmaması için Hz. Ali'ye vasiyette bulunduğunu da belirtiyor.

Taberi'nin kaynağında bütün bu gerçekler var iken, kimilerin, "Hayır Taberi böyle bir şey dememiş" şeklinde iftirada bulunmaları ancak cahilliklerindendir demekle izah etmek mümkündür. Çünkü bazı yerlerde görüyorum, Taberi'nin bu gibi kritik konuları ele almadığı iddia ediliyor. (432) İşin bir diğer yanı, Taberi gibi bir tarihçi ve tefsir sahibi/Kur'an yorumcusu bunları anlatırken herhangi bir itirazda da bulunmamıştır ve üstelik de onun alıntı yaptığı kişiler listesinde ne Ulvan ne de İbni Ebi Darem vardır. İşte dogmatik bir şekilde inanan kesimin bir savunma yöntemi de bu gibi aslı astarı olmayan iftiraları üretmektir.

6- İbni Abdirabbih (h.328) de direkt konuyu anlatıyor; ravilerden söz etmiyor. Ebubekir, Ömer'i Ali ve yanındakileri getirmeye gönderirken, "Şayet direnirlerse şiddet kullanacaksınız" diyor. Gittiğinde de elinde ateş var ve yine Fatma soruyor, evi mi yakıyorsun diye. O da evet karşılığını veriyor. Burada da ne Ulvan var, ne de İbni Ebi Darem! (433) Şu hatırlatmayı da yapayım, bu iki kişiden birinin adı Ebubekir'in bir sözünde geçiyor. Hani keşke şu üç şeyi yapsaydım, şu üçünü de yapmasaydım diye Ebubekir'in bir açıklaması vardı, kaç kez anlattım ve onlardan biri de, "Keşke Fatma'nın evini açmasaydım" şeklindeydi. Hâlbuki bu olay hiç de önemli değil. İbni Ebi Darem de, Fatma'nın baskın sırasında dövülürken çocuk düşürmesiyle ilgili hadiste ismi geçiyordu. Kaldı ki bu iki kişiye itfiraya gerek yok. Çünkü konu hakkında sayısız kaynak ve raviler var: Onları baştan beri değişik konularda verdim.

7- Mes'udi (346) ravi isimlerini vermeden olayları direkt anlatıyor. Ömer, Ali ve yandaşlarını almaya gidince evi yakıyorlar diyor ve devam ediyor. Ali'yi zorla alıp götürüyorlar, şayet Ebubekir'i kabul etmezsen seni katlederiz diyorlar. Hatta Halit b. Velit eliyle onu öldürmek için plan yapıyorlar; ancak Ebubekir'in eşi Esma'nın gizliden ona haber vermesi üzerine, bu plan başarısız kılınıyor, tabii ki ev baskınında Hz. Fatma da çocuk düşürüyor. Onun özeti bu. Dikkat edilirse, Mes'udi'ye göre ev yakılmış. İşte Mes'udi bunları anlatırken ne Ulvan'dan, ne de İbni Ebi Darem'den alıntı yapıyor. (434)

8- Selim b. Kays Hillai (h.76) daha önce detaylıca bu yazardan hayli bilgi verdim. Fatma'nın bile bu baskında katledildiğini aktarıyor, ev yakması, çocuk düşürmesi, Ali'yi katletme planları, Ali'nin boynuna ip geçirme gibi çok çarpıcı ve trajik konular aktarıyor, tabii ki bu da Ulvan ve Ebi Darem isimlerini vermiyor. Çünkü bir kere onun zamanında bu iki isim henüz yoktu, onlar yıllar sonra dünyaya geldiler. Peki, bu durumda ne olacak? (435)

9- İmam Taberani (360.ö) en eski muhaddislerden olan bu âlim, Ebubekir'in pişmanlık duyduğunu ifade eden hadisin ravileri arasında adı geçen Ulvan'dan aynı hadisi almış ve herhangi bir itirazda da bulunmamıştır (436); ama ondan 4 asır sonra dünyaya gelen Zehebi ve yaklaşık 5 asır sonra dünyaya gelen İbni Hacer, Ulvan'a itiraz ediyorlar! Gerçekten gülünç bir savunma.

Hani halife Osman'ın hatalarından biri de. Halife Ömer vurulurken, Ubeydullah adındaki oğlu o arada üç masum insanı katlediyor demiştim. Kural gereği Osman, Ömer'in bu oğluna ceza vermeliydi; ama onu affediyor ve katledilenlerin kan bedelini devlet malından ödüyor. Hatta bu arada Hz. Ali bile Ömer'in oğlu Ubeydullah boş yere üç cinayet işlemiştir, dini kural gereği bu adam öldürülmelidir dediği halde kabul edilmiyor. Kimileri, daha dün babası vuruldu, bugün de oğlunu mu katletmek istiyorsunuz gibi savunmalar yapıyorlar ve adama bir ceza uygulanmıyor.

İşte İbn'il Arabi'nin (h.543.ö) kitabını tahkik eden komisyon şu şekilde bir savunma yapıyor: Ömer gibi biri başka bir ülkede katledilseydi kan gövdeyi götürürdü. Dolayısıyla, Ömer için üç kişi öldürülmüşse çok mu? İbni'l Arabî kitabında şunları aktarıyor: Hz. Muhammed demiş ki, bir Müslüman bir kâfir yüzünden katledilmez. Dolayısıyla bunlardan Ömer'i katledenin kızı ve Hürmüzan adındaki kişi mecusiydiler, öldürülen üçüncü kişi Cüfeyne de Hıristiyan'dı diyor ve hatta şunu da ekliyor. Abdullah b. Abbas önemli bir sahabi. Bir ara halife Ömer'e diyor ki, izin ver de bizimle yaşayan suçsuz ama ileri gelen İranlıları katledelim. Fakat Ömer izin vermiyor. İşte bu mecusileri topyekûn öldürmek için İbni Abbas gibi meşhur bir kişi fetva istiyorsa; artık biz kalkıp öldürülen üç insan için eleştiride bulunamayız... şeklinde bir müdafaa yöntemini seçiyor ve savunmasını şöyle sürdürüyor:

Derler ki, halife Osman Ammar b. Yaser'i dövünce adam fıtık olmuş, İbni Mesut'u da öylesine dövmüş ki, adamın bağırsakları çatlamış, ayrıca maaşını da kesmiş, bir de Osman uyduruk bir Kur'an ortaya koymuş ve diğer Kur'an nüshalarını yakmış; ayrıca devlet malını istediği şekilde kullanmış, Ebuzer'i Gıfari'yi 'Rebeze'ye', Ebu Derda'yı da Şam'a sürgüne göndermiş, Hz. Muhammed'in Taif’e sürgüne gönderdiği ve lanetlediği Hakem'i geri getirmiş, Muaviye ve Mervan gibi kötü insanları hem önemli görevlere getirmiş, hem de onlara ayrıcalıklar tanımış, halife Ömer hep beraberinde kırbaçla dolaşıp insanları kırbaçlı yordu, Osman da aynı şeyi bastonla yapıyordu, yine Osman sudan bahanelerle en başta Bedir ve Uhud olmak üzere birçok savaştan kaçmış... gibi Osman'a mal edilen eksikleri sıraladıktan sonra "Bunların hepsi yalan" diyor ve şöyle kanıtlamaya çalışıyor: Bir kere eğer dövdüğü şahıs fıtık olsaydı yaşayamazdı; kısa zamanda ölürdü. Çünkü fıtık olan kişi fazla yaşayamaz diyor ve şöyle kapatıyor, bir kere bu gibi eleştirileri kale almaya değmez, cahillerle vakit geçirecek zamanım yoktur diyor. İşte İslam'da meşhur olan bir başka zatın savunması da böyle. (437)

10- İbni Teymiyye'nin savunmaları

Bu meşhur Şeyhü'l İslam kitapta anlattığım konular hakkında özetle şunları yazıyor: Biz kesinlikle biliyoruz ki, Ebubekir ne Hz. Ali'ye, ne de Zübeyir b. Avama'a herhangi bir eziyet yapmamıştır; hatta başlangıcından sonuna kadar Ebubekir'in halifeliğini kabul etmeyen Sad bin Ubade'ye bile olumsuz bir şey yapmamıştır diyor ve şöyle devam ediyor: Ebubekir, Fatma'nın evine devlete ait herhangi fazla bir malın o evde olup olmadığını kontrol etmek için adamlar göndermiştir diyor. Varsa, alıp bir an önce fakir-fukaraya vermek istemiştir diyor. Bilmem Fatma'nın evine gidip eziyet etmişler, Fatma'yı kapı-duvar arasında sıkıştırınca Fatma çocuk düşürmüş, Hz. Ali'yi zorla ve onur kırıcı bir şekilde evden çıkarıp Ebubekir'in yanına götürmüşler, hatta evini yakıp yıkmışlar, daha önemlisi Ömer halife olunca, bu makamı da Ali'ye karşı kullanarak kızını gasp etmiş gibi iddialar hep yalandır diyor ve devam ediyor; (438) bunları ancak cahil yalancılar, beyinsiz kişiler söyleyebilir. Halbuki bilgi ve marifet sahibi bunun yalan olduğunu biliyor diyor.

Bir diğer iddia da, güya Ebubekir ve Ömer mürted olmuşlar/dinden çıkmışlar diyorlar. Hâlbuki herkes biliyor ki Ebubekir, dinden çıkanlarla şiddetle savaşan biriydi şeklinde bir mantık yürütüyor. Artık İbni Teymiye'nin, "Kesinlikle biliyoruz ki, Ebubekir kimseye herhangi bir haksızlık yapmamıştır" iddiasının garantisi nereden geliyor, bunu bilemiyorum. Olsa olsa Cebrail ona da vahiy getirmiş olabilir!
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 23-11-2012, 03:36
ALKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALKA ALKA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 6.047

Başarı Ödülü 

Standart

Kısacası, İbni Teymiye'nin savunmaları arasında mantık ve ilim yok; ancak bunu söyleyenlere hakaret ediyor, konuyu ise dalalet ehli, hayvan cinsinden olanlar, yalancı cahiller, beyinsizler gibi yakışıksız kelimelerle ve bir çocuğu bile ikna edemeyen sözlerle geçiştiriyor. İşte bu basit savunmayı yapan İbni Teymiyye, sözüm ona kendi zamanında meslektaşları nezdinde güya reformist görülmüş ve ömrü hep zindanlarda geçmiştir. Hatta ona zindanda kitap okumak bile yasaklanmıştır. Mısır'da cezaevine girmiş, Şam'da bir girmiş, bir serbest kalmış, bir daha girmiş şeklinde hep cezaevine gel-git’ler yapmıştır. Ama görüldüğü gibi savunmaları da ancak gülünecek düzeydedir. (439)

Bu konuya İslami kesimce sansür konduğu kesindir; ancak bunu becerememişlerdir. Mesela İbni Kuteybe'nin kitabı 'el-Mearif’te, "Hz. Ali'nin oğlu Muhsin küçük yaşta iken helak olmuş" deniliyor. Ama eski baskısında, "öldürülmüştür" diye açıklama var. En basit kanıt, İbni Şehraşub (588.ö), 'Menakıb-i AI-i Ebi Talib' adlı yapıtında anlatıyor ki, İbni Kuteybe'nin de el-Maarifte belirttiğine göre, baskın sonucu hamile olan Fatma, Muhsin'i düşürmüştür şeklindedir. Ama bu açıklama bugün el-Maarif adlı yapıtta yoktur. Hicri 588 yılında ölen ibni Şahraşub o zaman İbni Kuteybe'nin adı geçen kaynağında var diye belirtiyor. Anlaşılan o ki, daha sonraki baskılarda bu kritik cümleler silinmiştir. Bugün piyasada satılan 'el-Mearif te sadece, "Hz. Ali'nin oğlu Muhsin küçük yaşta helak oldu" bilgisi var. (440) Helak olmak; düşürülmek anlamında da, ölmek anlamında da kullanılabilir. Belli ki, olayın izini ortadan kaldırmak için bu terim bilerek seçilmiştir. Ölmek kelimesi varken helak kelimesini kullanmak bence anlamlıdır. Ama her şeye rağmen eski orijinali gibi "Ömer'in baskısı sonucu Fatma Muhsin'i düşürmüştür" şeklinde net bir ifade yeni nüshada yoktur.

Peki, o zaman Şehraşub neden İbni Kuteybe de el-Maarif adlı yapıtında bunu bu şekilde aktarmış, desin ki! İşte açık bir tahrifat örneği.

Bir başka somut sansür örneğini de İbni Abdilberr'den aktarayım. Bu yazar İstiab' adlı yapıtında bu olayı anlatırken, Ömer, Hz. Ali'nin evine varınca, onu ve taraftarlarını tehdit ederek "şöyle şöyle diyor" şeklinde muğlâk ifadeler kullanıyor. Şöyle şöyle ne demek! Sen hicri 463'te vefat etmişsin. Demek ki Ömer'in bu sözleriyle ilgili sana kadar gelen bazı önemli noktalar var. Ama sen onları makaslıyorsun. Yoksa şöyle şöyle dediğini nasıl biliyorsun? Ne demişse açık bir şekilde yazacaksın... İşte yapılan savunma yöntemlerinin bir başka örneği: Makaslamak...

Aynı yazar, Tebük'te Hz. Muhammed'i öldürme girişiminde bulunanlardan biri olan meşhur sahabi Ebu Musa el-Eş'ari hakkında bilgi verirken de, "Hüzeyfe b. Yeman, Ebu Musa hakkında kötü şeyler anlatmış; ancak kaynağımda onları anlatmaya dilim varmıyor" şeklinde çok açık bir sansür örneğini veriyor, hatta itiraf ediyor ve şunu da ekliyor: "Allah küsuratını bağışlasın" diyor ve konuyu kapatıyor. (441)

Sözün özü, her türlü sansür ve baskıya rağmen, yine konunun aydınlatılması için İslami kaynaklardaki bilgiler yeter de artar bile. Yorumlar ise, görüldüğü gibi bir ceviz kabuğunu doldurmayacak kadar boş şeyler.



Dipnot:

417) Gazali, Ihyaü'l Ulum, Kitab u Şuab, 1/132.

418) Besevi, el-Marifet'ü ve'l Traih, 2/769. Dipnotunda ibni Hacer'in
a- Tehzibi Tehzib 3/427
b- İsabe, 1/567 ve Zehebi'nin Mizan'ül İtidal, 2/107'dende alıntılar var. Besevi'nin sözünü ettüğü Zeyd b. Veheb, hicri 76 yılında vefat etmiştir.

419) Ebuzer, İbni Mesut, Hüzeyfe b.Yeman ve daha birçok kişiden.

420) İbni Hacer Askalani, Tehzib-i Tehzib, 3/427.

421) Tabii odur ki, ne kendisi Hz. Muhammed'i görmüş, ne de Hz. Muhammed onu görmüş; ancak Hz. Muhammed'in ashabına yetişip onları gören mümin kişi demek.

422) Zehebi, Mizanü'l İtidal, 3/158, no: 3034.

423) İtkan, Lübab'u Nükul, Dürrü'l Mensur gibi kaynaklarında çok ilginç aktarımları var.

424) Tabakat'ül Huffaz, s. 363, no: 822.

425) Mucem-i Kebir, 1/62, no: 43.

426) Kitabu’I Osmaniyye, 222-237.

427) İbni Ebİ Şeybe, Musannaf, no: 37045- 20/579.

428) Belazuri, Ensab'ül Eşraf, 1/586-87, no: 1184-87.

429) İmam-Siyaye, s. 40 vd.

430) Yakubi Tarihi, 2/141.

431) Hatta Şia kaynaklarında 600 kişilik bir grupla Halit b. Velit baskın yapıyor: Yani İslam tarihinde anlatıldığı gibi böyle basit değilmiş; çok kanlı bir iktidar mücadelesi yaşanmış bu baskında.

432) Taberi Tarihi, 3/201 ve devamı...

433) Ikd'ül Ferid, 5/13.

434) İspatü'l Vasiyeti, s. 153 ve devamı...

435) Kitab-ü Selim Hilal, tek cilt ve baştan sona kadar bu skandallardan söz ediyor.

436) Mucemi Kebir, 1/62, no: 43.

437) 'El-Avasim'ü Mine'l Kavasım' s. 118 vd ile 280-81.

438) Ümmü Gülsüm, yaklaşık 9-10 yaşlarında, Ömer de o zaman artık 60 yaşlarında. Bu evlilik konusunu özel olarak işledim ve tabi ki bir gerçek.

439) İbni Teymiyye, Minha< Ti Silıınrl'l Nobeviyye, 4/493 ve 8/291 iki ayrı yerde ele almış.

440) El-Maarif, s. 122

441) İbni Abdi'l Berr, Istiab, Abdullah b. Kays, b. Selim kısmında ki aynı zamanda Ebu Musa el-Eş'ari'nin asıl adıdır, no: 1639

Arif Tekin, Bilinmeyen Yönleriyle Hz.Muhammed’in Ölümü, s.349-365

Hazırlayan: ArapŞükrü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
arif tekin, arif tekin makaleleri

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kur'an-ı Kerim'in Bazı Ayetleri lizarazu İslam Forumu 0 15-07-2012 19:21
bazı sorular ? gameover İslam Forumu 11 11-05-2012 02:32
bilim adamlarının falsoları Olimpiyat Bilim 4 28-07-2011 12:56
Bazı Bilim Adamlarının Sözleri hur-kus Hristiyanlık ve Musevilik 11 29-05-2010 15:57


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:17 .